Gökçeada Degerleri Sempozyumu Kitabi

Yorumlar

Transkript

Gökçeada Degerleri Sempozyumu Kitabi
GÖKÇEADA DEĞERLERİ SEMPOZYUMU
26-27 AĞUSTOS 2008
Gökçeada
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları
No: 78
ISBN: 978-975-8100-85-9
© 2008 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Editörler
Prof. Dr. Ali AKDEMIR
Prof. Dr. Osman DEMİRCAN
Doç. Dr. Selehattin YILMAZ
Doç. Dr. Turan TAKAOĞLU
Dr. Cengiz AKBULAK
Kapak Tasarım
Gülhan APAK
Yayınevi
Aynalı Pazar
Çanakkale
0(286) 213 85 86
BİLİM KURULU
Prof. Dr. Ali AKDEMİR
Prof. Dr. Osman DEMİRCAN
Prof. Dr. Türker SAVAŞ
Doç. Dr. H. Rıdvan YURTSEVEN
Doç. Dr. Süha ÖZDEN
Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Yrd. Doç. Dr. Uğur GÜZEL
Yrd. Doç. Dr. Mithat ATABAY
Yrd. Doç. Dr. Çüdem ÖZBEK
Dr. Cengiz AKBULAK
DÜZENLEME KURULU
Kemalettin SAKİN (Gökçeada Kaymakamı)
Yücel ATALAY (Gökçeada Belediye Başkanı)
Bülent AYLI (Gökçeada Kent Konseyi Başkanı)
Doç. Dr. H. Rıdvan YURTSEVEN
Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Yrd. Doç. Dr. Uğur GÜZEL
Öğr. Gör. Hakan GENÇ
Öğr. Gör. Meral ÖZÇINAR
Öğr. Gör. Mehmet Ali GÜVELİ
Öğr. Gör. Coşkun KAYABALI
Öğr. Gör. Çiğdem Şahin
Öğr. Gör. Rıdvan VARLI
Uzm. Nuray ASLAN
Naci KAYNAR (Gizemya Gazetesi)
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI SAYIN ERTUĞRUL
GÜNAY’IN ÖNSÖZ’Ü
Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin her alana yön verdiği 21. yüzyılda kültürel
değerleri akademik platformlarda hatırlamaya, araştırmaya, değerlendirmeye ve
akademik bir bakış açısı ile yeniden yorumlamaya her zamankinden daha çok
ihtiyaç duyulmaktadır. Bilimsel ve akademik düşünce sistemi, geçmişimize ve
günümüze yönelik nitelikli değerlendirme ve analizler aracılığıyla kültür ve
medeniyet dinamiklerimizi hareketlendirmektedir.
Toplumu bir arada tutarak farklı görüş ve fikirler arasında uzlaşmayı ve
birliktelik bilincini ortaya koyan kültürel değerler, “kültürel gelişme” sayesinde
uluslararası çalışmalara kendine özgü yönleriyle katkıda bulunmaktadır. Yerel ve
uluslararası düzlemde kültürel gelişmenin sürekliliğini ve etkinliliğini sağlamak için
ise bilimsel düşünce ve akademik zihniyet en önemli kaynağımızdır. O halde
yapılması gereken bu zihniyetten yola çıkarak kültürel zenginliğimizi yaşatmak ve
evrensel kültüre katkı sağlamaktır.
Kültürel miras yoluyla geçmişi akılda tutmak geleceğe yön vermenin en
sağlıklı yoludur. Ancak, hatırlamanın ve korumanın bir adım ötesine geçerek ulusal
kültür mirasımızı, günün gereksinimlerini karşılayacak bütüncül bir yaklaşımla
yeniden ele almak bir zorunluluktur. Böyle bir bakış açısı ülkemizi, demokratik ve
çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırma hedefine bir adım daha yaklaştıracaktır.
Türkiye’nin, sahip olduğu kültürün ve tarihin farkında olan, düşüncelerini
özgürce ifade eden, çağdaş ve katılımcı insanların yaşadığı daha özgür ve
demokratik bir ülke olması kültür politikamızın hedeflerindendir. Üniversitelerimiz
yaptıkları akademik çalışmalar, sempozyum ve konferanslar ile bu politikamızın
bilimsel çerçevesinin uluslararası standartlara taşınmasına yardımcı olmaktadır. Bu
bağlamda Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale’nin kültürel ve tarihi
özelliklerini ortaya çıkarmak adına büyük bir özveri ile gerçekleştirdiği,
akademisyen, uzman ve araştırmacıların özenli çalışmalarının sunulduğu
sempozyumun önemi ortadadır. Sempozyum tebliğlerinden oluşan bu kitap,
akademisyenlerin yanı sıra kültür ve medeniyet konularına ilgi duyan tüm okurların
yararlanacağı temel bir kaynak niteliğindedir.
Genç nesiller, kendi kültür ve kendi kimliklerini doğru bir şekilde
öğrendikleri takdirde başka kültürlere de hoşgörülü yaklaşabilecektir. Bu sebeple,
Çanakkale’nin kültürel, tarihi ve sosyal değerlerinin korunmasını ve tanıtılmasını
hedefleyen bu sempozyumda ve sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesinde
emeği geçenleri kutluyorum.
Ertuğrul GÜNAY
T.C. Kültür ve Turizm Bakanı
i
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ÇANAKKALE VALİSİ SAYIN ORHAN KIRLI’NIN ÖNSÖZ’Ü
Çanakkale ili, sahip olduğu tarihi, doğal, mitolojik değerleriyle ülkemizin en
müstesna kentlerinden birisidir. Aynı zamanda Çanakkale, eğitim düzeyi yüksek
halkı, tarıma elverişli toprağı, Çanakkale ve ülke sorunlarına duyarlı STK’ları,
koordineli çalışan yönetim dinamikleri, 25000 öğrencisi olan üniversitesi ile
ülkemizin en stratejik illerinden birisidir.
Çanakkale’nin Assos, Kaz Dağı, Troia, Milli Parkı, Çanakkale Boğazı,
Çanakkale Savaşları, Abide gibi yaygınlıkla bilinen değerlerinin yanı sıra,
uzmanlarca bilinen, yöre insanlarınca bilinen ve fakat yaygınlıkla bilinmeyen çok
sayıda değeri vardır.
Bilinen değerlerle, bilinmeyen ve fakat ekonomik, kültürel, mitolojik açıdan
anlam ifade eden değerleri kaydedip, değerlerine değer katmak, her kesimden
insanların yaygınlıkla ortak yargısıdır.
Bu yargıdan hareketle Valilik, Belediye, Üniversite, Çanakkale Ticaret
ve Sanayi Odası, ÇASİAD işbirliğiyle “Çanakkale İli Değerleri
Sempozyumları” organizasyonuna karar verilmiştir. Kültür ve Turizm
Bakanlığı sempozyumlarımızı desteklemiştir.
Başlangıcından itibaren organizasyona katkı veren tüm kurum ve
kuruluşların titiz çalışması sonucunda başarılı tanıtım gerçekleştirilmiştir. Ülke
sathında yaklaşık 400 bildiri sempozyumlara sunum için gönderilmiştir.
Bildiriler kitap olarak yayınlanmıştır. Amaç tüm ilçe ve beldeler düzeyinde
Çanakkale’nin tarihi, kültürel, mitolojik, ekonomik, ekolojik değerlerini ortaya
çıkarmak, envanterini yapmak, koruma ve geliştirme yönelimli stratejiler
geliştirmektir.
14 ilçe ve beldede gerçekleştirilecek sempozyumlardan sonra yeni bir kitap
daha yayınlanacaktır. Bu kitapta; bildirilerden yararlanılarak değer adı, değer
kategorisi, değer öyküsü, değeri koruyacak ve değere değer katacak stratejiler ile
stratejilerin gereğini yapacak kurumlara ilişkin bilgiler yer alacaktır.
Yaklaşık bir yıllık planlama, çalışma sonucunda ortaya çıkan bu etkinlik;
Çanakkale’nin tanıtımına, Çanakkale hakkında bilgilenmeye,
sorunlarının
çözümüne aracılık edecek niteliktedir.
Bu etkinliğin başarıyla ortaya çıkmasında emek verenlere içtenlikle teşekkür
etmeliyiz. Etkinliğimize destek veren Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul
GÜNAY’a ve Müsteşar Sayın İsmet YILMAZ’a teşekkür ediyorum.
Bu etkinlikte doğal olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi aktif rol
almıştır. Çalışmaya katkı veren başta Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR olmak
üzere, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’a, Doç. Dr. Turan
TAKAOĞLU’na, Doç. Dr. Selehattin YILMAZ’a içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bilim ve Organizasyon Kurulu ile işbirliği içinde çalışan Yrd. Doç. Dr. Evren
ERGİNAL, Dr. Cengiz AKBULAK, Öğr. Gör. Murat İLDİRİR, Öğr. Gör.
Gülhan APAK ve Ahmet ZEYBEK’i de içtenlikle kutluyorum. Sempozyumlara
sponsorluk desteği sağlayan GESTAŞ’a ayrıca teşekkür ediyorum.
iii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Üniversitemiz ile koordineli çalışmayı Valilik adına gerçekleştiren Vali
Yardımcısı Ali PARTAL’a teşekkür ediyorum.
Çalışma işbirliği içerisinde gerçekleştiren Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür
GÖKHAN’a, Belediye Meclis Üyesi İsmet GÜNEŞHAN’a, Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı İlhami TEZCAN’a, Başkan Yardımcısı Hayrettin DERELİ’ye,
Oda Genel Sekreteri Abdurrahim TEMİZ’e, ÇASİAD Başkanı Hüseyin
YALMAN’a ve değerli yardımcılarına teşekkür ediyorum.
İlçelerde organizasyonları planlayıp gerçekleştiren Kaymakamlara ve
Belediye Başkanlarına teşekkür ediyorum. Son olarak bildirileri titizlikle
değerlendiren Bilim Kurulu üyelerine teşekkür ederim.
Orhan KIRLI
(Çanakkale Valisi)
iv
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ÇANAKKALE BELEDİYE BAŞKANI SAYIN ÜLGÜR
GÖKHAN’IN ÖNSÖZ’Ü
Çanakkale, eşsiz güzelliklere sahip coğrafyasında sakladığı dünya tarihinin ve
kültürünün önemli miraslarıyla değerleri yüksek bir kenttir. Coğrafik olarak
ülkemizin en batısında yer alan kentimiz, çağdaş ve demokrat insanlarıyla da
yüzünü batının aydınlığına çevirmiş bir kenttir.
Çanakkale, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan boğazı, adaları, rüzgarı,
Kazdağları gibi doğal güzelliklerinin yanında, 5 bin yıllık bir geçmişe sahip Troia’
sı, antik kalıntılarla dolu, tarihin ilk felsefe okulunun kurulduğu Asos’ u ile
attığınız her adımda kendinizi tarih, kültür ve doğanın eşsiz ahengi içinde
bulacağınız ender rastlanan yerlerdendir.
Çanakkale Savaşları, emperyalizme karşı topyekun verilen milli mücadele ve
ümmet olmaktan ulus olma yolunda bir milletin attığı büyük adım olarak
araştırmacılar için güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecektir.
Çanakkale kentinin vizyonunda kentsel değerler sürdürülebilir gelişme
anlayışı ile bütünleştirilmiştir. Bu kentsel değerlerin başında Çanakkale Boğazı,
Sarıçay Havzası gibi doğal değerler; kale, sivil tarihi yapılar gibi somut tarihsel
değerler; maniler halk oyunları gibi somut olmayan tarihi miras; uzlaşı, hoşgörü,
çok kültürlülük çoğulculuk gibi kültürel değerler ve tarih te iki büyük savaşı
yaşayan bölgede barışın asıl görev olarak savunulması yer almaktadır.
Kentlileşme sürecinde entelektüel bakış açısı, paylaşım ve katılımcılığın
yüksek olduğu kentimizde, “Barışın kenti uygar Çanakkale’yi yaşayan ve yaşatan
belediye” vizyonumuzla kentin tüm değerlerine sahip çıkmak, korumak,
geliştirmek, çağdaş ve mutlu bir kent yaratmak başlıca amacımızdır.
Çanakkale’nin doğasını, tarihi ve kültürel değerlerini korurken ve gelecek
nesillere aktarırken, tüm değerlerimizi insanlığın hizmetine sunarak Çanakkale’yi
geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmek için Çanakkale Belediyesi
olarak yalnız kent merkezinde değil, il çapında öncü ve yönlendirici rol oynamaya
hazırız.
Sahip olduğumuz sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel değerlerinin
saptanması, bu değerlerin korunması, adına, üniversitemiz öncülüğünde yapılan bu
çok yönlü çalışmanın, değerlerimize değer katacak bir rol oynayacağına inanıyor
ve emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara teşekkürlerimi sunuyorum.
Ülgür GÖKHAN
(Çanakkale İli Belediye Başkanı)
v
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
vi
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ
PROF. DR. ALİ AKDEMİR’İN ÖNSÖZ’Ü
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 9 Fakültesi, 3 Yüksekokulu, 11 Meslek
Yüksekokulu, 15 Araştırma Merkezi, 25 000 civarında öğrencisi, 1150 öğretim
elemanı ile ülkemizin çağdaş üniversitelerinden biridir.
ÇOMÜ’nün ülkemiz ve üniversite topluluğu içindeki yeri ve önemi yanında
Çanakkale için de özel önemi vardır.
ÇOMÜ bir yandan bilimin evrensel konularına duyarlı etkinlikler,
araştırmalar gerçekleştirirken, eğitim-öğretim yaparken; diğer yandan içerisinde
bulunduğu ilin sorunlarına, değerlerine duyarlı etkinlikler ve araştırmalar da
yapmaktadır.
Bu bakış açısının bir sonucu olarak ‘Çanakkale İli Değerleri
Sempozyumları’ konseptine ulaşılmıştır.
Yörenin sorunlarına duyarlı olan ve kalıcı çözüm arayışlarını ivedilikle
sürdüren Çanakkale Valisi Sayın Orhan KIRLI’ya önerilen bu çalışma, onay
alındıktan sonra Valilik aracılığıyla Belediye Başkanlığına, Çanakkale Ticaret
ve Sanayi Odası’na, ÇASİAD’a, İlçe Kaymakamlıkları ve Belediye
Başkanlıklarına işbirliği için önerilmiştir. Tüm kurum ve kuruluşların onayıyla
çok paydaşlı bu etkinlik ortaya çıkmıştır.
‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’nın Kültür ve Turizm
Bakanlığı, Valilik, Belediye Başkanlığı, ÇOMÜ, Çanakkale Ticaret ve
Sanayi Odası, ÇASİAD, Kaymakamlıklar, İlçe ve Belde Belediye
Başkanlıklarıyla çok paydaşlı işbirliğiyle yapılması oldukça anlamlıdır.
Sempozyumların çok yoğun bildiri sunum talebiyle karşılanması da
sempozyumlara ayrıca anlam katmıştır.
Bildiriler aracılığıyla Çanakkale’nin bilinen, bilinmeyen değerlerinin geniş
bilgi içeriğiyle envanteri çıkarılmış olacaktır.
Değerleriyle kimlik, kişilik bulan Çanakkale’nin ulusal düzeyde, uluslar arası
düzeyde bilinen bu kimliğinin korunması ve de geliştirilmesi mümkün olacaktır.
‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’yla sempozyum konseptine yeni
bir boyut da kazandırılmış olacaktır. Zira Çanakkale Merkezi, Bozcaada,
Gökçeada, Eceabat, Gelibolu, Lapseki, Biga, Çan, Yenice, Bayramiç,
Ezine, Ayvacık, Küçükkuyu ve İntepe’de gerçekleştirilecek sempozyumlardaki
bildiriler aracılığıyla adı geçen yörelerin değerler envanterine ulaşılacaktır.
Sempozyumlardan sonra geniş bir uzmanlar ekibince sempozyum bildirilerinden
yararlanılarak içerisinde değer adı, değer kategorisi, değer tanıtımı, değer geliştirme
stratejisi, değer geliştirme stratejisini uygulayacak kurum bilgilerinin yer alacağı
‘Çanakkale İli Değerleri Envanteri’ adlı çalışma hazırlanacaktır. Böylelikle
sempozyumlardan yararlanılarak yeni bir araştırma ve proje metodolojisi geliştirilip
uygulanmış olacaktır.
vii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’nın çok paydaşlı gerçekleştirilmesi
fikrine destek sağlayan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY’a ve
Müsteşar Sayın İsmet YILMAZ’a teşekkürlerimi arz ediyorum.
Sempozyumların çok paydaşlı düzenlenmesi fikrine içtenlikle sahip çıkan,
Çanakkale’nin gelişimine kalıcı çözümler üreten, üniversiteye verdikleri stratejik
önem bağlamında desteklerini esirgemeyen, sempozyumların hazırlık sürecinin
başarılı geçmesi için her türlü izni ve her türlü desteği sağlayan Valimiz Sayın
Orhan KIRLI’ya içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum.
Valilik adına organizasyon kurullarıyla anlamlı işbirliğini gerçekleştiren Vali
Yardımcısı Sayın Ali PARTAL’a teşekkür ediyorum.
Ortak çalışmanın ortak yükümlülüklerini içtenlikle yerine getiren Belediye
Başkanı Sayın Ülgür GÖKHAN’a ve değerli Belediye Meclis Üyesi Sayın
İsmet GÜNEŞHAN’a teşekkürlerimi sunuyorum.
Projenin planlanması ve gerçekleştirilmesi fikrine duyarlılıkla sahip çıkan,
kaynak sağlayan Ticaret ve Sanayi Odası’nın değerli Başkanı Sayın İlhami
TEZCAN’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Ortak çalışmaların başarılı
yürütülmesine katkı veren Başkan Yardımcısı Sayın Hayretdin DERELİ’ye ve
Oda Genel Sekreteri Abdurrahim TEMİZ’e teşekkür ederim.
Üniversitemizin doğal paydaşı haline gelen ÇASİAD’ın değerli başkanı
Sayın Hüseyin YALMAN bu ortak çalışmaya anlamlı katkı vermişlerdir.
İşbirliğimizin devamı dileğiyle teşekkürlerimi iletiyorum.
Doğal olarak bu projede Üniversite, konunun akademik boyutuyla dominant
rol almıştır. Bu baskın rolün gerektirdiği ağır çalışma koşullarına içtenlikle katlanan
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’a, Doç. Dr. Turan
TAKAOĞLU’na, Doç. Dr. Selehattin YILMAZ’a içtenlikle teşekkür ediyorum.
Bu yetkin ekibe katkı sağlayan Yrd. Doç. Dr. Evren ERGİNAL, Dr. Cengiz
AKBULAK, Öğr. Gör Murat İLDİRİR, Öğr. Gör. Gülhan APAK, Ahmet
ZEYBEK ve ÇOMÜ Basın ve Halkla İlişkiler Yetkilisi Oya TERZİOĞLU
TOKGÖZ’e teşekkür ediyorum.
Çanakkale’nin çok yönlü gelişimine anlamlı katkılar sağlayan ve
sempozyumların bildiri kitaplarının yayımlanması sponsorluğunu üstlenen
GESTAŞ Yönetim Kurulu’na teşekkür ediyorum.
Kent Merkezi, 13 ilçe ve beldede gerçekleştirilecek sempozyumlarda bildiri
sunarak katkı veren araştırmacıları ve bilim insanlarını kutluyor sempozyumların
başarılı geçmesini diliyorum. 30.07.2008
Prof. Dr. Ali AKDEMİR
(Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü)
viii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
GÖKÇEADA KAYMAKAMI KEMALETTİN SAKİN’İN ÖNSÖZ’Ü
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi,
İlçe Kaymakamlıkları, İlçe Belediye Başkanlıkları ve Sivil Toplum Kuruluşları
işbirliği ile düzenlediği “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları” kapsamında, 2627 Ağustos 2008 tarihlerinde “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”na ev sahipliği
yapmaktan büyük bir kıvanç duyuyoruz.
Başta Çanakkale Merkez olmak üzere, başlayarak 25-31 Ağustos 2008
tarihleri arasında değerleri bilimsel açıdan ele alınıp yorumlanan 14 ilçe ve belde
içinde, Gökçeada’nın özellikli konumu, ev sahipliğimizi daha özel kılmaktadır.
Gökçeada’nın ekonomik faaliyetlerinin büyük kısmını oluşturan tarım,
hayvancılık ve turizm alanları, aynı zamanda sosyal ve kültürel yapının da tabanına
dair ip uçlarını sergilemektedir. Dolayısıyla Gökçeadamız’da kültürel ve ekonomik
değerlerin iç içeliği, sempozyumun temel hedefi olan ‘değerler envanteri
oluşturulması’ açısından oldukça zengin bir araştırma alanının bulunmasına yol
açmaktadır. Bilim insanlarımızın bu değerleri tespit edip incelemeleri, sonrasında
sorun çözen ve adamızın sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda kalkınmasına ve
daha iyi tanınmasına yol açacak projeler geliştirilmesine yönelik çalışmaları herkes
için yol gösterici niteliktedir.
Gökçeadamız’ın değerlerinin tarım, turizm, arkeoloji, tarih, sanat tarihi,
etnografya, coğrafya, yer bilimleri, sosyoloji, dil ve edebiyat, su ürünleri, çevre,
eğitim, sağlık, mitoloji, ekoloji ve işletmecilik gibi alanlar kapsamında ortaya
konduğu bu bilimsel çalışmalar, gerek akademik anlamda gerekse Gökçeada’nın
değerlerinin bilimsel kayıt altına alınması bağlamında bizler için çok değerlidir.
İlçemizde gelecekte yapılacak yatırım ve uygulanacak projelere zemin sunan bu
önemli çalışmanın, ilçemizin kalkınmasına yönelik adımlara da ivme
kazandıracağına inanmaktayız.
Başta “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları”
organizasyonunu
gerçekleştiren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olmak üzere, “Gökçeada
Değerleri Sempozyumu”nun gerçekleştirilmesinde Gökçeada Kaymakamlığımızla
birlikte düzenleme kurulunda yer alan Gökçeada Belediyesi’ne, Gökçeada Kent
Konseyi’ne, Gökçeada’da faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları temsilcilerine
ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu’na
teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Kemalettin SAKİN
(Gökçeada Kaymakamı)
ix
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
x
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
GÖKÇEADA BELEDİYE BAŞKANI YÜCEL ATALAY’IN ÖNSÖZ’Ü
Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı barış adası olan Gökçeada’nın değerlerinin
bilimsel bakış açısıyla ele alınıp değerlendirildiği “Gökçeada Değerleri
Sempozyumu”nda sunulan çalışmaları içeren bir kitabın da değeri büyüktür.
Çünkü sadece Çanakkale’nin değil tüm ülkemizin en farklı ve güzide ilçelerinden
biri olan Adamızın değerleri hakkında böylesi bir organizasyon ve çalışmanın
sonuçları, oldukça önem arz etmektedir.
Bizlerin gündelik olarak yaşadığımız temiz denizi, el değmemiş doğası,
kültürel ve tarihi mirası ve özellikle doğa ve su sporları gibi turizm açısından önem
sergileyen değerlerin yanı sıra, özellikle son yıllarda ivme kazanmış olan organik
tarım, arkeolojik kalıntılar, tarihsel özellikler, coğrafi yapı, ekolojik yapı ve doğal
kaynaklar gibi konuların incelenmesi ve bilginin yayılması, Adamız hakkındaki
bilinci artıracaktır. Özellikle bir “değerler envanteri” oluşturularak bu verilerin
kayıt altına alınması, gelecekteki teorik ve pratik çalışmalara da kaynak teşkil
edecektir. Ayrıca, kalkınmada öncelikli hedef olarak gösterilen Gökçeada’da
yapılması planlanacak yatırımlar için, bu envanter bilgileri bilimsel bir rehber işlevi
görecektir.
Gökçeada gerek yurtiçinden, gerekse yurtdışından birçok misafir ağırlayan
bir eko-turizm destinasyonu olmasının yanı sıra, doğal yapısı ve anakaradan uzak
olması sonucunun beraberinde getirdiği olumlu şartların kullanılmasıyla aynı
zamanda bir ekolojik tarım bölgesi olma yolunda ilerlemektedir. Dolayısıyla bu
konular başta olmak üzere, diğer tüm değer yüklü alanları da kapsama alan bu
organizasyonunu gerçekleştirenlere ve katılımcılarına teşekkür etmek bir borçtur.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale Valiliği, Çanakkale
Belediyesi, İlçe Kaymakamlıkları, İlçe Belediye Başkanlıkları ve Sivil Toplum
Kuruluşları işbirliği ile düzenlediği, 14 ilçe ve beldeyi içeren “Çanakkale İli
Değerleri Sempozyumları” kapsamında, 26-27 Ağustos 2008 tarihlerinde
gerçekleştirilen “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”na katkılarından dolayı;
Başta Çanakkale Valiliği ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
olmak üzere, “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”nun gerçekleştirilmesinde
Gökçeada Belediyemizle birlikte düzenleme kurulunda yer alan Gökçeada
Kaymakamlığı’na, Gökçeada Kent Konseyi’ne, Gökçeada’da faaliyet gösteren Sivil
Toplum Kuruluşları temsilcilerine ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu’na, ayrıca bilimsel çalışmalarıyla Gökçeada’nın
değerlerini kayıt altına alan sayın araştırmacı ve akademisyenlerimize
teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Yücel ATALAY
(Gökçeada Belediye Başkanı)
xi
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
xii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ÇANAKKALE TİCARET VE SANAYİ ODASI YÖNETİM
KURULU BAŞKANI İLHAMİ TEZCAN’IN ÖNSÖZÜ
Çanakkale; tarihte hep ilklere ve önemli dönemlere sahne olmuş, doğa harikası bir
yerdir. Geriye dönüp baktığımızda, Bizans tarihinin de buradan başladığını
görüyoruz. Truva.. Bir medeniyettir. İstanbul’dan önce medeniyetin beşiği
Çanakkale coğrafyasında şekillenmiş, buradan gelişmiştir.
Türk tarihinde de durum bundan farklı değildir. Atalarımız Anadoluya
Gelibolu yarımadasında ayak basmışlar, devamında da İstanbul’un fethiyle
tarihimizde yeni bir sayfa açılmıştır. Osmanlı’nın imparatorluk haline gelmesinin
ilk adımı da bu topraklarda başlamıştır.
Yakın tarihimizde ise Çanakkale yine Dünya’ya ismini bir kez daha
hatırlatmış; tarihin en büyük savaşlarından birisi bu topraklarda yaşanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Atatürk’ün de yer aldığı bu başlangıçtan
misak-ı milli sınırları ortaya çıkmıştır.
Çanakkale Boğazı’yla, Troia’sıyla, Çanakkale Deniz Zaferi’yle başka bir
yerde olmayan doğasıyla, Asos’uyla, Kaz Dağları’yla, yöreye özgü bitki örtüsüyle,
sağlık turizmine imkan tanıyan potansiyel kaynaklarıyla, öncü girişimcileri ile
yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada marka olmayı hak eden bir potansiyele
sahiptir.
Son yıllarda Hükümetimizin büyük mali desteği ile Gelibolu Yarımadası’nda
önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu sebeple, yılda 580.000 kişi ile 300.000
öğrenci şehitlerimizi ve savaş alanlarımızı ziyaret etmektedir.
Ancak, tüm bu antik ve yakın tarih özellikleri, kültür birikimi, tarıma elverişli
toprakları, su ürünleri doğal güzellikleriyle Türkiye ortalamasının üstünde bir
gelişmişliğe sahip olmasına rağmen yeterli gelişimi sağlayamamış bir ilimizdir.
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu potansiyeli kazanca dönüştürmenin
girişimcilikten geçtiği bilinci ile öncelikli gündemimizde; sahip olduğumuz
değerleri girişimcilik aracılığıyla ekonomiye, tanıtıma ve markalaşmaya
dönüştürmek bulunmaktadır.
İstanbul, İzmir ve Bursa illerine eşit mesafede uzaklığı olan ilimiz bu üç
büyük kent arasında sıkışıp kalmış ve yatırım tercihlerinde önemli bir unsur olan
ulaşım alt yapı eksikliği nedeniyle Marmara Bölgesi içinde gelişmişlik sırasında alt
sıralarda yer almıştır. İlçelerimiz ile de gerek karayolu gerekse deniz yolu ulaşımının
yetersiz olması yeterli ekonomik ve sosyal ilişkilerin kurulmasını da
zorlaştırmaktaydı.
Yine ulaşım alt yapı yetersizliği nedeniyle tarihi ve coğrafi özelliklerine
rağmen turizm hareketlerinden de yeterince pay alınamamıştı. Fakat 2006 yılı
sonlarında gerek Çanakkale deniz limanında, gerekse hava limanında
açılan sınır kapıları Çanakkale’nin başta İstanbul Ankara olmak üzere
Türkiyenin her bölgesine ve başta İtalya olmak üzere Avrupa’ya
yakınlaşmasını sağlamıştır.
xiii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Halen haftada 4 gün Çanakkale – İstanbul bağlantılı Ankara uçuşları
yapılmaktadır.
Ayrıca Çanakkale – Bursa duble yol çalışmaları devam etmekte olup
muhtemelen 2008’de tamamlanacaktır.
Bu amaca ulaşmak sürekli olarak öncelikli gündemimiz olmuştur. Bu
çalışmalarımız ile kaliteli duble yol bağlantılarının tamamlanması, Kaz Dağı’nı
Sağlık Turizmi ve ekolojik turizm açısından oldukça cazip bir noktaya taşıyacak ;
Çanakkale’deki meyve,sebze, hayvancılık su ürünleri gibi potansiyellerin kurulacak
yeni fabrikalarla katma değer kazanmasını sağlayacaktır.
Çanakkale’ye, Bozcaada’ya, Gökçeada’ya kuvvetli rüzgara duyarlı modern
feribot seferlerinin düzenlenmesi Çanakkale’ye ziyaret trafiğini yaygınlaştıracaktır.
Bu amaçla başta Sayın Valimiz olmak üzere Sivil Toplum Örgütlerinin ve
milletvekillerimizin girişimleri ile, Çanakkale’den Bozcaada ve Gökçeada’ya
ulaşımı kolaylaştıracak ferbot alımına, Sayın Hükümetimiz özel katkı sağlamıştır.
Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın takip ettiği bu konuya çözüm
getirmek için çalışmalar devam etmektedir.
Kepez Limanı’nın faaliyete geçmesinden sonra Organize Sanayi Bölgesi’ne yatırım
yapmak isteyen sanayiciler artmıştır.
Deniz taşımacılığında kazandığımız bu liman Yunanistan ve İtalya başta
olmak üzere Avrupa Birliği ve Kuzey Afrika ülkeleri ile olan ticari ilişkilerimize
son derece olumlu etki yapmıştır.
Odamızca düzenlenen 24-27 Eylül 2007 tarihleri arasında Yunanistan ’ın Kavala ve
Bulgaristan Plovdiv şehrine yapılan ziyaretler ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin
gelişimine katkı sağlayacak önemli adımlar atılmıştır.
Kavala Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi, Kavala liman yetkilileri, Kavala
Belediye Başkanı ve Kavala Bölge Valisi ile görüşmeler yapılarak Kavala ile Kepez
Limanı arasında deniz hattının açılması ile ilgili fikir alışverişi yapılmıştır.
Yunanistan tarafı bu deniz yolunun açılması, bu yola bağlanan karayollarının inşa
edilmesi konusunda çok olumlu görüş bildirmiştir. Sonuçta varılan mutabakatla
komisyon kurulmuş, bir İyi Niyet Mektubu hazırlanmış ve bu mektup
çerçevesinde komisyonun çalışmalar yapmasına karar verilmiştir.
Bulgaristan’ın Plovdiv Şehri ziyaretinde ise Plovdiv Sanayi Fuarı ziyaret
edilerek Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri ile Avrupa Birliği projelerinde
işbirliği konuları görüşülmüştür. Bu görüşmelerimizde Plovdiv Başkonsolosumuz
Sayın Ümit Yalçın da bulunmuşlardır.
Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileriyle Plovdiv Fuarı, Plovdiv Serbest
Bölgesi, Türk şirketlerinin yatırımları, Bulgaristan-Türkiye ticaret hacmi, ulaşım
sorunları, vize sorunları gibi konularda görüş alışverişinde bulunulmuştur.
Yine Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası Yönetimi Plovdiv’in de Kavala ile kara
yolu bağlantısının inşa edildiğini ve Kavala-Çanakkale arasındaki deniz yolu
projesinde de ortak olmak istediklerini ve ayrıca bugüne kadar 18 adet AB projesi
yaptıklarını bu konularda bizimle işbirliği yapmaktan çok memnun olacaklarını
xiv
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ifade etmişlerdir. Bu konularda Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası Avrupa Birliği
Bilgi Merkezi ile Odamızın hemen temas kurması kararı verilerek Plovdiv Ticaret
ve Sanayi Odası Yönetimi de Odamıza davet edilmiştir. Akabinde Plovdiv Valisi
ziyaret edilerek ziyaret amacımız anlatılmıştır.
13-17 Ekim 2007 tarihlerinde ise Almanya’da düzenlenen Anuga Gıda
Fuarı’nda ise 24 m² stand açılarak “Çanakkale” adı altında Ticaret Borsası ile
müşterek katılınmıştır.16 Ekim 2007 tarihinde fuarda Köln Başkonsolosumuzun,
Köln Belediye Başkan Yardımcısının ve basın mensuplarının katılımlarıyla bir
basın toplantısı düzenlenmiş ve ilimiz en iyi şekilde tanıtılmaya çalışılmıştır.
Odamızın bugüne kadar yurt dışında yapmış olduğu en geniş çaplı organizasyon
olan Anuga Gıda Fuarına katılım ile üyelerimiz ürünlerini tanıtmak, Almanyadaki
Türk ve yabancı firmalarla tanışmak fırsatı bulmuş ve işbirliği imkanları
doğmuştur.
Çanakkale Organize Sanayi Bölgesi ise son 2,5 yılda çok önemli ve gözle
görülür gelişmeler kaydetmiş ve ivme kazanmıştır. Ulaşım sorunlarının
çözülmesiyle yatırımcı için daha da cazip hale gelecek olan OSB’de şu anda 18
firma inşaat aşamasındadır. Son olarak 60 dönüm yer satın alarak inşaatına
başlayan İSKO Plastik ve Kalıp Sanayi A.Ş. Plastik boru imalatı ve ülke tarımında
verimliliği arttıracak olan damla sulama sistemleri ile ilgili her türlü ürün ve
hizmetin içinde olmayı hedeflemektedir.
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Onsekiz Mart
Üniversitesi ile işbirliğine de büyük önem vermektedir. Birlikte ÇTSO üyeleri
çeşitli konularda eğitilmekte ve yeni projeler üretilmeye çalışılmaktadır.
Üniversitemiz için çok önem taşıyan Tıp Fakültesi’nin açılışını hızlandırak için
önemli bir işbirliği gerçekleştirmiştir. Ayrıca 25 Ağustos gününden itibaren
Çanakkale’nin il ve ilçelerde değerlerini tespit için yapılacak toplantıların en büyük
destekçisi Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olacaktır.
Tabii ki başlamış ve başlayacak olan bu güzel hizmetlerin sürekli olması
gayesiyle biz Çanakkalelilere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Çanakkale
Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı olarak, ilimizin en önemli sorunu
olan ulaşımda Oda olarak üzerimize düşeni yapmaya, yetkililer ile işbirliği içinde
olmaya hazır olduğumuzu ve bu konudaki hassasiyetimizi belirtir, emeği geçen
herkese şükranlarımızı sunarız.
İlhami TEZCAN
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası
Yönetim Kurulu Başkanı
xv
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
xvi
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ÇASİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI
HÜSEYİN YALMAN’IN ÖNSÖZ’Ü
Çanakkale İli Değerleri Sempozyumu fikrini yaratıp, organize etmenizden
duyduğumuz memnuniyetle birlikte, Çanakkale Sanayici ve İşadamları Derneğinin
düşünce ve değerlendirmesini, yayınınızda paylaşmaktan mutluluk duymaktayız.
Bu çalışmayı değerlendirmek bizim açımızdan çok önemli olduğu kadar da kolay
olmaktadır.
Çünkü:
1-Çanakkale kentini oluşturan tüm aktörlerinin katılımıyla
kent vizyonu;
Sürdürülebilir gelişme içinde, altyapı ve ulaşım sorunlarını çözmüş, tarımı ve
tarıma dayalı sanayisi gelişmiş, dünya mirası varlıklarını, doğasını, tarihini ve
kültürel değerlerini koruyan ve geliştiren, yaşam kalitesi yüksek, turizm, üniversite
ve barış merkezi Çanakkale olarak belirlenmiştir.
2-Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ise; eğitim ve öğretim veren, bilimsel
araştırma yapan bir kurum olma özelliğinin yanı sıra, küresel, ulusal ve yerel
sorunlara yönelik çözüm önerileri de üreten bir kurum konumunda olmayı misyon
edinmiştir.
Bu iki başlıktan da anlaşılacağı gibi belirlenen vizyon ve bu vizyonu
gerçekleştirmeyi amaç edinen bir kurum var. Bu kurum da sizin ve çok değerli
çalışma arkadaşlarınızın yönettiği Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’dir.
Gerçekleştireceğiniz bu çalışma ilimizin kültürel,coğrafi ve ekonomik envanterini
ortaya çıkararak kayıt altına alınmasını sağlayacaktır.. Çanakkale’yi daha iyi yarınlara
hazırlamayı ve yörenin ekonomik, sosyal ve kültürel hareketliliğine önemli katkılar
sağlamayı amaçlayan bu akademik etkinliklerin çok yararlı olacağına yürekten
inanıyor ve destekliyoruz. Derneğimizin amaç ve varoluş sebeplerinden birisi de
kentimizin gelişimine katkıda bulunmaktır. Dolayısı ile düzenleme kurulunda
sizlerle birlikte bulunmak, ilimizin sahip olduğu değerlerin ortaya konulması,
bunların geliştirilerek daha iyi tanıtılması ve eksikliklerinin giderilmesi konusunda
yapılacak her türlü çalışmanın bir parçası olmak bizim asli görevlerimizdendir.
Çanakkale tarihi, kültürü, tarımı, coğrafi konumu ve üniversitesiyle
Türkiye’nin gözde illerinden biri konumuna gelmektedir. Bunu hızlandırmak ve
daha ileriye götürmenin birlikte çalışmaktan geçtiğinin bilincinde olan ÇASİAD ,
sonuçlardan Çanakkale’ye sağlanacak kazanım çalışmalarında da sizlerin her zaman
yanında olacaktır. Çanakkale Değerleri Sempozyumu için ilimize gelecek olan bilim
adamları, basın mensupları ve katılımcılara hoş geldiniz diyor ve başta siz
rektörümüz olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ederek çalışmalarınızda
başarılar diliyoruz.
Hüseyin YALMAN
(ÇASİAD Yönetim Kurulu Başkanı)
xvii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
xviii
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ – Ertuğrul GÜNAY (T.C. Kültür ve Turizm Bakanı)………………….
i
ÖNSÖZ – Orhan KIRLI (Çanakkale Valisi)…………………………………….
iii
ÖNSÖZ – Ülgür GÖKHAN (Çanakkale Belediye Başkanı)…………………….
v
ÖNSÖZ - Prof. Dr. Ali AKDEMİR (ÇOMÜ Rektörü)…………………………
vii
ÖNSÖZ - Kemalettin SAKİN (Gökçeada Kaymakamı) ……………………
ix
ÖNSÖZ - Yücel ATALAY (Gökçeada Belediye Başkanı)………………………
xi
ÖNSÖZ – İlhami TEZCAN (Çanakkale San. ve Tic. Od. Yön. Kur. Başkanı)…..
xii
ÖNSÖZ – Hüseyin YALMAN (ÇASİAD Başkanı)……………………………..
xvii
İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………
xix
Rıdvan YURTSEVEN
Destinasyon Yönetimi ve Turizm Çekiciliklerinin İmajı: Gökçeada
Üzerine Bir Araştırma……………………………………………………...............
1
Ata ATABAY
Gökçeada’nın Sürdürülebilir Kalkınmasında Sektörel Önceliklendirmenin Önemi.
13
Kutlay ARTUÇ, Hakan GENÇ
Devlet Ada……………………………………………………………………….
25
Süha ÖZDEN, Özkan ATEŞ, Fırat ŞENGÜN, İ. Onur TUNÇ, Oya
TÜRKYILMAZ, Deniz ŞANLI YÜKSEL, Mustafa AVCIOĞLU, Can
ERTEKİN
Gökçeada’nın Jeolojik Özellikleri………………………………………………...
47
Çiğdem ÖZBEK
Antik Çağda Gökçeada…………………………………………………………...
59
Mithat ATABAY
Osmanlı’nın Son Deniz Başarısı: İmroz Deniz Savaşı……………………………
69
Gülgün YAZICI, İmran ŞAHİN, Mesut YAZICI
Gökçeada’da Osmanlı Medeniyetinin İzleri……………………………………......
77
Nusret AVCI
Gökçeadada Organik Tarım ve Organik Ada……………………………………...
85
Naci KAYNAR
Organik Ada Gökçeada…………………………………………………………...
89
Cemil TÖLÜ, Mustafa ÖZCAN, Türker SAVAŞ
Gökçeada Keçisinin Biyolojisine İlişkin İlk Rapor………………………………...
103
Hasan GÜRAK, Hakan GENÇ
Gökçeada’nın Kalkınmasında Zihinsel Emeğin (beşeri sermayenin) Rolü…………
117
xix
Onur GÖNÜLAL
Gökçeada Kıyı Balıkıçılığına Genel Bir Bakış……………………………….
127
Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Gökçeada Rüzgar Sörfü Turizminin Elektronik Ortamda Tanıtımına
Yönelik Bir Çalışma…………………………………………………………
135
Çiğdem Şahin, Coşkun KAYABALI
Avrupa Birliği’nin Bakışıyla Gökçeada: İlerleme Raporlarları ve Etkileri……
145
Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Gökçeada Turizm Potansiyelinin Teknomarket Sistemiyle Tanıtımına
Yönelik Yeni bir Strateji…………………………………………………..
157
DESTİNASYON YÖNETİMİ VE TURİZM
ÇEKİCİLİKLERİNİN İMAJI:
GÖKÇEADA ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
H. Rıdvan YURTSEVEN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Bu araştırmanın temel amacı, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının algılama
düzeylerini kullanarak, Gökçeada’nın turizm çekiciliklerinin imajını ölçmektir.
Sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları dört farklı gruba ayrılır: ziyaretçiler, yerel
topluluk, yerel girişimciler ve yerel yöneticiler. Araştırmanın temel bulgusu; sürdürülebilir
turizm yönetimi unsurlarının, Gökçeada’nın turizm çekiciliklerini algılama düzeylerinin
aynı olmamasıdır. Gökçeada’yı bir destinasyon olarak yönetmek ve pazarlamak,
sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının stratejik amaçları ve yerel kaynakların
sürdürülebilirliği arasında optimum bir dengenin kurulmasını gerektirir. Destinasyon
yönetimi, turizmin etkileri ve sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının stratejik
amaçlarını gerçekleştirmesinde bir optimizasyon sağlamalıdır.
Anahtar Kelimeler: Destinasyon imajı, destinasyon yönetimi, turizm çekiciliği.
ABSTRACT
The main purpose of this paper is to measure image of tourism attractions in Gokceada by
using perception levels of elements of sustainable tourism management. Elements of
sustainable tourism management are categorized into four different groups: visitors, local
community, local entrepreneurs, and local managers. The significant finding of this research
is that the perception levels of tourism attractions in Gokceada of elements of sustainable
tourism management are not homogeneous. Managing and marketing of Gokceada as a
destination should balance the strategic objectives of all elements of sustainable tourism
management and the sustainability of local resources. Destination management must lead
to the optimisation of tourism impacts and the achievement of the strategic objectives for all
elements of sustainable tourism management.
Keywords: Destination image, destination management, tourism attraction.
GİRİŞ
Destinasyonlar, ziyaretçilere birleştirilmiş deneyimler sağlayan turizm ürünlerinin
karmasından oluşur. Destinasyon, geleneksel olarak, ülke, ada ya da kent gibi kesin
olarak tanımlanabilen bir coğrafi bölge olarak kabul edilir (Buhalis 2000). Buna
karşın, destinasyon, turizm yönetimi literatüründe giderek artan bir biçimde
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ziyaretçilerin seyahat güzergahlarına, kültürel geçmişlerine, ziyaret amaçlarına,
eğitim düzeylerine ve geçmiş deneyimlerine göre öznel olarak yorumlanabilen
algısal bir kavram olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacına yönelik olarak
destinasyon; ziyaretçileri tarafından tek bir varlık olarak algılanan, sürdürülebilir
turizm yönetimi açısından tanımlanmış bir coğrafi bölge olarak kabul edilecektir.
Bu tanımlama, destinasyon unsurlarına, destinasyonun yönetimi için ölçülebilirlik
ve stratejik amaçlarını başarması doğrultusunda faaliyetlerini uygulamaları için güç
ve kaynak sağlar.
Destinasyonlar, destinasyonun marka adı altında tüketilen turizm ürün ve
hizmetlerinin karışımını sağlar (Buhalis 2000). Destinasyon, insanların seyahat
ettikleri ve kalmak için çeşitli algılanan özelliklerinin çekicilikleri nedeniyle
seçtikleri yerdir (Leiper 1995). Destinasyonlar, ziyaretçilerin gereksinmelerini
karşılamak için tasarlanmış hizmetler ve kolaylaştırıcıların odağıdır (Cooper vd.
1998). Destinasyon, 6A olarak adlandırılan unsurlardan oluşur: çekicilikler
(attractions), erişebilirlik (accesibility), hoş ve konforlu yönler (amenities), hazır
paketler (available packages), faaliyetler (activities) ve yardımcı hizmetler (ancillary
services). Bu nedenle; bir destinasyon, bütün ürünlerin, hizmetlerin ve yerel
deneyimlerin bileşimi (ya da bir marka) olarak görülebilir (Buhalis 2000). Ziyaretçi,
yerel topluluk, yerel girişimciler ve yerel yöneticiler arasındaki ilişkilerin
karmaşıklığı nedeniyle, destinasyonlar yönetilmesi ve pazarlanması en zor
alanlardan biridir (Sautter ve Leisen 1999). Turizmin sürdürülebilir olması
isteniyorsa; ziyaretçilerin, yerel topluluğun, yerel girişimcilerin ve yerel yöneticilerin
etkileşimlerini kolaylaştıran bir destinasyon stratejisi uygulanmalıdır. Bu strateji;
ziyaretçilerin sayısının artmasından daha çok düzenli olarak onların memnuniyet
düzeylerinin izlenmesini ve bunları başarı kriteri olarak kullanmayı, ziyaretçi ve
yerel topluluk etkileşiminde ziyaretçi deneyiminin önemli bir göstergesi olan yerel
topluluk tepkilerini izlemeyi, turizm alanlarındaki alt yapı uygulamalarını sahip
olunan çeşitli ziyaretçiler için çekici duruma getirecek faaliyetler gerçekleştirmeyi
içerir (Ryan 1991).
Ziyaretçiler, destinasyonları, tedarik ve hizmetlerin toplamını içeren bir
marka olarak algılar. Ziyaretlerinden önce destinasyon hakkında beklentilerinin
yanında, önceki deneyimlerine, ağızdan ağıza iletişime, basılı bilgilere, reklamlara
ve genel inançlara dayalı bir imaj geliştirirler (Baloglu ve Brinberg 1997).
Ziyeretçiler, tatilleri boyunca kapsamlı bir deneyim olarak, destinasyon ürünlerini
hangi destinasyon unsuru tarafından üretildiğini düşünmeden tüketirler. Bu
ürünleri onlara sağlayanlar, güçlü ve zayıf yönlere sahip olan destinasyon
unsurlarıdır (Buhalis ve Cooper 1998). Ziyaretçilerin tüm deneyimleri, turizm
çekiciliklerinin çeşitliliği yanında küçük iletişimlerden oluşur. Sonuç olarak; bir
destinasyonun stratejik yönetimi ve pazarlaması, her bir destinasyon unsuruyla
ilişkilidir. Başka bir anlatımla; destinasyondaki her bir unsurun rekabeti birbiriyle
ilişkiliyken, aynı zamanda her birini diğerinden ayrıştırmaktadır.
Destinasyon yönetimi, bir bölgenin ziyaretçiler için çekici duruma
getirilmesine ilişkin süreçler olarak görülmemelidir. Destinasyon yönetimi;
2
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
destinasyonun kalkınma hedef ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlayan bir
işleyiş olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, destinasyonlar için hedef ve stratejileri
aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (Buhalis 2000):
· Destinasyon ziyaretçilerinin tatminini ve memnuniyetini sağlamak,
· Yerel topluluğun uzun dönem refahını sağlamak,
· Yerel girişimlerin kârını ve çarpan etkisini en yüksek kılmak,
· Yerel yöneticilerin, sosyal-kültürel-çevresel maliyetler ve ekonomik fayda
arasındaki sürdürülebilir dengeyi sağlamada turizm etkilerini optimum
yapmalarını kolaylaştırmak.
Destinasyon türlerini ve özelliklerini anlamak, onların pazarlaması için çok
önemlidir (Buhalis 2000). Her destinasyon, ziyaretçi taleplerinin belirli türleriyle
eşleşebilir. Bu nedenle; bir destinasyon markası geliştirmek için seyahat
motivasyonlarının değerlendirilmesine gereksinim vardır. Buna ek olarak,
destinasyonlar yalnızca aktif talebin istem ve gereksinimlerinin farkında olmamalı,
aynı zamanda potansiyel pazarları da etkileyebilmelidir (Buhalis 2000). Hedef
pazarlara, pazarlama karmasını adapte edebilecek ve faydaların en yüksek olmasını
sağlayacak ürün portföyünü geliştirmelidir (Tribe 1997). Ziyeretçiler, turizm
ürünlerini seçmede geniş kriterler kullanmaktadır. Bu kriterler; gezinin özellikleri
ve amacı, dış çevre unsurları, ziyaretçinin kişiliği ve destinasyonun özelliklerinden
oluşmaktadır (Ryan 1997; Swarbrooke ve Horner 1999).
Bir destinasyonu ziyaret etme ya da etmeme seçimindeki en önemli kriter,
imajdır. İmaj; potansiyel ziyaretçinin destinasyon hakkında sahip olduğu
beklentilerin ve algıların kümesidir. Ziyaretçinin, destinasyona ilişkin geçmiş
deneyimlerini ya da işletmeler, arkadaşlar ve akrabaların tanımlarını içerir. Genel
bilgi ve pazarlama kampanyalarının doğru ya da düşsel sunumları, ziyaretçilerin
beklenti ve algılarını geliştirir (Baloglu ve Brinberg 1997; Chacko 1997; Gartner
1993). Sonuç olarak, destinasyon yönetiminde, bir destinasyona ilişkin imajın
ölçülmesi önem taşır. Ziyaretçi memnuniyetinin derecesi; beklenti ve algıların,
destinasyon deneyimiyle karşılaştırılması ve değerlendirilmesiyle belirlenir.
Destinasyonlar için doğru imaj geliştirmek, ziyaretçileri memnun etme yeteneğini
geliştirir (Morgan ve Pritchard 1998). Destinasyon imajı, bölgeyi markalaştırmaya
yönelik yönetim süreçleriyle uyumlu bir biçimde geliştirilmelidir.
Turizm, çekicilikler nedeniyle vardır. Çekicilikler, turizm ve seyahat
sisteminin temel güdüsüdür. Ziyaretçiyi, bir destinasyona yönelten motivasyonu
çekicilikler sağlar. Ziyaretçilerin tatmin düzeyini ölçmeye yönelik olarak
gerçekleştirilen araştırmalarda, çekicilikler de tatmini etkileyen unsurlar arasında
yer almaktadır (Yeşiltaş ve Öztürk 1997; Yurtseven ve Can 2002). Bir çekiciliğin
başarısı, ziyaretçinin, destinasyonun fayda ve tatmin düzeyini değerlendirmesiyle
ilgilidir. Turizm çekicilikleri dört temel guruba ayrılarak incelenmektedir
(Alhemoud ve Armstrong 1996; Kozak ve Rimmington 1998; Sharaiha ve Collins
1992): doğal çekicilikler, tarihi çekicilikler, kültürel çekicilikler ve yapım çekicilikler.
3
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, sahip olduğu adalara özgü
çekicilikleri nedeniyle, son on yıldan beri yurt içinde ve dışında bilinen bir
destinasyon haline gelmiştir. Bu durum, adanın turizm kaynaklarının sürdürülebilir
olarak yönetilmesini gerektirmektedir. Yönetim süreçlerinin etkinliği ve geleceğe
yönelik turizm stratejilerinin belirlenmesi açısından, destinasyon yönetimi
unsurlarının (ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimci, yerel yönetici) odaklandığı
turizm çekiciliklerinin imajının belirlenmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı;
sürdürülebilir destinasyon yönetimi unsurlarından alınan verilere göre,
Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin imajını belirleyerek, ada turizm
çekiciliklerinin varolan durumunu incelemektir. Böylelikle, Gökçeada’ya ilişkin
etkili bir destinasyon imajı ve marka oluşturulması için gerekli yönetsel stratejiler
yapılandırılabilecektir. Araştırmanın temel varsayımı; etkili bir destinasyon imajı
yaratılmasının, varolan turizm çekicilik imajlarının değerlendirilmesine bağlı
olduğudur (Bigne vd. 2001; Gartner 1993).
YÖNTEM
Araştırmanın veri toplama aracı, örnek kütlelere yönelik soru kağıdıdır. Ana
kütlelerden rastlantısal olarak seçilen 40 denek üzerinde, 23-26 Nisan 2008 tarihleri
arasında, soru kağıdıyla bir pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Bunun amacı, soru
kağıdını daha anlaşılır bir duruma getirmektir. Deneklerin, Gökçeada’daki turizm
çekiciliklerinin etkileyiciliğini kişisel olarak ölçmeyi amaçlayan sorular, 5’li Likert
Ölçeği’ne göre hazırlanmıştır. Destinasyon çekiciliklerinin imajıyla ilgili
araştırmalarda, genel olarak, Likert Ölçeği’yle analiz yapılmasını sağlayacak soru
kağıdı kullanılmaktadır. Uygulamaya katılanlara, Gökçeada için belirlenen toplam
33 adet turizm çekiciliğiyle (Yurtseven 2000; Yurtseven ve Can 2002) ilgili olarak,
her birinin hangi düzeyde etkili olduğu sorulmuştur. Bunların 9 adedini doğal
çekicilikler, 14 adedini tarihi çekicilikler ve 10 adedini kültürel çekicilikler
oluşturmaktadır. Denekler etkileyicilik düzeylerini 1-5 puan (1=Hiç Etkileyici
Değil, 2=Etkileyici Değil, 3=Nötr, 4=Etkileyici, 5=Çok Etkileyici) arasında bir
puan vererek değerlendirmişlerdir. Soru kağıdındaki turizm çekiciliklerinin
değerlendirilmesine yönelik olarak hazırlanan özgün sorular, benzer
araştırmalardaki sorularla uyum sağlamaktadır (Bigne vd. 2001; Gartner 1993).
Bu araştırmanın ana kütlesini sürdürülebilir turizm yönetiminin dört temel
unsuru oluşturmaktadır: Gökçeada yerel yöneticileri, Gökçeada yerel girişimcileri,
Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler ve Gökçeadalılar. Araştırma, Gökçeada yerel
yöneticileri (95) ve Gökçeada yerel girişimcileri (127) ana kütlelerinin tamamında
gerçekleştirilmiştir. Gökçeada yerel yöneticileri ve Gökçeada yerel girişimcilerine
ilişkin sayılar, Gökçeada Kaymakamlığı ve Gökçeada Belediyesi’nden alınmıştır.
Gökçeada’ya gelen ziyaretçilere ilişkin örnek kütlenin belirlenmesinde, ana kütlenin
sayısının bilinmediği örneklem belirleme yöntemi (n=t2pq/d2 - %5 örnekleme
hatası) uygulanmış ve örneklem 384 olarak belirlenmiştir. Gökçeadalılar örnek
kütlesinin belirlenmesinde, ana kütlenin sayısının bilindiği örneklem belirleme
yöntemi (n=N t2pq/d2 (N-1) + t2pq - %5 örnekleme hatası) uygulanmıştır. T.C.
4
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi
(ADNKS) Veri Tabanı 2007 verilerine göre, Gökçeada İlçesi’nin nüfusu 8.672’dir.
Bu veriye dayalı olarak örnek kütle 368 olarak belirlenmiştir. Örnek kütle
belirlenirken, ana kütlenin yaş ve cinsiyet kriterleri de dikkate alınmıştır.
Gökçeadalılar örnek kütlesi; 24 ve altı yaş (181/52 kadın-129 erkek), 25-34 yaş
(70/28 kadın-42 erkek), 35-44 yaş (37/18 kadın-19 erkek), 45-54 yaş (29/14 kadın15 erkek), 55-64 yaş (21/10 kadın-11 erkek), 65 ve üstü yaş (30/15 kadın-15 erkek)
olarak sınırlandırılmıştır. Sonuç olarak araştırma kütlesi; Gökçeada yerel
yöneticileri (95), Gökçeada yerel girişimcileri (127), Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler
(384) ve Gökçeadalılar (368) olmak üzere toplam 974 denekten oluşmaktadır. Soru
kağıtları, 1 Mayıs-30 Haziran 2008 tarihleri arasında, 33 kişilik bir anket gurubuyla
uygulanmıştır. Uygulama sonucunda 930 deneğin (örnek kütlenin %95.48’si)
verileri (Gökçeada yerel yöneticileri 63/ana kütlenin %66.32’si; Gökçeada yerel
girişimcileri 115/ana kütlenin %90.55’i; Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler 384/örnek
kütlenin %100’ü ve Gökçeadalılar 368/örnek kütlenin %100’ü) değerlendirmeye
alınmıştır.
Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin sürdürülebilir turizm yönetimi
unsurları açısından karşılaştırılmasında grup verilerinin parametrik analiz
tekniklerinin uygulanabilme ön koşullarını taşıması nedeniyle; One-Way ANOVA
Test Tekniği kullanılmıştır. Bunun nedeni; One-Way ANOVA Test Tekniği’nin,
dört ortalama arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olup-olmadığını
belirtmesidir. Anlamlı farklılıkların, her bir çekicilik için, hangi ortalamalar arasında
olduğunu belirlemek için Scheffe Testi uygulanmıştır. Her bir çekiciliğin,
sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları açısından analizi yapılmıştır. Çekicilikler
arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar belirtilmiş ve gerekli açıklamalar
yapılmıştır. Analizler, SPSS 10.0 Windows istatistiksel analiz paket programı
kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin güvenilirliği, değerlendirmeye geçilmeden
önce test edilmiş ve Alfa Güvenilirlik Testi (Cronbach Alfa Katsayısı)’nin sonucu
0,8793 (yüksek derecede güvenilir) olarak bulunmuştur.
BULGULAR
Gökçeada’da varolan 33 turizm çekiciliği, üç ana gruba ayrılmıştır (bakınız: Tablo
1-3). Her bir çekiciliğin ortalama puanı, Gökçeada yerel yöneticileri, Gökçeada
yerel girişimcileri, Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler ve Gökçeadalılar için ayrı olarak
hesaplanmıştır. Daha yüksek bir ortalama puanı, daha etkili bir çekicilik olarak
algılanmaktadır.
Doğal çekiciliklerin imajı
Doğal çekicilikler açısından; 9 çekicilikten 8’i istatistiksel olarak anlam
taşımaktadır. Gökçeada yerel yöneticileri; Aydıncık Kumsalı, Aydıncık Tuz Gölü,
Gizli Liman, Laz Koyu, Peynir Kayalıkları ve Tepeköy Çınar Ağacı’nın imajını
etkileyici bulmaktadır. Gökçeada yerel girişimcileri, Peynir Kayalıkları ve Tepeköy
Çınar ağacının imajını etkileyici olarak belirtirken, Gökçeadalılar Laz Koyu’nun
5
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler açısından etkileyici
olarak algılanan doğal çekicilik yoktur. Doğal çekiciliklerin imajını genel ortalama
açısından
değerlendirdiğimizde;
hiçbir
çekicilik
etkileyici
olarak
değerlendirilmemektedir. Tablo 1, doğal çekicilikleri içeren soruların cevaplarını
özetlemektedir.
Doğal çekiciliklere göre, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar arasındaki
anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir. Yönetici
ortalamaları 5 (Aydıncık Tuz Gölü, Laz Koyu, Marmaros Ormanı, Marmaros
Şelalesi, Mavi Koy) çekicilik, girişimci ortalamaları 8 (Aydıncık Kumsalı, Aydıncık
Tuz Gölü, Gizli Liman, Laz Koyu, Marmaros Ormanı, Marmaros Şelalesi, Mavi
Koy, Tepeköy Çınar Ağacı) çekicilik ve Gökçeadalı ortalamaları 5 (Gizli Liman,
Marmaros Ormanı, Marmaros Şelalesi, Peynir Kayalıkları, Tepeköy Çınar Ağacı)
çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur.
Tarihi çekiciliklerin imajı
Tarihi çekiciliklere bakıldığında; 14 çekicilikten 11’i istatistiksel olarak anlam
taşımaktadır. Gökçeada yerel yöneticileri ve Gökçeadalılar, tarihi çekiciliklerin
imajını etkileyici bulmamaktadır. Gökçeada yerel girişimcileri ve Gökçeada’ya
gelen ziyaretçiler, Zeytinliköy’ü etkileyici olarak değerlendirmektedir. Tarihi
çekiciliklerin imajını genel ortalama açısından değerlendirdiğimizde; Zeytinliköy
etkileyici olarak değerlendirilmektedir. Tarihi çekiciliklere ilişkin bulgular, Tablo
3’de özetlenmiştir.
Tarihi çekicilikler açısından, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar
arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir.
Yönetici ortalamaları 12 (Dereköy, Eski Bademli Köyü, Kaleköy, Kaleköy Kalesi,
Kiliseler, Metropolit Katedrali, Paleokastro Kalesi-Dereköy, Prygos-Dereköy,
Roxado Barajı-Tepeköy, Tepeköy, Tepeköy Folklor Müzesi, Zeytinliköy) çekicilik,
girişimci ortalamaları 14 (Çamaşırhaneler, Dereköy, Eski Bademli Köyü, Kaleköy,
Kaleköy Kalesi, Kiliseler, Metropolit Katedrali, Paleokastro Kalesi-Dereköy,
Prygos-Dereköy, Roma Dönemi Kaya Mezarları, Roxado Barajı-Tepeköy,
Tepeköy, Tepeköy Folklor Müzesi, Zeytinliköy) çekicilik ve Gökçeadalı
ortalamaları 5 (Kaleköy Kalesi, Metropolit Katedrali, Prygos-Dereköy, Roxado
Barajı-Tepeköy, Tepeköy) çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur.
Kültürel çekiciliklerin imajı
Kültürel çekicilikleri içere cevapların değerlendirilmesi sonucunda, 10 çekicilikten
8’inin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Gökçeada yerel yöneticileri,
Kekik Balı ve Zeytin-Zeytinyağı’nın imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeada yerel
girişimcileri, şarabın imajını etkileyici olarak belirtmektedir. Gökçeada’ya gelen
ziyaretçiler, şarap ve zeytin-zeytinyağının imajını etkileyici bulmaktadır.
Gökçeadalılar açısından etkileyici olarak algılanan kültürel çekicilik yoktur.
Kültürel çekiciliklerin imajını genel ortalama açısından değerlendirdiğimizde; zeytin
6
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ve zeytinyağı etkileyici olarak belirlenmiştir. Tablo 3, kültürel çekiciliklerin imajını
özetlemektedir.
Kültürel çekiciliklere göre, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar
arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir.
Yönetici ortalamaları 3 (Gökçeada Mutfağı, Meryem Ana Festivali, Zeytin ve
Zeytinyağı) çekicilik, girişimci ortalamaları 8 (Gökçeada Film Festivali, Gökçeada
Mutfağı, Kahvehaneler, Kekik Balı, Meryem Ana Festivali, Organik Tarım,
Paskalya, Zeytin ve Zeytinyağı) çekicilik ve Gökçeadalı ortalamaları 5 (Gökçeada
Film Festivali, Gökçeada Mutfağı, Kahvehaneler, Kekik Balı, Meryem Ana
Festivali) çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur.
Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajı
Gökçeada’nın doğal, tarihi ve kültürel çekicilikleri karşılaştırıldığında; Gökçeada
yerel yöneticilerinin doğal çekicilikleri etkili bulması dışında, hiçbir çekiciliğin
etkileyici olmadığı belirlenmiştir. Tablo 4, Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajına
ilişkin bilgileri sunmaktadır.
TARTIŞMA VE SONUÇ
Bu araştırma, Gökçeada’daki sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarından
(ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimci ve yerel yönetici) alınan verilere dayanarak,
bir destinasyon olarak Gökçeada’nın algılanan imajını belirlemek üzere
gerçekleştirildi. Turizm çekiciliklerinden oluşan imajın güçlü ve zayıf yönleri
tanımlandı.
Çekiciliklerin algılanması, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarından her
bir çekicilik grubu için alınan verilerle oluşturulan ortalamaların, karşılıklı olarak
analiz edilmesiyle belirlendi. Bu analizin sonucunda, sürdürülebilir turizm yönetimi
unsurları arasında Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin algılanması açısından,
önemli istatistiksel anlam farklılıklarının bulunduğu görüldü. Ziyaretçi, yerel
topluluk, yerel girişimci ve yerel yönetici uyumu; doğal çekicilikler açısından
Marmaros Ormanı ve Marmaros Şelalesi’nde, tarihi çekicilikler açısından Kaleköy
Kalesi, Metropolit Katedrali, Prygos-Dereköy, Roxado Barajı-Tepeköy ve
Tepeköy’de, kültürel çekicikler açısından Gökçeada Mutfağı ve Kekik Balı’nda
görülmektedir. Gökçeada’daki turizm çekiciliklerini oluşturan temel grupların
hiçbiri, etkileyici bulunmamaktadır.
Sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının arasındaki ortak hedef ve
uygulama işbirliği, destinasyon yönetiminin de temelidir. Ziyaretçi beklentilerini
karşılamak ve aşmak, yerel unsurların işbirliğine bağlıdır. Yerel unsurlar, rekabet
yerine, işbirliği yapmalıdır. Destinasyonlardaki yerel unsurlar, rekabet etmemeleri
gerektiğini anlayacak olgunlukta olmalıdır. Bunun yerine; diğer destinasyonlarla
rekabet etmelerini sağlayacak turizm stratejileri geliştirmek ve uygulamak için
gerekli kaynakları beraber sağlamalıdırlar. Yeni destinasyonların hızlı gelişimi,
önemli bir rekabet düzeyi yaratır. Gökçeada gibi destinasyonlar, sosyo-kültürel
kaynakları ve doğal alanları maliyetli olmadan sunabilirler. Birçok geleneksel
7
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
destinasyon, başlangıçta, rasyonel planlama ve yönetim sistemi (destinasyon
yönetimi) olmaksızın kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilir. Yaşam döngülerinin
bir aşamasında olgunluk ya da doygunluğa ulaşırlar. Bunun sonucunda kitle
turizmine yönelirler. Hızlı yenilenmelere gereksinim duyarlar, ancak kaynak
yetersizliği ve ziyaretçilerin ödeme isteksizliği destinasyonun rekabetini tehdit eder.
Bunu önlemenin yöntemi, sürdürülebilir turizm unsurları arasında işbirliğine dayalı
bir destinasyon pazarlama karması oluşturmaktır. Destinasyon pazarlama
karmasının oluşturulması, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları açısından,
destinasyon çekiciliklerin iyi anlaşılmasını gerektirir. Bu durum, turizme yeni
başlayan destinasyonlar için daha da önemlidir. Gökçeada açısından, ivedi olarak,
sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının ortak katılımıyla gerçekleştirilecek bir
Gökçeada Turizm Strateji’ne gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadıkça,
Gökçeada’nın bir destinasyon olarak imajı, en azından etkili olmayacaktır.
Bu araştırma, Gökçeada’da yapılmıştır. Araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak,
bundan öte bir genelleme yapılması olanaksızdır. Bir önemli özellikte, araştırma
sonuçlarının 2008 verilerine dayalı olan sonuçlar olmasıdır. Bireylerin algılarına
dayalı verilerin, günümüzün hızla değişen koşullarında uzun süre geçerli olduğu
savunulamaz. Sonuçların daha uzun bir zaman dilimine genellenipgenellenemeyeceği, araştırmanın tekrarlanması ve sonuçların karşılaştırılmasıyla
anlaşılabilir. Bu nedenle, araştırma belirli zaman aralıklarıyla tekrarlanmalıdır.
Araştırma; bu biçimiyle de, Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin algılanan
imajları hakkında, sürdürülebilir turizm yönetimi açısından bir genelleme
yapılmasını sağlamaktadır. Bu genelleme, Gökçeada’yla ilgili olarak
gerçekleştirilecek destinasyon yönetimi süreçlerinde önem taşımaktadır. Araştırma
bulguları, Gökçeada’yla ilgili güncel çekicilik algılarının belirlenmesi ve bir
destinasyon imajının yaratılmasında önemli veriler sunmaktadır.
KAYNAKÇA
Alhemoud, A. M. ve Armstrong, E. G.
1996. “Image of Tourism Attractions in Kuwait.” Journal of Travel Research 34(4): 76-80.
Baloglu, S. ve Brinberg, D.
1997. “Affective images of tourism destinations.” Journal of Travel Research 35(4): 11-15.
Bigne, J. E., Sanchez, M. I. ve Sanchez, J.
2001. “Tourism Image, Evaluation Variables and After Purchase Behaviour:
Interrelationship.” Tourism Management 22: 607-616.
Buhalis, D.
2000. “Marketing the competitive destination of the future.” Tourism Management 21(1):
97-116.
Buhalis, D. ve Cooper, C.
1998. “Competition or co-operation: The needs of Small and Medium sized Tourism
Enterprises at a destination level.” Embracing and managing change in Tourism, E. Laws, B.
Faulkner ve G. Moscardo (ed.), London: Routledge.
Chacko, H. E.
8
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
1997. “Positioning a tourism destination to gain a competitive edge.” Asia Pacific Journal
of Tourism Research 1(2): 69-75.
Cooper, C., Fletcher, J., Gilbert, D., Shepherd, R. ve Wanhill, S.
1998. Tourism: Principles and Practices, 2nd ed. England: Addison Wesley Longman.
Gartner, W. C.
1993. “Image Formation Process.” Journal of Travel and Tourism Marketing 2(2-3): 191215.
Kozak, M. ve Rimmington, M.
1998. “Benchmarking: Destination Attractiveness and Small Hospitality Business
Performance.” International Journal of Contemporary Hospitality Management 10(5): 184-188.
Leiper, N.
1995. Tourism Management. Melbourne: RMIT Press.
Morgan, N. ve Pritchard, A.
1998 Tourism Promotion and Power: Creating Images, Creating Identities. Chichester: Wiley.
Ryan, C.
1991. “Tourism and marketing-A symbiotic relationship.” Tourism Management
12(2):101-111.
Ryan, C.
1997. The tourist experience: A new Introduction. London: Cassell.
Sautter, E. T. ve Leisen, B.
1999. “Managing stakeholders: A tourism planning model.” Annals of Tourism Research,
26(2): 312-328.
Sharaiha, Y. M. ve Collins, P. Q.
1992. “Marketing Jordan as a Tourist Destination: Potential and Complexity.” Tourism
Management March: 168-180.
Swarbrooke, J. ve Horner, S.
1999. Consumer behaviour in Tourism. Oxford: Butterworth-Heinemann.
Tribe, J.
1997. Corporate strategy for tourism. London: International Thomson Business Press.
Yeşiltaş, M. ve Öztürk, Y.
1997. “Türkiye’yi Ziyaret Eden İngiliz Turistlerin Tatminini Ölçmeye Yönelik Bir
Araştırma.” Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi 8(1-2): 24-27.
Yurtseven, H. R.
2000. Development and Management of Tourism Resources in Cultural Tourism Management: An
Application of Benchmarking Imbros and Lemnos. Çanakkale: ÇOMÜ Araştırma Fonu Başkanlığı
(1999/19).
Yurtseven, H. R. ve Can, E.
2002. “Gökçeada’daki Turizm Çekiciliklerinin İmajı: İlk Kez ve Birden Fazla Gelen
Turistler Açısından Karşılaştırmalı Bir Araştırma.” Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi
13(2): 148-154.
9
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1. Gökçeada’daki doğal çekiciliklerin imajı
Çekicilik
Doğal
Aydıncık
Kumsalı
Aydıncık
Tuz Gölü
Gizli
Liman
Laz Koyu
Marmaros
Ormanı
Marmaros
Şelalesi
Mavi Koy
Peynir
Kayalıkları
Tepeköy
Çınar ağacı
One-Way
Genel
ANOVA
Ortalama Anlamlılık
Düzeyi
Yönetici
Ortalaması
Girişimci
Ortalaması
Ziyaretçi
Ortalaması
Gökçeadalı
Ortalaması
4,2857
3,7565
3,8932
3,3288
3,6796
,000
4,0476
3,6435
3,7891
3,4565
3,6570
,000
4,3810
3,7739
3,9089
3,8587
3,9043
,000
4,1111
3,9841
3,8522
3,5739
3,7135
3,6849
4,3152
3,7418
3,9957
3,7140
,000
,054
3,9048
3,8609
3,8516
3,7391
3,8118
,268
3,9206
4,1270
3,9304
4,0609
3,9245
3,7266
3,6929
3,6875
3,8333
3,7796
,005
,000
4,3016
4,1217
3,9583
3,8125
3,9441
,000
10
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 2. Gökçeada’daki tarihi çekiciliklerin imajı
Çekicilik
Çamaşırha
neler
Dereköy
Eski
Bademli
Köyü
Kaleköy
Tarihi Kaleköy
Kalesi
Kiliseler
Metropolit
Katedrali
Paleokastr
o KalesiDereköy
PrygosDereköy
Roma
Dönemi
Kaya
Mezarları
Roxado
BarajıTepeköy
Tepeköy
Tepeköy
Folklor
Müzesi
Zeytinliköy
One-Way
Girişimci
Ziyaretçi Gökçeadalı
Genel
Yönetici
ANOVA
Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalama Anlamlılık
Düzeyi
3,7302
3,7778
3,3478
3,7478
3,3151
2,9810
3,2151
,000
3,5964
3,3886
3,5452
,000
3,5873
3,8000
3,5365
3,3397
3,4946
,000
3,6984
3,8000
3,7083
3,4429
3,6140
,000
3,8095
3,6000
3,6198
3,4946
3,5806
,080
3,3968
3,7565
3,7031
3,5136
3,6140
,011
3,1746
3,3217
3,2813
3,3832
3,3194
,387
3,2540
3,2000
3,2396
3,4375
3,3140
,024
3,4444
3,2348
3,3073
3,4348
3,3581
,130
3,8254
3,2261
3,4063
3,6522
3,5097
,000
3,6508
3,2609
3,4010
3,4429
3,4172
,091
3,7302
3,7739
3,7083
3,5761
3,6656
,157
3,2222
3,2609
3,1979
3,4266
3,2978
,025
3,8254
4,2261
4,1458
3,8098
4,0011
,000
11
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 3. Gökçeada’daki kültürel çekiciliklerin imajı
One-Way
Girişimci
Ziyaretçi Gökçeadalı Genel ANOVA
Yönetici
Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalama Anlamlılık
Düzeyi
Çekicilik
Dibek Kahvesi
Gökçeada Film
Festivali
Gökçeada
Kültürel Mutfağı
Kahvehaneler
Kekik Balı
Meryem Ana
Festivali
Organik Tarım
Paskalya
Şarap
Zeytin ve Zeytinyağı
3,4286
4,4087
4,0729
3,1739
3,7151
,000
3,6984
3,1739
3,2266
3,2853
3,2753
,013
3,2222
3,1652
3,1719
3,1522
3,1667
,969
2,7937
4,2222
3,2174
3,4609
3,1641
3,4375
3,3397
3,5842
3,2151
3,5516
,001
,000
3,8413
3,4696
3,4167
3,5543
3,5065
,139
3,9206
3,2222
3,3016
4,3333
3,4087
3,8348
4,4696
3,9652
3,3620
3,6068
4,0391
4,1198
3,5870
3,6087
3,5897
3,9402
3,4946
3,6097
3,8645
4,0441
,000
,006
,000
,004
Tablo 4. Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajı
Çekicilikler
Yönetici
Ortalaması
Girişimci
Ortalaması
Ziyaretçi
Ortalaması
Gökçeadalı
Ortalaması
Genel
Ortalama
Doğal
Tarihi
Kültürel
4,1181
3,5805
3,5984
3,8415
3,5397
3,6574
3,8278
3,5119
3,5617
3,7370
3,4516
3,8625
3,8811
3,5209
3,6700
12
GÖKÇEADA’NIN SÜRDÜRÜLEBİLİR
KALKINMASINDA SEKTÖREL
ÖNCELİKLENDİRMENİN ÖNEMİ
Ata ATALAY
ÖZET
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, eşsiz doğası ve güzelliklerinin yanı sıra
sosyo kültürel renkliliği ile ülke genelinde özel bir öneme ve konuma sahiptir.
Gökçeada’nın geleceğine yönelik en önemli iki husus, adanın sosyal, ekonomik ve
kültürel anlamda kalkınması için ivme sağlanırken, adanın doğal ve kültürel yapısının,
ekolojik özelliklerinin korunmasıdır. Adada, kalıcı, müreffeh, üretici ve izolasyon
duygularından arınmış bilinçli bir nüfus ancak sürdürülebilir kalkınma modelini hayata
geçirecek projelerin uygulanması ile temin edilebilir. Sürekliliği olmayan teşvik
politikalarının ve dışsal girdilerin sadece Gökçeada’da değil ülke dışındaki adalarda da
adalardan dış göçü engellemediği görülmüştür. Gökçeada’da sürdürülebilir kalkınmanın
gerçekleştirilmesine katkı sağlayabileceği düşüncesi ile ekonomik sektör önceliklerini
belirlemek için Delphi Metodu benzeri bir yöntem 2007 yılında Gökçeada için
uygulanmıştır. Ölçütler belirlenmiş, daha sonra Gökçeada’da yaşayan panel katılımcıları
ile gerçekleştirilen çalışmada ölçüt ağırlıkları saptanmıştır. Adanın doğal kaynaklarını
temel girdi olarak kullanacak, ada kalkınmasına ek istihdam yaratma, gelir artırma,
çevrenin korunması ve yatırımların dönüşüm süresi itibariyle öncelikle katkı sağlayacak
sektörler belirlenmiştir. Bildiride sürdürülebilir kalkınma öncelikli ölçütler ve ana
ekonomik faaliyet için öncelikli sektörler ile Gökçeada özelinde kaynak yönetim modeli
çerçevesinde ele alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: Gökçeada, sürdürülebilir kalkınma, Delphi Metodu,
kaynak yönetim modeli.
ABSTRACT
Besides its unique landscape and breathtaking views, Gökçeada is the largest Turkish
island with a colorful socio-cultural structure. She deserves a special attention and has an
important location in national scale. On the island, a permanent, prosperous, productive
population, minimizing its sense of isolation, can survive through the implementation of
projects based on a sustainable development model. Incentive policies that are applied only
at certain intervals or through external inputs can not succeed in preventing migration not
only from Gökçeada, but also from other islands beyond boundaries. In 2007, a model
derived from the Delphi Methodology was applied for Gökçeada in order to determine the
economical sectoral priorities for sustainable development. At first, the criteria for
development were determined and during a panel study different weights were given to the
criteria. Priority sectors were designated, taking into consideration the overall
contributions to employment, income generation, environmental protection and economic
rate of return while using the natural resources of the island as the primary input.
Through this presentation, the sustainable development for Gökçeada is discussed with
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
priority criteria and economic sectors within the framework of a resource management
model.
Key words: Gökçeada, sustainable development, Delphi Methodology,
resource management model.
GİRİŞ
Ada yaşantısı başta anakara ile ulaşım bağlantısı olmak üzere kısıtlılık ve elverişsiz
ortama bağlı olarak kendine özgü koşullarla şekillenir. Ada kültürü, kara parçasını
çevreleyen denizden sağlanan kazanımlar ve yalıtılmış yaşam ortamının koşulları ile
oluşur. Teknolojinin ve ulaşım olanaklarının gelişmiş olmasına rağmen adaya
ulaşmak veya adadan ayrılmak zaman zaman doğanın iznine bağlıdır. Tüm temel
ve acil hizmet olanaklarının bulunmadığı ada ortamında, doğanın zorladığı bu
özellik adada kalıcı yaşamın ve yerleşik nüfusun temini için önemli bir etken
olmaktadır.
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada 289 km2 yüzölçümüne sahiptir.
Çevresi 46 deniz mili (yaklaşık 83 km) olup, anakara ile en yakın ulaşım bağlantısı
Gökçeada-Kuzulimanı ile Gelibolu Yarımadası-Kabatepe Limanı arasındadır.
Gökçeada ana karaya, Gelibolu Yarımadasına 14 mil (yaklaşık 25 km) uzaklıktadır.
Gökçeada’nın Kuzeybatısında bulunan Semadirek adasına uzaklığı 12 mil (yaklaşık
22 km) Güneybatısındaki Limni Adasına ise uzaklığı 10 mildir (yaklaşık 18 km).
Gökçeada engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Ada tepelerin ve ovaların birbirini
izlediği, yüzde 77’si dağlık, yüzde 12’si düşük eğimli ve yüzde 11’i ovalık alanlardan
oluşur. En yüksek noktası Doruk Tepe’dir (673 m).
Ada’nın bitki örtüsünü çam ormanları, makilikler ve zeytinlikler oluşturur.
Rüzgâra açık güney yamaçlarda ise geven dikenleri yaygın olup bu yüzey bitki
örtüsü erozyon açısından olumlu bir yüzey örtüsü sağlamaktadır.
Gökçeada bir barajı ve dört göleti ile Akdeniz’in, bu tür mühendislik
uygulamaları ile sağlanmış su kaynakları bakımından en zengin adasıdır. Ada
yüzölçümünün yaklaşık %75’i ise tarımsal olarak kullanılabilir nitelikte olup bu
oran Türkiye ortalamasının çok üzerindedir (Doğan 2007).
Gökçeada’nın kıyı turizmi yanı sıra, doğal yapısından kaynaklanan önemli bir
iç turizm potansiyeli mevcuttur. Yıldız Koyu, Kuzu Limanı, Güzelce Koy,
Aydıncık, Kokina, Kapıkaya, Yuvalı sahilleri, Laz Koyu, Uğurlu Plajları ve Gizli
Liman gibi yüzme ve sörf amaçlı kıyı potansiyelinin yanı sıra, Kokina Kaya
Mezarları, Yenibademli Höyüğü, Marmaros Şelalesi, Kaşvakal Burnu (Peynir
kayalıkları), şifalı çamuru ile tuz gölü ve adanın yüksek noktalarında asırlık çınarlar
altında serin piknik alanları değerlendirilmeye uygun önemli turizm değerleridir.
Ada kaynaklarının sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeye ana girdi
temin edeceği bir yönetim modeli ile bütüncül bir şekilde geliştirilmesi, ada
sakinlerinin refah ve mutluluğuna belirgin bir katkı sağlayacak, adayı kalıcı nüfus
cezbeden önemli bir çekim merkezi haline getirecektir.
14
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Gökçeada’da sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda adalıların
refahının sağlanması temel hedeftir. Adanın doğal peyzaj özelliklerinin bu yönde
önemli bir girdi olacağı, adada organik tarım faaliyetlerine ve turizm potansiyeline
önemli katkı sağlayacağı öngörülmektedir. “Adanın içsel kaynaklarının
sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeye ana girdi temin edeceği bir yönetim
modeli ile bütüncül bir şekilde geliştirilmesi, ada sakinlerinin refah ve mutluluğuna
belirgin bir katkı sağlayacak, adayı kalıcı nüfus cezbeden önemli bir çekim merkezi
haline getirecektir”.
Kavramsal çerçeve
OECD tarafından 1997’de, Avrupa Çevre Ajansı tarafından 1998’de, kavramsal
olarak ekosistem ile ilgili araştırmalarda ekolojik ve sosyo ekonomik konular
sebep sonuç süreci ile ilişkilendirilmiştir. Sosyo-ekonomik, demografik, iklim
değişikliği gibi “Yönlendirici Güç” (driving force); yoğunlaşma, zirai ilaç
kullanımı, drenaj gibi “Baskılar” (pressures); yapı, farklılık, açıklık, kapalılık, kalite
gibi “Durum” (State); erozyon, yapısal elemanların kaybı, taşkınlar, restorasyonlar
gibi “Etki” (impact); Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, CAP Agri-Env.(Common
Agricultural Policy-Integration of Environment Concerns into Agriculture, AB
Ortak Tarım Politikası-Tarıma Çevre Duyarlılığının Bütünleşmesi) gibi “Tepki”
(response) ile, kısaca Driving Force-Pressure-State-Impact-Response
[Yönlendirici Güç, Baskı, Durum, Etki, Tepki] (DPSIR) şemasıyla Avrupa
kökenli peyzaj özelliği irdelemesine ilişkin kavramsal çerçeve oluşturulmuştur
(Şekil 1), (Wascher 2004).
Kaynak yönetim modeli, ada peyzaj özelliğinin izlenmesini kapsamakta
olup Şekil 1’de belirtilen yöntem uygulanmıştır. Buna göre peyzaj özelliğinin
izlenmesi, peyzaj durumunun ve kalitesinin gösterdiği değişikliklerin ölçülmesi ve
duruma etki eden en uygun baskı türlerinin tanımlanmasına dayanmaktadır. Bu
durumda yukarıda şematik olarak gösterilen çerçeveye beşeri faaliyetler ve doğal
süreçler uygun bir biçimde ilave edilmelidir. Gökçeada’da doğal kaynak yönetim
modelini geliştirmeye yönelik yerel özelliklerin irdelenmesi, ilişkilerin gözden
geçirilmesi, en uygun faaliyetlere girdi oluşturacak kaynakların kullanımına ilişkin
tercihlerin önceliklendirilmesi kavramsal çerçevesine ilaveler yapılan DPSIR
şemasından da yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu durumda doğal süreçler
yönlendirici güç için girdi oluşturarak, beşeri faaliyetler ise baskı çeşitlerini
etkileyerek peyzaj durumuna etki etmektedir. Ancak, Türkiye genelinde ve
Gökçeada özelinde şemanın hukuki ve idari boyutlu denetim unsuru olan,
değişimlere ölçülebilir bir biçimde yanıt mekanizmasının varlığı ve etkisi tartışmalı
bir konumdadır.
Bu durumda Bildirimin kavramsal çerçevesinde, yönlendirici güç, baskı,
etki ve durum ile ilgili evreleri kontrol ve yönlendirme, bir anlamda kaynak
yönetim modelinin kontrol mekanizmasını oluşturmak için yanıt fonksiyonunun
mahalli, tarafsız unsurlarının, mümkün olduğunca objektif ve adanın korunarak
geliştirilmesini hedefleyen yargı ve tercihleri ile ikame edilmesi öngörülmüştür. Bu
15
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
mekanizmanın tercihinde “Analitik Hiyerarşi Yöntemi”den ve “Delphi
Tekniği”nden yararlanılmış, çalışmanın ilerideki bölümlerinde açıklanan, mahalli
unsurların yer aldığı ada kaynakları ve sosyo-ekonomik faaliyetler arasında
ilişkilendirme, ağırlıklandırma ve öncelik tespiti gerçekleştirilmiştir (Anonymos
2008).
ABD’nin Rand Corporation isimli düşünce kuruluşu tarafından geliştirilen “Delphi
Tekniği” ile T.C. Genelkurmay Başkanlığı’nın Bilimsel Karar ve Destek Merkezi
tarafından geliştirilen, “Listsel”, “Bestsel”, “Pairsel” ve “Apairsel” Yöntemleri
incelenmiş, Gökçeada için doğal kaynak ve insan kaynağı ilişkisini sürdürülebilir
sosyo-ekonomik kalkınma modeline dönüştürecek, aynı ölçek vasıtası ile sektörel
kıyaslama ve değerlendirmeye imkan verecek, faaliyet önceliğini ve ağırlığını
belirleyecek bir model önerisi geliştirilmiştir (TÜBİTAK 2003). Faaliyetlerin
istihdama katkısı, yatırımın dönüşümü zamanlaması, parasal dönüşüm, çevrenin
korunması gibi ölçütlerle, adanın kalkınma amaçlı sektör ve alt sektörlerini içeren
sektör ağacının ana başlıkları bir çapraz tablo ile önceliklendirme, ağırlıklandırma
ve beklenen toplam yararı elde etmeye yönelik bir biçimde Gökçeada’da yerel
unsurların katıldıkları bir panelde ele alınmıştır (ATALAY 2008).
Sektörel analiz ve sektör ağacının oluşturulması
Sektörel analiz başlığı altında adada hâlihazırda mevcut “tarım”, “madencilik”,
“turizm” ve “avcılık-ormancılık” sektörlerinin Gökçeada’ya özel durumu, adanın
ekonomik faaliyetler bağlamındaki beşeri kaynakları ile ilgili bilgiler; arazi sörveyi
ile Delphi Tekniği kullanılarak alınan uzman görüşleri belirleyici olmuştur.
Tarım
Gökçeada’nın geçmişte ve günümüzde tarımsal üretim yapısı incelendiğinde:
1. Bitkisel üretim,
2. Hayvansal üretim,
3. Deniz ürünleri istihsali,
4. Ada kültüründeki ekonomik ürünlerin yeniden yaygınlaştırılması olarak dört
ana başlıkta ele alınabilir.
Bitkisel üretim:
1. Zeytincilik ve zeytinyağı üretimi,
2. Hububat,
3. Yem bitkileri,
4. Sebze-meyve,
5. Bağcılık, şarapçılık olarak adaya özel ürünlerle ayrıntılandırmak mümkündür.
Avcılık – ormancılık
16
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Avcılık ve ormancılık konusunda, orman ürünleri devlet kontrolündedir. Av
sahaları ise çok yakın bir geçmişte Gökçeadalıların bilgi ve iradesi dışında
özelleştirilmiştir.
Madencilik
Adada yaygın ve verimli olmamakla birlikte bazı madencilik faaliyetlerinin geçmişte
olduğu bilinmektedir. Bu nedenle madencilik sektörü;
1. Pirit,
2. Linyit,
3. Granit,
4. Diğer (kaolin, ada sularında petrol vb.) başlıkları altında ayrıntılandırılmıştır.
Turizm
Turizm adanın en bakir doğal kaynakları ile geniş kalkınma ufukları vaad eden
sektörüdür. Ada koşulları dikkate alınarak turizmi dört ana başlıkta
ayrıntılandırmak uygun görülmektedir. Bunlar:
1.
2.
3.
4.
Deniz turizmi,
Dini turizm,
Doğa turizmi (eko turizm) ve
Tarih turizmidir.
Deniz turizmi adanın bakir plajlarını, su altı milli parkı özelliğindeki
kıyılarını, yazın kıyılarındaki rüzgâr potansiyelini dikkate alarak:
1.
2.
3.
4.
Plaj-güneş-kum turizmi,
Su altı turizmi,
Sörf ve yelkenciliğe dayanan turizm ve
Kıyılarda yat turizmi olarak dört alt başlığa ayrılmaktadır.
Dini turizm ise adanın din kültürüne bağlı olarak yaşayan öğeleri ve tarihi
yansıtan yapıları ile:
1.
2.
Süreli dini turistik faaliyetler (yortu, panayır vb.),
Sürekli turistik amaçlı dini yapıların ziyareti olarak iki alt bölümde ele almak
mümkündür.
Gökçeada’da, yukarıda belirtilen dört ana sektörle ilgili bilgi ve deneyim
sahibi yerel unsurlarla (kurum ve uzman) temas ve görüşmeler (Delphi Tekniği ile),
Gökçeada’da ve Ankara’da elde edilen veri ve bulgular Sektör Ağacının gerçekçi
düzeyde ayrıntılandırılmasına yardımcı olmuştur (Şekil 2).
17
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Sektör kıyaslama ve değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesi
Her sektörün doğal kaynak kullanarak geliştirilmesi için parasal, zaman, iş gücü ve
çevresel etki boyutlu ölçütler olarak belirlenmiştir.
Panelistlerden aşağıda verilen bu dört ölçütün en önemlisini 1 puan
vererek, birinci öncelikten 4 puan ile en az önemliye doğru sıralamalar istenmiştir.
- Yatırım dönüşüm oranı, (parasal getiri)
- Sektörün ekonomik getirisi için, dönüşüm için gerekli süre,
- Sektörün istihdama katkısı (işgücü sayısı/gün/yıl),
- Çevresel etki (çevrenin korunması ve en az tahrip etkisi)
Sektörlerin ölçütlerle çapraz tablo ile önceliklendirilmesi (sektör ağırlığının
tespiti)
Gökçeada için belirlenen ana sektör başlıklarının satırlarda yer aldığı, sütunlarda ise
ağırlıklandırılan ölçütlerin yer aldığı bir çapraz tablo (matris) hazırlanmıştır
(Tablo1). Panelistlerden her sektörün ölçütler itibariyle adaya sağlayacağı olumlu
katkıya, yaratacağı gelişme etkisine göre 1= en düşük değer (en az katkı, en kötü
puan) ile 9= en yüksek değer (en fazla katkı, en iyi puan) arasında puanlanması
istenmiştir.
Model uygulamasının sayısal sonuçları
Bu durumda her sektör için öncelikli ölçütlerin “istihdama yaratacağı katkı” birinci
öncelik, “yatırımın dönüşüm oranının yüksekliği (parasal getiri)” ikinci öncelik,
“çevrenin dikkate alınması” üçüncü öncelik, “sektör yatırımlarının geri dönüş
süresi” ise dördüncü öncelik olarak belirlenmiştir (Tablo 2).
Sektörlerin önceliklendirilmesi
Temel sektörlerin önceliklendirilmesinde de Delphi Tekniği yardımıyla dört temel
ölçüte sekiz panelistin 1-4 arası ölçüt önceliklendirme puanı vermeleri istenmiştir
Daha sonra, normalizasyon işlemi için, her bir ölçüt için toplam değer, tüm
panelistlerin her bir ölçüt için verdiği puanların toplam değerine (79) bölünmüştür
(Tablo 3). Sonuç olarak sektör tercihleri sıralaması (en öncelikli sektör=1, en son
tercih edilen sektör=4 ) elde edilmiştir (Tablo 4).
SONUÇ
Tarım ve turizm sektörlerinin öngörülen sürdürülebilir kalkınmayı sağlayabilmesi
için öncelikle adadaki işsiz çalışma çağı nüfusunun gerekli eğitim ve adaptasyon ile
bu sektörlere yönlendirilmesi gerekmektedir. 2000 yılı TÜİK verilerine göre
istihdam edilmeyi bekleyen yaklaşık 200 kişi ada ölçeği ile kıyaslandığında önemli
bir sayıdır.
Başta zeytin ve zeytinyağı, arıcılık ve bal üretimi, bağcılık olmak üzere
organik tarımın geliştirilmesi, sebzeciliğin de organik tarıma dahil edilerek ihtiyaç
duyulan salça ve konserve tesislerinin adaya kazandırılması gereklidir. Kaybolmaya
18
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
başlayan badem ve ceviz gibi taş çekirdekli ekonomik meyvelerin ise belli bir
program dahilinde yeniden canlandırılması teşvik edilmelidir.
Geleneksel tarım kültürünün, adada kalan son temsilcileri kültürel
birikimlerinin kayıt ve tespiti ile yeni ada sakinlerine aktarılması için son fırsattır.
Çiftçi eğitimi ve demonstrasyon çalışmalarında bu konunun hayata geçirilmesine
önem ve öncelik verilmelidir.
Turizm sektörünün gelişiminde en büyük tehlike, adanın bakir kıyı
olanaklarının ve doğasının büyük tesislerle tahribatı, yararlanma olanaklarının ve
yararlanıcıların kısıtlanmasıdır. Ada ekonomisine kısa dönemde ve doğrudan katkı
sağlayacak
turizm
türünün
öncelikle
ev
pansiyonculuğu
olduğu
değerlendirilmektedir. Bu konuda gerekli düzenleme, eğitim, yönlendirme ve
denetim mekanizmasının hızlı bir biçimde oluşturulması gerekmektedir. Mevcut
daha büyük kapasiteli tesislerde ise ada içinden işgücünün istihdam edilmesinin
arttırılması teşvik edilmelidir. Bu nedenle Gökçeada’nın işsiz işgücüne yönelik bu
alanda ihtiyaç duyulan bilgi ve becerileri kazandıracak eğitim ve staj olanakları
sağlanmalıdır.
Adanın ulaşım darboğazları, sit sorunu ve adaya özel teşvik mevzuatı ve
teşvik tedbirleri ihtiyacı tüm sektörlerin gelişimi ve adalıların yaşam kalitesinin
iyileştirilmesi açısından öncelikle ele alınması ve çözümlenmesi gerekli temel
konulardır.
Adanın ulaşım sorunu geniş çevrelerce, hâlihazır durumda sadece yeni bir
gemi alımı konusu olarak görülmektedir. Yeni, süratli, güçlü ve geniş kapasiteli
gemi temininin yanı sıra yolcu, yük ve araçlar için ulaşım maliyetinin düşürülmesi
ada dışına mobilizasyonu adalıların izole edilmiş olma duygularının azaltılması ve
başta Çanakkaleliler olmak üzere yakın çevredekilerin adaya daha kolay erişimi,
adanın daha yaygın tanıtımı ve sahiplenilmesi, ada yaşamına ve ekonomisine
canlılık kazandırılması bakımından önemlidir. Adaya ve adadan ulaşım kadar ada
içinde ulaşım da önemli bir konudur. Adada akaryakıt tek bir noktadan
sağlanmaktadır. Uygun iki noktada daha akaryakıt pompaları kurulması, deniz
araçları için benzer servisin Kaleköy balıkçı barınağında yatçıları da kapsayacak
altyapı ile tesis edilmesi, ada içindeki 154 km asfalt ve stabilize yol ağının bakımlı
ve iyi durumda bulundurulması ile söz konusu yol ağı üstünde, özellikle turizm
sezonunda düzenli periyodlarla toplu taşımacılık yapılması ulaşım konusunda daha
bütüncül bir iyileşme sağlayacaktır.
Ada ile ilgili olarak daha önce alınan sit kararlarının yeniden gözden
geçirilmesi gerekmektedir. Adanın doğasını ve kaynaklarını koruyacak, adanın
ekonomik ve sosyal gelişimini engellemeyecek bir sit politikasına ihtiyaç
bulunmaktadır. Vatandaşı mağdur eden, en basit onarımlarda bile uzun ve sıkıntılı
bürokratik süreçle baş başa bırakan, devletle vatandaşı adliyede karşı karşıya
getiren sistem yeniden ele alınmalı, mahallinde inceleme, değerlendirme ve izin
verecek bir mekanizma oluşturulmalıdır.
Gökçeada 4.4.2007 tarihinde 5615 sayılı kanun ile 5084 Sayılı Yatırım ve
İstihdamı Teşvik Kanununa dahil olmuştur. Söz konusu genel teşvik imkânları
19
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
gelir vergisi, sosyal sigorta primi, enerji desteği, asgari geçim indirimi gibi konuları
kapsamaktadır. Gökçeada’nın özel koşulları nedeni ile Gökçeada’ya özel teşvik
düzenlemeleri yapılmalı, adaya temel ihtiyaç maddeleri ile turizm, tarım ve diğer
sektörlere girdi oluşturan mal ve malzemeye devlet sübvansiyonu uygulanmalıdır.
Gelişen teknolojik olanaklar, yurdumuzda gün geçtikçe artan ekolojik
ürünler talebi, yurt içinde ve dışında katlanarak genişleyen turizm sektörü
Gökçeada için de yeni fırsatlar sunmaktadır. Bu doğrultuda adada yürütülen
mücadeleye ve yoğun çabalara Çanakkale Valiliğinin yanı sıra merkezdeki ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarından da destek gelmesi, Gökçeada’nın tüm tarihi
geçmişi ile, doğası ile, imkanları ve güzellikleri ile önce yurdumuzda tanıtılması
adaya yeni imkanlar hazırlayacak, sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayacaktır.
Ada doğal ve kültürel kaynaklarının yönetimi, ülkesel, bölgesel ve yerel (ada
ölçeği) stratejik planın bir parçasıdır. Yerel ölçekte bu planların hazırlanması İl
Özel İdarelerinin yükümlülüğündedir. Benzer şekilde örneğin, sektörel gelişim
planı Doğal Ve Kültürel Kaynakların Yönetiminin olduğu kadar Arazi Kullanım
Yönetiminin bir parçasıdır, Kaynak Yönetim Modeli uygulamada dikeyde üst ve alt
ölçek planlarla etkileşirken yatayda da aynı ölçek planlarla hiyerarşisi kurulmalıdır.
Çeşitli Planların İlişkilerinin değerlendirilmesi Sektörel Gelişim Planının ilk
aşamasını oluşturmalıdır. Bu plan kaynak yönetim modelinde elde edilen
sonuçların uygulamaya aktarım aracıdır.
Fiziksel plan öncesi, eyleme yönelik stratejiler belirlenmesidir. Bu
stratejilerin temel ilkeleri aşağıda kavramsallaştırılmıştır.
- Ekolojik uygunluk
- Açık ve şeffaf kabul edilebilirlik
- İnsan kaynakları odaklılık
Bu kavramlarla ilgili adada gerçekleştirilecek uygulamalarda turizm
sektörüne ilişkin doğal kaynak potansiyelinin genellikle adanın güney kıyılarında,
zeytin ve diğer tarım potansiyelinin ise, kuzey ve orta kesimlerde yer almasının
uygun olacağı düşünülmektedir.
Bundan sonraki aşama somut göstergelerle sektörel değişimin mekânda
izlenmesidir. Söz konusu süreç yasal ve ancak idari açıdan gerekli yaptırımların
sağlanması ve eksiksiz uygulama imkânlarının hayata geçirilmesi ile gerçekleşebilir.
20
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKÇA
Anonymons.
2008. web sitesi: http://en.wikipedia.org/wiki/analytic Hierarey Process
Anonim.
2003. Vizyon 2023 Projesi Panel Raporu. Kritik Teknoloji Önceliklendirme Faaliyetleri.
TÜBİTAK. Ankara
Atalay, A.
2008. Gökçeada İçin Bir Kaynak Yönetim Modeli Geliştirilmesi. A.Ü. Peyzaj Mimarlığı ABD,
Yayınlanmamış Doktora Tezi.
Cline,A. and Development, C.
2000. Prioritization Process Using Delphi Technigue.
Doğan, H.
2007. Gökçeada Tarım İlçe Müdürü ile 24 Nisan 2007 tarihli görüşme.
Pekcan, C.
2002. Gökçeada ve Bozcaada’nın Turizm Potansiyelinin Tespiti ve Adalarda Turizmin Gelişme
olanakları. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.
Wascher, D.M.
2004. “Landscape Indicator Development: Steps towards a European
Approaach in: Jongman,” R.(ed.) 2004. The new Dimensions of the
European Landspace. Proceedings of the Frontis workshop on the Future
of The European cultural Landspace. Kluwer Academic Publishers,
Pontrecht. The Netherland.
21
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Yönlendirici Güç
(Driving Force)
Tepki
(Response)
Baskı
(Pressure)
Etki
(Impact)
Durum
(State)
Şekil 1: Peyzaj izleme için DPSIR Şeması (Wascher 2004)
22
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
SEKTÖR AĞACI
(SEKTÖR VE ALT SEKTÖRLER)
Bitkisel Ürünler
A TARIM
Hayvansal Ürünleri
Deniz Ürünler
Yeni Ekonomik Ür.
Kaynak Yönetimi
B AV /ORMAN
(Kalkınma Amaçlı)
Zeytincilik/Zeytinyağı
Hububat
Yem Bitkileri/Mera
Sebze/Meyve
Bağcılık/Şarapçılık
Koyun
Keçi
Sığır
Kümes Hayvanları
Arıcılık/Balcılık
Balıkçılık
Süngercilik
Ceviz
Badem
Dut/İpek böceği
Avcılık
Orman Ürünleri
Sektörler
C MADENCİLİK
Pirit
Linyit
Granit
Diğer
DenizTurizmi
Plaj/Yüzme-Güneş
Su altı turizmi
Sörf turizm
D TURİZM
Dini Turizm
Yortu ve panayırlar (süreli)
Önemli dini yapıların ziyareti (Sürekli)
Doğa Turizmi
(eko turizm)
Tarih Turizmi
Yem Bitkileri/Mera
Sebze/Meyve
Bağcılık/Şarapçılık
Arkeolojik Alanlar
Müzeler
Şekil 2. Sektör ağacı.
23
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1. Sektör ağırlıkları
Parasal
Süre
İstihdam
Getiri
Sektör/Ölçüt
Çevre
Tarım
Ormancılık/Avcılık
Madencilik
Turizm
Tablo 2. Ölçüt ağırlık puanları
Sıra
Ölçüt (m)
1
Parasal
Getiri
Süre
İstihdama
katkı
Çevre
2
3
4
Ağırlık
Normalizasyon Ölçüt
Puanları
işlemi
Ağırlığı
Toplamı*
20
20/80
0,25
Toplam
kriter
ağırlığı**
2,5
Öncelik
sırası
2
28
10
28/80
10/80
0,35
0,125
3,5
1,25
4
1
22
22/80
0,275
2,75
3
*8 panelistin verdiği puanların toplamı
**1-4 üzerinden toplam ölçüt ağırlığı
Tablo 3. Sektör puanları
Sıra
1
2
3
4
Sektör
Tarım
AvOrman
Maden
Turizm
P1
2
4
P2
1
3
P3
1
3
P4
1
4
P5
1
4
P6
1
2
P7
2
3
P8
2
3
Toplam
10
26
3
1
4
2
4
2
4
4
4
1
3
1
3
4
4
1
30
13
Tablo 4. Sektör öncelikleri
Sıra
1
2
Ölçüt
(m)
3
Tarım
AvOrman
Maden
4
Turizm
Ağırlık
Puanları
Toplamı*
10
26
Toplam
Öncelik
kriter
sırası
ağırlığı**
1,26
1
3,29
3
Normalizasyon
işlemi
Kriter
Ağırlığı
10/79
26/79
0,126
0,329
30
30/79
0,379
3,79
4
13
13/79
0,164
1,64
2
*8 panelistin verdiği puanların toplamı
**1-4 üzerinden toplam ölçüt ağırlığı
24
DEVLET ADA
Kutlay ARTUÇ, Hakan GENÇ
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Gökçeada ilçesi, eldeki verilere göre yoğun bir kamu hakimiyetine sahip olduğu için
“Devlet Ada” olarak isimlendirilebilir. Nitekim DPT “İlçelerin Sosyo-Ekonomik
Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)” verilerine göre Gökçeada “Hizmetler
Sektöründe Çalışanlar” oranında” %80.33 ile toplam 872 ilçe arasında 1.dir ve bunun
büyük bir oranı memurlardır. Tam bir Devlet (kamu) malının / hizmetinin bazı
özellikleri şunlardır; (olumlu veya olumsuz) “dışsallık”, “bedava kulllanıcılar problemi”
ve “zorla kullandırılanlar”. Olumlu dışsallık istenirse de diğer iki özellik yararlanan
küçük bir grup hariç topluma yük sayılabilir. Bu bildiri de Gökçeada’nın “Devlet
Ada” özelliğinin devam etmesinin mi yoksa, “Özel Ada” özelliğine bürünmesinin mi
daha faydalı olacağının beyin fırtınası yapılmıştır. Yani (sosyal) devletçilik mi yoksa
“laissez faire-laissez passe” düşüncesiyle bireycilik / liberalizm / serbest piyasa mı?
Manhattan, Cayman, Singapur, Tayvan vs adalar Gökçeada’ya benchmark olabilir.
Ada’nın, Gelibolu Yarımadası ve Anadolu’daki Türk topraklarına “tek” toplu
ulaşımını sağlayan, gemi taşımacılığını yapan Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nin
Çanakkale Valiliği İl Özel İdaresine bağlı GESTAŞ’a devredilmesi, TİGEM’in
özelleştirilmesi, Ada’nın özel avlak ilan edilmesi vs. devletçilikten liberalizme geçiş
eğilimine veya zorunluluğuna örnek olabilir. Ada’nın önemli turizm kaynaklarından
rüzgar sörfü de özel sektör öncülüğünde başlamıştır. Keçilerin, Türkiye’nin hiçbir yerinde
olmayan bir tarzda başıboş, serbest dolaşması da arazinin daha çok devlete ait olduğuna
dolayısıyla Devlet Adalılığın ispatı olabilir! Ancak, devlet arazilerine yapılan
gecekondular Ada’da, henüz, yoktur.
Anahtar Kelimeler: Devlet Ada, Gökçeada, İskan, Özelleştirme, Cayman Adası
ABSTRACT
Given the current data, the County of Gökçeada (previously Imbros) can be regarded as
a “State Island” as it is dominated by state apparatus. According to the study of th
State Planning Organization, “The socio-economic ranking of Turkish Counties 2004", the Island comes first among 872 counties with its 80,33 % ratio of the
workforce in the services. Most of them are accounted for by civil servants. The notable
characteristics of a public service are as follows: Exogenous character (be it in the positive
sense or negative), free public services, compulsory use of these services. Exogenic character
may well be taken as a positive feature, yet other two lineaments are burdens on the
society with the exception of a small minority.This paper is based on the brain storms of
whether Gökçeada should stay as a State Island as it is today or it should transform into
a Private Island. That is, whether social (statist) or individualistic / liberal / free –
market - orientated based on "laissez faire, laissez passe" principles? Manhattan,
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Cayman, Singapore, Taiwan etc. These Islands may well be benchmark for Gökçeada.
The facts that the transfer of Turkish Maritime, which is the only public transportation
means of the Island, to GESTAS which is owned by the “Special Provincial
Administration” of the Govership of Çanakkale, the privatization of TIGEM, the
declaration for the Island as a new hunting ground are examples of the predilection
toward liberalism from statism. Besides, wind surfing, which is one of the new-found
tourism attractions of the Island, has been spearheaded by the private entrepreneurship.
Unlike the rest of Turkey, the free grazing of goats on the Island gives the clue that the
land belongs to the State. Nevertheless, thank God, shanties on the State land is not yet
budding in the Island.
Key Words: State Island, Gökçeada, Dwelling, Privatization, Cayman Islands
GİRİŞ
“Devlet Benim” Fransız Kralı XIV.Louis’in Monarşist düşüncesi, kökeni Arapça olan
“Devlet” kelimesi “elden ele geçen güç, iktidar” anlamındadır1. Bu bildirinin
başlığındaki “devlet” kelimesi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ayrıca devlet ana2 veya
baba manasında Gökçeada’da özel kesimden ziyade kamu kesiminin ağırlığı
vurgulanmaktadır. Nitekim bu sempozyum da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı,
ÇOMÜ, Çanakkale Valiliği ile Belediyesi, Gökçeada Kaymakamlığı ile Belediyesi
gibi devlet kurum ve kuruluşları öncülüğünde düzenlenmektedir. İstanbul’daki
Galatasaray, Büyük, Heybeli, Burgaz, Kınalı, Sedef Adaları, Devlet Ada diye
nitelendirilemezken şu an kimsenin yaşamadığı ve 27 Mayıs yargılamalarının
yapıldığı Yassıada ve hapishane olarak kullanılan İmralı Adası “tam Devlet Ada”
sayılabilir3. Ada kelimesinin İngilizcesi “island” izole edilen kara anlamındadır. İzole
olan bir yeri devlet mi yoksa özel mi daha çabuk izolasyondan kurtarabilir?
ATATÜRK İLKELERİNDEN DEVLETÇİLİK
Gökçeada, Atatürk İlkelerinden, Devletçiliğe bariz bir örnek sayılabilir. Nitekim
devletçilik ilkesinin Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlaması gibi İmroz’da
Cumhuriyet kuruluşu sonrası Lozan Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılmış ve Ada’ya
1927 tarih 1151 sayılı kanun ile “özel statü” verilmiştir ki bu “Devlet Ada” ifadesi
ile özdeştir. İmroz adı 29 Temmuz 1970 tarih ve 8479 sayılı Bakanlar Kurulu
TOKA, 1989: 2.cilt s.317-318
Kemal Tahir’in de “Devlet Ana” kitabı vardır.
3 Napoleon 1- Bonaparte’de de Elba adasına sürülmüş sonra tekrar kral olmuş ama
Waterloo yenilgisi sonucu Afrika’nın 1900 km batısındaki St. Helena adasına sürgüne
gönderilmiş ve orada 6 yıl sonra ölmüştür (Websters’s ,1992:s.782-783). Nelson
Mandela’nın yıllarca hapis yattığı Robben Adası ve San Francisco Körfezindeki ünlü
Alcatraz Adası da bir zaman hapishane iken bugün müzedir. Gökçeada Yarı Açık Tarım
Cezaevi de kapatılmıştır.
1
2
26
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Kararnamesi ile Gökçeada olarak değiştirilmiştir4. İşte Gökçeada’da halen yoğun
şekilde devam eden devletçilik iki farklı kaynaktan5 şöyle özetlenebilir;
İnkilap Tarihinde Devletçilik; Atatürk’ün yeni devleti güçlendirmek için
1929’dan sonra uygulamaya koyduğu ve devletle özdeşleşen CHP’nin parti ilkeleri
içine giren ekonomik önlemdir. İttihat ve Terakki’den beri ekonomik alanda özel
girişim desteklenmiş ancak istenen sonuç alınamamıştı. Şubat 1924’de toplanan
İzmir İktisat Kongresi’nde özel girişime öncelik verilmiş (Celal Bayar öncülüğünde
T. İş Bankası vs. kurulmuş) ancak gene olumlu sonuç alınamayınca 1929’da dünya
bunalımı da eklenince ekonomik kalkınmanın devlet eliyle yürütülmesi gündeme
gelmiştir. Devlet altyapı yatırımlarını ve işletmeciliği hızla üstlendi (Gökçeada’da
olduğu gibi). Böylece devlet en önemli sanayilerin kurucusu, sahibi oldu. İşte
bugün çoğu özelleştirilen (veya kapatılan) KİT ve İDT’ler böyle doğmuştur.
Sosyolojik açıdan devletçilik ise; yatırımların devlet eliyle yapılmasıdır. Kamu
yararı ön plandadır. Ferdiyetçiliğin ön planda olduğu liberalizmin karşıtıdır.
Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda Türk ekonomisinde devlet yatırımları
etkindi. Bunun nedenini halkın elinde yeterli sermaye olmayışında aramak gerekir.
Yeterli sermaye olmadığı için büyük yatırımları devlet üstlenmiştir. (Bugün
nispeten vardır o yüzden özelleştirme olabilir)
Atatürkçü düşüncede devlet sektörü yanında özel sektöre de yer verilmiştir.
Bu yüzden karma bir ekonomi izlenmiştir. Atatürk bir konuşmasında, devletçilik
ilkesini şu sözleriyle açıklamıştır: “Takip ettiğimiz devletçilik, ferdi mesai ve faaliyeti esas
tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi
mamuriyete (bayındırlığa) eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği
işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmektir.”
Atatürk’ün devletçilik anlayışı katı bir devletçilik anlayışı değildir. Milletin o
günkü şartlarına göre, yatırımların devlet eliyle yapılması gereği üzerinde
durmaktadır. (Bugün şartlar değişmiştir). Özel sektörü reddetmez. Mülkiyet
hakkına saygılıdır. Bu yönüyle sosyalizmden ayrılır. Tamamen özel sektöre de yer
vermeyerek, liberalizmden ayrılır6.
Aybars’a göre ise; Yeni Türk Devletinde milletin refah seviyesini yükseltmek
ve yurdu imar etmek düşüncesi, iktisat ve imar sahasında ferdi teşebbüslerin
mahdut faaliyeti yerine devletin şumullü ve üstün kudretinden istifade etmek
lüzumunu meydana koydu. Bu lüzumu millet varlığında hisseden Atatürk’ün partisi
CHP programında devletçilik şu suretle ifade edilmiştir7;
1- Devletin ekonomik işler ile alakası fiilen (kuruculuk) yapıcılık olduğu
kadar,
Gökçeada Kaymakamlığı, 2008
TOKA s. 318 ve ayrıca Aybars 2003:s.15,28-29
6 TOKA 1989: 2.cilt s. 318
7 Aybars, 2003:s.15,28-29
4
5
27
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
2- Yapılmasını hususi teşebbüslere bıraktığı / önverdiği işlerin tanzim ve
kontrolü8.
Asırlarca yabancı milletlerce istismar edilen Türk Milletinin ekonomik
istiklalini temin edecek, milleti ecnebi fabrika mahsüllerine müşteri olmaktan
kurtaracak, yurdun iptidai maddelerini yok pahasına satıp onların ecnebi
mamullerini çok pahalı bir fiyat ile satın almaktan çıkaracak yol, ancak Devletçilik
prensiplerini kabul ve tatbik ile mümkün olabilirdir. Yeni Türk Devleti bunun için
en esaslı tedbirleri aldı.
Milli endüstrinin kuvvetlenmesi için dış pazarlardan yurda gelecek mallara
yurttan çıkan malların rekabetini tanzim etmek ve yeni kurulan fabrikaların kuruluş
senelerine mahsus zaruri olarak yaptıkları fazla masraflar dolayısıyla maliyet
fiyatındaki yükseklikten doğan nisbi pahalılığı korumak için dahili sanayii himaye
etmek lazımdı. Bu hariçten gelecek mallara fazla gümrük resmi koymak, ecnebi
malların ithalatını tahdit ve tanzim etmekle mümkün olabilir9. Bu himaye, prensibi
BMM’nin vazettiği kanunlarla temin edildiği gibi Devletin tanzim edici elinin dış
ticarete de müdahale etmesi sayesinde ithalat, ihracat ve tediye müzavaneleri temin
edilmiş ve dünya piyasalarında Türk Toprak Mahsüllerinin yeri gittikçe
genişlemiştir.
CHP’nin Devletçiliği, hususi ve ferdi teşebbüs - faaliyetlere imkan vermeyen
mülkiyet haklarını tanımayan ve bütün iktisadi faaliyetlerle her türlü istihsal
vasıtalarını devlet elinde teksif eden Kollektivist ve toptan Devletçilikle asla alakalı
değildir.
İşte Gökçeada’da devlet ağırlığı olsa da özel sektörde mevcuttur.
Belirtmeli ki tam bir devlet (kamu) malının / hizmetinin bazı özellikleri
şunlardır; (olumlu veya olumsuz) Dışsallık, bedava kulllanıcılar problemi ve zorla
kullandırılanlar. Olumlu dışsallık istenirse de diğer iki özellik yararlanan küçük bir
grup hariç topluma yük sayılabilir10. İşte yoğun devlet varlığı da devleti sömürme,
devlet ihalelerindeki yolsuzluklara vs de neden olabilir. (Münir, 2008:İnternet)
Yazılarında11 devlet ihalelerinin “hazin” işleyişini kısaca özetlemektedir. Bu gerçeğe
göre devletçilik mi yoksa özelleştirme mi?
Devlet - özel sektör ilişkileri hakkında ayrıca şunlar söylenebilir;
Sönmez; “Türkiye’de Holdingler-Kırk Haramiler” kitabında12 büyük
sermayenin anatomisi anlatılır; “Ekonomi politikalarının holdingleri frenleme
yerine, daha da büyütmesi hem politik karar sürecinin tekelleşmesini hem de gelir
dağılımındaki adaletsizliğin büyümesini beraberinde getiriyor. Artan
sanayisizleşme, rantı da artırmıştır.”
Aybars, 2003:s.15, 28-29
Ülkemizde ihracatın artırılması ve serbest piyasaya geçme eğilimine kadar yerli sanayi
geliştirmek ve korumak için ithal ikameci politika uygulanmıştır!
10 Aktan, C.C. 2001: s.37
11 Münir, Metin 2008
12 Sönmez, 1990:5,12-13
8
9
28
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ancak, Buğra “Devlet ve İşadamları” kitabında13 Cumhuriyette yerli
burjuvazinin ortaya çıkışını, devletin hem çok korunan hem de siyasi söylemle
ürkütülen bir çocuğu olarak gelişmesini anlatır. Ancak Türk işadamları çıkarlarını
temsil stratejileri ve bunların girişimci dernekleriyle (TUSİAD vs) koruma
çabasına rağmen iş hayatında politikadan kaynaklanan belirsizlik hep olduğundan
özel sektör devlet karşısında güçsüzdür. Nitekim politik ortamla girişimcilik ortamı
arasındaki etkileşim nedeniyle her dönemin parlayan ve iflas eden holdingleri vardır.
Türkiye’de özel sektör bir sanayi bilinci edinemeden gelişmiştir. Holding şirketler;
spekülatif kaygıları çoğu zaman üretkenlik artışı kaygılarının önüne çıkmış özde
ticari işletmelerdir (rant vs.). ”
DEVLET BİR ÜTOPYA MIDIR ?
Yunanca da “olmayan yer” anlamındaki “ütopya” Thomas More’nun 1516’da yazdığı
ve ideal bir ulusu / cumhuriyeti isimlendirdiği aynı adlı kitap sonrası literatüre
herhangi bir ideal eyalet / ada anlamında yerleşmiştir. Bu ütopya adasında insanlar
çok mutludurlar. Platon’nun Devlet / Cumhuriyet, Bacon’un Yeni Atlantis (1626)
ve İtalyan Tommaso Campanella’nın (1568-1639) Güneş Ülkesi / Şehri vs.
ütopyanın diğer versiyonlarıdır. Ütopya bilim kurguda da oldukça yaygın bir
konudur14. Cocaigne de bir ütopya denemesidir.
Diğer yandan George Orwell’in totaliterliği anlattığı kitabı “1984”’ise
disütopyadır.
More’nun (1478-1535) ideal devlet denemesi “Utopia” kitabında toplumun
o günkü kurumlarını acı bir dille kınamış, bütün yurttaşların arasında eşitlik
kurulmasını gözeten bir devlet şekli ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı da yapan
More’nun gerçek hayatta kralla ters düşmesi sonucu vatana ihanet suçundan idam
edilmesi de hazindir15.
Platon’un düşlediği ideal devleti Sokrates’le birlikte anlattığı ve tüm devlet
düzenlerinin ipucu ve kaynağı olan “Devlet”te iki düşünce çatışır:
1-İnsanlar doğuştan iyi ve eşittirler; kötü düzen onları bozuyor, güçlüler
güçsüzleri eziyor. Kanunlar güçlülerin elinde güçsüzlere karşı silah oluyor.
2-İnsanlar doğuştan ne iyi ne de eşittirler.Yalnızca güçlü ve güçsüzler vardır.
Güçlünün güçsüzü yönetmesi doğa gereğidir ve doğrudur. Haklı değil, güçlü
olunmalıdır16.
Kanımızca devlet yapısı gereği ortama uyum sağlayıp güç verici olduğu için
gerekli olabilir.
Devletteki diyaloglardan konumuzla ilgili alıntılar şunlardır; Yalan devlet
gemisini batıracak bir fırtınadır. Devlette bulunan dört değer; bilgelik, yiğitlik, ölçü
ve doğruluktur… İşte doğruluğu öven haklı, eğriliği öven haksızdır.
Buğra 1995: Önsöz-9,sonuç-358, arka kapak
Websters’s 1992: s.1153
15 Hayat Küçük Ansiklopedi , 1968: s.803
16 Platon (Eflatun) 2002: s.74, 254, 282, arka kapak
13
14
29
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Nitekim “Devlet’te Eflatun insanlara bütün duygu ve düşüncelerinin, bütün
sevgi ve öfkelerinin, şüphe ve hayallerinin özetini veriyor. En iyi devletin bir
ütopya olduğunu biliyor elbet, biliyor ama kurulsun kurulmasın, herkesin böyle bir
devlete, yani en doğruya yönelmekle adam olacağına inanıyor. Herkes böyle bir
devleti var sayıp onun kanunlarına göre yaşasın, diyor.17”
Böyle bir devlet gerçekleşmeyecekse Adamız özelleşmeli o halde. Nitekim
tüm devlet adalığına rağmen Ada’da bir işsizlik vardır. Özelleştirme yatırımı artırıp
işsizliğe çare olabilir.
Tüm bu ütopya teorilerin gerçekleşmesi imkanı var mı? ve bu Gökçeada’da
gerçekleşebilir mi? Nitekim Utopia kitabının kapağındaki Ütopya Adası
Gökçeada’ya oldukça benzemektedir. Nitekim Gökçeada’nın çok fazla
kullanılmasa da “Mutlular Adası” sloganı vardır. İşte Utopia Adası18, Piri Reis’in
çizdiği İmroz Adası19 ve bir Gökçeada Belediye Başkanlığında hazırlanan tanıtım
broşürü20 neredeyse özdeştir. Şekil 3’te ise Gökçeada’nın uydudan çekilmiş
fotoğrafı21 vardır.
Karl Popper “demokrasi22 asla halk yönetimi olmamıştır ve hem olamaz,
hemde olmamalıdır… Peki hangi yönetim en iyisidir, kim yönetmelidir? Hitler
“ben”, Platon “en iyi olan”, Marks ve Engels ise “proleterler (Şu anda olduğu gibi
asla kapitalistler değil) yönetmeli” demektedir.
Yunanlılar, çeşitli devlet yönetimi tarzları için çeşitli isimler kullanmışlardır.
Herhalde hangi yönetim tarzının iyi ya da kötü, daha iyi ya da daha kötü olduğunu
sorgulamak için olsa gerek. Böylece her biri, iktidardakilerin ahlaki niteliklerine
bağlı olarak değişiklik gösteren, beş ayrı anayasa elde etmişlerdir. Bu fikir, en çok,
bunu aşağıdaki şemada görüldüğü gibi sunan Platon tarafından kullanıldı:
1 ve 2 Monarşi: İyi biri tarafından yönetilmek ve bunun bozulmuş şekli
olan tiranlık: kötü biri tarafından yönetilmek.
3 ve 4 Aristokrasi: Birkaç iyi adam tarafından yönetilmek ve bunun
bozulmuş şekli olan oligarşi: o kadar iyi olmayan birkaç kişi tarafından
yönetilmek.
5 Demokrasi: halk, çokluk, kalabalık tarafından yönetilmek. Bu durumda
Platon sadece bir tek tarz tanımlamış oluyor ki bu da çok kötü şey, çünkü
kalabalık arasında daima birçok kötü insan olacaktır.
Demokrasilerin gücün bir kişi de demek olan diktatörlüğe asla izin
vermediğini ama devletin gücünü de sınırlamaya çalıştığını söyleyen Popper özet
Eyuboğlu ve Cımcoz “Devlet” s. önsöz -14
1997: s.kapak
19 Reis, Piri; s.120
20 Gökçeada Belediye Başkanlığı Tanıtım Broşürü
21 Gökçeada’nın Uydudan Çekilmiş Fotoğrafı http://earth.google.com/ 10.07.2008
22 Toktamış Ateş’e göre demokrasi halkın yönetimi, cumhuriyet ise halka ait olmaktır.
17
18More,Thomas;
30
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
olarak kimin yöneteceği değil nasıl yönetim olması sorulmalıdır der ve “Buradaki
en önemli nokta, hükümetin çok fazla hükümet etmemesidir. Daha doğrusu , bu
devletin nasıl yönetildiği sorunudur23”
Ama iyi veya kötü görecelidir ki!
DÜNYADA “DEVLET ADA”
Dünyada hiç “Devlet Ada” var mıdır? Dünya ticaretinin kalbi ve gökdelenlerle dolu
Manhattan Adası’nın (ABD)24 hemen yanı başında olsa da 155 km²’lik “Staten
Adası” bölgenin en az nüfuslu yeridir. Staten Adası sakinleri 1989’da bir dilekçe ve
1990’da ki bir oylama ile NYC’den ayrılmak için bir adım atmışlardır. Çünkü
sakinler, NYC’nin çöpünün atıldığı, petrol rafineleri, farklı imalathaneler ve
Amerikan ordusunun yeni nükleer limanı olmak vs ile sömürüldükleri halde buna
karşılık yeterince hizmet alamadıklarını düşünmektedirler25.
Staten kelimesi bu adaya ilk gelen Hollandalıların kendi ülkelerindeki
parlamento anlamından gelmektedir26. Zaten İngilizce’de devlet kelimesi
“state”dır. Ancak daha çok konutlar bulunduğu için Staten Island adına rağmen,
Gökçeada’dan daha özeldir.
DEVLET ADA; “GÖKÇEADA”
Ada 289.5 km² alan (kuzey güney 13 km., doğu batı uzunluğu 29.5 km.) ve
95 km. kıyı uzunluğuna sahiptir. İlçe merkezi ve dokuz köyü vardır. 2007
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre nüfus 6.801’i
merkezde 1.871’i köylerde olmak üzere toplam 8.672’dir 27 (Yaklaşık 2.000
asker dahil). Bu nufusun 249’u Rum kökenli Türk vatandaşlarıdır28. Oysa
DPT verilerine göre nüfus 2004’de 8.875 görüldüğü için nüfusta azalma
gözükmektedir. Ana neden Ada’dan dışarı göç olmalı!
Ada’dan Anakaraya tek ulaşım esasta kamu kurumu olan GESTAŞ’ca
yapılmaktadır. Kışın sefer yapmayıp yazın yapan, Truva Otobüsleri de gemi ile
taşınmaktadır. Ada’nın üç adet limanı (Kuzulimanı, Kaleköy ve Uğurlu Limanı)
devletindense de genel çok az işlektir. Ada’da marina yoktur. İşte denizci ulus
olmadığımızın ifadesi bir “Ada” daha yerini bulmuştur! Çünkü deniz zaten
kamunundur ama yeterince kullanmadığından deniz açısından Gökçeada “Devlet
Ada” sayılamaz. Orta boyutta sayılabilecek balıkçılık özel şahıslarca yapılmaktadır.
Karl Popper’le söyleşen Giancarlo Bosetti; “Yüzyılın Dersi”, SPK yayınları-96, Ekim
1997, s.73-75
24 Manhattan Adası 20 km. uzunluğunda 4 km genişliğinde düz bir adadır. Websters’s
1992: s.705
25 Websters’s,1992: s.1052
26 Wikipedia 2008
27 Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2008
28 Gökçeada Belediyesi 2008
23
31
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Yalnız deniz doğal güzelliklerini koruma amaçlı olarak İstanbul Üniversitesi
öncülüğünde TÜDAV Kaleköy - Kuzulimanı arasını “Sualtı Milli Parkı” ilan
etmiştir29.
Gökçeada’da özel hiçbir eğitim kurumu yoktur. Halkbank, Tekel, Yarı Açık
Tarım Ceza Evi vs’nin kapanması Devlet Adalığını azaltmaktadır ama diğer yandan
Ada halkı ÇOMÜ’nün 4 yıllık Yüksekokul açılmasını dört gözle beklemektedir. 5.
Komando Alayı’nda da kısa dönem acemi birliği açılmıştır. Aslında kapanan Yarı
Açık Tarım Cezaevi binaları Kıbrıs’takiler gibi vakıf üniversitesi kampüsü olmaya
oldukça müsaittir. Ada’da ÇOMÜ Gökçeada MYO30 ve İÜ Su Ürünleri Fakültesi
Araştırma Merkezi vardır.
Ada’da banka olarak kamuya ait Ziraat Bankası ve yarı kamusal olan İş
Bankası şubesi vardır. İş Bankası’da Çanakkale şubesine bağlı çalışmaktadır.
Finansbank’ın % 46 hissesini Ağustos 2006’da Yunanistan’ın en büyük ve eski
bankası (1841) National Bank of Greece (NBG)-Yunan Ulusal Bankası devir
aldıktan sonra31, daha çok Ada’daki azınlık Rum Türk vatandaşlarına veya Ada’ya
gelen Yunanlı ziyaretçilere hizmet etmek için Finansbank şubesi açılacağı şayiası!
halen gerçekleşmemiştir. Yani Ada’da tam anlamıyla özel bir banka
bulunmamaktadır.
Toplam 750 yatak kapasiteli Sağlık, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaz
kampları Ada’nın en batısındadır. 5 adet baraj gölü ve büyük kısmı bitmiş ama
açılmayan havaalanı vardır. Birde eski bir askeri havaalanı vardır. Aslında Devlet
Ada’nın bir gereği olarak çoğu kamuya ait THY adaya uçak seferi koyabilir. Oysa
1998’de Dardanel Air bir yılı aşkın süre Gökçeada-Çanakkale-İstanbul-Ankara
seferleri yapmıştır. Marmaris-Rodos, Bodrum-Kos, Çeşme-Sakız, Ayvalık-Midilli
adalarına gemi seferleri yapıldığı halde Ada’daki devlete ait limanlardan özellikle
Uğurlu Limanı’ndan Limni’ye gemi seferi neden başlatılmamaktadır?
Aksine, gümrük Kaleköy’deki eski binasından Kuzulimanı’ndaki modern
binasına taşındıysa da, ilginçtir Limni ve Semadirek Adalarına gemi seferi yapılmalı
fikrinin ortaya atıldığı 80’li yılların sonlarında aynı gümrük kapatılmıştır.
Ada’da bir Sağlık Ocağı ile 50 yataklı bir devlet hastane mevcuttur.
İçerisinde 5 cihazlı hemodiyaliz merkezi de vardır.32 Kötü hava şartlarında
çalışamasa da devlete ait bir sağlık ambulansı limanda hazır beklemektedir. Acil
hastaları kötü hava koşullarında anakaradaki hastaneye sevk için Gelibolu’dan
bazen askeri helikopter gelmektedir. Özel sağlık kuruluşu yoktur. Sadece devlet
memuru bir diş hekimin özel muayenehanesi bulunmaktadır.
TÜDAV 2008
Diğer Çanakkale Adası olan Bozcaada’da Gökçeada MYO’ya bağlı Turizm ve Seyahat
İşlet. Programı vardır.
31 Finansbank 2008
32 Gökçeada’yı tanıtan Belediye Başkanlığı broşürü
29
30
32
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına ait 236 adet lojman vardır33. TOKİ
evleri yapılması gündemdedir. Zaten cari 940 adet Sosyal Konutta dört farklı
zamanda devletçe yapılmıştır. Ada’nın tek akaryakıt satış istasyonu belediye ait
Petrol Ofisi’dir. Bu istasyona ait depo tesisleri devlete aitken Petrol Ofisi
özelleştirildikten sonra mülkiyeti değişmesine rağmen depo tesisini satın alan firma
kısa bir süre sonra tesisin işletmesini belediyeye bırakmıştır.
Ada’da geliştirilmek istenen turizm ve organik tarım da devlet tarafından
teşvik edilmektedir. Gökçeada’da turizm sektörü yaz aylarında hareketlenmektedir.
Peki turizme devletin katkısı nedir? Ada’da 3.316 yatak kapasitesi bulunmaktadır.
Bunun 2.566’sı özel 750’si devlete aittir34. 2.566 yatak kapasitesinin içerisindeki
yaklaşık 400 yatak kapasitesinin mülkiyeti devlete ait olup işletmesini özel
yapmaktadır. Örneğin Gökçeada Resort, Mavi Su Resort, Gökçe Otel ve Belediye
Oteli. Yani aslen adadaki yatak kapasitesinin 1/3’ü devlete aittir. Aslında devlet
dinlenme tesisleri vasıtasıylada adadaki turizmi canlı tutmaya calışmaktadır.
Şahısların yaptığı ev pansiyonculuğu için geliştirme kredisi verilmektedir.
Kaymakamlık öncülüğünde Ada’nın tamamının “organikada” yapılması
çalışmaları da vardır35. Kaymakamlık tarafından kredilendirilen bu organik tarım
projesi tarımda da öncünün devlet olduğunun göstergesidir. İşte tarımla
uğraşanlara krediye ihtiyacı olmayacak şekilde hibeler36 yapıldığı ve Kaymakamlık
yoluyla Tarım Kredi Kooperatifi’den (TKK) daha ucuza kredi sağlandığı için artık
işlevselliğini kaybeden Ada’daki TKK kapatılmış ve mülkleri Haziran 2008’de
satılmıştır. Yani bir devlet kapısı kapanmış, diğeri açılmıştır.
Her yıl Ağustos ayında düzenlenen Geleneksel Gökçeada Film Festivali,
Belediye ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile yapılmaktadır. Yani festivalimiz
bile tamamen devlet kaynaklıdır!
Ada’nın nüfusunun çoğu askeri personel ve memurdan, devlet okullarındaki
yatılı öğrencilerden, hapishaneden tahliye olanlardan, bir “devlet politikası” olan
iskanla ya da Ada’nın Malta Adası (Fizan) fonksiyonuyla sürgünle gelenlerden
oluşmaktadır. Aynı zamanda askeriye ve milli eğitim açısından Ada zorunlu hizmet
kapsamı içerisine alınmıştır. Şahinkaya Mahallesi Trabzon’dan, Eşelek Köyü
Biga’dan, Uğurlu Köyü Muğla ve Burdur’dan, Şirinköy Bulgar Türkleri ve
Erzurumlulardan, Yeni Bademli Isparta, Samsun ve Trabzon’dan devletçe iskan
edilenler için kurulmuştur. Merkezde de ayrıca Çanakkale, Siirt, Van’dan vs
gelenler vardır. Bu insanların çoğu eğer devlet olmasaydı kendi hür iradeleriyle
Ada’ya gelmeyebilirlerdi. Aslında ada aynı Osmanlı’da olduğu gibi oldukça
kozmopolit bir erime noktası, mozaiktir. Tüm dünyaya yayılan Rumların Ada’nın
gelişmesine katkıda bulunacak iyi niyetli görüşleri de dikkate alınabilir.
Gökçeada Kaymakamlığı 2008
Gökçeada Belediye Başkanlığı 2008
35 Organikada 2008
36 Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü sık sık zeytin, ceviz, badem vs ve çeşitli meyvelerin
fidelerini halka ücretsiz dağıtmaktadır.
33
34
33
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Gökçeada hakkında, özellikle azınlık Rum Vatandaşların hakları üzerine,
Haziran 2008’de AB’de rapor hazırlanmıştır. Elif Müyesser Babül’ün (2003)
“Belonging to Imbros: Citizenship and Sovereignty in the Turkish Republic”
(İmroz’a ait olmak: Türkiye Cumhuriyetinde Vatandaşlık ve Özerklik) adlı
Boğaziçi Üniversite’sinde yaptığı doktora tezi37 vardır.
Gökçeada’nın Devlet Ada özelliği de belkide Kanuni Sultan Süleyman’ın
Ada’yı vakıflaştırmasına dayanmaktadır! Hüryılmaz38 tarafından 5.000 yıllık olduğu
ileri sürülen Bademli Höyüğü bir site devlet ise Ada’nın Devlet Adalığının kökeni
o zamanlara dayanıyor olabilir. Homeros’un eserlerinde Ada, Poseidon’un Adası (
Yunan Mitolojisinde deniz tanrısı) olarak belirtilir. Zaten adadaki özele ait otellerin
bazılarının adları; Zeus, Pegasus ve ismi değişen Poseidon”dur.
Osmanlı zamanında yaşayan Gelibolu’lu ünlü denizcisi Piri Reis’in
Gökçeada’nın (İmroz) denizin sığlıklarını vs yanında aşağıdaki verdiği bilgiler
(özetle) Adamızın Devlet Ada dahası askeri kökenliğinin başlangıcı sayılabilir39;
“İmroz Adası hakkında şöyle bir rivayet vardır: İmroz’un karşısındaki Rumelinde,
Ece Ovası sahillerinde Boğaza gelince kadar, eskiden de şimdi de olduğu gibi
gözcüler varmış. Adanın imar edilmesinin sebebi de Ece ovadaki bekçilere haber
vermek içindir. Adadaki bekçiler denizde kaç gemi görürler ise gündüz duman
gece ateş ile haber verirlermiş. Ece ovadaki bekçiler bu işareti alır almaz ona göre
Rumeli tarafına işaret verirler, böylece haber bir saatte Kostantaniyye’ye (İstanbul)
ulaşırmış. Kostantinden sonra bu şekil uzun süre devam etmiş. Fakat birgün
Venedik gemileri bir fırsat kollayıp adayı almışlar. Fatih Sultan Mehmet zamanına
kadar ellerinde kalmış.
Fatih, Ağriboz’u fethettikten sonra da İmroz’u fethetmiş. Şimdi adanın iki
kalesi (İSKİNET ve İmroz kalesi) vardır. Mamur yerdir… Ada uzun bir dağdır.
Bu dağın gün batısı tarafı alçak, gün doğusu tarafı yüksektir… Böylece bilinmiş
ola vesselam…”
DEVLET ADALIĞI DESTEKLEYEN DPT VERİLERİ
Öncelikle IMF veri sağlamanın da devlet elinden çıkıp özelleşmesini istemektedir.
DPT, TUİK vs’de devlet kuruluşudur. İşte IMF’ye göre mali saydamlığın iyi
yönetişime büyük katkısı vardır. Makro ekonomik istikrar, yüksek kalite odaklı
büyüme de mali saydamlık oldukça önemlidir. IMF’nin üye ülkelerin uygulamasını
teşvik ettiği “Parasal ve Mali Politikalarda Saydamlık Üzerine İyi Uygulamalar
Kodunu (1996)” temel hedeflerinden biri istatistiki veri yayınlamanın
bağımsızlığıdır.40
http://www.imvrosisland.org/UserFiles/File/Gross%20Report/Interim%2020
%20207.doc
Parliamentary Assembly-Council Of Europe !
38 Dr. Halime Hüryılmaz, Hacettepe Üniversitesi, Arkeoloji Bölmü, Ankara
39 Reis, Piri; s.119-120
40 MASAK 2008
37
34
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ancak bu çalışmada da bazı alıntılar yapılan devlete ait CIA ,dünya ülkeleri
hakkında veri sağlamaktadır!
Ülke kalkınmasını planlı bir şekil de yürütmek amacıyla devletçiliğin bir
unsuru sayılabilecek DPT, beş yıllık kalkınma planları hazırlamaktadır. DPT;
1- Ülkenin tabii, beşeri ve ekonomik kaynaklarını tesbit ederek hükümete
yardımcı olmak,
2- Planların uygulanabilmesi için mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişinin
düzenli bir şekilde olması içinde tasviyelerde bulunmak,
vs görevleri vardır41. Şu retorik soru akıla gelmektedir; DPT’nin ada ile ilgili
planları ne kadar gerçekleşmiştir ve gelecekteki planları nedir ?
DPT verilerine göre Gökçeada’nın sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi
0.99118 ile 872 ilçe arasında 118’dir. Gökçeadanın gelişmişlik grubu 2’dir42.
Aslında Gökçeada’da devletçilik hakimse ve sonuçta bu rakamlara ulaşıldı ise
özelleştirmeye gerek varmıdır?
DPT “İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)”
verilerine göre Gökçeada “Hizmetler Sektöründe çalışanlar oranında” (toplam istihdam
içinde) 80.33 % ile toplam 872 ilçe arasında 1.dir (s.155 ve 238). Bunun büyük bir
oranını memurlardır (Tablo 1).
Nitekim Ada’daki 34 kamu kurum ve kuruluşunda 399 memur veya işçi
vardır43. Ayrıca yaklaşık 180 askeri personel vardır. (Rütbeli ve rütbesiz asker sayısı
ise yaklaşık 2.000 kişidir.) Yani Ada’da yaklaşık olarak toplam 580 kamu görevlisi
bulunmaktadır. Ada’da yaşayanların yaklaşık 500’ü de maaşını devletten alan
emeklilerden oluşmaktadır. Gökçeada Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi ve
Gökçeada Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde yaklaşık 400 yatılı44 ve
Gökçeada MYO’da yaklaşık 50045 öğrenci vardır. Ada’daki ilköğretim, ortaöğretim
ve yükseköğretimdeki toplam öğrenci sayısı 1.846’dır46. Bu öğrencilerin yaklaşık
900’ü dışarıdan Ada’ya gelerek eğitim almaktadır.
Ada nüfusunun bu çeşitliliğinin olumlu tek yanı, ülkedeki krizlerin Ada’ya
son uğramasına sebep vermesidir. Zaten tarım, sanayi ve ticaretle uğraşan kişi
sayısı az olduğundan krizler Ada’ya ya geç gelmekte (lag) yada hiç gelmemektedir.
DPT verilerine göre de sanayi sektöründe çalışan oranının az olması da Devlet
Adalığı desteklemektedir. Çünkü günümüzde sanayii daha çok özeldir. Krizler,
sadece turizm sektörüne sekte vurabilir gözükse de Ada’daki yatak kapasitesinin
1/3’ünün kamuya ait olması sektörü ayakta tutabilmektedir.
İşte “Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı”nda batının en batısı olan Gökçeada 1. iken
doğunun en doğusundaki Hakkari’nin Çukurca ilçesi %78.89 ile 2. dir. (Şanlıurfa -Harran
TOKA 1989: 2.cilt s. 318
DPT 2004: s.87
43 Gökçeada Kaymakamlığı 2008 “2007 yılı sonu itibariyle”
44
Gökçeada Milli Eğitim Müdürlüğü 2008
45 ÇOMÜ Gökçeada MYO 2008
46 Gökçeada MEM + ÇOMÜ Gökçeada MYO 2008
41
42
35
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
% 3.71 ile sonuncu iken Bozcaada % 76.02 ile 4.dür.) Ayrıca sınırlar devletin
önemli korumasındadır. Nitekim Gökçeada’da 5. Komando Alayı, Hava Radar,
Deniz Radar ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları vardır. Ancak askerlik şubesi
kapanmıştır. Askeri kantinin sivil halka açık olması da Ada’nın Devlet Ada
özelliğini pekiştirici bir örnektir. Anakaraya uzak olan bir bölgede fiyat dengeleme
(belki de narh) amaçlı kullanılması akla gelmektedir. Ayrıca, bazı acil ameliyatları
askeri cerrahlar devlet hastanesinde yapmaktadırlar. Askeri dinlenme tesislerinde
Ada halkı düğün vb yapabilmektedir. Anlaşılan, devlet düğün salonu olmadığını
bildiğinden halkına yardımcı olmak istemektedir. Ada’nın önemli caddelerine
emekli general adları verilmiştir. Ancak Gökçeada’da tam bir devlet olan
Kıbrıs’taki kadar asker yoktur ve Kıbrıs’a yapılan maddi hibeler Gökçeada’ya o
kadar yapılmamaktadır! Ada’nın bir çok yeri de askeri bölgedir. Türkiye’nin en batı
noktasında Ada’nın önemli plajlarından biri olan ve üzerindeki tepede Deniz Radar
Komutanlığı olan Gizli Liman’ın askeri dinlenme tesisi olacağı iddiaları halen
yalanlanmamıştır! Oysa Ada’da özellikle yaz aylarında gece yaşamının geçtiği yer
olan Kaleköy’de askeri dinlenme tesisleri bulunmaktadır.
DEVLET ADADAN, ÖZEL ADAYA GEÇİŞ!
Adam Smith; “devletin piyasanın işleyişine karışmadığı bir ortamda, görünmez bir
el toplum refahını maksimize edilebilecektir... Kişisel çıkarlar peşinde koşmak
diğer bireylere de yarar sağlayacaktır. Bir kimsenin çıkarı diğerinkiyle sınırlı
olduğundan (sıfır – toplam), sosyal ahenk kendiliğinden sağlanır” 47.
Ancak “görünmez el” sosyal devletin aksine bencilliği artırabilir. Tekelleşme
sorunu ortaya çıkabilir. Ada’daki mevcut özel sektör hizmetlerinin kalitesi de
tartışmaya açıktır. Örneğin Ada’da DİGİTÜRK servisinden genelde bir
memmuniyetsizlik vardır. Tüm reklamlara rağmen Türkiye’nin en batısı olan
Ada’da cep telefonlarının çekmediği yerler vardır. Ülkemizde sayısı artan özel
kargo şirketleri Edirne’den Ardahan’a bir günde teslim yaparken Ada’da ancak tali
kargo şubeleri olmasından dolayı teslimatlarda oldukça gecikmeler olmaktadır
(bazende rüzgardan iptal olan gemi seferleri etkisiyle). Zaten devletin PTT’si de
Gökçeada’da APS hizmeti vermemektedir.
Ancak yine de Smith görünmez elin düzensizlik yan etkisinin hukuksal
altyapıyla (deregulations: fazla kuralı elimine) dengelenmesini umar. Belki de bu
yüzden Adamız devlet yoğundur.
Ülkemizin Gini katsayısının değeri (% 0.49 ile yüksek gelir adaletsizliği)
görünmez eli işlevini sorgulatmaktadır. Gerçi ülkemizde tam anlamıyla görünmez
el uygulanmadığı için, yoğun devlet egemenliğine bağlı yolsuzluklar bu Gini
değerini yaratmış olabilir. Katsayının 0'a yakınlığı mutlak eşitliğe (herkes aynı
gelirli) yaklaşıldığı; 1'e yakınlık ise mutlak eşitlikten uzaklaşmadır (plütokrasi) 48.
47
48
Şener, Orhan. 2008: s. 156-57.
Eğilmez Mahfi 2008
36
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
İşte artı veya eksileriyle süregiden özelleştirme, özel girişim trendinin
Adamızdaki devlet ağırlığının yerini alması Ada için faydalı olacak mıdır? Nitekim
TDİ, GESTAŞ’a dönüşmüş, TİGEM’in işletme hakkı özelleştirilmiştir. Ada’nın
büyük bir bölümünü içine alan avlak oluşturulmuş ve işletmesi özele kiralanmıştır.
Ama insanlar özel avlak olarak adlandırmaktadır. GESTAŞ’ın halen kamu
olduğunu ispatlar şekilde Gökçeada-1 Gemisi devletçe alınmıştır ve taşıma
ücretleri devletçe sübvanse edilmektedir (özel konutlarda kullanılan elektrik ve su
için sübvanse yoktur!). Ancak, yine de GESTAŞ’ın İDO kalitesine ulaşması
umulmaktadır! Şu bir gerçektir ki; adaya gemi ulaşımı özellikle kışın özel sektörü
cazip edecek kadar, şimdilik, karlı gözükmemektedir. Ama Say Kanununa göre her
arz kendi talebini neden yaratmasın ki?
5084 Sayılı Teşvik Yasası’ndan Gökçeada yararlanmaktadır. Bedelsiz yer
tahsisi için yapılan birkaç başvuru henüz sonuçlanmamıştır. Ada’daki mevcut
dokuz işletme ise SSK ve Gelir Vergisi indirimlerinden yararlanmaktadır49.
Anlaşılan Ada’nın ekonomik yönden canlanması için yine devlete yani kanuna ümit
bağlanmıştır. 5084 Sayılı Yasa’nın engelleyicisi belki de SİT Kanunu50 olarak
bilinen 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun Ada’daki
yoğun ağırlığıdır ki bu da Devlet Ada gerçeğini desteklemektedir. Aslında bu teşvik
yasasından yeterince yararlanılmaması yukarıdaki bilgilere göre Gökçeada’nın çoğu
kamu görevlisi olan demografik yapısından olabilir. Görülen o ki Ada’da özel
girişimci sayısı azdır.
Yeni Vakıflar Kanunu’nun Ada’daki uygulama ve etkilerini de zaman
gösterecektir.
Devlet, Ada’daki istimlakler konusunda da oldukça önemli bir rol
oynamıştır. Rumlardan istimlak ettiği yerleri, Trabzon’dan getirdiği iskancılara, yine
aynı toprakları iskancılardan alarak Isparta’dan getirdiği iskancılara, sonunda
havaalanı yapmak için tekrar kendine almıştır. Belki de Türkiye’deki özelleştirme
trendine uygun olarak bir sonraki aşamada havaalanı tamamlanınca kiralanır yada
satılır! Buna benzer uygulamalar Gökçeada Yarı Açık Tarım Cezaevi ve
TİGEM’de de yaşanmıştır.
Ancak Garih’in Devlet hakkındaki yorumlarında olduğu gibi özellikle
istimlak / kamulaştırma, sadece azınlık Adalı Rumlar üzerinde değil tüm Türkiye
için geçerlidir; “Devlet alacaklarına yüksek faiz uygularken borçlarını faizsiz
sürdürmesinin tepkisi iş ahlakında bozukluktur. Düşük ücretle istimlak ve bedel
artışı davalarının sonucunda vatandaşın yaptırım gücü olmaması iş ahlakını
olumsuz etkiler.”
Fert - devlet ilişkisi yanında fertler arasında ki ilişkide aynıdır. Bir şirketin
yetiştirdiği elemanı diğerini kapabilmektedir. İş ahlakının gelişmesi, eğitim,
demokrasi, hukuk’a saygılı devlet ve iş dünyasında örgütlenme ile mümkündür.51”
Tahir Sargut, SMMM, Gökçeada, Haziran 2008 itibariyle.
Avukat Bülent Yıldırım, Gökçeada
51 Garih 1994: s. 47-49
49
50
37
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Aslında Ada’da ki azda olsa kaçak yapılaşmaya devletin, belediyenin göz
yumması da bir Devlet Ada dahası devlet müsamahası özelliğidir.
.
DERİN DEVLET
“ Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir” Carl Sagan
Belirtmeli ki derin devlet gerçeği görmemezlikten gelinmemelidir. İşte pek kanıt
olmaması derin devletin yok olduğu anlamına gelmez ve derin devletin varlığı bir
türlü hissedilmektedir. Derin Devleti “devlet içinde devlet” olarak tanımlamak
yanlış olmaz. Aslında derin devlet denilen belki de bürokrasidir. Adı üstünde derin
olduğu için bilgi birikimizin dışındaki Derin Devletin Gökçeada için “düşündükleri
ve uygulamalarından” neredeyse bihaber sayılırız. Örneğin çoğu bitmiş havaalanı
neden açılmamakta, Uğurlu Limanı - Limni Adası gemi seferleri neden
başlamamaktadır?
Ayrıca Ada’da özellikle kumarhaneler kurulması beklentisi yoğunlaştığında
mafya52 Rum asıllı Türk vatandaşlarımız, hazine ve vakıf arazilerini ele geçirme,
mesken tutma ve tesisleşme eğiliminde bulunmuştur.53. Tüm Dünya’da Devlet
mafyayı ortadan kaldırmaya çalışırken nadiren devlet - mafya işbirliği de
olabilmektedir.
“Ya devlet başa ya kuzgun leşe” ve de “Devlete hizmet cezası kalmaz” sözü
umarız resmi ve derin devlet veya bu bildiri yazarları üzerinde tekerrür etmez.
SONUÇ VE ÖNERİMİZ
Öncelikle en kısa sürede fizibl olarak Ada askeri açından özelleştirilebilir! Yani Ada
bedelli askerlik yapılabilecek bir yer haline getirilebilir.
Diğer yandan uzun vadede de Gökçeada neden İngiltere, Manhattan, Hong
Hong, Singapur, Tayvan, Japonya, İngiltere, Santorini, Rodos Adası vs gibi
ekonomik olarak gelişmesin? Tayvan Adasının başkenti Taipei’de, şiddetli
depremlere ve fırtınalara dayanıklı dünyanın en yüksek binasının (508 metre ve 110
katlı) 2004’de açılması54 gibi Gökçeada’da neden böyle bir yatırım yapılmasın?
Büyük Cayman Adası 180 km²’dir, yerleşik nüfusu 30.000’dir. Ancak kıyı
bankacılığının merkezi / markası bu minicik Ada’da 500 banka ve 30.000 firma
vardır. Bunların çoğu kara para aklayıcıdır55. Kara para aklama için değil de eğer
ekonomiye katkısı olacaksa ve iyi yönetilecekse Gökçeada’ya da neden kumarhane
açılmasın, kıyı bankacılığı yapılmasın? Belki bu durumda Devlet Ada “laissez fairelaissez passe” ile özel adalaşabilir ve Say Kanunu ile her arz kendi talebini de
yaratabilecektir.
52 İtalyanca bir kelime olan Mafia;caka satmak, gösteriş yapmak, hava atmaktır.
Webster’s,1992: s.694
53 Kamuoyunda Piranha Operasyonu olarak bilinir. 2001
54 http://haber.turk.net/haber_detay.asp?ID=1096372&cat=SAM Tayvan'da Dünyanın
En Yüksek Binası Açıldı.
55 Dündar,U., Şahin H. 1995: s.137.
38
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ayrıca bireylerden ziyade devletin alması gereken bir tedbir olarak Burgaz Dedeağaç Petrol Boru Hattı’nın Gökçeada’ya etkileri proaktif ve futuristik bir
şekilde şimdiden analiz edilmelidir. Çünkü bu boru hattının yapacağı kirliliğin
Bulgaristan turizmini olumsuz etkileyip Türk turizmini olumlu etkileyeceğinin ileri
sürülmesi yanında56 Dedeağaç’tan çıkacak gemilerin Ege Denizi’ne açılması için en
kestirme yol Semadirek – Gökçeada arası olarak Adamınızın hemen kuzeyi olarak
gözükmektedir. Zaten Ada’ya oldukça fazla sayıda Bulgar vatandaşı Aydıncık
sahilinde rüzgar sörfü yapmak için gelmektedir. İşte sörf açısından Aydıncık sahili
Çeşme Alaçatı’nın rakibi veya tamamlayıcısı olabilir ve Gökçeada ki sörf
turizminin özel sektör eliyle başlatılması ve Ada’ya katkısı devlet adanın “özel ada”
haline gelmesine iyi bir örnektir. Ama havaalanının açılması sörf turizminin daha
çok gelişmesi için kritiktir. Ada’daki avlakların işletmesinin özelleştirmesi de devlet
adadan özel adaya geçişe örnektir.
Diğer yandan şu an ki gemi trafiği de hemen adanın güneyinde, Gökçeada Bozcaada arasından geçmektedir ama adamıza herhangi bir katkısı yoktur.
Burgaz - Dedeağaç Boru Hattı yoğun Boğaz trafiğini bypass ederek
rahatlatabilecekse de ülkemizin stratejik önemini ve boğaz geçişlerinden elde
edilen geliri azaltabilecektir57.
Benzer insan yapımlarının ülkelerin coğrafi önemine etkisi Süveyş ve
Panama Kanalının açılması örneklerinden incelenebilir. Teknesi Kısmet ve eşi Oda
ile 1965’lerde dünya turu yapan Sadun Boro’nun Süveyş Kanalının açılmasının
Güney Doğu Asya’daki bir zamanların bataklığı olan ama 2008 Temmuz nüfusu
tahmini 4,608,167 olan ve 2007 tahmini $49,700’lık kişi başı milli gelirle batılı 4
büyük ülkeyle eşit 58 hale gelen Singapur Adasının önemini nasıl artırdığını
anlatması Gökçeada için benchmark olabilir59;
Boyu 40 km., en geniş yeri de 20 km. olan Singapur Ada’sı (622 km²)60
baklava dilimi biçimlidir. 140 yıllık İngiliz idaresinden 1959’da kurtulmuştur. Doğu
Asya ve Avrupa arasında, bilhassa Süveyş Kanalı açıldıktan sonra, çok mühim bir
coğrafi duruma, aynı zamanda geniş ve mahfuz tabii bir liman sahip oluşu,
Singapur’un dünyanın sayılı ticaret merkezlerinden biri olmasına sebep olmuş.
Zaten ufak olan Ada’da, mühim çapta hiç bir ziraat yapılamaz. Bütün geliri
yalnız ticarettendir. Serbest liman oluşu dolayısıyla, Güney - Doğu Asya’ya ve
Endonezya Adalarına yapılan ithalat ve ihracatın büyük bir kısmı Singapur’a gelir
ve buradan tevzi olur. Keppel Boğazındaki koca rıhtımlarda, her millete mensup
gemiler, gece gündüz durmadan yük boşaltır alır. Birbiri peşi sıra, sonu
gelmeyecekmiş gibi uzanan antrepolar kauçuktan kalaya kadar türlü maddelerle
http://www.haberx.com/n/1077719/burgasdedeagac-boru-hatti-turk-turizminin.htm
Burgas-Dedeağaç Boru Hatti Türk Turizminin Yararina Olacak 17.01.2008
57 Kılavuz Kaptan Gelirleri
58 CIA 2008
59 Boro, Sadun “ Pupa Yelken” s.233-34
60 Websters’s; 1992: s.1018
56
39
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
doludur. Limanın önündeki küçük adalarda kurulmuş koca petrol
tasfiyehanelerinde, Bornea, Sumatra vs’den gelen ham petrol işlenir. Hint
Okyanusu’na veya Çin Denizi’ne açılacak gemiler de, buradaki tanklardan akaryakıt
ikmali yapar.”
İşte Dedeağaç’tan yola çıkacak gemilere adamızın sunacağı bir hizmet
olamaz mı? Ancak Asya kaplanları ve Singapur 2001-2003 küresel dünya krizinden
ve SARS hastalığından etkilenmiş olsa da 61, merhum işadamı Garih’te “Ekonomik
Gelişmede Örnek Ülke Singapur” adlı yazısında şunları der62;
“1992 Aralık’ta benimde katıldığım bir uzak doğu gezisinde Başbakanımız,
işadamları ve basın mensupları harpten mağlup çıkmış bir Japonya ile fakir ve
küçücük toprağa sahip bir Singapur’un dünyanın ekonomik bakımdan en ileri
ülkeleri safına geçme mucizesinin nedenlerini araştırdılar. Nüfusunun çoğu Çin
orijinli olan Singapur, son 30 yılda adeta bir ekonomik gelişme mucizesi yaratmış,
kişi başına milli gelir $500 altından $13.000’ın üzerine çıkmıştır. Oysa 1960’larda
bölgenin en geri kalmış, tabii kaynakları olmayan bir adasıdır. Nüfus 1960’larda,
1.6 milyon iken 1991’de 3 milyonu aşmış. Nüfus bir plan gereğince artmış ve
bugün statiktir. Milli gelir 1960’da 0.7 milyar iken bugün muazzam sıçrama ile 41
milyar dolara ulaşmış. Dış ticaret hacmi aynı periyotta 2.5 milyar dolardan 125
milyar dolara sıçramış. Milli gelire oranlanmış tasarruf oranı yüzde (-2.5) gibi bir
negatif rakamdan yüzde 47’e ulaşmış. Ve nihayet 1960’larda çalışabilecek nüfusa
oranla %14’ler dolayındaki işsizlik, bugün %1.9’a kadar gerilemiştir. Grev, lokavt
orada akla gelmeyen kelimelerdir. Gittikçe yükselen ücretlere rağmen ortalamada
işverence ödenen aylık maaş 600 dolar civarındadır. Ancak bu para ile de kişinin
kabul edilebilir bir hayat sürdüğü gerçektir. Bütün bunlara rağmen yıllık
enflasyonda %1’ler civarında kalabilmiş.
Ada bağımsızlığa kavuştuktan sonra, ülke sorunlarını ve çözüm yollarını
bilen bir liderin otoriter idaresi altında ülke olarak önemli atılımlar yaparak,
dünyanın en ileri ülkeleri arasında olmaya bugün aday durumunda. Yani kökende
iyi bir otoriter idare vardır. Bir ülkenin gelişiminin tek işareti bence ekonomik
göstergelerdeki ilerleme ve bugünkü durumun gelişmiş ülkeler ile olan
mukayesesidir. Singapur’da esas felsefe hür teşebbüsün ekonomiye hakim
olmasıdır. Singapur gelişmesini önce emek yoğun sanayi ve bilahare hizmet
sektörü ile gerçekleştirmeyi öngörmüş.
Yarı devlet kurumu olan ve DPT’yi andıran ve “Ekonomik Kalkınma
Kurumu (EDB)” kendisine bağlı ve hür teşebbüsün egemen olduğu alt kurumlar
kanalı ile ülke ekonomisinin gelişme politikalarını saptama, bunlara uygun
stratejileri çizme ve bunları uygulatma görevini ciddi şekilde üstlenmiş. EDB’nin
verdiği brifingten şu sonuçları çıkarttık;
Öncelikle zengin devletin zenginliğini halkın zenginliğinden alması gerektiği
felsefesini kabul etmişlerdir. Ayrıca küçük devlet büyük millet ve hür teşebbüsle
61
62
CIA 2008
Garih 1994: s. 131-136
40
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
kalkınma metodolojisini benimsemişlerdir (Adam Smithvari). Devletin,
yönlendirici ve denetleyici olmasını öngörmüşlerdir.
2000’li yıllarına yaklaşırken ana (ekonomik) politikalarını; halklarına yüksek
bir hayat standartlı / kaliteli bir yaşam sağlama ve gelir dağılımındaki adalet
prensiplerine dayamışlardır. Stratejiler bu politikanın türevidir. Ve bu politikaları
uygulamak üzere; eğitim öğretimde atılım, toplu konut sorunlarını çözme, gelir ve
maaşların gelişimini büyüme hızına ve prodüktiviteye oranlama, girişimciliği
özendirme stratejilerini tasarlamışlardır
Bu uygulamada başarı için EDB’nin alt kurumları olarak, hür teşebbüs
desteği ile; şehircilik, ulusal bilim ve teknoloji, ulusal üretim ve prodüktivite, ticari
geliştirme, ulusal bilgisayar sistemini oturtma, turizm promosyonu, para otoritesi,
alt kurumlarını kurarak her birinin hedeflerini saptamışlar ve gelişmeleri adım adım
takip etmişlerdir.
Antrepoculuktan ve emek yoğun sanayiden, sermaye ve bilgi yoğun
endüstrinin yanı sıra özellikle turizm sektörünü geliştirmişlerdir. Üniversitelerinde
özellikle bilgisayar dalında araştırma için ABD’dekinden daha çok fon
ayrılmaktadır. Yıllık 5 milyon turist ile turizm gelirleri tüm ticaret rakamının önemli
kısmıdır.
Yasaklar ve bunlara uyma oranı yüksektir. Halk geleneksel ve otoriter
sebeplerle çok disiplinlidir (politik sistemi; ayrılıkçılara sıkı limitler koyan liberal
demokrasi63). Ancak bizim Demokrasi’den uzaklaşmamız düşünülmemelidir ama
analojik bir uyarlamayla Singapur’dan esinlenmeliyiz. Ereğli, KEİB için kıyı
ticaretinin bir program dahilinde serbestçe uygulanacağı, Türkiye’nin küçük
Singapur nüvesi durumuna oturtulabilir.”
Gökçeada, Singapur gibi müstakil bir ülke değil ama sahip olduğu özellikleri
ile Devlet Ada niteliğinde olması nedeniyle Ereğli değil de Gökçeada, Singapur’u
neden benchmark almasın? Singapur’un bayrağı da bizim bayrağımıza
benzemektedir.
Özetle Singapur örneğinden şu sonuç çıkarılabilir; Devlet ada değil özel ada
olmak kişi başı milli geliri $50.000’a ulaştırabilir. Aslında bizde de Singapur
benzeri politika ve stratejileri var ama uygulanması ve denetlenmesi iyi değildir!
Ayrıca Garih’in “İstanbul 2” Saros’ta kurulsun görüşüne göre, “İstanbul 2”
neden Gökçeada’da kurulmasın? Zaten Piri Reis; “... kefere ortasında Truva denen
eski İstanbulluk da çok mamur imiş...” demektedir.64
Tüm devlet kurumları yanında akademisyenler, öğrenciler ve halkı da bu
konu da proje oluşturma da paydaş olmalıdır.
63
64
Webster’s 1992: s.1018
Piri Reis s.115
41
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKÇA
Aktan, C.Can.
2001. Public Economics, Anadolu Matbaacılık, İzmir.
Aybars, E.
2003. Atatürkçülük ve Modernleşme, İzmir: Ercan Kitabevi, 2.Bask..
Buğra, A.
1995. Devlet ve İşadamları, 2. baskı, Şubat 1995, İletişim Yayınları.
DPT.
2004. İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004). Ankara: Yayın ve
Basım Şube Müdürlüğü.
Dündar, U., Şahin H.
1995. Haramzade, AD yayıncılık A.Ş,1.baskı, s.137.
6. Garih, Üzeyir.
1994. Deneyimlerim-III,ALARKO Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, 4. Baskı.
Karl P..
1997. Yüzyılın Dersi, SPK Yayınları-96.
More, T.
1997
“Utopia”, Türkçesi: S.Eyuboğlu, Vedat Günyol, Cem Yayınevi, 5.basım.
Platon (Eflatun).
2002. Devlet, Çev; S.Eyuboğlu-M.Ali Cimcoz T.İş Bankası Kültür Yayınları Genel
yayın:429, Felsefe:50, 4. Basım.
Reis, P.
“Kitab-ı Bahriyye-Denizcilik Kitabı-1.Cilt”, Tercüman 1001 Temel Eser-19, Baskıya hazırlayan;
Yavuz Senemeoğlu, s.115,119-120
Sönmez, M.
1990
“Türkiye’de Holdingler-Kırk Haramiler”, 4.baskı Mayıs 1990, Arkadaş Yayınevi.
12. Şener, O.
2008
Ünlü Ekonomistler, Alkım Yayınları.
Ansiklopedik Kaynaklar
Hayat Küçük Ansiklopedi, 1968 Tifdruk Matbaacılık AŞ. s.803
Tercüman Okul Kültür Ansiklopedisi. (TOKA)
1989 2.cilt s.317-318 İstanbul: Tercüman Tesisleri.
Websters’s New World Encyclopedia. (Websters’s)
1992 Prentice Hall General NY, USA s.782-783.
İnternet Kaynakları
CIA
2008. https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sn.html
10.07.2008
Gökçeada Belediyesi
2008.
http://www.gokceada17.net/html/nufus.htm 07.07.2008
Gökçeada Kaymakamlığı.
2008.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=27&kat=Genel%20Bilgiler
10.07.2008
Eğilmez M.
2008. http://www.mahfiegilmez.nom.tr/kose_sozluk.htm 10.07.2008
42
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Finansbank
2008. http://www.finansbank.com.tr/bizitaniyin/index.jsp?ez_ref=Bizi_Taniyin
10.07.2007
Haber Türk
2008. http://haber.turk.net/haber_detay.asp?ID=1096372&cat=SAM Tayvan'da
Dünyanın En Yüksek Binası Açıldı. 10.07.2008
Haber X
2008. http://www.haberx.com/n/1077719/burgasdedeagac-boru-hatti-turkturizminin.htm Burgas-Dedeağaç Boru Hatti Türk Turizminin Yararina Olacak 17.01.2008
Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü.
2008.
http://www.mahalliidareler.gov.tr/Home/Dokumanlar/belediyelerin_turune_gore_2007_nufuslari.xls
07.07.2008
MASAK
2008. http://www.masak.gov.tr/Yolsuzluk/uluslararasi_mucadele.htm# 07.07.2008
Münir, M.
2008.
“İhale Yasası neden elli defa değiştirildi? 1http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=757921&Autho
rID=57&Date=22.05.2008&ver=80 ve “AKP neden Kamu İhale Yasası’nı elli defa
değiştirdi?” 2http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=758221&Autho
rID=57&Date=23.05.2008&ver=61 , (Erişim Tarihi: 24.05.2008)
Organikada
2008. http://www.organikada.gokceada.com/index1.htm 07.07.2008
TÜDAV
2008. http://www.tudav.org/new/projects.php?pid=2 10.07.2008
Wikipedia.
2008. http://en.wikipedia.org/wiki/Staten_Island,_New_York 10.07.2008
43
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1 : Gökçeada’nın sosyo-ekonomik durumu
*
Nüfus
8.875
802
Şehirleşme Oranı
(%) 81,74
32
Nüfus Artış Hızı
(‰) 11,03
317
Nüfus Yoğunluğu
31
608
Nüfus Bağımlılık Oranı
(%) 28,72
869
Ortalama Hanehalkı Büyüklüğü
3,52
814
Tarım Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 17,13
865
Sanayi Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 2,53
587
Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 80,33
1
İşsizlik Oranı
(%) 5,11
439
Okur Yazar Oranı
(%) 94,24
16
Bebek Ölüm Oranı
(‰) 52,29
163
Fert Başına Genel Bütçe Geliri
(Bin TL) 77 917
209
Vergi Gelirlerinin Ülke İçindeki Payı
(%) 0,00417
490
Tarımsal Üretimin Ülke İçindeki Payı
(%) 0,00971
785
* Rakamlar ilçenin ilgili göstergeye göre 872 ilçe içindeki sırasını göstermektedir.
44
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 1: Thomas More-Utopia-Kitap Kapağı
Şekil 1: Kitab’ı Bahriye-Piri Reis-s.120
45
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şekil 3: Gökçeada Tanıtım Broşürü
Şekil 4: Gökçeada’nın uydu görüntüsü (Google Earth)
46
GÖKÇEADA’NIN JEOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Süha ÖZDEN, Özkan ATEŞ, Fırat ŞENGÜN, İ. Onur TUNÇ,
Oya TÜRKDÖNMEZ, Deniz ŞANLIYÜKSEL,
Mustafa AVCIOĞLU, Can ERTEKİN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Jeoloji Mühendisliği Bölümü
ÖZET
Ege Denizi’nin kuzeyinde yer alan ve Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada,
jeolojik açıdan oldukça zengindir. Adada, farklı yaş ve kökene sahip bir çok jeolojik
birim yüzlek vermektedir. Bu jeolojik birimler aynı zamanda, kuzeyde Trakya Havzası
ve doğuda Çanakkale civarında geniş yayılımlar sunmaktadırlar. Gökçeada’da,
Paleozoyik yaşlı metamorfik bir temel üzerine uyumsuzlukla, Eosen ve Oligosen yaşlı,
karasaldan denizele kadar ve aynı zamanda geçiş ortamlarını da içeren, kırıntılı kayalar
gelmektedir. Bu kırıntılı fasiyes çökelimini sürdürürken, bölgede karasal bir
volkanizmanın, Geç Oligosen-Geç Miyosen zaman aralığında hüküm sürdüğü,
kendisinden yaşlı birimleri keserek yerleştiği ve geniş yüzlekler verdiği görülmektedir.
Gökçeada’da, sığ denizelden karasala kadar, Geç Miyosen yaşlı yatay konumlu çökeller
ve Kuvaterner yaşlı alüvyonlar, alttaki tüm birimleri uyumsuz olarak örtmektedirler.
Gökçeada’nın tektonik gelişiminde, bölgesel ölçekli KB-GD doğrultulu sıkışma rejiminin
etkin olduğu belirlenmiştir. KD-GB gidişli doğrultu atımlı faylar, yoğun eklem-çatlak
sistemleri ve adanın hemen kuzeyinden geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolu, bu
bölgesel sıkışma rejiminin ürünüdürler. Gökçeada’da özellikle Eosen ve Oligosen yaşlı
birimler içerisindeki kömürlü düzeyler, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, andezitler ve
karasal kumtaşları jeolojik değerler olarak öne çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Gökçeada, jeoloji, jeolojik değerler
ABSTRACT
Gökçeada, located in the northen Aegean sea, the biggest island of the Turkey, has
different aged and originated geological units. These geological outcrops take place in
Trakya basin and around Çanakkale region at the same time. The geological units begin
at the bottom as a metamorphic basement rocks. These units are overlain by the Eocene
and Oligocene continental, deltaic and marine deposits together with an angular
unconformity. These clastic facies are cut by the a continental volcanics between Late
Oligocene and Late Miocene time interval. All these geological units cover by Late
Miocene aged shallow marine and continental deposits in Gökçeada. The NW-SE
directed regional compressional tectonic regime observed in the island that is still active.
Northern branch of the North Anatolian Fault which pass very close to north of the
Gökçeada, NE-SW directed strike-slip faults and joint-fracture systems are the products
of this regional compressional tectonic regime. In Gökçeada, coal layers in Eocene and
Oligocene aged units, underground and ground water springs, andesites and terrrestrial
sands can shown as geological value, particulary.
Key words: Gökçeada, geology, geological values
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
GİRİŞ
Bu çalışma, Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla
yapılmıştır. Ege Denizi kuzeyinde Türkiye’nin en büyük adası olan ve 286 km2 lik
bir alana sahip alan Gökçeada’nın en yüksek yeri 673 m ile Doruktepe’dir.
Oldukça sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan adada yüksek tepeler, derin
vadiler, dere yatakları ve su havzalarında değerledirilen 5 adet gölet mevcuttur
(Şekil 1a-b). Arazi yapısının bu kadar kısa mesafelerde bu denli değişkenlik
sunması, bölgede yüzeyleyen jeolojik birimlerden kaynaklanmaktadır. Jeolojik
açıdan yaygın bir volkanizma ile birlikte bir çok yerde oldukça fazla aşınmasına
rağmen özellikle vadiler boyunca izlenebilen ve önemli kalınlıklar sunan farklı tür
ve kökene sahip bir sedimanter kaya topluluğuna rastlanmaktadır. Bölgede bugüne
kadar bir çok farklı jeolojik amaçlı (Akartuna, 1951; Ercan vd. , 1995; Yıldız ve
Toker, 2001; Temel ve Çiftçi, 2002; Avşar, 2002; Kesgin ve Varol, 2003; Koral vd.
2008) çalışma yapılmıştır. Gökçeada’da 1/100.000 ölçekli ilk detaylı jeolojik
haritalamalar gerçekleştiren Akartuna (1951), Eosen ve Oligosen dönenime ait iki
farklı fliş seviyesinin varlığını vurgulamıştır. Ercan vd.
(1995), Biga
Yarımadası’ndaki Tersiyer volkanizmasını konu alan çalışmasında Gökçeada’dan
almış olduğu volkanik kaya örneklerinde, 30.4 ile 34 milyon yıllık iki yaş verisi elde
etmiştir. Temel ve Çiftçi (2002), Gökçeada, Bozcaada ve Gelibolu Yarımadası’nın
Tersiyer stratigrafisi ve bu alanın hidrokarbon potansiyelini ele aldıkları detaylı
çalışmalarında, Gökçeada’da yer alan jeolojik birimleri ortamsal özellikleri ile
belirlemelerinin yanısıra, petrol için kaynak kaya, rezervuar ve örtü kayalarının
varlığını ortaya koymaya çalışmışlardır. Keskin ve Varol (2003), Gökçeada ve
Bozcaada’nın Tersiyer jeolojisini ele aldıkları çalışmalarında, jeolojik birimleri
sedimantolojik özellikleriyle ayırtlamalarının yanısıra, adanın hemen kuzeyinden
geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara batısı ve Ege’deki uzantısını temsil eden
Ganos Fayı’nın tektonik aktivitesine işaret etmektedirler. Koral vd. (2008),
Gökçeada’da ilk defa temel birimlerin adanın kuzeyinde şist ve fillit türü kayaçlar
olarak yüzlek verdiğini gözlemlemişler, ayrıca adanın özellikle kuzey kıyıları
boyunca önemli bir yükselim mekanizmasına sahip olduğunu vurgulamışlardır.
Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla yapmış
olduğumuz bu çalışma kapsamında, adanın güney kesimi boyunca, 1/25.000
ölçekli detaylı jeolojik harita alımı ve saha gözlemleri gerçekleştirilmiştir (Şekil 1a
ve 2). Adanın güney kesimi boyunca yüzlek veren kayaçlar, adanın tümünü temsil
eden formasyonlardan oluşmakta ve ayrıca bu kesimden elde edilen yapısal veriler,
Gökçeada’nın tektonik gelişimini açıklayan özellikler sunmaktadırlar.
GÖKÇEADA’NIN JEOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Gökçeada’da yüzeyleyen jeolojik birimlerin özellikleri, adanın güney kesiminde;
batıda Uğurlu Köyü ve Saklı Liman, kuzeyde Şahinkaya Köyü, güneyde adanın
sahil çizgisi ve doğuda Kapıkaya arasında kalan bir alanda (Şekil 1a), 1/25.000
48
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ölçekli jeolojik harita alımı ile ortaya çıkarılmıştır. Bu kesimde adanın yaşlı temel
birimleri (fillit ve şistler) dışında, tüm birimleri yüzlek vermektedir (Şekil 2).
Gökçeada’da yüzlek veren en yaşlı jeolojik birimlerin önceki çalışmalarda Temel ve
Çiftçi (2002) tarafından ofiyolitik melanj olduğu belirtilirken, Keskin ve Varol
(2003), Erken Tersiyer yaşlı birimlerin temelinin Gökçeada’da gözlenmediğini
ifade etmektedirler. Koral vd. (2008), temel birimlerini adanın kuzeyinde
gözlemlemişlerdir. Bu birimlerin, fillit ve şist türü metamorfik kayaçlardan
oluştuğunu ve Biga Yarımadası’nın temelini oluşturan jeolojik birimlerle
benzerlikler sunduklarına işaret etmektedirler. Çalışma sahamızda Tersiyer yaşlı
jeolojik birimlerin temeli olan metamorfik kayaçlar görülmezken, çalışma
sahasındaki en yaşlı birim, Erken Eosen (Kesgin ve Varol, 2003) yaşlı Karaağaç
Formasyonu’dur. Birim ilk defa Sfondrini (1961) tarafından tanımlanmış olup,
çalışma sahamızın kuzeyinde yeralan Kolbaşı mevkii civarında çok az bir alanda
yüzlek vermektedir. Karaağaç Formasyonu, çalışma sahamızdaki yüzleklerinde
şeyllerden oluşmaktadır. Tersiyer istifinin başlangıcını oluşturan bu birim, derin
denizelden deltayike kadar bir fasiyese sahiptir (Temel ve Çiftçi 2002) (Şekil 2).
Karaağaç Formasyonu üzerine uyumlu olarak, çalışma sahamızda ve
Gökçeada’da Erken-Orta Eosen yaşlı Fıçıtepe Formasyonu gelmektedir (Şekil 25). Fıçıtepe Formasyonu, ilk defa Sfondrini (1961) ve Druitt (1961) tarafından
tanımlanmıştır. Birim, inceleme alanının kuzeydoğusunda yer alan Aktepe’nin
kuzey batısındaki Dikenli Dere vadisinin doğuya açılan uç kısmında Soğucak
Formasyonu altında ve sınırlı bir alanda yüzlek vermektedir (Şekil 2-5). Genellikle
akarsu ortamını temsil eden Fıçıtepe Formasyonu, Karaağaç Formasyonu’nun
delta önü kumtaşları üzerine yer yer geçişli olarak gelmektedir (Temel ve Çiftçi,
2002). Çalışma alanında, Fıçıtepe Formasyonu, kaba taneli kumtaşı ve bu
birimlerle ardalanmalı olarak çamurtaşı, silttaşı, 2-5 cm arasında kalınlıklarda
değişen kömür tabakaları ve şeyllerden oluşmaktadır. Ardalanmalı olarak gelen
kumtaşı ve silttaşları iyi tutturulmamışlardır. Bu birimler, krem-bej renkte
gözükmektedirler. Soğucak Formasyonu’nun tabanını oluşturan kumtaşlarından bu
renkleriyle kolaylıkla ayırt edilebilmektedirler. Kırıntılı fasiyeste gelişmiş ince taneli
silttaşı seviyeleri arasında, kaba taneli ve gevşek bir çimentoyla tutturulmuş
kumtaşı mercekleri, oygu-dolu yapıları ve çapraz tabakalanmalar yer almakta ve
yüksek enerjili bir akarsu fasiyesini temsil etmektedir.
Çalışma sahasında Fıçıtepe Formasyonu üzerine uyumsuzlukla Orta Eosen
yaşlı Soğucak Formasyonu gelmektedir (Şekil 2-5). Birim ilk defa Holmes (1961)
tarafından Kırklareli Formasyonu’nun Soğucak üyesi olarak adlandırılmış olup,
daha sonra Kasar vd. (1983) ve Sümengen vd. (1987) tarafından Soğucak
Formasyonu olarak tanımlanmıştır. Formasyonun tip kesiti Kırklareli’nin Soğucak
Köyü’dür (Temel ve Çiftçi, 2002). Soğucak Formasyonu çalışma alanının güney
batısında Taşlıca Tepe, Doğanlı Tepe, Taşlık Sırtı, Aktepe ve Baştepe’nin
güneydoğusunda Fıçıtepe Formasyonu üzerine uyumsuz olarak gelmektedir. Bu
çalışmada daha önce Fıçıtepe Formasyonu olarak değerlendirilen kiltaşı, marn ve
kumtaşı ardalanması şeklinde görülen istifin; çapraz tabakalanmalar, kamalanmalar,
49
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
merceksi yapılar gibi akarsu fasiyesi özelliklerinden ziyade, karbonatça zengin
kumtaşı ve çakıltaşlarından oluşan sığ denizel bir özellik sunması nedeniyle, bu
kesimler detaylı harita alımı sırasında ilk defa Soğucak Formasyonu’na dahil
edilmiştir. Buna göre, Soğucak Formasyonu; tabanda iri taneli kumtaşı, silttaşı ve
marndan oluşan bir istifle başlar, bu istifin üzerine sığ denizel ortamda çökelmiş
resifal kireçtaşları gelmektedir (Şekil 2-5). Çalışma alanı içindeki mostralarda
yapılan gözlemlerde, Orta Eosen yaşlı Soğucak Formasyonu’nu oluşturan
kireçtaşlarının dış renginin sarımsı, taze yüzeylerinin açık sarı ile beyaz arasında
değiştiği gözlenmiştir. Bu kireçtaşları fosil bakımından zengin (nummulit ve
peleycpod), kısmen masif kısmen tabakalı yapı gösteren, orta-iri gözenekli, erime
boşluklu ve bol çatlaklı bir yapı sergilemektedir. Bazı kesimlerde bileşenleri kavkı
olan breşlerden oluştuğu gözlenmiştir. Bu birim üzerinde yapılan paleontolojik
çalışmalar (Girit, 2008; Türkoğlu, 2008) ve daha önceki çalışmalara göre birim,
Orta Eosen yaşındadır.
Soğucak Formasyonu üzerine Geç Eosen (Temel ve Çiftçi 2002) yaşlı
Ceylan Formasyonu uyumlu olarak gelmektedir. Birim ilk defa Ünal (1967)
tarafından, Trakya Ceylan-1 kuyusunda Ceylan Şeyli olarak ifade edilmiş, ardından
Keskin (1974) tarafından Ceylan Formasyonu olarak tanımlanmıştır. Ceylan
Formasyonu’nun çalışma alanının güneyinde Sağrıtepe ve Dallıca Mevkii’ne kadar
uzanan kesimde görülmektedir (Şekil 2-5). Ayrıca çalışma alanının batısında Taşlık
Sırtı ve Dikmen Tepe’nin eteklerinde, Uğurlu Limanı’nın üst kesimlerinde Soğucak
Formasyonu’nun üzerinde uyumlu olarak mostra vermektedir. En yaygın
yüzleklerini Uğurlu Göleti’nin güney kısmı ve Şirinköy civarında vermektedir.
Ceylan Formasyonu çalışma sahasında; tüf, tüfit, kumtaşı ardalanması şeklinde
gözlenir. Bu birimler içerisinde kömür ara bantları bulunmaktadır. Tüfler; ince
tabakalı olup, sarı bej renklidirler. İstifin üst kesimlerine doğru tane boyu
incelmekte ve gri-yeşilimsi renkli laminalı şeyllere geçmektedir. Şeyller, ince
kumtaşı ara bantları ve tüf seviyeleri ile ardalanmalı olup; gri renklidir. Birim derin
denizel ortamı yansıtmaktadır.
Çalışma sahasında Ceylan Formasyonu üzerine uyumlu olarak Oligosen yaşlı
Mezardere Formasyonu gelmektedir. İlk kez Ünal (1967) tarafından adlandırılan
formasyon; Gökçeada’da geniş yüzlekler vermektedir (Şekil 2-5). Mezardere
Formasyonu çalışma alanının kuzeybatısında yer alan Genişdağ Tepe, Köklü
Tepe’de, doğuda ise Söğütözü eski yerleşim yeri, Erenkale ve Kırançal Tepe’nin
yamaçlarında, Şahinkaya mahallesinin güneyindeki yol yarmasının doğu kesiminde
kalan Top Tepe, Boyun Tepe, Parmak Tepe, İnce Tepe ve Otluca Tepe
yamaçlarından başlayıp, batıda İkiz Tepe ve Yarkaya Tepesi arasında uzanmakta ve
geniş düzlüklere yayılarak güney sahiline kadar devam etmektedir. Formasyon,
genellikle kumtaşı ve şeyl ardalanmasından oluşmakla birlikte, egemen olarak
kumtaşlarından oluşmaktadır. Kumtaşları; sarımsı gri, sert karbonat çimentolu,
ince-orta katmanlı, derecelenmeli ve laminalıdır (Kesgin ve Varol 2003). Şeyler ise;
mavimsi ve yeşilimsi gri, yüzeyde ufalanır topraksı, karbonatlı, ince laminalı ve ince
kiltaşı ara katkılıdır (Kesgin ve Varol 2003). Birim içerisinde gözlenen kum
50
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
barlarının varlığı (Temel ve Çiftçi 2002), alt kesimlerinin derin, üst kesimlerinin ise
sığ fasiyesi yansıtması (Kesgin ve Varol, 2003) ve kumtaşlarında ani yanal
değişimlerin ve dokusal farklılıkların gözlenmesi ortamın geçiş (delta) ortamı
olduğunu belirtmektedir.
Gökçeada’da Mezardere Formasyonu üzerine uyumlu olarak Orta Oligosen
yaşlı Osmancık Formasyonu gelmektedir. Osmancık Formasyonu, Kuzey
Trakya’da Osmancık Ceylan–1 petrol kuyularında görüldüğü için, Holmes (1961)
tarafından ilk defa Osmancık-Ceylan kumtaşları olarak adlandırılmış, ardından
Kasar vd. (1983) tarafından Osmancık Formasyonu olarak tanımlanmıştır.
Çalışma alanında Osmancık Formasyonu’nunu oluşturan birimler kumtaşı,
çakıltaşı ve yer yer şeyllerden oluşmaktadır. Delta ortamında oluştuğu düşünülen
birim, Adanın KD sunda Kuzu Limanı’ndaki ideal kesitinde kumtaşı-şeyl
ardalanması şeklinde izlenmektedir. Bu birimde yeralan kumtaşlarının dış yüzey
rengi sarı, iç yüzey rengi gri-beyazımsı, orta kaba taneli içerisinde kuvars parçaları,
feldispat içeren ve bazı kesimlerde çakıltaşlarına yanal geçişler sunan dayanımı
yüksek bir kumtaşından oluşmaktadır (Şekil 2-5). Birim içerisinde ince kömür
seviyeleri gözlenmiştir. Osmancık Formasyonu içinde yer alan çakıltaşları ise bazı
kesimlerde tane destekli bazı kesimlerde matriks destekli olup, dış yüzey rengi
kırmızı, taze yüzey rengi açık kırmızı renkli olup, demiroksit çimentolu birimlerden
oluşmaktadır. Yapılan arazi çalışmalarında kumtaşı ile konglomeralar arasında
gözlenen keskin geçişler, derecelenmeler ve yelpaze şeklindeki akıntı izleri,
ortamsal yorumda kolaylık sağlamıştır. Şeyl egemen olan seviyelerde bulunan ince
kumtaşı tabakalarında iz fosillerinin yoğun olarak izlendiği belirtilmektedir (Temel
ve Çiftçi, 2002). Gelibolu Yarımadası ve Gökçeada’da yüzlekler veren Osmancık
Formasyonu’nun yaşı, gerek stratigrafik konumuna göre, gerekse Trakya
Havzası’nda saptanan yaşlandırmalara dayanarak, Geç Oligosen olarak
belirlenmiştir (Siyako vd. 1989).
Çalışma alanında Osmancık Formasyonu üzerine Geç Oligosen yaşlı
Armutburnu Formasyonu uyumlu olarak gelmektedir. Bu formasyon ilk defa Shell
(1969) tarafından Gelibolu Yarımadası’nda tanımlanmıştır. Armutburnu
Formasyonu çalışma sahamızda, Delice Sırtı ve çevresinde küçük bir alanda yüzlek
vermektedir (Şekil 2-5). Çalışma alanında Armutburnu Formasyonu litolojik olarak
kumtaşı ve çakıltaşı olmak üzere iki temel birimden oluşmaktadır. Bu birimler,
birbirleri ile ardalanmalı olarak bulunurlar. Kumtaşları; sarımsı-bej renkli, ince-orta
taneli ve dayanımsızdırlar. Çakıltaşları ise, orta-kaba taneli olup çapraz
tabakalanma göstermesinden dolayı akarsu ortamını karakterize etmektedirler.
Bölgede kumtaşlarında da oygu-dolgu yapıları ve derecelenmeler gözlenmiştir.
Gökçeada’da Armutburnu Formasyonu içerisinde gözlenen turba seviyelerinden
alınan palinoloji numunelerinin değerlendirilmesi sonucu birime Geç Oligosen
yaşını öngörülmüştür (Temel ve Çiftçi 2002).
Çalışma sahasında geniş yayılımlar sunan volkanitler (Şekil 2-5), Gevrek
vd. (1986) tarafından ik defa Ayvacık Volkanikleri olarak isimlendirilmiş olup,
birim kendinden yaşlı birimleri keserek yerleşirken, Geç Oligosen yaşlı
51
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Armutburnu Formasyonu üzerine bazı yerlerde uyumsuz olarak geldiği ilk defa bu
çalışmada gözlenmiştir. Çalışma alanında gözlemlenen volkanik kayaçlar;
andezitler, tüfler ve aglomeralardır. Andezitler; orta dayanımlı olup, porfiritik
dokuda, içerisinde plajiyoklaz, amfibol ve biyotit minerallerinden oluşurlar. Bu
kaya türü içerisinde iri beyaz renkli plajiyoklazlar, altıgen şekilli amfiboller,
prizmatik şekilli biyotitler fenokristaller halinde bulunurken; kristalleri bağlayan gri
renkli volkan camı da hamur olarak yer almaktadır. Fenokristal ve camsı hamurun
porfirik doku oluşturduğu andezitlerin altere olmuş dış yüzeylerinde grimsi
kahverenge sahipken, taze yüzeyleri açık gri renge sahiptir. Kalkalkalen bir
magmatizmanın ürünü olan andezitler karasal ortamda kendinden yaşlı birimleri
keserek yüzeylenmiştir. Bu birim üzerinde tektonizmaya bağlı olarak gelişmiş bol
miktarda eklem ve çatlak sistemleri gözlenmektedir. Tüfler ile aglomeralar,
andezitlere nazaran daha düşük kotlarda gözlenmiştir. Tüfler; altere yüzeyi grimsi
renkli, taze yüzeyi sarı bej renklidir ve kötü dayanımlıdır. Aglomeralar ise,
çimentosu içerisinde taneli olup kötü boylanmalı ve kötü yuvarlaklaşmış olarak
gözlenmiştir. Ayvacık volkanitleri, stratigrafik ilişkileri dikkate alındığında, Geç
Oligosen-Geç Miyosen aralığında bir yaşa sahiptirler.
Çalışma sahasında alttaki tüm yaşlı birimlerin üzerine uyumsuzlukla yatay
konumlu Geç Miyosen yaşlı Kirazlı Formasyonu (Saltık 1974) gelmektedir. Kirazlı
Formasyonu çalışma sahasının güneydoğusunda Uğurlu Köyü ile Sağrı Tepe
arasında kalan bölgede ve Aktepe mevkiinde yüzlek vermektedir. Bu birim çalışma
sahasında; beyazımsı sarı ve gri renkli, orta-kalın tabakalı, yoğun kuvars ve az
miktarda mika mineralleri içeren iyi boylanmış, dokusal olgunluğu gelişmiş, zayıf
çimentolu, ince taneli kumtaşları ve bunlarla ardalanan şeyl ve çakıltaşı
seviyelerinden oluşmaktadır. Formasyonun taban kesimlerinde ise, polijenik
kökenli orta-iri boyutlu çakıltaşları yer almaktadır. Birim, denizel bir ortamda
oluşmuştur. Bölgedeki en genç oluşuklar Kuvaterner yaşlı alüvyonlar ve yamaç
molozlarıdır (Şekil 2-5).
Gökçeada’nın tektonik gelişimini belirlemek amacıyla çalışma sahasında
yüzeyleyen jeolojik birimlerin tabakalanmaları ile bu birimler içerisinde gelişen
eklem ve çatlaklardan ölçümler alınmıştır. Bu verilerin Wullf ağı alt yarım
küresinde değerlendirilmesi sonucunda; tabaka durumlarının, KB-GD doğrultulu
bir sıkışma rejimi altında, çoğunlukla DKD-BGB doğrultusunda uzandığı ve GB
ile KD eğimli oldukları belirlenmiştir. Bölgesel ölçekli olan bu sıkışma rejimiyle
deforme olmuş jeolojik birimlerden derlenen eklemlerin ise çoğunlukla makaslama
ve tansiyon türü eklemler oldukları sonucuna varılmıştır (Şekil 3). Ayrıca, adanın
GB sında Uğurlu Köyü’nün doğusunda, yaklaşık 2 km uzunluğunda, 200 m atıma
sahip ve K500D doğrultulu olarak uzanan sağ yanal doğrultu atımlı bir fay tespit
edilmiştir (Şekil 2-3). Bunun yanısıra çalışma sahası içerisindeki genç birimlerde bir
çok doğrultu atımlı ve normal faylanmalar gözlenmiştir. Yine bu rejim içerisinde,
Geç Miyosen’de oluşmaya başlayan Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolu, Saros
Körfezi’nden denize girmekte ve Gökçeada’nın hemen kuzeyinden DKD-BGB
doğrultunda geçerek Ege Denizi içerisine uzanmaktadır. Gökçeada ve çevresinin
52
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
son yüzyıldaki deprem aktivitesine bakıldığında ise, 4.0 den büyük üç depremin
varlığı bilinmektedir. Adanın kuzeydoğusunda ve kuzeyinde episantırları denizin
içinde olan; 27.03.1975 tarihli 4.1 büyüklüğünde, 12.10.1991 tarihli 4.8
büyüklüğünde ve 09.09.1999 tarihli 5.0 büyüklüğündeki depremlerin
(www.sayısalgrafik.com/deprem-Bounkoeri kayıtları), Kuzey Anadolu Fay
sisteminin gelişimiyle ilişki depremler oldukları düşünülmektedir. Tüm bu veriler,
KB Anadolu’da Senozoyik’ten beri etkin olan KB-GD doğrultulu sıkışma
rejiminin günümüzde de devam ettiğini göstermektedir.
Gökçeada’nın yukarıda anlatılmaya çalışılan jeolojik özelliklerinin ekonomik
olarak bazı değerlere sahip oldukları da gözlemlenmiştir. Özellikle Eosen ve
Oligosen yaşlı birimler içerisindeki bazı kömürlü düzeyler dikkati çekmektedir. Bu
kömürlerin kalori değerleri gözönüne alınıp değerlendirilebilir. Ayrıca, KD-GB
uzanımlı sedimanter birimlerde yerüstü ve yeraltı su havzalarının bolluğu dikkati
çekmektedir (Şekil 1b). Bu kapsamda adada 5 adet gölet yer almaktadır. Adanın en
yaygın yüzleklerine sahip olan andezitler ve sadece Tuzla bölgesinde iyi yüzlek
sunan karasal kumtaşları, adanın doğal dengesini bozmamak koşuluyla, yapı ve
inşaat sektöründe kullanılabilir niteliktedir. Bunların dışında, Temel ve Çiftçi
(2002) tarafından ifade edilen ve deniz sondajlarıyla desteklenen, Ege Denizi’ndeki
hidrokarban potansiyeli de dikkat çekici bir değer olarak durmaktadır.
Teşekkür
Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin 1/25000 ölçekli jeolojik harita alımı ile ortaya
çıkarılmasını hedefleyen bu çalışmalarımız, 2007-2008 yılları yaz aylarında Saha
Jeolojisi dersi harita kampı uygulamasını alan Jeoloji Mühendisliği Bölümü
öğrencilerilerimize vermiş olduğumuz eğitim-öğretim süreci içerisinde
derlenmiştir. Bu çalışmalara katılan öğrencilerimize teşekkür ederiz.
KAYNAKÇA
Akartuna, M.,
1950 İmroz Adasında Bazı Jeolojik Müşahadeler, Türkiye Jeoloji Kurumu Bült; 2, 9-17.
Avşar, N.,
2002
Gökçeada, Bozcaada ve Çanakkale Üçgeni Kıta Sahanlığı (KD Ege Denizi); Bentik
Foraminifer Dağılımı ve Taksonomisi, Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve
Araştırma merkezi Bülteni 26, 53-75.
Druitt, C.E.,
1961 Report on the petroleum prospects of Thrace Turkey, Turkish Gulf Oil Co., TPAO Arama
Grubu Arşivi, Yayınlanmamış Teknik Rapor, 1427.
Ercan, T., Safir, M., Steinitz, G., Dora, A., Sarıfakıoğlu, E., Adıs, C., Walter, H.J. ve
Yıldırım, T.,
1995 Biga Yarımadası ile Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adalarındaki (KB Anadolu) Tersiyer
Volkanizmasının Özellikleri, MTA Dergisi, 117, 55-86.
Gevrek, A., Şener , M. ve Ercan, T.,
1986 Çanakkale Tuzla Jeotermel Alanının hidrotermal alterasyon etüdü ve volkanik kayaçların
petrolojisi, MTA derg., 103/104, 55-81
Girit, M. A.,
53
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
2008 Erken Tersiyer Stratigrafisi ve Paleontolojisi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Yayınlanmamış Bitirme Tezi.
Holmes, A.W.,
1961 A stratigraphıc rewiew of Thrace, TPAO Arama Grubu Arşivi. Yayınlanmamış Teknik
Rapor, 368.
Kasar,S., Bürkan, K., Siyako, M. ve Demir, O.,
1983 Tekirdağ–Şarköy-Keşan–Enez bölgesinin jeolojisi ve hidrokarbon olanakları, TPAO Arama
grubu Arşivi, Yayımlanmamış Teknik Rapor, 1771,71.
Keskin, C.,
1974 Kuzey Trakya Havzasının stratigrafisi, Türkiye 2. Petrol kongresi tebliğler kitabı, 137163
Kesgin, Y. ve Varol, B.,
2003 Gökçeada ve Bozcaada’nın Tersiyer Jeolojisi, MTA Dergisi, 126, 49-67.
Koral, H., Öztürk, H., Hanilçi, N.,
2008 Tectonically induced coastal uplift mechanism of Gökçeada Island, Northern Aegean Sea,
Turkey, Quaternary International.Article in press.
N.V. Turkse Shell.,
1969
I numaralı Marmara petrol bölgesinde AR/NTS/832,833,835,836,997,998 hak sıra
numaralı arama ruhsatlarına ait terk raporu, TPAO Arama Grubu Arşivi, Yayımlanmamış
Teknik Rapor, 769.
Saltık, O.,
1974 Şarköy-Mürefte sahaları jeolojisi ve petrol olanakları, TPAO Rap. 879, Yayımlanmamış.
Siyako, M., Bürkan, K.A. ve Okay, A.,
1989 Biga ve Gelibolu Yarımadalarının Tersiyer jeolojisi ve hidrokarbon olanakları, TPJD bülteni,
v. 1/3, 183-199.
Sfondrini, C.,
1961 Surface geological report on AR/TGO/1/538 and 537 (Eceabat and Çanakkale areas,
TPAO Arama Grubu Arşivi, Yayınlanmamış Teknik Rapor, 1429.
Sümengen, M.,Terlemez, İ., Şentürk, K., Karaköse, C., Erkan, N.E., Ünay,E., Gürbüz, M.
ve Atalay, Z.,
1987 Gelibolu Yarımadası ve Güneybatı Trakya Tersiyer havzasının stratigrafisi, sedimantolojisi ve
tektoniği, MTA Genel Müdürlüğü, Jeoloji Etütler Dairesi, Yayımlanmamış Teknik Rapor
2121, 337.
Temel, R. ve Çiftçi, B.,
2002 Gelibolu Yarımadası, Gökçeada ve Bozcaada ve Tersiyer Çökellerinin Stratigrafisi
ve Ortamsal Özellikleri, TPJD Bülteni, Cilt 14, Sayı 2, 17-40.
Türkdoğan, O. K.,
2008 Erken Tersiyer Stratigrafisi ve Paleontolojisi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Yayınlanmamış Bitirme Tezi.
Ünal O.,
1967 Trakya jeolojisi ve petrol imkanları, TPAO Arama Grubu Rap. no. 391 Yayımlanmamış.
Yıldız, A. ve Toker, V.,
2001 Gökçeada-Bozcaada-Çanakkale (KD Ege Denizi) Üçgenindeki Dip Sedimanlarında Güncel
Diatomalar, Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Bülteni,
24, 53-69.
54
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şekil 1a. Çalışma alanının yer bulduru haritası.
Şekil 1b. Gökçeada’nın drenaj haritası.
55
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şekil 2. Çalışma alanının jeoloji haritası.
Şekil 3. Çalışma alanının üç boyutlu yükseklik modeli üzerine serilmiş jeoloji
haritası. Harita dışındaki alanlarda jeolojik birimlerden ölçülen tabaka ve eklem
sistemlerinin konumları Wullf ağı alt yarımküresi üzerinde gösterilmiştir.
56
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şekil 4. Gökçeada’nın genelleştirilmiş dikme kesiti.
57
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şekil 5. Çalışma alanındaki jeolojik birimlerin ilişkilerini anlatan jeolojik enine
kesitler.
58
ANTİK ÇAĞDA GÖKÇEADA
Çiğdem ÖZBEK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Arkeoloji Bölümü
ÖZET
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada (Imbros), Megaloi Theoi / Büyük Tanrılar
/Samothrake Tanrıları olarak da bilinen Kabeiroi’a adanmış en büyük ikinci kutsal
alana sahip olmasıyla antik çağda önemliydi. Söz konusu kutsal alanın yani
Kabeirion’un lokalizasyonu için öneriler mevcuttur. Öte yandan varlığı bilinen Hermes
Tapınağı,19.yy. sonunda Fredrich ve Conze tarafından adanın kuzeyinde
konumlandırılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Gökçeada, Imbros, Kabeiroi, Megaloi Theoi, Hermes Imbramos
ABSTRACT
Imbros (Gökçeada), the biggest island of the modern Republic of Turkey, is in the
northern Aegean Sea at the mouth of Dardanelles. Literary sources state that the
Sanctuary of the Kabeiroi (also known as Megaloi Theoi- Great Gods or the
Samothracian Gods) on Imbros (Gökçeada) was the second most important cult center,
being surpassed only by the sanctuary on Samothrace. As for the location of Kabeirion, it
is very probable that one should focus on the Roxado Valley; to be more specific, where the
relatively modern monastery of Ayios Konstantinos used to be in the beginning of the last
century. The temple of Hermes, on the other hand, was located on the north of the island
by Fredrich and Conze in the late 19th century. There used to be the monastery of Ayios
Dimitrios that also did not survive to our day. Apart from these two major cults, we also
know that there were some other gods, goddesses, and deities were being worshipped and
honored by Imbrians. In this modest essay, we would like to give some idea on the
religious background of Imbros (Gökçeada), base on the literary, epigraphic, and
numismatic evidence, in the classical antiquity.
Keywords: Gokceada, Imbros, Kabeiroi, Megaloi Theoi, Hermes Imbramos
Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, ya da antik dönemde bilinen ismiyle
İmbros, “Trakya Denizi”1 de denilebilen kuzey ege’de Çanakkale Boğazı’nın
ağzında yer alır. En yakın komşuları Bozcaada (Tenedos), Semadirek (Samothrake),
ve Limni’dir (Lemnos).Hellen mitolojisinde Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayının
Semadirek ve Gökçeada arasında, denizde olduğuna inanılırdı. Homeros’da ise
Poseidon’un kanatlı atlarının barındığı ahırların Bozcaada ve Gökçeada arasında
olduğunu görürüz (İlyada 13.32–35; 24.78). Yine Homeros, adanın sarp coğrafî
1
Plinius, V, 23,7.
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
yapısını παιπαλόεσσα sıfatıyla tanımlarken;2 denizciler için de büyük önem taşıyan,
bir “organize/düzenli kent” olduğuna dikkat çeker.3
Imbros adı köken olarak Hellence olmayabilir.4 Bunu destekler nitelikteki
edebî kanıt ise Herodotos ve Strabon’da bulunabilir:5 Bu iki antik yazar, Lemnos
gibi, Imbros’un da Hellenler gelmeden önce Pelasgların vatanı olduğunu söyler.
Oberhummer ise İ.ö. 6. yy.a ait ve Lemnos’da bulunmuş, Hellen alfabesiyle Pelasg
dilinde yazılmış bir yazıtı antik kaynakları destekleyen kanıt olarak ortaya
koymuştur.6 Daha geç bir antik yazar olan Byzantium’lu Stephanus ise adayı şöyle
tanımlamıştır: “Imbros, bir Trakya adasıdır; Kabeiroi ve Karialıların Imbramos
dedikleri Hermes’in kutsal yeridir. Bir kenttir. Halkına Imbroslular denir.”7
Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Halime
Hüryılmaz’ın yürüttüğü sistematik kazılarla, adanın prehistorik dönem içindeki yeri
önemli bir biçimde açığa çıkmaktadır. Ancak adanın Klâsik Çağlara dair tarihçesi arkeolojik verilerin kısıtlı/eksik olması nedeniyle- yazılı kaynaklara dayanarak
ortaya konulmaktadır.
Tarihte Imbros’a dair en eski kayıt, Lemnos’la beraber adanın İ.ö. 512
yılında Pers kumandan Otanes’e teslim oluşu hakkındadır.8 Perslere karşı verilen
mücadele sırasında Atina, Imbros’un askerî ve ekonomik önemini fark eder. İ.ö.
493 civarında, Genç Miltiades9 adayı Atina idaresine alır.10 Böylelikle Imbros bir
Atina “klerukhluğu” olur. Atinalıların İ.ö. 5. yy.da adaya ayak basmalarıyla (İ.ö. 5.
yy) artık yeni bir dönem açılır.11
Hellen-öncesi ada halkının tanrıları, inançları ve adetleri ile Atina’dan
gelenlerin inanışları da kaynaşır: Athena Polias, Zeus ψιστος, Apollo Patroos,
Asklepios, Nemesis, Oniki Tanrı,12 Dionysos, Artemis ve Kore.13 Hellen tanrıları
ile yerel tanrılar birleşir; bu duruma en güzel örnek Hermes Imbramos’tur.
İlyada 13.32–35; 24.77–79.
İlyada 14.281.
4 Fick 1905, 65; Özbek 2004, 168, dipnot 11.
5 Özbek 2004, 174, Y 8 ve Y 9.
6 Oberhummer 1898, 293.
7 Özbek 2004, 168.
8 CAH IV, 214: “… Otanes, Byzantium ve Khalkedon’u yeniden ele geçirdikten sonra,
küçük bir Hellen filosuyla Lemnos ve Imbros’a boyun eğdirir…”
9 Genç Miltiades, İ.ö. 524/523 yılında Peisistratlar tiranlığının eponymous archon’udur. Trakya
Khersones’inde ilk yerleşimi kuran ve Gelibolu Yarımadası boyunca bir duvar yaptırıp,
Kardia, Krithote, Madytus, Paktye, Sestus ve Elaeus’u Apsinthii’ye karşı birleştiren Yaşlı
Miltiades’in yeğenidir (Herodotos VI, 34–37, 103; 35–40). Genç Miltiades de Trakya
Khersonesi’nde İ.ö. 516/510–496/493 arasında hüküm sürmüştür.
10 Özbek 2004, 169.
11 Klerukh ve klerukhy için bkz. Parker 1994: 341.
12 Oniki Tanrı “klerukhların koruyucusu” olarak bilinir, bkz. Andreou 1991, 97.
13 Adada bulunmuş kimi paralar üzerindeki betimlerde Artemis ve Kore görülmektedir.
2
3
60
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
“Antik çağda Gökçeada” derken, Kabeiroi kültü14 bir adım öne çıkar.
Önemli gizem kültlerinden olan Kabeiroi, ağırlıklı olarak Kuzey Ege’de Semadirek
(Samothrake), Gökçeada (Imbros), ve Limni’de (Lemnos); kıta Hellas’ta ise Thebai
yakınlarında bulunan kutsal alanlarda tapınım görmüştür. Bu üç ada arasında,
Samothrake’dekinden sonra en önemli “Kabeiroi Kutsal Alanı” yani Kabeirion
Imbros’dadır (Res. 1).15 Konuyla ilgili olarak Strabon, Kabeiroi’un “en fazla
Imbros ve Lemnos’da onurlandırıldığını” söyler ve “Troas Bölgesi’ndeki farklı
kentlerde de bu tanrıların tapınım gördüğünü” ekler.16 Iamblikhus, “Pythagoras’ın
Yaşamı” isimli eserinde Imbros’ta mistik ayinlerin yapıldığını anlatır.17
Samothrake’de bulunmuş olan arkeolojik ve yazılı kaynaklar, burada Büyük
Tanrılar (ya da Samothrake Tanrıları) onuruna düzenlenen gizemlerin, antik
dünyada Eleusis’den sonra en bilinen gizem kültü olduğunu ortaya koyar (Res. 2).
Yukarıda da bahsedildiği gibi, bu tanrıların en önemli kutsal alanı Samothrake’de
bulunmaktadır.
Imbros’luların kutsal alandaki törenlere katılmaları için
Samothrake’ye theoroi yolladıkları bilinmektedir.18 Hemberg’in de dikkat çektiği
üzere, söz konusu tanrıların Imbros’ta hangi isimle anıldığı tam anlamıyla net
değildir. Imbros kökenli yazıtlarda bu tanrılar şöyle geçmektedir: toĩς θεοĩς toĩς
Μεγάλοις19 veya θεοĩς Μεγάλοις ,20 ya da θεοì Μεγάλοι, θεοì Δυνατοί, 'Ισχυρροί.
Imbros’dan gelen nümismatik kanıtlar ışığında, Kabeiroi’un dört yerine iki
tanrıdan ibaret olup olmadığı sorusu ortaya çıkmaktadır.21 Bununla beraber, ada
sikkelerinde gördüğümüz Dioskuroi kepleri (Res. 3) ile sınırlı kalarak, kesin bir
yargıya varmak hatalı olacaktır.
Bir zamanlar Bademli (Gliki) Ayios Andreios Manastırı’nda bir kapının
üstünde yer alıp, bugün Louvre’da bulunan özel bir yazıt, bu konuda dikkate değer
Samothrace 4, ii, 125. Kabeiroi, Megaloi Theoi/Theoi Megaloi olarak da bilinir. Bazen bu
tanrılara “Samothrake Tanrıları” da denilir. Mitolojik karakterler olan Dardanus ve
Iasion’un kimi zaman Kabeiroi diye anıldığı da vakidir. Kabeiroi’un 4 tanrıdan oluştuğu
düşünülmektedir: Axieros (Demeter/Rhea/Electra), Axiokersos (Hades/Zeus), Axiokersa
(Harmonia/Persephone/Kore) ve Kadmos (Kadmilos/Kasmilos/Hermes). Axieros ve
Axiokersos’un evliliğinden doğan Axiokersa. Axiokersa, Kadmos’la evlidir.
15 Nilsson 1950, 350.
16 Strabon, 10.3.21.
17 Iamblichus 28.151.
18 IG XII, 8, 216. Ayrıca bkz. Dimitrova 2008 (baskıda).
19 IG XII, 8, 51.
20 IG XII, 8, 71: Mermer bir güneş saati üzerinde, Büyük Tanrılar’a adak yazıtı. İ.ö. 2. yy.a
tarihlenmiştir: “Hegesinos oğlu Lysagoras, Phyle üyesi, Büyük Tanrılar’a. (adamıştır).”
IG XII, 8, 72. Beyaz mermerden küçük bir kaide üzerinde yer alan bu yazıt şöyle tercüme
edilmektedir: “Berenikidai’dan Akhaios oğlu Akhaios, Khares oğlu Diodoros rahip iken,
Büyük Tanrılar’a adak olarak...”
IG XII, 8, 73: “Steinia’lı Epikhares oğlu Epikhares rahip iken, Titus Annaeus Primus
kendi parasıyla stoaları onartmış ve Büyük Tanrılar’a adamıştır.”
21 Özbek 2004, 173.
14
61
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
bir kanıt sunar (Res. 4).22 Tanrılara bir sesleniş niteliğindeki yazıtın tercümesi
şöyledir: “Büyük Tanrılar, kudretli tanrılar, güçlü ve Kasmilos, efendi, ata tanrılar,
Koios, Kreios, Hyperion, Iapetos, Kronos.” 23
Hermes’in (Kadmos?) ise Kabeiroi’dan biri olup olmadığı net değildir;
bununla beraber, Conze ve Fredrich adanın kuzeyinde, eskiden Ayios Dimitrios
Manastırı’nın bulunduğu noktada bir Hermes Tapınağı olduğunu iddia etmektedir
(Res. 1). Hermes Imbramos Imbros sikkelerinde sık görülen bir betimdir: N 10,24
N 11- N 22,25 N 23,26 N 33,27 N 34,28 N 3529 ve N 3930. Bu sikkeleri adadaki
Hermes tapınımının varlığına somut kanıtlar olarak kabûl etmek yanlış
olmayacaktır (Res. 5).31 Ayrıca, edebî kaynaklar ve yazıtlar da bu doğrultudadır: L
2,32 S 1,33 S 5,34 S 13,35 I 2,36 I 337 ve I 438.
Adada tanrıça Kybele’ye de tapınılmıştır. Strabon, Kybele ile Kabeiroi
arasında bir bağ kurulabileceğini söyler.39 Yüzey buluntusu olarak kimi Kybele
heykelcikleri/figürinleri ele geçmiştir.40 Yine de en önemli kanıt Imbros kökenli
olup, yukarıda da bahsettiğimiz bir yazıttır.41
22
Hemberg 1955, 15; Özbek 2004, 176; IG XII, 8, 74: Bugün Louvre Müzesi’ndedir.
Özbek 2004, 176, Y 8. Koios, Kreios, Iapetos, Hesiodos’un Theogonya’sında Kronos’un
erkek kardeşleri olarak söz edilen üç titan’dır.
24 Özbek 1997, 52; Sallet 1888, 275, No. 9025; Cop. 952–957 (SNG, The Royal Collection
of Coins and Medals, Danish National Museum, Copenhagen 1942 -1979); Kroll 1993,
178: İ.ö. 276/261 – İ.ö. 167 arasına tarihler; Kleiner 1976, 20, No. 1 (B 20:9).
25 Özbek 1997, 52; Sallet 1888, 275-6.
26 Özbek 1997, 53; Sallet 1888, 276, No. 390/1884.
27 Özbek 1997, 55, Lev. 23.3; Imhoof-Blumer 1883, 49; Sallet 1888, 278, No. 388/1884.
28 Özbek 1997, 55; Sallet 1888, 278, 1179/1878.
29 Özbek 1997, 55; Sallet 1888, 278, 1178/1878.
30 Özbek 1997, 56; Burnett, A., M. Amandry and P.P. Ripollès 1992, 317.
31 Özbek 2004, 175; 181, Fig. 2.
32 Eustathius, Commentarii, 524, bkz. Özbek 2004, 173, AY 2.
33 Özbek 1997, 58, Lev. 52, 53.1.
34 Özbek 1997, 59, Lev. 14.1.
35 Özbek 1997, 62, Lev. 18.1.
36 Özbek 1997, 68; IG XII, 8, 52. Bu yazıt, İ.ö. 2. yy.a tarihlenebilir. Orthanes için bkz.
Parker 345–346.
37 Özbek 1997, 69; IG XII, 8, 67. Bugün British Museum’da bulunan yazıt, İ.ö. 4. yy.a
tarihlenmektedir. Yazıtın çevirisi için bkz. Özbek 2004, 176, Y 3.
38 Özbek 1997, 69; Özbek 2004, 176, Y 4; IG XII, 8, 70: “Kharidemos oğlu Philip’in
rahipliği döneminde, kabûl edilmiş üyeler bunu Hermes’e [adadı].” Eskiden Ayios
Dimitrios Manastırı’nda bulunan ve kymationla bezeli bu yazıt İ.ö. 2. yy.a tarihlenmektedir.
39 Strabon 10.3, 15.
40 Bu figurinlerden bazıları, adalı Melih Özaltıner’ın özel koleksiyonunda görülebilir, bkz.
Özbek 1997, Lev. 19.1. Conze de adada bulunmuş “eine thronende Kybele” (tahtta
oturan Kybele) figüründen bahseder, bkz. Conze 1860, 90, Pl. XV, No. 8.
41 IG XII, 8, 51. Mermer, Kaleköy’de bulunmuş (Kastro) ancak bugün Berlin’de, yaklaşık
olarak İ.ö. 300–230 yılları arasına tarihlenmektedir. Kutsal Alan’dan söz etmesi ile bizim
23
62
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Kabeiroi, Hermes ve Kybele kültlerine ek olarak, özellikle yazıtlar ve kimi
paralar ışığında Gökçeada’da Hermes Agoraios,42 Zeus Hypsistos (Ulular ulusu
Zeus),43 Athena Parthenos,44 Apollon Patroos,45 Avcı Artemis,46 Dionysos,47
Asklepios,48 Tyche Demokratia49 ve Nemesis50 gibi tanrı/tanrıçaların da
onurlandırıldığını rahatlıkla söylemek mümkündür.
Kuşkusuz ki hem Kabeirion hem de Hermes Imbramos Tapınağı’nın
konumu hakkında daha net ve kesin bir yargıya varmak için somut kanıtlara
ulaşmak lazımdır. Bununla beraber, sonuç olarak söyleyebileceğimiz en net yargı,
Imbros yani Gökçeada’nın, kökleri Hellen öncesine inen Kabeiroi ve Hermes
Imbramos için önemli bir kült merkezi olduğudur.
için önemli bir yazıttır (SEG XVI. 518, XXVI. 1024, XL. 715): “Onlar ve soylarından
gelenler bundan sonra Imbros’lu olacaklardır ve kutsalları tıpkı diğer Imbroslular gibi
paylaşacaklardır. ‘Tahsildarlar’ bu dekrette yazanların hiçbirini yapmazsa ya da kanunlara
uymazlarsa, her biri Büyük Tanrılara 100 drahmi ödesin.” Daha sonra yazıtta bu
tahsildarların (practores) isimleri okunur. Yazıt şöyle devam eder: “ve Ktesikrates’in archon
olduğu dönemde Kutsal Alan’a ait aşağıdaki şeyleri incelediler…”. İkinci sütunda bunlara
ek olarak (sat. 17–18), büyük olasılıkla Büyük Tanrılar Kutsal Alanı’na bağlı bir başka
kutsal alandan daha söz edilmektedir: “Tanrıça’nın kutsal alanına ait paradan - 5330
drahmi”. Buradan itibaren Tanrıça’ya ait malların dökümü verilmektedir (ayrıca bkz. SEG,
XVI.518). Dworakowska 1976: 43-46’da yazıtın 21. satırını yorumlar.
42 Bkz. dipnot 29.
43 Özbek 1997, 73; IG XII, 8, 78.
Conze 1860, 90: Atina’da Pnyx’de Roma Dönemi’nde, bu külte ait bir “yer” olduğunu
söyler.
44 Özbek 1997, 50; Sallet 1888, 274, no. 4583; Sallet 1888, 274; Head 1991, 261; İ.ö. 350
yılından az sonraya tarihlenir.
45 Özbek 1997, 78; IG XII, 8, 102; Conze 1860, 88. Κηττός’lu, aynı zamanda Apollon
Patroos rahibi olan bir Atina vatandaşına ait mezar yazıtıdır.
46 Özbek 1997, 54; Sallet 1888, 277, no. 1347/1878.
47 Özbek 1997, 72; IG XII, 8, 76. Dionysos’a adak yazıtı, İ.ö. 4.yy.a tarihlenmektedir.
48 Özbek 1997, 72; IG XII, 8, 77. Olasılıkla Asklepios’a adanmış bir sunak üzerindeki yazıt;
İ.ö. 4. yy.a tarihlenmektedir.
49 Özbek 1997, 73–74; IG XII, 8, 80. Arassia Dağı üzerinde Conze tarafından bulunup,
Ayia Panagia, Kilisesi’ne getirilmiştir, bkz. Conze 1860, 93, Lev. XVII, no. 2.
50 Özbek 1997, 73; IG XII, 8, 79.
İntikam tanrıçası Nemesis’in adı geçen yazıt;
Gökçeada’daki bir yapıdan gelmiştir: “Nemesis rahibi ve… (burada isimler verilmiştir)
[onunla] ilgilendi.”
63
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKÇA
Hesiodos
1993. Works and Days and Theogony, Çev. S. Lombardo .
Iamblichus
1818
Life of Pythagoras or Pythagoric Life, Çev. T. Taylor, London.
Strabon
1954
The Geography of Strabo, editör H. L. Jones, Cambridge ve London.
Andreou, I. and I.
1991
“Η ̉́Ιμβρος στιν ̉́Αρχαιοτήτα”, Α
̉ ρχαιολόγια 41: 92–100.
Burnett, A., M. Amandry, ve P.P. Ripollès.
1992. Roman Provincial Coinage. Vol. I, From the death of Caesar to the death of Vitellius (44 BC
– AD 69), Part I. Londra ve Paris.
CAH IV J. B. Bury, S. A. Cook, F. E. Adcock (Yay. Haz.)
1926. The Cambridge Ancient History Vol. IV, The Persian Empire and the West.
Conze, A.
1860
Reise auf den Inseln des Thrakischer Meeres, Hannover.
Dimitrova,
2008
“Theoroi and Initiates in Samothrace”, Hesperia Supplement 37, The American
School of Classical Studies at Athens (baskıda).
Dworakowska, A.
1976
“Note on the Greek Terminology for Abrasive Stones.” Archpolon 27: 43-49.
Fick, A.
1905. Vorgriechische Ortsnamen als Quelle für die Vorgeschichte Griechenlands. Göttingen.
Fredrich, C.
1908
“Imbros.” AM XXXIII: 82-112.
Fredrich, C.
1915
Vor dem Dardanellen, auf altgriechischen Inseln und auf dem Thasos. Berlin.
Head, B. V.
1991
Historia Numorum, Second Edition, Amsterdam.
Hemberg, A.
1950.Die Kabiren. Uppsala.
Hemberg, A.
1955
̉Άναξ, ̉Άνασσα und ̉Άνακες. Uppsala.
IG XII, 8
1909
Inscriptiones Graecae, vol. XII, fasc. 8: Inscriptiones Insularum Maris Thracici, edited by
C. Fredrich, Berlin.
Imhoof-Blumer, F.
1883
Monnaies Grecques. Académie Royale Néerlandaise des Sciences. Paris.
Kleiner, F. S.
1976. “The Agora Excavations and Athenian Bronze Coinage, 200–86 BC.” Hesperia
45, 20.
Kroll, John H.
1993
“The Greek Coins”. The Athenian Agora, cilt XXVI, The American School of
Classical Studies at Athens, Princeton, New Jersey.
Nilsson, M. P.
1950
Geschichte der Griechischen Religion, Vol. II: Die Hellenische und Römische Zeit. Munich.
Özbek, Ç.
64
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
1997
The Sanctuary of the Kabeiroi and the Worship of Hermes on Imbros, Yüksek Lisans Tezi,
Cornell University, Ithaca NY, A.B.D.
Özbek, Ç.
2004 “Imbros Adası’ndaki Kabeiroi Kutsal Alanı ve Hermes Tapınımı,”
Anadolu/Anatolia Ek Dizi/Suppl. Nr. 1, Yay. Haz. Z. Çizmeli-Öğün, T. Sipahi, L. Keskin,
Ankara: 167–182.
Parker, R.
1994
“Athenian Religion Abroad”, Ritual, Finance, Politics, Athenian Democratic Accounts,
Presented to David Lewis, Ed. by R. Osborne and S. Hornblower, Oxford: 339–346.
Sallet, A. V.
1888. Beschreibung der Antiken Münzen. Berlin.
Samothrace 4, ii
K. Lehmann (ed.),
1964
Samothrace, Vol. 4, Part ii, The Altar Court, K. Lehmann and D. Spittle, New York
65
Resim 1. Kabeirion ve Hermes tapınağının olası konumlarını gösteren harita
Resim 2. Samothrake/Semadirek adasında kutsal alanda bulunmuş bir yazıt
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 3. Imbros sikkeleri
Resim 4. Louvre Müzesinde bulunan yazıt
Resim 5. Hermes Imbramos tasfirli bir Imbros sikkesi (M.Ö. 350-300)
67
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
68
OSMANLI’NIN SON DENİZ BAŞARISI
İMROZ DENİZ SAVAŞI
Mithat ATABAY
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Tarih Bölümü
ÖZET
Osmanlı Devleti 1912 yılı Ekim ayında Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve
Karadağ’la savaşa başladı. Osmanlı kuvvetleri gerek savaş araç gereçleri gerekse savaş
tekniği açısından uzun süre devam edecek bir savaşı yürütebilecek durumda değildi.
Ordu siyaset nedeniyle demoralize olmuştu ve üç Balkan Devleti ile 3 Aralık 1912’de
ateşkes imzaladı. Savaş sonunda Osmanlı Devleti yenildi ve 30 Mayıs 1913’te Londra
Antlaşması’nı imzaladı. Edirne’yi de içine alan Bütün Trakya’yı kaybetti. Rumeli,
Girit ve Ege adaları elinden çıktı.
ABSTRACT
Emboldened by these exhibitions of Ottoman Empire, Greece, Bulgaria, Serbia and
Montenegro declered war on the Ottoman Empire in October 1912. The Ottoman,
armed forces, underpaid and underfed, struggled with their technically obsolete weapons
and could not hold long. Completely demoralized the army fetreated to the outskrits of
İstanbul and awaited the terms of truce the Balkan countries issued 3 December 1912.
Negotiations concluded with the Treaty London 30 May 1913, by which all of Thrace,
including Edirne was left in enemy hands along with the remainder of Rumeli, Crete
and Aegean Islands.
GİRİŞ
Balkan Savaşları Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarının neredeyse
tamamına yakınını kaybettiği savaşlar olmakla birlikte yaşanan göçler, hastalıklar,
eziyetler nedeniyle de imparatorluk için tam bir yıkım oldu. Yenilgi ve hemen
başkentin yanı başında yaşanan drama imparatorluğun çaresiz kalması ve kendi iç
siyasal çekişmelere gücünü harcaması halkı ve askerleri tam bir ruhsal çöküntüye
sürükledi.
Yakın bir zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun birer vilâyeti olan ve
üstelik de Osmanlı’nın genişlemesi ve güçlü bir devlet konumuna gelmesinde
Avrupa’da gerek ilk ele geçirilen topraklar arasında olması, gerekse de onun
yükselmesine kaynak sağlaması nedeniyle de imparatorluk içinde farklı bir değere
ve konuma sahip toprakların kısa sürede elden çıkması durumu daha da anlamlı ve
vahim kılmaktadır.
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
1912 yılı bahar ayları önce Bulgaristan ile Sırbistan, daha sonra Yunanistan
ile Bulgaristan arasında askerî ittifak antlaşmalarının yapılmasına sahne oldu.1 Bir
taraftan da Bulgarlar Berlin Antlaşması’nın 23. maddesini Osmanlı
İmparatorluğu’nun uygulamaya sokmasını isteyerek, bu yapılmadığı takdirde
Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân etmeyi kararlaştırdılar ve antlaşma
imzaladıkları diğer Balkan Devletlerinin de bu karara katılmalarını sağladılar.2
Osmanlı İmparatorluğu savaşın ayak seslerinin duyulmaya başlandığı 1912 yılı
Ağustos ayında daha herhangi bir hazırlığa girişmemişti. Üstelik yaz başından beri
Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde hükümet içindeki çalkantılar devam
etmekte, önce Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa3 görevinden ayrılırken, bir süre
sonra da Sait Halim Paşa Hükümeti istifa etti.4 Sadrazam olan Mareşal Gazi Ahmet
Muhtar Paşa, 17 Ağustos’ta Harbiye Nezareti’ni uyararak savaş için kuvvetlerin
sınıra gönderilmesi konusunda gerekli önlemlerin alınmasını istedi.5
22 Eylül 1912’de Bulgaristan ile Yunanistan arasında askerî bir antlaşma
imzalandı. Böylece Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’ın Osmanlı
İmparatorluğu’na karşı ittifakları kesinleşti. Bu dört devlet 30 Eylül 1912’de
seferberlik ilân ettiler. Osmanlı İmparatorluğu da bir gün sonra, yani 1 Ekim
1912’de genel seferberlik ilân ettikten sonra,6 savaşın patlak vermesi durumunda
Osmanlı donanmasına harekât serbestisi kazandırmak, askerî ve ticarî nakliyenin
güvenliğini sağlamak amacıyla Bahriye Nezareti Daire Başkanlarından Kurulu
Encümeni Karadeniz’e bir deniz harekâtı yapabileceğini kararlaştırdı.7 Aynı gün
Efrad-ı Cedide Mektebi Müdürü Binbaşı Hüseyin Remzi Bey Filotilla
Komodorluğuna atanırken, Donanma Komutan Vekilliği’ne de Albay Tahir Bey
getirildi.8 Bu arada tamire sokulan donanma seferberlik ilân edilmesi üzerine
herhangi bir tamir ve bakım yapılmadan yeniden denize çıkarıldı.9 Bundan sonra
Karadeniz Filosu Komutanlığı’na Albay Sermet Bey atandı.10 Ayrıca
Başkomutanlık Vekâleti, Donanma Komutan Vekili’ne forsunu Mesudiye
1
Bu ittifak antlaşmaları için bkz; Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913 I. Dünya
Savaşı’nın Provası, Çev. M. Tanju Akada, İstanbul 2003, s. 12-29.
2 Fahri Belen, 1912-1913 Balkan Harbi, c. I, İstanbul 1971, s. 52.
3 Reşat Hallı, Balkan Harbi (1912-1913), c. I, 2. baskı, Ankara 1993, s. 46.
4 Mithat Sertoğlu, Mufassal Osmanlı Tarihi,c. VI, İstanbul 1963, s. 3483; Sadi Kaban, Türk
Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi (1912-1913), Edirne Kalesi Etrafındaki
Muharebeler, c. II, 3. kısım, 2. Baskı, Ankara 1993, s. 19.
5 Fehmi Özatalay, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi Garb Ordusu
Karadağ Cephesi, c. III, 3. Kısım, 2. baskı, Ankara 1993, s. 39.
6 1912-1913 Balkan Harbinde Türk-Bulgar Harbi, Lüleburgaz Pınarhisar Muharebesi, c. III, Çev.
Murat Tunca, İstanbul 1943, s. 119.
7 Afif Büyüktuğrul, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Balkan Harbi Osmanlı Deniz Harekatı 19121913, c. VII, 2. Baskı, Ankara 1993, s. 57.
8 a.g.e., s. 61; ayrıca bkz.; Ali Haydar Emir, Balkan Harbinde Türk Filosu, İstanbul 1932, s. 57.
9 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 57.
10 a.g.e., s. 62, Emir, a.g.e., s. 59.
70
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
zırhlısına çekmesini ve Barbaros ile Turgut Reis zırhlılarının da Büyükdere’de
Karadeniz Filosu’na katılmasını emretti.11 Bahriye Nezareti, Donanma
Komutanlığı’nın bir harekât için 3 Ekim 1912’de Sadaretten istediği padişah iradesi
çıkarılması talebi 7 Ekim 1912’de yayınlandı.12 Bu irade doğrultusunda Osmanlı
donanması, Başkomutanlık Vekâleti’ne bağlandı.13
17 Ekim 1912 tarihinde Donanma Komutan Vekili Albay Tahir Bey
komutasında Barbaros Hayrettin ve Turgut Reis zırhlıları ile Muavenet-i Milliye ve
Taşoz muhripleri Boğazdan geçerek Bulgaristan’ı ablukaya almak üzere hareket
etti.14 18 Ekim’de Bulgaristan ve Yunanistan, 20 Ekim’de Sırbistan Osmanlı
İmparatorluğu’na savaş ilân etti.15 Bulgaristan sahillerini ablukaya almak üzere
Karadeniz’e açılan Osmanlı donanmasının bunu yapmaması karşılığında,
Yunanlıların Çanakkale’ye bir harekât düzenlememeleri için girişimlerde
bulunacağını belirten Rus Dışişleri Bakanı Sazanoff’un Osmanlı İmparatorluğu
nezdindeki girişimine16 Osmanlı İmparatorluğu Başkomutanlık Vekâleti, Bulgar
limanlarının abluka edileceğinin yabancı devletlere duyurulmasını Hariciye
Vekâleti’nden istedi17 ve Varna Osmanlı donanması tarafında 19 Ekim’de topa
tutuldu.
29 Ekim’de Gazi Ahmet Muhtar Paşa sadrazamlıktan istifa etti ve yerine
Kâmil Paşa getirildi. Yunanlılar Osmanlı donanmasının Çanakkale Boğazını
geçmesini engellemek amacıyla boğazı abluka altına aldılar. Sıra ile 22 Ekim’de
Limni, 31 Ekim’de İmroz ve Taşoz, 4 Kasım’da Sakız, 7 Kasım’da Bozcaada
Yunanlıların eline geçti. Bulgarların Trakya’da ilerlemeleri üzerine Barbaros zırhlısı,
Yarhisar muhribi ve Demirhisar torpidobotu Silivri’ye, Numune-i Hamiyyet
muhribi Midye’ye, Asar-ı Tevfik zırhlısı da Tekirdağ’a gönderildi.18
Bulgarların Trakya’daki ilerlemeleri, Yunanlılarında Ege’deki başarıları
üzerine 11 Kasım 1912’de Başkomutanlık Vekâleti Donanma Komutanlığı’na
“Ana kuvveti teşkil eden gemilerden bir tanesinin bile Marmara veya Karadeniz’de
bırakılması doğru değildir. Ordunun kanatlarını muharebe kıymeti az olan gemiler korusun.
Hemen Ege Denizi’ne hareket edin”19 emrini verdi. Yunanlılar 23 Kasım’da Ayvalık’a
girdi, 24 Kasım’da Sisam, 25 Kasım’da da Sakız adası Yunan kuvvetlerinin işgaline
uğradı.20
Büyüktuğrul, a.g.e., s. 65.
a.g.e., s. 56.
13 a.g.e., s. 51.
14 a.g.e., s. 75, Emir, a.g.e., s. 69.
15 Kaban, a.g.e., s. 66.
16 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 79.
17 a.g.e., s. 79.
18 a.g.e., s. 102.
19 Kadri Alasya, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi Şark Ordusu
Birinci Çatalca Muharebesi, c. II, Kısım 1, 2. baskı, Ankara 1993, s. 89.
20 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 80
11
12
71
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
30 Kasımda Başkomutanlık Vekâleti Kuva-yı Mürettebe Komutanlığı’nın
isteği doğrultusunda savaş gemilerinden oluşan bir filoyu Çanakkale’ye gönderdi21.
7 Aralık’ta Donanma Komutan Vekili Albay Tahir Bey görevinden alınarak yerine
yardımcısı Albay Ramiz Bey atandı22. Yeni göreve atanan Albay Ramiz Bey, 14
Aralık’ta Yunanlılara karşı Ege’de bir muharebe yapılması hususunda komodor ve
gemi komutanlarında oluşan Harp Meclisi’ni toplayarak muharebenin esaslarını
belirledi23.
Osmanlı donanması 16 Aralık’ta Yunan donanmasına karşı İmroz adası
civarında harekete geçti. Muharebe için Osmanlı donanması şu şekilde gruplara
ayrılmıştı24:
Donanma Komutan Vekili Albay Ramiz Bey Komutasındaki Ana Kuvvetler:
4 Zırhlı
: Barbaros, Turgut Reis, Mesudiye, Asar-ı Tevfik
4 Torpidobot
: Demirhisar, Sivrihisar, Sultanhisar, Hamitabad
Önyüzbaşı Hüseyin Rauf Bey Komutasındaki Birinci Muhrip Fırkası
1 torpido Kruvazörü
: Berk-i Satvet25
4 muhrip
: Yadigar-ı Millet, Muavenet-i Milliye, Taşoz, Basra26
Yüzbaşı Hakkı Eşref Komutasındaki İkinci Muhrip Fırkası
1 Kruvazör
: Mecidiye
3 Muhrip
: Numune-i Hamiyyet, Gayret-i Vataniye,
Yarhisar (Komodor fırkası)
Üçüncü Fırka
: Tamir gemisi Tir-i Müjgan, hastane gemisi Reşitpaşa,
mayın gemisi İntibah, Samsun muhribi, Akhisar
torpidobotu.
16 Aralık 1912 Pazartesi günü Osmanlı donanmasını oluşturan gemilerden 1.
Muhrip Fırkası 07.00’da, İkinci Muhrip Fırkası 07.05’te, Albay Ramiz Bey
komutasındaki Ana Kuvvetler 07.35’te ve Üçüncü Fırka da 08.00’da harekete geçti.
08.15’te Birinci Muhrip Fırkası Seddülbahir’e geldi. Buradan Yunan gemileri
görülüyordu. İkinci Fırka 08.20’de Kumkale’ye geldi ve Bozcaada’ya gitmeyi uygun
görmeyerek burada kaldı. Üçüncü Fırka saat 09.50’de planlanan görev yerine
ulaşabildi. Muharebe Filosu 08.15’te Soğanlıdere’ye geldi. 09.39’da Yunan
a.g.e., s. 127.
a.g.e., s.129.
23 a.g.e., s. 138.
24 a.g.e., s. 189; Mithat Işın, 1912-1913 Balkan Harbi Deniz Cephesi, İstanbul 1946, s. 208.
25 Berk-i Satvet İstanbul’dan gelerek donanmaya katıldı ancak İmroz Deniz Muharebesi’ne
yetişemedi.
26 Kazan arızası meydana geldiği için üçüncü fırkaya dahil edildi. Muharip olarak savaşa
katılmadı.
21
22
72
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
donanması Barbaros’un pruvası istikametine geldi. Averoff ile Barbaros arasındaki
uzaklık 9000 metre idi. Barbaros ateşe başladı, üç dakika sonrada Yunan
donanması ateş açtı.
İmroz Deniz Muharebesi’nin resmî raporunda bu durum şöyle
belirtilmektedir:
“İlk ateş filomuz tarafından açıldı. Atılan ilk mermiler, düşmana pek yakın
düşüyor ve tezyidi sürat edinceye kadar, sükûtlar muntazam vaki oluyordu. Başla
ateş emrinden sonra plan mucibince donanmamız Averoff üzerine konsantre etti.
Bu esnada Averoff’un baş tareti civarında siyah bir dumanın suudu, atılan
mermilerden isabet vaki olduğunu gösterdi. İsabeti müteakip Averoff’un baş tareti
ile sancak omuzluğundaki tareti sukut ettiği ve bilahare ateşe iştirak etmedikleri
görüldü. Averoff’un endahtı me’mûl edildiği kadar seri olmadı. Attıkları
mermilerin kffesi âli feveranlı idi. Ekserisi toptan çıkar çıkmaz iştial ederek
Averoff’un tûlünce ve pek yakınında köpüklü su kütlesi kaldırıyor ve intişar eden
humbara dumanı ile beraber Averoff’u nazarımızdan tamamen setrediyordu.”27
Osmanlı donanmasının Averoff’a yüklenmesi üzerine saat 09.47’de Komodor
İyen’in emri ile Averoff müstakil hareket etmeye başladı. Rotasını kuzey ve hemen
sonra kuzey doğuya yöneltti hızını da 20 mile çıkardı. Osmanlı donanmasına ait
Birinci Fırka mesafenin kısalmasına rağmen rotasının değiştirmedi. Osmanlın
filosu ile Yunanlıların ikinci fırkası arasında mesafe 10 15’te 5000 metreye indi. İki
dakika sonra Averoff’la, Barbaros arasındaki mesafe 3200 metre düştü. Barbaros
bu sırada iskele bordasından 19’luk bir humbarayla isabet aldı. Ancak tam bu
sırada torpido hücumu yapılması gerekirken torpido personeline torpido hücumu
kısmında verilen derslerde gündüz torpido hücumu yapılmayacağı telkini ile verilen
emrin görülmemesi nedeniyle torpido hücumu gerçekleşmedi. Barbaros’un baş
taretinden atılan bir top Averof’un zırh kuşağını çatlattı.28
Averoff’un torpido atmasından korkan Birinci Filo Komutanı ile
Averoff’tan torpido atıldığını gördüğünü belirten Barbaros’un komutanı “hep birden
16 kerte sancağa devir” emri ile tüm gemiler bulunduğu yerde devre başladılar.29
Savaşın en kritik anı saat 10.17’dedir. Yaralı Yunan gemisi Averoff, Osmanlı
donanmasının hedefi içinde ve yaralı durumdadır. Bu anı Donanma Komutan
Vekili Ramiz Bey savaş raporunda şöyle kaydetmiştir: “Mesafe 3000’e pek terekküz
edince Averoff’un torpido endaht ettiğini ve pruvamızdan geçtiğini ifade ediyorlar. Barbaros’un
düşman gemisine olan mesafesi 3200 iken sefain yekdiğerinin ateşine maske etmemek, menzili
artırarak torpido mesafe-i müessiresinden çıkmak üzere 10.17’de bir anda 16 kerte sancağa
tebdili rota edildi. 10.20’de Mesudiye rehber olmuştu...”30
Emir, a.g.e., s. 412.
a.g.e., s. 233-234
29 a.g.e., s. 235.
30 a.g.e., s. 212.
27
28
73
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Bu sırada bir başka durum ortaya çıkmıştır. Resmî raporda Donanma
Komutanı Vekili Ramiz Bey torpido hücumu yapılması emrini verdiğini belirtmiş31
fakat bu emir görülmemiştir.32
Müstakil Fırka Komutanının bu dakikalara ait savaş raporunda33 torpido
hücum işaretinden hiç söz edilmediği gibi saat 10.00’da “16 kerte iskeleye devredilerek”
güney yönüne doğru hareket edildiği belirtilmektedir. Birinci Muhrip Fırkası
Komutanı Rauf Bey’in34 raporunda ise “09.35’te Barbaros’tan atılan ilk mermiyi
müteakip, tarafeynin ateş teatisine başlamaları üzerine filonun sancak tarafında bulunarak
inkişafat icra etmek üzere müstakil destroyer fırkası İmroz’un Kefalo Burnuna ve Karayele
takriben 9 mil seyrederek bu cihet düşmandan azade görülmekle saat 10.00’da on altı kerte
iskeleye icra edildi.” denilmekte ve torpido hücumu işaretinden bahsedilmektedir.
Basra muhribinin35 ve Taşoz36 muhribinin raporlarında da bu konudan hiç
bahsedilmemektedir.
Görüleceği üzere bütün resmî savaş raporlarında ve gemilerin seyir ve liman
jurnallerinden Donanma Komutan Vekili’nin torpido hücum işareti çektiği veya
Müstakil Fırkanın torpido hücum yaptığı hakkında bilgi ve kayıt bulunmamaktadır.
İmroz Deniz Muharebesi Barbaros Hayrettin zırhlısının 09.39’da ateşi ile
başlamış, üç dakika sonra da Averoff buna karşılık vermiş ve savaş 10.55’de iki
donanmanın birbirinden oldukça fazla uzaklaşması ile sona ermişti. Yunan
donanmasının hızı Osmanlı donanmasına göre daha fazla olması dolayısıyla Yunan
donanması daha evvel ateş kesmiş ve savaş alanından ayrılmıştı.
Saat 11.50’de Barbaros zırhlısı on altı kerte sancağa dönerek diğer gemilerle
birlikte Çanakkale’ye doğru yönelmiştir. 12.00’da Üçüncü Fırkaya mensup gemiler
ve hastane gemisi Reşitpaşa’nın limana dönmeleri emredildi. Reşitpaşa 14.00’da
Tir-i Müjgan 14.05’te ve İntibah 14.15’te Nara önlerine geldiler. İkinci Fırkaya
mensup gemiler ile Üçüncü Fırkaya mensup Samsun ve Akhisar gemileri de
14.00’da Nara’ya geldiler.
a.g.e., s. 213.
a.g.e., s. 213.
33 a.g.e., s. 213.
34 a.g.e., s. 213.
35 Basra muhribinin raporu şöyledir: “10.15’te Donanmamız ile beraber çıkılarak 09.35’te
düşmanla ateş teatisinde fırkamızla donanmanın sancak baş omuzluğunda seyirle tedricen düşmana
tekarrüp etmekte didik. Bu sırada düşman humbaraları takriben 25 metre ön ve arkamıza düşmekte idi.
09 50’de fırkamız Averoff’a şiddetle ateş açarak 10 dakika kadar devam olundu. Düşmanda
bilmukabele üzerimize ateş açtı. 10.30’da donanma ateşe devamla beraber tedricen boğaza tekarrüp
etmekte olduğundan fırkamızda donanmayı düşmanın muhriplerinden himaye ederek donanmanın boğazı
mürurunu müteakip Karanlık limanına demirledi.” a.g.e., s.214.
36 Taşoz Muhribinin raporu ise: “ Donanmayı hümayunun düşmanla ateş teatisi esnasında muhtelif
cihetlere seyir edilerek bu esnada toplarımızın menzili dahiline girilerek otuz iki adet mermi endaht edildi.
Bu anda düşman tarafından atılan mermilerden ekserisi pek yakınımıza ve hatta humbara parçaları
geminin üzerinden geçmişse de lehülhamt hiçbir hasarımız olmadığı...” a.g.e., s. 214.
31
32
74
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
İmroz Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanması Barbaros, Turgut Reis,
Mesudiye, Asar-ı Tevfik- Muavenet-i Milliye gemilerinden 1407 mermi attı
bunların 313’ü ağır geriye kalan 1094’ü ise orta ve küçük boyda idi. Atılan
mermilerin on beşi Averoff’a isabet etti37.
Bu savaşa Yunanlılar dört zırhlı, on torpido ve bir denizaltı ile katıldılar.
Osmanlı donanması ise dört zırhlı, dört torpidobot, bir torpido kruvazörü, yedi
muhrip ile katıldı. Ayrıca Osmanlı donanmasının bir tamir gemisi, bir hastane
gemisi, bir mayın gemisi ile İntibah ve Samsun muhribi ile Akhisar torpidobotu
boğaz önünde idi.
Yunan donanmasının harekât kabiliyeti daha fazla idi. Turgutreis ve
Barbaros zırhlılarının topları üç dakikada tek mermi atarken, Averoff’un topları
dakikada üç mermi atabiliyordu. Osmanlı zırhlıları saatte 16 mil hız yaparken,
Averoff 22 mil hız yapıyordu.
İmroz Deniz Muharebesi’ni gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse
Yunanistan kazandığını ilân etti38.bu savaş her iki taraf içinde sonuçsuz kalmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu Yunan donanmasını imha için yakaladığı fırsatı
değerlendirememiş, Yunan donanması da savaş alanını terk etmiştir. Ancak
Osmanlı İmparatorluğu Ege’deki tüm adaları kaybetmiş ve Londra Antlaşması’nda
büyük devletler Ege adalarını Yunanistan’a vermişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu II. Meşrutiyetten üç yıl sonra Trablusgarp
Savaşı’nda Akdeniz adalarına (Oniki Ada), dört yıl sonra da Kuzey Ege adalarını
yitirmiştir.
Öncelikle, II. Meşrutiyetten sonra donanmanın gençleştirilmesi için
donanma personeli azaltılmış, sayısı 7000’den 4600’e düşürülmüş, Harbiye
Nezareti ile Bahriye Nezareti arasında gerekli koordinasyon sağlanamadığından
verilen emirler konusunda Nezaretler arasında bilgi eksikliği doğmuştur. Ayrıca
Karadeniz ve Ege Denizi cepheleri Başkomutan Vekili Nazım Paşa’nın
donanmanın idaresini fiilen eline alması dolayısıyla bir kara cephesi gibi idare
edilmek istenmiştir. Balkan Savaşı başında Donanama Komutan Vekilliğine Albay
Ramiz Bey atanmıştı. Nazım Paşa ile Donanma Komutan Vekilleri arasında sürekli
donanmanın onarılması tartışmaları yaşanmış ancak bu problem bir türlü
çözülememiştir. O nedenle İmroz Deniz Muharebesi sırasında sık sık arızalar
yaşanırken, gemilerin ikmallerinde sorunlarla karşılaşılmıştır. Ayrıca Donanma
Komutanlığı’nda Alman Deniz Müsteşarı Amiral Von Tirpitz’in önerisi ile sırf
Averoff’u batırmak için “Müstakil Fırka” kurulmuş ve bu fırka başına buyruk
hareket eder olmuştur39. Özellikle İmroz Deniz Savaşı sırasında filotillaya torpil
37
Emir, a.g.e., s. 237.
Yunanlılar Averoff’u 33 günde onarabildiler. Osmanlılar ise savaş sonunda gemileri
bakıma aldılar ve Ocak ayının 18’inde Ege’de Mondros Deniz Muharebesi’ne giriştiler.
Büyüktuğrul, a.g.e., s. 748; Hilmi Bayur, “Balkan Savaşı’nda Türk Filosunun Durumu”,
Belleten, c. XLII, S. 165 (Ocak 1978), s. 100-101.
39 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 744.
38
75
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
hücumu yapılması emrinin yerine getirilmemesi veya bu emrin görülmememsi
Balkan Deniz Savaşlarında kaçırılmış en önemli fırsattı. Eğer Averoff batırılsa veya
ağır yaralanıp kullanılmaz hale getirilse idi Ege adaları tekrar Osmanlı
İmparatorluğu’nun eline geçebilirdi.
SONUÇ
Sonuç olarak şu belirtilebilir ki, İmroz Deniz Muharebesi sırasında donanmada
görülen aksaklıklar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde aşağı yukarı her
alanda yaşanan aksaklık ve güçlüklerin bir yansımasıdır. Osmanlı
İmparatorluğu’nda siyasetin orduya ve donanmaya sirayet etmesi birlikler arasında
koordinasyonu yok etmekle kalmamış komutanlar arasında kendini ön plana
çıkarma ve kendini her şeyin üstünde görme düşüncesi kişisel hırsı körüklemiş
halka ve orduya zarar vermiştir. Kuzey Ege adalarının kaybedilmesiyle donanma
Marmara’ya hapsolurken, adalarda yaşayan halk da göç etmek zorunda kalmış bu
da Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu savaş ortamında yeni karmaşaya,
acılara ve problemlere neden olmuştur.
76
GÖKÇEADA’DA OSMANLI MEDENİYETİNİN
İZLERİ
Gülgün YAZICI, a İmran ŞAHİN, b Mesut YAZICI b
a
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi
b
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Rektörlük
ÖZET
1453’te İstanbul’un alınmasıyla birlikte Osmanlı hâkimiyetine geçen Gökçeada, 1466–
70 ve 1912–23 yılları arasındaki kısa dönemler hariç kesintisiz olarak Türk idaresinde
bulunmuştur. Adada yapılan araştırmalar neticesinde Osmanlı döneminden kalma 1
cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşı tespit edilmiştir. Halkın varlığını haber
verdiği Türk Mezarlığı ise günümüze ulaşmamıştır. 550 yıllık bir Türk hâkimiyetinin
ardından Gökçeada’da ortaya çıkan bu durum, sebepleri ve sonuçları itibarıyla
sosyokültürel ve jeopolitik açıdan değerlendirilmesi, üzerinde önemle durulması,
düşünülmesi gereken bir tablodur.
Anahtar kelimeler: Gökçeada, çamaşırhane, çeşme, mezar taşı, kitabe
ABSTRACT
After the conquest of Istanbul in 1453, Gökçeada has been ruled by Turks (except
1466-70 and 1912-23). After the research on the island , it was found 1 mosque, 4
laundry,1 fountain which were built by Ottomans and 1 graveyard stone which is from
Ottoman time. A cemetery, which is known and informed by Gökçeada inhabitants,
doesn't exist at the moment. In the result of the research we think that very fewness of
Ottoman remains and signs on the island should be considered and debated sincerely
viewpoint socio-cultural and geopolitic with the reasons and the results.
Key words: Gökçeada, laundry, fountain, graveyard stone, epitaph
Türkiye'nin Ege adalarından biri ve batıdaki en uç noktası olan Gökçeada, boğazın
güvenliği ve ticaret yolları açısından stratejik öneme sahiptir.
Osmanlı idaresine geçmeden önce İmbros adını taşıyan adayı Osmanlılar
İmbros’tan bozma İmroz adıyla kendilerine mal etmişler, 1970 tarihinden itibaren
ise adanın ismi Gökçeada olarak değiştirilmiştir.
1453'te İstanbul'un alınmasıyla birlikte Gökçeada, Osmanlı hâkimiyetine
geçmiştir. Yıllar boyu korsan saldırılarına maruz kalan ada, bu tarihten itibaren
Osmanlının teminatındadır. Gökçeada'da yaşayan Gayr-i Müslim teb’anın can ve
mal güvenliği Fatih Sultan Mehmed Ahidnamesi ile garanti altına alınmıştır. Adada
varlığını korumakta olan kiliseler, Osmanlı idaresi altında gelenek ve
göreneklerinde, dini inançlarında serbest olan adanın Hıristiyan halkının özgür bir
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
şekilde bugünlere geldiğinin kanıtıdır. Osmanlı Devleti, hoşgörülü yaklaşımı ile
tüm topraklarında olduğu gibi Gökçeada’da da Müslüman ve Gayr-ı müslim
teb’asının kaynaşmasını sağlamıştır.
15. yüzyılda Limni kazasına bağlı bir nahiye iken zamanla bir kadılık bölgesi
haline gelen Gökçeada, daha sonraları Cezair-i Bahr-i Sefid eyaletine bağlanmıştır.
Gökçeada'nın; Osmanlı dönemini ortaya koyan kapsamlı bir çalışma
bugüne kadar yapılmamıştır. Dolayısıyla bu dönemi, somut verilerle, kanıtlarla
ortaya koymanın, değerlendirmenin Türkiye'nin gündeminde ve siyasetinde sahip
olduğu önem tartışılamaz.
Adanın tarihinin incelenmesinden anlaşılmaktadır ki Gökçeada, Osmanlı
hâkimiyetine geçtiği 1453’ten bu yana -1466–70 ve 1912–23 yılları arasındaki kısa
dönemler hariç- kesintisiz olarak yaklaşık 500 yıl Türk idaresinde bulunmuştur.
Fethettiği bütün topraklarda kendi askerî, idarî, siyasi ve vergi sistemini uygulayan
ve yaptığı köprü, çeşme, han, hamam, kervansaray gibi yapılarla bu topraklara
kendi medeniyetinin damgasını vuran Osmanlının Gökçeada’da farklı bir tavır
sergilemesi düşünülemez. Nitekim Gökçeada, hem Boğazların güvenliği açısından
her dönemde stratejik bir öneme sahip olmuştur, hem de Kanuni Sultan Süleyman
tarafından vakıf statüsü verilmiş olması dolayısıyla canlı bir ticaret merkezi haline
gelmiştir. Dolayısıyla merkezi idare adayla yakından ilgilenmiş ve adayı daima sıkı
denetim altında tutmuştur.
Adanın bu özelliklerinden hareketle çalışmamızda kitabeler ve arşiv belgeleri
ışığında Gökçeada'daki Osmanlı-Türk medeniyetinin izleri sürülmüş, ancak yapılan
inceleme çalışmaları neticesinde Osmanlı döneminden sadece 1 cami, 4
çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşının günümüze ulaştığı tespit edilmiştir.
Adadaki Osmanlı döneminden kalma tek cami, Çınarlı Mahallesinde yer alan
ve bugün Merkez Camii adıyla anılan camidir. Camide yapım tarihini ve kim
tarafından yapıldığını gösteren bir inşa ya da tamir kitabesi yoktur, yalnız üzerinde
1813 tarihi bulunan bir tabela mevcuttur. Bu tabelanın ne zaman konduğu ve bu
tarih bilgisinin nereye dayandığı hakkında bilgi bulunamamıştır, ancak arşivlerde
bu cami ile ilgili olduğunu düşündüğümüz belgelerle karşılaşılmıştır.
Arşivlerde bulunan bazı belgeler adada Osmanlı döneminde bundan başka
bir cami daha yapıldığını göstermektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde
adada memurin ve ahalinin kurduğu camie ait 22.3.1302 / 9 Ocak 1885 tarihli bir
kayıt mevcuttur. Osmanlı Arşivinde bulunan 29 Receb 1306 / 31 Mart 1889 tarihli
bir belge ise Sömbeki Bidayet Mahkemesi Reisi Ali Vehbi Efendi'nin, İmroz
adasında Padişahın ismine izafeten ahalinin yardımıyla cami inşasına muvaffak
olmasından dolayı rütbesinin terfian taltifi (BOA, DH. MKT. 1611/96)
hakkındadır. Kanaatimizce bütün bu belgeler ikinci bir camiin varlığını
kanıtlamaktadır ve bu belgelere göre cami, ada halkı ile Ali Vehbi Efendi
tarafından yapılmıştır. Cami padişahın ismine izafeten yaptırıldığına ve o tarihlerde
tahtta Sultan Abdülhamit bulunduğuna göre camiin adı Hamidiye olmalıdır.
78
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Nitekim Osmanlı Arşivindeki 1878 tarihli belgede bu camiin adı Hamidiye Camii
olarak geçmektedir1 .
Osmanlı Arşivinde İmroz’daki bir camiin tamiriyle ilgili 14 Kasım 1894, 23
Ocak 1907, 21 Aralık 1907 tarihli 3 adet belge daha bulunmaktadır2.
Osmanlı medeniyetinin Gökçeada’daki en önemli izlerinden biri de adanın
muhtelif mevkilerinde inşa edilmiş olan çamaşırhane ve çeşmelerdir. Bilindiği gibi
Osmanlı Devleti, sosyal devlet anlayışının gerektirdiği bütün hizmetleri, vakıflar
vasıtasıyla gerçekleştirmiş, bu çerçevede bilhassa vakıf çeşme ve sebillerle bütün
coğrafyasını donatarak adeta bir su medeniyeti kurmuştur. Gökçeada’da Çınarlı,
Fatih ve Yeni Mahallede tespit edilen çeşme ve çamaşırhaneler bu anlayışın
Gökçeada’daki uzantılarıdır.
Çınarlı Mahallesi Meteoroloji Mevkiindeki çamaşırhane çeşmesinin kitabesi
bundan bir süre önce çalınmış, eldeki resimlerinden hareketle yeniden yapılarak
yerine takılmıştır. Kitabeden anlaşıldığına göre çamaşırhane ve çeşme el-Hac Ali
Ağa’nın kızı Hanife Kadın tarafından 1229 / 1814 tarihinde yaptırılmıştır. Kitabe
metni şöyledir:
Sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât
Merhûm el-Hâc Ali
Ağanın kerîmesi Hanife Kadın
Sene 1229
Kitabesi olan ikinci çamaşırhane Yeni Mahalle, Çeşme Sokaktadır, ancak
kitabesi okunamayacak kadar yıpranmıştır, sadece 1214 /1800 tarihi
görülebilmektedir. Çeşmenin kitabesi dışında üst tarafına sonradan eklendiği
anlaşılan yeni rakamlarla 1909 tarihi dikkat çekmektedir. Diğer çamaşırhaneler de
defalarca kireçle boyandığı için kitabeleri varsa da şu an itibarıyla
okunamamaktadır. Fatih Mahallesinde bulunan çeşme aynasındaki boyalar
kazındığında ise yeni rakamlarla 1908 tarihi ortaya çıkmıştır.
Ramazan Eren, Haydaroğlu Ali ve Hanımının yaptırdıkları iki çeşmeden
daha bahseder, ancak bu çeşmeler bulunamamıştır (Eren 1990:169 ).
Cami, çeşme ve çamaşırhanelerin, ayrıca bugün ayakta olmayan hükümet
konağının Çınarlı Mahallesinde bulunması, Türk nüfusun bu mahallede meskûn
olduğunu düşündürmektedir. Bu mahallede Türk mimarisi tarzında cumbalı ahşap
eski evlerin bulunması da bu düşüncemizi pekiştirmektedir.
BOA, DH.SAİD. 141/175 numaralı belge: 1295 Eceabad doğumlu İmroz Hamidiye
Camii imamı Halil İbrahim Efendi oğlu Osman Şevki Efendi
2 BOA, Y.MTV. 108/51 numaralı belge: İmroz’da yaptırılan camiin bazı ihtiyaçlarına dair
mazbatanın İmroz kaymakamlığına takdimi (15 Cemaziye’l-evvel 1312 / 14 Kasım 1894 ),
BOA, Y..MTV. 293/ 39 numaralı belge: İmroz Adası'ndaki camiin eksiklerinin
tamamlanması (8 Zilhicce 1324/ 23 Ocak 1907), BOA, Y..MTV. 304/ 113 numaralı belge:
İmroz’da harab olan camiin yerine hazinece yenisinin inşası (16 Zilkade 1325 / 21 Aralık
1907)
1
79
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ancak bugüne kadar ada nüfusu hakkında bilgi veren kaynaklar adanın
başlangıçtan bu yana sadece Rum nüfusu barındırdığını söylemektedir. Örneğin
1870 ve 1876 tarihli Biga Sancağı salnamesinde İmroz’da sadece Rum nüfusun
sayısı verilip Müslüman nüfus hanesi boş bırakılmış, ayrıca Müslümanlara ait bir
ibadethane olmadığı belirtilmiştir (Özlü 2008: 1182).
Yakın zamanda yapılan bir çalışmada da kaynak belirtmeksizin ada
nüfusunun tamamına yakınını Osmanlı egemenliğinde olduğu dönem boyunca ve
Cumhuriyet’in ilanında Rumların oluşturduğu söylenir (Bozbeyoğlu 2003).
Adadaki Rum halkın bu konuda anlattıkları da Türk nüfusun sadece burada görev
yapan memurlardan ibaret olduğu yönündedir.
Halbuki tapu tahrir defterleri 16. yüzyıldan itibaren adada Müslüman Türk
nüfusun olduğunu göstermektedir (Emecen 2005:57) Vakıflar Genel Müdürlüğü
ve Osmanlı Arşivinde bulunan belgeler ile Gökçeada’nın Çınarlı mahallesinde
bulunan cami, çamaşırhaneler, çeşmeler, bugün ortada olmayan mezarlık ve bu
mezarlıktan geriye kalan tek mezar taşı da adada hatırı sayılır bir Türk nüfusun
bulunduğunu göstermektedir. Böyle bir nüfus olmalıdır ki Türk sosyal hayatının
vazgeçilmez gereklerini yerine getirmek üzere camiler, çeşmeler ve çamaşırhaneler
inşa edilmiş olsun.
Ancak maalesef bu Türk nüfusun varlığının en önemli delillerinden biri
olan mezar taşlarına Gökçeada’da rastlanamamıştır. Osmanlı defin geleneklerine
göre genellikle cami, tekke gibi dinî yapıların bahçesi mezarlık olarak kullanılmış,
bunlara hazire denmiştir. Gökçeada’da Osmanlı döneminden kalma bir cami
olmasına rağmen bahçesinde bir hazire bulunmaması üzerinde düşünülmeye değer
bir konudur. Halkın anlattığına göre bugün hastanenin bulunduğu yerde bir Türk
Mezarlığı olmasına rağmen 30’lu yıllarda ortadan kaldırılmıştır. Bu mezarlıktan
günümüze sadece bir adet mezar taşı ulaşmıştır. 1181 /1768 tarihini taşıyan başlığı
kırık mezar taşı yan tarafı biraz aşınmış olduğu için lakabını tam olarak
okuyamadığımız Bekir Ağa’ya aittir:
Merhûm mağfûr
…nbak Bekir Ağa’nın
Rûhuna fâtiha
Sene 1181
SONUÇ
Çalışmamızda kitabeler ve arşiv belgeleri ışığında Gökçeada'daki Osmanlı-Türk
medeniyetinin izlerini sürdük ve 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşı gibi
çok az sayıda malzeme bulabildik. Şer’ye sicilleri, salnameler, Osmanlı Arşivleri,
Nüfus, Tapu ve Vakıflar arşivlerinde yapılacak daha kapsamlı araştırmalarla
Gökçeada’nın Türk dönemi tarihi hakkında pek çok yeni bilgiye ulaşılması
muhtemeldir.
80
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Bir bölgenin mimarî ve tarihî eserleri o topraklar üzerine atılmış mühür ve
imzalardır. Bu mimarî eserlerin kitabeleri, yapıların kim tarafından, ne amaçla
yapıldığını belirten kimlik kartlarıdır. Mezar taşı kitabeleri de ait olduğu yerin
sosyal, kültürel, demografik yapısı ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Ancak
maalesef yurdumuzun hemen her bölgesinde bazen kasıtlı olarak bazen bilinçsizlik
ve ihmalkârlık sonucunda ülkenin adeta tapu senetleri hükmünde olan bu tarihî
değerler her geçen gün yok olmaktadır. Gökçeada’da ise bu tahribat adeta Türk
varlığının izlerini silmek istercesine çok daha büyük ölçüde ve farklı boyutlarda
yaşanmıştır. Çok yakın bir zamanda adadaki günümüze ulaşmış nadir kitabelerin
çalınması tahribatın durmadığını, kasıtlı ve sistemli bir şekilde sürdüğünü
göstermektedir. Bu büyük ölçüdeki tahribata rağmen Gökçeada, bugün de
kendisini bir Osmanlı şehri olarak hissettirmektedir. Bu sebeple çok azı günümüze
ulaşmış olsa da adadaki Osmanlı medeniyetinin izlerinin azami ihtimam
gösterilerek korunması Türkiye’nin prestiji açısından önem arz etmektedir.
KAYNAKÇA
Bozbeyoğlu, A Ç.
2003. “Sahibini Arayan Ada: Gökçeada/İmroz”, Türk(iye) Kültürleri Sempozyumu Van
Emecen, F M.
2005. “İmbros 'tan İmroz ve Gökçeada'ya Bir Adanın Tarihi Geçmişi”, Gökçeada Kitabı,
Gökçeada
Eren, R.
1990. Çanakkale ve Yöresi Türk Devri Eserleri, Çanakkale
Özlü, Z.
2008. “1870-1876 Yılları Arasında Biga Sancağı”, Çanakkale Tarihi II, s.1177-1216
Değişim Yay. İstanbul
81
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 1. Çınarlı Mahallesinde bulunan Hamidiye Camii
Resim 2. Çınarlı Mahallesi Meteoroloji Mevkiindeki Çamaşırhane kitabesi
82
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 3. Yeni Mahallede kitabesi okunamayacak derecede yıpranmış
çamaşırhane çeşmesi
Resim 4. Çınarlı Mahallesi Pınar sokaktaki çamaşırhane çeşmesi
83
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 5. Adadaki Türk mimarisine örnek evler
Resim 6. Gökçeada’da Osmanlı döneminden kalma Bekir Ağa’ya ait
1181 tarihli mezar taşı
84
GÖKÇEADA’DA ORGANİK TARIM
VE ORGANİK ADA
Nusret AVCI
GİRİŞ
Tarımsal üretimin gelişmesi ile konvensiyonel tarım, entansif veya yoğun tarım
şeklinde yapılmaktadır.Bu tarım üretimi biçimiyle birim alanda yüksek miktarda
ürün alınması amaçlanmıştır.Bu nedenle genetiği değiştirilmiş tohumlarla birlikte,
sentetik, kimyasal gübre ve tarım ilaçlarıyla,hayvansal üretimde ise kesim hane yan
ürünleri, kemik, sakatat, kan ve kadavra unları ile beslenen hayvanlar hayvan
sağlığına, elde edilen ürünler de insan sağlığına olumsuz etki
yapmaktadır.İngiltere’de görülen deli dana hastalığı önemli bir örnek teşkil etmiştir.
Bu nedenle organik tarıma geçim zorunlu hale gelmiştir. Çok yeni bir gelişme 24
Temmuz 2008 tarihinde AB 134 çeşit tarım ilacını yasakladı 74 ilaç hemen geri
kalan 60 tarım ilacı da bir yıl içinde kullanımdan kalkacaktır.
Organik tarım, tarımsal ilaçlar, hormon ve kimyasal gübre kullanılmadan,
üretimden tüketime kadar her aşamada kontrollü ve sertifikalı tarım üretim
biçimidir.
1900 lu yıllarda organik tarım yapıldığının izine rastlansa da , 1972 de ABD
ve Güney Afrika ile bir kısım Avrupa ülkelerinde duyarlı üreticiler sentetik,
kimyasal girdi kullanmaksızın üretim yapmaya ve pazarlamaya başlamışlardır.ABD
‘de Toprak Derneği, İngiltere’de Doğa ve Gelişme Derneği, İsveç’te Biyodinamik
Derneği, Güney Afrika’da Toprak Derneği ABD’de bir çatı altında, uluslararası
Organik Tarım Hareketleri Federasyonu “İFOAM” kurulması ile gelişmeye
başlamıştır.
Ülkemizde Organik Tarım 1985 ve 1990 yıllarında öncelikle geleneksel ihraç
ürünlerimizle kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısı ile başlamıştır.
Gökçeada’da ise Organik Tarım Kaymakamlığında desteği ile bağcılık ve
zeytincilik ile başlamış, arıcıkla devam etmiştir. Bağcılıkta dünya üçüncüsü olan
ülkemiz kuzey yarım küre bağcılık kuşağında bulunmaktadır. Gökçeada ise bu
kuşağın merkezinde bulunmaktadır.
Tarihin derinliklerine indiğimizde üzüm Gökçeada’da yetiştiriciliğini
görmekteyiz. Hacettepe Üniversitesinin, Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünce
yapılmakta olan Yenibademli höyüğündeki kazıda karbonlaşmış üzüm çekirdeği
bulunmuştur. Yapılan incelemede ve İsviçre’de yapılan karbontesti sonucunda,
milattan önce 2900 yıllarına ait olduğu tespit edilmiştir. Bu demek oluyor ki;
yaklaşık beş bin yıl önce, Gökçeada’da üzüm yetiştiriciliği ve bağcılık yapılmakta
olduğu anlaşılmıştır.
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Bağcılık verilerine göre, kaliteli ve yoğun ürün elde etmek için elverişli
şartların Gökçeada’da çok uygun olduğu görülmektedir.Rüzgar, yağış rejiminin
uygunluğu, sıcaklık miktarı topoğrafik yapısı, toprak yapısı ile denizden aldığı nem,
iyot ve oksijenle zeyginleştirilmiş mikro-klima
gibi faktörlerle yetişen üzüm
yüksek kalite içermektedir.
2000 yılına kadar bağcılığın durağanlaştığını giderek yok olduğunu
görmekteyiz.Bu tarihte bağcılık organik üretimle başlamıştır. Ada dışından gelen
girişimcilerin de katkısı ve kaymakamlığın çiftçilere beşer dekarlık bağ tesisi için
yaptığı desteklerle de bağcılık yeniden gelişme göstermiştir. Adada organik üzüm
işleyen bir şarap üretim tesisi ile konvensiyonel üzüm işleyen bir şarap üretim tesisi
kurulmuştur.
Organik zeytincilik de, Gökçeada’nın önemli tarımsal üretim alanıdır.Yağlık
zeytin çeşidi (Ladonies) bakımından ülkemizde başka eşi olmayan bir çeşittir.Yine
iklim koşulları bakımından bağcılıkta olduğu gibi üretilen zeytin yağında farklı tat
ve aroma mevcuttur. Ancak zeytincilik, serbest hayvancılığın baskısı altında
kurumakta ve körleşmektedir. Yeterli bakım yapılmamakta, budama, toprak işleme
gibi zorunlu işlerin ihmal edildiğini görmekteyiz. Bu nedenlerle Ada zeytinciliği
gerilemektedir. Adadaki mevcut zeytinlerin alanlarının yarıdan fazlası, organik
üretim alanları olarak sertifikalandırılmıştır.
Arıcılık ise Gökçeada üreticisi tarafından öteden beri kolaylıkla
yapılmaktadır. Organik bal üretimine geçiş kolaylıkla sağlanmıştır. Ancak son
yıllarda bütün dünyada görülen neden henüz tam olarak bilinmeyen arı
kayıplarından ülkemizde ve Gökçeada’da nasibini almıştır. Organik bal üretimi
Gökçeada için bir ayrıcalıktır. Bilindiği gibi arı, kovan kümesinden 10 km yarı çaplı
bir alanda polen toplar, bu alan içinde kimyasal gübre ve ilaç kullanılmadığında, ve
diğer organik üretim şartları ile birlikte daha güvenli daha aranan organik ürün
haline gelmiştir.
Ada’da arıcılık yapan üreticilerin bir araya gelmesiyle bir kooperatif
kurulmuştur. Başlangıçta arıcılık kooperatifi daha sonra arıcılıkla birlikte Tarımsal
Üretim Kooperatifine dönüşmüştür. Gökçeada alanının 4000 kovan kapasitesi
olduğu varsayılmaktadır. Arı kayıplarını dikkate almadığımızda arıcılarımızın elinde
2000 civarında kovan mevcuttur. Gökçeada arıcılığı gelecekte markalaştığında ada
halkına önemli gelir kaynağı olacaktır.
Kooperatif faaliyet alanlarını organik tarım üretimine katkı sağlayacak
şekilde geliştirmeyi planlamıştır.Milli Emlak’in Şirinköy’de ki eski cezaevi
binalarından beş binayı irtifak hakkı ile devir almak üzeredir. Kooperatif
Gökçeada’da organik kanola ekimi planlamıştır. Nisan ayında arı beslemesinde
zorluk yaşanmaktadır. Kanola yağ bitkisi nisan ayında 40 gün süreyle açmakta olan
çiçek arı için polen vermekte, yağ üretiminden artan Kanola posası organik
hayvancılık için yem ihtiyacına katkı sağlıyacaktır. Bu amaçla Dünya Bankası,
Kırsal Kalkınma fonundan 350 milyarlık kanola bitkisel yağ tesisi kurmak üzere
Tarım Bakanlığı’nca organize edilen %50 hibe şeklinde proje kabul edilmiştir.
86
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Kooperatif Organik hayvancılığın adada başlamasına katkı sunmak üzere
kanola posasının yanında. Ada yüzeyinde bol miktarda geven mevcuttur. Geven
biçilerek (kökünden sökülmeden) kurulacak tesiste yem üretimi yapılacaktır.
Sebze üretimi açısından bakacak olursak sebze, organik tarım uygulamasının
en önemli ayağıdır. Bir girişimci tarafından yine, Şirinköy’deki eski cezaevi
binalarından birinde biber ve domates salçası, reçel, turşu, biber közlemesi
üretmek üzere bir fabrika kurulmuş Ağustos 2008’de üretime başlayacaktır.
Gökçeada organik tarım üretiminin yanında organik hayvancılığın da
başlaması gereklidir. Bununla ilgili altyapı çalışmaları başlatılmalıdır.Organik
hayvancılığın sertifikalanması için organik tarım ve organik hayvancılık
yönetmenliğindeki koşullar yerine getirilmesi gereklidir. Organik hayvan
yetiştiriciliği eğitimi, yem temini pazar araştırması yapılmalıdır.Bu doğrultuda
organik yem üretimiyle Gökçeada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi de organik
hayvancılığın gelişmesinde katkı sağlayacaktır.
Ülkemizde organik et piyasası henüz oluşmadı. Bu amaçla Tarımsal
Kalkınma Kooperatifinin, organik et kesimi, organik et, organik süt, organik
peynircilik gibi tesis kurma planları organik hayvancılığa katkı sağlayacaktır.
Küresel ısınmadan dolayı dünyamızda ve ülkemizde yaşanan kuraklıktan
Gökçeada’da nasibini almaktadır. Yağış azalması, sıcaklık artışı şeklinde gündeme
gelen süreç bir yıl önceki yıla göre son yağmur yağışı 15 gün daha kısa yağış
dönemi şeklinde gözlenmiştir.
ORGANİK ADA GÖKÇEADA
Yukarıda sunduğum nedenlerle Gökçeada’nın olağanüstü performansının ve
değerinin daha etkin daha aranan, daha kalıcı, daha yaşanabilir, daha sağlıklı, daha
organik ve markalaşması için
“ ORGANİK ADA GÖKÇEADA” ya
dönüştürülmesi kararının alınmasına ihtiyaç vardır. Bu dönüşüm başta Gökçeada
halkının önemseyip, benimsemesinin yanında yerel yönetim, kaymakamlık
yönetimi, bilimsel yönetim ve sivil toplum kuruluşları, dönüşümün uygulayıcıları ve
başta Tarım ve Köy İşleri, Kültür Turizm ve Orman Çevre Bakanlıkları ve diğer
ilgisi olan bakanlıkların desteğine ihtiyaç vardır.Bu dönüşüm beklide dünyada ilk
olacaktır. “Organik Ada Gökçeada” ismi ile markalaşması sağlanacaktır.
Bu dönüşüm organik tarımsal üretimle organik hayvancılık üretimi Organik
hizmet üretimine taşınacaktır.Ve böylece Organik üreticiler mal ve hizmet
bütünlüğüne kavuşacaklardır.
Organik Ada dönüşümü ile bütünleşen organik tarım ürün ve organik
hizmet üretim kesimi; yılın bütün aylarında gelen yerli ve yabancı turistlere hizmet
verecektir.
Ülkelerin ekonomisinde oldukça önemli bir konuma sahip olan turizmin
boyutları giderek dahada artmaktadır. Turizm sektöründe yapılan her türlü
harcama ekonomide bir hareketlilik, canlılık oluşturmakta ülke ekonomilerini
değişik şekilde etkilemektedir.
87
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Dünya’daki hızlı, ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak turizm
tüketim kalıplarında önemli bir değişim gözlenmektedir. Bu doğrultudada turizm,
deniz, güneş, kum üçgeninin hakim olduğu alışılmış turizm şeklinden doğa ile iç
içe abartılı olmayan tesislerde iyi bir oda, iyi hizmet tüm bunların başında
bozulmamış bir çevre ve doğal (organik) ürünle beslenme ile aktif bir tatil ve
dinlence olarak bakılmaktadır. Organik tarıma dayalı organik yaşam Gökçeada için
bir cazibe merkezi oluşacaktır.
Dünyada yapılan araştırmalarda eko turistlerin 35-54 grubunda yüksek
eğitimli, ortanın üzerinde geliri olan ve doğa kültür gastronomiye ilgi duyan kişiler
olduğu anlaşılmıştır.
2002 yılında uluslararası geleneksel turistlerin %62 si tatil amaçlı seyahat
ederken, eko turizm amaçlı seyahat edenlerin %4 olarak belirlenmiştir. Buna
karşılık toplam turizm gelirleri içindeki harcama payları %7 dir.
Tüm bu gelişmeler ve bakış açılarıyla Gökçeada çok özel bir konuma
sahiptir. Organik adaya dönüşümü ile Gökçeada’nın ürettiği organik üzümden
yapılmış şarabı, organik zeytinyağı ve organik balın “coğrafi işareti “ yle birlikte
markası “Organik Ada Gökçeada” her yıl festivali yapılmalıdır.
88
ORGANİK ADA - GÖKÇEADA
Naci KAYNAR
Gizemya Gazetesi
Kurucu-sorumlu yazı işleri müdürü
ÖZET
Bu çalışmada, öncelikli olarak organik (ekolojik) tarım kavramları açıklanmış olup,
konvansiyonel tarım sisteminin sakıncaları vurgulanmış, daha sonra da Gökçeada
değerlendirmesi yapılmıştır. Gökçeada’da Organik tarım ve hayvancılığa bağlı olarak eko
turizmin canlandırılması Gökçeada’nın doğal yapısına uygun olup, kalkınması için de
önemli ve tetikleyici bir unsurdur.
Anahtar Kelimeler: Organik (Ekolojik) Gökçeada
ABSTRACT
In this work the concepts of ecological agriculture especially has been mentioned, the
disadvantages of convantional agriculture system have been explained and then they have
been talked over Gökçeada. It’s a very important principle to firtile eco-tourism by
means of ecological agriculture and stock farming and it is agreeable to the natural
conditions in Gökçeada.
Key words : Ecological (organic) Gökçeada
GİRİŞ
Birim alandan daha çok ürün almak amacı ile son 30-40 yılda Dünya’da ve
ülkemizde yaygınlaşan konvansiyonel tarım metodu ile insanlık tarihinin en
sistemli ve en kapsamlı insan ve doğa katliamı oluşmuştur. Tarımda kullanılan
sentetik ve kimyasal ilaçlar ile gübreler, sadece toprağın, suyun ve havanın yapısını
bozmakla kalmayıp; aynı zamanda yaşayan tüm organizmaları tahrip etmekte; başta
kanser olmak üzere birçok hastalığa neden olarak, doğuştan sakatlıklara, sinir
sistemi bozukluklarına ve tüm canlıların genetik yapılarının bozulmasına sebep
olmaktadır. İnsanlığa ve doğaya bunca kötülükten sonra ilkel tarım metodu diye
küçümsenen ve bir kenara atılan doğal tarım metoduna geri mi dönüyoruz
diyebilirsiniz. Ancak, “üreten köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal
ATATÜRK’e,
“Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yârim kara topraktır
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Karnın yardım kazma ile bel ile
Yüzün yırttım tırnak ile el ile
Yine beni karşıladı gül ile
Benim sadık yârim kara topraktır”
Diyen Aşık VEYSEL’e, ya da “Biz dünyayı atalarımızdan miras değil
çocuklarımızdan ödünç aldık” diyen Laster BROWN’a kulak vermek ve doğaya saygılı
olmak zorundayız.
40 yıl önce Datça’ya gelerek Reşadiye Köyü’nde 300 dönümlük bir alanda
organik zeytincilik yapan, elde ettiği organik zeytinyağını Beyazsaray’a pazarlayan,
600 nüfuslu Reşadiye Köyü’nde yaşayanların yarısına fabrikasında işveren ve
“zeytinyağı akar Türkler bakar” dedirten Amerikalı Richart ve Mary ROSENBERK
çiftinin başarıları önemli bir örnektir.
Konvansiyonel sistemle daha çok üretim yapılırken nelerin yok edildiğinin
farkına varılması gereklidir. ATATÜRK’ün kastettiği ‘efendiliğin’ hak edilip
edilmediği, Âşık VEYSEL’in sadık yârim dediği kara toprağı kimyasallarla
kirletmeden üretim yapılıp yapılamadığının ayrımı çok önemlidir.“Taşı toprağı
altındır” diye koşulup gelinen mega köylerin varoşlarında kaybedilen nasırlı ellerin
bulunup, Aşık VEYSEL’in kara toprağıyla, Ahî Evren ve imece dayanışmasını akıl,
bilim ve teknikle buluşturmak gerekmektedir.
Her şeyin ama her şeyin tadı tuzu kaçmıştır. Bu tatsız tuzsuz manzara,
havanın, suyun, toprağın ve yok oluşun manzarasıdır. Bu manzara Uygar
AVRUPA’nın konvansiyonel manzarasıdır.
ORGANİK TARIM KAVRAMINA GENEL BİR BAKIŞ
Organik (Ekolojik, Biyolojik) tarım; ekolojik dengenin korunması, her türlü
bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretimi ile kullanılacak girdilerin organik tarım
metoduna uygun olarak üretilmesi veya temini, orman ve doğal alanlardan organik
tarım ilkelerine uygun olarak ürün toplanması, bu ürünlerin işlenmesi,
ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması, pazarlanması, kontrolü,
sertifikalandırılması ve denetimini amaçlayan, tarımdaki çevreye ve insan sağlığına
zarar vermeyen modern üretim tekniklerini kullanmayı kabul eden, her aşaması
kontrollü, kayıtlı ve sertifikalı olan bir üretim şeklidir. Organik tarım, yalnız başına
gıda üretim kaynağı olmayıp, aynı zamanda sürdürülebilir tarım ve kalkınma, ekoturizm, biyolojik çeşitliliğin korunması ve erozyon, çölleşme ve iklim değişikliğine
neden
olan
faktörlerin
etkisinin
giderilmesinin
bir
dayanağıdır
(http://www.tarim.gov.tr). Sentetik ve kimyasal ilaçlar ile kimyevi gübre
kullanılarak yapılan konvansiyonel tarım sisteminde, başlangıçta her ne kadar
yüksek verim alınmış olsa da, her geçen yıl verim düşmekte, verim düşüklüğünü
telafi etmek üzere kullanılan kimyasalların dozunun artırılması kirlenmenin
boyutlarını artırarak, bir süre sonra tarım alanlarını kullanılamaz hale gelmesine
sebep olmaktadır. Bu aynen uyuşturucunun bağımlısı üzerindeki etkilerine
benzemektedir.
90
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Çevre dostu üretim tekniklerini içeren ve üreticiden tüketiciye dek tüm
zincirde refahın arttırılmasını hedefleyen ekolojik tarımın yıllar boyunca geçirdiği
süreç incelendiğinde, tarımda kimyasal kullanımının başladığı 1900’lü yılların ilk
yarısında Avrupa’daki bazı öncülerin toprak verimliliği kavramına farklı yaklaşımlar
sergileyerek ekolojik tarımın temelini oluşturduğu görülmektedir. Bu çabalar,
dünya savaşları sırasında ve özellikle II. Dünya savaşı nedeni ile yavaşlamıştır.
Savaş sonrası dönemde insanlığın ana hedefi, ucuz gıda maddesi üretmek ve
bulduğu gıda maddeleri ile sadece karınlarının doyurmak olmuştur. Ucuz ve çok
miktarda gıda maddesi üretiminin sihirli anahtarı girdi yoğun “Yeşil Devrim” idi.
Yoğun girdi kullanımının yol açtığı çevre sorunları 1980’lere gelindiğinde ortaya
çıkmaya başlamıştır. Tarımda kullanılan pestisidlerin insan ve hayvan sağlığını
tehdit ettiği, yeraltı su kaynaklarını kirlettiği, biyolojik çeşitliliği azalttığı bilimsel
çalışmalarla belirlenip yoğun olarak tartışılmaktadır. Sorunlar öncelikle tarımda
girdi kullanımının yoğunlaştığı kuzey Avrupa ülkelerinde belirlenmiştir. Avrupa ve
ABD’deki bazı duyarlı üreticiler, sentetik kimyasal girdi kullanmaksızın üretim
yapmaya ve bunları ya işletmelerinde veya yakın pazarlarda satmaya başlamıştır.
Üreticilerce başlatılan hareket, 1972 yılında Toprak Derneği (Soil
Association/İngiltere), Doğa ve Gelişme (Nature et Progrés/Fransa), İsveç
Biyodinamik Derneği (İsveç), Güney Afrika Toprak Derneği (Soil Association) ve
Rhodale Press (ABD)’ nin ortak bir çatı olan Uluslararası Organik Tarım
Hareketleri Federasyonu (International Organic Agriculture Movement/IFOAM)
nu kurması ile hareket yaygınlaşmaya başlamıştır. 1990’lı yıllardan başlayarak
Avrupa Birliği ülkelerinde tarımın ekstansifleşmesi ve çevreye uyumlu üretimin
desteklenmesi tarım politikası olarak benimsenmiştir. EC 2092/91 sayılı
yönetmelik, ekolojik tarımın tanımını yapmakta ve ilkelerini ortaya koyarak
kullanımına izin verilen girdileri listeler halinde bildirmektedir. 1999 yılında ise
AB’nin hayvansal üretime ilişkin yönetmeliği ve FAO/WHO’nun ortaklaşa
hzaırladığı Codex Alimentarius yayımlanmıştır. 2000’li yıllara gelindiğinde özellikle
dioksin, deli dana hastalığı ve genetik modifikasyona uğramış tohum kullanımının
risklerinden çekinen Avrupa’lı tüketicilerin ekolojik ürün talepleri hızla artmıştır.
AB’de hükümetler artık % 20-40 lık pazar hedeflerine yönelik politikaları gündeme
getirmektedir. ABD ve Japonya ise Avrupa Birliği ülkelerinin hemen ardından
ekolojik ürün talebinin hızla arttığı pazarlar olarak dikkati çekmektedir (Aksoy
2001:3).
Bir ürünün organik (ekolojik) olabilmesi için organik tarıma uygun olarak
yetiştirildiğinin bağımsız bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından
denetlenip onaylanması gerekir. Aksi takdirde bu ürün organik kurallara göre
uygun olarak yetiştirilse bile, kontrol ve sertifikasyonu yapılmadığı için organik
ürün değildir. Bu ürünün yalnızca üretim aşamasında değil, satın alım, depolama,
işleme, paketleme ve satış aşamalarında da organik yöntemlere göre uygun işlem
gördüğünün kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenmesi
gerekmektedir ( www. ifoam.org) Organik tarımsal üretim yapacak çiftçi; öncelikle
bakanlıkça yetki verilmiş herhangi bir kontrol/sertifika kuruluşuna başvurur.
91
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Kontrol / sertifika kuruluşu kendisine başvuran müteşebbislerden kendisini ve
işletmesini tanımlayacak yönetmelik hükümlerine göre gereken bütün bilgi ve
belgeleri ister. Bu bilgi ve belgeler ışığında organik tarım yapmaya uygun olup
olmadığına karar verir, uygunluğu durumuna göre müteşebbis yönetmelik
hükümlerine göre organik tarım komitesine bildirilir (Kirazlar 2001: 11).
Dünya’da ve ülkemizde konvansiyonel tarım ve hayvancılığın olumsuz
etkilerinin görülmesi ve tehlikenin doğal dengeyi tamamen tahrip edecek boyutlara
ulaşması üzerine, daha sağlıklı ve alternatif bir üretim sistemi olan organik
(ekolojik) üretime geçilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu bağlamda yaşanan
bu gelişmelerden doğal olarak Gökçeada’da etkilenmiş ve organik üretim
sisteminin yaygınlaşmasını benimsemiştir.
GÖKÇEADA’ DA ORGANİK TARIM ÇALIŞMALARI
Ülkemizde bekli de dünyada, havası, suyu, denizi, toprağı en az kirlenen, ekolojisi
en az bozulan yerlerden biri de Gökçeada’dır. Gökçeada’nın yüzölçümü 289
km.²’dir.
Çevresi 46
deniz mili olup, boy ve
en olarak 16
x
5
deniz mili boyutlarındadır. Gelibolu Yarımadası'na 11, Limni'ye 10,
Semadirek Adası'na 12 mil uzaklıktadır. Ulaşım için en yakın yer olan, Kabatepe
Limanı'na 14 mil uzaklıktadır. Coğrafi yapısı çevre adalardan oldukça farklıdır.
Tek bir dağdan oluşan Semadirek ile tek bir ovadan oluşan Limni'ye karşın,
tepelerin ve ovaların birbiri ardınca sıralandığı ilginç bir yapıya sahiptir. Bu
özelliğinden dolayı Herodot Gökçeada’dan PAPALEOSSA (dalgalı) diye söz eder.
Gökçeada genelde engebeli bir yapıya sahiptir ve volkanik kütlelerden oluşmuştur.
Gökçeada'nın % 77'si dağlık, %12'si engebeli ve %11'i de ovalık alandan
oluşmuştur. Ada'nın en yüksek noktası Doruktepe 673 metredir. Volkanik bir yapı
hakim olmasından dolayı Dev Kazanları, Sualtı Mağaraları, Lav kayaları ve ponza
taşları Ada'da çokça bulunmaktadır.
Bitki örtüsü ise, çam ormanları, makilik ve zeytinliklerden oluşmaktadır.
Rüzgâra açık alanlarda da geven dikenleri mevcut olup, Ada'nın erozyon dengesini
sağlamaktadır. Bitki örtüsü ise çok ilginçtir; Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Karasal
iklimlerin bitkileri birarada görülür. Bu açıdan da bakıldığında her türlü ürünün
alınabileceği bir yer olarak göze çarpar. Gökçeada’nın tarımsal yapısı aşağıdaki
tabloda verilmiştir (Tablo 1).
Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Ada’nın %11’inin tarıma elverişli alanlar
olmasına karşın son yıllarda Türk Tarımı’nda yaşanan olumsuzluklar, Gökçeada’yı
da etkilemiş, buna bağlı olarak tarımda kullanılan alanlarda önemli ölçüde
daralmalar görülmüştür. Tarıma elverişli ovalar dışında kullanılmayan engebeli
arazilerin büyük bir bölümü de zeytin ve bağ alanları olarak kullanılmaya
elverişlidir.
Tablo 2’de görüldüğü gibi zeytin ve zeytinyağı üretimi ilk sırada gelmektedir.
Zeytincilik ve bağcılık dışında üretilen meyveler daha çok iç tüketime yöneliktir.
92
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 3’te de görüldüğü üzere Gökçeada, sebze üretimi bakımından, ürettiği
ürünleri dışa pazarlayacak düzeyde olmadığı ve üretimin daha çok iç tüketime
yönelik olduğu görülmektedir.
Tablo 4’te, 6.000.- Dekarda 2.240 ton tarla ürünün de yeterli düzeyde
olmadığı görülüyor.
Gökçeada’da üretilen yem bitkilerinde ki düşüklük ise (Tablo 5) Dünyada
eşine az rastlanan bir sistem olan başıboş hayvancılığın yaygın olarak
yapılmasından kaynaklıdır. Özellikle küçükbaş hayvanlar (Koyun ve keçi) yaz kış
doğal ortamda yaşamakta sadece etinden ve yününden faydalanılmaktadır. Bu
hayvanların sütünden faydalanmak söz konusu olmadığından önemli ekonomik
kayıplara sebep olunmaktadır. Başıboş hayvanların özellikle keçilerin ekili alanlara
ve ormanlara verdiği zararın boyutları oldukça yüksektir.
Doğal ortamda yetişen bu hayvanların organik hayvancılık sistemine
alınması durumunda meydana gelen ekonomik kayıplar önleneceği gibi çok önemli
getirisi olacaktır.
GÖKÇEADA’DAKİ TARIMSAL KOOPERATİFLER VE İŞLETMELER
Üretimden pazarlamaya kadar sağlıklı bir yapının oluşturulmasında üretici
örgütlerinin önemi tartışılmaz. Gökçeada’da da bu doğrultuda tarımsal amaçlı
kooperatifler ve şirketler kurulmuştur.
Toplam tarımsal kooperatif sayısı
Gökçeada’da Toplam 4 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bulunmaktadır. Çok
sayıda üreticinin üye olmadığı bu kooperatiflerden Merkez Tarımsal (Arıcılık)
Kooperatifi dışında kalanların önemli projeleri hayata geçiremedikleri bir gerçektir.
1-Dereköy-Şahinkaya Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ( 76 üyesi
bulunmaktadır)
2-Merkez-Kaleköy-Uğurlu ve Yeni Bademli Köyleri Balıkçılık Kooperatifi (17
üyesi bulunmaktadır)
3-Eşelek Köyü Sulama Kooperatifi (20 üyesi bulunmaktadır)
4-Merkez Tarımsal (Arıcılık) Kalkınma Kooperatifi ( 39 üyesi bulunmaktadır)
Fabrikalar
Gökçeada ve Bozcaada Tarımsal Kalkınma ve İskân Projesi kapsamında 1999
yılında temin edilen 259,5 milyar TL zeytincilik kredisinin 170,5 milyar TL’si yeni
zeytinlik tesisi ve mevcut zeytinliklerin bakımı için 252 çiftçiye dağıtılmıştır. 90
Milyar TL’si ise, üretilen zeytinlerin Ada’da değerlendirilmesi amacıyla kurulan 150
ortaklı Gökçeada Birlik San.ve Tic. A.Ş’ye de zeytin işleme tesisi kurmak üzere
verilmiştir.
1) Merkez Gökçeada Birlik A.Ş Kontinü Zeytinyağı fabrikası
2) Şirinköy Eko-Zey A.Ş. Kontinü Zeytinyağı fabrikası
3) Gökçeada Merkez Elta Şirketi Kontinü Zeytinyağı fabrikası
93
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
4)Tepeköy Şarap Fabrikası
5) Merkez(ETİZ) Şarap Fabrikası (izin aşamasında)
Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünün ortaklaşa yürüttüğü
“Gökçeada Organik Tarım Projesi” kapsamında başlatılan çalışmalarla, Gökçeada
Birlik A.Ş, Eko-Zey A.Ş, Merkez Tarımsal (Arıcılık) Kooperatifi ve ETİZ şarap
fabrikası gibi işletmeler, her ne kadar organik üretime geçmiş olsalar da maddi
imkânsızlıklar, yeterli teşvik ve desteklerden yoksun olmaları sebebi ile önemli
atılımlar yapamadıkları görülmektedir. Bu alanda en büyük atılımı ELTA- ADA
Tarım ve Hayvancılık işletmesi yapmıştır.
Çalışmalarına 2004 yılı sonlarında başlayan ELTA- Ada Tarım ve
Hayvancılık İşletmesi, başta zeytin olmak üzere, bitkisel ve hayvansal üretimde de
sertifikalı organik üretim yapmaktadır.
ELTA-ADA üç bin dönümlük alan üzerinde, tamamı verim çağında 20.000
adet organik sertifikalı zeytin ağacına sahiptir ve yaklaşık 5.000 adet de yeni zeytin
fidanı dikimi gerçekleştirmiştir.
İşletme 2.000 adet küçük ve büyükbaş hayvanı barındırabilecek tesislere
sahip olup, bu anda 100 küçükbaş 150 büyükbaş hayvanı bulunmaktadır. Zeytin
ve meyve plantasyonları dışında 900 dekarlık alanda organik kaba ve kesif yem
üretimiyle, organik süt ve süt ürünleri ile organik et ve et ürünleri üretim
aşamasındadır.
Türkiye’nin ilk organik peynirini üreten ELTA-ADA işletmesi günlük
kapasitesi 10 ton olan mandıraya sahip olduğu gibi günlük kapasitesi 40 ton olan
kontinü zeytinyağı fabrikasına da sahiptir.
Diğer yandan Çeşitli Üniversite ve Araştırma enstitülerine bedelsiz arazi
tahsis ederek üç önemli projenin uygulanmasına olanak sağlamıştır. Bunlar sırayla;
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi tarafından Eylül- 2004’te
başlatılan (üç yıl süreyle, yazlık ve kışlık 20 üründe) “Gökçeada’da Organik Tarıma
Uygun Ürün ve Üretim Sistemleri” araştırma projesi tamamlanmıştır (Projenin
uygulanması için 6 dekar arazi bedelsiz olarak tahsis edilmiştir).
Tekirdağ Bağcılık ve Araştırma Enstitüsü ile Tarım Bakanlığı’nın “
Gökçeada Şartlarında Organik Üzüm Yetiştiriciliğinin Geliştirilmesi” projesi
devam etmektedir.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nin Gökçeada’da kavun,
domates, yer fıstığı ve soya ürünlerinin “ Organik Tarıma Uygun Üretim
Sistemleri” bitirilmiştir (Proje için 10 dekar arazi bedelsiz tahsis edilmiştir).
Diğer önemli bir proje ise, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin hazırlayıp,
AB’ye onaya sunduğu ve ELTA-Ada Tarım ve Hayvancılık İşletmesi’ni uygulama
yeri olmasını uygun gördüğü; “Gökçeada Şartlarında Organik Hayvancılığın
Araştırılması ve Geliştirilmesi” projesidir.
ELTA- Ada Tarım ve Hayvancılık İşletmesi geliştirdiği ve uyguladığı
projelerle hem kendi işletmesindeki organik üretimi çeşitlendirerek artırması, diğer
bir yandan da Ada’da bu alanda faaliyet gösteren diğer işletmelere ve üreticilere
94
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
örnek çalışmalar yaparak önderlik ediyor olması, Gökçeada’nın organik ada olması
yolunda çok olumlu ve önemli bir durumdur.
Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğü’nün organik tarım
çalışmalarındaki rolü
Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünce yürütülen Gökçeada
Organik Tarım Projesi, 2001 yılında bilgilendirme ve eğitim çalışmalarıyla
başlamıştır. Gökçeada ilçesinde Organik Tarım bilincini yerleştirmek ve Ada’nın
ekolojisinde önemli yer tutan ve halkın gelir kaynaklarının başında gelen zeytin ve
zeytin yağını ekolojik olarak üretmek bununla birlikte kademeli olarak arıcılık,
bağcılık ve sebzecilik alanlarında Gökçeada’nın tamamında ekolojik tarım yaymak
amacına yönelik proje çalışmaları yapılmıştır.
Gelecekte Gökçeada’nın tamamında tüm üretim sahalarında organik
tarıma geçmek ve Gökçeada’nın ekolojik ada olarak anılması hedeflenmektedir.
Tablo 6’dan da görüldüğü her geçen yıl organik üretime geçen üretici
sayısı ve üretim alanlarında gözle görülür bir artış sağlanmaktadır. Ada dışında
yaşayanlara ait zeytinliklerin bakımları yapıldığında ve Ada genelinde yabani olarak
yetişen çok sayıda zeytin ağaçlarının aşı ve bakımları yapıldığında çok önemli
üretim artışı sağlanabilir.
Tablo 7’den de anlaşılacağı üzere zeytincilikte olduğu gibi, organik arıcılıkta
da her geçen yıl gelişme kaydedildiği görülmektedir.
Ayrıca organik bağcılık projesi kapsamında, 2004 yılında 67,5 dekar ve 2005
yılında da 40 dekar olmak üzere toplam 107,5 dekar alanda Amerikan Asma Anacı
ile organik bağ tesis edilmiş olup, aşılama çalışmaları devam etmektedir.
Gökçeada Kaymakamlığı Mahalli İdareler Başkanlığı’nca üreticilere yapılan
destek önemlidir, ancak yeterli olduğu söylenemez. Devletin organik üreticileri
daha kapsamlı şekilde desteklemesi gerekmektedir.
2004 Yılındaki faaliyetlerin ve verilen desteğin yaklaşık olarak %50 artarak
devam ettiği anlaşılmaktadır.
2005 yılı faaliyetlerinde her ne kadar bir düşüş görülse de desteğin devam
ettiği görülmektedir.
Tablo 11’den de anlaşılacağı üzere; faaliyetlerin ve desteğin yeniden
artarak devam ettiği görülüyor.
Hayvancılığın Desteklenmesi hakkındaki 2005/13 numaralı tebliğin
15.maddesi gereği Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması kararı çerçevesinde 200
adet Gökçeada koyun ırkı 6 yıllığına koruma altına alınmıştır. 6 yıllık koruma süresi
için üreticiye toplam 60.000.- YTL. destek yapılacaktır.
Tablo 12’de de görüldüğü gibi kapalı sistem koyun ve keçi yetiştiriciliği yok
denecek ölçülerdedir. Bu alanda çeşitli projeler gerçekleştirilerek kademeli olarak
başıboş hayvancılığın tamamen ortadan kaldırılması sağlanmalıdır.
95
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
SONUÇ VE ÖNERİLER
2002 yılından beri uygulanan “Gökçeada Organik Tarım Projesi “ başarıya
ulaşmasını kolaylaştıran faktörlerin başında Gökçeada’nın ekolojisi bozulmamış,
bir ada olması ve tarıma elverişli topraklarının büyük bölümünün günümüze kadar
kimyevi gübre ve ilaç gibi kimyasalla tanışmamış olmasıdır. Gökçeada
Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünce ortak yürütülen proje Gökçeada da
organik tarım bilincini yerleştirmek ve Ada’nın ekolojisinde önemli yer tutan ve
halkın gelir kaynaklarının başında gelen zeytin ve zeytin yağını ekolojik üretmek,
Ada’nın tamamında ekolojik tarımı yaymak, kademeli olarak; Arıcılık, Bağcılık ve
Sebzecilik alanlarında organik üretim için projeler geliştirerek, gelecekte
Gökçeada’nın tamamında tüm tarımsal üretim kollarında organik üretim yapılması
amaçlanmaktadır.
Orta vadede yapılması gereken çalışmalar:
1- Organik tarım konusunda çiftçilerin eğitimi, bilinçlendirilmesi ve
özendirilmesi yanında tüketicilerin de bilinçlendirilmesi çalışmalarına hız
verilmelidir.
2- Tarım gelirleri açısından Gökçeada ekonomisinde önemli bir yeri olan
zeytinciliğin geliştirilmesi, Ada dışında yaşayanlara ait bakımsız zeytinliklerin bakım
ve ilaçlamalarının yapılması ve ekonomiye kazandırılması için gerekli çalışmaların
yapılması şarttır.
3-Gökçeada ekolojisine uyum sağlayan ve Gökçeada’ya özgü bir tür olan
(Ladolies) türü yağlık zeytin çeşidinden fidan üretimi yapılarak zeytin alanlarının
genişletilmesi gerekmektedir.
4-Tarım alanlarına önemli zararlar veren ve tarımı yapılmaz duruma
getiren serbest hayvancılık olarak adlandırılan başıboş hayvancılığın tamamen
yasaklanması. Serbest hayvancılık yetiştiriciliği ile ekonomiye kazandırılmayan
hayvansal (Süt ve Süt Ürünleri) ürünlerin ekonomiye kazandırılması. Serbest
hayvancılığın yasaklanması ile oluşabilecek çiftçi kayıplarının giderilmesi için
kontrollü küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği alanında projeler
geliştirilmelidir.
5-Organik et ve et ürünlerinin üretimi için organik hayvan yetiştiriciliğinin
yaygınlaştırılması ve desteklenmesi gerekmektedir.
6-Dereköy, Uğurlu ve Şahinkaya göletlerinin açık sistemden kapalı
(basınçlı)sisteme dönüştürülerek su tüketiminden ve iş gücünden tasarruf edilmesi,
Uzun vadede yapılması gereken çalışmalar:
1-Organik Tarımın ada geneline yaymak ve tüm üretim alanlarında organik
üretim yapmak için adaya kimyasal girdilerin girmesinin yasaklanması için gerekli
mevzuat değişikliği yapılarak Ada’nın organik üretim için pilot bölge ilan edilmesi.
2-Ekolojik tarıma bağlı olarak Eko-Turizm’in canlandırılması ve
Gökçeada’nın organik bir Dünya adası haline gelmesi sağlanmalıdır.
96
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKÇA
Aksoy, U.
2001
“Ekolojik tarım: genel bir bakış” Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı Tarım 2000 Vakfı, Ankara
Kirazlar, N.
2001
“Ekolojik (organik) tarım mevzuatı” Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı Tarım 2000 Vakfı, Ankara
Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
http://www.tarim.gov.tr/arayuz/10/icerik.asp?efl=uretim/organiktarim/organik_tarim.ht
m&curdir=\uretim\organiktarim&fl=organiktarim_taslak_strateji.htm
www. ifoam.org
97
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın tarımsal yapısı
TARIMA ELVERİŞLİ ARAZİ
ÇAYIR-MERA ARAZİSİ
ORMANLIK VE FUNDALIK ARAZİ
TARIM DIŞI ARAZİLER
TOPLAM
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
22.365 Dekar
33.439 Dekar
68.690 Dekar
164.506 Dekar
289.000 dekar
Tablo 2. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın meyve alanı
ÜRÜN CİNSİ
Zeytin Üretimi
Yağlık-ada zeytini
Sofralık zeytini
ÜRETİM
ALANI (Dk)
7.150
5.200
1.950
AĞAÇ
SAYISI
(Adet)
190.000
170.000
20.000
YAĞ ÜRETİM
MİKTARI
(Ton)
334,409
59,497
40.000
Bağ alanı
Sofralık Üzüm
Şaraplık Üzüm
645
200
445
-
200
140
Meyve Üretimi
860
30.600
1.072
8.655
-
-
TOPLAM
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
Tablo 3. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın sebze tarımı
ÜRÜN CİNSİ
ÜRETİM ALANI (dk)
Kırmızı salçalık biber
Domates
Patlıcan
Kavun-Karpuz
Diğer
TOPLAM:
1.060
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
50
220
210
250
330
ÜRETİM
MİKTARI(Ton)
200
800
420
890
540
2.850
98
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 4. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’daki tarla ürünleri
ÜRÜN CİNSİ
ÜRETİM ALANI(Dk)
Buğday
Arpa
TOPLAM
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
2.800
3.200
6.000
ÜRETİM
MİKTARI(Ton)
1.120
1120
2.240
Tablo 5. 2007 Yılı verilerine göre Gökçeada’daki yem bitkileri üretimi
ÜRÜN CİNSİ
ÜRETİM (DK)
Yonca
2.400
Fiğ
1.700
Silajlık Mısır
345
TOPLAM
4.445
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
MİKTAR (Ton)
2.880 Kuru ot
680 Kuru ot
345 Silaj
3.905
Tablo 6. Organik zeytin ve zeytinyağı üretim projesi
YILLAR
2002
2003
2004
2005
2006
2007
SERTİFİK
ALI
ÜRETİCİ
SAYISI
14
26
64
93
115
125
ÜRETİ
M
ALANI
(Dk)
ÜRÜN
MİKTA
RI (LT)
465,9
1.062,1
3.480
3.806
4.730
7.376
15.402
24.583
195.000
135.00
59.497
VERİLEN
TARIMSAL
DESTEKLER
(YTL)
3.458,00
54.301,00
15.404,00
54.301,00
27.594,00
98.504,00
4.810
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
99
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 7. Organik arıcılık projesi
YILLAR
SERTİFİKALI
ÜRETİCİ
SAYISI
ÜRETİLEN
BAL
MİKTARI(Ton
)
2002
65
------2003
57
------2004
25
11.006
2005
35
19.560
2006
42
-------2007
59
-------Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
VERİLEN
TARIMSAL
DESTEKLER
(YTL)
42.000,00
7.080,00
17.071,00
4.520,00
36.480,00
24.155,00
Tablo 8. 2003 yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal
faaliyetleri
PROJE ADI
HARCAMA TÜRÜ
HARCAMA
TUTARI(YTL.)
Ağaçlandırma
Köşebent Alımı
979,00
Ağaçlandırma
Kapı Alımı
354,00
Seracılığı
Onarım Gideri
100,00
Geliştirme
10.500 Kg. Çelik Boru Alımı
3.964,00
Organik Bağcılık
Boru Kesim Kaynak İşl.
2.360,00
Organik Bağcılık
3.960 m2 Kafes Tel Alımı
5.591,75
Organik Bağcılık
Kontrol ve Sertifikasyon
994,00
Organik Tarım
18.290 Adet Asma Çubuğu
7.051,00
Organik Bağcılık
Alımı
TOPLAM
21.393,75
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
100
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 9. 2004 yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal
faaliyetleri
PROJE ADI
HARCAMA TÜRÜ
Organik Arıcılık
100 Paket arı ilacı alımı
Organik Arıcılık
Sertifikasyon bedeli
Seracılığı geliştirme
Sera örtü alımı
Organik Arıcılık
Balmumu gideri
Fuar çalışmaları
Tanıtım
Organik Zeytincilik
Analiz giderleri
Organik Arıcılık
Balmumu Analiz gideri
Organik Bağcılık
Kafes Tel alımı
Organik Zeytincilik
Gübre alımı
Organik Tarım
Etiket alımı
TOPLAM
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
HARCAMA
TUTARI(YTL.)
675,00
15.706,40
3.314,00
277,88
3.159,20
1.796,85
413,60
4.038,00
5.498,90
118,00
34.997,83
Tablo 10. 2005 Yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal
faaliyetleri
PROJE ADI
HARCAMA TÜRÜ
HARCAMA
TUTARI(YTL.)
Organik Arıcılık
Fuar çalışmaları
1.770,00
Meyveciliği
220 Adet Bodur Kiraz
4.067,71
Geliştirme
Fidanı alımı
1.440,00
Organik Bağcılık
Bağ aşılama ve işçilik
800,80
Organik Tarım
Danışmanlık hizmetleri
TOPLAM
8.078,51
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
101
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 11. 2005 Yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal
faaliyetleri
PROJE ADI
HARCAMA TÜRÜ
HARCAMA
TUTARI(YTL.)
Organik Arıcılık
Organik Ürün analiz Bedeli
2.005,00
Organik Arıcılık
Sertifikasyon Bedeli
2.125,32
Organik Zeytincilik
Organik Zeytin Analiz Bedeli
211,60
Fuar giderleri
Fuar Çalışmaları
3.020,80
Yem
Bitkileri
1.000 Kg.Yonca Tohumu
6.750,00
geliştirme
Alımı
8.000,00
Organik Bağcılık
10.000 Adet Asma Anacı Alımı
489,00
Seracılığı geliştirme
Sera Örtü Alımı
TOPLAM
22.601,72
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
Tablo 12. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’da hayvancılık
CİNSİ
Büyükbaş Hayvan
Küçükbaş Hayvan(koyun)
Küçükbaş Hayvan (keçi)
Kanatlı Hayvan
Arılı Kovan
MİKTARI
(Adet)
555
36.965
13.452
4.984
3.250
ÜRETİM (Yıl)
972 Ton süt üretimi
302 Ton Süt.
385 Ton Süt.
350.000
Ad.Ymt.
45 Ton bal
üretimi
Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü
* Kapalı sistem koyun yetiştiriciliğinde hayvan miktarı:3.500 adet/koyun
*Sağılan Keçi sayısı: 2.500 adet/keçi
102
GÖKÇEADA KEÇİSİNİN BİYOLOJİSİNE
İLİŞKİN İLK RAPOR
Cemil TÖLÜ, a Mustafa ÖZCAN, b Türker SAVAŞa
a
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Zootekni Bölümü
b İstanbul Üniversitesi, Zootekni Anabilim Dalı
ÖZET
Bu çalışmada, Gökçeada doğal koşullarında kendilerini sürdüren ve çeşitli nedenlerle
sürekli baskı altında tutulan Gökçeada keçilerinin, bazı özelliklerinin rapor edilmesi
amaçlanmıştır. Bu amaçla Ada’dan elde edilen keçiler yarı-entansif sistemde yetiştirilerek
bazı verim özellikleri tespit edilmiştir. Gökçeada keçilerinin anakaradaki türdeşlerine
göre benzer vücut ölçüsü değerlerine ve daha düşük değerlerde canlı ağırlığa sahip oldukları
görülmüştür. Ergin canlı ağırlığı ortalama olarak 38 kg civarında olan Gökçeada
keçilerinin doğumda keçi başına 1,6 oğlak verimi olduğu tespit edilmiştir. Ortalama
doğum ağırlığı 2,5 kg olan oğlakların ortalama sütten kesim ağırlığı 60 günlük yaşta 9,0
kg olarak gerçekleşmiştir. Gökçeada keçisinin laktasyon süresi ve süt verimi dikkat
çekicidir. Laktasyon süresi 127–318 gün arasında değişirken ortalama laktasyon süt
verimi 285 kg’dır. Bunun yanında süt yağı oranı diğer ırklara göre daha düşük
bulunurken süt protein oranı benzer değerler göstermiştir. Ancak süt verimi dikkate
alındığında, toplamda süt yağı ve proteini verimi yüksek değerlerdedir. Süt oğlak olarak
değerlendirilen Gökçeada oğlaklarının tüm karkas ve et kalitesi özellikleri bakımından,
genel karkas yapısının küçük ama yağsız, açık renkte, yumuşak, az kokulu ete sahip
olduğu söylenebilir. Et renklerinin iyi olduğu ve et kalitesinin yumuşak ve az yağlı
yapısıyla iyi durumda olduğu ifade edilebilir.
Anahtar kelimler: Gen kaynağı, özel ürün, cüsse, oğlak, keçi sütü
ABSTRACT
In this study, it was aimed at reporting some traits of Gökçeada goats, which are under
pressure due to various factors and sustain themselves under the natural conditions of
Gökçeada. In this respect, goats that were brought from the Island to Çanakkale were
kept under semi-intensive production system and some production traits of the animals
were determined. Like similar goat breeds in the mainland, Gökçeada goats were found to
have similar body measurement values and lower body weights. Average mature body
weight of Gökçeada goat is around 38 kg with 1.6 kids per goat at birth. The average
kid weight is 2.5 kg at birth and kids are weaned at 9 kg of live weight at 60 days of age.
The lactation length and milk yield of Gökçeada goat are worth noticing. The lactation
period varies between 127 and 318 days with an average milk yield of 285 kg. In
addition, the fat content of milk is low, whereas protein content is similar to that of other
goat breeds. However, milk fat and protein yields are reasonably high when milk yield is
taken into account. The kids of Gökçeada goats are used as veal kids. In terms of carcass
and meat quality traits, the carcass is small but lean with a light color, soft and less smelly
meat. The color of the meat is good and the quality of meat can be regarded as reasonably
good due to soft structure and less fat composition.
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Key words: Gene source, special product, body, kid, goat milk
GİRİŞ
Türkiye’de keçi ve ürünlerine olan talep, her ne kadar yöresel de olsa
azımsanmayacak ölçüdedir. Türkiye’de 6,6 milyon keçi bulunmaktadır (Anonim
TUİK 2007). Türkiye et üretiminin %3,4’ü süt üretiminin ise %2,5’i keçiden
sağlanmaktadır (Anonim FAO 2007). Özellikle keçi peyniri ve oğlak eti özel ürün
olarak aranmaktadır. Bunların yanı sıra keçi sütünün dondurma için çok uygun bir
süt olduğu dondurma üreticilerince ifade edilmektedir.
Türkiye keçi varlığının %96’sının kıl keçileri olduğu bildirilmektedir
(Anonim TUİK 2007). Türkiye’de bugün itibariyle kıl ve Ankara (tiftik) keçisi
dışında Saanen Keçisi, Malta (Maltız) Keçisi, Halep Keçisi, Kilis Keçisi, Gürcü
Keçisi, Abaza Keçisi, Alman Beyaz Keçisi ve kimi lokal keçi ırkları bulunmaktadır
(Yalçın 1990; Özder 2006). Ancak kıl keçisinin ülkemizde genel bir ifade şeklinde
olduğu ve Türkiye’deki bazı keçi ırkları dışındaki genotiplere verilen bir adlandırma
olduğu bildirilmekte ve en kısa zamanda kıl keçisi isimlendirmesi altındaki genotip
gruplarının tanımlanması gerektiği ifade edilmektedir (Ertuğrul vd. 2005).
Dünyada azımsanmayacak ölçüde birçok yerde lokalize olmuş keçi ırklarının
olduğu görülmektedir (Bertaglia vd. 2007). Bazı durumlarda egzotik ırkların verim
özellikleri yerli ırklardan daha iyi durumda olabilmektedir (Serradilla 2001). Ayrıca
küçük popülâsyonlar halindeki bu keçilerden özel ürünler üretilerek ekonomiye
katkı sağlanmaktadır (Boyazoglu ve Morand-Fehr 2001). Bu sebeple, özel bir yeri
olan ve Gökçeada’da “yetiştirilen” keçilerin tanımlanmasına ve daha ötesine
gidilerek ürünlerinin değerlendirilmesine gereksinim bulunmaktadır.
Ada’da 1982 yılında yürürlüğe giren bir düzenleme nedeniyle keçilerin
tamamının Ada’dan yok edilmesi kararlaştırılmıştır (Ada’ya 1982 yılından bu yana
keçi girişi yasaktır). Ancak bunda muvaffak olunamamış, bilakis düzenleme
Ada’daki keçilerin anakaradan tecrit edilerek saflaşmalarına neden olmuştur.
Ada’da hayvan yetiştiricilerinin büyük bir kısmı küçükbaş hayvan yetiştiricisidir
(%88) ve keçiciliğin tüm hayvancılık kolları arasındaki oranı %30 civarındadır
(Aktürk vd. 2005). Ada’da hayvancılığın sürdürülebilmesi amacıyla mevcut
meraların ıslahı, doğal koşulardaki hayvanlara belli zamanlarda yem ve sağlık
uygulamaları takviyesi, hayvansal ürünlerin kalite ve pazar koşullarının belirlenmesi
ilk akla gelen uygulamalar olarak gösterilebilir (Konyalı vd. 2004).
Bu çalışmada, Gökçeada keçi ırkının bazı özelliklerinin rapor edilmesi
amaçlanmıştır.
MATERYAL VE YÖNTEM
Coğrafik tanımlama
Gökçeada oldukça engebeli bir arazi yapısına sahip olup volkanik kütlelerden
oluşmuştur. Ada’nın %77'si dağlık, %12'si engebeli arazi ve %11'i ovadır ve
Akdeniz iklimi hâkimdir. Yıllık yağış miktarı m2’ye 950–1050 mm arasında
değişmektedir. Yoğun şekilde zakkum, zeytin, maki türü çalılar ve çam ormanlarına
104
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
rastlanılmaktadır. Hayvan baskısından korunmuş mera alanları hariç geriye kalan
meralarda yoğun şekilde dikenli Abdestbozan (Sarcopoterium spinosum) bitkisi ve
geven (Astragalus sp.) türleri ile örtülüdür.
Gökçeada’da keçi varlığı ve yetiştiriciliği
Türkiye’nin batı ucu olan Gökçeada’da keçiler, başıboş olarak yıl boyu dışarıda
kalmaktadırlar. Hiçbir şekilde kaba ve kesif yemlemenin yapılmadığı, hayvanların
barınak yerine, yıl boyunca kendi başlarına belirledikleri yerlerde kaldıkları ve
hiçbir sağlık uygulamasının tatbik edilmediği bir sistem uygulanmaktadır. Bu
sistemde yetiştiriciler, yılda sadece bir kez işaretleme ve oğlak elde etmek amacıyla
müdahale etmektedirler.
Gökçeada keçisi konusunda hiçbir bilimsel çalışmaya rastlanmamıştır.
Gökçeada İlçe İdare Kurulunun aldığı kararın 1982 yılında Çanakkale İl İdare
Kurulu tarafından onaylanması ile Ada’da keçi yetiştirilmesi yasaklanmıştır. 1987
yılında ise İlçe İdare Kurulu başıboş keçilerin “zirai mücadele programı
kapsamında itlafına” karar vermiştir. Buna rağmen Ada’da 8–9 bin baş civarında
keçi bulunmaktadır. Yerli halktan bazıları meralarda abdestbozanın, keçi
sayısındaki azalmadan sonra daha da baskın hale geçtiğini ileri sürmektedirler.
Hayvan materyali
Gökçeada keçileri genellikle siyah renktedirler. Başlarının iki yanında, gözlerini de
içerisine alacak şekilde sarı veya kızıl akıtmaları bulunmaktadır. Bacakların tarsal
eklemi altı akıtmaları ile aynı renktedir. Bunların yanı sıra sıklığına göre sırasıyla
gök mavisi, kahverengi ve alaca hayvanlara da rastlanmaktadır. Vücudu kaplayan
kıllar genellikle uzun olup kulaklar nispeten kısa ve dik ancak bazı hayvanlarda
kulağın üçte birlik kısmından hafif kırılma görülebilmektedir. “Doğal yaşamlarının”
gerekliliği olarak hem erkekler ve hem de dişiler genellikle boynuzlu olup
boynuzsuz bireylere de rastlanmaktadır.
Gökçeada koşullarında yetişen keçiler, Ağustos 2006’da yakalanan 150 keçi
içerisinden rasgele 35 baş seçilmiş ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Teknolojik ve Tarımsal Araştırma Merkezi (TETAM) Keçicilik birimine
getirilmiştir. İlk yıl doğuran 24 baş keçiden 35 baş oğlak, ikinci yıl ise 28 baş
keçiden 49 baş oğlak elde edilmiştir. Üreme özelliklerine ilişkin değerler iki yıllık
verilerden, süt verimi özellikleri ise bir yıllık verilerin değerlendirilmesi sonucunda
elde edilmiştir. Vücut ölçülerine ait ölçümler 2–6 yaşlı 26 baş ve 14 aylık 12 baş
dişi keçiden elde edilmiştir. Yaklaşık 85 günlük yaşta 8 baş Gökçeada erkek oğlağı,
kesim, karkas ve et kalitesi özellikleri bakımından değerlendirilmeye alınmıştır.
Ortalama 9,0 kg sütten kesim ağırlığına sahip olan oğlaklar 10,7 kg canlı ağırlıkta
kesime sevk edilmişlerdir. Oğlakların kesim işlemleri ve et kalitesine ait ölçümler
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Laboratuarlarında yapılmıştır.
105
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Hayvanların bakımı
Keçiler bir aylık karantina sonrasında deneme ağıllarına alınmışlardır. Yarı entansif
koşullarda yetiştirilen keçiler, hava şartlarına bağlı olarak 4–5 saat merada
tutulmuşlardır. Keçilere ağılda kaba yem (fiğ ve yonca kuru otu) ve su ad libitum
olarak sunulmuştur. Keçilere gebeliğin son 1,5 ayında hayvan başına günlük
ortalama 0,6 kg, doğumla birlikte ise 1,0 kg kesif yem (fabrika yemi %21 HP, 2800
ME) verilmiştir. Aşım sezonunda ise keçilere, fabrika yemine ek olarak 2 ay süre ile
0,5 kg/hayvan tritikale dane yemi sunulmuştur. İlk 7 günlük yaşa kadar, ana ile
oğlak sürekli beraber bırakılmış, daha sonra ise gündüzleri ayrılmıştır. Oğlaklar,
akşamları sağılan analarıyla buluşturularak sabaha kadar birlikte barındırılmışlardır.
Oğlaklar ilk yıl 60 günlük yaşta 9,0 kg, 2. yıl 50 günde 6,8 kg canlı ağırlığa
ulaştıklarında sütten kesilmişlerdir. Oğlaklar barınak koşullarında yonca kuru otu,
büyütme yemi (%19 HP, 2800 ME), su ve yalama taşı ad libitium sunulmuştur.
BULGULAR VE KARŞILAŞTIRMA
Vücut ölçüleri ve canlı ağırlık özellikleri
Genel olarak Anadolu’da yetiştirilen keçilerin, Kilis ve tiftik keçisi hariç, kıl keçisi
tanımlaması altında birleştirilmektedirler. Ancak son yıllarda, Ertuğrul vd.
(2005)’nın da öngörüsü doğrultusunda, Anadolu’da bazı yörelerdeki keçiler farklı
isimlerle anılmaya başlanmışlardır. Bu bağlamda Honamlı ve Norduz adıyla iki keçi
genotipi gen kaynakları koruma kapsamında ırk tesciline konu olmuşlardır. Bu
makalede ağırlıklı olarak çeşitli çalışmalarda kıl keçisi olarak isimlendirilen keçilerin
değerleri ile tiftik, Malta (Maltız), Kilis, Şam (Shami, Damaskus), Honamlı ve
Norduz keçilerine ait özellikler Gökçeada keçisi ile karşılaştırılmıştır.
Yarı-entansif koşullarda yetiştirilen Gökçeada keçilerinin vücut ölçüleri
bakımından Anadolu’da yetiştirilen bazı keçi ırklarıyla benzer değerlere sahip
olduğu görülmektedir (Tablo1). Bu tür benzerlik anakaradaki yetiştirme
koşullarının ada koşullarına benzerlik gösterebileceğini akla getirdiği gibi Gökçeada
keçisinin ada koşullarına uzun yıllardır oldukça iyi adapte olduğu da söylenebilir.
Soysal vd. (2003), cidago yüksekliklerini kıl keçisinde 65–73 cm, Kilis keçisinde
60–70 cm, Ankara (tiftik) keçisinde ise 50–55 cm aralığında değiştiğini
belirtmişlerdir. Norduz keçilerinde ise cidago yüksekliğinin 71,18 cm olduğu
belirtilmektedir (Anonim 2008a). Bir yaşlı kıl keçilerinde ise cidago yüksekliği
59,42 vücut uzunluğu 60,15 ve göğüs çevresi 73,26 olarak belirlenmiştir (Şimşek ve
Bayraktar 2006). Keskin ve Gül (2006), Şam keçilerinin kıl keçilerine göre daha iri
cüsseli olduklarını ve vücut uzunluğunu 73,52 cm, cidago yüksekliğini 71,34 cm,
sağrı yüksekliğini 73,33 cm, göğüs çevresini 83,57 cm olarak belirtmişlerdir. Renkli
tiftik keçilerinde yapılan bir çalışmada 2–3 yaşlı keçilerde cidago 56,02 cm, vücut
uzunluğu 66,37 cm, göğüs çevresi 82,68 cm ve göğüs derinliği 28,29 cm olarak
bildirilmiştir (Yertürk ve Odabaşıoğlu 2007).
Tablo1’den de izlenebileceği gibi Gökçeada genotipinin küçük yapılı bir ırk
olduğu göze çarpmaktadır. Keçilere ait olan 38,6 kg canlı ağırlık değeri işletme
106
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
koşullarına uyum sağladıktan sonra alınmış olup Ada’dan getirdikten hemen
sonraki ölçümlerde 33,2 kg ortalama elde edilmiştir. Dolayısıyla Gökçeada
keçilerinin yetiştirme koşulları iyileştirildiğinde canlı ağırlıklarını artırabildikleri
görülmektedir. Diğer yandan bu hayvanların “yaban koşullarda” kendi başlarına
yaşadıkları ve Gökçeada’daki nispeten kısıtlı koşullar göz önüne alındığında
anakaradaki türdeşlerinden küçük olmaları doğaldır. Nitekim Herre ve Röhrs
(1973) Galapagos adalarında yabanileşmiş keçilerde canlı ağırlığın 30–40 kg
arasında değiştiğini ifade etmektedirler. Hâlbuki Özder (2006) Türkiye keçi
varlığının çok büyük bir kısmı oldukları bildirilen kıl keçilerinde canlı ağırlığın 45–
65 kg arasında değiştiğini ifade etmektedir. Buna karşın Bhattacharya (1980),
Şengonca (1966) ile Yarkın ve Eker (1961)’in çalışmalarına dayanarak kıl
keçilerinde canlı ağırlığın 35–55 kg arasında değiştiğini ifade etmektedir. Norduz
keçisinde ise canlı ağırlığın 48–79 kg arasında değiştiği rapor edilmektedir (Anonim
2008a). Canlı ağırlık Honamlı tekelerinde 70–90 kg, keçilerde ise 50–60 kg olarak
bildirilmiştir (Anonim 2008b). 1–2 yaşlı erkek Gökçeada keçilerinin canlı
ağırlıklarının 40–55 kg arasında değiştiği görülmüştür. Malta keçilerinde canlı
ağırlık ortalaması 47,6 kg (Tölü vd. 2007) ve Şam keçilerinde ise 46,3 kg
dolaylarındadır (Keskin ve Gül 2006). Tiftik keçilerinde 2–6 yaşlı keçilerin farklı
fizyolojik dönemlere göre değişmekle birlikte canlı ağırlıklarının 34–43 kg arasında
değiştiği ve 1 yaş ağırlığının ise 30 kg olduğu belirtilmektedir (Vatansever ve
Akçapınar 2006). Görüleceği üzere anakaradaki birçok keçinin canlı ağırlıklarının
Gökçeada keçisinden daha yüksek olduğu dikkati çekmektedir.
Süt ve oğlak verimi özelikleri
Kıl keçilerinde döl veriminin 1,18–1,51 arasında değiştiğini belirten çalışmalar olsa
da (Şimşek vd. 2006) genelde düşük olduğu bildirilmektedir (doğuran keçi başına 1
oğlak) (Sönmez 1974; Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003; Özder 2006). Diğer bazı
çalışmalarda ise benzer şekilde kıl keçilerinde doğuran keçi başına doğan oğlak
sayısı bakımından verilen değer 1,15’dir (Bhattacharya 1980; Şengonca vd. 2003).
Tiftik keçilerinde de yavru verimin kıl keçilerine benzer şekilde keçi başına yaklaşık
1 oğlak olduğu belirtilmektedir (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003; Yertürk ve
Odabaşıoğlu 2007). Norduz keçilerinde ikizlik oranı %11’dir (Anonim 2008a). Bu
değerler göz önüne alındığında Gökçeada genotipinin doğuran keçi başına 1,6
oğlakla oldukça iyi bir değer gösterdiği söylenebilir (Tablo 2). Bu değer ilk yıl 1,45
iken işletme koşullarına adapte olan ve adaya göre daha iyi beslenen Gökçeada
keçileri, 2. yılda yavru verimlerini 1,75’e kadar çıkartabilmişlerdir. Buna karşın
Honamlı keçileri için bildirilen oğlak verimi keçi başına 1,5’dir (Anonim 2008b).
Malta ve Kilis keçilerinde yavru verimin yüksek olduğu görülmektedir. Kilis
keçilerinde bu değerin 1,2–1,5 arasında olduğu (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003),
Şam keçilerinde 1,6-1,9 (Keskin ve Gül 2006), Malta keçilerinde ise 1,8 civarında
olduğu bildirilmektedir (Sönmez vd. 1971; Tölü vd. 2007).
Kıl keçilerinde doğum ağırlıklarının doğum tipi ve cinsiyete göre 2,51 ile
3,02 kg arasında değiştiği bildirilmektedir (Sönmez vd. 1971; Sönmez 1974;
107
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Şengonca vd. 2003; Şimşek ve Bayraktar 2006). Honamlı keçilerinde doğum
ağırlığı olarak 3–4 kg (Anonim 2008b), tiftik keçilerinde ise 2,2–2,8 kg arasında
olduğu rapor edilmiştir (Soysal vd. 2003; Vatansever ve Akçapınar, 2006; Yertürk
ve Odabaşıoğlu 2007). Şam keçilerinde doğum ağırlığının 3,0 kg dolaylarında
(Keskin 2000; Keskin ve Gül 2006) ve Malta keçilerinde 2,4–3,4 kg aralığında
olduğu belirtilmiştir (Sönmez vd. 1971; Sönmez 1974; Tölü vd. 2007). Gökçeada
oğlaklarında doğum tipi ve cinsiyete göre doğum ağırlığı ortalamasının 2,5 kg
olduğu belirlenmiştir. Gökçeada keçilerinin doğum ağırlığı özelliği bakımından
diğer yerli keçi ırklarımıza yakın değerlerde sahip olduğu görülmektedir.
Gökçeada keçisinde sütten kesim ağırlığı (60 günlük yaş) 9,0 kg olurken,
Şimşek ve Bayraktar (2006)’ın kıl keçileri için bildirdikleri 60 günlük yaş canlı
ağırlık ortalaması 11,8 kg’dır. Şengonca vd. (2003) yaptıkları çalışmada iki aylık
yaşta sütten kesilen kıl keçisi oğlaklarında canlı ağırlık ortalamasını 12,1 kg olarak
bulmuşlardır. Keskin ve Gül (2006) 60–90 günlük yaşlarda sütten kesilen Şam
keçilerinin sütten kesim ağırlıklarını 9–10 kg aralığında olduğunu belirtmişlerdir.
Honamlı keçileri için 90 günlük sütten kesim yaşında 16 kg canlı ağırlık
belirtilmektedir (Anonim 2008b).
Gökçeada keçilerinin kıl keçisi tanımlaması altındaki keçilerden daha yüksek
süt verdikleri görülmektedir. Zira Yarkın ve Eker (1961)’in kıl keçileri için
verdikleri laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi ortalamaları 123–164 gün ve 74–
145 kg’dır (Bhattacharya, 1980). Özder (2006) kıl keçilerinde süt veriminin
laktasyonda 70–80 kg olduğunu ifade etmektedir. Sönmez (1974) ise yaptığı
çalışmasında kıl keçilerinden 150–160 günde 72 kg ile 107 kg arasında süt elde
ettiğini bildirmektedir. Şengonca vd. (2003)’da benzer şekilde kıl keçilerinden
143,7 günde 80,5 kg süt elde etmişlerdir. Bunlara karşın Şimşek vd. (2006)’nın kıl
keçileri için bildirdikleri laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi ortalamaları 146
günde 161,87 kg’dır. Norduz keçilerinde laktasyon süresi 138–200 gün arasında
değişmektedir. Aynı keçilerde laktasyon süt verimi ise 66,2–222,8 kg arasında
belirlenmiştir (Anonim 2008a). Laktasyon süt verimi Honamlı keçilerinde ise 135–
216 kg arasındadır. Tiftik keçilerinde ortalama 175 günde 75 kg (Yertürk ve
Odabaşıoğlu 2007), Malta keçilerinde 150–350 kg (Sönmez vd. 1971; Sönmez vd.
1973; Güney vd. 1995), Şam keçilerinde 256 günde 348 kg (Keskin 2000; Keskin
vd. 2004), Kilis keçilerinde 200–300 kg (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003) süt
verimi rapor edilmektedir. Bu değerler göz önüne alındığında Gökçeada keçisinde
laktasyon süresi ve veriminin yüksekliği ile her iki değerde de varyasyonun fazla
olması dikkat çekici bir noktayı oluşturmaktadır.
Bhattacharya (1980), İzmen (1940)’e dayanarak kıl keçileri için süt yağ ve süt
protein oranlarını sırasıyla %5,5 ve %4,8 olarak bildirmektedir. Uysal-Pala vd.
(2006) kıl keçilerinde laktasyonun farklı dönemlerinde süt proteini %3,5
dolaylarında olduğunu belirlerken süt yağını laktasyonun başı ve ortasında sırasıyla
%3,3 ve 4,6 olarak belirlemişlerdir. Soysal vd. (2003), süt yağı oranını kıl
keçilerinde %5–5,5 ve Kilis keçilerinde %4,7 olarak bildirmişlerdir. Keskin vd.
(2004) Şam keçilerinde süt yağını %4,3 ve süt proteini %3,5 olarak tespit
108
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
etmişlerdir. Tölü vd. (2007) Malta keçilerinde süt proteini %5,1 ve süt yağını %3,7
olarak belirlemişlerdir. Görüldüğü gibi Gökçeada keçilerinde belirlenen %4,0 süt
yağı ve %4,8 protein ile süt yağı bakımından diğer keçi ırklarımıza göre biraz daha
düşük değerlere sahip olurken protein içeriğinin benzer değerler gösterdiği
görülmektedir. Ancak özellikle kıl keçileriyle karşılaştırdığımızda Gökçeada
keçilerinin süt verimlerinin yüksekliği nedeniyle süt yağı ve protein miktarı daha
yüksektir.
Et özellikleri
Türkiye’de yetiştirilen keçi ırklarında karkas konusunda azımsanmayacak sayıda
araştırma yapılmıştır (Güney 1984; Bayraktaroğlu vd. 1988; Koyuncu vd. 1996;
Koşum vd. 2003; Daşkıran vd. 2006; Koyuncu vd. 2007). Ancak et kalitesi
özelliklerini belirlemeye yönelik yapılan araştırma sayısının sınırlı düzeylerde
olduğu görülmektedir. Türkiye koşullarında “süt oğlak” olarak sütten kesimden
hemen sonra kesime sevk edilen oğlaklarda ise karkas özellikleri ve et kalitesine
ilişkin bildirişe rastlanmamıştır.
Süt oğlak (10 kg canlı ağırlıkta) olarak kesime sevk edilen Gökçeada
oğlaklarının tüm karkas ve et kalitesi özellikleri bir bütün olarak
değerlendirildiğinde, az miktarlarda tüketilebilir ürün elde edildiği, genel karkas
yapısının küçük ama yağsız, buna karşılık açık renkte, yumuşak, az kokulu ete sahip
oldukları söylenebilir (Tablo3).
Daşkıran vd. (2006)’nın yaptıkları çalışmada, Norduz ırkı erkek oğlakların
besi sonrasındaki kesim ağırlıkları entansif grup için ortalama 25,43 kg ve mera
grubu için 22,11 kg bulunmuştur. Bu keçilerden soğuk karkas ağırlıkları 10,6 ve
9,92 kg, soğuk karkas randımanı %41,48 ve %44,63 olarak hesaplanmıştır. Kıl
keçilerinde kastrasyonun besi ve karkas özelliklerine etkisinin araştırıldığı bir
çalışmada (Koyuncu vd. 2007), 20,92 kg ağırlıkta kesilen kastre edilmemiş
oğlakların soğuk karkas randımanı %51,14, MLD (musculus longissimus dorsi) alanı
7,46 cm2, kabuk yağı kalınlığı 2,18 mm olarak bildirilmiştir. Koşum vd. (2003), 60
günlük yaşta sütten kesilerek 56 günlük entansif besiye tabi tutulan Saanen ve
Bornova genotiplerindeki oğlakların karkas ve et kalitesi özelliklerini
karşılaştırdıkları araştırmalarında, MLD örneklerinde 1 gün soldurma periyodu
sonunda renk parlaklığı düzeyini (L*) sırasıyla 41,08 ve 41,39 bulmuşlar ve
genotipler arası farklılığı önemsiz olarak bildirmişlerdir. Gökçeada oğlaklarının
karkas randımanın diğer ırklara göre alt sınırlarda olduğu ancak kabuk yağının az
ve açık-parlak et rengi ile önemli bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir.
SONUÇ
Gökçeada 1960’lı yıllara kadar yoğun bir Rum nüfus barındırmıştır. Adanın o
dönemlerde ana gelirini bağcılık, zeytin ve peynir üretiminden elde ettiği
anlatılmaktadır. Peynir üretiminin ise koyun ve keçi sütünden yapıldığı
bilinmektedir. Gökçeada keçisini anakarada yetiştirmiş olan yetiştiriciler bu
hayvanların süt verimlerini övmektedirler. Öyle anlaşılıyor ki 1970’li yıllara değin
109
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
söz konusu keçilerde süt verimi yönünde bir seçilim gerçekleşmiştir. Rumların
Ada’yı terk etmeleriyle birlikte keçiler doğaya salınmışlardır. Yaklaşık 40 yıldır bu
keçiler Gökçeada’nın tepelerinde serbestçe dolaşmaktadırlar. Böylelikle Ada’nın
çetin ve kıt kaynaklarına uyum sağlamış ancak süt verimini kısmen muhafaza eden
bir keçi genotipi oluşmuştur.
Gökçeada keçilerinin vücut ölçülerinde diğer yerli ırklarımıza yakın olması
ve canlı ağırlıkta ise daha düşük değerlere sahip olması ırkın süt verimliliği
açısından daha iyi durumda olduğu ve yağlanmanın daha az olabileceğini akla
getirmektedir. Gökçeada keçilerinin, anakaradaki yerli keçi ırklarımızın birçoğuna
göre süt ve oğlak verimi bakımından önemli bir potansiyele sahip olduğu ve
yetiştirme koşullarının iyileştirilmesi halinde çok daha verimli olabileceği
görülmektedir. Dolayısıyla Gökçeada keçilerinin ülkemizin birçok bölgesinde
yetiştiriciliği yapılabilecektir. Ayrıca oğlak eti bakımından da değerlendirilmesi
gereken bir değer olduğu söylenebilir. Dünya’da keçi yetiştiriciliğinde son yıllarda
üzerinde durulan “özel ürün” anlamında Gökçeada’da hayvansal ürünler üzerinde
yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulacaktır.
KAYNAKÇA
Aktürk, D., Savran, F., Hakyemez, H., Daş, G., Savaş, T.
2005 “Gökçeada’da ekstansif koşullarda hayvancılık yapan işletmelerin sosyo-ekonomik
açıdan incelenmesi.” Tarım Bilimleri Dergisi 11 (3): 229–235.
Anonim.
2008a. “Norduz Keçisi.”
http://www.tagem.gov.tr/hgk/milli_irk_tescil_listesi_taslagi_keci_norduzkecisi.htm. (19.06.2008)
Anonim.
2008b. “Honamlı Keçisi.” http://marmarahae.gov.tr/irklar/honamli.pdf (19.06.2008)
Anonim (FAO)
2007. www.fao.org (20.11.2007)
Anonim (TUİK)
2007. www.tuik.gov.tr (20.11.2007)
Bayraktaroğlu, E. E., Akman, N., Tuncel, E.
1988. “Effects of Early Castration on Slaughter and Carcass Characteristics in
Crossbred Saanen X Kilis Goats.” Small Ruminant Research 1: 189-194.
Bertaglia, M., Stephane, J., Roosen, J., Consortium, E.
2007
“Identifying European marginal areas in the context of local sheep and goat
breeds conservation: A geographic information system approach.” Agricultural Systems 94,
657–670.
Bhattacharya, A. N.
1980
“Research on goat nutrition and managment in mediterranean middle east and
edjacent Arab countries.” Journal of Dairy Science 63: 1681–1700.
Boyazoglu, J, Morand-Fehr, P.
2001 “Mediterranean dairy sheep and goat products and their quality A critical review.”
Small Ruminant Research 40: 1–11.
Daşkıran, I., Kor, A., Bingöl, M.
2006 “Slaughter and Carcass Characteristics of Norduz Male Kids Raised in Either
Intensive and Pasture Conditions.” Pakistan Journal of Nutrition 5 (3): 274-277.
110
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ertuğrul, M., Dellal, G., Elmacı, C., Akın, O., Karaca, O., Altın, T., Cemal, İ.
2005 “Hayvansal Gen Kaynaklarının Koruma ve Kullanımı.” Türkiye Ziraat Mühendisliği
VI. Teknik Kongresi, 3-7 Mart 2005, Ankara.
Güney, O., Cebeci, Z., Torun, O., Biçer, O.
1995 “Country report of Turkey on small ruminant production with special reference to
the selection programme for increasing milk production in dairy goat flock of University
of Çukurova.” Gabina D. (ed.) In: “Strategies for sheep and goat breeding: CIHEAM-IAMZ,
1995. (231p). Meeting of goint FAO/CIHEAM Metwork on Sheep and Goats, 26–28.03.1995.
Sidi-Thabet, TUNISIA.
Güney, O.
1984 “Saanen x Kilis ve Saanen x Kıl Birinci geriye melez oğlakların besi gücü ve karkas
özellikleri üzerinde bir araştırma.” Doğa Bilim Dergisi Seri D1, 8, 1.
Herre, W., Röhrs, M.
1971 “Haustiere-zoologisch gesehen.” Gustav Fischer Verlag ss. 240.
Keskin, M.
2000 “Hatay bölgesinde yoğun yetiştirme koşullarında Şam (Damascus) keçilerinin
morfolojik özellikleri ve performanslarının saptanması.” M. K. Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü
Doktora Tezi.
Keskin, M., Gül, S.
2006 “Hatay ili keçi yetiştiriciliğinde Şam keçisi ve Türkiye için önemi.” Hasad hayvancılık
255: 46–49.
Keskin, M., Avşar, Y. K., Biçer, O., Güler, M. B.
2004 “Comparative study on the milk yield and milk composition of two different goat
genotypes under the climate of the eastern mediterranean.” Turkish Journal of Veterinary and
Animal Sciences 28: 531–536.
Konyalı, A., Daş, G., Savaş, T., Yurtman, İ. Y.
2004 “Gökçeada’da İmroz koyunu yetiştiriciliği: Organik hayvancılık için potansiyel?” 1st
International Congress on Organic Animal Production and Food Safety. 28 April–1 May KuşadasıTurkey.
Koşum, N., Alçiçek, A., Taşkın, T., Önenç, A.
2003 “Fattening performance and carcass characteristics of Saanen and Bornova male
kids under an intensive management system.” Czech Journal Animal Science 48 (9): 379-386.
Koyuncu, M., Duru, S., Kara Uzun, Ş., Öziş, Ş., Tuncel, E.
2007 “Effect of castration on growth and carcass traits in hair goat kids under a semiintensive system in the South Marmara region of Turkey.” Small Ruminant Research 72: 3844.
Koyuncu, M., Tuncel, E., Akman, N.
1996 “Fattening performance and carcass characteristics of Angora goat male kids in
intensive and pasture condition.” Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences 20: 157–
161.
Özder, M.
2006 “Keçi Irkları, Keçi Yetiştiriciliği.” ed: Kaymakçı M., İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi
Yetiştiricileri Birliği Yayınları No: 2, Bornova, İzmir. s: 29–63.
Serradilla, J. M.
2001 “Use of high yielding goat breeds for milk production.” Livestock Production Science 71:
59–73.
111
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Soysal, M. İ., Özkan, E., Gürcan, E. K.
2003 “The status of native farm animal genetic diversity in Türkiye and in the world.”
Trakia Journal of Sciences 1 (3): 1–12.
Sönmez, R.
1974 “Melezleme yolu ile yerli keçilerin süt keçisine çevrilme olanakları.” Ege Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Yayınları No: 226, Ege Üniversitesi Matbaası, Bornova.
Sönmez, R., Şengonca, M., Kaymakçı, M.
1973 “Ege bölgesinde yetiştirilen çeşitli süt tipi keçilerle bunların melezlerinin adaptasyon
durumu ve verim özellikleri üzerinde mukayeseli bir araştırma. IV. Bilim Kongresi 5–8 Kasım,
Ankara.
Sönmez, R., Şengonca, M., Alpbaz, A. G.
1971 “Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde yetiştirilen Malta keçilerinin çeşitli özellikleri
ve verimleri üzerinde bir araştırma.” Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 8: 57–71.
Şengonca, M., Taşkın, T., Koşum, N.,
2003 “Saanen x Kıl keçi melezlerinin ve saf kıl keçilerinin kimi verim özelliklerinin
belirlenmesi üzerine eş zamanlı bir araştırma. Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences
27: 1319–1325.
Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M.
2006 “Kıl keçisi ve Saanen X Kıl keçisi (F1) melezlerine ait büyüme ve yaşama gücü
özelliklerinin araştırılması.” F. Ü. Sağlık Bilimleri Dergisi 20: 229–238.
Şimşek, Ü.G., Bayraktar, M., Gürses, M.
2006 “Çiftlik koşullarında kıl keçilerine ait bazı verim özelliklerinin araştırılması.” F. Ü.
Sağlık Bilimleri Dergisi 20: 221–227.
Tölü, C., Konyalı, A., Yurtman İ. Y., Savaş, T.
2007 “Malta ve Gökçeada keçisinde doğum, oğlak büyümesi ve erken laktasyon süt
verimi.” V. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, 5–8 Eylül, Van, Türkiye.
Uysal-Pala, Ç., Karagül-Yüceer, Y., Pala, A., Savaş, T.
2006 “Sensory evaluation of drinkable yogurt made from different goat breeds.” Journal of
Sensory Studies 21: 520–533.
Vatansever, H., Akçapınar, H.
2006 “Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’nde yetiştirilen farklı kökenli
Ankara keçilerinde büyüme, döl verimi ve tiftik özellikleri.” Lalahan Hayvancılık Araştırma
Enstitüsü Dergisi 46 (2): 1–11.
Yalçın, B. C.
1990 “Keçi Yetiştiriciliği, Koyun-Keçi Hastalıkları ve Yetiştiriciliği.” ed: Aytuğ, C. N.,
TÜM VET Hayvancılık Hizmetleri Yayını No:2, İstanbul s: 453–458.
Yertürk, M., Odabaşıoğlu, F.
2007 “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilen renkli Tiftik keçilerinin yarı
entansif şartlarda verim özelliklerinin araştırılması.” Y. Y. Ü. Veteriner Fakültesi Dergisi 18
(2): 45–50.
112
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1. Gökçeada keçilerinde bazı vücut ölçülerine ait ortalama ( x ), standart
sapma (SS), en düşük ve en yüksek değerleri
Özellikler (cm)
x
Vücut uzunluğu
Cidago yüksekliği
Göğüs çevresi
Göğüs derinliği
Sağrı yüksekliği
Sağrı derinliği
Sağrı genişliği
Kulak uzunluğu
Kulak genişliği
Canlı ağırlık (kg)
71,7
66,3
78,1
31,9
64,9
28,6
10,7
15,6
7,0
38,6
Vücut uzunluğu
Cidago yüksekliği
Göğüs çevresi
Göğüs derinliği
Sağrı yüksekliği
Sağrı derinliği
Sağrı genişliği
Kulak uzunluğu
Kulak genişliği
Canlı ağırlık (kg)
63,5
61,6
65,3
26,1
59,7
23,7
8,4
15,0
6,3
24,2
Keçiler (2–6 yaşlı)
SS
En düşük
3,1
65,0
3,0
61,0
3,9
67,0
2,2
26,0
2,4
61,0
2,5
24,0
0,8
8,5
1,1
12,5
0,4
6,0
5,1
25,6
Dişi Çebiçler (14 aylık)
3,7
55,0
3,9
53,0
3,6
59,0
1,5
24,0
3,1
53,0
1,6
22,0
0,6
7,2
1,3
12,0
0,5
5,5
3,2
16,9
En yüksek
79,0
73,0
83,0
36,0
70,0
34,0
12,2
17,5
8,5
48,3
69,0
69,0
70,0
29,0
63,0
26,0
9,6
16,5
7,0
30,3
Tablo 2. Gökçeada keçisinde süt ve yavru özelliklerine ait tanımlayıcı istatistikler
Özellikler
Doğumdaki yavru verimi
Doğum ağırlığı (kg)
Sütten kesim ağırlığı (kg, 60. gün)
Laktasyon süresi (gün)
Laktasyon süt verimi (kg)
Laktasyon süt yağı verimi (kg)
Laktasyon protein verimi (kg)
Süt yağı (%)
Süt proteini (%)
x
1,6
2,5
9,0
262,5
285,4
13,1
13,6
4,0
4,5
SS
0,5
0,4
1,6
51,5
119,0
5,0
5,4
0,4
0,1
En düşük
1,0
1,7
6,2
127,0
65,7
3,2
3,4
3,3
4,2
En yüksek
2,0
3,8
11,8
318,0
554,8
24,2
25,7
4,9
4,7
113
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 3. Gökçeada oğlaklarında et kalitesine ilişkin özellilere ait ortalamalar ( x )
ve standart hataları (SH)
Özellikler
Kesim öncesi aanlı ağırlığı (kg)
Soğuk karkas randımanı (%)
Sıcak karkas randımanı, %
MLD kesit alanı (mm2)
Parlaklık indeksi (L*)
Kabuk yağı kalınlığı (mm)
Pişirme kaybı (%)
Genel beğeni düzeyi
x
10,73
42,82
50,92
707,50
59,43
0,12
36,62
5,21
SH
0,48
0,80
0,53
32,95
0,57
0,01
0,84
0,13
114
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Resim 1. Gökçeada keçisi
Resim 2. Gökçeada keçisi oğlağı
115
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
116
GÖKÇEADA’NIN KALKINMASI VE NİTELİKLİ
EMEĞİN (VEYA İŞGÜCÜNÜN BEŞERİ
SERMAYESİNİN) ÖNEMİ
Hasan Gürak, a Hakan Genç b
a
b
I.C.S. Stockholm
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Ülkelerin kalkınmasına ve refah artışına neden olan en önemli girdilerden birinin bilgi,
daha somut olarak, üretim için gerekli bilgi (teknoloji) olduğunu iddia etmek
mümkündür. Ancak üretim için gerekli bilgi de tek başına yeterli değildir. Bu bilgiyi
kullanan bilgili işgücünün varlığı, bilgiyi üreten kadar önemlidir. Bir başka deyişle,
nitelikli işgücü olmadan uzun vadede sürdürülebilir kalkınmayı başarmak söz konusu
olamaz. Ne sermaye malları, ne de başka bir şey "nitelikli işgücünün" yerini alabilir.
Nitelikli işgücü olmazsa ne yeni teknolojiler üretebilir ne de var olan teknolojiler verimli
bir biçimde kullanılabilir.
Anahtar kelimeler: Bilgi, enformasyon, nitelikli işgücü, kalkınma, Gökçeada
ABSTRACT
One of the most important inputs of development and increase of wealth is “knowledge”; or
to be more specific, it is the knowledge on production (technology). Yet, the knowledge alone
is not sufficient to secure development. Access to “knowledgeable labor-force” to make the
best use of available knowledge on production (technology) is as important as the
knowledge on production itself. In other words, without knowledgeable labor-force, long-run
and sustained development could not be realized. Neither capital (-goods) nor the any other
input can substitute “knowledgeable labor-force” in production.
Key words: Information, qualified labour, development, Gökçeada.
KALKINMADA NİTELİKLİ İŞGÜCÜNÜN ÖNEMİ
Bir ülke ekonomisinin veya bölgenin veya işletmenin gelişip büyüyebilmesi,
uluslararası piyasalarda rekabet gücüne sahip olabilmesi, verimliliğini ve kârlılığını
arttırabilmesi için fiziksel altyapı ve sermaye malları yatırımları mutlaka gereklidir
ama yeterli değildir. Makro ve mikro iktisadi alanlarda başarılı olabilmenin, rekabet
edebilmenin en önemli unsurlarından biri, yapılacak işin gerektirdiği nitelikte bilgi,
beceri ve deneyime sahip insan kaynaklarıdır. Uzun vadede iktisadi başarı, sahip
olunan insan gücü kaynaklarının nitelikleri ile doğrudan ilişkilidir, cet. par. Fiziksel
tesisler, araç-gereç, mali veya doğal kaynaklar ne denli gelişmiş olursa olsun, var
olan teknolojiyi ve diğer üretim girdilerini nitelikli işgücü olmadan etkin bir
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
biçimde kullanabilmek, dolayısıyla uzun vadede kalıcı başarıya ulaşmak ve
rekabetçi olabilmek mümkün değildir. "Bir ülkenin veya bölgenin kalkınmasını
etkileyen, yaşam standardını arttıran en önemli unsur nedir?" sorusuna en kısa ve
yalın cevap olarak “işgücünün nitelik düzeyidir”, diyebiliriz.
“Diğer” gerekli koşulları;
2- Genel eğitim düzeyi,
3- Teknolojik altyapı,
4- Kurumsal-kültürel-siyasal altyapı,
olarak sıralayabiliriz.
Sihirli Bir Değneğimiz Olsaydı
Yaygın olarak kullanılan bir örneği ülkemize uyarlayarak aktaralım ve
varsayalım sihirli bir değnekle kalkınmış bir ülkedeki, örneğin Almanya'daki, tüm
işletmeleri bir gecede Türkiye'ye taşımak mümkün oldu. Acaba Türkiye bugünkü
işgücünün nitelikli düzeyiyle ürünlerin kalite ve miktarını düşürmeden
Almanya'daki kadar üretimi elde edebilir miydi? Sorumuzun yanıtı ne yazık ki
HAYIR olacaktır. Türkiye'deki işgücünün bilgi, beceri ve deneyimi
Almanya'nınkinin seviyesine çıkana kadar “sihirli değnekle” sanal olarak transfer
ettiğimiz işletmelerden elde edilen üretim miktarı ve kalitesi doğal olarak daha
düşük olacaktır. Bu basit örnekten hepimizin çok iyi bildiği şu sonuca varırız; uzun
dönem refah artışı sağlamak ve rekabet gücü kazanmak için, işgücünün nitelik
düzeyi, üretimin son derece önemli ve vazgeçilmez, hatta olmazsa olmaz bir
unsurudur.
Bazı Kavram Hataları
İşgücünün nitelik düzeyi eğitim ve “bilgi” ile doğrudan ilişkilidir. Ancak, ortada
ciddi bir kavramsal kargaşa vardır. Üretimle ilgili çok önemli bir sözcük olan
"bilgi"yi maalesef ciddi bir yanlış yaparak Türkçe metinlerde "enformasyon"
sözcüğüyle eşanlamda kullanıyoruz. Bunun neticesi olarak bilgi toplumu
(knowledge society) ile enformasyon toplumu (information society) kavramları da
birbirine karıştırılmaktadır. Sokaktaki vatandaşın böyle bir yanılgıya düşmesi
anlayışla karşılanabilir. Ama bilimsel araştırmalar ve açıklamalar yapmakla yükümlü
akademisyenler ile halkı etkileyebilecek konumda sosyal statüye sahip kişiler böyle
bir lükse sahip değildirler.
Bilginin, önemini iyi anlayabilmek için işe bu kavramlara açıklık
kazandırmakla başlamakta yarar vardır. Çünkü teknolojiyi üreten ve kullanan
nitelikli işgücünün rolü iyi anlaşılmadığı sürece toplumsal gelişmeyi de iyi
anlamamız mümkün değildir.
Bilgi- Enformasyon
Enformasyon, herhangi bir konu ile ilgili bir bilinmeyeni (belirsizliği) giderme
konusunda yardımcı olan betimleyici ifadelerdir. Örneğin, bir sinemada hangi
118
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
filmin gösterildiğini, havanın nasıl olacağını veya aradığımız bir kitabın hangi
kütüphanede veya kitapçıda olduğunu veya Cumhurbaşkanı’nın eşinin adını
bilmek, bilgi değil, enformasyon sahibi olmaktır. Malumat veya haber sözcükleri de
"bilgi" sözcüğü yerine tercih edilebilecek, enformasyona daha yakın kavramlardır.
Enformasyon sözcüğünün eşanlamlısı olarak "bilgi" sözcüğünün kullanımında
ısrar etmek, "bilgi toplumu" ile "enformasyon toplumu"nun niteliksel
farklılıklarının yanlış algılanmasına ve yorumlanmasına neden olacaktır, hatta
olmaktadır.
Bilgi, olguları ve olayları tanıma, anlama ve özellikle açıklamaya yönelik,
eğitim, gözlem, araştırma veya deneyim yoluyla elde edilen ve bütün bunların
insanın zihinsel değerlendirmesi neticesinde ortaya çıkan fikirlerdir. Bilgiye, bir
çeşit işlenmiş enformasyon da diyebiliriz. Örneğin, kredi kartlarının sağladığı
“veriler/enformasyon” kullanılarak, kredi kart sahiplerinin hakkında cinsiyet, yaş
ve gelir durumlarına göre harcama alışkanlıkları konusunda bilgi sahibi olabiliriz.
Gazeteler, reklamlar, bilgisayarlar, büro araç-gereçleri "enformasyon sektörü"
ürünleridir, "bilgi sektörü değil". Ama enformasyon sektörünün verilerinden
yararlanarak “bilgi” sahibi olabiliriz. Görüldüğü gibi enformasyon ve bilgi
sözcükleri arasında belirgin bir anlam farkı vardır.
Bilgi-Büyüme-Kalkınma İlişkisi
Kalkınma-gelişme ile ilgili çok önemli bir kavram da teknolojidir, yani “üretim için
gerekli bilgi”. Teknoloji(ler), işgücünün “yaratıcı” zihinsel emeği tarafından
üretilirler ve üretilmiş üretim araç-gereçleri tarafından içselleşmiş vaziyette
bulunurlar. Örneğin, en son popüler teknolojik ürünlerden olan “görüntülü
telefon” insan tarafından icat edilmiş ve geliştirilmiş bir üründür. Yeni teknoloji
(yeni bilgi) hem üretim sürecinde kullanılmıştır hem de telefon cihazı içinde
içselleşmiştir ve fiziksel ürün olarak karşımıza çıkar. İnsanoğlu, daha doğrusu
işgücü “yaratıcı zihinsel emek” ve ürettiği yeni bilgiler olmasaydı, ne yeni ürünler
ne de üretim yöntemleri üretilebilirdi. Zihinsel emeği besleyen en önemli unsur ise
bilgi, yetenek ve deneyimdir. Daha bilgili toplumlar, veya daha doğru bir ifadeyle,
daha nitelikli işgücüne sahip ekonomiler her zaman daha üretkendirler.
Özetle, rekabetinin en önemli girdilerinden biri "bilgidir” (teknolojidir) ve
bu bilgi nitelikli işgücü tarafından üretilir ve üretimde kullanılır. Bilgiyi, ÜRETEN
de üretimde KULLANAN da işgücüdür. Dolayısıyla, toplumsal ve bireysel refah
artışı için en önemli etken nedir sorusunun yanıtı çok basittir;
1. Teknolojiyi üreten ve
2. Teknolojiyi kullanan işgücü:
diğer bir deyişle; nitelikli işgücü.
GÖKÇEADA: İŞGÜCÜNÜN NİTELİK DÜZEYİ VE KALKINMA
Kalkınmada, üretimde ve verimlilik artışında işgücünün nitelik düzeyinin önemini
yukarıdaki bölümlerde belirttik. Gökçeada’daki işgücünün niteliklerinden önce
ilçenin genel durumuna bir göz atalım.
119
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Gökçeada hakkında Tablo1’den şu genel sonuçları çıkarabiliriz:
Kentleşme oranı yüksek,
İşsizlik oranı göreceli olarak düşük,
Okur-yazar oranı göreceli olarak yüksek,
En büyük sektör, “hizmetler” sektörü. Sanayi sektörü ise oldukça küçük.
Ayrıca, DPT’nin 2004 yılında yaptığı “İlçelerin Sosyo-Ekonomik
Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)” incelendiğinde, Gökçeada’nın turizm
merkezi niteliği kazanmış ilçeler listesinde üst sıralarda yer aldığı dikkat
çekmektedir (DPT 2004). Bu sonuçlara göre Gökçeada turizmden aldığı payı
arttırdıkça gelişmişlik sıralamasında üstlere doğru hareket edebilme potansiyeline
sahip olduğu açıktır. Tabii bunun için turizm sektöründe nitelikli işgücüne ihtiyaç
duyulmaktadır.
DPT verilerine göre Gökçeada’daki nüfusun sıkça değiştiği gözlenir (DPT
2004). Bunun en temel nedeni Gökçeada’da yaşayan 5. Komando Alayının, hava
ve deniz radar komutanlıklarının, yatılı okulların, üniversite birimlerinin ve en
önemlisi devlet sektörü çalışanlarının değişimidir.
Şimdi ana konumuza dönerek şu soruların yanıtlarını arayabiliriz:
1. Gökçeada’daki işgücünün nitelik düzeyi nedir?
2. Hangi önlemler alınırsa Gökçeada nitelikli işgücü arzını arttırabilir?
3. Gökçeada’ya beyin göçü olanakları nelerdir?
1.
2.
3.
4.
Gökçeada’daki İşgücünün nitelik düzeyi
DPT’nin 2004 yılı raporunda okur-yazar oranı % 94.24 gibi göreceli olarak yüksek
olmakla birlikte bu bize işgücünün nitelik düzeyi hakkında pek önemli ipuçları
vermez. Önemli olan şu an aktif çalışan nüfusun eğitim ve deneyim düzeyi ile ilgili
verilerdir.
İlçelerin nüfus (ve nüfusa bağlı veriler: okur-yazar oranı, eğitim durumu vb.)
ve hane halkı araştırmaları TÜİK tarafından yapılmaktadır (TUİK 2008).
Gökçeada nüfusu ve işgücü ile ilgili son çalışma 2007’de yapılmıştı. Ancak bu
veriler henüz tasnif aşamasında olup, yayınlanmamıştır. Adadaki kurum ve
kuruluşlarda da nüfusun yapısı ile ilgili güncel veriler bulunmamaktadır. Bu
nedenle Gökçeada’daki nüfusun ve işgücünün nitelikleriyle ilgili güncel ve sağlıklı
verilere sahip değiliz. Aşağıdaki veriler biraz eski de olsa, Gökçeada hakkında fikir
oluşturmamıza yardımcı olacağı düşüncesindeyiz.
DPT’nın 1996’da yaptığı İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması
Araştırması’na göre toplam nüfusun okuma yazma oranı ve yüksekokul veya
fakülte bitirenlerin oranını Tablo 2’de görebiliriz. DPT’nın 1990 yılı verilerine göre
okuma-yazma oranı yüzde 91.94’tür ki bu Türkiye ortalamasının üstünde bir
orandır. Yüksekokul veya fakülte bitirenlerin oranı ise 1990’da yüzde 5.16’dir.
Genel veriler yetersiz ve Gökçeada’da en önemli sektör turizm sektörü
olduğundan, bu sektörü irdeleyerek turizmdeki nitelikli iş gücünün analizini
yapmaya çalışacağız.
120
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Gökçeada’daki 258 turizm (Tablo3) işletmesinde yaklaşık 800 kişi görev
almaktadır. Gökçeada’daki turizm işletmelerini incelediğimizde, turizm sektöründe
çalışanlardan turizm eğitimi alan kişi sayısının çok az olduğunu görüyoruz. 4 kişi
turizm lisesi, 3 kişi turizm yüksekokulu olmak üzere 7 kişi turizm üzerine eğitim
görmüştür (Tablo 4). Sektörde çalışanlardan 16 kişi farklı alanlarda yüksekokul
bitirmişlerdir. Gökçeada Halk Eğitim Merkezi ve Gökçeada MYO’ca açılan
pansiyonculuk kurslarında ise 2008 yılına kadar 76 kişi sertifika almaya hak
kazanmıştır.
Tablo 5 bize turizm sektöründe çalışanların iş-deneyimi ile ilgili veriler verir.
Buna göre Gökçeada’da turizm sektöründe çalışanların içinde çok deneyimli
işgücü sayısının çok düşük olduğunu gözlemleriz. Deneyimin bazen, hatta turizm
sektöründe çoğu zaman, resmi eğitimden daha çok önem sahip olduğu
düşünüldüğünde bu konuda Gökçeada’nın ne kadar yetersiz kaldığı hemen göze
çarpar.
Turizm sektöründe çalışanlar arasında en çok bilinen yabancı dil Bulgarca.
Bunun nedeni, Bulgaristan’dan zorunlu göçle gelen 60 Türk ailenin Şirinköy’e
yerleştirilmesi. Bu göçmenler, kendilerinin işlettiği pansiyonlar yanı sıra diğer bir
çok tesiste de çalışmaktadırlar. İngilizce bildiğini söyleyenlerin sayısı 20, Yunanca
bilenlerin ise 6 (bak. Tablo 6). İngilizce’nin küresel konuşulan bir dil olmasına
karşın sadece 20 kişi tarafından biliniyor olması dil açısından nitelikli işgücü
yetersizliğin açık bir göstergesi. Gökçeada’yı en çok ziyaret eden yabancılar
arasında Yunanistan’dan gelenler önemli bir yer alır. Dolayısıyla, Yunanca bilen
turizmde çalışan işgücünün yetersizliği de çok açıktır. Yunanistan’dan gelenlerin
arasında Türkçe konuşanların olması Gökçeada turizmi için bir şanstır.
Tablo 4, 5 ve 6 incelendiğinde turizm işletmelerinde nitelikli işgücü açığının
ne kadar büyük olduğu net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Turizm sektöründe
çalıştıracak yeterli nitelik ve sayıda eleman bulamamalarından dolayı işletmeler
sezonu güçlüklerle tamamlamakta ve müşteri memnuniyetini sağlamada yetersiz
kalmaktadırlar.
Gökçeada’da 2008 itibariyle toplam turistik işletme sayısı 258’tür (bak. Tablo
3). Bu sayının büyük çoğunluğu, 203 adedi, pansiyon olarak hizmet vermektedir.
Ancak, bu işletmelerin ulusal ya da uluslar arası kuruluşlarca verilmiş bir uluslar
arası standart belgesi bulunmamaktadır. Toplam turistik yatak kapasitesi 3,316
olup, bunun 2,566 adedi özel sektöre, geri kalanı ise kamuya aittir (Tablo 8).
Yiyecek içecek sektöründe faaliyet gösteren (lokanta, meyhane, bar, fast food, vs.)
işletme sayısı; her mevsim açık 12 ve yaz aylarında açılan 23 işletme olmak üzere
35 tanedir.
Ada’ya gelen turist sayısı 2007 yaz döneminde 60,000 kişidir (Gökçeada
Belediye Başkanlığı 2007). Turistlerin yüzde 90’ı Türkiye içinden, yüzde 10’u ise
yabancı ülkelerden gelmektedir. Yerli turistler ağırlıklı olarak İstanbul, Bursa ve
Çanakkale’den gelmektedirler; yabancılar ise Bulgaristan, Yunanistan ve
Almanya’dan. Yunanistan’dan gelenlerin çoğu Gökçeada’dan Yunanistan’a göç
etmiş insanlar olup birçoğu Türkçe bilmektedir. Aslında bu kişileri “yabancı turist”
121
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
olarak tanımlamanın ne kadar doğru olduğu tartışmalıdır. Genelde kendilerine ait
evlerinde kalırlar ve ender olarak ev dışında yemek yemeye lokantaya giderler.
Benzer durum resmi olarak Bulgaristan’dan geliyor gibi görünen “yabancılar” için
de geçerlidir. Birçoğunun Türk vatandaşlığı vardır ve ne kadar Bulgar turisti
oldukları tartışmalıdır.
Gökçeada’nın nitelikli işgücü arzını artırma yolları
İşgücünün nitelik düzeyini arttırabilmenin en etkin yollarından biri, belki de en
önde geleni, genel eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Çünkü insanların genel eğitim
düzeyi ne kadar yüksekse, bir mesleği veya bir yabancı dili öğrenme kapasiteleri de
o kadar yüksek olur. Gökçeada’nın eğitim olanaklarına bir göz attığımızda ilçede
bir yüksek okul, üç orta öğrenim, üç ilköğrenim ve bir halk eğitim merkezi
olduğunu görüyoruz. (Tablo 9).
Tablo 10 ve Tablo 11 bize ilk ve ortaöğretimde okuyan öğrenci sayılarını
gösteriyor. Verilere göre, ilköğretim ve ortaöğretimdeki toplam öğrenci sayısı
1,285, yani toplam ilçe nüfusunun yaklaşık yüzde 15’i. Bütün öğrencilerin ilk ve
orta eğitimlerini tamamladıklarını varsaysak bile “mesleki” eğitim almadıkları için
işgücü olarak, kendilerini sadece nitelik kazanma “potansiyeli” yüksek kişiler olarak
tanımlamak herhalde yanlış olmaz.
Gökçeada’da en yaygın sektör “hizmetler” sektörü olduğuna ve bu sektör
içinde turizm çok önemli bir konuma sahip olduğuna göre, turizme yönelik
mesleki eğitim veren orta-öğretim kurumlarının bulunması yanı sıra mesleki eğitim
veren kursların artması herhalde çok yararlı olurdu.
Turizm konusunda sadece Halk Eğitim Merkezi’nde bir eğitmen tarafından
“ev pansiyonculuğu” konusunda yaklaşık 40 kişiye kurs verilmesi yararlı bir girişim
olmakla birlikte Gökçeada potansiyeline göre çok yetersiz kalacağı şüphesizdir.
Gökçeada’nın gelişmesinde en büyük potansiyelin turizm sektöründe
olduğunu varsayarak değerlendirdiğimizde ne işgücünün şu anki nitelik düzeyinin
ne de eğitimlerine devam eden ilk ve orta öğretim öğrencilerinin aldıkları eğitimin
bu potansiyeli dinamiğe dönüştürme yolunda pek uygun olmadığı göze
çarpmaktadır. Geriye bir tek Gökçeada MYO’nun turizm bölümü Gökçeada
işgücüne nitelik kazandırma ve arttırma yönünde katkı sağlama potansiyeline sahip
kurum gibi görünmektedir.
Ancak, 2007-2008 dönemimde toplam 583 öğrenciye sahip Gökçeada
MYO’nda sadece 86 öğrenci turizm eğitimi almaktadır ve bu 86 öğrenci içinde
sadece ve sadece iki (2) öğrenci Gökçeada halkındandır (bak. Tablo 12).
Gökçeada’ya “beyin göçü” (nitelikli isgücü transferi) olanaklari
Maalesef Gökçeada’da bulunan işgücünün nitelik düzeyinin özellikle büyük
gelişme potansiyeline sahip turizm sektörü için çağdaş bilgi, beceri ve deneyime
yani niteliklere pek uygun olmadığını gördük. Mevcut eğitim politikası da bu yönde
bir eğilim göstermiyor. Bu durumda “kısa vadeli” en iyi çözüm yolu olarak
Gökçeada’ya “beyin göçünün” teşviki politikası görünüyor. Bir başka deyişle,
122
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
başka yörelerde yetişmiş ve gerekli bilgi, beceri ve deneyime sahip kişilerin cazip
yöntemlerle Gökçeada’ya çekilmeye çalışılması gerekir. Bunun için hem yerel
yönetimlerin hem işadamlarının hem yöre halkının hem de medyanın gereken
özeni göstermesi gerekir.
Orta ve uzun vadede ise Gökçeada’da gelişme potansiyeline sahip alanlarda,
ki bunların başında herhalde turizm sektörü gelir, bilgili ve becerili insan sayısının
yani işgücünün nitelik düzeyinin artırılması için önlemler alınması gerekir.
KAYNAKLAR
DPT
2004. İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004). Ankara
Gürak, H.
2006. Ekonomik Büyüme ve Küresel Ekonomi, Ekin Kitabevi, Bursa.
İnternet kaynakları
ÇOMÜ, Gökçeada MYO.
http://gokceada.comu.edu.tr/ogrencisayilari.html, 07.07.2008
DPT.
http://ekutup.dpt.gov.tr/bolgesel/dincerb/ilce/5.pdf 10.07.2008
Gökçeada Kaymakamlığı.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=27&kat=Genel%20Bilgiler 10.07.2008
Gökçeada Belediyesi.
http://www.gokceada17.net/html/nufus.htm 07.07.2008
TUİK.
http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=gorevYetki 07.07.2008
TUİK.
http://www.mahalliidareler.gov.tr/Home/Dokumanlar/belediyelerin_turune_gore_2007_nufuslari.xls ,
07.07.2008
123
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 1. Gökçeada’nın sosyo-ekonomik durumu
İlçe toplam nüfusu
8,875
Erkek
6,047
Kadın
2,828
872 İlçe İçinde Gelişmişlik Sırası
118
Şehirleşme Oranı
(%) 81.74
Ortalama Hane Halkı Büyüklüğü
3.52
Nüfus Bağımlılık Oranı
(%) 28,72
Tarım Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 17,13
Sanayi Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 2.53
Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı
(%) 80.33
İşsizlik Oranı
(%) 5.11
Okur Yazar Oranı
(%) 94.24
Kaynak: DPT, İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması
(2004);s.155
Tablo 2. Gökçeada Nüfusunun Okur-Yazar ve Yükseköğrenim
Durumu (1990 Yılı)
Toplam
Toplam Nüfusun Okuma Yüksekokul veya Fakülte
Nüfus
Yazma Oranı
Bitirenlerin Oranı
7.948
% 91,94
% 5,16
Kaynak : DPT 1996 http://ekutup.dpt.gov.tr/bolgesel/dincerb/ilce/5.pdf
Tablo 3. Gökçeada’daki turizm işletmesi sayısı
Konaklama İşletmeleri
223
Yiyecek İçecek İşletmeleri
35
Toplam
258
Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008
Tablo 4. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların, turizm eğitimi durumu
Turizm Lisesi
Turizm Yüksekokulu
Toplam
4
3
7
Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir.
124
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 5. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların deneyim durumları
1-3 Yıl
3-5 Yıl
6-10 Yıl
10-15 Yıl
16 Yıldan
Fazla
30 Kişi
15 Kişi
12 Kişi
9 Kişi
6 Kişi
Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir.
Tablo 6. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların yabancı dil bilgileri
İngilizce
Yunanca
Bulgarca
Almanca
Diğer
20
6
22
2
3
Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir.
Tablo 7. Gökçeada’daki konaklama işletmesi sayısı
Hotel
11
Motel
9
Pansiyon
203
Toplam
223
Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008
Tablo 8. Gökçeada’daki konaklama işletmelerinin yatak kapasitesi
Özel Sektör
2,566
Kamu Sektörü
750
Toplam
3,316
Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008
Tablo 9. Gökçeada’daki eğitim olanakları
İLÇE
FAKÜLTE
YÜKSEK
OKUL
İLK
ÖĞRETİM
ORTA
ÖĞRETİM
HALK EĞİTİM
MERKEZİ
GÖKÇEADA
-
1
3
3
1
Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008
125
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Tablo 10. Gökçeada’da ilköğretim olanakları
Öğrenci Sayısı
(2007-2008)
1
Cumhuriyet İlköğretim Okulu
497
2
Kenan Evren İlköğretim Okulu
165
3
Yeni Bademli İlköğretim Okulu
35
Toplam
697
Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008
Sıra
İlköğretim
Tablo 11. Gökçeada’da ortaöğretim olanakları
Sıra
Ortaöğretim
Öğrenci Sayısı
(2007-2008)
Gökçeada Atatürk Anadolu Öğretmen
Lisesi
2
Gökçeada Lisesi
Gökçeada Anadolu Teknik ve Endüstri
3
Meslek Lisesi
Toplam
Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008
1
300
129
160
589
Tablo 12. Gökçeada’da yükseköğretim olanakları
Öğrenci Sayısı (2007-2008)
ÇOMÜ Gökçeada MYO
583
Turizm Programı Öğrenci Sayısı
86
Kaynak :http://gokceada.comu.edu.tr/ogrencisayilari.html, 07.07.2008
126
GÖKÇEADA KIYI BALIKÇILIĞINA
GENEL BIR BAKIŞ
Onur GÖNÜLAL
İstanbul Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
Gökçeada Araştırma ve Uygulama Birimi
ÖZET
Gökçeada coğrafik olarak Kuzey Ege’nin en verimli sularında bulunmaktadır. Bu bölge
Karadeniz ve Meriç nehrinden gelen suların etkisi altındadır. Adanın bu özel konumu
onu balıkçıların tercih ettiği bir alan yapmaktadır. Bu bölgede kıyı ve kıyı ötesi
balıkçılık yapılmaktadır. Kıyı ötesi balıkçılık diğer bölgelerden gelen balıkçılar
tarafından gerçekleştirilir. Adada Kaleköy ve kuzu limanı olmak üzere iki adet balıkçı
barınağı ile Uğurlu’da bir adette mendirek-liman vardır. Su altı mağaraları, lagün gölü
ve kumlu sahilleri adanın en önemli coğrafik yapıları arasındadır. Adanın deniz canlıları
yetiştiriciliğindeki potansiyeli de değerlendirilmelidir. Mercan, karides türleri, böcek,
sünger, sinarit gibi türler Gökçeada’da yapılacak yetiştiricilik için yeni türler olabilir.
Anahtar kelimeler: Kıyı balıkçılığı, Gökçeada, Deniz balıkları yetiştiriciliği
ABSTRACT
Gökçeada is geographically located on the most fertile waters of the North Agean Sea.
This area is under the affects of water which were coming from the Black Sea and Meriç
River. This special location of the island made it preferred fishing area by fisherman. In
this region, coastal and offshore fisheries are carried out by fisherman coming from the
other regions. There are two fishermen shelters (Kaleköy, Kuzulimanı) and one break
water-port (Uğurlu) in the Gökçeada. The underwater caves, the Lagoon Lake and the
sandy beaches are the most important geological structure of the Gökçeada. The marine
aquaculture potential of Gökçeada should be utilized. Some species like red sea bream,
shrimp, lobster, sponge may be new species for aquaculture in the Gokceada.
Key words: Coastal fisheries, Gokceada island, marine aquaculture
GİRİŞ
Gökçeada, Kuzey Ege’de sahip olduğu konumu itibariyle ülkemiz için önemli
balıkçılık alanlarından bir tanesidir. Ege Denizi bölgesel konumu hidrografik ve
ekolojik özellikleri bakımından Akdeniz ekosisteminde önemli bir yere sahiptir.
Karadeniz ve Akdeniz’den belirgin bir biçimde ayrılmış olan Kuzey Ege, sahip
olduğu çok sayıdaki adaları nedeniyle su hareketlerinde son derece karmaşık ve
kendine özgü bir yapı sergiler. Özellikle ilkbaharda nehir sularıyla beslenen düşük
tuzlulukta Karadeniz’in verimli suları, bu mevsimde Kuzey Ege’de ki etkisini iyice
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
arttırır. Kuzey rüzgârlarının sert estiği zamanlarda Karadeniz suları batı Anadolu
kıyılarını izleyerek güneye, lodoslu havalarda ise kuzey-doğuya yönelerek Saroz
körfezine taşınır (Yüce ve Türker 1991).
Farklı yapıdaki bu su hareketleri zooplankton dağılımı ile tuzluluk ve
sıcaklığın mevsimsel olarak değişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Karadeniz’in
etkisiyle mevsimsel olarak gerçeklesen bu değişimler, bir bölgede hangi türlerin
bulunacağının belirlenmesinde önemli rol oynar. Böylece aynı bölgede hem
Akdeniz’e hem de Karadeniz’e ait türleri bulmak olasıdır. Bu da ada balıkçılığını
çeşitlendirip, zenginleştirmektedir.
Kuzey Ege, özellikle Gökçeada ve Saroz körfezi Karadeniz sularının etki
alanında olup, güney Ege’ye göre zooplankton bakımından daha zengindir. Bu
özellik balık çeşitliliği ve biyoması açısından büyük önem teşkil eder.
Ada balıkçılığını etkileyen bir başka faktörde Gökçeada’nın jeomorfolojik
yapısıdır. Adanın Kuzey tarafındaki kıta eğimi diktir, kıyıdan uzaklaştıkça tektonik
bir çukur olan Saroz grabebinin derin sularına geçilir. Bu nedenle burada genişliği
yaklaşık 2 km olan bir şelf sahası vardır. Adanın diğer kıyıları ise kıyı derinliği 80 m
yi aşmayan şelf sahası ile çevrilidir (Ulutürk 1984).
Adanın Kuzey bölgelerini etkisi altına alan şiddetli dalgalar, kıyıları
aşındırarak geriletmekte ve sonuçta dik yarlar oluşturmaktadır. Güney kıyılarında
ise, kumlarca zengin ve kolayca dağılan kayaçların varlığından dolayı hafif eğimli
yayvan bir kıyı şekli görülür. Rüzgâr ve deniz etkisiyle kolayca dağılan bu kayaçlar
kum tanelerini oluşturmaktadır (Öztürk 2001).
Kaşkaval Burnu’ndan batıya doğru çakıllı küçük koylar yer alır. Buradan
Yelkenkaya’ya doğru Kuzey-Batı ve Güney-Doğu yönelimli kırıklara bağlı oluşmuş
su altı mağaraları mevcuttur. Adanın kuzey bölgesinde fok yaşamasına elverişli
toplam 5 mağara ve 5 kovuk bulunmuştur (Öztürk 2007).
Adanın Kuzey ile Güneyi arasında kıyı faklılığının nedenlerinden bir tanesi
de kuzeyden geçen Kuzey Anadolu fayının Ege Denizi’ndeki devamı olan fay
hattıdır. Bu fay Gökçeada’nın kuzey açıklarında birden derinleşen kuzey Ege
çukurluğunu oluşturmaktadır.
.
TUZ GÖLÜ
Aydıncık’ta bulunan Tuz Gölü olarak adlandırılan lagün ve çevresi adanın en
önemli sulak alanlarından biridir. Göl, andezitik volkanitler ile miyosen yaşlı çökel
kayaçları arasındaki fay hattında oluşmuştur ve aralarında koruma altında bulunan
flamingolar başta olmak üzere pelikan, yaban ördeği ve kaz gibi göçmen kuşlara da
değişik dönemlerde ev sahipliği yapmaktadır.
Bu tuzlada, yavru balık yetiştiriciliğinde larva dönemindeki balıklara canlı
yem olarak verilen, dünyanın belli yerlerinde dağılım gösteren Tuzla Karidesi de
(Artemia sp.) bulunur (Güven vd 2001).
Göl çevresi tek ve çok yıllık otsu bitkilerin özelliklede cayır bitkilerinin
(Graminea ve Leguminosae) yoğun ve büyük çeşitlilikle bulunduğu bir alandır. Gölde
oluşan siyah çamur bu bitkilerin rüzgarlarla bir kıyıya toplanması ve su-hava ara
128
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
yüzeyinde çürümesi sonucu oluşur (Aysel vd. 2001). Ayrıca bu göl içinde 3-8 cm
boyunda ponza taşı (gazca zengin patlamalı volkanların çıkardığı boşluklu bir
taştır) parçaları görünür. Suda yüzebilen bu taş Ege’nin diğer adalarından ait genç
volkanlara aittir ve dalgalarla buraya taşınmıştır.
Adalar ana karadan az-çok uzak bağımsız alanlardır ve bu uzaklıklara göre
değişik özel ekolojik özelliklere sahiptirler. Ege adaları endemik türleri
barındırması yayında rif ve su altı mağaraları gibi hassas ekosistemlere sahiptir.
Gökçeada birçok göçmen denizel türün bulunduğu, biyotopları sınırlı olan bu
yüzden de en ufak zararlı bir faktörden bile populasyonu negatif yönde
etkilenebilecek bir ekosisteme sahiptir. Biyolojik çeşitliliğin sağlıklı bir şekilde
sürdürülebilmesi için bu tür ekosistemlerin korunması zorunludur.
Bu anlamda, adaların ve Ege Denizi’nin biyolojik çeşitliliği hakkında izleme
yapılması gerekir. Deniz parkları, denizlerin korunmasını özellikle de nesli azalan
deniz canlıların korunması sağlaması nedeniyle, ülkelere itibar sağlamakta turizm
gelirlerini arttırmaktadır. 21 Şubat 1999 tarihinde kurulan “Gökçeada Deniz
Parkı”, Türkiye’nin ilk Deniz Parkı olması sebebiyle adanın önemini ve itibarını bir
kat daha arttırmaktadır.
GÖKÇEADA KIYI BALIKÇILIĞI
Kıyı balıkçılığı, kıyı menzili içinde yer alan avlama tekniklerini, dalyanları ve kıyı
kültür balıkçılığını kapsar (Hoşsucu 1997). Deniz denince genelde ilk akla balık
gelmiştir. Son yıllarda ise birçok ülke diğer su ürünlerinin avcılığına ve
yetiştiriciliğine de önem vermeye başlamıştır. Gökçeada’da dünyanın en kaliteli
süngerleri bulunmaktadır. Dünyada yaklaşık 5000 kadar sünger türü bulunur ve
sadece 10 kadarı ticari değere sahiptir.
Türkiye ciddi anlamda süngercilik potansiyeline sahip olduğu halde bu
olanaktan verimli şekilde faydalanamamıştır. Gökçeada kıyıları süngerciliğin
yapıldığı önemli alanlardan biriydi. Ne yazık ki 1986 yılında Akdeniz ile birlikte
ülkemizi de etkisi altına alan ve bir bakterinin neden olduğu salgın sünger hastalığı
adada süngerciliğin önemini yavaş yavaş yitirmesine sebep olmuştur. 1986 yazında
görülen bu hastalık aynı yılın Ekim ayı gibi kısa bir süre içinde sünger yataklarına
büyük zarar vermiştir (Katağan vd. 1991).
Aslında ilk olarak 1963–64 yılları arasında hastalık görülmüş fakat daha
sonra etkisini kaybedince 1986 ya kadar sünger avcılığı devam etmiştir. Bu durum
bize hastalığının belli bir süre sonra etkisini kaybedeceğini ve süngerciliğin adada
yeniden bir sektör haline geleceğini göstermektedir.
Türkiye ilk sünger kültür denemeleri 1972–1974 yılında İstanbul Üniversitesi
Fen Fakültesi Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’ne bağlı Balıkçılık ve Süngercilik
Araştırma İstasyonu şimdiki adıyla İ.Ü. Su Ürünleri Fakültesi Gökçeada Araştırma
ve Uygulama Birimi’nde yapılmıştır (Gökalp 1974). Bu anlamda Gökçeada’nın
Türkiye süngerciliğinde önemli bir yeri vardır. Piyasaya sürülen yapay süngerler
hiçbir zaman doğal süngerlerin yerini alamamış bu yüzden eskiden beri denemeleri
129
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
yapılan sünger yetiştiriciliği yeniden gündeme gelmiştir. Gökçeada bu açıdan en
şanslı yerdir.
Ada balıkçılığı iskan kanunuyla 1987 yılında Yeni Bademli köyüne
Karadenizli Balıkçıların yerleştirilmesinden sonra daha da önem kazanmıştır. Ada
da, Kaleköy barınma-çekek yeri ile Kuzu limanı balıkçı barınağının dışında Uğurlu
köyünde teknelerin yanaşması için bir mendirek-liman bulunur (Şekil 1).
Adaya 2000 yılında “Sınırlı Sorumlu Gökçeada Su Ürünleri Kooperatifi”
kurulmuştur. Gökçeada Liman Başkanlığı’na kayıtlı toplam 120 tekne vardır. Bu
teknelerin sadece 58 tanesi Gökçeada’nın yerli balıkçısıdır ve bu teknelerin 24
tanesi ÖTV siz mazot imkanından yararlanabilmektedir. Geriye kalan 34 teknenin
de 28’i amatör balıkçı teknesidir. Gökçeada limanlarına kayıtlı diğer tekneler ise
Çanakkale, Eceabat, Bozcada gibi çevre bölgelerden gelmektedirler. Söz konusu
bu tekneler ada sularında daha rahat avlanmak için bağlama limanı olarak
Gökçeada’yı tercih etmişlerdir.
Kullanılan av araçları
Avlanılacak türe göre yöntem ile ağ tipinin değiştiği, buna ilaveten zıpkın, çapari ve
paraketanın kullanıldığı çeşitli avlanma şekilleri vardır.
Dip Ağı; bırakma ağı da denilmektedir. Ana ağın-tor dışında, tek veya her iki
tarafta da ağ-fanya bulunan ağlardır. Fanyanın göz açıklığı torun göz açıklığından
daha büyüktür. Torun yüksekliği ise fanyadan daha fazladır. Fanyadan geçen çeşitli
su ürünlerinin tora takılarak torba oluşturmasına dayanan avlanma çeşididir.
Akşamüstü kıyıya paralel bir şekilde uzunlamasına dibe bırakılıp ertesi sabah
erkenden toplanır. Fanya ve torun göz açıklığı avlanılacak türe göre çeşitlilik
sergiler. Bu ağ ile kupes, tekir, barbun, kolyoz, uskumru, böcek, sübye, ahtapot gibi
çok çeşitli su ürünleri avlanılır ve yılın her dönemi kullanılır.
Böcek Ağı; fanyalı dip ağı kullanılır. Ağın uzunluğu 3000–5000 m
arasındadır. Bu ağ atıldığı zaman 3–4 gün denizde kalır. Bu süreç içinde ağa takılıp
ve ölen balıkları yemek için gelen böcekler ağa takılarak yakalanır.
Marya Ağı; dip ağının bir başka uygulama şeklidir. Çalışma prensibi; söz
konusu ağ diğerleri gibi düz değil de zik-zak veya karmaşık şekilde denize
bırakılarak balığın tuzağa düşürülüp yakalanmasına dayanır. Bu ağlarda böcek ağı
gibi uzundur.
Zıpkın; kılıç avcılığında kullanılmaktadır. Teknenin önüne tahtadan bir
rampa vardır (Resim 2). Balık görüldümü tam yol üzerine gidilir bu esnada bir kişi
rampanın üstüne çıkarak elindeki zıpkın-gönder ile balığı vurur. Balık uygun
yerinden vurulursa (dorsal yüzgeç veya iki gözü arası) hemen tekneye alınabilir.
Aksi halde gönderin bağlı olduğu ipe 300-500 metre kalama verilerek balığın
sakinleşmesi beklenir, bazen iki-üç saat sonra balık tekneye alınabilir. Bu avcılık
Mart-Haziran ayları arasında yapılmaktadır.
Kıyı volisi; ağı kıyıdan bırakmaya başlanıp açığa doğru gidilir yarım ay
seklinde tekrar kıyıya doğru yönelinir. Yarım ayın içinde kalan tekneden denize
130
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
vurularak ses çıkartılır, böylece balıklar ürkerek ağa takılması sağlanır. Genelde 2528 göz açıklığına sahip fanyalı ağlar kullanılır.
Lüfer volisi (Çevirme ağı); lüfer zamanı, teknelerin alt kısmında olan deniz
aynasından bakılarak balık sürüleri gözlemlenir (Resim 3). Sürü görüldüğünde ağlar
serbest bırakılarak sürünün etrafı daire şeklinde çevrilir. Bu işlemden sonra tekne
dairenin içinde birkaç tur atıp balığın ürkerek ağlara takılmasını sağlar ardından ağ
tekneye alınır. Bu ağ ile sarpa, kupes, melanur, kefal gibi balıklarda tutulur. Ağ;
üste mantar yaka sonra 1 metre yüksekliğinde sade ağ, ardından fanyalı ağ, sonra
yine 1 metrelik sade ağ ve en altta da kurşun yakadan oluşur. Sade ağlar mantar ve
kurşun yakanın ağa dolaşmasını engeller.
Melanur ağı; özellikle melanur zamanı kullanılır. Ağ kıyıdan atılmaya başlanır
açığa doğru gidilip, ağın ucuna salyangoz şekli verilir, tekrar kıyıya kadar gelinmez.
Akşamüstü bırakılan ağ ertesi sabah erkenden toplanır. Genelde 28 göz açıklığına
sahip sade-galsamalı ağlar kullanılır. Mayıs-haziran ayları arasında kullanılır.
Melanur dışında kupes, sarpa gibi balıklarda yakalanır.
Paraketa; adada kullanılan dip paraketasıdır. Dipte uzanacak şekilde
düzenlenmiş bir beden üzerine çok sayıda yemli iğne taşıyan bir av aletidir. Yılın
her dönemi yapılmaktadır. Genelde el ile toplansa da makine gücüyle toplayan
tekneler vardır (Resim 4)
Çapari; basit bir dikdörtgen tahtaya sarılı, ana gövde üzerinde çok sayıda
yemsiz iğne olan misina oltalardır. Bu iğnelere hindi, tavuk, kaz gibi kuşların tüyleri
bağlanır.
GÖKÇEADA’DA YETİŞTİRİCİLİK POTANSİYELİ
Ülkemizdeki yetiştiricilik üretim alanları daha çok kapalı koy ve körfezlerde
yoğunlaştığından yeni yerler bulunması kaçınılmazdır. Bu nedenle bundan sonraki
üretim yerleri okyanus tipi kafesler ile açık denizler olmalıdır. Gökçeada ve
Bozcada bu uygulama için en uygun yerlerin başında gelir. Balık yetiştiriciliği ise
adalar ekonomisi bakımından önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Su
ürünleri yetiştiricililiğin en büyük sorunu, her zaman temiz ve kaliteli suların
sağlanamamasıdır. Bu bakımdan adaların, yerleşim yerlerinden uzak, kirlilikten
etkilenmeyen yerler olması büyük avantajdır.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü
tarafından Ege denizi sahillerinde yapılan ön araştırma sonucu Gökçeada’da
Aydıncık mevkii deniz balıkları yetiştiriciliği için uygun bulunmuştur.
Adada tatlı su kaynakları varlığından dolayı, ekstansif olarak yılan balığı
(Anguilla anguilla) sazan (Cyprinus carpio) ve kerevit (Astacus leptodactylus) yetiştiriciliği
de yapılabileceğinden bahsedilmektedir (Güven vd. 2001).
Ayrıca, karides türleri, deniz kereviti, sünger, böcek, orfoz, sinarit
yetiştiriciliği yapılması düşünülen yeni türler arasındadır. Bu canlıların hepsinin
kuzey Ege’de bulunması ve diğer bahsedilenleri bir araya getirdiğimizde adanın bu
potansiyeli kesinlikle değerlendirilmelidir.
131
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Sonuç olarak yetiştiriciliğin gelişmesi, tarım ve turizm ile sınırlı olan adalar
ekonomisine katkılar sağlayacak, deniz ve balıkçılıkla içi içe olan ada halkının da
uyumu kolay olacağından önemli bir iş sahası yaratılmış olacaktır.
SORUNLAR
Adaya dışarıdan gelen, özellikle trol ve ışıkla avlanan gırgır tekneleri başta olmak
üzere çevre yörelerden böcek ve marya ağı atan kıyı balıkçıları ada balıkçılığını
olumsuz yönde etkilemektedir. Bunların dışında kooperatifte düzenli aidat
toplanamaması, fırtınalı günlerin çokluğu, soğuk hava deposunun olmayışı,
mezatın yapılmaması, avlanan su ürünlerinin bireysel pazarlanması, barınakların
yetersizliği, mazot deposunun olmayışı ada balıkçılığının sorunları olarak karşımıza
çıkıyor.
Sonuç olarak; adada sadece biyolojik olarak değil sosyo-ekonomik yöndede
araştırmaların yapılıp en kısa zamanda bir envanterin oluşturulması gerekmektedir.
Toplanan bu veriler, yerel yönetimler, üniversiteler, sahil güvenlik ve kooperatifle
ortaklaşa değerlendirilip bir yönetim planının oluşturulması sürdürülebilir balıkçılık
için oldukça önemlidir.
KAYNAKÇA
Aysel, V., B Dural, E. Ş. Okudan, Alpaslan, M. Uysal, İ.
2001. “Gökçeada (Ege Denizi, Çanakkale) deniz florası.” Ulusal Ege Adaları 2001
Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B. Öztürk, V. Aysel (Editörler).
TÜDAV: 125-141
Gökalp, N.
1974
“Türkiye’de ilk sünger yetiştirme tecrübeleri.” Gökçeada süngercilik ve Balıkçılık
Araştırma Rasat İstasyonu Faaliyet Raporları I:1-12
Güven, E., Çolak, S. Çolak, A.
2001
“Ege denizi’nde deniz balıkları yetiştiriciliği ve yeni türler.” Ulusal Ege Adaları
2001 Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B. Öztürk, V. Aysel
(Editörler). TÜDAV: 204-223
Hoşsucu, H., Erdem, M. Ünal, V. Özekinci, Ü.
1997
“Ege Denizi Kıyı balıkcılığı yönetimi ve sorunları” KAY’97 I. ulusal konferansı, 2427 Haziran 1997, Ankara: ODTÜ 517-521
Katağan, T, Bilecik, N. Kocataş, A. Yılmaz, H.
1991
Sünger ve Süngercilik. T.C. Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Su ürünleri
Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Bodrum Yayın No 5
Özdemir, G.
2002. “Gökçeada (Kuzey Ege) ve çevresinde 1990-2000 yılları arasında ölçülen
meteorolojik parametrelerin bölgedeki balıkçılık, truzim ve ulaşım aktiviteleri üzerindeki
etkilerinin değerlendirilmesi.” İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Dergisi 16
(14):1-20.
Öztürk,H.
132
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
2001
“Gökçeada’nın jeomorfolojik ve Hidrojeolojik yapısı – Yerleşim planlaması için
önemi.” Ulusal Ege Adaları 2001 Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B.
Öztürk, V. Aysel (Editörler). TÜDAV: 1-8
Ulutürk,T.
1984. Gökçeada çevresinin oseanografisi, balık faunası ve çevre fon radyoaktivitesi. İstanbul
Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Çoğrafya Enstitüsü, Doktora tezi
Yüce, H., Türker, A.
1991
“Marmara Denizi’nin Fiziksel Oşinografik özellikleri ve Akdeniz suyunun
Karadeniz’e girişi.” Uluslararası cevre sorunları sempozyumu. İstanbul Rotary Kulübü, 285-294
133
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
134
GÖKÇEADA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİNİN
ELEKTRONİK ORTAMDA TANITIMINA
YÖNELİK BİR ÇALIŞMA
Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Sürdürülebilir turizm kalkınması için önemli bir potansiyel olan ve deniz sporlarının en
yaygınlarından rüzgar sörfü, ülkemizde rüzgarı bol olan belirli yerlerde
yapılabilmektedir. Ülkemizde sörf denildiğinde akla öncelikle İzmir - Çeşme sahilleri ve
son yıllarda da Çanakkale iline bağlı Gökçeada ilçesi akla gelmektedir. Rüzgar Sörfü,
diğer deniz sporlarına nazaran pahalı ekipman gerektiren ve belirli bir eğitim almadan
yapılamayan bir deniz sporudur. Rüzgar sörfü açısından yılın büyük bir döneminde
kuzey ve güney yönünden çok iyi rüzgar alan Gökçeada, son yıllarda yapılan Sörf
Okulu ile Türkiye’nin diğer bölgelere nazaran daha cazip bir rüzgar sörfü merkezi
haline gelmiştir. Turizm sezonu oldukça kısa olan Gökçeada, sadece iki üç aylık deniz,
kum ve güneşe bağlı turizm faaliyetleri yanında yıl boyunca devam edebilecek ve adada
bulunan sörf okulunun imkanlarını da kullananarak adanın ekonomik kalkınmasına
da katkı yapacak “Rüzgar Sörfü Turizminin” elektronik tanıtım imkanları
kullanılarak yoğun bir şekilde tanıtılması gerekmektedir. Bu çalışmada öncelikle
elektronik ticaret ve bilişim teknolojilerinin turizmin gelişimine olan etkisi açıklanmıştır.
İkinci bölümde ise Gökçeada rüzgar sörfü turizm potansiyelinin elektronik ortamda
tanıtım ve pazarlanması için stratejik bir model önerisi yeralmaktadır. Özelde
Gökçeada için düşünülen bu tanıtım modelinin, genelde ülke rüzgar sörfü turizm
potansiyelinin tanıtımı açısından da yararlı bir çalışma olacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Gökçeada, rüzgar sörfü turizmi, e-ticaret, bilişim
teknolojileri
ABSTRACT
As one of the most widespread type of sea sports that has a great potential to sustainable
tourism developement, the surfing can be made in the windy regions. The most remembered
areas in our country for surfing are İzmir Çeşme coasts and Çanakkale Gökçeada coasts
recently. Surfing is a sports type that is needed expensive equipment and a proper level of
training. Gökçeada has become a more attractive surfing center with regard to Turkey’s
other windsurf regions through Surf School that has been constructed last year. Tuorism
season is very short in Gökçeada. Sea-beach-and sun tourism can only be activated for
two or three months. So, ‘Windsurf Tourism’ which makes possible for Gökçeada a full
year tourism activity and helps economic development of the island should be introduced
through electronic advertising methods. In this study, the effects of electronic trade,
information and communication technologies on tourism development has been explained
at the first part. The second part covers a strategic model on introduction and marketing
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
of Gökçeada windsurf tourism on Internet. This model, which is thought for Gökçeada
especially, will be beneficial for development of overall country’s surf tourism potential.
Keywords: Gökçeada, windsurf tourism, e-trade, ICT
ELEKTRONİK TİCARET VE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN
TURİZMİN GELİŞİMİNE ETKİSİ
Hizmet üretimi temelinde çalışan, müşteri memnuniyeti ve işletmeler arası bilgi
paylaşımının esas alındığı bir sektör olan turizmde, bilişim teknolojileri destekli iş
yapma modelleri bu sektörde iş yapan, bu sektöden dolaylı olarak da olsa
ekonomik bir gelir elde eden tüm kesimler için olmazsa olmaz bir araç haline
gelmiştir.
Turizm sektöründe kullanılan bilişim teknolojileri ve e-ticaret, turistik
ürünlerin tanımlanması, tanıtımı, dağıtımı, bir araya getirilmesi, düzenlenmesi ve
tüketiciye sunulmasında bilginin oynadığı önemli role bağlı, sürdürülebilir rekabet
avantajının ana kaynağı ve stratejik bir silahı haline gelmiştir. Tanıtımı yapılan
turistik faaliyetler hakkında eksiksiz bilgilerle donatılmış web sayfaları, turizm
pazarlamasında işletmelere büyük olanaklar sağlamaktadır. Turizm sektörü,
bölgesel faaliyet gösteren rezervasyon sistemleri yanında uluslararası boyutta
faaliyet gösteren sistemler aracılığı ile de tanıtım ve satış yapabilmektedirler.
Turizm sektöründe kullanılan e-ticaret web siteleri, klasik tanıtım ve satış
sistemlerine göre çok mükemmel tasarlanmış, görsel zenginlik içeren, grafiksel ve
animasyonlu video gösterimleri ile desteklenmiş tanıtım ve pazarlama
yapmaktadırlar (Çavuşoğlu 2008: 3).
RÜZGAR SÖRFÜ
Rüzgar sörfü, bir yelkeni olan uzun tahtanın yardımıyla dalgaların üzerinde kıyıya
doğru kayarak yapılan oldukça yaygın bir spor dalıdır. Rüzgâr sörfünde, sörf
tahtasına takılan yelken üç ana bölümden oluşur: Bunlar yelken direği, yelken ve
tutma çataldır. Sörf tahtası polyester ya da polietilen gibi sert bir maddeden yapılır.
Plastik bir köpükle doldurularak suda yüzecek biçimde hafif ve güçlü olması
sağlanmıştır. Tahtanın üst yüzü sörfçünün ayağının kaymaması için pürüzlü, arka
yüzü ise suda hızlı gidebilmesi için pürüzsüz bir yapıdadır. Tahtanın altında ortada,
denge kanatçığının takıldığı bir yarık vardır. Tahtanın arka tarafında da sörfü
yönlendirmeye yardımcı olan dümen kanalcığı bulunur. Sörf tahtasının üst
yüzünde ise yelken direğinin girdiği bir delik vardır. Genellikle alüminyumdan ya
da camyününden yapılan yelken direği çok esnektir. İçine su girmemesi için üst
ucu kapalı olan direğin alt ucunda direğe çok büyük hareketlilik veren eklemli bir
ayak vardır. Genellikle 5-6 m2 büyüklükteki yelken sert polyesterden yapılır. Güneş
ışığına ve neme karşı dirençlidir. Bazı yelkenlerde, yelkeni güçlendirmek için içine
çubuklar geçirilen cepler vardır. Alüminyumdan yapılan tutma çatalı, kaygan
olmaması için kauçukla kaplanmıştır. Çatalı oluşturan iki kıvrık çubuk, uçlarından
136
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
yelkene tutturulmuştur. Suya yattığı zaman yelkeni çekip kaldırmaya yarayan ip,
çatalın önüne bağlıdır (www.ruzgarsorfu.net 2008: 1).
Rüzgar sörfü, diğer pek çok spor dallarıyla karşılaştırıldığında yeni bir spor
dalı sayılabilir. Çıkış yeri ABD'nin Kaliforniya Eyaleti'dir. Jim Drake ve Hoyle
Schweitzer adında iki arkadaş 1968 yılında yelkenli ve sörf sporlarını
harmanlayarak “melez” diyebileceğimiz yeni bir spor dalı ortaya çıkarırlar. Bir
denizci olan Jim ve bir sörfçü olan Hoyle “windsurf” yani Rüzgar Sörfü adını
verdiler. 1970'lerin sonlarında Avrupalılar, özellikle de bireysel spor meraklıları
surf'ü en popüler sporlar arasında üst sıralara taşıdılar. Bu da doğal olarak yeni ve
daha profesyonel ekipman ihtiyacını tetikledi. 80'lerde bu spor dalı, 1984 Los
Angeles Olimpiyat Oyunları'nda olimpik bir spor olarak tüm dünya tarafından
tanınmış oldu. İşte bu tarihten sonra da rüzgar sörfü tutkusu dünyanın dört bir
yanına yayıldı. Ekipmanları gün be gün gelişti, teknikleri ise durmadan daha ileriye
gitti. Artık rüzgar sörfü sporuyla uğraşanlar sadece su yüzeyinde daha yüksek
hızlara ulaşmayı değil, bu sporun tadına varmayı sağlayacak artistik sıçrama
hareketlerini ve bir çok akrobatik hareketleri profesyonelce yapabilmeyi
hedefliyorlar. Rüzgar sörfü öğrenmenin yaşı ve sınırı yoktur diyebiliriz. Rüzgar,
yelken, board, deniz ilişkisini algılayabilmiş her yaş çocuktan, belirli sağlık
kıriterlerine sahip yetmişli yaşlara kadar herkez sıfırdan rüzgar sörfü öğrenebilir.
Rüzgar sörfü birçok doğa sporlarında olduğu gibi doğayla çok uyumlu bir iş birliği
gerektirmektedir. Bu uyum ve iş birliği, belirli fizik kurallarının lehimizde
kullanılmasıdır. Bu uyumun kurulabilmesi için, sörf sporunun öğrenileceği yer, sörf
malzemeleri ve deneyimli bir eğitmen en önemli kilit noktadır
(www.gokceadasurfclub.com 2008: 1).
GÖKÇEADA’DA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİ
Çanakkale bölgesinde Türkiyenin çok fazla bilinmeyen doğal, kültürel, arkeolojik
ve mitolojik değerleri yanında, önemli bir rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan
Gökçeada yeralmaktadır. Gökçeada, Nisan ayından başlayarak Ekim ayına kadar
devam eden ve rüzgar sörfü açısından çok önemli bir durum olan rüzgar sezonu
nedeniyle, bu turizm faaliyeti için inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Gökçeada’da yer
alan uluslararası sörf okulu, yeni başlayanlara eğitim verdiği gibi, ileri derece de
sörf bilenlerin de burada sörf yapması ve tesislerden yararlanabilmelerini mümkün
kılamaktadır.
Ülkemizde güneşe veda edilen son yer olan Gökçeada, hüzünlü köyleri,
bozulmamış doğası ve sakin kumsallarıyla kalabalık sevmeyenlere kucak
açmaktadır. Turizm anlamında uzun yıllar gözden kaçan Gökçeada’nın bu durumu
adanın bakir kalmasına neden olmuştur. Son yıllarda adaya gelen ziyaretçilerin
sayısı arttıkça terkedilmiş, mimari kişiliği olan köylerinde yavaş yavaş canlanmaya
başlamıştır. Ancak vahşi denebilecek doğası, zengin su kaynakları, tertemiz denizi
ve kumsalları, turizm anlamında Gökçeada’nın geleceğinin parlaklığına işaret
etmektedir. Gökçeada denince akla gelen Altın Kumsal yani Kefaloz Plajı. Altın
kumsalının yakınında şifalı çamuru ile ünlü Tuz Gölü de ilgi çeken yerler
137
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
arasındadır. Ayrıca, bu plaj sörf tutkunları içinde son derece uygun koşullar
sunmaktadır. Sert rüzgarlara rağmen Aydıncık Burnu sayesinde kaba dalgaların
olmaması rüzgar sörfü meraklılarını buraya çekmektedir (Kokal 2008: 2).
Gökçeada Paros, Naksoz ve Rodos gibi Ege adalarının üzerinden geçen
kuzey-güney yönünde (resim 1) esen rüzgar koridoru üzerindedir. Rüzgar şiddeti
4-5 beafort (11-16,17-27 deniz mili) civarındadır. Rüzgar bütün yıla yayılmıştır ve
homojendir. Gökçeada‘da rüzgar sörfüne elverişli gün sayısı 300 civarındadır.
Rüzgar sörfü, çok özel koşulların aynı anda ve aynı yerde bulunması halinde
yapılabilen bir spor dalıdır. Bu özel koşullar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
a)Deniz ve kumsal
b)Deniz yüzeyinden 10 metre yükseklikte yıl boyu sürekli ve belli bir açı ile
esen rüzgar
c)Rüzgarlı ancak sakin bir deniz
d)Yeni başlayanlar için sığ bir deniz
e)Profesyoneller için dalgalı ve rüzgarlı bir kumsal
Bu özel koşulların tamamını, aynı anda ve aynı yerde bulabilmek çok zordur
Yeryüzünde pek az rüzgar sörfü noktası, vasat sörfçüleri, amatörleri ve
profesyonel sörfçüleri beraberce cezbedebilir. Gökçeada, Aydıncık KörfeziTuzgölü-Ege Denizi arasındaki koridor Avrupa’nın çok önemli bir rüzgar sörfü
noktası olmaya aday bir bölgedir. Şöyle ki, kuzeyden ve kuzey–doğudan esen
rüzgar Aydıncık Körfezi üzerinde rüzgar ile birlikte dalga oluşturur. Bu ortam
profesyonel sörfçüler için az bulunan bir fırsattır. Bölgenin güney sahili
kuzeyden sürekli rüzgar alır. Ancak deniz sakindir. Altın kumsal olarak da
anılan Aydıncık plajı geniş rüzgar sörfü imkanları sunmaktadır. Türkiye’nin
önemli bir turizm ve rüzgar sörfü merkezi olan Gökçeada’nın, bu çekici
özelliklerinin şimdiye kadar değerlendirilmemesi bir yana fark dahi edilmemiş
olması bir talihsizliktir. Rüzgar sörfü turizminin Gökçeada’da yaygınlaştırılması
ve dünya çapında tanıtılması ile ülke ve Gökçeada ekonomisine büyük katkılar
sağlayacağı açıktır. Rüzgar sörfü turizminin Gökçeada’ya katkılarını aşağıdaki
şekilde özetleyebiliriz (www.gokceadasurfclub.com 2008: 2).
a. Rüzgar sörfü pahalı bir uğraştır. Bu nedenle Rüzgar sörfü turizmi
Gökçeada’ya daha fazla harcama kabiliyeti olan yüksek gelir
gruplarını çekecektir.
b. Rüzgar sörfü turizmi diğer turizm dallarına göre daha maliyetli bir
turizm dalıdır. Bu yüzden bu alanlardaki turizm hizmetleri ve
konaklama bedelleri diğer turizm noktalarına göre daha pahalıdır.
Bu özellik, aynı hizmet için daha fazla gelir elde etme anlamı
taşımaktadır.
138
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
c. Rüzgar sörfü turizmi, sadece sörfün yapıldığı alanları değil bu
nokta civarındaki 10 km’lik banttaki konaklama tesislerinde de
talep yaratmaktadır.
d. Rüzgar sörfü turizmi Gökçeada’da yetiştirilen organik tarım
ürünlerinin yerinde tüketilmesi ile üreticiye büyük katkılar
sağlayacaktır.
e. Gökçeada Türkiye’de rüzgar sörfünde altın imkanlar sunan en
önemli merkezlerden
biridir. Ülkemizde ağırlıklı olarak
rüzgar sörfü turizminin yapıldığı yer İzmir- Alaçatı’dır. Ancak bu
noktadaki doğal sörf imkanları Gökçeada ile kıyaslanamayacak
kadar sınırlıdır. İzmir-Alaçatı’ya sörf tutkunlarının gösterdiği
yoğun ilgi bu merkezde rahatça sörf yapmayı engeller hale
gelmiştir.
İki aylık kısa yaz sezonundan yakınan Gökçeadalı turizm yatırımcıları için
kurtuluş, Bulgar sörfçüler olmuştur. Adaya gelen Bulgar turistler burasını genellikle
rüzgar sörfü için tercih etmektedirler. Yaz sezonunun dışında ilkbahar ve sonbahar
mevsimlerinde ülkemizi tercih eden turistler Gökçeada’yı yeni yeni keşfetmeye
başlamıştır. Gökçeada turizmine ciddi katkı sağlayacağı düşünülen sörf okulunun
da faaliyete geçmesiyle birlikte binlerce sörfçünün ölü sezonda Gökçeada’ya
yönelmesi
ada
ekonomisine
önemli
katkılar
sağlayacaktır
(www.gazeteyenigun.com.tr 2008: 1).
Gökçeada’da son yıllarda kurulan sörf okulunun adadaki rüzgar sörfü
turizmine önemli katkıları olacağı düşünülmektedir. Bu okulda hem yerli hem de
yabancı turistlerin faydalanacağı imkanlar vardır. Rüzgar sörfü sporunda önemli
bir dezavantaj olan kullanılan malzemelerim pahalılığı, sörf okulları ile
aşılabilmektedir. Sörf okulları sörf bilmeyenlere sörf dersleri verilmesi yanında,
sörf yapmayı bilen ve ekipmanı olmayanlara da malzeme kiralama yolu ile bu
turizm çeşidinin yaygınlaşmasına yardımcı olmaktadır. Sörf okulları, hem yerli
hemde yabanci müşterilerine hizmet vermektedir. Gökçeada’da kurulan sörf
okulunun adaya getireceği sörf meraklılarından elde edilecek ekonomik gelirin ada
ekonomisini de etkileyeceği ve bu durumun adadaki ekonomik ve sosyal birçok
gelişmeye tetikleyeceği bir etki yapacağı düşünülmektedir.
GÖKÇEADA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİ TANITIMI PROJESİ
Türkiye’nin önemli rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan fakat bu turizm
konusunda ülkemizde ve dünyada yeterince tanınmayan Gökçeada’nın bilgi
teknolojileri yardımıyla tanıtılması gerekmektedir. Bilgi teknolojileri destekli
tanıtım adanın dünya çapında tanıtılmasında en kolay ve ucuz yöntem olarak
görülmektedir. Bu çalışmada Gökçeadanın rüzgar sörfü turizm potansiyelini
dünyada tanıtacak bir web sitesi oluşturulması ve bu sitenin turizm konusunda
faaliyet göstern robot arama motorları ile tanıtımı amaçlanmaktadır.
139
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Gökçeada rüzgar sörfü web site projesi operasyon merkezi
Bu merkez Gökçeada’yı ziyaraet edecek rüzgar sörfü turistleri tarafından kolaylıkla
bulunabilecek adanın merkezi bir yerinde olmalıdır. Bu merkezde çalışan
personelin özellikle adayı rüzgar sörfü turizmi amaçlı sık sık ziyaret eden Bulgar
turistlere yardımcı olabilecek Bulgarca bilen, e-ticaret ve bilgisayar kullanımında
tecrübeli olması gerekmektedir. Bu konuda adada yerleşik Bulgaristan göçmeni ve
iyi derecede Bulgarca bilen kişilerden yararlanılabilir.
Gökçeada rüzgar sörfü web sitesi
Bilişim teknolojileri ve internet Gökçeada rüzgar sörfü turizm potansiyelinin
tanıtımı ve pazarlamasında önemli rol oynamaktadır. Gökçeadaki turizm
yatırımcılarının bu yeni tanıtım ve pazarlama stratejilerini kullanarak Türkiye’nin
önemli rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan Gökçeada’nın elektronik tanıtım
ve pazarlama sistemi kullanılarak bu bölgenin dünyadaki sörf turizm meraklılarına
tanıtılması, bu pazarın ilgisini çekmek için yöreyi tanıtan bir tanıtım video filminin
de yeralacağı bilgilerden oluşmuş bir web sitesi hazırlanması gerekmektedir.
Rüzgar sörfü turizmi faaliyetlerinin uluslararası tanıtımını yapacak bir web sitesi
hazırlanırken yapılması gerekenler;
·
·
·
Görsel efektler ve animasyonlardan faydalanılarak Gökçeada rüzgar sörfü
turizm potansiyelinin tanıtımı yapılmalıdır.
Web sitesi, özellikle yabancı turistlerin rağbet gösterdiği bir turizm çeşidi
olan rüzgar sörfünü tanıtacağı için Türkçe yanında, İngilizce, Bulgarca,
Rusca, Romence, Almanca gibi birçok dilde de yayın yapmalıdır.
Siteyi ziyaret eden potansiyel turistlerin Gökçeadaya ulaşım (gemi, otobus,
uçak), kalınabilecek oteller, restorantlar, sağlık hizmetleri, telefon, internet
ve elektrik enerji sistemi (50 Hz 220 volt), Türkiye karayolları haritası,
hava durumu siteleri gibi hizmetler hakkında web sitesinde genel bilgilere
de yer verilmelidir.
Gökçeada rüzgar sörfü web sitesi amblemi hazırlama
Marka olmanın önceliklerinden biri de amblemdir. Gökçeada’da yapılan ve
internetten tanıtım ve pazarlaması yapılacak olan bölgesel rüzgar sörfü turizminin
öncelikle bir amblemi olmalıdır. Bu amblem Gökçeada ve sörfü simgeleycek bir
amblem olmalıdır.
Web sitesinin internette tanıtımı
Oluşturulacak web sitesinin internet aracılığı ile dünyaya tantımı için yapılması
gerekenler;
· www.ruzgarsorfu.net, www.surfturkiye.com, www.windsurfturk.com gibi
Türkiye’deki
önemli rüzgar sörfü merkezlerini tanıtan sitelerde,
Gökçeada rüzgar sörfü web sitesinin kayt yapılması ve bu sitelerde yoğun
bir reklam kampanyasına gidilmesi gerekmektedir.
140
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
·
·
·
·
www.google.com, www.yahoo.com ve www.altavista.com gibi dünyada
yaygın kullanıma sahip ve her konuda arama yaptıran arama motorlarına
kayıt yapılmalıdır.
Daha sonra www.kayak.com, www.sidestep.com, www.mobissimo.com,
www.nexttag.com gibi karşılaştırmalı robot arama motor sitelerine ücretli
üye kayıtları yapılmalıdır. Aylık milyonlarca ziyaretçi kapasitesine sahip
karşılaştırmalı robot arama motor web siteleri dünya çapında yapılan birçok
turizm faaliyeti hakkında potansiyel turistlere çok detaylı bilgiler
sunmaktadır.
On-line seyahat acenteleri ve tur operatörleri ile anlaşılarak Gökçeada
rüzgar sörf turizmi pazarlanmalıdır.
Sörf konusunda faaliyet gösteren kuruluşlarla temasa geçilip proje
tanıtılmalıdır.
İnernetten on-line anket uygulaması
Oluşturulacak web sitesinden, çok dilde oluşturulmuş bir on-line anket uygulaması
ile adaya rüzgar sörfü turizmi amaçlı gelen turistlerin memnuniyetleri ve adadan
beklentilerini ölçülmelidir. Bu sayede sörf turistlerinin isteklerini veya şikayetlerini
oluşturulacak Gökçeada Rüzgar Sörfü Web Site Projesi Operasyon Merkezine
yönlendirerek, sorunlara çözüm bulma kolaylaşacak ve ileride gelecek olan sörf
turistlerine daha kaliteli hizmet sunumunun sürekliliği sağlanacaktır.
Ada geneline kablosuz ve ücretsiz internet erişimi sağlamak
Rüzgar sörfü amaçlı gelen turistlerin adada vakit geçirdikleri yerler belirlenerek,
buralarda kablosuz internet erişimi sağlanmalıdır. Turistlere ücretsiz internet
erişimi sağlayarak, sörf turizmi açısından daha çekici bir Gökçeada yaratmak
çabalarına katkı koymak hedeflenmektedir.
Uluslararası sanal turizm fuarlarında tanıtım yapmak
Her yıl düzenlenen uluslararsı turizm fuarlarında oluşturulacak, Gökçeada Rüzgar
Sörfü Web Sitesinin etkin bir tanıtımını yapmak gerekmektedir. Bu nedenle web
sitesi oluşturulduktan sonra örneğin Romanyada düzenlenen bir sanal fuar sitesi
olan www.romaniantourism.ro gibi sanal fuar sitelerine katılımalı ve bu sitelere banner
reklamlar vererek sitenin etkin bir tanıtımı sağlanmalıdır.
Uluslararası Rüzgar Sörfü Festivali Düzenlemek
Her yıl, Gökçeada’nın rüzgar sörfü potansiyelini tüm dünyaya tanıtacak bir rüzgar
sörfü festivali düzenlemek gerekmektedir. Bu festivalle tüm Türkiye ve uluslarası
katılım sağlıyarak, yarışmalar ve gösteriler düzenlenmelidir.
Dünyada düzenlenen festivallere örnek olarak İtalya’nın Palermo şehrinde
düzenlenen “World Festival On The Beach PALERMO – Italy,
http://www.wwfestival.com/wwf/wwf2008/surf/default.htm” festivali
ve
“Irish
Windsurfing Festival 2008, http://www.windsurffestival.ie/”ni gösterebiliriz. Mayıs
141
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
2008’de düzenlenen bu festivalin tanıtım web sitesi ve festival afişi Şekil 1’de
yeralmaktadır.
Rüzgar sörfü turizminde bir Gökçeada markası oluşturmak
Türkiyenin en onemli rüzgar sörfü turizmi potansiyeline sahip bölgelerinden
Gökçeada’nın rüzgar sörf turizmi yönünden dünya çapında bir marka olabilmesi
için, bu projenin yürütmesini yapacak olan komisyonun yapılan çalışmaları sıkı bir
şekilde kontrol etmesi ve gerekli konulardaki dünyasal kalite standartları olan
“ISO, TSE” standarlar altında iş yapmayı teşvik etmesi gerekmektedir. Bu
standartlara sahip tesislerin ve okulların da desteğiyle Gökçeada’nın dünya çapında
bir marka olabilmesi kolaylaşacaktır. Bu markalaşma sayesinde bilişim teknolojileri
destekli internet tanıtımı sayesinde Gökçeada rüzgar sörf turizminin dünya çapında
tanıtımı kolaylaşacak ve bölgeye gelen rüzgar sörf turisti sayısını artacaktır.
SONUÇ
Bilişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler hizmet üretimi ağırlıklı iş yapma
biçimine sahip turizm sektöründe köklü değişikliklere neden olmuştur. Bu
gelişmeler yapılan turistik çalışmalarda internet kullanımı ve e-ticaret olmazsa
olmaz bir koşul haline gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye’nin önemli rüzgar sörfü
merkezlerinden Gökçeada’nın uluslarası tanıtımı ve rüzgar sörfünde bir marka
olması açısından önemli bir kriter olan bilişim teknolojileri kullanımı ve internetten
on-line işlem yapma konusu işlenmiştir. Çalışmada öncelikle bilişim
teknolojilerinin turizme olan katkısı ve rüzgar sorfü tanımı yapılmış daha sonra da
Gökçeada’nın sörf potansiyeli özetlenmiştir. Son bölümde ise Gökçeada’daki sörf
potansiyelinin içerik açısından zengin bir şekilde hazırlanacak bir web sitesi
aracılığı ile yapılacak uluslararsı tanıtım projesi hazırlanmıştır. Bu çalışmanın, adada
oluşturulacak ve tek bir koordinasyon merkezden kontrol edilecek bir rüzgar sörfü
tanıtım projesi ile adanın, sürdürülebilir turizm kalkınmasına önemli bir destek
sağlıyacağı düşünülmektedir. Günümüzde internet teknolojileri destekli projeler
turistik hizmetlerin dünyasal tanıtımı açısından önemli bir araçtır. Bu projenin,
adaya turizm yatırımı yapacak olanlara da bir yol gösterici ve önemli bir destek
olacağı düşüncesindeyiz.
142
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKCA
Çavuşoğlu, M.
2008. “Otel İşletmelerinde elektronik ticaret kullanımı Gökçeada ve Bozcaada otel
işletmelerinde bir araştırma”, III. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi, 17-19 Nisan 2008,
Balıkesir: Balıkesir Üniversitesi, 33-35
http://www.ruzgarsorfu.net/nedir.htm, 10 Temmuz 2008 “Rüzgar Sörfü Nedir?”.
http://www.gokceadasurfclub.com/windsurfokulu.html, 2 Temmuz 2008 “Windsurf
Tarihçesi”
http://www.gokceadasurfclub.com/windsurfokulu.html, 2 Temmuz 2008, “Gökçeada
Wind Surf Club”
http://www.gazeteyenigun.com.tr/icerik.asp?page=guncel&tarih=2006-11-29&nID
=9990, 2 Temmuz 2008, “Gökçeada’nın kurtuluşu Bulgar Sörfçüler”
Kokal, Ö.
2008. “Son Güneş, Gökçeada'da”, http://www.omerkokal.com/ayinlar/voyager_
mayis05 _ gokceada.htm, 2 Temmuz 2008
Şekil 1. 10-18 Mayıs 2008 tarihlerinde İtalya – Palermoda düzenlenen festival
afişi XXIII. “World Festival on the Beach”
143
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
144
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BAKIŞIYLA GÖKÇEADA
İLERLEME RAPORLARI VE ETKİLERİ
Çiğdem ŞAHİN, Coşkun KAYABALI
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Düzenli Rapor olarak da bilinen İlerleme Raporu, Avrupa Birliği’ne tam üye olma
yolunda ilerleyen aday bir ülkenin Ulusal Programının değerlendirildiği bir rapordur ve
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanmaktadır. Gökçeada, İlerleme Raporu’na 2004
yılından itibaren ‘Geliştirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler’ ana başlığında konu
edilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren (Bozcaada ile beraber) değerlendirmelere ve
incelemelere konu olan Gökçeada’nın AB perspektifinden nasıl ele alındığı, sadece üyelik
müzakereleri açısından değil adanın sosyo-politik gelişimi açısından da önem
kazanmıştır. Bu bildiride öncelikli olarak, Avrupa Komisyonu’nun önemi ve İlerleme
Raporu kavramları incelenecektir. Daha sonra AB’nin Gökçeada’yı İlerleme Raporları
kapsamında nasıl değerlendirdiği ve hangi sorunları tanımladığı konusuna değinilecektir.
Ayrıca Avrupa Konseyi ve Gross Raporu ele alınacaktır. Sonuç olarak ise, AB ve
Türkiye tam üyelik müzakereleri sürecinde çok önemli bir unsur olan objektif diyalog
kapsamında, genel değerlendirmenin Gökçeada boyutu hakkında öneriler sunulacaktır.
Anahtar kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, İlerleme Raporu, Gökçeada
ABSTRACT
The Progress report, also known as the Regular Report, is prepared by The European
Commission in which a candidate country’s National Programme is evaluated. Gökçeada
has became a subject matter to the reports as of 2004 under the topic of ‘Enhanced
Political Dialogue and Political Criteria’. As of that date, the matter how the situation of
Gökçeada (together with Bozcaada) has been seen from the side of the European Union
become important. In this paper, the first subject is the importance of the Commission of
the European Communities and of the concept of Regular Report. The evolution part
contains the way how the European Union evaluates Gökçeada within the context of’ its
Progress Reports and some insights on Council of Europe and Report by Mr. Gross. And
as conclusion, some suggestions about Gökçeada are made.
Key words: European Union, Council of Europe, Progress Report, Gökçeada
(Imbros)
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
GİRİŞ
Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adasıdır. 2007 yılı verilerine göre nüfusu 8.672’dir
(Türkiye İstatistik Kurumu 2008). Bu basit bilgiler, cevabı komplike bir sorunun
gerekçesi olabilmektedir: Öncelikle turizm, Rum kültürü ve ulaşım konularını
çağrıştıran, ülkemizin bir ilçesi olan Gökçeada’nın, henüz tam üyesi olmadığımız
27 üyeli ve 493 milyon nüfuslu Avrupa Birliği’nin metinlerinde ismi neden yer
almaktadır?
İçerisinde yaşanılan küçük boyutlu coğrafyaların nüfusunda yer almanın
birçok avantajının yanı sıra dezavantajı da bulunmaktadır. Bu dezavantajların en
önemlilerinden birisi, bu küçük boyutlu coğrafyaya sürekli olarak içinden
bakmaktır; günümüz dünyasının en önemli sakıncalarından biri, bu dar
perspektiftir. Oysa ki, bize göre küçük olan bir coğrafya, daha geniş perspektiften
bakıldığında aslında büyük önem arz etmektedir. Gökçeada buna bir örnek teşkil
etmektedir. Başlangıçta sorulan soruya cevap verebilmek için, bu bilgiden yola
çıkılmalıdır. Avrupa Birliği İlerleme Raporları, bu bilgiden yola çıkarak ele alınması
gereken temel etkenlerden biridir.
Bu çalışmada, öncelikli olarak uluslarüstü (Bozkurt 2001: 27-29) bir yapıya
sahip olan Avrupa Birliği’nin temel yönetim organlarından biri olan Avrupa
Komisyonu ve bu Komisyon tarafından yayınlanan İlerleme Raporu ele alınacaktır.
Komisyonun Avrupa Birliği yapısındaki yeri ve önemi ile birlikte, İlerleme
Raporunun ne olduğu ve idari anlamda ne kadar etken olduğu konusu üzerinde
durulacaktır. Daha sonra 2004 yılından itibaren Gökçeada’ya doğrudan değinen
İlerleme Raporlarında, Gökçeada’yla ilgili kısımlar değerlendirilecektir. Burada
değinilecek bir başka konu, Gökçeada hakkında rapor yayınlaması nedeniyle
konumuzla bağlantılanan ve çoğu kez Avrupa Birliği’nin bir başka yönetim organı
olan Avrupa Birliği Konseyi ile karıştırılan Avrupa Konseyi’nin konumu olacaktır.
Sonuçta ise, Avrupa Birliği’nin müzakere sürecini işlettiği Türkiye’nin yıllık
performansını ortaya koyduğu İlerleme Raporlarında Gökçeada’yı ele alma
nedenleri, etkileri ve sonuçları değerlendirilecektir.
AVRUPA KOMİSYONU VE İLERLEME RAPORU
Avrupa Birliği, günümüzün en karmaşık sistemlerinden biridir. Hatta bu karmaşayı
kendi işletim diliyle çözümleyebilmek ve düzene koyabilmek için Avrupa Birliği
Hukuku adıyla yeni bir hukuk dalı oluşturmaya başlamıştır. Uluslararası hukuku
kaynak alan ancak ondan ayrı tutulan, kendine özgü (sui generis) karakterde bir
hukuk alanıdır (Bozkurt ve diğ. 2001:133). Bu hukuk yapısı, doğal olarak kapsamlı
bir örgüt yapısı da doğurmaktadır.
Oldukça detaylı bir organizasyon olan Avrupa Birliği’nin organları temel
olarak Yönetici Organlar, Finansal Organlar, Danışma Organları ve Diğer
Kurumlar şeklinde dört gruba ayırmak mümkündür. Avrupa Komisyonu, bu
gruplardan Yönetici Organlar içinde yer almaktadır. Diğer yönetici nitelikteki
organlar ise, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Toplulukları
Adalet Divanı ve Sayıştay’dır.
146
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Avrupa Komisyonu’nun yapısı ve görevleri
Hukuksal adı Avrupa Toplulukları Komisyonu olan Avrupa Komisyonu’nun yapısı
ve görevleri, Avrupa Topluluğu Kurucu Anlaşması’nın 211-219. maddelerinde yer
alan kurallar doğrultusunda belirlenmiştir. (Reçber 2005: 180-184). Parlamento ve
Konsey ile birlikte oldukça önemli yetkileri bulunmakta ve Avrupa Birliği’nin
hükümeti olarak adlandırılmaktadır. Her üye devletten birer temsilci olmak üzere
27 üyeden oluşan Komisyon, temel olarak aşağıdaki yetki ve görevlere sahiptir:
· Diğer organlar önünde AB’nin çıkarlarını korumak
· Dış dünyada AB’yi temsil etmek
· Örgüt adına görüşmeler yapmak
· Birlik fonlarını yönetmek
· Hukuksal düzenlemeler için öneride bulunmak
· Birlik Anlaşmalarının koruyuculuğunu yapmak (Ülger 2005: 60).
Birlik içerisindeki somut ve soyut yaptırımı yönünden incelendiğinde,
Komisyon’un merkezi bir role sahip olduğu bilinmektedir. Her ne kadar Konsey
yasama ve karar organı olarak öne çıksa da, öncelikli olarak yürütme işlevini yerine
getiren Komisyon’un hazırlayacağı teklifi beklemek durumundadır. Bunun yanı
sıra, onlarca genel müdürlük kapsamında Avrupa Birliği’nin Topluluk boyutunu
tümüyle ele alan ve 27 bin personel istihdam eden Komisyon, Avrupa Birliği’nin
tüm politikalarını geliştirmekte ve uygulamaktadır (Bozkurt ve diğ. 2001:76). Her
konuda oluşturulan çalışma grupları, kısaca Avrupa Birliği’ni ilgilendiren tüm
konularda detaylı çalışmalar yapmakta, Komisyon rapor ve tekliflerini bu detaylı
çalışmalarla ortaya koymaktadır. Genişlemeden sorumlu Komisyon üyesinin
idaresinde bulunan genel müdürlük kapsamında, genişleme sürecinde yakından
takip edilen aday ülkelerin yıllık durumunu ortaya koyan İlerleme Raporu, işte bu
görev ve öneme sahip olan Komisyon tarafından yayınlanmaktadır. O yüzden her
ne kadar başlı başına bir yaptırım metni olmasa da, nihai kararların yönünü
belirleyecek düzeyde ciddi bir içeriğe sahiptir.
İlerleme raporu nedir?
Avrupa Birliği günümüzde beşinci genişleme dalgasının içindedir. 1995’te
Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla yaşanan dördüncü dalganın ardından,
sayıları oldukça olan tam üyelik başvurusu yapmış adayların durumunu
değerlendirmek Avrupa Birliği için özel bir durum ifade etmekteydi. Bu amaçla
1997 Lüksemburg AB Konseyi’nin aldığı karar doğrultusunda, 1998 yılından
itibaren, aday ülkelerle ilgili olarak önceleri ‘Düzenli Rapor’ (Regular Report), 2004
yılından itibaren ise ‘İlerleme Raporu’ (Progress Report) olarak adlandırılan
raporlar hazırlanmaya başlanmıştır. Genellikle her yıl Kasım ayında yayınlanan,
hem Avrupa Birliği Konseyi hem de Avrupa Parlamentosu’na sunulan bu raporlar,
oldukça kapsamlı bir çalışmanın ürünü olup, henüz taslak sürecindeyken bile
147
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
kamuoyunda ilgi uyandıran raporlardır. 1995 yılındaki genişlemenin ardından aday
statüsündeki ülkelerden 10 tanesinin 2004 yılında Birliğe alınmasıyla başlayan ve
Birliği ‘Yirmibeşler Avrupası’ haline getiren genişleme dalgası içinde, şüphesiz ki
müzakere sürecindeki bir aday olarak Türkiye’nin yaşadığı ilişkiler oldukça yoğun
geçmektedir (Reçber 2004: 244-252).
İlerleme Raporunda, Avrupa Birliği’ne aday bir ülkenin ulusal programı,
Avrupa komisyonu tarafından değerlendirilmektedir. “Komisyon; bu raporda ilgili
ülkenin AB'ye üyelik hazırlığını hem siyasî ve ekonomik açıdan, hem de fasıllar
itibariyle inceleyerek son bir yılda kaydettiği gelişmeleri sergiler” (Dura 2007: 1).
İlerleme Raporları, bir başka ifadeyle, aday ülkenin bir yıl içinde AB üyelik
kriterlerinin ne kadarını gerçekleştirip ne kadarını gerçekleştiremediğini özetleyen
bir rapordur (Dedeoğlu 2006:2). Yapısı yıllar itibariyle çok büyük bir değişiklik
sergilememekte, ancak aday ülkenin gündemine yerleşen yeni gelişmeler
doğrultusunda içeriğinde farklılıklar olmaktadır. Bir İlerleme Raporu, genel olarak
şu yapıyı baz almaktadır:
· Birlik ile aday ülke arasındaki ilişkilerin kısa tanımı
· Üyelik için siyasi kriterler açısından aday ülkenin durumunun incelenmesi
· Üyelik için ekonomik kriterler açısından aday ülkenin durumunun incelenmesi
· Aday ülkenin üyelik yükümlülüklerini, AB müktesebatını üstlenme
kapasitesinin gözden geçirilmesi
İlerleme Raporlarının hazırlanmasında kullanılan kaynaklar, bu raporların giriş
kısmında da belirtilmektedir. Örneğin Türkiye 2007 İlerleme Raporu’nda kaynaklar
şu şekilde açıklanmaktadır: “Rapor, Komisyon tarafından toplanmış ve incelenmiş
bilgiye dayanmaktadır. Buna ek olarak, Türk Hükümeti’nin ve üye ülkelerin
katkıları, Avrupa Parlamentosu raporları ve çeşitli uluslararası kuruluşlardan ve sivil
toplum örgütlerinden gelen bilgiler dahil olmak üzere pek çok kaynak
kullanılmıştır” (Commision of the European Communities 2007-1:3). Bu
kaynaklar, Komisyon’un görüşlerini hazırlarken farklı bakış açılarını ve tarafları da
dikkate aldığını göstermektedir. Dolayısıyla aday ülkenin sadece kendi beyanı veya
mevzuat anlamındaki uyum çalışmaları yeterli olmamakta, tek tek AB üyesi
devletlerin bakış açıları ve dünya kamuoyunun değerlendirmeleri de ciddiye
alınmaktadır. Oldukça teknik ve detaylı içeriğe sahip olan bu rapor, Komisyon’un
hazırladığı bir başka belge olan Genişleme Stratejisi ve Temel Güçlükler adlı son
dönem topyekun genişleme stratejisi içinde, aday ülke hakkında ortaya konan
sonuçlara dayanak teşkil etmektedir.
TÜRKİYE İLERLEME RAPORLARINDA GÖKÇEADA
Komisyon 1998 yılından itibaren Türkiye’yle ilgili olarak bugüne kadar on İlerleme
Raporu yayınlamıştır. 1998-2003 arasındaki tüm raporlar Düzenli Rapor olarak
adlandırılırken, 2004 yılından itibaren İlerleme Raporu ismi kullanılmaya
başlanmıştır. Buradaki en büyük etken, 2004 yılında kalabalık aday grubundan 10
üyenin (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Kıbrıs, Macaristan, Malta,
148
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Polonya, Slovenya ve Slovakya-2007 yılında da Bulgaristan ve Romanya) tam üye
olarak alınması ardından, kalan aday ülkelerin müzakerelere başlama hazırlıklarının
da neredeyse tamamlanmak durumunda olmasıdır. Kaldı ki Türkiye ile katılım
müzakerelerine Ekim 2005’te başlanmıştır. Ayrıca bu genişleme sonucu ihtiyaç
duyulan yapısal değişiklikler ve yeni düzenlemeler de diğer önemli etkendir.
İlerleme Raporlarının detaylı teknik içeriklerinin yanı sıra, dikkati çeken bir
önemli nokta, aday ülkelerin sorunlu olduğu iddia edilen kesimlerin çok kısa
zamanda bu raporlara edilebilmesidir. Bu raporların hazırlanmasında oldukça
zengin kaynakların kullanıldığı düşünüldüğünde, özellikle sivil toplum örgütlerinin
sayısı ve günümüzde etkinliği düşünüldüğünde bu durumun neden bu kadar
kolaylıkla yaşanabildiği anlaşılır hale gelmektedir. İşte Gökçeada, bu örneklerden
biridir. Türkiye’nin ada-ilçesi olarak daha çok turizm çekicilikleriyle tanınmaya
başlanan Gökçeada, 2004 yılından itibaren İlerleme Raporlarında doğrudan yer
almaya başlamıştır.
Türkiye’nin katılım yönünde ilerlemesi hakkında 2004 yılı düzenli raporu
Avrupa Komisyonu tarafından 6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan Düzenli
Rapor’da, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır:
B.Üyelik Kriterleri
1.Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
1.3. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması
Ekonomik ve Sosyal Haklar
Azınlık Hakları Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması
“Resmi makamlar tarafından genellikle Lozan Antlaşması kapsamında
değerlendirilmeyen Süryaniler gibi gayrımüslim azınlıklara hala okul açma izni
verilmemektedir. Gökçeada’daki (Imvros) Rum asıllı azınlık, okullarının yeniden
açılması ve adil ve şeffaf usullere dayanmadığı ve mülklerin müsadere edilmesine
yol açtığı bildirilen mevcut tapu sicili konusunda güçlüklerle karşılaşmıştır”
(Commision of the European Communities 2004: 49).
Görüldüğü üzere, Gökçeada’nın Avrupa Birliği’nin gündemine resmen
girdiği ilk dönemde belirtilen hususlar, günümüzden farklı değildir. Temel sorun
noktaları olarak Rum asıllı azınlığın okullarının yeniden açılması ve mülkiyet
konularında yaşandığı ifade edilen zorluklar belirtilmektedir. İnsan hakları ve
azınlıkların korunması konusunu oldukça detaylı şekilde düzenleyen 187 sayfalık
bu rapor, Türkiye’nin katılım müzakerelerine doğru ilerlediği, özellikle azınlıklar
konusunun yoğun olarak tartışıldığı gündeme yeni bir azınlık sorun alanı olarak
Gökçeada’yı da dahil etmiştir.
Türkiye 2005 İlerleme Raporu
Avrupa Komisyonu tarafından 9 Kasım 2005 tarihinde yayınlanan İlerleme
Raporu’da, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır:
149
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
B. Üyelik Kriterleri
1. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
1.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması
Azınlık Hakları Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması
“Gökçeada'daki (Imbroz) Rum azınlık bir dizi sorunla karşılaşmaya devam
etmektedir. Bunlar özellikle tapu sicili işlemlerinden ve arsa ve binaların “doğal
veya kültürel varlık” olarak gösterilmesinden - ki bu mülkiyete el konulmasıyla
sonuçlanmıştır - kaynaklanmaktadır. Ayrıca, geçmişte istimlak edilmiş olan
arsaların satışı için ihaleler açıldığına ve önceden Rum azınlık okulu olan bir
binanın azınlığın arzusu hilafına 2005 Haziran’ında otel olarak faaliyete geçtiğine
dair bilgiler alınmıştır. Nisan 2005’te Başbakan Erdoğan adayı ilk defa ziyaret etmiş
ve cemaatin kaygılarını dinlemiştir. Haziran 2005’te Avrupa Konseyi Parlamenter
Meclisi’nin bir Türk ve bir Yunan üyesi adayı ziyaret etmişler ve Rum azınlığın bir
dizi sorunla karşılaştığı sonucuna varmışlardır. Türk üye sorunların ele alınması
amacıyla yasal düzenlemeler teklif etme niyetinde olduğunu açıklamıştır”
(European Commission 2005: 37)
2005 raporu, Gökçeada konusunu daha detaylı şekilde ele almakta, özellikle
değinilen konuları daha meşru zemine oturtmak amacıyla iki resmi ziyaret
referansını da içermektedir. Görünen odur ki, önceki yılki raporda daha yüzeysel
belirtilen sorunlardan mülkiyet konusu öne çıkarılmıştır (okulların yeniden açılması
konusuna değinilmemiştir). Türkiye’nin adayı doğrudan etkileyen yasal
düzenlemelerine dolaylı atıfta bulunularak, aslında üstü kapalı bir değişiklik
talebinde bulunulmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rum cemaatin
‘kaygılarını dinleme’ eylemi, Gökçeada’yı ilgilendiren bu paragrafı doğrulama
amacıyla kullanılmaktadır ki, bu da raporda var olduğu söylenen sıkıntıların Türk
resmi makamlarca bilindiği sonucunu beraberinde getirmektedir.
Ayrıca, özellikle 2008 yılında belirginleşen Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi’nin Gökçeada’ya yönelik ilgisi ve 2008 yılında yayınlanan rapora temel
teşkil eden 2005 yılı ziyaretinden bahsedilmektedir (Gross 2008). Böylece, rapora
kaynak olarak diğer uluslararası yapılardan elde edilen bilgilerin kullanıldığı örneği
karşımıza çıkmaktadır. Bu raporun etkilerine sonuç bölümünde yer verilecektir.
Türkiye 2006 ilerleme raporu
Avrupa Komisyonu tarafından 8 Kasım 2006 tarihinde yayınlanan İlerleme
Raporu’nda, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır:
2. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
2.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması
Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması
“Rum azınlık sorunlarla karşılaşmaya devam etmektedir. Bu sorunlar
özellikle eğitim ve mülkiyet haklarıyla ilgilidir. Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum
150
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
azınlığın malları Türk makamları tarafından müsadere edilme ve açık artırmayla
satılma tehdidi altındadır” (Commission of the European Communities 2006: 21).
Gökçeada ile birlikte Rum nüfusun nispeten daha az olduğu Bozcaada’nın
da kapsama alındığı bu rapor, bir önceki yılın özeti şeklinde Gökçeada’yı ele
almaktadır. Sorunların varlığından bahsedilmekte, ancak ‘Türk makamları
tarafından’ ortaya konan bir tehdide de değinilmektedir. Tehdit söyleminin
kullanılması, Rum azınlığın mallarının ‘yok olması’ olasılığını çağrıştıracak şekilde
yapılandırılmıştır.
Türkiye 2007 ilerleme raporu
Avrupa Komisyonu tarafından 6 Kasım 2007 tarihinde yayınlanan İlerleme
Raporu’nda, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır:
2. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
2.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması
Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması
“Rum azınlık eğitim ve mülkiyet haklarıyla ilgili sorunlarla karşılaşmaya
devam etmektedir. Bu bağlamda, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum azınlığı
etkileyen sorunlar bildirilmeye devam etmektedir” (Commission of the European
Communities 2007-1: 21).
Son yayınlanan rapor, 2006 yılının tekrarı gibi bir görünüm sergilemekte,
bu sefer herhangi bir tehditten bahsedilmemektedir. Ancak sorunların bildirilmeye
devam edildiği yönündeki bir ifade, konunun takip edildiğinin ancak sorunların
çözümüne yönelik düzenleme yapılmadığının düşünüldüğü yolunda bir ifadedir.
En yoğun olarak Gökçeada 2005 yılı raporunda ele alınmıştır.
Avrupa Konseyi ve Gross Raporu
Buradaki baskın faktörlerden biri, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
üyelerinin Gökçeada (ve Bozcaada) ziyaretlerinin ardından adaların Avrupa
Konseyi gündeminde yoğun olarak yer alması ve sonuçta Raportör Andreas
Gross’un kısaca ‘Gökçeada ve Bozcaada Raporu’ olarak adlandırılan raporun
Parlamentoda kabul edilmesidir. 27 Haziran 2008 tarihinde, 2008 Yılı Üçündü
Dönem Oturumunda 11 hayır oyuna karşılık 32 evet oyuyla kabul edilen bu rapor
(Council of Europe Parliamentary Assembly 2008), 2005 yılında başlayan sürecin
ilk somut sonucudur.
Avrupa Birliği Konseyi ile isim benzerliğinden ve (özellikle Türkiye
açısından bakıldığında) gündem çakışmasından dolayı karıştırılan Avrupa Konseyi,
aslında Avrupa Birliği ile organik bağı olmayan apayrı bir oluşumdur. Türkiye’nin
13 Nisan 1950’de üyesi olduğu ve bugün 47 üyesi olan Avrupa Konseyi, 5 Mayıs
1949’da kurulmuştur. Temel amaçlarını “Çoğulcu demokrasi, insan hakları ve yasa
düzenini savunmak ve güçlendirmek” ve kendini “Avrupa’nın demokratik vicdanı”
şeklinde tanımlayan Konsey, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerle
temel insan haklarını güvence altına almaktadır ( Council of Europe Web Site).
151
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Ulusal hukuk yollarının tükenmesinin ardından Sözleşme ve protokollerle garanti
altına alınan haklarının ihlal edildiğini düşünen tarafların başvurabildiği Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, İnsan Hakları Komisyonu’yla birlikte AİHS’nin
kurduğu iki temel organdan biridir. Avrupa Konseyi, özellikle AİHM yoluyla insan
hakları alanında o kadar yoğun çalışmaktadır ki, Türkiye’de Konsey’den daha çok
AİHM yapısı tanınmaktadır (Hasgüler ve Uludağ 2004: 212-213).
Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi iki ayrı yapı olmalarına rağmen, Avrupa
merkezli demokrasi ve insan hakları anlayışı her ikisinde de aynı değerler üzerinde
inşa edildiğinden, aralarında somut olmamakla birlikte yoğun bir bağlantının ve
karşılıklı etkileşimin olduğu kabul edilmektedir. Örneğin ‘Schuman Deklerasyonu’
ile AB’nin temellerini atan Robert Schuman gibi her iki yapının kurucu isimlerinin
de aynı olması (Dedeoğlu 2003: 48-50), AB ile Avrupa Konseyi’nin temel
yapıtaşlarının benzer kavram üzerinde temellendirildiğinin bir göstergesidir. Bunun
yanı sıra, Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ni de
birbirine karıştırmamak gereklidir; her ikisinin yayınladığı raporlar birbirinden
bağımsızdır. Bu iki Meclis’in karıştırılmasının en önemli nedeni, her iki
Parlamentonun da Strasburg’da aynı binada toplanıyor olmasıdır (Hasgüler ve
Uludağ 2004: 211).
Gross Raporu’nun açıklandığı dönemde topyekün bir Avrupa yaklaşımını
ifade ettiği fikri uyanmış, Avrupa Birliği’nin bir raporu gibi algılanmıştır.
SONUÇ
Avrupa Birliği 1993 Maastricht Anlaşması ile Birlik haline geldikten sonra,
oluşturduğu 3 sütunlu yapı ile hem daha kapsamlı hem de daha basit bir yapı
oluşturma gayesine hızla ulaşmak amacındadır. Bir yandan genişler ve
derinleşirken, öte yandan Avrupa vatandaşlarına doğrudan hitap ederek onları
‘Birlik’ yapısına ait hissetmeye sevk edecek şekilde basitleşmeye çalışmaktadır.
Gittikçe uzmanlaşan kurumları ile dünyanın uzak noktalarında bile Delegasyonları
vasıtasıyla doğrudan var olmakta, özellikle adaylık sürecindeki ülkeleri yakından
takip etmektedir. Türkiye en sıkı takip edilen ülkelerden biridir. Dünya üzerindeki
Avrupa Komisyonu temsilcilikleri içinde tek bir ülkeye hizmet veren en fazla
sayıda eleman Türkiye Delegasyonu’nda istihdam edilmektedir; 120’den fazla
uzman bu Delegasyon’da yer almaktadır.
Dolayısıyla bizim için küçük bir ada olan ve çoğu kez Türkiye içinden bile
‘gözden kaçırılabilen’ Gökçeada’nın, artık Avrupa Birliği tarafından İlerleme
Raporlarına konu edildiğine göre, detaylı şekilde gözlemlendiğini bilmemiz
gerekmektedir. Gerek Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin başladığı günden itibaren
imzaladığımız anlaşma metinleri, gerekse Avrupa Konseyi üyeliğimiz ile
üstlendiğimiz yükümlülükler çerçevesinde, zaten bu gözlemlenme ve raporlanma
hakkını da muhatap yapılara vermiş bulunmaktayız. Dolayısıyla raporlara konu
edilen hususların durumu hakkında gerekli ve doğru bilginin iletilmesi için, asıl iş
Türkiye’nin kendisine düşmektedir.
152
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Dünya siyasetinin güncel aktörleri, klasik devlet ve basit örgütlerin ötesine
geçmiş, etnik bazlı küçük gruplar bile siyasal araçları kullanma yetenekleri
doğrultusunda, baskı unsuru özelliği taşıyan aktörler haline gelebilmektedir.
Özellikle diaspora adı verilen ‘dış-ulusdaşlar’, büyük platformlarda küçük
toplulukları yüksek sesle temsil edebilmekte, o büyük platformları
yönlendirebilmektedirler. Türkiye’nin etnik olarak nitelendirilen ya da sözde etnik
sorunlarının uluslararası platformlarda bugünkü şekliyle tartışılmasında, bu dış
grupların rolü büyüktür. Avrupa Birliği, çok taraflı ve çeşitli kaynak kullanan,
raporlarla hantal yapısını hızlandırmaya çalışan bir örgüt olarak, bu tür
yönlendirmelerin etkisinde kalabilecek bir özellik sergilemektedir. O halde
Türkiye’nin üzerine düşen, özellikle Avrupa Birliği’nin gündemine yeni
sayılabilecek bir tarihte girmiş olan Gökçeada hakkındaki bilgileri öncelikle
kendisinin araştırması, varsa sorunları ele alması ve hepsinden önemlisi güvenli ve
tutarlı davranmasıdır. Dünya politikasının büyük aktörleri böylesine hızlı ilerleyen
ve mikro-mikro düzeyde sorunlarla boğulmaktayken, sağlam olmayan bir
yaklaşımdansa kendisine en yakın tarafı ciddiye almayı tercih edecektir.
Avrupa Birliği, özellikle sürdürülebilirlik kavramından hareketle denizcilik
politikası kapsamında ‘denize kıyısı olan topraklar ve adalar’ üzerinde yoğun olarak
durmaya başlamıştır. Turizm, enerji kaynaklarına ulaşım, denizcilik, çevre ve
taşımacılık gibi alanların tümünü birden ilgilendiren merkeze uzak bölgeler ve
adaları detaylı bir strateji kapsamında ele aldığını da bilmeliyiz (Commission of the
European Communities 2007: 24). Dolayısıyla Türkiye’nin en büyük adası olan
Gökçeada, sanıldığından daha fazla önem teşkil edebilir. Raporlara konu edilen bir
bölgenin, o rapordan çıkması için Türkiye’den istenen şekilde bazı somut
girişimlerin yerine getirmesi beklenecektir.
Bu durumda Türkiye, Gökçeada konusunda şunları yapmalıdır:
· Profesyonel araştırma ve inceleme grupları kurmalı, siyasal baskılardan uzak
bir yapıda gerekli incelemeleri öncelikle kendisi yapmalı,
· Özellikle Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliği
üyeliğinden itibaren, Avrupa Birliği içinde doğrudan sesini duyurabilmeye
başlayan Rum diasporanın iyi niyetli olmayan temsilcilerine karşılık, diplomatik
düzeyde etkin bir çalışma başlatılmalıdır,
· Türkiye’nin imzaladığı anlaşma ve sözleşmeler gereğince Türkiye hakkında
araştırma yapma ve rapor hazırlama yetkisinin tanındığı oluşumlar, hukuksal
dayanakları sağlam, perspektifi çok yönlü ve içeriği dolu karşı raporlarla
cevaplanmalıdır,
· Yerel kamuoyu Avrupa Birliği ve Türkiye ile olan ilişkilerinde geldiği nokta
hakkında bilinçlendirilmelidir.
153
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
KAYNAKÇA
Bozkurt, V.
2001
Avrupa Birliği ve Türkiye. Bursa: Vipaş A.Ş.
Bozkurt, E., M. Özcan & A. Köktaş
2001
Avrupa Birliği Hukuku. Ankara: Nobel Yayın.
Commission of the European Communities
2004
2004 Regular Report on Turkey’s Progress Towards Accession. COM (2004) 656 Final.
Brussels.
http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2004/rr_tr_2004_en.pdf
Commission of the European Communities
2005 Turkey 2005 Progress Report. COM (2005) 561 Final. Brussels.
http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2005/package/sec_1426
_final_progress_report_tr_en.pdf
Commission of the European Communities
2006 Turkey 2006 Progress Report. COM (2006) 649 Final. Brussels.
http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2006/nov/tr_sec_1390_en.pdf
Commission of the European Communities
2007-1 Turkey 2007 Progress Report. COM (2007) 663 Final. Brussels.
http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2007/nov/turkey_progress_repor
ts_en.pdf
Commission of the European Communities
2007-2 An Integrated Maritime Policy for the European Union. COM (2007) 574 Final,
COM (2007) 575 Final. Brussels.
http://ec.europa.eu/maritimeaffairs/pdf/ActionPaper/action_plan_en.pdf
Council of Europe
2008 “About the Council of Europe.” Council of Europe Official Website.
http://www.coe.int/T/e/Com/about_coe/
Council of Europe Parliamentary Assembly
2008 Voting Results (Listing) Web Page.
http://assembly.coe.int/ASP/Votes/DBVotesListingSession_EN.asp?SessionID=318
Dedeoğlu, B.
2003
“Avrupa Birliği Bütünleşme Süreci II: Avrupa Birliği’nin Yakın Geçmişi.” Dünden
Bugüne Avrupa Birliği, B. Dedeoğlu (der.), İstanbul: Boyut Kitapları, 41-64.
Dedeoğlu, B.
2006
“Türkiye-AB İlişkilerinde Kilit Sorunlar: 2006 İlerleme Raporu.” AB Bülteni 3: 23.
Dura, C.
2007
“İlerleme Raporu Değil İteleme Raporu.”
http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=1205&kat=24
Gross, A.
2008
“Gökçeada (Imbros) and Bozcaada (Tenedos): preserving the bicultural character of the two
Turkish islands as a model for co-operation between Turkey and Greece in the interest of the people
concerned.” Doc. 11629: Council of Europe, Parliamentary Assembly, Report to Committee
on Legal Affairs and Human Rights. Strasbourg.
Hasgüler, M. & M.B. Uludağ
2004
Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler. Ankara: Nobel Yayınları.
Reçber, K.
154
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
2004
Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri. Bursa: Alfa Aktüel Yayınları.
Reçber, K.
2005
Avrupa Birliği Mevzuatı. Bursa: Alfa Aktüel Yayınları.
T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu
2008
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Veri Tabanı.
http://tuikrapor.tuik.gov.tr/reports/rwservlet?adnks=&report=turkiye_ilce_koy_sehir.R
DF&p_il1=17&p_ilce1=208&p_kod=2&desformat=html&ENVID=adnksEnv
Ülger, İ.K.
2005
Avrupa Birliği’nin ABC’si. Ankara: Sinemis Yayınları.
155
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
156
GÖKÇEADA TURİZM POTANSİYELİNİN
TEKNOMARKET SİSTEMİYLE TANITIMINA
YÖNELİK YENİ BİR STRATEJİ
Mehmet ÇAVUŞOĞLU
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gökçeada Meslek Yüksekokulu
ÖZET
Türkiyenin en büyük, doğal güzellik, tarihi ve mitolojik özellikleri bakımından en
zengin adası olan Gökçeada’nın sürdürülebilir ekonomik kalkınmasında turizmin çok
büyük önemi vardır. Gökçeada’nın sahip olduğu tarihi ve doğal çevrenin
bozulmamışlığının iyi bir tanıtım ve pazarlama stratejisi ile de desteklendiğinde ada
ekonomisine büyük katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bilişim teknolojilerinin
desteğinde çok önemli ilerlemeler kaydeden tanıtım ve pazarlama uygulamaları, her geçen
gün değişik pazarlama stratejilerinin gelişmesine neden olmaktadır. Bilişim
teknolojilerinin temelli sistemler işletmelere eşit şartlarda tanıtım ve pazarlama
imkanları sunmaktadır. Tüm bu teknolojik imkanlar, genellikle küçük ölçekli turizm
işletmelerinin faaliyet gösterdeği adalarda güçlü bir tanıtım ve pazarlama silahı olarak
kullanılabilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye çapında yaygın satış ve pazarlama ağına
sahip teknomarketlerin ekranlı ürünlerini teşhir etmekte kullandıkları “tanıtım filimi
gösterme” uygulamasından, ekonomik bir katma değer yaratma amaçlanmaktadır.
Çalışmamzın ilk bölümünde yeni bir tanıtım ve pazarlama stratejisi olan
“Teknomarket Tanıtım ve Pazarlama Sistemi” açıklanmıştır. İkinci bölümde
ülkemizde faaliyet gösteren ve “Teknomarket Tanıtım ve Pazarlama Sisteminin”
uygulanabileceği teknomarketlerin listesi ve ülke çapında nekadar yaygın oldukları
hakkında bilgilere yerverilmiştir. Üçüncü bölümde teknomarket tanıtım ve pazarlama
stratejisi ile tantılabilecek Gökçeada turizm potansiyeli özetlenmiştir. Sonuç bölümünde
ise bu yeni model tanıtım ve pazarlama stratejinin sürdürülebilir Gökçeada turizmine
yapacağı katkılar açıklanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Gökçeada, teknomarket tanıtım ve pazarlama sistemi,
turizm
ABSTRACT
Tourism plays an important role in sustainable economic development of Gökçeada. It is
thought that the island’s historical and natural environment supported with an organized
advertisement and marketing strategy would help its economy to develope. Information and
communication technologies provide alternatives in terms of such strategies, including
technomarket system. The aim of this study is to create an economic value added from
“visual presentation” example which is used by technomarkets having nation-wide sales
and marketing network to expose their products with screen. In this study, as a new
advetisement and marketing strategy “Technomarket Advertisement and Marketing
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
System” is explained at the first part. The second part covers the list of Turkey-wide
technomarkets that are adequate for “Technomarket Advertisement and Marketing
System” and data on how wide they are. The third part undertakes Gökçeada’s tourism
potentials. Conclusion expands the future contributions of this new advetisement and
marketing strategy to sustainable tourism development of Gökçeada.
Keywords: Gökçeada, technomarket advertisement and marketing system,
tourism.
TEKNOMARKET TANITIM VE PAZARLAMA SİSTEMİ
Teknoloji ürünlerinin satış ve pazarlamasını yapan teknomarketler ülkemizde de
son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır. İnsanların her gün yenilenen ve geliştirilen
teknolojik ürünleri almada bir yarış halinde olduğu günümüzde, teknolojik ürün
alışveriş çılgınlığına cevap verecek büyük teknomarketler hergeçen gün hayatımızın
vazgeçilmez bir parçası halini almıştır. Teknomarket konsepti adı altında satış
yapan bu işletmeler, Türkiyedeki birçok büyük şirket grubuna veya dünya çapında
iş yapan büyük şirketlere ait işletmelerdir. Teknomarketlerde özellikle bilgisayar,
LCD televizyon, fotoğraf makinesi, cep telefonu ve diğer teknolojik ürünler
ağırlıklı olarak satılmaktadır. Bu tür satış yerleri üretici firma veya ithalatçılardan
ürünleri büyük miktarlarda veya uzun vadeli ödeme şeklinde aldıkları için,
piyasadaki benzer ürünlerin satıldığı işletmelere göre ürünleri daha uzuza
satmaktadırlar. Ürünlerin daha hesaplı olması veya kredi kartlarına uzun vadeli
satış yapmaları yanında, teknomarketlerin sahibi olan büyük holdinglerin güvencesi
de buralardan yapılacak alışverişleri daha güvenli hale getirmektedir.
Teknomarketler, iş yapma biçimi olarak hemen hemen birbirlerine yakın
modeller kullanmaktadırlar. Teknomarketlere adımını atan bir potansiyel müşteri,
karşısında dev ekranları ile LCD televizyonlar ve bilgisayarlarla karşılaşmaktadır.
Bir görsel şöleni andıran bu ortamda insanlar anlık bir şaşkınlık yaşamakta ve bu
dev ekranlarda gösterilen filimleri veya tanıtım reklamlarını izlemektedir. Bu
görsel şölenin tek amacı her markanın veya modelin diğer marka ve modellere
göre daha kaliteli ve net görüntü verdiğini ön plana çıkarmak ve potansiyel
müşterilerin bu ürünleri almasını sağlamaktır.
Teknomarketlerde teşhir edilen ekranlı ürünlerin test yayınlarında genellikle,
vizyondaki filimler veya sahip oldukları muhteşem renklerle insanın dikkatini
çeken, ekzotik ortamlarda çekilmiş doğa ve hayvan filimleri kullanılmaktadır. Bu
filimler, insanların teknomarketteki bir ekranın başında dakikalarca durup, sadece
ekran kalitesi ile ilgili modeller arasında kıyaslama yapmasını sağlamaktadır.
İnsanların bu tür marketlerde çok uzun süreli alışveriş yapmamaktadırlar. İnsanları
bu tür marketlere girmeye iten nedenler, genellikle alınması düşünülen bir
elektronik ürün hakkında fiyat ve kullanma bilgisi araştırmak, yeni çıkan ürünleri
tanımak, ürünler hakkında daha detaylı bilgi edinmek veya daha önceden alınma
kararı verilmiş bir ürünü alıp marketten çıkmaktır. Bu tür bir düşünce yapısında
olan potansiyel müşterinin dakikalarca ekranların başında durup da film izleme
olanağı yoktur. Fakat kendiasine market raflarını gezdiği onbeş, yirmi dakikalık
158
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
market gezintisi süresince, kendisine kısa bilgiler verecek bir tanıtım filimi ile
ilgileneceği düşünülmektedir.
Bu çalışmada, Gökçeada’nın sahip olduğu tarihi, doğal ve turistik yerlerin
yüksek çözünürlüklü bir dijital fotoraf makinesi ile çekilmiş fotoraflarından
oluşacak bir tanıtım filimi hazırlamak, bu filmi teknomarketlerde kullanılan test
filmi aracılığı ile ülke çapında hatta dünya çapında gösterime sunmaktır. Bu
projede tanıtım filimini CD formatında çoğaltarak teknomarketteki tanıtım
filimiyle ilgilenenlere bu CD’nin ücretsiz dağıtmı da düşünülmektedir.
Çalışmamızda, ülkemizde dahi henüz çok fazla tanınmayan Gökçeada’nın
sahip olduğu turistik potansiyeli değerlendirmek ve adanın sürdürülebilir
ekonomik kalkınmasına destek olamak için etkili bir tanıtım ve pazarlama stratejisi
oluşturmak amaçlanmaktadır.
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA YAYGIN BAYİ AĞI İLE FAALİYET
GÖSTEREN TEKNOMARKETLER
Ülkemizde ve dünyada yaygın bir bayii ağıyla faaliyet gösteren ve geliştirmiş
olduğumuz “Teknomarket Sistemiyle” Gökçeada turizm potansiyelinin Türkiye’de
ve dünyadaki tanıtımda işbirliği yapılabilecek teknomarketler aşağıda yeralmaktadır.
Teknosa
Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş. bünyesinde kurulan Teknosa İç ve Dış Ticaret
A.Ş., teknoloji ürünlerini en uygun fiyat ve en iyi hizmet kalitesi ile tüketicilere
sunmayı amaçlayan bir teknoloji perakende zinciridir. Teknosa, mağaza adedi ve
bulunduğu il sayısı bakımından Türkiye’de bir ilki temsil etmektedir. 2000 yılında 5
mağaza ile faaliyete başlayan Teknosa, bugün “Türkiye’nin 56 ilinde 206 mağazasıyla”
hizmet vermektedir. Teknosa, altı yıl gibi kısa bir zamanda istikrarlı bir şekilde
büyümüş; yaygınlığı, hizmet kalitesi, güvenilirliği, hızı ve ürün çeşitliliği sayesinde
Türkiye’nin en yaygın teknoloji perakendecisi konumuna ulaşmıştır. Tüketicilerin
teknoloji ürünlerinde aradıkları her şeyi bulabildikleri Teknosa, uluslararası
markaların da aralarında bulunduğu binlerce teknoloji ürününü tüketicileriyle
buluşturmaktadır. Teknosa, 50.000 metrekareden fazla toplam mağaza alanı ve
geniş ürün yelpazesi ile her ay 4,5 milyonun üzerinde teknoloji tutkununa farklı bir
alışveriş deneyimi yaşatmaktadır. 2006 yılında Romanya’nın önde gelen perakende
zinciri Primex ile gerçekleştirdiği iş ortaklığıyla yurt dışına adım atan Teknosa,
Romanya’da 7 mağaza ile hizmet vermektedir. Teknosa, Uluslararası
Standardizasyon Örgütü (International Standardization Organization–ISO)
tarafından oluşturulan kalite yönetim standardı ISO 9001:2000 Kalite Yönetim
Sistemi Belgesi’ni alarak teknoloji perakendeciliği sektöründe bir ilke imza atmıştır
(www.teknosa.com 2008: 1).
Media Mark
1979 yılında Walter Gunz, Erich ve Helga Kellerhals ile Leopold Stiefel Münih’te
ilk Media Markt mağazasını açtılar. Media Markt mağazaları, çok büyük alan ve
159
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
geniş ürün çeşitlerini kapsayan ve sunulan ürünleri düşük fiyatlarda satışa sununan
bir politikaya sahip uluslar arası bir teknomarket zinciridir. Müşteri odaklı bir
pazarlama konsepttine sahip olan Media Markt mağazaları, büyük bir alanda düşük
fiyatlarla satışa sunulmuş yaklaşık 45.000 ürün çeşidi ile alışılmamış bir ürün
zenginliğine sahiptir. Media Markt yurtdışına açılma politikasını ilk kez 1989
yılında Fransa’da mağaza açarak hayata geçirdi. 1990 yılında Avusturya, 1994
yılında İsviçre, 1997 yılında Macaristan ve 1998 yılında Polonya’daki mağazalar
açıldı. 1999 yılında şirketler grubu İtalya’daki Media World’u satın aldı. 2000
yılında İspanya ve Hollanda, 2002 yılında Belçika mağaza açılışlarıyla gelişimine
devam etti ve ilk kez yurtdışındaki mağaza sayısı Almanya’daki toplam mağaza
sayısını aştı. 2004 yılında Portekiz’de, 2005 yılında Yunanistan, 2006’da İsveç ve
Rusya mağazaları zincire eklenerek 2006 sonu itibariyle Avrupa çapında “toplam
mağaza sayısın 14 ülkede 449'a” ulaşmıştır (www.mediamarkt.com.tr 2008: 2).
Bimeks
1989 yılında kurulan Bimeks, 1990 senesinde Türkiye'nin ilk bilgisayar mağazasını
açtmıştır. En gelişmiş işlemcinin Intel 80386 olduğu, renkli monitörün lüks
sayıldığı, henüz internetin kişisel kullanıma açılmadığı ve mobil telefonun hayalinin
dahi olmadığı o yıllarda bir bilgisayar mağazası açma fikrini gerçekleştirmiştir. İlk
Bimeks mağazası Kadıköy çarşı içinde 80 m2 satış alanı, 40 m2 idari alan (depo,
teknik servis, muhasebe, yönetim) ve sadece toplam $24,000 değerinde mal stoğu
ile açılmıştır. 2006 senesi sonunda, 11 ilde toplam satış alanının 10,000 m2, idari
alanın 5,500 m2 ve sürekli müşteri sayının 400,000 olması beklenmektedir.
Tesco Kipa mağazaları
Kipa (Kitle Pazarlama Ticaret ve Gıda Sanayi A.Ş.), 17 Ağustos 1992 tarihinde 100
ortaklı bir girişim olarak İzmir'de ticaret hayatına başlamıştır. Yerel bir marka
olarak başarı ile çalışmalarını sürdüren Kipa, 11 Kasım 2003 tarihinde dünyanın
önde gelen perakende devlerinden Tesco ile işbirliği yaparak ‘Tesco Kipa' adını
almıştır. Kipa, özellikle ilk kurulduğu bölge olan İzmir ve çevresinde önemli yerel
deneyimler edinmiş, bilgi ve birikimini Tesco ile yaptığı işbirliği sonucunda
geliştirerek artırmıştır. Tesco'nun ise başka ülkelerde ortaklık kurma ve bunu
başarıyla sürdürme konusundaki deneyimleri ve başarıları kurulan ortaklığa güç
katmıştır. Tesco Kipa'nın, bugün itibarı ile, toplam 26 hipermarketi; İzmir,
Antalya, Manisa ve Bursa'da olmak üzere toplam 48 küçük formatlı ekspres
mağazası bulunmaktadır. Tesco, yaklaşık 3400 mağazası ve 400.000’i aşkın çalışanıyla
dünyanın en büyük 3 perakendecisinden biridir. Tesco’nun merkezi, 1988 mağazasıyla
lider perakendeci konumunda olduğu İngiltere’dir. Tesco, İngiltere dışında Avrupa
ve Asya’da 1376 mağazasıyla müşterilerine hizmet vermektedir. Tesco’nun
ABD’deki mağazaları, Kasım ayında hizmete açılacaktır. Tesco mağazalarının
bulunduğu ülkeler: İngiltere, İrlanda, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti,
Slovakya, Çin, Japonya, Kore, Malezya, Tayland ve Türkiye’dir
(http://tesco.kipa.com.tr 2008: 1).
160
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
Migros mağazaları
1954 yılında kurulan Migros Türk, Türkiye’de modern perakende sektörünün
öncülüğünü yaratmak için, 20 satış kamyonu ile işe başlamıştır. 2007 Eylül ayında
12 milyon müşteri rekorunu aşan Migros, 2004 yılı sonunda yurt içinde 6 Migros,
27 Şok, yurt dışında 8'i Rusya'da, 1'i Bulgaristan'da, 2'si de Kazakistan'da olmak
üzere toplam 44 yeni yatırımı hizmete sokmuştur. Yurt içinde 7 coğrafi bölgede
72 M, 72 MM, 33 MMM, 283 Şok ve 3 Alışveriş Merkezi ve hipermarkette hizmet
veren Migros, yurt dışında Bakü’de 3, Rusya’da 32, Kazakistan’da 5, Sofya’da 4
Ramstore olmak üzere , 507 mağazaya ulaşmıştır (www.migros.com.tr 2008:2).
GÖKÇEADA TURİZM POTANSİYELİ
Gökçeada’nın sahip olduğu ve turizm açısından pazarlanabilecek potansiyeli
aşağıdaki şekilde sıralanabilir. Teknomarket Pazarlama sistemi ile pazarlanacak
Gökçeada turizminin yüksek çözünürlükte ve profesyonel fotorafçılar tarafından
çekilecek bu önemli turizm merkezlerinin fotoraflarından meydana getirilecek bir
tanıtım filminin oluşturulması gerekmektedir.
Sörf turizminin Gökçeada’daki merkezi Aydıncık (Kefaloz) Bölgesi ve
Güzelcekoy
Gökçeada’nın en temiz kumsalı ve sörf turizmi açısından önemli sahili Aydıncık
(Kefaloz) bölgesidir. İlçe merkezine uzaklığı 13 km.’dir. Yaz aylarında Adanın en
gözde plajı konumundadır. Tuzgölü’ne olan yakınlığı nedeniyle de daha bir ilgi
çekicidir. Sahil uzunluğu yaklaşık 2 km’dir. Kamp yapma ve çadır kurma açısından
uygun bir konumdadır. Kamping alanları da mevcuttur. Rüzgar sörfüne ilgi
duyanlar için de uygun bir mekan konumundadır. (www.gokceada.gov.tr 2008: 6).
Göçmen kuşların doğal üreme alanı ve çamur banyosu yapılan Tuz Gölü
lagünü
Kefaloz bölgesinde, çamur banyosu yapıp cildinizi güzelleştirebileceğiniz, eklem,
romatizmal, cilt ve böbrek rahatsızlıklarınıza deva bulabileceğiniz adanın şifalı tuz
gölü bulunmaktadır (www.gokceadarehberi.com 2008:1). Bu çamur, tuz gölü
suyunun kuruyup çekildiği temmu ve ağustos aylarında ortaya çıkmaktadır.
Çamurun, birçok hastalığa ve cilt güzelleştirmesine faydası olduğuna
inanılmaktadır.
Kaleköy
Yukarı Kaleköy’de ise Ada’nın en eski tarihi mekanlarından birisi olan İskiter
Kalesi bulunmaktadır. Cenevizliler tarafından inşa edilen kalenin surlarının bir
kısmı halen ayaktadır. İskiter Kalesi, Çınarlı Ovası’na hakim bir tepededir. Kalenin
bulunduğu mevkiden Aşağı Kaleköy, Yenibademli, Eskibademli ve Zeytinli
Köyleri net olarak görülebilir. Ayrıca, yapısı nedeniyle tıpkı bir yelkeni andıran ve
161
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
ancak denizden ulaşılabilen Yelkenkaya’yı da kuzeydoğu yönüne baktığınızda
buradan görmeniz mümkündür (www.gokceada.gov.tr 2008: 4).
Zeytinliköy
Bir tepenin yamacında, zeytin ağaçları arasında kurulmuş, daha çok Rum
vatandaşlarımızın yaşadığı şirin bir köydür. Yaz- kış, Ada'nın en çok ilgi çeken
mekanlarındandır (www.gokceada.gov.tr 2008: 3).
Marmaros Şelalesi
Marmaros Şelalesi için Dereköy’ün Uğurlu istikametindeki çıkışından sağa ayrılan
yoldan gitmeniz gerekiyor. Asfalt yolda yaklaşık 7 km. gittikten sonra aracınızı
burada bırakmanız gerekiyor. Çünkü şelaleye kadar araçla gidilmesi mümkün
değildir. Yolun sağ tarafında ormanın içerisinde yer alan ve ancak patika bir yoldan
yaya olarak gidilebilen şelalede kış aylarında coşkun bir şekilde su akmasına rağmen
yaz aylarında su miktarı iyice azalmaktadır. Şelale, doğayla başbaşa olmak ve
tracking yapmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat yaratır.
Uğurluköy
Muğla ve Burdur’dan iskan suretiyle getirilen vatandaşlarımız yaşamaktadır. Tarım,
hayvancılık ve ev pansiyonculuğu halkın geçim kaynakları arasındadır. Milli Eğitim
Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün eğitim ve
dinlenme tesisleri bu köyümüzün sınırları içerisindedir. Ada'nın en doğal ve uçsuz
bucaksız kumsallarından birisi olan Gizli Liman’a da bu köyden gidilir. İskeleye
varmadan önce sağa ayrılan toprak yoldan yaklaşık 2 km. gidildikten sonra buraya
ulaşılması mümkündür. Sahil şeridinin uzunluğu yaklaşık 1-1,5 km.’dir. Sahil
tamamen bakirdir ve hiçbir yapı mevcut değildir (www.gokceada.gov.tr 2008: 2).
Lazkoyu
Gökçeada doğal yapısı nedeniyle birçok irili ufaklı koyu bünyesinde
barındırmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Şahinkaya arazisi içerisinde yer alan Laz
Koyu’dur. Buraya Şirinköy’den Kapıkaya istikametine doğru gidildiğinde
ulaşılabilir. Yuvalı mevkiindeki Adalet Bakanlığı Tesisleri’nin geçilmesinin ardından
Laz Koyu tabelasının takip edilmesi ile birlikte yaklaşık 600-700 m.’lik toprak
yoldan gidilmelidir. Araçların plaja kadar inmesi mümkün değildir. Doğal yapısıyla
ve güzelliğiyle Laz Koyu hoşça vakit geçirebileceğiniz kumsallardandır.
(www.gokceada.gov.tr 2008: 3)
Yıldızkoy Sualtı Milli Parkı
Adanın en güzel ve hatırda kalabilecek koylarından biridir. İlginç kaya
oluşumlarıyla dikkat çeker. Buraya Yukarı Kaleköy’den yürüyerek ulaşılabileceği
gibi Yenibademli Köyü içerisinden de araçla ulaşılması mümkündür. Yıldızkoy’dan
başlayarak Yelkenkaya arasında kalan kısım su altı güzellikleri sebebiyle TÜDAV’a
162
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
(Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) tahsis edilmiş ve Su Altı Milli Parkı olarak ilan
edilmiştir. Bu park Türkiye’nin ilk ve tek Su Altı Milli Parkı’dır (Rota 2008: 3).
Yeni Bademli Höyüğü
Gökçeada’nın ilk sistemli arkeolojik kazısı olma ünvanını taşıyan Yenibademli
Höyük, Kaleköy istikametinde olup ilçe merkezine 3 km. mesafededir. Yolun sol
tarafında bulunmaktadır. Orta büyüklükte bir höyük olan Yenibademli Höyük,
doğu-batı yönünde 120 m, kuzey-güney yönünde ise 130 m. kadar bir alanı
kapsamaktadır. Yüksekliği araziden 9 m., deniz seviyesinden ise 18 m. kadardır.
Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle 1996
yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden
Doç. Dr. Halime HÜRYILMAZ Başkanlığında Gökçeada Kaymakamlığı ve
Belediyesi’nin katkılarıyla yürütülen kazı çalışmaları neticesinde Höyük’teki
yerleşmenin günümüzden 5000 yıl öncesine varan Erken ve Geç Tunç Çağları’na
ait olduğu bulgulardan anlaşılmıştır (www.gokceada.gov.tr 2008: 3).
Peynir Kayalıkları
Kuzulimanı’nın hemen solunda yer alır. Üst üste sıralanmış peynir kalıplarını
andıran ilginç kaya oluşumlarıyla dikkat çeker. Burayı karadan görmeniz mümkün
değildir. Ancak, tekne ile denizden görme şansınız vardır. Adanın hatırda
kalabilecek görsel güzelliğe sahip doğal oluşumlarından birisidir. Bu ilginç kaya
oluşumlarının bir efsanesi vardır; Efsane, sayısız keçi ve koyuna sahip olan zengin,
inatçı, cimri ve yaşlı bir kadınla ilgilidir. Yaşlı kadın, cennete gidebilmek amacıyla
bir çok yuvarlak kalıp peynir yapmış ve bunları üst üste sıralamış. Ama kimseyle
paylaşmamış. Tanrı, ona kızmış ve cezalandırmış. Mart ayının birinde, yağmur, kar
ve şiddetli rüzgarlar göndermiş yaşlı kadının üzerine. Kadın ve peynirler
donmuşlar. Peynir kalıpları taşa dönüşmüş. Daha sonra insanlar bu kayalara, peynir
kayaları demişler (www.gokceada.gov.tr 2008: 1).
TEKNOMARKET TANITIM PROJESİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİR
GÖKÇEADA TURİZMİNE SAĞLAYACAĞI KATKILAR
Gökçeada’nın sürdürülebilir turizm çalışmalarına büyük bir katkı koyacak
teknomarket tanıtım stratejisiyle ada ekonomisnin geliştirilmesi va adanın dünya
çapında tanıtımı hedeflenmektedir. Teknomarket tanıtım sisteminde öncelikle
adanın turizm çekiciliği olan bölgelerinin yüksek çözünürlükte bir kamerayla
çekilmiş görüntülerinden bir tanıtım CD’si oluşturmak daha sonra da bu cd’yi
anlaşmalı teknomarket zincirlerinde tanıtım amaçlı kullanarak Gökçeada turizmini
pazarlamak amaçlanmaktadır. Bu sistem aracılığı ile aylık milyonlarca potansiyel
müşteri ziyaretçi kitlesine sahip teknomarket zincirleri aracılığı ile öncelikle
yurtiçinde daha sonra da bu teknomarket zincirlerinin yutrdışı şubelerinde yoğun
bir tanıtım kampanyası planlanmaktadır. Tekonomarket tanıtım ve pazarlama
sisteminin sürdürülebilir Gökçeada turizmine sağlayacağı katkıları aşağıdaki şekilde
sıralayabiliriz:
163
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
·
·
·
·
·
·
·
·
·
·
·
Milyonlarca ziyaretçi kitlesine sahip teknomarketlerde yıl boyunca yoğun
bir tanıtım programına sahip olma.
Kaliteli görüntü imkanına sahip son teknoloji üretimi televizyon ve
bilgisayar ekranlarından faydalanarak kaliteli görüntülerle Gökçeada
turizm potansiyelini tanıtma imkanı.
Çok uygun maliyetlerle ulusal ve uluslararası tanıtım imkanı.
Zengin, görsel ve sesli animasyonlarla tanıtım imkanı.
Milyonlarca potansiyel müşteriya kolaylıkla ulaşma imkanı.
Tanıtım filiminde yeralacak web adresleri ve telefon numaraları ile
gökçeada tanıtım merkezlerine ulaşma imkanı.
Teknomarket tanıtımı yapılması için anlaşılan teknomarketlerde verilecek
tanıtım CD’si ile Gökçeada’ya ulaşım dahil tüm turizm bilgilerine ulaşma
imkanı.
Gökçeada’nın halen 3 ay olan turizm sezonunu 12 aya çıkarmak.
Özellikle Bulgaristan’dan gelen turistlerin rağbet gösterdiği “Rüzgar Sürfü
Turizminin” uluslararası tanıtımını yapmak.
2007 yılı itibarıyla “özel paralı avlak alanı” ilan edilen Gökçeada’nın
tanıtımını yaparak, özellikle kış aylarında durgun olan ada turizmini
canlandırmak. (www2.tbmm.gov.tr 2008: 1).
Bu proje ile Gökçeada’da faaliyet gösteren, küçük ölçekli otel işletmeleri
ve aile pansiyonları, Türkiye ve dünya çapında kolay tanıtım imkanı
bulmaktadır.
SONUÇ
El değmemiş kumsalları, organik sebze, meyve ve zeytin yağları, bozulmamış doğal
güzellikleri ile ünlü Türkiye’nin önemli turizm potansiyeline sahip en büyük adası
olan Gökçeada’da turizm sezonu oldukça kısa geçmektedir. Gökçeada’nın bu
dezavantajlı durumuna bir çözüm getirmek ve ada turizmini sürdürülebilir kılmak
için adanın etkili bir tanıtım ve pazarlama stratejisine ihtiyacı vardır.
Bu stratejinin uygulanabilir olabilmesinde yapılacak stratejik planın, büyük
bir potansiyel turist kitlesine hitap edecek ve bu kitleyi etkileyebilecek tipte olması
gerekmektedir. Büyük kitleleri etkileyebilecek stratejik planlar herzaman için büyük
harcamalar gerektirmektedir. Fakat ada ekonomisinin çok da iyi olmadığı
düşünüldüğünde büyük maliyetli projelere imza atmak oldukça güç olacağı
düşünülmektedir. Bu nedenle geliştirdiğimiz yeni bir model olan “Teknomarket
Sistemiyle Tanıtım” projesi ile Gökçeada’nın tanıtımının çok düşük bir maliyetle
yapılabileceği fakat bu düşük maliyetle çok çok büyük kitlelere ulaşabilecebi
düşünülmektedir.
“Teknomarket Sistemiyle Tanıtım” Türkiye’de çok yeni bir uygulama olacağı
için, Gökçeada tanıtımı için kullanılacak tanıtım filimin çok yüksek çözünürlükte
bir fotoğraf makinesi ile çekilmesi ve profesyonel fotoğrafçılarla çalışılması
gerekmektedir. Tanıtım filimin hazırlanmasından sonra tanıtım yapılacak olan
164
Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008)
teknomarketlerin seçilmesi ve bu şirketlerle anlamalar yapılması gerekmektedir. Bu
projenin gerçekleşmesi durumunda adaya gelen turist sayısında çok önemli artışlar
yaşanacağı düşünülmektedir.
KAYNAKCA
http://www.teknosa.com/web/kurumsal/about/teknosahakkinda.htm, 20 Haziran 2008,
“Teknosa Hakkında”,
http://www.mediamarkt.com.tr/about.html, 20 Haziran 2008, “Mediamarkt’ın Tarihçesi”,
http://tesco.kipa.com.tr/pdf/basinbultenleri/2007/ekım2007.tescokıpaılkyarıyılsonunda.p
df “TESCO Kipa İlk Yarıyıl Sonunda 2250 Kişiye İstihdam Yarattı”.
http://www.migros.com.tr/tarihcedetay1.asp?id=15, 20 Haziran 2008 “Migros Tarihçesi”
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam,27
Haziran 2008 “Kaleköy”,
http://www.gokceadarehberi.com/asp/gezi.htm, 27 Haziran 2008,“Gezi Rehberi”.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam,27
Haziran 2008, “Marmaros Şelalesi”.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27
Haziran 2008, “Uğurluköy”.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27
Haziran 2008, “Lazkoyu”.
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27
Haziran 2008, “Yeni Bademli Höyüğü”,
http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27
Haziran 2008, “Peynir Kayalıkları”.
http://www2.tbmm.gov.tr/d23/7/7-0130c.pdf, 1 Temmuz 2008 “Gökçeada Özel Paralı
Avlak Alanı”.
165

Benzer belgeler

Trilye`den Esintiler

Trilye`den Esintiler uzun vadeli düşünce sonucu bir hayli başarı yakaladı. Bu arada İngiltere’de ün yapmış Ramsey London markalı ürünlerin bayiliğini aldı. Art arda gelen başarılar, dürüst ve verimli çalışma ile kalite...

Detaylı