0 2 3 3 6 6 6 6 0 0 0 56 6 6 6

Yorumlar

Transkript

0 2 3 3 6 6 6 6 0 0 0 56 6 6 6
0
233
6
66
56
66
6
04646
30 20 60 0 660 0 660
0 160 5660 40 460 0
660 0 330 60 0
,1.0 0 0 60 60 0 60 60
10 0 60 60 0 50 0
23
0140336
606060000
060060600,600660060600
.0000,1.06060660
60 60 6460 60 0 2360 0 10
14660 20 564660 20 0 450 0
0066066000
0150020
343306400064660230640022330
60 0 6560 10 0
6460 0 0 230 160 0 20
060
0340601660000
60 0 0 0 ,66.0 0 6160 60 0
0 0 20 0 0 2346660 0 10
616005646006036064060343
30
602006060666/
3602660-00006014600
00 06060006065606040360
00 0020
060000000
560 0 ,4.0 60 5660 0 60 165660 30
360
0040605060
64665660 360 60 0 6466560 60 0 0
60660060
0060600360
0 60 60 0 0 0 660 00
36060030
0002
0
/0
260 0 40 60 0 0 0 66
0 40
1061006066046
5660
50 360 0 60 0 0 660 60
00616000060060
001000/
6
%*)0')
*%*)#$!)('"%%!'#!+" &%
2!$î+!,+!,%ª4!3!2)-ª-%2+%:îªîì"î2,îêî9,%ª(!:)2,!.-)ì4)2
ª+!3)-ª
3!9)ª
2!$î+!,î.ª/+52,!2).!ª!2-!ê!.)$)2
28/11/2010
03
Pelin Özgen
[email protected]
Barselona’daki Dünya Mimarlık
Festivali’ne (WAF) bu yıl da büyük bir ilgi
vardı. Dünyanın dört bir yanından gelerek
eteklerindeki taşları döktükleri festivalde,
farklı ketegorilerde 3 gün boyunca onlarca
proje sunumu gerçekleştirildi.
Geçtiğimiz aylarda Ulusal Mimarlık
Ödülleri’nde 4 ödül alarak büyük bir başarı
yakalayan Erginoğlu&Çalışlar Mimarlık’ın
Tuz Ambarı projesi, WAF’ta “Yeni ve
Eski” kategorisinde birincilik ödülünü
almaya hak kazandı. TOCA Mimarlık da
“Üretim, Enerji ve Dönüşüm” kategorisinde
birincilik ödülüne Azerbaycan Yevlakh’ta
gerçekleştirdiği Tohum Tesisi Projesi ile
layık görülerek Barselona’da herkesin
yüzünü güldürdü.
Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık’ın Kurucu
Ortağı Kerem Erginoğlu’na ve Toca
Mimarlık’ın Genel Müdürü Erdinç Çiftçi’ye
bu önemli ödülü almalarının arkasında
yatan başarıyı sorduk.
KEREM ERGİNOĞLU: “Sunum hazırlığını
olabildiğince ciddiye aldık. Bir yıl evvel
anglosakson tabanlı jüri karşısında
terleyen meslektaşları görünce en
iyi yöntemin kısa bir film üzerinden
hazırlanmak olduğuna karar verdik.
Oldukça kısıtlı bir zamanda bu projeler
için birer sunuş hazırladık. İlk gün
heyecanlanmadık desek yalan olur.
Turkcell Ar-Ge binası ve Pendorya AVM’nin
sunumlarını gerçekleştirdik. Akşamında
açıklanan sonuçlar, gün boyu rakip
meslektaşların sunumları ve eserleri
bizlere bu festivalin ciddiyetini bir kez
daha hatırlattı. Son derece titizlikle
hazırlanmış, herbirinin arkasında derin
fikirler olan, çoğu star mimar (Zaha Hadid,
David Cheeperfield, Foster, vs...) ya da
“mamut” diye adlandırdığımız 150-200
kişinin çalıştığı (RMJM, SOM, Arup...)
02
BARSELONA’DA
MUTLU SON!
Erginoğlu & Çalışlar ile TOCA Mimarlık,
Dünya Mimarlık Festivali seçici kurulunun
değerlendirmesinde ödüle layık görülen
ilk Türk mimarlar olma ünvanını aldı.
ofislerin hazırladığı projeleri izlemek bizi
heyecanlandırdığı gibi rakip olarak kısmen
endişelendirdi de...
Daha sonra DDB Tuz Ambarı projemizi
“yeni ve eski” dalında sunduk. Binamızın
neden dalında en iyi seçildiğini akşam
yemeğinde jürimizin önemli isimlerinden
Ahmad Hamid’den öğrendik. Kendisi
de bizim gibi Muma’nın Victoria and
Albert Museum projesini çok beğenmiş.
Ancak yapım koşulları, yapım yeri ve
yapım süresi gözönüne alındığında bizim
projenin ön plana çıktığını anlattı. Bu tür
yapıların Doğu’da Batı’lı ülkelere göre ne
kadar zor ortaya çıktığını anlatarak diğer
jüriyi de ikna etmiş. Yine onun sözlerine
dayanarak: ‘Royal Albert Müzesi’nde
kimseye kolay kolay hata yaptırmazlar,
oysa siz bu yapıyı yeniden ortaya çıkartıp
yeniden işlevlendirmişsiniz...’ Sonuç
olarak, yaklaşık 1500 kadar projenin
katılımıyla en üst düzeyde gercekleşen bu
festivalde yer almak gerçekten çok hoştu.
Hepsinden önemlisi Türk mimarlığı adına
bu ödülün sahibi olmak en gurur verici
olanı...”
ERDİNÇ ÇİFTÇİ: “Yevlakh Tohum Tesisi
Kampüsü projemizin birkaç noktada
jürinin dikkatini çektiğini düşünüyorum.
Proje temasında; makine-yapılar yaratmak
istedik. Makine yapılar makinenin yapı ile
birbirine bağlantılar ve kopuşlar içerecek
şekilde; yapı ile makinenin sınırlarının
muğlaklaştırıldığı bir tasarım hedefledik.
Yapılar ile makinelerin sınırlarını
belirsizleştirdik.
Proje konusu kendi başına mimarlığın çok
da ilgilenmediği; daha çok mühendislik
formasyonlarının konusu sayılan bir
konudur. Bu gibi yapılarda Mimar’dan
sadece bilinen makine yerleşimine göre
yapılar tasarlaması beklenir. Bu konuda
mimar olarak yeni bir işlev önermek ve
bu işlevi mühendisler, işveren ve makine
sağlayıcılarını ikna edecek düzeyde bir
fikir geliştirmek farklı bir çalışma biçimi
olmuştur.
Bundan şunu kastediyorum; alışılmış
tohum tesislerinin dikey kurgusuna
alternatif olacak yatay bir işlev şeması
önerdik. Bu yatay bandın tıpkı Fordist bir
bandın birbirine bağlı ara istasyonları
gibi bir vaziyet planı oluşturduk.
Hammaddenin proses aşamasındaki her
hareketinin dışavurumuna olanak verecek
mimari formlarda yapılar tasarladık. Bütün
bir tesis tek bir makine gibi tasarlandı.
Mimari formlarda makine estetiğini açığa
çıkaran; provakatif formlar ve cesur
renk kullanımı da jürinin beğenisini
kazanmıştır. Dünyanın en prestijli
organizasyonlarından birinde mimari
tarzımızın ödüle layık bulunması bizim
için gurur vericidir.”
01 Tuz Ambarı, Erginoğlu&Çalışlar
01
03
02-03 Yevlak Tohum Tesisi, TOCA Mimarlık
04
Sibel Baştimur
[email protected]
OTURMAYA DA BEKLERİZ
Cem Yılmaz’dan Ajda Pekkan’a, Latif Demirci’den Hıncal Uluç’a
tanıdığımız pek çok isim Türkiye Omurilik Felçliler Derneği’ne
destek sağlamak için tasarımda buluştu.
Ataköy Plus Alışveriş Merkezi, Türkiye
Omurilik Felçlileri Derneği’ne destek sağlamak amacıyla ‘Oturmaya da Bekleriz’ adlı
bir sosyal sorumluluk projesi hazırladı. Gerek malzemesi gerekse formuyla son derece yalın ve ‘tanıdık’ bir sandalyenin farklı
bakış açılarıyla yeni bir çehre kazandırıldığı proje kapsamında, aralarında Ajda Pekkan, Cem Yılmaz, Seda Sayan , Zerrin Tekindor, Hıncal Uluç, Sezen Akbaşoğulları, Latif Demirci ve Bengü’nün de yer aldığı
19 sanatçı katıldı. 4 Kasım’da açılan sergi,
5 Ocak tarihine kadara Ataköy Plus’ta görülebilecek.
İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nin işbirliğiyle gerçekleşen ‘Oturmaya da Bekleriz’ sergisinin geliri Türkiye Omurilik Felç-
lileri Derneği’nin Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyası’na bağışlanacak.
Sergide çalışmalarına yer verilen sanatçıların da katılımıyla dikkatleri üstüne toplayan ‘Oturmaya da Bekleriz’ projesinin açılışı 4 Kasım’da Ataköy Plus’ta yapıldı.
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin
omurilik felçlilerinin tıbbî, ekonomik, sosyal sorunlarının çözümü ve yeni omurilik
felçlilerinin oluşmaması konusunda yaptığı mücadeleye katkıda bulunacak olan bu
anlamlı projeyi yürüten Ataköy Plus Alışveriş Merkezi Müdürü Cemil Demirbakan,
amaçlarının “Omurilik felçlilerinin yaptıkları mücadeleyi hatırlatmak, onlara destek
olup, ışık tutmak” olduğunu söyledi.
IMA’DA YENİ PROGRAMLAR
Nişantaşı’ndaki İstanbul Moda Akademisi (IMA) ve London College of Fashion (LCF),
modaseverleri “Geleceklerini Tasarlamaya” davet ediyor.
İstanbul Moda Akademisi ve London
College of Fashion işbirliği ile Türkiye’de
ilk defa gerçekleşecek olan eğitim
programları 4 ve 11 Aralık tarihlerinde
IMA’da düzenlenecek olan tanıtım
günlerinde tanıtılacak. Katılımcılar, moda
alanında kendilerini parlak bir kariyere
taşıyacak eğitim programları hakkında
sorularına cevap bulmanın yanı sıra,
İMA’nın eğitim ortamını görme ve IMA ve
LCF eğitmenleri ile birebir görüşme fırsatı
bulacaklar.
Moda tasarımı ve benzeri konularda eğitim
almış ve modadaki kariyerini zirveye
taşımak isteyen öğrenciler için kurgulanan
“Moda Tasarımı Yüksek Lisans Sertifika
Programı”, moda ve giysiyi teknolojiyi
ve teknikleri kullanarak yenilikçi
bir yaklaşımla yorumlayan, estetik
anlayışlarını kendi tasarımcı kişiliklerini
benimseyerek aktarabilen, moda
endüstrisini global anlamda anlayabilen
ve kişisel yaratıcılığı bu anlayış ile
birleştirebilen kişiler yetiştirmeyi
hedefliyor.
Uygulamalı yönüyle öne çıkan ve iş temelli
olarak kurgulanan eğitim programı,
uluslararası işbirlikleri ile iş ve staj imkanı
da sunarak öğrencilerinin eğitim sonrası
hayatını da şekillendiriyor.
Dergilere Müjde
“Moda Editörlüğü”, “Styling” ve “Yaratıcı
Kalıp Teknikleri” eğitimleri IMA’nın yeni
müjdeleri arasında!
Moda tarihi ve medya kültürü, editörlük,
moda pazarlaması, styling, moda yazarlığı
konularını ve projeleri kapsayacak olan
“Moda Editörlüğü” eğitimi medyanın
moda üzerindeki etkisi, moda ve
tasarım tarihinden editöryel planlama,
moda reklamcılığı ve yaratıcı yazarlığa
uzanan oldukça kapsamlı bir çerçevede
kurgulanıyor.
“Styling” eğitimi ise editörel styling,
reklam styling’i, kişisel styling, renk
teorisi, imaj kompozisyonu içeriğinin yanı
sıra moda tarihi, medya genel kültürü,
moda fotoğrafçılığı ve styling projelerini
kapsıyor.
“Yaratıcı Kalıp Teknikleri” ise öğrenciler
3 boyutlu olarak kalıp çıkarabilme
yeteneklerini geliştirebiliyor ve bunun
yanısıra modern ve trendlere uygun
stiller yaratma ve uygulama şansına
sahip oluyorlar. Katılımcının yaratıcı
olarak drapaj tekniklerini tasarlamasını
veya tasarımları konseptlere göre
geliştirebilmeyi pratik etmesini amaçlayan
eğitimle öğrenciler 3 boyutun 2 boyuta
taransformasyonunun önemini anlama
şansına sahip olacak.
Tanıtım Günleri
4 ve 11 Aralık tarihlerinde IMA’da
tanıtılacak diğer programlar; Moda
Tasarımı ve Teknolojisi (lisans programı),
Moda Portfolyosu, Moda Yönetimi, Moda
Çizim Teknikleri, Moda Fotoğrafçılığı,
Photoshop ve Illustrator, Perakende
Yönetimi programları olacak. Tanıtım
günlerine katılmak isteyen modaseverlerin
IMA’yı arayarak (0212 219 41 41/1209)
kayıt yaptırmaları yeterli.
28/11/2010
05
Gülay Hasdoğan
[email protected]
İKİNCİ KEZ DESIGN TURKEY
7 Aralık’ta sonuçları açıklanacak Design Turkey Ödülleri’nun ilk aşaması geride
kaldı. 296 başvurunun 222’si ön elemeyi geçti. Peki ama kriterler neydi?
01
İlki 2008 yılında gerçekleştirilen Design
Turkey Endüstiyel Tasarım Ödülleri’ne
386 ürün tasarımı başvurusu alınmış,
bunlardan 311’i ön elemeyi geçmişti. Bu yıl
ikincisi düzenlenen ödül sistemine alınan
296 ürün tasarımı başvurusundan 222’si
ön elemeyi geçti.
Bu rakamlar neyi ifade ediyor? Ön
değerlendirme jürisi iki ölçüt üzerinden
değerlendirme yapıyor: (1) Özgünlük ve (2)
Ödül Kapsamına Uygunluk. Bu ölçütlerin
yanı sıra verilen bilgilerin yeterliliği de
değerlendirmede rol oynuyor.
2008 yılında tasarımcılar ve endüstriyel
kuruluşlar ilk kez bu ödüle aday olmaya
davet edildiğinde “endüstriyel tasarım”
kavramının ülkemizde bazı sanayi
kesimlerinde yeterince anlaşılamadığının
farkına varılmıştı. “Endüstriyel tasarım”
kapsamına giremeyecek başvurular da
olduğu için ön değerlendirme jürisi ikinci
ölçüte ağırlık vererek eleme yapmıştı.
Bu yılki başvurular incelendiğinde
2008 yılı Design Turkey ödüllerinin
ve bunların tanıtımının doğru hedefe
ulaştığı anlaşılıyor. Çünkü bu yıl
endüstriyel tasarım kapsamının tamamen
dışında sayılabilecek neredeyse hiç
başvuru yapılmadı. Dolayısıyla jüri ön
değerlendirme ölçütleri kapsamında
beklentilerini 2008 yılına kıyasla daha
yüksek tuttu. Design Turkey 2010 ana
değerlendirme jürisi 5 ve 6 Aralık’ta
İstanbul Yenibosna’da Dış Ticaret
Kompleksi’nde sergilenecek ürünler
üzerinden “iyi tasarım” ve “üstün tasarım”
ölçütleri çerçevesinde yapılacak. Ödüller 7
Aralık akşamı sahiplerine iletilecek. Sergi
aynı akşam halka açılacak ve 26 Aralık’a
kadar devam edecek.
Bu yılki ödül sistemi uygulamasının
önemli bir diğer farklılığı ise hem
ön değerlendirmenin hem de ana
değerlendirmenin uluslararası bir jüri
tarafından gerçekleştirilmesi. 2008
yılında sadece ana değerlendirme jürisi
uluslararası kompozisyondaydı.
konuklar arasında Avrupa Endüstriyel
Tasarım Birlikleri Bürosu (BEDA) Başkanı
Jan Stavik ve Uluslararası Endüstriyel
Tasarım Toplulukları Konseyi (ICSID)
Yönetim Kurulu Üyesi Michelle Berryman
gibi tasarım örgütü temsilcileri,
Avustralya Uluslararası Tasarım
Ödülleri’nin Program Direktörü
Stephanie Pemberton gibi ödül sistemi
uygulamasında doğrudan deneyimli
kişiler ve Ayşe Birsel, Olaf Barski, Sudhir
Sharma ve Michael Rodber gibi dünyaca
tanınmış tasarımcıların yanı sıra,
Lancaster Üniversitesi Tasarım Bölümü
Başkanı Stuart Walker, Royal College of
Art Otomotiv Tasarımı Bölümü Başkanı
Dale Harrow, Avustralya UNSW’dan Oya
Demirbilek ve Delft Teknoloji Üniversitesi
Endüstriyel Tasarım Mühendisliği Fakültesi
Dekanı Cees de Bont gibi akademik
önderler de var. Jüride ayrıca endüstriyel
tasarım alanını ulusal bazda iyi tanıyan
yurt içinde deneyimli tasarımcılar ve
akademisyenler var.
Design Turkey 2010 jürisi, endüstriyel
tasarım alanında ulusal ve uluslararası
bağlamda önemli çalışmalara imza
atmış, farklı kanaat önderlerini bir araya
getiriyor. Jüriye yurt dışından davet edilen
Design Turkey 2010, beraberindeki
etkinliklerde tasarımcının toplumsal
sorumlulukları konusuna odaklanıyor.
8 Aralık 2010 tarihinde Dış Ticaret
Kompleksi’nde düzenlenecek
Uluslararası Jüri
“Sorumlulukla Tasarım” başlıklı konferans,
tasarımın topluma faydasını ve endüstriyel
tasarımcıların sosyal sorumluluklarını
dışardan bir bakış açısıyla yurt dışından
davet edilen konukların katkılarıyla
tartışacak. 2008 yılında olduğu gibi bu
yıl da Design Turkey kavramsal tasarım
ödülleri, üretilmiş ve piyasaya sürülmüş
ürünlerde her zaman dikkate alınmayan
ancak insanlık için önem taşıyan bir
konuya eğiliyor. “İnsani Tasarım” başlıklı
Kavramsal Tasarım Yarışması, katılımcıları
fiziksel veya sosyal olarak dezavantajlı
olan kişi ve toplulukların yaşam
kalitelerini yükseltecek ürün ve sistemler
geliştirmeye davet etti. Kavramsal
tasarım yarışmasına 15 başvuru alındı ve
bunlardan sekizi ön değerlendirmeyi geçti.
Daha bilinçli bir katılım ve daha seçkin
bir sergi ile başlangıç yapan Design
Turkey 2010 Endüstriyel Tasarım Ödülleri
“iyi tasarım” ve “tasarımın topluma
faydası” konularında farkındalık yaratma
misyonuyla yoluna devam ediyor. Ayrıntılı
bilgiye http://www.designturkey.org.tr
adresinden ulaşılabilir.
01. 2008 yılında yapılan Design Turkey’e
katılan eserlerden...
06
Özlem Devrim
[email protected]
New York City Taksi finalistleri belli oldu.
New York Belediye Başkanı Michael Rubens Bloomberg ve TLC (Taksi ve Limuzin
Komisyonu) Başkanı David S. Yassky tarafından düzenlenen basın toplantısında
varolan tüm taksilerin yerini alacak özel
NYC taksi tasarımı için üç finalist firmanın
isimlerini açıkladı. Ford Otosan tarafından
Gölcük’te üretilen Transit Connect ile birlikte Karsan’ın geliştirdiği % 100 Türk Malı
taksi projesi de finalistler arasında…
New York lisanslı taksisi, 1970
yılında, şehir uyumluluğu gözetilerek
alınan bir kararla “yellow cab” olarak
şekillenmişti. TLC Komisyonu “yellow
cab”ın bir ikon olduğunu vurgulayarak,
geleceğin taksisinin de New York şehrine
yakışacak, sembol yaratacak bir model
talep ediyordu. Ayrıca yeni taksinin,
ulaşılabilir, rahat ve “yeşil” olmasına da
özen gösterilmeliydi. 2000’li yıllarda New
York City taksi filosunun egemen aracı
benzinli Ford Strech Crown Victoria idi.
Bu aracın 2011 yılı itibariye üretilmemesi
kararıyla sürücü ve araç sahiplerinin bir
alternatif oluşturma ihtiyacı belirdi. Bunun
da geleceğin taksisine açılan kapılardan
biri olduğu açıklamalar arasında. 2007
yılında, New York Belediyesi yetkilileri,
geleceğin taksisi projesine ilk adımlarını
atarken, ana hat taksi şoförleri, sahipleri
ve yolcuları da dahil olmak üzere ilgili
paydaşların oluşturduğu bir fokus grup
oluşturdu. Bu fokus grubun çalışmaları
neticesinde, 2009 yılının Aralık ayında
NEW YORK’UN TAKSİSİ
TÜRKİYE’DEN Mİ?
New York taksilerini yenilemek için açılan Geleceğin Taksisi
ihalesinin 3 finalistinden biri Ford Otosan, bir diğeri Karsan.
New York City Belediyesi yetkilileri,
TLC (Taksi ve Limuzin Komisyonu)
üyeleri, otomobil üreticileri, ulaşım araç
tasarımcıları New York taksi olarak hizmet
edecek araç için en iyi fikirleri sunmak
amacıyla bir ihale duyurusu yaptı. New
York’ta ‘Geleceğin Taksisi’ sloganıyla
açılan taksi ihalesine katılan 14 proje
arasında 3 finalist belli oldu. New York
Belediye Başkanı Bloomberg tarafından
açıklanan finalistler arasına Ford Otosan
tarafından Gölcük’te üretilen Transit
Connect ile birlikte Karsan’ın geliştirdiği
%100 Türk Malı taksi projesi de girdi.
İhalede 3. finalist ise Japon Nissan’ın
geliştirdiği taksi modeli oldu.
Karsan ve Ford firmalarının rakip olduğu
ihaleye Ford, halen New York sokaklarında
kullanılan modeli yerine Transit Connect
ile çıkmıştı. Karsan ise özellikle Amerikan
basını tarafından ihaledeki en iddialı
araç olarak gösteriliyor. Geleceğin taksisi
imajına daha uygun olması, aracın
yolculara şehri seyrettirecek şekilde
camlarla kaplı olmasının göz doldurması
ve engelli insanlar için düşünülen kolay
kullanım özelliklerinin artı değer yaratması
basın tarafından övülenlerden.
Bu ihalenin tek amacının tüm New
York’lular için tasarlanmış doğru
taksiyi bulmak olduğu komisyon üyeleri
tarafından özellikle vurgulanıyor. Aynı
zamanda New York taksi sanayi için
güvenilir bir ortak olabilecek, geleceği
düşünen bir üretici aradıklarının da
altını çiziyorlar. İhalenin nihai sonucu
2011 Ocak ayı sonuna dek 600 bin
taksi yolcusunun oyları ve New York
Taksi ve Limuzin Komisyonu’nun
değerlendirmeleriyle belli olacak.
New York Belediyesi halkı oylamada
değer kriterlerinin önemi konusunda
bilinçlendirmeye çalışıyor. New York
sokaklarında tüm taksilerin yenilenmesinin
ise 2014 yılını bulacağı belirtiliyor.
Geleceğin taksisinin ihale kararlarında
öngörülen nitelikler ise şöyle sıralanıyor:
Yüksek güvenlik standartları, Üstün yolcu
memnuniyeti, üstün sürücü konforu ve
kolaylıkları, uygun fiyat ve satış sonrası
hizmet kolaylıkları, sürdürülebilirlik,
kullanışlı iç hacim, evrensel erişilebilirlik,
New York City için uygun simgesel tasarım
01. Gölcük’te üretilen Transit Connect
02, Karsan’ın taksi projesi
Gözde Tüfekçi
[email protected]
KTM’DEN TASARIM BURSU
Kale Tasarım Merkezi (KTM), bu yıl beş tasarım öğrencisine eğitim bursu veriyor
Türkiye’de tasarımla ilgili farkındalık
yaratmak ve bu sektöre katkı sağlamak
amacıyla faaliyetlerini sürdürüren Kale
Tasarım Merkezi, tasarım öğrencilerine
verdiği desteği her geçen gün arttırıyor.
Kale Tasarım Merkezi, Dr. İbrahim
Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve
Sosyal Yardım Vakfı (KSV) bünyesinde
tasarım kültürü ve yönetimi öğrencilerini
desteklemek amacıyla 2010 yılı itibariyle
her yıl düzenli olarak eğitim bursu
vermeye başlıyor.
KTM tarafından verilen 2010-2011 öğretim
yılı bursu almaya hak kazanan öğrencilerin
sonuçları açıklandı. Bu yıl açılan başvuru
kapsamında, Türkiye’nin çeşitli üniversite
ve bölümlerinden 5 öğrenci üniversite
eğitimleri boyunca burslu okuyacak.
Tasarımın temelini oluşturan eğitiminin
teşvik edilmesi ve başarıya katkı
sağlanması amacıyla yürütülen projede,
tüm tasarım disiplinlerine açık olarak, her
yıl belirlenen kontenjanlar dahilinde lisans
eğitimi alanında burs sağlanacak.
Kale Tasarım Merkezi’ne bu yıl yapılan
başvurular, öğrenci profili açısından
çeşitlilik gösteriyordu: Başvuruların 29’u
mimarlık, 47’si endüstriyel tasarım, 12’si
iç mimarlık, 1’i moda tasarımı, 11’ise
grafik tasarımı bölüm öğrencilerinden
oluşuyordu. Öğrenciler, her yıl Eylül-Ekim
aylarında açılacak olan burs başvurularını
KTM websitesi üzerinden takip edebilirler.
Tasarım eğitim bursu kazanan öğrencilerin
isimleri prensip gereği açıklanmıyor.
Kazananlar KTM’nin internet sitesi www.
kaletasarimmerkezi.com adresine girerek
sonuçları öğrenebilir.
28/11/2010
07
BEKLENEN YARIŞMA SONUÇLANDI
Tasarım yarışmaları konusunda
enflasyon yaşanan ülkemizde bu alanda
markalaşmak çok da kolay değil. Oysa
istikrarıyla dikkatleri üzerine toplayan
MOSDER’in Ulusal Ev Mobilyaları
Tasarım Yarışması 6. senesi itibariyle
bunu gerçekten başardı. Üniversitelerde
yetişen genç, yetenekli iş gücüne kariyer
olanakları sunmayı ve mobilya sektörünün
tasarım ve markalaşma sürecine katkı
sağlamayı hedefleyen yarışmada
engelliler için geliştirilmiş 51, toplamda
ise 352 tasarım yarıştı. Kasım başında
Yapı Endüstri Merkezi’nde düzenlenen
ödül töreniyle kazananların açıklandığı
yarışmanın sonucunda toplam 31 ödül
dağıtıldı.
Mosder’in altıncı kez gerçekleştirdiği,
merakla beklenen Ulusal Ev Mobilyaları
Tasarım Yarışması sonuçlandı. Altı
kategoride toplam 31 ödül verildi.
Ödüllü projeler arasında; evde çalışan
engelliler için geliştirilmiş çalışma odası,
çocuklara üzerinde zıplama özgürlüğü
getiren yatak, araba bagajına sığabilen
yatak odası takımı ve puzzle eğlencesi
yaşatan modüler depolama ünitesi gibi
yepyeni fikirler vardı. Tasarımlar arasında,
mobilyaların eylemleri kısıtlamak yerine
çeşitlenip yaşama yer açan objeler olarak
ele alınması dikkat çekerken, birkaç
amaçla kullanılabilen çözümler öne çıktı.
Yarışmada toplam 104 bin TL’lik para
ödüldü verildi; ancak kazananların tek
kazancı bu değildi. Tasarım haklarının
tescili, uluslararası fuarlara MOSDER
himayesinde katılım, MOSDER üyesi
sektörün en büyük 35 şirketinde iş ve
staj olanakları da dereceye giren proje
sahiplerinin oldu.
Ulusal Ev Mobilyaları Yarışması bu sene de
“Genç Odası”, “Salon Takımı”, “Kanepe”,
“Yatak Odası”, “Hizmet ve Servis
Elemanı” ve “Engelliler için Ev Mobilyası”
kategorilerine ayrılmıştı. Türkiye’nin dört
bir yanından öğrencilerin başvurduğu
gazetelik ve yatak olarak da kullanılabilen,
işlevsel bir ürün olarak tanımlandı.
Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrenicisi
Mehmet Kartal’ın “elde bile taşınabilen
yatak odası” da ödül alan tasarımların
arasındaydı. Ürün ½ metrekarede çözüm
getirmeyi hedefliyordu ve yalnızca 21 kg.
geliyordu. Salon Takımı’ndaki ödülü ise
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Fevzi
Karaman ve Şule Çolak kazandı. Karaman
ve Çolak’ın imzasını taşıyan takım, kapalı
olarak yerleştirildiğinde 2 kişilik kanepe
olarak kullanılıyor. Oysa açıldığında
2+1+1’lik bir takımı oluşturuyor. Tek
bir dolap içinden çıkan 6 kişilik yemek
takımı ve servis ünitesi tasarımıyla Cemal
Çobanoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi
ismini yarışmada öne çıkaran bir diğer
isimdi.
Yarışmanın dikkat çekici ürünlerinden biri
de Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi
Mehmet Erdi Özgürlk’ün Hiroşima’ya
atılan atom bombasının sembolize ettiği
askılığıydı. Özgürlük’ün u ürünü kendisine
Hizmet ve Servis Elemanı kategorisi
ödülü getirdi. Evde çalışan engelliler için
geliştirilmiş çalışma odası tasarımılarıyla
Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri
Özge Uğur ve Ayşe Erdoğan ikilisi de
son kategori olan Engelliler İçin Ev
Mobilyası’nın ödülünü sırtladılar.
01
01. Kanepe kategorisi 3.sü Erdem Sezgin’in
ürünü
03
02
ödül kazanan tasarımı mekanda hareket
özgürlüğü kazandırmak maksadını
taşıyordu. Yarışmanın dikkat çekici
kategorilerinden biri de “Kanepe” idi.
Yeditepe Üniversitesi öğrencisi Berk
Kotel’in ödülü getiren tasarımı sehpa,
yarışmanın sonuçları da üniversiteler
arasında dengeli bir dağılıma sahipti.
Genç Odası kategorisinde yarışan
Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Saba
Çömez, genç odalarındaki dağınıklığa
çözüm getirmeyi hedefledi. Çömez’in
04
02. Yatak odası 1. mansiyon Gökhan
Ertürk’ün tasarımı
03. Engelliler için ev mobilyası tasarımı 2.
mansiyon ödülünü alan Mustafa Emre Olur
ve Sevin Coşkun imzalı proje
04. Salon takımı 2. mansiyonu Seda
Canoğlu
08
Şanel Şan
[email protected]
www.finnishdesignshop.com
Finlandiya tasarımına adanmış bu sitede
ülkede yeni çıkan tasarım ürünlerini, mobilya, Aydınlatma, dekorasyon, sofra, mutfak, banyo, dış mekan, giyim&aksesuar olmak üzere 8 kategoride farklı tasarımcılara ve firmalara ait binlerce ürünü görmeniz mümkün. Araştırma yaparken dilerseniz Alvar Aalto’dan, Alfredo Haberli’ye,
Erik Magnussen’den, Tools Design’a pek
çok tasarımcının ürünlerini, hem tasarımcısı hem de ürünleri hakkında detaylı bilgi
alarak incelemeniz mümkün. Site sadece
alışveriş değil aynı zamanda bir Finlandiya
kültür belleği vaziyetinde.
www.designboom.com
Avrupa’nın günceli en yakından takip eden
mimarlık, tasarım, sanat, fotoğraf, grafik
internet dergisi designboom’un mağazası farklı fikirlerin peşinde olanlar için ideal. Orijinal tasarım ürünlerine online olarak sahip olabildiğiniz sitede tasarımcılar
en yeni ve eğlenceli ürünleri ile yerlerini
almış durumda.
www.takeaway-istanbul.com
Buram buram İstanbul kokan bu sitede tasarımcıların ürünlerinin hepsi İstanbul temalı. Take Away İstanbul tasarımcıların İstanbul ile ilgili ürünler tasarlayacağı, üreticilerin tasarımcılar ile beraber ürünler üzerinde çalışacağı ve sonucunda müşterilerin
tasarım değeri olan ürünler bulabilecekleri
bir proje olarak düşünülerek 2007’de hayata geçirilmiş.
www.momastore.org
“Good design=great gifts” (iyi
tasarım=harika hediye) mottosuyla açılan
Moma Store, Moma Müzesi’nin (Museum
of Modern Art, New York) tasarım alışveriş
sitesi. Ev aksesuarları, kişisel akseuarlar,
kırtasiye ürünleri, posterler, mutfak gereçleri, mobilya, aydınlatma aradığınız en iyi
yılbaşı hediyeleri kesinlikle burada.
TEK TIKLA
TASARIM
ALIŞVERİŞİ
Artık tasarım alışverişi de oturduğunuz
yerden yapabilecekleriniz arasında.
Hayran olduğunuz tasarımcıların
ürünlerine sadece aşkla bakabilmek
çok gerilerde kaldı. İşte o adresler...
http://designmuseumshop.com
Zaten bir “tasarım” müzesi olan bir kurumun mağazasında başınız dönebilir. Londra Tasarım Müzesi (London Design Museum) online mağazasında 15 farklı kategoride TAF Architects imzalı ahşap aydınlatmadan, Hans J. Wegner tasarımı Wishbone sandalyeye, George Nielsen tasarımı
Tripod saatten, Gocycle tasarımı bisiklete
her şey elinizin altında.
www.tate.org.uk
Tasarımcılar Tate’de buluşuyor. Dünyanın
en önemli sanat müzelerinden biri olan Tate, online mağazası ile de sanat ve tasarım dünyasını buluşturuyor. Yılbaşında sizin için özel insanlara özel hediyeler vermek istiyorsanız yılbaşı koleksiyonlarına
bakabilirsiniz. Sayfada yer alan Designer’s
at Tate bölümünde 25 farklı tasarımcının
ürünlerine ulaşmanız çok kolay.
www.porquedesign.net
Çevreye duyarlı doğa dostu Chacha çantalar, renk renk farklı desenlerdeki bujo yastık kılıfları Porque Design’da satışa sunuluyor. Modern kentli kadının ve erkeğin yaşam kalitesini tasarım çizgileriyle artırma
amacıyla yola çıkan Porque Design, 22 yılını tasarıma adamış Pınar Karatay tarafından 2009 yılında kuruldu. Karatay öncülüğünde farklı dokunuşlar için ilk adımını atan Porque Design ekibi “bujo” özel koleksiyonunu kişisel yaşam alanlarımız olan
evlerimiz için tasarlamış.
Hala aradığınızı bulamadıysanız, seçenekler tükenmedi!
www.dealextreme.com
www.red-dot.de
www.enilginc.com
www.luerzersarchive.net
www.evmanya.com
www.threadless.com
adreslerine de uğramaya ne dersiniz?
28/11/2010
09
Emine Merdim Yılmaz
[email protected]
Kısıtlı bütçeler halinde hareket edilen
öğrencilik yıllarında bu herkes için
belki mümkün olmayabilir. Neyse ki son
zamanlarda öğrenci değişim programları
ya da ya da interrail ile Avrupa’yı bir uçtan
bir uça seyahat etmek kısıtlı bir kesim için
bu imkanı sağlayabiliyor.
Türkiye dışında bu amaçla öğrencilere
burslar veriliyor. Seyahat Bursu (Travelling
Scholarship ya da Fellowship) olarak
adlandırılan bu yardımların bazıları
meslek kurumları bazıları ise mimarlık
ofisleri tarafından veriliyor. Bu sene
10. yılını kutlayan Arkitera Mimarlık
Merkezi benzerlerinden örnek alarak
“Arkitera Seyahat Bursu” adı altında
bir burs vermeye başlıyor. 1 Aralık’ta
ilan edilecek bursla ilgili tüm detayları
Arkitera.com’dan, Twitter ve Facebook
sayfalarından öğrenilebilirsiniz. Peki ya
başka?
RIBA Norman
Foster’dan Burs
RIBA Norman Foster Seyahat Bursu
2006 senesinden beri veriliyor. 6.000
Pound’luk yardımı kazanacak kişi
Norman Foster ve RIBA Başkanı’nın
arasında bulunduğu jüri üyeleri
tarafından belirleniyor. Bursu kazanmak
için gönderilecek önerilerin mutlaka
“geçmişten öğrenip geleceğe aktarmak”,
“toplumunu geleceği”, “yerleşimlerin
yoğunluğu”, “sürdürülebilirlik”,
“kaynakların kullanımı”, “kent yaşamının
kalitesi” ve “ulaşım” ile ilgili olması ve
sunumların grafik ve fotografik ve yazılı
anlatımla yapılması gerekiyor. Dahası,
başvuracak öğrencinin RIBA tarafından
onaylanmış 100 üniversiteden birinden
ve birinci sınıfı tamamlamış olması
gerekiyor.
Şimdiye kadar bursu kazanan öğrenciler
Amerika, Avrupa, Afrika, Güneydoğu,
Uzakdoğu ve Orta Asya ve Rusya’ya
seyahat gerçekleştirdiler. Örnek olması
açısından şimdiye kadar yapılan
çalışmalara göz atalım:
• 2010: “ Soğuk iklimlerde mekan
araştırması-kuzey ülkelerinde mekan
üzerine bir çalışma”, Andrew Mackintosh,
Robert Gordon University, Aberdeen,
İngiltere
• 2009: “Geçmişin şehirleri, geçmişte
sürdürülebilirlik”, Amanda Rivera,
University de Bio Bio, Şili
• 2008: “Sürdürülebilir kentlerin
şekillenmesinde toplu taşımanın rolü”,
Faizan Jawed Siddiqi, Rizvi College of
Architecture, Mumbai, Hindistan
• 2007: “Yeniden doğan Doğu: Asya’nın
komunist şehirlerini keşfetmek ve
deneyimlemek”, Ben Masterton-Smith,
UCL, Londra, İngiltere
GEZMEK İÇİN BURS
Seyahat etmeyi kim sevmez? Üstelik de burslu olursa?
Seyahat bursu olarak adlandırılan üstelik de mimarlık ofisleri
tarafından verilen burslardan haberdar mısınız?
Bursa başvurmak için son gün 1 Mart
2011. Kazanan isim Nisan ya da Mayıs
ayında ilan edilecek. Seyahat dönemi ise
Haziran ve Ekim ayları arasında olacak.
Detaylı bilgi www.fosterandpartners.com/
adresinden alınabilir.
Adam Architecture
Usülü Seyahat
Seyahat bursu veren mimarlık ofislerinden
bir diğeri de ADAM Architecture. İngiltere
merkezli mimarlık ofisi tarafından
verilen burs şimdiye kadar 5 kez, 2010
senesinde ise kapsamı genişletilerek ilk
defa uluslararası alanda verildi. 1.500
Pound’luk ödül ADAM Architecture’ın
yöneticilerinin de olduğu bir jüri
tarafından belirleniyor.
Başvuru yapmak için hazırlanacak
çalışmaların aşağıdaki alanlarda olması
gerekiyor:
• Kentsel tasarımcıların kullanabileceği bir
ya da birden fazla sistemin keşfedilmesi,
• Yeni kent çeşitlerinin yaratılması,
• Yeni yerellik ve küresel kültür arasındaki
ilişki,
• Uzun ömürlü olan ürünlerin çevreye olan
katkısı,
• Mimarlık ve kentleşme arasındaki
çerçeve.
Yeni dönem için başvurular henüz
başlamamış. Bursla ilgili detaylı bilgi
www.adamarchitecture.com/ adresinden
alınabilir. Son olarak vereceğim örnek
ise kurumsal mimarlık ofislerinin en
büyüklerinden SOM tarafından veriliyor.
Bu bursun diğerlerinden önemli bir
farkı var. Sadece Amerika Birleşik
Devletleri’nde bulunan üniversitelerde
mimarlık, tasarım, mühendislik ve kentsel
tasarım alanında eğitim gören öğrencilere
veriliyor. Bu açıdan burs, Türkiye’deki
öğrenciler için uygun değil, yüksek
lisansına Amerika Birleşik Devletleri’nde
devam etmek isteyenler başvurabilir.
Her sene toplam 50.000 Dolarlık ödül
dağıtılıyor. Bu bursda da henüz yeni
dönem başlamamış. Geçtiğimiz yıllarda
ödül kazananlar ve ödül ile ilgili detaylı
bilgi www.somfoundation.som.com/
adresinden alınabilir.
10
Sibel Baştimur
[email protected]
‘TASARIMIN DOĞASI’
addresistanbul’da 15 Aralık’a dek devam edecek “Tasarımın Doğası” sergisinde
30 tasarımcı ve 20 markanın natürel malzemelerle üretilmiş, organik formlardan
ilham alan ve doğaya saygılı ürünleri görülebilecek.
01
Küratörlüğünü maybedesign’ın
yaratıcılarından, ödüllü tasarımcı
Erdem Akan’ın üstlendiği “Tasarımın
Doğası” sergisi, bir nevi Türkiye’deki
tasarım-doğa ilişkisinin toplu fotoğrafı
gibi. Eastmeetswest Çay Bardağı ve
bavulu koltuğa dönüştürdüğü Sitbag
gibi tasarımlarıyla tanınan Akan bu
yeni sergiyle tasarım dünyasında çok
konuşulacak bir çalışmaya imza atıyor.
‘Tasarımın Doğası’, ülkemizde son on
yılda tasarım dünyasının ve endüstrinin
doğaya yaklaşımı hakkında fikir vermeyi
amaçlıyor. Sergi aynı zamanda gelecek
nesil tasarımcıların ve markaların
bu konuda daha duyarlı ürünler
tasarlayabilmeleri için ilham vermeyi
hedefliyor.
3 Ana Tema
Sergide, doğa ve tasarım arasındaki ilişki
üç ana temada toplanıyor: Formları ile
doğadan etkilenenler, doğal malzemeler
kullananlar ve doğaya saygılı üretim ve
kullanım sunanlar. Bu ana temalarda
tasarlanmış ürünler serginin aktörleri.
addresistanbul’un giriş kapısından
başlayan ve koridorlara doğru dallanan
yerdeki dev ağaç soyutlaması sizi
gezdiriyor.
Doğanın hem sunduğu doğal malzemeler,
hem de organik formları ile her zaman
sanata ilham verdiğine değinen serginin
küratörü Erdem Akan, günümüz çevre
sorunları ve tasarımcıların çevreye
saygılı üretim ve tüketim imkanları sunan
ürünler tasarlama sorumluluklarının
kendini böyle bir sergi fikrine getirdiğini
ve addresistanbul’un da 5. yıl etkinliği
için çok doğal bir içerik oluşturduğunu
söylüyor. Akan, “addresistanbul zaten
markaları ve konumu ile İstanbul’un
çağdaş dekorasyon ve tasarım merkezi. Bu
büyük ve dolu mekan içerisinde ürünlerin
ve anlamlarının kaybolmamaları için
tematik gruplamalar yaptık. Ve belki de
Türkiye’de ilk kez bir tasarım sergisini
tasarımcı değil, ürün odaklı kurguladık”
diyor.
Düzenledikleri serginin dünyayı
kurtaramayacağının bilincinde olduğunu
belirten Erdem Akan, amaçlarının
Türkiye’de sanayi ve tasarımın doğa ile
ilişkisinin fotoğrafını göstermek olduğunu,
bu fotoğrafın yakın gelecekte doğa ile daha
sürdürülebilir ilişkiler kuracak projelere
ilham vermesini arzuladığını söylüyor.
Mimardan tasarımcıya, fotoğrafçıdan
sanatçıya, stilistten reklamcıya ve
dergi editörlerine kadar farklı meslek
gruplarından gelen, yaratıcılığı ve
enerjisiyle öne çıkan katılımcıların
sergilerine destek verdiğini söyleyen
addresistanbul Genel Müdürü Funda Akın
ise, “Addresistanbul’un yaptığı sergilerde
hiçbir ticari beklentisinin ve satış
kaygısının olmaması ve mimari ortamın
bu tarz yaratıcı sergilere uygunluğu ve
büyüklüğü, tasarım ve sanat platformuna
destek verebilmemiz için çok önemli
avantajlar. Biz addresistanbul ekibi olarak
trendler doğrultusunda farklı projeler
geliştirmeye devam ediyoruz, ancak farklı
küratörlerin, markaların veya tasarımcı
ve sanatçıların da yaratıcı projeleri
olduğunda, mekan ve organizsyon olarak
destek verebiliriz” diyor.
01 Erdem Akan küratörlüğündeki sergiden.
28/11/2010
11
Pelin Özgen
[email protected]
Geçmişten günümüze gelmiş en önemli
mimarlık ödüllerinden biri sayılan,
çağdaş, başarılı mimari ve kentsel
tasarım örneklerine verilen Ağa Han
Mimarlık Ödülleri sahiplerini buldu.
Ağa Han Mimarlık Ödülü kazanan beş
proje, 24 Kasım 2010 tarihinde Katar’ın
başkenti Doha’da bulunan İslami Sanatlar
Müzesi’nde yapılan bir törenle açıklandı.
AĞA HAN’DAN
GÜZEL HABER
Aldığı uluslararası ödüllerle, isminden
sıkça söz ettiren Emre Arolat, Edirne’deki
İpekyol Tekstil Fabrikası yapısı ile 2010
Ağa Han Mimarlık Ödülü’nün sahibi
olarak Türkiye’ye bu anlamlı ödülü
kazandıran mimar oldu. Yapı işverenin
ticari menfaatine dönük olarak, işlevsel
verimliliği hümanizm ile birleştirmesi
ve çoğunlukla yerel malzemelerden inşa
edilmiş olarak, arsasına hafifçe oturması
gibi nedenlerden dolayı jüri tarafından
ödüllendirilmiş.
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki
“Wadi Hanife Sulak Arazisi” projesi
anlamlı bir ekolojik kentsel gelişim örneği
sergilediği için Moriyama&Teshima
Plancılık Limited&Buro Happold ortak
girişimi, İspanya’nın Cordoba kentindeki
en önemli erken İslami arkeolojik
sahalardan birisi olarak nitelenen
“Madinat al-Zahra Müzesi” ile Nieto
Sobejano Mimarlık, Tunus’taki “Tunus
Hipermerkezinin Canlandırılması” ile
Association de Sauvegarde de la Médina
de Tunis, Çin’in Fujian Bölgesi’nde yer
alan ve ortasından geçen nehrin her iki
yanına da uzanan küçük Xiashi Köyü’nün
iki yakasını birleştiren “Köprü Okul” yapısı
ile Li Xiaodong Atölyesi Ağa Han Mimarlık
Ödülleri’nin diğer sahipleri oldular.
Ödül töreninde Ağa Han, Profesör Oleg
Grabar’a yaşam boyu İslam Sanatı ve
Mimarlığı alanına olan katkılarının takdiri
olarak Başkanın Ödülü’nü de sundu.
Aldığı uluslararası ödüllerle mimarlık
gündeminden düşmeyen Emre Arolat, bu
kez de İpekyol Tekstil Fabrikası ile Ağa
Han Ödülü’nü Türkiye’ye taşıdı.
Ağa Han Mimarlık Ödülü, 1977 yılında
İsmailiye mezhebinin lideri Ağa Han
tarafından, müslümanların kaydadeğer
oranda varlık gösterdiği toplulukların
yapılı çevrelerindeki mimarlık ve diğer
müdahale biçimlerindeki kusursuzluğu
tanımak ve desteklemek üzere başlatıldı.
Ödül her üç yılda bir verilmekte ve
bugünün yapılı çevresine etki eden,
mütevazı, küçük-ölçekli projelerden büyük
komplekslere kadar tüm yapı tiplerini
kapsamakta.
Üç yılda bir verilen ve bu yıl onbirincisi
düzenlenen Aga Khan Mimarlık Ödülü,
sadece mimarları değil, projenin
gerçekleşmesinde önemli rol oynayan
belediyeler, müteaahitler, müşteriler,
ustalar ve mühendisleri de destekler.
Ödülün kapsamı birçok mimarlık
ödülünden farklı olarak - çamur ve
bambudan yapılmış yenilikçi okullardan,
son derece teknolojik “yeşil” yapılara
kadar - sadece mimari kusursuzluk
gösteren değil, aynı zamanda yaşam
kalitesini de yükselten projeleri
değerlendiriyor.
Ödül’ün 33 yıl önce başlatılmasından bu
yana, 105 proje ödül kazanmış ve 7500’ün
üstünde proje arşivlenmiş.
“İLK KEZ BİR SANAYİ YAPISI ÖDÜLLENİYOR”
Uzun bir dönem Aga Khan Mimarlık
ödülleri Merkezi’nde Genel Sekreterlik
yapmış olan Profesör Dr. Suha
Özkan’dan 2010 yılı ödüllerinin
değerlendirmesini aldık:
“Aga Khan Mimarlık Ödülü’nün en
heyecan verici yönü her dönemde hoş
sürprizler getirmesi ve kendi tarihine ve
“Ödüllü Projeler” dağarcığına yenilikler
eklenmesidir.1982-2007 yılları arasında
yöneticiliğini yaptığım bu süreçte jüriler
her seferinde beni şaşırtmış ve mimarlık
ve çevre ile sorumlu yöneticiler
ortamına verdikleri uyarı ve iletilerle
beni hep heyecanlandırmıştır.
2010 Ödülleri de bu geleneği
sürdürmekte. Öncelikle Ödül’ün en
başından, 1976 yılında hedeflenen
her biri yüz bin dolarlık beş ödül ilk
kez gerçekleşmektedir. Bu önemli
bir adımdır. Böylece ödüllendirilen
projelerin mesajları daha güçlü bir
biçimde algılanacaktır.
Kentindeki koruma çalışmalarına bir
yenisini eklemiş bu kez yine büyük proje
olarak adlandırabilecek bir oluşumu
takdir etmiştir. Burada kurumsal
yapılanma süreklilik ve sebatın önemi
ortaya çıkmaktadır.
Çin’de hem bir Jüri üyesinin varlığı
hem de seçilen projenin yeniliği ve yer
aldığı ortamla olan barışık, yenilikçi ve
özgün çözümü sıradan bir okul yapısının
ne denli etkin olabileceğinin hoş bir
göstergesidir.
İslam Dünyası dışındaki İslam tarihinin
araştırılması, korunması ve topluma mal
edilmesi çabası olan Cordoba Müzesi
uluslararası barış ortamını özleyen ve
sürekli önyargı ile suçlanan bir kesimin
bu ortamla barıştırılması katkısıdır.
Ödül ilk kez bir sanayi yapısını
kapsamına almaktadır. Otuz yıldır
özlenen insanların ömrünün geçtiği
çalışma ortamının nitelikli olma özelliği
yeni bir bildirim olduğu gibi bu yapının
Türkiye’den olması da gurur vericidir.
atık suyun yarattığı bir doğal oluşum ve
bu oluşumun kentlilerin kullanımı ile
kentsel yaşama katılma sessiz bir mega
kentsel varlığa dönüşebilmesinden
çıkarılacak dersler az değildir.
Uzun yıllar incelediğimiz Riyad’daki
Ödül bir çok kez takdir ettiği Tunus
Kendisinden çok şeyler öğrendiğim
sevgili dostum Oler Grabar’a verilen
Başkanlık Ödülü ise “Mega Kişiliğin”
taçlandırılmasıdır. Ödül Grabar’la yine
süreklilik, sebat ve kendini adamışlığın
kadir bilirliğini sergilemiştir.”
12
BEN SANA ‘KUR
Her yıl olduğu gibi bu senede Bayram boyunca kurbana karşı ve
değişiklik gösteredursun biz otelleri, spor salonları, güzellik mer
hayvanlar için tasarlananlara dönelim yüzümüzü. Çeşitlilikten anla
Sanat, zanaat, tasarım dünyası var
oluşundan bu yana insanlığa hizmet
edip, insanı mutlu etme, rahat ettirme ve
onun yaşamını kolaylaştırma adına tüm
hünerlerini sergiledi ve sergilemeye devam
ediyor. İnsanlığın tekelinde olan tasarım
dünyası bugün artık hayvanlar ve doğa
için de tasarımlar üretmeye başladı. Yanı
başımızda bizimle hayatı paylaşan canlılar
için üretilen bu tasarımlar dev bir pazara
çoktan dönüşmüş durumda. En yeni ve
yenilikçi malzemelerden tutun da, keyifli
yaşam stilleri sunan çözümlere kadar pek
çok tasarım ürünü, özel mağazalarda,
alışveriş merkezlerinin baş köşelerinde bir
bayram havasında karşımıza çıkıyor.
Kedi Çadırı
Tüy Toplamada
Yeni Dönem
Atla Arabaya
Köpekler için özel olarak tasarlanmış
rampa ile köpeğinizin boyutları ne olursa
olsun rahatça arabanıza girmelerini
sağlayabiliyorsunuz. Ürünü evin farklı
köşelerinde kullanmanız da mümkün.
Cuddle Tipi Shani kedi çadırları yapma
kuzu derisi ile kaplı. Kedi yatağının
tepesi fermuarı sayesinde tamamen
çıkarılabiliyor. Kediniz yattığı yerden
oyuncağı ile keyifli dakikalar geçirebilir.
http://best4shopping.co.uk
Carpet’in yeni ürünü tüy toplayıcı ile
tüm eve ve arabanıza sevimli dostunuz
tarafından saçılan tüyleri toplamak kâbus
olmaktan çıkıyor. Kauçukumsu üst yüzey
en ince tüyü bile mobilyalarınızdan,
halınızdan ve arabanızdan kolayca
toplamanızı sağlıyor. Kolayca yıkanabilen
ürün tüy yüzünden hayvan edinmeyi
düşünmeyenlere tavsiye edilir.
Her Mevsime Uygun
Toplam 65 cm uzunluğunda ve 0.08
kg ağırlığındaki Cosi Pat imzalı köpek
giysisi, su ve rüzgar geçirmiyor.
Ayarlanabilir, yapışkanlı bir kemeri
mevcut. Üreticisinin 30 senedir
köpek aksesuarları tasarlıyor ve
üretiyor olduğunu da atlamamak
gerek.
28/11/2010
13
RBAN’ OLURUM
e taraf olanlar atışmaya devam etti. Kurban olanlar ve olunanlar
rkezleri derken kullandıkları ürünlerle bizimkileri yayan bırakacak
aşılıyor ki, bu sektörde de tasarımcıya büyük rol düşüyor.
Son Teknoloji
Taşıma Çantası
The Teafco Argo marka evcil hayvan
taşıyıcı çanta yüksek kalitede 840 denye
naylondan üretilmiş. Oldukça hafif olan
taşıyıcının kalıplanmış, güvenli dışının
yanı sıra pamukla kaplanmış sıcacık iç
yüzeyi konfor adına son noktayı koyuyor.
Her 2 tarafta bulunan çift katmanlı ağlar
havalandırma ve manzara imkânı sunuyor.
Suya dayanıklı ve kolay temizlenebilir olan
ürün hızlı yaşayan ebeveynler için ideal.
www.teafco.com
Çok Fonksiyonlu Ev
Bootsie’s Bunk kedinizin hem
oyun oynaması, hem uyuması hem
de tırmalaması için tasarlanmış.
Mobilyalarınıza zarar vermesini
istemiyorsanız kendi mobilyaları
olmasına izin vermelisiniz
Sokaklar
Pislenmesin
Jungeschachtel tarafından
tasarlanan Dog Poo torbalar ile
köpek dışkıları kabus olmaktan
çıkıyor. Her biri espirili baskılara
sahip bu ürünler ile sokakta ne
yapacağınızı şaşırmayacaksınız.
Kayakçının
Mama Tabağı
Hamster’lara
Rezidans
Kayak tutkunu sahiplerin köpekleri için
tasarlanan yükseltilmiş mama tabağı el
yapımı kayakların bir araya getirilmesiyle
oluşmuş. Kayak eviniz için aynı zamanda
güzel bir dekoratif malzeme olabilecek
ürün 30 cm yüksekliğinde. Kişiye
özel olarak istenen renk ve boyutta
tasarlanabilen ürünün paslanmaz çelik
mama tabağı üzerinde yer alıyor.
www.hickorydog.com
Modern tasarımlı yeni Xtenda
evler dikkat çekici ve rengarenk
plastik malzemeden üretilmiş.
Plastik tekerlek, su şişesi, 2
kıvrımlı tüp, 2 pencere, mama
tabağı ve yatak kısımlarından
oluşan dev bir kompleks.
Lazer İplik
Frolicat’in Bolt lazer oyuncağı, yavru
kedileri oynatmakta kullanılıyor. Global Pet
Expo’da en çok ödül alan ürün seçilen Bolt
sayesinde, oturduğunuz yerden kedinizi
koşturacak bir ip sallıyorsunuz. Bu da zor
geliyorsa, otomatik ayarı kullanabilirsiniz.
14
Şanel Şan
[email protected]
‘YENİ İTALYAN TASARIMI 2.0’
İtalyan tasarımının Türkiye çıkartmalarına bir yenisi eklendi. “Yeni İtalyanlar 2.0”,
10 Aralık- 23 Ocak tarihleri arasında santralistanbul’da görülebilecek.
Triennale Tasarım Müzesi, İtalyan Ticaret
Merkezi (I.C.E.) işbirliği ve Unicredit
ortaklığı ile 10 Aralık 2010-23 Ocak
2011 tarihleri arasında “The New Italian
Design 2” sergisini santralistanbul ev
sahipliğinde düzenlenecek. Çağdaş İtalyan
tasarımının yüzyılın ekonomik, politik,
teknolojik değişimleri ile arasındaki
bağı ve dönüşümleri belgeleyen sergi
İtalyan tasarımının tanıtımı üzerine
temellendirilmiş. Silvana Annicchiarico
tarafından yönetilen ve İtalya’nın ilk
tasarım müzesi olan Triennale Tasarım
Müzesi, yeni İtalyan yaratıcılığının
promosyonunu, değer kazanmasını ve
analizini bu sergi ile ileriye taşıyor.
farklı öğelerin bulunduğu sergide yer
alan tasarımcıların birçoğu, uluslararası
seviyede kabul gören ve sektörün önemli
firmalarında çalışan kişilerden oluşuyor.
01
2007’de Triennale Milano’da
gerçekleştirilen eşsesli serginin
genişletilmiş ve güncellenmiş versiyonu
olan sergi, meslek rolünün önemli
değişimini ortaya koyan 20. yüzyıldan
21. yüzyıla tasarım dünyasındaki geçiş
dönemine odaklanmak amaçlı ulusal çapta
gerçekleştirilen bir sayım neticesinde
doğmuş. Sergide, ürün tasarımı üzerine
165, grafik üzerine 30, takı, çanta ve
aksesuarlar gibi kişisel objeler üzerine 54,
araştırma üzerine 14, food design üzerine
14, iç mekân tasarımı üzerine 5; toplam
282 proje sizleri bekliyor olacak.
Sergi, mobilya tasarımı bölümünden
yeni iletişim şekillerini kucaklamaya,
gıdadan web tasarımına, modadan tekstil
tasarımına, takı tasarımından grafik
ve multimedyaya mobilya ve dekoratif
aksesuarlara kadar çeşitli ve zengin bir
manzara ortaya çıkıyor.
01 02 03 04 05 Sırasıyla, Amaterasu’nun
“Midnight Pump” ayakkabıları, Venezia
Vittorio’nun “Polipixel” koltuğu, Damiani
Lorenzo’nun Packlight aydınlatması,
Lagranja’nın Uto aydınlatması,
Lanzavecchia Francesca ile Hunn
Wai’nin sandalyesi
Bireysel üretimden seri üretime, sanatsal
objelerden endüstri ürünlerine kadar
04
03
02
05
28/11/2010
15
Gözde Severoğlu
[email protected]
Manchester Üniversitesi Kültür
Ekonomisi Uzmanı İsmail Ertürk’ün
girişimleri ile hareketlenen İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kent
Kültürü Yönetmenliği’nin desteklediği
sempozyuma; Birleşmiş Milletler Ticaret
ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD), T.C Kültür
ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Sanayi
Odası, İstanbul Ticaret Odası ve “Yaratıcı
Şehirler” kavramını ortaya koyan Charles
Landry katıldı.
Sempozyumda İstanbul’un var olan kültür
potansiyeli bir devlet- hükümet politikası
içinde değerlendirildi, uluslararası kültür
stratejisi ile birlikte harmanlama yollarının
araştırılması amaçlandı.
‘YARATICI’ ŞEHİR OLMA
YOLUNDA İSTANBUL
Yaratıcı şehir olarak İstanbul, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin
ev sahipliğinde gerçekleşen 21. Yüzyılda Yaratıcı Şehirler ve
Endüstriler Sempozyumu’nda, 6 farklı konu başlığı altında
40’dan fazla profesyonel tarafından değerlendirildi.
Sempozyumun 6 oturumunda, yaratıcı
şehir olma yolunda gelecek planlarımız,
zorluklar, yaratıcı şehirlere küresel
bakış, ekonomik büyümedeki yaratıcı
endüstrilerin yeri, girişimciler tartışma
konuları oldu.
Sempozyum Gündemi
Sempozyum defterlerinde yer alan
belli başlı noktalar mevcut: Öncelikle,
İstanbul’u uluslararası bir “Think Tank”
şehri haline getirmek amaçlanıyor. Bu
oluşumu destekleyecek ve besleyecek
bir “Yaratıcı Şehirler ve Endüstriler
Merkezi”nin varlığı önem taşıyor.
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı gibi,
UMTAD, YTU ve Charles Landry de hem
sempozyumu hem de kurulmak istenen
merkezi destekliyor. Merkezin kurulması
ve sürdürülebilirliğine destek verecek,
ilki 2007’de gerçekleşen sempozyumların
devamının geleceğinin de haberi veriliyor.
Bundan sonraki sempozyumda, yaratıcı
kültür endüstrisini bir politika haline
getirmiş İstanbul’un hayata geçirdiği
projeleri değerlendirmek hedefleniyor.
Görünen o ki yaratıcılığın tüm
kurumlar tarafından desteklenmesi ve
benimsenmesi önem taşıyor. Yenilikçi iş
modellerinin, yaratıcı sanayi ve ekonomi
için inovasyonun önemi de sempozyumda
dile getirilenler arasında.
Yaratıcı şehir olma yolunda İstanbul’un bir
çok sanatçıya ilham veren özelliklerinin
değerlendirilmesi gerekiyor. Kültürümüz
ile ilgili yerel ya da global belki de
“global” bir yaklaşım ile İstanbul’u
değerlendirmek gerekebileceği
vurgulananlardan.
Mikro düzeyde hareketin başlaması
gerektiğini işaret eden sempozyumda
konuşmacılar, eğitim konusunun
altını defalarca çizdi; icat çıkarabilen
çocuklar desteklenmeliydi. İnovatif
ürünlerin korunma altına almak,
sanayiye ve yaratıcısının hayatına
kattıklarını göstermek ve genç beyinlerin
yönlendirilmesini sağlamak gerektiği
aşikardı.
olduğu dile getirildi. “Eski ve yeni”yi
bir araya getirerek, geçmişten kalanı
yorumlamak, günümüzü yaşamak ve
geleceğimizi yorumlamak üzerine 2010
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nı bir
katalizör olarak değerlendirilmeli, bir
başlangıç olduğu kabul edilmeliydi.
Kapanış Otrumu
Kapanış oturumunda profesyoneller, 2010
Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul’dan
Yaratıcı Şehir İstanbul’u yorumladılar.
İstanbul’un kültür altyapısının güçlü
ve zayıf yanları, İstanbul için yaratıcı
ekonomi ve kültür alanındaki yatırımların
yeterliliği, devamlılığı ve arttırılması
konuları gündemdeydi.
Pazarın tüm dünya olduğunu bilerek,
İstanbul’un kozmopolit yapısının verimli
kullanılması ile yenilikçi iş modelleri ve
açılımlar yaparak ilerlemenin gerekliliği
belirtildi. Daha çok faaliyet, daha çok
kültürel gelişime ihtiyaç olduğu ifade
ediliyordu. Var olan değerlerimize
odaklanarak, esnek çözümler üretmemiz
önemliydi. Bu süreçte, bireysel
çalışmalarının yetersiz kalacağından
bahsedilirken daha verimli bir sonuç
için sivil toplum kuruluşlarının, yerel ve
merkezi yönetimlerin ve yatırımcıların
birlik içerisinde çalışmalarının kaçınılmaz
Kıssadan hisse... Katmanlarla sarılı
İstanbul’u, Batı’nın doğusundaki
İstanbul’u ya da Doğu’nun batısındaki
İstanbul’u, genç ve dinamik nüfuslu
İstanbul’u, kültürel çeşitliliğin yaratıcıların
yaklaşımını tetiklediği İstanbul’u yaşanır,
yaşayanları mutlu kılmak, şehri
hissetmek için birlikte harekete geçme
zamanıydı! Öyle görülüyor, böyle
hissediliyordu.
FOTOĞRAF: Burcu Böcekler
16
Fatma Korkut
[email protected]
DİSİPLİNLERARASI
DÜŞÜNCE
Disiplinlerarası sanatçı ve tasarımcı Eden Ünlüata, ODTÜ’de “disiplinlerarası
düşünce” konulu bir seminer ve “imece üretim” atölyesi gerçekleştirdi.
01
Disiplinlerarası sanatçı ve tasarımcı Eden
Ünlüata, 2-3 Kasım tarihlerinde ODTÜ
Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde
“disiplinlerarası düşünce” konulu bir
seminer ve “imece üretim” odaklı bir
çalıştay gerçekleştirdi.
Ortaçağ loncalarından günümüze
disipliner (mesleki) pratiğin gelişimini,
eğitim, düşünce ve üretim ilişkilerini
özetleyerek konuşmasına başlayan
Ünlüata, değişik disiplinler arasındaki
geçişkenliğin özellikle 20. yüzyılla birlikte
arttığına dikkat çekti.
ilişkili olduklarını kabul etmeye yönelik bir
öngörü olarak anlattı.
kişisel kariyer hedefleri ile örtüşmediği
durumlarda disiplinlerarası bir yaklaşımın
çözüme katkıda bulunabileceğini ifade
etti. Ünlüata, imece usulü çalışmanın,
disiplinlerarası uygulamanın merkezinde
olduğunu, 21. yüzyılın çalışma ilişkilerinin
ve çalışma ahlakının “yarı-tanrı”
tasarımcıya yer bırakmadığına işaret etti.
1998 yılından bu yana sanat ve tasarım
çalışmalarına Şikago’da devam eden
Ünlüata, katılımcılara bu olgunun
profesyonel yaşamlarında karşılaşacakları
çeşitli baskılara çözümler ararken yararlı
olabileceğini, disipliner tanımlamaların
Bu ilişkiler düzeneğini birbirleriyle görüş
alışverişinde bulunarak, göndermelerde
bulunarak, tezat ilişkiler önererek veya
birbirlerinin işlerini değiştirerek, ama
sonunda kendi belirledikleri bir düzlemde
anlaşarak kurdular.
Disipliner düşüncenin, kalıplaşmaya
ve disiplin dışından etkilere kendini
kapatmaya yatkın olduğuna işaret eden
Ünlüata, 21. yüzyılda hızla değişen
teknolojinin ve üretim ilişkilerinin
yenilikçi düşünce talep ettiğini savladı.
Tasarımcı-sanatçı, bu sav çerçevesinde,
şu sıralar dünyanın çeşitli yerlerinde
tartışılan ve kabul gören “disiplinlerarası
düşünce” olgusunu, disipliner sınırları
görmezden gelen bir tavır ve sınırlar
içinde kalan alanların aslında birbirleri ile
“İmece Üretim” başlıklı çalıştay için
Ünlüata katılımcılardan el büyüklüğünde
10 adet nesne getirmelerini istedi. Büyük
bir masa üstüne çuval malzeme içine
dikilmiş akrilik yünle yapılmış bir iş serdi
ve katılımcılardan getirdikleri nesneleri
işin üstüne yerleştirmelerini istedi. Üç
aşamalı çalıştayda katılımcılar getirdikleri
nesnelerle hem “niyet” hem de “anlam”
ilişkileri kurmaya çalıştılar.
Çalıştay, katılımcıların ileriki çalışma
hayatlarında kaçınılmaz olan ortak
çalışma ortamına ilişkin bir deneyim
sunmakla beraber, her katılımcının imece
usulü çalışmanın ne olduğuna dair kendi
sonuçlarını çıkartmalarına da izin veren
bir yapıdaydı.
02
01-02. Atölye çalışmasında nesnelerele
niyet ve anlam ilişkileri kuruldu.
28/11/2010
17
Burçin Ünaldı
[email protected]
MODA BASKI ALTINDA!
Dupont, Artistry, Canon gibi baskı devleri artık tekstile özel çalışmalar yapıyor.
Boş yere değil; modada dijital baskı dönemi yaşanıyor.
Son yıllarda moda endüstrisi yeni bir
devrimle değişiyor: Dijital baskı devrimi!
90’ların ortasında yumuşak yumuşak
başlayan dijital baskı tekstile çok daha
fazla canlılık, dinamizm, talep ve kar
getirdi. Yeni millenyum kumaşın dijital
baskı tekniğiyle en akla hayale gelmeyecek
şekillere girdiğine şahit oldu. Ünlülerden
sokaktaki adama herkes dijital baskılı
bir elbise giyiyor, son sezonlarda trend
raporları dijital desenleri olmazsa olmazlar
listesine alıyor, ön sıranın müdavimi moda
editörleri kara kaplı mini defterlerine
“dijital baskı” modasını not düşüyor!
Elbiselerde, pantolonlarda, ceketlerde
hatta yavaş yavaş ev tekstilinde öne çıkan
bu trend gözden kaçamayacak kadar güçlü:
yeni ifade biçimi elbisendeki baskı!
Bir zamanlar kırtasiye denince kulağımıza
çalınan DuPont, Artistri, Canon gibi baskı
devleri artık tekstile özel dev dijital
baskı yazıcıları su bazlı pırıl pırıl boyalar
ve kumaşlarda renk inovasyonlarıyla
podyumlarda salınmaya başladı.
Peki dijital baskı tekniğiyle elde edilen
desenin farkı ne? Geleneksel ve dijital
baskı teknikleri arasındaki farkın en kısa
ifadesi resim ve fotoğraf arasındaki fark!
İkisinin de yeri ayrı ama ikincisi daha
gerçek, daha hızlı, daha etkin. Geleneksel
baskı teknikleri kumaşın her iki yüzünü
de ıslatarak doyururken, dijital baskı
kumaşın basıldığı yüzeyinde sabitleniyor
ve arkasına geçmiyor. Peki ya farklılığı
ne? Öncelikle tasarımcılara sınırsızlığı
getirdi: son model yazılımlar sayesinde
elde edebildikleri sınırsız sayıdaki renk
tonunu, yarattıkları desenleri, doğanın
tüm renk ve şekillerini, kaleidoskopi ya
da fraktallerin en kaotik görünümlülerini
bile bir tuşla seçtikleri kumaşa karbon
kopyalayabilmeye başladılar. Kısacası
bilgisayardan kumaşa direk geçiş
sağladı: yüzlerce seçenek, binlerce renk,
piksellerce özgürlük. Dijital kumaş baskı
tekniği tonlarca aplikasyonu ve sınırsız
seçeneğiyle özgürlüğün en güzelini,
desen özgürlüğünü sundu. Her kumaş
için özel mürekkepler icad edildi, yüksek
performanslı inkjet sistemler binlerce
minik damlayla tasarımcının bilgisayar
ekranında gördüğü kırmızının aynısını
ya da scan ettiği bir fotoğrafın tıpatıpını
verecek şekilde kumaşı boyadı. Sadece
tasarım değil üretim sürecinde de
parmak parmak bal çalan dijital baskı
geleneksel baskı tekniklerinin gerektirdiği
binlerce metre kumaşı onlarca metreye
indirgeyerek keyifli maliyetler de cabası
dedirtti. Üstelik hız, tasarımda esneklik
ve maliyet verimliliğinin yanında genç
tasarımcılara da süper lige çıkma fırsatı
getirdi!
Dijital baskı ile desen elde etme tekniğinin
öncüleri tasarım ikilisi Basso&Brooke oldu;
2004 yılındaki Fashion Fringe ödüllerinin
açılış gecesinde bir yandan bu genç
yaşta ödüllenirken bir yandan tamamen
dijital desenler kullanarak tasarlanmış bir
koleksiyon sundular.
Yine de bu tekniğin kraliçesi “dijital baskı
devriminin çıkış yapan yıldızı” şeklinde
sıfatlanan Mary Katrantzou oldu. Hem
biçim hem renkle çalışma yeteneğini
grafik sanatla ve bu yeni baskı tekniğiyle
birleştirince ortaya göz alıcı koleksiyonlar,
ilüzyon efektler ve ultra feminen silüetler
çıktı.
Genç isimlerden Erdem Moralıoğlu ise
dijital baskı tekniğiyle hayat verdiği çiçek
desenleriyle first ladyleri kendine bağladı!
Son olarak IFW’de Özgür Masur drape
etkisini tamamen dijital baskı tekniğiyle
vererek çığır açtı: Kat oyunları için
metrelerce kumaş ve saatlerce dikiş yerine
aynı görünüm baskı ile elde edilmiş, esaslı
bir ilüzyon enfes elbiseler yaratmıştı.
Diijital baskı her ne kadar genç
tasarımcıların oldukça başarıyla ön
saflarda yerini aldığı yeni oyuncağı olsa
da onun büyüsüne John Galliano ve
Alexander McQueen gibi köklü isimler de
karşı koyamadı; ve dijital baskıya bugün
sahip olduğu şöhretini yine merhum dahi
Alexander McQueen sağladı. Dehasını bir
kez de olağanüstü ve hatta olağandışı
sürüngen ve buzul çağı deniz canlıları
desenleriyle hazırladığı İlkbahar 2010
koleksiyonu ile ispatladı.
Moda her çağda olduğu gibi dijital çağda
da baskı altında, ama bu defa bu baskı onu
keyiflendiriyor!
18
Banu Pekol
[email protected]
TARİHİ YENİDEN YAZMAK
Mardin’deki Kasımiye Medresesi’nde
yapılan Cemil İpekçi defilesi tepki çekti.
Oysa dini/tarihi mekanların alternatif
kullanımları ne ilkti, ne de son!
Akkoyunlu hükümdarlığında yapılan
Kasımiye Medresesi, 16. yy’da Mardin’in
en geniş vakfıydı. Günümüzde artık
işlevini devam ettirmeyen bu mekânda
Eylül ayında yapılan Cemil İpekçi’nin
‘Bir Doğu Masalı Dört Mevsim’ isimli
defilesi, toplumun çeşitli kesimlerinden
tepkilerle karşılaştı. Bu defile, kimisi dini
özellikli olan tarihi mekânların alternatif
amaçlarla kullanımlarının aslında yeni
bir merak olmadığını bize hatırlattı.
Öncüllerinin yarattığı tarihi yapıları
bilinçli olarak farklı işlevlerle yeniden
ele alması aslında antik çağdan beri var
olan bir yaklaşım. Nitekim başta mimarlık
tarihi, anıtbakım ve tasarım disiplinlerinin
sorunu olmak üzere birçok açıdan ele
alınıp değerlendirebileceğimiz bu alanda
uluslararası üne sahip mimarların yeniden
kullanım projelerine rastlamak mümkün.
da ideal olmayan eski Galata köprüsünün
üzerinde gerçekleştirilen İstanbul
Design Week, artık köprüden bağımsız
düşünülemiyor.
Tarihi yapıların sunduğu yabancılık
ve eski, sihirli havanın cazibesiyle bu
mekânlardaki performanslar da giderek
artıyor. Saatler süren yolculuğun
ardından Anadolu’nun çeşitli kentlerinden
Haydarpaşa Garı’na varan yolcuların
kendilerini tango festivali kapsamında
dans eden yüzlerce tango severin arasında
bulması bunun güzel bir örneği.
2010 İstanbul Uluslararası Tiyatro
Festivali’nde Bayrampaşa Eski Cezaevi’nde
RemDans tarafından yapılan Islak Mekân
adlı performans veya ‘Klasik Keyifler’
etkinlikleri çerçevesinde Uçhisar’daki
Bezirhane’de gerçekleştirilen oda müziği
konserleri de bu tip gösterilerden yalnızca
birkaçı.
Müze fonksiyonu dışında, Türkiye’de tarihi
mekânlardaki en yaygın işlev, eğlence
ve rekreasyon aktivitesi; bunları kalıcı
ve geçici etkinlikler olarak iki ayrı başlık
içinde incelememiz mümkün.
Bu projelerde fiziksel bir mekâna dair
hissettiğimiz duygusal tepkiler, hatıraları
süsleyen veya umduğumuz mekânlar
ile şimdiki zamanın içinde bir araya
geliyor. Tarihî bir ‘hazne’ olan bina ve
güncel yeni ihtiyaçlar birleşerek ortaya
özel bir yapı çıkarıyor. Bu yeni yapı
mimarlık ve strüktür açısından bir üst
üste bindirmeden ziyade, bir sentez.
Yapının zaman içinde ve biçiminden
bağımsız olarak taşıdığı farklı işlevler,
biçimin içinden geçerek bizi etkiliyor.
Yani bu tür projelerin artması onların
ayakta kalmasından öte, yeni anlamlar
kazanmalarını sağlıyor ve bizleri de
yeniden-yaratma sürecine dahil ederek
tarih yazmaya devam ediyor.
01
için kullanılan yapılar arasında Fatih’teki
Bizans dönemi ‘Sultan’ Sarnıcı, ya da
Beyoğlu’nda eski konut, sonra fırın şimdi
eğlence mekânı Ghetto sayılabilir. Bunlara
günümüzde lokanta olarak kullanılan
Hasköy’deki Ezger Sinagogu, Kız Kulesi,
Amasra Sağır Osmanlar Hamamı ve
Tahtakale Hamamı gibi pek çok örnek
eklenebilir.
Kalıcı işlev değişiklikleri, aslında yanıltıcı
bir kategori. Nitekim yapıları uzun vadede
şekillendiren esaslı unsur işlev değil.
Yapılar çoğu zaman kullanıldıkları işleve
bire bir uymazlar ve bezemelerinin üslubu
da çoğunlukla işlevden ziyade, tarihî
dönemlerini yansıtır. 16. yy’da Mimar
Sinan tarafından inşa edilmiş olan Atik
Valide Külliyesi’nin önce İstanbul’un ilk
akıl hastanesine, sonra tütün atölyesine,
ardından Toptaşı Cezaevi’ne dönüşmesi ve
nihayet günümüzde Marmara Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kullanımına
tahsis edilmiş olması bu durumun tipik bir
örneği.
Uygulamada ortaya çıkan bir diğer
fonksiyon ise sanat kursları ve sergilere ev
sahipliği yapmak: 2002 yılında hizmete
acılan ‘Amasra Kültür ve Sanat Evi’ ise
15. yy mescide dönüştürülmüş bir 9. yy
şapelinin içinde yer alıyor. Benzer şekilde,
14. yy’da İznik’te kurulmuş Süleyman
Paşa Medresesi, Çiniciler Çarşısı olarak
Aynı şekilde düğün, lansman ve partiler
02
kullanılıyor.
Daha yaratıcı kullanımlara bakacak
olursak; İstanbul Boğazı’nın Çengelköy
kıyısında bulunan 19. yy.’dan kalma bir
ispirto fabrikasının Nedret ve Mark Butler
tarafından otele çevrilmesi, Üsküdar’daki
eski Tekel binasının günümüzde tiyatro
olarak kullanılması, Kasımpaşa’daki bir
ambarın Erginoğlu ve Çalışlar Mimarlık
tarafından (World Architecture Festival
2010 ‘da bu yıl ödül kazanan tek Türk
proje ile) ofis mekânına çevrilmesi dikkat
çeken projeler olarak öne çıkıyor.
Bu kalıcı değişimlere alternatif olarak,
geçici etkinliklerdeki artış da fark edilir
hale geliyor. Mekânda dolaşım için çok
01,03. Atik Valide Külliyesi
02. Ezger Sinagogu
03
28/11/2010
19
Iraz Polat
[email protected]
Son dönemde “teknoloji” ve “duygu” gibi
iki zıt kavram sıklıkla ve uyumla bir araya
gelir oldu. İhtiyaçlara cevap vermenin ötesinde, duyguları harekete geçirebilen teknoloji deneyimleri dikkate alınası.
Güncel hayatta en sık vakit ayırdığımız
mecralardan biri olan Facebook’u ele alalım... Bu site arayüz tasarımlarıyla kullanıcısına istediği gibi ve kolayca sosyalleşebileceği bir etkileşim alanı sunuyor ve işte
bu sebeple sürdürülebilir bir sosyal ağ olmayı beceriyor. Polaroid fotoğraf çekiyormuşsunuz hissi veren iphone uygulaması
da bir başka örnek... Çok nostaljik, geçmiş
günlerin hissi var. Sanki polaroid bir fotoğrafa bakıyorsunuz. Böyle bir uygulama, cihaza işlevsel olduğu kadar duygusal anlam
yüklemeyi de başarıyor.
TEKNOLOJİ ISINIYOR!
Ralph Lauren geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği 4D defilesiyle
büyüledi. Ama Ralph Lauren yalnız değildi ki! Teknoloji ne
zamandır duyguyla kucaklaşmakta, ısındıkça ısınmaktaydı.
Farklı ülke ve alt gruplardan kişiler üzerinde yapılan bir araştırmadan çıkan sonuçlara şaşırmamalı. Hangi kültür ve coğrafyadan gelirse gelsin, kullanıcı duygularını
harekete geçirebilen tasarımı kullanılabilir
olarak kabul ediyor ve seçiyor. Muadillerine göre daha kullanışlı olmasa bile “kullanışlı” olarak atfedilebiliyor. Bu kimi zaman
bir bankanın teknolojik arayüzü olabiliyor,
kimi zaman mekanik bir mutfak aleti. Duygulara hitap edebilmeyi genele yayabilen
markalar tüketici nezninde vazgeçilmezliği garantiliyor.
01
Söz gelimi, Türkiye İş Bankası’nın selfservis şube konseptinde bankalarda sıkça görmediğimiz sıcak bir atmosfer yaratılmış. Personel olmasa da kolayca işlem yapılabileceği algısı hemen hissediliyor. İnsan odaklı bu konsept tasarım teknolojiyi
kullanılabilir ve yakın kılıyor.
Yeni bir otomobilin kokusunun yaratacağı etki otomobil tasarımında küçük bir ayrıntı gibi görünse de sürüş zevkini artıran
ve marka beğenisini yükselten çok önemli bir faktör aslında. Alman otomotiv markası Audi, teknik anlamda ilericiliğiyle yetinmiyor, sürücünün araç içinde iyi hissetebilmesi için otomobil kokusu tasarlayan
bir burun ekibiyle çalışıyor.
Moda endüstrisinde de teknoloji duygusal
çekim yaratmak için güçlü bir altyapı olarak kullanılabiliyor. Ralph Lauren markasının “architectural mapping” teknolojisini kullanarak bu ay gerçekleştirdiği 4D defilesi şapka çıkartılır nitelikte. New York ve
Londra binaları üzerinde yaratılan ışık enstalasyonu defile, davetlilerini ve sokaktan
geçenleri devasa bir görselliğin parçası haline getirdi ve hayranlık duygusu uyandırdı. Bu teknolojiyi ilk uygulayan marka olarak RL, moda dünyasındaki yerini bir kez
daha vurguladı ve ayrışmayı başardı. B
Bir diğer yaratıcı teknoloji yerleştirmesi de
yakın zamanda Hong Kong Adidas mağazasında Forces of Nice iş birliğinde gerçekleştirildi. Bu özel proje kapsamında illüstratör Chairman Ting dijital bir palet kullanarak real-time graffiti performansıyla
mest ediyor. Vitrinde sergilenen dijital pano, markaya dinamizm ve sıradşı bir gör-
02
03
sellik katmayı başarıyor. Bu gibi yenilikçi
uygulamalar hedef kitle üzerinde marka etkisini kuvvetlendiriyor. Teknolojinin hem
kullanılabilirliğini hem de deneyim cazibesini artıran en önemli unsurlardan biri insan ve duygu merkezli olması. Teknoloji
ısınıyor ve daha da ısınacak gibi duruyor!
Meraklısına linkler:
-Audi nose team (audi-mediaservices.com)
-Türkiye İş Bankası self servis şube tasarımı (i-amistanbul.com.tr/our-clients/turkiye-is-bankasi)
-Ralph Lauren’in 4D ışık enstalasyonu defilesi (youtube.com:Y5CBWTRhgGc)
-Adidas-Forces of Nice iş birliği (youtube.
com:YSP_ObQYa0Q)
01-03. Ralph Lauren defilesinden.
04
04. Audi Nose Team
20
Bikem İbrahimoğlu
[email protected]
MODANIN ‘RESMİ’ YAKIN TARİHİ
Yeri uzak olmasına uzak ancak önemi büyük. Paris, Musée des Arts Décoratif’te
Haziran ayına dek sürecek “Modanın İdeal Çağdaş Tarihi” sergisi cesur bir ilk.
“Modanın İdeal Çağdaş Tarihi” sergisi
ikonik defileleri tespit ve ortak belleğe
mıhlama yoluyla modanın son 40
yılına resmi ve kolay okunur bir tarih
kazandırdığı gibi, hafifmeşrep ve uçarı
ruhlu moda dünyasına analitik, sentetik ve
eleştirel bir bakış kazandırıyor.
Musée des Arts Décoratif, 70’leri bizlere,
biraz hakkı tam verilmeyen, renkli ve
melez genç, pratik gamsız bir dönem ve
kısacık bir 10 yılda içine psychadelic,
hippi, etnik, punk, disco, jean, spor giyim
ile bir o kadar da yeni stilistin sığdığı
egzotik bir çıfıt çarşısı olarak aktarırken
ortak paydayı Yves Saint Laurent
öncülüğünde hazır giyim markalarının
yaratılması olarak koyuyor. Bu yüzden
açılış çizgisini YSL’in o tarihten itibaren
prêt à porter’ye geçtiği 1971 retro
koleksiyonu belirliyor. Moda tasarımcıları
terimi ilk kez bu dönemde ortaya çıkıyor.
Issey Miyake batının antipodu şeklinde
modernlik ve sadelik rüzgarları estirirken,
Kenzo “anti couture”ü geliştiriyor, Chantal
Thomass iç giyimi dişa geçiriyor, Sonia
Rykiel örgü kazaklarıyla ünleniyor, Karl
Lagerfeld Chloé ile ultra sofistike/cool
kadın tarzının doruğuna çıkıyor.
80’ler teatral ve gösterişin hüküm
sürdüğü, haute couture’ün petrol krizi
ve doğurduğu petrol zengini Arap yeni
müşteri kitlesiyle taze kan bulup, hatta
sonu hüsranla bitse bile Christian Lacroix
gibi sektöre yeni isimler kazandırdığı bir
dönem. Bazı şeylerin de bittiği: 80’ler
ilk yarısındaki power women, ikinci
yarısındaki minimalist yaklaşımıyla
bir önceki dönemin cıvıltılı renklerine
kocaman kara bir çizgi çekiyor. Siyahı
getirenler özellike Japon modacılar. Bir
yandan delik, yırtık ve pejmürde estetiğini
benimsetirken, Rei Kawakubo (Comme
Des Garçons) asimetrik kesimin, Yohji
Yamamoto deconstruction tekniğinin
sınırlarını zorluyor. Thierry Mugler ve
Claude Montana vizyonel tasarımları ve
teatral defileleriyle geniş, kare, vatka
omuzlu, dar belli power women siluetini
belirliyor. Barok ve tarihi akımı Christian
Lacroix ve Chanel, modada sanatı Jean
Charles Castelbajac temsil ediyor.
Sergimiz bu dönemi modanın moda
olduğu, markaların her tarafa yapışmaya
başladığı, logomania, total look ve aşırı
tüketimin at koşturduğu ancak özgür
yaratıcılığın en çok gelişme şansı bulduğu,
genç tasarımcıların ardı ardına lanse
edildiği altın yıllar olarak değerlendiriyor.
1990’ların en önemli özelliği bir
önceki şaşalı dönemden radikal şekilde
uzaklaşması. Modada olgunluk, doygunluk
ve organizasyonun ağır bastığı, lüks
marka gruplarının, Gucci ve Tom Ford
gibi “iş adamı tasarımcı” modellerinin
ortaya çıktığı özetle “business”in hakim
olduğu bir dönem. Giydirme değil kimliği
sorgulama, fantazi yerine ilham krizi
ve kural olarak “hiçbir şey”in moda
olma zamanı. “Dövme” ya da “sportif
rap rahibe” koleksiyonlarıyla Jean Paul
Gaultier yeni moda kültürünün temsilcisi
olarak hala otorite. Hemut Lang ve Jil
Sander minimalizmin liderleri. Prada’nın
yoksul, kapıcı modası olarak ta tabir
edilen 1950’lerin retrosu marjinallikten
uzak realizmi kaçınılmaz yükselişinin
de temeli. Moda, bakır topraklara ayak
basan Hüseyin Çağlayan’ın Kosova- savaşmülteciler sorgulamalarına alet olacak
kadar politize ve kavramsal. Belçika,
minimalist, şehirli gibi birçok ekol
üzerinden değerlendirilen 90’lar miyadını
doldururken, Vivienne Westwood’un
Viktorya dönemi kıyafetleriyle hiçbir
yüzyıl sonunda olmadığı kadar tarihi,
klasik fransız stili ise John Galliano/Dior ,
Alexander McQuinn/Givenchy üzerinden
şaşırtma, provokasyon ve hayalgücüne
dayalı egzantrik İngiliz modasına nakavt
olmuş durumda.
1990’lar kontrollüyse, 2000’leri askeri
disiplin diye tanımlamak gerek. Tanınmış
moda evlerinin tepesindeki artistik
direktörlerin diktasında tamamen finansal
ve profesyonel hedeflere koşan ancak
aşırı üretim, ara, ön, cruise koleksiyon
ve histerik tüketimin çılgın hızından
sersemleyip tökezleyen, birbiri ardına
çöken ekonomik ve politik kara bulutlar
altında ezilen son bir 10 yıl. Yakın tarih
ne kadar yakına gelebilir? Sergimizin bitiş
çizgisi Martin Margiela’nin 2008 defilesi.
Finansal krize ramak kala, güneşte çözülen
kar havasında elbiselerle küresel ısınmaya
değindiği, kumaş parçacıklarına bürünmüş
anonim/anlamsız mesajı veren gözü siyah
bantlı mankenlerin toplansa tamamı bir
valize sığacak hafif, şekersiz, kalorisiz ve
aseptik koleksiyonu.
Tarihi organize etmek dışında serginin
bizlere mesajı? Tüm olanlara rağmen
yaratıcılığın canlılığını koruduğu,
Rei Kawakubo, Issey Miyake, Yohji
Yamamoto, Junya Watanabe çizgisindeki
Japon modacıların, Martin Margiela ve
Balenciaga’da Nicolas Ghesqière gibi
takipçileriyle, gerek volümlerle oynayarak,
gerek vücudu değiştirerek avant guardist
vizyonlarından hiç taviz vermedikleri.
Ve modanın geleceği için sadece ticari
mantığın değil ama fikirler ve yaratıcılığın
aktarımına bugün her zamankinden daha
çok ihtiyaç duyduğumuz.
28/11/2010
21
Bahar Türkay
[email protected]
Bazı markalar, bir süredir, ürünlerini
geliştirmek için hedef kitlelerini
dinlemekle yetinmeyip, atölye
çalışmalarıyla onları tasarım sürecinin
içine dahil ediyor, bizzat kullanıcılarla
birlikte çalışıyor. Bu sayede artık
sadece çocuklar için değil, çocuklarla
birlikte yapılan atölye çalışmalarıyla da
karşılaşıyoruz.
ÇOCUKLARLA TASARIM
Konu, “çocuklar için tasarım”dan “çocuklarla tasarım”a
dönmüş durumda. Artık gelecek yaratıcılıkları sınırlanmamış
miniklerin elinde! Firmalar çocukların peşinde...
Yurtdışında bu çalışmalar biraz daha
eski yıllarda başlamış. Sözgelimi 2002
senesinde yapılmış olan “Do-It Yourself
Design Workshop”. 3d-i.org web sitesi
tarafından yürütülen çalışmada amaç,
9-12 yaş aralığındaki çocukların, geleceğin
grafik tasarımcıları, mimarları olmaları
için onlara ilham vermek. “Discover”
sayfasında tasarımcılarla ilgili bilgiler
veren sitenin “Design” sayfasında
çocuklar, logo, spor otomobil, kıyafet
gibi pek çok farklı ürün tasarlamak için
cesaretlendirilmişler. Sitenin altında
televizyonda sezonluk çocuk yapımlarına
imza atan The Doc Tank ve Supercom
tasarım ve teknoloji firmasının adı var.
Benzer şekilde Shidonni Japon oyuncak
firması da çocukların kendilerine ait
oyuncak karakterleri yaratmasına izin
verenlerden. Çocuklar, firmanın web
sitesinden kendi çizdikleri karakterleri
Shidonni ekibine gönderiyorlar. Ekip de
karakteri içi doldurulmuş bir oyuncak
haline getiriyor ve böylelikle minikler,
kendi oyuncaklarını tasarlamış oluyorlar.
27 Haziran-6 Temmuz 2009 tarihlerinde
yapılan mAAN tasarım atölyesi ise bir
başka örnek. Çalışmada çocuklar bir
kısmı kapatılması düşünülen Padang
Çimento Fabrikası’nın o bölümü için
alternatif kullanım alanları tasarlamak
üzere oluşturulan ekibin içinde yer almış.
Ekipteki öğrenciler, fabrika çalışanlarının
devam ediyor.
İstanbul Modern’de James Dyson
Foundation desteğiyle gerçekleştirilen
Tasarım Atölyesi 6-12 yaş grubundaki
çocuklara ve ailelerine yönelik.
Çalışmalarda gündelik hayatta sıkça
kullanılan süpürge, ütü, ekmek kızartma
makinası gibi aletler ve sünger, koli bandı
gibi malzemeler kullanılarak sıradışı
tasarımlar yaratma olanağı sunuluyor.
çocuklarını bizzat mekana getirerek
onların deneyimlerini çalışma sonucunda
ortaya çıkan proje önerilerine dahil etmiş.
University of Maryland Collage of
Information Studies’de yürütülen bir
atölye çalışmasında 1998 senesinden beri
8-11 arasında değişen 7 çocuk, bilgisayar
teknolojileri, eğitim, sanat, robot bilimi
ve başka disiplinlerden gelen araştırma
uzmanlarıyla aynı tasarım ekibinin içinde
yeni teknolojilerle ilgili çaışmalarda yer
alıyorlar ve bir nevi, geleceği birlikte
tasarlıyorlar.
Yurtdışında çocuklar için tasarım
atölyelerini programlarının içine alan
müzeler var. Bunlardan biri Design
Museum. Müzede bu konuya ilişkin iki
çalışma yürütülüyor. Birisi, Unicorn
Theatre ile ortak sürdürülen, tiyatronun
sonbahar yapımı oyunu “Garbage King”
için yaşları 10-14 arasında olan çocukların
yaptıkları tasarımların yer aldığı bir
yarışma. Diğeri de yaşları 5-11 arasında
değişen çocukların müzenin kendi
stüdyosunda gerçekleştirdikleri, farklı
temaları olan atölye çalışmaları.
Türkiye’de -genelde İstanbul’dayapılan çocuklarla tasarım atölyelerinin
öncülüğünü birkaç senedir İstanbul
Modern yapıyor. Genç İstanbul Modern
kapsamında, Centre Pompidou işbirliği
ve Garanti Bankası eğitim sponsorluğu
ile düzenledikleri Tasarım Atölyesi
programları var. Ekim ayında başlayan
atölyeler, 16 Ocak 2011 tarihine kadar
Çocuk ve genç tasarım atölyeleri ayrıca,
santralistanbul’un programında da mevcut.
Çocuklar için okuldan sonra keyifli ve
kaliteli zaman geçirme olanakları yaratan
Santralistanbul’da 4-12 yaş aralığında
çocuklara yönelik “SantralÇocuk” ve
13-16 yaş aralığındaki gençlere yönelik
“SantralGenç” başlığı altındaki atölye
çalışmaları, 23 Ocak 2011 tarihine kadar
devam ediyor. Çalışmaları bilim, sanat ve
teknoloji ana temalarından oluşuyor.
SantralÇocuk ve SantralGenç atölye
çalışmaları arasında, motor ve pillerle
yapılan, resim çizebilen robotların, rüzgar
tirbünlerinin, LED kullanılarak yapılan
ışık şovlarının, hareketli oyuncakların
tasarlandığı atölyeler var. Bunun yanında,
gençlerin kendilerine yakın buldukları
alnalarda dijital video atölyeleri, 3 boyutlu
tasarım atölyeleri gibi programlar da
SantralGenç kapsamında.
22
NEDEN TASARIM,
NEDEN BİENAL?
İKSV’nin 2012’de düzenleyeceği bienalin ön etkinliği Neden
Tasarım, Neden Bienal Sempozyumu 2-3 Aralık’ta Kadir
Has Üniversitesi’nde gerçekleşecek. 4 ana başlık altında
bölümlenecek sempozyumun programı oldukça yoğun.
Bienallere sanatçılar çağrılır, fuarlara
galeriler katılır!
Bu durumun somut örneklerini çağdaş
sanat bianellerinde ve fuarlarında; örneğin
İstanbul, Sidney, Berlin Bienalleri ile ismi
‘Contemporary’ olan sanat fuarı, Frieze ve
Basel Art Fair arasındaki farkta görebiliriz.
Çağdaş sanatta belirginleşen ve
gelenekselleşen bu farkın tasarım alanında
yeterince farkında olunmaması ve tasarım
çevresindeki fuar alışkanlığı bu Tasarım
Bienali için en büyük tehlike! Tehlike
‘bienal’ ismiyle ‘fuar’ yapmakta!
Tasarım Bienali’yle ilgili ikinci temel sorun
ise ‘tasarım’ kelimesinin çok fazla disiplini
içinde barındırması. Bunun çözümü ise;
disiplin odaklı değil, çok iyi bir küratoryal
çalışmayla kavram odaklı bir bienal
gerçekleştirmekte!”
Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali kapsamındaki ön hazırlık etkinliklerinden ilki olacak “Neden Tasarım, Neden Bienal?”
başlıklı Uluslararası İstanbul Tasarım Sempozyumu, 2 Aralık Perşembe ve 3 Aralık
Cuma günleri Kadir Has Üniversitesi’nde
gerçekleştirilecek. Sempozyum, 4 ana bölümde gerçekleşecek: Tasarım ve Genetiği,
Tasarım ve Mikro-bileşenleri, Tasarım ve
Makro-bileşenleri, Tasarım ve Kent. Bienalin direktörü ve danışmanlarından konu ile
ilgili fikirlerini aldık...
Özlem Yalım:
“Tasarım kelimesinin bugün kamuoyunun
algısında doğru biçimde yer almadığını
söyleyebilirim. Bienal ve kapsamındaki
tüm etkinlikler ile tasarımın aslında
bireylerin yaşam kalitesine doğrudan etki
edecen, tüketim (ve elbet bu bağlamda
üretim) tercihlerini belirleyen, gündelik
yaşantıdaki pek çok probleme çözüm
getirebilen ve ekonomik kalkınmada
payı olan bir unsur olduğunu anlatmayı
hedefliyoruz. Türkiye’de tasarım alanında
son 20 yılda elbet pek çok etkinlik
yapıldı; pek çok kurumsal veya özerk
tasarım oluşumları mevcut. Uluslararası
İstanbul Tasarım Bienali’nin bunların
tümü ile işbirliğinde, herhangibir disiplin
ayırımı gözetmeksizin her düşüncenin
varolabilidiği bir ortam olmasını
umuyorum.”
Mehmet Asatekin:
“Türkiye’nin giderek gelişen ‘toplum tasarım-üretim’ birlikteliğinde tasarımın
ne olduğunu bilme aşamasından sonra
tasarımın niçin gerektiğinin irdelenmesi
ve bilinçlerde kristalleşmesi gerektiği
kuşkusuzdur. İstanbul Tasarım
Sempozyumu bu paralelde önemli bir adım
olacaktır.”
Bülent Erkmen:
“Bienal sistem dışı bir duruşu sergiler,
sisteme karşıdır, muhalif bir bünyeye
sahiptir. Sistemin işine yaramaz, sistemin
fayda beklediği bir şey değildir. Burda
hiçbir şey alınıp satılmaz, iş görüşmesi
yapılmaz! Oysa fuar sistem içidir,
sistemin vitrinidir, ondan yararlı olması
beklenir. Sistemi destekler, iktidarı
temsil eder.
Bienal düşündürtmek ister, fuar
kazandırtmak! Bienalleri kültür kurumları
düzenler, fuarları ticari organizasyonlar!
İlhan Tekeli:
“İKSV’nin tasarım konusunda bir bienal
düzenlemesini zamanında yapılmış
bir girişim olarak görüyorum. Ülkenin
kalkınmasına araçsal bir mantıkla
yakaşanlar, yenilikçilik ve tasarım
konularını Türkiye’nin gündeminde ön
sıralara taşımış bulunuyorlar.Türkiye’de bu
alanlardaki söylemin araçsal bir mantığı
aşamaması, insan yaratıcılığının bu iki
alanına karşı yapılan büyük bir haksızlık
olmaktadır. Bienalin en önemli katkısının
Türkiye’de bu alandaki söylemi araçsal
mantığın ötesine geçirmek, eleştirel
içeriğine açıklık kazandırmak olacağını
düşünüyorum.”
Alphan Manas
“Yabancı ve yerli konuşmacılar bu
sempozyumun değerini ortaya koyuyorlar.
Bu tür organizasyonlar Türkiye’nin tasarım
konusundaki çabalarının ne yazık ki daha
başlangıç noktasıdır. Türkiye’nin önünde
gideceği çok uzun bir yol vardır. Tasarım,
üretim için gerekli katma değerlerden
birisidir. Bunu sahip olacağımız
veya geliştireceğimiz teknoloji ile
birleştirdiğimiz taktirde sesimizi dünyaya
daha fazla duyuracağımız gibi, bu ülkenin
geleceğini güvence altına almış olacağız.”
ULUSLARARASI İSTANBUL
TASARIM SEMPOZYUMU PROGRAMI
2 ARALIK PERŞEMBE
09.00-10.00:
Devlet Bakanı HAYATİ YAZICI ve İKSV
Yönetim Kurulu Başkanı BÜLENT
ECZACIBAŞI’nın konuşmaları.
10.00-14.00:
TASARIM VE GENETİĞİ
Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık
Fakültesi”nden UĞUR TANYELİ,
İstanbul Teknik Üniversitesi, Sanat
Tarihi Bölümü’nden ALİ ARTUN,
Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi
İLHAN TEKELİ, Mimar (Koleksiyon)
FARUK MALHAN, Yıldız Teknik
Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nden
BÜLENT TANJU’nun konuşmaları.
14.00- 18.00:
TASARIM VE MİKRO-BİLEŞENLERİ
Bahçeşehir Üniversitesi, Endüstri
Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden
MEHMET ASATEKİN, School of
Design of the Hong Kong Polytechnic
University’den JOHN HESKETT, DBA
Design Business Association CEO’su
DEBORAH DAWTON, Grafik Tasarımcı
SADIK KARAMUSTAFA, İzmir Ekonomi
Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım
Fakültesi Dekanı TEVFİK BALCIOĞLU,
Endüstriyel Tasarımcı, ETMK Başkan
Yardımcısı GAMZE GÜVEN, İstanbul
Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri
Tasarımı Bölüm Başkanı ALPAY ER,
DMI Design Management Institute
Başkanı THOMAS LOCKWOOD’un
konuşmaları.
3 ARALIK CUMA
10.00-14.00
TASARIM VE MAKRO-BİLEŞENLERİ
TÜSİAD Bilgi Teknolojileri ve
Telekomünikasyon Çalışma Grubu
Başkanı MÜJDAT ALTAY, Brightwell
Holding Yönetim Kurulu Başkanı
ALPHAN MANAS, Yoğurt Bilgisayar
Teknolojileri’nden CEMİL TÜRÜN,
VitrA Pazarlama Direktörü BERNA
ERBİLEK, Eren Holding CFO’su
SAFFET MOLVALI, Material ConneXion
Kurucusu GEORGE BEYLERIAN’ın
konuşmaları.
14.00- 17.25
TASARIM VE KENT
Görsel İletişim Tasarımcısı, Bilgi
Üniversitesi‘nden ERAY MAKAL,
Mimar (Autoban) SEYHAN ÖZDEMİR,
İstanbul Modern Şef Küratörü LEVENT
ÇALIKOĞLU, Moda Tasarımcısı BAHAR
KORÇAN, Endüstriyel Tasarımcı DEFNE
KOZ, Mimar (GAD) GÖKHAN AVCIOĞLU
Mimar (EAA) EMRE AROLAT, Design
Partners, Zona Tortona Kurucusu
VALERIO CASTELLI, Londra Tasarım
Müzesi Direktörü DEYAN SUDJIK,
Designboom Genel Yayın Yönetmeni
BIRGIT LOHMANN’ın konuşmaları.
28/11/2010
Worldstar’da
İki Ödül
1970 yılından bu yana
düzenlenmekte olan ve
sadece ülkelerindeki
akredite ambalaj
yarışmalarında dereceye
girmiş projelerin
katılabildiği uluslararası
WorldStar Ambalaj
Ödülleri’nde, bu yıl 30
farklı ülkeden 278 proje
yarıştı. Katılan projeler
arasında Uluslar arası
ödüllü tasarım şirketi
Orhan Irmak Tasarım’ın
hazırladığı Arko Nem
Çatlak Önleyici Krem
ambalaj tasarımı ve
Sensodyne Isoactive diş
macunu market standı
tasarımı, WorldStar
2010’da kişisel bakım
kategorisinde ödüle
kazandı. Orhan Irmak
Tasarım’ın bugüne kadar
Red Dot - best of the best
2007 Ödülü, Design
Preis Deutschland 2009
Adaylığı ve Pentawards
2009 Bronz Ödülü
almıştı.
9. Arkiv
Buluşması
23 Kasım 2010
tarihinde Kalebodur
sponsorluğunda
gerçekleşen ARKİV
Buluşmaları İstanbul
Ataşehir’de bulunan ve
DB Mimarlık ile TeCe
Mimarlık ortaklığında
hayata geçen TÇMB
Çimento Teknik ve
Endüstri Meslek
Lisesi’nde yapıldı. Proje
mimarlarından Cem
İlhan, Bünyamin Derman
ve Dicle Hökenek
liderliğinde gerçekleşen
ve proje sürecinin
aktarıldığı buluşma,
serinin dokuzuncu
etkinliğiydi.
MARKA
Konferansı
MARKA konferansı,
16 – 17 Aralık tarihleri
arasında Swissotel the
Bosphorus Istanbul’da.
Konferans katılımı
kesinleşen isimler şöyle:
Dijital pazarlama dehası,
blogger Josh Spear; trend
analisti, fütürist Matthias
Horx, tasarımcı Ross
Lovegrove, Mc Donald’s
Asya, Pasifik, Orta Doğu
Kurumsal İlişkiler
Başkan Yardımcısı
Liam Jeory, Ulusoy
Uluslararası Yatırım
Holding Yönetim Kurulu
Başkanı Alican
Ulusoy ile Tofaş Türk
Otomotiv Fabrikası
A.Ş Uluslararası İş
Geliştirmeden Sorumlu
Özgür Özel.
İKSV Tasarım
Mağazası
IKSV binasının giriş katında, tasarım ve sanat
tutkunlarının armagan alternatifleri bulabileceği bir adres olan IKSV Tasarım Mağazası yeni dönem açılışını Kasım başında yaptı. Aida Pekin, Deniz Toraman, Ela
Cindoruk ve Nazan Pak,
Leyla Taranto, Oya Akman, Tan Oral yeni koleksiyonlarını tanıttılar. Deniz Toraman, Yasha Butler,Burcu Büyükünal, Camekan, Ela Cindoruk ve Nazan Pak, Gülnur Özdağlar, Devran Musaloğlu,
Koray Özgen, Sabrina
Fresko, Aida Pekin, DRT,
Sırça İstanbul, Evrim
Yavuz gibi Türk tasarımcıların koleksiyonlarına IKSV Tasarım
Mağazası’ndan ulaşabilirsiniz.
Serap Alp
[email protected]
İstanbul
Fashion
Sergisi
İstanbul’un modern
yüzü, “İstanbul Fashion”
sergisiyle Köln Cologne
Uygulamalı Sanatlar
Müzesi’nde
sergileniyor. 6 Kasım ile
30 Ocak 2011 tarihleri
ziyaretçilerine açık
olacak olan sergide Arzu
Kaprol, Bahar Korçan,
Dilek Hanif, Gamze
Saraçoğlu, Hatice Gökçe,
İdil Tarzi, Mehta Elaidi,
Özlem Süer, Selim
Baklacı, Simay Bülbül ve
Zeynep Tosun’un eserleri
yer alıyor. Avrupa’da
bir ilk niteliği taşıyan
sergiyle
Türkiye’deki moda
tasarımlarının seçkin
örnekleri Alman sanat
ve modaseverlerle
buluşuyor. Sergide
modacıların en son
koleksiyonlardan toplam
44 parça sergileniyor.
Takı Tasarım
Eğitimi
Favori Altın
Akademisi’nde 6. Dönem
Takı Tasarım Eğitimleri 7
Aralık 2010’da başlıyor.
Takı tasarımına yönelik
A’dan Z’ye tüm bilgiler,
alanında uzman Türk ve
İtalyan öğretim üyeleri
tarafından verilecek
eğitimler. Toplam 5
ay sürecek eğitimlere
kendini geliştirmeye
açık ve trendleri takip
etmek isteyen herkes
katılabilecek.
23
Belgesel
Almanya’da
Koçta- İTÜ
İşbirliği
Tasarım Parkı
liderliğinde 25 haziranda
düzenlenen Türk Alman
tasarımcılar
buluşmasının sonuçları
26 kasım Almanya’da
gösterildi. “Tasarım
ve sürdürülebilirlik”
başlığıyla düzenlenen
atölyenin aynı isimli
belgeseli, Stutgart’taki
Türk Film Haftası’nda
yerini aldı. “İstanbul’da
ilhBelgeselin Türkiye’de
hazırlanan kısmının
yapımını Meg Medya,
Almanya’dakini ise Film
Akademisi üstlendi.
Koçtaş ,İstanbul Teknik
Üniversitesi işbirliğiyle
mimarlık bölümü
öğrencilerine yönelik
‘İç Mekan Tasarım
Yarışması’nı düzenliyor.
Tasarım Yarışması’nda
öğrencilerin şartnamede
yer alan koşullara
bağlı kalarak, kendi
seçtikleri bir evi Koçtaş
ürünleriyle tasarlamaları
isteniyor. Projelerde; iç
mekan tasarım
özgünlüğü, kullanılacak
ürünlerin kendi
aralarında ve mekanla
uyumlu olması,
projenin uygulanabilirliği
ve kendine has bir
tarzı yansıtıyor olması
özellikleri aranıyor. Son
başvuru tarihi 6 Aralık.
Puma’dan
Yarışma
Puma, Moğol usulü
ayakkabı tasarım
yarışması ile farklı
bir projeye imza attı.
PUMA’nın,
dünya çapında
organize ettiği tasarım
yarışmasının Türkiye
ayağında altı ambassador
ve ekibi aynı Moğol usulü
barbeküde olduğu gibi
malzemeleri istedikleri
gibi karıştırarak özel
tasarımlar hazırladı.
Türkiye ayağında; blog
yazarı Style-boom ekibi,
fotoğraf sanatçısı
Serkan Şedele, DJ. Suat
Ateşdağlı, iç mimar
Gülşah Cantaş, yapımcı
Elif Dağdeviren ve
gazeteci Oben Budak yer
aldı. Ekipler tarafından
tasarlanan 22 ayakkabı
26 Kasım’da
Santralistanbul Enerji
Müzesi’ndeki partide
görücüye çıktı ve birinci
belirlendi.
S. Pellegrino
Missoni
Giyiyor
İtalya’nın önemli moda
markalarından Missoni,
ilgi çekici ve bir o kadar
farklı bir tasarımla
karşımıza çıktı. Suların
şampanyası olarak
tanınan ünlü maden suyu
S. Pellegrino için özel bir
şişe tasarladı. Özel
desenli etiketi ve kapağı
ile dikkat çeken tasarım,
Türkiye’nin en seçkin
restoranları ve özel
sunumuyla sadece
Beymen Nişantaşı’nda
yer alacak. Toplamda
50 milyon adet üretilen
ve Türkiye’ye 70 bin
adet gelen bu şişelerin
dünyada sekiz hafta
içinde tüketilmesi
planlanıyor.
Editör: Umut Kart Katkıda Bulunanlar: Erkan Aktuğ, Gözde Tüfekçi Sayfa Tasarımı: Emre Senan Tasarım ve Danışmanlık;
Emre Senan, Özge Güven Sayfa Düzeni: Taylan Polat Danışma Kurulu: Serhan Ada, Erdem Akan, İhsan Bilgin, Asiye
Bodur, Füsun Curaoğlu, Yeşim Demir, Ömer Durmaz, Alpay Er, Cem Erciyes, Sertaç Ersayın, Hakan Ertem, Güran
Gökyay, Korhan Gümüş, Gamze Güven, Gülay Hasdoğan, Tansel Korkmaz, Zeynep Bodur Okyay, Suha Özkan, Kuyaş
Örs, Nevzat Sayın, Emre Senan Reklam Müdürü: Devrim Peker Reklam Rezervasyon: Tayfun Elaldırsın Reklamlar
için Tel: 0212 505 6486 Fax: 0212 505 74 79 Hürriyet Medya Towers İstanbul Radikal Sanat Tel: 0212 449 65 27
[email protected], [email protected] Radikal’in ücretsiz ekidir.

Benzer belgeler