Sayı No : 69 PDF İndir

Yorumlar

Transkript

Sayı No : 69 PDF İndir
Dosya:
MADENCİLİK
İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı
Yayını
TEMMUZ - EYLÜL 2015
SAYI 69
Prof. Dr. Gülsün Sağlamer
Y. Müh. Tuğrul Erkin
Prof. Dr. Güven Önal
Kerim Tuncer Sarıkavak
Besim Şişman
Prof. Dr. Şebnem Düzgün
Dr. Fatih Birol
Ali Kâhyaoğlu
Prof. Dr. Sezai Kırıkoğlu
Dr. Caner Zanbak
Y. Müh. Necati Yıldız
Prof. Dr. Fatma Arslan
Y. Müh. Ayduk Koray
Prof. Dr. Mete Tapan
Prof. Dr. Tuncay Zorlu/Prof. Dr. Aydan Turanlı
Doç. Dr. Deniz Mazlum
TEMMUZ-EYLÜL 2015
| SAYI 69
İmtiyaz Sahibi:
İTÜ Vakfı adına Prof. Dr. Mehmet Karaca
Yayın Kurulu:
Prof. Dr. Yıldız Sey
Y. Müh. Naci Endem
Dr. Y. Müh. (Mimar) Doğan Hasol
Prof. Dr. Mete Tapan
Kenan Çolpan
Hatice Yazıcı Şahinli
Kenan Mete
Yazı İşleri Müdürü:
Hatice Yazıcı Şahinli
Yayın Koordinatörü:
Kenan Mete
Reklam ve Halkla İlişkiler:
Fahri Sarrafoğlu
Grafik Uygulama:
Murat Beşiktaş
Katkıda Bulunanlar:
Zeynep Şahin Tutuk, Gülşah Seyhan,
Osman Keskin, Altan Bal,
Arzu Eryılmaz, Gözde Çalışır,
Yavuz Dürüst, Engin Yıldırım
Gizem Çinik
Yönetim Yeri:
İTÜ Vakfı Merkezi
İTÜ Maçka Yerleşkesi 80394
Teşvikiye / İSTANBUL
Tel: 0212 291 34 75 – 230 73 71
Faks: 0212 231 46 33
Baskı:
Azra Matbaacılık
Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi E Blok
1. Bodrum No.11 Topkapı Zeytinburnu /
İSTANBUL
Tel: 0212 674 10 51 – 612 79 27
Yayın Türü:
Yaygın, Süreli
E-posta: [email protected]
www.ituvakif.org.tr
Bu dergide yayımlanan imzalı yazılar
yazarlarının görüşünü yansıtmaktadır.
Dergiyi ve Yayın Kurulu'nu bağlayıcı
nitelik taşımaz.
İTÜ Vakıf Dergisi’nde yayımlanan yazı ve
fotoğraflardan kaynak belirtilmek koşulu
ile alıntı yapılabilir.
...........................................................................................................................................................................................................................................
VAKFI DERGİSİ
13
Değerli Mezunumuz 9. Cumhurbaşkanımız
Sayın Süleyman Demirel’in Anısına
16
Kazma ve Kürekten Uzay Madenciliğine
18
Türkiye’nin Maden Kaynakları ve Ekonomiye Katkısı
22
Türkiye’de Maden Aramaları, Maden Rezervleri ve Ekonomik Değeri
28
Türkiye’de Petrolün Bugünü ve Geleceği
32
Türkiye Madencilik Politikaları Değerlendirmesi
37
Türkiye İçin Enerji Stratejisi Önerileri
Prof. Dr. Gülsün Sağlamer
Y. Müh. Tuğrul Erkin
Prof. Dr. Güven Önal
Kerim Tuncer Sarıkavak
Besim Şişman
Prof. Dr. H. Şebnem Düzgün
Dr. Fatih Birol
39
Türkiye’de Mermer Madenciliği: Rezerv, İşletme, Ekonomiye Katkısı,
Çevre Etkileri
43
Türkiye’nin Kıymetli Taşları
47
“Altın Madenciliği ve Çevre” Üzerine
55
Cumhuriyet Döneminde Madencilikte Mevzuat
59
62
Ali Kâhyaoğlu
Prof. Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
Dr. Caner Zanbak
Maden Y. Müh. Necati Yıldız
İTÜ’de Maden Mühendisliği Eğitimi
Prof.Dr. Fatma Arslan
İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü
Prof. Dr. Tuncay Zorlu
Prof. Dr. Aydan Turanlı
66
'Ailemi mutlu edeyim diye inşaat mühendisi oldum'
72
İstanbul’da Şiddetli Depremler Yılı: 1766
76
82
84
110
114
118
123
Ayduk Koray
Doç. Dr. Deniz Mazlum
Aydınlanma Felsefesi ve Mimarlıkta Bilinçli Değerlendirme
Prof. Dr. Mete Tapan
Teknokent Dosyası
İTÜ'den Haberler
İTÜ Vakfı’ndan Haberler
Spor
Yayınlar
Briç
Yazıları ve Rölöveleriyle
Sedat Çetintaş
Yazar: Prof. Dr. Ayla Ödekan
ISBN: 975-561-252-1
Basım Yılı: 2004
Boyutlar: 27 x 39 cm
Cilbent kutu içinde 79 sayfa metin + 108 sayfa rölöve föyleri.
2005
“Yunus al
sy
Nadi So r
Bilimle sı
a
Araştırm
Ödülü”
İTÜ Vakfı Yayınları
Genel Dağıtım: İTÜ Vakfı Yayınları
İtuyayinlari.com.tr
Online Sipariş: www.1773itu.com
Satış:0212 230 73 71 – 246 64 05
[email protected]
Sedat Çetintaş, mimarlık tarihimizde sanatsal ve mimari değeri
güçlü rölöve ve restitüsyonların yaratıcısı, 19. yüzyıl kültürü
ile beslenmiş 20. yüzyılın ilk yarısında yaşayan bir Cumhuriyet
aydını. O, Selçuklu dönemi ile Erken ve Klasik Dönem
Osmanlı mimarlığı tutkunu bir ‘Ülkügüder’. Sedat Çetintaş,
anıtsal yapıtları çizimleriyle günümüze taşımakla kalmamış,
yazılarıyla da mimar olarak toplumsal duyarlılığı sürekli diri
tutmuş bir aydın. Ülküsü bir ‘Corpus’ oluşturmak. Amacı
doğrultusunda yaklaşık 200 adet rölöve ve restitüsyon üretmiş.
Bu ürünlerden 108’i İTÜ Mimarlık Fakültesi Arşivi’nde
bulunmaktadır. Bu kitap da, Sedat Çetintaş’ın bu arşivde
yer alan yapıtlarını toplu olarak okuyucuya ulaştırmayı ve
araştırmaya açmayı hedefliyor. Buna ek olarak, çizimleriyle
tanıdığımız Sedat Çetintaş’ı yazılarından da okuyarak
‘ülkügider’liğinin insancıl boyutlarına da erişme olanağı
veriyor. Bu nedenle, kitapta yazar sık sık Çetintaş’ın kendi
anlatımlarına yer veriyor. Böylece kendi sözcük ve anlatım
dilini okuyucuyla paylaşarak Çetintaş’ın özellikle eski yapıları
koruma konusundaki savaşçı kişiliğini açığa çıkarıyor. ‘Sedat
Çetintaş’ın inanılmaz rölöveleri karşısısnda insan şaşırıyor.
Şaşırmamız rölövelerin insan emeğinin ürünleri oluşundan.
Hele bilgisayara dayalı bir tasarım kuşağı içinde olduğumuz
günümüzde, bu çizimler doğal olarak inanılmaz geliyor’ diyor,
Prof. Dr. Ayla Ödekan.
Website:
www.enka.com
Industry:
Construction
Company Size:
10,001+employees
Founded:
1957
Type:
Privately Held
Headquarters:
Balmumcu Mah.,
Zincirlikuyu Yolu
No:10 Beşiktaş
Istanbul, 34349 Turkey
Engineering for a better future
engıneerıng
procurement
constructıon
ENKA is a global operating and construction company that is concentrating on engineering and project management
activities, comprising general contracting, civil works, power plants, industrial plants, infrastructural projects, real estate
investment, manufacturing and trading.
ENKA took 52nd place on the "Top 250 International Contractors" list of Engineering News-Record (ENR) Magazine,
published in August 26, 2014. Additionally, ENKA took the first place among the 42 Turkish Contractors involved on the list.
ENKA has been in the forefront of the engineering and contracting world for 58 years. With its hundreds of accomplished
signature projects around the world, ENKA has been improving the quality of life of communities and contributing to
Turkey's economy.
Tengiz Oilfield Development,
Kazakhstan
OUR FIELDS OF ACTIVITY
Oil and Gas Facilities, Petrochemical Plants, Power Plants
Motorways, Bridges, Tunnels, New Towns&Housing Complexes
Business and Cultural Centers, Administrative Centers
Airports, Harbors, Industrial Plants, Offshore Construction
Shopping Malls, Hotels, Hospitals and Health Centers.
For More Information
please visit www.enka.com
MAIN BUSINESS LINES
Oil, Gas &
Petrochemicals
Power Plants
Infrastructure
Civil
Mühendislik “Best Seller’ı”
Cisimlerin Mukavemeti
Yenilenmiş 9. Baskı Çıktı...
Prof. Dr. Mustafa İnan
İTÜ Vakfı Yayınları
ISBN: 978-975-7463-05-4
618 sayfa, 16.5x23.5 cm
Şubat 2015
İTÜ Vakfı, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin efsane hocalarından Prof.
Dr. Mustafa İnan’ın İTÜ’ye ve Türkiye’de mühendislik dünyasına son
armağanı olan CİSİMLERİN MUKAVEMETİ kitabının 9. Baskısını
yayımlamaktan dolayı onur duymaktadır.
YENİ
BASKI
İTÜ Vakfı Yayınları
Genel Dağıtım: İTÜ Vakfı Yayınları
İtuyayinlari.com.tr
Online Sipariş: www.1773itu.com
Satış:0212 230 73 71 – 246 64 05
[email protected]
Lansman Fiyatı: 35 TL
İlk baskısı 1967 yılında yapılan ve tüm mühendislik dallarının
temel dersleri arasında yer alan “mukavemet” konusundaki bu eserin,
gerek öğrencilerin ve gerekse mühendislerin göstermiş olduğu ilgi ile
aranılırlığı gün geçtikçe artmıştır. Konuları ele alışı ve işleyişi açısından
alanındaki yeri tartışılmaz olan bu eserin, öğrenci açısından tek kullanım
zorluğu yazım dili idi. Doğal olarak 1960’ların “Türkçesi” ile günümüz
Türkçesi arasındaki farklar öğrenciyi zorlamaya başladığı için bu baskıda
kitabın bütünlüğü bozulmadan diline günümüz Türkçesi uyarlandı ve
buna ek olarak birim sistemi bugün uluslararası birim sistemi olarak
kabul edilen (SI) sistemine çevrildi. Bundan sonraki baskılarında son
yıllarda “mukavemet” dersi kapsamına alınan birkaç konuyu daha
katarak ve uygulamaları çoğaltarak bu eseri iki cilt halinde basmayı
tasarlıyoruz. Dileğimiz Mustafa Hoca’nın dileği olan, bu kitabın tüm
mühendislere ve mühendislik öğrencilerine ışık tutması ve yol gösterici
olmasıdır.
Mustafa İnan, akademik hayatı boyunca yayınlamış olduğu makale,
bildiri ve kitaplar ile birlikte İTÜ’de mühendislik alanında doktora
çalışmalarını başlatmış ve çok sayıda doktora öğrencisi yetiştirmiştir.
Bugün mekanik dalındaki çalışmaları ile tüm bilim dünyasında tanınan
bilim insanları yetiştiren Mustafa İnan’a bu çalışmaları nedeniyle
vefatının ardında TÜBİTAK tarafından “HİZMET ÖDÜLÜ” verilmiştir.
Bilimsel yaşamının yanı sıra, edebiyattan sanat ve müziğe, tarihten
dilbilgisine kadar geniş bir alanı kapsayan genel kültürü ve bu konuda
verdiği çeşitli konferanslarla Prof.Dr. Mustafa İnan’ın ünü bilim alanının
dışına da taşmıştır. Tüm yaşamı ve başarıları ile gençlere yüreklendirici
örnek olması için TÜBİTAK, Mustafa İnan’ın vefatının ardından
yaşamının roman şeklinde yazılması için bir proje önermiştir. Bu proje
Prof. Dr. Mustafa İnan’ın eşi Prof.Dr Jale İnan’ın yürütücülüğünde,
usta yazarımız Oğuz Atay’ın kalemi ile gerçekleştirilmiş ve “Bir Bilim
Adamının Romanı, Mustafa İnan” adı altında basılarak yıllar boyu
gençlere yol gösteren bir eser olmuştur.
Bu ürünleri satın alarak, İTÜ öğrencilerine BURS sağladığınız için teşekkür ederiz.
Merkez : Ayazağa Kampüsü İTÜ Merkezi Derslik Binası giriş katı Maslak 212 276 58 92
Şube : Taşkışla cad. İTÜ Mimarlık Fakültesi No: 2 Taksim 212 244 22 02
İTÜ Vakfı kuruluşu olan
3M ARGE A.Ş. tarafından işletilmektedir.
Bu sayıda
Sevgili Okurlar,
Dergimiz 69. Sayısı ile sizlere ulaşıyor. Daha önce de duyurduğumuz gibi bu sayımızda Madencilik konusu kapak dosyası olarak ele
alındı. Hazırlık çalışmalarımız sürerken, Türkiye’yi sarsan ve gündemi değiştiren bir olay, 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in
vefatı haberi üzerine önümüzdeki Sayımızı Sayın Demirel’e ithaf
edilmek üzere ‘Su Mühendisliği’ konusuna ayırmaya karar verdik.
Ancak, bu sayımızın girişini de onu anmak üzere kısa bir hayat hikayesi ve rektörlük dönemlerindeki çalışmaları ile kendisini yakından
tanıma fırsatına bulan Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in anılarıyla sunmayı düşündük. İTÜ’lü olmakla onur duyan, Üniversitemizin gelişimi
için çok önemli katkılarda bulunan değerli mezunumuz Sayın Süleyman Demirel'i gelecek sayımızda daha geniş bir şekilde anma
yapmayı planlıyoruz.
Bu sayımızda madenciliği, çeşitli açılardan anlatan geniş bir dosya
ile sunmaya çalıştık. Öğretim üyeleri , İTÜ mezunları, madencilik
alanındaki kurumların üst düzey yöneticileri açıklayıcı, tanımlayıcı
yazılarıyla bizlere ışık tuttular. Böylece maden olarak adlandırılan,
bu tükenen kaynakların nasıl arandığı, nasıl kazanıldığı, ekonomiye katkısı, çevre ile ilişkisi konularında değerli yazıları dergimizde
toplamış olduk. Farklı görüşlerin bir araya getirilmesinin güzelliğini
gördük.
başlıklı yazısıyla, devletin doğal kaynak yönetimi politikalarını
sürdürülebilirlik esaslarına göre gözden geçirmesi ve uygun bir
mevzuatın geliştirilmesi konusunu örnekler üzerinden açıklıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı direktörü Fatih Birol “Türkiye İçin Enerji
Stratejisi Önerileri” başlıklı yazısında enerji kaynaklarının verimli
kullanımı, yerli kaynak kullanımına önem verilmesi ve enerji diplomasisi konusunda ciddi adımlar atılmasının önemine dikkat çekiyor. Ayrıca iş güvenliğinin birinci koşul olması gerektiğini vurguluyor; çevre bilinci ve küresel ısınmanın enerji politikalarına etkisinin
önemi üzerinde duruyor.
Türkiye’de madenciliğin üç önemli alanı mermer, altın ve kıymetli
doğal taşlardır. Prof. Dr. Sezai Kırıkoğlu “Türkiye’nin Kıymetli Taşları” adlı yazısında kıymetli taşların Türkiye’nin dünya mücevherat
ticaretinde ilk sıralarda yer aldığını , pek çok kıymetli taşın önemli
potansiyeline sahip olunduğunu açıklayarak bu sektörün yeni bir
bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirtiyor.
İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali
Kahyaoğlu tarafından hazırlanan “Türkiye’de Mermer Madenciliği: Rezerv , işletme, Ekonomiye Katkısı, Çevre Etkileri” başlıklı
yazı Anadolu’da binlerce yıldır kullanılan mermerin çıkarılması ve
kullanımı ile ilgili tüm bilgileri içeriyor.
Maden Y. Müh. Tuğrul Erkin “Kazma Kürekten Uzay Madenciliğine”
başlıklı yazısında bilinen rezervlerin tükenmekte olduğunu, yeni
rezervlerin ise daha derinlerde olduğunu ve giderek daha ince yataklara inmeyi gerektirdiğini bunun için de çok büyük bilimsel ve
teknolojik yeniliklerin geliştirildiğine işaret ederek deniz altı ve uzay
madenciliğini örnek olarak gösteriyor.
“Altın Madenciliği son yıllarda en çok üzerinde durulan ve çevreye olan etkileri tartışılan bir alan. Dr. Caner Zanbak “Altın Madenciliği ve Çevre Üzerine” adlı yazısında, önce konunun teknik
yönlerini anlatıyor ve daha sonra çevre duyarlılığı ve çevrecilik
hareketlerini değerlendirerek bilgi kirliliğinin olumsuz etkilerinin
oluşumuna yer veriyor.
Teknolojik araştırmaların hızla ilerlediği bu ortamda Türkiye’de
madenciliğin durumunu Prof. Dr. Güven Önal “Türkiye’de Maden
Kaynakları ve Ekonomiye Katkısı” başlıklı yazısında anlatarak, Türkiye’de madenciliğin olması gereken yerden oldukça uzakta bulunduğunu, ancak iyi bir stratejik planlama ve özendirme ile çok
ileri noktalara taşınabileceğini belirtiyor. Yazı, Türkiye’nin maden
potansiyeli maden üretimi ve tüketimi, ülke ekonomisi içindeki yeri
gibi konularda bilgilerle devam ediyor.
Maden Y. Müh. Necati Yıldız “ Cumhuriyet Döneminde Madencilikte Mevzuat” adlı yazısı ile, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana
çıkarılan madencilikle ilgili kanunları ve uygulamaları ayrıntılı bir
şekilde ve bazı örnekler üzerinden anlattıktan sonra, sorunların
çözümünün tarafların katılımının sağlandığı, görüşlerinin dikkate
alındığı yeni bir maden kanunu olduğunu vurguluyor; bu kanunun
temel ilkelerini tanımlıyor.
Türkiye’de madencilik alanında önemli iki kurumun üst düzey yöneticilerinin yazıları konuyla ilgili bilgileri içeriyor.
MTA Genel Müdür Yardımcısı Kerim Tuncer Sarıkavak “Türkiye’de
Maden Aramaları, Maden Rezervleri ve Ekonomik Değeri” yazısı ile
maden rezervleri , maden arama faaliyetleri ve ekonomi açısından
önemli bazı madenlere ilişkin verilerle konuyu tanıtıyor.
TPAO Genel Müdürü Besim Şişman, “Türkiye’de Petrolün Bugünü ve Geleceği” konulu yazısında petrol ve doğal gaz konusunda
halen büyük oranda dışa bağımlı bir ülke olduğumuzu belirtiyor.
Ancak 2004-2011 yılları arasında yürütülen yoğun sismik program
sayesinde %40’ı Türkiye’ye ait olan Karadeniz’de ciddi bir potansiyelin bulunduğunun anlaşıldığını ve bu durumun umut verici olduğunu vurguluyor.
Madencilik çalışmalarının çevreye yaptığı etkiler yazarların çoğu
tarafından üstünde durulan bir konu olarak ortaya çıkmakta. Tuğrul
Erkin, konuya “Şüphesiz madenler ülkemizin önemli bir değeridir.
Ancak ormanlar da akarsular da öyle” diyerek yaklaşmakta; Caner
Zanbak, “tüm dünya toplumlarında artan çevre duyarlığı gerekli ve
yeterli çevresel önlemler alınmadan işletilmekte olan maden işletmelerini çevre hareketlerinin kolay hedefi haline getirmiştir” demekte; Şebnem Düzgün de görüşünüW, “benimsenen doğal kaynak
yönetimi sürdürülebilirlik açısından uygulanabilir görünmemektedir” şeklinde belirtmekte.
Prof. Dr. Şebnem Düzgün “Sürdürülebilir Doğal Kaynak Yönetimi
Çerçevesinde Türkiye Madencilik Politikaları Değerlendirmesi“
10 itü vakfı dergisi
Kapak dosyası Prof. Dr. Fatma Arslan’ın “İTÜ’de Maden Mühendisliği Eğitimi”ni anlatan yazısı ile son buluyor. 1 Mart 1953 tarihinde eğitime başlayan Maden Fakültesi’nin kuruluşundan bu yana
gelişmesi etraflıca sunuluyor.
69. sayımızda, İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nü tanıtan
bir yazıya yer veriyoruz. 1997 yılında Fen-Edebiyat Fakültesi içinde kurulan ve İTÜ’nün tüm öğrencilerine sosyal bilimler alanında
eğitim vermekte olan Bölüm, ayrıntılı şekilde tanıtılıyor.
68. sayımızda başlattığımız mezunlarla söyleşiye bu sayımızda
İnşaat Fakültesi 1950 mezunu Ayduk Koray ile devam ediyoruz.
Mimarlık dosyasında Prof. Dr. Mete Tapan’ın “Aydınlanma Felsefesi ve Mimarlıkta Bilinçli Değerlendirme” konulu yazısı yer alıyor.
Tapan, mimarlıkla ilgili sorunların akılla ve rasyonel yöntemlerle
çözümlenmesi ve bilinçli değerlendirmelerin yapılması konusunu
aydınlanma felsefesi üzerinden tartışıyor.
Deprem dosyasında Doç. Dr. Deniz Mazlum “İstanbul’da Şiddetli
Depremler Yılı: 1766” konulu yazısında 2.5 ay arayla yaşanan iki
büyük depremin yarattığı hasarları ve bu hasarların nasıl onarıldığını arşivlerde yaptığı araştırmalara dayanarak anlatıyor.
İTÜ’den Haberler dosyamız İTÜ’lülerin yaptığı çalışmalar ve başarılarla giderek daha büyüyor. Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin
çok çeşitli alanlardaki etkinliklerini bu sayımızda da mutlulukla
sunuyoruz.
Saygılarımızla,
Prof. Dr. Yıldız Sey
D O S YA
MADENCİLİK
itü vakfı dergisi 11
ANMA
İ
TÜ İnşaat Fakültesi’den 1949 yılında
İnşaat Yüksek Mühendisi unvanı ile
mezun olan Süleyman Demirel, 1962
yılına kadar mühendislik mesleğini sürdürdü. Ardından, Türk siyasetinin son 50
yılına Başbakan olarak, ana muhalefet
partisi lideri olarak, yasaklı dönemde “Bir
bilen” olarak ve 1993’te Cumhurbaşkanı
olarak damga vurdu. İTÜ Vakfı Mütevelli
Heyeti Onur Üyesi, İTÜ Fahri Doktorası
ve İTÜ Üstün Hizmet Madalyası sahibi
olan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, üniversitemize büyük katkılar sağlamıştır.
Süleyman Demirel kimdir?
Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu
köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul
Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
Su Bölümü’nden İnşaat Yüksek Mühendisi unvanı ile mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Devlet tarafından Amerika Birleşik
Devletleri’nin “Bureau of Reclamation”
kuruluşuna gönderildi ve orada 19491950 yılları arasında görev yaptı. 19541955 yıllarında yine ABD’de “Eisenhower
Exchange Fellow Ship” bursiyeri olarak
barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da
Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu ve bu
görevi 1960 yılına kadar sürdürdü.
1960-61 yıllarında Devlet Planlama
Teşkilatı’nda yaptığı askerlik hizmetinin
ardından, 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı.
Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda
dersler verdi.
Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet
Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye
12 itü vakfı dergisi
İTÜ Çok Değerli Bir
Mezununu Kaybetti
Türkiye’de demokrasinin önemli ismi 9. Cumhurbaşkanı,
İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu Yüksek Mühendis
Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015 tarihinde 91 yaşında
hayata veda etti.
genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965
tarihleri arasında görev yapan koalisyon
hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.
10 Ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde
53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu
seçimlerde Isparta Milletvekili olarak
Parlamento'ya girdi ve Türkiye'nin 12.
Başbakanı olarak hükümeti kurdu.
Bu hükümet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969
tarihindeki genel seçimlerde de Adalet
Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükümeti’ni kurdu. Daha
sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32.
T.C. Hükümeti’ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980
arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa
daha hükümet kurdu.
12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine
görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de yapılan
halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve
24 Eylül 1987 tarihinde, Doğru Yol Partisi
Genel Başkanlığı'na seçildi.
40 Yaşında Başbakan Oldu
29 Kasım 1987'de yapılan genel seçim-
lerde Isparta Milletvekili olarak tekrar
TBMM'ne girdi. 20 Ekim 1991 tarihinde
yapılan genel seçimler sonrasında, DYP
ile Sosyal demokrat Halkçı Parti'nin bir
araya gelerek kurduğu 49. T.C. Hükümeti’nde Başbakan olarak görev aldı. 30
yaşında genel müdür, 40 yaşında önce
parti genel başkanı, sonra başbakan olmuş; 12 seneye yaklaşan başbakanlık
görevinde, Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye'nin en genç genel müdürü,
en genç başbakanı ve İsmet İnönü'den
sonra en uzun başbakanlık yapmış kişisidir. 6 dönem I 6 dönem Isparta Milletvekilliği yapmış, 7 sene yasaklı kalmış,
6 defa hükümetten gitmiş, 7 defa hükümet kurmuştur. 16 Mayıs 1993 tarihinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Demirel bu görevi 16 Mayıs 2000
tarihine kadar sürdürmüştür.
Not: Dergimizin, Su İşleri-Su Yapıları
teması ile yayımlayacağımız gelecek sayımızı Süleyman Demirel’e ithaf ederek,
9. Cumhurbaşkanı Demirel’in, mühendislikten siyasete uzanan serüvenini de
geniş bir dosya olarak okurlarımıza sunacağız.
Değerli Mezunumuz
9. Cumhurbaşkanımız
Sayın Süleyman
Demirel’in Anısına
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne kol kanat geren,
ilk Başbakanlığı döneminde Maslak Kampüs arazisinin
kamulaştırılarak İTÜ’ye verilmesini, son Başbakanlığı
döneminde ise 1990’ların başında tahsisleri kaldırılan İTÜ
Taşkışla, Gümüşsuyu ve Maçka Kampüsleri’nin tekrar İTÜ’ye
tahsislerini sağlayan; Cumhurbaşkanlığı döneminde ise
yalnız İstanbul Teknik Üniversitesi’nin tarihinde değil Türkiye
üniversiteler tarihinde gerçekleştirilen en büyük bağış
projelerinden birini başlatan ve sonuna kadar izleyen Sayın
Süleyman Demirel’i biz İstanbul Teknik Üniversiteliler nasıl
unutabiliriz ki?..
Prof. Dr. Gülsün Sağlamer
İTÜ, 1996-2000/2000-2004
Dönemleri Rektörü
B
ir yere, bir kuruma, bir ülkeye, bir
topluma ait olmak ve ona güçlü
bir aidiyet duygusu ile bağlanmak, hizmet etmek ve onu yüceltmek
için çaba harcamak… İstanbul Teknik
Üniversitesi’nin biz mezunları üzerinde
yarattığı en güçlü duygu bu olsa gerek.
Bu duygunun özellikle 1940’lı yıllardan
başlayarak üniversite yıllarını Gümüşsuyu Erkek Öğrenci Yurdu’nda geçirenlerde inanılmaz boyutlara ulaştığını gördüm
ve yaşadım. Hiç tanımadığım, ilk defa
karşılaştığım birçok İTÜ mezunu ile ilk
andan itibaren sanki kendilerini yıllardır
tanıyormuşum hissine kapılmamın nedeni de bence yüreğimize yerleşmiş, bizi
birleştiren aidiyet duygusudur. İşte bu
aidiyet duygusunu en üst düzeyde yaşamış olan değerli 9. Cumhurbaşkanımızı,
yakasından İTÜ rozetini eksik etmeyen
değerli mezunumuzu kaybetmenin derin
üzüntüsünü yaşamaktayız.
Sayın Demirel, her zaman Cumhuriyet’in kendilerine sunduğu olanakları
anlatmayı, İslamköy’den Cumhurbaşkanlığına uzanan yaşamında İstanbul
Teknik Üniversitesi’nin rolünü ve devletin
İTÜ’ de mühendislik öğrenimini görürken
öğrencilere sağladığı yatılı ve parasız
okuma olanaklarının önemini vurgular ve
üniversitesine olan sevgisini ve şükran
hislerini bizlerle paylaşırdı. İkinci Dünya
Savaşı sırasında Beyoğlu’nda yürürken
burunlarına gelen taze ekmek kokusunu,
o günü yaşarmışcasına bize anlatan Sayın Demirel, Gümüşsuyu’na geri geldiklerinde yemekhanede hazır olan yemek
ve ekmeğin onlar için ne ifade ettiğini ve
kendilerini nasıl güvende hissettiklerini
gözleri buğulanarak anlatırdı ve “ işte
Türkiye Cumhuriyeti ve Teknik Üniversite
bize bu imkânları cömertce sağlamıştır”
derdi.
Sayın Demirel’in İTÜ’ye duyduğu
sevgi ve şükran hislerini mezunlarımıza
inanılmaz bir pozitif enerji ile nasıl aktardığını ve herkesi İTÜ’ye daha fazla emek
ve destek vermeye nasıl yönlendirdiğini
gördüm ve yaşadım.
itü vakfı dergisi 13
ANMA
Sayın Demirel, İTÜ 2001 Atılım
Projesini başlattığımız 1997 yılında
tüm mezunları İTÜ’ye yardıma davet
ederken aynen şunları söylemişti;
“Değerli Mezunlar, İstanbul
Teknik Üniversitesi’ni yeniden
en başta tercih edilen üniversite
yapabilmemiz için önemli
reformlara ve bu reformları da
gerçekleştirebilmek için yeni
finans kaynaklarına ihtiyacımız
var. Rektörümüz Gülsün Hanım’ın
başlattığı bağış programı sizin için
büyük fırsattır bu fırsatı kaçırmayıp
değerlendirmelisiniz.”
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i ziyaret, 1996.
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne kol kanat
geren, ilk başbakanlığı döneminde Maslak
Kampüs arazisinin kamulaştırılarak İTÜ’ye
verilmesini, son başbakanlığı döneminde
ise 1990’ların başında tahsisleri kaldırılan
İTÜ Taşkışla, Gümüşsuyu ve Maçka Kampüsleri’nin tekrar İTÜ’ye tahsislerini sağlayan; Cumhurbaşkanlığı döneminde ise yalnız İstanbul Teknik Üniversitesi’nin tarihinde
değil Türkiye üniversiteler tarihinde gerçekleştirilen en büyük bağış projelerinden birini başlatan ve sonuna kadar izleyen Sayın
Süleyman Demirel’i biz İstanbul Teknik Üniversiteliler nasıl unutabiliriz ki?.. İTÜ Maslak
Kampüsü’nü Cumhurbaşkanlığı döneminde
ve sonrasında açılış törenleri ve Mezunlar
Günü’nde her yıl onurlandıran Sayın Demirel’in yaşadığı mutluluğa o törenlere katılan
mezunlarımız şahittir.
Beni rektörlüğe atadığı 6 Ağustos 1996
Süleyman Demirel’in İTÜ’yü ziyareti, Ağustos 1996.
14 itü vakfı dergisi
tarihinde Sayın Demirel’in kendisi bizzat telefonla aramış, kutlamış ve üniversiteyi iki
hafta içinde ziyaret etmek ve projelerimizi
dinlemek istediğini söylemişti. Gerçekten
de, verdiği tarihte İTÜ Maslak Kampüsü’nü
onurlandırmış ve projelerimiz hakkında bilgi
almış ve sormuştu: “Bu projeleri gerçekleştirmek için ne kadar kaynak lazım?” Ben de
en az 20 Milyon USD demiştim. O zaman
ufkumuz daha dar, cesaretimiz daha azdı;
ancak 20 Milyon USD diyebilmiştim. Ortak
projemiz işte böyle başlamış ve 2004 yılını
bitirdiğimizde ayni ve nakdi bağış projemiz
80 Milyon USD’ı aşmıştı. Bu bağışlar altyapı, yurt, burs, laboratuvar, öğrenci merkezi,
derslik, kitap, ekipman, akademik ödül, yurtdışı görevlendirme ödeneği, yabancı öğretim elemanlarının daveti için kaynak olmuş
ve reformlar bu sayede hayata geçirilebilmiştir. Sayın Demirel, İTÜ 2001 Atılım Pro-
jesini başlattığımız 1997 yılında bütün mezunları İTÜ’ye yardıma davet ederken aynen
şunları söylemişti;
“Değerli Mezunlar, İstanbul Teknik Üniversitesi’ni yeniden en başta tercih edilen
üniversite yapabilmemiz için önemli reformlara ve bu reformları da gerçekleştirebilmek
için yeni finans kaynaklarına ihtiyacımız var.
Rektörümüz Gülsün Hanım’ın başlattığı bağış programı sizin için büyük fırsattır, bu fırsatı kaçırmayıp değerlendirmelisiniz.”
Bağışın mezunlar için bir fırsat olarak
algılanabileceğini ilk defa o zaman duymuş
ve biraz da hayret etmiştim. Ne kastettiğini
daha sonra olayları yaşadıkça anlayacaktım.
Bir kuruma, bir insana yardım etme olasılığını fırsat olarak gören Sayın Demirel’in bu
cümlesi benim hayata bakış açıma da yeni
bir boyut kazandırmıştı. Karşılıklı güvenin
ne kadar önemli olduğunu ve bu güvenin
nasıl aşılamaz zorlukları aşmamızı sağladığını gördüm ve yaşadım. Bu bağış projesi
sürecinde, Üniversitelerine gönülden bağlı
değerli İTÜ mezunlarının, tüm İTÜ akademik
ve idari kadrolarının ve öğrencilerinin katkıları ile hayallerimiz gerçek oldu. Bu sürecin
başından sonuna kadar Ankara’daki çalışmaları
yapılandıran Sayın Necdet Seçkinöz, Sayın Ekrem Göksu, Sayın Mustafa Babür ve Sayın Yelman Gazimihal’i rahmetle anıyorum.
Gümüşsuyu Yurdu’nun restorasyonunu
başlatmak için 1998 yılında Gümüşsuyu
Kampüsümüzde Orhan Öcalgiray Konferans Salonu’nda yapılan toplantıda başta
Sayın Demirel olmak üzere katılan tüm mezunların nasıl duygulandıklarını, gözlerinin
dolduğunu hatta bir süre önce kaybettiğimiz
Sayın Uğurhan Tunçata’nın nasıl ağladığını
hatırlıyorum. Sayın Demirel’in teşvikleri ile,
Sayın Demirel’i Ankara’da
son ziyaret ettiğimde yine
üniversitede neler olup bittiğini
öğrenmek istedi. Yapılan
reformların devam edip
etmediğini, yaptığımız yatırımlar
ve kurduğumuz vakıf şirketlerinin
üniversiteye yeterli destek
sağlayıp sağlamadığını, üniversite
sıralamalarındaki yerimizi
sordu. İTÜ’nün eski güzel
günlerdeki gibi başta olması
için harcadığımız çabaların ve
başarıların sürdürülebilirliğini her
zaman yakından izledi.
kullanılamaz duruma gelmiş olan yurdun hiç
vakit kaybetmeden yenilenmesi için başta
Sayın Erol Üçer olmak üzere,değerli mezunlarımız Atilla Doğan, Mehmet Aydıner, Bülent
Kuyumcu, Cevdet Kösemen, Atilla Şenol,
Atilla Önen ve Zeynep Bodur’un katkıları ile
restorasyon kısa sürede tamamlandı. İTÜ
Gümüşsuyu Öğrenci Yurdu İstanbul Teknik
Üniversitesi’nin ilk defa kız ve erkek öğrencileri aynı binada üst düzeyde mekân standartlarında misafir ettiği öğrenci yurdu oldu.
Sayın Demirel’i Ankara’da son ziyaret
ettiğimde yine üniversitede neler olup bittiğini öğrenmek istedi. Yapılan reformların
devam edip etmediğini, yaptığımız yatırımlar
ve kurduğumuz vakıf şirketlerinin üniversiteye yeterli destek sağlayıp sağlamadığını,
üniversite sıralamalarındaki yerimizi sordu.
İTÜ’nün eski güzel günlerdeki gibi başta
olması için harcadığımız çabaların ve başarıların sürdürülebilirliğini her zaman yakından izledi. Görüşmemiz bittiğinde ayağa
kalkıp beni yola koymak istedi. Ben “Sayın
Cumhurbaşkanım lütfen rahatsız olmayın”
dediğimde “İstanbul Teknik Üniversitesi’nin
değerli Rektörü gelmiş nasıl kendisini uğurlamam” dedi ve sağlık sorunları olmasına
rağmen beni oturduğumuz odanın kapısına
kadar gelerek uğurladı.
Sayın Demirel’in en sevdiği İTÜ toplantıları şüphesiz ki Mezunlar Günü toplantılarıydı. Keyifle gelir, arakadaşları ve mezunlarla
buluşmaktan büyük mutluluk duyardı. Biz 40
ve 50 yıllarını kutlayan mezunlarımıza plaket
verirken bize “Neden 60.yıl -70.yıl yok” dedi.
Biz de hemen uygulamaya geçtik. 1998 yılında kendisinin 50. yıl plaketini özel olarak
tasarlamıştık. 60.Yılını kutlayan değerli Cumhurbaşkanımızın 70.yılına da ulaşacağını
1997-98 Öğretim Yılı Açılışı, İTÜ Maçka Kampüsü.
ümit ediyorduk ama maalesef bu olamadı.
Bu yazıyı Sayın Demirel’in vefatı dolayısıyla verdiğim ilandaki sözlerle bitirmek
istiyorum: “Kurulduğu 1773 yılından beri
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne 1996 yılında
ilk defa kadın rektör atayan, İTÜ’ye verdiği
büyük destek, gösterdiği güven ve sevgi
ile çağ atlatan, Cumhurbaşkanımız olarak
Cumhuriyetimizin ‘Üniversiteler Projesi’ne
öncelik veren, Türk üniversitelerinin dertlerini
dinleyen ve çözen, üstün zekâ ve belleği ile
bizleri her zaman kendisine hayran bırakan,
kendilerini dinleme fırsatı bulduğumuzda,
bizi geleceğin parlak olduğuna inandıran
ve mücadele gücü veren büyük insan Sayın
Demirel’i İTÜ camiası her zaman büyük bir
sevgi ve saygı ile anacak ve anıları İTÜ Kampüsleri’nde yaşayacaktır. Sayın Süleyman
Demirel’i rahmetle anıyor, kederli ailesine ve
İTÜ camiasına başsağlığı diliyorum.
itü vakfı dergisi 15
MADENCİLİK DOSYASI
Maden Y. Müh. Tuğrul Erkin
İTÜ Maden Fakültesi ’61
Madencilik mesleğini diğer
meslek dallarından ayıran
bariz fark, maden (yataklarının)
rezervlerinin tükenir
olmasındandır.
Pompaladığınız petrol veya
kazdığınız kömür, bilinen
rezervlerinizi tüketmek
pahasınadır. Yeni rezervler ise
daha derinde ve çokça daha
fakir damarlar içindedir.
Böyle bir oluşum da,
önümüzdeki yıllar daha
derinlere, daha ince yataklara
inmenizi gerekli kılar…
16 itü vakfı dergisi
Kazma ve Kürekten
Uzay Madenciliğine
İ
nsanlık tarihinin en eski mesleği olan
madencilik, son yarım yüzyıl içinde
çok büyük bilimsel ve teknolojik yenilikler geçiriyor.
Artık maden yataklarının varlığı dağda hayvan otlatan çobanlar tarafından
saptanmıyor.
Bu hizmet satelitler tarafından yapılıyor.
Artık deniz dibi madenciliği bir yenilik olmaktan çıktı. Uzay madenciliği gündeme geldi. Uzay seyahatlerinin önde
gelen amaçlarından birisi de budur.
Nitekim aya inen uzay aracı aydan ilk
numuneyi kazmasıyla aldı, daha sonra
numuneyi öğüterek analiz etti ve sonra
uzay üstüne bildirdi. İste bu tam tamamına bir madencilik faaliyetidir.
Aynı şaşırtıcı değişiklikler, yenilikler
dünyamızda da hayret verici, sınır dışı
uygulamalar olarak sürüyor. Deniz dibi
madenciliği deniz seviyesinin 2000m
altında robotlarla sürdürülüyor. Yüksek
basınçlı su, kazı amacıyla kullanılıyor.
Suyla kazılan kömür güçlü pompalarla yeryüzüne çıkarılıyor, öğütülüyor
ve pipelınelarla 400-500 km uzaklıktaki
enerji santrallerine taşınıyor. Bugün bu
metot Çin’de sıkça kullanılıyor. Nitekim
yılda 4 milyar ton üretim yapmak nasıl
mümkün olurdu.
Bu olağanüstü üretim değerlerine
erişmek için başta jeoloji makine, elektrik mühendisliklerinin ciddi desteğine
ihtiyaç var.
Bütün bu çabalar daha çok, daha temiz daha ucuz hammadde üretimi içindir.
Aksi taktirde, oluşagelen sanayiyi
beslemek, doyurmak mümkün olmaz.
İnsanlığın geleceği bu çabalara bağlıdır.
Kaldı ki; madencilik mesleğini diğer
meslek dallarından ayıran bariz fark,
maden (yataklarının) rezervlerinin tükenir olmasındandır.
Pompaladığınız petrol veya kazdığınız kömür, bilinen rezervlerinizi tüketmek
pahasınadır. Yeni rezervler ise daha derinde ve çokça daha fakir damarlar içindedir. Böyle bir oluşum da, önümüzdeki
yıllar daha derinlere, daha ince yataklara inmenizi gerekli kılar.
Bu da daha fazla havalandırma, taşıma, tahkimat gibi masrafları karşınıza
çıkartır. Bu yeni şartlar üretim maliyetlerinizi etkiler. Değişen maliyetleri kontrol altında tutarak olumlu sonuçlar elde
etmek mümkündür. Bir kere daha tekrar
etmek isteriz ki burada hüner tamamen
mühendise aittir.
Ancak elemanlarınız yeterli değilse
önerdikleri çözüm yolları çok kez:
- Üretim maliyetlerini düşürmez arttırır.
- Ocak kazalarını düşürmez arttırır.
Öte yandan tükenen ve fakirleşen
maden yataklarınızı cevher zenginleştirme ve metalürji gibi teknolojilerle zenginleştirerek, atıklardan arındırılarak sanayinin kullanacağı değerlere erişilmesi
Artık deniz dibi madenciliği
bir yenilik olmaktan çıktı.
Uzay madenciliği gündeme
geldi. Uzay seyahatlerinin
önde gelen amaçlarından
birisi de budur.
de mümkündür.
Rakipleriniz ile rekabet edebilmeniz
gerekir. Bunun için de pazarlama tekniklerini ve ürün çeşitlerini geliştirmeniz
şarttır.
Rakiplerinizle sürdürebileceğiniz zorunlu rekabet için iki yol vardır.
1- Maliyeti artıracak her türlü masrafı kesmek, maden yatağınızın en düşük
maliyetli bölgelerine program-plan dışı
girmekteki bu yol sizi “MADEN KAZALARINA” götürür. Bizdeki durum budur.
2- Maliyeti düşürecek yeni teknolojiler ve daha önemlisi bilgi, görgü ve becerinizi kullanmak. Bu ciddi bir mühendislik altyapısı gerektirir, daha çok da
eğitim kurumlarını ilgilendirir.
Nitekim Bergama’daki altın içeren
kumlardan yıllardır Altın Cevheri üretilmektedir; tıpkı Nevada’daki gibi.
Ülkemizin büyük enerji talebini karşılamak için yaklaşık 1000-1200 kalorili
Elbistan linyitlerinden yeni kazan teknolojileri vasıtasıyla ülke elektriğinin %25’i
karşılanmaktadır.
Son olarak maden çevre ilişkisine
değinmek istiyorum.
Şüphesiz ki madenler ülkemizin
önemli bir değeridir. Ancak ormanlar da
akarsular da öyle.
Maden işleme projeleri her ne şekilde olursa olsun, çevre zenginlikleri ile
beraber değerlendirilmelidir.
Sonsöz: Maden Mühendisliği en gelişmiş teknolojilerle ve bilgisayar desteğiyle hizmet veren ve diğer mühendislik
dallarıyla yakın ilişki içinde yürütülmelidir.
Ancak çok iyi yetişmiş mühendislerle
başarılı sonuçlara ulaşılabilir.
İTÜ, kalitatif (seçkin) bir eğitim ile ülkeye örnek olabilir.
Bu konuda yöneticileriniz kadar memurlarınız da görevli ve sorumludur.
itü vakfı dergisi 17
MADENCİLİK DOSYASI
Türkiye’nin Maden Kaynakları ve
Ekonomiye Katkısı
Prof. Dr. Güven Önal
İTÜ Maden Fakültesi
Türkiye'de madencilik,
olması gereken yerden oldukça
uzaktadır. Iyi bir stratejik
planlama ve özendirme ile
bugünkünden çok ileri noktalara
taşınabilir. Ülkemizin gerçekten
kalkınması, cari açığın ortadan
kaldırılması ve refahın tüm
ülke düzeyine yayılması,
ülke madenlerinin işletilmesi
ve metal üretim endüstrinin
kurulmasına bağlıdır…
18 itü vakfı dergisi
Giriş
D
oğal kaynakların insan ve toplum
yaşamındaki önemi bilinmektedir.
Yaşamı fonksiyonel hale getiren
araç ve gereçlerin % 90’ı doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden sağlanmaktadır. Toplumların refah ve gelişmişlik
düzeyleri ile madencilik faaliyetleri arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır.
İnsanlar ilk çağlardan itibaren madencilik faaliyetlerine ve madenlerden yararlanmaya başlamışlar, bu faaliyetlerin
sonucunda da medeniyetin doğuşunu
sağlamışlardır. Günümüzün gelişmiş ülkeleri, madenlerini, 16. yüzyıldan itibaren
etkin şekilde üretmişler ve sonucunda
18. yüzyılda endüstri devrimini gerçekleştirmişlerdir. Türkiye gibi madenlerini
yeterince üretemeyip, endüstrisini geliştiremeyen ülkeler ise, gelişmiş ülkelerin pazarı konumunda kalmışlardır. Uzay
çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da, maden ürünlerinden sağlanan
özel metal, alaşım ve malzemeler sayesinde gerçekleşmiştir.
Ülkelerin kalkınma ve ekonomik geli-
şiminde önemli yeri olan madencilik ve
entegre üretim sanayii, en büyük katma
değeri yaratmaktadır. Gelişmiş ülkelerde halen, GSMH’da madenciliğin payı;
ABD’de % 4.5, Federal Almanya’da %
4.0, Kanada’da % 7.6, Avustralya’da
% 8.7, BDT’da % 14, Çin’de % 15, Hindistan’da % 15, Türkiye’de hammadde
olarak % 1,5, entegre ürünlerle birlikte % 3.5 düzeyindedir. Görüldüğü gibi,
Türkiye`de madencilik, olması gereken
yerden oldukça uzaktadır. Iyi bir stratejik
planlama ve özendirme ile bugünkünden çok ileri noktalara taşınabilir. Ülkemizin gerçekten kalkınması, cari açığın
ortadan kaldırılması ve refahın tüm ülke
düzeyine yayılması, ülke madenlerinin
işletilmesi ve metal üretim endüstrinin
kurulmasına bağlıdır.
Türkiye’nin Maden Potansiyeli
Türkiye bor, zeolit, pomza, selestit gibi
madenlerde dünyanın en büyük rezervlerine sahip bulunmakta, krom, manyezit,
toryum, nadir topraklar, barit, kil, kömür,
feldspat ve bazı endüstriyel hammaddeler ile doğal taş rezerv varlığında, dün-
Tablo 1: Türkiye’nin Bilinen
Başlıca Maden Rezervleri
Maden
Mermer ve Yapı Taşları
Kömür
Linyit
Tablo 3: 2014 Yılı Türkiye Entegre
Maden Üretim Değerleri
Rezerv (Ton)
Entegre Üretim
25.000.000.000
14.500.000.000
Taş Kömürü
1.100.000.000
Bor
3.066.300.000
Kuvars Kumu ve Kuvarsit
5.000.000.000
Trona
800.000.000
Feldspat
836.000.000
Aluminyum
240.000.000
Kromit
300.000.000
Demir (ton metal)
Kil
Barit
Manyezit
85.000.000
575.000.000
35.000.000
110.000.000
Çinko (Zn ton metal)
5.149.600
Kurşun (Pb ton metal)
3.252.000
Bakır (Cu ton metal)
1.800.000
Selestit
Tungsten (ton metal)
Gümüş (Ag metal)
Antimuan (Sb metal)
Altın (Au metal)
Tablo 2: Türkiye’nin Son 5 Yıllık
Maden İhracat Miktarı ve
Değerleri
Yıllar
İhracat
Miktarı, Ton
Demir Çelik
8.000.000.000
Kömürden Enerji
8.000.000.000
Çimento
6.000.000.000
Seramik+Cam
1.200.000.000
Bor
950.000.000
Bakır
350.000.000
Alüminyum
200.000.000
Ferro Krom
150.000.000
Tabii Soda
200.000.000
TOPLAM
25.050.000.000
Kaynak: Muhtelif
İhracat
Değeri,
ABD $
300.000
2010
18.987.557
3.468.890.334
60.000
2011
19.719.723
3.876.465.022
6.800
2012
20.556.303
4.181.381
125.000
2013
22.314.245
5.034.905
700
2014
21.236.853
4.646.933
Kaynak: MTA ve Diğer Envanter Yayınları
İhracat Değeri,
ABD $
Kaynak: İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (2015)
yanın söz sahibi ülkeleri arasında yer
almaktadır. Ülkemizde 70’in üzerinde
maden çeşidi bulunmaktadır.
Anadolu’ya Küçük Asya isminin verilmesi ve çok sayıda medeniyetin bu
topraklar üzerinde kurulması, doğal
kaynaklarla yakından ilgilidir. Türkiye’nin
bugünkü verilerle, 4 trilyon doların üzerinde maden varlığına sahip olduğu hesaplanmaktadır. 2014 yılında, ülkemizde
madenciliğin GSMH’daki payı, %1,5 düzeyindedir. Türkiye’de 2014 yılı sonu itibarı ile, 7.500 civarı arama, 13.500 civarı
işletme olmak üzere, 21.000 civarında
maden ruhsatı, 8.400 civarında üretim
yapan maden işletmesi bulunmaktadır.
Türkiye’nin Maden Üretim ve Tüketimi
Türkiye’nin 2014 yılı toplam maden üretimi, kırmataş ve çimento hammaddeleri dahil 500.000.000 ton civarında olup,
değeri, 17 milyar dolar düzeyindedir. Bunun 4.647 milyar doları dış satım olarak
gerçekleşmiştir.
Kırmataş, çimento hammaddeleri ve
kömürün tamamı, mermer ve doğaltaş’ın
yarısı yurt içinde tüketilmektedir.
itü vakfı dergisi 19
MADENCİLİK DOSYASI
Tablo 4: 2013 Yılı Türkiye Maden
ve Yarı Mamul Ürünleri İle Enerji
Hammaddeleri İthalatı
Maden Adı
Demir-Çelik
İthalat,
ABD $
20.282.470.075
Bakır
3.709.973.179
Alüminyum
3.236.691.108
Kurşun
221.661.507
Çinko
520.796.571
Nikel
172.925.827
Kalay
58.165.959
Altın
15.127.241.246
Gümüş
Diğer Metal Cevherleri
Taşkömürü
Diğer Ham Mineraller
ARA TOPLAM
208.637.663
128.952.078
3.512.030.885
428.160.901
47.607.706.999
Kok-Semikok, Rafine Edilmiş
Petrol Ürünleri
18.896.090.030
Ham Petrol, Doğalgaz
33.220.046.980
GENEL TOPLAM
99.723.844.009
Kaynak: TUİK
Türkiye bor, zeolit, ponza, selestit
gibi madenlerde dünyanın en büyük
rezervlerine sahip bulunmakta,
krom, manyezit, toryum, nadir
topraklar, barit, kil, kömür, feldspat
ve bazı endüstriyel hammaddeler
ile doğaltaş rezerv varlığında,
dünyanın söz sahibi ülkeleri
arasında yer almaktadır.
Diğer madenler ise, büyük ölçüde ihraç edilmektedir. İç tüketimin toplam değeri 12 milyar dolar civarındadır.
Entegre demir çelik, bakır, alüminyum,
seramik, şişecam, çimento, ferrokrom,
krom kimyasalları, bor kimyasalları, doğal soda tamamen maden ürünlerinden
üretilmektedir. Bu ürünler maden ihracatı
ve üretimi içinde yer almamakta, başka
sanayi dallarında gösterilmektedir. Entegre ürünlerle birlikte, 2014 yılı maden
ürünleri değeri, 25 milyar dolar civarında
olmuştur.
İthal Edilen Maden Ürünleri ve
Enerjinin Cari Açıktaki Payı
Büyük bir bölümünün ülkemizde üretimi
mümkün iken, ithal edilerek karşılanan
20 itü vakfı dergisi
maden ürünleri ve enerji hammaddeleri
için, 2013 yılında toplam olarak yaklaşık
100 milyar dolar ödenmiştir. Bu meblağ,
cari açığın tamamından fazla olup, ithalattaki payı ise % 40 civarındadır.
Bilindiği gibi, ülkemizin enerjideki dışa bağımlılığı %75 civarında olup,
2013 yılındaki enerji ithalatı cari açıkta,
%86 gibi önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye’nin bilinen kömür rezervleri 14.5 milyar tonu linyit, 1 milyar tonu taşkömürü
olmak üzere, 15.5 milyar ton civarındadır.
Yeterli aramalar yapıldığında bu rezerv
daha da artacaktır. Buna karşın ülkenin
bilinen doğalgaz ve petrol rezervleri çok
küçük boyutlardadır. Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, cari açığın da azalmasına neden olacaktır.
Madenciliğin Ülke Ekonomisine Daha
Fazla Katkı Sağlaması İçin Alınması
Gereken Önlemler
• Maden Bakanlığı’nın kurulması,
• Mevzuattaki boşlukların doldurulma-
Ülkemizin enerjideki dışa
bağımlılığı %75 civarında
olup, 2013 yılındaki enerji
ithalatı cari açıkta, %86 gibi
önemli bir yer tutmaktadır.
Türkiye’nin bilinen kömür
rezervleri 14.5 milyar
tonu linyit, 1 milyar tonu
taşkömürü olmak üzere,
15.5 milyar ton civarındadır.
Yeterli aramalar yapıldığında
bu rezerv daha da artacaktır.
Tablo 5: Türkiye’de, Yıllara Göre Elektrik Üretiminde Kaynak Payları
1998
%
2002
%
2006
%
2010
%
Yerli Kömür
39.7
23.3
20.0
İthal Kömür
0
1.5
6.3
Kaynaklar
2011
%
2012
%
2013
%
17.1
18.1
14.9
17.1
9.0
10.0
8.1
11.6
Doğal gaz +LPG
14.9
40.8
44.0
46.5
44.7
35.8
42.0
Hidrolik
38.3
26.0
25.1
24.5
23.2
34.3
24.2
Petrol
7.0
8.3
4.2
1.0
1.6
2.4
2.4
Diğer
(Jeotermal+Rüzgar
Güneş v.s)
0.1
0.1
0.4
1.9
2.4
4.5
2.7
100.0
100.0
100.0
100.0
100.0
100.0
100.0
TOPLAM
Kaynak: ETKB
•
•
•
•
sı ve tıkanıklıkların giderilmesi, 2012
yılında yayımlanan Başbakanlık genelgesinin madencilik faaliyetlerine
uygulanmaması,
Entegre maden endüstrisinin özendirilmesi ve ithal yolu ile sağlanan ham,
yarımamul ve mamul maddelerin yerli
olarak üretilmesi,
Her türlü maden arama faaliyetinin
teşvik edilmesi, sondaj metre maliyetinin yarısının devletçe karşılanması,
Yerli kömür yakan termik santrallere ve kömür üretimine özel teşvikler
sağlanması, elektrik alım garantisinin
100 MW’a kadar verilmesi,
Kömürden gaz ve akaryakıt üretimi
yatırımlarının özel olarak teşvik edilmesi. 10 milyon ton/yıl 2000 kalorilik
kömür kullanılarak, 12.250.000 varil/
yıl petrol, petrokimya ürünleri, ayrıca,
500 Megawatt elektrik üretimi mümkündür. Böyle bir tesisin yatırım maliyeti 3 milyar dolar, 1 varil petrolün
maliyeti ise 65 $ civarında olmaktadır.
• Yıllık kömür üretiminin en az 200 milyon ton/yıl düzeyine yükseltilmesi.
• Şehirlerin ısıtılmasında kömür yakan merkezi buhar santrallerine teşvik verilmesi.
Sonuç
• Maden ürünleri katma değeri en yüksek olan ürünlerdir. Bu nedenle ma-
dencilik kaynak yaratmada birinci
sırada gelen bir sektördür. Uç ürünlere gidildikçe katma değeri büyük
oranlarda artma gösterir. Örneğin:
hurdadan üretilen demir-çeliğin katma değeri % 30’lar civarında iken,
demir cevherinden entegre tesislerde
üretilen demir-çelik’in katma değeri
% 150 düzeyine yükselmektedir.
• Madencilik, genellikle kırsal alanlarda sürdürülen bir faaliyettir. Ülkemizde yaşanan çeşitli olumsuzlukların
temel nedenlerinden biri, bölgeler
arasındaki gelişmişlik farkıdır. Geri
kalmış yörelerde yapılacak madencilik yatırımları, arama döneminden
başlayarak bölgeye dinamizm getirecek, aramaların olumlu sonuçlanması halinde açılacak işletmeler, yeni
çekim alanlarının çekirdeğini oluşturacaktır. Üretilecek ham veya yarımamül maddeler, yine bu bölgelerde,
ilgili sanayinin kurulmasına katkıda
bulunacaktır. Böylece, oluşturulan
istihdam alanları, iç göçü engelleyecektir.
• Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı’nca, yapılan stratejik çalışmaya göre,
madenciliğin GSMH içindeki payının,
10 yılda % 4’e yükselmesi ve kalkınma hızının % 5 olması varsayıldığında, on yılda 30 milyar dolar yatırım
yapılarak, madencilik geliri 10 milyar
dolar/yıl dış satım olmak üzere, 40
milyar dolar/yıl düzeyine yükselecektir.
• Madencilikte yukarıda özetlenen
stratejik önlemler alındığı taktirde
Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığı 2023 yılına kadar yarıya inecek,
sanayinin ihtiyacı maden girdilerinin
yerli üretimi ile de cari açıkta büyük
bir azalma görülecektir.
itü vakfı dergisi 21
MADENCİLİK DOSYASI
Türkiye’de Maden Aramaları,
Maden Rezervleri ve Ekonomik Değeri
Kerim Tuncer Sarıkavak
MTA Genel Müdür Yardımcısı
Maden kaynakları ve çeşitliliği bakımından kendi kendine
kısmen yeterli olan ülkeler arasında bulunan Türkiye’nin
zengin olduğu madenler arasında ilk sırayı dünya rezervlerinin
% 72 sini oluşturan bor mineralleri almaktadır. Trona (doğal
soda), kayatuzu, sodyum sülfat, perlit, ponza, feldspat,
bentonit, barit, manyezit, alçıtaşı, stronsiyum tuzları, zeolit,
sepiyolit, mermer ve doğal taşlar, kuvars, kuvarsit, zımpara
taşı gibi endüstriyel hammaddeler ile boksit ve krom gibi
metalik madenler ve linyit gibi enerji hammaddeleri ise önemli
rezervlere sahip olduğumuz başlıca madenlerdir.
Giriş
M
adencilik tarımla birlikte, toplumların çeşitli alanlardaki hammadde
ihtiyaçlarını karşılanmasını sağlayarak, tarih boyunca medeniyetlerin gelişmesinde ve teknolojinin bugünkü düzeyine
ulaşmasında rol oynayan önemli bir faktör
olmuştur.
22 itü vakfı dergisi
Yapılan araştırmalarda Türkiye’de madencilik tarihinin M.Ö. 7000 yıllarına dayandığı tespit edilmiştir. Ülkemizde madencilik
faaliyetleri 1810'lu yıllarda başlamış olup,
Cumhuriyet döneminin ilk yılların kadar
maden yataklarımız batılı şirketler tarafından işletilmiştir.
1935 yılında 2804 sayılı kanunla kurulan Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), kurulduğu tarihten günümüze
kadar ülkemizde maden arama çalışmalarının çok önemli sayılabilecek bir kısmını
yürütmüştür.
MTA’nın Türkiye’deki Maden Arama
Çalışmalarındaki Önemli Rolü
Bu yıl kuruluşunun 80. yılını kutlayan MTA,
kuruluş kanunu gereği, ülkenin jeolojik haritalarını yapmak, her türlü maden yataklarını
aramak, halen üretimde olan maden yataklarında mevcut jeoloji ve rezerv problem-
lerine çözüm bulmak, maden yatakları ile
ilgili ön fizibilite ve/veya fizibilite etüdlerini
gerçekleştirmek ve madencilik sektöründe
ihtiyaç duyulan teknik elemanlar ile diğer
kalifiye elemanları yetiştirmekle görevlendirilmiştir.
Genel Müdürlüğümüz, madencilik sektörünün gereksinim duyduğu jeolojik alt
yapı bilgilerini yaptığ arazi çalışmaları ile
üretmek, bu bilgilere dayanarak çeşitli ölçekli jeolojik harita ve dokümanları hazırlamak işlevi yanında, cevherleşme içermesi
umutlu olan bölgelerde ve bilinen maden
yataklarına sahip havzalarda çoğunlukla
endüktif, kısmen de dedüktif prospeksiyon
çalışmaları yapmaktadır.
Bu ön arama çalışmalarının sonucunda saptanan cevher oluşumu yönünden
müspet sahalar için ruhsat başvurusunda
bulunulmakta ve maden hakkı elde edilen sahalarda detay etütlere geçilmektedir. Gerektiğinde jeofizik ve jeokimyasal
arama metotlarının eşlik ettiği söz konusu
detay etütlerin ve yapılacak yeterli sayıda
ve derinlikte keşif sondajlarının madencilik
yönünden olumlu bulunması sonucu bu sahalar, MTA’nın maden işletme hakkı olmadığından, Maden İşleri Genel Müdürlüğü
(MİGEM)’ne devredilmektedir.
Günümüzde maden arama faaliyetleri
büyük oranda bir kamu kurumu olan MTA
tarafından yürütülmekteyse de, yerli ve yabancı özel madencilik şirketleri de sektörde arama faaliyetleri yürütmektedirler.
Ancak, madencilik sektörü, aramalar
sonucunda ortaya çıkarılacak varlığın nicelik ve niteliklerinin tahmin edilmesindeki
zorluklar ve yatırım maliyetinin yüksek olması nedeniyle risk taşıyan bir sektördür.
Bu riskin azaltılması, aramaların her aşamasında ve aramalardan sonra yapılacak
bilimsel ve teknolojik çalışmalara bağlıdır.
Bu kapsamda, MTA’nın 80 yıllık bilgi birikimi ve tecrübesiyle yürüttüğü projeler ve
ürettiği alt yapı bilgileriyle bu riskin azaltılması yönünde faaliyetlerin sürdürülmesinin
ve desteklenmesinin, ülkemiz madenciliği
açısından gittikçe artan bir öneme sahip
olduğu çok açıktır.
Türkiye’nin maden potansiyeli genel
olarak “çeşitlilik açısından zengin, ancak
birkaç örnek dışında dünya ölçeğinde sınırlı” olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde
dünyada üretimi yapılan yaklaşık 90 çeşit
maden türünden 60 tanesinin ülkemizde
üretimi yapılmakla birlikte, 13 tanesinin
ekonomik anlamda varlığı tespit edilememiştir. Maden üretim değeri itibariyle Dünya’da 132 ülke içerisinde 28’ci sırada yer
alan ülkemiz, maden çeşitliliği açısından
ise 10. sırada bulunmaktadır. Türkiye, başta endüstriyel hammaddeler olmak üzere,
bazı metalik madenler, linyit ve jeotermal
kaynaklar gibi enerji hammaddeleri açısından zengindir. Ülkemiz 50 çeşit madende kısmen yeterli kaynaklara sahipken 27
maden ve mineralin günümüzde bilinen
rezervleri ve kaliteleri ekonomik madencilik
için yetersizdir.
Maden kaynakları ve çeşitliliği bakımından kendi kendine kısmen yeterli olan ülkeler arasında bulunan Türkiye’nin zengin
olduğu madenler arasında ilk sırayı dünya
rezervlerinin % 72'sini oluşturan bor mineralleri almaktadır. Trona (doğal soda),
Günümüzde maden arama
faaliyetleri büyük oranda bir kamu
kurumu olan MTA tarafından
yürütülmekteyse de, yerli ve
yabancı özel madencilik şirketleri
de sektörde arama faaliyetleri
yürütmektedirler.
kayatuzu, sodyum sülfat, perlit, pomza,
feldspat, bentonit, barit, manyezit, alçıtaşı,
stronsiyum tuzları, zeolit, sepiyolit, mermer
ve doğal taşlar, kuvars, kuvarsit, zımpara
taşı gibi endüstriyel hammaddeler ile boksit ve krom gibi metalik madenler ve linyit
gibi enerji hammaddeleri ise önemli rezervlere sahip olduğumuz başlıca madenlerdir.
Diğer yandan, sahip olduğumuz bakır, kurşun, çinko, demir, nikel, manganez,
arsenik, kükürt, fosfat, grafit, talk, asbest,
mika, boya toprakları ve maden kömürü
kaynaklarımız yetersiz miktarda ve/veya
düşük kalitelidir. Ülkemizde, ekonomik olarak işletilebilir nitelik ve nicelikte elmas,
platin grubu metaller, kalay, zirkon, potasyum tuzları, lityum mineralleri, magnezyum
tuzları, bromin ve iyodin kaynakları bulunmamaktadır.
Dünya maden üretiminde miktar
ve değer itibariyle en önemli grubu; petrol,
doğalgaz ve kömür gibi enerji hammaddeleri, demir, manganez, nikel gibi demir-çelik sanayi hammaddeleri bakır, kurşun, çinko, kalay, alüminyum gibi baz metaller ve
fosfat, potas, kükürt gibi endüstriyel mineraller oluşturmaktadır. Değer itibariyle altın
da bu gruba zaman zaman katılmaktadır.
Ülkemizin bu grupta yer alan madenlerde, petrol ve doğalgaz hariç, dünyadaki payı rezerv itibariyle % 0,5 civarındadır.
Dolayısıyla üretim maliyetleri yüksek olup,
demir cevherlerinde olduğu gibi dünya fiyatlarıyla rekabette zorlanmaktadır.
Türkiye'nin Maden Rezervleri
Alp- Himalaya tektonik kuşağında yer alan
ülkemizin sahip olduğu karmaşık jeolojik ve
tektonik yapı, mevcut maden yataklarının
çok çeşitli olmasının yanında, bu maden
yataklarının küçük boyutlu ve parçalı olmasının da ana nedenidir.
itü vakfı dergisi 23
MADENCİLİK DOSYASI
Tablo 1: Türkiye Maden Rezervleri (2015).
Maden Cinsi
Rezerv (Gör+Muh)
(Ton)
Alçıtaşı
Altın
Alünit
Antimuan
Asfaltit
Asbest
Bakır
Barit
Bitümlü Şist
Bentonit
Boksit
Bor
Civa
Çinko
Demir
Diatomit
Disten
Dolomit
Feldspat
Fosfat
Fluorit
Grafit
Gümüş
Kaya Tuzu
Kil (Ser+Ref )
Kireçtaşı
Krom
Kurşun
Kuvars Kumu
Kuvarsit
Kükürt
Linyit
Lületaşı
Manganez
Manyezit
Mermer
Nikel-Kobalt
NTE
Olivin
Perlit
Pomza
Profillit
Selestit
Sepiolit
Sodyum Sülfat
Stronsiyum
Talk
Taşkömürü
Titan
Toryum
Trona
Tungsten
Uranyum
Wolfram
Zeolit
Zımpara
46.297.000
700
3.974.860
99.306
82.000.000
29.646.379
3.066.810
34.222.792
1.641.381.000
241.519.504
68.910.000
3.066.300.000
3.820
1.962.235
124.686.080
44.001.040
3.840.000
19.817.124.196
428.981.991
70.500.000
2.530.694
86.736
5.740
5.157.036.177
420.647.806
1.006.275.743
26.637.873
995.079
1.884.208.585
7.673.726.934
625.700
13.300.000.000
1.483.670 (sandık)
3.200.000
106.673.833
5.137.342.751 m3
39.500.000
30.360.000
190.000.000
5.688.021.716
1.397.786.725 m3
6.644.000
347.101
13.535.374
11.050.467
347.101
427.574
1.126.548.000
161.348.413
380.000
836.283.891
36.719
9.129
36.719
344.217.073
3.607.564
Açıklamalar
1. ve 2. Sınıf Alçı kalitesi
Au İçeriği
%7.54 K2O
Sb içeriği
AİD.2896-5536 Kcal/kg
Değişik lif boylarında, lif yüzdesi %4 ' un üzerinde
Metal Cu
%71-99 BaSO4 içerikli
OrAID.541-1390 Kcal/kg
Sondaj+Döküm+Ağartma
%55Al2O3 (25 667 000 ton metal Al)
% 24.4-35B2O3 içeriği
Metal Hg
Metal Zn
%55Fe ( 84 008 750 ton metal demir)
İyi kalite
% 21-52 Al2O3
% 15 MgO ve üzeri
Albit ve Ortoklaz
% 19 P2O5
% 40-80 CaF2 İçeriği
% 2-17 Sabit karbon içerikli, zenginleşebilir
Metal Ag
% 88,5 üzeri NaCl ( 200 000 000 tonu göl rezervi)
Seramik+Refrakter
%90-95 CaCO3
% 20 üzeri Cr2O3
Pb İçeriği
% 90 Üzerinde SiO2
% 90 Üzerinde SiO2
% 32 S içeriği
AID.868-5000 Kcal/kg
İyi, orta kalite karışık
% 34.54 Mn (Metal Mn içeriği 1 576 000 )
% 41-48 MgO içeriği
Toplam Potansiyel Rezerv
%1,34 Ni, %4,2-6 Co
%39,23 CaF2, %28,92 BaSO4, %3,67 NTE
İyi Kalite
Değişik genleşme oranlarında
İyi Kalite
Seramik+refrakter+ çimento
%72 Üzeri SrSO4
% 50 üzeri Sepiolit
% 81 NaSO4 (13.040.000 ton göl suyu rezervi)
% 72 Üzeri SrSO4 içerikli
İyi kalite
İyi kalite
%0,87-0,98 Tio2
% 0.24 ThO2
% 56 ve üzeri Trona
Metal W
% 0.05-0.1 U3O8
Metal W
Klinopitilolit+ Höylandit
İyi kalite
Kaynak: MTA Genel Müdürlüğü, Mart 2015. (MTA Genel Müdürlüğü aramaları sonucu bulunan rezervler eklenmiştir. Ancak özel
sektöre ait bilgiler eklenmemiş olup üretimler düşülmemiştir. Özel ve kamu kuruluşlarının rezerv bilgileri yasa gereği her yılın Nisan ayı
sonu itibarıyla MİGEM’e rapor olarak sunulmakta olup güncelleme kurumumuzca yapılamamaktadır.)
24 itü vakfı dergisi
Gelişmiş ülkelerde GSMH'da madenciliğin payı % 4, dünya ortalaması % 2 civarında olup, Türkiye’de bu oran % 1.45
civarındadır.
Türkiye’de hammadde girdisi yoğun
sanayi dallarında gelişmiş ve büyük ölçüde dışa açılmıştır. Seramik, çimento, alüminyum, demir-çelik, gübre, yapı malzemeleri bunların başında gelmektedir. Linyit,
bor, manyezit, barit, sölestin, bakır, kurşun,
çinko, krom, kaolin, feldispat, bentonit,
mermer, perlit, pomza, tuz, sodyum sülfat,
zımpara ve lületaşı madenciliğimiz ile Dünya’da söz sahibi olup, bu kaynakların rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.
İlgili sanayi dallarının yurt içinde kurulması
ve geliştirilmesinin desteklenmesinin yanı
sıra, maden ürünlerinin tüketim alanlarının
geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmalarının teşvik ve desteklenmesi sektör için büyük önem taşımaktadır.
Diğer yandan, ülkemizde madencilik
sektörü yeniden yapılandırılarak, mevcut
işletmelerde iyileştirmelerle kapasite artımına gidilmesi, bazı önemli yataklarda
teknolojik problemlerin çözülerek ve gerekli arama araştırma ve hazırlık yatırımları
için kaynak ayrılarak üretime geçirilmesi ilk
planda uygulanması gereken tedbirler olarak görülmektedir.
Türkiye’nin bilinen maden rezervleri
miktar ve ortalama tenör değerleri itibariyle
Tablo.1’de sunulmaktadır.
Türkiye Ekonomisi Açısından Önemli
Olan Bazı Madenler
Demir
MTA kayıtlarına göre ülkemizde bugünkü durumda işletilen ya da işletilebilir nitelikte toplam 140 milyon ton civarında demir
2015). Türkiye’nin işletilebilir ve
potansiyel altın yatakları ile yan
ürün olarak metal yataklarından
elde edilen altın sahalarının toplam metal altın rezervi yaklaşık
700 tondur. Altın tüketimi ortalama yılda 150 ton dolayındadır.
Petrol ve doğalgazdan sonra
en büyük ithal kalemi olan altın
ithalatı için her yıl önemli miktarlarda döviz ödenmektedir. 2013
yılı itibariyle işlenmiş ve işlenmemiş olarak altın ihracatımız
10.907 milyon dolar karşılığı
219 ton olup, ithalatımız ise aynı
şekilde işlenmiş ve işlenmemiş
olarak 6.542 milyon dolar kar-
cevheri rezervi vardır. Mevcut
rezervler, ülke talebini uzun süre
karşılayamayacak düzeydedir.
2009-2013 yılları arasında
MTA tarafından bulunan % 14
Fe ortalama tenörlü 1,320 milyar ton görünür-muhtemel rezervli Malatya-Kuluncak-Sofular
sahası düşük tenör ve dekapaj
sorunuyla sorunlu yataklarımız
içerisinde en büyüğüdür.
Bakır
Türkiye toplam metal bakır
rezervi 1.546.532 ton’dur. Düşük tenörlu bakır yataklarının
da rezervi eklendiğinde metal
bakır rezervi 3.5 milyon tona
ulaşır. Ülkemizin blister bakır ihtiyacı ortalama 250 bin ton/yıl’dır. Bakır üretimi 35 bin
ton/yıl civarındadır. Yılda toplam 60 bin ton
metal bakır eşdeğeri, 350 bin ton cevher
yaklaşık 10 bin tonu ise geçici ihraç edilen cevherden karşılanmaktadır. Ülkemizde
farklı kökenlerde ve farklı bölgelerde yaklaşık 600’den fazla kurşun-çinko cevherleşmesi bilinmektedir. Bu cevherleşmelere
çoğunlukla bakır ve gümüş eşlik etmektedir. Fakat, ülkemizdeki kurşun-çinko-bakır
yataklarının genellikle küçük-orta ölçekli
yataklar olması nedeniyle, yurtiçi sanayi
tüketimi yurtiçi üretimden karşılanamamak-
şılığı 126 ton olarak gerçekleşmiştir. Genel
Müdürlüğümüzün son yıllarda keşfettiği
altın cevherleşmelerinin rezerv belirleme
çalışmalarının tamamlanması ile ülkemiz
altın rezervlerinde önemli bir artış olacaktır.
konsantresi üretilmektedir.
Yıllık bakır üretiminin 35 bin ton kadarı kurulu izabe tesislerimizde yerli cevher
konsantrelerinden üretilmektedir. Ülkemizin
ihtiyacını karşılamak için yılda 300-350 bin
ton metal bakır ithal etmek gerekmektedir.
Kurşun-Çinko
Türkiye toplam metal kurşun rezervi
795.201 tondur. 2012 yılı tüvenan kurşun
cevheri üretimi 1.086.288 ton’dur. 2013
yılında kurşun cevheri ihracatımız 130 bin
ton karşılığı 200,4 milyon dolar olarak gerçekleştirilmiştir.
Türkiye toplam çinko rezervi ise
1.666.792 ton olup, Türkiye’nin yıllık toplam
çinko tüketimi ise 60 bin ton civarındadır.
Toplam tüketimin bir bölümü hurdadan,
Krom
Ülkemiz kalitesiyle dünyada önde gelen kromit üreticisi ülkelerden birisi olmanın
yanında, ofiyolitik kayaçların daha sonraki
tadır. Bu nedenle, sanayisi hızlı bir şekilde
büyüyen ülkemizin kurşun-çinko ihtiyacına
paralel olarak yeni yatakların aranması-bulunması, mevcut cevherleşmelerin tekrar
değerlendirilmesi oldukça önemlidir.
Altın-Gümüş
Türkiye’de bilinen altın kaynaklarından
işletilebilirliği fizibilite veya ön fizibilite çalışmalarıyla ortaya konan 11 ayrı yataktaki toplam rezerv yaklaşık 700 ton, gümüş
rezervi ise 5.740 tondur (MTA Gen.Müd.
itü vakfı dergisi 25
MADENCİLİK DOSYASI
süreçlerde yaygın deformasyon etkisinde
kalmaları nedeniyle, ortaya çıkarılan rezerv
miktarı sınırlıdır. MTA Genel Müdürlüğü’nün
kayıtlarına göre Türkiye’de % 20 Cr2O3’ün
üzerindeki tenörlerde krom rezervi toplam
26 milyon tondur. Bununla birlikte Genel
Müdürlüğümüz tarafından, Adana (Aladağ) Yataardıç sahasında ortalama % 5.36
Cr2O3 tenörlü yaklaşık 200 milyon ton rezerv belirlenmiştir.
Dünya piyasa koşullarına göre, Türkiye
maden ihracatında krom önemli bir yer tutmakta ve önemli miktarlarda döviz girdisi
sağlamaktadır. Ülkemiz, yaklaşık 150 yıldır
dünyanın ilk 6 krom üreticisi arasında yer
almaktadır.
Nadir Toprak Elementleri
Dünyada gelişen endüstrilere paralel
olarak, hızla gelişen ve büyüyen ülkemizin
de sanayide kullanmış olduğu maden çeşitliliğinin arttırması, yer altı kaynaklarımızın
daha etkin bir şekilde belirlenmesi ve or-
taya çıkarılmasını zorunlu hale getirmektedir. Türkiye’de bilinen ve keşfi yapılan tek
nadir toprak elementi (NTE) kaynağı; Eskişehir ilinde bulunan Sivrihisar-Kızılcaören
kompleks cevher yatağıdır. Bu yatak florit,
barit ve NTE mineralizasyonu içermektedir. Nadir toprakların birçoğu bastnazit
mineralinin bünyesindedir. Fakat başlıca
lantanyum, seryum ve neodyumbastnaziti oluşturmaktadır. Kızılcaören (Eskişehir)
florit-barit ve nadir toprak element yatağı
Triyas yaşlı alteremetakumtaşları ve alkali
trakit ve fonolitlerin yakınlarındaki Oligosen-Miyosen piroklastik kayaçlarında epitermal damarlar ve breş dolguları şeklinde
gelişmiştir. Bu yatak Türkiye’deki tek ekonomik NTE ve toryum kaynağıdır. Genel
26 itü vakfı dergisi
Müdürlüğümüz son yıllarda nadir toprak
elementlerinin aranmasına önem vermiştir.
Bu bağlamda Malatya-Kuluncak’ta Güney
Kore ile ortak proje yürütülmüştür. Diğer
yandan Sivas-Karaçayır ve Kayseri-Felahiye’de son yıllarda keşfedilen NTE anomalilerine yönelik çeşitli ölçeklerde maden
jeolojisi etütleri ve laboratuvar çalışmaları
yürütülmektedir.
Bor
Bilindiği gibi zengin olduğumuz madenler arasında ilk sırayı, dünya rezervlerinin % 72’sine sahip olduğumuz bor yatakları almaktadır. Ülkemiz ABD’den sonra
dünyadaki en büyük bor üreticisidir. Son
MİGEM verilerine göre ülkemizin 2011 yılı
bor üretimi 6.348.487 tondur. 2012 yılı bor
üretimi ise düşerek 4.220.291 ton olarak
gerçekleşmiştir. 2.066 milyar ton olarak bi-
linen ülkemiz bor rezervi 2002 yılında Genel Müdürlüğümüz ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında imzalanan
protokol çerçevesinde başlayan ve 2013
yılında sonlanan proje kapsamında rezervlerimiz % 50 artarak 3.066 milyar tona
çıkmıştır. Bu çalışma kapsamında Eskişehir-Kırka, Kütahya-Emet, Balıkesir-Bigadiç
bor yataklarımızdaki rezervler büyük ölçekte görünür hale gelmiştir.
Bor madenlerinin stratejik önem taşıması ve ülkemiz jeolojisinin bor yataklarının
oluşumuna uygun evaporitik ortamlara sahip olması nedeniyle bor arama projelerine
devam edilecektir. Protokol gereği 2014
yılında çalışmalar sonlandırılmıştır. Ülkemizin tek bor üreticisi olan Eti Maden Genel
Müdürlüğü, 2013 yılında 738.593 ton tabi
borat ve konsantreleri ihracatı gerçekleştirmiş olup karşılığında 233.028701 dolar
gelir elde etmiştir (TÜİK-2013).
Trona
Ülkemizde Ankara-Beypazarı’nda Genel Müdürlüğümüz tarafından, diğeri ise
Ankara-Kazan’da yabancı bir şirket tarafından bulunmuş iki doğal soda (trona) yatağı
bulunmaktadır. Beypazarı yatağında, % 56
ve üzeri trona içeren 235 milyon ton, Ankara-Kazan yatağında % 31 trona içerikli 607
milyon ton olmak üzere toplam 842 milyon
ton trona rezervimiz vardır. Ülkemizi trona
yataklarının Avrupa pazarlarına yakınlığı,
kalitesi ve işletme kolaylığı çok önemli bir
avantajdır. MİGEM verilerine göre 2012 yılı
trona üretimi 1.852.817 ton dur. Ülkemiz
Dünya’nın en büyük trona yataklarına sahip
ikinci ülkesi konumuna gelmiştir.
Türkiye doğal soda yataklarına sahip
olmanın yanında, yüksek sentetik soda
üretim kapasitesine de sahiptir. Mevcut yatakların üretime geçmesiyle ülkemiz doğal
ve sentetik soda üretiminde günümüzde
dünyada söz sahibidir.
Mermer ve Doğal Taşlar
Ülkemizin jeolojik yapısı, mermer ve doğal taş çeşitliliği bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır. Son yıllarda sektörel
anlamda önemli gelişmeler kaydedilmiş ve
özellikle ihracata yönelik üretim kapasitesinde dikkate değer gelişmeler sağlanmıştır. Genel maden ihracatımız içinde değer
olarak mermer ve doğaltaşlar ilk sırada yer
almaktadır. 2013 yılı ihracatımız yaklaşık
9,065 milyon ton (ham ve işlenmiş mermer,
oniks, traverten, sert taş, kayrak ve diğer
doğal taşlar) olarak gerçekleşmiştir. İthalatımız ise yaklaşık 246 milyon dolardır. MİGEM-2012 verilerine göre ülkemizin 2012
yılı ham ve işlenmiş mermer üretimi 5,4 milyon m3, doğaltaş (andezit-bazalt, mozaik,
kayrak) üretimi ise 24 milyon tondur.
2005-2014 Yılları Arasında Bulunan Linyit Rezerv Miktarları
Seramik ve Cam Hammaddeleri
Üretim kapasitesi olarak Avrupa’da 3.
Dünyada ise 5. sıraya ulaşan ülkemiz sera-
mik sanayinde yıllık ortalama 1 milyar dolar
civarında bir üretim gerçekleştirmektedir.
Cam sanayinde yıllık hammadde tüketimi 2
milyar tona, üretim değeri ise 2 milyar dolar/yıl’a ulaşmaktadır.
Genel Müdürlüğümüz tarafından 197080’li yıllarda ağırlık verilen seramik ve cam
hammaddeleri arama çalışmaları sonucunda ortaya konulmuş olan rezervler sektörlere
güvence sağlamış, üretim girdilerinde maliyet azalmış ve bugünkü gelişmiş seramik
sanayi ortaya çıkmıştır. Genel Müdürlüğümüz tarafından son yıllarda yapılan çalışmalarla Yozgat, Zonguldak, Kastamonu ve
Malatya yörelerinde yeni seramik ve cam
hammadde yatakları ortaya çıkarılmıştır.
Grafit
Yapısındaki Karbon nedeniyle tıpkı elmas gibi kristal bir yapıda olan grafit, endüstriyel anlamda çok geniş bir kullanım
alanına sahiptir.
Genel Müdürlüğümüzce Bitlis-Pütürge
Masifi ve Malatya Metamorfikleri Endüstriyel Hammadde Aramaları projesi kapsamında Kahramanmaraş-Göksun-Fındıklıkoyak-Grafit Sahası tespit edilmiş ve MTA
adına ruhsatlandırılmıştır.
Kömür
Türkiye’de Genel Müdürlüğümüz tarafından kömür aramacılığına 1938 yılında
başlanmış ve 1984 yılına kadar 40.000 km2
alanın detay jeolojik etüdü yapılmıştır. Bu dönemde toplam 1.459.000 m sondaj yapılarak
117 adet linyit sahası saptanmış, toplamda
8,3 milyar ton linyit rezervi tespit edilmiştir.
1984 - 2004 yılları arasında girilen durağan
dönemden sonra, Bakanlığımızın Enerjide
yerli kaynaklarının kullanımını arttırma poli-
tikası çerçevesinde 2005 yılında yoğun kömür arama çalışmalarına başlanılmış ve bu
tarihten sonra 2014 yılı sonuna kadar Genel
Müdürlüğümüze ait ruhsatlı sahalarda ve işbirliği kapsamında TKİ ve EÜAŞ’a ait sahalarda toplam 1.490.686 metre sondaj yapılarak 7,21 milyar ton yeni linyit rezervi tespit
edilmiştir. Bu kömürlerin kalorileri 1200-3000
kcal/kg olup, 18.500 MW güce sahip yeni termik santral yapımına uygun sahalardır.
Kaynaklar
-DPT, 2007.9. Kalkınma Planı (2009-2013), Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu
- Mineral Potential of Turkey, 2012. (http://www.fenimining.com).
-MTA Genel Müdürlüğü, 2015. Türkiye Maden Rezervleri
itü vakfı dergisi 27
MADENCİLİK DOSYASI
Akçakoca Doğalgaz Üretim Platformu
Türkiye’de Petrolün
Bugünü ve Geleceği
Besim ŞİŞMAN
Türkiye Petrolleri / Genel Müdür
Yönetim Kurulu Başkanı
Kamuoyunda Türkiye’nin zengin bir petrol ve doğalgaz
ülkesi olduğuna dair yayılan yanlış algının aksine, Türkiye
sınırlı hidrokarbon kaynakları nedeniyle petrolde yaklaşık
%92, doğalgazda ise %98 oranında dışa bağımlı bir ülkedir.
Ülkemizin 2014 yılı petrol tüketimi 724.000 v/gün iken,
doğalgaz tüketimi yaklaşık 49 milyar m3/yıl olarak
gerçekleşmiştir. Buna karşın Türkiye’nin 2014 yılı günlük
petrol üretimi yaklaşık 47.000 varil olup, doğalgaz üretimi ise
ancak yılda 0,6 milyar m3 olarak gerçekleşmiştir…
28 itü vakfı dergisi
Ü
lkelerin refahı ve kalkınmasında,
petrol ve doğalgaz potansiyellerinin
belirlenmesi ve çağdaş teknoloji ile
bu kaynakların ülke yararına kullanılmasının stratejik önemi her geçen gün biraz
daha artmaktadır. Dünyada birincil enerji
kaynakları arasında %57 ile ilk sırada yer
alan hidrokarbon kaynakları önümüzdeki
50 yıl boyunca da küresel tüketimde ilk
sıradaki yerini koruyacaktır. Benzer şekilde ülkemizde de birincil enerji kaynakları
arasında %58 ile ilk sırada yer alan hidrokarbon kaynakları tüketimi, bu anlamda
dünya ortalaması ile büyük oranda paralellik göstermektedir. Kamuoyunda Türkiye’nin zengin bir petrol ve doğalgaz ülkesi
olduğuna dair yayılan yanlış algının aksine,
Türkiye sınırlı hidrokarbon kaynakları nede-
niyle petrolde yaklaşık %92, doğalgazda
ise %98 oranında dışa bağımlı bir ülkedir.
Ülkemizin 2014 yılı petrol tüketimi 724.000
v/gün iken, doğalgaz tüketimi yaklaşık 49
milyar m3/yıl olarak gerçekleşmiştir. Buna
karşın Türkiye’nin 2014 yılı günlük petrol
üretimi yaklaşık 47.000 varil olup, doğal
gaz üretimi ise ancak yılda 0,6 milyar m3
olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin toplam rezervi 1,4 milyar varil olarak hesaplanmaktadır. Bu rakam küresel petrol rezervlerinin yaklaşık % 0,8’ine
denk gelmektedir. Suudi Arabistan’ın 264,3
milyar varille dünya rezervlerinin % 22’sine,
İran’ın 137,5 milyar varille % 11,5’ine, Irak’ın
115 milyar varille % 9,6’sına, Kuveyt’in
101,5 milyar varille % 8,5’ine sahip olduğu
düşünüldüğünde Türkiye’nin sanıldığının
aksine petrol ülkesi olmadığı gerçeği daha
net anlaşılacaktır.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı
ekonomimizin en kırılgan noktasıdır. Enerji
ithalatı ülkemizin toplam ithalatı içerisinde
yaklaşık %23’lük bir pay almaktadır. Son
10 yıla baktığımızda ise enerji ithalatına
ödediğimiz rakam 385 milyar dolara ulaşmıştır. 2013 yılı net rakamlarında Türkiye
doğalgaz ithalatında dünya beşincisi, petrol ithalatında dünya on üçüncüsü, enerji
ithalatı sıralamasında ise dünya on birincisi olmuştur.
1954 yılından 2014 yılına kadar ülkemizde Türkiye Petrolleri (TP) de dâhil
olmak üzere toplam 302 şirket arama ve
işletme faaliyetinde bulunmuştur. Maden
Tetkik Arama’nın kurulduğu 1935’den 2013
yılına kadar açılan toplam 4.438 kuyunun
1.181’i yabancı şirketler tarafından açılırken, 305 kuyu yerli ve yabancı ortaklıklar
aracılığıyla açılmıştır. 2013 yılı itibariyle
Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
açıklanan “Türkiye’deki Ruhsat Sahibi Şirketler” listesinde ülkemizde Avustralya, Bahama, Cayman Adaları, Hollanda, Jersey,
Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Amerika
Birleşik Devletleri menşeili olmak üzere 17
yabancı, 58 Türk toplam 75 şirket faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bugün yurtiçi petrol üretiminin yaklaşık %75’i, doğal gaz üretiminin ise %55’lik
kısmı TP tarafından yapılmaktadır. TP’nin
günlük 100 bin varillik üretiminin yaklaşık
%40’lık kısmı da yurtiçinde gerçekleştirilmektedir. 2000’li yılların başlarında 50 milyon dolar yurtiçi yatırım bütçesine sahip
TP, 2014 yılı sonu itibariyle yurtiçi 490 milyon dolara ulaşan yatırım gerçekleşmesi
Batman Üretim Sahası
ile petrol ve doğalgaz kaynaklarımızı ülke
ekonomisine kazandırmak adına önemli
projelere imza atmıştır. Yine aynı dönemde
TP yurtdışında yaptığı 2,8 milyar dolar yatırımla Türkiye’nin yurtdışında en çok yatırım
yapan şirketi unvanını kazanmıştır.
Önceliği yerel kaynaklara vererek ülkemizin hidrokarbon potansiyelini gün ışığına
çıkarmaya çalışan TP’nin son 10 yılda ürettiği petrol toplamda 264 milyon varil petrol
eşdeğerindedir. 2014 yılında yurtiçinde
toplam 33 milyon varil petrol eşdeğeri
üretimi gerçekleştirilmiştir. Halen toplam
1200 kuyu ile üretim faaliyetlerimiz devam
etmektedir. 2023 yılındaki hedefimiz ise
mevcut üretimimizi günlük 175 bin varile
çıkarmaktır.
Petrol ve doğalgaz gibi stratejik bir
Son 10 yıla baktığımızda
enerji ithalatına ödediğimiz
rakam 385 milyar dolara
ulaşmıştır. 2013 yılı net
rakamlarında Türkiye
doğalgaz ithalatında dünya
beşincisi, petrol ithalatında
dünya on üçüncüsü, enerji
ithalatı sıralamasında ise
dünya onbirincisi olmuştur.
alanda faaliyet gösteren TP, ülkemizin enerji kaynağının çeşitlenmesi ve enerji arzı
güvenliğinin sağlanması için var gücüyle
çalışmakta; ülkemizin menfaatleri doğrultusunda üstlendiği bu ağır sorumluluğu layıkıyla yerine getirebilmek için gerekli bütün
adımları atmaktadır. Cumhuriyetimizin 100.
yılı hedefleri doğrultusunda ülkemizin artan
enerji ihtiyacını büyük oranda karşılamayı
hedefleyen TP, yurtiçi kara ve deniz alanlarında arama ve üretim faaliyetlerinin yanı
sıra, tek başına ve/veya ortaklarla dünyanın birçok yerinde konvansiyonel ve ankonvansiyonel faaliyetler gösteren, rezervlerini
sürekli artıran, dünyanın her noktasında iş
geliştirme fırsatlarını kollayan hamleci tavrıyla ülkemizin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve enerji kaynağının çeşitlendirilmesine büyük katkılar sağlamaktadır.
Karalarının %15’i, denizlerinin ise henüz %5’i aranan ülkemiz bu manada yüksek bir hidrokarbon potansiyeline sahiptir.
Bu manada ülke olarak keşfedilecek alanların çokluğu ve bu alanlardaki potansiyel,
yatırımcıların dikkatini çekmektedir. TP bu
anlamda Karadeniz ve Akdeniz’de uluslararası dev enerji şirketleri ile ortaklıklar
kurarak derin deniz aramacılığı faaliyetlerine hız vermiştir. 2004-2011 yılları arasında yürüttüğümüz yoğun sismik program
itü vakfı dergisi 29
MADENCİLİK DOSYASI
2004-2011 yılları arasında
yürüttüğümüz yoğun sismik
program sayesinde Karadeniz’de
ciddi bir potansiyelin olduğu
ispatlandı. 436.400 km2’lik
Karadeniz’in %40’lık bölümü
Türkiye’ye ait ve bu durum bizim
katıldığımız ve katılacağımız
konsorsiyumlarda elimizdeki en
büyük kozumuz.
sayesinde Karadeniz’de ciddi bir potansiyelin olduğu ispatlandı. 436.400 km2’lik
Karadeniz’in %40’lık bölümü Türkiye’ye ait
ve bu durum bizim katıldığımız ve katılacağımız konsorsiyumlarda elimizdeki en
büyük kozumuz. Karadeniz’de beş adet
derin deniz ve çok sayıda 12 mil içi ruhsat
TP arama portföyü içerisinde yer almaktadır. Son 10 yılda TP tarafından bölgede 110.000 km’nin üzerinde 2 boyutlu ve
15.000 km2’nin üzerinde 3 boyutlu sismik
veri toplama çalışması yapılmıştır. Bu süre
zarfında, TP farklı zamanlarda yapılan
anlaşmalarla dünyanın önde gelen beş
petrol şirketi (BP, Petrobras, ExxonMobil,
Chevron ve Shell) ile ortaklıklar yaparak
derin deniz ruhsatlarında çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmaların sonucunda,
altı ultra derin deniz kuyusu (Hopa-1, Sinop-1, Yassıhöyük-1, Kastamonu-1, Sürmene-1 ve Şile-1) ve bir adet sığ deniz kuyusu (Istranca-1) açılmıştır. Son dönemde
Karadeniz, Tuna prospektinin değerlendirilmesi için büyük petrol şirketleri ile görüşmeler devam etmekte olup Akdeniz’de
ise yoğun sismik veri alımı çalışmaları yürütülmektedir.
Hidrokarbon arama ve üretim sektöründe son zamanlarda geleneksel iş yapış
biçiminden geleneksel olmayan/yenilikçi
iş yapış biçimlerine doğru bir değişim dönüşüm yaşanmakta ve bu süreçte ankonvansiyonel kaynaklar ön plana çıkmaktadır.
Ülkemizin ankonvansiyonel potansiyelini
ortaya çıkarmak adına çalışmalarımızı bu
kaynaklar yönünden zengin Trakya ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaş-
30 itü vakfı dergisi
tırmış bulunmaktayız. Daha önce Shell ile
Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaptığımız başarılı işbirliğinin benzerini hâlihazırda ExxonMobil ve Halliburton şirketleri
ile de sürdürüyoruz. Tek başına ve/veya
ortaklarla sürdürdüğümüz bu faaliyetlerde
bizim için önemli olan petrol ve gazın ankonvansiyonel yöntemlerle çıkarılması ve
üretiminin ortaya konmasıdır.
Son 10 yılda yurtdışına 5,74 milyar dolar yatırım yaparak toplam petrol rezervini
iki katına çıkaran TP, hâlihazırda Afganistan, Azerbaycan, Irak, Kırgızistan, Libya ve
Rusya’da faaliyetlerine devam etmektedir.
İş geliştirme faaliyetleri bünyesinde yeni
coğrafyalara açılan şirketimiz son yıllarda
yatırım portföyünü Rusya, Orta Doğu, Latin
Amerika ve Afrika’yı kapsayacak şekilde
genişletme çalışmalarını sürdürmektedir.
Özellikle Afrika’yı odak noktası olarak belirleyerek çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde yurtdışında
oldukça aktif ve agresif bir genişleme politikası takip edeceğiz. Türkiye Petrolleri’nin
yeni dönemdeki hedefi iş geliştirme faaliyetlerine daha fazla önem vererek ve devletimizin gücünü de arkasına alarak yerli/
yabancı konsorsiyumlarla yeni projelere
girmek ve yeni coğrafyalara açılmaktır. TP
bu anlamda tarihinde ilk defa saha satın
alması gerçekleştirmiş ve Rusya’da Macar
MOL şirketine ait Baituganskoye sahası ve
Yerilkinsky bloklarının %49 hissesini satın
alarak yaklaşık 100 milyon varil rezerve
sahip bu sahada 50 milyon varillik rezerve
sahip olmuştur. Yine benzer şekilde Fransız enerji şirketi Total’in Azerbaycan’ın Şah
Deniz Doğalgaz Sahası ve Güney Kafkasya Boru Hattındaki % 10 hisselerini satın
Silivri Doğalgaz Depolama Tesisi
Türkiye Petrolleri’nin Yurtdışında Faaliyet Gösterdiği Ülkeler
alan TP her iki projedeki toplam payını
%9’dan %19’a çıkarmıştır. Yakın dönemde
hayata geçirdiğimiz bu dev bütçeli projeler
uzun vadeli stratejik hedeflerimizin ilk somut göstergeleri olmuştur.
Ülkemizin enerji kaynağının çeşitlenmesi ve enerji arz güvenliğinin sağlanması
için gerek tek başımıza gerekse ortaklıklar
yoluyla Trakya ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere ülkemizin kaya gazı
potansiyelinin ortaya çıkarılması için yoğun
bir çalışma içerisindeyiz. Bunun yanı sıra
Türkiye Kömür İşletmeleri ile Bolu Göynük
ve Ankara Nallıhan'da bitümlü şeyllerden
sentetik petrol, sentetik gaz elde edilmesi
ve/veya bitümlü şeyl yakıtlı termik santraller kurularak elektrik enerjisi üretimi için
birlikte çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye’nin
önde gelen üniversiteleriyle birlikte yürüttüğümüz gaz hidrat projemizde ise Batı
Karadeniz karasularında deniz tabanından
alınan örneklerin incelenerek olası rezervlerin belirlenmesi üzerine çalışıyoruz.
TÜBİTAK ile petrol kuyularında düşük
akışkanlıkta bulunan petrolün, mikrodalga
enerji etkileşimi ile akışkanlığının artırılması ve dolaylı olarak üretimin artırılmasına
dönük yürüttüğümüz projede fizibilite anlaşması imzalayarak çalışmalarımıza hız
verdik.
Mevcut yürüttüğümüz arama ve üretim
projelerimizin yanı sıra Ar-Ge ve inovasyon
yatırımlarımızı artırarak sadece ülkemizin
petrol ve doğalgaz endüstrisinin gelişimi
için ön ayak olmuyor, sektörün dinamiklerinden kaynaklı değişim ve dönüşümleri
şirketimiz bünyesinde uygulayarak teknik
ve yönetsel manada küresel standartlara
uyum sağlayan bir yapıyı meydana getiriyoruz.
Jeopolitik konumunun avantajı sayesinde uluslararası petrol ve doğalgaz boru
hattı projelerinin odak noktası haline gelen
Türkiye, bu sayede enerjide bölgesel ve küresel etkinliğini artırırken uluslararası enerji
arenasında da hatırı sayılır bir aktör haline
gelmiştir. Uluslararası enerji işbirlikleri çerçevesinde özellikle son dönemde hayata
geçirilen yeni boru hattı projeleri ile önemli
bir enerji koridoru ve terminali haline gelen
2000’li yılların başlarında 50
milyon dolar yurtiçi yatırım
bütçesine sahip TP, 2014 yılı
sonu itibariyle yurtiçi 490
milyon dolara ulaşan yatırım
gerçekleşmesi ile petrol ve
doğalgaz kaynaklarımızı ülke
ekonomisine kazandırmak
adına önemli projelere
imza atmıştır.
Türkiye, bu sayede kaynak ülke çeşitliliğini
artırırken diğer taraftan da ithalattan kaynaklı riskleri en aza indirme imkânına kavuşacaktır. Dünya ham petrol rezervlerinin
yaklaşık %70’i ve doğalgaz rezervlerinin
%76’sı yakın coğrafyasında bulunan Türkiye, hem bu kaynaklarda söz sahibi olmak
hem de bölgenin doğal kaynaklarının uluslararası pazarlara ulaştırılması konusunda
yoğun bir enerji diplomasisi yürütmektedir.
2023 yılında dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmayı ulusal hedefi olarak
belirleyen Türkiye Cumhuriyeti’ni bu ülküye
ulaştıracak en önemli husus bütçedeki açığın neredeyse yarısına yakınını oluşturan
enerjide ithalat kaleminin minimuma indirilmesidir. Türkiye’nin enerjiden kaynaklı
sorununun büyük oranda çözülmesi, 2023
ve sonrası hedefleri çok daha kolay yakalanabilir hale getirmek demektir. Bu görev
bilinciyle Türkiye Petrolleri olarak Türkiye’nin refahı ve büyümesi adına bugüne
kadar sürdürdüğümüz çalışmalara gelecek
dönemde de büyük bir azim ve kararlılıkla
devam edeceğiz. Bütün amacımız bölgesinde lider, dünyada etkin, uluslararası rekabet düzeyi yüksek, en geniş coğrafyada
faaliyet gösteren, uluslararası kurumsal
yönetim ilkeleriyle uyumlu, dünya çapında
tanınan 10 küresel Türk markasından biri
olacak bir TP vücuda getirmektir.
itü vakfı dergisi 31
MADENCİLİK DOSYASI
Prof. Dr. H. Şebnem Düzgün
ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü
Ülkemiz her ne kadar
enerji açığını yerli kaynaklara
dayalı olarak karşılamaya
çalışacak bir enerji politikasına
sahip olsa da, özellikle kömür
madenciliği için benimsenen
doğal kaynak yönetimi
sürdürülebilirk açısından
uygulanabilir görünmemektedir.
Ülkemiz yeraltı kaynaklarının
sürdürülebilirlik ilkelerine
uygun şekilde işletilmesi
için sektördeki işletmelerin
uzlaşmaları, devletin doğal
kaynak yönetimi politikalarını
sürdürülebilirlik esaslarına
göre yeniden gözden geçirmesi
ve tüm bunlara uygun bir
mevzuatın geliştirilmesi
gerekmektedir…
K
alkınmada deniz, su, orman, yeraltı,
vb. doğal kaynaklar önemli rol oynamaktadır. Maden yatakları, petrol,
doğalgaz vb.doğal kaynaklar ise tükenen
doğal kaynaklardır ve bunların kalkınmaya
katkısını yönetmek için sürdürülebilir doğal
kaynak yönetimi yaklaşımları gerekmektedir. Madencilik tükenen doğal kaynakların
işletilmesine dayandığından, sektörün sürdürülebilir kalkınmaya olan katkısını maksimize edecek doğal kaynak yönetimi yaklaşımları kritik öneme sahiptir.
Sürdürülebilir Doğal Kaynak Yönetimi Çerçevesinde
Sürdürülebilir Tükenen Doğal Kaynak
Yönetimi Nedir?
Tükenen doğal kanak yönetimininde sürdürülebilirliğin ana ilkesi şudur: Gelecek
nesillerin ihtiyaç duyacağı kaynak potansiyellerini azaltmadan, günümüz neslinin
yaşam standardını, maliyet ve menfaatleri
eşit şekilde dağıtarak, maksimize etmek.
Bu ilke madencilik özelinde yorumlandığında ise temel prensip şudur: Bir
maden işletmesi, günümüz neslinin ve
gelecek nesillerin tükenen kaynağını işletmektedir; işletme bu kaynağın sürdürülebilir kalkınmaya en çok katkı sağlayacak
şekilde işletilmesini sağlamak zorundadır.
Devlet de işletmenin bu cevheri kaynak
32 itü vakfı dergisi
Türkiye Madencilik
Politikaları
Değerlendirmesi
yönetimi açısından en iyi şekilde çıkarmasını ve elde edilen gelirin yeni kaynaklara
dönüştürülmesini sağlayacak madencilik
politikaları üretmek, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak zorundadır.
Sürdürülebilir Madencilik Ne Demektir?
Madenciliğin sürdürülebilirliği maden işlet-
Bugün dünyada ICMM’nin on
ilkesi sürdürülebilirlik için
yeterli bulunmamakta, bu
ilkelerde güvenli ve verimli
rezerv yönetiminin eksikliği
vurgulanmaktadır. Ülkemizde
ise maalesef madencilik
sektöründe bu on ilke bile tam
olarak benimsenmemiştir.
melerinin devamlı madencilik yapabilmelerini sağlayacak koşulların oluşması demektir. Dolayısıyla ancak sürdürülebilir bir doğal
kaynak yönetimiyle madencilik sektörü sürdürülebilir olacaktır. Bu nedenle sektörün
de uzun vadede devletin sürdürülebilir bir
doğal kaynak yönetimi politikası izlemesini
desteklemesi gerekmektedir. Sürdürülebilirlik esasına göre bir cevherin ekonomik
olarak çıkartılmasını denetlemek devletin
asli görevidir. Bir cevherin ekonomik olarak
işletilebilirliği hesabında üretim maliyetlerinin yanında güvenlik, riskleri azaltma,
madenciliğin sosyal ve çevresel etkilerinin
azaltılması maliyetleri de vardır. Genellikle
kamuoyunda madenciliğin sosyal etkilerinin madencilik disiplinin içinde olmadığı,
hatta maden mühendisliğinin bu konuya
kafa yormasının mühendislik değil de siyasi kaygılar olduğu gibi bir kanı mevcuttur ki
sürdürülebilir madencilik yaklaşımları geliş-
tirmekle yükümlü olan maden mühendisliği
disiplini ile bağdaşmamaktadır.
Dünyada madenciliğin giderek yapılmasında yaşanan sıkıntılardan, sürdürülebilirliğinin tehlikeye girmesi nedeniyle
International Council of Mining and Metals
(ICMM) 2003’te madencilik endüstrisinin
sürdürülebilir kalkınmaya olan taahhütlerini on ilkeyle belirlemiştir: (http://www.
icmm.com/our-work/sustainable-development-framework/10-principles,
Düzgün,
H.S.B., 2009):
1. Etik madencilik uygulamaları gerçekleştirmek ve bunların paydaşları olan
maden işletmesi, devlet, endüstri, toplum
vb. kurumlar arasında etkin paylaşımların olduğu sağlıklı işletmelerle madencilik
yapmak.
2. Sürdürülebilir kalkınma politikalarını,
paylaşımcı bir karar verme sürecine dahil
etmek.
3. Temel insan haklarının önde olduğu
ve kültürlere, gelenek ve göreneklere saygılı madencilik uygulamaları yapmak.
4. Doğru verilere ve bilimsel temellere
dayalı risk yönetimi stratejilerini uygulamak
5. İşletmelerin sağlık ve güvenlik koşullarını sürekli iyileştirecek yöntemler arayışında olmak.
6. Çevresel koşulların sürekli iyileşmesine yönelik arayışlar içinde olmak.
7. Biyo çeşitliliğin korunmasına ve entegre arazi planlamasına katkıda bulunmak.
8. İşletmelerde ürün tasarımı, ürün kullanımı, tekrar kullanım ve geridönüşüm gibi
konulara duyarlı ve bunlara imkân sağlayıp
teşvik eden modeller geliştirerek atıkların
en uygun şekilde yönetilmesini sağlamak.
9. Madenciliğin yapıldığı alandaki toplulukların sosyal, ekonomik ve kurumsal
alandaki gelişmelerine katkıda bulunmak.
10. Paydaşlara etkili ve şeffaf taahhütler
verme ve iletişim içinde olma ile taahhütlerin yerine getirildiğini kanıtlayan bağımsız
kurumlarca onaylanmış raporlamalarla bir
uyum içinde olmak.
On ilkenin madencilik projelerinde uygulandığının kanıtlarını içeren bir iş modeli, özellikle projelerin finansmanına destek
veren uluslararası finansal kurumlarca da
aranan şartlar arasındadır. Mason (2008)
birçok bankanın Dow Jones Sürdürebilirlik
Dünya Indeksleri (Dow Jones Sustainablity
World Indexes, DJSWI) aracı ile şirketlerin
sürdürebilirlik performanslarını izlediğini ve
buna göre finansal desteklerin sağladığını
belirtmiştir. Birçok finansal kurum Ekvator
Prensiplerini (Equator Principles) benimseyerek, projelerin sosyal sorumluluk bakışı ve sağlam çevre yönetimi pratiklerine
sahip olup olmadığını izlemektedir (Mason,
2008).
Bugün dünyada ICMM’nin on ilkesi
sürdürülebilirlik için yeterli bulunmamakta,
bu ilkelerde güvenli ve verimli rezerv yönetiminin eksikliği vurgulanmaktadır (Laurance, 2011). Ülkemizde ise maalesef
madencilik sektöründe bu on ilke bile tam
olarak benimsenmemiştir. Bu durum sektörün sürdürülebilirliği açısından da önemli
bir tehlike oluşturmaktadır. Söz gelimi bir
yeraltı kömür ocağında güvenli madencilik (sürdürülebilirliğin güvenlik boyutu)
yapabilmek ancak yeraltında minimum
insan gücü ile üretim yapmayı gerektirir.
Yeraltı kömür madenciliğinin yüksek üretim
miktarlarına (sürdürülebilirliğin ekonomik
boyutu) düşük iş gücü ile erişimi için ise
ocakların mekanizasyonu şarttır. Mekanizasyon başlangıçta çok yüksek yatırım
maliyeti demektir. Ülkemiz yeraltı kömür
madenciliği sektöründe mekanizasyon ile
çalışan ocaklar olmasına rağmen bunların
kömür madenciliğindeki oranı oldukça düşüktür. Sektörün yüksek yatırım maliyeti ile
güvenli madencilik yapması yerine düşük
yatırım maliyetli yüksek iş gücüne dayalı
riskli madencilik yaklaşımlarını tercih ettiği ortadadır. Soma’da olduğu gibi yaklaşık
bir vardiyada 800 kişi ile madencilik faaliyeti gösteren tüm ocakların yüksek riskle
madencilik yaptığı bir sektörün sürdürülebilir olması mümkün görünmemektedir.
Bu durum yukarıda listelenen on ilkeden
madde 3, 4 ve 5’e doğrudan aykırıdır ve
diğer maddeler ile dolaylı aykırılıklar göstermektedir. Yüksek işgücüne dayalı yeraltı kömür madenciliğinde insan haklarının
önde olduğu (madde 3), bilimsel temellere
dayalı risk yönetiminin yapıldığı (madde 4)
ve sağlık ve güvenlik koşullarının sürekli
iyileştirildiği (madde 5) bir madencilik çalışması yapmak yöntemin doğası gereği
itü vakfı dergisi 33
MADENCİLİK DOSYASI
zaten mümkün olamamaktadır. Yüksek iş
gücüne dayalı ve dolayısı ile yüksek riskli madencilik yaklaşımı, madenlerin kaza
ya da başka nedenlerle kapanması durumunda ortaya çıkardığı çevresel, sosyal ve
ekonomik sorunlar nedeni ile madenciliğin
yerel kalkınmaya getirmesi beklenen katkıyı da en aza indirmektedir. Çünkü madenin
kapanması halinde birden yüksek düzeyde
bir işsizlik yerelde oluşmakta ve ilgili tüm
alt sektörler bundan etkilenmektedir. Bu da
yukarıda listelenen on ilkeden madde 9’da
belirtilen madenciliğin yapıldığı alandaki
toplulukların sosyal, ekonomik ve kurumsal
alandaki gelişmelerine katkıda bulunmak
ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Sürdürülebilir bir madencilik yaklaşımında bir maden işletmesinin, bulunduğu
yöredeki refah düzeyini artırması beklenir.
İşletme uygun kapatılmadığı taktirde, işletmenin kapatılmasından kaynaklı istihdam
azalması ve diğer ilgili sorunlara bağlı olarak yerel halkın refah düzeyinde bir düşüş
meydana gelebilir. Bu nedenle madencilik
ile oluşan refah düzeyinin kötüleşmemesi
için, maden işletmesinin birtakım sosyal
yatırımlar yapması zorunludur. Bu yatırımlar, madenin kapanmasına yakın yapıldığında çok maliyetli ve etkin olmadığından,
madencilik yapıldığı sürece işletme maliyetlerine katılarak yapılmak durumundadır.
Ayrıca maden ocakları, Soma, Ermenek ve
geçmişte meydana gelen kazaların yaşandığı diğer madenlerde olduğu gibi geçici
34 itü vakfı dergisi
Sektörün yüksek yatırım maliyeti ile
güvenli madencilik yapması yerine
düşük yatırım maliyetli yüksek iş
gücüne dayalı riskli madencilik
yaklaşımlarını tercih ettiği ortadadır.
Soma’da olduğu gibi yaklaşık bir
vardiyada 800 kişi ile madencilik
faaliyeti gösteren tüm ocakların
yüksek riskle madencilik yaptığı
bir sektörün sürdürülebilir olması
mümkün görünmemektedir.
olarak ya da tamamen kapatılmak durumunda kalabilmektedir. Bu tür durumlarda
da madenciliğin yapıldığı bölgede refahın
azalmamasını sağlayacak sosyal yatırımların yapılması kaçınılmazdır. Söz konusu
yatırımların ne olacağı yine yerel halkın
istek ve tercihlerine göre planlanırken, bu
yatırımların maliyeti cevher üretim maliyetleri ile birlikte değerlendirilerek cevherin
karlılığı hesaplanır.
Laurence (2011), Laurence (2006) ve
Laurance (2009)’da yapılan çalışmalara
atıfta bulunarak, 1981-2009 yılları arasında
kapanmış yaklaşık 1000 adet madeni incelemiştir. Kabaca 30 yıllık bir sürede incelenen bu madenlerin yaklaşık % 75’i planlanmamış nedenlerle, erken kapatılmak
zorunda kalan madenlerdir. Bu madenlerin
sadece %25’i rezerv tükenmesi nedeni ile
kapatılmışlardır. Kısaca, bir maden işletmesinin planlanmayan nedenlerle kapa-
tılma olasılığının, rezerv tükenmesi nedeni
ile kapatılma olasılığına göre daha yüksek
olduğu soylenebilir. Bu nedenle madenciliğin sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi
ilkeleriyle yapılabilmesi için işletmenin sosyal, ekonomik, çevresel, güvenlik ve verimli
rezerv yönetimi boyutlarını dikkate alması
kaçınılmazdır. Bir maden işletmesinin planlanmayan bir nedenle (yangın, göçük, grizu patlaması, su basması vb.) kapanması
hem işletmenin yeryüzündeki ayak izinden
kaynaklı çevresel sorunları hem de işsizlik,
madenciliği destekleyen yan sektörlerin küçülmesi ve/veya yok olmasından kaynaklı
sosyal sorunları ortaya çıkaracaktır. Söz konusu sorunlar hem doğal kaynakların hem
de madencilik sektörünün sürdürülebilirliğini engelleyecek niteliktedir. Bu durumun
en tipik örneği Soma ve Ermenek facialarıdır. Bu facialarda meydana gelen kayıpların ortaya çıkardığı toplumsal sorunların
yanında ocakların uzun süreli kapanmasından kaynaklı daha büyük sorunlar ortaya
çıkmıştır. Kömür ocakları güvenlik nedeni
ile sürekli çalışma ve hızlı ilerleme prensibi
ile işletilir. Çünkü birkaç gün bile çalışılmamış bir ocakta gaz ve/veya su birikmeleri,
galerilerdeki ve ayaklardaki tahkimatlarda
artan gerilmelerden kaynaklı olası yenilmeler, kendiliğinden yanma riskleri artar. Dolayısı ile kapatılan bir ocağın yeniden çalışmaya başlaması sürekli çalışan bir ocaktan
daha fazla riskli ve maliyetlidir. Kapatılan
ocaklarda, yangın, kendiliğinden yanma
ya da güvenlik nedeni ile bir daha üretim
yapılamaması da yeraltında üretilemeyerek bırakılan rezervin kaybına neden olur ki
aslında kayıp ulusal bir kayıptır. Ocakların
kapanması, maliyetleri ve güvenlik sorunları nedeni ile sürdürülebilirliğin en önemli
tehdididir. Reservin en iyi şekilde işletilmesine olanak veren projelendirme, planlama
ve uygulama olmadan ocakların işletilmesi
ve gerçekleşen risklerle uzun süreli ya da
tamamen kapatılmaları, hatta her büyük
kazadan sonra ocakların kapatılmasının
gündeme gelmesi malesef çözüm değildir.
Öte yandan ülkemizde halen işetilmekte
olan ve işletmeye açılması planlanan rezervlerin büyük bir bölümü fizibilite, maden planlama ve işletme koşulları dikkate
alındığında sürdürülebilirlik prensiplerinin
hemen çoğundan yoksundur.
Yeraltı kaynaklarımızın sürdürülebilir
şekilde işletilmesinin tek çözümü, rezervlerin modern mühendislik prensiplerine göre
işletilebilirliğinin analizi, planlanması ve uygulanmasıdır.
Bir Rezerv Kâr Etmiyorsa İşletilmesi
Sürdürülebilirlik Açısından Uygun
mudur?
Maden, petrol, doğalgaz vb. tükenen yeraltı
kaynakları sadece üretimin yapıldığı dönemin nesillerine ait değildir. Bu kaynaklar gelecek nesillerin de kaynağıdır. Bu nedenle
rezervlerin maksimum kârla işletilmesi ve
elde edilen kârla gelecek nesillerin kullanacağı yeni kaynakların oluşturulması sürdürülebilir tükenen doğal kaynak yönetiminin esasıdır. Dolayısı ile maden ocaklarının
maksimum kar ile çalışması temel prensip
iken bu kar sadece üretime odaklı bir maliyet hesabına dayanmamaktadır. Maden
işlemesinin karlılığında, işletmenin güvenlik,
sosyal ve çevresel etkilerin azaltılması, vb.
maliyetlerin üretim maliyetine eklenmesi ile
elde edilen giderler hesaba katılır. Bir başka
deyişle kârlılık, modern madencilikte, cevherin satış fiyatından sadece üretim maliyetinin çıkarılması ile hesaplanmaz. Ülkemiz
madencilik sektöründe güvenlik, risk azaltma, sosyal ve çevresel etkilerin azaltılması,
vb. maliyetlerin, üretim maliyetlerine tam
olarak yansıtılmasına dayalı bir yaklaşım benimsenmemekte, mevzuatın buna zorlayıcı
düzenlemeleri yetersiz kalmaktadır.
Tükenen yeraltı kaynaklarının yönetiminde bir yeraltı kaynağının üretimi kârlı
değil ise o kaynak işletilmez. Çünkü kârlı
olarak üretilmeyen bir kaynak hem gelecek
nesillerin gelişen teknoloji ile daha kârlı
olarak üretebileceği bir kaynağın tükenmesine hem de şimdiki neslin kaynaklarının kullanılarak (özellikle devletin işlettiği
madenlerde) zararın kapatılmasına neden
olmaktadır ki ortaya çıkan zarar madenciliğin oluşturduğu katmadeğerden çok
daha fazladır. Bu açıdan TKİ işletmelerinde
üretilen kömürlerin yoksul halka dağıtılması, sürdürülebilirlik açısından kabul edilebilir değildir. Yapılması gereken kömürün
maksimum karla üretilmesi ve elde edilen
gelirden hem yoksul halkın desteklenmesi hem de gelecek nesiller için yeni kaynaklar oluşturulmasıdır. Kısaca bir maden
işletmesi ister devlet tarafından ister özel
sektör tarafından işletiliyor olsun, kar etmiyorsa kapatılmalıdır. Karlılık hesabında
ise hem üretim maliyetleri hem de güvenlik,
çevresel ve sosyal etkilerin azaltılması maliyetleri dikkate alınmalıdır.
Ne Yapılmalı?
Ülkemizdeki maden işletmelerinin büyük
bir bölümünde, karlılık hesabında güvenlik, risk azaltma, sosyal ve çevresel
etkilerin azaltılması, vb. maliyet kalemleri
çok düşük olduğundan maden ocakları kârlı imiş gibi görülmektedir. Zaten bu
tür maliyetlerin hesaba katıldığı maden
itü vakfı dergisi 35
MADENCİLİK DOSYASI
işletmelerinde halihazırdaki madencilik
sistemlerinin uygulanması mümkün olmayacak,düşük iş gücü ve yüksek yatırım
maliyetli mekanize sistemler karlılık için
zorunlu hale gelecektir.
Öte yandan yeraltı kaynaklarının karlılığı büyüyen işletme ölçeği (olası en yüksek
üretim) ile artmakta bu da yeraltında minimum rezerv bırakma ve büyük miktarlarda
rezerv işleme ile sağlanabilmektedir. Ülkemizde özellikle büyük kömür havzalarında
rezervin parçalara bölünerek farklı işletmelerce üretime açılması hem ölçeği küçültmekte hem de farklı işletmelerin güvenli
çalışması için topuk (cevherin iki yeraltı
açıklığının güvenliği açısından üretilmeden
yeraltında bırakılması) olarak yeraltında rezerv bırakılması zorunluluğunu doğurmaktadır. Sözgelimi Soma havzasında ruhsatlar
o kadar parçalıdır ki birbirine komşu olan
ruhsat sahalarındaki işletmelerin güvenli
çalışması için bırakacakları kömür miktarları parçalanma nedeni ile oldukça fazladır. Afşin - Elbistan havzasında havzanın
büyüklüğüne göre oluşturulan kömür sektörleri oldukça büyük olmasına ragmen
her sektörün farklı işletme tarafından işletilmesi yine büyük miktarlarda rezerv kaybına neden olmaktadır. Söz konusu rezerv
kayıpları, havza madenciliği yaklaşımını
esas alan mevzuat değişiklikleri ile engellenmeye çalışılsa da TTK, TKİ, EÜAŞ gibi
kamu kurumlarının sahip oldukları ruhsat
sahalarının hizmet alımı ya da rödevans ile
işletilmesi yaklaşımından vazgeçilmediği
müddetçe en aza indirilemeyecektir. Sözgelimi Afşin- Elbistan havzasının Park Teknik tarafından işletilen Çöllolar sektöründe,
EUAŞ tarafından işletilen ve yakın zamanda bir özel sektör firmasına devredilen A
sektöründe ve özleştirilmeye açılmaya çalışılan C ve D sektörlerinde farklı işletmelerce üretim yapılması rezerv kayıplarını en
aza indirecek bir yaklaşım değildir.
Ülkemizde Soma, Afşin-Elbistan, Zonguldak gibi büyük kömür havzalarında
hala ruhsatların büyük bölümü kamu elindedir ve kamu, madencilik işletmesini
kendi yapmak yerine ruhsatları rödovans
ya da hizmet alımı yolu ile işletmeye açma
eğilimindedir ki yukarıda irdelenen nedenlerden dolayı kesinlikle sürdürülebilir bir
doğal kaynak yönetimi politikası değildir.
Tüm bunlara ek olarak özellikle rödovans
ya da hizmet alımı yolu ile işletmeye açılan
kamu ruhsat sahalarının mücbir nedenlerle
kapatılması koşulları için yasal düzenle-
36 itü vakfı dergisi
Yüksek iş gücüne dayalı ve dolayısı
ise yüksek riskli madencilik
yaklaşımı, madenlerin kaza ya
da başka nedenlerle kapanması
durumunda ortaya çıkardığı
çevresel, sosyal ve ekonomik
sorunlar nedeni ile madenciliğin
yerel kalkınmaya getirmesi
beklenen katkıyı da en aza
indirmektedir.
melere ihtiyaç vardır. Bu açıdan, 23 Ocak
2010 Tarihli ve 27471 sayılı Madencilik
Faaliyetleri ile Bozulan Arazilerin Doğaya
Yeniden Kazandırma Yönetmeliği, sadece
doğaya yeniden kazandırma ilkelerini düzenlemektedir ve bu yönetmeliğin maden
kapatma ilkelerini da düzenleyecek şekilde
genişletilmesi ile söz konusu ihtiyaç giderilebilecektir.
Sonuç
Maden işletmeleri, çalışanlarının ve madencilik faaliyetlerinden etkilenerek yaşam
kalitesinde düşüş olan her bireyin hayat
kalitesinden sorumludur. Bu nedenle, madenciliğin sosyal ve çevresel etkilerinden
ve maliyetlerinden uzak duramaz. Hem
sektörün hem de doğal kaynakların sürdürülebilirliği açısından bu husus kritik bir
öneme sahiptir.
Ülkemiz her ne kadar enerji açığını yerli
kaynaklara dayalı olarak karşılamaya çalı-
şacak bir enerji politikasına sahip olsa da,
özellikle kömür madenciliği için benimsenen doğal kaynak yönetimi sürdürülebilirk
açısından uygulanabilir görünmemektedir.
Ülkemiz yeraltı kaynaklarının sürdürülebilirlik ilkelerine uygun şekilde işletilmesi için
sektördeki işletmelerin uzlaşmaları, devletin doğal kaynak yönetimi politikalarını
sürdürülebilirlik esaslarına göre yeniden
gözden geçirmesi ve tüm bunlara uygun
bir mevzuatın geliştirilmesi gerekmektedir.
Özellikle Soma ve Ermenek faciaları sonrasında kamuoyunda meydana gelen hassasiyetin yönetilmesi ancak sürdürülebilirlik
esaslarına dayalı olarak madenciliğin yapılması ile mümkün olabilecektir.
Kaynakça
1. Laurence, D., 2011. Establishing a sustainable
mining operation: an overview,Journal of Cleaner Production, Vol. 19: 278-284 .
2. Düzgün, H.S.B., 2009. Maden Kapatma Planlaması ve Doğaya Yeniden Kazandırmanın Temel İlkeleri, 3. Madencilik ve Çevre Sempozyumu, Ankara, 11-12 Haziran: 1-16.
3. Mason, A., 2008. Sustainable mining, Equities, Vol. 57-4:90-92.
4. Laurence, D.C., 2006. Why do mines close. In:
Proceedings First International Seminar on Mine
Closure. Australian Centre for Geomechanics,
Perth, ISBN0 975675664: 83-94.
5. Laurence, D.C., 2009. Premature mine closures and the global financial crisis e have we
learnt anything from the recent past? In: Proc.
International Mine Closure Conference Perth,
ISBN 9780980418590.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Direktörü Fatih Birol’dan
Türkiye İçin Enerji Stratejisi Önerileri
Birçok açıdan enerji alanındaki olumsuz gelişmeler
Türkiye’deki gelişmeleri etkileyecek. Dünya enerji fiyatlarındaki
değişmelerin Türkiye’nin ekonomisi üzerinde, cari açık dahil
olmak üzere ciddi etkileri olacak. Enerji ile jeopolitikanın
birbirine geçtiği gerçeği en fazla Ortadoğu’da kendisini
hissettirecek. Bu durum Türkiye’nin bulunduğu konum nedeniyle
oldukça önemli. Bu bakımdan, bizim Türkiye olarak birkaç şeye
önem vermemiz gerekiyor: Birincisi, mümkün olduğu kadar yerli
kaynaklarımızı kullanmamız lazım. Burada öncelikle yenilenebilir
enerji kaynakları yani hidroelektrik, güneş, rüzgâr, jeotermal
kaynaklar önemli. İkincisi, kömür madenlerimizden mümkün
olduğu kadar fazla faydalanıp, kömürü temiz olarak kullanmanın
yollarını aramalıyız. Üçüncüsü, enerjiyi çok daha verimli olarak
kullanma şartımız var…
Dışa Bağımlılığı Azaltmak İçin
Yerli Kaynak
1. yüzyılda enerji ve enerjinin bir
çarpanı olan iklim değişikliği konularının çok daha önem kazanacağını, enerji ve jeopolitikanın çok daha
fazla iç içe geçeceğini düşünüyorum.
Bu da enerji güvenliğinin çok önemli bir
konu olacağını bize hatırlatıyor. Enerjinin,
iklim değişikliğine yol açan sera gazı
emisyonlarındaki payının yüzde 80 olduğunu düşünürsek, enerjinin nasıl kullanılacağı ve hangi teknolojik araçların
kullanılacağı da dünyada ciddi bir tartışma konusu olacak. Giderek yenilenebilir
enerjilere, sera gazı emisyonlarını daha
az çıkartan teknolojilere karşı artan bir
eğilim var. Türkiye de dünyadaki enerji
gelişmelerinden tamamiyle etkilenecek
bir ülke. Birçok açıdan enerji alanındaki
olumsuz gelişmelerin Türkiye’deki gelişmeleri etkilemesi kaçınılmaz. Dünya
enerji fiyatlarındaki değişmelerin Türkiye’nin ekonomisi üzerinde, cari açık
dahil olmak üzere ciddi etkileri olacak.
2
Enerji ile jeopolitikanın birbirine geçtiği
gerçeği en fazla Ortadoğu’da kendisini hissettirecek. Bu durum, Türkiye’nin
bulunduğu konum nedeniyle oldukça
önemli. Bu bakımdan bizim Türkiye olarak birkaç şeye önem vermemiz gerekiyor: Birincisi, mümkün olduğu kadar
yerli kaynaklarımızı kullanmamız lazım.
Burada öncelikle yenilenebilir enerji kaynakları yani hidroelektrik, güneş, rüzgar,
jeotermal kaynaklar önemli. İkincisi, kömür madenlerimizden mümkün olduğu
kadar fazla faydalanıp, kömürü temiz
olarak kullanmanın yollarını aramalıyız.
Üçüncüsü, enerjiyi çok daha verimli olarak kullanma şartımız var. Enerjiyi daha
verimli kullanmamız halinde enerji tüketimimizdeki artış yavaşlayacak ve bu
da dışa olan bağımlılığımızın azalmasını
sağlayacaktır. Döndüncüsü de, nükleer enerjinin Türkiye için olmazsa olmaz
bir teknoloji olduğunu düşünüyorum.
Ancak, nükleer enerjinin önünde bizim
için üç tane önemli bariyer, daha doğrusu engel var. Birincisi, nükleer enerji
maliyeti çok yüksek olan bir yatırım. Bu
bakımdan, bu yatırımların nasıl karşılanacağı, hangi ülkelerle nasıl anlaşmalar
yapılacağı konusunda dikkatli olmamız
gerekiyor. İkincisi, güvenlik açısından
gerekli tedbirlerin en iyi şekilde alınıp
alınmadığı hükümetler tarafından yani
hem Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti,
hem projede taraf ülkelerin hükümetleri
hem de bağımsız kuruluşlar tarafından
kesinlikle denetlenmeli. Üçüncüsü de,
nükleer enerji konusu önemli bir knowhow, önemli bir bilgi birikimi gerektiriyor.
O bakımdan, yetişmiş teknolojik eleman
kadrosunun zamanında planlanmasının
çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Enerji Diplomasisi Konusunda Ciddi
Adımlar
Türkiye’nin çevresindeki ülkelere bakarsak, bunlar dünyanın petrol ve doğal
gaz rezervlerinin yüzde 70’i civarında
potansiyele sahip. Türkiye’nin burada
şimdiye kadar zaten olumlu olarak kullandığı şartları daha ciddi olarak takip
etmesi gerekir. Türkiye’nin bu ülkelerden sadece enerji nakline yardımcı olan
bir transit ülke olarak değil de, aynı zamanda bu birkaç ülkede üretimde pay
sahibi olabileceğini düşünüyorum. Bu
bakımdan Türkiye'nin enerji diplomasisi
konusunda ciddi atılımlar içinde olması
ve gerekli adımları atması lazım.
Petrol Piyasaları ile Jeopolitika İç İçe
Şu anda dünya petrol piyasalarında
ciddi bir sorun yok. Çünkü Amerika’da,
Brezilya’da ciddi petrol üretim artışı görüyoruz. Ama dört - beş sene sonrasına
bakarsak, dünyanın Ortadoğu petrollerine olan bağımlılığında ciddi bir artış
olacak. Çünkü Amerika’daki petrol üretim artışı yavaşlayacak. Zaten dünyanın
en büyük petrol yataklarına sahip olan
Ortadoğu, hem zenginlik açısından hem
de en ucuzu olması açısından dünya
petrolünün kalbi olarak kalmaya devam
edecek. Tamam, şu anda Ortadoğu’ya
baktığımızda çok ciddi sorunlar görüyoruz; Suriye’de yaşananlar, Libya’da
ve Irak’taki durum, İran’la uluslararası
camia arasındaki sorunlar, bana önümüzdeki yıllarda petrol piyasaları ile
jeopolitikanın çok iç içe geçeceğini ve
piyasalardaki dalgalanmaların daha da
artabileceğini gösteriyor. O bakımdan,
Ortadoğu’da günümüzdeki siyasi gelişmeler petrol piyasalarında da çok ciddi
itü vakfı dergisi 37
MADENCİLİK DOSYASI
"İTÜ adı beni onurlandırıyor, duygulandırıyor..."
Enerji konusunda dünyanın en etkili isimlerinden biri olan ve geçtiğimiz aylarda
Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörlüğü görevine atanan İTÜ mezunu Fatih Birol'a telefonla bağlanarak Türkiye'nin enerji stratejisi için önerilerini sorduk. Bu
çok kısa görüşmede Birol, İTÜ ile ilgili duygularını da dile getirdi: "İTÜ benim mezun olduğum, ama sedece mezun olmakla kalmayıp, mezun olduğum için iftihar
ettiğim bir okul. Şu anda İTÜ ile olan ilişkim sadece CV’mde yazılı olmakla birlikte,
mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum, ismini duyunca çok onurlandığım,
duygulandığım bir okul. Ben kariyerimde belli bir başarı kazanmışsam, bu başarıdaki en önemli faktörlerden biri İTÜ’dür ve bana verdikleridir. Bu bakımdan, şu
andaki ve geçmişteki tüm hocalarıma İTÜ Vakfı Dergisi aracılığıyla bir kez daha
şükranlarımı bildirmek isterim."
sonuçlar doğurabilecektir, şu anda olmasa bile önümüzdeki birkaç yıl içerisinde…
Temiz Kömür İçin Teknolojik Atılımlar
Dünyadaki tüm ülkelerde olduğu gibi,
Türkiye’nin de çevre konusundaki hassasiyetini artırması gerekiyor. Bu konuda bazı adımlar atıyoruz ancak, şu da
önemli; çevre ile ekonomi arasındaki birçok konuda uzlaşma ve optimal
noktayı bulmak gerekiyor. Özellikle
Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkelerde
elektrik üretiminin maliyetinin düşük olması önemli. Tabii bazen de en uygun olan
şey her zaman için temiz olan şey anlamına gelmiyor, bu konuda da optimumu
bulmak gekeriyor. Türkiye’nin dünyadaki
birçok ülkede olduğu gibi kömürü temiz
olarak kullanmak için teknolojik atılımlar
yapmasında yarar görüyorum. Bugün
birçok ülkede kömür santrallerindeki verimi artıracak, kömürü minimum çevre etkisiyle kullanacak teknolojiler geliştiriliyor.
Türkiye’nin de bu teknolojileri kullanması
gerektiğini düşünüyorum. İthal kömür mü,
yoksa yerli kömür mü kullanılmalı konusuna gelince, tabii ki dışa olan bağımlılığın
azaltılması açısından yerli kömürün kullanılması önemli. Burada elbette hem maliyet hem kalite faktörlerine dikkat edilmesi
gerekiyor.
38 itü vakfı dergisi
İş Güvenliğinin Sağlanması Tüm
Dünyada Birinci Koşuldur
İş güvenliği ve bu kapsamdaki konular
enerji programı dışında olsa bile insan
hakları açısından olmazsa olmaz, yani
tüm dünyada birinci koşuldur.
Gelişen Çevre Bilinci ve Küresel
Isınmanın Enerji Politikalarına Etkisi
İklim değişikliği bütün dünyayı etkileyecek bir konu. Sadece gelişmiş ülkeler
değil, gelişmekte olan ülkeler de dahil,
herkes bir şekilde iklim değişikliğinin
olumsuz sonuçlarından etkilenecek. Çok
kısa sürede göreceğimiz meteorolojik
olaylar, kuraklık, aşırı sıcaklık ve kasırgalar dünyadaki dengeleri değiştirecek.
Bu bakımdan hiç kimse dünyada iklim
değişikliğinin sonuçlarından bağımsız,
ya da muaf değil. İklim değişikliğinin en
büyük sorumlusu enerji sektörü. Çünkü
İklim değişikliğine neden olan emisyonların üçte ikisinden çoğu enerji sektöründen kaynaklanıyor. Artık enerji sektörü de bu sonuca varıyor. Bu nedenle
de, dünyadaki ülkeler giderek iklim değişikliği konusunda ciddi adımlar atıyorlar.
Şu anda birçok ülke bu sene sonunda
Paris’te yapılacak İklim Değişikliği Liderler Zirvesi için taahhütlerde bulundu. Bu
taahhütlerde bulunanlar arasında başta
Amerikalılar, Çinliler, Japonlar, Avrupalılar geliyor. Artık bu konuda önemli ve
ciddi küresel adımların Paris’te bu tabloyla
başlayacağını düşünüyorum. Bu adımlar,
hem tüketici ve çevre bilincinin gelişmesiyle hem de alınacak önlemler, uygulanacak yaptırımlar neticesinde, -çünkü burada uluslararası bir anlaşma imzalanması
bekleniyor- dünyada, iklim değişikliğiyle
ve iklim değişikliği mücadelesiyle uyumlu
enerji teknolojilerine olan ilgide artış bekliyoruz. Nelerdir bunlar? Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbondioksit emisyonu çıkarmayan nadir enerji türlerinden
nükleer enerji de buna dahil. Bunlara karşı
bir eğilim olurken, enerji sektörü bazı konularda ciddi yaralar alabilecek. Yani, Paris İklim Değişikliği Liderler Zirvesi, kartların yeniden karıştırıldığı bir uluslararası
zirve olabilecek.
Dr. Fatih Birol Kimdir?
Fatih Birol, 1958’de Ankara’da doğdu.
İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü'nden mezun olduktan sonra Viyana Teknik Üniversitesi’nde enerji ekonomisi dalında lisansüstü
ve doktora çalışmalarını tamamladı.
Fatih Birol, altı yıl süreyle Viyana’da
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)
bünyesinde görev yaptı. 1995 yılında
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)’na katılan ve Başekonomist olarak görev yapan
Birol, 2015’te IEA İcra Direktörü oldu.
Fatih Birol, enerji tartışmalarına yaptığı katkılardan dolayı kariyeri boyunca
pek çok ödül aldı. Son olarak, Forbes
dergisi tarafından dünyanın enerji konusundaki en nüfuzlu dördüncü kişisi se-
çildi. 2009 yılında, Hollanda Ekonomik
İlişkiler Bakanlığı ve Polonya Ekonomi
Bakanlığı’ndan aldığı ödüllerin yanında,
Almanya Federal Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi. 2007 yılında Avusturya Cumhuriyeti Altın Onur Madalyası’na, 2006
yılında ise Fransa Akademik Şövalyelik
unvanına layık görüldü. 2005 yılında
Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği’nin
“Mesleğe Olağanüstü Katkı” ödülünü
kazanan Fatih Birol, 2004 yılında ABD
Enerji Bakanlığı’ndan ve 2002 yılında
Rusya Bilimler Akademisi’nden de ödüller aldı. Birol son olarak 2015’te, Katar
eski Petrol Bakanı Abdullah bin Hamed
Al Atiyye adına verilen “Ömür Boyu Başarı Ödülü’ne değer görüldü.
Türkiye’de Mermer Madenciliği:
Rezerv, İşletme, Ekonomiye
Katkısı, Çevre Etkileri
Ali Kâhyaoğlu
İstanbul Maden İhracatçıları Birliği
Yönetim Kurulu Başkanı
Hammadde bolluğu, yani
zengin rezervleri Türkiye’nin
dünya mermer piyasasındaki en
büyük artısıdır. Buna çeşit ve
renk zenginliğini eklediğimizde
uzun yıllar Türkiye’nin dünya
pazarlarında söz sahibi
olacağını söylemek hayal
değildir. Günümüze kadar, 80’in
üzerinde değişik yapıda ve
400’ün üzerinde değişik renk ve
desende mermer rezervine sahip
olduğumuz öngörülmektedir.
Evet, zengin rezervlere, ürün
çeşitliliğine sahibiz ancak,
dünya pazarlarında söz sahibi
olabilmek için sadece bunların
olması yeterli değil..!
B
ilindiği gibi madenler yer kabuğunda bulunan, çıkarıldıkları haliyle
veya zenginleştirme işlemleri uygulanarak ekonomik değer kazanan doğal
oluşumlardır. Madenlerin, yenilenemez
olmalarının yanı sıra bulunduğu yerde üretilmesi gibi sektöre özgü bir zorunluluğu
bulunmaktadır. Madenlerin üretilmesi için
yer seçme tercihi yoktur. Madenlerin bu
özellikleri de göz önünde tutularak, korunmalarından çok ekonomik olarak işletilmeleri esası geliştirilmiştir. Madencilik sektörü
sanayileşmenin temel girdilerini üretmektedir. İnsanlık tarihi içerisinde, üretimin ve
ihracatın zamanla tarımdan sanayiye kayması, sanayi için kaliteli hammaddelerin
ekonomik olarak elde edilmesini gerekli
kılmıştır. Gelişmiş sanayi ülkelerinin hemen
hepsinde de bu gelişmeyi sağlayan öncü
faktör madencilik olmuştur. Madencilik sektörünün istihdam yoğun bir sektör olması,
hizmet ve ana-yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, bölgesel-yerel kalkınmayı ön
plana çıkararak hem işsizliği önlemesi hem
de göçü azaltması ve yüksek katma değer
sağlaması gibi özellikler nedeniyle ülke
kalkınmasında büyük rol oynamaktadır.
Türkiye'nin kalkınma ve ekonomik gelişmesi için madenciliğin sağlayacağı bu büyük
katma değeri kullanabilmesi şarttır.
itü vakfı dergisi 39
MADENCİLİK DOSYASI
Yüzyıllar boyunca insan topluluklarının
yaşadığı mekanlarda kullanılarak uygarlığın simgesi olan doğal taşlar, günümüzde yapı ve inşaat sektörünün gelişmesi,
tüketim alışkanlıklarının değişmesi sonucu
kullanım alanlarının artması ile birlikte ülke
ekonomileri açısından önemli sektörlerin
başında gelmektedir. Türkiye, içinde bulunduğu jeolojik yapı nedeniyle çok çeşitli
doğal taş oluşumlarına sahiptir. Bu da ülkemizi doğal taş konusunda farklı bir yerde
konumlandırmaktadır. Doğal taş rezervleri
ve çeşitliliği açısından oldukça şanslı konumda bulunan Türkiye’nin 81 ilinde mermer yatakları bulunmakla birlikte dünya
üzerinde en kabul gören ve en önemlileri
Afyon, Antalya, Balıkesir, Bilecik, Burdur,
Bursa, Çanakkale, Denizli, Elazığ, Eskişehir, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Muğla’dır.
Hammadde bolluğu, yani zengin rezervleri Türkiye’nin dünya mermer piyasasındaki en büyük artısıdır. Buna çeşit
ve renk zenginliğini eklediğimizde uzun
yıllar Türkiye’nin dünya pazarlarında söz
sahibi olacağını söylemek hayal değildir.
Günümüze kadar, 80’in üzerinde değişik
yapıda ve 400’ün üzerinde değişik renk ve
desende mermer rezervine sahip olduğumuz öngörülmektedir. Evet, zengin rezervlere, ürün çeşitliliğine sahibiz ancak, dünya pazarlarında söz sahibi olabilmek için
sadece bunların olması yeterli değil. Bu
fırsatları değerlendirme potansiyelimiz var
mı? Firmalarımız gelişmeleri takip ederek
çağa ayak uydurabiliyor mu? Üretimde son
teknolojileri kullanarak rekabette avantaj
sağlıyor mu? Hepsinden önemlisi, devletin
madenciliğe bakışı nasıl? Madencilik gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, yerli kaynakların
akılcı değerlendirilerek, yüksek katma değer elde etmesi nedeniyle desteklenen bir
sektör mü?
Bu soruların cevabını verebilmek için
sektörün yapısına göz atmakta fayda var.
Öncelikle mermer rezervleri açısından
değerlendirdiğimizde Türkiye’nin, dünya
genelinde kayda değer rezervleri topraklarında barındırmakta olduğu görülmektedir.
Toplam doğal taş bakımından rezervimizin
ise 8 milyar metreküpe yakın olduğu tahmin edilmektedir. Sektörde yaklaşık 2500
tane doğal taş ocağı (yaklaşık 1700’ü faal),
2000’in üzerinde fabrika büyüklüğünde tesis ve 10 bine yakın küçük ve orta ölçekli
atölyelerde önemli istihdam yaratılmaktadır.
Türkiye, doğal taş üretiminde dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. 2013 yı-
40 itü vakfı dergisi
lında dünya doğal taş üretimi 130 milyon
ton olup Türkiye, Çin (39,5 milyon ton) ve
Hindistan’dan (19,5 milyon ton) sonra 12
milyon ton üretim değeri ile üçüncü sıradadır. Bu değer ile dünya üretiminin %9,2’sini
yapmaktadır. Ayrıca 1996 yılında 900 bin
ton olan üretim, 2013 yılına kadar 13 kat
artarak 12 milyon tona ulaşmıştır.1 Tüm ülkeler içerisinde 1996-2013 yılları arasında
üretimini bu kadar fazla arttıran başka bir
ülke olmamıştır. (Çin ve Hindistan 5 kat artmıştır) Bu da bize Türkiye Doğal Taş sektörünün son yıllardaki yükseliş trendini çok
açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Madencilik sektörünün GSMH içindeki
payı yüzde 1,5 - 2 arasında değişmektedir.
Ancak GSMH hesaplamasında madencilik
ürünleri olan cam, seramik, çimento, demir-çelik ve alüminyum; sanayi ve kimya
ürünleri üretimi kapsamında değerlendirildiğinden, sektörümüzün gerçek ekonomik
boyutu kayıtlı rakamlarda maalesef görülmüyor. Tüm bunları değerlendirmeye kattığınızda sektörün ulaştığı toplam büyüklük
değerinin 25-30 milyar dolar seviyelerinde
olduğu söylenebilir.
Türkiye, doğal taş üretiminde
dünyada üçüncü sırada yer
almaktadır. 2013 yılında dünya
doğal taş üretimi 130 milyon ton
olup Türkiye, Çin (39,5 milyon ton)
ve Hindistan’dan (19,5 milyon ton)
sonra 12 milyon ton üretim değeri
ile üçüncü sıradadır.
Daha önce de değindiğimiz gibi, çeşit
ve rezerv açısından zengin kaynaklara sahip olan Türk doğal taş sektörü; yüz yıllardır süregelen deneyimlerini gelişen teknolojik üretimle birleştirerek küresel rekabette
var olmaya devam ediyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki lojistik avantajı da
Türk mermer sektörünün elini güçlendiren
bir unsur olarak öne çıkıyor.
Peki bu kadar avantajın arasında sektörümüzün dezavantajları da yok mu? Biraz
da ondan söz edelim. Her zaman söylediğim bir şey var. Madenlerimiz bize atalarımızdan kalan miras değil, bizim çocuklarımıza bırakacağımız bir emanettir. Herkesin
bu emanete sahip çıkması gerekiyor. Peki,
bu nasıl olacak? Bilinmesi gereken kesin bir
şey var. Madenler insan hayatının olmazsa
olmazı. Günlük hayatta kullanılan ve vazgeçilemeyen hemen her ürünün hammaddesini madenler teşkil ediyor. Örneğin arabaların radyatörlerinde bakır kullanılırken,
televizyon yapımında da zirkonyum metali
kullanılmaktadır. Ancak Türk maden ve
doğal taş sektörü gerek kamunun gerekse
halkın gözünde kötü bir imaja sahip. Burada bir tezat var aslında. Herhalde bizler de
kamuoyuna kendimizi iyi anlatamadık. Bu
nedenle göreve gelirken “Çevreci Madencilik” yapacağımızı söylemiştik. Madenlerle
çevreyi barıştırmak için çalışıyoruz.
Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi doğal
taş sektöründe de çevresel etkileşimin göz
ardı edilmesi mümkün değildir. Madencilik
sektörü yapısı gereği çevrede tahribat yapmaktadır. Öncelikle doğal taş sektöründe
artıkların değerlendirilmesi, görüntü kirliliğinin önüne geçilmesi ve çalışılan alanların
düzenlenerek doğaya yeniden kazandırılması önemlidir. Bu durum diğer tüm sektörler için de söz konusudur. Bu noktada işini
düzgün yapmayan, ruhsatsız çalışan, çevreye gerekli önemi göstermeyen firma ve
kişilerin payı büyüktür. Oysa bunların sektör içindeki sayısı o kadar da fazla değildir.
Çevreye verdiği zararı en aza indirebilen,
hatta üretimin sona ermesinin ardından
tekrar rehabilite edilerek doğaya kazandırılan ocak sayısı da az değildir. Bizler gibi
sektör örgütleri ve ciddi çalışan firmalar, bu
kötü imajı değiştirmek için elinden geleni
yapsa da kamuoyundaki bu algıyı değiştirmek maalesef hiç de kolay olmamaktadır.
Oysa madencilik sektörü ülke ekonomilerine yaptığı katkı nedeniyle dünyanın birçok
ülkesinde özel öneme sahiptir ve devletler
tarafından desteklenmekte, halk tarafından
bizde olduğu kadar tepki görmemektedir.
Sıkı Denetim ve Yaptırımlar Sektörü
Disipline Edecektir
Aslında bunu başarmanın tek bir yolu vardır. Tüm kesimlerin sorumluluklarını bilmesi ve bunları uygulaması gerekmektedir.
Kuralları koyanlardan sektörün beklentisi;
dünyada neler yapılıyorsa aynısının Türkiye’de uygulanmasıdır. Zaten farklı bir şey
yapmaya da gerek yok. Siz kuralları koyar
ve bunu sıkı bir şekilde denetlerseniz, bu
sektöre kısa vadeli bakan, ‘ben kazanayım
da ne olursa olsun’ düşüncesindeki kişi
ve kurumlara fırsat vermemiş olursunuz.
Ancak bunu yaparken de sektöre yaşama
şansı vermeniz gerekir. Üretim maliyeti
içinde başta enerji maliyetleri olmak üzere
kamu payının yüksek olması da yanlış yapanları teşvik etmektedir. Bu nedenledir ki,
yaklaşık 10 yıldır Türkiye’de bir Maden Bakanlığı’nın kurulmasının ve sektördeki çok
başlılığın ortadan kaldırılmasının yerinde
olacağını düşünüyoruz.
Tasarım Büyük Önem Taşıyor
Ülkemiz doğal taş sektöründeki sorunlar
bununla da bitmiyor. ABD’de yaşanan mortgage krizi ve Çin’de talepte yaşanan artışla, pazarın ABD’den Çin’e kayması sonucu
ihracatın büyük bölümü Çin’e blok olarak
yapılmaya başlanmıştır. Oysa bu kaynaklarımızın yurtiçinde işlenerek, yüksek katma
değerli olarak ihraç edilmesi Türkiye için
ekstra gelir anlamı taşımaktadır. Bu, blok
ihracatına ve Çin’e tümüyle karşı olunduğu
Madencilik sektörünün GSMH
içindeki payı yüzde 1,5 - 2 arasında
değişmektedir. Ancak GSMH
hesaplamasında madencilik
ürünleri olan cam, seramik,
çimento, demir-çelik ve alüminyum;
sanayi ve kimya ürünleri üretimi
kapsamında değerlendirildiğinden,
sektörümüzün gerçek ekonomik
boyutu kayıtlı rakamlarda
maalesef görülmüyor. Tüm bunları
değerlendirmeye kattığınızda
sektörün ulaştığı toplam büyüklük
değerinin 25-30 milyar dolar
seviyelerinde olduğu söylenebilir.
şeklinde algılanmamalıdır. Katma değeri
yüksek ürünler ortaya çıkarmak için Ar-Ge,
inovasyon, tasarım ve marka dörtlüsünün
sektörün gündeminde devamlı bulunması
gerekmektedir. İMİB olarak bu yıl 4. kez düzenlediğimiz Doğal Taş Tasarım Yarışması
ile sektörün bu açığını kapatmak için çaba
sarf ediyoruz. Genç tasarımcılara ürünü/
sektörü tanıtmayı ve firmalar ile buluşturmayı hedefleyen bu organizasyon ile ileriki yıllarda Türkiye’nin tasarımı, üretimi ve
ihracatı ile yerini sağlamlaştırmasını arzu
ediyoruz. Ayrıca, fiyatta rekabet yerine kalitede rekabete önem verilmesi bu sektörde
ülkemiz yararına olacaktır.
Sektör İhracatı Artarak Devam Ediyor
Türkiye'de doğal taş endüstrisi yatırım, üretim ve ihracat açısından son yıllarda hızlı
bir artış trendine girdi. 2004 yılında toplam
624,9 milyon dolar olan sektör ihracatı,
2010 yılında 1 milyar 560 milyon dolara,
2014 yılında ise 2 milyar 128 milyon dolara
yükseldi. Sektör yıllık 10 milyon tonun üzerinde üretim değeri ve 2 milyar doları aşan
ihracatı ile dünyada Çin ve İtalya’dan sonra
en büyük üçüncü ihracatçı konumundadır.
Dünya doğal taş ticareti potansiyelinin büyük bir kısmını oluşturan işlenmiş ürünler
doğal taş ihracatından yaklaşık yüzde 53
pay alırken, blok ürünlerin payı yüzde 47
seviyesinde bulunmaktadır.
Doğal Taş İhracatı 2,13 Milyar Dolarda
Kaldı
2008 yılında ihracatta büyük bir düşüş yaşayan sektör, sonrasında yeniden toparlanarak hızlı bir artış trendine girdi. Özellikle,
son yılların büyüme rekorları kıran ülkesi
Çin’e yapılan ihracat sektörde yatırımları da
beraberinde getirdi. Öyle ki Çinli firmalar
bir şekilde Türkiye’deki mermer ocaklarına
sahip olmaya bile başladılar.
2013 yılına kadar artış çizgisinde görülen doğal taş ve mermer ihracatımız ne yazık ki 2014 yılında tekrar gerileme gösterdi.
Dünya piyasalarındaki gelişmelerin yanı
sıra Çin’in kendi içindeki uygulamalarından
kaynaklanan bu düşüş sonucunda 2014
yılında toplam doğal taş ihracatımız 2013
yılına oranla miktar bazında yüzde 12,61,
değer bazında ise yüzde 4,21 oranında
geriledi ve 7,37 milyon ton karşılığı 2,13
milyar dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu
dönemde, doğal taş ihracatının yapıldığı
ülkelerin başında 828 milyon dolarla Çin
Halk Cumhuriyeti gelirken, bu ülkeye olan
ihracatımızda bir önceki yılın aynı dönemi-
itü vakfı dergisi 41
MADENCİLİK DOSYASI
ne oranla yüzde 15,57 oranında gerileme
gösterdi. Çin’i sırasıyla, 324 milyon dolarla
ABD, 112 milyon dolarla Irak, 110 milyon
dolarla Suudi Arabistan ve 55 milyon dolarla Hindistan takip etti.
Sektör ihracatı içerisinde blok mermer
– traverten ihracatı, bir önceki yılın aynı
dönemine göre miktar ve değerde yaklaşık yüzde 13 oranında azalış gösterdi ve
4,9 milyon ton karşılığı 977,8 milyon dolar
olarak gerçekleşti. Bu kategoride ihracatın
en fazla yapıldığı ülkeler arasında Çin Halk
Cumhuriyeti 826 milyon dolarla (yüzde
15,58 azalış) ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 51 milyon dolarla Hindistan (yüzde 20,8
artış) ve 19,6 milyon dolarla Tayvan (yüzde
1,96 azalış ) takip etti.
Söz konusu dönemde, yüzde 37,5'lik
payı ile sektör ihracatı içerisinde ikinci
büyük grubu oluşturan işlenmiş mermer
ihracatı ise miktarda yüzde 2,28 azalış ve
değerde yüzde 5,03 artış göstererek 1,53
milyon ton karşılığı 799,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu ürün grubunda ihracat
sıralamasında 196 milyon dolar ihracatla
ABD birinci (yüzde 16,58 artış), 101 milyon
dolar ile Suudi Arabistan ikinci (101 milyon
dolar, yüzde 13,54 artış) ve Irak üçüncü (93
milyon dolar, yüzde 12,06 azalış) olarak yer
aldı.
2015 yılında ve önümüzdeki dönemde madencilik sektörünün dinamosu olan
doğal taşın gerek üretim gerekse ihracat
Madencilik sektörü yapısı gereği
çevrede tahribat yapmaktadır.
Öncelikle doğal taş sektöründe
artıkların değerlendirilmesi,
görüntü kirliliğinin önüne geçilmesi
ve çalışılan alanların düzenlenerek
doğaya yeniden kazandırılması
önemlidir. Bu durum diğer tüm
sektörler için de söz konusudur.
Bu noktada işini düzgün yapmayan,
ruhsatsız çalışan, çevreye gerekli
önemi göstermeyen firma ve
kişilerin payı büyüktür.
anlamında daha da gelişeceğini düşünmekteyim. Özellikle ABD pazarına dönük
işlenmiş doğal taş ihracatının artmasının,
Çin hükümetinin inşaat firmalarına yönelik kredileri yeniden açmasının ve Çin’den
sonra en önemli ikinci pazar konumunda
olan Hindistan’ın 600 bin ton olan doğal
taş ithalat kotasını 200 bin ton artırarak 800
bin tona yükseltmesinin Türk mermer sektörünün ihracat rakamlarına yansıyacağını
düşünüyorum.
Madencilik sektörü açısından dünyanın
en şanslı ülkelerinden birisi olan ve yabancıların da ilgisini çeken Türkiye, ne yazık ki
bu şansını gerektiği gibi değerlendirebilmiş
değil. Ülkemiz çok zengin maden rezervlerine sahip olmasına rağmen, daha doğru
düzgün bir madencilik politikasının bulun-
maması dikkat çekicidir. Yaklaşık 10 yıldır,
madenciliğin bir devlet politikası olmasını
ve yeni kurulacak bir Madencilik Bakanlığı’nın şemsiyesi altında hizmet vermesinin
hem ülke hem de sektör için daha verimli
olacağını savunuyoruz.
Ancak bu söylediklerimizin olması için
herkesin ekstra çaba göstermesi gerekiyor. Devlet sektörün üzerindeki bürokratik
engelleri ve vergisel yükleri kaldırarak sektörün önünü açmalı, sektördeki firmalar
da katma değeri yüksek ürünler üreterek,
doğal zenginliklerimizi hak ettiği değerden
dünya pazarlarına sunmalılar.
Son yıllarda yakalanan ihracat başarısını sürdürebilmek amacıyla var gücümüzle
çalışıyoruz. Zengin kaynakları, doğru strateji ve yüksek katma değer ile dünya pazarlarına ulaştırabildiğimiz takdirde, ihracatın önümüzdeki yıllarda daha da artacağını
söyleyebilirim.
Hedefe ulaşmak için önceki yıllarda
olduğu gibi gerek yurt içindeki gerekse
yurt dışındaki çalışmalarımıza hiç ara vermeden devam edeceğiz. Bu doğrultuda,
2023 yılı için maden ihracatımızı 23 milyar
dolara yükseltmeyi amaçlıyoruz.
Yeni çıkan Madencilik Yasası, olumlu
gelişmelerin yanı sıra, eksiklikleri de barındırıyor. Sektörde yaşama ve çalışma şartlarını neredeyse imkansız hale getiren bu
yasa ile ilgili ne yazık ki önceden sektör
temsilcilerinin görüşleri hiç alınmadı. Yasa
çıktıktan sonra, bu işin içinde olan insanlar
olarak endişelerimizi, görüş ve önerilerimizi ilettik.
Gelecekte bu sektörde dünyanın en
önemli ülkesi olacak, zengin maden kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin çok iyi
hazırlanmış bir yasa ile çalışması, iyi denetlenmesi, yaptırımların da ona göre uygulanması gerekir. Üretim planını iyi yapan, sektörü doğru ve verimli üretmeye
yöneltecek vergisel düzenlemeleri getiren,
hepsinden önemlisi insan hayatına önem
veren, çevreye, doğaya saygılı üretim yapan firmaları destekleyen, yapmayanları
da cezalandıran bir sisteme ihtiyaç var.
Bunlar olur ve madencilik sektörü hak ettiği değeri bulursa, ileriki yıllarda cari açığın
kapatılmasında lider rol üstlenir. Ülkemiz
zenginleşir, mutluluk artar, her yıl acı kayıplar yaşamayız.
Dipnot
1) XXV World Marble and Stones Report 2014
Carlo Montani, sf. 78
42 itü vakfı dergisi
Türkiye’nin Kıymetli Taşları
Sezai Kırıkoğlu
İ.T.Ü. Maden Fakültesi
Jeoloji Mühendisliği Bölümü
Türkiye pek çok kıymetli
taşın önemli potansiyeline
sahiptir. Bunların ivedilikle
ele alınması gerektiği açıktır.
Kuyumculuk sektörünün
gelişmesine önemli katkı
sağlayacağı kuşkusuz olan
Türkiye kıymetli taşlarının
değerlendirilmesine yönelik
planlamalara ivedilikle ihtiyaç
vardır. Kıymetli taşlardan
elmas (pırlanta olarak), zümrüt,
yakut, safir, topaz, inci, kehribar,
ametist, sitrin gibi çok az sayıda
bazılarının sadece ithalatının
yapılarak kuyumculuk ve takıda
kullanıldığı ülkemizde henüz
bu alanda el atılmamış konular
bulunmaktadır…
Krizokol, 215 gr, Malatya,
Koleksiyon - Prof.Dr. M.
Sezai Kırıkoğlu
H
er türlü kıymetli doğal taşlar ile söz
konusu bu doğal taşlardan imal edilmiş takı ve mücevherat neredeyse
insan yaşamının başlangıcından bu yana
ilgi odağı olmuştur. Özellikle Anadolu’da
egemen olmuş çeşitli kültürlerde 5000 yıldan beri kıymetli taşların çeşitli şekillerde
kullanıldığı bilinmektedir.
Ülkemiz kültüründe de çok önemli yere
sahip kıymetli taşlardan elmas, yakut, safir,
zümrüt ve inci dışındaki pek çoğu son yıllarda unutulmaya yüz tutmuştur. İşte bu yüzden İTÜ Maden Fakültesi bünyesinde tarafımca gerçekleştirilen bir araştırma projesi
kapsamında, 1990’lı yılların sonlarından bu
yana, Türkiye’de doğal kıymetli taş, kristal
ve mineral kültürünün yeniden canlandırılabilmesi için yoğun çaba gösterilmiştir.
Dünya mücevher ticaretinde yıllık 200
tona varan mücevherat üretim ve satışı ile
ilk sıralarda bulunan Türkiye’nin, özgün
mücevherat üretiminde kıymetli taş kullanımı son yıllarda önemli boyutlara ulaşmıştır.
Mor Yeşim, Kaboşon, 38 ct, 26 gr 925 kt Ag, Bursa,
Koleksiyon - Günfer Kırıkoğlu
Mavi Kalsedon Faset Damla, 17 ct, 7gr 18 kt Au,
Koleksiyon - Günfer Kırıkoğlu
Bu nedenle halen Türk kuyumculuğunun
merkezi olan ve dünya kuyumculuğunun
da en önemli merkezlerinden biri olma
yolunda hızla ilerleyen İstanbul’da Altın
Borsası’nın yanı sıra Kıymetli Taş (Süstaşı)
Borsası’nın kuruluşu gerçekleştirilmiştir.
Elmas ve değerli taş sektörünün pek
çok ülkede borsaları, müzeleri, fakülte ve
yüksek okulları, araştırma kurumları, vakıfları, tanıtım ve pazarlama şirketleri, fuarları,
dergi ve gazeteleri, hatta turizm firmaları
tarafından oluşturulmuş özel programları
bulunmaktadır. Ülkemizde yeni gelişmekte
olan bu sektörün faaliyetlerindeki artış çok
hızlıdır. Özellikle İstanbul Kuyumcular Odası, Üniversiteler, İstanbul Değerli Maden ve
Mücevherat İhracatçıları Birliği ile Gemoloji
Derneği’nin aktiviteleri hükümet ve halkın
ilgisini sektör üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Kuyumcukent projesinin hayata geçmesiyle de sektörel gelişme daha da hızlanmıştır.
itü vakfı dergisi 43
MADENCİLİK DOSYASI
Dünya mücevher ticaretinde
yıllık 200 tona varan mücevherat
üretim ve satışı ile ilk sıralarda
bulunan Türkiye’nin, özgün
mücevherat üretiminde kıymetli
taş kullanımı son yıllarda önemli
boyutlara ulaşmıştır.
Silisleşmiş Ağaç, 330 gr,
Ankara, Kütahya, Trakya,
Koleksiyon - Prof.Dr.
M. Sezai Kırıkoğlu
Aşağıda öncelikle kıymetli taşları konu alan
gemoloji bilim dalı üzerinde genel bilgilere
yer verilecektir.
Gemoloji
Süs taşları ya da kıymetli taşlar olarak tanımlanan doğal ürünler İngilizce’de precious-stones veya gemstones kelimeleri ile
tanımlanmaktadır.
Kıymetli taşlar doğada yaygın olarak
bulunan karbon, aluminyum, silisyum, kalsiyum, magnezyum gibi elementler tarafından oluşturulur.
Bakıldığında çekicilik ve insanlarda
olağanüstü güzellik etkisi yaratan minerallerdir. Doğadaki çeşitli fiziksel ve kimyasal
koşullar altında, özellikle büyük basınç
ve sıcaklık koşulları altında oluşmuşlardır.
Sertlikleri 6’nın üzerindedir.
Mücevher taşlarının incelenmesi ile uğraşan bilim dalına gemoloji, bilim adamlarına da gemolog denilmektedir.
Kıymetli taşların değerlendirilmesinde
dört ana özellik aranır. Bunlar:
GÜZELLİK
DAYANIKLILIK
NADİRLİK
TAŞINABİLİRLİK
gibi özellikler de taşların değerini belirleyen en önemli özelliklerdendir.
Toplam sayıları 200’den fazla olan kıymetli taşlardan kehribar ve inci organik,
opal ve ametist ise kimyasal kökenli süs
taşlarına örnek olarak verilebilir. Elmas,
ateş opali, zümrüt, yakut, safir, topaz, turmalin, akuamarin, lapislazuli, türkuaz (firuze), granat (lal taşı), karneol (akik), kristal
kuvars (necef taşı), jadeit (yeşim taşı), kalsedon ve agat en çok bilinen ve beğeni ile
takılan kıymetli taşlardandır.
Kıymetli taşlar sentetik olarak da üretilebilmektedir. Talebin doğal kaynaklardan
yapılan üretimle karşılanamaması sonucu
son yıllarda kıymetli taşların sentetik yoldan üretimi artmıştır. Ayrıca kimyasal bileşim itibarıyla gerçek ve sentetik kıymetli
taşlardan tamamiyle farklı, fakat görünüm
itibarıyla kıymetli taşlara benzer ürünlere
taklit (imitasyon) denilmektedir.
Kıymetli taşların fiyatı ağırlıklarına göre
belirlenmektedir. Ağırlıkları da karat olarak
ifade edilmektedir. 1 karat 200 miligramlık
bir ağırlığa karşılık gelmektedir. Kıymetli
taşların fiyatlarının belirlenmesinde büyüklük, kristalin kusursuz olması, rengi ve mükemmel işlenmiş olması fiyatını belirleyen
en önemli faktörlerdir. Büyüklüğün önemi
şu şekilde vurgulanabilir: BİR KIYMETLİ
TAŞIN HER BİRİ BİRER KARATLIK İKİ TANESİNİN FİYATI, AYNI TAŞIN 2 KARATLIK
olarak verilebilir. Bunların dışında;
KESİLEBİLME
PARLATILABİLME
IŞIK YANSITMA
IŞIK KIRMA
Ametist, 1,1 kg, Balıkesir, Koleksiyon - Prof.Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
44 itü vakfı dergisi
Tablo 1:
Bazı kıymetli taşların fiyatı
Kıymeti Taş
Ametist
Akuamarin
Sitrin
Karat
1 Karatın
Fiyat Sınırı ($)
10
14 - 28
5
55 - 300
10
8 - 18
Zümrüt
1
1600 - 5000
Siyah ateş opali
3
350 - 750
Yakut
1
350 - 4500
Safir
1
150 - 2500
Topaz
5
150 - 265
Turmalin
5
40 – 150
opali, Afrika kıtasında elmas, olivin (peridot), türkuaz, turmalin, kaplan gözü, pembe kuvars, krizoberil, koral (mercan) çok
önemli kıymetli taş potansiyelleri oluşturmaktadır.
Çubuk Agat, LevhaKesim, 0.5 x 5 x 6 cm, Ankara, Koleksiyon - Prof.Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
BİR TANESİNDEN KARŞILAŞTIRILAMAYACAK KADAR DÜŞÜKTÜR. Bazı önemli kıymetli taşların fiyatı aşağıda verilmiştir.
Kıymetli taşlar dünyanın tüm kıtalarında
üretilmektedir. Kıymetli taş üretimi şu ülkelerde yapılmaktadır.
Asya kıtası ülkelerinden Burma, Seylan ve Çin’de yakut, safir, spinel ve zirkon,
Vietnam’da zümrüt, Afganistan’da lapislazuli, Burma ve Çin’de jasp, Hindistan’da
elmas ve sitrin, Sibirya’da elmas ve yine Sibirya ve Urallar’da çok çeşitli kıymetli taşlar
üretilmektedir.
Avrupa kıtası ülkelerinden Baltık Cumhuriyetleri’nde kehribar, Rusya Cumhuriyeti’nde krizoberil, zümrüt, beril ve granat,
Fransa ve İtalya’da pirit ve markazit, Çek
Türkiye’deki kıymetli taş
oluşumlarında üretim, yörede
yaşayanlar tarafından son
derece ilkel yöntemlerle
yapılmakta, üretilen taşlar bu
yöreleri dolaşan toplayıcılar
tarafından satın alınıp, başta
İstanbul ve Ankara olmak üzere
çeşitli işleme merkezlerinde
ve özellikle Almanya’da pazara
sunulmaktadır.
Cumhuriyeti’nde granat ve Alpler’de kristal
kuvars elde edilmektedir.
Güney Amerika’da Brezilya’nın elmas,
turmalin, beril ve akuamarin, Venezuela’nın
elmas yatakları en önemli kıymetli taş zenginlikleridir. Meksika’da ateş opali ve pembe kuvars kazanılmaktadır.
Avusturalya’da elmas, yakut ve ateş
Türkiye'nin Kıymetli Taş Potansiyeli
Anadolu’da kıymetli taşlar yaklaşık 5000
yıldan bu yana bilinmekte ve çeşitli takılarda sevilerek kullanılmaktadır. Ancak bu
köklü tarihi geçmişine rağmen, Türkiye
kıymetli taşlarını konu alan bilimsel çalışmalar yok denecek kadar azdır. Türkiye’de
ele almakta çok geç kaldığımız konulardan
biri olan kıymetli taşlara ilgi her geçen gün
artmaktadır. Pek çok firma işlenmiş elmas
ve renkli taşları ithal etmekte ve mücevherat sektörünün hizmetine sunmaktadır.
Mavi Kalsedon, Serbest Kesim, 0,3-0,75 ve 1,2 kg, Eskişehir, Koleksiyon - Prof.Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
itü vakfı dergisi 45
MADENCİLİK DOSYASI
Toplam sayıları 200’den
fazla olan kıymetli taşlardan
kehribar ve inci organik, opal
ve ametist ise kimyasal kökenli
süs taşlarına örnek olarak
verilebilir.
Altın, platin ve gümüş kullanılarak takı haline getirilen ithal kıymetli taşlar yine özel
sektöre mensup firmalar tarafından ya
ülkemiz tüketicilerinin ve ülkemizi ziyarete
gelen turistlerin beğenisine sunulmakta,
ya da Amerikan, Japon ve Avrupa pazarlarına ihraç edilmektedir. Türkiye’nin
son yıllarda 200 tona yaklaşan altın tüketiminde, kıymetli taşlar kullanılarak
üretilen takıların payı önemli boyutlara
ulaşmıştır.
Türkiye’deki kıymetli taş oluşumlarında üretim, yörede yaşayanlar tarafından son derece ilkel yöntemlerle
yapılmakta, üretilen taşlar bu yöreleri
dolaşan toplayıcılar tarafından satın alınıp, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere
çeşitli işleme merkezlerinde ve özellikle
Almanya’da pazara sunulmaktadır. Kayda
değer kıymetli taş üretiminin yapıldığı en
önemli Türk kıymetli taşları şunlardır:
l Diyaspor, Muğla-Milas
l Çubuk agat, Ankara-Çubuk
l Ağaç agat, Ankara-Kızılcahamam,
Kütahya-Tavşanlı
l Dendritliagat, Eskişehir-İnönü
Faset Ametist, 19 ct, 23 gr 18 kt Au, Balıkesir,
Koleksiyon - Günfer Kırıkoğlu
46 itü vakfı dergisi
Dendritli Agat, 4 x 7 x 10 cm, Eskişehir, Koleksiyon - Prof.Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
Mavi kalsedon, Eskişehir-Sarıcakaya
ve Tokat-Zile
l Obsidiyen, Kars
l Mor jadeit (lila yeşim), BursaHarmancık
l Yakut, Malatya-Doğanşehir
l Ametist, Balıkesir-Dursunbey
l Ateş opali, Kütahya-Simav
l Krizopraz, Çanakkale-Yenice
l Beril, Manisa-Gördes
l Pembe turmalin ve morganit, KırşehirÇiçekdağ
l Çeşitli agat, kalsedon ve opaller,
Eskişehir-İnönü
l Krizokol, Malatya
l Dumanlı kuvars, kristal kuvars, Aydın,
Muğla, Çanakkale
l
Sonuç
Görüldüğü gibi Türkiye pek çok kıymetli taşın önemli potansiyeline sahiptir. Bunların
ivedilikle ele alınması gerektiği açıktır. Kuyumculuk sektörünün gelişmesine önemli
katkı sağlayacağı kuşkusuz olan Türkiye
kıymetlitaşlarının değerlendirilmesine yönelik planlamalara ihtiyaç vardır. Kıymetli
taşlardan elmas (pırlanta olarak), zümrüt,
yakut, safir, topaz, inci, kehribar, ametist,
sitrin gibi çok az sayıda bazılarının sadece
ithalatının yapılarak kuyumculuk ve takıda
kullanıldığı ülkemizde henüz bu alanda
Diyaspor Kristali, 3 x 7 x 9 cm, Muğla,
Koleksiyon - Prof.Dr. M. Sezai Kırıkoğlu
el atılmamış konular bulunmaktadır. Kuyumculuk sektöründeki gelişmelerin arzu
edilen düzeye ulaşabilmesi ve dünya
pazarlarına yüksek rekabet gücüyle girebilmesi için Türkiye’deki tüm kıymetli taş
oluşumlarının yeni bir bakış açısıyla ele
alınması, taş kesim merkezlerinin kurulması, sentetik ve taklit (imitasyon) üretim
tesislerinin açılması gerekmektedir. Bu
alanlarda çalışacak personelin yetiştirilmesi için eğitim programlarının yeniden
düzenlenmesine ivedilikle ihtiyaç vardır.
Borsanın daha işlevsel hale getirilmesi kaçınılmazdır. Moda, basın, sosyal
medya, müze, sergi, turizm aktivitelerinin
kıymetli taş bilincini artırarak sektörel yapılanmayı sağlayacak biçimde yeniden
düzenlenmesine mutlak gereksinim vardır.
“Altın Madenciliği ve Çevre” Üzerine
Dr. Caner Zanbak
Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği
Çevre Danışmanı
Türkiye Madenciler Derneği
Çevre Koordinatörü
Son yıllarda sosyalekonomik-çevresel fayda ve
etkilerinin değerlendirmesinde
en fazla sorgulanan ve özellikle
gelişmekte olan ülkelerde
çevresel konuların en öne
getirildiği sanayi sektörlerinin
başında “madencilik”
gelmektedir. Tüm dünya
toplumlarında artan çevre
duyarlılığı, gerekli ve yeterli
çevresel önlemler alınmadan
işletilmekte olan maden
işletmelerini çevre hareketlerinin
kolay hedefi haline getirmiştir.
Madencilik sektörünün son
yirmi yıldaki çevre-dostu
işletmecilik yönündeki çabaları,
çeşitli nedenlerle topluma
yeterince iletilemediğinden
dolayı, özellikle gelişmekte olan
ülkelerdeki maden aramacılığı
ve yeni maden işletme
yatırımlarının hızı kesilmiş
bulunmaktadır…
Giriş
İ
TÜ Vakfı Dergisi’nin bu sayısındaki “Altın Madenciliği ve Çevre” başlığını ve
de yazarının adını gören ve bu konuyu
son yirmi yıl içinde takip edenler “gene
aynı teknolojik bilgiler”in tekrarlanmış olduğunu düşünmüş olabilirler. Gerçekten
de, “Altın Madenciliği ve Çevre” kelimeleri ile internette bir arama yapıldığında,
1993 yılından itibaren, bu temanın işlendiği onlarca bilimsel/teknolojik makaleye, bilimsel çelişkiler içeren yüzlerce
görüşe ve binlerce de birbirinden alıntılı
sosyo-politik içerikli medyatik haber ve
birbiri ile çelişen görüşlere ulaşıldığı görülecektir.
Son yıllarda, “Altın madenciliği” denildiğinde, toplumda yaratılmış olan algı nedeniyle, ilk akla gelen “siyanür” ve “çevre
felaketi” olmakta; ancak, ülkemizde altın
madenciliğinin yaklaşık 15 yıldır yapılmakta olduğu ve bu maden işletmelerinden
kaynaklanan, değil ‘çevre felaketi’, herhangi bir olumsuz alıcı ortam sorunu dahi
bulunmadığı gerçeği göz ardı edilmektedir. Teknolojik olmaktan çok sosyo-politik yönü ağır basan “Altın Madenciliği
ve Çevre” konusu, mevcut hukuk sistemi
içinde, hem toplum bireyleri ve hem de
madencilik sektörü için bir sorun olarak
güncelliğini korumaktadır.
Temel eğitimi maden mühendisliği
(İTÜ Maden, 1971) ve son 30 yıl içindeki
yurtdışı ve yurtiçi meslek deneyimi çevresel yönetim konuları olan ve de bu konuda ülkemizdeki gelişmelerin bilfiil içinde
olan bir mühendis olarak, bu tür bir konuyu kısa bir makalede irdelemenin yazar
için de kolay olmadığını belirterek makaleye devam etmek isterim. Bu yazıda,
özellikle altın madenciliğinde uygulanan
“liç (özütleme/çözündürme)” üretim
yönteminin ana hatları ve tipik bir maden
işletmesi için çevresel etki değerlendirme
kavramının temel ilkeleri kısaca özetlenerek, konunun çevre duyarlılığı/çevre koruma yaklaşımı ile ilgili sosyo-politik boyutu
irdelenmektedir.
Özetle Madencilik Ve Liç (Özütleme)
Tekniği
Madencilik, yer kabuğunda doğal olarak
mevcut cevher yataklarındaki hammaddeleri, ekonomiklik ve çevre koruma ilkeleri
altında, mevcut istihsal (kazı) ve cevher
(veya kömür) zenginleştirme yöntemlerini
kullanarak toplumun kullanımına arzeden
bir mühendislik faaliyetidir. Madencilik uygulamalarında, kazılan cevher, türüne göre
Şekil 1 - Tipik bir Metalik Maden İşletmesindeki Temel İşlemler
itü vakfı dergisi 47
MADENCİLİK DOSYASI
sonucunda hidrotermal kökenli
belirli fiziksel, kimyasal ve ercevher yatakları oluşmaktadır;
gitme işlemlerinden geçirileki bunlar da “basınçlı kaplarda
rek, ekonomik değeri bulunan
yapılan sülfürik asitli liç uyguürüne dönüştürülür. Yönetim
lamalarının” doğal versiyonu
açısından bakıldığında, tipik
niteliğindedir.
bir maden işletmesi “Cevher
Kazısı-İstihsal”, “Cevher İşTarihte Liç (Özütleme)
leme/İzabe” ve “Su ve Atık
Madenciliği
Yönetimi” ünitelerinden oluBez ve yün boyama için çeşur (Şekil 1). Bu yazının konu
şitli renkteki toprakları suda
başlığı olan, altın madencieriterek yapılan toprak boya
liğinin diğer madencilik faüretimine, insanlık tarihinin en
aliyetlerinden farkı, genelde
Şekil 2. Cevher tenörü ile işlenecek cevher kazı miktarı genel ilişkisi
eski liç (özütleme) uygulamaŞekil 1’deki “Cevher İşleme”
sı diyebiliriz. Yığın liçi tekniği
ünitesinde uygulanan metal
üzerindeki en eski yazılı kakazanım proseslerindedir.
teknolojileri ile işlenmesini ekonomik hale
yıtlar, azotlu organik maddelerden güherAltın madenciliği ile ilgili teknolojiler ve
getirmiştir.
çile (potasyum nitrat) eldesi üzerine V.
kullanılan prosesler hakkında çok sayıda
Biringuccio tarafından 1540’ta yazılmış
Türkçe ve uluslararası literatürde, sadece
Doğada Süregelen Liç Prosesleri
“Pirotechnica” kitabında, şap (alumünyum
referansları verilse sayfalar dolduracak
Liç (özütleme) işlemi, yüzey sularının misülfat) eldesi için G. Agricola’nın 1557’de
kadar, çok sayıda ve ayrıntılı bilimsel ve
neral içeren kaya kütlelerinden aşağıya
yayınlanan “De Re Metallica” kitabında
teknik kitap ve makale mevcuttur; bu nesüzülürken anyon/katyon reaksiyonları
yer almaktadır. 16. yüzyılda, Almanya Harz
denle, altın madenciliğinde uygulanan
sonucunda eriyiğe geçen metal tuzlarının
Dağları ve İspanya’daki Rio Tinto madenLiç (özütleme) yöntemi hakkında, oldukhidrolojik olarak taşınması sonucunda,
lerinde yığın liçi tekniğinin bakır üretimi
ça yalın bilgiler aşağıda verilmektedir. Bu
doğada süregelen fizikokimyasal bir proiçin kullanıldığı bilinmektedir (Habashi,
yazıdaki yığın liçi ile ilgili bilgi ve şekiller,
sestir. Cevherlerin içinde pirit (FeS) mine2005; Kappes, 2002).
Avrupa Metal ve Mineral Madencilik Derralinin bulunması ve uygun nem ve asidik/
Diğer taraftan, alümina üretimi için,
neği’nin (EUROMINES), yazar tarafından
bazik koşullar altında, doğal liç işlemi bazı
basınçlı kaplar içinde yapılan ilk liç uyguhazırlanmış olan bir dokümanından alıntıdoğal bakterilerce de oluşturulabilir. Alülamaları alüminyum cevheri (boksit) üzelardır (Zanbak, 2012).
minyum, nikel, platin, kobalt ve hatta alrinde, sülfürik asit çözücü kimyasal olarak
Bu faaliyetler kapsamında cevher hatın için önemli cevher türü olan “Lateritik
kullanılarak Fransa ve St. Petersburg’da
zırlama/işleme teknolojilerinin seçimi, cevcevherler”, liç işleminin doğada süregel19’uncu asır sonlarında geliştirilmiştir.
her türü (oksit ve sülfürlü), mineral içeriği
mekte olduğunun en açık kanıtıdır. BenAltın ve gümüş cevherleri üzerinde sive matriks yapısı, rezerv büyüklüğü ve
zer olarak, yerkabuğunun derinlerinden
yanürün çözücü kimyasal olarak kullanımı
içerdiği değerli madde yüzdesine (ortalayükselen yüksek sıcaklık ve basınç altınilk kez 1867’de altın ve gümüşlü cevherlema cevher tenörü) bağlı olarak uygulanadaki sıvıların yantaşlarla girdiği reaksiyon
rin işlenmesi için ABD’de alınan bir patent
cak işlemlerin ekonomik değerlendirilmesi
ile yapılmaktadır.
Bir cevher yatağında, kazılacak cevherin tenörünün azaltılması, kazılacak
ve işlenecek cevher tonajını asimptotik
olarak arttırmaktadır (Şekil2). Dolayısı ile,
yığın liçi ile basınçlı kap veya tank liçi
uygulamalarının seçiminde enerji, belirli
tenörlerin altındaki cevherler için kimyasal kullanımı ve depolanması gerekli prosesten çıkan atık miktarı önemli tasarım
parametreleri olmaktadır. Cevher tenörü
ile cevherin oksit/sülfidli olmasına göre,
uygulanan cevher işleme teknolojilerinin
genelleştirilmiş bir diyagramı Şekil 3’te verilmektedir.
Dünya metal fiyatlarında son yıllardaki
hızlı artışlar, önceleri işletilmesi ekonomik
olmayan, özellikle düşük tenörlü (<1%
bakır, <1g/ton altın, <0.5% nikel) metal
Şekil 3. Cevher tenörü ile cevher türüne göre uygulanan cevher işleme teknolojileri
ve kıymetli metal cevherlerinin yığın liçi
48 itü vakfı dergisi
(a)
(b)
Madencilik faaliyetlerinde
uygulanan liç proseslerinde,
genelde, bakır, nikel, alüminyum
cevherleri için “sülfürik asit” ve
altın/gümüş gibi kıymetli metal
cevherleri için ise “siyanür tuzları”
kullanılmaktadır. Bu noktada şunu
bir kere daha vurgulamakta yarar
vardır: “Altın madeni aramalarında
siyanür kullanılmaz”.
asit” ve altın/gümüş gibi kıymetli metal
cevherleri için ise “siyanür tuzları” kullanılmaktadır. Bu noktada şunu bir kere daha
vurgulamakta yarar vardır: “Altın madeni
aramalarında siyanür kullanılmaz”.
Tiyoüre, tiyosülfat ve başka diğer kimyasallar da bakır ve altın cevherleri için
bilinen liç çözücüleridir; ancak, siyanür
ve sülfürik asit dışındakiler, daha karmaşık
kimyasal yönetimleri gerektirmesi ve olası
çevresel yönetim sorunları nedeniyle genelde kullanılmamaktadır.
Günümüz Madenciliğinde Uygulanan
Liç Prosesleri
Kısaca özetlenirse, madencilikte kullanılan liç uygulamalarında, ocaktan çıkartılan
cevher kırılır ve yığın liçi için geçirimsiz
taban üzerine serilir ya da basınçlı veya
basınçsız tanklarda işlenmek üzere öğütülür; yığın veya tanklardaki cevher özütleyici liç kimyasalı ile işlenerek içerisindeki
metal sıvı faza alınır. Daha sonra, metalle
yüklü eriyikten kimyasal ve elektrokimyasal işlemler sonrasında metal elde edilir
(Şekil 4).
Şekil 4.(a) Madencilikte uygulanan Liç Prosesleri, (b) Yığın Liçi genel proses diyagramı
ile ortaya çıkmıştır (Eveleth, 1978). 1887
yılında İskoçya’da, J.S. MacArthur tarafından siyanürleme yöntemiyle cevherden
altın ekstraksiyon prosesi tanımlanmıştır. Bu yöntem ilk defa 1890’da G. Afrika
Witwatersrand altın madeninde uygulamaya sokulmuş ve maliyetinin yüksek oluşu nedeniyle uygulanamayacağına karar
verilmiştir. 1950 yılında, U.S. Bureau of Mines yayımladığı bir raporla, aktif karbona
soğurma (adsorbsiyon) tekniğiyle siyanürlemenin düşük tenörlü altın cevherlerinde
ekonomik olarak uygulanabileceğini belirtmiştir (Zadra, 1950). 1970’lerin sonlarında, yığın yıkama (heap leaching) tekni-
ğinin geliştirilmesiyle birlikte siyanürleme
yöntemi etkin bir biçimde düşük tenörlü
epitermal altın cevherlerinde de kullanılmaya başlanmıştır.
Madencilikte Kullanılan Liç
Kimyasalları
Liç kimyasalları (liksiviyant), madencilik
uygulamalarında, cevher içindeki istenilen
metallerin denetim altında sıvı faza geçirilmesi amacıyla kullanılmaktadır ve daha
sonra metal yüklü eriyikteki metaller ayrıştırılmaktadır. Madencilik faaliyetlerinde uygulanan liç proseslerinde, genelde bakır,
nikel, alüminyum cevherleri için “sülfürik
Madencilik Faaliyetleri ve Çevre
İlişkileri
Hava, su ve toprak, toplumların yaşamlarını
sürdürmek için kullandıkları doğal kaynakların ana bileşenleridir. Yiyecek, barınma,
toplumsal altyapı gibi temel ihtiyaçların
karşılanabilmesi için tarım, hayvancılık,
balıkçılığın yanısıra, enerji ve sanayi için
gerekli hammaddelerin tümünün kaynağı
doğal ortamlardır. Yaşam gereksinimi olan
bu faaliyetlerin tümü, ekonomik ve sosyal getirilerin yanısıra, doğal ortamlarda
bazı görünür değişikliklere neden olur. Bu
bağlamda, madencilik faaliyetlerinde de,
ruhsat sahasında ağaç kesiminden başlayarak açık ocak veya kapalı işletmelerden
çıkan pasa ve cevher zenginleştirmesin-
itü vakfı dergisi 49
MADENCİLİK DOSYASI
Şekil 5. – Madencilik Faaliyeti olası ve Çevre Etki Değerlendirmesi
den ürün üretimine kadarki süreçte ortaya
çıkan atıkların depolanma gereksinimi için
arazi kullanımından dolayı yeryüzünde görünür değişiklikler ortaya çıkar. Alıcı ortam
kalitesi açısından, madencilik faaliyetlerinin pasa ve işlenmiş cevher atıklarının
depolanması ve yapılan kazılar nedeni ile
oksitlenebilen bazı tür mineraller nedeni
ile ortaya çıkan “asit kaya/maden drenajı”
yaratma olasılığı da bulunmaktadır. Ayrıca,
kazı işlemleri gereği ortaya gürültü, titreşim ve toz da çıkabilmektedir.
Mühendisin (maden, jeoloji, çevre, kimya ve diğer mühendislik branşları) görevi,
her tür doğal kaynak kullanımında öngörülen sosyal, ekonomik getirileri artırırken
alıcı ortam üzerindeki, yukarıda belirtilen
olası çevresel etkileri “en az düzeye” indirmektir. İşte bu noktada, “kabul edilebilir en
az düzeydeki etkileri” tanımlayan hukuki
kriterler (mevzuat) devreye girmektedir. Bu
bağlamda, mühendislik projeleri Çevresel
Etki Değerlendirme Yönetmeliği (ÇED)
Madde 4(c)’de tanımlandığı üzere:
“Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED):
Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin:
• çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde,
• olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi
ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde
en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin,
• seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve
• projelerin uygulanmasının izlenmesi
50 itü vakfı dergisi
ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar”
sonrasında, ilgili Bakanlıklarca verilen
izinlerde belirlenen “kabul edilebilir etki
kriterlerine uygun” olarak projelendirilmekte ve uygulanmaktadır.
Dolayısı ile, Şekil 1’de grafik olarak tanımlanan herhangi bir madencilik faaliyeti, olası çevresel etkileri faaliyet alanı için
tanımlanan bir alıcı ortam sınırı içinde ve
“kabul edilebilir etki kriterlerine uygun”
olarak ve de faaliyetten beklenen sosyo-ekonomik faydalar da sağlanarak yönetildiğinde (Şekil 5), yürürlükteki hukuk sistemi
içinde, mevzuat açısından Çevresel Etki
Değerlendirme sonucu “olumlu” olacaktır. Tabii ki, projenin çevresel performansı,
ÇED olumlu kararı üzerine kurulu “Çevre
İzinleri”nde belirtilen kriterlere uygunluğu,
işletme sürecindeki “çevresel izleme” uy-
Alıcı ortam kalitesi açısından,
madencilik faaliyetlerinin pasa
ve işlenmiş cevher atıklarının
depolanması ve yapılan kazılar
nedeni ile oksitlenebilen
bazı tür mineraller nedeni ile
ortaya çıkan “asit kaya/maden
drenajı” yaratma olasılığı
da bulunmaktadır. Ayrıca,
kazı işlemleri gereği ortaya
gürültü, titreşim ve toz da
çıkabilmektedir.
gulamaları ile takip edilecektir.
Kütahya-Gümüşköy’de 1987 yılında
Etibank tarafından işletmeye alınmış ve günümüzde Eti Gümüş A.Ş. olarak faaliyetini
30 yıldır sürdüren bir maden işletmesinde,
siyanür kimyasalı kullanılan liç yöntemi ile
gümüş üretimi yapılmaktadır. Ülkemizde,
liç yöntemi kullanarak işletmeye alınan ilk
altın madeni Bergama-Ovacık’tadır. Halen
Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından faaliyeti “tank liçi” yöntemleri ile sürdürülen bu
maden işletmesinde, 2001 yılında başlayan üretime devam edilmektedir. Yığın liçi
yönteminin uygulaması, 2006 yılından beri
Tüprag şirketi tarafından Kışladağ-Eşme
altın madeninde sürdürülmektedir. Ülkemizde, 2009 yılı sonrasında işletmeye
alınmış ve halen geliştirilerek madencilik
faaliyetinin devam ettiği tesis sayısı 10’a
yaklaşmıştır.
Siyanür liçi yönteminin uygulandığı,
yaklaşık son 30 yıllık gümüş üretimi ve son
on yıllık süreçte, ülkemizde yürütülmekte
olan altın madenciliği faaliyetlerinde, Çevre ve diğer bakanlıklarca yapılan periyodik
çevresel izleme ve denetimleri sonuçlarına
göre herhangi bir çevresel sorun ortaya
çıkmadığı görülmektedir. Bu tür bir sonuç,
altın madenciliği projelerinin ülkemizde de
“kabul edilemez çevre etkisi” yaratmadan
uygulanabildiğinin açık bir kanıtıdır.
Ancak, teknolojik olarak yapılabilirliği
yıllarca deneyim ile belirlenmesine rağmen, işlemekte olan altın madenlerinin tümüne yakını ve de proje safhasında olup
da ÇED sürecinde olan yeni madencilik
projelerinin tümü, bireyler ve/veya çevreci
gruplar tarafından şirketler ve/veya izin veren Çevre Bakanlığına karşı açılan davalar
nedeniyle sürekli “çevre koruma gerekçeli
bir sosyo-politik” hukuk mücadelesi içindedir. Yazının başlığı ile ilgili konunun sosyo-politik yönü aşağıdaki paragraflarda
ele alınmaktadır.
Çevre Duyarlılığı Ve Çevrecilik
Hareketleri
Tarih boyunca, insanlar en temel ihtiyaçları olan yiyecek ve barınak temini için
büyük çaba harcamıştır. Yiyecek bulamayanlar açlıktan, barınak bulamayanlar ise
aşırı iklim koşulları veya yaban hayvanları nedeni ile yaşamlarını kaybetmişlerdir.
Binlerce yıl süren, aile-kabile türü yaşamdan toplumsal yaşam düzenine geçiş, insanları, yaşam kalitelerinin arttırılması için
doğal kaynaklardan olanaklar elverdikçe
daha fazla yararlanmaya yöneltmiştir. Yiyecek ve barınma koşullarının yetersiz
kalması durumunda diğerlerinin yaşam
alanlarından yararlanmak istenmesi, toplumlar arasında sosyo-ekonomik sorunlar
yaratmış ve de sonu savaşa kadar ulaşan
sürtüşmelere yol açmıştır.
Tarih boyunca toplumlar, “kuşkuya dayalı-korku kaynaklı” risklere karşı alınan
önlemlerin uygulanması ilkesi üzerinde
yönlendirilmiştir. Toplum bireyleri, korku
nedenini ortadan kaldırmayı hedefleyen
liderlerin önderliğinde yaşam kalitelerini
korumak ve daha da arttırmak üzere çaba
harcamaktadırlar. Son kırk yıl içindeki hızlı
sanayileşme, toplumun yaşam kalitesini de
hızla arttırmış ancak, beraberinde çevre
sorunlarını da getirmiştir. Sanayi tesislerinden kaynaklanan atık ve deşarjların insan
sağlığı ve diğer canlı ve bitkiler üzerindeki doğrudan ve dolaylı olumsuz etkileri,
toplumları “endüstriyel kirlilik” konusunda
duyarlı hale getirmiş ve önceleri “tüten bacanın medeniyet sembolü olduğu” şeklindeki toplum düşüncesi, günümüzde anlamını yitirmiştir. Gıda ve barınak sorunlarını
büyük ölçüde çözmüş toplumlar, eğitimin
sağladığı “ileriyi düşünme olgusu ile, yaşam kalitelerinin sürdürülmesi açısından
“çevre sorunlarının” gelecek için en büyük
sorunlardan biri olduğunun farkına varmış
ve tüm dünya toplumları “çevre kalitesini
kaybetme korkusu” içine düşmüştür. Bu
tür bir durum, uluslararası düzeyden küçük toplumlar içinde dahi uygulanabilir
güç/çıkar amaçlı “kaos yaratmaya” da uygun bir fırsat ortamı oluşturmuştur.
Ülkemizde son yıllardaki “görünür”
ekonomik gelişme ile birlikte“oldukça politikleşen” sosyal yaşam, toplum bireylerini
gelecekleri ile ilgili gördükleri her konuda
hassaslaştırmaktadır. Özellikle, görünürlüğü yüksek mühendislik projelerini hızlandırmak amacı ve/veya politik çıkarlara hizmet etme yaklaşımı ile yürürlükteki idari ve
yasal düzenlemelerde hızla yapılan “günübirlik” değişiklikler sonrasında, planlanan
veya inşa edilmekte olan her yeni mühendislik projesi, “kamu yararı bağlamında”
toplum bireylerince şüphe ile karşılanmakta ve bu tür projelere genelde karşı
çıkılmaktadır. Toplumun bilgilendirilmesi
ve bireylerin görüşlerinin alınması konularındaki uygulamaların yetersiz olduğu
algıları da hukuk sisteminin işlemesindeki
yavaşlıklarla birleştiğinde, toplum bireylerinde genelde“her toplumsal projeye karşı
olma” eğilimi ortaya çıkmakta ve özellikle
her yeni kazı işlemi gerektiren inşaat/maden mühendislik projeleri ideolojik/politik
anlaşmazlıkların tetikleyicisi durumuna
düşmektedir.
Günümüz Çevrecilik Yaklaşımı ve
Madencilik
Benzer çevre duyarlılığı (ya da ilgisizliği)
nedeniyle, 1970’li yıllarda, genelde devlet kurumları tarafından yürütülmekte olan
büyük ölçekli madencilik faaliyetleri ile ilgili çevre sorunları toplumun gündeminde
yer almamakta idi. Ancak, 1990 yılından
itibaren, Ovacık Altın Madeni inşaat ve işletme faaliyetleri gündeme geldiğinde bu
durum değişmiştir. Daha ÇED yönetmeliği
(ilk yürürlüğe giriş 7 Şubat 1993) henüz ülkemizde yok iken 1991 yılında Dokuz Eylül
Üniversitesi Çevre Bölümü’ne hazırlatılan
ÇED Raporu’ndaki ekonomik ve teknolojik
ayrıntılar, projenin üretim getirisi ve özellikle altın kazanım prosesinde “siyanür”
kullanılacağı ve de işletmecinin yabancı
sermaye şirketi olduğu konuları toplumun
bilgisine ulaştığında, “Ovacık Altın Madeni
Projesi” toplumun sosyo-politik gündemine yerleşmeye başlamıştır. Başlangıçta
yerel küçük kişisel çıkar sürtüşmeleri olarak başlayan ve “siyanür korkusu” üzerine
kurulu “altın madeni-çevre felaketi” ilişkilendirmeleri, kısa zamanda politikacılar ve
yurtdışı destekli sivil toplum hareketlerinin
de katılımlarıyla uluslararası nitelik kazanmış ve ülkemizdeki çevrecilik akımının
lokomotifi olmuştur. Ülkemizin ilk altın madeni olan Ovacık Madeni odaklı çevrecilik
hareketinin 2001 yılı öncesindeki yerel ve
uluslararası boyutu ile ilgili ayrıntılı bilgi,
kendisi bir akademisyen cumhuriyet tarihçisi olan Dr. Hablemitoğlu tarafından
kitap olarak yayımlanmıştır (Hablemitoğlu,
2001).
Son yıllarda sosyal-ekonomik-çevresel
fayda ve etkilerinin değerlendirmesinde
en fazla sorgulanan ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde çevresel konuların en
öne getirildiği sanayi sektörlerinin başında “madencilik” gelmektedir. Tüm dünya
toplumlarında artan çevre duyarlılığı, gerekli ve yeterli çevresel önlemler alınmadan işletilmekte olan maden işletmelerini
çevre hareketlerinin kolay hedefi haline
getirmiştir. Madencilik sektörünün son yirmi yıldaki çevre-dostu işletmecilik yönündeki çabaları, çeşitli nedenlerle topluma
itü vakfı dergisi 51
MADENCİLİK DOSYASI
yeterince iletilemediğinden dolayı, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki maden
aramacılığı ve yeni maden işletme yatırımlarının hızı kesilmiş bulunmaktadır. Buna
ilaveten, "16.06.2012 tarih ve 28325 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanan 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi” ile kamu kurum ve kuruluşlarının sahip oldukları veya
tasarrufunda bulunan taşınmazların kullanımının Başbakanlık iznine bağlanması
sonucunda Hazine, Orman ve Tarım arazi
tahsisinin çıkmaması; bu çerçevede maden ruhsatları işlemlerinin de Başbakanlık
iznine bağlanmış olması ve de ruhsatların
kullanım izinlerinin çok uzun sürede çıkması veya çıkmaması, arama sondajlarının dahi yapılamaması nedeniyle, son üç
yıl içinde madencilik sektörünün gelişme
hızı kesilmiş ve hatta gerileme noktasına
gelmiş durumdadır.
Son elli yıl içinde dünya nüfüsu hızla
artmış ve sanayi de bu hıza paralel olarak
gelişmiştir. Bunun sonucu olarak, bilinen
doğal kaynak rezervleri artan hızlarda kullanılmakta ve çevre koşullarında görünür
olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır. Bu çevresel etkileri, sürdürülebilir kalkınma ilkeleri
doğrultusunda en aza indirecek önlemleri
almak yerine, kıyamet haberciliği yaparak
toplumu korkutarak yeni bir dünya düzeni
kurma yaklaşımı da yeni bir ideoloji haline
gelmiştir. Globalleşen iletişim olanaklarını
çok etkin olarak kullanan bu yeni ideoloji,
insanları çevre felaketi senaryoları ile korkutarak çok etkilemekte ve özellikle ülkelerin kalkınması için gerekli doğal kaynak
kullanım projelerine karşı politize etmektedir. Proje konusu ne olursa olsun, politize
olmuş çevreci hareketlerin ortak noktası,
“gerekli çevre koruma önlemleri alınarak
proje yapılsın” yerine “bu projede çevresel risk vardır dolayısı ile proje toplum için
yararlı değildir; proje gerçekleştirilmesin,
halk da bu projeyi istemiyor” olmaktadır.
Bergama’daki Ovacık Altın Madeni karşıtlığı ile başlayan ve günümüzde sadece altın madenciliğine değil, her tür madencilik
ve hatta enerji ile alt yapı faaliyetine yönelik, politikacıların tutumları sonucunda
giderek siyasi bir duruş kazanan bir “madencilik karşıtı olma algısı” toplumumuzda
yerleşmiş bulunmaktadır.
Altın madenciliğinin bir özelliği de, madencilik ürününün (Doré külçe) elde edildiği anda (dorenin rafinasyonu dışında)
daha ileri bir teknoloji ile işlenmesi gerekmeksizin en yüksek katma değerine nakit
52 itü vakfı dergisi
olarak ulaşmış olmasıdır. Bu özelliği ile
kıymetli metal madenciliği, gelişmemiş ülkeler için dahi, doğal kaynağı topluma en
yüksek ekonomik katkı düzeyinde kazandıran bir sanayi sektörüdür. Bu bağlamda,
“gelişmekte olan ülkelerde yaratılan altın
madeni karşıtı hareketlerin nedeni, başka
ülkelerin, bu doğal kaynaktan yeterince
katma değer payı alamaması olabilir mi?”
sorusunun olası yanıtlarını da irdelemekte
yarar vardır. Bu bağlamda, referans listesinde verilen 2001 basım tarihli N. Hablemitoğlu’nun kitabı ile birlikte, 2008 yılında
Ankara Barosu Hukuk Gündemi Dergisinde yayımlanmış “Kaz’ıklanıyor muyuz?”
başlıklı yazının (Özdemir, 2008) ve İTÜ
Vakfı Dergisi’nin 1998 tarihli 27. sayısında yayımlanmış olan “Türkiye Kalkınmasınının Sürdürülebilirliği Açısından Doğal
Kaynaklardan Yararlanma Sorunları” (Zanbak, 1998) başlıklı makalenin okunmasını
öneririm.
Bilindiği üzere, her ne kadar stratejik
olarak değerlendirilse de, ileri kimyasal
türevlerinin üretimine hala ulaşamamış olmamız nedeni ile, bor madenlerimiz için
henüz bu tür bir çevrecilik hareketi mevcut değildir. Şu anda, ülkemizde çevrecilik
hareketlerinin henüz hedefi olmayan, toryum, volfram, nadir toprak elementleri ve
de ileri bor türevleri ile ilgili mühendislik
projelerinin hayata geçirilmesi durumunda, benzer sosyo-politik tartışmaların gündeme gelmesi olasıdır.
Bilgi Kirliliği
İnternet ortamında “Altın Madenciliği ve
Çevre” konusunda çok sayıda bilgi/haberler bulunmakta ve birbiri ile aykırı/zıt
yorumlar nedeni ile, toplum bireyleri “bilgi kirliliği” olarak adlandırabilecek bilgi
karmaşası içindedir. Bu konuda, Jeoloji
Siyanür liçi yönteminin
uygulandığı, yaklaşık son otuz
yıllık gümüş üretimi ve son
on yıllık süreçte, ülkemizde
yürütülmekte olan altın
madenciliği faaliyetlerinde,
Çevre Bakanlığı ve diğer
bakanlıklarca yapılan periyodik
çevresel izleme ve denetimleri
sonuçlarına göre, herhangi bir
çevresel sorun ortaya çıkmadığı
görülmektedir.
Mühendisleri Odası (JMO) Haber Bülteni
dergisinde 1996 yılında yayımlanmış olan
“Madenciliğin Sonu mu” başlıklı makalenin (Oygür, 1996) okunmasını öneririm;
ancak, ayni derginin iki sayı sonrasında
yayınlanan bir karşı görüş sonrasında, bu
makaleye JMO internet ortamındaki erişim
kaldırılmış bulunmaktadır.
Bilgi kirliliği, sadece madencilik ve
çevre ilişkileri için değil, insan sağlığı ve
beslenme konularında da açıkca görülmektedir. Bu bağlamda, "Basında Yayınlanan Beslenme Haberlerinin Değerlendirilmesi" konusunda yazılmış bir akademik
makalenin özetindeki aşağıdaki alıntıyı
irdelemekte yarar vardır (Demir, 2010):
“Sağlıklı yaşam tutkusunun yaygınlaşmasında, bilgiye ulaşmanın kolaylaşması
ve bilgi üretenlerin bilgiyi paylaşmaya başlaması,“bilgi kirlenmesi”ne sebep olmaya
başlamıştır. İnsanlar hastalıkları ile ilgili
istedikleri tüm bilgilere internet üzerinden ulaşabilmektedirler. Ayrıca, dergi ve
gazetelerde de sağlık haberlerinin sayısı
artmıştır. Ciddi bilimsel dergilerin tümü,
yayınladıkları araştırma, makale veya görüşlerin özetlerini internetten servis eder
hale gelmiştir. İçinde bulunduğumuz çağın
kitle iletişim çağı olarak adlandırıldığı kabul edilecek olursa, kitle iletişim araçlarının insanlar üzerindeki etkinliği ve kişilerin
bilgi kazanmasındaki önemi yadsınamamaktadır.
Kitle iletişim araçlarının, sağlığın yanı
sıra beslenmeyi de ilgilendiren bilgilendirme süreci ile yakından ilişkisi vardır.
Diğer kitle iletişim araçlarına oranla gazeteler, özel baskı ve bölümlerle her gün
okura hitap ettikleri için daha avantajlı ve
tercih edilir olabilmektedirler. Gazetelerde
verilen haberlerin, örneğin beslenme ilgili
haberlerin, verildiği şekilde birey tarafından yorumlanmaksızın, geçerli bilgi olarak
algılanması olasılığı bulunmaktadır. Ancak bir konu hakkında tutum geliştirmede
haberin birinci kaynağı yanında aktaran
kişinin uzmanlık etkisinin de önemli yer
tutacağı sanılmaktadır. Yazılı basının zaman zaman uzmanlara yeterince danışmadan konuları abartarak verdiği, buna
bağlı olarak toplumda korku uyandırdığı,
hatta insanların sağlığı ile oynayabildiği
de bilinmektedir”.
Buna ilaveten, Mersin'de diş tedavisi için genel anestezi yapıldıktan sonra
sağlık sorunu yaşamış bir çocuk ile ilgili
olarak basında çıkan haberler üzerine,
Türk Diş Hekimleri Derneği’nin yapmış
olduğu basın açıklaması da aşağıdadır
(TDB, 2010):
“Her tıbbi müdahale bir risk içerir. Hekimin vazifesi bu riskler konusunda kişileri
tedavi öncesinde bilgilendirmek ve tedavinin en az risk içerecek uygun koşullarda
yapılmasını sağlamaktır."
Sağlık konusunda halka bilgi verirken
veya bir olumsuzluğu anlatırken haksız
ithamlarla bulunmak, sadece sonuç nedeniyle tedavinin gerekliliğini tartışma
konusu yapmak; hekimleri riskli hastaların tedavisinden uzaklaştırabileceği gibi
hastaları sağlıksız bir geleceğe mahkum
etme ihtimalini oluştururken, halkta yarattığı korkunun hekimlere karşı güvensizliğe
yol açarak bireylerin sağlığı açısında da
olumsuz gelişmelere neden olmaktadır.
Sağlık konusunda sansasyonel haberlerden kaçınıp, mümkün olduğunca
konunun uzmanına danışılarak bilimsel ve
objektif mesajlar verilmelidir. TDB olarak
hasta haklarına olan duyarlılığımızı bir kez
daha vurgularken zor bir mesleğin uygulayıcıları olan meslekdaşlarımıza karşı söylemlerde, medyayı basın etik kurallarına
uymaya çağırıyoruz”.
Yukarıdaki alıntılarda altı çizili cümlelerdeki “sağlık”, “hekim”, “beslenme”,
“risk”, “bilgi kirliliği”, “halkta yaratılan
korku”, “tedavi”, “sansasyonel haber”,
“konunun uzmanına danışılarak bilimsel
ve objektif mesajlar verilmesi” kavramları
“çevre”, “altın madenciliği”ve “mühendislik” kavramları ile eşleştirilirse, çevre konusundaki bilgi karmaşasının sadece altın
madenciliğine özgü olmadığı görülebilir.
Uzmanın Bilgisine Saygı
Altın madenciliği ve çevre konusunda da
sansasyonel haberlerden kaçınıp, konunun uzmanlarının verdikleri bilimsel ve objektif bilgiler ile raporlara itibar edilmelidir.
1994-2000 yılları arasında, Ovacık Altın Madeni’nin çalışma izinleri sürecinde,
bu madencilik projesinin çevre felaketine
neden olacağı gerekçeleri ile çok sayıda
dava açılmıştır. 1994 Kasım ayında başlayan ve Ağustos 2004’de Çevre ve Orman
Bakanlığı'nın tesise ÇED olumlu kararına
kadar süren bu hukuk sürecinin bir kronolojisine referanslarda verilen kaynaktan
ulaşılabilir (Akel, 2006).
1997 Mayıs ayı içinde Danıştay, altın
madenciliğine izin veren Çevre Bakanlığı
işleminin iptali istemi ile açılan davaların
Altın madenciliğinin bir özelliği
de, madencilik ürününün
(Doré külçe) elde edildiği
anda (dorenin rafinasyonu
dışında) daha ileri bir teknoloji
ile işlenmesi gerekmeksizin
en yüksek katma değerine
nakit olarak ulaşmış olmasıdır.
Bu özelliği ile kıymetli metal
madenciliği, gelişmemiş
ülkeler için dahi, doğal kaynağı
topluma en yüksek ekonomik
katkı düzeyinde kazandıran bir
sanayi sektörüdür.
reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarını bozarak dava konusu
işlemin yeniden görüşülmesi yönünde bir
karar vermiştir. Bu karar sonrasında, uzmanlık konusu madencilik olan ve çeşitli
üniversitelerden çok sayıda bilim adamı
Ovacık Altın Madeni özelinde “altın madenciliği ve çevre” ilişkisi üzerine, bilimsel
görüşlerini belirtmişlerdir. ODTÜ Maden
Mühendisliği Bölümünün 12 öğretim üyesi
tarafından, hukukun üstünlüğüne inanan
kişiler olarak, altın madenciliği ve Danıştay kararları hakkında toplumu bilgilendirmek amacıyla yaptıkları, konuyu irdeleyen
14 maddelik teknik irdeleme içeren açıklamanın sonuç kısmı aşağıda verilmektedir
(ODTÜ-MMB, 1997):
Danıştay kararlarında 2709 sayılı T.C.
Anayasasının kişinin dokunulmazlığı,
maddi ve manevi varlığı ile ilgili 17. Madde, sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması ile ilgili 56.Madde dikkate alınmıştır.
Ancak, anayasamız tabii servetlerin ve
kaynakların aranması ve işletilmesi ile ilgili 168.Madde ile yeraltı kaynaklarımızı da
güvence altına almıştır. "Ya madencilik,
ya çevre" gibi bir dayatma ülkemiz çıkarlarına uygun değildir. Yeraltı kaynaklarımızın ekonomiye kazandırılması sırasında, yapılacak işlemlerin bilim ve tekniğe
uygunluğu, ilgili kuruluşlarca ve konunun
uzmanları tarafından denetlendiği ve izlendiği sürece üzerinde yaşadığımız ve
gelecek nesillere bırakacağımız çevremizin zarar görmesi, insan yaşamının riske
atılması mümkün değildir. Saygılarımızla;
12 akademisyen...
Devam eden hukuk sürecinde, Danıştay 1999 yılında, insan ve çevre sağlığını
tehdit ettiği öne sürülen risklerin var oldu-
ğu gerekçesi ile, yürütmeyi durdurma kararı da vermiştir. Ancak, bu karardan sonra
yetkili idare Çevre Bakanlığı’nın ne gibi
işlem yapacağını sorması üzerine Başbakanlık konuya sahip çıkmış ve Ovacık Altın
Madeni ile ilgili Danıştay kararındaki“insan
ve çevre sağlığını tehdit ettiği öne sürülen
risklerin kabul edilir olup olmadığının tesbitini” TÜBİTAK’tan istemiştir. Sözkonusu
TÜBİTAK Raporu'nun hazırlanma gerekçesi ve sonuç kısmı aşağıdadır (TÜBİTAK,
1999):
Başbakanlık Müsteşarlığı 08.03.1999
tarihli yazılı talimatı ile TÜBİTAK Başkanlığı'ndan Ovacık Altın Madeni ile ilgili Danıştay kararında insan ve çevre sağlığını
tehdit ettiği öne sürülen risklerin kabul edilir olup olmadığının tesbitini istemiştir. TÜBİTAK tarafından görevlendirilen 11 bilim
adamından oluşan komisyon, incelemeleri
sonucunda, aşağıdaki ortak görüş ve kanaate varmıştır:
(1) İlgili Danıştay kararında insan ve
çevre sağlığını tehdit ettiği öne sürülen
risklerin tümüyle giderildiği ya da kabul
edilebilir limitlerin çok altına çekilmiştir,
(2) Tesisin mevcut özellikleri ile, gerek üretim teknolojisi gerekse sağlanmış
olan çevresel koşullar açısından dünyada
altın madenciliği için öngörülüp uygulanmakla olan en uygun teknoloji düzeyini ya
da daha iyisini yansıtmaktadır,
(3) Bu şekilde inceleme konusu tesisin, ve aynı koşullarda benzerlerinin, çevre uyumlu ve duyarlı birer iktisadi faaliyet
olarak işletmeye geçirilmeleri, sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde ülkemiz
menfaatleri açısından uygun ve yararlı
olacaktır.
Yukarıda sonuç kısımları verilen, konularında uzman olan bilim adamlarının
hazırladığı 1999 tarihli TÜBİTAK Raporu,
çevrecilik hareketi taraftarları tarafından
şiddetle reddedilmiş ve Ovacık Altın Madeni’nin işletilmesi sonucunda, toplumda
“çevre felaketinin kaçınılmaz olduğu” algısı yaratılmıştır. Ancak, ilgili bakanlıkların
izin ve denetimleri altında, Ovacık Altın
Madeni 2005 yılından beri çalışmakta ve
çevre felaketi yaratacağı ileri sürülen atık
havuzu ve açık işletme ömrünü sorunsuz
tamamlamış ve yeni alınan ÇED raporları
sonrasında, işletmede başka üretim üniteleri devreye alınmıştır. Dolayısı ile, 19942004 sürecindeki hukuk mücadelesine
konu olan işletmede, davacılar tarafından
öne sürülen kararındaki “insan ve çevre
itü vakfı dergisi 53
MADENCİLİK DOSYASI
sağlığını tehdit ettiği öne sürülen risklerin
kabul edilemez olduğu” iddiasının doğru
olmadığı; iyi mühendislik uygulamaları ile
bu tür olası risklerin yönetilebileceği kanıtlanmıştır.
Madencilik ve Çevre Konusunda
Bilgi Kirliliği
Yukarıdaki Uzman Bilgisine Saygı alt başlığı altında verilen açıklamalardan hareketle, insan sağlığı konusundaki Bilgi Kirliliği
için yukarıda başkalarından (Akel, 2006
ve TDB, 2010) aktarılan görüşlerin, benzer
cümlelerle “Madencilik ve Çevre” konusundaki bilgi kirliliği için aşağıdaki paragraflardaki gibi uyarlanabileceği görülür:
Sağlıklı yaşam ve çevre tutkusunun
yaygınlaşmasında, bilgiye ulaşmanın
kolaylaşması ve bilgi üretenlerin bilgiyi
paylaşması, “bilgi kirlenmesi”ne sebep olmaktadır. İçinde bulunduğumuz çağın kitle iletişim çağı olarak adlandırıldığı kabul
edilecek olursa, kitle iletişim araçlarının insanlar üzerindeki etkinliği ve kişilerin bilgi
kazanmasındaki önemi yadsınamaz.
Kitle iletişim araçlarının, çevre ve insan sağlığının yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı da ilgilendiren bilgilendirme süreci
ile yakından ilişkisi vardır. Gazetelerde verilen haberlerin, örneğin çevre ile ilgili ve
genelde objektif olmayan haberlerin, birey
tarafından yorumlanmaksızın,verildiği şekilde, geçerli bilgi olarak algılanması olasılığı bulunmaktadır. Ancak,madencilikle
ilgili bir konu hakkında tutum geliştirmede
haberin birinci kaynağı kadar aktaran kişinin uzmanlık alanı da önemli olmaktadır.
Yazılı basının zaman zaman uzmanlara
yeterince danışmadan konuları abartarak
verdiği, buna bağlı olarak toplumda korku
uyandırdığı da bilinmektedir.
Yaşamın her safhası için geçerli
olduğu gibi, her mühendislik
projesindeki faaliyetler bir risk
içerir. Mühendisin görevi, bu
riskler konusunda ilgili devlet
kurumları ve toplumu faaliyet
öncesinde bilgilendirmek ve
mühendislik uygulamalarının
insan sağlığı ve çevre kalitesine
etkisi açısından en az risk
içerecek uygun koşullarda
yapılmasını sağlamaktır.”
54 itü vakfı dergisi
Yaşamın her safhası için geçerli olduğu
gibi, her mühendislik projesindeki faaliyetler bir risk içerir. Mühendisin görevi, bu riskler konusunda ilgili devlet kurumları ve toplumu faaliyet öncesinde bilgilendirmek ve
mühendislik uygulamalarının insan sağlığı
ve çevre kalitesine etkisi açısından en az
risk içerecek uygun koşullarda yapılmasını
sağlamaktır.
Mühendislik faaliyeti hakkında halka
bilgi verirken veya bir olası olumsuzluğu
anlatırken sansasyonel ve yanlı iddialarda
bulunmak, mühendislik proje yatırımlarını
engelleyerek kalkınmanın sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır.
Türk madencilik sektörü olarak, hepimize ait olan sağlıklı çevre haklarına olan
duyarlılığımız bir kez daha vurgulanırken,
madencilik gibi zorlu çalışma koşulları ve
risk sermayesinin gerektirdiği finansman
zorlukları altında çalışan, bu zor meslekle
ilgili haber ve görüşler verilirken etik kuralların unutulmaması ve sansasyonel bilgi ve
haberlerden kaçınıp, konunun uzmanlarının verdikleri bilimsel ve objektif bilgiler ve
raporlara itibar edilmesi gerekir.
Sonsöz olarak ...
Altın Madenciliği ve Çevre konusu, hakkında onlarca sayfa yazılsa da, “ama, .....
konunun bir de bu açıklaması var” türü görüşlere çok açık olan bir konudur. Bu konuda ülkemizde bir ilk örnek olan Ovacık
Altın Madeni üzerinde yürütülen hukuk sürecinde ileri sürülen “insan ve çevre sağlığını tehdit ettiği öne sürülen risklerin kabul
edilemez olduğu” iddiasının doğru olmadığı, 2001’den itibaren çalışan ve dava
konusu olan atık barajı ve pasa yönetim
üniteleri ve diğer işletme faaliyetlerinden
kaynaklanan herhangi bir çevre sorunu
ortaya çıkmaması ile kanıtlanmıştır. Ancak,
konunun sosyo-politik boyutlarının sadece
bilimsel ve teknik yaklaşımlarla çözülemeyecek derecede karmaşık olması nedeniyle, altın madenciliği üzerinde odaklanan
hukuk mücadelelerinin devam edeceği de
gerçekçi bir öngörü olmalıdır.
Referanslar
– Akel, Y. (2006).Örnek Olay No 10, Bergama
Siyanürle Altın Olayı, Koç Üniversitesi Çevre
Hukuku Dersi İçin Örnek Olay Sunumu, 14 Aralık,http://www.anayasa.gen.tr/law315-bergama.
htm(erişim: 30.06.2015)
– Demir, M. (2010).Basında Yayınlanan Beslenme Haberlerinin Değerlendirilmesi, ABMYO
Dergisi Sayı 19, sayfa 26-39, Aydın Üniversitesi,http://abmyod.aydin.edu.tr/bilimsel_dergi/
bilimseldergi19.pdf(erişim: 30.06.2015)
– Eveleth, R.W. (1978). New methods of working
an old mine, The Future of Small-Scale Mining,
UNITAR, Mexico: 333-339.
– Habashi, F. (2005). A Short History of Hydrometallurgy, Hydrometallurgy, Elsevier BV
(doi:10.1016,
J..Hydromet.2004.01.008):
15–22.
– Hablemitoğlu, N. (2001). Alman Vakıfları ve
Bergama Dosyası, Pozitif Yayıncılık-Otopsi Yayınevi, 1. Baskı, ISBN 9758410210, 304 sayfa
(tekrar basım, 2008, ISBN 9756461705).
– Kappes, D.W. (2002). Precious Metal Heap
Leach Design and Practice, Proc. Mineral Proc.
Plant Design, Practice and Control, SME, Littleton, Colorado, USA, ISBN 0-87335-223-8, Vol.2:
1606-1630.
– ODTÜ-MMB, (1999). ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinin Altın Madenciliği
ve Danıştay Kararları Üzerine Yaptıkları Açıklama, TMOBB-Maden Mühendisleri Odası, Madencilik Bülteni, Mayıs http://www.maden.org.tr/
resimler/ekler/c431fd7ec4437de_ek.pdf(erişim:
30.06.2015)
– Oygür, V. (1996). Madenciliğin sonu mu, Jeoloji Mühendisleri Odası Haber Bülteni, sayı: 96/1,
sayfa 17-24 (bu makaleye JMO web sayfasından ulaşım bulunmamaktadır, sadece basılı
dergide mevcuttur).
– Özdemir, F. B. (2008). “Kaz”ıklanıyormuyuz?,
Ankara Barosu Hukuk Gündemi Dergisi, sayfa
22-26.http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/
ankarabarosu/hgdmakale/2008-1/1.pdf(erişim:
30.06.2015).
– TBMM (2010). Türkiye Büyük Millet Meclisi
“Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi
Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”, Mayıs, 754 sayfa
– TDB (2010).‘Sağlık konusunda sansasyonelhaberden kaçınalım’, Türk Dişhekimleri Birliği
Dergisi, sayı: 120, Sayfa 18 http://www.tdb.org.
tr/tdb/v2/yayinlar/TDBD/120sayi.pdf,(erişim:
30.06.2025)
– TUBITAK(1999). Eurogold Ovacık Altın Madeni TÜBİTAK – YDABÇAG Değerlendirme Raporu, Ekim http://www.geocities.ws/siyanurlealtin/
belgeler/tubitak.html (Erişim: 28.06.2015)
– Zadra, J.B. (1950). A process for the recovery
of gold from activated carbon by leaching and electrolysis, U.S. Bureau of Mines, Rept. Investigation 4672.
– Zanbak, C. (1998). Türkiye Kalkınmasınının
Sürdürülebilirliliği Açısından Doğal Kaynaklardan Yararlanma Sorunları, İstanbul Teknik Üniversitesi Vakıf Dergisi, Sayı 27, sayfa 21-26
– Zanbak, C. (2012).Heap Leaching Technique
in Mining Within the Context of Best Available
Techniques (BAT), Euromines, November, 33p.
http://www.euromines.org/mining-europe/mining-techniques(Erişim: 30.06.2015)
Cumhuriyet Döneminde
Madencilikte Mevzuat
Maden Y. Müh. Necati Yıldız
İTÜ Maden Fakültesi’75
Madencilikte ülkemizin vizyonu; cevher üretip satan
hammadde kaynağı bir ülke olmaktan çıkıp, sanayi ile ilişkilenmiş,
dünya pazarlarında katma değeri yüksek uç ürünlerde söz sahibi
bir ülke konumuna gelmek olmalıdır. Bunun için her madenin
üretimi ile bunları uç ürünlere dönüştüren sanayi sektörü bir
bütün olarak düşünülmeli, planlamalar bir bütün olarak yapılmalı,
bu kapsamda ulusal bir madencilik politikası ve stratejisi
oluşturulmalıdır…
İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki mühendislik
eğitimimizde bizlere Maden Hukuku dersini veren
Hocamız Sayın Yavuz Fındıkgil’i saygı ile anıyorum.
1. Giriş
"Hukuk bir gün herkese lazım olacaktır."
Hukuk nedir? Hukuk, toplumun genel menfaatini veya bireylerin ve toplumun ortak
iyiliğini sağlamak amacıyla konulan, kamu
gücüyle desteklenen kural, hak ve kanunların bütünüdür. Daha yaygın bir tanımıyla
hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama
düzenidir.
Anayasa Mahkemesi'nin 11.10.1963 tarihli 63/124 Esas, 23 Sayılı kararında hukuk
devleti ilkesinin tanımı yapılmıştır. Anayasa
Mahkemesi bu kararında;
“Hukuk devleti, insan haklarına saygı
gösteren ve bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye
kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve anayasaya uyan bir devlet
olmak gerekir. Hukuk devletinde, kanun koruyucu organ da dâhil olmak üzere, devletin
bütün organları üstünde hukukun mutlak bir
hâkimiyeti haiz olması, kanun koruyucunun
yasama faaliyetlerinde kendisini her zaman
anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı
tutması lazımdır”.
itü vakfı dergisi 55
MADENCİLİK DOSYASI
Yargı kararlarına uyulması hukuk devletinin olduğu kadar, uygar bir toplum olmanın da gereğidir. Yargı kararlarına uyulmanın idare edenlerin keyfine bağlı olduğu bir
toplumda hukuk güvenliği yok demektir.
Kuvvetler (erkler) ayrılığı ilkesi, hukuk
devleti olabilme ilkesinin en önemli unsurlarından biri olup, yasama fonksiyonunun
yürütmeden ayrı bir organın elinde bulunması, diğer yandan da yargı fonksiyonunu
yerine getiren organın bağımsız ve tarafsız
hakim ve savcılar eliyle yürütülmesi anlamına gelmektedir. Hukuk devletinde bu
ilkenin uygulanabilirliği için yargı organının
yasama ve yürütmeye karşı bağımsız olması gerekmektedir. Bu nedenle yargı organlarına hükümetlerin müdahale etmemesi, bu
organların bağımsız olması, bağımsızlığını
koruyacak şekilde oluşması ve varlığını
sürdürmesi gerekmektedir.
2.Cumhuriyetin İlk Yıllarında Madencilik
17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihler arasında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi’nde ülkenin
ekonomik sorunları tartışılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah
arkadaşlarının kazandıkları
Kurtuluş Savaşı sonrası ülkemizin siyasi ve ekonomik
bağımsızlığı
öngörülmüş,
kongrede ekonomik bağımsızlık hedefinin nasıl gerçekleştirileceği tartışılmıştır.
Kongrede liberal ekonomi benimsenmiş, alınan ekonomik kararlar
doğrultusunda madencilik sektörüne kredi
sağlamak amacı ile 1925 yılında Sanayi
Maadin Bankası kurularak faaliyete baş-
lamıştır. Bu dönemde özel sektörde yeterli
sermaye birikimi olmadığından devlet madenciliğe ve ülke kalkınmasına öncülük
etmiştir. Madencilik sektörünün maden
mühendisi gereksinimini karşılamak için
1924 yılında Zonguldak'ta Maden Mühendisi yetiştirmek amacı ile Maadin ve Sanayi
Mekteb-i Âlisi kurulmuş, 1930 yılına kadar
bu okulda 100 kadar maden
mühendisi yetiştirilmiştir.
1935 yılında madenlerin
aranarak açığa çıkarılması
için Maden Tetkik ve Arama
Enstitüsü, yine aynı tarihte bu
Enstitü tarafından bulunacak
madenleri işletmek ve madencilik, enerji üretimi, dağıtımı alanlarında faaliyette bulunması için
Etibank kurulmuştur. Bu iki kurumla birlikte
Cumhuriyet tarihimizde madencilik ile ilgili
önemli bir sayfa açılmıştır.
2.1.1954 gün, 6309 Sayılı Maden Kanunu
Osmanlı Devleti döneminde 1862 yılında
Paris Anlaşması, 1867 yılında yürürlüğe giren “Yabancıların mülk edinmeleri yasası”,
1869 yılında uygulanmaya konulan “Maadin Nizamnamesi” arasında ciddi sömürü
ilişkileri vardır. Bu ilişkiler 1950’li yıllardan
sonra da gündeme gelmiştir. 18.01.1954
tarihinde 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi
Teşvik Kanunu, 7.03.1954 tarihinde 6326
sayılı Petrol Kanunu, 11.03.1954 tarihinde
6309 sayılı Maden Kanunu Yürürlüğe girmiştir. Bu kanunlar yabancıların girişimiyle
çıkartılmıştır. 6309 sayılı Maden Kanunu, ¬
Amerika vatandaşı Dr. Northcutt Ely başkanlığında, onların isteği doğrultusunda,
yabancı sermayeli şirketlere madencilik
sektöründe ruhsat güvencesi sağlanması
amacıyla hazırlanmıştır.
Dünyada yaşanan petrol krizleri nedeniyle ülkemizin enerji politikalarında köklü
değişimler yaşanmış ve öz kaynaklara dayalı enerji üretimi ön plana çıkmıştır. 2172
sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 1978 yılı
ülkemizin enerji ve madencilik sektörünün dönüm noktalarından bir olmuştur.Bu
1935 yılında madenlerin aranarak
açığa çıkarılması için Maden
Tetkik ve Arama Enstitüsü, yine
aynı tarihte bu Enstitü tarafından
bulunacak madenleri işletmek ve
madencilik, enerji üretimi, dağıtımı
alanlarında faaliyette bulunması
için Etibank kurulmuştur. Bu
iki kurumla birlikte Cumhuriyet
tarihimizde madencilik ile ilgili
önemli bir sayfa açılmıştır.
56 itü vakfı dergisi
yasayla bor, kömür ve demir madenlerinin
devlet eliyle işletilmesine karar verilmiştir.
2172 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden yaklaşık 1.5 yıl sonra hükümet değişmiş, kurulan yeni hükümet 05 Haziran
1980 tarihinde 8/932 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1978 yılında alınmış Bakanlar
Kurulu Kararlarını yürürlükten kaldırarak,
ruhsat haklarının eski sahiplerine geri iadesini öngörmüştür.
Maden Mühendisleri Odası adına TMMOB ile diğer dokuz demokratik kitle
örgütünün açtıkları dava sonuncunda,
Danıştay’ın 1981 yılında aldığı karar ile 05
Haziran 1980 tarihinde 8/932 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yasal dayanaktan yoksun
olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Yürütme organı, Yasama organını yok sayarak
bir karar almış, ancak yargı bu kararı iptal
etmiştir. Bu karar hukuk devletlerinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin vazgeçilmezliğinin
örnek bir kanıtıdır.
2.2. 1985 yılı 3213 Sayılı Kanun
1980’li yıllarda dünyada ve ülkemizde liberal ekonomi rüzgarlarının estiği dönemlerde madencilik adına bir şeyler yapılması
gerekmiştir (!). Yapılması gereken de yeni
bir maden kanunudur. Gerekçesi de hazırdır: “6309 sayılı Maden Kanunu günün
koşullarına cevap verememekte, yetersiz
kalmaktadır.”
1985 yılında yürürlüğe giren 3213 sayılı Maden Kanunu’nda ruhsatlandırmayla ilgili uygulamalar düzenlenmiş, ruhsat
alanı sınırlarının belirlenmesinde koordinat sistemine geçilmiş, mermer maden
kanunu kapsamına alınmış, maden ismine
göre verilen ruhsatlar alana göre verilmeye
başlanmıştır.
Bu kanunla; “Madencilik, arama, teknolojik araştırma, geliştirme, proje, tesis,
altyapı, istihsal ve ihracat finansman kredisi olarak kullanılmak üzere Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı nezdinde Madencilik
Fonu adı ile bir fon kurulmuştur…” Madencilik fonu, kaldırıldığı 2000’li yıllara kadar
sektöre katkı sağlamıştır.
Ülkemizde ilk Madencilik Şûrası 2122 Haziran 1990, ikincisi de 11-13 Kasım
1993 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleştirilmiştir. Bu Şuralarda sektörün sorun
ve önerileri tartışılmış, hazırlanmış raporlar
öneri olarak ilgililere sunulmuştur.
İkinci Madencilik Şûrası’nın açılışında
konuşan Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman
Demirel’in;"zengin kaynakların fakir bekçisi
5177 sayılı Kanun ile Maden
Kanunu'nda değişiklikler
yapılarak madenciliğin önünün
açılması amaçlanmıştır. Ancak
kanun uygulayıcılar tarafından
doğru algılanamadığından ceza
kanununa dönüştürülmüştür. 5177
sayılı kanun gibi iyi hazırlanmış
bir kanunun, uygulayıcıların
elinde ceza kanununa dönüşümü
hukuk fakültelerinde ders olarak
okutulacak örnek niteliktedir.
olmayalım” sözleri Şura’ya damgasını vurmuştur.
2.3. 2004 Yılı 5177 Sayılı Kanun Dönemi
2000’li yıllara gelindiğinde madenciler,
ETKB tarafından Maden Kanunu’na göre
verilmiş maden ruhsat ve izinlerinin bir işe
yaramadığını, her önüne gelen idarenin
madenciliğe müdahale ettiğini, faaliyetlerini durdurduklarını, para cezası kestiklerini
ifade etmişlerdir. Kendilerine her şeyi ile
Bakanlık tarafından tamamlanmış, izinlerinin tamamı alınmış bir “ruhsat” verilmesi,
böylece diğer bakanlıkların madenciliğe
olumsuz müdahalelerinin engellenmesini
istemişlerdir.
Bu döneme gelinceye kadar özellikle
borsada işlem gören yabancı şirketler ta-
rafından büyük ruhsat alanlarının kapatıldığı, yerli madencilerin ruhsat alarak madencilik yapabilecekleri boş alanın kalmadığı
bir dönem olmuştur. Maden İşleri Genel
Müdürlüğü’nün uygulamada yaşadığı sorunların da çözülmesi gerekmiştir.
2004 yılında yürürlüğe giren 5177 sayılı
Kanun’la yüz yıllık Taşocakları Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmış, Havza-i Fahmiye ve Maden Kanunu tek bir yasal çatı
altında toplanmıştır.
Ancak Bakanlık ve madenciler bu kanuna sahip çıkmamıştır. Bugün durup geriye doğru bakıldığında 5177 sayılı Kanunla
Maden Kanunu’nda yapılan düzenlemelerin ne kadar isabetli, ülkemiz ulusal madenci ve madenciliğinin gelişmesine yönelik olduğunu “GÖREMEMEK İÇİN” bu
ülkede ya “MADENCİ ” ya da Bakanlıkta
“MÜHENDİS” olmak gerekmektedir.
5177 sayılı Kanun ile Maden Kanunu'nda değişiklikler yapılarak madenciliğin önünün açılması amaçlanmıştır. Ancak kanun, uygulayıcılar tarafından doğru
algılanamadığından ceza kanununa dönüştürülmüştür. 5177 sayılı kanun gibi iyi
hazırlanmış bir kanunun, uygulayıcıların
elinde ceza kanununa dönüşümü hukuk
fakültelerinde ders olarak okutulacak örnek niteliktedir.
2.4. 2010 Yılı 5995 Sayılı Kanun Dönemi
2010 yılına gelindiğinde artık madenci,
Bakanlığın gözünde gelir aracı olarak görülen, çevreyi olumsuz etkileyen potansiyel bir suçludur. Devlet, gelirlerini artırmak
için yeni kaynaklar arayışı içindedir. 5995
sayılı kanun “madenciliğimizin”, “ulusal
madenciyi”yok ediş fermanı olmuştur.
2010 yılında yürürlüğe giren 5995 sayılı kanunla, özellikle de arama ruhsat
döneminde “uluslararası rezerv tanımlaması, bilimsel madencilik” gibi kulağa hoş
gelen ifadeler altında yabancı şirketlerin
istedikleri gibi bir hukuksal düzenleme
getirilmiştir. Uluslararası firmaların rezerv
konusunda aynı dili konuşmalarını sağlamak amacıyla arama dönemi bu şirketlerin
istekleri doğrultusunda bölünmüş, arama
ruhsat süresi uzatılmıştır. Bu kanunla arama ruhsat dönemi tam bir bürokratik bataklık haline dönüşmüştür. Dünyanın hiçbir
ülkesinde arama amaçlı harcanan para
ile arama faaliyeti yasal olarak ilişkilendirilmemiştir. Arama ruhsat süresi borsada işlem gören firmaların işine gelecek şekilde
uzatılmıştır. Kanunla, devlet madenciden
itü vakfı dergisi 57
MADENCİLİK DOSYASI
daha çok vergi almayı, daha çok ceza vermeyi amaçlamıştır.
Bakanlık bu dönemde de çıkardığı
kanunu yok saymış, komisyon raporları
ve genelgelerle madenciliği idare etmiştir. Bunlara ilave olarak 16 Haziran 2012
tarihli Başbakanlık Genelgesi ile ülkemizde madencilik sektörü tek kelimeyle felç
edilmiştir. Hiçbir yasal dayanağı olmayan
bu Genelgeyle, madencilik faaliyetleri için
arama ruhsat müracaatları da dahil, izinler Başbakanlığa sorulmaya başlanmıştır.
Hiçbir gerekçe gösterilmeden çoğu izin ve
ruhsat müracaatları reddedilmiştir. Yargıya
gidenler haklı çıkmalarına karşın geri adım
atılmamış, sektör tıkanmıştır. 2015 Haziran
ayı ortası itibariyle yasal dayanaktan yoksun bu uygulama halen devam etmektedir.
Artık madencilerde idarenin yasal olmayan uygulamaları alışkanlık yapmıştır.
Çoğu madenci yasal haklarını korumak için
yargıya gitmekten korkmaktadır.
2.5. 2015 Yılı 6592 Sayılı Kanun
Dönemi
2014 yılına gelindiğinde ülkemizde Soma ve Ermenek’te iki büyük
maden iş kazası yaşanmış 319
emekçimiz hayatını kaybetmiştir.
Bu kazanın nedeni sorumluların
gerekli denetimleri yapmamış olmalarıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı'nın da önlem almak için
bir şeyler yapması (!) gerekmiş,
can simidi ise Maden Kanunu olmuştur. Hazırlanan kanun tasarısı
18 Şubat 2015 tarihinde 6592 sayılı
Kanunla yasalaşarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun iş kazalarını önlemeye yönelik olarak hazırlandığı
iddia edilmesine karşın, bu konuda hüküm
içermemektedir. Yapılan düzenlemeyle Maden Kanunu’na yeni kavramlar getirilmiş,
Bakanlığın uyguladığı özellikle devlet hakkı
ile ilgili komisyon raporları, emsal bedeller,
çalışılmayan yıllar için devlet hakkı talebi
gibi yasal dayanaktan yoksun uygulamalar
yasal hükümler altına alınmıştır. Arama ruhsat süresi 2 yıl daha uzatılmıştır. Ne olacağı
belli olmayan “yetkilendirilmiş teknik büro”
kavramı kanuna girmiştir.
3. Sonuç
Demokrasi ile yönetilen hukukun egemen
olduğu ülkelerde, kalkınmanın da sağlam
hukuk temelleri üzerine oturtulması, yatırımın güvence altına alınması gerekmek-
58 itü vakfı dergisi
tedir. İstikrarsız bir toplumda yatırımcı tedirgindir. Sık sık hükümetlerin değişmesi,
aynı hükümetin birbiri ile çelişen kararlar
alması, kanunların yok sayılması, insanların
hukuka güveninin kalmaması, yasaların sık
değişmesi istikrarsızlığın önemli göstergeleridir. Bu yönleriyle son yıllarda madencilikte istikrar olduğunu söylemek mümkün
değildir. Bu istikrarsızlık Türkiye İstatistik
Kurumu’nun madencilikle ilgili ekonomik
verilerinden de açıkça görülmektedir.
Devletin bir madencilik politikası yoktur.
Ülkemizde madencilik sektörünün başta
metalürji ve kimya sektörü olmak üzere
diğer sanayi dalları ile olan bağlantısı istenen seviyede değildir. Devlet madenciliği;
cevherin yeraltından çıkartılıp, işlenmeden,
çıkarıldığı gibi satılması şeklinde algılamaktadır. Yetkililer, sömürü göstergesi olan
madenin hammadde olarak ihracat değerlerinden gururla bahsetmekte, daha büyük
hammadde ihracatlarını ekonomik hedef
olarak göstermektedir.
ler tarafından maden mühendisleri yalnızca
maden kanunundaki cezai yaptırımlarla karşı
karşıya kalmamak için istihdam edilmektedir.
2015’e gelindiğinde yaklaşık 25 yıl
önce yapılmış Şûra sonrası yayınlanmış
raporlara bakıldığında, bugün tartıştığımız
konuların o günlerde de tartışıldığı, hiçbir
soruna çözüm bulunmadığı, bu sorunların
daha da büyüdüğünü görmek zor değildir.
Her geçen gün sektör kan kaybetmektedir.
Çıkarılan yasalar ve uygulamalarla ulusal
madenciler yok oluş sürecine sokulmuştur.
Önce sorunlarını çözmek yerine, ilgili Bakanlık madenciliğin mühendislik ve teknik
yönlerini bırakmış, madencinin faturalarıyla
uğraşmaktadır.
5995 ve 6592 sayılı Kanun çalışmalarında
Bakanlık, sözde madencilik sektörü taraflarını dinlemiş, ancak bildiğini okumuş, tarafların
görüşlerine hiç değer vermemiştir. Hatta Bakanlık çoğunlukla hükümet milletvekillerinin
oluşturduğu Meclis Raporu’nu bile dikkate
almamıştır.
Gelinen nokta itibarı ile yerli
madencimiz sorunlarla boğuşmaktan darboğaza girmiş, yok olma
noktasına getirilmiştir. Bu olumsuz
gidişten sektörü olması gereken
mecrasına çekmek görevi öncelikle madencinin kendisine, sonra da
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın madenciye sahip çıkması ile
mümkündür.
6592 sayılı Kanun’un ömrü uzun
olmayacaktır. Sorunların çözümü;
tarafların katılımı, görüşlerine saygı
duyulduğu, dikkate alındığı yeni bir
maden kanunudur.
Madencilikte ülkemizin vizyonu; cevher
üretip satan hammadde kaynağı bir ülke olmaktan çıkıp, sanayi ile ilişkilenmiş, dünya
pazarlarında katma değeri yüksek uç ürünlerde söz sahibi bir ülke konumuna gelmek
olmalıdır. Bunun için her madenin üretimi ile
bunları uç ürünlere dönüştüren sanayi sektörü bir bütün olarak düşünülmeli, planlamalar bir bütün olarak yapılmalı, bu kapsamda
ulusal bir madencilik politikası ve stratejisi
oluşturulmalıdır.
1980’li yıllara kadar maden mühendisliği
ülkemizde saygın bir meslek olmuştur. Daha
sonraki yıllarda yanlış yüksek öğrenim politikası, olmayan madencilik politikası nedeniyle
günümüzde maden mühendisliği 80’li yıllardaki cazibesini yitirmiştir. Bazı madenci-
l
l
l
l
l
l
l
l
l
l
l
Kanunun:
Ulusal madencimizi koruyan,
Bilimsel ve mühendisliğe dayalı bir madencilik faaliyetini destekleyen,
Ruhsat sahibine yatırım güvencesi veren,
Yasak yerine kurallar koyan,
Ceza yerine uyarıda bulunan,
Bürokrasi yerine sadeliği uygulayan,
Yol göstermeye yönelik denetim yapan,
Üretimin artırılması ve uç ürünlere yönelik düzenlemeler yapan,
Sanayi ile ilişki kuran,
Sahaların âtıl tutulmamasını sağlayan,
Madenlerin esir madenler haline getirilmemesine yönelik hükümler içeren nitelikte olması ve bu temel esaslar çerçevesinde hazırlanması gerekmektedir.
İTÜ’de Maden Mühendisliği Eğitimi
Prof.Dr. Fatma Arslan
İTÜ Maden Fakültesi Dekanı
Uluslararası “ABET
akreditasyonu” nu almış
bir bölüm olan “Maden
Mühendisliği Bölümü” geniş
ve zengin bir eğitim kadrosuna
sahiptir. Öğretim üyelerinin
tamamı “yurtdışı üniversiteleri
ve/veya araştırma merkezleri”
nde çalışmalarda bulunmuş
olup çoğunluğu “yurtdışı
doktoralı”dırlar. Ayrıca
Erasmus kapsamında Avrupa
Üniversiteleri arasında öğrenci/
öğretim üyesi değişimi de
yapılmaktadır…
İ
stanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi 1 Mart 1953 yılında öğretime başlamıştır. Almanya'da eğitim görmüş Türk
ve Alman öğretim üyelerinin kurucu olarak
görev aldığı İTÜ Maden Fakültesi'nde Aachen, Clausthal, Freiberg madencilik okulları benzeri maden arama, işletme, cevher
hazırlama ve metalurji alanları yer almıştır.
Türkiye'nin ilk Maden Yüksek Mühendisi İbrahim Ethem Paşa'dır. Ecole des Mines
de Paris'den mezun olan, nazır ve sadra-
Açık Hava Maden Müzesi
Teknik Gezi
zam olarak değişik devlet görevlerinde bulunan ilk meslektaşımız 1872'de ''Orman ve
Maadin Mektebi''ni kurmuş, ancak bu okul
kısa bir süre sonra kapanmıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde 1924'te Zonguldak'ta
''Yüksek Maden ve Sanayi Mektebi'' açılmış, ancak yine kısa bir süre sonra kapanmıştır.
1935'te Maden Tetkik ve Arama (MTA)
Enstitüsü, kuruluşundan hemen sonra yurt
dışına öğrenciler göndermiş, bu öğrenciler
1940'lardan sonra yurda dönerek pek çok
madencilik kuruluşunun yönetiminde görev almışlar; öğretim kurumlarında hocalık
yapmışlardır. MTA tarafından Zonguldak'taki eski ''Yüksek Maden ve Sanayi Mektebi''
meslek okulu olarak çalıştırılmış, 1951 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilerek
''Zonguldak Maden Teknik Okulu'' haline
getirilmiştir. Bu okul 1962'de öğrencileri ile
birlikte İTÜ Maçka Teknik Okulu'na bağlanmıştır. Akademik anlamda ilk Maden
Mühendisliği eğitimi, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Maden Fakültesi'nin kuruluşu
ile başlamıştır.
Maden
Fakültesi'nin
kurulduğu
1953'ten 1960’a kadar bölümlere ayrılmadan Maden Mühendisliği eğitimi yapılarak
mezunlara ''Yüksek Maden Mühendisi'' unvanı verilmiştir. 1961’den sonra, Metalurji,
Petrol ve Jeoloji Mühendisliği Bölümlerine
öğrenci kabulüne başlanmıştır. 1972 yılına
kadar tüm bölümler beş yıllık eğitimle Yüksek Mühendis yetiştirmişlerdir. 1974 yılında
Jeofizik Mühendisliği Bölümü ve 2008 yılında Cevher Hazırlama Mühendisliği Bölümü
kurulmuştur.
İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Maden
Mühendisliği eğitimi, Fakültenin kurulusu
olan 1 Mart 1953 tarihinde başlamıştır.
itü vakfı dergisi 59
MADENCİLİK DOSYASI
Yıllara Göre Maden Mühendisliği Bölümü Öğrenci-Öğretim Üyesi Dağılımı
Öğrenci Dağılımı
Yıllar
Öğretim
Üyesi
Öğrenci/
Öğretim Üyesi
%30 İngilizce
%100 İngilizce
Toplam
2013-2014
297
136
433
16
27
2014-2015
290
92
382
16
24
Yıllara Göre Erasmus Öğrenci Değişimi
Program
2012-2013
gelen
2013-2014
giden
gelen
giden
2014-2015
gelen
giden
Genel
Toplam
Maden Müh. (%30 Ing)
3
3
0
1
0
3
10
Maden Müh. (%100 Ing)
0
2
0
0
1
2
5
Yıllara Göre Yüksek Lisans Ve Doktora Öğrenci Sayılarının Dağılımı
2012-2013
Doktora Kayıt
Doktora Mezun
Yüksek Lisans Kayıt
Yüksek Lisans Mezun
2013-2014
3
2014-2015
Toplam
3
10
2
1
3
6
13
14
16
43
6
10
3
19
Üniversitenin beşinci fakültesi olarak
Taşkışla binasının kısıtlı bir hacminde eğitim hayatına adım atan fakültenin hedefi
Maden Yüksek Mühendisi yetiştirmektir.
İlk yıllarda öğretim elemanı kadrosu çok
sınırlıdır; ilk iki yıl temel bilimler ve genel
mühendislik dersleri, İnşaat, Makina ve
Elektrik Fakülteleri ile birlikte yürütülmüştür.
Daha sonraki yıllarda jeoloji bazlı öğretim
üyeleri yanında kamu ve özel sektörden
gelen öğretim görevlileri ile meslek dersleri
verilmeye başlanmıştır.
Fakültenin kuruluş ve gelişme aşamalarında başta Malik SAYAR, İlhami CIVAOĞLU, Salih Murat UZDİLEK olmak üzere
İhsan KETİN, Galip SAĞIROĞLU, Ekrem
GÖKSU, Kâzım ERGİN ve Kemal ERGUVANLI'nın önemli katkıları olmuştur. 3. sınıftan itibaren Almanya ve Avusturya Üniver-
Fakültenin kuruluş ve gelişme
aşamalarında başta Malik SAYAR,
İlhami CIVAOGLU, Salih Murat
UZDİLEK olmak üzere İhsan
KETİN, Galip SAGIROGLU,
Ekrem GÖKSU, Kazım ERGİN ve
Kemal ERGUVANLI'nın önemli
katkıları olmuştur. 3. sınıftan
itibaren Almanya ve Avusturya
Üniversiteleri’nin tanınmış
profesörleri 2 - 3 aylık periyodlar
halinde öğretim çalışmalarında
görev almışlardır.
60 itü vakfı dergisi
4
siteleri’nin tanınmış profesörleri 2 - 3 aylık
periyodlar halinde öğretim çalışmalarında
görev almışlardır. Maden Mühendisliği eğitimi alanında otorite olarak kabul edilen
Ord. Prof. Dr. FRITZSCHE, Ord. Prof. Dr. F.
SCHUMACHER, Ord. Prof. Dr. H. WOHLBIER, Ord. Prof. Dr. R. ENGEL, Ord. Prof.
Dr. E. BIERBRAUER, Ord. Prof. Dr. F. MOHR
bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca meslek
derslerini vermek üzere Tevfik SADULLAH,
Sadrettin ALPAN, Ferit KROMER, Naci
YÜNGÜL, Sezai CANKUT, Galip ÖZEN,
Namık ESMER, Asaf YENİSEY, Gürbüz
Teknik Gezi
FINDIKGİL, Hüseyin KULAKSIZ, Falih
ERGUNALP, Yavuz FINDIKGİL gibi eğitimlerini yurtdışında yapmış ve endüstride
deneyim kazanmış değerli elemanlar öğretim kadrosuna katılmışlardır. Daha sonraki
yıllarda gerek fakülteden mezun olanların
üniversitede göreve başlamaları, gerekse
öğretim üyeliği görevini üstlenerek gelen
Cemal BİRÖN ve Turgut Cengiz BAYRAKTAR'ın katılmasıyla akademik kadro daha
da güçlenmiştir.
Başlangıçta Fakültenin bünyesinde Maden Mühendisliği eğitimi için gerekli olan
Jeoloji, Jeofizik, Metalurji alanları yanında
meslek ile doğrudan ilgili Maden İşletme,
Maden Makineleri, Cevher Hazırlama, Mineraloji ve Maden Yatakları kürsüleri bulunmakta idi. Daha sonra, 1960 yılında fakülte
yönetim kurulu kararı ile Maden Makineleri
Kürsüsü' nün başta profesörlük olmak üzere bazı kadroları jeoloji alanındaki diğer
kürsülere aktarılarak, meslek alanı ile ilgili
olan Maden İşletme ile Maden Makinaları
kürsüleri birleştirilmiş ve "Maden İşletmesi
ve Makineleri Kürsüsü" adında tek bir kürsü
haline dönüştürülmüştür. 2547 sayılı Yüksek Ögretim Kanunu'nun yürürlüğe girmesi
ile Maden Fakültesi bünyesinde "Maden
Mühendisligi Bölümü" oluşturulmuş ve bu
bölüme bağlı olarak, mevcut kürsüler "Maden İşletme" ve "Cevher Hazırlama" Anabilim Dallarına dönüştürülmüştür. Mineroloji
ve Maden Yatakları Anabilim Dalları ise Jeoloji Mühendisliği Bölümü'ne bağlanmıştır.
1957 - 1972 yılları arasındaki dönemde
Yüksek Mühendis yetiştiren Fakülte, Üni-
Öğrenciler laboratuvarda çalışırken.
versite Yönetim Kurulu'nun aldığı karara
uygun olarak 1973 yılından itibaren 4 yıllık
eğitime dayalı "Mühendis" mezun etmeye
baslamıştır. 1953 yılında Taşkışla Binası'nda başlayan öğretim faaliyetleri 1961 yılıdan itibaren Maçka Kışlası'nda, 1988 yılından itibaren İTÜ Maslak Kampüsü'ndeki
yeni binada sürdürülmeye baslanmıştır.
Teknolojik gelişmelere ve sanayinin
gereksinimlerine paralel olarak anabilim
dalları "Yeraltı Maden İşletmeciliği Anabilim
Dalı", "Maden Mekanizasyonu ve Teknolojisi Anabilim Dalı", "Açık İşletmeler Anabilim
Dalı" ve “Cevher ve Kömür Hazırlama ve
Değerlendirme Anabilim Dalı”olarak yeniden yapılandırılmış, 2007 yılında Cevher
Hazırlama Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşuyla ilgili Anabilim Dalı oraya devredilmiş, 2009 yılının son dönemlerinde diğer
anabilim dalları ise tek bir çatı altında birleştirilmiştir.
Bölümün vizyonu uluslararası ölçekte
en başarılı Maden Mühendisliği Bölümleri
ile aynı düzeyde eğitim veren bir kurum olmayı sürdürmek; yeraltı kaynaklarının ekonomik, çevreye duyarlı bir şekilde üretimi
ve değerlendirilmesi için yeni teknolojileri
uygulayan ve bunların gelişmesine yönelik
girişimlerde bulunan, yurtiçi ve yurtdışı madencilik endüstrisinde aktif rol alabilecek,
etik değerlere bağlı Maden Mühendisleri
yetiştirmektir.
Misyonu ise: (a) Bilimsel ve endüstriyel araştırmalarla desteklenen ve sürekli
güncelleştirilen lisans ve yüksek lisans
programları oluşturmak, (b) Madencilik konusundaki ulusal ve uluslararası projelerde
tasarım, üretim ve AR-GE çalışmalarında
görev alabilecek, iyi eğitim almış, teknik
anlamda rekabetçi, takım çalışmasına yatkın, teknolojik gelişmeleri izleyerek uygulayabilecek aynı zamanda çevreye duyarlı
maden mühendisleri yetiştirmek, (c) Hızla
gelişen madencilik ve ilgili endüstri alanları
ile sıkı bir işbirliği oluşturarak sorunlarına
çözümler getirmek, (d) Ülke madenciliğine
yön verecek, bilimsel, uygulamalı çalışmalarda görev almaktır.
Uluslararası “ABET akreditasyonu”nu
almış bir bölüm olan “Maden Mühendisliği
Bölümü” geniş ve zengin bir eğitim kadrosuna sahiptir. Öğretim Üyelerinin tamamı
“yurt dışı üniversiteleri ve/veya araştırma
merkezleri”nde çalışmalarda bulunmuş
olup çoğunluğu “yurtdışı doktora”lıdırlar. Ayrıca Erasmus kapsamında Avrupa
Üniversiteleri arasında öğrenci/öğretim
üyesi değişimi de yapılmaktadır. ERASMUS anlaşması olan üniversiteler: RWTH
AACHEN (Almanya), TECHNISCHE UNIVERSITAT CLAUSTHAL (Almanya), MONTANUNIVERSITÄT LEOBEN (Avusturya),
Bilgisayar Destekli Maden Tasarımı ve
Planlaması Laboratuvarı
TECHNICAL UNIVERSITY OF OSTRAVA
(Çek Cumhuriyeti), ECOLE NATIONALE SUPERIEURE DES MINES DE PARIS
(Fransa), UNIVERSITY OF ZAGREB(Hırvatistan), UNI. DE CASTILLA-LA MANCHA
(İspanya), UNIVERSIDAD POLITECNICA
DE MADRID (İspanya), POLITECNICO DI
TORINO (İtalya), NAT. TECH. UNIV. OF ATHENS (Yunanistan). Bunlar dışında önemli
sayıda öğretim üyesi değişimi kapsamında
uluslararası üniversitelerle anlaşmalar da
mevcuttur.
Bölümün fiziki olanakları oldukça zengindir ve her yıl ek mekanların ilavesiyle
gelişmeye devam etmektedir. Madenciliği
öğrencilere sevdirmek için arka bahçede
inşa edilen bir “açık hava maden müzesi” mevcuttur. Öğrenciler böylece Maden
Ocağına gitmeden önce maden galerisi
görme imkanını elde etmektedirler. Ayrıca
uygulamalı öğretim için, önemli bir taşocağı yanındaki bir bina (uygulama okulu) bölümümüze kazandırılmış olup, uygulamalı
eğitimde saha çalışmalarını desteklemek
üzere tefriş edilmektedir.
Bölümün mekanlarının önemli bir kısmını laboratuvarlar oluşturmaktadır. Güncel
teknoloji ile donatılarak eğitim ve araştırma
kalitesinin arttırılmasına yönelik ve akredite
olabilecek nitelikte laboratuvarlar yapılmıştır. Bu laboratuvarlarda maden havalandırması ve iş güvenliği, kayaç özelliklerinin
saptanması, kayaç kazılabilirliği/delinebilirliği, kazı mekanizasyonu, agrega testleri,
briketleme gibi konularda araştırmalar yapılarak madencilik, tünelcilik ve inşaat endüstrisine önemli katkıda bulunulmaktadır.
Ayrıca bölümün sahip olduğu bilgisayar
destekli maden tasarımı ve planlanması
laboratuvarında yazılımlar vasıtasıyla 3D
yatak modellemesi, stabilite tasarımı, havalandırma, mekanizasyon, patlatma gibi
alanlarda çalışmalar yapılmakta ve bu olanaklardan öğrenciler de bireysel ve grup
olarak yararlandırılmaktadır.
Bölümün zengin sayıda teknik gezi
programları mevcut olup, kış ve yaz yarıyıllarında öğretim üyeleri nezaretinde teknik
geziler düzenlenerek, öğrencilerin Maden
Mühendisliği eğitimlerine katkı sağlanmakta staj ve tez öncesi dönemlerde derslere
anlaşılabilirlik bakımından önemli katkılar
sağlanmaktadır. Kariyer günleri ve uygulamalı dersler kapsamında endüstriden
uzman kişiler davet edilerek seminerlerle
eğitim daha da zenginleştirilmekte ve eğitim-sanayi işbirliği geliştirilmektedir.
itü vakfı dergisi 61
İTÜ- TANITIM
Prof. Dr. Tuncay Zorlu
Prof. Dr. Aydan Turanlı
İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü
İTÜ İnsan ve Toplum
Bilimleri Bölümü, insan ve
toplum bilimleri meseleleriyle
ilgilenen öğrencilerin; toplumsal
güç ilişkileri, iktidar, baskı,
özgürlük, dağıtıcı adalet, kimlik,
bireysel fayda, kamu yararı,
bilim ve teknolojinin insan ve
toplum üzerindeki etkileri gibi
çeşitli kavramsal konularda
sorgulayıcı ve eleştirel bir
yaklaşım çerçevesi içerisinde
düşünce yeteneklerini
geliştirerek zenginleştirmeyi
amaçlamaktadır…
İTÜ’nün Beşeri ve Sosyal Bilimlere Açılan Penceresi:
İnsan ve Toplum
Bilimleri Bölümü
İ
nsan ve Toplum Bilimleri Bölümü, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1996 yılından
itibaren başlattığı yeniden yapılanma süreci doğrultusunda, öğrencileri çok yönlü
bir kültürel donanıma sahip bireyler olarak
yetiştirmek amacıyla Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde sosyal ve beşeri bilimler
alanında eğitim vermek ve araştırmalar
yapmak üzere 1997 yılında kurulmuştur. Bu
çerçevede lisans derslerini oluşturan programın en az beşte birinin İnsan ve Toplum
Bilimlerinden oluşması benimsenmiştir.
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü, öğrencilerin İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki
eğitimleri boyunca aldıkları 153 toplam
kredinin yüzde yirmisini karşılamak üzere,
her dönem yaklaşık 2500 İTÜ öğrencisine
atmışı aşkın ders açarak eğitim-öğretim
alanındaki özgörevini yerine getirme çabasındadır. Bu dersleri alan öğrenciler araştırma yapmaya ve günlük hayatla kesişen
62 itü vakfı dergisi
siyaset, etik, estetik, kültürel çalışmalar
ve tarih gibi konularda sürdürülen çeşitli
seminerlere katılmaya teşvik edilmektedir.
Sosyal bilimlere uluslararası düzeyde katkıda bulunabilmeyi hedefleyen araştırma
başlıklarımız; devlet, iktidar, güç, yurttaşlık,
din ve siyaset, karşılaştırmalı etik, demokrasi, maddi kültür, bilim ve teknoloji, küresel
değişim, kimlik ve ötekilik, çevre krizi, yerel
ağlar ve iktidar/güç gibi konularla yakından
ilgilidir.
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim programı, tarih, ahlak felsefesi, sanat felsefesi, siyaset felsefesi ve kuramı,
bilim ve teknoloji felsefesi gibi alanlarda
geleneksel analiz, teknik ve yaklaşımlarının yanı sıra, bu alanlarda gelişmekte olan
yeni yöntemlere ve alternatif yaklaşımlara
da gelişimsel bir süreç kapsamında açıktır. ITÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü,
insan ve toplum bilimleri meseleleriyle ilgi-
• Sosyal ve beşeri bilimlere uluslararası
düzeyde katkıda bulunacak araştırmaları
yapmak, bu araştırmaları yapacak kadroları yaratmak ve desteklemek, gerekli
altyapıyı oluşturmak ve sürdürmek olarak
belirlemiştir.
İstanbul Teknik Üniversitesi Senatosunun 28.2.2002 günlü, 344. toplantısında belirlemiş olduğu Üniversitemizin özgörüşüne
uygun olarak Bölüm, kendi özgörüşünü;
• Çağdaş bir araştırma üniversitesinin
ilgili birimi olarak insan ve toplum bilimlerinde ulusal ve uluslararası düzeyde önder
araştırma çalışmaların odağı olmak olarak
belirlemiştir.
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nün
benimsediği temel değerler
• Çevreye saygılı olmak,
• İnsan haklarına saygılı olmak,
• Etik değerlere bağlı olmak,
• Her türlü ayrımcılığa karşı olmak,
• Yurdumuzda ve dünyada barışçı ve
adaletli bir düzenin kurulması ve sürdürülmesi yolunda gerekli akademik katkılarda bulunabilmektir.
lenen öğrencilerin; toplumsal güç ilişkileri, iktidar, baskı, özgürlük, dağıtıcı adalet,
kimlik, bireysel fayda, kamu yararı, bilim
ve teknolojinin insan ve toplum üzerindeki
etkileri gibi çeşitli kavramsal konularda sorgulayıcı ve eleştirel bir yaklaşım çerçevesi
içerisinde düşünce yeteneklerini geliştirerek zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. İTÜ
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü, eşitsizlik
ve adaletsizliğin; sermaye, rekabet, bilgi,
toplumsal cinsiyet, sınıf ve güç ilişkileri gibi
iktidar alanlarında sürekli yeniden üretildiği
dünyamızda, bu sorunsalların sorgulanmasına ve sosyal, politik, etik ve kültürel
düşüncenin ışığında değerlendirilerek ilgili
politikaların seçenekli olarak üretilmesine
katkıda bulunmaya büyük önem vermektedir.
İstanbul Teknik Üniversitesi Senatosu’nun 28.2.2002 günlü, 344. toplantısında
tespit edilen üniversitemiz özgörevine paralel olarak Bölüm, kendi özgörevini;
• Ulusal ve uluslararası düzeyde yarışan, ulusal kimliğini küresel değerlerle
bağdaştırabilen, kendisini sürekli geliştirebilen, çevreye, topluma ve etik değerlere
saygılı, yaratıcı, girişimci ve lider özelliklere
sahip, çağdaş mezunlar yetiştirmek üzere
insan ve toplum bilimleri alanlarında gerekli formasyonu sağlamak ve
Sosyal bilimlere uluslararası
düzeyde katkıda bulunabilmeyi
hedefleyen araştırma
başlıklarımız devlet, iktidar,
güç, yurttaşlık, din ve siyaset,
karşılaştırmalı etik, demokrasi,
maddi kültür, bilim ve teknoloji,
küresel değişim, kimlik ve
ötekilik, çevre krizi, yerel ağlar
ve iktidar/güç gibi konularla
yakından ilgilidir.
İTB Bölümü’nün Amaçları
• Sosyal ve beşeri bilimlere uluslararası
düzeyde katkıda bulunacak araştırmaları
yapmak, bu araştırmaları yapacak kadroları yaratmak ve desteklemek, gerekli altyapıyı oluşturmak ve sürdürmek amaçlarıyla,
küresel ölçekte akademik bilgi ve insan değişimine katılmak;
• Avrupa ve dünya üniversiteleri ile ortak program ve araştırma projeleri geliştirmek;
• Bölüm ve bölüm elemanlarının yürüttüğü araştırmalar sonucu ürettiği bilgi ve
projeler aracılığıyla kamu sektörü ve özel
sektörlerle işbirliğine katılmak;
• Ulusal ve uluslararası düzeyde yarı-
şan, yerel kimliğini küresel değerlerle bağdaştırabilen, kendisini sürekli geliştirebilen,
çevreye, topluma ve etik değerlere saygılı,
yaratıcı, girişimci ve lider özelliklere sahip,
çağdaş mezunlar yetiştirmek üzere insan
ve toplum bilimleri alanlarında gerekli formasyonu sağlamak;
• Modern bilgi ve iletişim teknolojileri
bağlamında gittikçe daha fazla ilgi gören
uzaktan öğretime gerekli katkılarda bulunmak;
• Yaşam boyu öğrenim olgusu çerçevesinde yetişkin öğretimine yönelik taleplerin
karşılanması bakımından İstanbul Teknik
Üniversitesi bünyesindeki girişimlere öncülük etmek ve gerekli katkılarda bulunmak;
• Hızla değişen tüketici ihtiyaç ve eğilimlerine bağlı olarak ortaya çıkan özel üniversite ve üniversite dışı öğretim kurumların sunduğu eğitim hizmetlerinin kalitesini
arttırıcı katkılarda bulunmak;
• Yeni yüksek lisans ve doktora programları oluşturmaktır.
İTB Bölümü Kadrosu
Bölümde her biri kendi alanında yetkin
performansa sahip beş profesör, sekiz doçent, yedi yardımcı doçent, sekiz öğretim
görevlisi ve dört araştırma görevlisi olmak
üzere halen 32 adet kadrolu öğretim üyesi ve elemanı görev yapmaktadır. Bunların
dışında, Bölümde sözleşmeli olarak görev
yapan üç yabancı akademik personel de
bulunmaktadır.
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nün
Öne Çıkan Özellikleri
• Sosyal ve beşeri bilimlerin farklı alanlarını temsil eden, uluslararası düzeyde
kabul gören nitelikte ve disiplinlerarası bir
anlayışla çalışan bir kadroya sahip olması,
• İnsan ve toplum bilimlerinin pek çok
alanını kapsayacak şekilde çeşitlenmiş ve
her biri, ilgili disiplinin eğitimdeki uluslararası güncel gelişmelerini yansıtan bir ders
programına sahip olması,
• Bölümün yüksek lisans ve doktora
tezleri yoluyla araştırma etkinliklerine katkı
sağlayacak lisansüstü ve doktora öğrencilerinin olması,
• İç karar alma süreçlerinin katılımcı bir
nitelikte olup, insan ve çevre haklarına saygılı, her türlü ayrımcılığa karşı olma değerlerine oturması,
• Disiplinler arası niteliğinin dünya üniversitelerindeki güncel eğilimlerle paralellik taşıması,
itü vakfı dergisi 63
İTÜ’YÜ TANIYALIM
• SUNY programı, uluslararası konferanslar ve doktora sonrası araştırma ziyaretleri aracılığıyla önemli bir uluslararası
ilişkiler ağına sahip olması,
• Yabancı öğretim üyesi sayısı dolayısıyla uluslararası etkileşimin güçlü olması,
• Öğretim üyelerinin çalışma alanlarıyla
ilişkili olarak çeşitli kamu kurumlarıyla (Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi, TÜBA, v.d.) ilişkiler içinde olması,
• Kamuya açık konferans ve haftalık seminerler yoluyla üniversitenin tüm birimleri
ve toplumla ilişki içinde olması,
• Hıfzı Oğuz Bekata Arşivi Kitaplığı ve
Arşivi.
Bölümümüzün web sayfası link adresi
şöyledir:
http://www.itb.itu.edu.tr/beta2/people.html
İTB Seminerleri
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü, diğer tüm
bölümlere sunduğu servis derslerinin yanında, üniversitemizin tüm akademik-idari kadrolarına, öğrencilerine ve dışarıdan katılmak
isteyen herkese açık haftalık seminerler düzenlemektedir. Seminerler yurtdışından ve
içinden davet edilen değerli katılımcılarla
İTÜ’nün uluslararası düzeyde bilim merkezi olma hedefine de katkıda bulunmaktadır.
Her sömestr yaklaşık on seminer verilen
Bölümde 2015 Bahar Dönemi'nden itibaren
verilen seminerler İTÜ Radyosu tarafından
da “İTB Seminerleri” adı altında aşağıdaki
linkte yayınlanmaktadır.
http://www.radyo.itu.edu.tr/content.
php?id=21
İnsan ve Toplum
Bilimleri Bölümü’nde
Verilen Dersler:
İTB Bölümü, üniversitemizin diğer
bölümlerine servis dersleri vermektedir.
Havuz dersleri olarak sunulan ve
Türkçe-İngilizce olarak sayıları
50’yi bulan bu dersleri genel olarak
dört başlık altında gruplandırmak
mümkündür. Bunlar Sosyoloji, Felsefe,
Uluslararası İlişkiler ve Tarih gruplarıdır.
Yüksek Lisans ve Doktora
Programlarına Katkısı
İTB Bölümü kadrosu, lisans eğitimine verdiği destek yanında Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde açmış olduğu Siyaset
Çalışmaları (Political Studies) Yüksek Lisans ile Siyasal ve Toplumsal Düşünceler
Sosyoloji Grubu Dersleri
ITB 087
Medya ve Toplum
ITB 087E
Media and Society
ITB 203
Sosyoloji
ITB 203E
Sociology
ITB 213
Edebiyat ve Toplum
ITB 213E
Topics in Literature and Society
ITB 222
Kent ve Toplum
ITB 222E
City and Society
ITB 224
Çevre ve Toplum
ITB 224E
Environment and Society
ITB 228
Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları
ITB 228E
Gender Studies
ITB 220
Psikoloji
ITB 220E
Psychology
ITB 230
Afet Bilinci
ITB 230E
Disaster Consciousness
ITB 233
Antropoloji
ITB 233E
Antropology
ITB 234
Medeniyetlerin Doğuşu
ITB 234E
Rise of Civilizations
(Political and Social Thoughts) Doktora
programlarını yürütmektedir. Bu programlar, özel ve evrensel düzeylerde siyaset
kuramı ve uygulamaları alanında donanımlı ve yöntem-bilim açısından zengin
ve eleştirel analizler yapabilen, bireyleri
topluma kazandırmayı amaçlar. Programların özgörevi kendisini sürekli geliştiren,
değişime açık; özel kimliğini evrensel
değerlerle bağdaştıran; çevreye ve etik
değerlere duyarlı; siyasal gerçeklikleri
daha iyi anlayabilen, özgün, analitik ve
İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri
Bölümü, insan ve toplum bilimleri
meseleleriyle ilgilenen öğrencilerin;
toplumsal güç ilişkileri, iktidar,
baskı, özgürlük, dağıtıcı adalet,
kimlik, bireysel fayda, kamu
yararı, bilim ve teknolojinin insan
ve toplum üzerindeki etkileri
gibi çeşitli kavramsal konularda
sorgulayıcı ve eleştirel bir
yaklaşım çerçevesi içerisinde
düşünce yeteneklerini geliştirerek
zenginleştirmeyi amaçlamaktadır.
64 itü vakfı dergisi
Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler Grubu
ITB 094
Uluslararası İlişkiler ve Küreselleşme
ITB 094E
International Relations and
Globalization
ITB 204
Siyaset Bilimi
ITB 204E
Tarih Grubu Dersleri
Felsefe Grubu Dersleri
ITB 020
Modernitenin Oluşumu
ITB 020E
Formations of Modernity
ITB 037
Bilgi, Dil ve Mantık
ITB 202
Dünya Tarihi
ITB 037E
Knowledge, Language and Logic
ITB 202E
World History
ITB 171
Bilim, Teknoloji ve Toplum
ITB 207
Osmanlı Tarihi
Politics
ITB 171E
Science, Technology and Society
ITB 207E
Ottoman History
ITB 204
Dünya Siyaseti Sorunları
ITB 205
Felsefe
ITB 208
Modern Türkiye’nin Oluşumu
ITB 206E
Issues in World Politics
ITB 205E
Philosophy
ITB 208E
Formations of Modern Turkey
ITB 209
Türkiye ve Dünya
ITB 217
Mühendislik Etiği
ITB 215
Tarih ve Toplum
ITB 209E
Turkey in World Affairs
ITB 217E
Engineering Ethics
ITB 215E
History and Society
ITB 227
Siyaset Teorisi
ITB 219
Etik
ITB 218
Bilim ve Teknoloji Tarihi
ITB 227E
Political Theory
ITB 219E
Ethics
ITB 218E
History of Science and Technology
eleştirel çözümlemeler yapabilen yaratıcı bireysel kimliklerin oluşmasına katkıda
bulunmaktır. Programlar
kapsamında,
siyaset ve toplumsal kuramları ve uygulamaları alanında ulusal ve uluslararası düzeyde önder çalışmaların odağı olacak
bir biçimde farklı düşünsel siyaset uygulamalarını, çoğulculuk, adalet ve farklılıklara duyarlık ve disiplinler arası bağlam
içerisinde, yeni kuramsal gelişmeler ve
araştırma teknikleri ışığında oluşturulmuş
ve eleştirel analizler yapabilmeyi sağlayacak siyaset bilgisini bireylere aktarmak
için kuramsal dersler sunulur. Programlar
içersinde uluslararası düzeyde siyaset
çalışmaları alanına katkıda bulunacak
araştırmalar yürütülür, akademik kadrolar
için araştırma imkanlarını geliştirmeye yönelik altyapı imkanları sağlanır. Programın
web sitesi aşağıdaki linktedir:
http://siyaset.itu.edu.tr/
Yukarıdaki programlara ek olarak Bilim, Teknoloji ve Toplum (Science, Technology and Society) isimli başka bir Yüksek Lisans program önerisi İTB Bölümü
öğretim kadrosu tarafından hazırlanarak
gerekli başvurular yapılmıştır.
Program, insan ve toplum bilimleriyle,
bilim-teknoloji çalışmaları ve uygulamaları arasında bir entegrasyon oluşturarak,
modern teknoloji toplumunun karmaşık
yapısını anlamamıza ve bu doğrultuda
oluşan etik, sosyal, kültürel ve politik
problemlerin giderilmesine katkıda bulunmayı planlamaktadır. Program bu doğrultuda,
• Bilim ve teknolojinin toplumla ilişkisinin kuramsal, kültürel, etik ve politik
perspektiflerden analizinin yapılmasını
sağlamak,
• İstanbul Teknik Üniversitesi’nin vizyonuna uygun olarak; bilim ve teknoloji
ağırlıklı eğitimini, insan-odaklı bir perspektifle bütünleştirmek,
İTB Bölümü kadrosu, lisans
eğitimine verdiği destek yanında
Sosyal Bilimler Enstitüsü
bünyesinde açmış olduğu Siyaset
Çalışmaları (Political Studies)
Yüksek Lisans ile Siyasal ve
Toplumsal Düşünceler (Political
and Social Thoughts) Doktora
programlarını yürütmektedir.
• Bilim ve teknoloji konularında çıkan
toplumsal, kültürel ve etik problemlerin
çözümünde ve politika oluşturma süreçlerinde teknokratlara ve politikacılara yardımcı olacak uzmanlar yetiştirmek,
• Bilim, teknoloji ve toplumla ilgili edinilen kuramsal çerçeveyi sanayi, medya,
bölgesel ve yerel yönetimlerle ilgili ampirik durumlarla örnekleyerek üniversite,
sanayi, medya ve yerel yönetimler arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Program, kabul edilmesi durumunda
disiplinler arası niteliğiyle üniversitenin
mühendislik bölümleri öğretim üyeleriyle,
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyeleri arasında bütünleşmeyi de
sağlayacaktır. Programın disiplinler arası
yapısı, bilim ve teknolojinin etik, kültürel,
politik açıdan ampirik örneklerle analizi
Üniversitemizdeki Biyoloji, Bilgi Teknolojileri, Çevre Mühendisliği, Deprem Mühendisliği ve Gıda Mühendisliği bölümleriyle
aktif bir işbirliğini getirecektir.
İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü
önümüzdeki yıllarda yeni yüksek lisans
ve doktora programları önerileri oluşturmayı da planlamaktadır.
itü vakfı dergisi 65
SÖYLEŞİ - PORTRE
Ayduk Koray
Söyleşi: Prof.Dr. Mete Tapan
Ben zorunlu olarak,
piyasada en geçerli iş bu
olacak, ne yapayım ne edeyim,
ailemi mutlu edeyim diye inşaat
mühendisi oldum. Yoksa hani
yanıp tutuştuğum meslek dalı
değildi. Bilakis babam daha
evvel İş Bankası İskenderiye
Şubesi’ni açmıştı Mısır’da. Sık
sık Ege vapuruyla gider gelirdik
İstanbul’dan. Benim hayalim
kaptan olmaktı, mühendis
olduk…
66 itü vakfı dergisi
Ailemi mutlu edeyim diye
inşaat mühendisi oldum
Mete Tapan: Önce bir merhaba efendim.
Ayduk Koray: Merhaba hocam.
Şimdi benim size birkaç sorum olacak.
Bu sorulardan bir tanesi; meslek hayatınızda çok başarılı oldunuz, başarılarınızın sırrını öğrenmeden evvel, inşaat
mühendisliğini neden seçtiniz, ne gibi
amaçlarınız vardı? Bunları kısaca anlatırsanız memnun olacağım.
O halde 1941 yılına dönelim. O zamanları hatırladıkça bugün bir dostumun başına gelenler aklıma geliyor. Bu,
damadım Erdoğan’ın yakın bir arkadaşı
Cornell’den mezun, bütün hayali oğlunu
Amerika'da Cornell’de okutmak. Nitekim
günü geldiğinde oğlunu Cornell’e kabul
ettiriyor. Alıyor götürüyor ve Cornell’de
ilgili bireyler bu genç adamın beynini yıkıyorlar; insan hayatta ne olmak istiyorsa ne yapmak istiyorsa onun eğitimini
almalı, o meslekte çabalamalı diye ve
çocuk aşçı olarak dönüyor Cornell’den.
Adam hâlâ dövünüyor; “Ben Cornell’e
onu mühendis yapmaya götürdüm, aşçı
oldu geldi” diye. Benim zamanımın şartları, 2.Dünya Harbi’nin ortası. 2 Dünya
Harbi’nin ortasında öyle uzun boylu,
acaba ben hangi mesleği seçsem, filan diye düşünülmüyordu; bugün ortaokulda başlayan düşünce tarzları,
şunlar bunlar yoktu. Babam İş Bankası’nda genel müdürden sonra gelen tek
başmuavin. Bir genel müdür var, siyasi
adam. Sonra da genel müdür muavini,
o idare ediyor bankayı. Babam tutturdu
sen inşaat mühendisi olacaksın diye.
Sebebini düşünüyorum. Eh, o zaman
fen derslerim iyiydi. Sıvas demiryolunun
yapıldığı yıllar Türkiye Cumhuriyeti’nin
heyecanlı günleri. Babam zamanın müteahhitlerini tanıyor. Onların çabalarını,
başarılarını filan görüyor. Bu etki altında
tutturdu! Ya inşaat mühendisi olursun,
yahut da Perşembe Pazarı’nda zeytinyağı imalathanesi olan İzzet Basmacı
Bey’in yanına katip gidersin! O zamanlar büyüklerimizin düşüncelerine karşı
gelinmezdi. Baba böyle diyor ama
baba bunu bağırıp çağırıp söylemiyor.
Bunu söylediği zaman bana üç yaz boyunca Mustafa İnan’dan matematik dersi aldırdı. Yani böyle, git ne halin varsa
gör… İllaki mühendis ol derken, gereklerini yerine getirdi. Bir Maarif Koleji’nden
İngiliz lisan hocası tuttu. Bu adam yaşlı,
yalnız bir adamdı. Her cumartesi giderdim. Saatlerce ders vermekle kalmazdı,
beraber çay içerdik, sohbet ederdik. İngilizce gramerini kusursuz öğretti bana.
Böyle bir eğitim içinde ben zorunlu olarak, piyasada en geçerli iş bu olacak,
ne yapayım ne edeyim, ailemi mutlu
edeyim diye inşaat mühendisi oldum.
Yoksa hani yanıp tutuştuğum meslek
dalı değildi. Bilakis babam daha evvel
İş Bankası İskenderiye Şubesi’ni açmıştı
Mısır’da. Sık sık Ege vapuruyla gider gelirdik İstanbul’dan. Benim hayalim kaptan olmaktı, mühendis olduk. Yeri gelmişken, şunu da belirtmek isterim: Sakın
kimse zannetmesin ki babası İş Bankası
genel müdürü gibiymiş, o sayede ilerleyebilmiş… Hiç alakası yok! Bilakis menfi
tarafı var. Birinci menfi tarafı kimseden
kefalet istemeyeceksin ve kimseye kefil
olmayacaksın. Çok zorlukla, ilk iş yıllarımda teminat mektubu alabildim. Kredi
bulmak zaten çok zordu o zamanlar. Zar
zor iki-üç bankada 25’er bin lira kredim
vardı.
Babam sonra Akbank Genel Müdürü oldu.
Akbank’ta daha evvelki genel müdürün zamanından 25 bin TL kredim var. Birgün sıkıştım
gittim, gişeye yanaştım. Müdür Bey’i göreceksin dediler. Müdür Bey’e gittim, "Aydukcuğum"
dedi, "çok özür dilerim, babandan talimat var,
artık bu krediyi kullanamayacaksın…"
Mühendislik eğitimi sizin kişiliğinize nasıl
bir etki yaptı? Yaptıysa nesnel olarak dile
getirebilir misiniz?
Zannediyorum ki inşaatın yapım tarafına
girdiğim için orada iş insanı kovalar; iş, mühendisi takipçi olmaya, programcı olmaya,
gününde saatinde her işle ilgili mutlaka karar
vermek ve gereğini yerine getirmek hususunda zorlar.
Yani kişiliğinizi etkilediğine yüzde yüz
eminsiniz.
Evet. İşler zaten adamı zorlar. Ya bu zorlu-
Hilton Oteli, Bakü
itü vakfı dergisi 67
PORTRE
ğu yener gereğini yaparsınız, ya da beceremez bu işten çekilirsiniz.
Peki, birşey öğrenmek istiyorum; okula
başladığınız vakit okul üniversite miydi,
yoksa yüksek okul olarak mı anılıyordu?
İlk üniversite olduğu yıl biz girdik.
Finansbank Kristal Kule
Yani 1944.
Bizden evvel okulumuz “Yüksek Mühendis Mektebi” adını taşıyordu. Örneğin Sayın Süleyman Demirel “Yüksek Mühendis
Mektebi”ne yazılmış, okul üniversite adını
aldıktan sonra 1949’da ünlü “7edi inşaat
sınıfından” mezun olmuştur.
Okula girdiğiniz vakit gururlandınız mı?
Çok gururlandım. Zira, İTÜ imtihanla girilen tek üniversite idi. O günlerde lise diplomasını eline alan ister tıbbiyeye, ister
hukuk fakültesine çat kapı girerdi. Türkiye’de bir tek Teknik Üniversite var mühendis çıkaran. Daha sonra Yıldız’dan da
mühendis çıkılıyordu. Ankara’da bir hukuk
fakültesi var. Başka da bütün üniversiteler
İstanbul’da. Anadolu’dan diplomasını alan
İstanbul’a gelir, istediği üniversiteye girer.
Yalnız Teknik Üniversitesi'ne, rakamı da
hatırlıyorum 180 kişi alınırdı. Hesaptan gidiyorum. Demek ki 180. 5 ile çarpmak
bile doğru değil. Bizden evvelki sınıflar
180 kişi değil 140 kişiydi belki. Ortalama
150 deseniz, 5 sınıfta bu 750 kişi eder.
Oraya giren de bitiremedi, ayrıldı, çaktı,
döndü diye birşey yok. Oraya Türkiye’nin
yıldızları girerdi. “Sucu Burhan”ı geçebilen
mezun olurdu!
Peki efendim, şimdi siz şirket olarak
hem ülke içinde hem de dış ülkelerde
başarılı projelere imza attınız. Dolayısıyla, meslek grubunuzun seviyesini
geniş bir perspektif içinde değerlendirmeniz olanaklıdır diye düşünüyorum.
Bu konudaki olumlu ve olumsuzlukları
objektif bir yaklaşımda değerlendirebilir misiniz?
Şimdi ben ancak mimari yapılar ve mimari yüksek yapılar hakkında konuşabilirim.
Biz hiç altyapıya girmedik. Fabrika inşaatı
olarak İskenderun Demir Çelik’i, Adıyaman
Çimento’yu, Petkim Aliağa Tesisleri’ni yaptık. Ama onları adeta o sıralarda uygun bir
iş diye girdik. Hiçbir zaman branşımız onlar olmadı. Onun için ben kendimde ancak
iddialı mimari yapılar üzerinde konuşma
hakkı bulurum. Bunlar aslında dünyanın
her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de zor
68 itü vakfı dergisi
Babam sonra Akbank Genel
Müdürü oldu. Akbank’ta daha
evvelki genel müdürün zamanından
25 bin TL kredim var. Bir gün
sıkıştım gittim, gişeye yanaştım.
Müdür Bey’i göreceksin dediler.
Müdür Bey’e gittim. Aydukcuğum,
dedi çok özür dilerim, babandan
talimat var, artık bu krediyi
kullanamayacaksın…
işlerdir. Türkiye’de çok daha zor. Bunun
da sebebi proje mimarlarına verilen kısıtlı süreler. Mimari projenin tümüyle ortaya
konması ne kadar önemlidir, anlatamam.
O mimari projeye göre zemin etüdlerinin
yapılması, mimari detayların ve şartnamelerin baştan kesinleştirilmesi mümkün
olmadığı için, daha doğrusu işverenler
hiçbir zaman mimarlara bu şansı, daha
doğrusu bu süreyi vermedikleri için Türkiye’de bu tür yapıları yapmak çok zor oldu.
Dünyadaki gibi değil. Bu zorluktan ötürü
de bu işe heveslenen müteahhit sayısı bir
elin parmakları kadar. Hala bile bunu iddia
edebilirim. Girenler de nerdeyse bir nesil,
bilemedin iki nesilde bırakıp çıktılar. Bu konuyu derinleştirmek lazım. Çünkü mal sahibi, işveren diyelim aklına bir proje estiği
zaman çabucak bunu bir mimara çizdirivereyim, bir an evvel başlayalım psikolojisi
içinde oluyor. Mimar ister bunu sipariş yoluyla, ister musabaka kazanarak girmiş ol-
sun, bunu mutlaka hayatında önüne düşen
önemli bir fırsat olarak görüyor, ki haklıdır.
Ama işveren mimarı hep aceleye sokuyor.
Benim bildiğim yurtdışında mimara verilen
süre uzun, inşaatın yapımı için müteahhite
verilen süre kısa. Çünkü mimar tümüyle bitiriyor herşeyi. Bitirdiği zamanda da müteahhit süratle yapabiliyor. Bizde bunun tam
tersi oluyor.
Maalesef bu 60 yıldır böyle devam
ediyor. 60 yıldır mimar bir an evvel işvereni memnun edecek bir avan proje veriyor.
Arkasını sonra yetiştiririm diyor, yetiştiremiyor. Yetiştirdiği zaman bazen işveren projeye tenezzül edip bakmıyor da, bina ortaya
çıkmaya başladığı zaman, ben bu projeyi
beğenmedim diyor. İşi uzatmaya gidiyor.
Cepheye kuş kondurmaya kalkıyor. Bir
eşinden, dostundan olmayacak bazı mamuller buluyor, Japonya’dan Almanya’dan,
bunları son anlarda değiştirmeye kalkıyor.
Tabii bunun manevi sıkıntısı mimarın üstüne çöküyor, maddi sıkıntısı müteahiddin
üstüne. Dolayısıyla bizim branşımızı müteahhitler sevmiyor. Yapanlar bile mecburen
yaptılar. Mesela ENKA hiç yapmazdı. Ancak Moskova’da bu tür işlere gayrimenkul
sahibi olmak için, iyi bir fırsat olduğunu
gördüğü için girdi. Yaptı ve başarılı oldu
Moskova’da. Keza GAMA hep altyapılar,
öngerilmeli betonlar üzerinde çalışırken
mecburen girdi bir kere. Ankara’da Halk
Bankası’nı yaptı, Moskova’da Gazprom binasını yaptı. Müteahhit grupların içinde bu
branşı seveni bilmiyorum ben.
Sizin, zaman zaman özel konuşmalarımızda özellikle dile getirdiğiniz proje
değişikliği yapılması konusu aynı zamanda binalarda hem maliyeti artırmakta, hem de bir anlamda bütün programı,
iş programını bozmakta. Bu konuda
acaba görüşlerinizi alabilir miyim?
Bunu ben iki safhaya böleyim diyorum.
Birinci safha 1960’lardaki hatta 50’lerden
başlayarak. Bayındırlık Bakanlığı’nın birim fiyat sistemiyle iş ihale etmesi şekli.
O zamanda bu ihale dosyaları çıkar birim
fiyat üzerinden kaba inşaata fiyatlar verirdiniz. O zaman demir, çimento, akaryakıt
fiyat farkları da Bakanlar Kurulu kararları
ile ödendiği için kaba inşaatı müteahhit
sorunsuz bitirebilirdi. Ne de olsa mimari
projeye uygun betonarme proje yetiştirmek o kadar sorun değil. Ama, o iyi halli
projelerin hiçbir zaman mimarinin ince işlerinin ne olacağı işin şartnamesi ile falan
belli olmazdı ve bütün müteahhitlerin o
zaman tevessül ettiği yol; bilinmeyen ince
işler ortaya çıkacak, bunların hepsi yeni
birim fiyatlarla nasıl olsa yapılacak, o birim fiyatlarla ben maliyetimin ne olduğunu
ispatlarsam ve hakkım yenmediği sürece
paramı alırım. Bu şekilde bu inşaatlar yapılabilir, derlerdi. Uzun süre bu böyle gitti,
böyle yaptık. Tabii bu, işverenleri o zaman
mutlu etmedi. Çünkü işler hem gecikiyor,
müteahhit sürekli süre uzatımı istiyor, hem
de bilinmeyen ince işler, mimara göre değişen talepler karşısında onların birim fiyatları yüksek çıkıyor. O yüksek çıkanlar ilk
ihale bedelini çok aşıyor, aştıkça da müteahhit suçlu bulunuyordu. Böyle uzun bir
süre yaşadık. O zamanlar tabii bunu dürüst yapan müteahhitler de oldu. Bu birim
fiyatlarla aşırı faydalar sağlamak isteyenler
de oldu. Dolayısıyla müteahhitler cumhuriyetin ilk yıllarındaki itibarlarını kaybettiler.
Bazı müteahhitler avansı alır almaz altlarına bir Mercedes araba çekme, bir kat
sahibi olma gibi işlere avansları yatırdılar.
Sonra avansların ödemesinde güçlükler
baş gösterdi. Türkiye’deki enflasyon bazen müteahhitleri çok ezdi, yakınlarda bu
bitti. Şimdi anahtar teslimi ihale dönemi
başladı. Anahtar teslimini işverenler çok
seviyor.
Ama projelerin tüm detaylarına kadar
bitmiş olması lazım bu tür yöntemlerde
öyle değil mi?
İşverenler bunu çok seviyor ama gereğini
yerine getirmiyorlar. Gereği, mimara demin bahsettiğim süreyi vermek. O süreyi
adamakıllı anlayışlı olarak vermek. Ondan
sonra da bunlarda değişiklik istememek.
Ne mimar bunları değiştirebilsin ne işveren. Maalesef şimdi bu uygulanmadığı
için bu sefer de bu anahtar teslimi ihale
usulunde büyük zorluklar çıkmaya başladı. Çünkü değişiklik olduğu zaman, işveren kendi cebinden çıkacak ek para
için fevkalade hasis ve anlayışsız olmaya
başladı. Şimdi yaşanan sıkıntı da buradan
kaynaklanıyor. Ama bunun doğru uygulama şeklini ben 1962 senesinde Ankara’daki Amerikan tesislerini aldığım zaman bir
Amerikalı yüzbaşıdan öğrendim. İlk işimi
almıştım. Tuslog’un kontrolünde bir albay,
mukavele subayı bir yüzbaşı, ben de genç
bir müteahhit… Mukavele subayı yüzbaşı
gayet sert bir edayla masanın başında mukaveleyi imzaladığı gün bize bağıra bağıra
şunları söyledi. "Müteahhit bey bak! Ben
Zorlu Holding binası
sana dosyayı verdim. Bunun içinde herşey
var. Betonarmesi de, detayları da, şartnamesi de, nereden alınacağı da… Bunlardan herhangi bir sapma yapmaya hakkın
yok. Kontrol senden bunu talep ederse
ne onun talep etmeye hakkı var ne senin
yapmaya hakkın var. Sakın karşıma gelip o
istedi de, ben şunu yaptım da bana fark
verdirmek için sakın karşıma gelmeyin.
Böyle bir zorunluluk başgösterirse evvela
Albayım siz bana geleceksiniz!" Yüzbaşı
bunu söylüyor. Ben bunu uygun görürsem
bu değişikliğin yapımında müteahhit ile
anlaşabilirsem yapılır. Olmazsa değişiklik
olmaz. Bu ciddiyeti kurduğun zaman iş
de gününde bitiyor. Hakikaten o işi nasıl
bitirdiğimi hala aklım almıyor. Amerika ile
sadece telefon konuşması yapılabildiği
dönemde kum, çimento, demirden başka
herşeyin Amerika’dan getirildiği bir yılda,
1963’de biz bir senede orada Amerikalıların koskoca bir işini bitirdik. Ama projelerde çok büyük bir ciddiyet vardı. Bu maalesef anahtar teslimi işlerde yurtdışında
fidic kontratlarıyla uygulanıyor. Bizde her
işverenin kendi avukatına, aklına estiği gibi
hazırlattığı mukavelelerle, bir anlamda her
işverenin kendine özel mukavelesiyle karmakarışık bir hale geliyor. Ama tabi bunun
sonunda mutlaka kaybeden, bu taahhüdü
yapan müteahhit oluyor.
Gerçekten çok eğitici oluyor bu dedikleriniz. Peki, gelecek akademisyenlere
pratikle, kuramsal bilginin iç içe yürütülmesi konusunda tavsiyeleriniz nedir?
Akademisyenler hakkında benim fikir yürütmem haddimi aşar. Ama ancak bir kaç
hatıra söyleyebilirim. Bunlar zamanında
yaşadıklarımdan kaynaklanıyor. Mimarların
tatbiki çok zor detaylar istemeleri bir ara
çok gündemdeydi. Mesela, ben bir ara
-ismi bende saklı kalsın- önemli bir yapının
taahhüdüne girmek istedim. Ama benim
itü vakfı dergisi 69
PORTRE
baş mühendis arkadaşım geldi beni ikaz
etti. Ayduk Ağabey, bu yapının mimarının
detaylarıyla taahhüde girilmez -yine ismi
bende saklı kalsın-, önemli bir mimardı.
Ama Türkiye’de uygulaması çok zor detaylar çizerdi. Maalesef 60 yılda o mimara
bir bina yapmam kısmet olmadı.
Siz tabii yine çok önemli bir şeyi vurguluyorsunuz. Mimarla, mühendis arasındaki farklı bakış açıları dolayısıyla
zaman zaman böyle bir sorun yaşanmaktadır. Yalnız ben, mühendislik açısından şunu dile getirmek istiyorum.
Ben akademisyen olan mühendislerden
bahsediyorum. Yani inşaat mühendislerinin, üniversitelerde akademik görev
yüklenmiş olanların pratikle olan ilişkileri hakkında veya okulda verilen teorik
bilgilerin pratikte yeterli olup olmadığı
konusunda değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyim?
Ben bunu ancak 1950 öncesinin eğitimiyle anlatabilirim. Bize Teknik Üniversite’de
hayata atılır atılmaz pratikte faydalı olacak
çok az şey öğretildi. Pratikteki uygulamaları nerdeyse biz o zamanın ünlü kalfalarından öğrendik. Şantiye kurulması hakkında
Enver Berkman’ın bir dersi vardı. O bir
Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji binası
miktar faydalı olmuştu. Ama ben ilk şantiyeme gittiğimde sudan çıkmış balık gibi
hissettim kendimi. Ancak işin müteahhidi
o kadar işine sahip olmayan bir adamdı
ki, şantiye şefliği de kontrol mühendisliği
ile beraber bana düştü. O sayede erken
öğrendim. Ama üniversitedeki yıllarımızda
tatbikat için her yaz bizi staja şantiyelere
gönderiyorlardı ve gidiyorduk mecburen.
Ama o tarafı hiçbir zaman yeterli olmadı.
Şimdi bilemiyorum.
İnşaat mühendisliğinin bugün Türkiye’deki seviyesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Fark var mıdır, seviyemiz
yükselmekte midir, yoksa dış ülkelerdekinden geride mi kaldık? Veya daha mı
ileriye gittik? Bu konuda çok genel bir
fikrinizi almak istiyorum.
Ayduk Koray
1927 İstanbul doğumlu.
Baba tarafım Mabeyn’den
Esat bey. Anne tarafım Prizren
ve Erenköylü Albay İsmail
Hakkı Bey. Babam İş Bankası
müdürlerinden merhum Sait
KORAY. Annem merhume
Cemile Koray.
İlk-orta ve lise tahsilimi,
zamanın şartları ve 2.Dünya
Savaşı sebebi ile 7 değişik
okulda yaptım. 1944’te
Ankara Atatürk Lisesi'nden
mezun oldum; çok ünlü
öğretmenlerimiz vardı.
İTÜ’nün Gümüşsuyu
binasında İnşaat Fakültesi'nde
çoğu efsaneleşmiş olan
Prof. Mustafa İnan, Prof.
Cahit Arf gibi Hocalarımız
oldu. 1950 Şubat döneminde
İTÜ’den mezun olup derhal
askere gittim. 1951 sonunda
70 itü vakfı dergisi
terhisimi müteakip Ankara'da
Metcalfe-Hamilton inşaat
şirketinde büro mühendisi
olarak çalışmaya başladım.
Üniversite yıllarında ve
sonrasında basketbol
oynadım. İTÜ Spor Kulübü'nün
kurucuları arasında yer aldım.
İTÜ, Fenerbahçe, Harp Okulu
takımlarında oynadım. Türk
Millî takımında da 26 kez milli
oldum.
1952 yılında Nurcan
Türsen’le evlendim. Bir
kızım ve iki oğlum oldu.
Evliliğimizi 63 yıldır mutlulukla
sürdürüyoruz. Damadım
Erdoğan Turgut ve oğullarım
Murat Koray ve Selim
Koray, Koray Şirketleri’nin
yönetiminde görev yapıyorlar.
3 kız ve 1 erkek torunum var.
1953 yılı başında Haymil
İnş. Ltd.Şti.’nde görev alıp
İzmit ve Ankara Şantiyelerinde
1956 yılına kadar şantiye
mühendisi olarak görev
yaptım. 1956’da kendi şahıs
firmamı kurup serbest olarak
çalışmaya başladım. Bu
dönem 1976’ya kadar sürdü
ve Ankara’nın iddialı mimari
yapıtlarının yanısıra İzmir
Er Eğitim Tesisleri, Bartın/
Amasra Nato Tesisleri,
İskenderun Demir Çelik
Fabrikaları Çelikhane ve
Haddehaneleri, Adıyaman
Çimento Fabrikası ve Manisa
Coca-Cola Tesisleri’ni (halen
Vestel) müteahhit olarak
üstlenip gerçekleştirdik.
Ankara’da iddialı mimari
yapıtlar arasında İş Bankası
Genel Müdürlük gökdeleni,
DSİ Genel Müdürlük binası,
Ziraat Bankası Genel
Müdürlük ilave binaları,
Sanayi Bakanlığı binası, Yapı
Kredi Bankası Kızılay binası,
Amerikan Tuslog Balgat
Tesisleri, Akbank Yenişehir
binası, birçok banka şube
binaları, konut ve iş merkezleri
inşaatları yer aldı.
1976 yılında yakın ve genç
mühendis arkadaşlarımla
Koray Yapı A.Ş.’yi kurduk.
Takip eden yıllarda yurtiçinde;
halen T.C. Dışişleri Bakanlığı
binası olarak kullanılmakta
olan DESİYAB Genel Müdürlük
binası, T.Çimento Sanayii
Genel Müdürlük binası,
T.C.Ziraat Bankası Tandoğan
Genel Müdürlük binası,
Zorlu Holding gökdeleni,
Yapı Kredi Bankası Genel
Müdürlük binası, Demirbank,
Benim bildiğim kadarıyla
yurtdışında mimara proje için
verilen süre uzun, inşaatın
yapımı için müteahhide verilen
süre kısa. Çünkü mimar
tümüyle bitiriyor her şeyi;
bitirdiği zaman da müteahhit
süratle yapabiliyor. Bizde bunun
tam tersi oluyor.
Tabii bugün İstanbul’da veya ülkemizin
güneyinde yapılan yapılara baktığımız
zaman inşaatların çok başarılı olduğunu,
çok ileri gittiğini düşünmemek, söylememek mümkün değil. Örneğin güneydeki
oteller... Ama dünya ile kıyaslandığında
çok değişik. Karar veremeyecek durumdayım. Çünkü biz 1970’de İş Bankası 'nın
Ankara'daki Genel Müdürlüğü’nü yaparken bütün binalar 90 derece gönyesinde
yapılırdı. Detaylara önem verilirdi, kaliteye
önem verilirdi. O binanın projelerini Süleyman Yerçil arkadaşım acaba buna bir kalıp sistemi bulabilir miyiz, diye Almanya’ya
götürdüğünde, Almanlar, ''bu kadar gayri
iktisadi bir ofis binası mı olurmuş, kim bu
zengin müessese?'' diye cevap vermişlerdi ve eli boş dönmüştü. Şimdi bugün ya-
Finansbank ve SYKB Genel
Müdürlük binaları, Ankara
T.E.K. Genel Müdürlük binası
ve Milliyet Gazetesi Tesisleri,
Yapı Kredi Plaza, Sabancı
Center gibi iş merkezlerinin
yanısıra Karum Ticaret
Merkezi gibi iş ve alışveriş
merkezleri, Ankara Sheraton
ve Adana HiltonSA otelleri ve
Bebek Eliyeşil Villaları, Vaniköy
villaları, İstanbul-İstanbul,
Zen Konutları, Kasaba
Projesi ve Elit Residence
gibi lüks konut siteleri, Metin
Sabancı Spastik Çocuklar
Rehabilitasyon Merkezi ve
Sabancı Üniversitesi gibi
eğitim tesisleri; yurtdışında
ise ; Suudi Arabistan’ın
Mekke şehrinde AjyadMekke Intercontinental Oteli,
Rusya Federasyonu’nda;
Yaklaşık 8-9 yıl önce biz de projesini Gehry’nin çizdiği bir kültür merkezine sahip olacaktık, eğer TRT ve Belediye Tepebaşı arsası
üzerinde anlaşabilselerdi.... Koç, yatırıma
hazırdı. Gehry’ye avan projeler çizdirilmiş,
arsanın kendilerine teslimini bekliyorlardı...
Peki efendim, sizin şu anda inşaatını bitirdiğiniz Finansbank / Kristal Kule hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben şahsen o tür binalara alışamadım daha.
Yani bana sevimli gelmiyor. Ama benim torunlarım bayılıyor. Onun için bunlar hakkında
fikir beyan etmek için fazla yaşlıyım.
Sabancı Center
pılanlar karşısında âdeta konservatif bina
İş Bankası binası. Peki Türkiye’de sözü
çok edilecek yeni bir yapı var mı? Mesela Azerbaycan’a yapılan Bakü’deki Kültür
Merkezi gibi bir bina yapılamadı burada.
Ya da bir Paris’deki Gehry’nin binaları
gibi bina yapılmadı…
Bilbao’daki müze binası da Gehry’nin.
Müze inanılmaz bir biçimde turist çekiyor.
Moskova Vergi Bakanlığı,
Ekonomi Bakanlığı, Sayıştay
Binası, Neftagas, Mülkiyet
Fonu İdare Binası ve IKEA
Mos Alışveriş Merkezi gibi
önemli projeler gerçekleştiren
bu firma, özellikle yüksek
binaların ve prestijli
projelerin ön tasarımından
anahtar teslimine uzanan
yapım sürecinde yeralan
tüm hizmetleri tek çatı
altından verebilen bir genel
müteahhitlik firması olarak,
Türkiye’nin inşaat sektöründe
önemli bir yer kazandı.
1995 yılında, bazı
büyük bankaların kurumsal
kimlik yenileme çalışmaları
doğrultusunda renove
etmeleri gereken şubelerinin
renovasyon işlerini üstlenmek
üzere bir çalışma grubu
Genç inşaat mühendislerine tavsiyeleriniz nedir ?
Genç mühendislere tavsiyeleriniz diyorsunuz. Ben bunu genç ünlü mimarlara tavsiyelerim olarak kabul ediyorum. Yukarıda iki
defa değindim. İşveren kim olursa olsun,
ben bu işverenin işini kaçırmayayım diye süratle bitirilecek, sonra da kendisinin de, müteahhidin de başına dert olacak projelerle işe
başlamasınlar. Gerekli olan süreye işvereni
inandırsınlar ve öyle çalışmaya gayret etsinler.
Çok çok teşekkürler.
oluşturduk . Türkiye’nin
çeşitli illerinde aynı anda
750’den fazla banka şubesi
renovasyonu ve bölge
müdürlük binası inşaatı
gerçekleştiren bu grup,
2003 yılında kurulan Koray
İnşaat A.Ş.’nin çekirdek
kadrosunu oluşturdu. Bu yeni
Şirketimiz de ihtisaslaştığı
renovasyon ve restorasyon
işlerinin haricinde, Evidea,
Neo Alışveriş Merkezi, Göcek
Portville gibi önemli projeler
üstlendi ve Ürdün’de, Ürdün
Kralı’nın himayesi altında
gerçekleştirilen Kraliyet
Akademisi’nin yapımını
başarı ile bitirdi. Daha
sonra Zorlu Levent Ticaret
Merkezi, Finansbank Genel
Müdürlük, Sochi Marriott
Hotel, Eczacıbaşı Orman
Ada projeleri de başarıyla
sonuçlandı.
1980’li yıllardan bu yana
İTÜ Vakfı, T.Eğitim Vakfı,
T.Eğitim Gönüllüleri Vakfı, TEMA
Vakfı kuruluşlarının Mütevelli
Heyetlerinde yer aldım. Halen
TEMA Vakfı Yönetim ve İcra
Kurulu üyesiyim.
2007 yılı itibariyle Koray
Yapı A.Ş.’nin Yönetim Kurulu
Başkanlığı'nı sürdürüyorum.
Hobi olarak kendi
teknemle uğraşırım. Yazları
Marsilya’dan Girit’e kadar
olan denizlerde, Batı AkdenizAdriyatik-Doğu Akdeniz ve
Ege’yi ailem ve dostlarım ile
defalarca dolaştım.
Fenerbahçe Spor
Kulübü’nün de 60 yıllık
üyesi ve 70 yıllık hararetli bir
taraftarıyım.
itü vakfı dergisi 71
DEPREM
İstanbul’da Şiddetli
Depremler Yılı: 1766
Doç. Dr. Deniz Mazlum
İTÜ Mimarlık Fakültesi
Bu çalışma, arşiv
belgelerine ve depremlere tanık
olmuş tarihçilerin anlatılarına
dayanarak, 1766 yılında 2,5
ay arayla yaşanan iki büyük
depremin yarattığı sonuçları
özetlemektedir. Arşivlerde
yapılan çalışmalar, tarihi
depremler ve bunların yapılarda
yol açtığı hasarlar hakkında
bilgi sağlamanın yanında, bu
hasarların nasıl giderildiği
konusunu da aydınlatmaktadır.
Yapıların hem onarım öykülerini
hem de belli bir dönemin onarım
tekniklerini ve yaklaşımlarını
aktaran arşiv belgelerini,
yalnızca mimarlık ya da
restorasyon tarihine ışık tutan
kaynaklar olarak değil, bugüne
de yararlı katkılarda bulunan bir
bilgi birikimi olarak ele almak ve
değerlendirmek gerekir…
22 Mayıs 1766 depreminde ağır hasar gören Fatih Medreseleri’nin onarım keşfinden bir yaprak
(BOA. EV.HMH.d. 5601).
72 itü vakfı dergisi
İ
stanbul’un uzun tarihi boyunca yaşadığı büyük felaketler sıralamasında 1766
yılının da özel bir yeri vardır. Dönem
tarihçilerinin verdikleri bilgiye göre, 22
Mayıs 1766 Perşembe, gün doğumundan
yaklaşık yarım saat sonra meydana gelen
deprem, kurban bayramının 3. günü olarak başlamış, özel bir günü cehenneme
çevirmiştir. Şemdanizade Fındıklılı Süleyman Efendi "cemi ebniyye ve nüfus-ı
insani ve hayvani helâk" oldu demekte,
yaşanan felaketin "Küçük kıyamet" diye
anılan 1509 depreminden bile şiddetli olduğunu iddia etmektedir. Sarsıntılar sona
erdiğinde duman içinde kalan İstanbul’da
pek çok bina yıkılmış, tarihçinin deyişiyle “telef olan nüfus-ı insani dört bin keşf”
olunmuştur. Şemdanizade 75 gün sonra,
5 Ağustos salı günü yaşanan ikinci depremin de büyüklük olarak ilk depreme
yaklaştığını ve can ve mal kaybını arttırdığını belirtmekte, bu sarsıntıların gaflet
içinde bulunanlara ve günahkârlara bir
uyarı sayılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Şemdanizade’ye göre İstanbul’da
sıklıkla deprem ve yangın yaşanmasının
başlıca nedeni, kentin üçgen biçiminde
olmasıdır (Aktepe, 1976).
Bu yazı, arşiv belgeleri ile dönemin
tarihçilerince kaleme alınan birinci el
22 Mayıs 1766 depreminin “hin-i
fetihten beri görülmemiş” olduğu
konusunda Şemdanizade ile görüş
birliği içinde olan tarihçi Hâkim’e
göre, sarsıntılar 80 saat boyunca
gece gündüz devam etmiş, hasarsız
tek mahal kalmamış, suyolları bile
zarar görmüştür.
kaynaklardan yararlanarak, 22 Mayıs ve
5 Ağustos 1766 depremlerini, bu depremlerin İstanbul’da yarattığı ortamı ve
yapı hasarlarının nasıl giderildiğini özetle
aktarmayı amaçlamaktadır. Arşiv belgeleri içinde en geniş yeri tutan 22 Mayıs
depremi “zelzele-i azime”, “zelzele-i şedide” gibi deyişlerle anılırken, 5 Ağustos
depremine “Salı günü vâki olan zelzele”
ya da “badehu vuku bulan zelzele” biçiminde gönderme yapılmaktadır (Mazlum, 2011). 22 Mayıs 1766 depreminin
“hin-i fetihten beri görülmemiş” olduğu
konusunda Şemdanizade ile görüş birliği
içinde olan tarihçi Hâkim’e göre, sarsıntılar 80 saat boyunca gece gündüz devam
etmiş, hasarsız tek mahal kalmamış, suyolları bile zarar görmüştür. Hâkim, “bina
altında 4-5 bin adam” kaldığını; dönemin
padişahı III. Mustafa’nın, şehrin halini gö-
940 tarihli Pervititch haritasında, 1766 depreminde ağır hasar gören Çemberlitaş Atik Ali Paşa Camii.
rüp “bükâ’” ettiğini (ağladığını) ve “fukara
ve zuafâ”ya (yoksul ve güçsüzlere) iyilik
yaptığını bildirmektedir. Anlatısında hasarlı yapılara da ayrıntılı bir biçimde değinen Hâkim, ilginç bir ayrıntı daha vermektedir. Büyük depremden sonra Rusya
tarafından gelen adamlar, bu depremin
İslam cami ve mescitlerinde yaptığı hasarı haber aldıklarında sevinerek kiliselerinde kandil yaktıklarını söylemiş, ancak
çok geçmeden şiddetli bir sarsıntının 24
saat boyunca kendi ülkelerinde de “çok
adamı helâk ve kiliseyi hedm” ettiğini eklemişlerdir (Hâkim, Vekayi’name).
22 Mayıs 1766 depremi yaşandığında
İstanbul, muhtemelen yarım milyonu bulan hatta belki de aşan nüfusuyla büyük
bir kenttir. Dönemin tarihçilerinden İnciciyan, İstanbul’un “Rumeli ve Anadolu
cihetlerindeki varoşlarla birlikte, Pekin
ve Nankin şehirlerinden sonra dünyada
üçüncü..” geldiğini belirtmiştir (İnciciyan, 1956). Bu tarihlerde İstanbul’da kaç
kişinin yaşadığı ancak yaklaşık olarak
bilinse de, kentin sürekli bir göçe maruz kaldığını ve taşradan gelenleri caydırmak, durdurmak ya da uzaklaştırmak
için sık sık hükümler çıkarıldığını belgeler ortaya koymaktadır (bu belgelerden
bazıları: BOA. C.DH. 453, BOA. C. DH.
7978, BOA. C. DH. 4629, BOA. C.DH.
4044). Suriçi yerleşmeleri önemini korumakla birlikte, Boğaz köylerinde ve diğer
surdışı alanlarda hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. Deprem sonrasındaki kayıtlara
ve tanıklıklara göre, en büyük hasar ve
can kaybı, gerek nüfusun, gerek anıtsal
yapıların yoğunlaştığı Tarihi Yarımada’da
olmuş, ancak Asya yakasındaki Boğaz
köyleri ile Galata da yer yer depremden
etkilenmiştir.
Deprem ertesinde hasarlı yapıları
onarmak için neler yapıldığını kapsamlı ve güvenilir bir biçimde aktaran kaynakların başında, bugün Topkapı Sarayı
Müzesi Arşivi ile Başbakanlık Osmanlı
Arşivi’nde korunan çok sayıda belge
gelmektedir. Deprem hasarlarının onarılmasına başlanmadan önce düzenlenen
ve tahmini onarım bedelini saptayan 1.
keşifler ile onarım tamamlandıktan sonra
hazırlanan 2. keşifler, hasar derecelerini
ve öngörülen/gerçekleştirilen teknik müdahaleleri açıkça sergilemektedir. Bu tür
belgelerin ve muhasebe kayıtlarının değerlendirilmesi, depremi izleyen birkaç
yıllık dönemin İstanbul’da anıtsal yapı
itü vakfı dergisi 73
DEPREM
1933 tarihli Pervititch haritasında Fatih Külliyesi yapıları: 15. Yüzyıl medreseleri arasında 18. Yüzyılda
yeniden inşa edilen Fatih Camii
onarımları açısından çok yoğun geçtiğini
ortaya koymaktadır. İstanbul konutlarının
1766 sarsıntıları sırasında ne ölçüde hasar gördüğünü belgeleyen kayıtlara ise
ender olarak rastlanmaktadır. Konutlar
ancak, bir mîrî yapının yakınında olup bunun yıkılması üzerine zarar gördüklerinde
söz konusu edilmiştir. Deprem sonrasına
ait muhasebe kayıtlarından, Galata ya da
İstanbul surlarının çeşitli kesimlerinde,
yıkılan duvarlar altında kalan konutların,
Hassa Başmimarı marifetiyle ve masrafları Devlet hazinesinden karşılanarak
onarıldığı öğrenilmektedir.
Depremin ardından İstanbul’da yapı
çalışanları ve malzemeleri açısından
yaşanan ciddi sıkıntıyı gidermek üzere
çeşitli adımlar atıldığı da, belgelerin ortaya koyduğu bir başka gerçektir. Özellikle işgücü aktarımı konusunda genel
bir seferberlik ortamı yaratılmak istenmiş
gibidir. Örneğin, 22 Mayıs depreminin
hemen ardından, harap ve yıkılmış olan
binaların onarımı ve yeniden yapımı için
İstanbul’da yeterli sayıda hamamcı ve
dülger esnafı bulunmadığından, Kayseri ve civarından eleman gönderilmesi
istenmiştir (BOA C.BLD.641). Yine aynı
tarihlerde, depremin üzerinden henüz iki
hafta geçmişken, bu kez Yedikule’deki
yıkık kârgir binaların onarımı için Görice
(bugün Arnavutluk’ta Korça) sakinlerinden duvarcı Panayot’un 200 duvarcı ve
74 itü vakfı dergisi
rencberle birlikte derhal İstanbul’a gelmesi emrolunmuştur (BOA C. BLD. 6786).
İstanbul surlarının yıkılan kesimlerinin
onarılması için de yakın kazalarda (Şile,
Yalova, Pazarköy, Gemlik, Riva ve İznik)
çok miktarda olduğu söylenen duvarcı ve
amelelerin İstanbul’a gönderilmesi buyrulmuştur (BOA C. BLD. 5322). 22 Mayıs
depreminden yaklaşık iki ay sonrasına
ait başka bir belge, Topkapı Sarayı’nda,
Tersane-i Amire’de ve başka mîrî binalarda yapılacak onarımlar için çok sayıda
marangoz amelesi gerektiğini bildirerek,
İstanbul’a yakın adalarda çalışan marangoz amelelerinin derhal gönderilmesini
istemektedir (BOA. C. DH.16257). Deprem sonrasının en büyük inşai faaliyetlerinden biri olan Fatih Camii’nin yeniden
En ağır hasar gören yapılar
arasında, İstanbul’un fethini
izleyen yıllarda yapılmış olan
Fatih ve Eyüp camileri, Yedikule
Hisarı, Eski Saray, Kapalıçarşı’da
İç Bedesten ile Sandal Bedesteni
bulunmaktadır. Bu durum, kente
Osmanlı kimliğini kazandırmayı
amaçlayan ilk yapıların inşasında,
biraz aceleye gelmişliğe bağlı bir
özensizlik ve zayıflık olabileceğini
düşündürmektedir.
yapımı sırasında ise, Halep ve civarında
oturan “fenninde mahir ve işgüzar” yirmi nefer taşçı amelesinin İskenderun ve
Payas iskelelerinden gemiyle İstanbul’a
gönderilmesi istenmiştir (BOA. MAD. d.
8947). Yine Fatih Külliyesi yapılarının
onarımı için Rodos, İstanköy (Kos) ve
Sakız adalarından “her ne miktar olursa”
üstad taşçı amelelerinin İstanbul’a sevki
buyrulmuştur (BOA. MAD. d. 8947).
Yapı onarımları için çok miktarda taş,
kereste ve demire de ihtiyaç duyulduğundan, bunların sağlanabileceği yörelere
de çağrılar yapılmış ve gerekli malzemelerin hemen gönderilmesi istenmiştir. Özetle, 22 Mayıs ve 5 Ağustos 1766
depremlerini izleyen dönemde İstanbul,
uzak- yakın pek çok bölgeden yapı usta
ve ameleleri ile çeşitli yapı malzemelerinin geldiği bir kent görünümündedir.
1766 depremlerinin İstanbul’da yarattığı hasar ve oluşturduğu genel ortam
ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir:
1. En büyük hasar kârgir binalarda
meydana gelmiştir. Arşiv belgeleri arasında hasarlı ahşap yapılara ait kayıtlara rastlanmamıştır. Bu konudaki ender
açıklamalardan birini tarihçi Şemdanizade yapmakta ve 5 Ağustos depreminde,
Karamürsel mahkemesi ahşaptan iken
“münhedim” olunca (yıkılınca), kadının
dört adamının can verdiğini bildirmektedir.
2. En ağır hasar gören yapılar arasında, İstanbul’un fethini izleyen yıllarda
yapılmış olan Fatih ve Eyüp camileri, Yedikule Hisarı, Eski Saray, Kapalıçarşı’da
İç Bedesten ile Sandal Bedesteni bulunmaktadır. Bu durum, kente Osmanlı kimliğini kazandırmayı amaçlayan ilk yapıların
inşasında, biraz aceleye gelmişliğe bağlı
bir özensizlik ve zayıflık olabileceğini
düşündürmektedir. Bu yapılardan Fatih
Camii’nin onarılamayacak kadar hasarlı
olduğu anlaşılınca, yapı yıkılarak yeni bir
plan şemasına göre yeniden yapılmış,
aynı karar Eyüp Camii için 34 yıl sonra
verilmiş ve uygulanmıştır.
3. Depremler ertesinde gerçekleştirilen yapı onarımları genel olarak değerlendirildiğinde alışılagelmiş bir dizi “tamir”den yeniden yapıma kadar uzanan
geniş bir müdahale yelpazesi dikkati
çekmektedir. Düzenlenmiş onarım kayıtlarında, gerekli müdahalenin ölçek ve
derecesine bağlı olarak, meremmat (onarım), tecdid (yenileme) ve istihkâmdan
1766'da hasar gören yapıların 1894
depreminin de hasarlı yapıları
arasında yer almaları, yapılan
onarımların ve sağlamlaştırma
çabalarının ancak sınırlı ölçüde
etkili olduğunu ortaya
koymaktadır.
(sağlamlaştırma) söz edilmektedir. Bazı
yapılar ya da yapı bölümleri içinse, “yeniden yapılmadıkça istimali kabil değildir”
ifadesi kullanılmıştır.
4. Kayıtlar, depremin yapı ve kent ölçeğinde kökten değişikliklere vesile olacak ve ders alınacak bir olay olarak algılanmadığını düşündürmektedir. Yalnızca
en bariz hasarları ortadan kaldıracak
uygulamalarla yetinilmiş, 18. yüzyıl onarımlarıyla ilgili belgelerde sıkça karşılaşılan “vaz-ı kadim üzere” yani “tıpkı eskisi
gibi” yapma uygulaması deprem nedeniyle değişikliğe uğramamış, geleneksel
yapım yöntemleri ve yaşama kültürü de
eskisi gibi sürmüştür. Kara ve deniz surlarına ya da Galata Surları’na bitişik olan ve
depremde yıkılan duvarların molozları altında kalarak hasar gören konutların yine
aynı yerlerde inşa edilmesi ve pek çok
onarımda “enkaz-ı mevcude”nin ayağa
kaldırılmasıyla yetinilmesi bunu göstermektedir. Teknik belgelere bile yansıyan
ve depremin değiştirilemez bir yazgı olarak algılandığını ortaya koyan “Biemrillahi teala/ Bihikmetillahi teala vuku bulan
zelzele” gibi deyişler, ders almayı güçleştiren bir kadercilik anlayışını sergilemektedir.
5. Bir yapının 1766 depremleri sonrasında onarılmış olan bölümleri, bu yapının zemini ve depreme karşı dayanımıyla
ilgili değerli ipuçları vermektedir. 1766’da
hasar gören yapıların 1894 depreminin
de hasarlı yapıları arasında yer almaları,
yapılan onarımların ve sağlamlaştırma
çabalarının ancak sınırlı ölçüde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer bir
afetin yaşanması durumunda, yapılar hep
aynı zayıf noktalardan hasar görmektedir.
Örneğin, Kapalıçarşı’nın 1894 depremi
nedeniyle en ağır hasar gören bölümleri
(Batur ve Tanyeli, 1993), 1766’da yıkıldığı için onarılan bölümleridir. Yapıların
depreme karşı davranışlarını; zemin koşulları, araziye oturuş biçimleri, plan ve
planimetri özellikleri, yapı malzemeleri
Melchior Lorichs tarafından yapılan resmin 1576 tarihli ahşap baskısında Atik Ali Paşa Camii ve ön planda
bugüne ulaşmayan imaret yapısı.
gibi pek çok parametre belirlemekte, yapılan onarımlar bu parametrelere ancak
kısmen müdahale edebilmektedir.
Bu çalışma, arşiv belgelerine ve depremlere tanık olmuş tarihçilerin anlatılarına dayanarak, 1766 yılında 2,5 ay arayla
yaşanan iki büyük depremin yarattığı sonuçları özetlemektedir.
Arşivlerde yapılan çalışmalar, tarihi
depremler ve bunların yapılarda yol açtığı hasarlar hakkında bilgi sağlamanın
yanında, bu hasarların nasıl giderildiği
konusunu da aydınlatmaktadır. Yapıların
hem onarım öykülerini hem de belli bir
dönemin onarım tekniklerini ve yaklaşımlarını aktaran arşiv belgelerini, yalnızca
mimarlık ya da restorasyon tarihine ışık
tutan kaynaklar olarak değil, bugüne de
yararlı katkılarda bulunan bir bilgi birikimi
olarak ele almak ve değerlendirmek gerekir. Gerçekten de bu belgeler, yapıların zayıf noktalarını anlama ve günümüz
depremlerine karşı davranışlarını öngörme imkanını da sağlamaktadır.
Kaynaklar
-Aktepe, M.M. (Ed.), Şemdanizade Fındıklılı Süleyman Efendi Tarihi, Mür’it-tevarih, Cilt II A, İÜ
Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1976, s. 85,86.
- Ambraseys, N.N. ve C. Finkel, The Seismicity
of Turkey and Adjacent Areas. A Historical Review 1500-1800, Eren Yayıncılık, İstanbul 1995,
s. 136 vd.
- Batur, A. ve G. Tanyeli, 1894 Depremi ve İstanbul’un Tarihi Yapılarındaki Hasar Üzerine Bir Örnekleme Çalışması: Kapalı Çarşı, 2. Ulusal Deprem Mühendisliği Konferansı, 10-13 Mart 1993,
İstanbul, s. 252.
- Hâkim , Mehmed, Vekayi’name (II), Bağdat
Köşkü 233, Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı (el
yazması), s. 226,227.
- İnciciyan, P.G., XVIII. Asırda İstanbul, İstanbul
1956, s. 13.
- Mazlum, D., 1766 Istanbul Depremi. Belgeler
Işığında Yapı Onarımları, İstanbul Araştırmaları
Enstitüsü Yayınları, İstanbul 2011.
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.) belgeleri:
BOA. CEVDET DAHİLİYE (C.DH) 453
BOA. C. DH. 7978
BOA. C. DH. 4629
BOA. C.DH. 4044
BOA. C.DH.16257
BOA. Maliyeden Müdevver Defterler (MAD. d.)
8947
BOA C.BELEDİYE (BLD.) 641
BOA C. BLD. 6786
BOA C: BLD. 5322.
itü vakfı dergisi 75
MİMARLIK
Aydınlanma Felsefesi
ve Mimarlıkta Bilinçli
Değerlendirme
Prof. Dr. Mete Tapan
T.C. Arel Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü
Uygulamaya konan büyük
projelerin tasarımlarının ve
kentlerimizin planlarının ne
oranda “eksplisit” yaklaşımlarla
gerçekleştiğini sorgulamak
hepimizin hakkı olduğunu bir
kez daha vurgulamak isterim.
Özel veya kamu yatırımlarının
gereğinin “toplumsal yarar”
yönünden ne denli bilimsel
yöntemlerle ortaya konduğu
konusunda endişelerimin
olduğunu ifade ederken,
özellikle gelecek nesillerin bizim
nesle göre “akıllarını” daha fazla
kullanmalarını dilerim…
G
ökberk’in dile getirdiği gibi,
18.yüzyılda egemen felsefe alanındaki gelişmeleri “Aydınlanma
Felsefesi” kavramı altında toplamak olanaklı olup, bu felsefenin içinde yer aldığı
tarih dönemine de “Aydınlanma Çağı”
adı verilir...
Aydınlanmak isteyen insanın kendisi,
aydınlatılması istenen şey de, insan ha-
76 itü vakfı dergisi
yatının anlamı ve düzenidir. Kant “was
ist Aufklaerung? (“Aydınlanma nedir?”)
(1784) adlı yapıtında Aydınlanma’yı şöyle tanımlar: “Aydınlanma, insanın kendi
suçu ile düşmüş olduğu bir ergin-olmayış durumundan kurtulup aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır.” Prof.
Macit Gökberk, Kant’ın bu tanımını şöyle
yorumlar: “Ona göre, insan bu duruma
aklın kendisi yüzünden değil, onu kullanmaması yüzünden düşmüştür; çünkü
insan şimdiye kadar aklını kendi başına
kullanamamış, hep başkalarının kılavuzluğunu aramıştır; imdi “aklını kendin kullanmak cesaretini göster!” sözü bundan
böyle parola olmalıdır.”
Özellikle 17.yüzyılda, 18.yüzyılın felsefe alanındaki “aydınlanmacı” niteliği-
"Değerlendirme AMAÇ’ın,
DEĞERLENDİRİCİ’nin, ZAMAN’ın ve
ÜRÜN’ün bir fonksiyonu olarak kabul edilmelidir."
J. Joedicke
Fotoğraf: JDS Architects, The Iceberg
nin tohumları atılmıştır. Ayrıca, 16.yüzyıla
egemen olan Rönesans'ta gelişen görüş,
buluş ve ilkeleri “sistemli” bir düşünce ile
derleyip düzenleyen, bunlardan birliği ve
bağlantısı olan bir dünya görüşü oluşturan yine 17.yüzyıl felsefesidir. Bu felsefe,
matematiksel fiziği kendisine bilgi örneği
olarak almış ve rationalism ilkesini benimsemiştir.
Matematiksel fizik, doğada bulunmayan, salt düşünceden türetilmiş olan
birtakım kesin matematik kavramlarla
doğanın yapısını kavrayabileceğimizi
göstermişti. Dolayısıyla akılla, doğayı anlamanın olanaklı olduğu fikri güçlenmiş
ve 17.yüzyıl felsefesi, yalnız doğanın değil, felsefenin konularının da, iyi ile “doğru’nun da” salt akıl ile bilenebileceğine
güvenmiştir. Bilindiği gibi, bu özgüven
17.yüzyıl felsefesini büyük konstrüktif-dedüktif sistemler kurmaya götürmüştür. Bir “ana düşünceden” türeyen ve bu
düşüncenin alt-düşünceleriyle sıkı bir
bağlantı kuran konstrüktif-dedüktif sistem bu yüzyıl felsefesinin en önemli özelliğidir. Yine, Gökberk’e göre, 18.yüzyılda,
bu tür yaklaşımlardan uzaklaşıldığı dile
itü vakfı dergisi 77
DÜŞÜN-MİMARLIK
getirilmektedir. Felsefecilerin “sağduyu
felsefesi” olarak nitelendirdikleri yaklaşımlara bu yüzyılda ağırlık verilmiştir. Ancak, bu yaklaşımlara, 18.yüzyıl düşüncesinin bütünü ile akla güvenini yitirdiği
sanılmamalıdır. Tam tersine; bu düşünce
akla inanıp güvenmede kendisinden önceki yüzyıllardan daha da ileri gider. Yeni
doğa bilimi, doğanın yapısını “doğru”
olarak kavramakla insana doğa üzerinde
egemen olmak yollarını açmıştı; bu da,
insan aklının nesneler üzerinde egemen
olduğu bilinç ve gururunu getirip yerleştirmişti.
İşte 18.yüzyıla “Aydınlanma çağı”
adını verdiren bu düşüncedir, bu inançtır. Bu yüzyılda bu inancı gerçekleştirme,
onu kültürün bütün alanlarında yürütme
çabaları önemli olgulardır. Aydınlanma
yüzyılının ideali, bilginin ilerlemesine
dayanan entelektüel bir kültürdür. Aklın
aydınlattığı doğrular ile beslenecek olan
bu kültür sonsuz bir ilerlemeye adaydır.
Akla karşı beslediği bu güven yüzünden
Aydınlanma düşüncesi; geleneklerin köleliğinden kurtulacağına, kaderini kendisi kendi eliyle düzenleyeceğine, insanın
özgürlük ve mutluluğunun boyuna artacağına inanır; bu güvenle tarihin oluşturduğu bütün kurumları aklın eleştirmesinden geçirir; toplumu, devleti, dini ve
eğitimi aklın ilkelerine göre yeni baştan
düzenlemeye girişir; nihayet, yolunu aklın
gösterdiği bu durmadan gelişip ilerleyen
entelektüel kültür temeli üzerinde insanlığın birleşeceğine inanır.
17.yüzyılda felsefe, evrensel bir bilimdi. 18.yüzyılda ise daha çok bir kültür
felsefesidir, hem de hayata işlemek, onu
aydınlatarak yolunu göstermek isteyen
bir kültür felsefesidir. Geniş çevrelere
düşüncelerini benimsetebilmek için Aydınlanma felsefesi, bilimin kesin anlatım
biçimini pek kullanmaz, her türlü yazı
şekline başvurur; düşünürleri de, sistemli düşünüp çalışan filozoflar değil, daha
çok büyük yazarlardı. Örneğin, Locke ve
Voltaire gibi. (1)
Yukarıda, dile getirilen “kültür felsefesi” kavramının günümüz için de geçerli
olduğunu, özellikle de bilgi çağının özünde aklın yattığını yadsıyamayız. Ayrıca,
günümüzdeki mimari tasarım ve uygulamaların da sistematik bir düşünce konteksi içinde irdelenmesinin zorunlu olduğu tartışılmaz. Mimarlıkla ilgili sorunların
akılla ve rasyonel yöntemlerle çözüm-
78 itü vakfı dergisi
Mimarlıkla ilgili sorunların
akılla ve rasyonel yöntemlerle
çözümlenmesi veya
uygulamalara geçilmeden evvelki
analiz ve sentez aşamalarında
bilinçli değerlendirmelerin
yapılmasının, 18.yüzyıldaki
“aydınlanma felsefesi”ndeki
temel davranış anlayışından
çok daha farklı olduğu
düşünülmemelidir.
lenmesi veya uygulamalara geçilmeden
evvelki analiz ve sentez aşamalarında
bilinçli değerlendirmelerin yapılmasının,
18.yüzyıldaki “aydınlanma felsefesi”ndeki temel davranış anlayışından çok daha
farklı olduğu düşünülmemelidir. Amaç,
“iyi” ile “doğru”yu nesnel olarak ortaya
koymaktır. “İyi ve doğru”yla birlikte “güzel”in de kavramsal olarak ne olduğunun
bir dekompozisyon süreciyle kişinin veya
toplumun irdelemesi, yine kişi veya toplumun kendi aklını kullanma cesaretinde
bulunması gerektiği savı bugünkü çağımızda da geçerlidir.
Günümüzde yapılan mimarlıkla ilgili
bilimsel araştırmalarda “bilinçli değerlendirme” kavramı üzerinde durulmasının
da temel nedeni budur.
Çevreyi yapay ve etkin olarak düzenleyen önemli uğraş alanlarından biri
kuşkusuz mimarlıktır. Dolayısıyla, insanoğlu sürekli mimarlıkla iç içe yaşamış,
çevresini etkilediği gibi, çevresinden de
etkilenmiştir.
Karşılıklı bu etkileşim, sürekli yeni
sentezlerin oluşumuna, yeni değerlerin
ortaya konmasına neden olmuştur. Dinamik bir süreç olan bu olgu kültür tabakalaşmasının da en belirgin ögesidir.
Algoritmik ve bütüncül bir yaklaşımla
sözkonusu süreci irdelemek kaçınılmaz
olduğu kadar, “aydınlanma” olgusunun
gereği neden, niçin, nasıl gibi soruların yanıtlanması da “düşünen insanın”
önemli bir uğraş alanı olduğu yadsınamaz. İnsanı insan kılan düşünme yetisi ne denli ağırlıklı ve etkin bir biçimde
kendisini hissettirirse, olayların açıklanması da o denli nesnel, olabildiğince
“eksplisit” olur. Olabildiğince “eksplisit”
olmasının nedeni de, kuşkusuz olayların
nedenselliklerinin tümünün nesnel verilerle ortaya konamamasında yatar. An-
cak, düşünen insan, “implisit” verileri de
kendi bağıl değer ve yöntemleriyle olabildiğince kantitatif veya sözel tanımlarla
“eksplisit” bir biçimde ortaya koymaya
çalışır.
Bilimin özünde nesnel olma çabası
tartışılmaz. Ancak, her olgunun açıklanmasının da nesnel hale getirilmesi beklenmemelidir. Beklenilmesi gereken olgu,
üzerindeki yorumun veya değerlendirmenin nasıl yapıldığının “eksplisit” hale
dönüştürülmesidir.
Literatürde, mimarlıkta “bilinçli değerlendirme” olarak geçen kavramın
da yukarıda değinilen olguların nedenselliğiyle ilgili açıklamaların özünü oluşturduğu bir gerçektir. Öznel ve nesnel
kriterlerin yerine getirilmesiyle oluşan
mimarlık sentezi ve bu sentez sonucunda ortaya çıkan ürünün bilinçli değerlendirilmesindeki yaklaşımların ve yöntemlerin çok çeşitli olduğunu izlemekteyiz.
Bu çeşitlilik bir anlamda nasıl bir değer
sistemiyle ürünün analiz edileceğinden
ve seçilen analiz yöntemiyle nasıl değerlendirileceğinden kaynaklandığı gibi,
değerlendirme kriterlerine verilen ağırlıkların birbirleriyle olan dengesinden de
ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, bir
mimari ürünün simge olması en önemli
bir ölçütse, yani diğer kriterlerin toplam
ağırlık skalası içinde yüz üzerinden yirmi
ve buna karşılık simge olma amacı seksen ise, seçilecek değerlendirme yaklaşımının simgeleşmeyi öne çıkartan bir
değer sistemine göre belirlenmesi doğal
olacaktır.
Mimarlıkta bilinçli değerlendirme, alternatifler arasından seçme veya bir ürünün hipotetik bir alternatifle karşılaştırma
işlemidir. Ancak, bilinçli bir değerlendirme yöntemi sonucunda mimari ürünün
değeri, gene bağıl nitelikte sayısal olarak belirleneceği gibi, bir ürünün veya
sürecin getirdiği yarar veya zararlar da
eksplisit bir biçimde ortaya konur. Değerlendirmenin temel amacı, bilinçli olarak
önceden saptanan amaca ilişkin değer
kriterleri takımının, ne oranda gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanmasında yatar. Bu temel amaç çerçevesinde,
bir mimari ürünün oluşmasında katkıları
bulunan grupların (işveren, kullanıcı, vs.
gibi) değer sistemlerinin karşılıklı etkileşmeleri de bilinçli olarak saptanarak, optimum çözümler geliştirilebilir.
Kuşkusuz bu etkileşmenin özellikle-
rini, bir sistem olarak tanımlayabileceğimiz mimari süreç içindeki ağırlıklarını
veya bu sistemi oluşturan parçaların ne
olduklarını araştırma ve bunlara bağlı kalarak bir değerlendirmeyi amaçlama, mimari ürünlerin üretilmelerinin kütlesel bir
üretim haline dönüşmesiyle başlamıştır.
Kaynakların daha iyi kullanılması endişesi, diğer bilim dallarında gelişen teknik ve yöntemlerin mimarlıkta da geçerli
olabileceğinin kanıtlanması ve ekonomik
ağırlığın biçimsel bir ön davranışı ikinci
plana itmesi gibi faktörler, implisit olan
birçok değer yargılarını eksplisit hale dönüştürmeye zorlamıştır.
Mimarlıkta bilinçli değerlendirme
yöntemleri bir optimum çözümü bulmaya yardımcı olmanın yanında, tasarlama
sürecinin aşamalarının istenildiğinde
tekrardan ele alınmasına, dolayısıyla
sürecin denetlenmesine olanak sağlar.
Değerlendirme işlemi sonunda sentezde
hangi amaç hiyerarşisinden hareket edildiği, hangi davranışların egemen olduğu
ortaya konabilmekte, adım adım sentezin
aşamaları kontrol edilebilmektedir. (2)
Ayrıca, mimarlıkta bu tür bir değerlendirme, gelecekte tasarlanması sözkonusu aynı tipolojik özelliği olan ürünlerin
programlarına ve tasarlama süreçlerine
veri sağlayabilmektedir.
Mimarlıkta bilinçli bir değerlendirmeye gereksinme duyulmasının diğer bir
nedeni de, tasarlama sürecinin başında
saptanan değer kriterleri sayısının doğru bir sonuca varmak amacıyla olanak
dahilinde yükseltme eğiliminin, özellikle
endüstrileşmiş yapım sürecinde gittikçe
kuvvetlenmesidir. Diğer bir deyişle, doğru bir biçimde değerlendirilme, çok sayıda değer taşıyıcısının sentez ürününde
dikkate alınmasıyla gerçekleşir. Sistematik olmayan, implisit, tamamen değerlendiricilerin bilgi ve deneyimlerine dayanan
bir değerlendirme yöntemiyle yirmiden
fazla enformasyonun, yani değer taşıyıcısının bilinçli olarak değerlendirilmesini yapmak olanaksızdır. Bu nedenle,
mimarlıkta değerlendirmeyi maksimum
kriter sayısını içerebilen bilimsel yöntemlerle gerçekleştirme bir zorunluluk olarak
ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca, mimari ürünün bilinçli değerlendirilmesindeki amaç, ürünün sentezinde rol alan çeşitli grupları veya kişileri,
değer taşıyıcılarının değerlendirilmesinde uzlaştırmaktır. Böylece, değer yargı-
sında yukarıda sayılan ögeler arasında
bir birlik sağlanabilir.
Mimarlıkta, başlıca iki aşamada değerlendirme yapılmaktadır. Bu değerlendirme aşamalarından biri, mimari ürünün
oluşumundaki, yani tasarlama süreci
içindeki değerlendirme, diğeri de çalışmanın temel konusu olan salt uç ürünün
değerlendirilmesiyle ilgili aşamadır. Her
iki aşamada da değer kriterlerinin önceden, tasarlamaya geçmeden evvel bilinmesi şarttır.
Ancak uç ürünün değerlendirmesinde sözkonusu olabilecek değer kriterlerinin, değerlendirme süreci boyunca statik
olarak kabul edilmesine karşıt, tasarlama
süreci içindeki değerlendirme yöntemlerinde değer kriterlerinin alternatifler geliştikçe yeni değer kriterlerini beraber
getirebilecekleri veya önceden saptanan
değer kriterlerinin, değer sistemi içindeki ağırlıklarının tasarlama süreci boyunca değişebileceği göz önüne alınmalıdır.
Özetle, tasarlama süreci içindeki bir değerlendirme yöntemi , dinamik bir değer
sentezine gereklilik gösterir. Mimarlıkta
bilinçli değerlendirme yöntemleri, özellikle son elli yılda büyük bir hızla artmıştır. Çeşitli mimari problemler için, değişik
yöntemler kullanılmaktadır.
Bugüne dek bilinçli olarak yapılan
mimari değerlendirmeler, ilk aşamada mimari bütünün parçalara, diğer bir
deyişle, bir amaç sisteminde uç amaç
olarak nitelendireceğimiz bir mimari bütünün alt amaçlara bölünmesini öngörmektedir. Daha sonra bu alt amaçlara
ait değer kriterleri saptanır. Bu işlemi,
değer sistemine göre gerektiğinde değer kriterlerin, alt-amaçların ağırlık kazanması işlemi izler. Değerlendirmenin
son aşaması olarak da, değer kriterlerinin değer kazanması ve dolayısıyla tüm
mimari sistemin değerlendirilmesi gelir.
Ancak bu işlemlerde elde edilen tüm
mimari sistemle ilgili değerler genellikle boyutsuz, amaç sistemine ve değer-
Mimarlıkta bilinçli
değerlendirme yöntemleri bir
optimum çözümü bulmaya
yardımcı olmanın yanında,
tasarlama sürecinin aşamalarının
istenildiğinde tekrardan ele
alınmasına, dolayısıyla sürecin
denetlenmesine olanak sağlar.
lendirme sentezine göre bağıl biçimde
yorumlanabilen değerlerdir, puanlardır.
Ancak her parça, sistemin sağladığı
yarar örneğin, maliyet-yarar analizlerine
bağlı geliştirilen değerlendirme yöntemlerinde olduğu gibi para ile veya fiziksel bir büyüklükle ifade edilebiliyorsa,
tüm sistemle ilgili değer de tek boyutlu
(eindimensional) olabilir. Mimari sentezi
oluşturan parça sistemlerinin tümünün
aynı birimlerle ölçülememesi ve önemli
olarak birçok parça sistemin, kullanıcının
veya bir başkasının öznel değer yargısına bağlı olarak değerlendirilmesi, bir mimari uç ürünün değerinin bugün için tek
bir birimle ifade edilmesinin söz konusu
olmadığını göstermektedir. Bu nedenle
çokboyutlu (multidimensional) değerlendirme yöntemleri özellikle mimarlıkta
önemsenmektedir. Ayrıca mimari değer
olgusunun, genellikle nesne ile özne
arasındaki ilişki sonunda ortaya çıkmasından dolayı, nesnenin Yarar-Değer’ini
saptamaya elverişli değerlendirme analizleri de mimarlıkta diğer analizlere göre
öncelik kazanırlar.
Buraya kadar özetle tanıtılmaya çalışılan, mimarlıkta bilinçli değerlendirmenin temel ilkelerini Joedicke’nin de
görüşlerine dayanarak aşağıdaki noktalarda sıralayabiliriz. (3)
• Kuşkusuz bilinçli bir değerlendirme sonucunda elde edilen değer yargısının sağlıklı olması, diğer bir deyişle
nesne ile özne arasındaki değer olgusunun doğru bir biçimde yansıtılabilmesi,
kullanıcıların değer sistemini en doğru
biçimde yansıtan bir değer sisteminin
saptanmasına bağlıdır. Bu nedenle, her
şeyden evvel, kullanıcı isteklerini en iyi
bir biçimde yansıtan bir değer sistemi
geliştirilmeli ve bunun için de kullanıcının
davranışları, gereksinmeleri ve bunların
kültürel ve sosyal kökenlerinin ne olduğu hakkında sağlıklı bilgi sahibi olunması
gerekmektedir.
• Değerlendirmede nesnellik esas olmalıdır. Ancak bu objektiflik belli bir ZAMAN’a ve DURUM’a göre gene de bağıl
bir olgudur ve amaç sisteminde belirlenen değer kriterlerinin ortak bir değerlendirmede değerlendiricilerin tümü tarafından kabul edilmiş olması gerekir. Ayrıca
bu kriterler, değerlendirilen nesne için
geçerli ve yeterli sayıda olmalıdır. Aksi
halde sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz. Ölçülemeyen değer kriterlerinin çö-
itü vakfı dergisi 79
DÜŞÜN-MİMARLIK
zümlenmeleri (dekompozisyonları) diğer
bir deyişle kalitatif ögelerin kantitatif veya
tanımlanabilir ögelere dönüştürülmeleri
ürünün nesnel özelliklerinde yanısıyabilecek biçimde gerçekleşebilmelidir.
• Değerlendirme AMAÇ’ın, DEĞERLENDİRİCİ’nin, ZAMAN’ın ve ÜRÜN’ün
bir fonksiyonu olarak kabul edilmelidir.
• Mimarlıkta değerlendirme yöntemlerinin, mimarlık formasyonu almamış
kullanıcılar tarafından da anlaşılabilecek
nitelikte olmasına çalışılmalıdır. Bunun
da başlıca nedeni, mimarların çoğu kez,
farklı meslekteki kullanıcıları, işverenleri
inandırmak zorunda kalmalarındandır.
Kuşkusuz mimarlıkta veya diğer
yaratıcılığa dayanan disiplinlerde “bilinçli değerlendirme” kavramı eğitimin
biçimlenişini ve eğitim pedagojisini de
etkilemektedir. Örneğin “mimari proje”
dersinin veriliş biçiminde “bilinçli” olma
kaygısı ne anlama gelmektedir sorusuyla karşılaşmak olanaklıdır. Mimari proje
dersinin verilişinde “bilinçli” olma, acaba
“yaratıcılığa” engel midir? veya aksine
“yaratıcılığı” destekler mi? veya “bilinçli
olma” çabası acaba sentez ürününü gerçekçi kılmaya aracı mı olur? gibi sorular
çoğu kez tartışma konusu olmuştur ve
halen de olmaktadır. Kanımca “nedenselliğin” özüne dayanan “bilinçli olma”
davranış biçimi, sentez ürününün sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesine olanak
veren yardımcı bir araçtan başka birşey
değildir. Bu “gerçekçilik” çabasında estetik değerlerin diğer değerlerle uyum
içinde ele alınması gerektiğini de burada
bir kez daha vurgulamakta yarar vardır.
Yukarıda değinilen noktalar ışığında
estetik, bilinçli bir mimarlık değerlendirilmesinde önemli ve ihmal edilmesi olanaksız bir alt-amaçtır. Her türlü mimarlık
ürününde estetik sorunu irdelenir, bilinçli
veya bilinçsiz olarak dile getirilir ve yargılanır.
Bilinçsiz bir değerlendirmede estetikle ilgili yargı “güzel” veya “çirkin”
kavramlarıyla çoğu kez bilinçaltı somutlaşır. “Güzel” veya “çirkin”in nedenselliği
tartışılmadan ortaya konan bu yargıların
kökeninde değerlendirmeyi yapanların,
yine bilinçaltı değer sistemleriyle yakından ilişkisi olduğu bir gerçektir. Başka
bir deyişle yaşam koşulları, yetiştikleri
ortamın sosyal ve kültürel yapısı, eğitim
düzeyleri kendilerinin değer sistemini
oluşturmuştur. Ancak bu değer sistemi-
80 itü vakfı dergisi
Doğadaki düzene dayalı
modellemelerin yanında kültürel
ögeler, örf ve adetler, kökünü
tarihten alan değerler biçimsel
nitelikleriyle somutlaşarak,
"güzel"i tanımlamaya
yardımcı olurlar.
nin dekompoze edilmesi, çözümlenmesi
ve kriterlerle ölçülebilir hale getirilmesi
olanaksızdır. Yıllardır bu konuda yapılan
bilimsel çalışmalar estetikle ilgili kantitatif değerlere erişmiş değildir. Bilinçli bir
değerlendirme bağlamı içinde soruna
yaklaşıldığında, estetik olgusunun tanımlanmasında implisit olma gerçeği yadsınamaz. Ancak, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında estetik ögelerinin, simetri,
oran, malzeme dokusu, malzemelerin
birbirleriyle uyumu, renk gibi kavramlarla tanımlama çabası içine girilmekte
ve altın oran veya cephelerde boşluk
doluluk veya yapı kütleleri arasındaki
oran gibi kantitatif değerlerle, estetikle
ilgili yargılama yapılmaya çalışılmaktadır.
Kuşkusuz bu kantitatif değerlerin de ortaya konması bir modellemeden ileriye
gitmez. Bu modellemede çoğu kez doğadaki gözlemlerden ve bu gözlemlerin
matematiksel modellerle tanımlanmasından yola çıkıldığı da bir gerçektir.
Bu doğadaki düzene dayalı modellemelerin yanında, kültürel ögeler, örf
ve adetler, kökünü tarihten alan değerler biçimsel nitelikleriyle somutlaşarak,
“güzel”i tanımlamaya yardımcı olurlar.
Örneğin, mimarlık tipolojilerindeki alışılagelmiş biçimsel özellikler, üsluplar estetik değerin eksplisitleşmesinin tanımlanması konusunda önemli araçlardır. Bu
türlü yaklaşımlarda da mutlak değerlerden söz edilemez. Ancak estetikle ilgili
değer yargısı oluşurken hangi modellemelerden veya hangi kültürel veya sosyal
olgulardan yola çıkıldığı eksplisit olarak
ortaya konabilir, bir anlamda estetiğin
tanımlanması somutlaşır. Ayrıca, bilinçli
değerlendirmede estetiğin diğer alt-amaçlara göre uç ürün üzerindeki ağırlığı
da ortaya konabilir. “Güzel” olmanın bir
öğesinin de, Kant’ın veya Sokrates’in görüşleri doğrultusunda işlevsellik olduğunu burada bir kez daha vurgulamakta yarar vardır. Güzel olanın işlevsel de olması
gerektiği varsayımından hareket edilerek
güzeli tanımlamak olanaklı mıdır, sorusuna kesin yanıt vermek de her zaman olanaklı değildir. Her işlevsel mimarlık ürünü
“güzel” olamayacağı gibi, her “güzel” yapının da işlevsel olma koşulu yerine getiriliyorsa, başka bir deyişle “kullanım” değeri yüksekse ve eşzamanda yukarıda
değinilen estetikle ilgili modellemelerle
yapının fiziksel görümü de belli bir estetik düzeyi sağlıyorsa, ideal bir durumdan
söz edilebilir. İşte, bilinçli değerlendirme,
değinilen yukarıdaki nokta ve görüşleri
ekspilisitleştirmeyi amaçlayan bir yargılama aracıdır.
Yukarıda dile getirilen, “bilinçli değerlendirme veya aklın sorgulanması” gibi
konuların ülkemizde gerçekleşen mimarlık ve kent planlamalarında ne denli ele
alındığının cevabını meslektaşlarıma bırakıyorum. Özellikle, uygulamaya konan
büyük projelerin tasarımlarının ve kentlerimizin planlarının ne oranda “eksplisit”
yaklaşımlarla gerçekleştiğini sorgulamak
hepimizin hakkı olduğunu bir kez daha
vurgulamak isterim. Özel veya kamu yatırımlarının gereğinin “toplumsal yarar”
yönünden ne denli bilimsel yöntemlerle
ortaya konduğu konusunda endişelerimin olduğunu ifade ederken, özellikle
gelecek nesillerin bizim nesile göre daha
fazla “akıllarını” kullanmalarını dilerim.
Kaynaklar:
- Bottling, A. ve diğerleri 1972, Zur Entwicklung
von Bewertunsverfahren in der Planung von Gebaeuden AP1, Stuttgart, S.9.
- Gökberk, M., 1974, Felsefe Tarihi, 3.Basım,
S.335-337, Bilgi Yayınevi, İstanbul-Ankara
- Jeodicke, J., 1972, Zur Formalisierung des Planungsprozesses, AP1, Stuttgart, S.9
- Tapan, M., 2004, Mimarlıkta Değerlendirme,
İ.T.Ü. Vakfı Yay., İstanbul
- Tapan, M., 2010, Mimarlıkta Estetik Değerlendirme üzerine, Cemre Yay. İstanbul
Dipnotlar:
(1) Çalışmada, Aydınlanma felsefesiyle ilgili bilgi
ve değerlendirmeler Prof.Dr.Macik Gökberk’in
“Felsefe Tarihi” adlı yapıtından yer yer aynen
veya yer yer de değişikliklerle alınmıştır, Felsefe
tarihi, 3.Basım 1974, S.335-337, Bilgi Yayınevi.
(2) Bottling, A. Ve diğerleri, ZurEntwicklung von
Bewertungsverfahren in der Planung von Gebaeuden, AP1, Stuttgart, 1972, S.95.
(3) Joedicke, J., Zur Formalisierung des Planungsprozesses, AP 1, Stuttgart, 1972, S.9.
TEKNOKENT DOSYASI
TÜBİTAK 1512
Teknogirişim
Sermayesi’ne Giden Yol
İTÜ Çekirdek’ten Geçiyor
T
ürkiye'nin Ar-Ge ve inovasyona dayalı teknolojik altyapısını güçlendirmeyi hedefleyen İTÜ Çekirdek, TÜBİTAK 1601 programı kapsamında “1512
Teknogirişim Sermaye Desteği Programı
Bireysel Genç Girişim (BİGG )1. Aşama
Uygulayıcısı” oldu. Diğer bir deyişle TÜBİTAK 1512 Teknogirişim Sermayesi’ne giden
yol İTÜ Çekirdek’ten geçiyor.
İTÜ Çekirdek, girişimcilerden gelen fikirleri somut iş sonuçlarına dönüştürme
misyonuyla teknoloji tabanlı proje sahiplerini eğitimlerle, mentorluk ve network ağı ile
destekleyecek. Başvuru formu hazırlama,
iş modeli, iş planı, gelir modeli gibi pek
çok alanda eğitim imkanı girişimcilere sunulacak. Başlangıç aşamasındaki teknoloji
tabanlı girişimlere destek verecekTÜBİTAK
1512 programından faydalanmak isteyen
girişimciler, 1 Temmuz’dan itibaren İTÜ Çekirdek’e online olarak başvurabiliyor.
İTÜ Çekirdek’ten
teknogirişimcilere çağrı
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan
İTÜ ARI Teknokent CEO’su Kenan Çolpan
“İTÜ Çekirdek’te girişimcileri uluslararası
birer marka yapmak adına temel iş fikri
geliştirmeden, pazarlamaya kadar farklı
eğitimlerle destekliyoruz. İTÜ Çekirdek
aracılığıyla TÜBİTAK’a başvuracak girişimcileri 1 milyon TL tutarındaki Çekirdek
ödülüne de aday olarak kabul ediyoruz.1512 Programı’nın yeni girişimcilere
sunduğu fırsatlara ulaşmak için tüm teknogirişimcileri İTÜ Çekirdek’e başvuruya
çağrıyoruz.” dedi.
1 Temmuz’dan itibaren www.itucekirdek.com adresinden “1512 Teknogirişim
Başvuru Formunu” dolduran girişimciler,
belirlenen takvim doğrultusunda değerlendirilecek ve görüşme yapmaya davet
edilecek. Jüri sunum günü ardından İTÜ
Çekirdek BİGG Kulvarına başvurusu kabul
edilen girişimciler, İTÜ Çekirdek’in altyapı,
laboratuvar, toplantı ve konferans salonları,
dinlenme alanları, İTÜ, İTÜ ARI Teknokent
ve ITUNOVA TTO ağı, danışmanlık ve mentorluk desteklerinden de yararlanabilecek.
Bilgi için: Erdem Dicle / Mehveş Erdoğan / Artı İletişim Yönetimi / 0212 347 03
30/ [email protected]
İTÜ Çekirdek: Girişimcilik Ekosistemi
İTÜ Çekirdek Girişimcilik
Ekosistemi; teknoloji tabanlı
yenilikçi iş fikirlerine sahip,
fikrinin inovatif ve ticari
faaliyete dönüştürülebilir
olduğuna inanan tüm
girişimciler ve start-up’lar için
doğru adres!
Çağımızın itici gücü olan
girişimcilere cesaret verme,
destek olma, yol gösterme
misyonu ile birlikte; ön
82 itü vakfı dergisi
kuluçka, hızlandırıcı, BIG
BANG ve kuluçka etapları
ile bir girişimcinin tüm
ihtiyaçlarını ön gören bir
ekosistem...
Girişimcileri, şirketleri,
yatırımcıları ve profesyonelleri
bir araya getiren geniş bir
ekosistem olan İTÜ Çekirdek,
kimyadan elektroniğe,
bilişimden biyogenetiğe tüm
sektörlere açık bir girişimcilik
merkezidir. Genel kategoriye
ek olarak farklı disiplinleri bir
araya getirerek Bulut Bilişim
ve Otomotiv Teknolojileri’ne
özel kategoriler ile yenilikçi ve
başarılı girişimlerin doğmasına
olanak sağlar. İTÜ ve İTÜ ARI
Teknokent tarafından 2011
yılında kurulan İTÜ Çekirdek;
şu anda vizyonu girişimcilik
ekosistemine katkıda
bulunmak olan İTÜNOVA
TTO tarafından da büyük bir
güçle desteklenmektedir.
Aynı zamanda pek çok dev
kurumun ve sayısız jüri,
mentor, eğitmenin emeğinin
bir arada bulunduğu eşsiz bir
sinerji örneğidir…
ITU GATE’in Kapısını Çalan
Amerika’ya Gidiyor
İTÜ GATE 3. dönemiyle girişimcileri Amerika’ya taşımaya devam ediyor. İTÜ ARI
Teknokent’in, girişimcileri yurtdışına taşıyarak uluslararası birer markaya dönüşmeleri adına desteklediği ITU GATE
programının 3. dönemi için başvurular
başladı. Halihazırda bir iş planı doğrultusunda faaliyetlerini yürüten firmaların
katıldığı ITU GATE’e 7 Ağustos’a kadar
http://itugate.com/tr adresinden başvuruda bulunulabiliyor.
ITU GATE sürecine seçilen firmalara
özellikle ABD pazarına giriş stratejileri,
pazar araştırması, ürünün rekabetçi avan-
İTÜ Çekirdek, artık Microsoft
"BizSpark Plus" partneri!
Microsoft ile “BizSpark Plus Partnerlik Anlaşması” yapan İTÜ Çekirdek, girişimciler
için çok yönlü destek ağını daha da genişletiyor.
BizSpark Plus Partnerliği kapsamında
İTÜ Çekirdek, BizSpark üyelerine sağlanan tüm fırsatların yanı sıra, yıllık 120 bin
USD’lik Azure kullanım hakkını da girişimcilere sağlayabiliyor.
Bilindiği üzere BizSpark programı, 5 yaşından küçük ve şirketleşmiş start-up’ların,
3 yıl boyunca, Microsoft’un uygulama geliştirme platformu olan Visual Studio ve pek
çok Microsoft teknolojisini ücretsiz kullanım
hakkı sunan MSDN (Microsoft Software
Developer Network) üyeliğini kullanmasını
sağlıyor. Bizspark üyeleri MSDN kapsamında ayrıca aylık 150 USD’lık bir Microsoft
Akıllı Ev Sistemleri Uzmanı
Ingenious, Cannes’da Finale Kaldı
İTÜ ARI Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren ve başarılı “start-up”lara gelişimlerini
hızlandırıcı destekler sağlayan “ITU GATE
Uluslararası Hızlandırma Programı” kapsamında geçen yıl ABD’deki yatırımcılarla
buluşma hakkı kazanan 8 firmadan biri olan
Ingenious, yeni bir başarıya daha imza attı.
Ingenious, yaratıcı iletişim alanında dünyanın en önemli festivallerinden biri olan
Cannes Lions bünyesinde teknoloji ve inovasyonu birleştiren girişimlerin ödüllendirildiği Start-up Academy’de finale kalan 10 girişim arasında yer almaya hak kazandı.
2013 yılında kurulan ve tak-çalıştır akıl-
lı ev sistemlerinde uzman olan Ingenious;
hiçbir altyapı kurulumu yapılmasına gerek
kalmadan bir evi 15 dakika içinde ‘akıllı ev’
haline getirebiliyor. Sistemin beyni olan IOBox’ın üzerindeki IR vericileri sayesinde TV,
ses sistemi, uydu alıcısı
ve klima gibi cihazların
tüm fonksiyonlar akıllı
telefon ya da tablet üzerinden
yönetilebiliyor.
Sistem ayrıca RF vericileri
sayesinde ampul-duy ve
fiş-priz arasına takılan uç
üniteler ile ışıklar ve kah-
tajlarını konumlandırma, hikayeleştirme,
fiyat ve gelir modeli gibi pek çok konuyu
kapsayan 2 aylık bir eğitim sunuluyor. Ardından 1 ay ABD kampına alınıyor. ABD
serüveni boyunca firmalara iş geliştirme
faaliyetlerinde danışmanlık hizmeti sunuluyor. Girişimciler Amerika’da Chicago ve
San Francisco’da kuluçka merkezlerine
giderek burada uluslararası yatırımcılarla,
akademisyenlerle ve girişimcilerle tanışma imkanı yakalıyor.
Bilgi için: Erdem Dicle / Mehveş Erdoğan / Artı İletişim Yönetimi / 0212 347
03 30/ [email protected]
Azure Bulut Platformu’nu kullanma hakkına
sahip oluyor. BizSpark Plus üyeleri ise bu
hakların yanı sıra yıllık toplam 120.000 USD
(aylık 10.000 USD) ücretsiz Azure Bulut
Platformu kullanım hakkı kazanıyor.
Bizspark Plus, halihazırda Bizspark
üyesi olan, ancak sadece seçilmiş girişim hızlandırıcıları bünyesinde yer alan
start-up’ların kullanabileceği bir girişimci
programı. Bu programdan faydalanmaya
hak kazanacak start-up’lar İTÜ Çekirdek
tarafından seçiliyor ve Microsoft tarafından
iş geliştirme desteği ile girişimlerine ivme
kazandırabiliyor.
ve makinesi gibi kumandalı olmayan diğer
elektronik aletlerin kontrolünü de üstlenebiliyor.
Tüm bunların yanında Ingenious’un öne
çıkan bir diğer özelliği ise kullanıcı alışkanlıklarını öğrenerek, kullanılmayan cihazları
otomatik olarak kapatıp, evin enerji tüketimini de optimize ediyor ve enerji tasarrufu
sağlıyor.
Şirketin önümüzdeki dönemlerde, Türkiye
piyasasının yanı sıra kısa
vadede Avrupa ve Rusya gibi pazarlarda Ingenious’u iyi bir marka
olarak konumlandırmayı,
sonrasında da ABD ve
diğer pazarlardaki mevcut ürünlere güçlü bir rakip olmayı hedefliyor.
itü vakfı dergisi 83
İTÜ'DEN HABERLER
Yeni Nesil Mühendisler
İTÜ'den Yetişecek...
İ
Sektörlerin dünya ölçeğindeki değişimine hâkim,
endüstride geleceğin koşullarını bugünden değerlendirebilecek,
üstün teknik donanımının yanı sıra inovatif yetenekler kazanmış
mühendisler yetiştirilecek. Hedef, “en iyinin de iyisi” olacak
mühendisler yetiştirmek ve ülkemizdeki mühendislik eğitimi
çıtasını daha da yükseltmek.
84 itü vakfı dergisi
lklerin ve teklerin üniversitesi İTÜ, akademik dünyadaki öncü adımlarına bir
yenisini daha ekledi. Türkiye’nin ilk
“Mühendislik Eğitimi Mükemmeliyet Merkezi” İTÜ bünyesinde kuruldu. ME2M
kısa adıyla çalışacak merkez, yeni nesil
mühendislerin ve liderlerin yetiştirilmesini
sağlayacak. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet
Karaca, “Mühendislik eğitimini 21. Yüzyılın beklentilerine yanıt verecek şekilde
dönüştürmeyi, ülkemizde bunun öncüsü
olmayı hedefliyoruz” dedi.
Dünyada sayılı örneği bulunan, Türkiye’de ise bir ilk olan “Mühendislik Eğitimi
Mükemmeliyet Merkezi - ME2M” İTÜ’de
faaliyete geçti. Merkez, akademisyenlerin
yeni ders verme yaklaşımları üzerine çalışacak. Araştırma Görevlileri ve Yardımcı
Doçentler için yeni ders verme yöntemleri ve dönüştürücü öğrenme biçimlerine
ilişkin 1 haftalık eğitimler verilecek. Yeni
ders verme sistemi, "problem odaklı" ve
"tasarım odaklı" olmak üzere iki temeli
kapsayacak.Yeni nesil akademisyenlerin,
mühendislerin ve liderlerin yetişmesini
destekleyecek İTÜ ME2M, öncü ve örnek
bir yapı olarak öğrencilerin öğrenme becerilerinin geliştirilmesini de sağlayacak.
Bu sayede, değişime ayak uyduran değil
İTÜ ME2M’in Temel Amaçları
Ulusal ve uluslararası akademik ortamda
örnek olmak.
Kamu, özel sektör ve diğer
üniversitelerle yeni işbirlikleri
geliştirmek.
değişime liderlik edecek ve yönetecek
mühendisler yetiştirilecek. Merkez, mühendislik eğitimini 21. Yüzyılın beklentilerine yanıt verecek şekilde uyarlama,
liderlik, girişimcilik ve yenilikçilik kültürünü destekleme gibi işlevler üstlenecek.
Mühendislik eğitimini “yaratıcı, yenilikçi,
etkileşimli ve ilham verici” eğitim, öğrenme ve araştırma deneyimleri yardımıyla
dönüştürmek, sürdürülebilir mühendislik
eğitiminde sürekli iyileşme ve kalite güvencesi için atak davranabilmek de merkezin temel işlevlerinden biri olacak.
‘Mühendisliğin öncü adımları
İTÜ’den gelir’
242 yıllık köklü birikimin uzman deneyimi
ile buluşturulduğunu belirten İTÜ Rektö-
rü Prof. Dr. Mehmet Karaca, son 30 yılda
mühendislik ve teknoloji eğitiminde yaşanan hızlı değişimleri, global gereklere ve
çağın gerçeklerine uygun biçimde karşılamak için harekete geçtiklerini söyledi.
İTÜ’nün mühendislik eğitiminde “en iyinin
de iyisini” yetiştirme hedefiyle yol aldığını
belirten Karaca, “Biz 29 bölümle en fazla ABET akreditasyonuna sahip üniversiteyiz. 23 programımızla ise ABET EAC
- Mühendislik Akreditasyon Komisyonu
akreditasyonuna sahip dünyadaki ilk üniversiteyiz. Yetkin Mühendislik ayrıcalığını
Türkiye’de sağlayan tek üniversiteyiz. Çıtamız zaten oldukça yüksek. Ama bununla yetinmek değil, tam tersine en iyinin de
iyisini yapabilmek hedefimiz var” dedi.
Mühendislik eğitiminin yapısını ve içeriğini yeniden tanımlamaya yönelik çalışmalar gerçekleştireceklerini kaydeden
Karaca, İTÜ ME2M’nin hem ulusal hem
de uluslararası işbirlikleri geliştireceğini
de belirtti. Karaca, şu bilgileri verdi:
“İTÜ bünyesinde profesyonel iş hayatının zorunlulukları doğrultusunda kariyer
planlama-geliştirme için gerekli öğrenci
bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlıyoruz. Akademik performansı geliştirme ve
iyileştirme ile başarılı, yetenekli bireyleri
desteklemek de merkezin temel amaçları
arasında. İTÜ ME2M akademik oryantasyon, eğitim desteği ve eğitimde kalitenin
geliştirilmesi gibi eğitmen gelişim/destek
programlarından oluşan ‘insan odaklı modüller’ ve ders planı tasarımı, yeni öğren-
Mühendislik eğitiminde kalitenin
ve mühendislik eğitimine teşvikin
artırılmasını sağlayacak araştırma,
uygulama ve eğitim çalışmaları
yürütmek.
Mühendislik eğitimi verme ve alma
kültürünü geliştirmek ve böylelikle
İTÜ’nün ulusal, bölgesel ve uluslararası
görünürlüğünü güçlendirmek.
Gelecek hedeflerine yönelik stratejik
planlama ve iyileştirme etkinlikleri
doğrultusunda mühendislik eğitimi için
etkili öğrenme yöntemlerini ve bunun
paralelinde mühendislik öğrenme
etkinliğini ölçmek ve değerlendirmek
için uygun araç ve yöntemleri
belirlemek, geliştirmek, uygulamak.
Mühendislik eğitimi veren diğer
eğitim kurumları, toplum kaynakları,
endüstriyel paydaşlar ve finans
kuruluşları ile işbirliği içerisinde
mühendislik eğitiminin iyileştirilmesine
yönelik araştırmaları yönetmek.
Etkili öğretme yöntem ve materyallerini
geliştirmek, uygulamaları
yaygınlaştırmak.
me – öğretme metodlarının, araçlarının,
mecralarının tanıtımı ve geliştirilmesi, mühendislik eğitiminin iyileştirilmesine yönelik olarak endüstri ve profesyonel iş hayatı
paydaşları ile işbirlikleri gibi sistematik
ve özel işlere yönelik ‘konu odaklı modüller’den oluşan işlevsel bir yapıya sahip.”
İletişim: [email protected]
itü vakfı dergisi 85
İTÜ'DEN HABERLER
Mühendislik ve Teknolojide Liderlik İTÜ'nün
QS News 2015 Dünya Üniversiteler Sıralamasında, İTÜ 9 kategoride dünyanın en iyileri arasında yer alırken; malzeme bilimleri ve
çevre bilimleri alanında Türkiye’den sıralamalara giren tek üniversite oldu. Mühendislik ve
Teknoloji genel sıralamasında İTÜ 138. basamağı alırken, Türkiye’den bu kategorinin lider
üniversitesi olarak listeye adını yazdırdı.
Dünyadaki prestijli üniversite sıralamaları arasında yer alan QS News, 2015 dünya
üniversiteler sıralamasını yayınladı. Sıralama
sonuçlarına göre İTÜ, Mühendislik ve Teknoloji kategorisinde 138. sırayı aldı. Türkiye’deki
üniversiteler arasında bu kategorinin 1.’si olan
İTÜ, Temel Bilimler kategorisinde ise 237. sırada yer aldı.
2 alanda Türkiye'den tek temsilci
150-200 bandında olduğu Malzeme Bilimleri alanında Türkiye’den dünya sıralamasına
giren tek üniversite İTÜ oldu. Çevre Bilimleri
alanında da Türkiye’den listeye giren tek üniversite olan İTÜ, 200-250 bandında yer aldı.
Yer Bilimleri ve Deniz Bilimleri alanında 150200 bandında yer alan İTÜ, bu alanda Türkiye’den ilk sırayı alan üniversite oldu. Fizik ve
Uzay Bilimleri alanında 250-300 bandında yer
alan İTÜ, yine bu alanda da Türkiye’den 1. sıradaki üniversite olarak yer aldı.
ElektrikPort'tan İTÜ'ye Ödül
Prof.Dr. Sermin Onaygil (en üstte sol başta) ElektrikPort Ödülünü İTÜ adına aldı.
86 itü vakfı dergisi
İTÜ ayrıca İnşaat, Makine, İmalat, Uçak –
Uzay mühendisliklerinde ise dünya sıralamasında 100-150 bandında yer alarak başarısını
ortaya koydu. İTÜ’nün diğer alanlardaki dünya sıralaması ise şöyle oldu:
Elektrik – Elektronik Mühendisliği (150200) / Bilgisayar ve Bilişim Sistemleri (301 –
400) / Matematik (301-400)
Üniversite - sanayi işbirliği kapsamında sektörel firmaları ve üniversite bileşenlerini bir
araya getirerek sektörde sinerji oluşturmayı
hedefleyen ElektrikPort, "Yılın Enleri" ödüllerinde İTÜ'ye "En Başarılı Üniversite" ödülü verdi.
Üniversite & Sanayi kategorilerinde toplam 13 ödül dağıtıldı. Ödüller, ElektrikPort takipçileri tarafından kullanılan oylar ile belirlendi. Yaklaşık 3 hafta süren oylamada toplam 2
bin 264 kişi oy kullandı.
Ödüller, düzenlenen törenle ElektrikPort
Genel Müdürü Ayça Ayçiçek tarafından kurum ve kuruluşların temsilcilerine takdim edildi. Üniversitemiz adına ödülü, Enerji Enstitüsü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sermin Onaygil aldı.
Türkiye'nin en büyük mühendislik portalı
olan ElektrikPort, aylık 500 bin tekil ziyaretçiye
ve 1 milyonu aşan sayfa görüntüleme trafiğine
sahip. Elektrik, elektronik ve enerji sektörleri
başta olmak üzere tüm mühendislik sektörlerine yönelik, haber, röportaj, teknik bilgi ve
makale yayını yapan, aynı zamanda üniversite ¬sanayi işbirliği kapsamında sektörel firmaları ve üniversite bileşenlerini bir araya getirerek sektörde sinerji oluşturmayı hedefleyen
ElektrikPort, firma sahiplerinden mühendislere, müteahhitlerden teknisyenlere, satın alma
kararını veren yetkililerden son kullanıcılara,
akademisyenlerden üniversite öğrencilerine
kadar geniş bir kitleye hitap ediyor.
İTÜ, Asya’nın En İyi Üniversiteleri Arasında 19. Sırada
İTÜ’nün dünya sıralamalarındaki güçlü ve
istikrarlı yükselişi devam ediyor. 2014-2015
sonuçlarına göre, Asya’nın en iyi üniversiteleri arasında İTÜ 19.’luğa yükseldi.
Dünyanın en prestijli akademik sıralamaları arasında yer alan Times
Higher Education (THE) World University Ranking, “Asya Üniversiteleri
Sıralaması 2014-2015 Raporu yayımlandı. İTÜ 2013’te 38. olan yerini, geçen yıl 24.’lüğe yükseltmişti. Bu
yıl ise 5 basamak daha ilerleyerek 19.
sırayı aldı.
En yüksek puan atıf
THE, üniversiteleri “eğitim, araştırma, atıf,
uluslararası etki ve sanayi gelirleri” olmak
üzere 5 kategorideki verilere göre sıraladı. İTÜ en yüksek puanı, atıf oranıyla elde
ederken, onu sırasıyla; sanayi gelirleri,
uluslararası etki, araştırma ve eğitim
izledi.
Asya’nın en iyi üniversiteleri sıralamasında ilk 20’de Türkiye’den 3
üniversite yer alırken, İTÜ ile birlikte
ODTÜ ve Boğaziçi de listede ülkemizi temsil etti.
Rektör: ‘Hedefimiz sağlam temellerle
ilerleyiş’
Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca, dünya üniversiteleri sıralama sonuçlarının
farklı açılardan anlam taşıdığına dikkat
çekerek, İTÜ’nün dünyadaki prestijli konumunu sağlamlaştırmasının yanı sıra
öğrencilerimize ve akademisyenlerimize
açılacak yeni kapılar için sıralama sonuçlarını önemsediklerini belirtti. Karaca,
İTÜ’nün köklü bir akademik geleneğe
sahip olduğuna ve güne değil geleceğe
göre adım atması gerektiğini söyleyerek,
şu değerlendirmeyi yaptı:
“İTÜ bir araştırma üniversitesi, ilklerin üniversitesi. Önceliğimiz her zaman
akademik ve bilimsel gelişim. Baktığımızda istisnasız tüm en iyi üniversiteler
sıralamasında İTÜ adı vardır. Artık dünya
uzmanlaşma üniversitelerine doğru yol
alıyor ve İTÜ de bu anlamda mühendislik eğitimindeki farkını hem Türkiye
çapında hem de küresel ölçekte ortaya koyuyor. Biz üniversitemizin 250. yıl
hedefleri arasına kıtamızda en iyi ilk 10,
dünyada ise en iyi ilk 50 arasında her
zaman bulunabilmeyi koyduk. Bu hedef
için doğru stratejiler ile ilerlediğimizi ve
çalışmalarımızın olumlu kazanımlarını
sağladığımızı görebilmek mutluluk verici. Biz dev sıçramalar değil, temeli sağlam istikrarlı bir yükseliş hedefliyoruz.
Bir akademik kurum için anlamlı olan
böyle bir gelişimdir. Yükselmek kadar
bulunduğunuz yerde kalabilmek ve hep
en iyiler arasında yer alabilmek de zordur. Bunu başaracak altyapıyı oluşturma
gayretini veriyoruz.”
Karaca, Asya üniversiteler sıralamasında ilk 20’de 3, ilk 50’de 6 üniversite
yer almasının gurur verici olduğunu belirterek, “En iyileri arasına girme başarısı
göstermiş tüm üniversitelerimizi kutluyorum. Bu ve benzeri prestijli sıralamalarda ülkemizden ne kadar çok üniversite
yer alırsa o kadar gurur duyarız” dedi.
Dünya sıralamasında İTÜ ile birlikte Türkiye’den ODTÜ ve Boğaziçi
de ilk 20'ye girerek ülkemizi başarıyla temsil etti.
itü vakfı dergisi 87
İTÜ'DEN HABERLER
Prof. Dr. Oğuz Okay’a
Prestijli Uluslararası Ödül
Humboldt Vakfı Bilim Ödülü töreninden.
petrol döküntülerini toplayan tekrar kullanılabilir emici malzemeler, kendi kendini
onarabilen ve şekil hafızalı malzemeler gibi
yeni teknolojik ürünler geliştirdi, çok sayıda uluslararası araştırma projesi ve eğitim
faaliyetine katıldı, pek çok bilimsel etkinlik
düzenledi.
Humboldt Vakfı'nın 60 bin EURO tutarındaki ödülünün yanısıra Prof. Dr. Okay’ın,
bilimsel araştırmalarına katkıda bulunmak
ve bilimsel konferanslara yönelik seyahatlerinde kullanmak üzere 25 bin EURO tutarında ek para desteği de verildi.
Ödül kapsamında ayrıca, dilediği bir
araştırma grubu ile bir araştırma projesinde bir yıl çalışmak üzere Almanya'ya davet
edilen Oğuz Okay, Berlin Helmholtz Malzemeler ve Enerji Araştırma Merkezi’nde
çalışmalarına başladı. Okay, Almanya’daki
çalışmalarını İTÜ’deki çalışmaları ile birlikte
sürdürüyor, İstanbul-Berlin arasında sürekli
gidip-geliyor.
Okay’ın çalışmalarını sürdürdüğü Helmholtz Berlin Malzeme ve Enerji Araştırma
Merkezi (HZB)’nde, üniversitelerle sıkı işbirliği içine bilimsel araştırmalar yapılıyor.
Oğuz Okay’ın İTÜ’deki laboratuvarında
sürdürülen çalışmalar sonucu, hidrofobik
etkileşmeler yoluyla kendi kendini onarabilen şekil hafızalı malzemeler geliştirilmiş
olup, bu malzemelerin ayrıntılı iç yapıları, şu anda HZB’de Georg Forster ödülü
kapsamında HZB araştırıcıları ile işbirliği
halinde inceleniyor.
Georg Forster Araştırma Ödülü, buluşProf. Dr. Oğuz Okay, büyük bir başarı
ları ve yeni teorileri ile bilime uluslararası
daha kazanarak Alexander von Humboldt
düzeyde önemli katkı sağlayan ve bilimsel
Vakfı’nın yaşamboyu bilimsel katkı ve araşaraştırmalarıyla gelişmekte olan ülkelerin
tırma başarısı için verilen ‘Georg Forster
sorunlarını çözebilme potansiyeli yüksek
Araştırma Ödülü’ne layık görüldü. Bu presaraştırmacılara veriliyor. Tüm bilimsel araştijli ödül, Humboldt Vakfı’nın 11 Haziran’da
tırma alanlarını kapsayan bu ödül, her yıl
Berlin’de düzenlediği Ödül Töreni’nde
en fazla 4 kişiye veriliyor.
Oğuz Okay’a sunuldu.
İTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof.
Törende, Ödül takdimi öncesi yapıDr. Oğuz Okay, yumuşak ve akıllı polimer
Prof. Dr. Oğuz Okay
lan sunumda Oğuz Okay şöyle tanıtıldı:
malzemelerin yapıları ve özellikleri arası
1977 yılında İstanbul Üniversitesi Kimya Mü"İstanbul Teknik Üniversitesi, Türkiye´den;
ilişkileri aydınlatan araştırmaları nedeniyle
hendisliği Bölümünden mezun olan Oğuz
araştıma aktiviteleri, yumuşak polimer malbu ödüle layık görüldü. Okay, denizlerde
Okay, 1981 yılında Viyana Teknik Üniversizemelerin ve polimer jellerin yapıları ile
tesi Makromoleküler Kimya Ensözellikleri arası ilişkilere yoğuntitüsü’nde doktora çalışmalarını
laşmıstır. Kendi-kendini onarma
tamamladı. Türkiye, Almanya, ve
özelliğine sahip jeller üzerine teABD’de çeşitli üniversite ve araşmel araştırmalardan, denizlerde
tırma merkezlerinde araş- tırmalar
petrol döküntülerine bir çözüm
yapan Okay, 1998 yılından beri
olacak tekrar kullanılabilir sorİTÜ Kimya Bölümü’nde Öğretim
bent malzemelerin geliştirilmeÜyesi olarak çalışıyor. 1990 TUsine kadar genis bir alanda çok
BİTAK Teşvik Ödülü, 1994 Sedat
sayıda önemli bilimsel katkıları
Simavi Fen Bilimleri Ödülü, 2005
vardır. Kendisi su an Almanya´TÜBİTAK Bilim Ödülü ve 2007 yıda kendini onaran malzemelerlında İTÜ Vakfı Bilim Ödülü’nü alan
le ilgili ayrıntılı araştırmalarını
Okay'ın uluslararası dergilerde yasürdürmektedir. Profesör Okay,
yınlanmış olan 150 civarında maBerlin Helmholtz Malzemeler ve
kalesi ve 4 patenti bulunmaktadır.
Enerji Araştırma Merkezi‘nde
Çalışmalarına 5000 civarında atıfProfesor Matthias Ballauff tarata bulunulmuş olup H-göstergesi
fından ağırlanmaktadır."
Oğuz Okay, ödülünü Alexander von Humboldt Kurumu Başkanı Prof.
(Hirsch index) 38’dir.
Schwarz’tan aldı.
88 itü vakfı dergisi
1 Litre Yakıt ile 171 Kilometre
İTÜ Facilis Otomobil Takımı, Hollanda’da
düzenlenen “Shell Eco Marathon”a katılarak, üniversitemizi başarıyla temsil etti.
Öğrencilerimiz, 1 litre benzin ile 171 km yol
alan araçları ile yarıştıkları kategoride Türkiye 1.’si oldu.
Öğrencilerimizin
“Betonik
Fikirlerine” Ödül
Akçansa tarafından bu sene 6.’sı düzenlenen “Betonik Fikirler Proje Yarışması”ndan, İTÜ öğrencileri dereceyle
döndü.
“Değişim Senin Fikrinle Başlasın”
sloganıyla düzenlene yarışmanın ödül
töreni, Sabancı Holding’te gerçekleş-
Rotterdam’da gerçekleştirilen ve 226
takımın yer aldığı yarışta, öğrencilerimiz
benzinli prototip kategorisinde maratona
katıldı. Aynı kategoride toplam 60 takım
yarışırken, bunlardan 6’sı Türkiye’deki üniversitelerdendi.
tirildi. Sektörde farkındalık yaratacak
fikirler geliştirmek, sürdürülebilir gelecekte çimento ve betonun önemini
vurgulamak, farklı disiplinlerde pazarlama projeleri geliştirmek amacıyla
geleneksel hale getirilen yarışmaya,
bu yıl 44 üniversiteden 316 öğrenci
katıldı.
İTÜ öğrencileri Anıl Toraman, Burak
İnce, Nizamettin Sami Harputlu ve Refik Çolakoğlu’ndan oluşan “Betonarge”
takımı, tasarladığı “Manyetik Beton”
projesiyle 3.’lük ödülünün sahibi oldu.
Uluslararası Mikrodalga
Sempozyumunda 3 Ödül
Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü öğrencileri, Uluslararası Mikrodalga
Sempozyumu’na katılarak projeleriyle 3 ödül
aldı.
Mayıs ayında Amerika’da düzenlenen
“IMS 2015 - International Microwave Symposium” kapsamında Öğrenci Tasarım Yarışmaları gerçekleştirildi. Rektörlüğün desteği
Tasarımıyla finalde
Aracı tasarlarken macaw kuşundan esinlenen öğrenciler, yarışmanın tasarım ödülünde de finale kaldı. İTÜ Facilis Takım Kaptanı, Makina Mühendisliği Bölümü Öğrencisi
Samet Akşit, zorlu bir süreçten geçtiklerini
ve çok emek harcadıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Ekip olarak çok yorucu bir hafta geçirdik. Yarışmayı tamamlamamız için 4
hakkımız vardı ilk üç hakkımızda aracımızda arızalar oluştu ve onları giderdik. Son
hakkımızda da yarışı tamamladık ve ekip
olarak çok sevindik. Bizim açımızdan şu an
için her şey çok güzel gidiyor. Birçok gazetede ve sosyal medyada çalışmalarımız
paylaşılıyor, okulumuzu temsil etmenin gururunu yaşıyoruz. Ekibimiz ile ilgili güncel
paylaşımları itufacilis adıyla kullandığımız
sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz. Tüm İTÜ ailesine destekleri için
çok teşekkür ediyor, bizi izlemelerini istiyoruz. Gelecek yıllarda da üniversitemizi
yarışlarda temsil edeceğiz ve daha yüksek
dereceler elde edeceğimize inanarak çalışıyoruz.”
ile 7 öğrencinin
katıldığı yarışmada, ekip
liderliğini Ar. Gör. Yük. Müh. Osman Ceylan
üstlendi.
Birincilik Ödülünü, “Küp Uydular İçin Yazılım Tanımlı Radyo ve Yer İstasyonu Sistemi
Tasarımı” ile Onur Çakar, Alican Çağlar, Bahadır Tuğrel, Kaan Kula ve Oğuz Kışlal’dan oluşan ekip aldı. Eşref Türkmen, “Ayarlanabilir X
Band Osilatör Tasarımı” ile hem 1.’lik ödülüne
değer görüldü hem de IEEE-MTT Lisans Başarı Bursu kazandı. “Paketlenmiş SIW Süzgeç
Tasarımı” projesi ise Ahmet Önal ve Osman
Ceylan'a İkincilik ödülünü getirdi.
itü vakfı dergisi 89
İTÜ'DEN HABERLER
Gökhan İnalhan ve
Can Kurtuluş’a
“Pest Paper” Ödülü
IEEE INFONOM 2015
Konferansı “En İyi Poster
Bildirisi” Ödülü İTÜ’lülerin
Bilgisayar ve Bilişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berk
Canberk, doktora öğrencileri Araş. Gör. Gökhan Seçinti ve Araş.
Gör. Müge Erel, “XCon: Cross Layer Topology Controller for Energy Efficient LTE Networks” başlıklı çalışmalarıyla katıldıkları IEEE
INFOCOM 2015 konferansında, Türk Üniversiteleri arasından
kabul alan tek bildiri olmasının yanında, “En İyi Poster Bildirisi”
ödülünü de kazandı.
Bilgisayar haberleşmesi ve kablosuz iletişim teknolojileri alanındaki en saygın uluslararası konferanslardan biri olarak kabul
edilen “IEEE Conference on Computer Communications ( IEEE
INFOCOM 2015) ”, bildiri kabul oranının çok düşük olduğu, oldukça rekabetçi konferanslardan biri olarak biliniyor. IEEE INFOCOM, dünya çapında 400 akademisyenin katılımıyla 26 Nisan
– 1 Mayıs 2015 tarihlerinde Hong Kong’da gerçekleşti.
Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan
İnalhan ve doktora öğrencisi Can Kurtuluş, “Cloud Based Optimal Routing and Powertrain Management for Hybrid and Electric
Vehicles” başlıklı çalışmalarıyla katıldıkları uluslararası konferansta
“Best Paper” ödülü kazandı.
Akıllı gridler, yeşil iletişim ve bilgi teknolojisi bazlı enerji sistemleri üzerine mayıs ayında İtalya’da “The Fifth International Conference on Smart Grids, Green Communications and IT Energy-aware Technologies” gerçekleştirildi. Doç. Dr. İnalhan ve Kurtuluş’un,
2015 BAP Link Seyahat projesi desteğiyle katıldığı konferansta
sundukları çalışma, “hibrit ve elektrikli araçlara uygun navigasyon
yöntemleri ve güç yönetimi problemi için ortaya koyulan yeni yaklaşımlar” nedeniyle ödüle değer görüldü.
Yrd. Doç. Dr. Berk Canberk ve
Araş. Gör. Gökhan Seçinti.
Öğrencilerimize En İyi Poster Ödülü
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim
üyesi Doç. Dr. Seda Kundak, Afet Yönetimi
Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi ve Araştırma Görevlisi Yücel Torun, Şehir ve Bölge
Planlama Bölümü 3. Sınıf öğrencileri Handan Kaplan, Nergiz Kaykı ve Yasin Sezer
Türk katıldıkları uluslararası konferansta “En
İyi Poster Ödülü” nü aldı.
90 itü vakfı dergisi
15-17 Haziran 2015 tarihleri arasında
Maastricht-Hollanda'da düzenlenen 24. Society for Risk Analysis (SRA) - Europe Konferansına, "Does Urban Planning Education
Deal With Risks?" isimli çalışmalarıyla katılan öğrenciler birçok sunumu geride bırakarak en yüksek oyu alarak “En İyi Poster
Ödülü” nün sahibi oldu.
Prof. Dr. Nurseli Uyanık’a PAGDER Şeref Üyeliği
Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurseli Uyanık,
ülkemizdeki plastik sektörüne ve topluma
sunduğu katkıdan dolayı Plastik Sanayicileri Derneği’nin (PAGDER) şeref üyeliğine
seçildi. PAGDER’in 36. Olağan Genel Kurul
öncesi düzenlenen törende, Prof.Dr. Nurseli
Uyanık’a 35. Dönem PAGDER Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Semerci tarafından
plaket verildi.
Uyanık, ödülle ilgili olarak “Türkiye Plastik Sektörüne yönelik bu güne kadar yaptığım çalışmalarımın farkında olunması beni
oldukça mutlu etti. Yaptığım işlere önem
verildiğini hissettirmesi açısından anlamlı
bir ödül oldu” dedi.
Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurseli Uyanık, Plastik sektörüne yönelik tez ve proje
danışmanlıkları yürütüyor ve sektörle iliş-
Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği
Yönetmeliği İTÜ’de Konuşuldu
kili 16 uluslararası bilimsel organizasyon
komitesinin üyeliğini yapıyor. Türk Plastik
Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfının 10 yıldır Danışmanlar Kurulu
Başkanlığı sürdüren Uyanık, 3 yıldır da
Kauçuk Derneği Danışmanlar Kurulunda yer alıyor. SCI’da polimerlerle ilgili iki
derginin yayın danışma kurulu üyesi olan
Prof. Dr. Uyanık’ın, Türkiye Kimya Derneği, Amerikan Kimya Birliği (American
Chemical Society), Plastik Mühendisleri Birliği (Society of Plastics Engineers),
Türkiye Polimer Bilim ve Teknolojisi Derneği, Yağ&Boya Kimyacıları Birliği (Oil &
Colour Chemists’ Association) onur üyeliği bulunuyor.
kadar işletmenin çalışmasının durdurulması
sonrasında ise ruhsat iptalini içeriyor. Ruhsat iptali maddesinin yargıdan dönme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum.”
Denetim ve ferdi kaza sigortası
Prof. Dr. Cengiz Kuzu ise yeni yönetmeliğin
baştan sona kadar işverene ve mühendise
yükümlülükler getirdiğinin altını çizdi. Kuzu,
“6331 sayılı kanuna göre çıkarılan yönetmelik risk değerlendirme üzerine kurulu.
İşveren, iş güvenlik uzmanı, işyeri hekimi
ve çalışan temsilcisini zorunlu kılıyor” dedi.
İş güvenliği noktasında ferdi kaza sigortasında geç kalındığını belirten Kuzu, Almanya’da bir maden işçisinin evinden çıktığı
andan itibaren sigorta kapsamında değerlendirildiğini söyledi.
İTÜ Maden Fakültesi, İTÜ Maden Fakültesi Vakfı ve Yurt Madenciliği Geliştirme Vakfı
işbirliğiyle “Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği” üzerine açık oturum
düzenlendi.
2014 yılında ülkemizi büyük bir yasa boğan Soma faciasının yıldönümünde, Maden
Fakültesi İhsan Ketin Konferans Salonunda
gerçekleştirilen program, Soma ve Ermenek’teki kazalarda yitirdiğimiz madenciler
anısına saygı duruşunda bulunulmasıyla
başladı. Maden Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gündüz Ökten’in moderatörlüğünde gerçekleşen açık oturumda,
Maden Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Cengiz Kuzu, Av. Prof. Dr. Mustafa
Topaloğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Mustafa Akbal, İş Sağlığı
ve Güvenliği A Sınıfı Uzmanları Burhan Erdim ile İnci Türkarslan konuşmacı olarak yer
aldı.
‘Yönetmelik, ülkemizin iç dinamiklerine
uygun değil’
Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, mevzuatta yapılan değişikliklerin önemli olduğunu fakat
yönetmeliğin iş sağlığı ve güvenliği için uygulamada sıkıntılara yol açabileceğini söyleyerek, şunları kaydetti:
“6 Mayıs 2015 tarihinde çıkan yönetmelik maden işletmelerinde üretim ve üretim
hazırlığı bölümü çalışanlarına ferdi kaza
sigortasını zorunlu kılıyor. Maden işletmesi
her altı ayda incelenecek. İşletme için yapılan risk değerlendirme raporunda eksiklerin
görülmesi ve giderilmemesi halinde 1,5 ay
İş güvenliği uzmanı mühendis olmalı
İş Sağlığı ve Güvenliği A Sınıfı Uzmanı ve
Eğitmeni İnci Türkarslan da madenlerdeki iş
güvenliği uzmanlarının görev ve yetki alanlarına değindi. İş güvenliği uzmanlığı sertifikası alımlarında son dönemde bazı popülist
yaklaşımlar gözlendiğini ve bunun yanlış
olduğunu belirten Türkarslan, amacın dışına çıkılarak istihdam yaratmaya yönelik bir
tablo ortaya çıkarıldığını kaydetti. Madenlerdeki iş güvenliği uzmanlarının özellikle
mühendislik formasyonuna sahip olması gerektiğini ifade eden Türkarslan, “İş güvenliği
uzman sayısı 2011 yılında 1.071 iken 2015
yılına geldiğimizde 150 bini buldu. Bu alan
ticari bir hayata dönüştü ve kalite düştü”
eleştirisini getirdi.
itü vakfı dergisi 91
İTÜ'DEN HABERLER
Tekstil Laboratuvarı Akredite Oldu
İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi, Tekstil ve Konfeksiyon Kalite
Kontrol ve Araştırma Laboratuvarı, Türk
Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) tarafından 26.05.2019 tarihine kadar 4 yıl süre
ile akredite oldu. TS EN ISO/IEC 17025
Deney ve Kalibrasyon Laboratuvarlarının Yeterliliği İçin Genel Şartlar Standardına uygun olarak 33 testten başarı
ile geçen laboratuvar “Deney Laboratuvarı” statüsünde tekstil alanında akredite olan en geniş kapsamlı laboratuvar
olma özelliği taşıyor.
Üniversite – Sanayii işbirliği için
önemli bir adım
Tekstil ve Konfeksiyon Kalite Kontrol ve
Araştırma Laboratuvarı 1983 yılından itibaren Tekstil Mühendisliği Bölümü’nün bir
birimi olarak akademik bilgi, birikim ve uzmanlığı temelinde, gerek üniversite gerekse devlet ve özel sektör kurum ve kuruluşlarının taleplerini karşılamaya yönelik, test
ve analiz hizmetleri sunuyor.
Sağlanan bu kapsamlı akreditasyon ile
laboratuvarda yapılan deneylerin ölçme
altyapısı, ölçüm güvenilirliği, laboratuvarca
yerine getirilen ölçümlerin izlenebilirliği ve
ölçüm çalışmalarının homojenliği doğrulandı. Bu sayede gerek kamu kurumlarına
gerekse ülke ekonomisine, üretime, ihracata ve istihdama önemli katkıları olan tekstil
ve konfeksiyon sektörüne verilen hizmetlerin kalitesi iyileştirilmiş, bilimsel ve endüstriyel ArGe/ÜrGe/GeUy süreçlerine destek
olmada, üniversite-sanayi işbirliğine yönelik ortam ve olanak sağlamada önemli bir
güç elde edilmiş oldu.
Kalite politikası belirlendi
Yüksek kalite bilinci ile alanındaki bilimsel
Egzoz Projesinde Yüzde 93’lük Başarı
İTÜ Prof.Dr. Adnan Tekin Malzeme Bilimleri
ve Üretim Teknolojileri Uygulama Araştırma
Merkezi ile İstanbul Elektrik Tünel Tramvay
İşletmeleri’nin (İETT) ortaklaşa yürüttüğü
“İstanbul’daki Dizel Motorlu Toplu Taşıma
Araçlarının Egzoz Filtrelerini Temizlemeye
Yönelik Yeni Bir Sistem Geliştirilmesi” adlı
92 itü vakfı dergisi
projenin çalıştayı, 17 Nisan Cuma günü Maden Fakültesi - İhsan Ketin Konferans Salonunda yapıldı.
“İstanbul ve Çevresinde Enerji ve
Emisyon Kontrolü”başlığıyla düzenlenen
çalıştay; Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Sabri Çelik, Bahçelievler Kaymakamı
ve endüstriyel faaliyetlerin gerektirdiği hizmetleri, TS EN ISO/IEC 17025 standardın
gereklerini yerine getirecek laboratuvarın
kalite politikası şu şekilde oluşturuldu:
• Müşteri beklentilerini karşılayacak
içerik, doğruluk, güvenilirlik ve sürede
yapmak
Laboratuvar şartlarını, personelini ve
ilişkili destek hizmetleri, kalite standartlarını sağlayacak şekilde daima güncel
ve sürekli iyileşen özelliklere haiz kılmak
• Çalışmalarını ekip anlayışı içerisinde yürütmek
• Güveni azaltacak her türlü baskıdan uzak, tarafsız, bağımsız ve gizlilik
ilkeleri çerçevesinde çalışmaları sürdürmek
• Müşteri memnuniyetini en üst düzeyde sağlamak
• Laboratuvarın saygınlığını ve itibarını
korumak ve yükseltmek
TÜRKAK Hakkında
2001 yılında akreditasyon hizmeti vermeye
başlamış olan TÜRKAK 2008 yılı itibari ile
karşılıklı tanınma anlaşmalarına konu olan
tüm akreditasyon alanlarında Avrupa Akreditasyon Birliğinin (EA), Uluslararası Akreditasyon Forumunun (IAF) ve Uluslararası
Laboratuar Akreditasyonu Birliğinin (ILAC)
tam üyesi konumundadır.
Mehmet Ali Özyiğit, İETT Ulaşım Teknolojileri Daire Başkanı Recep Kadiroğlu, İETT
Teknoloji Geliştirme Müdürü Ensar Kızılaslan, Otobüş A.Ş. Genel Müdürü Abdullah
Yasir Şahin, İTÜ Meteoroloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Toros, Hexagon
Studio Motor Tasarım Mühendisi Furkan
Kelasovalı, İSTEEK Proje Danışmanı Mustafa Yıldırır ve İSTEEK Proje Yürütücüsü
Prof. Dr. Cüneyt Arslan’ın katılımı ve sunumlarıyla gerçekleştirildi.
İSTEEK Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Cüneyt Arslan ve Proje Danışmanı Mustafa
Yıldırır’ın yaptığı teknik sunumlarda, yapılan çalışmalardan elde edilen veri ve sonuçlar katılımcılarla paylaşıldı. Proje çıktıları neticesinde, egzoz sistemi ve filtrelerdeki
kirliliğin ortadan kaldırılmasını hedefleyen
çalışmanın % 93 başarıya ulaşıldığı bilgisi
aktarıldı.
Çalıştay, katılımcılara fidan sertifikası takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Avrupa Gayrimenkul Topluluğu
(ERES) İstanbul’da Buluştu
Gayrimenkul alanında çalışmalarını yürüten
akademisyenler ve sektör temsilcilerini bir
araya getiren Avrupa Gayrimenkul Topluluğu (ERES) 22.Uluslararası Konferansı 24 27 Haziran 2015 tarihleri arasında İstanbul
Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi
Taşkışla Binası’nda; İTÜ Çevre ve Şehircilik
Uygulama ve Araştırma Merkezi ve İTÜ Gayrimenkul Geliştirme Yüksek Lisans Programı
katkılarıyla düzenlendi. Etkinlik İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ana sponsorluğunda ve pek çok diğer
kurum ve kuruluşun değerli destekleriyle
gerçekleşti.
Avrupa’da gayrimenkul alanında en
saygın platformlardan biri olan ERES’in 22.
Uluslararası Konferansı’nda gayrimenkul
finansmanı, uluslararası gayrimenkul yönetimi, gayrimenkul değerleme, kentsel dönüşüm, konut ve ticari gayrimenkul pazarları
gibi farklı başlıklarda 301 katılımcı, 285 bildiri
sundu.
ERES 22. Uluslararası Konferansı kapsamında üniversitelerle birlikte gayrimenkul sektörüyle ilişkili kurum ve kuruluşların
temsilcileri İstanbul’da buluştu. Konferans
katılımcıları dünyanın farklı noktalarında
gayrimenkul alanında öne çıkan akımları
aktarırken akademik çalışmalar çok boyutlu
tartışmalara zemin hazırladı. Dört gün süren
konferansta 17 tema altında 69 oturum yapıldı.
40’ı aşkın ülkeden 400’e yakın katılımcının hazır bulunduğu konferans, Dr. Kerem
Yavuz Arslanlı yürütücülüğünde gerçekleştirildi. 25 Haziran 2015, Perşembe günü
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan
açılış töreninde, açılış konuşmacıları Prof. Dr.
Abdullah Yavaş ve Prof. Dr. Vedia Dökmeci;
24 Haziran 2015, Çarşamba günü doktora
öğrencilerinin sunumlarıyla başlayan programın açılış konuşmacısı ise Prof. Dr. Anil K.
Bera oldu.
Prof. Dr. Abdullah Yavaş; 2001 yılında
Avrupa Ekonomik Birliği tarafından akademik
yayın kriterlerine göre yapılan bir sıralamada
dünyanın ilk 500 ekonomisti arasına giren 7
Türk'ten biri olan Yavaş, 2002 yılında gayrimenkul konusunda akademik çalışmalar baz
alınarak yapılan başka bir sıralamada da 6.
olmuştur. Gayrimenkul ekonomisi konusunda
ileri gelen akademik dergilerin editör kurullarında görev alan Yavaş, Penn State University
ve Iowa Univesity'de en iyi eğitmen ödüllerine layık görülmüştür. Prof. Dr. Abdullah Yavaş 11 Mart 2008 tarihinden itibaren Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası
Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.
Prof. Dr. Vedia Dökmeci; İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık
Bölümünde 1962 yılında Lisans ve 1969 yılında Yüksek Lisans eğitimini tamamladıktan
sonra 1972 yılında Columbia Üniversitesi’nde Doktora çalışmasını tamamlamıştır. Dökmeci, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık
Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü
Şehircilik Anabilim Dalından emekli olmuştur. Akademik kariyerinde pek çok bilimsel
çalışmaya imza atan Dökmeci, 1999 yılında
sosyal bilimler alanında yaptığı uluslararası
yayınları nedeniyle TUBA (Türkiye Bilimler
Akademisi) Bilim Ödülü'nü kazanmıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Gayrimenkul Geliştirme Yüksek Lisans Programını Türkiye’de
ilk olarak 2001 yılında kurmuştur.
Prof. Dr. Anil K. Bera, İstatistik alanında “Jarque–Bera Test” ile tanınan; mekansal
istatistik ve mekansal ekonometri dallarında çalışmalar yürütmektedir. Makalelerine
5000’den fazla atıf bulunan Bera, mekansal
ekonometri konusunda dünya çapında haklı bir üne sahiptir. Halen University of Illınois
Urbana Champaigne‘de ekonomi bölümünde ders vermeye devam etmektedir.
Avrupa
Gayrimenkul
Topluluğu
(ERES); gayrimenkul sektörüyle ilgili araştırma toplulukları, akademik araştırmacılar,
uygulayıcılar ve doktora öğrencilerinden
oluşan, kâr amacı gütmeyen bir organizasyondur. Avrupa genelinde özellikle mülkiyet
temelli araştırmaları ve gayrimenkul disiplinini teşvik ederek bu konudaki araştırmaları
destekleyen, akademisyen ve profesyoneller arasında iletişim ağı oluşmasını sağlayan
ERES, 1994 yılından bu yana faaliyetlerini
sürdürmektedir. Gayrimenkul araştırma makaleleri için bilgi akışı ve tartışma ortamı
sağlayan Journal of European Real Estate
Research (Avrupa Gayrimenkul Araştırmaları Dergisi) Uluslararası Gayrimenkul Topluluğu’na (IRES) bağlı ERES'in ortaklığıyla
yayınlanmaktadır.
itü vakfı dergisi 93
İTÜ'DEN HABERLER
“İnşaat Yönetiminde Bilişim”
Yüksek Lisans Programı Yenilendi
İstanbul Teknik Üniversitesi, programı yenilenen “İnşaat
Yönetiminde Bilişim” proje yönetimi yüksek lisans programı ile
inşaat sektöründe önemli bir ihtiyacın karşılanmasını amaçlıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi, programı yenilenen “İnşaat Yönetiminde Bilişim” proje
yönetimi yüksek lisans programı ile inşaat
sektöründe önemli bir ihtiyacın karşılanmasını amaçlıyor. 15 senedir devam etmekte
olan program, öğrencilerin ve diğer sektör
çalışanlarının ihtiyaçları doğrultusunda yenilendi ve temel proje yönetimi konu başlıklarının yanı sıra, dünyada son dönemde öne
çıkan yapı bilgi modellemesi (BIM), sürdürülebilir yapım ve sözleşme yönetimi konularına ağırlık verdi. Program, Türkiye’de bu
alandaki öncü konumunu pekiştiriyor.
Yapı Bilgi Modellemesi (İngilizce adıyla Building Information Modelling - BIM),
inşaat sektörünü kökten değiştiren bir
kavram. Ancak dünyada yaklaşık on yıllık
geçmişe sahip bu kavramın yeteri kadar
bilindiğini söylemek mümkün değil. Bu nedenle sektörde BIM uygulamalarını kullanan yeterli sayıda ve nitelikli çalışan bulunduğunu da söylemek zor. Programda yer
alan BIM dersi sayesinde öğrenciler BIM
94 itü vakfı dergisi
konusunda temel bilgilere sahip olacak, örnek bir proje üzerinden BIM uygulamasının
nasıl gerçekleştirildiğini öğrenecek ve kendi seçtikleri bir proje ile BIM uygulamasını
gerçekleştirebilecekler.
Sürdürülebilir yapım ise inşaat sektörünü günümüzün ekonomik, soysal ve
çevresel gereksinimleri ile bağdaştırarak,
tasarım ve yapım anlayışımıza önemli yenilikler getiriyor. Başta enerji olmak üzere
kaynakların verimli kullanılması, atık üretiminin azaltılması ve çevre standartlarına uyum sağlanması ile yüklenici firmalar
uluslararası pazarda rekabet avantajı sağlayabiliyor, kar paylarını arttırabiliyor, itibarlarını ve pazar değerlerini yükseltebiliyor.
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği
gibi yerel mevzuatın getirdiği zorunlu uygulamalar da düşünüldüğünde sektörde giderek önem kazanacak bu konu, IYB programında ulusal, uluslararası standartlar ve
yüklenici firmalar ile şantiyelerinin yönetimi
bağlamında örnek projeler ile işleniyor.
Diğer taraftan inşaat sözleşmeleri ve
hak taleplerinin yönetimi, her dönem yüklenici firmalar için en kritik konuların başında
geliyor. Türk yükleniciler, önemli pazar payına sahip oldukları başta Ortadoğu olmak
üzere yurtdışındaki projelerde ve yabancı
finansman ile gerçekleştirilen Türkiye’deki
büyük yatırım projelerinde kullanılmakta
olan FIDIC vb uluslararası standart inşaat
sözleşmeleri ve içerdikleri prosedürleri iyi
bilen sözleşme ve hak talebi mühendislerini istihdam etmeye hazır olduklarını çeşitli
toplantılarda dile getiriyorlar. Firmalarımızın
sahada kazandıkları başarıları sözleşmesel haklarını doğru zamanda doğru şekilde talep ederek masada da pekiştirmeleri için gerekli tüm bilgi ve beceriye sahip
profesyonelleri yetiştirmeyi amaçlayan IYB
programı, bu alanda sözleşme yönetimi,
hak talebi yönetimi, süre uzatımı, tazminat
talepleri ve uyuşmazlık çözümü gibi konularda dersler içeriyor.
IYB programı, katılımcılarına program
kapsamında yer verdiği tüm bu yenilikçi
konuların bütünleştirildiği bir bakış açısı
sunmayı, yalnızca teorik bilgi vermek yerine profesyonel hayatlarında iş süreçlerine
doğrudan değer katacak pratik yaklaşımlar da kazandırmayı hedefliyor. Bu kapsamda, örneğin, BIM kullanılan projelerin
sözleşme yönetiminde ne tür farklılıklar olduğu, sürdürülebilir yapımda BIM’in kullanım alanları gibi disiplinlerarası konular da
programda geniş yer buluyor. Son olarak,
isteyen öğrenciler bitirme tezini belirtilen
konularla ile ilgili yaparak bilgi dağarcıklarını genişletebilir ve detaylı bir uygulama da
gerçekleştirebilirler.
Yüksek lisans programının ana hedef
kitlesi inşaat sektöründe çalışan profesyonel mimar ve mühendisler. Bunun yanı
sıra bu konuda kendilerini geliştirmek ve
sektöre bir adım önde başlamak isteyen
yeni mezunların da katılması bekleniyor.
Uluslararası projelerde çalışmak isteyenlerin terminolojiye ve ifade biçimlerine hakim
olmalarını sağlamak için eğitim İngilizce
olarak sürdürülüyor.
BIM Eğitimi Neden Önemli?
Programda BIM dersi eğitimini veren Doç.
Dr. Esin Ergen Pehlevan, konuyu şu şekilde özetliyor: “BIM konsepti Türkiye’ye geç
geldi ancak hızla kabul görüyor. Özellikle uluslararası projelerde yer alan inşaat
firmalarının BIM konusunu bilen eleman
arayışları artarak devam ediyor. Yakın za-
manda inşaat sektörünün tüm çalışma sistematiğinin ve yöntemlerinin hızla BIM’e
uyarlanacağı bekleniyor. Yenilediğimiz
yüksek lisans programı, bu alanda özellikle inşaat sektörü çalışanlarına yönelik bir
eğitim verecek şekilde tasarlandı ve sektördeki yetişmiş eleman açığını kapatmayı
planlıyor.”
Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) binayı
henüz sahada fiili olarak yapmadan sanal
olarak inşa etmeyi ve karşılaşılabilecek her
türlü problemi (farklı elemanların çakışması, işin zamanında yetişmemesi, olabilecek
iş kazaları gibi) sanal model üzerinde çözmeyi amaçlıyor. Benzer yaklaşımlar, seri
üretim yapan diğer sektörlerde görülebilir,
ancak inşaat sektöründe binanın tam teşekküllü bir prototipini yapmak BIM öncesinde mümkün değildi. Bu da inşaatın maliyetinin artmasına, süresinin uzamasına,
kalitesinin düşük olmasına ve iş kazaları
gibi temel problemlere sebep olmaktaydı.
BIM yaklaşımı ile bugün bu sorunların büyük oranda üstesinden gelinmesi mümkün
oluyor.
ABD ve Kuzey Avrupa ülkelerinde inşaat sektörünün BIM konseptine geçiş
sürecinin öncü adımlarından biri BIM
konusundaki yüksek lisans programları
olmuştur. Bu programlar sayesinde hem
farkındalık yaratılabilmiş hem de sektörün
ihtiyaç duyduğu uzman işgücü yetiştirilmiştir. Yeterli sayıda uzman işgücü oluştuktan sonra, kamu projelerinde BIM kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. Son 6-7
yıl içinde ABD, İngiltere ve Kuzey Avrupa
ülkelerinde kamu projelerinde BIM kullanılmasının zorunlu hale getirildiğini eklemek gerekiyor. Türkiye'de ise henüz böyle bir girişim bulunmamasına karşın son
dönemde önde gelen bazı kamu ve özel
sektöre ait projelerde BIM kullanılma zorunluluğu getirilmiştir. Ancak bu projelerde yaşanan en büyük zorluk, henüz BIM
konseptinin yeterince anlaşılmamış olması
ve buna bağlı olarak yetişmiş işgücünün
bulunmaması.
Türkiye'de Bir İlk
Türkiye’de BIM, sürdürülebilir yapım ve
sözleşme yönetimi kavramlarını birleştirip
birbiri ile etkileşimini açıklayan sektör çalışanlarına yönelik bir yüksek lisans programı yok. Program Koordinatörü Dr. Tolga
İlter programın detaylarını şu şekilde özetliyor: “Bu programın farkı, temel proje yöne-
Kovandan Sofraya 2015:
"Uluslararası Gıda Güvenliği ve
Otantisite Kongresi”
İstanbul Kalkınma Ajansı Bilgi ve İletişim
Teknolojileri Odaklı Mali Destek Programı ile
desteklenen TR10/14/YEN/0028 numaralı
“Arı Ürünleri Mükemmeliyet Merkezi” proje-
si kapsamında; 21-22 Mayıs 2015 tarihinde
düzenlenen “Kovandan Sofraya 2015:Uluslararası Gıda Güvenliği ve Otantisite Kongresi”nde 24 tebliğ ve 42 poster sunumu
timi eğitiminin yanı sıra uluslararası inşaat
piyasasının önemli projelerinde öne çıkan
üç ana başlığa odaklanması: BIM, sürdürülebilir yapım ve sözleşme yönetimi. Bu
sayede, programa katılanlar uluslararası
projelerde kendilerine çok daha kolay pozisyon bulabilecekler.”
Bu program sayesinde inşa edilecek
yapıların önce sanal BIM modellerinin
oluşturulması ve bu modeller üzerinden
ilerlenerek maliyet, zaman, kalite kayıpları
ciddi oranda düşürülmesi hedefleniyor. İyi
bir planlama ve yönetim sayesinde bazı iş
kazalarının da önüne geçilebilecek. İnşaat
sektöründe çalışan mimar, inşaat mühendisleri, makine mühendisleri, elektrik mühendisleri, diğer uzmanlar ve danışmanların daha verimli çalışması sağlanacak, bu
paydaşlar arasında veri paylaşımını kolay
ve etkin bir hale getirilecek. Bunun yanı
sıra, binayla ilgili tüm veriler BIM modeli ile
entegre olarak yapı sahibine teslim edilebileceği için "bina işletmesi" aşamasında da
daha verimli ve etkin çalışılmasına yardımcı
olacak. İnşaat sektörü ile çalışan tüm tedarikçiler ve alt yükleniciler de BIM'in bu
faydalarının yansımalarını kendi alanlarında görebilecek.
gerçekleştirilmiştir. Kongreye APIMONDIA
(Uluslararası Arıcı Birlikleri Federasyonu)
Başkanı ve Arıcılık Teknolojileri ve Kalite Bilimsel Komisyonu Başkanı ile birlikte Dünya
Arıcılar Birliği Başkanı ile Avrupa Profesyonel
Arıcılar Birliği Başkanı ve Eva Crane Vakfı
Başkanı’nın yanı sıra 500’den fazla ulusal ve
uluslararası katılım sağlanmıştır.
Kongrede arı ürünlerinde gıda güvenliği
ve otantisite konularında dünyada mevcut
durum; hile, orijinallik ve veteriner ilaç kalıntılarının analizlerindeki son gelişmeler; güvenilir arı ürünleri üretimi, yeni arı ürünleri ve bu
ürünlerin pazarlanmasında çeşitli ülkelerden
eniyi uygulama örneklerinin paylaşılması ile
güvenli arı ürünleri hedefine nasıl erişilebileceğinin tartışılabileceği bir bilimsel ortam
gerçekleştirilmiştir.
Kongre kapsamında ayrıca Uluslararası
En Kaliteli ve Lezzetli Bal yarışması da düzenlenmiştir. Yarışmaya giren 42 bal numunesinin duyusal nitelikleri Uluslararası Bal
Komisyonu’nun Duyusal Analiz Grubu tarafından bilimsel normlara bağlı kalarak değerlendirilmiş ve Yayla Balında en lezzetli bal
olarak Bitlis balı seçilmiştir.
itü vakfı dergisi 95
İTÜ'DEN HABERLER
İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri 2015
İTÜ Tanıtım ve Tercih
Günleri, 1 – 7 Temmuz
2015 tarihleri arasında
gerçekleştirildi. Hayali İTÜ olan
binlerce öğrenciyi ağırlayan
etkinliğe, Ayazağa Yerleşkesi
ev sahipliği yaptı.
B
ir hafta devam eden İTÜ Tanıtım ve
Tercih Günleri süresince, İTÜ’nün
tüm bölümlerine ilişkin tanıtım masaları kuruldu. Bölüm öğretim üyeleri, aday
öğrencilerin merak ettikleri soruları yanıtlamak ve geleceklerini doğru planlamalarına
katkı sunmak amacıyla danışmanlık yaptı.
Öğretim üyelerinin yanı sıra İTÜ öğrencileri de hafta boyunca etkinlikte aktif rol aldı.
İTÜ öğrencileri hem bölümleri hakkında bilgi
verdi hem de adayların üniversite yaşamına
ilişkin merak ettikleri soruları yanıtladı. Bölümlerin yanı sıra Yurtlar Burslar Ofisi, Erasmus Ofisi, Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi, İTÜ Çekirdek, Spor Koordinatörlüğü
ve Kütüphane için kurulan tanıtım stantları
aracılığıyla adaylar, İTÜ’de sunulan olanaklar hakkında bilgi aldı.
Başarısıyla markalaşan isimler
İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri süresince,
adaylar söyleşi ve seminerlere de katıldı.
Farklı sektörlerde görev yapan ülkemizin
başarılı isimleri arasında yer alan İTÜ mezunları ile söyleşiler düzenlendi. Adaylarla
Galatasaray Spor Kulübü
Yönetim Kurulu Üyesi ve
Teknoloji Girişimcisi
Fatih İşbecer:
‘Türkiye
girişimcilikte
iyi bir yerde’
96 itü vakfı dergisi
İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri,
iş dünyasının yıldız isimleriyle
adayları buluşturduğu söyleşiler dizisinin ilk konuğu İTÜ Fizik
Mühendisliği Mezunu, Galatasaray Spor Kulübü Yönetim
Kurulu Üyesi Fatih İşbecer
oldu. Teknoloji Girişimcisi olan
ve önemli bir başarı öyküsüne
imza atan İşbecer, adaylara
mühendislik disiplinini ve girişimciliği anlattı.
İşbecer, bir öğrencinin
Türkiye’deki girişimcilik faaliyetlerini ABD’ye göre nasıl buluyorsunuz sorusuna, “Burada
referans noktanız çok önemli.
ABD' yi alırsanız tabii ki çok gerideyiz ama referans değerini
Ortadoğu’ya çekerseniz daha
iyi bir durumda olduğunu söyleyebilirim. Türkiye girişimcilik
noktasında bence iyi bir yerde.
Günümüzde iş sahalarını artık
devlet değil girişimciler yaratıyor. İnovasyon genelde ufak
ve seri ekiplerden geliyor. Dolayısıyla bunu firmalar da kamu
da bütün dünya da destekliyor.
Türkiye’de de bu yolda atılan
adımları görmek mutlu edici”
dedi. İşbecer, şöyle devam etti:
“Türkiye’de genel olarak
kaytarmak, bir işi yapmadan
idare etmek pozitif bir şey
olarak algılanıyor. Okul kırdın,
hocaya da yakalanmadın bu
makbul bir şey… Ama dünyada buna tolerans yok. Hiçbir endüstride yatarak bir şey
yapmak mümkün değil. Sizin
bir alanda bir şey üretmeden
ve üstüne bir şey eklemeden
ilerlemeniz mümkün değil. İşte
tam da bu noktada İTÜ’nün
rolü ortaya çıkıyor. İTÜ zor bir
okuldur. İTÜ sizin kaytarmanıza
müsaade etmez.”
Yapımcı Mehmet Altıoklar: “Küba
seyahati dönüm noktam oldu”
buluşan İTÜ mezunları ve söyleşi programı
şu şekilde gerçekleşti.
• 1 Temmuz Çarşamba: Galatasaray Spor
Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi & Teknoloji Girişimcisi Fatih İşbecer
• 2 Temmuz Perşembe: M6 Film CEO’su
& Yapımcı Mehmet Altıoklar
• 3 Temmuz Cuma: Teknosa Genel Müdürü Bülent Gürcan
• 4 Temmuz Cumartesi: İnternet Geliştirme Kurulu Başkanı Serhat Özeren
• 5 Temmuz Pazar: İTÜ Rektörü Prof. Dr.
Mehmet Karaca
• 6 Temmuz Pazartesi: Renault Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar
• 7 Temmuz Salı: Migros Genel Müdürü
Özgür Tort
• 7 Temmuz Salı: Ülker İçecek İş Birimi
Başkan Yardımcısı Tuncer Akgün
Ayrıca uzman isimler, tercih yaparken
rehber olacak seminerler verdiler. Adaylar, İTÜ Tanıtım Koordinatörlüğü tarafından verilen seminerlere de katıldılar.
‘Yeşil Kampüs İTÜ’ turları
Tüm gün boyunca “Yeşil Kampüs İTÜ Turları” da yapıldı. Adaylar; ormanı, göleti, spor
tesisleri, sosyal yaşam alanları, yurtları,
yemekhane ve kafeleri, kütüphanesi, teknokenti ile apayrı bir dünya sunan ve Türkiye’nin en güzel üniversite yerleşkelerinden
biri olan İTÜ Ayazağa Yerleşkesini gezme
fırsatı buldu.
İTÜ’nün aktif öğrencileri
İTÜ, sayısı 150’yi bulan öğrenci kulüpleri
ile aktif bir öğrenci yaşamına sahip. Öğrenci kulüplerinden bir bölümü de Tanıtım ve
Tercih Günlerinde yer alarak, etkinliğe renk
kattı. Gastronomi Kulübünden Okçuluk Takımına, Amerikan Futbolu Takımından Endüstri Mühendisliği Kulübüne kadar farklı
alanlarda faaliyet gösteren İTÜ öğrencileri,
renkli stantları ile adayları karşıladılar.
Türkiye’nin ilk modern sinema zincirini
kuran yapımcı Mehmet Altıoklar İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri’ne katılarak aday
öğrencilerle buluştu. M6 Film CEO’luğunu
yürüten İTÜ mezunu Altıoklar, mühendislik eğitiminin kazanımlarını hayatının her
alanında kullandığını, özellikle iş yaşamında zamandan ve maliyetten kazanma
yollarını mühendislik eğitimi sayesinde
bulduğunu söyledi.
Öğrencilere hayallerinin peşinden git-
meyi öğütleyen Altıoklar, M6 Film’i kurma
öyküsünü şöyle anlattı:
“2003 yılında yaptığım Küba seyahati
hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. O günlerde AFM sinemalarında CEO görevimi sürdürüyordum ve o
güne kadar oldukça başarılı ve yükselen
bir kariyer yapmıştım. Profesyonel yöneticilikte yaşadığım tatmin beni çok mutlu
etse de çalışma hayatımda daha büyük
bir basamak atlamanın, daha zorlu bir
kulvarda yarışa katılmanın eksikliğini hissetmeye başlamıştım. Aynı zamanda film
endüstrisinin müşteriyle buluşma noktası
olan sinema salonu işletmeciliğinde başkalarının hayallerini perdeye yansıtmak ve
kusursuz bir film izleme deneyimi sunmak
üzere oluşturulmuş düzen beni tatmin etmemeye başlamıştı. Kendi hayallerimi
gerçekleştirmek, kendi filmlerimi yapmak
için büyük riskler almak ile başarılı ve garantili bir profesyonel kariyeri sürdürmek
arasında gidip gelmeye başlamıştım.
Küba dönüşü kendi hayallerimin peşinden koşmak üzere kardeşlerimle şirketimizi kurduk ve filmler üretmeye başladık.
‘Hayallere İnanıyoruz’ diye iki kelimelik bir
duvar yazısı, kırklı yaşlarımın başında hayatımı değiştirme kararımı almama neden
olmuştu.”
itü vakfı dergisi 97
İTÜ'DEN HABERLER
İTÜ, Başarıyı ABD ile Ödüllendirecek
rülecek. ARI Teknokent’in başarılı
girişimcilerinin de eşlik edeceği
gezi, öğrencilere hem staj deneyimi hem de dünyanın teknoloji
ve girişimcilik merkezinde 1 ay
sürecek benzersiz bir deneyim
yaşama fırsatı verecek.
Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarına göre ilk binden İTÜ’yü tercih edecek
öğrenciler, üniversite hayatına Amerika
deneyimi ile başlama şansı yakalayacak.
Bu yıl ilk kez verilecek İTÜ ARI Teknokent
Bursunu, ilk binden İTÜ’ye gelecek tüm öğrenciler kazanacak.
Burs kapsamında öğrenciler, dünyanın en başarılı girişimcilik merkezleri
arasında yer alan Chicago 1871’e götü-
Teknoloji ve inovasyonun
öncüsü
Ülkemizin önde gelen teknoparklarından olan ve 2002 yılından bu
yana çok sayıda yeniliğe öncülük
eden İTÜ ARI Teknokent, 148 patente sahip. 196 ar-ge firmasının
faaliyet gösterdiği ARI Teknokent’te, halen 2 binden fazla teknoloji projesi yürütülüyor. İTÜ öğrencileri, üniversite
yaşamları boyunca ARI Teknokent çatısı altında kurulan girişimcilik ekosisteminin bileşenlerinden faydalanma şansı yakalıyor.
İbrahim Aybar: İş yaşamında fark yaratmak!
Türkiye Otomotiv pazarının liderlerinden
Renault Mais’in Genel Müdürü İbrahim
Aybar, İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri’nde
aday öğrencilerle buluştu. İTÜ Uçak Mühendisliği Bölümü mezunu, İbrahim Aybar,
aday öğrencilerle gerçekleştirdiği söyleşide Teknik Üniversiteli olma macerasından
bahsetti. Öğrencilere sevdiği işi yapmalarını tavsiye eden Aybar, iş yaşamında fark
yaratmanın da buna bağlı olarak gerçekleşeceğini söyledi.
Kamu ve özel sektörde geçen çalışma
hayatındaki deneyimlerini aktaran Aybar, iş
yaşamında nasıl fark yaratılacağını ise şöyle anlattı:
"İnsanın verdiği kararlar hayatını oluşturuyor. Öncelikle sevdiğiniz, istediğiniz,
kendinizi tamamen adayacağınız bir işin
içinde olduğunuzdan emin olmalısınız. Siz
isterseniz, eğer o mücadelenin içerisinde
olmaktan zevk alırsanız o mücadele sizin
başarılı olacağınız çok zevkli bir hayata
dönüşüyor. Öncelikle ne yapıyorsanız yapın işinizi severek yapın. İstemediğiniz
hiçbir şeyi yapmış olmak için yapmayın.
Çünkü siz isteğinizle işin üzerine bir şeyler
kattıkça fark ediliyorsunuz. Bizler iş haya-
98 itü vakfı dergisi
tında her gün binlerce insanla
bir arada oluyoruz. Her gün
binlerce insanın iş yapış biçimini takip ediyoruz. Bu şekilde
olan insanları çok kolay anlıyor
ve onlara ileride, çok daha kolay yükselme imkanı veriyoruz.
Ben iş hayatımda hem yönetici,
hem de proje yöneticisi olarak
bulunurken hep şuna dikkat ettim. Her şey aynı oranda aynı
biçimde gitmemeli ve fark olmalı… Peki, ben bu farkı nasıl
oluşturabilirim. Bu farkı oluşturmanın yolu iyi analizden geçiyor. Yaptığınız analizde orada
farkın nereden kaynaklanacağını siz görebiliyorsunuz. Tabii bunu düşünürken rasyonel,
ekonomik, proaktif ve işin içine
bir değer katacak biçimde farklı düşünmek lazım."
Özgür Tort ve Tuncer Akgün Adaylarla Buluştu
ABD’de kesinlikle zorlanmazsınız.” diyerek
sözlerini tamamladı.
Migros Genel Müdürü Özgür Tort ve Ülker
İçecek İş Birimi Başkan Yardımcısı Tuncer
Akgün de İTÜ Tanıtım ve Tercih Günleri
kapsamında düzenlenen “İş Dünyasının
İTÜ’lüleri Adaylarla Buluşuyor” söyleşi dizisinin konuğu oldu.
Adaylarla buluşan iki önemli isim de
öğrencilere ilgi duydukları alanda tercih
yapmalarını tavsiye etti. Mezunlarımız
adaylara, İTÜ’de ki kazanımlarını iş yaşamlarına nasıl yansıttıklarını samimi bir şekilde
anlattı.
“İTÜ özgüven kazandırır.”
Aday öğrencilerle bir araya gelen ilk isim
1994 yılı Endüstri Mühendisliği Bölümü
mezunu Özgür Tort oldu. Hayatımın her
aşamasında gururlandığım bir okulum var
diyen Tort, başarıya giden yolu ise çok farklı şeylerle uğraşmaktan hiç kaçınmamak,
her yerde görev almak olarak tanımladı.
Öğrencilere de bunu hayatlarında uygulamalarını tavsiye etti.
Kariyer
yolculuğunuzda
“İTÜ’lü Olmak” size ne kattı
sorusunu “Özgüven” diye yanıtlayan Tort şöyle devam etti.
“İTÜ’den mezun olmuş bir mühendisin analitik dünya ile barışıklığı ona verdiği en büyük özgüven kaynağıdır. Bugün artık
hayat, evinizdeki ortamdan, işyerinizdeki tasarıma, fabrikanızdan sosyal medyadaki paylaşımınıza kadar her türlü şeyiniz
verimli olmanız üzerine dayandırılıyor. Verimli çalışmanız da
analitik düşünce ile geliyor. İTÜ’nün bize
kazandırdığı, en azından alt yapımızdaki
en büyük katkısı o analitik zekayı oluşturabilmemizdir diye düşünüyorum.” İTÜ’de
dünya standartlarının üzerinde eğitim verildiğinin altını çizen Tort “Özellikle ABD ile kıyasladığım zaman bunu çok rahat söyleyebiliyorum. Buradan mezun olduktan sonra
“İTÜ nasıl düşünülmesi gerektiğini
öğretir.”
Adaylarla buluşarak önerilerde bulunan diğer isim 1984 yılında İTÜ Makine Mühendisliği Bölümünden mezun Ülker İçecek İş Birimi Başkan Yardımcısı Tuncer Akgün oldu.
Akgün konuşmasında İTÜ’nün bir değerler bütünü olduğunu Ülkemiz, endüstri,
çevre ve insanlık için düşünme yeteneğini
kazandırdığını ifade etti. Akgün şunları aktardı: “Burada bize sağlam bir düşünce
yapısı oluşturuldu. Dünyaya nasıl bakmamız gerektiği, neleri önemsememiz gerektiği birey olarak nasıl katkıda bulunabileceğimiz burada bizlere çok ciddi bir şekilde
özümsetildi. Mühendislik optimumu bulma
sanatıdır. Maksimum ya da minumum değil
her şeyin bir optimumu var. Bu süreklilik arz
eden bir düşünce sistemidir. Bunun bize
İTÜ’de kazandırıldığını düşünüyorum."
Akgün adaylara üniversite ya da bölüm
seçerken şu tavsiyelerde bulundu:
"Üniversite ya da bölüm seçiminizi yaparken, seçiminiz sizdeki kuvvetli yönlere nasıl katkı sağlayacak. Siz, diğer
bireylerden hangi ölçüde farklı
olacaksınız ve öne çıkacaksınız. Neyiniz farklı olacakta daha
çok tercih edileceksiniz. Nasıl
bir kişilik ortaya koyacaksınız ve
ben diğerlerinden şunu daha
iyi yapabilirim diyeceksiniz. Bu
sorunun cevabını mutlaka kendi
kişiliğinizde aramanız gerekiyor.
Sonrasında ise özelliklede kuvvetli noktalarınıza odaklanmanız gerekiyor. Bunu yapmadan
daha başarılı olamaz ve öne
çıkamazsınız."
itü vakfı dergisi 99
İTÜ'DEN HABERLER
242. Yıl İTÜ Günü’nde Mezunlarla Buluşma
Mezunlar Derneği tekne turu ve 7'den 70'e İTÜ'lüleri
buluşturan Uçurtma Şenliği.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin, mezunlarıyla en büyük paylaşım ortamı olan geleneksel İTÜ Günü, İTÜ Rektörlüğü ev sahipliğinde 29-30 Mayıs tarihleri arasında
Ayazağa Yerleşkesinde gerçekleştirildi.
29 Mayıs Cuma günü saat 14.00’te açılışı yapılan İTÜ Günü’nde, Süleyman Demirel Kültür Merkezinde gerçekleştirilen ana
törende, İTÜ mezunlarına meslekte 40, 50
ve 60. yıl ile mensuplara hizmette 30, 40
ve 50. yıl plaketleri sunuldu.
Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca, törende yaptığı konuşmada; 242. kuruluş yıldönümünü kutlayan İTÜ’nün, derin kökleri ve
güçlü bugünüyle, dünyanın saygın üniversitelerinden biri olarak, 2.5 asra ilerlediğini; geleceğe yeni umutlar, yeni başarılar,
yeni değerler taşımakta olduğunu belirtti.
“Kurumların değerini belirleyen, yaptığı işlerden çok sahip olduğu insan hazinesidir.
Ve İTÜ eşsiz bir insan hazinesine sahiptir”
diyen Rektör Karaca, mezunlara seslenerek deneyim ve birikimlerini öğrencilere
sunmaları, üniversite ile yakın bağ kurmaları, fikir ve faaliyetleri ile çalışmalara katılmaları, yürütülmekte olan projeleri takip
edip desteklemeleri çağrısında bulundu.
100 itü vakfı dergisi
İTÜ’lü Olmak ruhu…
242. kuruluş yıldönümünün sloganı olarak
belirlenen ‘İTÜ’lü Olmak’ ruhunu, “Çünkü
hepimizin çok önemli bir ortak paydası var;
İTÜ’lü Olmak ruhu… O ruh, sadece İTÜ’lülerin hissedebileceği bir ayrıcalık, bir zenginliktir. Bu ayrıcalığı paylaşarak ve İTÜ’lü
Olmak ne demektir her zaman hatırlayarak,
Meslekte 60 Yıl ve Ötesi
daha güzel işler yapacağımıza inanıyoruz.”
şeklinde yorumlayan Rektör Karaca, “Bunun için hem kampüslerimiz hem de başta
ben olmak üzere görev başındaki her yöneticinin kapısı, sizlere sonuna kadar açıktır. Burası her zaman sizin ikinci evinizdir.”
dedi.
Yeniliklerin öncüsü olup, ülkemizde ilkleri gerçekleştiren İTÜ’nün bilimsel gelişim,
ar-ge ve inovasyonda yükseliş, yeni teknik
ve teknolojik adımlar için çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Karaca şunları söyledi:
“İTÜ’yü dünya sıralamalarında hak ettiği
konuma taşıma yolundaki stratejimiz de
pozitif sonuçlarını hızla gösteriyor. 2014 yılında İTÜ ilk kez dünya sıralamalarında en
iyi 200 üniversite arasına girerek 165. Oldu.
2015 yılı itibariyle ise dünyada mühendislik
ve teknoloji kategorisinde 138. sırayı aldık.
İTÜ için ulaşmakta geç kalınmış bu basa-
Altın Arı – Gümüş Arı 2015
Yeşil Kampüs turu
İTÜ’nün her yıl İTÜ Günü’nde vermekte olduğu
Altın Arı ve Gümüş Arı ödülleri de sahiplerini
buldu. İTÜ’ye katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara
verilen Altın Arı ve Gümüş Arı Ödülleri Rektör
Prof. Dr. Mehmet Karaca tarafından sunuldu.
Altın Arı 2015
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Gümüş Arı 2015
Birkökler Vakfı
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Devlet Su İşleri 14. Bölge Müdürlüğü
Deloitte Eğitim Vakfı
İTÜ Mezunları Derneği
makları yeterli başarı gibi görmemiz mümkün değildir. Hedefimiz öncelikle ilk 100,
ardından ilk 50 arasında yer almaktır. Sürdürülebilir bir akademik başarı ve istikrarlı
stratejiler sayesinde, İTÜ’nün 250. Yaşına
dünyanın en iyi ilk 50 üniversitesi arasında
girmesi ulaşılmaz bir hedef değildir.”
Meslekte 60 Yıl Mezunları adına konuşan Yük. Müh. Aykut Özdemirer ise, İTÜ
mezunlarının Türkiye’nin kalkınmasında
üstlendikleri önemli rollerden bahsederek
‘İTÜ’lü olmanın hissettirdiği heyecanı vurguladı.
İTÜ Mezunlar Derneği Başkanı Veli Tan
Kirtiş yaptığı konuşmada, Derneğin son
dönemde yaptığı iki önemli çalışma olan
Mezunlar Meydanı ve Mezunlar Yurdu projelerinden bahsederek, mezunlarla üniversite arasındaki bağları güçlendirecek yeni
projeler hakkında bilgi verdi, sosyal medya
uygulamalarının Dernek çalışmalarına etkisini vurguladı.
İTÜ TMDK Kompozisyon Caz Birimi
Modal Jazz Quartet konseri ve Bugünden
Düne: Yunus Karma ile İTÜ’den Eski Eşyalarla Çiçek Tasarımı Sergisi’nin açılışı İTÜ
Günü’ne ayrı renk katan etkinlikler oldu.
Törenin ikinci gününde devam eden etkinlik programında Rektör Prof. Dr. Mehmet
Karaca, İTÜ Mezunlar Derneği Başkanı
Veli Tan Kirtiş, Meslekte 50 Yıl Mezunları
adına Prof. Dr. Süreyya Öney ve Meslekte
40 Yıl Mezunları adına Dr. Cengiz Gülenler’in konuşması yer aldı. Günün konser
programında ise İTÜ Mezunları Türk Müziği Topluluğu ile İTÜ TMDK 40. Yıl Albümü
“Aşkname” yer aldı.
Fakültelerde ise mezunlara 30 ve 20.
hizmet yılı plaketlerinin verildiği törenler
düzenlendi. İTÜ Günü geleneksel öğle yemeği, 7'den 70'e İTÜ'lüleri buluşturan geleneksel uçurtma şenliği, Yeşil Kampüs İTÜ
turları, mezun spor oyunları gibi çok sayıda
etkinlikte, mezunlar yıllar sonra tekrar bir
İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi
Mehmet Zorlu Vakfı
Sabancı Vakfı
Spor Toto Teşkilatı
The Ritz Carlton İstanbul Hotel
Türk Eğitim Vakfı
Türk Petrol Vakfı
Vehbi Koç Vakfı
araya gelmenin heyecanını yaşadı.
Kutlamalar kapsamında bu yıl ilk kez
tekne gezisi eşliğinde akşam yemeği de
düzenlendi. 30 Mayıs Cumartesi günü yapılan "İTÜ Günü Tekne Gezisi ve Akşam
Yemeği", mezunları keyifli bir akşamda buluşturdu. İTÜ Mezunlar Derneği tarafından
düzenlenen bir diğer etkinlik olan Mezun
Spor Oyunları ise 31 Mayıs Pazar günü yapıldı. Spor Oyunlarına, İTÜ’lülerin yanı sıra
ODTÜ ve Bilgi Üniversitesi mezun dernekleri
de katıldı.
itü vakfı dergisi 101
İTÜ'DEN HABERLER
‘İTÜ tek boyutlu olmamayı öğretir’
İTÜ gibi köklü bir teknik okulda mühendislik okumanın çok önemli olduğunu
vurgulayan Rektör Karaca, “Bir mühendis
işe alınırken İTÜ mezunu olup olmadığına
mutlaka bakılır. Çünkü Teknik Üniversite
öğrencilerine tek boyutlu olmamayı öğretir. İTÜ’de matematiği, fiziği, malzemeyi, bilgisayar kodlamayı çok iyi şekilde
öğrenirsiniz; kısacası mühendisliği öğrenirsiniz. Teknik Üniversite’nin atmosferi,
kültürü farklıdır, araştırma ve laboratuvar
olanakları fazladır” dedi.
‘Mühendis çözüm odaklıdır’
Karaca, bir öğrenciden gelen “Farklı sektörlerde üst düzey yönetici veya CEO
pozisyonlarında çalışanların daha çok
mühendislik mezunu olması hakkında ne
düşünüyorsunuz?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Analitik düşünmek, farklı bakış açıları
kazanmak, neden sonuç ilişkisi kurmak,
yaratıcı fikirlere ve yeniliklere açık olmak
gibi özellikler kazanılmasında mühendislik
eğitimi önemlidir. Sektör her zaman hızlı
çözüm üretebilen, yetenekli, farklı bakış
açılarına sahip olanları arar. Çözüm odaklı
olmak ise mühendisliğin doğasında var.
Bunun çok güzel örnekleri var sektörde.
Örneğin Eski Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanı Fatma Şahin İTÜ Kimya Mühendisliği mezunu, Teknosa Genel Müdürü
Bülent Gürcan ve Microsoft Türkiye Genel
Müdürü Hasan Tamer Özmen İTÜ İnşaat
Mühendisliği mezunu. Her alanda ve her
sektörde bunun gibi çok örnek vardır.”
Galatasaray Lisesi'ne İTÜ Ziyareti
Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca ile İTÜ
mezunları Melkan Gürsel Tabanlıoğlu ve
Fatih İşbecer tarihi eğitim yuvası Galatasaray Lisesi’ni ziyaret etti. Öğrencilerin
merak ettiği soruları yanıtlayan Karaca,
“Bir mühendis işe alınırken İTÜ mezunu
olup olmadığına mutlaka bakılır. Teknik
Üniversite’nin atmosferi, kültürü farklıdır”
dedi.
İTÜ Tanıtım Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen lise ziyaretleri, ülkemizin
102 itü vakfı dergisi
köklü ve başarılı kurumlarından Galatasaray Lisesi ile devam etti. 29 Nisan Çarşamba günü gerçekleşen ziyarette, Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca’ya, İTÜ’nün
farklı kuşaklardan iki başarılı mezunu
Mimar Melkan Gürsel Tabanlıoğlu ile Teknoloji Girişimcisi Fatih İşbecer eşlik etti.
Öğrencilerle sohbet eden Rektör Karaca
ve mezunlarımız, gençlerin hem teknik
üniversite hem de bireysel kariyer hedefleri hakkındaki sorularını yanıtladı.
Girişimciliğe destek
İTÜ’nün üniversite sanayi işbirliğini çok iyi
yerleştirmiş bir üniversite olduğunun altını
çizen Karaca, “Kampüsümüzde büyük bir
teknokent var. İTÜ’lü öğrenciler mezun olur
olmaz kampüsten çıkmadan iş bulma imkânına sahip olabiliyor. İTÜ Çekirdek programımız girişimcilik yapmak isteyen, projesi
olan arkadaşları güzel ödüllerle destekliyor”
bilgisini verdi. Karaca, ABET akreditasyonuna da değinerek şöyle konuştu:
“Üniversite seçerken ABET programlarını mutlaka araştırın. ABET mühendislik diplomanızın Amerika ile eşdeğer olması, yurtdışında geçerliliği anlamına gelir. Dünyada
üniversiteler için çok önemli bir kriterdir.
Şu an en fazla ABET Akreditasyonuna sahip bölüm İTÜ’de bulunuyor. Hatta Yabancı
Diller Yüksekokulumuzun bile ABET Akredi-
EMO Proje Yarışması’nda
Tüm Ödüller İTÜ'nün
Soldan sağa: Fatih İşbecer, Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca,
Melkân Gürsel Tabanlıoğlu.
tasyonu var. Eğer seçtiğiniz üniversitede ve
bölümde ABET yoksa bir kez daha düşünün derim. Ayrıca Erasmus öğrenci değişim
programıyla en çok öğrenci alan üniversiteyiz. Bunun üniversitemize kattığı atmosfer
çok değerli.”
İstanbul’da üniversite okumanın zorluklarının yanı sıra ayrıcalıkları olduğunu söyleyen Karaca, İTÜ’nün kampüs, yurt, burs,
araştırma, laboratuvar gibi olanaklarından
bahsederek, İTÜ’yü merak eden ve gezmek
isteyen öğrencileri kampüse davet etti.
‘İTÜ’de mimarlık okumanın ayrıcalığı’
Galatasaray Lisesi’nin ardından İTÜ Mimarlık Bölümünü bitiren Melkan Gürsel
Tabanlıoğlu ise İTÜ’de aldığı eğitimin kendisine kazandırdıklarından bahsetti. İstanbul Modern, Kanyon Alışveriş Merkezi,
İstanbul Sapphire, gibi ünlü binalarda eşi
mimar Murat Tabanlıoğlu ile imzası olan,
ulusal ve uluslararası çaptaki birçok başarılı projesiyle İTÜ’ye gurur veren Tabanlıoğlu, mimarlık eğitimini İTÜ’de almanın
sağladığı donanımın iş hayatında kendisine birçok avantaj sağladığını söyledi.
Tabanlıoğlu, özgür düşünme, yaratıcı ve
yenilikçi olma özelliklerini İTÜ’de kazandığına işaret ederken, iş hayatından anlattığı örneklerle gençlere rehberlik etti.
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası
(EMO) tarafından düzenlenen Bitirme Tasarım ve Proje Yarışması’na katılan Elektrik
Elektronik Fakültesi öğrencileri değerlendirmeye alınan tüm kategorilerde 1.’lik,
2.’lik ve 3.’lük derecelerini aldı.
EMO İstanbul Şubesi tarafından bu yıl
10.’su düzenlenen ve elektrik, elektronik,
haberleşme, biyomedikal, kontrol mühendisi adaylarını çalışmalarında teşvik etme
amacı taşıyan “Bitirme Tasarım ve Proje
Yarışması”nın sonuçları açıklandı.
Elektrik-Kontrol kategorisinde 22,
Elektronik-Haberleşme kategorisinde 16
proje olmak üzere yarışmaya toplam 38
proje katıldı. Değerlendirme sonuçlarına
göre dereceye giren öğrenciler ve projeleri
şöyle:
Elektronik-Kontrol Kategorisi Dereceleri
n Birincilik Ödülü
Ahmet Hakan Oğuz - Elektrik Mühendisliği – Proje Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Derya Ahmet Kocabaş – Proje: Yüksek Hızlı
Asenkron Motor Tasarımı ve Rotor Optimizasyonu
n İkincilik Ödülü
Liridon Xheladini - Elektrik Mühendisliği Proje Danışmanı: Doç. Dr. Lale Tükenmez
Ergene – Proje: Doğru Akım Motoru Sürücü Tasarımı
Olgun Gözütok - Elektrik Mühendisliği
– Proje Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Derya
Ahmet Kocabaş – Proje: Mikrodenetleyici
Tabanlı Yumuşak Yol Verici ve Faz Sırası
Koruma Rölesi Tasarımı
Mustafa Küçükkuru – Elektrik Mühendisliği – Proje Danışmanı: Dr. Taşdemir Aşan
– Proje: Asenkron Motorun Skaler Kontrolü
n Üçüncülük Ödülü
Taner Yazıcı - Elektrik Mühendisliği - Proje Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Derya Ahmet
Kocabaş – Proje: Elektrik Makinalarının
Hız Denetimi için bir Evirici Düzeneğinin
Tasarlanması
Elektronik-Haberleşme-Biyomedikal
Kategorisi Dereceleri
n Birincilik Ödülü
Eşref Türkmen - Elektronik ve Haberleşme
Mühendisliği - Proje Danışmanı: Dr. H. Bülent Yağcı – Proje: X-Band Gerilim Kontrollü Osilatör
n İkincilik Ödülü
Mehmet Deniz Aksulu - Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği - Proje Danışmanı: Dr.
H. Bülent Yağcı – Proje: Design And Realization of a Radio Telescope For Observing
The 21 Cm Emissions From The Milky Way
n Üçüncülük Ödülü
Hasan Onur Çakar - Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği - Proje Danışmanı: Dr.
H. Bülent Yağcı – Proje: 3-5 GHz Yüksek
Doğrusallıklı, Pozitif Kazanç Eğimli, Düşük
Gürültülü Kuvvetlendirici Tasarımı ve Gerçeklenmesi.
‘İTÜ analitik düşünmeyi öğretti’
Galatasaray Lisesi mezunu olan ve ardından İTÜ Fizik Mühendisliği Bölümünü bitiren
Fatih İşbecer de İTÜ’nün her şeyden önce
kendisine analitik düşünme yeteneği kazandırdığını söyledi. Teknoloji girişimcisi olarak
çalışmalarından ve ulaştığı başarıdan bahseden İşbecer, İTÜ’nün kendisine kazandırdığı
yeteneklerin iş hayatında avantajlarını yaşadığını vurguladı. İşbecer, gençlere İTÜ’nün ve
İTÜ’lü olmanın ayrıcalığından bahsetti.
itü vakfı dergisi 103
İTÜ'DEN HABERLER
Engelsiz Tekstil Atölyesi
retim Rehabilitasyon Merkezinde engelli
bireylerle yapılan röportajların yer aldığı
kısa filmin izlenmesiyle başladı. Yapılan röportajlar sayesinde alınan görüşler, öneriler
ve şikâyetler, atölye çalışmasına katılanlar
tarafından değerlendirildi. Dört ayrı grubun
çalıştığı atölyede, en sık karşılaşılan sorunlar olarak sıralanan “giyinip soyunmadaki
zorluklar, hareket esnasında giysilerde açılma, giysilerin tahriş etmesi, giysilerde aşınma, bedenlerinin tam gelmemesi, estetik
olmaması” gibi en sık karşılaşılan sorunlar
ele alındı.
Engelliler İçin Tekstil Tasarım Merkezi
kuruluyor
Atölye çalışması sonunda ortaya çıkarılan
tasarımlar prototip haline dönüştürülecek
ve pilot bölgelerdeki engelli bireyler tarafından denenecek. Kullanıcı geri bildirimleri ile tasarımlar son halini alacak. Ardından,
İTÜ’de kurulacak ve Türkiye için bir ilk olacak “Engelliler İçin Tekstil Tasarım Merkezi”nde üretilecek.
İTÜ’de Engelli Bireylere Özel
Giysi Tasarımı
İTÜ’nün geçen yıl başlattığı Türkiye’de bir
ilk olan “Engelsiz Tekstil” projesi kapsamında “Engelsiz Tekstil Atölyesi” gerçekleştirildi. Giysi tasarımları, engelli bireylerle yapılan görüşmeler ve sunulan öneriler
değerlendirilerek çalışıldı. Kaymayan ve
bilek sıkmayan çorap, omuzdan fermuarlı
ceket, yürüme engellilere özel mont gibi
birçok tasarım yapıldı. Tasarımların numuneleri, İTÜ’de kurulacak ve Türkiye için bir
ilk olacak “Engelliler İçin Tekstil Tasarım
Merkezi”nde üretilecek.
İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi
öncülüğünde başlatılan,
Kalkınma Bakanlığı ve
İSTKA tarafından desteklenen “Engelsiz Tekstil” projesi kapsamında
gerçekleştirilen atölye
çalışmasında engelli bireylere özel giysiler tasarlandı. Akademisyenler, moda tasarımcıları,
tekstil mühendisleri, fizyoterapistler, psikologlar
ve gönüllülerin katıldığı
atölyede, engelliler için “kolay giyilebilir,
bakımı kolay, rahat kullanılan, estetik değer
taşıyan” olmak üzere 4 temel niteliği barındıran giysiler tasarlandı.
104 itü vakfı dergisi
Engelliler İle Röportajlar
Atölye çalışması, pilot bölge olarak belirlenen Sancaktepe’de ve Metin Sabancı
Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Öğ-
Prof. Gürsoy:
‘Standartları
belirleyeceğiz’
“Engelsiz İTÜ”, farklı
zemindeki çalışmaları
içeren önemli bir hedef.
Bu kapsamda Engelsiz
Tekstil projesi de hem
sorunlara çözüm üretmeyi hem de toplumun
her kesiminde farkındalık uyandırmayı ve bilinç
oluşturmayı amaçlıyor.
Projenin Koordinatörlüğünü İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevin Çiğdem
Gürsoy yürütüyor. İTÜ’nün böylesi önemli
ve öncü nitelik taşıyan bir projeyi yürütmesinin çok anlamlı olduğunu vurgulayanGürsoy, “Biz bu projeyle üniversite, devlet,
sanayi, sivil toplum örgütü işbirliğini gerçekleştirdik. Projede çok geniş bir ekip
olarak çalışıyoruz. Amacımız bu alandaki
eksiklikleri belirlemek ve numune çalışmaları yaparak toplumsal bilinç uyandırmak.
Önemli olan birkaç kişiyi giydirmek değil,
bu konuya öncülük etmek. Gerçekleştirdiğimiz atölye çalışmasında oluşturduğumuz
muhtelif tasarımlar sayesinde engelli giysi
tasarımı konusunda kuralları koymuş olacağız ve bu konuya bir standart getirmiş
olacağız” dedi.
İTÜ’lü Modacıların Tasarımları Podyuma Çıktı
Hem İTÜ’de hem de Amerika’da eğitim alan
genç modacıların, tasarımlarıyla profesyonel jüri önünde yarıştığı “İTÜ Fashion Show
2015”, göz alıcı bir defile ile gerçekleştirildi.
Sunuculuğunu Deniz Akkaya ve Kalust Şalcıoğlu’nun yaptığı gecede, İTÜ’lü modacıların “Yenilikleri Bozmak” temalı tasarımları
büyük alkış aldı.
İTÜ ile Amerika Fashion Institute of Technology (FIT) arasında uluslararası çift
diploma programı olarak yürütülen Moda
Tasarımı programının geleneksel yılsonu defilesi Divan Otel’de gerçekleştirildi. İTÜ Rektörlüğü’nün desteğiyle gerçekleştirilen, ana
sponsorluğunu İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) üstlendiği İTÜ Fashion Show 2015’in Koreografisini Banu Noyan üstlendi. Genç modacıların
tasarımlarını podyumda 25 manken taşıdı.
2016 İlkbahar – Yaz koleksiyonu, profesyonellerin ve davetlilerin büyük beğenisini
kazandı. Yarışmada 1.’liği Cemile Meryem
Özlem Şimşek, 2.’liği Asya Köksal Özkan,
3.’lüğü ise Ilgın Gizem Yazıcı kazandı.
• Moda Tasarımcıları Derneği Başkanı
Mehtap Elaidi
• Divan Grup İnsan Kaynakları Direktörü
Özgür Şahin
• Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin
• Spring Near East Manufacturing Yönetici Ortağı Esra Ercan
• IMG Doğuş Moda Direktörü Banu Bölen
• Art and Design Tasarım ve Mobilya Sahibi Ahu Orakçıoğlu
• Moda Tasarımcısı Gül Agis
• Moda Fotoğrafçısı Aslı Girgin
• Moda Editörü - Styling Ahu Yağtu
• Moda Editörü Yasemin Dizdar
• Vassago Yönetim Kurulu Üyesi Murat
Kayabaşı
İTÜ FIT Moda Tasarımı Programı
Hakkında
Tekstil ve konfeksiyon sanayiinin küresel-
leşen dünyada rekabet edebilir konumunu
sürdürebilmesi için özgün tasarım, kalite,
verimlilik, pazarlama ve dağıtım yeteneklerini geliştirerek, moda-marka ürünler grubuna yönelmesi yanı sıra moda ve marka
yaratma becerisine sahip tasarımcıların
yetiştirilmesi ülkemiz için zorunluluktur. Bu
gerekliliğin farkındalığıyla 2004 yılında açılan İTÜ-FIT Moda Tasarımı (Fashion Design) Programında öğrenciler 2 yıl İTÜ’de,
2 yıl ise New York’ta eğitim görmektedir.
Dünyanın en iyi moda okulları arasında ilk
sıralarda yer alan FIT, özellikle moda alanında eğitim veren pek çok eğitim kurumuna
akademik destek vermektedir. Ancak lisans
programı için ortak diploma verdiği tek
programı İTÜ ile yürütmektedir.
Profesyoneller Bir Arada
Yarışma seçici kurulu tekstil, moda ve hazırgiyim sektörünün öncü isimlerini bir araya
getirdi. Jüride yer alan isimler şöyleydi:
• İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Başkanı
Hikmet Tanrıverdi
• Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Şeref Fayat
• İstanbul Deri ve Deri Mamul İhracatçılar
Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ersin Özgümüş
• Birleşmiş Markalar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Burak Çelet
itü vakfı dergisi 105
İTÜ'DEN HABERLER
Yeşil Kampüs İTÜ’nün Öğrencilerinden Çevre Temizliği
“Daha Temiz İTÜ İçin Elele” sloganıyla bir araya gelen öğrencilerimiz, Yeşil
Kampüs İTÜ projesine destek vererek
Ayazağa Yerleşkesinde temizlik yaptı.
Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı işbirliğinde düzenlenen kampanya, çevre temizliğini ve doğayı
korumayı öncelik kabul eden dileyen
tüm İTÜ’lülerin katılımına açık olarak
gerçekleştirildi. 24 Mayıs 2015 Pazar
günü bir araya gelen İTÜ’lüler, kendi
çöpüne sahip çıkmanın çevreye duyarlı herkesin sorumluluğu olduğu ortak
paydasında buluştu.
Merkezi Derslik Binası önünden başla-
yan etkinlik, şenlik alanı ve konuk evi önü ile
devam etti. 10 kişilik gruplar halinde çalışan
öğrencileri ve personeli, iki saat boyunca
Dansın Renkleri İTÜ’deydi
İTÜ Konservatuvarının geleneksel hale getirdiği “Dünya Dans Günü” kutlama programı,
yine birbirinden renkli görüntülere sahne
oldu. Farklı kültürlerin dilini dans ve müzikle aynı salonda buluşturan program, her yıl
olduğu gibi konuklara unutulmaz bir sahne
şovu izleme fırsatı sundu.
“33. Dünya Dans Günü” kapsamında
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı
(TMDK) Türk Halk
Oyunları Bölümü tarafından hazırlanan
“9. Dünyayla Dans ”
programı, 29 Nisan
Çarşamba
akşamı
Mustafa Kemal Amfisinde sunuldu. Gösteri, ağır bir hastalıkla
mücadele eden Türk
Halk Oyunları Bölümü öğrencilerimizden
Halil Özçelik’e ithaf edilmesiyle ayrıca anlam
taşıdı.
Duygulandıran dans
Etkinliğe konuk olan Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfının hazırladığı “Sevgi” temalı dans, çocuklar tarafından
sahnelendi. İzleyenleri hem duygulandıran
hem de gururlandıran gösteri, dakikalarca
ayakta alkışlandı.
Qaval Raksı (Def Dansı) ile başlayan
gösteriler sırasıyla; Kadıoğlu Zeybeği, Flamenko Farruca, Halay, Domaniç Yöresi
106 itü vakfı dergisi
Geleneksel Dansları, Uyuyan Güzel Balesi
Mavi Kuş Dansı, Bursa Kılıç Kalkan, Tango,
Hançer Barı, Zenne, Seyirlik Oyun ve Rüya
ile devam etti. Görsel şölen, izleyicilerin de
sıralarından eşlik ettiği Horon ile sona erdi.
Farklı güzellikler, farklı estetik değerler
Gecenin kapanışında sahneye çıkan İTÜ
TMDK ve Türk Halk Oyunları Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Fikret
Değerli, “Bu akşam
seyrettiğim
farklı
danslar, farklı perfor-
kampüsteki geri dönüştürülebilir atıkları, gündelik çöpleri ve izmaritleri topladı.
Gündelik atıklar ve izmaritler çöp
poşetlerine doldurulurken, pet, plastik, kâğıt, kumaş, tahta, demir, karton
ve alüminyum gibi dönüştürülebilir
atıklar ise geri dönüşüm poşetlerine
toplandı.
Kampüse ve doğaya katkı sağlamanın mutluluğunu paylaşan İTÜ’lüler,
çevre duyarlılığının çok küçük davranış değişiklikleriyle gösterilebileceğini, herkesin bu sorumluluğunu hissetmesi gerektiğini vurguladı.
manslar, farklı güzellikler beni burada heyecanlandırdı. Şuna inanıyorum ki beden dili,
bedenin güzelliği insan hayatının toplumsal
hayatın kıymetlerinden biridir. Bu güzellikler
insanı diri tutuyor. Gençlerimizin burada sergiledikleri farklı atmosferler, farklı güzellikler,
farklı sanatlar, farklı estetik değerler, gerçekten de beni son derece mutlu etti. Bu sürprizi hazırlayan bölüm başkanımız başta olmak
üzere emeği geçen herkese huzurlarınızda
gönülden teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Etkinlik, Türk Halk Oyunları Bölüm Başkanı Nihal Cömert Ötken’in, Bölüm Başkan
Yardımcıları, öğrenciler ve izleyicilerin sahnede birlikte çektikleri halay ile sona erdi.
TMDK 40. Yıl Albümlerinin 3.'sü Çıktı
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı
(İTÜ TMDK), kuruluşunun 40. Yılına özel
hazırladığı arşiv serisinin 3. Cd’sini “Aşkname” adıyla çıkardı. 20. Yüzyıl Türk Müziğinden önemli bir seçki sunan albümden
elde edilecek gelir, diğer 2 Cd’de olduğu
gibi İTÜ öğrencilerine burs kaynağı olarak
kullanılacak.
Arayışlar, denemeler, özgün eserler
İTÜ TMDK 40. Yıl Albüm serisinin 3. Cd’si
olan “Aşkname”, Uzelli Plak etiketiyle müzik
marketlerdeki yerini aldı. Sanat Yönetmenliğini, Doç. Dr. Atilla Coşkun Toksoy’un üstlendiği albümde, 20. Yüzyılın renkli ve canlı
müzik yaşantısında iz bırakmış birbirinden
değerli bestecilere ait 10 eser yer alıyor.
Türk Makam Müziği’nde arayışların, denemelerin ve özgün eserlerin ortaya konulduğu bu dönemden örnekler, titiz bir seçki ile
bugünün müzik anlayışını da kucaklayan bir
yorumla müzikseverlere ulaşıyor.
Hem sanata hem eğitime destek
İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, İTÜ
TMDK 40. Yıl Albümlerinin bir gurur vesilesi olduğunu belirterek, “Sanatın zamansızlığı ve evrenselliğinden ilham aldığımız bu
çalışma, İTÜ’nün 242 yıllık köklü tarihinde
ürettiği sayısız değere bir yenisinin eklenişidir. Köklü bir kültürel mirasın beslediği
zengin müziğimizin farklı renklerini yansıtan
bu albümler Teknik Üniversite Ailesi adına
büyük bir gurur ve mutluluktur” dedi. Ka-
raca, albümlerin gelirinin öğrencilere burs
olarak aktarılmasının çalışmayı bir kat daha
anlamlı kıldığını belirterek, “Hem sanata
hem eğitime destek verilmesini sağlayacak
güçlü bir proje. Farklı müzik zevklerine hitap etmesi, ulaştığımız kitleyi genişletiyor”
diye konuştu. Karaca, ülkemizin ilk Türk
Müziği Konservatuvarı olan İTÜ TMDK’nın
günümüzün sürekli değişen ve gelişen
kültürel ortamında “yeni ve özgün” eserler
ortaya koymada ve bilimsel-çağdaş eğitimiyle geleceğin sanatçılarını yetiştirmede,
geleneği geleceğe bağlayan yegâne ve en
kuvvetli köprü olduğunu belirtti.
Türkiye’nin dört bir yanından ezgiler
İTÜ TMDK 40. Yıl Albümleri için Türkiye’nin
ve müziğimizin zenginliğini yansıtacak nitelikte özel bir repertuvar çalışması yapıldı.
İlk albüm THM türünde “Pür Nida” adıyla
çıkarıldı. Albüm, Anadolu’nun derin köklerinden beslenen halk türküleriyle yurdun
dört bir yanından renkler taşıyor. Sanat Yönetmenliğini İTÜ TMDK Müdürü Prof. Adnan Koç’un yaptığı albüm için Erzurum'dan
Yozgat'a, Kırıkkale'den Kütahya'ya farklı
bölgelerden 15 türkü seçildi.
İkinci albüm ise Klasik Türk Müziği türünde “Meşk-i Safa” adıyla çıktı. Sanat Yönetmenliğini Yrd. Doç. Dr. Adnan Çoban’ın
üstlendiği ve kronolojik bir repertuvara sahip olan albüm, Klasik Türk Müziğinin geçmişten bugüne uzanan birbirinden güzel
şarkılarını aynı CD’de topladı.
Zaman Çiçeklerle Dile Geldi
Türkiye’nin ilk tv yayınında kullanılan kamera, ilk üniversite radyosunun 70 yıl öncesinden kalan mikrofonu, ilk elektronik beyin ve
daha onlarca tarihi eşya, Yunus Karma’nın
çiçek tasarımlarıyla buluşarak
18 Haziran’a kadar İTÜ RSG’de
sergilendi.
242 yıllık tarihiyle dünyanın
en eski teknik üniversitelerinden
olan İTÜ, sahip olduğu sayısız
tarihi eşyayı çiçek tasarımıyla
birleştirdiği benzersiz bir sergiye
ev sahipliği yaptı.
Sergi için İTÜ’nün fakültelerinden 1 yıl süren titiz bir çalışmayla,
yaklaşık 200 eşya toplandı. Bu
eşyalar arasından yapılan seçki
ile 100’e yakın tarihi parça, çiçek tasarımı ile
buluşturularak 14 – 18 Mayıs arası sergilendi.
Sergide yer alan eşyalar arasında; Türkiye’nin ilk televizyon yayınının yapıldığı
İTÜ TV’de kullanılan kamera,
Türkiye’nin ilk üniversite radyosu olan ve bu yıl 70. yaşını
kutlayan İTÜ Radyosu'nun ilk
yayınlarında kullanılan mikrofon, İTÜ’de yapılan Türkiye’nin
ilk elektronik beyni gibi tarihi
bugüne taşıyan çok önemli
parçalar yer aldı. Eşyalarla
bütünleşen çiçek tasarımlarını
ise bu alanın önemli temsilcileri
arasında yer alan Tasarımcı Yunus Karma yaptı.
itü vakfı dergisi 107
İTÜ'DEN HABERLER
İTÜ’den Mezuniyet Mutluluğu
İstanbul Teknik Üniversitesi 20142015 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni, 8 Temmuz Çarşamba günü İTÜ
Stadyumu’nda gerçekleştirildi. İTÜ’lü
öğrencilerin mezuniyet mutluluğuna,
akademisyenler, mezunlar ve aileleri
ortak oldu. İTÜ, bu dönem 57 bölümden 2 bin 487 lisans öğrencisini mezun etmenin gururunu yaşadı.
Mezunlara Ata Demirer sürprizi
İTÜ Stadyumu’nda yapılan görkemli
tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı
ile başladı. Törende ilk olarak mezunlara,
sürpriz olarak hazırlanan film izletildi. Ata
Demirer’in “Niyazi Gül” karakteriyle seslendirdiği mezuniyet filmi, büyük beğeniyle
izlendi. İTÜ’nün amblemi olan arı üzerine
kurgulanan video arıların doğal mühendis
yapıları ve İTÜ’lü mühendisler arasındaki
benzerlikleri incelikle düşünülmüş esprilerle sunarak stadı dolduranları kahkahalara
boğdu. 1991 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Türk Müziği Bölümü'nü
kazanan Ata Demirer hazırlanan filmin sonunda ise genç mezunlara şöyle seslendi:
“Efendim bendeniz Ata Demirer… Yolu İTÜ’den geçmiş belki
kendi yolunu bulmak konusunda
en büyük katkıyı İTÜ’den almış
bir kardeşinizim. Bir ağabeyiniz
olarak bir kardeşiniz olarak diyorum ki… Eşsiz bir üniversiteden
mezun oluyorsunuz. Hepinizi
gönülden tebrik ediyorum. Yarın
öbür gün hayata atıldığınızda,
İTÜ mezunu iş arkadaşlarınız
patronlarınız çalışanlarınız ola-
108 itü vakfı dergisi
cak. Hatta belki müstakbel eşinizi hayat arkadaşınızı burada tanımışsınızdır. Kim bilir
belki yıllar, yıllar sonra çocuklarınızı gönderirsiniz İTÜ’ye… Günün sonunda kariyerinize, hayatınıza ve kurduğunuz dostluklara
dönüp baktığınızda iyi ve güzel şeylerin sebebi olarak inanın hep şunu göreceksiniz:
‘İTÜ’lü olmak’"
Dünyanın en hızlı keman virtüözü sahnede
İTÜ TMDK Kompozisyon bölümü öğrencisi Muhammed Yıldırır ünlü besteci Nikolay
Rimsky-Korsakov’un çalınması hayli ustalık
isteyen ve kemanla çalınması en
zor olan Yaban Arılarının Uçuşu
adlı interludunu bu kez İTÜ’lüler
için çaldı. Muhammed Yıldırır,
15 Haziran’da sergilediği performansta “Flight of the Bumblebee” eserini 37 saniyede çalarak
dünya rekorunun sahibi olmuş ve
Guinness Rekorlar Kitabı’na girmişti. Yıldırır’ın törende sergilediği
performansı İTÜ’lüler tarafından
dakikalarca ayakta alkışlandı.
Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca:
“Yolunuz ve bahtınız açık olsun”
Genç keman virtüözü Muhammed Yıldırır’ı
başarısından ve performansından dolayı
tebrik eden İTÜ Rektörü Karaca sonrasında mezunlara şöyle seslendi: “Sizlerle ne
kadar gurur duysak azdır. Hepinizin ailesini
tebrik ediyorum. İTÜ’lü olmak bir ayrıcalıktır. Teknik Üniversite sizlere bir
formasyon kazandırdı. Büyük bir ihtimalle birçoğunuz aldığınız dersleri
hatırlamıyorsunuz ama İTÜ’lü olmayı
hatırlayacaksınız. Tüm gençlerimizle
gurur duyuyoruz; yolunuz ve bahtınız
açık olsun…”
Kepler havalandı
İTÜ öğrencileri adına bu yıl en yüksek
ortalama ile mezun olan Bilgisayar
Mühendisliği Bölümü mezunu David
Teksen Aksun konuşma yaptı. Ardından İTÜ İnşaat Mühendisliği Mezunu Doğuş
İnşaat ve Ticaret A.Ş İcra Kurulu Başkanı
Burak Talu mezunlara seslendi. Sonrasında
fakülteler kuruluş sırasına göre anons edildi.
Sırasıyla fakülte dekanı, bölüm başkanı ve
öğrencilerle birlikte sahneye davet edildi.
Anı fotoğrafları çekildi. Renkli görüntülere
sahne olan bölümlerin takdiminde öğrenciler, gururu ve mutluluğu birlikte yaşadı. Mezuniyet Yeminini eden öğrencilerin coşkuyla
keplerini havaya atmasıyla tören sona erdi.
İTÜ’lü mezunlardan önemli destek
İTÜ Rektörlüğü tarafından düzenlenen mezuniyet törenine, İTÜ mezunlarından Doğuş
İnşaat ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Talu, Doğuş İnşaat ve Ticaret
A.Ş İcra Kurulu Başkanı Burak Talu, Yenigün
İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mithat Yenigün, İGA İstanbul Yeni Havalimanı CEO’su
Yusuf Akçayoğlu, İGA İstanbul Yeni Havalimanı Çevre ve Sürdürülebilirlik Direktörü
Ülkü Özeren ve İGA İstanbul Yeni Havalimanı CEO Danışmanı İrfan Gündüz katkı sundu.
İçerik: İTÜ Vakfı Dergisi
her
sayıda
özel bir
"Dosya
5 kıtada
60 ülkeye
yayılan
ihracatı
ve ABD’deki
üretimiyle
Konusu"nun
yanısıra,
özgün
globalleşen bir yıldız
bilimsel makale, araştırma
yazıları ve derlemelere;
İTÜ’deki tüm disiplinler ve
disiplinlerarası konularda
güncel bilimsel makalelere;
bilimsel ve teknolojik
gelişmeler ve yeniliklerle
ilgili haberlere;
İTÜ
öğretim
Bakır İhracatında
Lideriz.
elemanlarının akademik başarı,
yenilikçi proje ve buluş, yayın
haberlerine ilişkin metin ve
görsel malzeme katkılarına
açıktır.
Yazı Boyutu: İTÜ
Vakfı Dergisi’ne gönderilecek
Şirketler Topluluğumuz
makaleler
4 sayfa; 1850 sözcük
(15 bin karakter) sınırını
aşmamalıdır. Dipnotlar ve
kaynaklar bu sınırlamaya
dahildir.
Metin Yazım Özellikleri: Dergiye gönderilecek
metin, Microsoft Word programıyla yazılmalı, yazıda 12
punto boyutu kullanılmalı, yazı karakteri olarak Times
New Roman veya Arial tercih edilmelidir.
Görsel Malzeme: Gönderilen yazıda kullanılacak
fotoğraf, şekil, tablo vb. görsel malzemenin sayısı
makaleler için 5’i, haberler için 1’i aşmamalıdır. Görsel
malzeme, kesinlikle metin içine yerleştirilmemeli,
ayrıca iletilmelidir. Renkli, siyah-beyaz fotoğraf görsel
gönderilebilir. Görsel malzemenin dijital imaj dosyası
olarak JPG, TIFF, PSD formatlarında sunulmalı ve
Sarkuysan, 2014 yılında da İstanbul Maden ve Metaller
İhracatçı Birlikleri tarafından verilen “İhracatın Yıldızları
Ödülleri”nde “Bakır Teller ve Örme Halatlar İhracatı”
kategorisinde 1. sırada yer aldı.
İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı
Yayını
NİSAN - HAZİRAN 2015
www.sarkuysan.com
SAYI 68
çözünürlükleri 300 DPI’dan
düşük olmamalıdır.
Yazar İsmi: Gönderilen
makale, haber vb. metinlerde
yazar ismi, unvanı ve çalıştığı
kurum/görevi belirtilmelidir.
Metin Başlığı:
Makalelerde başlık
bulunmalıdır.
Dipnot: Dipnotlar sayfa
altında değil, metnin sonunda
yer almalıdır. Metin içinde
dipnot göndermeleri yer
alacaksa, sıra numarası ile
belirtilmeli ve metin sonunda
da aynı sıra numarası ile
yazılmalıdır.
Kaynaklar: Metin
sonunda yer almalı ve sıra
numarası verilmelidir. Metin
içinde kaynaklara gönderme
varsa, parantez içinde
gösterilmelidir. Kaynakça
yazım düzeni; yazar soyadı, adı, basım tarihi, yayın
adı, çevirmen adı-soyadı, yayınevi, basım yeri şeklinde
olmalıdır.
Metin ve görsel malzeme elektronik ortamda
e-posta ile veya CD’ye kayıtlı olarak, aşağıdaki iletişim
adresimize gönderilmelidir.
EĞİTİM
Doç. Dr. Selçuk Şirin
Prof. Dr. Emine Erktin
Prof. Dr. Güngör Evren
Prof. Dr. Gülsün Sağlamer
Prof. Dr. Lerzan Özkale
Prof. Dr. Mehmet Karaca
Dr. Y. Müh. (Mimar) Doğan Hasol
Prof. Dr. Erol Kulaksızoğlu
Prof. Dr. Ergün Toğrol
Prof. Dr. Ahmet Fahri Özok
Bülent Yalazı
Zeynep Afşeören
Mevlude Bakır
[email protected] veya
[email protected]
Tel. 0212 291 34 75 – 230 73 71
İTÜ VAKFI'NDAN HABERLER
Sosyal ve Kültürel
Hizmetler Komitesi’ne
“Gümüş Arı-2015” Ödülü
İ
TÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler
Komitesi, bir kez daha “Gümüş Arı”
ödülünün sahibi oldu.
İstanbul Teknik Üniversitesi’ne en fazla
katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara verilmekte olan Altın Arı ve Gümüş Arı Ödülleri, Üniversitemizin 241. kuruluş yıldönümü
nedeniyle gerçekleştirilen Geleneksel İTÜ
Günü töreninde sahiplerini buldu. İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi de,
Üniversiteye yaptığı burs katkıları nedeniyle 6. Kez Gümüş Arı Ödülü’nü aldı.
İTÜ Rektörlüğü, İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi’ni,
Burs Projesine ve Üniversitemize
yaptığı katkıları değerlendirerek 2015
yılında da “Gümüş Arı Ödülü”ne layık
gördü. Komite, 2004 yılında İTÜ Vakfı
ile birlikte Altın Arı, günümüze kadar
farklı yıllarda aldığı ödüllerle 6. defa
Gümüş Arı Ödülü’nü alarak Vakfımızı bir kez daha gururlandırdı. Ödül,
Rektör Prof. Dr. Mehmet Karaca tarafından, Komite adına kıdemli üyelerden Ayla Altay’a sunuldu.
1984 yılında üniversitemizi amaçlar doğrultusunda desteklemek üzere
kurulan İTÜ Vakfı, kuruluş yılından
itibaren hizmete açtığı işletmelerden
sağladığı gelirlerini kesintisiz olarak
İTÜ öğrencilerine burs, yurt imkanı
ve üniversiteye katkı olarak sunuyor.
Burs ve yurt olanaklarının dışında, İTÜ
Vakfı bütçesinden ve şartlı bağışlardan her yıl İTÜ’ye önemli miktarda
doğrudan katkı sağlanıyor. Aynı amaçlarla
ve İTÜ Vakfı’na güç katmak üzere 1989 yılında kurulan İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel
Hizmetler Komitesi, gönüllü üyelerin çabalarıyla ve hep aynı heyecanla varlığını,
etkinliklerini sürdürüyor. Dünyaca tanınan
110 itü vakfı dergisi
İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler
Komitesi, düzenlediği bu etkinliklerden
sağladığı gelir ve bağışlarla her yıl 200
civarında İTÜ öğrencisine karşılıksız eğitim
bursu veriyor.
solist ve grupları konuk ettiği klasik müzik
konserleri, yurtiçi ve yurt dışı geziler, briç
ders ve turnuvaları, yoga, resim kursları,
söyleşi ve konferanslardan oluşan etkinliklerle hem Burs Fonu’na katkı, hem İTÜ camiasında sosyal yaşama katkı sağlanıyor.
Yıl Sonu Toplantısında Komite'ye
Yeni Başkan Seçildi
Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi,
Şadiye Karadoğan başkanlığında 20142015 çalışma dönemini noktaladığı Haziran ayındaki toplantısında, hem etkinliklerin genel değerlendirmesi yapıldı hem de
yeni dönem Başkan ve Yönetim Kurulu
üyelerini seçti. Daha önceki yıllarda iki
dönem başkanlık yapmış olan İTÜ Kimya
Bölümü mezunu Zeliha Dilek 2015-2016
çalışma dönemi başkanlığına seçilirken;
Kamuran Aköz 2. Başkan, Sultan Sökmen
Koordinatör üye, Güler Uğur Gezi Alt Komitesi Yürütücüsü, Sermin İpekoğlu Sosyal
Alt Komite Yürütücüsü, Nuran Baykal Rehberlik ve Burs Alt Komite Yürütücüsü olarak görevi sürdürecek.
Toplantıda, 2015 yılı Gümüş Arı Ödülü’nü almış olmanın sevincini de paylaşan
Komite üyeleri, yeni çalışma dönemine Eylül ayında başlayacak.
2014-2015 Akademik Yılı Burs Bağışçıları
Geleceğimizin Yapı Taşları
Gençlerimize Katkı
Geleceğimizin yapı taşları gençlerimizin büyük bir kısmı maddi imkansızlıklar
içinde öğrenimlerini sürdürüyorlar. İTÜ Vakfı, kuruluş yılı olan 1984’ten beri gerek
bütçesinden ayırdığı burs fonu, gerekse mezunlarımız, mensuplarımız ve İTÜ
dostlarının verdiği desteklerle bu güne kadar on binlerce öğrencimiz için umut
oldu. İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi ise, gönüllü üyelerinin yıllardır sergilediği örnek dayanışma ile, gerçekleştirmekte olduğu etkinliklerden
elde ettiği gelirin tümünü burs fonuna aktarıyor. Bütün bu çabaların sonucu
olarak, 2014-2015 akademik yılında da yüzlerce İTÜ öğrencisine karşılıksız burs
verilerek eğitim giderlerine katkı sağlandı.
Geleceğimizi şekillendirecek gençlerimiz adına yapılan küçük-büyük her katkı
öğrencilerimiz için bir dayanak oluyor, üniversitemize ise güç katıyor. Nakdi ve
ayni bağışlarla, "Burs" çalışmalarımıza katkıda bulunan, destek veren tüm kişi ve
kuruluşlara İTÜ Vakfı olarak en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.
İTÜ VAKFI BAĞIŞÇILARI
Ülkü ARIOĞLU / ŞİRKETLER
GRUBU
Freysaş Freyssinet Yapı Sist. A.Ş.
Yapı Merkezi Prefabrikasyon A. Ş.
Subor Boru Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Yapıray Demiryolu İnş.Sist.San. ve
Tic.A.Ş.
1967 İTÜ İNŞAAT FAK.
MEZUNLARI BURS GRUBU
Altok KURŞUN
Hasan ÖZDEMİR
Yıldız - Hüseyin GÖNCÜ
Remzi KAYAHAN
Hüseyin Ersin TAKLA
Cengiz BAYRAK
Ali Suat BAŞER
İbrahim KAFALIER
Haydar GÜRBÜZ
MAKİNA FAKÜLTESİ 60
MEZUNLARI BURS GRUBU
Prof. Dr. Mehmet ÇAPA
Ataç SOYSAL
Talha DİNİBÜTÜN
Nahit KİTAPÇIOĞLU
Önder HIZVER - İzmit Süt Ürünleri
Şevket Sevgen YAĞLI
Tuğrul ERSAVAŞ - Konsan Kontrol
Cihazları
Mehmet ÇAĞIL –Çağış Makine
Mahmut KURTOĞLU
Sema Yazar Gençlik Vakfı
Recep TORUNOĞLU
Standart-Mas Pompa
Petek Makine Ltd.Şti.
Tuğrul MUTLU
Cavit ÇITAK
Elif Kaya OK
Süheyl AKMAN
Şule Gündüz ÖĞÜDÜCÜ
Fatma Sema OKTUĞ
Odak Baskılı Devre San.Tic.Ltd.Şti.
Gazanfer Şanlıtop
Hewlett Packard Teknoloji
Çözümleri Limited Sirketi
Aysel – İsmail KARAS
İTÜ VAKFI Sosyal ve Kültürel
Hizmetler Komitesi
Keskin Keser -Hatice Keser
Metin ÇELİK
Naci ENDEM (ENDEM İNŞAAT
SAN. ve TİC. A.Ş.)
Murat IMERYUZ
Savaş YÜCEDAĞ
Lale Tükenmez ERGENE
Sevgi MERİÇLİ – Filiz MERİÇLİ
Didem AKAY
Doğan SELÇUL
Taylan ÖNUÇAK
Burçelik Bursa Çelik Döküm Sanayi
A.Ş.
Ruhi KAFESÇİOĞLU
Suna ALTUĞ
İTÜ VAKFI SOSYAL VE
KÜLTÜREL HİZMETLER
KOMİTESİ BAĞIŞÇILARI
Ali Haydar & Gülten KAZGAN
Ali Murat KIZILTAŞ
Ali Rıza ERDOĞAN
Baran Emir BERKİ
Belkıs ERYÜKSEL
Berrak ÖZCAN
Betül EROZAN ve Arkadaşları
Betül ESKİŞAR
Cansel KOCAMAN
Duygu Serim ERKMEN
ELKON Elevatör Konveyör ve
Emel UZCAN
Emine AĞAR
Emine YAĞCI
Erdinç KILINÇ
Ertan DOĞAN
Erten ERSU
Erzen ONUR
Esen ATLI
Filiz BİLEN
Filiz SIRMACI
Ford Otosan A.Ş.
Gönül KARAGÖZ
GROUPM
Gülçin GÜVENSOY
Gülsün GÜRSEL
Güven ÖNAL
Güzin KARACA
İrem VARDAR
Kamuran AKÖZ
Kamuran EKENLER
Kevser ARSAN
Leman ŞENGİRGİN
Makine San. Tic. A.Ş.
Mesut GÜLFİDAN (71 Makine
Mezunları)
Müberra SANDIKÇI
Münevver MELEKOĞLU
Mustafa ALPAGUT
Naci KOLOĞLU
Necla BİLGE
Nersin ŞATIROĞLU
Nevin OSMANOĞLU
Nezihe ÖZELGİN
Nihal Uzcan ERATLI
Nuran AKAY
Nuran ÖZBİL
Ömer İZGİN
Rengin KUZGUN
Reyyan AKSEL
Sacide BİLGÜN
Salim BİLGÜN
Şerife ÖZKAYNAK
Sevgi KARAKADIOĞLU
Sevim ÜLGEN
Süha ÇİLMİ
Şükrü ALKAN
Suna ATAK
Tülin GEDİKTAŞ
Ülkü KALYON
Yetkinler Orman Ürünleri
Yurdanur AYDOSTLU
Yurdanur CANSÜ
61 İnşaat Mezunları Eşleri
Kitap Telifi Bağışçıları
Ali ALKUMRU
Alinur BÜYÜKAKSOY
Aydın EKEN
Ayşe PEKER DOBİE
Gökhan UZGÖREN
Hüseyin İNAN (Mustafa İNAN
adına)
Mete TAPAN
Mithat İDEMEN
Reşat BAYKAL
itü vakfı dergisi 111
İTÜ VAKFI'NDAN HABERLER
Teşekkür
2014-2015 döneminde yaptıkları ayni bağışlarla
İTÜ öğrencilerine katkıda bulunan firmalara teşekkürlerimizi sunarız. İTÜ VAKFI
ADNAN ECEVİŞ
EĞLEN ÖĞREN ÇOCUK YAYINLARI
KOLBAŞI TİCARET
AHMET ALİOĞLU
ELVAN GIDA
KORAY YANIK
AHMET NURİ ŞİRİKÇİ
EN-KA ÇELİK
KORKMAZ MUTFAK
ALGİDA DONDURMA
EVYAP
LİNA TEMİZLİK ÜRÜNLERİ
ALİ GÜNERİ SAAT LTD.
FARUK SELMAN LEKESİZ
LITTLE CAESARS
ALİ RIZA ASLAN-EMSAŞ
FİLİZ DEMİRBAŞER-MİNYATÜR
M.BİLAL ALKAN
ARÇELİK
GEKA –KALKINMA AJANSI
MARKİZ PATENT
ASKON
GÖKMEN KIMIRTI
MAVİ OFSET
AZİZ AKPINAR -HEDİYELİK EŞYA
GÖKŞEN PARLATAN
MEDIACOM-İLKAY DÜZGÜN
AZİZ GÖMLEKLERİ-AZİZ GİYİM
GÜLİSTAN KAPAR
MUHAMMED ÇAVUŞOĞLU
BAKA KALKINMA AJANSI
HACI BEKİR LOKUMLARI
MÜSİAD
BEKO
HARLEM DIŞ TİCARET
NECAT KIRAL
BESSE GÖMLEK
HASAN HÜSEYİN KARGIN
NURETTİN ORTA
BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ
HASSAS MÜHENDİSLİK
SAKA SU
BEYOĞLU BELEDİYESİ
İBB -PARK BAHÇELER MÜDÜRLÜĞÜ
SARAY PERDE
BİLGİ SİSTEMLERİ SANAYİ
İGİAD
SARAY TUZ
CAN-EM OYUNCAK SANAYİ
İSTANBUL KALKINMA AJANSI
SİNPAŞ HOLDİNG
CENK ÇİMEN
KAANLAR PEYNİR
SÜT-İŞ LEVENT ŞUBESİ
CEVAT ÇEHRELİ
KARDELEN HAZIR GİYİM
ŞEKERCİ CAFER
COLGATE DİŞ FIRÇALARI
KENPOOL TEKSTİL
ŞİŞLİ BELEDİYESİ
DOĞRUYOL TEKSTİL-DENİZLİ
KERVAN GIDA
TEKİN BUJİTERİ
TEVFİK ERDENGİ
TUFAN KAR
UĞUR BUJİTERİ
UMUT GOLD
UZAY GIDA
UNILEVER GIDA
WHITE SEA
XEROX
YEDİRENK İLETİŞİM
YETKİNLER ORMAN ÜRÜNLERİ
YİBA GLASS
YUSUF KOÇAK
ZAFER ÖZER
ARZUM EV ALETLERİ
BANAT DİŞ FIRCALARI
BÜYÜK ÇAMLICA PEYZAJ
ÇAY –SET
ELİA ART –ANTALYA
ESNAN DİŞ HASTANESİ
FAKİR EV ALETLERİ
ŞİLE GÜMÜŞ
ZİYLAN AYAKKABI
2015 Mezunu
Bölüm Birincilerine
İTÜ Vakfı Ödülü
Briç Turnuvaları Yıl Sonu Kupası
İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler
Komitesi’nin uzun yıllardır sürdürdüğü
ve her yıl giderek daha fazla ilgi ve katılım
gören Briç ders ve turnuva etkinlikleri,
büyük heyecana sahne olan kupa-madalya turnuvası ile bir dönemi daha geride bıraktı.
İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde her
hafta Salı ve Perşembe günleri gerçekleştirilen etkinliğin, 28 Mayıs’ta düzenlenen yıl sonu turnuvasında, briç tutkunlarının yıllık ortalama puanına göre kupa
ve madalya sevincini yaşadığı Yıllık Klas-
112 itü vakfı dergisi
man Sıralamas’nda ilk üç dereceyi alan
isimler:
Salı Turnuvaları
Skor Ortalaması
Yasemin Suner
60,980
Betül Eskisar
60,459
Şadiye Karadoğan
58,203
Perşembe Turnuvaları
Skor Ortalaması
Zeynep Başaran
60,913
Yasemin Suner
60,392
Belkıs Aksu
59,472
İstanbul Teknik Üniversitesi, 2014-2015
dönemi sonunda yeni mezunlarını hayata uğurladı. İTÜ Vakfı, her yıl olduğu gibi,
2015 mezuniyet töreninde de İTÜ Fakülteleri ile İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı bölümlerinden bölüm birinciliği
derecesi ile mezun olan tüm öğrencilere
ödül olarak birer altın hediye etti.
Ödüller, 8 Temmuz’da İTÜ Ayazağa
Yerleşkesi Stadyumu’nda gerçekleştirilen
mezuniyet töreninde bölümlerinden başarı ile mezun olan öğrencilere sunuldu.
SEKTÖRDEN HABERLER
Shell, Madeni Yağlar Pazarında
8 Yıldır Liderliğini Koruyor
PETDER’in Türkiye pazarına ilişkin sektör
raporuna göre Shell & Turcas Petrol A.Ş Türkiye’nin, uluslararası danışmanlık ve araştırma şirketi Kline’ın her yıl gerçekleştirdiği
küresel madeni yağlar pazar araştırmasına
göre de Shell dünyanın “1 numaralı Madeni
Yağ Tedarikçisi” oldu.
Petrol Sanayi Derneği’nin (PETDER)
açıkladığı sektör raporuna göre Shell & Turcas Petrol A.Ş, 2014 yılında da Türkiye’de
toplam madeni yağlar pazar lideri oldu.
Aynı zamanda, uluslararası danışmanlık ve
araştırma şirketi Kline’ın her yıl yaptığı küresel madeni yağ pazarına yönelik araştırmaya göre de Shell, “Dünyanın 1 Numaralı
Madeni Yağ Tedarikçisi” konumunda bulunuyor. Böylece 2014 yılı Shell’in Türkiye’de
ve dünyadaki pazar liderliğinin 8.yılı oldu.
Hem Türkiye hem de küresel pazarda
8 yıldır devam eden liderlikle ilgili duyduğu
mutluluğu vurgulayan Shell Madeni Yağlar Genel Müdürü Seyfettin Uzunçakmak,
“Shell dünyada** ve Shell &Turcas Türkiye'de*, madeni yağlar pazarında 8 yıldır
arka arkaya lider marka oldu. Hem dünyada hem Türkiye’de otomotiv üreticileri ve
distribütörleri tarafından tercih edilen bir iş
ortağı olmayı hedefliyoruz. Müşterilerimizle
işbirliğimizi onların ihtiyaçlarına odaklanarak geliştireceğiz” dedi ve ekledi: “Bizim
en öncelikli hedefimiz, bireysel ve kurumsal
müşterilerimize en son teknoloji ile üretilmiş
ürünleri sunmak ve yüksek performans almalarını sağlamak.”
Türkiye’nin en beğenilen akaryakıt şirketi*** Shell & Turcas;otomotiv, inşaat, madencilik, enerji üretimi, demir-çelik ve genel
imalat gibi bir dizi kullanım alanında müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için çok çeşitli
madeni yağ ürünlerinin satışı ve pazarlamasını gerçekleştiriyor. Shell’in madeni yağ
markaları portföyü, Shell Helix ve Shell Rimula motor yağlarının yanısıra, Shell Tellus,
Shell Omala, Shell Gadus, vb. endüstriyel
yağlar ve greslerden oluşuyor. Shell, özellikle 2014 yılında pazara sunduğu Shell Helix
Motor Yağları ile, 40 yıllık araştırma geliştirme çalışmaları sonucunda doğal gazdan
motor yağı üretimini gerçekleştirerek teknolojide devrim niteliğinde bir ürüne imza attı.
* PETDER 2014 Madeni Yağlar Raporu referans
alınmıştır.
** Kline & Company bağımsız araştırma şirketinin
2013 yılı için hazırladığı Global Madeni Yağlar raporu referans alınmıştır.
*** Shell & Turcas, aylık iş ve ekonomi dergisi
Capital’in 15 yıldır gerçekleştirdiği “Türkiye’nin
En Beğenilen Şirketleri Araştırması” kapsamında
2014 yılında “Akaryakıt Sektörünün En Beğenilen
Şirketleri” listesinde birinci sırada yer aldı.
NASA’nın kablosu SARKUYSAN’dan
Sarkuysan 1972 yılında, ticari hayatımızın
önemli merkezlerinden olan Kapalıçarşı'da
altın ticareti yapan sarraf ve kuyumcuların
öncülüğünde kuruldu. İsmi, kurucularının
mesleklerini ifade eden SARraf, KUYumcu
ve SANatkar kelimelerinin ilk 3 harflerinin
birleştirilmesinden türetildi. Şirketin; ülkemizde tamamı halka açık çok ortaklı ilk başarılı
kuruluş olarak, sanayileşme tarihimizde özel
bir yeri bulunmaktadır. Gebze ve Darıca Bölgesinde sahibi olduğu 180 dönüm arazide
77.000 m2 kapalı alanda elektrolitik bakır ve
mamulleri, bakır boru ve bakır lama üretimi
yapan kuruluşun başlangıçta 10.000 ton/yıl
olan üretim kapasitesi bugün 200.000 ton/
yılın üzerine çıkarak bir dünya ölçeğine ulaşmıştır. Ürünleri; elektroteknik, elektronik, motor, haberleşme, elektrik üretim ve dağıtımı,
güneş enerjisi, ev cihazları ölçü aletleri, savunma, otomotiv, kimya, inşaat, ısıtma-havalandırma ve sıhhi tesisat sanayilerinin standart girdisi olmaktadır. Tüm faaliyetleri için
TS EN ISO 9001 ve ISO/TS 16949 Kalite, ISO
14001 Çevre ve OHSAS 18001 İş Sağlığı ve
Güvenliği Yönetim Sistemleri belgeleri olan
ve ürünlerinde "sks" markasını kullanan Sarkuysan, yurtiçinde sektörde üretim ve satışlarıyla lider olup, ürünlerinin önemli bir bölümünü de 5 kıtadaki 50'ye yakın ülkeye ihraç
etmektedir. Bugün Avrupa’da üretilen binek
ve ticari araçların tahminen yarısında SARKUYSAN teli kullanılmaktadır. Uzun yıllardır
ABD’deki Uzay Araştırma Merkezi NASA'ya,
son yıllarda da uçak sanayilerinin tedarikçi
kuruluşlarına oksijensiz bakırdan üretilen tel
ile nikel kaplı bakır tel verilmektedir.
itü vakfı dergisi 113
SPOR
Basketbol: Seçkinlik ve
zarafet oyunu…
Metin Tükenmez
İTÜ Beden Eğitimi Bölümü
Oyunlar ve basketbol
sayesinde çocuklar ve
gençlere bilimsel düşünmeyi
sevdirebiliriz. Basketbol
oynarken oyunun aralarına
örneğin, bir atış sırasında,
Newton’un ilk devinim yasasının
(eylemsizlik yasası) uygulamaya
koyulduğunu, her atışta topun
parabolik bir kavsini, yani
balistik füzenin uçuşuyla aynı
olduğunu, çembere basan
oyuncunun vücudunun kütle
merkezinin, kısa bir süre
dünyanın yörüngesi olduğunu
öğrenmenin kime ne zararı
olabilir?
T
ürkiye Basketbol Ligi’ni 28 yıl aradan sonra ikinci kez şampiyon olarak bitiren Karşıyaka’nın bu büyük
başarısından sonra bir basketbol yazısı
yazmak kaçınılmaz oldu sanki. Rakiplerinden on kat daha az bir bütçe ile ligi şampiyon tamamlayan Kaf Kaf’ın bu büyük
başarısı, Lig’de beş kez şampiyonluk kazanıp son 42 yıl içerisinde bir daha şampiyon olamayan İTÜ Basketbol Takımı’na
örnek olur mu acaba…
Basketbolun tarihine kısa bir giriş yapacak olursak, Genç Erkekler Hıristiyan
Birliği(YMLA) Eğitim Okulu’nda beden
eğitimi öğretmeni James Naismith tarafından 1891’de tasarlandığını görürüz.
Atlet ve beysbolculara kış antrenmanları
yaptırmak amacıyla geliştirilen bu oyunda
114 itü vakfı dergisi
belirlenen hedef topun tahtadan yapılmış
sepetlere sokulmasıydı. İlk oynanış şeklinde yedişer kişilik iki takım arasında 20’şer
dakikalık üç devre halinde oynanmıştır.
Oyunun asıl amacını duvarlara asılı
sepetlere top atmak oluşturduğundan,
Dr. Naismith tarafından bu oyuna “sepet
topu” anlamına gelen basketbol adı verilmiştir. Basketbol kısa sürede YMCA’nın
duvarlarını aşarak bütün okullara,
üniversitelere ve hatta semtlerde
bulunan spor salonlarına değin yayılmıştır. Bu gelişme ve yaygınlaşma kulüplerin basketbol şubesi açmalarına da
neden olmuştur.
Türkiye’de basketbol ilk kez 1904 yılında Robert Koleji’nin spor salonunda
oynanmıştır. Amerikalı öğretmenler yöne-
timindeki bu basketbol karşılaşması denemeden öteye gitmemiştir. 1911 yılında
Galatasaray Lisesi beden eğitimi öğretmeni Ahmet Robenson, basketbol oyun
kurallarını dilimize çevirerek yönetmeliğe
uygun olarak beşer kişilik takımlar arasında karşılaşma yapılması sağlanmıştır.
Aynı yıllarda İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu’ndaki spor salonunun
yerinde voleybol ve basketbol oynandığı
bilinmektedir. Yine aynı yıllarda İTÜ’lü voleybolcular Fenerbahçe forması ile maçlar
yaparken, Galatasaraylılar alınmasın diye
İTÜ’lü basketbolcular da Galatasaray formasıyla maçlar oynamışlar.
Beysbol ve Amerikan futbolunun kökeni Azteklere dayanıyor. Futbol avcılığın günümüzdeki uyarlaması (versiyonu) sanki.
İnsanlaşma sürecini tamamlamadan önce
bile oynadığımız güzel bir oyun. Hokey
gibi çok eskiden bile oynadığımız oyunlar
var. Ama basketbol 100 yılı aşkın bir süredir oynanmasına karşın futbol ve beysbolun yanında henüz çok yeni... Çoğunlukla
Afrikalı-Amerikalı oyuncuların ellerinde
sporda zekâ, kusursuzluk, cesaret, cüret,
öngörü, ustalık, takımdaşlık, seçkinlik ve
zarafetin en göz kamaştırıcı sentezi oldu.
1,60 metrelik Muggsy Bogues devler
ormanında dans ediyor, Michael Jordan
serbest atış çizgisinin ötesinde bir karanlıktan süzülerek geliyor, Larry Bird dönüp
bakmaksızın kusursuz paslar veriyor, Kerim Abdül Cabbar merdivensiz göğe tırmanıyor.
Basketbol futbol gibi temas esasına
dayalı bir oyun değil; ince bir hüner oyunudur. Tam saha baskı, topu yakalayıp
sürme, pasın kesilmesi, aniden yükselen
bir forvetten gelen sayı, hepsi birlikte zekâ
ve atletizmin, akıl ve vücudun uyumla kesiştiği bir çizgi oluşturuyor.
Her spor dalında, oyuncular inişli çıkışlı bir çizgi izler. Basketbolda optimal
canlılığı yakaladığınız durumlara “sıcak
el” deniliyor. Hata yapamazsınız. Bir üst
küme( play off) maçında, normalde iyi
bir uzak mesafe atıcısı olmayan Michael
Jordan’ın sahanın her yerinde peş peşe
üçlük atışlar yapıp, sonunda kendinin bile
şaşırmasını biliyoruz.
Tersine, ısınamadığınız, hiçbir şeyin
yerini bulmadığı zamanlar da vardır. Oyuncu havasında olduğu zaman sanki büyülü
bir güçle donanmış, beceremediğinde de
kötü yazgıya çatmış ya da uğursuz bir büyüye kurban gitmiş gibi görünür. Ama bu
bilimsel düşünceye değil, sihre dayalı bir
yaklaşımdır.
Cornell Üniversitesi’nde ruhbilim profesörü olan Tom Gilovich basketbol skorundaki iniş çıkışlar üzerine bir araştırma
yapar. Gilovich NBA oyuncularının yaptığı
atışların olasılık kurallarının ötesinde bir
başarı sergileyip sergilemediğini inceledi.
Bir, iki ya da üç basketten sonra oyuncuların tekrar basket atma şansı, kaçırdıkları
bir atıştan sonra sayı yapma olasılığından
daha yüksek değildi. Bu çok iyi oyuncuların, yalnızca saha içi basketleri değil serbest atışları için de geçerliydi.
Ünlü koç Red Auerbach, Gilovich’in
1911 yılında Galatasaray
Lisesi beden eğitimi öğretmeni
Ahmet Robenson, basketbol
oyun kurallarını dilimize
çevirerek yönetmeliğe
uygun olarak beşer kişilik
takımlar arasında karşılaşma
yapılması sağlanmıştır.
Aynı yıllarda İstanbul
Teknik Üniversitesi’nin
Gümüşsuyu’ndaki spor
salonunun yerinde voleybol
ve basketbol oynandığı
bilinmektedir.
Basketbol sporunun ve Amerikan Futbolu kaskının mucidi James Naismith.
çalışmasını duyduğunda yanıtı şöyle oldu:
“Kim bu adam? Çalışma yapmış öyle mi?
Külahıma anlatsın.” Acaba bu durum,
oyuncuları, olasılık yasalarıyla oynatılan
kuklalara mı dönüştürüyor? Elbette ki
hayır… Ortalama atış yüzdeleri, kişisel
becerilerinin gerçek bir yansımasıdır. Bilimsel veriler yerine Tanrıların sıcak elli
oyuncuları kutsamış, soğuk elli olanı ise
lanetlemiş olduğunu düşünmek hem çok
kolay hem de daha eğlenceli kuşkusuz.
Peki, öyleyse sorun nedir?
Biraz gizemcilikten ne çıkar? Sıkıcı sayılamalı (istatiksel) analizlerden çok daha
sevimli bu. Doğru, biraz gizemciliğin basketbolda, sporda bir zararı yoktur. Ama
düşünme yöntemimizde alışkanlık haline
gelirse, sevdiğimiz çoğu oyunda başımızı
derde sokar.
Çünkü oyunlar ve basketbol sayesinde
çocuklar ve gençlere bilimsel düşünmeyi
sevdirebiliriz. Basketbol oynarken oyunun aralarına örneğin, bir atış sırasında,
Newton’un ilk devinim yasasının (eylemsizlik yasası) uygulamaya koyulduğunu,
her atışta topun parabolik bir kavsini, yani
balistik füzenin uçuşuyla aynı olduğunu,
çembere basan oyuncunun vücudunun
kütle merkezinin, kısa bir süre dünyanın
yörüngesi olduğunu öğrenmenin kime ne
zararı olabilir? Topu çembere sokabilmek
için kesinlikle doğru hızda yükselmeniz
gerekir; yüzde birlik bir hata yaparsanız,
kütle çekimi sizi zora sokar.
itü vakfı dergisi 115
SPOR
Basketbol 100 yılı aşkın bir
süredir oynanmasına karşın
futbol ve beysbolun yanında
henüz çok yeni... Çoğunlukla
Afrikalı-Amerikalı oyuncuların
ellerinde sporda zekâ,
kusursuzluk, cesaret, cüret,
öngörü, ustalık, takımdaşlık,
seçkinlik ve zarafetin en göz
kamaştırıcı sentezi oldu.
Öyleyse, derslerde, antrenmanlarda,
gazete veya televizyonlarda neden spor
aracılığıyla bilimi sevdirme çabası içine
girmiyoruz? Televizyonda maç anlatan
spikerler “top su birikintisine çarpıp hız
kazandı” diyerek bilimsel bir yanılgının
içine düştükleri halde doğrusunu öğrenmiyorlar. Oysa top suya çarptıktan sonra
başlangıçtaki hızına ulaşır.
Örneğin, Isaac Newton’un 1672’de
yazdığı “Işığın Doğası Konusunda Tartışma” başlıklı makalesinde sözünü ettiği
ışığın prizmadan geçişi sırasındaki değişimini sporla örtüştürebiliriz. Şöyle der Nevton: “Işınların prizmadan geçtikten sonra,
eğrisel çizgiler boyunca hareket edip etmediklerini ve eğriliklerinin çok ya da az
olmasına göre duvarların farklı bölgelerine yönelip yönelmediklerini merak ettim.
Eğer bir raketle vurulan bir tenis topunun
da böyle bir eğri çizdiğini sık sık gördüğümü anımsayınca kuşkum daha da arttı.
Çünkü raketin vuruşu ona hem dairesel
hem de ileriye doğru hareket verir; topun
çevresindeki hava hareketin verildiği tarafta, öteki tarafa göre daha şiddetli itilir ve
sıkıştırılır (topspin vuruş M.T.); orada oluşan hava direnci ve tepkisi de o oranda
artar. Aynı nedenle, eğer ışık ışınları da
küresel cisimlerse ve bir ortamdan başka
bir ortama eğik olarak geçmeleri onlara
dairesel bir hareket veriyorsa, hareketin
alındığı tarafta, çevresindeki esirin daha
büyük direncine maruz kalacaklar ve sürekli öbür tarafa doğru eğileceklerdir.”
Bilimi sevmeden, bilimin hayatımızın
her alanında var olduğunun farkında olmadan, oynarken bile tüm hareketlerimizin bilimsel yasalara dayalı olduğunu algılayamadan daha yaşanılabilir bir hayatın
koşullarını nasıl sağlayabiliriz? Toplumun
çok önemli kesimine ulaşabilen antrenörler, koçlar, beden eğitimi öğretmenleri
böylesi bir görevin öncüleri olamazlar mı?
116 itü vakfı dergisi
İTÜ Hornest
Şampiyonluk
Gururu
Korumalı Futbol Süper Liginde üst üste
2. Türkiye Şampiyonluğunu alan Amerikan Futbol Takımımız İTÜ Hornest, kupasıyla birlikte Rektör Prof. Dr. Mehmet
Karaca’yı ziyaret etti. Takımla birlikte
şampiyonluk mutluluğunu tazeleyen
Rektör Karaca, İTÜ’ye yaşattıkları gurur
için öğrencilerimize teşekkür etti.
Çalışmalarından ve zorlu geçen
lig mücadelelerinden bahseden öğrencilerimiz, başarıya giden süreci ve
hedeflerini Rektöre anlattı. Çok yönlü
olmanın önemine değinen ve bunu başaran öğrencileri görmekten mutluluk
duyduğunu söyleyen Rektörümüz ise
sanatla ya da sporla uğraşmanın aslında akademik başarıyı da desteklediğini vurguladı. Amerikan Futbolunun
stratejik bir spor dalı olması nedeniyle
ayrıca önemli olduğunu belirten Rektör Karaca, yakından takip ettiği bu
spor dalına ilişkin öğrencilerimizle
sohbet etti.
Kürekte 3. Kez Türkiye Şampiyonluğu
Bu yıl 4.’sü düzenlenen “Üniçek Üniversiteler Arası Kano, Kürek ve Dragon Bot Türkiye Şampiyonası”nda, kupanın adresi yine değişmedi. İTÜ Kano ve Kürek Takımları, “Dragon Boat Erkekler” ve “Dragon Boat Karma” kategorilerinde Türkiye Şampiyonu oldu. Öğrencilerimiz, şampiyonluk kupasını üst üste 3. kez İTÜ’ye getirdi.
Bayan Voleybol Takımımız Lig 2.’si
2014 yılında kurulan İTÜ Bayan Voleybol
Takımı, ilk sezonunda şampiyonluk maçına çıkarak ligi 2.’lik kupası ile tamamladı. 2.’lik kupası, İTÜ Bayan Voleybol
Takımı’nın oldu.
Türkiye Voleybol Federasyonu İstanbul Büyük Bayanlar Liginde 14 takımın
mücadele ettiği sezonun final maçı, İTÜ
Spor Kulübü Bayan Voleybol Takımı ile
M.E. Marmara Akademi arasında 20 Haziran Cumartesi günü Üsküdar TVF 50.
Yıl Spor Salonunda oynandı.
M.E Marmara Akademi takımı ile ligin
ilk yarısındaki karşılaşmasından 3-2'lik
bir skorla galip ayrılan İTÜ Bayan Voleybol Takımı, ikinci karşılaşmayı şampiyonluk maçı için yaptı. Sporcularımız 3 set
boyunca rakip takım karşısında temposu
yüksek bir mücadele sergiledi. 1.set (2519), 2.set (25-19), 3.set (30-28) sona
erdi.
Final maçının ardından 2.’lik kupasını kaldıran takımımızı kutluyor, başarıya
emeği geçen sporcularımızı ve teknik
ekibimizi kutluyoruz.
Muaythaide Türkiye Şampiyonluğu İTÜ’den
Üniversite Sporları Federasyonu ve Türkiye Muaythai Federasyonu tarafından
Marmaris’te düzenlenen “Türkiye Üniversiteler Arası Muaythai Şampiyonası”nda
İTÜ Türkiye 1.’liği ve Türkiye 3.’lüğü aldı.
65 üniversiteden 567 sporcunun katılımıyla 6.’sı gerçekleştirilen turnuvada,
üniversitemizi İTÜ Ring ve Minder Mücadele Sporları (İTU Dragons) Kulübü temsil etti. Yetişkinler bayan kategorisinde
Ayten Betül Kahya Türkiye Şampiyonu,
Vesile Sukas ise Türkiye 3.’sü oldu. Sporcu Öğrencimiz Ayten Betül Kahya, nisan
ayında düzenlenen “Türkiye Muaythai
Şampiyonasında” ise Türkiye 2.’liği elde
etmişti. Kahya, İTÜ’yü “Dünya Üniversiteler Arası Muaythai Şampiyonası”nda
temsil etmeye hazırlanıyor.
itü vakfı dergisi 117
YAYINLAR
İTÜ VAKFI YAYINLARI
Gemi İnşaatı ve Deniz
Teknolojisi Mühendisliği
Tarihi - 2015
Reşat Baykal
40 TL
Matematik 1 Teoremler,
İspatlar, Problemler - 2008
Mehmet Ali Karaca
25 TL
Otomatik Konteyner
Terminalleri ve Terminal
Yönetim Bilgi Sistemleri - 2015
Yavuz Keçeli
Volkan Aydoğdu
18 TL
Kompleks Değişkenli
Fonksiyonlar Teorisi - 2008
Mithat İdemen
15 TL
Cisimlerin Mukavemeti
Yenilenmiş 9. Baskı - 2015
Mustafa İnan
35 TL
Elektromagnetik Alan
Teorisinin Temelleri - 2006
Mithat İdemen
11 TL
Lineer Sınır-Değer
Problemleri ve Özel
Fonksiyonlar - 2015
Mithat İdemen
25 TL
Uçuşun Yüzüncü Yılında
Modern Aerodinamiğin
Temelleri - 2006
Ülgen Gülçat
17 TL
Enstrüman Yapım
Eğitiminde Oransal
Ölçeklendirme - 2015
Eren Özek
15 TL
Writing Research Papers 2.baskı, 2006
Editörler: Dilek Vidana
Tavaşoğlu, Süeda Albayrak,
Suzan Arıman
15 TL
İstanbul İçin Öngörüler - Taarla
İTÜ Mimari Tasarım Araştırma
Laboratuvarı Çalışmaları - 2014
Editörler: Ayşe Şentürer
Nurbin Paker - Özlem Berber
Aslıhan Şenel
25 TL
Muallim İsmail Hakkı Bey ve
Musiki Tekamül Dersleri 2006
Nermin Kaygusuz
10 TL
Teknik İngilizce
2014. 5. Baskı
Pamela Edis
15 TL
Planlamada Sayısal
Yöntemler - 2005
Vedia Dökmeci
10 TL
Theory and Practice of Ship
Handling - 2014
Kinzo Inoue
50 TL
Yazıları ve Rölöveleriyle
Sedat Çetintaş - 2004
Editör: Ayla Ödekan
Müzikoloji ve Kaynakları
2014 2. Baskı
Yrd. Doç. Dr. Recep USLU
17 TL
Mimarlıkta Değerlendirme
2004
Mete Tapan
10 TL
ORFF Yaklaşımı, Elementer
Müzik ve Hareket Eğitimine
Giriş - 2014
Atilla Coşkun Toksoy
15 TL
Mimarlıkta Estetik
Değerlendirme - 2014
Mete Tapan
10 TL
Ebrunun Mermer Yüzü - 2014
Hikmet Barutçugil
150
TL
İTÜ Tarihçesi
Kazım Çeçen
10 TL
İstanbul Teknik Üniversitesi
ve Mühendislik Tarihimiz 2. baskı, 2013
İstanbul Teknik Üniversitesi ve
Mühendislik Tarihimiz 2. baskı, 2013
150
TL
Analiz Dersleri - 1993
Ratıp Berker
10 TL
Ord. Prof. Ata Nutku-Türk Gemi
İnşaatı Endüstrisi ve Mühendislik
Eğitiminin Önderi - 1.baskı, 2013
Aydın Eken
50 TL
Gemi Formunun
Hidrodinamik Dizaynı
Kemal Kafalı
10 TL
Matematik I Çözümlü
Problemleri - 7. Baskı, 2013
Ayşe Peker Dobie
22 TL
İstanbul Boğazı Güneyi ve
Haliç’İn Geçe Kuvaterner
Dip Tortulları
Engin Meriç
10 TL
Essentials Of Research
Paper Writing - 2.baskı,
2013
Editörler: Dilek Vidana
Tavaşoğlu, Süeda Albayrak,
Suzan Arıman
17 TL
Diferansiyel Denklemler
2010
Faruk Güngör
25 TL
Dalga Kırınımında Analitik
Yöntemler Cilt:I-II - 2011
Alinur Büyükaksoy,
Gökhan Uzgören,
Ali Alkumru
25 TL
Elektromagnetik
Alan Teorisi Çözümlü
Problemleri Cilt:I-II - 2009
Gökhan Uzgören, Alinur
Büyükaksoy, Ali Alkumru
35TL
Lineer Cebir Çözümlü
Problemleri - 2009
Mehmet Ali Karaca
15 TL
118 itü vakfı dergisi
150
TL
Satış Noktaları:
İTÜ Vakfı (İTÜ Maçka Yerleşkesi)
www.1773itu.com (on-line)
Seçkin Yayıncılık
Çantaylar Kitabevi (İTÜ Ayazağa Yerleşkesi)
PAN Yayıncılık
YEM Kitapevi
Pandora
EDGE Akademi (Ankara)
Ayrıntılı bilgi için: www.ituyayinlari.com.tr Sipariş: [email protected]
İstanbul Teknik Üniversitesi
ve Mühendislik Tarihimiz
Editör: Prof. Dr.
Mehmet Karaca
2. Baskı
Matematik I
Teoremler, İspatlar,
Problemler
Y. Doç. Dr.
Mehmet Ali Karaca
2. Baskı
esi Fen ve Mühendislik
atik 1 dersinin notlarndan
ölçüde gerekli olan teorik
zora sralanmş çözümlü
ar kapsayacak biçimde
ümlerinin birinci snfnda
umarm.
MATEMAT‹K I ÇÖZÜMLÜ PROBLEMLER‹ / Ayşe Peker Dobie
Teknik Üniversitesi Fennde tamamlayan Ayşe
. Doç. Dr. olarak görev
Yazıları ve
Rölöveleriyle
Sedat Çetintaş
Prof. Dr. Ayla Ödekan
Essentials of
Research Paper
Writing
Dilek Vidana Tavaşoğlu
Suzan Arıman
Süeda Albayrak - 2. Baskı
Ord. Prof. Ata Nutku Türk
Gemi İnşaatı Endüstrisi ve
Mühendislik Eğitiminin
Önderi
Y. Müh. Aydın Eken
Theory and Practice of Ship
Handing
Kinzo Inoue
Elektromagnetik
Alan Teorisinin
Temelleri
Prof. Dr. Mithat İdemen
3. Baskı
Mimarlıkta
Değerlendirme
Prof. Dr. Mete Tapan
Cisimlerin Mukavemeti
Prof. Dr. Mustafa İnan
Yenilenmiş 9. Baskı
Lineer Sınır-Değer
Problemleri ve Özel
Fonksiyonlar
Prof. Dr. Mithat İdemen
MATEMAT‹K I
ÇÖZÜMLÜ PROBLEMLER‹
7. BASKI
Ayşe Peker Dobie
limit ve süreklilik
türev ve uygulamalar
integral ve uygulamalar
integrasyon teknikleri
9 789757 463115
Matematik I
Çözümlü Problemleri
Y.Doç.Dr.
Ayşe Peker Dobie
7. Baskı
Teknik İngilizce
Pamela Edis
5. Baskı
Muallim İsmail Hakkı
Bey ve Musiki Tekâmül
Dersleri
Prof. Nermin Kaygusuz
Planlamada
Sayısal Yöntemler
Prof. Dr. Vedia Dökmeci
Diferansiyel
Denklemler
Prof. Dr. Faruk Güngör
4. Baskı
itü vakfı dergisi 119
YAYINLAR
Satış Noktaları:
İTÜ Vakfı (İTÜ Maçka Yerleşkesi)
www.1773itu.com (on-line)
Seçkin Yayıncılık
Çantaylar Kitabevi (İTÜ Ayazağa Yerleşkesi)
PAN Yayıncılık
YEM Kitapevi
Pandora
EDGE Akademi (Ankara)
Ayrıntılı bilgi için: www.ituyayinlari.com.tr Sipariş: [email protected]
Gemi İnşaatı ve Deniz
Teknolojisi Mühendisliği
Tarihi - 2015
Prof. Dr. Reşat Baykal
Otomatik Konteyner
Terminalleri ve Terminal
Yönetim Bilgi Sistemleri - 2015
Doç. Dr. Yavuz Keçeli
Doç. Dr. Volkan Aydoğdu
ORFF Yaklaşımı, Elementer
Müzik ve Hareket Eğitimine
Giriş - 2014
Yrd. Doç. Dr. Atilla Coşkun
Toksoy
Ebrunun Mermer Yüzü
2014
Hikmet Barutçugil
Kompleks Değişkenli
Fonksiyonlar Teorisi - 2008
Prof. Dr. Mithat İdemen
Uçuşun Yüzüncü Yılında
Modern Aerodinamiğin
Temelleri - 2006
Prof. Dr. Ülgen Gülçat
120 itü vakfı dergisi
Enstrüman Yapım
Eğitiminde Oransal
Ölçeklendirme - 2015
Yrd. Doç. Dr. Eren Özek
İstanbul İçin Öngörüler - Taarla İTÜ
Mimari Tasarım Araştırma Laboratuvarı
Çalışmaları - 2014 Editörler:
Prof. Dr. Ayşe Şentürer, Doç. Dr. Nurbin
Paker, Araş. Gör. Özlem Berber
Yrd. Doç. Dr. Aslıhan Şenel
Müzikoloji ve Kaynakları
2014 2. Baskı
Yrd. Doç. Dr. Recep USLU
Dalga Kırınımında Analitik
Yöntemler Cilt:I-II - 2011
Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy
Prof. Dr. Gökhan Uzgören
Prof. Dr. Ali Alkumru
Elektromagnetik
Alan Teorisi Çözümlü
Problemleri Cilt: I-II - 2009
Prof. Dr. Gökhan Uzgören
Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy
Prof. Dr. Ali Alkumru
Lineer Cebir Çözümlü
Problemleri - 2009
Yrd. Doç. Dr.
Mehmet Ali Karaca
Writing Research Papers 2.baskı, 2006
Editörler: Dilek Vidana
Tavaşoğlu, Süeda Albayrak,
Suzan Arıman
Mimarlıkta Estetik
Değerlendirme - 2014
Prof. Dr. Mete Tapan
Analiz Dersleri - 1993
Ord. Prof. Dr. Ratıp Berker
Hazırlayan : Süleyman Kolata
[email protected]
Briç Turnuvaları
9.
Merhaba sevgili briçseverler,
Temmuz ayı içerisinde gerçekleşen briç aktivitelerinden bahsetmek istiyorum sizlere öncelikle.
Briç sporunun gelişmesi için gençlerimizin önemi çok büyük.
Briçi onlara sevdirmek, briçin bir kumar değil aksine çok faydalı bir
beyin sporu olduğunu herkesin anlamasını sağlamak için 29 Haziran - 5 Temmuz 2015 tarihleri arasında, Bozyazı ( Anamur )’da,
aynı zamanda İTÜ Vakfı Briç Topluluğu’nun da eğitmeni olan milli
briç sporcumuz Süleyman Kolata önderliğinde U16 (16 yaş altı)
Briç yaz kampı gerçekleşmiştir.
Yaz kampında, 30 civarında 16 yaş altı çocuğumuz briç hakkında bilgi edinmiş, hatta masada oynayabilir seviyeye gelmişlerdir. Umuyoruz ki hayatlarının geri kalanında bu güzel oyuna devam ederler, başarılarıyla bizleri gururlandırırlar.
Avrupa Briç Federasyonu’nun iki yılda bir düzenlediği Avrupa
Açık Briç Şampiyonları’nın yedincisi bu sene Norveç ‘ in Tromso
şehrinde 27 Haziran – 11 Temmuz 2015 tarihlerinde düzenlendi.
Turnuva kategorileri şöyle idi: Mix Takımlar, Mix İkili, Açık Takımlar,
Bayan Takımlar, Açık İkili, Bayan İkili.
Ülkemizden de bir çok sporcumuz bu önemli turnuvaya katıldı.
Kategorilerdeki dereceler ve ülkemiz oyuncularından bazılarının
aldığı sonuçlar:
Mix Takımlar :
1. White House
2. A J Diamonds
3. Zimmerman – Full House
Mix İkili :
1. CRONIER Philippe - WILLARD Sylvie (Fransa)
2. HELGEMO Geir - LANGELAND Aase (Norveç)
3. GROMOV Andrey - GROMOVA Victoria (Rusya)
KIZILOK Ömer - KÜTÜK Başak (Türkiye)
Açık Takımlar :
1. TEAM ORANGE WHITE
(Hollanda)
2. BLUND (Norveç)
Açık İkili :
1. BESSIS Thomas VOLCKER Frederic (Fransa)
2. MORATH Anders EFRAIMSSON Bengt-Erik (İsveç)
3. WILLENKEN Chris BILDE Dennis
(Amerika – Danimarka)
11. KOLATA Süleyman – KANDEMİR İsmail (Türkiye)
Gönül isterdi ki ülkemiz sporcuları kupa- madalya ile dönsünler, fakat bu zor şampiyonada aldıkları dereceler hiç küçümsenecek cinsten değil. Kendilerini kutlar başarılarının devamını dileriz.
Tromso’ daki şampiyona 25. Avrupa Genç Takım Şampiyonaları adı altında 18-25 Temmuz 2015 Tarihleri arasında devam ediyor.
26 Yaş altı gençlerin katılabildiği bu turnuva, ülke federasyonlarının
seçtiği genç milli takım seviyesinde gerçekleşiyor. Ülkemizi temsil
edecek genç sporcu kadromuz ise şöyle :
Fatih Aydın, Ataman Aydoğdu, Yusuf Berkay Kapusuz, Can
Korkmaz, Can Erdem Tükenmez, Deniz Ünalan. Sporcularımıza
başarılar diler, güzel sonuçlarla dönmelerini temenni ederiz.
Tromso’da yapılan şampiyona için detayları görmek/takip etmek isteyenler EBL’in internet sitesinden her türlü bilgiye ulaşabilirler. http://www.eurobridge.org/
itü vakfı dergisi 123
Elimiz Norveç’in Tromsö kendinde düzenlenen Avrupa Açık
Şampiyona’sından
Açık ikili turnuvada 11. olan ekibimiz Süleyman Kolata - İsmail
Kandemir çiftinden Yarı final 1. Seans 5 Numaralı Bord
Dağıtan: Kuzey
A74
2
R97
Final etabından bir el:
ARD1082
K
R
QV74
B -----
Yerden sağlam treflsini çeken Kolata eğer rakip çakmazsa elinden körü defos edecek ve 1 pik vererek kontratını yapacak, eğer
rakip büyük çakarsa kör kaybını atacak, eğer rakip küçük çakarsa
10 lu ile üstüne çakıp son körünü yere çakarak son kaybından kurtulacaktı.
Bu deklerasyon ve oyun planı Kolata-Kandemir çiftine çok iyi
bir skor getirmişti.
D962
----- D
R85
AV108
65432
V965
3
1 Numaralı Bord
Dağıtan: Kuzey
10986543
106
G
V10853
-
A10963
RV76
D
AV
74
V7
KANDEMİR
KOLATA
Batı KuzeyDoğu
Güney
-
1TREFLPAS
1PİK
DBL(1) 3KÖR(2)PAS
4PİK
PAS PASPAS PAS
Kör atağını as ile alan Kolata, as ve rua trefli çekmek üzere yere
geçti. Doğu oynanan 2. trefliye çakıp yerde ki ruaya doğru bir karo
oynadı.Batı Karoyu as ile alıp bir karo daha oynadı eli yere verdi.
Karo ruaya 1 kör atan Kolata yerden dam trefliyi çekti rakip kör atınca Kolata’da elden bir kör atttı. Şimdi rakibin 1 kör daha atmasına
müsade etmeyen Kolata yerden karo oynayıp çaktı, elden küçük
bir kör daha oynayıp yerden çakıp, bir trefli daha çakarak ele geldi
ve trefleri sağladı. Pik asıyla batıda ki tek kozu bitirerek yere geçen
Kolata şu duruma ulaşmıştı:
K
B -----
RD72
----- D
R942
ARD
A8763
10
AD984
G
985432
DV105
532
KANDEMİR
KOLATA
Batı KuzeyDoğu
Güney
-
3PİK(1)3NT
PAS
6NT PASPAS PAS
7
108
K
D
B -----
----- D
6
V
-
G
V10
10
-
124 itü vakfı dergisi
D9
-
-
Salonun büyük çoğunluğu 6 sanzatu kontratına karo damını
atak etmişti. Dam karo atağına defans 1 karo onörü ezdirdiği için
oynayan taraf oyunu karo üzerine kurup bir karo vererek 12 löveye
ulaşabiliyordu.
Ancak Kolata kör 9 lusunu atak edince fire vermemiş
oldu. Rakip karo as çekip dağılımı görünce oyun planını trefl
empaslarına bağlamak zorunda kaldı ve hem rua hem de vale
trefl empas dışında olduğu için 6 sanzatu kontratına 1 battı.
Bu firesiz atak rakibe 6 sanzatu kontratını imkansız hale
getirmiş ve Kolata-Kandemir çiftine iyi bir skor kazandırmıştı.

Benzer belgeler