TNT HOLDİNG BV 2008 SAYI: 39

Yorumlar

Transkript

TNT HOLDİNG BV 2008 SAYI: 39
TNT HOLDİNG BV 2008 SAYI: 39 - Aralık 2010
TNT Ekspres’in armağanıdır. Para ile satılmaz.
İçindekiler
10
14
Sosyal sorumluluğun sosyolojisi
SOSYAL SORUMLULUK
“Bu ülke daha büyük başarıları hak ediyor”
HARUN ERDENAY ILE RÖPORTAJ
18
28
CEO nedir, ne değildir?
KAPAK
Futbolun CEO’su; Zidane
SPOR
32
Boğaziçi’nin Beyaz Rüyası; Çırağan Sarayı
KENT KÜLTÜRÜ
36
Evliya Çelebi’ye 400’üncü doğum yılında büyük onur
KÜLTÜR SANAT
Editörden
Erdenay Gül [email protected]
TNT Ekspres Türkiye Pazarlama Koordinatörü
Yeni yıla yeni bir sayıyla merhaba!
Y
eni yıla dopdolu bir sayı ve yeni yayın periyodumuzla merhaba diyoruz. Altı aylık yayın süremizi tekrar
üç ay olarak değiştirdik. Bundan böyle her mevsimi
yeni bir sayıyla kaşılayacağız.
Bu sayımızın dosya konusunu CEO’luk kavramı olarak
belirledik. Dünyanın bir numaralı şirketlerinin zirvede kalması, yükselen şirketlerinse zirveye tırmanması için çaba
harcayan bu adamların sırrını merak ettik ve aklımızdaki
soruların cevaplarını aradık. Kapak konumuzla bağlant›l›
olarak bizim gibi iş dünyasındaki gizin peşine düşen Ömer
Özkan ile CEO’ları konuştuk...
yıldız hakkında tüm bilinmeyenleri inceledik.
Sosyal sorumluluk bugün tüm dünyaya sirayet etmiş konulardan bir tanesi. İletişim stratejilerinden, pazarlama üretim
planlarına kadar her evrede başvurulan bir konu. Peki,
sokaktaki vatandaşın sosyal sorumluluk denince aklına ne
geliyordu? Merak ettik ve sokak röportajıyla sosyal sorumluluk konusunu irdeledik.
Müşteri röportajını gerçekleştirmek için Evada Teksti’i ziyaret ettik ve şirket yetkilisi Murat Adalı ile görüştük. Hem
sektörü konuştuk hem de TNT’yi…
Konularımızı belirlediğimiz sırada Türkiye, Dünya Basketbol
Şampiyonası’nda yarı finale hazırlanıyordu. “sure we can“
röportajı için daha iyi bir konu bulamazdık diye düşündük
ve turnuvanın hemen sonrasında A Milli Takım Menajeri
Harun Erdenay ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Kendimizi anlattığımız TNT’den haberler bölümünde son
gelişmeleri bulabilirsiniz. Ayrıca Kültür-Sanat sayfamızda
da UNESCO’nun 2011’i Evliya Çelebi yılı olarak ilan etmesinin ardından planlanan projelere yer verdik. Tabii Evliya
Çelebi’nin kısa bir hikayesini de yazının içinde bulacaksınız.
Klasikleşen alternatif global haber sayfamız var. Bu sayfa
için dijital medya, pazarlama stratejisi derken sosyal iletişim
ağları düştü aklımıza. Ve günün en popüler iletişim/yayın
araçlarından blogları mercek altına aldık.
Spor sayfamızda olan bitenlerle ilgilenmek yerine bir futbol efsanesini, Zinedine Zidane’ı konuk ettik ve futbolun
CEO’su olarak niteledik. İş disiplini ve futbol yeteneğiyle
dünyanın bir numaralı ismi olmayı başaran Cezayir asıllı bu
İyi okumalar…
Erdenay Gül
TNT Ekspres Türkiye Pazarlama Koordinatörü
Sayı: 39 - TNT VIEW İmtiyaz Sahibi: Turgut Yıldız • Sorumlu Müdür: Müzeyyen Dilek Özgür • Yayın Kurulu: Erdenay Gül, Selin Karakaş, Aslı Subarlas, Duygu Akpınar • Yapım: Medyaevi İletişim • Editör: Murat Uludağ •
Baskı: Ömür Matbaacılık A.Ş. Tel: 0212 422 76 00 Fax: 0212 422 46 00 • Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Haziran 2010 • İmtiyaz Sahibi, Sorumlu Müdür ve Yönetim Yeri Adresi: Ertürk Sok. Uzka İş Merkezi No:9
Kat: 3-4-5-6 Kavacık - Beykoz 34810 İstanbul Tel: 0216 425 17 30 Fax: 0216 425 17 12 • 3 ayda bir yayınlanır. • Yayının türü: Dergi, Yerel, Süreli • The TNT name & logo are trademarks & TNT Holding B.V.
03
Kitap Toplama Kampanyası’nda
11’inci yıl
“Süpersektör Lideri” TNT
TNT, NV Dow Jones Sürdürülebİlİrlİk
Endekslerİ’nİn (DJSI) ‘Sanayİ Ürünlerİ ve Hİzmetler” sektöründe (‘Endüstrİyel taşımacılık’ dahİl)
“Süpersektör Lİderlİğİ” unvanıyla zİrvedekİ yerİnİ
2010 yılında da korudu.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğİ (ÇYDD) ve
TNT’nİn İş bİrlİğİyle başlayan Kİtap Toplama
Kampanyası’nda 11 yıl gerİde kaldı. Bugüne dek 30
bİnİn üzerİnde İnsanın katkıda bulunduğu kampanyayla Türkİye’nİn dört bİr yanına dört mİlyonun üzerİnde kİtap dağıtıldı.
Y
atırımlarda sürdürülebilirlik uzmanı ‘SAM’ tarafından
Zürih’te yayınlanan ve 1300’den fazla şirketin sürdürülebilirlik performanslarının değerlendirildiği rapora göre, TNT, Dow
Jones Küresel Borsa Endeksi’nin sürdürülebilirlik açısından önde
gelen yüzde 10’luk kısmını oluşturan 300’ün üzerinde şirketle
birlikte DJSI Europe ve DSJI World endekslerinde yer almaya
devam ediyor. TNT CEO’su Peter Bakker, konuya ilişkin yaptığı
açıklamada TNT’nin Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’ndeki
Süpersektör Liderliği konumunu korumasının gururunu yaşadıklarını belirterek, “Biz bunu, köklü kurumsal sorumluluk anlayışımızın sadece iyi günlerde geçici bir heves değil, kalıcı bir inanç
olduğunun bağımsız kuruluşlarca takdir edilmesi olarak görüyoruz. Hepsinden önemlisi, kurumsal sorumluluk alanındaki sayısız
çalışmalarımıza katılan TNT çalışanlarına takdirlerimizi sunmanın
da bundan iyi bir yolu olamazdı” dedi.
H
er yıl Kütüphaneler Haftası’nda başlayıp İlköğretim
Haftası’nda sona eren kampanyayla kitap okuyamayan
sayısız çocuğa ve kütüphanesi olmayan okullara ulaşıyor.
Türkiye’nin dört bir yanına dağıtılan kitaplar Türk Halkı’nın
yoğun desteğiyle her yıl daha da büyüyerek devam ediyor. İşte
Kitap Toplama Kampanyası’ndan geriye kalan rakamlar;
04
2010 yılı bİlançosu
11 yıllık bİlanço
4 bin 668 bağışçı,
31 bin 668 bağışçı,
497 bin 527 kitap,
4 milyon 347 bin 527 kitap,
157 okul
2 bin 20 okul
TNT’den haberler
RS Components ile imzalar atıldı
Dünyanın en büyük elektronİk ve bakım ürünlerİ dağıtım şİrketİ olan RS Components,
Fransa ve İtalya’dakİ bütün yerel teslİmatlarını gerçekleştİrmek üzere TNT Express İle yenİ
bİr sözleşme İmzaladı. TNT böylece İtalya’da yenİ bİr İş anlaşması yaparken, Fransa’da
var olan sözleşmesİnİ de yenİlemiş oldu.
İ
RS Components: “TNT ile ortak bir felsefeye sahibiz”
RS adına açıklamada bulunan Global Kargo Yöneticisi Philip Ferry ise, “TNT ile müşterilerimize kaliteli hizmet verme konusunda
ortak bir felsefeye sahibiz. Bu yeni sözleşme ise TNT ile zaten
güçlü ve olumlu olan ilişkilerimizi daha da geliştirmiş olacak”
dedi. TNT Express, RS Components’e halen İngiltere, Singapur,
Tayland ve Almanya’da hizmet veriyor. Yeni anlaşma TNT’nin
Avrupa çapında domestik paket taşımacılık ağını daha da geliştirme hedefine katkıda bulunacak.
ki dev firma arasında yapılan anlaşma RS Components’ın
müşteri portföyünün önemli bir kısmını oluşturan Ar-Ge
ve bakım mühendislerinin yer aldığı müşterilerine, elektronik ve mekanik parçalarının bir gün içerisinde ulaştırılmasını kapsıyor. Teslimatların büyük bölümü ülke içinde
olmakla birlikte İngiltere’den yapılacak bazı sevkiyatlar da
sözleşme kapsamında yer alıyor.
Oudenhuijzen: “Anlaşma yaptığımız için mutluyuz”
TNT Express Global Elektronik Sektörü Direktörü Joris
Oudenhuijzen, “RS’nin ürünlerini hızlı ve etkin bir şekilde
müşterilerine ulaştırmasını sağlamaktan gurur duyuyoruz”
dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Online satışlar, gelirlerinin yarısına yakın bir bölümünü oluşturuyor. Bu yüzden
çok esnek ve hızlı bir ulaştırma hizmeti sunmamız gerekiyor. TNT ortaya Fransa ve İtalya’daki yerel dağıtım olanaklarını ve İngiltere ile sağlam hava bağlantısını koyuyor.”
RS Components’ı yakından tanıyalım
RS Components, dünyanın en büyük elektronik ve bakım ürünleri dağıtım şirketi olan Electrocomponents plc.’nin ticari markasıdır.
Grup dünya çapında 1 buçuk milyon müşteriye hizmet veriyor. 27
ülke ve 17 depo üzerinden faaliyet gösteren RS, 2 bin 500 tedarikçinin 500 bin ürününün dağıtımını gerçekleştiriyor. Yıllık 972 milyon
sterlin ciroya sahip olan grubun hisseleri Londra Borsası’nda işlem
görüyor.
05
Turgut Yıldız
TNT Ekspres Türkiye Genel Müdürü
Liderliğimiz devam ediyor...
Son üç yıldır şirketler genel ekonomik krizin etkileriyle baş etmeye çalıştılar. Bu durum sadece
şirketler değil, ülkeler seviyesinde de böyle olmuştur. Her şeye rağmen tam olarak bu durum sona
erdi demek pek mümkün değil. Ancak biz her
zaman olduğu gibi hem hizmet kalitemizi arttırarak hem de yeni ürün ve depolarla büyüyerek bu
sorunları aşmaya çalıştık. Bu çabalarımız sonuç
vererek bize daha fazla müşteri ve büyüme olarak
geri döndü. Bu durum müşterilerimizin bize olan
güven ve bağlılığını da göstermektedir. Bu süreçte
tüm çalışanlarımız daha iyiyi ve daha üstünü başarma gayretine girmişti. Bu gayretin karşılığı da
ortada…
TNT’nin global bazda yürüttüğü sürdülebilir
kalkınma çalışmalarından olan ve borsadaki
şirketlerin bu alanda başarısını ölçen Dow Jones
endeksinde liderliği yine kaybetmedik… TNT geleceği önceden öngören yapısıyla bu alanda çalışma
ve yatırımlarına devam etmekte ve sürdürülebilir
kalkınma kriterleri olan Ekonomi, Çevre ve Sosyal
unsurları, faaliyetlerinde en iyi şekilde uygulayan
şirkettir.
Artık değişen dünyada maalesef eski rahatlık ve
bolluk olmayacaktır. Ülkemizde de birçok temel
maddede meydana gelen fiyat artışları da bunun
göstergesi. Bu nedenle geçmişi değil, geleceği
görebilmek, her şeyi daha uygun ve gereği kadar
kullanmak, tüketmek bir zorunluluk haline geldi.
Hepimiz bu konularda dikkatli olmak ve uyumlu
davranmak zorundayız.
TNT’den bir ilk daha
TNT Ekspres dağıtım sektörünün tamamı elektrİklİ İlk araç fİlosunu sunuyor.
Başlangıç olarak sunulan BEŞ adet elektrİklİ dağıtım aracı şİrketin karbon
emİsyonunu azaltmak konusundakİ çabalarının bİr göstergesİ olma
Özellİğİyle bÜYÜk onem arz edİyor.
F
ilodaki elektrikli araçlar Çin’in lider otomobil üreticilerinden olan Dongfeng Motor tarafından tasarlandı, üretildi ve monte edildi. Üç aylık başarılı bir deneme sürecinin
ardından elektrikli araç filosu artık Şangay’da
dağıtım yapmaya başladı.
TNT CEO’su Peter Bakker ilk elektrikli aracı,
Hollanda Ulaştırma Bakanı Camiel Eurlings ve
diğer resmi temsilcilerin de katıldığı Şangay
World Expo’nun Hollanda Pavyonu’nda
düzenlenen Sorumlu Taşımacılık Forumu’nda
tanıttı.
Lityum bataryalarla çalışıyor
Taşımacılık sektörünün tüm işlevsel gereksinimlerine yanıt vermek üzere tasarlanan sıfıremisyonlu taşıtlar lityum bataryalarla çalışıyor.
Güzergâhlarda sürekli bir ulaşım verimliliği
sağlanabilmesi için yakıt tüketimleri yüksek
teknoloji ürünü olan bir izleme sistemi ile takip
ediliyor. Bataryalar sadece iki buçuk saat içinde
tamamen doluyor ve dolu bataryalarla araçlar
120 kilometreden fazla yol katedebiliyor.
Peter Bakker: “Hedef yüzde 45 azaltmak“
Çin’in lider otomobil üreticilerinden Dongfeng
Motor tarafından üretilen filonun tanıtım
toplantısında konuşan Peter Bakker, “TNT’nin
küresel hedefi şirketin CO2 verimliliğini 2020
senesine kadar yüzde 45 oranında artırmak…
Şirket vizyonu olarak, günlük faaliyetlerimiz
kapsamında, taşımacılık endüstrisinin karbon
emisyonunu düşürmesine katkıda bulunmayı
hedefliyoruz” diye konuştu.
Turgut Yıldız
00
06
Peter Bakker
Peter Bakker
TNT Ekspres CEO’su
Yeni yılda yeni
organizasyonlar
Küresel ısınma mücadelesine devam…
TNT Ekspres, küresel ısınmayla mücadelesİne hız kesmeden devam edİyor.
Hedef, 2020 yılında karbondioksit değerlerİnİ 2007 yılına kıyasla
yüzde 45 azaltmak…
T
NT Ekspres, küresel ısınmaya karşı savaşmaya
devam ediyor. 2020 yılındaki CO2 (karbondioksit) değerlerini 2007 yılına kıyasla yüzde
45 azaltmayı hedefleyen şirket, emisyonu 532 kiloton’a düşürmenin hesaplarını yapıyor. 2008 yılında
971 kiloton olan TNT Ekspres’in karbon emisyonu, 2009 yılında 875 kiloton olarak gerçekleşti.
Öncelik küresel ısınma sorunlarında
Karbondioksit salınımını azaltarak, küresel
ısınmayla mücadeleye öncelik veren TNT Ekspres,
bu doğrultuda bir takım uygulamalarla yoluna
devam ediyor. TNT, bu hedefle ilk olarak temiz
araç ve taşımacılık ağının optimizasyonunun
sağlanması, yaratıcı operasyonel çözümlerin
hayata geçirilmesi, elektrikli araçlar, şehir içi
taşımacılıkta yenilenebilir enerji ve bio yakıt gibi
iyi uygulamalara öncelik veriyor.
150 bin Euro benzin tasarrufu sağlandı
Temiz Araç Projesi kapsamında araçların neden
olduğu gaz emisyonlarının azaltılarak, çevreci
araçlar ve doğru sürüş tekniği ile birlikte çevreye
daha az zarar verilmesi amaçlanıyor. Bu proje
kapsamında geçtiğimiz üç yıl boyunca ortalama
150 bin Euro benzin tasarrufu sağlandı.
TNT, ayrıca yeni hayata geçireceği Sürücü
Ödüllendirme Sistemi ile en güvenli ve en çevreci
sürücülerine ödüller veriyor.
500 ağaç daha dikildi
Bu çalışmaların yanı sıra TNT iş uçuşlarını
dengelemek için ağaç dikmeye devam ediyor.
Daha önce dikilen 1550 ağaca ek olarak 500
ağaç daha dikildi. Ayrıca TNT Ekspres Türkiye,
çalışanlarını küresel ısınma konusunda eğitmeye
ve bilgilendirmeyi devam ediyor.
07
Yeni yılı karşıladığımız bugünlerde geçmişe bakmak istedim. Özellikle son dönemde şirketimizde
önemli kararlar alındı. Bunlardan bahsetmeden
önce elde ettiğimiz sonuçların özverili çalışmalarımızın ürünü olduğunu söylemek istiyorum…
2010’un 2’nci çeyreğinde iş koşullarında bazı
düzenlemeler yaptık. Bu düzenlemeler ailemize
müşteri memnuniyeti olarak geri döndü. Ayrıca
Ekspres’te yüzde 10.3’lük bir artış yaşadık. Ekspres
alanında yaptığımız düzenlemelerin başarıyla sonuçlanmasının ardından şimdi sıra posta grubunda. Oluşturduğumuz ana plana göre 75 milyon
Euro’luk bir tasarrufa imza atacağız. Şirket içerisinde oldukça önemli başka bir karara daha şahitlik
ettik. Ağustos ayında iki iş kolunda da başarılı
olmak adına Posta ve Ekspres bölümlerini ayırma
kararı aldık. Kısa bir süre sonra yeni sistemimiz
de yürürlüğe girmiş olacak ve iki ayrı iş kolunda
da maksimum verim alabileceğimiz bir dönem
başlayacak. Posta ve Ekspres bölümleri dışında
ayrılmasına karar verilen diğer bölüm de grup merkezinde oldu. Merkez grubumuz da alt birimlere
bölünecek. Bu konuyla ilgili çalışmalar da devam
ediyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki; imza attığımız
bu kararlar gelecekte bizi başarıya götürecek.
Yeni bir yılı da hep birlikte daha güzel, daha mutlu
geçirmek dileğiyle.
Peter Bakker
TNT’den haberler
Çin ile Avrupa arasındaki
hava taşımacılığı kapasitesi artıyor
TNT, artan talebİ karşılamak amacıyla Çİn ile Avrupa arasındakİ hava taşımacılığı kapasİtesİnİ
artırıyor. Çİn ve Avrupa bağlantı merkezİ olan Belçİka’nın Liege şehrİne ek bİr Boeing 747-400
ERF uçuşu koyan TNT, ayrıca servis sıklığını Şangay’dan haftada altı uçuşa, Hong Kong’dan
haftada beş uçuşa çıkarıyor.
C
in Genel Gümrük İdaresi’nin verilerine göre Çin’in Avrupa’ya ihracatı, 2010’un ilk beş ayında geçen yılın aynı
dönemine göre yaklaşık yüzde 50 arttı. Aynı dönemde
Çin ve Avrupa arasındaki karşılıklı ticaret geçen senenin aynı
dönemine göre yüzde 537,4 artarak 177 milyar dolara ulaştı
ve böylece Avrupa Birliği’nin Çin’in bir numaralı ticari ortağı
olduğu bir kez daha doğrulanmış oldu.
26 büyük şehre servis
110 ton kapasiteli Boeing 747-400 ERF (Uzun menzilli nakliye
uçağı) sektörde ton-mil maliyeti açısından büyük bir rekabet
gücü sunuyor! TNT Çin’den Avrupa’ya non-stop uçan bir B747400 ERF uçağını Şubat 2007’de kullanmaya başlamış ve Eylül
2009’da Hong Kong-Liege bağlantısını sunarak hava taşımacılık
hizmetini genişletmişti. TNT uluslararası ekspres servis hizmetinin yanı sıra Çin’deki iç operasyonlarını 26 büyük şehre ulaşan
günü belli kara taşımacılığı hizmetleri başta olmak üzere
genişletiyor.
08
TNT’den haberler
Çin’de domestik taşımacılığa
170 milyon Euro yatırım
TNT, Çİn’deki yerel kara taşımacılığı hİzmetlerİ alanında yapacağı 170 mİlyon Euro
yatırımla lİderlİğİnİ korumayı hedeflİyor. TNT, Yenİ yatırımla, Günü bellİ hİzmet ağını
güçlendİrecek, yenİ hİzmetler sunacak ve çalışan sayısını artıracak.
TNT’nin Çin’deki karayolu dağıtım birimi Hoau’nun teslimat tarihi belli hizmet geliri 2010’un ilk yarısında 2009’un tamamını
aştı. Hizmet alanı ise 2010 yılı başından bu yana Çin’in en büyük
şehirlerinden 26’sını daha kapsayacak şekilde genişletildi. Çin’de
800 depoya ulaşan “Günü belli hizmet ağı,” ağırlıklı olarak
Yangtze Nehri Deltası, Pearl Nehri Deltası ve Bohai Körfezi gibi
en önemli ekonomik bölgelerde yoğunlaşıyor. Ayrıca şirketin
zamanında teslim oranı yüzde 99’a ulaşmış durumda.
Daha hızlı, daha güvenilir ve daha avantajlı
TNT Hoau’nun teslimat günü belli kara taşımacılığı hizmeti, yerel hava taşımacılığına alternatif olarak uygun fiyata, hızlı ve
güvenilir bir şekilde kapıdan-kapıya teslimat olanağı sağlıyor.
Ayrıca gönderinin durumu internet üzerinde detayları ile takip
edilebiliyor. TNT Hoau’nun hizmetlerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin yanı sıra, özellikle teknoloji, elektronik, makine
ve tekstil alanlarında faaliyet gösteren Fortune 500 şirketleri de
yararlanıyor.
TNT Hoau aynı zamanda ülke çapında paket taşımacılık hizmeti
de sunuyor. TNT Hoau, ülkede toplam olarak 1500 depo ve 57
aktarma merkezine sahip, 600’den fazla şehri kapsayan bir kara
taşımacılık ağını idare ediyor.
09
TNT’den haberler
S
osyal sorumluluk… Evveliyatına dönmeden önce; bugününe bakacak olursak geldiği nokta tüm insanlık için sevindirici… Sonuca nasıl mı vardık? İstatistikler
söylüyor bunu. Artık şirketler sosyal sorumluluk milyar dolarlar seviyesinde kaynak ayırıyor
hatta birçoğu kendi vakıflarını kuruyor. Sosyal sorumluluk projelerinde amaç arzu edilen
değişimi, gelişimi yaratmak. Bu konuda önde
gelen şirketler, projelerin sürdürülebilir olmasına, çalışanlarının, paydaşlarının katılımıyla
potansiyelini artırmasına önem veriyor.
Sosyal sorumluluğun sosyolojisi
İhtİyaç sahİplerİne yardım etmek bu toprakların geleneğİnde var. Toplumsal olarak
en önemlİ gurur kaynağımız belkİ de yardım. Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze
kadar uzanan bu kültürün sokaktakİ İnsanlar tarafından nasıl algılandığını merak
ettİk. İşte sokak penceresİnden sosyal sorumluluk…
Sosyal sorumluluğun algılanışı
İhtiyaç sahiplerine yardım etmek bu
toprakların geleneğinde var. Osmanlı
İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanan bu kültürün Türkiye’nin geleceği olan
gençler tarafından nasıl algılandığını merak
ettik ve farklı rollerdeki gençlere sorduk.
Bu coğrafyanın
kültüründe yardımlaşma var
Geçmişe dönecek olursak; Osmanlı Devleti
döneminde, devletin ve zenginlerin bağışladığı topraklarla, gelir getiren binalarla işletilen vakıf sistemi vardı. Bu vakıflar ihtiyacı
olan insanlara ayni ve nakdi yardımda bulunuyordu.
Cumhuriyet döneminde vakıfların yanı sıra devlet
eliyle yapılan yardımlar arttı. Bir ülkenin yeniden
kuruluş serüveninde herkes örnek bir dayanışma
sergilendi.
Bağış ve yardımlaşma boyut değiştirdi
Bugün, sosyal sorumluluk projelerinin kapsadığı
alanlar genişledi. Devlet-vakıf-özel sektör işbirliğine dayalı bir yapı var. Vakıflar, dernekler kaynaklarını şirketler tarafından sağlarken, bazı şirketlerse kendi vakıflarını kurdu. Eskiden sadece
dini duyguların tetiklediği ve bağışa dayalı olan
yardımlaşma, bugün ortak bir yapıya kavuştu.
Artık ihtiyaç sahipleri için kaynak yaratmanın yanı
sıra bilinçlendirme, gönüllük, sivil toplum insiyatifini harekete geçirme gibi anlayışlar ön planda.
10
Gençler nasıl algılıyor?
Sosyal sorumluluk projeleri giderek yaygınlaşmaya başladı. Eğitim, sağlık, çevre, spor ve
kültür-sanat alanında gerçekleşen projeler,
şirketlerin tanıtıma başlamasıyla daha da çok
bilinir oldu. Kimi kesimler sosyal sorumluluğu
reklam aracına çevirdikleri gerekçesiyle şirketleri kınarken, kimi kesimler örneklerin ön planda
olmasının herkesi teşvik edeceği görüşünde birleştiler.
Bu tartışmalar iş dünyası, medya ve fikir önderleri zemininde sürerken biz sözü gençlere bırakalım istedik. Temelde Türkiye’nin geleceği için
sloganıyla yapılan sosyal sorumluluk projeleri
hakkında geleceğin mimarları ne düşünüyor?
TNT’den haberler
Sokaktan...
Mustafa Albayrak
Mert Açıkel
İÜ Sanat Tarihi öğrencisi
İTÜ Makine Mühendisliği Öğrencisi / Greenpeace üyesi
Sosyal sorumluluğu; toplumun eksik olduğu noktalarda sivil toplum örgütleri,
vakıflar ve şirketler tarafından hayat standartlarını yükseltmesi amacıyla yapılan
insanların faydasına sunulan eylemler
olarak tasavvur ediyorum. Bunlar insanlara gıda, para yardımının yanında kültürel
alanda da yapılan projeler olarak vukuu
buluyor. Şirketlerin yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinin halka çok faydalı
olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şirketlerin bu projelere destek vermesi gerektiğininde şart olduğu inancındayım. Çünkü
şirketler sosyal kurumlar olarak bu olgunun içinde yer almalılar… Zira bu şirketler
ekonomik olarak destek sağladıkları için
insanların yaşam standartları bir nebze
yükseliyor. Şirketlerin yaptıkları projeleri
televizyonlardan, radyodan, yazılı basından takip edebiliyoruz. Bu da önemli
bence. Çünkü bu sayede herkes gelişmeleri takip edebiliyor ve bu çalışmalara
ayak uyduruyorlar.
Sosyal sorumluluk; İnsanların yaşadıkları dünyayı daha iyi bir hale getirmek için yapılan çalışmalar olarak görüyorum. Türkiye’de bu çalışmalar biraz ağır-aksak yürüyor. Çünkü toplumumuz yeteri kadar önem vermiyor bu konuya. Bunu kendi zorunlulukları olarak görmüyorlar. Hâlbuki bu yardımlar daha sonra kendilerine fayda sağlayacak. Çünkü yapılan
yardımlar ülkenin standartlarını yükselteceği için kendi yaşam standartları da yükselecek.
Hatice Demir
Öğrenci
Gözde Yıldırım
İş kadını
Sosyal sorumluluk alanı çok geniş bir konu
aslında. Sosyal Sorumluluk sadece ihtiyaç
sahiplerine yardım etmek olmamalı… İnsanların belirli kültür seviyesine ulaşmasını
sağlamak da bir sosyal sorumluluk projesidir. Mesela bazı Doğu illerinde tiyatro,
sinema, okul yok! Neyse ki bu konuda yapılan projeler var mesela seyyar tiyatrolar,
sinemalar gidiyor ama yeterli olduğunu
düşünmüyorum. Bununla ilgili yapılan çalışmaların da ülkenin kültür düzeyini arttırmak, ülkeyi kalkındırmak için çok önemli
olduğunu düşünüyorum.
Ferdi Ertekin
Tarih Öğretmeni
Sosyal sorumluluğu konuşmadan önce “sorumluluk nedir?” onu konuşmak lazım, ondan
sonra sosyal sorumluluğu konuşmalıyız. Sorumluluk, insanın üzerine düşen görevleri yerine getirmesidir. İnsan sosyal bir varlık olduğundan dolayı kendi sorumlulukları olduğu kadar toplumsal sorumlulukları da vardır. Sosyal sorumluluk en basit haliyle birlikte yaşadığın
insanların dertlerine derman olmaktır. Sosyal sorumluluk bu ülkenin geçmişinde olan bir
olaydır. Bireysel olarak yürütülen ya da projesel anlamda yürütülebilecek bir durum değildir.
İnsan olmanı yanında gelen bir sorumluluktur. Zaten bizim toplumumuzda bazı alanlarda
kendiliğinden yürüyen bir konudur. Vakıflar vardır mesela proje değildir ama bu alanda bazı
işlerin yürümesini sağlar, ayrıca bireysel olarak ben bir sorumluluk projesinin içine gireyim
denilen bir durum değildir. Gönüllü ya da bireysel olarak yapılan, projeye dönüşen bir durum değildir insanlığın gereğidir. Toplumun içinde yaşamak böyle bir şeydir zaten.
11
Sosyal sorumluluk çalışmaları günümüzde
ihtiyaç sahiplerinin yaşaması için bir şarttır
bana göre… Özellikle bizim gibi ülkeler de
bu projeleri üstlenecek birilerinin olması
gerekiyor. Üstelik burada şunu da eklemek
isterim; sosyal sorumluluk sadece maddi
yardım değil sanatsal alanlarda da olmalı.
Çünkü halkın ücretsiz sinema, konser vs.
gibi sanatsal çalışmalara da ihtiyacı var…
Mesela Salvador Dali Sergisi’ni ülkemize gelmesi çok önemli bir olaydı. Keza İş
Bankası’nın bir sergi salonu olması, sanata
destek vermesi sevindirici bir gelişme. Bunun yanında halkın da buna dahil olması
şart… Ben birkaç sosyal sorumluluk projesi
içinde yer aldım. Hem yaptığımız işin sonucu hem de gönüllü insanlarla yan yana olmak büyük bir mutluluk veriyor insana…
TNT’den haberler
El yazısı kötü olanlar da artık
günlük tutabilecek
Hemen her konuda başvurulabİlecek bİr kaynak halİne gelen bloglar mİlyonları
peşİnden sürüklüyor. Bu sayımızda tüm dünyanİn takİp ettİğİ ve yenİ bİr web fenomenİ
halİne gelen blogları İnceledİk…
B
logların en önemli özelliği yazı ve konu açısından hiçbir bağımlılıklarının olmaması. Herhangi bir konuya bağlı kalma mecburiyetleri yok! Yazım kurallarını moda mod uygulamak
zorunda değiller. Öyle ki e-posta yazarcasına hazırlıyorlar haberlerini. Çünkü takip edilmek
veya herhangi bir şekilde ön plana çıkmak gibi bir hesapları yok! Yine de blogların neredeyse bir
haber ajansı haline de dönüştüğü de gerçek. Örneğin; gazetelerin değerli sayfalarında yer ayırmadıkları bazı perde arkası kahramanları bloggerlar konuşturuyor… Türkçe yayın yapan blog sayısı
milyona merdiven dayamış durumda. Global olaraksa 4 milyona yaklaştığı söyleniyor. Dünyayı
kasıp kavuran Blog kavramını ele aldık.
12
Blog kelimesi nasıl doğdu?
Web, log… Yabancı bir kelime olan blog,
bu iki kelimenin birleşimiyle ortaya çıktı.
‘Weblog’ ismiyle doğan, blog olarak kabul
gören bu özgürlük alanının bugün milyonlarca
takipçisi ve alan sahibi var. ‘Weblog’ kelimesini
dikkate alır ve Türkçeye uyarlamaya kalkışırsak
karşımıza ‘Web günlüğü’ ifadesi çıkıyor. İlk
başlarda ‘wordpress’in kolay kullanımı ve hızlı
yüklemesi sayesinde ilk tercih olduğu bloglar
bu. Onların amacı bir işe yaramak, bir ticaret
yapmak veya yönlendirmek değil. Onlar
istediklerini yapıyor. Bloglar arasında sivrilen
isimler de yok değil. Günlük ziyaret sayısında yüz
binleri aşan onlarca site var. Hal böyle olunca
gazeteler de bu isimleri alıyor ve bu bloggerlara
köşe veriyor. İlk akla gelen Uçan Hollandalı
lakabıyla ‘vliegendenederlander. blogspot.
com’ adresinin sahibi Fırat isimli blogger. Öyle
ki kimi zaman adını bile anımsayamayacağınız
bir futbol takımının tarihini irdeliyor kimi
zamansa bir müzik grubunun son albümünü
masaya yatırıyor. Aynı zamanda konuk ettiği
yazarlarla güncel konulara değinmeyi de ihmal
etmiyor. Bugünlerde Birgün Gazetesi’nde köşe
Blog köşelerinden,
gazete köşelerine yatay geçiş
Sanal dünyada bir milyona yakın
Türkçe blog yayın yapıyor. Kiminin takipçi sayısı yerle yeksanken
kimisini binlerce kişi takip ediyor.
Yüzlercesi yazıları yorumluyor.
Kulaktan kulağa nice yeni okuyucular kazanıyor. Hal böyle olunca
bu ilgi gazetelerin de dikkatini
çekiyor. İlgi çeken blog yazarları
kendi köşelerinden gazete köşelerine taşınıyor ve binler bir tarafa
milyonlara sesleniyor.
Kuvvetli bir iletişim aracı
Bloglar, günümüzde önemli bir iletişim
aracı olma yolunda da hızla ilerliyor. Zira
artık blogların sayısız sadık takipçisi olduğu
biliniyor. Özellikle yapılan kampanyalara
blogların da davet ediliyor olması yeni çağın
dijital iletişim çalışmalarının ilk adımları.
Çünkü bir bağımsız blogun şirketinizle ilgili
olumlu ifadeler kullanıyor ve tavsiye ediyorsa
okuyucudaki etkileri gazete ve televizyondan
kat kat etkili oluyor.
şimdilerde Google’a emanet diyebiliriz. Bloglar,
günümüzdeki popülaritesini de bir yerde
Google’a borçlu. Öyle ki Google sayesinde gerek
görsel eklemeleri gerekse metin hazırlamaları
hem çok kolay hem de seri. Google’ın sunduğu
diğer bir avantajsa arşivleme olanağı.
Blogları, haber sitelerinden ayıran özellik
İşlevi nedir? Belki de blogların diğer internet
sitelerinden farkını ortaya koyan kilit soru da
yazıyor. Unutmadan gazete veya dergideki
köşesine sığmayıp bloglara taşınanlar da var.
Blogger’ların çoğunun hayatını kazanmak için
çalıştığı bir iş, vakit ayırdığı bir mesaisi var. Mesai
bitiyor, eve gidip ailesiyle vakit geçiriyorlar ve
blogu güncellemek için kolları sıvıyorlar. Gün
içerisinde birkaç küçük not düşüyorlar, akşam
ise sıra detaylı haberlere geliyor. Kimi haftadan
haftaya güncelliyor. Kimiyse her gece düzenli
olarak yeni giriş yapıyor.
13
Blogger olmak istemez misiniz?
Siz de bir blog sahibi yani blogger olabilirsiniz.
Yapmanız gereken tek şey google’a üye
olup, bir şablon seçmek. Sonrasında
bir muhabir, bir seyyah veya bir lezzet
ustasısınız. İnternetten bir görsel bulun, maç
değerlendirmesi yazın, bir gezinizden notlar
paylaşın ya da mutfağınızda en güvendiğiniz
tarifi yaparken püf noktaları paylaşın.
“Bu ülke daha büyük başarıları ha
Bundan kısa bir süre önce Dünya 2’ncİsİ olarak tüm Türkİye’yİ sevİnce boğan A
Mİllİ Basketbol Takımı’nın menajerİ Harun Erdenay’ı zİyaret ettİk. 12 Dev Adam ve
kendİsİ hakkında bİlİnmeyenlerİ öğrendİk…
14
Aktüel Ropörtaj
B
u sonbahar, bizim için her açıdan özeldi… İstanbul, Ankara, Kayseri sokaklarını arşınlayan turistler gördük. İstiklal Meydanı’nı, Kızılay Meydanı’nı, Kayseri’yi bazen Sırplar,
bazen Slovenler bazense Amerikalılar inletti… Kısa süre önce Dünya Basketbol Şampiyonası yapıldı bu topraklarda. Yaşlısı genci ya ekran başına ya da salonlara akın etti. Milli
Takımı’nı son dakikaya kadar yalnız bırakmadı. Milli Takım da bu ilgiye layık bir başarı göstererek ikinci oldu… Başarının perde arkası kahramanlarından bir tanesi de Harun Erdenay’dı…
Milli Takım zoru başarırken onun da bu başarıda payı vardı. Harun Erdenay ile ‘sure we can’
röportajlarının bir yenisini gerçekleştirdik.
Efsane basketbolcu Kemal Erdenay’ın oğlu Harun Erdenay’ın kariyerini, kırılma noktaları ve önemli adımlarıyla kendi ağzından öğrenebilir miyiz?
Aslında tahmin edildiği gibi babamın ısrarlarıyla başlamadım basketbola… Aksine babam her
zaman eğitimime önem verdi. Ancak Boğaziçi Üniversitesi’ne girdiğimde takımda yoğun bir
tempoyla karşılaştım. Eğitimimi doğru biçimde sürdüremeyince de basketbolu tercih ettim. Profesyonel basketbol maceram Paşabahçe ile başladı. İki yıl sonra İTÜ’ye katıldım. Sonrasında
bir yıl Fenerbahçe’de oynadım ve dokuz yıl boyunca oynadığım yuvam diyebileceğim kulübe,
Ülkerspor’a transfer oldum. Ülker’den ayrıldıktan sonra İTÜ’ye ardından da bir yıllığına Mersin
Büyükşehir Belediye Takımı’na gittim.
Belki futbol ve basketbolu aynı kefeye koymak yanlış ancak; yeşil sahalarda belli mertebeye ulaşmış oyuncuların daha düşük profilli takımlara gitmediğini görüyoruz. Siz
ise hiç düşünmeden İTÜ ve Mersin denemelerine imza attınız. Bu kararların altında
neler yatıyor?
ak ediyor”
Ülkerspor’da muazzam başarılar elde ettim. Gerek Avrupa gerekse Türkiye’de çok şey öğrendim ve genç arkadaşlarla bu deneyimi paylaşacak olmanın verdiği heyecan basketboldan
15
“Tanjevic mükemmel bir insan”
Türkiye A Milli Basketbol Koçu
Bogdan Tanjevic. Harun Erdenay’ın
çalışma arkadaşlarından bir tanesi
de o… Peki, Tanjevic nasıl bir
insan? Harun Erdenay Sırp hocayı
kusursuz bir karakter olarak tasvir
ediyor. “Ekipteki herkesle ilgilenir,
herkesin yardımına koşar… Hizmet
görevlileriyle olan diyaloglarını
gördüğünüzde ne demek istediğimi
anlayacaksınız” diyor Tanjevic için
ve ekliyor; “Bizi yalnız bırakmadı.
Halbuki hastalığından ötürü herkes
anlayış gösterecekti ona ancak o
takımını yalnız bırakmanın doğru
olmadığına inandı ve bizimle
beraber yürüdü…” Türk halkının
bu fedakarlığı asla unutmayacağına
eminim…
Basın bazen haksızlık
yapabiliyor. Yanımızda
olmalarını isterdik
ancak onlar acımasızca
eleştirmeyi tercih etti.
Bugün düşününce iyi ki
yapmışlar diyorum. Zira
eleştiriler oyuncuların
hırslanmasını sağladı.
kopmama izin vermedi. Ülkerspor’da bırakmayı
planladığım kariyerimi bu etkenlerden dolayı iki
transfer gerçekleştirdikten sonra noktaladım.
Ülkerspor’da elde ettiğiniz başarılar sonrasında hiç yurtdışını veya ülke içindeki diğer
iddialı takımları düşünmediniz mi?
Ülkerspor’da çok mutluydum. İnsan mutlu olduğu bir yerden neden ayrılabilir ki? Ailemin düzeni
ve takımdaki rolüm kalmam gerektiğini hissettirdi. Yoksa gerek Avrupa gerekse ülke içerisinde
oldukça değerli teklifler aldım ancak düşünmeden dahi reddettim. Çünkü bana kalırsa insanın
daha fazla para kazanmasındansa mutlu olduğu
yerde kalması daha değerli.
Milli Takım Menajerliğinize ve
Federasyon’un genel yapısına gelecek
olursak… Biraz işleyişten bahseder misiniz?
Öncelikle şunu söylemek istiyorum Türkiye Basketbol Federasyonu, gerek organizasyon gerek
başarı gerekse istihdam ettiği personel sayısıyla
Avrupa’nın bir numarası… Lider İspanya’yı geride bırakmış bulunuyoruz. Bu başarının altın-
16
da da federasyonumuzun tek vücut mantığıyla
hareket etmesi yatıyor. Hemen her konuda bir
bütün olarak düşünüyor, bütün olarak hareket
ediyor. Bu mantığın temelini de Turgay Demirel’in
takım çalışmasına verdiği önem oluşturuyor.
2010 yılına gelecek olursak. Muazzam bir başarı. Basın ve taraftar baskısı altında kazanıla
bu başarı hakkında neler söyleyeceksiniz?
Maalesef basın biraz haksızlık yapıyor… Hazırlık
maçlarında iyi bir performans gösteremediğimizi
biz de kabul ediyoruz ancak geçerli nedenlerimiz
olduğu da tartışılmaz… Hocamıza maalesef turnuvadan önce kanser teşhisi konuldu. Bu tüm takımı derinden etkiledi. Hidayet henüz sakatlıktan
çıkmıştı, hazırlık kampının ortasında Engin Atsür’ü
kaybettik, sistemin önemli parçası Kerem doping
cezasından ötürü bir yıl basketbol oynamadı…
Sonra biz yoğun bir kamp dönemi geçirdik. Ligler tamamlandı oyuncular kısa bir tatilin ardından
kampa katıldı. Ve iki ay gibi bir sürede aileleriyle sa-
Sırbİstan maçı çok
yorucu geçtİ. Hem
fİzİksel hem de zİhİnsel
açıdan yıpranmış
oyuncular destan
yazdılar. Bu sonuç
rehavet yarattı ve finale
maalesef İstedİğİmİz gİbİ
hazırlanamadık.
dece iki-üç kez görüşme şansı yakaladılar. Yorucu
bir sezonun ardından böyle bir döneme girdiğinizi
düşünün… Kolay değil ancak; hepsi bu zorlu görevin ardından alınlarının akıyla çıkmayı başardılar.
Takımın genel kimyası zaten her şeyi anlatıyor…
Şüphesiz uyum dışarıdan da gözüküyordur. Öyle
ki biz kamp için ilk kez bir araya geldiğimizde zaten hedef olarak finali konuşuyorduk… Aklımızda
sadece final vardı. Çünkü taraftarımızın önünde
sıradan bir sonuç asla kabul edilemezdi bizim
adımıza. Bu bilinçle çalıştık. Turnuvanın başından
sonuna dek bu hedef için mücadele ettik. Ancak
yarı finaldeki Sırbistan maçı maalesef biraz şanssızlığımız oldu. Finale çıkmayı başarınca biraz da
mental sorunlarla uğraştık. Üstüne bir de fiziksel
yorgunluklar eklenince derecemiz ikincilikte kaldı.
Ben de o soruyu soracaktım… Amerika maçında oynadığımız basketbolun önceki performanslarla karşılaştıracak olursak büyük
bir fark olduğunu görüyoruz. Bize biraz
bu düşüşün nedenlerini anlatır mısınız?
Öncelikle oyuncular kafa olarak; koyulan hedefi
başarmanın rahatlığını yaşamış olabilirler. Zira
hedefimiz finaldi ve finale çıktık. Son ana kadar
mücadele ettiler ve finale çıktılar. Zihinsel olarak
odaklandılar. Öyle ki o Amerika yarı finalde rakibimiz olsaydı yenebilir finale çıkabilirdik. Ancak
biz finali onlarla oynadık ve onlarda bu denli kırılgan bir takım bulunca karşılarında gerektiği gibi
oynayıp şampiyon oldular. Ayrıca onlar yarı finalde rahat bir maç geçirmiş fazla dinlenmişlerdi.
Bizi Sırbistan maçı da geriye götürdü maalesef… Hem çok yorulduk hem de son basketle
biten bir maç olduğu ve sonucunda finale çıktığımız için yükselen adrenalin seviyesi nedeniyle
oyuncuların düzeni bozuldu. Akşam yemeğiydi
kutlamalardı derken oyuncuların rutin tedavi
ve masajlarının sabaha karşı yapılmasına neden
oldu. Ancak oyuncular erkenden de otele gelmiş olsalar yükselen adrenalin seviyesi nedeniyle
uyuyamayacaklardı. Fiziksel yorgunluk bir kere
bizi çok etkiledi. Yetmediği gibi bir doyum da
söz konusuydu. Zira yukarıda da sölediğim gibi
hedefimize başarıyla gelmiştik. Kimse bize böyle
17
bir maç, böyle bir performans sonrası Amerika’dan
alınacak bir mağlubiyet nedeniyle eleştiri yöneltmeyecekti vs… Oyuncuların kafası bu açıdan da
biraz karışıktı ve sonuç itibarıyla Amerika’ya karşı
kaybettik… Ancak gösterilen mücadeleden, harcanan emekten ötürü katkısı olan herkese tekrar teşekkür ediyorum. Ülkemize böyle bir başarı
kazandırmak kolay değildi ve oyuncularımız zoru
başardı…
Bogdan Tanjevic ile beraber çalıştırız. Koç nasıl biri?
Sporcu ve koç kimliği öncesinde kusursuz bir
karakterdir Tanjevic. Sadece oyuncularına değil
çevresindeki herkese yardım eli uzatmaktan çekinmez. Herkesin derdini sıkıntısını sorar çözmek
için çaba gösterir. Takımın hizmet görevlilerinden
oyuncuların, yöneticilerin herkesin keyifli olması
için elinden geleni yapar. Taktik ve oyuncu yönetimi konusundaysa sanırım yorumlanacak bir
durum yok ortada. Milli Takım ve Fenerbahçe’de
yaptıklarıyla zaten nasıl biri olduğunu kanıtlıyor.
Nereden buldunuz bu adamı?
Cümle Harun Erdenay’a ait… Bu sözü
Kerem Gönlüm için söylemiş. Harun
Erdenay’a bir anısını sorduğumuzda bu
yanıtı aldık. Kerem Gönlüm Ülkerspor’a
transfer edildiğinde ilk antrenmanlarını
seyretmiş ve yöneticilere şu sözleri söylemiş; “Bu adamı nereden buldunuz?
Şut atmasını bilmiyor, top sürmesini bilmiyor. Bu adamdan basketbolcu olsun
ben basketbolu bırakırım…” Bir süre
sonra bu düşüncelerini Kerem’e de söyleyen Erdenay, bugünlerde Kerem’in
attığı her basket sonrası oyuncunun
esprilerine maruz kalıyor…
CEO
HAKKINDA HER SEY!
CEO… Chief Executive Officer’ın
sİhİrlİ kısaltması… Bugünlerde bu
kısaltmayı çokça duyar olduk. Pekİ,
CEO’lar nasıl İnsanlardır? Ne yer ne
İçerler? CEO olarak mı doğdular?
Bu ve buna benzer soruların
cevaplarını merak edİyorsanız,
doğru sayfadasınız… Lee Iacocca’nın
başarılarının yanında Kenneth Lay’in
‘Enron Skandalı mercek altında…
18
Kapak
CEO’ların en önemlİ çıkış noktalarından bİr tanesi de zaman yönetİmİ.
Hayatlarını sadece İşe endekslememelerİ İçİn zamanı İyİ yönetmek zorundadır
CEO’lar. araştırmalara göre sosyal yaşantısında da karmaşaya düşen
ceo’ların çalışmalarındakİ verimlilik yok oluyor…
İllüstrasyon: meral erdoğan
G
ünümüzde şirketlerin geleceğine yön veren CEO’lar
dümeninde oturdukları şirketlerin kaderinde belirleyici
bir rol oynuyorlar. İyi bir CEO şirketini zirveden zirveye taşıyabilirken, kötü bir CEO verdiği yanlış kararlarla başka
şirketi olmak üzere, çalışanlarını ve hissedarlarını zarara da
uğratabiliyor. İş dünyasında son yıllarda önemi giderek artan
CEO’luk kavramı için pek çok şey söylenebilir ancak öncelikli
olarak söylenecek şey CEO şirketin lideridir. .
Bir CEO liderlik özelliğini taşımalıdır
Ünlü Fransız devlet adamı Charles De Gaulle, “Planlama bir
çok kişi tarafından, harekete geçiş ise bir kişi tarafından yapılır” diyerek lideri tanımlıyor. Evet bir CEO kesinlikle liderlik
özelliğine sahip olmalıdır ki motivasyon ve karar alma süreçlerinde etkin olabilsin.
CEO’nun takımın üyelerinin yönetimini başarabilmesi için iyi
bir davranış yorumlayıcısı ve iyi bir motivasyon sağlayıcı olması
gerekir. Bunun yolu ise liderlikten geçer. Karar alma açısından
da durum böyledir. CEO’nun işi, zamanında ve özellikle belirli
derecelerde riskler taşıyan kararlar almaktan ibarettir. Ancak
liderlik özelliklerini taşıyan bir CEO karar almanın güçlüklerine
karşın, tutarlı kararlar almakta başarılı olabilir.
Çalışanlara yaklaşımı geleceğini belirler
Çalışanlarla olan ilişkiler de CEO’ların başarılarını doğrudan
etkileyen etkenlerden biridir. CEO birlikte çalıştığı takımın
görüşlerine değer vermeli, onları dinlemeli ve karar sürecine
dahil etmelidir. Her zaman kendisi ön planda olmamalı, gerektiğinde geride durmayı başarabilmelidir.
19
Herkese eşit mesafede duran ve objektif yaklaşan, gerektiğinde çalışanları ile arkadaş olabilen, gerektiğinde aradaki
mesafeyi koruyabilen bir karakter CEO’luk için kritik öneme
sahiptir. Verimli şirketlerin tamamında öne çıkan konunun yatırımların yanı sıra çalışan motivasyonu olduğu görülüyor.
Kriz anında karar verecek kadar cesurdur
Kriz yönetimi… Belki de CEO’ların kaderini çizen en önemli konulardan biridir. Otoritelere göre kriz anlarında en kritik
konu; zamanında alınan kararlar. Sonuçları değerlendiren
ekonomistler karar alma süreçleri ne kadar uzarsa o kadar zarar görüldüğünü çıkarıyor ortaya.
Bu konuda yapılmış en keskin yorum “Kötü dahi olsa bir karar
alın ve hemen ilan edin. Kararsızlık çözümsüzlük olarak görülmektedir. Bu nedenle hızlı alınacak en kötü karar bile geç alınacak doğru karardan daha az zarar verir” Diyor. Doğruluğu
veya işlerliği ne kadar isabetli tartışılır ancak ekonomistlerin
detaylı araştırmalardan çıkardıkları sonuç bu…
CEO, strateji çizer, kaynakları verimli kullanır, israfa savaş açar.
Firmanın sadece kârını değil, itibarını da artırmaya çalışır. CEO
sadece yönetim kuruluna değil aynı zamanda hissedarlara,
çalışanlara, müşterilere, sendikalara, basına, kamuoyuna, bakanlıklara karşı da sorumludur. Dolayısıyla bu sorumluluğun
altından başarıyla kalkmak için iyi düşünüp, kaynakları verimli
kullanmalıdır. Karar verirken ülkenin ve sektörün durumlarını
göz önüne almalıdır. Zira ondan beklenen doğru zamanda,
doğru yerde, doğru işi yapmaktır.
Lee Iacocca
Kovulmasaydı, efsane olamayacaktı…
Lee Iacocca, dİp noktasında devraldığı Ford’u zirveye taşıdı.
Yola dolu dİzgİn devam ederken “kıskanç” patron Lee’nin görevİne son verdİ. Ne olduysa ondan sonra oldu ve Iacocca
Ford’dan sonra Chrysler’in CEO’su oldu. Zorluklar altında kusursuz bİr performansla hem Chrysler’İ hem de kendİnİ adını zİrveye taşıdı…
Sorularımızın cevaplarını bulduktan sonra
sıra örneklerde… Iacocca Ford’da CEO iken
genç patronunun egosu nedeniyle kapının
önüne koyulmuştu. Ford’u lider yapan adamın patronu kendisiyle bir öğlen yemek istediğini söylediğinde kovulacağı aklına bile
gelmemişti şüphesiz.
CEO çılgınlığının kıvılcımları
Hikayeyi açacak olursak; Ford’un kurucusu
Henry Ford, T serisi otomobillerle sektörde
çığır açarken işçilere de yüksek maaş veriyordu. Bunu yapmasının temel nedeni sendika ve diğer işlerle uğraşmak istememesiydi. Ancak sendikalaşma çalışmalarına karşı
koyamadı ve fabrika büyük bir karmaşanın
içine düştü. İşte Ford’u önemli bir işletme
yapan I. Henry, bu andan sonra fabrika yönetimini Lee Iacocca’ya bırakıyordu. Efsane
CEO Iacocca’nın işleri Henry’nin oğlu işlere
karışıncaya kadar yolunda gidiyordu. Öyle
ki durma seviyesine gelen üretim tesislerini
yeniden canlandırmıştı Iacocca…
Ford Mustang’i yaratan adam
Çalışanları yeniden heyecanlandırmayı başaran Iacocca, üretim ve pazarlama hamleleriyle Ford’u eski günlerine döndüreceğinin sinyallerini verdi. Öyle ki bugün spor arabaların
piri sayılan Ford Mustang’lerin mimarı Lee
Iacocca’dır. Yaşlıların otomobil heyecanları-
nı kaybettiklerini düşünen Iacocca, gençlere
bu sevgiyi aşılamak adına Mustang’in tasarlanmasını sağladı. Bugünlerde otomobil tutkunlarının rüyalarını süsleyen Mustang’ler
piyasaya çıktığı andan itibaren fenomen
olmayı başardı. 56’da 56 sloganıyla bir de
kampanya düzenleyen Iacocca 56 model
Ford otomobilleri 56 dolar taksitle ve yüzde 20 indirimle satışa sundu. Böylelikle Lee,
hem piyasadaki Ford otomobil sayısını artırdı
hem de stokları eritti.
Ford yeniden zirveye yürüyor
Lee Iacacco yaptığı tüm hamlelerde başarı
sağlayarak, Ford markasını dipten aldı ve
zirveye taşıdı. Ancak atlanmaması gereken
bir konu daha var; Iacocca’nın Ford’daki
kaderini de bu denli başarılı olması etkiledi.
Oğul Henry bu başarıları hazmedemedi ve
şirketten ayrıldıktan sonra farklı bir şirkete giderse iki milyon dolar ödeyecek olan
Lee’nin korkacağını düşünerek anlaşılması
güç bir karara imza attı.
Başarı hikayesi daha yeni başlıyor
Fabrikayı karşıdan gören lüks bir restoranda
ayrılan masaya oturdular. Genç patron Ford
ansızın Iacocca’ya fabrikayı göstererek “Burası neresi” sorusunu yöneltti. Iacocca da
“üretim tesisleri” cevabını verdi ve Ford’un
ağzından şu cümleler döküldü; “İşte o üre-
20
Ford Mustang’in hikayesi
Yaşlılar bir yerden sonra otomobilleriyle
olan duygusal bağlarını kaybediyordu. Artık eskisi kadar özen göstermedikleri gibi
araba değiştirmek gibi bir hevesleri de kalmamıştı. Lee Iacocca böyle düşünüyordu
ki bunu da istatistiklere dayandırıyordu.
Satış rakamları ve ülkedeki otomobil sektörünün yokuş aşağı yuvarlanması otomotivcileri tehdit ediyordu. Ta ki Lee’nin
gençlere yönelik tasarımlar başlatmasına
kadar. Nitelikli bir üretim bandına sahip
olan Ford bünyesinde gençler için yeni
bir araba tasarlatan Lee,
bu yeni modelin adını
da Mustang olarak
belirledi. Çok kısa
bir süre içerisinde
20 bin satışı geçen
Mustang’ler
bugün halen bir fenomen…
Lee yol haritasını çiziyor
Bir enkazdı Chrysler… Ford’un başarılı altyapısıyla kotardığı görevi bu kez daha büyük zorluklarla
yerine getirmek zorundaydı. Çalışanların şirketi
umursamadığını gördü. Ve İlk iş olarak onları bu
mücadelenin bir parçası olduklarına ikna etmeye
koyuldu. Kendi maaşını 360 bin dolardan 1 dolara indiren Lee, çalışanlardan da fedakarlık istedi.
Bu süre içerisinde herkesi dinledi. Her fikri değerlendirdi. Kapı görevlisinden mühendisine hemen
herkesi işin içine kattı. Sonuç olarak da dipteki
Chrysler’de yaşam umudu olduğunu gördü ve
zirve için çalışmalarına hız verdi.
tim tesislerinin adı Ford… Ve orada gördüğün
her şeyin sahibi benim. Ben ne dersem o yapılır
ve şimdi sana diyorum ki tüm eşyalarını topla ve
şirketimden kaybol…”
Ford, Iacocca’nın evinde oturacağını düşünüyordu. Tazminat maddesini göze alacağını hiç
hesaba katmamıştı. Ancak Iacocca yeni devler
yaratmak için çalışmalara başlamıştı bile. Fiat,
Volkswagen, Mitsubishi, Nissan ve Renault’a bazı
projelerle gitti. Yeni görevi için kıta aşırı markaları
irdelerken hiç ummadığı bir teklif aldı… Amerikan otomobil üreticisi Chrysler’in teklifini kabul
etti ve bildiği sektörde yeni şirketini zirveye taşımak için kolları sıvadı.
Kurucunun sözlerinden ilham aldı
Bu dirilişin temeli sadece Iacocca’ya ait değil. “İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her
engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve
yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler
savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm
gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular
başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar” diyen
Chrysler’in kurucusunun da bu dirilişte büyük
payı var. Lee de bu sözlerden ilham aldı. Yemeklerini işçilerle yedi, tulumla gezdi, elini yağın içine
soktu her aşamada işçileriyle omuz omuza çalıştı
Ve bu şekilde mesailerini doldurmak için saatten
gözünü ayırmayan çalışanları adeta şirketin sahibiymişçesine motive etmeyi başardı.
Icocca’nın en büyük özelliği çalışanları kenetleyerek kriz anlarında doğru kararları verebiliyor olmasıydı. Şimdilerde iş temposundan sıyrılarak ailesiyle vakit geçiren Iacocca ile Amerika’dan dünyaya bir CEO hareketi yayıldı. Şirketler CEO’lara
büyük paralar ödedi ve CEO’lar muazzam bir
saygınlık kazandı. Ta ki Kenneth Lay ve Jeffrey
Skilling’e kadar…
21
LEE IACOCCOA, CEO’LARIN
BUGÜNKÜ SAYGINLIK
VE KAZANÇLARININ BAŞ
MİMARI. ZIRA CEO’LUK
ONUNLA BİRLİKTE GÜN
YÜZÜNE ÇIKTI VE ZİRVE
NOKTASINA ULAŞTI.
Chrysler’i dünya devi yapt›
Chrysler in bugünkü prestij ve
üretim bandını bir kenara bırakın
ve hikayeye kulak verin. Lee, Chrysler in başına geçtiğinde önemli
araştırmalar yapmaya başladı. Ve
çıkardığı sonuç şuydu. Amerikan
halkı ekonomiden çok söz ediyordu. Ekonomik, ekonomik, ekonomik… İşte yeni üretim politikasını
bu mantıkta belirledi ve Chrysler
belki de tarihinde ilk kez ekonomik, ufak ve gösterişsiz otomobiller
üretti. Lee’nin sonraki araştırmasıysa ailelerin alışkanlıklarıydı. Tüm
ailenin dadılar ve evcil hayvanlarıyla
beraber dolaştıklarını fark etti. Bu
kez ikinci adımı attı ve bugünün
efsane otomobili Voyager serisini
tasarladı. İşte Chrysler bu gibi
dokunuşlarla
dipten zirveye soluksuz
bir tırmanışa
geçti.
Bir CEO ne kadar acımasız olabilir
ENRON… CEO’NUN NELER YAPABİLECEĞİNE BAŞKA BİR ÖRNEK.
2000 YILINDA AMERİKA’DAKİ EN BÜYÜK 7’NCİ ŞİRKET OLARAK
GÖSTERİLEN ENRON, 1985 YILINDA ‘HAUSTAN NATURAL GAS’ İLE
INTERNOTH ŞİRKETLERİNİN BİRLEŞMESİYLE KURULDU. VE DAHA
KURULDUĞU GÜNDEN İTİBAREN BİR NUMARALI DOĞALGAZ
DAĞITICISI OLARAK İLAN EDİLDİ. MILENYUM ÇAĞININ BAŞINDA
YILLIK 100 MİLYAR DOLAR KAZANIRKEN KÖTÜ SON KİMSENİN
AKLINA GELMİYORDU. DİĞER BIR DEĞİŞLE CEO KENNETH LAY VE
CFO ANDREW FASTOW’UN NELER YAPTIĞINDAN HENÜZ KIMSENİN
HABERİ YOKTU...
Lay hayatını kaybetti, Fastow
ve Skilling hapiste
Sayısız hissedar ve çalışan tüm birikimlerini Enron’a yatırdıklarında olacakların
elbette farkında değildi. Zira Enron
hisse fiyatları tırmandıkça talep de katlanarak devam ediyordu. Ve bu karlı
hisseleri satmak hiç kimsenin aklından
geçmiyordu. Krizin patlak vermesiyse
herkesin büyük karlar beklediği bir
ortamda açıklanan akıl almaz zararla
oldu. Üstelik dışarıdan bakıldığında ortada olumsuz hiçbir durum yoktu. Ancak Andersen firması zarar açıklanması
gerektiğini belirtiyordu. Bu andan itibaren SEC (ABD Sermaye Piyasası Kurulu)
Enron hakkında bir soruşturma açarak
tüm pislikleri gün yüzüne çıkarttı. Başlıktaki üç aktör de hapis cezasına çarptırıldı. Şirket sahibi ve CEO’lardan biri
Kenneth Lay hapse girmeden hayatını
kaybederken, Fastow ile Skilling şimdilerde demir parmaklıklar arkasında…
Lay, Fastow, Skilling ve Andersen
Şirket çalışanları var güçleriyle çalışıyor, oldukça
iyi paralar kazanıyordu. Keza hisse sahipleri de
öyle… Aslına bakılırsa hisse sahiplerini de büyük
çoğunlukla çalışanlar oluşturuyordu. Zira Enron
o dönemde en iyi parayı kazandıran kurumların
başındaydı. Lay ve Fastow ikilisi muhtemelen
hisseler bloklar halinde satın alınırken muhasebe
kurallarını alt-üst eden oynamalar yapıyor ve
Arthur Andersen’ın denetleme şirketinin bu
değişimleri göz ardı etmesi için çaba harcıyordu.
Öyle de oldu. Enron, bir süre bu şekilde kör
topal ilerledi. Tabi bu gidişattan en yakın
üst yöneticiler, diğer çalışanlar ve hissedarlar
habersizdi. Global bir hisse olan Enron’un
kağıtları sayısız milletten insan tarafından satın
alındı. Hisseler tırmandıkça talep daha da arttı.
22
AŞAĞIDAKİ FOTOĞRAFLAR İKİ ULUSAL
YAYINDAN... OKUDUĞUNUZ İKİ CEO
DA MANŞET OLMAYI BAŞARMIŞ.
TEK FARKLA; LEE IACOCCA BİR DAHİ
OLARAK LANSE EDİLİRKEN, KENNETH
LAY DOLANDIRICI DAMGASI YİYORDU.
Jeffrey Skiling sorunsalı
2000 YILINDA ABD’NİN EN
BÜYÜK 7’NCİ ŞİRKETİ OLARAK
GÖSTERİLEN ENRON, ÇOK
DEĞİL İKİ YIL SONRA BÜYÜK BİR
SKANDAL OLARAK TÜM ÜLKEDEKİ
DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ…
Şirket çalışanların hem işlerini hem de
birikimlerini kaybetti
Enron’un ilk etkisi şirket çalışanları üzerinde
oldu. Binlerce Enron çalışanı işsiz kaldı.
Çalışanlar işlerini kaybettikleri gibi aynı
zamanda yıllardır biriktirmiş oldukları emeklilik
kesintilerini Enron hissesine yatırmış oldukları
için kaybettiler. Birikimlerini değerlendiren Enron
çalışanlarının hisse senetlerini 50 dolarlık fiyatın
altında satabilmeleri de kısıtlanmıştı. Dahası
şirket çalışanlarını hisse almaya yönlendiren
Enron’un üst yönetiminin ellerindeki hisseleri
herhangi bir kısıtlama olmaksızın paraya
çevirerek iflas öncesinde büyük paralar
kazandıkları söylendi. Tahmin edeceğiniz üzere
yöneticiler Fastow ve Lay’den başkası değildi.
Diğer CEO Jeffrey Skilling ise gizlenen tüm
muhasebe kayıtlarının meydana çıkmasıyla istifa
ediyor, eski başkan Baxter ise intihar ediyordu.
Gerçek su yüzüne çıkıyor
Dışarıya sundukları pembe tablonun rengi
ufak ufak değişiyordu. Planlar değişmiş, Lay ve
Fastow artık kendilerini korumak için stratejiler
geliştirir olmuşlardı. Zarar açıklamaları ve iflas
söylentileri yüksek sesle konuşulmaya başlanınca
artık geriye yapılacak bir şey kalmadı. Kısa süre
önce üç haneli rakamlardan satılan hisseler 1
doların altına düşmüş, alıcı şirketler talip olsa
da biraz incelemeyle alımdan vazgeçmişlerdi.
Hal böyle olunca SEC (ABD Sermaye Piyasası
Kurulu) olaya el koyuyor ve sıkı bir inceleme
başlatıyordu.
Zaten kısa süre sonra da iflas etti. Enron’daki
tüm fiyasko gözler önüne serildi. Skilling,
Fastow ve Lay hapis cezasına çarptırıldı. Lay
daha cezasına başlamadan hayatını kaybetti.
Diğer ikiliyse halen hapiste…
23
Enron daki büyük skandal patlak vermeden bir müddet önce istifa eden
Jeffrey Skilling mahkemede suçsuz
olduğunu iddia etmişti. Kağıt üzerin
de karmaşanın anlaşıldığı anda istifa
ettiği görülüyordu. Ancak sahip olduğu Enron hisselerini büyük düşüşten
çok kısa bir süre önce elinden çıkardığı anlaşıldı. Bu durum mahkemenin
elini güçlendirirken Skilling’in gardını
düşürüyordu. Sonuç olarak kamusal
bir zarar doğuran şirketin baş sorumlularından biri olan Skilling i istifası ve
savunması da kurtaramadı.
Kapak Roportajı
KAPAK KONUSU CEO OLUNCA KONUNUN
DERİNLİKLERİ İÇİN BIR CEO İLE GÖRÜŞMEYİ
PLANLIYORDUK. ANCAK ‘PARADIGMA
DEĞIŞTIRENLER’ ADIYLA ÜÇ KITAPLIK BIR SERI
ÇIKARMIŞ ÖMER ÖZKAN’IN ÖNEMLİ İSİMLERLE
GÖRÜŞTÜĞÜNÜ, YURTDIŞINDA VE ÜLKEMIZDE BU
UĞURDA ÇALIŞMALAR YAPTIĞINI GÖRDÜK. MERAK
ETTİĞİMİZ SORULAR VARDI VE ÖMER ÖZKAN’DAN
BU SORULARIN CEVAPLARINI ÖĞRENDIK.
“CEO geminin
kaptanıdır”
İ
ş çevreleri Ömer Özkan’ı yazdığı üç iddialı kitabıyla tanıyor. İş dünyasındaki
dinamiklere üç farklı merkezin yön verdiğini düşünüyor Özkan ve bir yola
çıkıyor. Bu yolda önce danışmanlar-yazarlar-teorisyenlerle görüşüyor… Değişimin teorik çerçevesini çizenlerden hemen sonra uygulayıcıların, CEO’ların
kapısını çalıyor Özkan. Son olarak da endüstri yaratan girişimcilerle buluşuyor.
Ve üç kitabıyla iş dünyasının perde arkasına iniyor. Bu sayımızda belirlediğimiz
CEO kavramı için birçok CEO ile görüşen Ömer Özkan ile kitapları ve yönetişim
üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik…
Ömer Özkan’ı yakından tanıyabilir miyiz?
An itibarıyla yönetim-organizasyon programı üzerine yüksek lisans
yapıyorum. Yurt içi ve yurt dışında birçok eğitim ve sertifika programına
katıldım. İleri düzeyde kalite ve üretim metotları uygulamalarından oluşan ve
‘CQDC’ (Corporate Quality Development Center) tarafından verilen eğitim
programını başarı ile tamamladım. Bunun yanında ‘IRCA’ (International
Registred Certification Auditor) kayıtlı ISO 9001:2000 baş denetçisiyim, EOQ
(Europen Organization for Quality) onaylı kalite sistemleri yöneticisi, ‘EFQM’
(Europen Foundation for Quality Management) modelinin referans alındığı,
kalite ödülü sürecinde ve SEDEFED (Sektörel Dernekler Federasyonu) Rekabet
24
Gücü Ödülü süreçlerinde değerlendiricilik
yapıyorum. Tam zamanlı olarak ise PETKİM
Petrokimya Holding A.Ş.’de görevliyim.
‘Paradigma Değiştirenler 1-2-3’ adlarıyla
üç kitap çıkardığınızı görüyoruz. Bize
biraz bu çalışmalarınızdan da bahseder
misiniz?
Kitapları yazmaktaki amacım özellikle 2008
global krizinin ardından Türk iş dünyasına
yön veren üç merkezin açısından bakmaktı.
Ve ortaya ilginç, özgün bir çalışma çıktı.
Türkiye’de ve dünyada paradigma değişiyor.
Bu paradigma değişimini başlatan üç grup
var. Birinci grubun içinde danışmanlaryazarlar-teorisyenler yer alıyor. Değişimin
teorik çerçevesini çizerken, topluma ve iş
dünyasına değişen paradigma konusunda
rehberlik ediyorlar. İkinci grubun içinde
kurumlara verdikleri yönle paradigmayı
değiştiren profesyoneller var. Değişimin
yeni kurallarını yönettikleri kurumların
uygulamalarıyla topluma yerleştiriyorlar.
Üçüncü grubun içinde endüstri yaratan
girişimciler var. Bazı girişimciler, daha önce
akla gelmedik endüstrileri yaratırken bazıları
hayal edilse de cesaret edilememiş işleri
başlatıyorlar. İşte bu yol haritasından hareketle
kitaplarımda üç farklı merkezle görüştüm. İlk
kitabım ‘Paradigma Değiştirenler – 1’ de iş
dünyasındaki seçkin yönetim danışmanları ile
özellikle 2008 global krizini ardından değişen
yönetim trendleri doğrultusunda söyleşiler
gerçekleştirdim. ‘Paradigma Değiştirenler 2’
adıyla çıkardığım ikinci kitabımdaysa üst düzey
yöneticiler ile söyleşiler gerçekleştirerek biraz
yönetişim ve kişisel beceri alanlarını irdeledim.
Son kitabım ‘Devrimci Girişimciler-Paradigma
Değiştirenler 3’de ise Türkiye’de fark yaratmayı
başaran girişimcilerle görüştüm, söyleşiler
gerçekleştirdim.
CEO konusuna gelecek olursak; CEO
kavramı biraz geriye gittiğimiz zaman
özellikle de Türk halkı için bir önemli bir
pozisyon, şirket patronu veya genel müdür
karşılığındaydı. Ancak belli bir süre sonra
CEO kelimesi, anlamı ve görevleri az-çok
bilinir oldu. Bize biraz bu süreçten bahseder
misiniz? CEO unvanının doğuşu, artan
bilinirlik seviyesi ve geldiği nokta?
CEO icra kurulu başkanı olarak Türkçe’ye
çevrilmekte. Burada dikkat edilmesi gereken
nokta neyi, nasıl ve kimin icra edeceğidir.
Öncelikle icra kavramında fikir birliği sağlanması
gerekiyor. Konuyu bu açıdan ele alarak
Ömer Özkan’ı yakından
tanıyalım…
Ömer Özkan en büyük hobisini
çalışmak olarak tanımlıyor. Yönetim, yönetim sistemleri, kalite, kalite sistemleri, inovasyon,
rekabetçilik, yeni üretim metotları, verimlilik arttırıcı metotlar,
organizasyon analizleri üzerine
çalışmaktan haz duyduğunu
belirten Özkan, aynı zamanda
da tarihe ilgi duyuyor.
Bİr şİrketİn globalleşme veya büyüme planları İçerİsİnde muhakkak başarılı
bİr CEO olduğunu görüyoruz. İstİsnalar kaİdeyi bozmaz ancak genel
görüntüye göre büyüme planlarına başlamadan önce İyİ bİr CEO bulmak
oldukça önemlİ Bİr konu...
25
Paradigma Değiştirenler
serileri…
Ömer Özkan, iş dünyasında trendlerin
üç merkez tarafından yönetildiğini
düşünüyor. Daha doğrusu kabul görmüş
sistemi irdeliyor Hayykitap’tan çıkardığı
kitaplarında. “Kitapları yazma amacım
özellikle 2008 global krizinin ardından
Türk iş dünyasına yön veren üç merkezin
açısından bakmaktı” diyor kitapları
hakkında konuşurken. CEO’larla olan
görüşmelerinde karşısındaki insanların
yönetişim konusundaki düşüncelerinden
ve tecrübelerinden kazanımlar elde
ettiğini de ekliyor…
Paradigma Değiştirenler 2
ve önemli CEO’lar…
Ömer Özkan’ın, 2’nci kitabını
hazırlarken oldukça önemli isimlerle
görüştüğünü görüyoruz. SOCAR&Turcas
Enerji A.Ş. CEO’su Kenan Yavuz,
KARİYER.NET Genel Müdürü Yusuf
Azoz, BİLİM İLAÇ Genel Müdürü
Dr.Erhan Baş, SOYAK HOLDİNG CEO’su
M.Emre Çamlıbel, BURGER KİNG Genel
Müdürü Caner Dikici,
STROER-KENTVİZYON Genel Müdürü
Murat İlbak, İDO Genel Müdürü Ahmet
Paksoy TOFAŞ CEO su Ali Pandır,
İPRAGAZ Genel Müdürü Selim Şiper
isimleriyle söyleşi gerçekleştiren
Özkan, her birinin tecrübelerinden
faydalandığını belirtiyor.
başlamamın sebebi görev tanımlarındaki
karışıklık… Doğru tanımlamamanın getirdiği
karmaşa genel müdür ve CEO kavramlarının
da karıştırılmasına neden olmakta. Dünya’da
CEO’luk kavramı 1980’de Chrysler’in CEO’luk
görevini yürüten Lee Iacocca’nın başarılarından
dolayı popülerleşti. Iacocca, Chrysler’i uyguladığı
pazarlama stratejisiyle iflastan kurtarmıştı. Bu
gelişme sonrasında CEO’lar ABD’de kahraman
olarak nitelendirilmeye başlandı ve şirketler
tarafından her türlü yetkiyle donatıldı. Yakın
zamandaki şirket muhasebe skandalları
tabii ki dünya da CEO’lara bakışı kısmen
olumsuzlaştırdı.
Yazımızın girişinde ‘Enron skandalını’
kullandık. Önemli bir iflas büyük bir
fiyasko hatta soygundu… Bu nedenle
medyada geniş yer buldu ve belki de
CEO mertebesinin ne demek olduğu
uygulamalı şekilde zihinlere yerleşti.
Zira bir CEO şirketinin lider olmasını da
sağlayabilirdi, iflas edip dağılmasına da
neden olabilirdi. Siz bu durum hakkında
neler söyleyebilirsiniz?
Enron gibi skandalların sayısı maalesef arttı.
Biraz düşünüce ‘WorldCom’ aklıma geliyor.
Onda da yanlış finansal beyanatla, muhasebe
hilesi olmuştu. Tabii bu skandallar özellikle
ABD’li CEO’ların itibarının zedelenmesine
yol açtı. Bu skandallar bize kişisel ihtirasların
bazen şirket veya ülke menfaatlerinin önüne
geçebileceğini tüm açıklığı ile gösteriyor. Zaten
bu skandalların sayısı da arttırılabilir. Ortaya
çıkan skandallarının ardından geçmiş yıllarda
Wet Seal adlı ABD’li giyim devinin CEO’su Kathy
Bronstein ‘‘Artık CEO olduğumu söylemeye
utanıyorum’’ sözü halen akıllarda.
Çok da spesifik olarak değil ancak
sizden CEO unvanının sorumluluklarını
öğrenebilir miyiz? Şirket adına en önemli
görevleri nelerdir? Perde arkasında nasıl
sorumluluklar üstlenir?
Ünlü yönetim gurusu Peter Drucker CEO’yu;
“İç (organizasyon), dış çevre (toplum) ekonomi,
teknoloji, piyasalar ve müşterilerle bağlantıyı
kuran kişidir” diyor. Ben de CEO’ların
sorumluluklarını bu tanımla açıklıyorum. Çünkü
sorumluluk bu tanımla birlikte kendiliğinden
ortaya çıkıyor.
26
Kapak Roportajı
yönetilmesi şeklinde de ifade edilebilir.
İşletmelerin stratejik yönetimi ve yönlendirilmesi
ile görevli ve sorumlu üst yönetimin bu görev
ve sorumluluklarını yerine getirirken, işletme
üzerinde kendilerini belirli nedenlerle hak sahibi
gören pay sahipleri, çalışanları, tedarikçi müşteri
ve diğer toplumsal kurumlarla olan ilişkileri
kapsar.
CEO GEMİNİN KAPTANIDIR.
GEMİNİN ROTASINI BELİRLER.
ŞİRKETİN ZIRVE GÜNLERİNDE DE
KRİZ GÜNLERİNDE DE DOĞRU
STRATEJİLER ÜRETEBİLMELİDİR.
Akıllara yer eden sorulardan bir tanesi de
CO ile patron ilişkileri… CEO bir patron
değil ancak en az o kadar yetkili bir
unvan… Gerek ülkemizde gerekse dünyada
patron CEO arasında çatışma oluyor mu?
Oluyor ki bu da çok doğal. Bu yüzden işinden
ayrılan veya işine son verilen Dünya’da ve
Türkiye’den bir çok CEO’yu örnek verebiliriz.
Burada kurumsal yönetişim ilkelerinin ortaya
konulması bu çatışmaları ortadan kaldırabilecek
tek çözüm. Kurumsal yönetişim nedir?
Kurumsal yönetişim şirketin üst yönetiminin
Kitaplarınızdan gördüğümüz kadarıyla çok
önemli CEO’larla söyleşileriniz bulunuyor.
Bize biraz CEO profilinden bahseder
misiniz? Bir CEO’da olmazsa olmaz karakter
özelliği nedir?
İletişim becerisi olmazsa olmaz bir olgu.
İletişimden kastım tüm paydaşlarla etkin
iletişim. Yani hissedarlarla, yönetim kurulu
il, müşterilerle, çalışanlarla, basınla, devlet
organları ile. Yönetim pramidinde aşağıda yukarı
doğru çıkıldıkça teknik bilgi azalır, yönetsel
beceriler artar. Profesyonel ve etkin olunması
gereken bir konu iletişim. CEO’unun meydana
getirebileceği küçük bir iletişim kazası şirketim
marka değerinden, itibarına kadar birçok
konuyu olumsuz etkileyebilir.
Önceki soruyu açacak olursak; bir CEO’da
olması gereken özellikler nelerdir?
İletişim becerisine ek olarak bir çok özellik
ekleyebilirim. Öncelikle iç motivasyonunu çok
yüksek tutması, enerjik ve proaktif olması
gerekir. Bunlarla birlikte işine müthiş bir
heyecan duyması gerekiyor. Kitaplarımda söyleşi
yaptığım üst düzey yöneticiler istisnasız hepsi
böyleydi. Ben, başarılı olmalarını kaybetmedikleri
heyecanlarına ağlıyorum. CEO heyecanlı
olmazsa peşinden kimseyi sürükleyemez. CEO
öncelikle ortaya koyduğu vizyonla insanları
heyecanlandırmayı başarmalıdır. Ayrıca analiz
kabiliyetinin ileri seviyede olması gerekir.
Çünkü zaman darlığından ötürü kendilerine
verilen raporları ve ya sunumları çok ayrıntılı
27
okuyamasalar bile elindeki verilerle konuyu
çok iyi kavrayabilmeleridirler. CEO geminin
kaptanıdır. Geminin rotasını belirler. Dolayısıyla
doğru stratejiler üretebilmelidir. Krizlerle baş
edebilmeli, ki bizim CEO’larımızın diğer ülkedeki
CEO’lardan üstünlüğü olarak kabul edilir
bu özellik. En önemlisi ani kararlar alabilme
yeteneğine sahip olması gerekir CEO’ların…
Ani kararlar birçok zaman büyük stresler altında
alınmaktadır. Karar verebilme yeteneği önemli
ama aldığı kararı icra edebilme yeteneğini en az
karar almak kadar önemli. Biraz uzun şekilde
açıkladım ancak inanın liste daha da uzayabilir.
Futbol ve CEO…
Yurtdışına baktığımız zaman bütçeleri
400–500 milyon Euro’ların üzerinde olan
spor kulüplerinin idarelerinde CEO’lar
olduğunu görüyoruz. Sanıyor musunuz
ki hepsi futbolu çok iyi biliyor. Hayır çoğu
futboldan anlamıyor bile. Ancak kulüpler
bu hamlelerden geri adım atmıyor.
Bir CEO’nun vizyonu katıldığı şirketin
sektörünü iyi tanımasından önce geliyor.
Bir futbol takımı kurmak için liderlik,
motive edebilme, heyecan oluşturmak,
takım çalışması, çatışma yönetimi,
strateji belirleme, iletişim, rakipleri
analiz etme gibi birçok özelliğin olması
gerekmektedir. Yani sahayı bilmek esas
unsur değil… Sahaya çıkanları yönetmek
de oldukça önemli bir olgudur...
Futbolun CEO’su
G
ünümüzde futbolcu demek; parası olan, saygı gören ve sosyal
hayatta önemli bir yere sahip kişi anlamını taşıyor. Belki de sadece bu yüzden futbolcular. Ancak futbolcular kendilerini bu tanımlamaya sokarken Zidane için ayrıca bir parantez açmakta fayda var.
Bakın kendisi ne diyor? “Ben her şeyden önce bir futbolcuyum. Dışarıdaki
hayatı sevdiğim kadar saha içini de antrenmanı da seviyorum. Örneğin; ev
tamiratı konusunda veya otomobil kullanmak konusunda çok iddialı değilim… Çok iyi bir oyuncuyum, efsaneyim demeyeceğim ama iddialıyım.
İddialı oluşum işime saygım ve sevgimle alakalı. Ben bir futbolcuyum ve
en iyi yaptığım iş de futbol oynamak… İşimde iddialı oluşumun sebebi de
bundan kaynaklanıyor…”
28
Her zaman zeki bir oyuncuydu
Bundan 20 yıl önce de böyleydi Zidane. Fiziksel olarak çok değişmedi.
Her zaman futbolu iyi bilen bir adamdı. Ve ne yapması gerektiğine bir
adım önce karar veriyordu. Egosu yoktu. Dinamikler ondan ne bekliyorsa
onu yapıyordu. Kariyeri boyunca sadık bir oyuncuydu. “Kimseden size
saygı göstermesini bekleyemezsiniz. Çünkü saygı kazanılan bir şeydir…”
Zidane’ın uzatılan mikrofona nadiren konuştuğu bir röportajda bunları
söylemesi aslında onun karakterini de ortaya koyuyor. Zira Zidane gittiği
her takımda yaşı ne olursa olsun hep saygı gördü ve saha içinde takımı
kumanda etti. 18 yıllık profesyonel kariyeri boyunca sadece dört farklı kulübün formasını taşıdı. Ve sezon başına ortalama 38 maçta forma giydi.
Spor
Valdano: “Zidane’ı tartışmak
had meselesi!”
Jorge Valdano… Real Madrid’in
efsane oyuncusu şimdilerde Sportif
Direktör… Florentino Perez’in Los
Galacticos (Uzak Takımı) hareketi
başlattığı yıllarda bu koltuğa oturan Valdano, paranın da getirdiği
güçle Real Madrid’e müthiş oyuncular kazandırdı. Ancak her zaman
Zidane konusunda farklı bir parantez açıyor Valdano; “Karakterinin getirdiği müthiş insanlığını
konuşmak haddime değil. Ancak takımın futbol
sorumlusu olarak onun futbolunu konuşmak hiç
mi hiç haddim değil!” Başka bir efsane Valdano
dahi Zidane hakkında bu şekilde görüş belirtiyorsa, Fransız’ın nasıl bir oyuncu olduğunu ortaya
koyuyordur sanırım...
olunursa çıkacağı aşikar
olan I. Dünya Savaşı’nın
bile bir nedeni var.
Zidane’ın patlaması da
1998 Dünya Kupası’na
denk geliyor. Takımını
sırtlayan Cezayir asıllı
Fransız final maçına çıktığında aslında sırtında
büyük beklentiler taşımıyordu. Zira oyuncu kadrosu zaten efsanelerden
oluşuyordu ve takım tüm potansiyeliyle oynuyordu… Ancak bir kahramandan söz edeceksek
o Zidane’dı… Final maçında yenilmez armada
Brezilya’yı 3-0 mağlup eden Fransızlar’da Zidane
attığı iki golle turnuvanın en iyi oyuncusu olmayı
başardı ve dünya futbolundaki en büyük çıkışına
imza attı.
Bu sembolik bir kariyer
hikayesi. Çünkü efsane
fortvet Raul’un da
ifade ettiği gibi “Konu
Zinedine Zidane ise sezonu
nasıl geçirdiği veya bir
maçtaki performansını
tartışamazsınız. Buna ne
futbol bilginiz yeter ne de o
adam sahada akıttığı terle
buna fırsat verir…”
Lee Iacocca’yı veya Kenneth Lay’İ tanımıyor olabİlİrsİnİZ.
Pekİ, ya fotoğraftakİ adamı? Mİlenyumun futbol efsanesİ
olan bu Cezayİr Asıllı Fransız da futbolun CEO’su. Adı
Zinedine Zidane. Kazanmadık kupa bırakmayan efsane,
belkİ CEO olamadı ama yeşİl sahada yaptıkları ona bu
unvanı çok uzun süre önce kazandırdı…
Ronaldinho, İbrahimovic, Robinho hatta Cristiano Ronaldo… Bu adamlar için sadece estetik
denebilir. Ancak Zidane için asla. Zizou’nun estetik hareketleri olduğu kadar oyunu içerisindeki
varlığı ve takımı yönlendiren karakterinin de altını
çizmek oldukça önemli. Zira o takımın lideri bir
maestro...
Zidane’ın vitrinde parladığı yıllar
Peki, Zidane ve Zidane fenomeni nasıl oluştu?
Her şey bir anda olmadı tabi. Ancak düşünecek
Avrupa’nın devine yolculuk
Bu tarihten sonra Juventus transferi ve 2000 Avrupa Şampiyonası’nda taşıdığı Fransa’nın şampiyonluğuyla kariyerinin zirvesine çıkan Zidane,
bir sezon sonra Avrupa’nın bir numarası olarak
gösterilen Real Madrid’in yolunu tuttu. İlk sezonunda oldukça başarılı bir performans gösteren
Zizou’nun Şampiyonlar Ligi finalinde sezonun
sürpriz takımı Leverkusen’e attığı efsane volesi
halen akıllarda… Unutulmayacak diğer bir özelliği de müthiş kariyeri ve karakteri...
29
Sadık, istikrarlı ve
profesyonel
Zinedine Zidane dendiğinde güzel futbol
kadar istikrarın da önemine dikkat çekmek
gerekir. Sadakati ise ayrı bir yazı konusu…
Aynı zamanda tam bir profesyonel olan
Zidane, 18 yıllık profesyonel kariyeri boyunca sadece dört farklı kulübün formasını
taşıdı. Ve sezon başına ortalama 38 maçta
forma giydi.
Boğaziçi’nin Beyaz Rüyası
Çıragan Sarayı
“Dünyanın her yerİnden en nadİde mermer, porfİr, sedef gİbİ madenler Çırağan İçİn
getİrİldİ. Yalnızca sarayın önündekİ rıhtımın İnşası İçİn 400.000 altın harcandığını
hatırlatmakta da fayda var. 1871 yılında saray tamamlandığında
toplam 2,5 mİlyon altın harcandı. nasıl bir İhtİşama sahip olduğunu sİz düşünün...”
30
Kent Kültürü
Y
Tarih boyunca köşk ve
saraylara ev sahipliği
yapan Boğaz’ın şaşalı
yapıtlarından biri olan
Çırağan Sarayı geçmişte
birçok sorunla karşılaştı.
Birkaç kez yanma tehlikesi
atlatan Saray, çökmeye yüz
tutmuşken sonunda isminin
aşayan bir şehirdir İstanbul… Haliç’te
gün batımını seyrederken çay yudumlayanlar, eşsiz Boğaz manzarası eşliğinde kadeh tokuşturanlar, Ada vapurlarında
martılara simit atanlar, her biri ayrı bir hikaye
barındıran sokakları arşınlayanlar bilirler; İstanbul nefes alır, güler, ağlar…
Belki de bu dünya harikası şehri insanlardan
ayıran tek fark uyumamasıdır. Şehir uyumaz;
bir yerlerde mutlaka açık gözleriyle şahitlik
eder olan bitene… Geceyi yırtan kah uykusundan uyanan bir bebeğin ağlamasıdır, kah
uykulardan arındırılmış dost meclislerinde beraberce söylenen mahur bir beste. Gecenin en
koyu anında bile bir yerlerde bir evin ışığı göz
kırpar uzaklardan… Bu şehri bu denli önemli,
gizemli ve değerli kılan unsurlardan birisi de
hiç şüphe yok ki tarihidir. İstanbul yaşını hiç
gizlemez. Gökdelenlerden oluşan uydu kentleriyle 21. Yüzyılı yaşar, surlardaki gizli geçitleri ve dehlizleriyle yüzyıllar öncesini. İşte
kentin dünden bugüne uzanan macerasında
hem “dünü” hem de “bugünü” görmüş, çeşitli maceralar yaşayarak günümüze ulaşmış
önemli bir mekan; Çırağan Sarayı hakkında
bilinenler ve bilinmeyenler…
İstanbul’u İstanbul yapan en önemli etken hiç
şüphe yok ki Boğaz’dır. Dünyada içinden deniz geçen tek şehir olan İstanbul öyle bir cazibe merkezidir ki, metropol olmanın getirisi
bazı çileler insanları kızdırsa da kimse kolay
kolay İstanbul’dan vazgeçemez… Trafiğe takılıp saatlerini harcayanlar söz gelimi; Boğaz
kenarında balık ekmek yedikleri zaman hiç mi
hiç hatırlamazlar şehrin olumsuz yanlarını. İşte
geçmişten günümüze uğruna savaşlar yapılan bu
şehrin en kıymetli yeri olan Boğaziçi, etrafını süsleyen konaklar, ibadethaneler, yalılar, korular ve
saraylarla İstanbul’da yaşamanın nasıl bir nimet
olduğunu gösterir herkese…
nunda, Boğaz’ın laciverdinin koyuluğunda,
ay ışığının altında inleyen musikimizin güzide
eserleri, belki karşı kıyıdan bile duyulurmuş…
Kabuklarına tutturulan mumlarla çimenler
üzerinde yürüyen kaplumbağalar kadar yavaş akarmış zaman… Çırağan’dan önce ve
Çırağan’dan sonra oluğu gibi…
Bilinen ilk adı ‘Kazancıoğlu Bahçeleri’
Boğaziçi’ni süsleyen saraylardan bir tanesi de
Çırağan Sarayı’dır. Beşiktaş ve Ortaköy arasında
kalan ve geçmişte Kazancıoğlu Bahçeleri olarak
bilinen bölge, konumu itibariyle “saraylara layık” olduğundan, Çırağan Sarayı burada yükselmiştir. Lale Devri ile beraber müzik, şiir ve aşk
üçgeninde insanlar Boğaziçi kıyılarında hayatın
ritmine kendilerine bıraktıklarında sahil şeridinin
değeri artmaya başlamıştır. Devlet kademesindeki yöneticiler, kurumlara yakın olması itibariyle
Fatih tarafını mesken tutarlarken Lale Devri’nin
geliştirdiği estetik duygusu ağır basmaya başlar
ve Boğaziçi’nin kıymeti artar. İşte mehtabın koy-
Farsça ışık anlamına geliyor
Günümüzde sarayın olduğu alanda düzenlenen meşale şenlikleri henüz saray yapılmadan
önce bölgeye ismini çoktan vermiştir. Çünkü
“Çırağan” Farsça’da ışık anlamına gelmektedir. Gerçekten de isminin hakkını veren bir
görünüme sahiptir Çırağan. Fakat iki anlamda… Birincisi; o bembeyaz mermerlerin göz
kamaştırıcılığı, endam aynalarından yansıyan
renkler, Boğaz’ın sularına çarpan gün ışığının
aydınlığı, koyu geceleri güneş gibi aydınlatan
muhteşem avizeler, süslemelerde kullanılan
yaldızların parıltısı… Tüm bu ışık hengamesi
Çırağan’ın güzelliğine güzellik katan bir renk
31
tüten terk edilmiş saray yağma edilir. Saraydan arta kalan ne varsa hepsi alınır. Yağma
günlerce sürer. Geriye yanıp harabe olmuş bir
bina kalır. Artık saray eski şaşaalı günlerinden
çok uzakta, tek başına, dalgın gözlerle seyretmektedir Boğaz’ın dalgalarını…
Geçirdiği onca felaket yetmezmiş gibi sarayın
neredeyse zarar görmeyen tek köşesi ağaçlara sıra gelir. 1930 yılında sarayın bahçesindeki ulu çınarlar kesilerek burası Beşiktaş
Jimnastik Kulübünün antrenman sahası haline getirilir. Sarayın perişan hali tam on altı
yıl daha devam eder. Define avcıları bir şeyler
bulabilme umuduyla köstebek gibi oyarlar sarayın temellerini. Yukarıda belirttiğimiz üzere
sarayın inşa edildiği yerde daha önce bulunan
Mevlevihane’ye ait türbeler bu define avı sı-
Cadde tarafındaki yüksek duvarlarından ötürü denize
yüzünü, şehreyse sırtını dönen Çırağan Sarayı, dünyanın en
önemli mekanlarından biri olarak gösteriliyor.
cümbüşü oluşturur. Ancak anlam ayrımına
tekrar dönecek olursak ikinci anlamı son derece hüzünlüdür Çırağan’ın. Boğaz kenarında
bir inci gibi parıldayan bu güzel saray, makus
talihinden olsa gerek, yangınlarla da aydınlanmıştır kimi karanlık gecelerde…
Padişahlar’ın fermanıyla Çırağan değişiyor
Çırağan’ın tarihi macerasına geri dönecek
olursak; Sultan II. Mahmut 1834’te bu bölgenin yeniden düzenlemesini ve daha güzel bir
hale getirilmesini kafasına koyar. Bunun için
önce bölgede bulunan cami, okul ve Mevlevihane başka yerlere taşınır. Daha sonra bu
alanda ilk Çırağan yükselir. İlk Çırağan temeli
betonarme olmakla beraber ahşap bir görünüme sahiptir. Şimdi ki Çırağan’la kıyaslamak
için gözümüzün önüne getirmeye çalıştığımızda ilk inşa edilen o ahşap yapı biraz zayıf kalı-
yor doğrusu… Nitekim böyle düşünen bir başka
kişi daha vardır. 1857 yılında Sultan Abdülmecit
bu güzel alanın daha görkemli bir yapıya sahip
olması gerektiğini düşündüğünden ilk Çırağan’ı
yıktırır. Fakat padişah 1863 yılında vefat edince
saray inşaatı yarım kalır. Nihayet 1871 yılında Çırağan, Sultan Abdülaziz’in emriyle tamamlanır.
Saray’ın başından geçen hadiseler
Ahşap olarak inşa edilen inşaatı yarım kalan ve
uzun sürede tamamlanan son haline, işte böyle
muhteşem bir saray çıkmıştır ortaya. Fakat bu
kadar eşsiz bir eser olan Çırağan Saray maalesef
günümüze değin pek çok musibet atlatmış, şans
yüzüne pek gülmemiştir. 2. Abdülhamit zamanında çıkan bir yangın içindeki pek çok önemli eserle beraber Çırağan’ı bir harabeye çevirir.
Onca emeğe ve harcanan paraya rağmen saray
kendi kaderine terk edilir. Hala üzerinde duman
32
Saray’da İslam mimarisi
Yeni saray Kuzey Afrika İslam mimarisine göre inşa edilmiştir. Sarayın müteahhitliğini İstanbul’da epey emeği
olan Sarkis Balyan ve ortağı Narsisyan
Kirkor üstlenmişlerdir. Dünyanın her
yerinden en nadide mermer, porfir,
sedef gibi maddeler Çırağan için getirilmiştir. Yalnızca sarayın önündeki rıhtımın inşası için 400.000 altın
harcandığını hatırlatmakta fayda var.
1871 yılında saray tamamlandığında
toplam 2,5 milyon altın harcanmıştır.
Her hükümdarın sahip olmak istediği bir saray. Neticede ortaya çıkan bir
binadan çok hemen hemen bütün kralların sahip olmak isteyeceği cinsten bir
sanat eseridir. Öyle ki Alman İmparatoru Wilhelm Çırağan’ın bir kapısını çok
beğenmiş, 2. Abdülhamit de bu kapıyı
dostuna armağan etmiştir. “Kapı” diyerek bahsettiğimiz nesnenin de bu sanat
eserini oluşturan parçalardan birisi olduğunu düşünerek belirtmemiz gerekirse;
Alman İmparatoru’na armağan edilen
kapı 1000 altın değerindedir.
rasında tahrip edilir. Bu olayın ortaya çıkmasından sonra nihayet 1946 yılında Çırağan Sarayı
İstanbul Belediyesi’ne bırakılır. Artık saray sahipsiz değildir ama uzun yıllar daha görkemli
günlerinden uzakta yaşayacaktır. 1987 yılına
gelindiğinde sarayın küllerinden doğması için
ilk adımlar atılır ve restorasyon başlar. Japon
Kumagai Gumi ve Türk Yüksek İnşaat tarafından yürütülen restorasyon neticesinde 1990
yılında otel bölümü hizmete açılır, 1992 yılında
da saray kısmı ziyarete. Boğaz ve Haliç kıyıları
tarih boyunca üst düzey kişilerin köşk ve saraylarına ev sahipliği yaparlar. Ancak ne yazık ki
bu binalardan pek azı günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Çırağan Sarayı da zor zamanlar geçirmiş olsa da nihayet isminin hakkını
verebilecek bir konuma getirilmiştir. Taş işçiliği,
boyama, oyma gibi artık unutulmaya yüz tutmuş mimari sanatların en nadide örneklerinin
sergilendiği yapı bir saray olmasından ötürü pek
çok tarihi ana, toplantıya ve olaya da ev sahipliği yapmıştır. Bu arada tarihi binalar, mekanlar, semtlerle ilgili kulaktan kulağa yayılan ve
kaynağı belli olmayan esrarengiz hikayelerden,
yani bir diğer deyişle şehir efsanelerinden Çırağan Sarayı da nasibini almıştır. Rivayet olunur ki
otelde herkesin odasına çekildiği, insanların en
Bütün kralların sahip olmak isteyeceği cinsten bir Saray’dı
Çırağan… Her köşesi özenle inşa edildi. Her noktası başka
bir hayranlık uyandırıyordu. Öyle ki Alman İmparatoru
Wilhelm’in çok beğenmesi üzerine II. Abdülhamit tarafından
Çırağan’ın kapılarından biri Almanya’ya İmparator’a
gönderildi.
derin uykularına daldığı bazı gecelerde, yeri tespit edilemeyen bir odadan ağlayan bir çocuğun
sesi yükselirmiş Çırağan Sarayı’nda…
Cadde tarafındaki yüksek duvarlarından ötürü
yüzünü denize, sırtını şehre dönen ve yıllarca
harabe olarak kalan Çırağan insanlara küsmüş
olsa da artık dünyanın en önemli mekanlarından
birisi haline geldi. Beş yıldızlı bir otel olarak hizmet veren Çırağan, dünyadaki binlerce 5 yıldızlı
otelin hiç birisinin sahip olamayacağı eşsiz manzarasıyla bir adım öne çıkıyor. Balayı, düğün,
sünnet, mezuniyet töreni gibi organizasyonlarla
müşterilerine dünyanın en şanslı insanları olduklarını hatırlatıyor. Aynı zamanda bu haliyle
İstanbul’un akla gelen ilk simgelerinden birisi…
Yeryüzündeki kaç tane bina için bu kadar övgü
dolu satırlar bir araya getirilerek şiir yazılmış-
tır bilinmez ama yazımızı Thomas Terziyan’ın
(1842-1909) Çırağan Sarayı için yazdığı şiirden
birkaç dörtlük alıntıyla bitirelim…
Gördünüz mü o muhteşem binayı,
Beyaz gölgesi mavi dalgalarda uyuyan?
Mermer gönderdi oraya, koca yığınlarla, Karrara,
Ve Propontis*, güzelliğini derinlerin.
Yüzlerce yıllık mezarlarından uyanıp,
Ruhları yedi iklimin, yedi diyarın
Döküverdiler nadide hediyelerini ve hazinelerini
Şan içinde gezinen o dehlizlerde parıldayan.
* Marmara Denizi’nin eski ismi
Çırağan Sarayı’nın yıktırıp
yeniden inşa ettirdi
İnşa planları henüz tamamlanan Çırağan
Sarayı’nın ihtişamının gölgelenmemesi adına
bölgede bulunan cami, okul ve Mevlevihane
başka yerlere taşındı. Ve 1857 yılında ilk Çırağan
Sarayı’nın inşası tamamlandı. Ancak Sultan Abdülmecit beğenmeyince yıkıldı. Yeniden inşasına
başlanan Çırağan Sarayı, Sultan Abdülmecit’in
ölümüyle yarıda kaldı. Uzunca bir süre inşaat halinde kalan Saray’da, Sultan Abdülaziz’in emriyle
tekrar faaliyet başladı ve ancak 14 yıl sonra tamamlanabildi.
33
Müşteri Roportajı
“TNT bizim stratejik ortağımız”
Evada Tesktİl, on yıla yaklaşan kısa geçmİşİne rağmen tekstİl sektörünün dİnamİk
oyuncularından. Özellİkle uluslararası bağlantılarla tİcarİ çalışmalarını genİşleten
fİrma, bİrbİrİnden önemlİ markaların Türkİye Dİstribütörlüğü’nü üstlenİrken; 125’İn
üzerİndekİ bayİsİyle de tüm Türkİye’ye hİzmet sunuyor.
T
ekstil sektörü her dönem sanayinin lokomotifi olmayı başarmıştır. Kısa süreli bir krizden çıkma planları yapan tekstilciler
şimdilerde özellikle ihracat çalışmalarıyla büyümenin peşinde.
Evada Tekstil de sektörün değerli oyuncularından bir tanesi. Kısa
süreli geçmişine rağmen önemli bir mesafe kat eden firmanın yetkili
ismi Murat Adalı ile sektör ve TNT üzerine konuştuk…
Bize firmanızdan bahsede bilir misiniz?
Evada Tekstil Dış Ticaret Firması olarak, son dört senedir iç dekorasyonun temel unsurları arasında yer alan duvar kağıdı, perdelik kumaş ve döşemelik kumaş ürün gruplarını içerisinde barındıran toplam 18 Avrupa kökenli ithal markanın Türkiye Distribütörlüğü’nü
yapıyor, bu ürünleri İstanbul’da yer alan iki perakende mağazamız
ve Türkiye’de 125’in üzerinde bulunan bayi kanalımız ile satışı ve
34
dağıtımını gerçekleştiriyoruz.
Diğer taraftan, Evist Markası adı altında bulunan mağazalarımızdan, Koşuyolu’nda bulunan 700 m²’lik yerimiz içerisinde kişiye özel
dekorasyon çözümleri ve perde dikim atölyesi ile şahıs, kurumsal
firma ve yat vb. projelere ürün ve hizmet tedarik ediyoruz.
Bize tekstil sektörü hakkında bilgi verir misiniz?
Ülkemiz, ev tekstili ve kumaş üretimi yönünden baktığımız zaman
bölgesel anlamda ciddi bir güce sahip ki bu herkes tarafından bilinen bir gerçek. Üretim kapasitesi çok güçlü. Birbirinden değerli fabrikalarımız Bursa ve Denizli’den dünyanın çeşitli ülkelerine yaptıkları
ihracat ile dış ticarette ki ihracat yüzdelerini kalemimizi yukarı doğru
çekmektedir. Her ne kadar Hindistan ve Çin pazarlarının ucuz işgücü sayesinde kurdukları hakimiyetleri olsa da gerek hükümet gerek-
se sanayi ve ticaret odalarının uyguladığı yaptırım
ve kotalar ile iç pazarda üretim yapan fabrikaları
korumaya çalışmaktadır.
Uuslararası arenada da var olduğunuzu görüyoruz. Bize biraz yurt dışı çalışmalarınızdan
bahseder misiniz?
Firmamız uluslararası anlamda, temsilciliğini yaptığını 18 Avrupa kökenli ithal markanın hem ülkemiz hem de ülkemizin bulunduğu bölgede temsil
etme hakkını elinde bulundurarak, her sene ciddi
bir yabancı alım kitlesini ülkemize çekiyoruz. Aynı
zamanda yurtiçi ve yurtdışı fuarlara katılarak sektör
dinamiklerine yönelik satış ve prestij anlamında kat-
üst segment pazara hitap etmekte ve müşteriler
kendilerine verilen sürede satın aldıkları ürünleri
istemekteler. Kısaca temel kriter bizim pazarlama
anlayışımız olan “Hizmet”, bunu en iyi TNT ‘den aldığımızı düşünüyoruz. Bir kere aynı paydadayız. Biz
müşterimize taahhüt ettiğimiz tarihe nasıl ki sadık
kalmak istiyorsak; TNT de bize verdiği tarihe sadık
kalmak istiyor.
İsteklerinize cevap veren tek firma TNT miydi?
Aslında hayır. Başka firmalar da vardı. Ancak biz
Akdeniz insanıyız. Birebir ilişkilere çok önem veririz.
TNT’yi seçerken de bu konu etken oldu. Kiminle ça-
BİZİM İÇİN Lojİstİk fİrmasından alacağımız hİzmet kalİtesİ bir yana vİzyonlarımızın da
uyuşması önemlİ bir kıstasTI. Bİr stratejİk ortak arıyorduk ve bu doğrultuda TNT İle
çalışmaya başladık. Şu anda da harİka bİr uyum İçerİsİnde çalışıyoruz.
kı sağlamaya çalışıyoruz. Her sene yurtdışında farklı
ülkelerde katıldığımız beş ayrı fuar ile ülkemizi temsil ederken; ticari bağlamda da oldukça sıkış ilişkiler
kuruyoruz.
Sektör ve dinamiklerine bakacak olursak; global piyasanın üstünlüğünü nasıl açıklarsınız?
İlk farkı yaratıcılıkla vurguluyoruz. Yaratıcılık anlamında, ülkemizde yapılan üretim çalışmalarında sıfırdan yaratılmış bir ürünün uluslararası arenada yer
bulabilme ihtimali firmanın global arenada bilinilirliği ile doğru orantılı. Dolayısı ile ülkemizin trend,
renk, desen veya tarz olarak dinamikleri elinde bulundurduğunu söylemek çok zor. Sahip olduğumuz
Avrupa kökenli markalar kendi bünyelerinde ciddi
bir Ar-Ge departmanı ve bütçelerini, yine sahip
oldukları güçlü üretim parkuru ile birleştirip, ürün
yerine servis sattıklarının farkında oldukları için, biz
her zaman iki basamak geriden bu durumu takip
eder pozisyondayız.
lıştığınız, kiminle sorunlarınızı paylaştığınız ve ne kadar ilgilenildiği çok önemlidir. İşte bu noktada bizi
biz gibi düşünen arkadaşlarla çalışıyor olmak, TNT
‘yi seçmemizin ana nedenlerinden bir tanesi…
Tekstil sektöründen lojistiğe geçecek olursak;
siz bir firmadan neler beklersiniz? Kriterleriniz
nelerdir?
TNT ile anlaşmadan önce yaptığımız araştırmalarda
ilk olarak bizim isteklerimize cevap veren bir firma
değil aslında stratejik bir ortak aradık. Bizim stratejik ortak olarak nitelendirdiğimiz firmada aradığımız temel kıstas ise en iyi hizmet seçeneği sunması
ve bizi anlayabilmesiydi. Satmış olduğumuz ürünler
İç dekorasyon konusunda ki Eğilimler, her
sene olduğunu gibi önce konfeksiyonda yer
alan renk ve akımlardan esinlenilerek belirleniyor. Desinatörler yaptıkları çalışmaları bu
alanlardan sahip oldukları izlenimler ile şekillendirerek, kendi koleksiyonlarına yön veriyor.
Sonrasında doğan trendlerle yeni sezonun
çizgileri de gün yüzüne çıkıyor.
35
Sektör Avrupa’dan etkileniyor
Evliya Çelebi’ye 400’üncü doğum yılında büyük onur
UNESCO 400. doğum yılı dolayısıyla 2011’i Evlİya Çelebİ yılı İlan ettİ. Bu önemli görevİ
üstlenen Bursa Büyükşehİr Belediyesİ, ALDIĞI sorumluluğa layık olmak İçİn çoktan
kolları sıvadı…
2
011’in Evliya Çelebi yılı ilan edilmesiyle çeşitli organizasyonlar
planlayan Bursa, sempozyum, panel
ve konferanslar için çalışmalarını sürdürüyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi
de Evliya Çelebi’nin yolundan giderek
Seyahatname’deki Bursa tarihinin derlendiği bir çalışma hazırlıyor. Çalışma
kapsamında, Çelebi’nin 10 ciltlik çalışması taranıyor ve eserde Bursa ile ilgili
yer alan tüm detaylar ortaya çıkarılıyor...
Büyükşehir Belediyesi, yerli ve yabancı
tarihçiler tarafından hazırlanacak çalışmayı, Çelebi’nin seyahat güzergâhında
at sırtında gerçekleştirdi. ‘Evliya Çelebi Yolu Keşif Projesi’nin Bursa sınırlarındaki bölümüne dışında, Çelebi’nin
İstanbul’dan başlayıp Hicaz’da sonlanan gezisinin İstanbul, İznik, Bursa ve
İnegöl istikameti de hazırlanacak eserin konusunu oluşturuyor. Diğer yandan Bursa Belediyesi, Evliya Çelebi’nin
1671’de seyahati sırasında geçtiği güzergâhları kapsayan ‘Evliya Çelebi Yolu
Keşif Gezileri Projesi’ni de destekliyor.
Bursa Belediyesi’nin Evliya Çelebi
Yolu Projesi 6 Eylül Pazartesi günü
İstanbul’da başladı. Önce İznik, ardından Bursa ve sonra da İnegöl’e kadar
uzanan güzergâhın sonraki durakları
ise İnegöl, Tavşanlı, Kütahya, Afyon,
Sandıklı, Banaz, Ovacık, Uşak, Gediz,
Simav ve Kütahya... Uluslararası bir proje olan Evliya Çelebi Yolu yolculuğuna;
Türkiye’den 4 tarihçi, antropolog ve
sözlü tarihçi, bir İskoç Osmanlı tarihçisi, bir İngiliz botanist ve iki de Birleşmiş
Krallıklar merkezli edebiyatçı ve kültürel
çalışmalar uzmanı katılıyor. Ekip, kültür,
tarih, botanik, arkeoloji ve binicilik üzerine çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.
Evliya Çelebi Yolu Projesi kapsamında
bir belgesel de hazırlayan ekip, kısa süre
önce yolculuğunu tamamladı. Şimdilerdeyse topladıkları argümanları derliyor…
Uluslararası bİr proje olan “Evliya
Çelebİ YolCuLUğu’NA Türkiye’den
DÖRT tarİhçİ, antropolog ve sözlü
tarİHçİ, bİr İskoç Osmanlı tarİhçİsİ,
bİr İngİlİz botanİst, İkİ Birleşmİş
Krallıklar merkezlİ edebiyatçı ve
kültürel çalışmalar uzmanı
katılDI.
36
Evliya Çelebi Yolu Batı Anadolu üzerinden ilerleyen bir kültürel rota oluşturarak, tarihi yeniden canlandırmayı ve
kültürel bağları yeniden kurmayı amaçlayan uluslararası bir proje olma niteliği
taşıyor. Projenin birbiriyle ilişkili iki amacı var. Birincisi, Osmanlı Türkiye’sinin en
büyük yazar, seyyah ve gündelik hayat
tarihçilerinden Evliya Çelebi’nin yaşamı
ve çalışmaları anmak diğeriyse günü-
Kültür Sanat
müz Türkiye’sini binicilik geleneği ile yeniden
ilişkilendirmek. Birinci aşamada rotayı çizme
ve yerel şartları tanıma amaçlı uzun mesafeli
yolculuk yapılıyor ikinci aşamadaysa ‘At Sırtında Evliya Çelebi Yolculuğu’nda kazanılan
deneyim temel alınarak Evliya Çelebi Yolu
oluşturuluyor.
Evliya Çelebi Kimdir?
Evliya Çelebi’nin yaşamı 25 Mart 1611 tarihinde Unkapanı’nda başladı. Kendisine
sonradan hocası olacak İmam-ı Sultani Evliya
Mehmed Efendi’nin adı verildi. Babası Derviş
Mehmed Zılli Ağa, Sultan Ahmed Camii’nin
kapısı ve iç süslemelerinde imzası olan sarayın kuyumcubaşısıydı. Evliya Çelebi 4. Sultan
Murad’a takdim edilip Enderun’u Hümayun’a
alındı. Bir Rum’dan Rumca öğrendi. Oldukça
iyi bildiği Farsça’ya Mısır’daki uzun ikametinde mükemmel derecede Arapça’yı da ekledi. 29 yaşında Enderun’dan ayrıldı Melek
Ahmed Paşa’nın imam ve müezzini oldu. 20
Ağustos 1630 gecesi rüyasında kendisine
yüzü şal ile örtülü olarak Peygamber Efendimiz göründü. Efendimizin ayağına düşüp
“Şefaat ya Resulullah” diyeceği yerde sevinç
ve heyecan sonucu “Seyahat ya Resulullah”
demesi sonrasında Peygamber Efendimiz’in
“Ya Rabbi Evliya kuluna şefaati ve seyahati ve ziyareti zihhat ve selametle asan eyle”
sözleriyle yola koyuldu. Böylece İstanbul’dan
yola çıkan Evliya Çelebi Kahire’ye kadar seyahat eder. Son düzenlemelerini İstanbul’da
tamamlar. Ölüm tarihi ve yeri hakkında çeşitli rivayetler vardır. Rivayet olmayan tek gerçekse ölümünün İstanbul dışında bir yerde
olduğudur…
Seyahatname
Büyük seyyah Evliya Çelebi’nin gönül verdiği seyahatlerini yazıya geçirmesiyle oluşan 10 ciltlik kitaplar serisidir. Evliya Çelebi seyahatine İstanbul’da
başlar Kahire’ye kadar uzanır. Evliya Çelebi kitabında gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve
duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın
anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır. Evliya
Çelebi, Seyahatnâme’sinde gezip gördüğü yerleri
kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi’nin
on ciltlik Seyahatnâme’si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli
bilgiler içermektedir.
37
Büyük seyyah Evliya
Çelebi’nin gönül verdiği
seyahatlerini yazıya
geçirmesiyle oluşan
10 ciltlik kitaplar
serisi Seyahatname
İstanbul’dan Kahire’ye
uzanan yolculuğu
anlatıyor...
Seyahatname’den Notlar
• Tatarlar yüz kızartıcı bulduklarından çoğunlukla savaşta baş almayı onaylamazlar
ki yaygın bir Osmanlı uygulamasıdır. Ne var
ki Evliya bunun tersi bir uygulama ile karşılaşmıştır. Kalmuklarla yapılan bir savaşın
ardından kelle başına ödül verileceğinden
kelleler kesilip getirilmiştir. Evliya bunun nedenini yeniden doğuma ve öldükten sonra
dünyaya geri geleceklerine inandıklarından
Kalmuklular acımasızca savaşmaları ile Tatar
birliklerini dağıtmak için sihir kullanmaları
gerekçesi ile Tatarların onlarla savaşmaktan
çekinmesine bağlar.
• Mısır’da kadınlar ve seçkinlerde dahil herkes eşeğe binmektedir. Eşeğinin üzerinden
herkese “yol verin” diye bağırarak kalabalığın arasından geçip giden kadınlarla hemen
her yerde karşılamak olanaklıdır.
• Evliya Çelebi Mekke’deki kadınları da
Yanya’da ki gibi ikiye ayırmıştır. Birinci grupta ceylan gözleri dışında hiçbir yeri görünmeyen kadınlar,ikinci grupta ise kahvehânelerde çalıp söyleyen cariyeler vardır.
Anadolu’nun
Kayıp Şarkıları
Yönetmen: Nezih Ünen
Oyuncular: Anadolu Halkı
Bir film düşünün rüya gibi bir yolculuk yapıyorsunuz. Uygarlığın beşiği olduğu halde
dünyanın unutmuş olduğu yerleri görüyor
ve eşsiz Anadolu insanından olağanüstü
müzikler dinlerken büyüleyici manzaraların
tadını çıkarıyorsunuz. Yaşadığınız ülkeyi
ne kadar tanımadığınızı hayretle görüyor,
bu muhteşem halkı bir kere daha sevgiyle, coşkuyla kucaklamak istiyorsunuz. Bu
filmi bütün dünya görsün, gururumuza
tanık olsun istiyorsunuz. Antik kültürleri,
imparatorlukları, mitolojileri ve yaşanmış
görkemiyle dünyada eşi benzeri olmayan
Anadolu’nun 10 bin yılı aşan geçmişinden
kalma egzotik mekanları ve insanları arasında müzikal bir yolculuk! Bu güne kadar
Anadolu müzikleri hakkında yapılmış ilk
uzun metraj film olan kitap sizi doyumsuz
bir yolculuğa çıkarıyor.
Serseri Mayınlar
Soul Kitchen
Yönetmen: Ferzan Özpetek
Oyuncular: Riccardo Scamarcio, Nicole Grimaudo, Alessandro Preziosi,
Lunetta Savino, Ennio Fantastichini
Yönetmen: Fatih Akın
Oyuncular: Adam Bousdoukos, Birol Güner, Moritz Bleibtreu, Anna
Bederke
Ferzan Özpetek… Bir müddettir İtalya’daki
projeleriyle Akdeniz insanının duygu yoğunluğunu beyaz perdeye aktarıyor. Çizme biçimli İtalya’nın topuk kısmı olarak niteleyebileceğimiz Puglia bölgesindeki Salento’daki
çekimlerini tamamlayan Özpetek, annebaba, üç kardeş, büyükanne ve teyzelerden
oluşan geniş bir aileyi yakından tanıtıyor.
Makarna üreticisi bu ailenin geleneksel ve
ahlâki kalıpların dışına çıkan çocuklarının,
ne yöne gideceği kestirilemeyen öykülerini
anlatıyor. İki arkadaşının başına gelen gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı filmde
Ferzan Özpetek, bu öykülerin iç-içe geçirdiği büyülü bir zamanın içine çektiği izleyiciyi,
oyuncularının yarattığı duygu denizindeki
gelgitlerle baş başa bırakıyor.
Genç restoran sahibi Zinos’un peşini
şanssızlık bırakmamaktadır: Kız arkadaşı
Nadine yeni bir iş için Şangay’a taşınır.
Kendisi kaza sonucu omurlarındaki
diskleri sakatlar ve yeni bir aşçı işe aldığından beri kalan tek tük müşterisi de
kaçar. Ama restoranı yeni bir konsepte
soktuktan sonra işler yoluna girer. Buna
rağmen Zinos aşkının peşinden, Nadine
için Şangay’a gitmeye karar verir ve işini
kardeşi Illias’a bırakır. Ama bunun iyi bir
fikir olmadığı ortaya çıkar. Illias dükkânı
bir emlakçıya satar. Nadine ise kendine
yeni bir erkek arkadaş bulmuştur. Zinos
dükkanını geri almanın son bir yolu
olduğunu öğrendiğinde, her şeyini ortaya
koyuyor. Ve mutfağa geri dönüyor.
38
DVD / Kitap
Yaşamaya Bak
Nadine Gordimer
İstanbul Hatırası
Ahmet Ümit
‘Platon Bir Gün
Kolunda Bir
Ornitorenkle
Bara Girer’
Daniel Klein
Thomas Cathcart
Can Yayınları, 2010
195 Sayfa
Fiyat: 13 TL
Everest Yayınları, 2010
590 Sayfa
Fiyat: 20 TL
Aylak yayınevi, 2010
200 sayfa
Fiyat:14 TL
Güney Afrika’da yaşayan ekoloji uzmanı
ve aktivist Paul Banner­man’ın hayatı,
gördüğü kanser tedavisi sebebiyle yaydığı radyoaktivitenin çevresi için tehlike
oluşturmaya başlamasıyla ironik bir hal
alır. Hayatı, işi, ailesi ve geçmişi arasında
yaşadığı çelişki, Güney Afrika’nın tarihi
ve bugünü arasındaki çelişkiyle örtüşür.
Gordimer, yine gerçeklere tanıklık ederek, eski Güney Afrika ırkçılık mağduru
iken, yeni Güney Afrika’nın gerek toplumsal gerekse ekolojik açıdan geçmişini
yok sayarak, yanlış bir ilericilik anlayışının
mağduru oluşunu ele alıyor. Yaşamaya
bak, temelde bireylerin ya da toplumların
sonsuza dek sahip olacaklarını sandıkları
şeylerden vazgeçmek zorunda kaldıklarında yaşadıkları endişe ve huzursuzluğu
anlatıyor. Can Yayınları’ndan yayımlanan Nadin Gordimer’in 1991 yılı Nobel
Ödüllü romanı Yaşamaya Bak’ın içerisinden çıkan belki de en önemli mesaj
dünyanın ve insanların tüm kötülüklere
rağmen kurtarılmaya değer olduklarına
dair küçük ama değerli bir umut aşılıyor
olması…
Byzantion’dan İstanbul’a uzanan heyecan
yüklü, tarihsel bir serüven... Yedi hükümdar, yedi kadim mekân, yedi gizemli olay
ve yalın bir gerçek! Tarihle, kriminolojiyi iç
içe harmanlamayı başarmış nefes kesici bir
roman. Sürükleyici bir dille sunulan merak
ve gizem duygularının kitabın sonuna
kadar tetiklendiği bir Ahmet Ümit klasiği.
Romanlarında zengin arka planı polisiye
kurgu içinde vermekteki ustalığı ile bilinen
Ahmet Ümit’in bu romanı da yine peş
peşe işlenen cinayetlerin çevresinde kurgulanmış. Ancak bu kitabı sıradan bir polisiye
romandan ayıran birçok özellik var. Her
şeyden önce zengin kadrosu ile İstanbul
Hatırası, çeşitli kesimlerden İstanbulluyu bir
araya getirerek içinde barındırdığı alt öykülerle zengin bir yapı sunuyor. Birbirine bağlanan bu alt öyküler bir yandan gerilimin
etkisini artırırken bir yandan da romanı
şenlikli ve çok yönlü bir yapıya ulaştırıyor.
Kurgunun içine yerleştirilen bu bilgiler hem
okumayı daha meraklı hale getiriyor hem
de tarih aracılığıyla çok günümüzün dışındaki öykülerin de kurguya yerleşmesine
imkan tanıyor.
‘Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle
Bara Girer’ felsefeyi kalın, sıkıcı, anlaşılmaz
kitaplardan çıkarıp, eğlenceli, okunabilir
kalıplara sokan bu kitap herkesi baştan
çıkarıyor. Harward’lı iki felsefe profösörün
felsefeyi uç noktalardan çıkarıp herkesin
sevebileceği boyutlara indirgeyen bu eser,
felsefeyle espriyi birleştiriyor. Bu komik, ele
avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli
kitap bu efsaneyi yerle bir ediyor. ‘Platon
Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer’ ile birlikte kendinizi olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin içinde bulacaksınız.
Felsefi kavramların esprilerle nasıl aydınlatılabileceğini, mizahın da aslında büyüleyici
bir felsefi içerik olabileceğini gösteren bu
eser, bize felseyefi fıkralarla ve sade bir
anlatımla sunuyor. Eğlendirirken öğretiyor.
Daniel Klein ve Thomas Cathcart’ın yazdığı bu kitap bildiğiniz felsefe kitaplarına
benzemiyor. Aristo’dan Kant’a Kant’dan
Marx’a bir çok filozofun düşüncelerini,
felsefi akımları, önce anlatıp sonra fıkralarla
pekiştiriyor. Belki size felsefeyi öğretmez bu
kitap ama felsefeyi öğrenmeye başlamanız
için sizi teşvik edeceği kesin.
39

Benzer belgeler

CEO Summit Event App

CEO Summit Event App RS Components: “TNT ile ortak bir felsefeye sahibiz” RS adına açıklamada bulunan Global Kargo Yöneticisi Philip Ferry ise, “TNT ile müşterilerimize kaliteli hizmet verme konusunda ortak bir felsefe...

Detaylı