ISSN: 1304 -1517 - Turuncu Dergisi

Yorumlar

Transkript

ISSN: 1304 -1517 - Turuncu Dergisi
ISSN: 1304 -1517
KONUT PROJESİ DEĞİL
BİR YASAM HİKAYESİ
Bahçeşehir’in en değerli arazisi üzerinde hayata geçirilen Vaditepe Bahçeşehir,
özlem duyulan o sımsıcak mahalle kültürünü, modern yaşam çizgileriyle birleştiriyor ve sizlere,
alışılagelmiş konut projesi yerine, bir yaşam hikayesi sunuyor.
Size de dairenizi seçip hikayede yerinizi almak kalıyor.
Bekleriz...
212
428 88 00
ADVERTORIAL
ADVERTORIAL
Arnavutköy,
istanbul’un
yarını OLACAK
Özellİkle yenİ kurulan İlçelerden Arnavutköy,
bİrçok uzman tarafından İstanbul’un yarını olarak İlan edİldİ.
Bİr metre karesİ dahİ değerlİ olan bu bölgede yatırım
yapmak adına arazİ alan hİç kİmse kaybetmedİ.
YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1981 Erzurum’da dünyaya
geldim. İlk ve orta öğrenimimi
Erzurum’da tamamladım. 1989’da
İstanbul’a göç ettik. 1999’da Gıda
Sektörü ile birlikte İstanbul’da
ticarete başladım. Gıda sektörü ile
başladığımız ticari faaliyetlerimiz
zamanla Hazır Beton, Tekstil,
İnşaat ve Gayrimenkul sektörleri
ile devam etti. Son olarak da
2010 yılından beri Çavuşoğlu
Yatırım Gayrimenkul A. Ş. Olarak
hem gayrimenkul sektörü
hem de inşaat sektöründe
ticari faaliyetlerimize devam
etmekteyiz. Evli ve 2 çocuk
babasıyım.
Gayrimenkul sektöründe
ne zamandan beri faaliyet
gösteriyorsunuz ve neden bu sektörü tercih ettiniz?
Bizler İstanbul’daki ilk yıllarımızdan itibaren farklı sektörlerde
ticari faaliyetlerle uğraşırken
özellikle 2000’li yılların başı
itibariyle İstanbul’un yeni gelişmekte olan ilçelerinden Arnavutköy’deki değişim ve gelişime
kayıtsız kalamazdık. Özellikle de
ilçe statüsü kazanması ile birlikte
hızlı bir nüfus artışının yaşandığı
Arnavutköy’de Gayrimenkul ve
İnşaat sektöründeki hareketlilik
de bizleri bu sektöre yakınlaştırdı
diyebilirim.
ARNAVUTKÖY MASTER PLANI
Nitekim kayıtsız kalamadığımız bu
iki sektör zamanla mevcut iktidarların
Arnavutköy’ü de içinde barındıran tarihi
ve vizyon projeleri hayata geçirmesi
ile can buldu diyebiliriz. Özellikle son
5 yıllık periyotta birçoğu devlet projesi
haline gelen ve bölgeyi hareketlendiren projeler bizleri de bu
sektörde daha etkin ve daha
kaliteli hizmet verme noktasında kendimizi geliştirmemize vesile oldu. İstanbul’un
coğrafi alan bakımından
Avrupa yakasındaki en
geniş alana sahip ve buna
rağmen arazisinin neredeyse yüzde 90’ının boş ve bakir olduğu
Arnavutköy’de son 5 yıl içerisinde asrın
projesi olan Kanal İstanbul, Kuzey Marmara Otoyolu, 3. Boğaz Köprüsü’nün
geçiş güzergahındaki otoyol ve metro
projeleri, tamamlandığında dünyanın
en büyük havalimanı olacak Havalimanı
Projesi, 3 milyon nüfuslu New İstanbul
Projesi, Bio Şehir, Dünyanın en büyüğü
olmaya aday Kongre ve Fuar Merkezi
projeleri bölgeyi ciddi manada hareketlendirdi.
5 yılda bölgedeki arazilerin değeri
deyim yerindeyse yüzde 500 oranında
arttı. Artan değeri ile başta Arap yatırımcılar olmak üzere dünyanın birçok
ülkesindeki yabancı yatırımcıların da
dikkatini çeken Arnavutköy’de kaliteli,
ve güvenilir bir danışmanlık hizmeti
“Özellikle yeni kurulan ilçelerden
Arnavutköy, birçok uzman tarafından
İstanbul’un yarını olarak ilan edildi. Bir
metre karesi dahi değerli olan bu bölgede yatırım yapmak adına arazi alan
hiç kimse kaybetmedi. “
Gayrimenkul Danışmanlığı yapmaya devam ediyoruz. Özellikle hızla artan
nüfusun konut ihtiyacını
da karşılamak adına İnşaat
şirketimizle de kaliteli ve her
bütçeye hitap edecek kaliteli konutlar üretiyoruz.
Gayrimenkul alım ve satım
oranı ne durumda?
Demin de dediğimiz gibi bölge
oldukça hareketli. Başta TOKİ ve KİPTAŞ
olmak üzere bölgede önemli projelerin
altına imza atarken bu projeler
yerli yatırımcıları da harekete geçiriyor. Önemli inşaat firmaları bölgede
projeler üretirken gelecekte daha
büyük projelerin altına imza atabilmek
adına şimdiden yatırım yapıyorlar.
Ciddi manada devasa araziler satın
alan şirketler Arnavutköy’ün 5-10 yıl
sonrasını da düşünerek yatırımlarına
şimdiden yön veriyorlar. Sadece yerli
değil, aynı zamanda Arap yatırımcıların
yanısıra, İngiltere, Azerbaycan, İran,
Rusya gibi ülkelerden de yatırımcıların
ciddi manada Arnavutköy’den araziler
alarak ilerleyen yıllardaki projelerinin
ön hazırlığını yapıyorlar. Böylesine bir
hareketliliğin yaşandığı Arnavutköy’de
demin de dediğimiz gibi nüfus hızla
artıyor ve dolayısıyla da konut ihtiyacı
da buna paralel olarak artış gösteriyor. İstatistiklere de baktığımız zaman
birkaç yıl önce nüfusu 180 binlerde
olan Arnavtköy şimdilerde 240 binlere
ulaşmış durumda.
Bölgedeki projeler ne aşamada şuan?
Tabi öncelikle Arnavutköy sınırları
içerisinde inşaatına devam edilen 3.
Havalimanı projesi hızlı bir şekilde
devam ediyor. Tamamı bitirildiğinde
dünyanın en büyük havalimanı olacak
olan bu projede şuan 2 bin kamyon,
400 iş makinası ve 9 bin 300 personel
çalışıyor. Gece gündüz aralıksız
yürütülen çalışmalarla havalimanının
bazı peronları bitmiş durumda. İlk
etabının ise 2017’de açılacağı ifade
edilen Havalimanı’nda hummalı bir
çalışma yürütülüyor. Kanal İstanbul
gibi önemli bir proje ise şuan proje
üzerinde yapılan düzenlemelerin
bitirilmesi sonrasında başlayacak. Asrın
projesi ile Karadeniz ve Marmara’ya
ikinci bir boğaz gelmiş olacak. Öte
yandan İstanbul trafiğini ciddi manada
hafifletecek olan Yavuz Sultan Selim
Köprüsü’nde ise sona gelindi. Bağlantı
yolları ve Kuzey Marmara Otoyolu’nun
da Arnavutköy’den geçeceği Köprü’nün
önümüzdeki yıl içerisinde hizmete
açılması planlanıyor.
3. HAVAALANI
Yıldırım Beyazıt Cad. No:37 Arnavutköy / İstanbul
Gsm: 0532 236 69 65
Tel: 0212 597 74 78
Fax: 0212 597 75 79
E-Posta: [email protected] www.cavusogluyatirim.com.tr
Dr. SERVER TERZİLER
Medikal Estetik
T
[email protected]
eknoloji geliştikçe hayatımızı
kolaylaştırmaya ve daha
konforlu hale getirmeye
devam ediyor. Teknolojinin
gelişimi estetik alanında da
birçok yeniliğe ev sahipliği yapıyor.
Bunların sonuncusu ise Body Tite
tekniğidir.
Body Tite; RF’li (radyofrekanslı)
liposuction tekniğidir. Body Tite, Klasik
liposuction sonrası meydana gelen
sarkma ve dalgalanma problemlerini yok
etmek üzere geliştirilmiş son teknolojik
bir sistemdir.
Body Tite tekniği sayesinde artık
liposuction ameliyatlarında vücutta
sarka yada dalgalanma yaşanmıyor.
Radyo frekans dalgaları ile yapılan
operasyon sonrasında kişi hem
yağlarından kurtuluyor, hem de daha
sıkı ve gergin bir cilt yapıcına kavuşuyor.
Bu sayede yağ aldırma ameliyatları
sonrasında gerdirme ameliyatlarına
daha az ihtiyaç duyuluyor.
OPERASYONLAR ARTIK DAHA KONFORLU!
Uzayan dinleme süreleri de artık
ortadan kalkıyor. Maksimum 45 dakika
süren operasyonların ardından 2 günlük
dinlenme süresi sonrası, hastalarımız
günlük yaşam konforundan ödün
vermeden, iş ve sosyal yaşamlarına geri
dönebiliyorlar.
GIDI BÖLGESİNDE UYGULAMA AVANTAJI!
üstelik bu yeni uygulama
sayesinde gıdı bölgesinde oluşan yağ
fazlalıklarında kurtulmak mümkün. Daha
belirgin bir çene hattı ve gıdısız boyun
bölgesi Body Tite’ın sunduğu en önemli
avantajların başında geliyor.
www.esteworld.com.tr
Adres : Birlik Sokak Akyıldız Sitesi D Blok No:28 D:16 Levent / İstanbul
Gsm: 0533 965 71 13 Tel.: 0212 324 90 47 Faks: 0212 325 91 71
!
R
A
V
iŞi
S
on yıllarda kadınların istihdamı ve sosyal hayatta
etkinliklerinin arttırılmasına yönelik çalışmalar
yapan Esenler Belediyesi
bu konudaki yeni projeleri hayata
geçirmeye devam ediyor.
Gelişen ve dönüşen çağa ayak
uydurmak için kadınlar toplumsal
yaşamın içerisinde daha fazla yer
almalıdır. Bu durumu göz önünde
bulundurarak kadının hem eğitim
seviyesinin yükseltilmesi, hem
istihdama katılımının sağlanması
için Esenler Belediyesi birçok
proje yapmaktadır. Kadının sosyal
hayata katılımını teşvik etmek için
Esenler Belediye Başkanı Sayın
Mehmet Tevfik Göksu tarafından
hayata geçirilen, “İstanbul Kadın
İstihdam ve Girişimcilik Merkezi
Projesi” bu çalışmalardan bir
tanesidir. Bu proje ile yaklaşık
bin Esenlerli kadının istihdama
katılımı desteklenecektir. Fatih
Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
İstanbul İl Müdürlüğü ile ortaklaşa
yürütülen proje kapsamında
Anadolu yakasında Üsküdar’da,
Avrupa yakasında Esenler’de
bir istihdam merkezi kurularak,
kadınların bu merkez aracılığı ile
yine proje kapsamında iştirakçi
olan firmalarda istihdam edilmeleri
sağlanacaktır.
Proje kapsamında KOSGEB’ten
sertifikalı girişimcilik eğitimi de
verilecektir. Kendi işini kurmak
isteyen ama bu konuda nasıl bir yol
izleyeceğini bilmeyen kadınların
yönlendirilmesinde etkili olacak
eğitimler sırasında İŞKUR kadınların
günlük harçlıklarını da karşılayacaktır.
Esenler’de kadınların sosyal hayata
katılımını destekleyen, yürütülen
bir diğer istihdam projesi ise Sağlık
Bakanlığı tarafından desteklenen ve
Willows Foundation tarafından birçok
ülke ve şehirde uygulanan “Üreme
Sağlığı için Davranış Değişikliği
Programı” projesidir. Bu proje
“Kadınlar Kadınlar İçin” sloganıyla
hayata geçmiş ve kadınların
bilinçlendirilmesinde yine kadınların
rol alması sağlanmıştır. Uluslararası
bir dernek olan Willows Foundation
vakfının koordinatörlüğünde proje iki
yıl boyunca Esenler’de uygulanacaktır.
Saha eğiticisi olan hanımlar Esenler’de
belirlenmiş olan beş mahallede,
evlere giderek, 15 ile 49 yaş arasındaki
kadınlarla birebir görüşmeler yaparak,
önce bilgilendirme yapacak ardından
da var olan sağlık problemlerini
proje merkezine ulaştırarak, tedaviye
yönlendirilmelerini de sağlamış
olacaklardır. Böylece Esenler’de
belirlenen bu beş mahallede iki yıl
boyunca düzenli olarak kadınlarla
irtibat kurulmuş olacak ve özellikle
bebek ölümlerinin de önüne
geçilmesi sağlanacaktır.
Esenlerli kadınlar verilecek olan
eğitimlerle hem daha vasıflı bir
hale getirilmiş olacak hem de aile
ekonomisine katkı yapmış olacaktır.
Bunun yanında sosyal hayatın
içerisinde daha fazla yer alan kadının
birey olarak özgüvenin arttırılması
da sağlanacaktır. Geçtiğimiz yıllarda
uygulanmış olan bir diğer kadına
yönelik istihdam projesi ise Kadını
Destekleme ve Eğitim Merkezi
Projesi (KADEME)’dir. Esenler kadın
istihdamında bir kademe önde
sloganıyla hayata geçen proje
kapsamında 60 kadın eğitimlerini
tamamlayarak, sertifikalarını
almışlardır. Eğitim gördükleri,
Çocuk ve Bebek Bakımı, Evde ve
Ofiste Yardımcı Kadın ve Hasta/
Yaşlı Refakatçiliği alanlarında başarılı
olan kursiyerlere iş imkanı sağlamak
isteyen işverenler Esenler Belediyesi
aracılığıyla kadınları istihdam
etmişlerdir. Esenler Belediyesi
kadın istihdamına yönelik projeler
kapsamında 2016 yılında da kadını
desteklemeye devam edecektir.
BÜLTEN
“The Underwater Paradise”
sömestr tatilini renklendiRECEK
B
ilinmeyen diyar
Bubblelandia’nın
büyüleyici güzelliği,
drama, pandomim, dans,
kukla ve kum sanatının
tüm sürprizleriyle birlikte gün yüzüne
çıkıyor. Şaşırtıcı lazer gösterileri, özel
efekt ve ışık şovlarıyla harmanlanan
ve her yaştan izleyicinin büyük keyif
alacağı bu muhteşem şov “The
Underwater Paradise” sömestr tatilinde
İstanbul’da ilk kez izleyiciyle buluşuyor.
IEG Live ve 73 Organizasyon işbirliği
ve Finansbank ana sponsorluğunda
İstanbul’a gelecek olan The
Underwater Paradise, 3 boyutlu
sahnede izleyicilere rengarenk bir
dünyanın kapılarını aralıyor. 29-3031 Ocak 2016 ve 6-7 Şubat 2016
tarihlerinde Volkswagen Arena’da
gerçekleştirilecek olan muhteşem
şov, sualtı dünyasının “Küçük Deniz
Kızı”, “Altın Balık” gibi klasiklerden de
bazı referans ve alıntılarla, her yaştan
izleyicinin içinde kendini bulabileceği
modern bir peri masalı sunuyor.
Sömestr tatİlİnİn sürprİzİ
Ekim 2011’de Letonya’da ilk kez
sahnelenen The Underwater Paradise,
İtalya, İngiltere, İsviçre, Rusya, Katar, Endonezya, Lübnan ve Çin’de onbinlerce
kişi tarafından izlendi. Özel efektler,
ışık şovları ve müzikleriyle izleyenleri
büyüleyen gösteri, seyircilerle interaktif bir şekilde ilerlemesi nedeniyle
çocuklar kadar yetişkinler tarafından
da büyük ilgi görüyor.
Mutlu bİr dİyar
Günlük koşuşturmalar sırasında sihirli bir şekilde renkli bir diyara
ışınlanan Bay B.’ye denizatları, ejderha
balıkları, deniz yıldızları, denizkızları, palyaço balıkları ve bu diyarın birbirinden
renkli yerlileri eşlik ediyor. Bu eğlenceli
dünyanın kapıları, 29-30-31 Ocak 2016
ve 6-7 Şubat 2016 tarihlerinde Volkswagen Arena’da aralanıyor. Hayallerin
gerçeğe dönüştüğü gösterinin biletleri
Biletix’te…
GÖÇMEN BÖREKÇİSİ 2015 HEDEFİNİ AŞTI
Farklı kültürlerin börek geleneklerini tek bir çatı altında toplayan
Göçmen Börekçisi, yoğun ilgi
gören lezzetlerini daha fazla
noktada misafirlerine ulaştırmak
için kolları sıvadı. Yeni şubeleri ile
marka, 2015 yıl sonu hedefi olan
10 yeni şubeyi dahi aştı. Açılışı eli
kulağındaki şubelerle 56 noktada
12
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
hizmet vermeye başlayacak olan
Göçmen Börekçisi, böylece 2015
hedefinin üzerine çıkarak, başarısını taçlandırıyor. Günde 3 buçuk
tonluk börek üretimi ile franchise
hedeflerini yükselten Göçmen
Börekçisi, 2016 yılının yatırım açısından en gözde markalarından
olmaya da ağırlığını koyuyor.
turuncudergi.com
BÜLTEN
Selam Giyim
Kış Koleksiyonunu
M
tanıttı
uhafazakar giyimin öncü markalarından Selam
Giyim 2015 kış
lansmanını gerçekleştirdi. Lansmandabir pardösünün bütün
hazırlık çalışmalarını sanatsal
bir biçimdeaktaran kısa film
davetlilerin beğenisini aldı.
Lansmanda basın mensupları,
bloggerlar veMüsiad, Akikad
gibi önemli derneklerden girişimci kadınlar bir araya geldi.
Sadece Türkiye’de değil global
pazarlarda da adını daha fazla
ülkede duyurmayı hedefleyen
Selam Giyim 28 Kasım günü ilk
kez bir lansman ile kış koleksiyonunu tanıttı. Manto, kaban,
kap ve tunik gibi temel dış
giyim parçalarından oluşan koleksiyon davetlilerin beğenisini
kazandı. Özellikle genç kesime
hitap eden çelikörme kaplar,
kazayağı desenler ve şişme
uzun kışlık mantolar blogger-
lardan büyük ilgi gördü.
Muhafazakar giyimde rotayı
gençler belirliyor: Marka Yöneticilerinden Tahir Metin, Selam
Giyimin 2015 kış koleksiyon
lansmanındamarkanın yola
çıktığı 1990 yılından bugüne
gelene kadar geçirdiği süreci
paylaştı. Marka olarak gençlerden gelen talepleri dinleyerek
tasarımları şekillendirmek
istediklerini bunu
yaparken de marka
ilkelerine sadık
kalmayı hedeflediklerini aktardı. Bunun
için de gerçekleşen
lansmanın ilk adım
olduğunun altını
çizerken bundan
sonrada Selam
Giyim olarak genç
kesimlerle iletişim
kurmaya devam
edeceklerini sözlerine ekledi.
Gizem’den Aşkla
yapılacak 95 özel tarif
abı Aşkın
Gizem Özdilli yeni kit
ularıyla ve
Lezzeti’nde, okuyuc
yor. Nolte
sevenleriyle buluşu
fa yayınlarınMutfak işbirliğiyle Al
haratların
dan çıkacak kitabı, ba
yemek tariflekatkılarıyla lezzetli,
de mutfakta
rini ve hanımlara ev
yüz, cilt ve
hazırlayabilecekleri
lerini öneriül
vücut bakım form
kın Lezzeti
yor. Gizem Özdilli Aş
da, aşkla ve
isimli yemek kitabın
anın forsevgiyle yemek yapm
yemek kitabı
müllerini veriyor. İlk
14
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
an Gizem’in
2012 yılında yayınlan
ndan, yeni
Mutfak Aşkı’nın ardı
de, okuyukitabı Aşkın Lezzeti’n
a ve sevgiyle
cuları; özgür bir ruhl
, minik sırları
yapılan yemeklerin
le yapılan
ve doğal yöntemler
e, aromaların
baharat eklentileriyl
anarak hagücünden katkı sağl
pma imkanı
zırlanan reçeteleri ya
el tarifin
bulabilir. İçinde 95 öz
alık ayının
bulunduğu kitap Ar
ren raflarda
ba
iti
ikinci yarısından
yerini alacak.
turuncudergi.com
BÜLTEN
Bernardo’dan Osmanlı
Sanatına Adanmış
Yepyeni koleksiyon
AŞK-I
OSMANİ
O
smanlı Sanat Tarihi Duayeni Prof.
Dr. Nurhan Atasoy ile mimar-sanat
tarihçi ve romancı Prof. Dr. Gül
İrepoğlu, birikimlerini benzersiz bir
koleksiyonda birleştirdi. Sofra tasarım uzmanı
Bernardo tarafından hayata geçirilen Aşk-ı
Osmani Koleksiyonu, esin kaynağını Osmanlı
motiflerinden, Osmanlı renklerinden aldı ve
geçmişin güzelliği yeni bir yaklaşımla bugüne
taşındı. Bernardo Aşk-ı Osmani Koleksiyonu tasarım sürecinin her aşamasına titizlikle katkıda
bulunan Prof. Dr. Nurhan Atasoy ile Prof. Dr. Gül
İrepoğlu, geleneksel Osmanlı motiflerinden
esinlenerek Zerre-i Kubbe, Kısmet-i Kubbe,
Bereket-i Kubbe, İkrami, Altın Kafes, Levni,
Gül-i Firuze ve Çintemani serilerini yönlendirirken, ürün ve desen tasarımı-uygulaması, Sevil
Acar’ın yetenekli ellerinden çıktı.
Osmanlı sanatından bilgi dolu ilhamlara
dayanan ve evlerde saray zevkini yaşatarak keyifle kullanılacak parçalardan oluşan
Bernardo Aşk-ı Osmani Koleksiyonu, yemek
takımları, kahve ve fincan takımları, tepsi, kâse,
tabak, servis parçaları, şamdan, gondol, sahan,
lokumluk, meyvelik, çerezlik gibi pek çeşitli
ürünler içeriyor.
MENDİX’TEN MİNİKLER
İÇİN ÖZEL FORMÜL
M
endix Islak Cep Mendilleri; yumuşak, kalın ve
esnek dokusu sayesinde konforlu bir kullanım
sunarken, dermatolojik ve mikrobiyolojik
olarak test edilip onaylanmıştır. Özel formülasyonu
sayesinde de çocukların cildini güvenle temizliyor.
Çocukların hassas ciltlerine uygun pH değeriyle,
cildin doğal nem dengesini koruyan Mendix Islak Cep
Mendilleri, alkol içermeyen formülü ile anne babaların
da güvenini kazanıyor. Cep boyutunun yanında büyük
ambalajı da evde avantaj sağlıyor.
16
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
BÜLTEN
e
’
E
T
A
G
A
I
Z
I
G
ADVERTORIAL
Yeni Yıl Geldi
T
ürk moda dünyasının
yenilikçi yüzü GIZIA GATE,
yeniyıl koleksiyonları ile
sizleri heyecan verici
bir alışveriş deneyimine davet
ediyor. Türk modasına yön veren
tasarımcıların, göz kamaştırıcı yeni
yıl koleksiyonlarının yer aldığı Gizia
Gate’de, şık, elegan ve gösterişli
gece elbiseleri, ipek ve şifon bluzlar,
deri etek, ceket ve pantalonlar,
bunlarla kombinlenebilecek
kaban ve trençkotlar, herbiri bir
mücevher kadar çekici clutchları
ve daha fazlasını bulabilirsiniz.
1920’li yılların art neuveau sanat
akımından esinlenen Zeynep
Tosun, koleksiyonunda krem rengi
pantalonlar, koyu kırmızı üzeri kristal
taş işlemeli elbiseler, vizon ipek krep
üzerine süet püsküllerin uygulandığı
diz üstü etekler yer alıyor.
PURSAKLAR BELEDİYE’SİNDEN ÖNEMLİ HİZMET
GERİ DÖNÜŞÜMÜN
ÖNEMİ ANLATILIYOR
KERASTASE’DEN
MÜKEMMEL SERİ
E
tkileyici bir görünümün sırrı sağlıklı
saçlarda gizlidir. Sağlıklı bir saç için ise öncelikle sağlıklı bir saç derisine
sahip olmak gerekir.
4 temel saç derisi problemlerinden kepek
oluşumu, dökülme, yağlanma ve hassas
saç derisine özel geliştirilen Kérastase
formülleri, günlük saç banyosu uygulaması
ile sizi rahatlatmayı ve sağlıklı saç derisine
ulaşmanızı hedefliyor.
İDER’DE SICACIK RENKLERİYLE
KOLTUKLAR MAVİYE BÜRÜNDÜ
M
obilya tasarımlarındaki
ince zevkini tüm
koleksiyonlarına
yansıtan İder Mobilya, yeni
sezon modelleri arasında yer
alan İsinda koltuk takımı ile
kullanıcılarının beğenisine
hitap ediyor.
Petrol mavisi rengi ile
evlerin salonlarında cesur bir
duruş sergileyen İsinda koltuk
18
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
takımı, kumaş kaplamasıyla
sıcacık bir ambiyans sağlayarak
soğuk kış günlerinde evde
geçirdiğiniz saatleri daha keyifli
hale getiriyor…
Kalite ve uygun fiyat ikilisini
bir arada görmek isteyenler
için vazgeçilmez adres haline
gelen İder Mobilya, İsinda
koltuk takımı ile mağazalarında
kullanıcılarını bekliyor.
turuncudergi.com
P
ursaklar Belediyesi
Temizlik İşleri
Müdürlüğü ilçede geri
dönüşüm seferberliğini
sürdürüyor. Geri
dönüşüm konusunda halkı
bilgilendiren müdürlük, okulları
gezerek öğrencilere özel
seminer veriyor.
Temizlik İşleri Müdürlüğü
personellerinden Çevre
Mühendisi İbrahim Hamzaoğlu,
Çevre Mühendisi Hüseyin
Koç ve Ziraat Mühendisi
Adem Gürpınar’dan oluşan
ekip, ilçedeki çok sayıda okul
ve kolejde geri dönüşüm
konusunun önemini anlatan
seminerler verdi.
Gelecek nesillere çevre
bilinci aşılamak için bu tür
seminerlerin önemli olduğunu
belirten yetkiler, öğretmenlerin
de desteği ile Pursaklar’da
büyük bir farkındalık oluşturdu.
Düzenlenen seminerlerde çevre
bilinci, geri dönüşümün önemi,
süreçleri, atık pillerin kullanımı,
doğaya verdiği zararlar anlatılıyor.
YAPIM EKİBİ PRODÜKSİYON ADINA
İMTİYAZ SAHİBİ VE
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
Zahide CEYLAN
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Zahide Ceylan
KURUCULAR KURULU
Halise ÇİFTÇİ, Zahide CEYLAN,
Güzin CANAN, Taciser İÇYER,
Nilgün KARABULUT, Ayşenur GÜN,
Sema KARABULUT
YAYIN KURULU BAŞKANI
Ayşe KEŞİR
[email protected]
REDAKTÖR
Rabia Nur DUMAN
YAYIN KURULU
Ayşe KEŞİR, Ayşe ERTEM,
Hatice BİLİCİ, Latife Özbek,
Esra Yerebakan, Gaye YARDIMCI,
Ümmügülsüm Tat,
Gülfem KELEŞ
GÖRSEL YÖNETMEN
Şerife AKYOL KURT
MARKA İLETİŞİMİ YÖNETİCİSİ
Şenay BUYURMAN
REKLAM KOORDİNATÖRÜ
Beyhan Ertuğ
BASIN DANIŞMANI
Mürvet UÇ
İSTANBUL KOORDİNATÖRÜ
Gülay KURT
0507 485 55 95
ANKARA KOORDİNATÖRÜ
Betül TAT
0538 624 54 72
TURUNCU DERGİSİ ADRES
1470 Sk. Gökteşehir Blokları B Blok No: 30
Çukurambar / Ankara
TELEFON: 0545 316 21 55
WEB:
www.turuncudergi.com
e-mail:
[email protected]
[email protected]
BASKI
TURKUVAZ MATBAACILIK
Akpınar Mah. Hasan Basri Cad.
No: 4 P.K. 34885
Sancaktepe / Kartal / İstanbul
TEL: 0216 585 90 00
FAKS: 0216 585 9130
[email protected]
‘TURUNCU’ Dergisi, yerel süreli aylık yayındır.
Basın yayın ilkelerine uymayı kabul eder.
Basılan ilanların tüm sorumluluğu
ilan sahibine, yazılan yazıların
sorumluluğu yazarlara aittir.
Kurum ve kuruluşlar için
kargo dahil fiyatı 20 TL’dir.
TURKUVAZ DAĞITIM PAZARLAMA A.Ş.
tarafından dağıtılmaktadır.
Sevgili Turuncu okurları,
T
arihimizden örnek bir
şahsiyetle karşınızdayız
bu ay. Hayme Hatun
birçok açıdan hem
medeniyetimizin önemli bir temsilcisi
hem de biz kadınlar için bir rol model
özelliği taşıyor. Kadın deyince akla
ilk gelen popüler algılardan çok
farklı, derin, kimlikli ve misyon sahibi
bir kadın şahsiyet Hayme Hatun.
Zamanımız kadınının sıkıştırılmaya
çalışıldığı kalıp ve biçimlerin çok
dışında, hayatı kuşatan ve her alanda
var olan bir kadın örneği Hayme
Hatun. Umarız siz okuyucularımıza
da Hayme Hatunu gerçek yönleriyle
aktarmayı başarmışızdır.
Bu ay ayrıca kadın ve çocuk
sağlığı alanlarındaki yazılarımızla, bu
konudaki farkındalık çalışmalarına
katkıda bulunmayı amaçladık. Bu
alandaki en ufak bir gelişmenin
topluma daha büyük dönüşümleri
olacağını düşünüyoruz. Biliyoruz ki
sağlıklı bir toplum geleceğin inşasında
önemli bir zenginliğimiz olacaktır.
Her zaman ki gibi hayatın bütün
renklerini dergimiz sayfalarında
bulabilirsiniz. Moda, psikoloji,
gezi, sanat, sinema gibi alanlarda
yazarlarımız günü yakalayan
çalışmalarıyla sizlere yol göstermeye
çalışıyor. Toplumsal değerlerimize
uygun örneklerle dolu bu
çalışmaları yapan arkadaşlarımız
sizlerin hassasiyetlerini gözeterek,
etkinlikler arasından en uygunlarını
seçme konusunda titiz bir gayret
gösteriyorlar. Hepsine emekleri için
teşekkür ediyoruz.
Kadınların toplumların kalitelerini
belirleyen bireyleri yetiştirdiğinin
farkında olarak, biz de bu özverili
kadınlara canı gönülden destek
olmaya çalışıyoruz. Şunu bilmelerini
istiyoruz, yalnız değilsiniz. Sesinizi
duyurmak için her zaman dergimiz
sayfaları sizlere açık olacak sonunan
kadar.
2015 yılını Türkiye için önemli
kayıpla bitiriyoruz. Kalemi ile yıllarca
hak bildiği konularda sözünü ve
tavrını esirgemeyen, yılmaz bir
mücadele insanı Hasan KARAKAYA
kutsal topraklarda hakka yürüdü. Hem
Türkiye’ye hem dava arkadaşlarına
başsağlığı diliyoruz. Allah rahmet
eylesin.
Selametle kalın.
Zahide Ceylan
KURTULUŞ RECETEMİZ
ŞANLI TARİHİMİZDE
36
Diriliş Dizisi’nin yapımcı ve senaristi Mehmet
Bozdağ turuncu’ya konuştu: “Tarih tekerrür ediyor.
kurtuluş reçetesinin şanlı tarihimizde bulunduğuna inanıyorum.
DÜNYA
58 56
HAYALEN: ZERAFETİN
BAŞLADIĞI YER
Başarılarıyla adından söz ettiren Hayalen Moda
Evi’nin sahibesi Filiz Yetim’in, yeni mağazasının
açılışında davetliler şıklıklarıyla göz kamaştırdı
62
GÜLFİDAN ÇALIŞKAN:
ZARİF YAZILAR
NURAN KÖSE: ÇOK GEÇ OLMADAN
Sevmediğine teslim olmaktansa, sevdiğine teslim
olmak arasında ne büyük fark var.
GÜLDALI COŞKUN: AH AYRILIK!
Bir ömür; hastalıkta, sağlıkta, kederde,
sevinçte, varlıkta ve yoklukta benimle bir seyahate var mısın?
66
ERKEN TEŞHİS
HAYAT KURTARIR
Meme kanseri erken yakalandığında tedavisi mümkün bir kanserdir. Meme kanserine
karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir
2015 YILINDA ÜLKEMİZDE
KADIN ÇALIŞMALARI
Akademik, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal
hayatta kadın adına çok önemli adımlar
olduğunu düşündüğüm, devrim niteliğinde
çalışmalara imza atıldı.
22
74 70 66
62
Ah ah kimselerin vakti yok. Durup ince şeyleri anlamaya… Merhum şaire Gülten Akın’ın ‘’İlk Yaz’’ şiirine
ait bu dizeler, günlerdir dilimde dolanıp duruyor.
Artık hayatımızda yeni bir dünya var...sanal dünya...
Milyonlarca insan özelini, duygularını, şaşkınlıklarını,
tüm duygu durumlarını bu ortamda ifade ediyor...
DÜNYANIN KADERİ MACBETH
YAHUT KÂBİL OLMAK MI?
Gülay Kurt: Bir insanın cinayet işlemesini, insanın nasıl
bir katile dönüşebildiğini açıkça görebiliriz MACBETH’te
Dünyada kötülük bitmedi, artarak devam ediyor.
İYİ FİKİR’DE ZÜLEYHA ORTAK
FIRTINASI ESİYOR
TRT’de yayınlanan “İyi fikir ” programı ile çıkış
yapan Züleyha Ortak, Kendine has tarzı seslendirdiği
türküler ile de programa ayrı bir renk katıyor.
GECE YEMELERİNDEN
KURTULMAK İSTER MİSİNİZ?
Gece acıkması, midenizden değil, beyninizden gelir .
O sizi aldatmayı başarabiliyorsa siz de onu
kandırabilirsiniz demektir .
SİNAN CANAN: BEYİN BİR
BİLGİSAYAR MIDIR?
Cevabı hemen baştan vereyim: Hayır değildir.
Beyin bir bilgisayar, bir bilgi-işlem makinası değildir.
HİPERAKTİVİTE NEDİR?
Hiperaktivite diye tanımladığımız bir çocuğun dikkat
eksikliği de görülme olasılığı nedir? Hiper aktive
olanda dikkat eksikliği de var mıdır?
84
26
80
30
Vera Nur Aydınbaş sayfa 30
48
84 80
52 48 30 28
24
22
36
58
SONBAHARDA ALAÇATI
Alaçatı’da mavi, beyaz ve toprak. Ağaçlar yeşil, gök
berrak. Göğe yükselen değirmenlerin gölgesinde
tarihi sokaklara açılan mütevazı dükkânlar…
ÜMİTSİZ EV KADINLARI
Artık genç kızlar “ev kadını olmak” denince
ürküyorlar ve bunu bir çeşit pranga gibi algılıyorlar.
Gençlerin konuya yaklaşımlarını görmek için popüler
sözlük sitelerine göz atmak yeterli.
DAVET
DAVET
Hayalen; ZERAFETİN
BAŞLADIĞI YER
Başarılarıyla adından söz ettiren Hayalen Moda
Evi’nin sahibesi Filiz Yetim’in, yeni mağazasının
açılışında davetliler şıklıklarıyla göz kamaştırdı
O
Filiz
Yetim
24
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
ttoman organizasyonun
üstlendiği açılışta;
Mağaza Kadınca,
Nurdan Işık Heybeli,
Safiye Ekiz,Hayyat Dergi İmtiyaz
sahibi Zeynep Hasoğlu, Elif Almak,
Ceyda Nakşi, Şenay Buyurman,
Büşra Erdoğan Toraman, Elif Yakar,
Aybikestil, İmnu Tasarım, Aida
Üstün, Ebru Bozık, Nur Yaman
Karadeniz, Haşema Offisal, Ahu
Özdemir Kalfa, yaşam koçu Esra
Doyuk, Argite Mülkesin Kara, Aysha
Dergi, Mücahide Delman Kökçe,
Gökhan Beter, İbb Sultanbeyli
Gölet Şefi Mimar Jale Gürel, İbb
Maltepe Şefi Mimar Zülfiye Şeker,
İbb basın medya Nergis Özdemir,
Retine medya Fatih Özdemir, Vildan
turuncudergi.com
Özen photography, Merve Tüylü, yaşam pınarı, Esra
Eşarp, Lamra İpek, Turuncu Dergi İmtiyaz sahibi Zahide
ceylan başta olmak üzere birçok iş kadını davette yerini
aldı..HAYALEN; ZERAFETİN BAŞLADIĞI YER sloganıyla
Ümraniye Çarşı’da yeni yuvalarının kapılarını geçtiğimiz
ay sizlerle beraber olmanın verdiği mutluluk ve gururla
diyerek açtı.. Davete katılamayanların çiçek bahçesine
çevirdiği mağaza gün boyunca misafirlerini ağırladı..
YAZAR
YAZAR
ZARİF
YAZILAR
GÜLFİDANÇALIŞKAN
Eğitimci-Yazar
[email protected]
aklın, kalbİn ve estetİğİn coğrafyasına
doğru mütehayyİl ve sırlı bİr yolculuğa kadem
basıyorum. Allah resulünde İstİkamet,
kerem, şefkat, merhamet, nezaket, gİbİ yüce
hasletler kemalİyle tecellİ etmİştİr
Ah ah kimselerin vakti yok.
Durup ince şeyleri anlamaya…
Merhum şaire Gülten Akın’ın
‘’İlk Yaz’’ şiirine ait bu dizeler,
günlerdir dilimde dolanıp duruyor.
Dolanıp durmakla kalmıyor, küçük
bir kurtçuğun dalından düşmüş;
ancak henüz sararmamış bir yaprağı
kemirdiği gibi kemiriyor zihnimi.
Günlük hayatın rutin telaşı içinde,
olmazsa olmaz zannettiğim onlarca
uğraşıya yoğunlaşmaya çalışırken,
nereden takıldın zihnime diye
defalarca unutmaya çalışsam da,
her seferinde tekrar tekrar kuruluyor
düşüncelerimin tahtına…
İnsan kalabilenlerin yüreğinde
derinden hissettiği AH’mı , sayılı
ömrümüz takvimsel bir kayıtla akıp
giderken hayıflanmaya bile fırsat
bulamadığımız vakitsizlik mi, yoksa
kadim medeniyetlerin temelinde
sarsılmaz bir kale gibi duran incelik
mi? Zaman mevhumunun keskin
dişlileri arasında ,hangisini daha erken
öğüttüğümüzün, hangisini kapitalist
dünyanın dalgalarına daha erken
kaptırdığımızın vehmine kapılmadan
edemiyorum.
Ve içinde bulunduğum muhkem
zamanın sınırlarından bir an olsun
kurtularak inceliklerin, zerafet ve
26
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
nezaketin yüzyıllarca hüküm sürdüğü;
aklın, kalbin ve estetiğin coğrafyasına
doğru mütehayyil ve sırlı bir yolculuğa
kadem basıyorum.
Ali Osmanlı… Zerafetin ve
estetiğin sadece kelimelerle sınırlı
kalmayıp hayatın her safhasına ince
ince örüldüğü zirve medeniyet.
Daha evvel hiçbir millete kabil-i kıyas
olamayacak derecede nezih edep ve
nezaketin timsali.
Sabrın en nadide ilmekleriyle
örüldüğü aklın sınırlarını aşan,
tezhipler, hatlar, ebrular, yarım
kalmış sevdaların umudu hatrına
kurulmuş asma köprüler, zekanın aşkla
resmedildiği, hanlar, çeşmeler,saraylar;
merhametin dağa taşa yansıtıldığı
vakıflar ve abide bir şahsiyet gibi
halen etrafımızı saran manevi mirasın
kaleleri camiler...
Üzerinden yüzyıllar geçmesine
rağmen hala aşkı bugünki kadar
taze, bugünki kadar naif hissettiren
mesneviler, gazeller... Sadece sanatın
değil edep , nezaket ve asaletin de
ruhlarda tevessül bulduğu şahsiyetler...
İmrenilecek tavır ve haller… Velhasıl
incelikler, incelikler, incelikler...
Malum ki, insanların durup ince
şeyleri anlamaya çalıştığı mümtaz
vakitler…
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 27
YAZAR
Tüm bu incelikler güzellikler, gönle ait hassasiyetler, maneviyatlar; yaşam
biçimlerinden,
komşuluk
ilişkilerine
,misafir adabından
çocuk terbiyesine,
aile ilişkilerinden
büyüklere saygı ve
hürmete kadar hayatın
her alanına işlenmiştir.
Sadece insanla sınırlı kalmayıp, yaradılmış her canlıya
Yaradanın aşkına ihtimam gösterilmiştir.
Ali Osmanlı... Sokaklarında ihtiyaç
sahiplerine incitmeden yardımcı
olmak için sadaka taşları bulunduran,
komşularına evimizde hasta var sessiz
olun nidasıyla incitmemek için cam
önlerini her derdin temsili kabilinden
çiçekler barındıran, pencerelerinin
önüne kışın soğuktan, yazın güneşten
korunsunlar ve karınları doysun diye
yuvalıklar yaptıran medeniyetin
temsilcileri…
Eğitimcilerine saygıda kusur
etmeyen padişahlar, cahilin kusurunu
yüzüne vurmayan alimler, eşlerini ilahi
emanet gören beyler, beylerine hak
ettiği ihtimamı gösteren hatunlar ve
daha nice meseleler... Bugün aklımıza
gelemeyecek kadar basit addettiğimiz
hususlarda bile derin ve manalı
yaşayan nesiller…
Esasen Osmanlıdaki bu ahlaki
anlayış zerafet ve incelik hassasiyeti,
İslam ahlakının yansımasıdır hiç
şüphesiz. İslam’ın her kim olursa olsun
insana , insanlığa verdiği ehemmiyet,
gönle verdiği kıymet, ayet ve
hadislerde açık ve net görülmektedir.
28
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
İSLAM ZARİF İNSAN İŞİDİR. İnsana
değer verme, karakterli ve şahsiyetli
kimliğe sahip bireyler yetiştirme
arzusu bu ince fikrin tezahürüdür.
Sadece aile , akraba dost ve akranlarla
değil ister Müslim olsun ister gayrı
Müslim diğer bütün insanlarla
ilişkilerini düzenleyen esaslarda da bu
ince anlayışı fark etmek mümkündür.
Bu güzide ve emsalsiz İslam
ahlakının, zerafetle birleşerek
vasfında hemhal bulduğu insan ise
peygamberler neslinin son billuru,
resuller hanesinin zirvesi efendimizdir.
Sözleri, fiilleri ve halleri sadece bu
ümmete değil, bütün canlılara rahmet
olmuştur. Mekke’nin toprağı gibi
katı ve kararmış kalpleri, şahsında
temsil ettiği İslam’ın zerafetiyle
yumuşatmış, toprağında ot yeşermez,
çöle dönmüş gönüllerde şefkat ve
merhamet filizlerini yeşertmiştir.
Zira kainatın efendisi olan Allah
resulünde istikamet, kerem, şefkat,
merhamet, nezaket, gibi yüce hasletler
kemaliyle tecelli etmiştir. Ve bu
hasletler sayesinde nice meşakkatli
engeller aşılmış, gönüller feth
olunmuştur. Gönüller ki Allah’ın evi
mertebesindedir. Ve bu yüzden bir
gönlün kırılması kabenin yıkılmasından
daha şiddetli bir keder sebebidir. Ve
bugün hususiyetle ihtiyacımız olan şey
zannımca, bu bilinçle öze dönüp, hal
ehli ,gönül ehli olmak ve gönüllerin
kadrini bilmektir.
Mazinin güzide hatıraları
arasından tekrar günümüze dönmek
zor olsa da , hayranlıkla dolu hatıraları
yad etmekten ötesine kudretim kabil
değildir. Gönlüm bir papatyanın ter-ü
taze yapraklarında ve şairlerin aşkın
itirafı derdiyle değil, sevdanın itibarı
mahremiyetiyle yazdıkları şiirlerin
dizelerinde dolaşırken , ruhum oturup
ince şeyleri anlayabilecek idrake, bu
incelikleri hissedebilecek vakte, ve
tüm bunları varlığıyla hissettirebilecek,
yaşatacak dosta ulaşabilmenin
duasındadır...
turuncudergi.com
YAZAR
YAZAR
ÇOK GEÇ
OLMADAN
NURAN
SÖZEN
Sevmedİğİne
teslİm
olmaktansa,
sevdİğİne teslİm
olmak arasında
ne büyük
fark var
30
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
T
arih bir tesadüf eseri
bir araya gelen ve
şartlar uygun olduğu
sürece birlikte yürüyen
toplulukları değil; zor zamanlarda
kenetlenen ve ne olursa olsun
bir millet olduğunu unutmayan
toplulukları hatırlatıyor.…Diğerleri tarihin çöp sepetine
atılırken; bir millet olarak değil,
en fazla en fazla bir güruh olarak
anılıyor.
-İşte evlatlar! Acı bir hakikati
bireysel olarak günümüzde nasıl
yaşıyoruz. Nelerle karşılaşıyoruz.
İşte somut bir örnek olarak
karşımızda önümüzde Arif Nihat
Asya merhumun –Ruhu şad olsun-
bu mükâlemesini akl-ı-seliminizle
kalb-i seliminizle el-insaf-edep yahu
ölçüsünde ele alın…
ARİF NİHAT ASYA’DAN
… 1987 NİSAN’INDA BİR HAYALİ
MUKÂLEME,
TAM DA GÜNÜMÜZ HAKİKATİ…
-Ben… dedim
-Sen kim oluyorsun? dediniz
-Siz… dedim
-Bizi ağzına alma! dediniz
-Onlar… dedim
-Onların lafımı olur? dediniz
-ALLAH şahidim olsun ki…
dedim
-Sustum
-Kim bilir ne fesatlık
düşünüyor?...dediniz
-Kafamı sağa sola çevirerek La
Havle çektim
-Bize sövüyor!...dediniz
-Bize meydan okuyor… dediniz
-Önemli bir haberi ulaştırmak için
koşa koşa yanınıza geldim
-Üstümüze yürüyor… dediniz
-Dua ettim, size el açtığımı
sandınız, dileniyor… dediniz
-Kalemimi açacak oldum
-Bıçak çekiyor… dediniz
-Size bir sigara vermek için elimi
tabakaya attım
-Tabancaya davranıyor… dediniz
Artık çok oluyorsunuz. Bir adamın
tahammülü bundan fazla olamaz.
Hasta döşeğimde doktoru dilime
bakarken görseniz benim için
neredeyse;
-Tıbba, fenne, iyiliğe dilini çıkarıyor
diyeceksiniz.
Evet… Doğru söylüyorsunuz.
Ancak, tıbba değil, fenne değil, size dil
çıkarıyorum…
Ve işte şimdi, sola kaçmış boyun
bağınızı düzeltmek için, ellerimi
uzatıyorum.
-Gırtlağımıza sarılıyor…
diyorsunuz.
Evet… Gırtlağınıza sarılıyorum.
Adamsanız koruyun gırtlağınızı!...
-Evet, Hakk her dem bana, sana
gel derken, insan kulak tıkıyor,
duymak istemiyor kaçıyor. Halbuki
akıbete teslim olmaktan başka çare
var mı?...
Sevmediğine teslim olmaktansa,
sevdiğine teslim olmak arasında ne
büyük fark var.
–Demek ki insan için Hakk’ı
sevmek, Hakka hizmet etmek, akıbet
cemal-i Hakk’ka ermekten büyük bir
hazz-ı saadet yoktur.
Lakin zevk-i hakkı duymayan;
hayaline mahkûm-tahkiri bilmeyen
taklide zebundur!
Sola kaçmış boyun bağımız;
sizi boğacaksa hiçbir şeye mani
olamayacaksınız. Her biriniz öyle bir
zavallısınız!...
Gelin! Semiğnaveteğna refleksine
–işittik itaat ettik’e kurban olun! Gelin,
gelin, gelin!...
-Yarın çok geç olmadan!...
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 31
YAZAR
Ben
bir halt
yedim!
hayatta benim elimde
olmayan ve müdahale
edemediğim pek çok şey
vardı Ve kabullendim ki, iyi
veya kötü, hayatımda olan
her şeyin sebebi benim.
V
e şu Secret, evren,
enerji, kuantum
belasına bulaştım.
Herkesin aşağı yukarı
bu Secret davasının
ne olduğuyla ilgili bir bilgisi veya
fikri var, iyi düşün iyi olsun, bir şeye
sahip olmak istiyorsan o seninmiş
gibi davran ve hisset gibi şeyler.
Bir ara ortalık bunlarla kaynıyordu
ama yine de biraz anlatmak isterim.
Çekim yasasına göre aynı frekanstaki
titreşimler birbirini çeker ve evrendeki
her şey bir enerjidir. Mesela öfke,
hayal kırıklığı, keder bunlar kötü olarak
nitelendirdiğimiz düşük titreşimler;
neşe, sevgi, iyilik ise iyi ve yüksek
frekanslı hisler. Hayatımızdaki her
şey, insan, olay vs. biz istediğimiz için
oradalar. Evet, kötü insanlar ve kötü
olaylar bile…
Ben bu konularla ilgili ilk kitabı sanırım
3 seve evvel okudum ve hayatımın
çok kötü gittiği bir dönemdi,
sevmiyordum, sevilmiyordum, yalnızlık
çekiyordum, iş bulamıyordum,
Deli
Kızın
Bohçası
VERA NUR AYDINBAŞ
[email protected]
32
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
kendimi beceriksiz ve işe yaramaz
hissediyordum. Sonra malum
konularla ilgili bir kitap okudum ve
istediğimiz şeyleri yaşayabilmek için
uygulamamız gerektiğini söylediği
yöntemleri de denedim, sonuç
sıfır sıfır sıfır sıfır! Ve haliyle bunlara
safsata gözüyle bakmaya başladım,
anlatılan her şey koca bir hiçti, hayatta
benim elimde olmayan ve müdahale
edemediğim pek çok şey vardı ve
hayatımdaki bu kadar sorunun
müsebbibi nasıl ben olabilirdim, hem
de hiç arzulamadığım halde? İnsan
kendini bu kadar nahoş duruma sokar
mıydı hiç? Saçmalık…
Sonraları bu mevzuları daha önce
okuduğum kitaplar gibi üstünkörü
değil de daha derinlemesine ve
işleyişini daha iyi idrak edebileceğim
durumlarla karşılaştım ve daha fazla
araştırıp okudum. Ve kabullendim
ki, iyi veya kötü, hayatımda olan
her şeyin sebebi benim. Bir şeyin
gerçekleşmesini hiç istemez, sürekli
ondan korkar ve bu süreçte
kafamızda bunu evirir çevirir durursak,
bu şeyi gün be gün hayatımıza doğru
çekiyoruz, çünkü onun frekansından
yayın yapıyoruz. Aynı durum
güzellikler için de geçerli pek tabii…
Yalnız sorun şu ki, bunu bilmek bana
çok büyük bir sorumluluk yükledi
kendi hayatımla ilgili. Hoş, belki
de olması gereken buydu. Eskiden
başıma nahoş bir şey geldiğinde her
zaman kızacak ya da suçu yükleyecek
bir şeyler bulabiliyordum. Trafik,
ülkenin bulunduğu ekonomik durum,
havalar, kötü niyetli insanlar, değer
bilmeyenler, İstanbul’da yaşamanın
zorluğu hatta Türkiye’de yaşamak ve
daha niceleri… Artık başıma bir şey
geldiğinde durup düşünüyorum,
acaba ben ne düşündüm, neye
inandım ya da neyden korktum
ki bu benim başıma geldi? Bunu
hayatımdan def etmek için hangi
düşüncemi değiştirmem gerekir?
Bunu saptamak gerçekten kolay değil,
hele ki insanın başına gelen kötü
şeylerin suçunu başkasına yükleyip,
sayıp sövüp ama elimden bir şey
gelmez ki diye kısa yoldan rahatlama
imkanı varken. Üstelik küçük sorunları
insanın başına kendisinin getirdiğini
kabullenmesi daha kolay oluyor ama
gerçekten çok üzücü veya yıpratıcı
bir sorunda kişinin hayatına bunu
kendi rızasıyla davet ettiği fikri pek
de sıcak gelmiyor açıkçası. Bir isyan
yükselmiyor değil hani; “NE YANİ
BUNU DA MI BEN İSTEDİM ŞİMDİ
HAYATIMDA?!!”
İşte bela dememin sebebi bu,
ben bu belaya bulaştığımdan beri
hayatımdaki her şeyi istediğim
yöne sokabilecek tek kişi olduğumu
bildiğimden, kötü bir hayal kurma
lüksüm bile kalmadı yahu. Eskiden ne
güzel hüzünlü olaylar düşünüp kendi
kendime melankoli yapardım, şimdi
kötü bir şeyin hayalini kurduğum anda
panik oluyorum, aman bu düşünceyi
zihnimden sileyim, bu korkuyu nasıl
yenerim de hayatıma sokmam diye.
Sanırım bazen olayların kontrolünün
elimizde olamayacağını düşünmek,
kader kısmet benim elimden ne gelir
diye oturmak çok daha rahatlatıcı.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 33
YAZAR
YAZAR
Ah ayrılık!
B
ir ömür; hastalıkta,
sağlıkta, kederde,
sevinçte, varlıkta ve
yoklukta benimle bir
seyahate var mısın?
Evet…
Başlayan hazırlıklar, sevinçli bir
telaş, heyecanlı bekleyiş…
Kocaman bir evet daha…
Evlilik…
Hani evliliği kuruma benzetirler
ya; işte ben o zaman üşüyorum…
Daha çok, gri duvarlı, asık yüzlü, bol
bürokrasili ve yürümeyen ağır aksak
işler geliyor aklıma…
Oysa, bin bir özveri ve sevgiyle
kurulan, sımsıcak gönül sarayıdır
evlilik…
Peki ama sonra; niçin eksilir
sevgiler ya da neden hüzünle biter ve
hazanlarda yol alınır…
Ne zaman başlar ayrılık, neden
büyük emeklerle kurulan beraberlikler
bir süre sonra biter ya da şeklen
bitmese de biter…
Hâkimin sizi boşuyorum, ya da
sevdiğinize elveda sözüyle mi başlar
ayrılık?
Bu, son noktadır aslında; ayrılık
çok daha önceden başlamıştır…
Bir şairin dediği gibi, dertleşmekten
vazgeçildiğinde başlar ayrılık. Hatta
şikâyetler ve tartışmalar bittiğinde…
Örnek çift görüntüsü verilir… Günlük
hayat rutin bir şekilde akarken,
görev gibidir en müstesna anlar.
Artık birbirinin yüzüne bakmadan
konuşmalar ve son anda hatırlanan
34
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
GÜLDALI
COŞKUN
özel günler vardır…
Dillerde kekremsi buruk bir
tat, hüzünlü gülümseyişler ve
donuklaşmış gözler…
İlk fark eden genellikle kadın olur.
Yaradılış özelliğinden dolayı, detayları
önceden görüp hiç akla gelmeyen
ibarelerden çıkarımlar yapar ve
sorgulamalar başlar…
Bize ne oldu?.. Son yıllarda adeta
bir virüs gibi ülkemizde de gittikçe
artan boşanmalar dikkat çekici. Son
açıklanan TUİK verilerinde,
2010 yılında boşanan
çiftlerin sayısı bir
önceki yıla
göre
yüzde 3,86 oranında arttı. En
yüksek oran; binde 2,33 ile Ege
Bölgesi ve ardından binde 2,03 ile
Batı Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşti.
Oranın en düşük olduğu bölgeler ise
0,58 ile Kuzeydoğu Anadolu ve binde
0,59 ile Orta-doğu Anadolu Bölgeleri
oldu. Boşanmaların yaklaşık yüzde
40’ı ilk 5 yılda; yüzde 21,1’i 6-10 yıllık
dönemde; yüzde 15,1’i; 11-15 yılları
arasında meydana gelirken, yaklaşık
yüzde 24’de; 16 ve daha uzun süreli
evliliklerde görüldü. Başvuruların
turuncudergi.com
yüzde 80 ‘i şiddetli geçimsizlik
adı altında yapılırken, bunun
içeriğini aldatma, ekonomik nedenler,
kültür ve kişilik çatışmaları, ruhsal ve
bedensel uyumsuzluklar gibi durumlar
oluşturmakta…
İlginç olan bir durum da aşk
evliliklerinde görücü usulü evliliklere
oranla boşanmaların daha fazla
olması ki; bu bana komşu teyzelerin
ve haminnelerin o konudaki üstün
maharetini hatırlatır…
Son zamanların popüler ve
trajikomik hal alan evlilik programları
ve internetteki evlilik siteleri, eski
usulün “modern” tarzda arayışlarının
enteresan ve trajikomik bir sonucu
olmalı…
İstenmeyen bu duruma gelme
nedenleri:
Kişiler, kendilerini yeterince
tanımadan ve ne istediğini tam olarak
bilemeden bu güzel yolculuktaki yol
arkadaşlarını yanlış mı seçer?
Süreç içinde beklentiler mi değişir?
Yaşam koşulları, kadının ailedeki
konumu, çiftlerin birbirlerine daha az
zaman ayırması…
Ortak hedefler koyamamak…
Giderek aşırı derecede
bireyselleşme ve tahammülsüzlüğün
artması…
Değer yargılarındaki aşınma ve
çağın hastalığı olan her şeyi hızla
kullanıp, çabuk tüketiyor olmanın
tatminsiz kişilikler yaratması…
Medyanın savaşları ve ölümleri
sıradanlaştırdığı gibi, ilişkileri de
yüzeyselleştirip, değersizleştirme
etkisi…
Aile içi eğitim, kültür farkı,
sorumluluktan kaçma, ruh ve kişilik
bozuklukları gibi daha birçok özel ve
genel neden sayılabilir…
Bu nedenlerin içinde, en çok
konuşulanı, ekonomik olanlar ki,
doğrusu farklı ekonomik standartta
olanların dahi bunu söylemeleri ilgimi
çekti.
Mutlaka etkisi olmakla beraber,
gerçek bu mu yoksa asıl nedenleri
sorgulamaktan imtina edildiği için
arkasına saklanılan kolay bir seçenek
mi?
Bireylerin içlerine yönelik
zenginleşmeyi bırakıp, değer birikimi
yerine materyal tüketimine ağırlık
vermeleri, kişiliklerinin doyumsuz ve
arızalı bir yapıya dönüşmesine neden
mi oluyor?
Aslında her devirde, farklılaşan
beklentiler, değişen insanlar ve
yaşam koşulları, ayrılığa neden olma
ihtimalini sürdürürken, değişmeyen
şey, ilişkilerde zamk görevi gören sevgi,
saygı ve samimiyet gibi olgulardır…
Birinin eksilmesi ya da aşınması,
domino etkisi yaparak yıkıma neden
olabiliyor…
Birkaç yıl önce bir tv programında
Doğan Cüceloğlu’nun evliliği, kadın ve
erkeğin uyumlu dansına benzetmesi
pek hoşuma gitmişti…
Bir tarafın sürekli diğerinin
ayağına basması, ezilen tarafın bir gün
mutlaka isyanına neden olacaktır. Her
çiftin, kendilerine özgü sevgi dilini
keşfetmesi, birbirlerine karşı önyargısız
ve içten teslimiyetleri ve ben ile biz
olmak arasındaki dengeyi tutturmak,
bu dansın ahengini artırıp, coşkuya
dönüştürecektir…
“Ölüm Allah’ın emri, ah ayrılık
olmasaydı” demişler…
O halde; hazanla buluşmamak için,
gönüllerin bestesinde, dansların en
muhteşemini başarmamız dileğiyle…
Sevgilerimle…
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 35
DOSYA
DOSYA
DÜ
Ü
Ğ
Ö
N
I
’N
A
N
A
HAYME
OĞUL,
Hayme
Ana
H
ayme Ana , üç kıta yedi
iklimde cihanşümûl
bir Türk devletinin
kurucusu olan Ertuğrul
Gazi’nin annesi, Osman
Gazi’nin babaannesidir. Türk tarihinde
çok önemli şahsiyetlerden birisi olan
Hayme Ana, dünyada yaşayan bütün
Türklerin cefakar, fedakar anasıdır ve
Türk kadınları için en büyük simgedir.
36
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Oğlu Ertuğrul Gazi’nin ve torunu
Osman Gazi’nin yetişmelerinde emeği olan Hayme Ana, onları
geleceğe hazırlayarak devletin
temelini atmış, dünya tarihinin
seyrinin değişmesine tesir etmiştir. O,
Osmanlı Devleti’nin ilk harcını atan
Devlet Ana’dır. Hayme Ana’nın tarih
içinde gördüğü fonksiyon pek az
anneye nasip olmuştur.
turuncudergi.com
Ertuğrul Gazi’nin mensup
olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun
çekirdeği olan Karakeçili Aşireti
13.yy’ın başlarında Horasan’ın
Mahami şehrinden ayrılıp ; ErzincanAhlat ve Van yörelerine yerleşirler
(1224). Bu sırada aşiretin başında
Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp (
Süleyman Şah) bulunmaktadır. Moğol
saldırısından rahatsız olan aşiret ,
buradan güneye doğru ilerleyerek
bugünkü Suriye topraklarına varırlar.
Gündüz Alp ,Fırat Nehri’ni geçerken
atının tökezlemesi sonucu düşer ve
boğulur.
Gündüz Alp’in oğullarından ikisi
Sungur Tekin ve Gündoğdu bu olayı
uğursuzluk sayarak geri dönerler.
Diğer kardeşlerden Ertuğrul henüz 12
yaşında , Dündar ise daha küçüktür.
Aşiretin ileri gelenleri törelere uyarak
Gündüz Alp’in eşi HAYME ANA’yı
aşiretin başına geçirirler. Aşireti kocası
ile beraber idare ettiği için engin bilgi
ve tecrübeye sahiptir. 400 çadırlık
aşireti ile Anadolu’ya geçer.
Burada Selçuklu Sultanı Alaaddin
Keykubat , aşireti Ankara civarında
Karacadağ eteklerine yerleştirir. Hayme
Ana , aşireti ile uzun zaman orada kalır.
Yöreye kendi adı (bugünkü HAYMANA)
verilir. Oğlu Ertuğrul’u büyütür ve
yetiştirir. Aşiret reisliğini ona devreder.
Genç aşiret reisi Ertuğrul ,
Selçuklular safında savaşlara katılır
ve büyük kahramanlıklar gösterir.
Ertuğrul’a Beylik ünvanı verilir ve Uç
Beyi olarak batıya gönderilir.
Ertuğrul Gazi liderliğindeki Kayı
Aşireti Söğüt’ü kışlık , Domaniç
Yaylası’nı yazlık olarak kullanmaya
başlar. Hayme Ana torunlarının
yetişmesi için çalışmaktadır. Özellikle
Osman Gazi’nin bakımı , yetiştirilmesi
Hayme Ana’ya kalmıştır. Yayladaki
çamlarda beşik kurarak Osman’ı sallar
ona ninniler söyler.
turuncudergi.com
Anayurttan ayrılalı yıllar geçti. Deli rüzgarlar önünde oradan
oraya savrulduk. Beylik otağını kurduğumuz şu yaylalar, artık
son durağımız, şon konağımız olsun.
Oğuz’un yurtlarına diktiğimiz ağaçların kökleri kara yerin
derinliklerine, dallan gökyüzünün yüceliklerine uzansın.
Ak-boz atlara binip yağı üstüne yel gibi vardıkta Kadir Tanrı
gözüpek yiğitlerimizi korusun.
Göğsü kaba yerli kara dağlar gibi duran erlerimiz ile; kır
çiçekleri gibi saf ve temiz, ak yüzlü, ala gözlü kızlarımız Kutlu
Kayı Boyu’muza gürbüz evlatlar versinler.
Altın başlı otağlarımız Çarşamba yaylasını bürüsün.
Kayı’nın ve diğer bütün bayların oğullarını Ertuğrul’umla
bir tutarım. Onların hepsini soyumuz için Hakk’ın Kutsal birer
emaneti bilirim.
OĞUL,
Boyundan-soyundan olsun olmasın insanlara adil davran.
Adaletten ayrılma ki, insanların birlik ve dirlik kazansın.
Yurdunda, obanda herkes gezsin.
Ululuk isteyen töreden ayrılmasın.
Bu dünya bir oturma yeri değildir. Yapacağın iyi ve doğru
işlerle insanların hizmetinde bulunursan güzel övünçler senin
olur.
Yüreğinden inancı, ağzından duayı, davranışından erdemi
hiç eksik etme. Bir de sabırlı ol oğul, ekşi koruk sabırla tatlı
üzüm olur.
OĞUL
Beylik dermekle, ağalık vermek iledir.
Sofranı ve keseni yoksullara açık tut…
Hüdavendigar
Vilayeti Salnamesi’ndeki bilgilere
göre, 1891 senesi evvelinde Sultan
II.Adülhamit Domaniç’e bir heyet
göndererek ninesi Hayme Ana’nın
kabrini buldurmuştur. Hayme Ana ile
ilgili Osmanlı arşivlerinde bulunan
ve ilk kez 1999 yılında tarihçi Ömer
Faruk Yılmaz tarafından yayınlanan
belgelere göre 1892 yılında kabrinin
üzerine bir türbe inşa ettirmiştir.
Ayrıca türbe külliyesine dahil medrese
ve misafirhane de yapılmıştır.
Türbenin törenlerle resmi açılışı
yapılmış, türbedarlık görevi ilk olarak
Yakupoğulları ailesine verilmiştir.
II.Adülhamid türbenin yapılmasından
sonra
türbeye konulmak üzere halı, avize ve
sünbüllü kandil göndermiştir. Zamanla
harap olan türbe ve külliye aslına
uygun olarak 1954 ve 1990 yıllarında
restore edilerek bugünkü durumunu
almıştır. XIII.asrın ikinci yarısında
vefat eden Hayme Ana’nın türbesi
Kütahya’nın Domaniç ilçesine bağlı
Çarşamba köyündedir. Hayme Ana her
yıl eylül ayının ilk haftası pazar günü
çeşitli törenlerle yad edilmektedir.
Alıntı yapılan kaynaklar
http://www.haymaana.com/
haymeana.php
http://www.os-ar.com/
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 37
KAPAK
KAPAK
Kurtuluş reçetemiz
şanlı tarihimizde
Dİrİlİş DİZİSİ’NİN YAPIMCI VE
SENARİSTİ MEHMET BOZDAĞ
TURUNCU’YA KONUŞTU: “tarİh
tekerrür ediİyor. Kurtuluş
reçetesİnİn şanlı tarİhİmİzde
bulunduğuna İnanıyorum. Bİz,
o gün yaşananlarla
bugün yaşananlar
arasında kİ benzerlİğİ
anlatıyoruz aslında.”
38
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 39
1
3. yüzyıldan günümüze esen
ferahlatıcı bir rüzgar gibi girdi
hayatımıza Hayme Hatun. Modernlik
ve gelenek arasında sıkışmış
kadınlara yeni ufuklar açan bir rol
model olarak ortaya çıkan Hayme
Hatun, kişiliği, dirayeti, feraseti,
anneliği ile yeni neslin inşasında daha çok
ışık tutacak bize. Hayme Hatun örnekliğinde
medeniyetimizin kadın menbaının
muhteviyatını Diriliş Ertuğrul dizisinin
senaristine sorduk.
Bir röportajınızda; “Millet olarak nizam-ı âlem sevdamız var” diyorsunuz.
Diriliş Ertuğrul bu sevdanın neresine
düşünüyor?
Dünya tarihine baktığımızda, dünyaya
yön verenlerin, tarihi ve toplumu inşa
edenlerin, liderler olduğunu görüyoruz. Ben
tarih bölümü mezunuyum. Tarihi okurken
bu gerçeği daha iyi anlıyoruz. Bizim
tarihimizde de çok büyük kahramanlar var.
Başta Hz. Peygamber olmak üzere birçok
ismi sayabiliriz.
Bir şeyi özellikle vurgulamak istiyorum.
Toplumu bireyler meydana getirir.
Dolaysıyla toplumun yaşayışı, durumu ve
ülküsünü bireyler belirler.
40
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 41
Bunun için de insanın zihin ve gönül
dünyasının onarılması ve eğitilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda
ilahi vahyin “Emr-i bi’l ma’rûf, nehy-i anil
münker” emridir aslında. Milletimizin nizam-ı
âlem sevdası bu emrin yerine getirilme
isteğidir. Zira biz Müslümanlar olarak
iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla
mükellefiz. Bugün dünyanın durumuna
baktığımızda başta Müslüman coğrafyası
olmak üzere dünyanın genelinde adaletin
ayaklar altına alındığını, şiddetin hayatımızın
bir parçası olduğunu, emperyal güçlerin
zulümle iktidarlarını yaşattıklarını görüyoruz.
Tarihi okuduğumuzda, 13. yüzyılda yaşanan
buhranın, 21 yüzyılda da yaşandığını
farkediyoruz. Bir yandan Haçlıların varlığı,
diğer yanda her şeyi yakan, yıkan, talan
eden ve kandan beslenen dönemin
emperyal gücü Moğolların Anadolu’ya
gelişi. Tam bu dönemde Kayı Boyu ve diğer
Oğuz boyları, zulme ve istilaya karşı büyük
bir mücadele vermişlerdir.
Biz “Diriliş Ertuğrul” projesini
oluştururken özellikle bir noktanın altını
çizdik. O da şuydu: “Bir milletin yükselişi”
dedik. Keza bir zamanlar payitahtın illeri
olan yerlerde bugün kan ve gözyaşı akıyorsa
biz millet olarak buna duyarsız kalamayız.
İşte Diriliş Ertuğrul, bize unuttuğumuz bu
yönümüzü ya da yönlerimizi hatırlatan
bir proje olması hasebiyle, büyük nizamı
âlem sevdasının önemli bir yerine düştüğü
kanaatindeyim.
42
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 43
Diriliş Ertuğrul tarihten
öğreneceğimiz çok
şeyin olduğunu
tekrar hatırlattı. Tarih
sadece bir bilim değil
aynı zamanda bir yol
göstericidir. Merhum
Mehmet Akif Ersoy’un
dediği gibi “Tarih
tekerrür eder.”
44
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Milletimizin mazisiyle bağ kurup
yeniden dirilme potansiyelinin
ve isteğinin “Diriliş Ertuğrul’da”
hayata geçtiğine inanıyorum.. Zira
kahramanımız Ertuğrul, nizamı alem
sevdasına ömrünü vakfeden biri.
Hem ülkemizde hem dünyada
tarihi filmler ve diziler revaçta
son yıllarda.. Game Of Thrones,
Elizabeth Altın Çağ, Fetih 1453,
Çanakkale 1915 hemen aklıma
gelenler. Bu durumu bilme
merağımıza, köklerimizi aramaya
mı yormalıyız. Tarihe bu ilgi neden
sizce?
Evet, dediğiniz gibi tarihi
anlatan film ve diziler çok büyük
ilgi görüyor. Bunun birçok nedeni
söylenebilir. Ancak ülkemizde
insanların bu projelere bu kadar ilgi
göstermesinin köklere duyulan derin
saygı ve özlemin neden olduğunu
düşünüyorum. Diriliş Ertuğrul
özelinden konuşacak olursak, çok titiz
çalışıyoruz. Çünkü daha önce yapılan
projelerde tarihimizin yeterince
yansıtılmadığı görüşündeyim.
Bu da seyircinin tepkisine neden
oldu. Biz Diriliş Ertuğrul projesinde
daha önce yapılan çalışmalardaki
eksiklikleri farkederek, bu eksiklikleri
ve hataları yapmamaya çalıştık.
Kurucu kahramanlarımızın büyük
mücadelesini yansıttık. Ecdadımızın
tarihteki onurlu ve zorlu yürüyüşünün
anlatmaya çalıştık. Bu da seyircinin
yıllardır hasretle beklediği bir şeydi.
Diriliş Ertuğrul milletimize tercüman
oldu. Böyle olunca halkımızdan
büyük bir teveccüh gördü.
Bir diğer nokta ise milletimizin
köklerine duyduğu derin
saygıdır. Diriliş Ertuğrul tarihten
öğreneceğimiz çok şeyin olduğunu
tekrar hatırlattı. Tarih sadece bir
bilim değil aynı zamanda bir yol
göstericidir. Merhum Mehmet Akif
Ersoy’un dediği gibi “Tarih tekerrür
turuncudergi.com
eder.” 21. Yüzyılda başta coğrafyamızda
olmak üzere küresel anlamda tarih
tekerrür ediyor. Kurtuluş reçetesinin
şanlı tarihimizde bulunduğuna
inanıyorum. Biz, o gün yaşananlarla
bugün yaşananlar arasında ki
benzerliği anlatıyoruz aslında.
Diriliş Ertuğrul, tarihsel ve toplumsal
egosu kırılan milletimize bir güç verdi.
Bu da sahiplenilmesini sağladı.
13. Yüzyılda bir kadın portresi
olarak Hayme Hatun’u nasıl tarif
edersiniz?
Yaşanan onca zorluğa rağmen
bütün sıkıntılara göğüs geren, erine
destek olmaktan çekinmeyen fedakâr
cefakâr bir Oğuz kadını Hayme Hatun.
Mücadele etmekten geri durmayan bir
kadın prototipi. Kendisini ve evlatlarını
nizamı âlem sevdasına vakfetmiş
biri. Evlatlarını bu dava uğrunda
yetiştirmiş. Bunun yanında boyunun
sıkıntılarını kendi sıkıntısı bilmiş,
sadece kadınlara değil erkeklere de yol
turuncudergi.com
gösterici bilge bir kadın. Eşi Süleyman
Şah’ın hem destekçisi hem de yol
göstericilerinden. Bey kadını olmanın
sefasını, cefa çekerek göstermiş, büyük
kurucu kahramanlarımızdan.
Seyirci Hayme Hatun’la nasıl bir ilişki
kurmalı, bir rol model olarak modern
kadına ne söylüyor...
Hayme Hatun Ertuğrul Gazi’nin
yetişmesinde belki de en büyük paya
sahip insan. Ertuğrul Gazi’ye sadece
annelik değil aynı zamanda hocalık da
yapmıştır. Dolaysıyla hak uğruna canını
vermekten hiç çekinmeyen, zulme
başkaldıran Ertuğrul’daki bu yüce
hasletlerin tohumunu Hayme Hatun
atmıştır.
Bu yönüyle Hayme Hatun rol
model olarak günümüz kadınına
çok şey söylüyor. Bugünün temel
sorunlarından biri insanın bozulmuş
olmasıdır. Açıkçası insan yetiştirmekte
gittikçe geriliyoruz. İşte tam bu nokta
da Hayme Hatun, bugünün annelerine
iyi bir evlat yetiştirmenin önemini
anlatıyor aslında. Bence bu son derece
önemli bir şey. Çünkü başlarken
söylediğim gibi, tarihe kahramanlar
yön verir. Kahramanların yetişmesinde
annelere çok büyük görevler
düşmektedir.
Dizideki kadın kahramanlar
hakkında ne tür tepkiler alıyorsunuz?
Genel olarak çok güzel olumlu
tepkiler alıyoruz. Ancak kötü
karakterlerimiz hakkında doğal olarak
olumsuz tepkiler fazla oluyor. Bu da
bizim için sevindirici aslında. Çünkü
hem karakterin iyi yazılmış olmasını
hem de oyuncularımızın sergiledikleri
performansın seyircide bir tepkiye
neden olduğunu gösteriyor.
Özellikle Hayme Hatun ve
Halime Sultan, seyircinin çok
sevdiği karakterler. Bu şüphesiz
hem senaryonun başarısı hem de
oyuncunun performansı ile ilgili bir
durum.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 45
iYiER
DOSYA
ŞEFKAT ELİ SOSYAL MAĞAZASI AÇILDI
A
iŞL
DE YEŞERİR.
LER
LP
A
K
İ
İY
CE
N
Ö
K
İL
,
r
le
İy İ İş
N YAYINLAYALIM.
ŞI
A
AYL
P
LE
İM
İZ
B
İ
İZ
İN
SİZ DE İYİ İŞLER
gmail.com
[email protected]
4 72
Tel: 0538 624 5
ENERJİ ÇOCUK PROJESİ’NDE
nkara 1. Bölge Kamu
Hastaneleri Birliği ve
Türk Kızılayı Ankara Şubesi’nin ortak
projesi olan “Şefkat Eli” sosyal
mağazası, Dr. Zekai Tahir Burak
Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde açıldı. İki
bölümden oluşan ve 40 metrekare alanda bulunan Şefkat
Eli sosyal mağazası, hastanede
yeni doğum yapmış ihtiyaç
sahibi anne ve bebeklerin
günün her saatinde yararlanabileceği bir mekân olarak
hazırlandı. Yeni doğan bebekler ile anneleri, hayırseverlerin
bağışladığı kıyafet, bebek bezi,
hijyen malzemeleri, oyuncak
ve bebek maması gibi malzemelere ücretsiz ulaşabilecek.
Şefkat Eli sosyal mağazasının açılışında konuşan Ankara
1.Bölge Kamu Hastaneleri
Birliği Genel Sekreteri ve Türk
Kızılayı Yönetim Kurulu Üyesi
Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz,
“Sağlık hizmetleri yanında
sosyal sorumluluk projelerine
de önem veriyoruz. Onları ev
ortamında hissettirecek her
türlü desteği verdik. Bundan
sonra da bu tip çalışmalara
devam edeceğiz” dedi.
ENERJİ VERİMLİLİĞİ ANLATILDI!
E
nerji Verimliliği Derneği
ile Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel
Müdürlüğü arasında
imzalanarak yürürlüğe giren ve 2014-2015 eğitim
öğretim yılında 21 pilot ilde 5. 6.
7. ve 8. Sınıf öğrencilerine yönelik
faaliyetler yürütülen Enerji Çocuk
Projesi 2015-2016 eğitim öğretim
yılında da belirlenen yeni 38
pilot ilde öğrencilerle buluşmaya
başladı. Enerji Çocuk Projesi kapsamında, enerji verimliliği çalışmalarına vurgu yapılarak, başta
evlerde olmak üzere çocukların
bulunduğu her ortamda enerjinin
çocuklar tarafından verimli kullanılması amaçlanmış olup, çocukların enerji kullanımı ve tüketimi
konusunda bilinçlendirilmesi ve
enerji verimliliği konusunda ülke
ekonomisine katkıda bulunulması
hedeflenmektedir.
Proje çalışmalarından biri olan
Enerji Çocuk Naz ve Arkadaşları
46
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Hayvan Dostu
Projesi
Minik Kalplere umut
da okulların açılmasıyla birlikte
yeniden il il gezmeye başladılar.
İlk durağı Kırıkkale olan Naz,
sonrasında Kırşehirli ve Nevşehirli
arkadaşları ile bir araya geldi. Arkadaşlarına enerjinin nasıl verimli
kullanılması gerektiği, evlerinde
ve okullarında nelere dikkat
etmeleri konusunda bilgi verdi.
Çocukların yoğun ilgi gösterdiği
etkinlik sonrasında Enerji Çocuk
tarafından öğrencilere çeşitli
hediyeler dağıtıldı. Oyunda,
boşa yanan lambaları kapatma-
yı unutmayalım, Perdelerini aç
ve gün ışığının odana girmesini
sağlayalım, Güneşli kış günlerinde perdelerimizi açarak güneşin
odamıza girmesini sağlayalım,
Bilgisayarı sadece kullanacağımız
zaman çalıştıralım. Bilgisayarını
kapatmayı unutan arkadaşlarımızı kapatmaları konusunda uyaralım, Televizyon izlemediğimiz
zamanlarda kapatmayı unutmayalım, Televizyon, bilgisayar ve
bütün ev aletlerini düğmesinden
kapatalım mesajları verildi.
turuncudergi.com
Karaman Gençlik Merkezi tarafından
Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında hazırlanan “Minik Kalplere Umut”
projesi ile tüm köy okullarına kırtasiye
yardımı yapılacak.
Toplumsal yardımlaşmanın güçlendirilmesi ve öğrencilerin ihtiyaçlarının
giderilmesi amacıyla Karaman Gençlik
Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü
bünyesinde faaliyetlerine devam eden
Gençlik Merkezi tarafından hazırlanan
“Minik Kalplere Umut” projesi kapsamında Karaman’da bulunan köy
okullarına kırtasiye yardımı yapılacak.
Kampanyaya destek için;
Adres: Şehit Adnan Ateş Caddesi,
Mehmet Akif Ersoy Mahallesi,
No:40 – Karaman Gençlik Merkezi Tel: 0338 213 16 11
turuncudergi.com
Hayvan Dostu Projesi, HDI Sigorta’nın
2013 yılı sosyal sorumluluk projesidir.
Beykoz Belediye’sinin yardımları ile
Beykoz ilçe sınırları içerisinde yaşayan
sahipsiz sokak hayvanları için gönüllü
birçok restoran ve otelden toplanan
artık yemeklerin minik dostlarımıza
ulaştırılması amaçlanmaktadır.
Günlük olarak toplanan artık yemeklerin zamanında dostlarımıza ulaşması
için HDI Sigorta tarafından istihdam
edilen bir personel ve özel olarak
giydirilmiş bir araç bu proje için mesai
harcamaktadır.
Tek tek gönüllüleri ziyaret eden Hayvan
Dostu Sosyal Sorumluluk Projesi resmi
aracı ile toplanan yemekleri Beykoz
Belediyesi’ne iletmektedir.
Hedefimiz, Beykoz ilçesinin ardından
projemizi genişletmek ve diğer ilçe belediyeleriyle de birlikte çalışarak İstanbul’da çöpe giden tüm artık yemeklere
engel olurken sokak hayvanlarına da
destek olmaktır. Eğer siz de şirketinizle birlikte Hayvan Dostu Projesi’nde
yer almak ve artık yemeklerinizi çöpe
atmak yerine sevimli dostlarımıza
ulaştırmak istiyorsanız lütfen bizimle
irtibata geçin.
HDI Sigorta A. Ş. Genel Müdürlük
Tatlısu Mahallesi Arif Ay Sokak, HDI
Sigorta Binası
Ümraniye / İSTANBUL
Geçtiğimiz dönem ülkenin
batısından doğusuna birçok ihtiyaç
sahibi öğrenciye kullanılmayan
eski ajandaları ulaştıran Kadıköy
Fotoğraf Merkezi ve FOTOAMELE
Fotoğraf Grubu üyeleri bu yılda
çocuklara umut olmaya devam
ediyor. Kullanılmamış tarihi geçmiş
ajandaların yanı sıra ihtiyaç bildiren
okullara hikâye kitabı, ikinci el giysi,
boya kalemi vs. gibi birçok konuda
da yardımda bulunuluyor.
İletişim:
www.kadikoyfotografmerkezi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 47
VEFAT VE
ARAŞTIRMA
BAŞSAĞLIĞI
Türkiye geri kazanımda
çok yol katetti
A
tık Bertaraf ve Geri
Kazanım Tesisleri Anketi; lisanslı veya geçici
faaliyet belgeli tüm atık
bertaraf ve geri kazanım
tesisleri ile lisansı olmasa da belediyeler tarafından ya da belediyeler adına
işletilen düzenli depolama, yakma ve
kompost tesislerine uygulandı. Anket
sonuçlarına göre 2014 yılında 117 atık
bertaraf tesisi ve 868 geri kazanım
tesisi olmak üzere toplam 985 tesisin
faaliyet gösterdiği tespit edildi.
edildi ve sterilize edilen tıbbi atığın
%68’i düzenli depolama tesislerinde
bertaraf edilirken %32’si ise belediye
çöplüklerine gönderildi.
Yakma tesislerinde 43 bin
ton atık bertaraf edildi
Toplam kapasitesi 111 bin ton/yıl
olan 4 yakma tesisinde 40 bin ton tehlikeli ve 3 bin ton tehlikesiz
olmak üzere toplam 43 bin ton atık bertaraf edildi.
Geri kazanım tesislerinde 20
milyon ton atık geri kazanıldı
Toplam kapasitesi 310 bin ton/yıl
olan 4 kompost tesisinde 94 bin ton
atık işlem gördü ve 34 bin ton kompost üretildi. Ayrıca atık geri kazanımı
lisanslı 39 beraber yakma tesisinde 532
bin ton atık yakılarak enerji geri kazanımı gerçekleştirildi. Lisanslı diğer 825
atık geri kazanım tesisi ile ise toplam
19 milyon ton atık metal, plastik, kağıt,
mineral vb. geri kazanıldı.
Düzenli depolama
tesislerinde 41 milyon
ton atık bertaraf edildi
Yeni Akit Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, 1954 yılında Manisa’da bir köyde
doğmuştur. İlkokulu bitirdikten sonra, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek okulunda okudu.
Toplam kapasitesi 620 milyon
m3 olarak tespit edilen 113 düzenli
depolama tesisinde 41 milyon ton
atık bertaraf edildi. Ayrıca, 2014
yılında faaliyette olan 192 bin ton/
yıl kapasiteli 45 sterilizasyon tesisinde
toplam 67 bin ton tıbbi atık sterilize
Öğrencilik yıllarında gazetelere edebi yazılar yazdı. Barış Gazetesi’nde de yazılar yazdı.
Barış’tan sonra yazı işleri müdür yardımcısı olarak Yenigün Gazetesi’ne geçti. Daha sonra da
Başkent Gazetesi’ne geçti. Bir yıl sonra 22 yaşında yazı işleri müdürü oldu. Burada 2 yıl görev
yaptıktan sonra Milli Gazete’ye geçip 8 yıl orada çalıştı. Ardından 9 yıl da Türkiye Gazetesi’nde
çalıştı. 1995 yılından itibaren Vakit- Yeni Akit gazetesinde yazmaktadır.
TEKZİP: Derginizin Ekim 2015 tarihli 148. sayısında yayınlanan ‘Tarihsel Süreç İçerisinde Mülteciler’ başlıklı yazı, hakemli bir dergi olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl
2013 Cilt 62 Sayı 4’te “Uluslararası Mülteci Hukuku ve Türkiye” başlıklı makalenin bir bölümünden alınmıştır. Alıntı yapılırken atıf kurallarına uyulmadığı gibi yazarlara da hiçbir şekilde
danışılmamış ve bilgi verilmemiştir. Yazınızda aktarıldığı aksine, derginizde ‘Tarihsel Süreç İçerisinde Mülteciler’ başlıklı araştırmayı hazırlayanlar olarak gösterilen kişiler, derginiz ile
hiçbir organik bağlantısı olmayan ve devlet üniversitesinde görev yapmakta olan öğretim elemanlarıdır. Yazınızda aktarıldığı aksine, derginizde ‘Tarihsel Süreç İçerisinde Mülteciler’
başlıklı ve “Uluslararası Mülteci Hukuku ve Türkiye” başlıklı makalenin bir bölümünden alınmış olan yazının telif hakları Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’ne aittir. Ankara
Üniversitesi’nin bu hususta başvuracağı hukuk yolları saklı olmak üzere, aynı şekilde ilgili makalenin yazarlarının da yasal hakları saklıdır. Kamuoyu nezdinde yanıltıcı ve yanlış algı
oluşması ile itibar kaybına sebebiyet veren söz konusu yazının derginize ait olmadığı hususu kamuoyuna saygı ile duyurulur. 19.11.2015 “Uluslararası Mülteci Hukuku ve Türkiye”
başlıklı makalenin yazarları: Yrd. Doç Dr. Beyza Özturanlı; Arş Gör. N. Sarp Ergüven
48
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Turuncu Dergİsİ olarak, Hasan Karakaya’ya Allah’tan rahmet,
kederlİ aİlesİne başsağlığı dİlİyoruz...
turuncudergi.com
Hasan Karakaya, 3 nisan 2013 tarihinde Ak Parti Hükümeti tarafından açıklanan ve barış
sürecini yönetecek olan 63 kişilik Akil insanlar listesine Ege Bölgesinden girmiştir.
Hasan Karakaya, muhafazakar medyanın kalemi en kıvrak yazarlarından
biri olarak tarihte yerini aldı.
DOSYA
DOSYA
Op. DR SEMRA POLAT MEME KANSERİHAKKINDAKİ
HERŞEYİ TURUNCU DERGİ İÇİN ANLATTI:
Erken teşhis
RIR
A
T
UR
K
T
A
Y
HA
Op.Dr. Semra
POLAT
Genel Cerrahi
Uzmanı
S
www.cerrahsemrapolat.com
ağlık hepimiz için çok önemli.
Hepimiz uzun ve sağlıklı bir
hayat hayal ederiz kendimiz
ve sevdiklerimiz için. Ama
hastalıklar da insan için.
Tıp dünyası insanı korkularından ve
hastalıklarından kurtarıp sağlıklı hayata
kavuşturmak için çok yol katetti. Kadın
kanserlerinden en yaygın olanından
Meme Kanserinin tüm çerçevesini
Genel Cerrahi Uzmanı Op:Dr Semra
POLAT ile konuştuk.
1. Meme kanseri nedir?
Memedeki süt bezleri ve süt
kanallarını döşeyen hücrelerin kontrol
dışı çoğalmaları ve vücudun çeşitli
yerlerine giderek çoğalmaya devam
etmelerine meme kanseri denir.
Kadınlarda en sık görülen kanserdir.
Dünyada her 8-10 kadından birinin
hayatının belirli bir zamanında meme
kanserine yakalanacağı bildirilmiştir.
Erken tespit edilirse, %96 yaşam şansı
vardır. Tanı ve tedavideki ilerlemelere
karşın, özellikle 35-55 yaş grubu
kadınlar arasında hala önde gelen
ölüm nedenidir.
2. Meme kanseri tanısı
nasıl konur?
Meme kanserİ erken
yakalandığında tedavİsİ
mümkün bİr kanserdİr. Kanser
hastalarının yakınları tedavİnİn
önemlİ bİr ayağını oluştururlar Meme
kanserİne karşı en İyİ koruyucu yöntem erken teşhİŞdİr
50
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Meme kanseri tanısında ilk adım
muayenedir. Hekim muayenesi
dışında, kadının kendi kendine
muayenesi de önemli bir parametredir.
20 yaşından sonra ayda bir
kez kadınların memelerini kontrol
etmeleri ve bu muayene sırasında
daha önce olmayan şislik, sertlik,
deride kalınlaşma, meme başında
çekilme, meme başından akıntı vb.
fark edenlerin hemen bir uzman
hekime muayene olmaları gerekir.
Meme hastalıkları ve kanseri ile
ilgilenen ana branş genel cerrahidir.
Genel cerrahi uzmanları muayenede
hastanın şikayetlerini dinler ve kendi
muayenesi sonrası gerekli olursa
radyolojik inceleme isterler. Genel
cerrah hastayı muayene ettikten
sonra gerek muayene bulguları ve
gerekse de hastanın yaşını dikkate
alarak mamografi, ultrasonografi, MRI
gibi bazı radyolojik tetkikler ister.
Mamografi, düşük dozda çekilen bir
meme röntgen filmidir. Mamografi
çekilirken meme, iki plaka arasında
birkaç saniye sıkıştırılır.
Bu nedenle memelerin en az
hassas olduğu zaman (Örneğin
adet başlangıcından 3.-5. günler
arası ) çekilmesi uygun olur. Bilinen
başka bir risk faktörü yoksa 40 yaş
üstü kadınlarda yılda bir kez düzenli
yapılması önerilir. Çünkü dünya
çapında yapılmış çalışmalar, 40-49
yaş arası düzenli mamografi takibi
yaptıran kadınların meme kanserinden
ölüm oranlarının %24, 50-74 yaş
arasındaki kadınlarda ise bu oranın
%34 azaldığını göstermiştir.
Ultrasonografi , dokuya çarpıp geri
dönen ses dalgalarının oluşturduğu
görüntüleme yöntemidir.
Yoğun meme yapısına sahip
kadınlarda mamografiye yardımcı
olmak amaçlı kullanılmaktadır. Yapılan
çalışmalarda mamografi ile beraber
ultrasonografi kullanımı meme kanseri
erken tanı olasılığını arttırmaktadır.
Ancak tek başına ultrasonografi meme
kanseri erken tanı için tarama yöntemi
değildir.
Son yıllarda mamografi ve
ultrasonografi haricinde geliştirilmiş,
örneğin “Meme MRI” gibi başka
görüntüleme şekilleri daha vardır.
Bunlar her vakada rutin olarak
kullanılmasalar da, mamografi ve
USG ile net karar verilemeyen şüpheli durumlarda ve uygun
vakalarda tercih edilirler.
Muayene ve radyolojik olarak
tespit edilen kitlelerden doku örneği
alınmasına biyopsi diyoruz . Çeşitli
yöntemlerle yapılan biyopsilerde
alınan örnekler patologlar tarafından
değerlendirilerek tanısı konur.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 51
DOSYA
DOSYA
bir kanserdir. Tüm dünyada meme kanseri
ile ilgili sayısız çalışma mevcuttur ve bir
çok tedavi protokolü geliştirilmiştir. Önemli
olan meme kanseri teşhisi konan hastanın,
durumu soğuk kanlılıkla karşılayıp, onunla
savaşmaya kararlı olabilmesidir. Kendisini
bırakmayıp, hekimleriyle ve çevresiyle iş
birliği içinde hareket ettiği sürece hastalığı
yenebileceğine inanması gerekir. Her ne kadar uzun ve zorlu bir süreç olsa da pek çok
erken evre meme kanseri başarıyla tedavi
edilebilmektedir. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak güçlü olmak, kanserle savaşta
hasta lehine sonuç verir. Bu nedenle kanser
teşhisi almış kişiler, öncelikle hekimlerinin
önerileri doğrultusunda hareket etmeli,
mümkün olduğunca günlük hayatlarından
kopmamalı, beslenmelerine dikkat etmeli,
yürüyüş ya da spor yapmalı, gerek duydukları zamanlarda da çekinmeden psikolojik
destek almalıdırlar.
Erken teşhis
için bilinen en iyi
ve etkili çözüm,
risk durumlarına
göre belirlenmiş
olan muayene
ve tetkik
protokollerinin
uygulanmasıdır.
3. Meme kanserinden korunmak için öncelikli
olan şeyler nelerdir?
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda,
meme kanseri daha sık görülür. Bu özelliklere risk faktörleri denir. Meme kanserinden yüzde yüz korunmak mümkün olmasa
da, yapılan çalışmalar tespit edilmiş risk
faktörlerini azaltmanın meme kanserine
yakalanma oranını azalttığı göstermiştir.
Örneğin, düzenli egzersiz, alkol ve sigara
kullanmama, fazla kilolarıdan kurtulma,
bol sebze ve meyve tüketimi gibi basit
yöntemlerle meme kanserine yakalanma
riskini %30-40 oranında azaltmak mümkün olabilmektedir.
4. Meme kanseri risk faktörleri nelerdir?
İleri yaş ,daha önce meme kanseri
geçirmiş olmak, ailede meme kanseri
hikayesi, genetik faktörler, meme dokusunun yoğunluğu, radyasyon maruziyeti,
erken adet görme, geç menapoza girme,
ilk doğumu geç yaşta yapma, sosyo ekonomik seviyenin yüksek olması, östrojen
hormon tedavisi, doğum kontrol hapı kul52
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
lanımı (tartışmalı), alkol, sigara alışkanlığı,
şişmanlık ve yağlı beslenme tespit edilmiş
risk faktörleridir.
5. Meme kanserinden korunmak mümkün müdür.
Nasıl?
Kadınların kendilerinde varolan risk
faktörlerini dikkate almaları ve bu risk
faktörlerini en aza indirmeye çalışmaları
dışında meme kanserine yüzde yüz engel
olabilecek bir korunma yöntemi ne yazık ki
hala yok. Meme kanserine karşı en iyi koruyucu yöntem erken teşhisdir. Çünkü erken
teşhis edilen meme kanseri, hastanın yaşamına önemli etkiler yapmadan başarıyla
tedavi edilebilmektedir. Erken teşhis için
bilinen en iyi ve etkili çözüm, risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve
tetkik protokollerinin uygulanmasıdır.
7. Çevresi hastaya nasıl davranmalı, çevrenin
görevleri nelerdir?
Kanser hastalarının yakınları tedavinin önemli bir ayağını oluştururlar. Hasta
yakınları hasta kişiye mümkün olduğunca
doğal davranmalı, özel ihtimam gösterdiklerini hissettirmemeli, hastayı hastalığını
hatırlatacak konulardan, sohbetlerden uzak
tutmalı, moral bozucu haber, ölüm gibi
konulardan bahsetmekten kaçınmalı, sürekli
“ iyisin, iyi olacaksın” gibi yanlış anlayabileceği yorumlar yapmamalı, hastayı kalabalık
ortamlardan uzak tutmalı, hastanın uygulamak zorunda olduğu diyet programını hiç
olmazsa yanında iken birlikte uygulamaya
çalışmalıdırlar. Onlara korku ve endişelerini
mümkün olduğunca yansıtmamalı, günlük
pratiklerinde yaptıkları rutin şeyleri devam
ettirmeli ve hastanın hayattan kopmasına
müsaade etmemelidirler. .
6.Meme kanseri olan hastalar ne yapmalı? Tıbbi ve
psikolojik açıdan?
8.Tıbbi açıdan ülkemizde
meme kanseri oranı, mücadele seviyesi ne durumdadır? Beklentilerimiz nelerdir?
Kanser fikri herkes için korkunçtur.
Ancak unutulmamalıdır ki, meme kanseri
erken yakalandığında tedavisi mümkün
Tüm dünyada kadınlarda en sık görülen
kanser olan meme kanseri, ülkemizde de
kadın kanserleri arasında birinci sırada olup,
yılda yaklaşık 15.000 kadını etkilemektedir.
Ülkemizde son yıllarda (2000’li yıllardan beri
) yapılan kanser istatistiklerinde, kadın kanserlerinin yaklaşık %20-25’i meme kanseridir.
Ülkemizde meme kanserlerinin yaklaşık
yarısı ne yazık ki ileri evrelerde tespit edilebiliyor ve bu yüzden tedavi başarısı gelişmiş
ülkelere oranla daha düşük seviyelerdedir.
Risk faktörlerini en aza indirecek hayat tarzı
değişikliklerinin yanısıra hastalığın erken
teşhisine yönelik yapılan meme kanseri taramaları bu kanserden ölümleri ve hastalığın
sıklığını azaltmada en etkili yöntemlerdir.
Ancak ülkemizde tarama programlarının henüz istanilen seviyede yaygınlaştırılamaması
sebebiyle erken evre meme kanseri yakalama oranlarımız ve dolayısıyla da tedavi başarı oranımız istenilen düzeyde değildir.
Kanserle mücadelede önleme ve tarama
programlarının önemi vurgulanan Avrupa
Birliği Komisyon raporunda, 2013 yılından
itibaren tüm üye ülkelerde kanser tarama
programlarına katılım oranının %100’e çıkarılması yönünde karar alınmıştır. Son yıllarda
ülkemizde de uygun tarama programları
oluşturulmuş ve uygulamanın yaygınlaşması için çeşitli bilgilendirme kampanyaları
başlatılmıştır. Gerek meme kanserinin erken
teşhisine gerekse de halkın konu ile alakalı
bilinçlendirilmesine yönelik pek çok etkinlik
ve eğitsel çalışma yapılmaktadır.
Toplumun meme kanseri konusunda
bilinçlendirilmesi ve tarama programlarının
yaygınlaşması sayesinde meme kanserinin
erken evrede yakalanması ve dolayısıyla
tedavi edilebilmesi mümkün olacaktır.
Ülkemizde meme
kanserlerinin
yaklaşık yarısı
ne yazık ki ileri
evrelerde tespit
edilebiliyor ve bu
yüzden tedavi
başarısı gelişmiş
ülkelere oranla
daha düşük
seviyelerdedir.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 53
ARAŞTIRMA
2015 YILI GERiDE KALIRKEN
ÜLKEMiZDE
KADIN
ÇALISMALARI
kadının sesinin yükseldiği bir zamanı yaşadık 2015’de
akademik, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayatta kadın adına çok önemli adımlar
olduğunu düşündüğüm, devrim niteliğinde çalışmalara imza atıldı.
Evet kadına karşı şiddet son bulmadı ama toplum bu konuda
ciddi anlamda bilgilendi, farkındalık üst düzeylere taşındı.
HATİCE
BİLİCİ
[email protected]
K
adın cinayetleri, kadına karşı
şiddet, çocuk gelinler gibi
aslında dünyanın her yerinde mevcut olan sorunları
ülkemizde de sık yaşadığımız bir yılı geride bıraktık. Evet Özgecan gibi hain ve hunharca katledilen,
hayatlarına son verilen kadınlarımız oldu
2015’de de … “Ya benimsin ya toprağın
“ arabeskiyle kadını kendi malıymış gibi
görüp onun hayatına son verme hakkını
kendinde bulan ruhsuz ve merhameti
çekilmiş adamların ( ! ) şiddet manzaraları ekranlarımızı efkarlandırdı, yüreklerimizi kanattı.
Ama tüm olumsuzluklara rağmen
güzel gelişmelerde yaşandı, 2015
kadınların istedikleri neydi sorusunu
sıkça sorma, tartışma imkanı da
bulduğumuz bir yıl oldu. Özellikle
hükümetin, Aile Sosyal Politikalar
Bakanlığının ve kadın çalışmaları
yürüten bazı marka olmuş Sivil
Toplum Kuruluşlarının da gayretleri,
dikkat çeken çalışmaları kadının
54
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
sesinin yükseldiği bir zamanı yaşattı
bizlere. Kadın haklarının insan hakları
içerisinde bir özel olduğunu, eşitliğin
bazı durumlarda yetersiz kaldığını,
kadın haklarını savunabilmek için eşitlik
yerine “adalet” kavramını tartışmamız
gerektiğini konuşmaya ve tartışmaya
başladık. Feminist düşünce ile yola
çıkan derneklerin tek kadın savunucusu
olmayacakları, feminizm tekelinde bir
kadın sivil toplum yapılanmasının reel
olmayacağı ve sonuç üretemeyeceği
gerçeği tamamen açığa çıktı. Gerçek
anlamıyla akademik, sosyal, kültürel,
ekonomik ve siyasal hayatta kadın
adına çok önemli adımlar olduğunu
düşündüğüm, devrim niteliğinde
çalışmalara imza atıldı.
Evet kadına karşı şiddet son bulmadı
ama toplum bu konuda ciddi anlamda
bilgilendi, farkındalık üst düzeylere
taşındı. Şimdi pek çok kadın şiddete
maruz kaldığında kendini çaresiz ve
kimsesiz hissetmiyor, ne yapması
gerektiği bilinci toplumda hızla yayılıyor.
Özellikle hükümetin,
Aile Sosyal Politikalar
Bakanlığının ve
kadın çalışmaları
yürüten bazı marka
olmuş Sivil Toplum
Kuruluşlarının da
gayretleri, dikkat
çeken çalışmaları
kadının sesinin
yükseldiği bir zamanı
yaşattı bizlere.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 55
ARAŞTIRMA
ARAŞTIRMA
“Kadınların iş dünyasındaki
etkinliğinin artması için neler
yapabiliriz?” sorusu etrafında şekillenen
W-20 nin bu yıl ilk kez Türkiye’de
hayata geçirilmesi 2015 yılının ülkemiz
ve dünyada “kadın” konusunda önemli
bir gelişmedir.
Avrupa Birliği Komisyonu ve 19
farklı ülkeden oluşan G20 kapsamında
ilk kez kurulan, Kadın ve Demokrasi
Derneği (KADEM), Türkiye Kadın
Girişimciler Derneği (KAGİDER)
ve Türkiye İş Kadınları Derneği
(TİKAD)’ın komite üyesi ve yürütücüsü
oldukları W20 Zirvesinin açılış
konuşmasını Sayın Cumhurbaşkanımız
gerçekleştirdi.
Sayın Cumhurbaşkanı “Kadını
dışlayan, kadın erkek arasında ki adaleti
gözetmeyen her anlayış insanlığın
yarısına sırtını dönmüş demektir”
sözleriyle dünyaya ülkemizde ki kadın
anlayışını ve kadın çalışmalarında
aldığımız yolu iletmiş oldu.
Günümüzde sınırlı oranlarda görülen kadın istihdamının arkasında yatan;
Kadın cinayetleri belki son bulmadı
ama Özgecan davasının sonucunda
hiçbir iyi hal indirimi alamayan
canilerin durumu toplumsal vicdanı
rahatlattı. Artık toplum biliyor ki bir
kadını hunharca öldüren bir adam
kravat taktığı için iyi hal indirimiyle
kurtulamayacak.
2015’e veda ederken “kadın” adına
yapılan tüm olumlu çalışmaları sizlere
tekrar hatırlamak ve yeni gelen yıla
dair, umut ve beklentilerimizi arttırmak
istiyorum.
İz bırakan 2015 yılı önemli kadın
çalışmalarından bazıları şöyle:
Uluslararası 2. Aile Konferansı
kapsamında Kadın ve Demokrasi
Derneği, KADEM in moderatörlüğünde
yapılan “Aile ve Kadın – Erkek
Arasında Adalet” başlıklı çalıştay
gerçekleştirilerek eşitlik değil adalet
56
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
kavramına dikkat çekildi ve çözüm
üretilmesine katkı sağlandı.
Kadın ve Demokrasi Derneği
(KADEM) ile Kadın Yönetici ve Kadın
Çalışanlar Dayanışma Derneği
(KAYÇAD), mobbing ile mücadele
kapsamında kapsamlı ve iki farklı
tarihte devam eden bir çalıştay
gerçekleştirerek mobbingin ciddi
bir sorun olduğunu ve kadının iş
hayatında verimini ve var oluşunu ne
denli etkilediğini tartışarak konuya
dikkat çekildi.
Yine 6 Mart 2015 tarihinde İstanbul
Ticaret Üniversitesi, Adalet Bakanı Bekir
Bozdağ’ın katılımlarıyla gerçekleştirilen
“Toplumsal Cinsiyet Adaleti” başlıklı
kongre geniş katılım ve değerli
akademisyenlerin önemli katkılarıyla
tamamlandı. Kongrede, uluslararası
insan hakları hukukuna göre toplumsal
yeterli seviyede eğitim alamama, cinsiyete dayalı iş bölümü, ev-iş dengesinin
gözetilmemesi, bazı kültürel normlar,
toplum tarafından yalnızca kadına
atfedilen cinsiyet rolleri gibi faktörleri
azaltmayı hedefleyen W-20 çalışmaları
ve alınan kararlar, kadınların işgücüne
katılımı noktasında atılacak adımlarda
da fark yaratacak niteliktedir.
2015 yılında iki seçim yaşadık ve bu
seçimlerde kadın adayların desteklenmesi ile ilgili örnek çalışmalar yapıldı.
KADEM, Kagider ve Tikad işbirlikleriyle;
Sabah, Akşam, Yeni Şafak, Yeni Akit,
Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Vatan,
Güneş gazetelerinde “Kadın Adayları
Destekliyoruz” başlığı ile yayınlanan ve
“Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan
kadınların eşit ve adil temsil hakkına
sahip olması ve TBMM’de kadın vekil
sayısının artırılmasını, demokratik
toplumun gerekliliği olarak gördükleri”
ifade edilen ilanda, Mecliste kadının
temsilinin artmasıyla, ülkemizde
kadının sesinin daha fazla duyulacağı ve böylece kadının olduğu yerde
demokrasinin daha sağlam temellere
oturacağı vurgulandı.
Vodafone 37. İstanbul
Maratonu’nun bu yıl ki teması,
“KADINA ŞİDDETE DUR DE!” idi.
İstanbul koşusu bu sene kadınlar
için yapıldı. Tabi ki kimsenin
unutamayacağı kadar toplumda
derin bir iz bırakan Özgecan Davası…
Davaya başta KADEM olmak üzere
bazı kadın STK’lar bizzat müdahil
olarak önemli bir hukuk mücadelesi
verildi. 3 Aralık 2015’te Tarsus 1.
Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen
Özgecan davası sonucunda, toplumun
adalete olan inancının tesisinde şiddet
faillerine hiçbir tolerans gösterilmeden
verilen cezanın indirim yapılmadan en
üst sınırdan verilmesi kararını kadına
karşı şiddet ve kadın cinayetlerini
önleme çalışmaları açısından çok
önemli olduğunu düşünüyorum.
Ve en önemlisi kadınlarımız
biliyor ki devlet politikalarıyla, hukuk
adaletiyle, sivil toplum ise tüm
desteğiyle kadının yanında …
cinsiyet eşitliği kavramının adalet
temelinde değerlendirilmesine yer
verildi.
6284 sayılı “Ailenin korunması ve
Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine
Dair Kanun” ve “İstanbul Sözleşmesi”
dikkate alınarak, şiddetin hukuki ve
toplumsal boyutunun ele alındığı ve
kadına yönelik şiddet alanında çalışan
çok sayıda sivil toplum örgütünün
müdahil olduğu “Kadına Yönelik Şiddet
ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesinde
İstanbul Sözleşmesi Çalıştayı”
düzenlendi.
İlk olarak 2014 yılında Avustralya’da
düzenlenen G-20 zirvesinde gündeme
gelen, fakat o dönemde uygulamaya
geçirilmeyen W20, geçtiğimiz
yıl Türkiye’de düzenlenen B-20
toplantısında Ali Babacan tarafından
tekrar gündeme getirildi.
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 57
SOSYAL MEDYA
DÜNYA
Artık hayatımızda yeni bir dünya var...sanal dünya...
o kadar ki milyonlarca insan özelini, önemli gördüklerini, duygularını, şaşkınlıklarını,
kısaca tüm duygu durumlarını bu ortamda ifade ediyor...
insanı anlamaya dair gözardı edilemeyecek bir mecra sosyal medya...
biz de sizin için bundan sonra her ay bir derleme ile bu ortamın takipcisi olacağız.
58
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 59
ARAŞTIRMA
ARAŞTIRMA
DÜNYANIN KADERi
MACBETH
YAHUT
KÂBiL
OLMAK MI?
t işlemesini,
e
y
a
in
c
ın
n
a
Bİr ins
nüşebildiğini,
ö
d
e
il
t
a
k
ir
b
insanın nasıl
örebiliriz
g
a
ç
ık
ç
a
k
o
ini ç
kötüleşebildiğ
ülük bitmedi,
t
ö
k
a
d
a
y
n
ü
.
MACBETH’TE D
devam ediyor
k
a
r
a
t
r
a
i
ib
g
bitmediği
GÜLAY
KURT
[email protected]
H
ırs ve açgözlülükle, hakkı
olmayanı elde etmek için
kendi doğasına ve ilahi adalete ters düşmeyi göze alarak
bu büyük suçu işleyen kişi,
günahının bedelini ödemekten kaçamaz”
60
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Bu öyle bir bedeldir ki bazen hem
bu dünyada hem öbür dünyada
ödemek zorunda kalınır. Ne açgözlülüğün sınırı vardır, ne kötülüğün,
ne de zalimliğin. İnsan her gördüğü
kötülük zalimlik karşısında bu da mı
oldu dedirtecek olaylar yaşadığımız
bu günlerde kötülüğü kötülemek,
iyiliği yüceltmek adına dünya
var olduğundan beri söylenmesi
gereken her şeyi söyledi. Ama
kötülük bitmedi, bitmediği gibi
artarak devam ediyor. Peki nasıl
başladı bu kötülük? Şeytanın
insanın yaratılması karşısında
ortaya koyduğu kibirle mi,
Hz. Adem’in yasak elmayı
yiyerek Cennetten
çıkarılması ile mi, yoksa
insanın dünyaya inmesi
ile başlayan süreçle mi?
Bunun yanıtı hakkında
felsefeciler çok düşünmüş, insanın kötülüğe
meyilli olmasına bağlayarak
belki soruyu peşinen yanıtlamış
olabilirler ama benim esas üzerinde
durmak istediğim nokta başlangıcı
değil süreçle ilgili olan kısmıdır.
Zira bir başlangıcı ve bir sonu olan
bu yaşlı dünyamızda, sürecin bizatihi
kendisini yaşadığımız bu hayatın
içinde süreci kendi benliğimizle
yaşayan yegâne mahlûk biziz ve bu
süreçten dolayı da bir gün hesap
vereceğiz.
Sürecin başına dönersek; İnsanlığın tarihi Kabil’in Habil’i öldürmesiyle başlar der Ali Şeriati. Bu olayda
şeytanın Kabil’i kandırmasıyla –ki
aslında burada sadece bir salt bir
kandırma olayı olarak da bakmamak lazım diye düşünüyorum.
Çünkü Kâbil’in kıskançlık ve
hep önde olma isteği,
kardeşine olan düşmanlığa dönüşse de onu
öldürmek aklına
hiç gelmemişti. İşte
burada şeytan devreye giriyor ve Habil’e
olan kıskançlığını
onu öldürmesiyle
rahatlayacağını böylelikle babası Hz.
Âdem’in sadece onu seveceğine
dair sürekli vesvese verir. “Onu öldür
onu öldür” diyerek sürekli telkin
verir şeytan. Ama şeytanın yaptığı
sadece telkinden ibarettir. Olayı
gerçekleştirecek olan Kâbil’dir - Kâbil
cinayeti işler. Şeytan ise vesvesesini
keserek kendince görevini yapıp bir
kenara çekilir ve seyreder. İşte bundan şeytanın yakasını bıraktığı Kâbil
öyle bir pişman olur ki ne yapacağını
bilemez. Kardeşini öldürmenin acısı
yüreğini öyle bir yakar ki kafasını
ellerinin arasına alıp oradan uzaklaşmak kaybolmak ister. Kardeşinin
cesedi ile baş başa kalır. Allah bundan
sonra bir karganın ölü bir başka bir
kargayı toprağa gömerek, cesedi ne
yapması gerektiği konusunda ona yol
gösterir.
Kâbil’de bunu görür “şu karga
kadar bile olamadım ben” der ve
kardeşini toprağa gömer. İlk toprağa verilmiş insan örneği böylece
gerçekleşmiş olur.
Bu olayda bir insanın nasıl cinayet
işlemesini insanın nasıl bir katile
dönüşebildiğini kötüleşebildiğini çok
açıkça görebiliriz. İnsanlık kötülük
yapma tarihine böyle başladı ve
kıyamete kadar da bu devam edecek.
Kıskançlık, hırs, elindekiyle yetinmeme, kendini üstün görme bir
insanı cinayete kadar götürebiliyor.
Peki insan kötü mü yaratıldı. Hayır
tabiki. Herkesin İslam fıtratı üzerine
yaratıldığını, sonradan tercihleriyle
kendine bir yol belirlediğini Kuran’da
ayetlerden anlıyoruz.. İnsan çamurdan yaratıldı ve Allah kendi ruhundan
ona üfledi. Yani insan isterse meleklerden dahi üstün olabilir, isterse
hayvanlardan daha aşağı olabilir.
Kısaca bir anlamda “Kader gayrete
tabidir”. Cinayet insan doğasına
aykırıdır ve en büyük günah olduğu
halde insan neden cinayet işler?
İnsan mayasında var olan Allah’ın
yeryüzündeki halife olma görevini,
çamurdan olan tarafına mağlup ederse cinayet ve dahi bütün kötülükleri
işler hale gelebilir mi.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 61
ARAŞTIRMA
Maalesef tarih bize insanın ne
kadar kötüleşebildiğini bize bol bol
göstermiştir. Tarih tekerrürden ibaret
değil mi zaten. Edabiyatçılar da bu
konu üzerinde fazla kafa yormuş olacak
ki bu konuda yazılmış, sahnelenmiş,
filme alınmış pek çok eser bulabiliriz.
Bunlardan en önemlilerinden biri de
Shakespeare’in Macbeth adlı eseridir.
Ben Buradaki Macbeth karakterini
Kabil’e benzetirim. Bütün katiller belki
de Kâbil’dir.
İnsanlık tarihi devam ettikçe de
Shakspeare eserleri farklı uyarlamalarla
beyazperdede tekrar tekrar karşımıza
çıkmaya devam edecek. Shakespeare’in belki de en iyi tragedyası olan
62
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
ARAŞTIRMA
Macbeth’i son versiyonuyla bugünlerde vizyona giren “Macbet” filmini
bu anlamda önemli buluyorum. İnsan
doğasını en çıplak ve haşin haliyle
gözler önüne seren Shakespeare’ın
tüm eserleri içinde önemli bir yere
sahip olan Macbet tragedyası defalarca
tiyatro sahnelerinde oynandı sinemaya
çevrildi ve halen sahnelenmeye devam
ediyor. Macbet’i bu kadar önemli kılan,
inancın nasıl tersyüz olduğu insanın iyi
biriyken kötü birine nasıl dönüştüğünü
acı bir şekilde ve son derece sanatsal
edebi bir üslubla sunmasıdır.
Macbeth’te iktidar hırsı yüzünden
gitgide kendini kaybeden ve etrafındaki herkesi yavaş yavaş zehirleyen
bir kralın öyküsüne şahit oluyoruz.
Macbeth bilinçli bir şekilde kötülüğü
seçiyor ve bu seçimin bireysel toplumsal sonuçları üzerine sahneler
ardı ardına geliyor. Film içerik olarak
Orson Welles’in 1948’deki klasik uyarlamasına sadık kalmayı tercih etmiş
olsa da klasik ama bir o kadar da kanlı
ve ürpertici olmuş. Yeni uyarlamanın
görüntü ağırlıklı, şekilci bir tavrı olduğu
var. Yeni sinema adına yapılmış büyük
hamleler, yeni nesli yakalamayı hedefliyor. Sinematografik öğeler, müzikler ve
diyaloglar harika bir uyum içerisinde.
Filmde tek bir an nefes alacak yeriniz
kalmıyor. Filmin kasveti içinde ya kaybolacaksınız ya da sıkılacaksınız. Tercih
size kalmış biraz.
Macbeth’i oynamak her zaman
zordur, yaşadığı hızlı psikolojik değişimleri verebilmek herkesin altından
kalkabileceği bir şey değildir. Edebi
diyaloglarını muhteşem görsellikle
tamamlayan bu yeni uyarlamayı
izlemeden geçmeyin derim. Sözler
muhteşem, görüntüler muhteşem. E daha ne olsun.
Filmin konusuna gelince. Film
İskoçların, Macdonald’ın ayaklandırdığı
İrlanda ve Norveç birliklerine karşı
olan savaşta, Macbeth ve arkadaşı
Banquo’nun önderliğinde düşmana
doğru bağıra bağıra koştukları sahneyle başlıyor. Savaş sırasında gerek
turuncudergi.com
Macbeth’in suratındaki hırs, gerek arka
planda savaşan insanlar, kusursuz.
Filmin savaş sahnesinde ağır çekim kullanılmış, Macbeth bağırarak düşmana
doğru koşarken, bir anda ağır çekime
geçilip bütün ses gidiyor, izlerken ister
istemez etkileniyorsunuz.
Macbeth, aslında ülkesine ve kralına
fazlasıyla sadık, çevresindeki insanlar tarafından saygı gören ve sevilen
mükemmel bir askerdir. Macbeth o
kadar iyi biri olmasına rağmen, kehanetlere aşırı bağlanması ve hırslı,
güç isteyen karısının gazına gelmesiyle İskoçya kralı Duncan’ı yatağında
uyurken öldürüp, suçu gardiyanlara
atmak içinse kanlı bıçağı gardiyanların
kucağına koyar. Kralın öldüğünü duyan
oğulları Malcolm ve Donalbain’in
de ülkeden kaçması, babalarının
ölümünden sorumlularmış gibi gösterir
onları. Bundan yararlanan Macbeth,
kendini kral ilan eder. İşte o günden
sonra Macbeth ve Lady Macbeth için
hayat tamamen değişir ve bu değişim
kendi hırsları yüzünden olmuştur.
Lady Macbeth’in, “Kimin haddine
bizden hesap sormak,” sözü ile kendisini cezalandırabilecek hiç bir mercinin
olmadığını ifade eder fakat ilahi adalet
ve insanın doğası, yani vicdan baskısı
Lady Macbeth’in benliğini sarar ve ele
geçirir. Böylece hesap soracak mercii var olmuş olur. İşlenen cinayete,
turuncudergi.com
eldeki kan lekelerine; “Biraz su siler
götürür bu işi.” diyen Lady Macbeth’in
yanılgısını ve sonuçları çok geçmeden
kendini gösterir. Vicdan baskısıyla her
gece aynı kâbusla uyurgezer bir halde
ölüme doğru giden Macbet ve Lady
Macbeth’in, kendisini bu noktaya getiren süreci hatırlaması (olayları geri sarması) ve sürecin onu ölüme götürmesini insanın vicdanından kaçamadığını
ispatlıyor.
Macbeth cinayeti işledikten sonra
karısı Lady Macbet’e “Tanrım bizi koru
diye haykırdı biri öteki amin dedi, Ben
diyemedim Neden amin diyemedim. Tanrıya sığınma isteği yakarken
içimi?..” Bunun karşılığında karısı Lady
Macbet “Durma bunların üstünde o
kadar. Biraz su siler götürür bu işi. Ne
kolaymış görürsün. Yüreğin gevşedi
biraz, o kadar. Kötülükle başlayan
kötülükle sağlamlaşır”. Filmin sonunda
ise kötülüğün nerelere kadar gittiğini
görünce de “Kan kokuyor hala şurası:
Arabistan’ın tüm kokuları temizleyebilir
mi bu elleri!”
Her şeyi özetliyor bu cümleler. Suç
ve pişmanlığın geri dönülmez azabı.
Bir savaş alanından kahraman olarak dönen Macbeth, sonunda onursuz
bir şekilde ve zalimlikle uğurlanır ardından sadece öfkeyle anılarak. Bütün
zalimler gibi bir zalim olarak hatırlanarak ve özlenmeyerek...
Bir insanın cinayet
işlemesini, insanın
nasıl bir katile
dönüşebildiğini,
kötüleşebildiğini çok
açıkça görebiliriz
MACBETH’TE
Dünyada kötülük
bitmedi, bitmediği
gibi artarak
devam ediyor.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 63
BAŞARI ÖYKÜSÜ
TÜRK HALK MÜZİĞİ’NİN GÜÇLÜ İSMİ ZÜLEYHA ORTAK
ŞİMDİ DE TV EKRANLARINDA KENDİNDEN SÖZ ETTİRİYOR
“İyİ FİKİR’DE ZÜLEYHA
FIRTINASI ESiYOR”
TRT’DE YAYINLANAN “İyi fikir” PROGRAMI
ile çıkış yapan Züleyha Ortak, Kendine has tarzı,
doğallığı VE seslendirdiği türküler ile de
programa ayrı bir renk katıyor.
SEDA
ŞİŞMAN
[email protected]
64
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 65
BAŞARI ÖYKÜSÜ
Aylık Kadın ve Yaşam Dergisi
Züleyha Ortak,
Kendine has
tarzı, doğallığı ile
seyircisinin kalbine
dokunan ve
uyum içerisinde
çalıştığı ekibi ile
sunuculuğun yanı
sıra seslendirdiği
türküler ile de
programa ayrı bir
renk katıyor.
2016 Yılı Abonelik
Dönemimiz Başladı
Her ay güncel konularda en yetkili isimlerle yaptığımız röportajlar,
alanında uzman yazarlarımızın ele aldığı dosya konularının yanı sıra kitap,
film, mutfak kültürü sayfalarımızla evlerinize konuk oluyoruz.
Yıllık Sadece100¨
Bizi Sosyal Medyada
Takip Etmeyi Unutmayın!
turuncudergisi.blogspot.com
facebook.com/turuncukadindergisi
twitter.com/turuncudergisi
instagram.com/turuncudergisi
www.turuncudergi.com
e-mail: [email protected]
66
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
GECE
YEMELERİNDEN
SAĞLIK
KURTULMAK
İSTER MİSİNİZ?
gece acıkması,
midenizden değil,
beyninizden gelir.
O sizi aldatmayı
başarabiliyorsa
siz de onu
kandırabilirsiniz
demektir.
HALİT
YEREBAKAN
[email protected]
G
ecenin bir yarısı
uykunuzdan aç
uyanıyor ve kendinizi
buzdolabının önünde
mi buluyorsunuz?
Oysa bulabildiğiniz her şeyi yediğiniz
bu saatler, uyku halinde dinleniyor
olmanız gereken zamanlar. Açlık
hissiyle uykudan uyandığınızda
kendinizi, gün içinde yüksek kalorili
olduğu için yemeği reddettiğiniz
birçok şeyi yerken bulabilirsiniz.
68
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Tartıda gördüğünüz rakamların
devamlı değişmesine sebep olan bu
durumun önüne geçmek, aslında
mümkün. Başınıza gelenin aslında ne
ve neden olduğunu bilmek, doğru
davranışı geliştirmenin en önemli
adımıdır.
Acıkan Mideniz Mi Beyniniz Mi?
İyice doyduğunuz hatta fazlasıyla
yediğiniz bir akşam yemeğinden
sonraki gece bile aç uyanıyorsanız,
acıkanın beyniniz mi yoksa mideniz
mi olduğunu ayırt etmek gerekir. Bu
gibi bir durumun ardından gelen
gece acıkması, midenizden değil,
beyninizden gelir. Yani aslında aç
olmadığınız halde kendinizi aç
hissedersiniz. Bu ayrımı yapabilmeniz
için bilmeniz gereken, açlık hissinin
gelme şeklidir.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 69
SAĞLIK
Diyelim biyolojik
olarak aç değilsiniz
ama gecenin bir
yarısı kazınan
midenizin çıkardığı
yolculuk mutfakta
son buldu. Hemen
bir muz alın ve ince
ince dilimlemeye
başlayın.
70
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Eğer aniden ve çok acıkmış
hissediyorsanız bu gerçek bir acıkma
değildir! Eğer gerçekten acıkmış
olsaydınız, açlık hissi yavaş yavaş adeta
kademeli olarak geliyor olacaktı.
O sizi aldatmayı başarabiliyorsa siz
de onu kandırabilirsiniz demektir. İlk
yapmanız gereken elinize ilk geleni
yememek. Birazdan bahsedeceğim bu
yönteme Amerika’da BAN yemek dizisi
adı veriliyor. BAN, muz, elma püresi ve
fındıktan oluşan bir sıralı beslenme şekli.
Diyelim biyolojik olarak aç değilsiniz
ama gecenin bir yarısı kazınan
midenizin çıkardığı yolculuk mutfakta
son buldu. Hemen bir muz alın ve ince
ince dilimlemeye başlayın. Muzu ince
dilimlere bölmek, elinizi ve gözünüzü
oyalayacağından açlık şiddetinizde
azalmaya sebep olacaktır. Hazırladığınız
muzu yavaş yavaş yiyin! Sırası gelen
elma püresine uzanmadan önce beş
dakika bekleyin.
Hala aç hissediyorsanız, pürenizi
yemeğe başlayabilirsiniz. Bu dizide
elma püresinin seçilmiş olmasının
ebette bir anlamı var. Kremamsı yapısı
ve tadı sebebiyle, dondurma yiyormuş
gibi hissedebilirsiniz. Elma pürenizin
ardından hemen fındığa uzanmayın.
On dakika kadar bekleyin! Hala doymuş
hissetmiyorsanız, bir miktar fındık yiyin.
Böylece kapanışı tuz tadıyla yapmış ve
kabaran iştahınızı bastırmış olacaksınız.
Kendinizi Farklı Şeylerle
Oyalamaya Çalışın!
Gece yarısı uyanmak, zaten yeterince
can sıkıcıdır. Bir de bölünen uykunuz
kendinizi mutfakta bulmanıza sebep
oluyor ve gereğinden fazla yediriyorsa
uykunuzun ikinci kısmı da zor olacak
demektir. Fazlasıyla doymak ve uzun
süre uykudan ayrılmak, yeniden yatağa
döndüğünüzde uykuya geçmenizi
zorlaştırır. Yetersiz uyku ve benzer
turuncudergi.com
durumların insan sağlığı üzerindeki
olumsuz etkilerini önceki yazılarımdan
birinde detaylıca anlatmıştım. Açlığınız
sizi uyandıracak boyutta hissediliyor
olsa bile, mutfağa değil başka bir odaya
gidin. Kitap okumak, tv seyretmek ya
da bir hobiniz varsa onunla ilgilenmek
yapabilecekleriniz arasında yer alıyor.
Dişlerinizi Fırçalayın!
Temiz bir ağız hissi, sizi
atıştırmalıklardan uzaklaştırmak
için yeter. Diş macunu ya da ağız
yıkama sularını kullandığınızda,
ağız tadınız kısa bir süre için değişir.
Eminin birçoğunuzu bunu yaşayarak
öğrenmiştir. Dişlerinizi fırçaladıktan
hemen sonra yediğiniz çikolatanın
tadı, farklı zamanlarda yediklerinize hiç
benzemez. Açlık hissiyle uyandığınızda
önce mutfağa değil banyoya gidin
ve yatarken fırçalamış dahi olsanız
dişlerinizi fırçalayın ya da ağız suyuyla
turuncudergi.com
çalkalayın! Göreceksiniz, iştahınız ve
yeme kapasiteniz uyandığınız anla
kıyaslandığında düşmüş olacak.
Kazanmaya Markette Başlayın!
Olamayan bir şeyi yiyemezsiniz
değil mi? Işıklı market rafları, göz
alıcı ambalaj ve iştah kabartan
reklamlar, marketten eve geldiğinizde
ihtiyaç listenizin oldukça dışına
çıkmanıza sebep olur. Özellikle hızlı
tüketilebilecek hazır atıştırmalıklar gece uyanmalarında tercih
edebileceğiniz ilk alternatifler arasında yer alır. Ne yaparsanız
yapın kendinizi gecenin bir yarısı
mutfakta buluyorsanız, mutfakta bir şey bulamayın! Alışverişe tok
karnına çıkın ve sağlıklı şeyler alın.
Böylece, uyandığınızda koca bir
dilim pasta yerine sağlıklı alternatifler
tüketmiş olursunuz.
Olamayan bir şeyi
yiyemezsiniz değil mi?
Işıklı market rafları, göz
alıcı ambalaj ve iştah
kabartan reklamlar,
marketten eve
geldiğinizde ihtiyaç
listenizin oldukça
dışına çıkmanıza
sebep olur.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 71
SNAPS
SNAPS
Beyin bir
bilgisayar
mıdır?
Soru şu: Bir varlık (burada “beyin”)
kendi kendini anlayabilir mi? Bilgisayar
benzetmesi bazı yerlerde işimizi
kolaylaştırsa da son tahlilde bizleri beyni
anlama noktasında çok uzak
noktalara da fırlatıyor olabilir.
SİNAN
CANAN
[email protected]
C
evabı hemen baştan
vereyim: Hayır değildir.
Beyin bir bilgisayar, bir
bilgi-işlem makinası
değildir. Peki neden
beyinle ilgili hemen her yazıda ve
yorumda beynin bilgisayar-vari
özelliklerini okuyor, bunlar üzerinden
bolca mantık yürütüldüğüne şahit
oluyoruz? Sebebi, bunun hem çok
kolay, hem de işe yarıyor olması.
Bilgisayar insan zihninin ürettiği
bir araçtır. Birbirine bağlı bir çok
elektrik ve elektronik elemanın
karşılıklı enerji alışverişi ile kararlar
üreten, komutları (kendisine
yüklenen yazılıma göre) uygulayan
bir cihazdır. İnsan beyninin bir ürünü
olmasına rağmen, kendisini üreten
beyni anlamak için bu “ürün”ün
bu kadar çok kullanılmasının bazı
anlaşılır nedenleri var.
Bilgisayarlar, aynen beyinde
olduğu gibi, farklı bileşenlerin
(yongaların, çiplerin) birbirine
bağlanması ve bu bağlantılar
arasında bilgi alışverişi yapılması ile
iş görürler.
Beyinde de sinir hücreleri, kablo
benzeri uzantıları ile birbirlerine
bağlanarak buna benzetilebilecek
bir ağ oluştururlar. Bilgisayarlar
“elektrik”le çalışır; insan beyni de
öyle. Fakat benzerlikle sadece bu
gibi yüzeysel konularla sınırlıdır ve
en gelişkin bilgisayarlarımız dahi
72
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
henüz en basit sinirsel devrenin
karmaşıklığın yaklaşmaktan çok
uzaktır.
Beyni sadece hücresel
bileşenleri ve bunların arasındaki
bağlantılardan ibaret görsek bile (ki
öyle değildir), elimizde yine tahayyül
edilemez karmaşıklıkta bir sistem
vardır.
Beynimizde 100 milyar civarında
sinir hücresi var. Bu hücrelerin her
biri ortalama 5000 diğer hücre ile
bağlantı halinde. Bu bağlantıların
her biri, ihtiyaca göre bağlantı
kuvveti değiştirilebilen, binlerce
ihtimalli bir bağlantı devresi
gibi davranıyor. Ayrıca bu sinir
kabloları ihtiyaca ve kullanıma göre
sürekli olarak yeniden yapılıyor,
kaldırılıyor, kuvvetlendiriliyor veya
susturuluyor. Verileri işlerken,
işlevlerini yerine getirirken inanılmaz
bir hız ve kabiliyetle kendi şeklini
değiştirebiliyor.
Bu kadar da değil! Yine
beynimizde, sinir hücrelerinin 50
katı kadar yardımcı hücreler (glia
hücreleri) var. Yardımcı dediysek,
öyle hizmetçi gibi bir şey değil;
bizzat sinir hücreleri arasındaki
iletişimi kontrol eden, kendi
aralarındaki trilyonlarca dinamik
bağlantı aracılığıyla birbirleri ile
sürekli “konuşan”, beynin bir ucunu
diğerine fiziksel olarak bağlayıp
beynin bir bütün halinde işlemesini
sağlayan, “duruma göre” zihinsel ve
beyinsel aktivitelerimizi ayarlayan,
nasıl çalıştığını tam bilemediğimiz
ve kavrayışımızın çok çok ötesinde
karmaşıklığa sahip bir sistem
oluşturan yardımcı hücreler bunlar.
Sadece bu karmaşık yapıya şöyle
bir uzaktan bakmak bile, “bilgisayar”
benzetmesinin ne kadar yetersiz ve
komik kaldığını gözler önüne seriyor.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 73
SNAPS
SNAPS
Beyni neden bilgisayara
benzetiyoruz?
Kendini veriye göre
tekrar yapılandıran,
böylece öğrenebilen,
öğrendikçe gelişen,
sürekli değişen ve
değiştikçe algıladığı
dünyayı da
değiştiren bir garip
“arayüz”dür beyin...
Konuyla uğraşan herkes,
bu karmaşıklığın ve bilgisayar
benzetmesinin yersizliğinin farkında
aslında. Fakat beyni bilgisayara,
nöronları devrelere benzeterek
açıklamaya çalışmak öncelikle işimizi
kolaylaştırıyor. Sinir hücrelerinin
elektriksel özelliklerini ve onların
birbirleri ile olan bağlantılarını
elektriksel devreler biçiminde
tanımlayarak oldukça gerçeğe yakın
tahminler yapabiliyor; sinir hücresi
devrelerinin nasıl çalıştığı yönünde
tutarlı fikirler ileri sürebiliyoruz. Ayrıca,
bildiğimiz en karmaşık maddesel
organizasyon olan beynimizi hem
kendisine benzetebileceğimiz
hem de aynı zamanda kendisini
anlayabildiğimiz daha gelişkin bir
örnek de yok elimizde. Bilgisayarı
anlayabiliyoruz; çünkü onu biz yaptık.
Fakat en basit bir omurgalının sinir
sistemini bile anlamaktan aciziz; çünkü
ne kadar küçük olursa olsun onlar da
bizim beynimizle aynı prensipleri ve
aynı yapıyı kullanıyor.
Benzetmeyi abartmak
Bilgisayar benzetmesi bazı yerlerde
işimizi kolaylaştırsa da son tahlilde
74
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
bizleri beyni anlama noktasında çok
uzak noktalara da fırlatıyor olabilir.
Beyni ve onu oluşturan bileşenleri
“elektrik devreleri” gibi gördüğünüz
takdirde, elektrik devresi gibi olmayan
bazı muhtemel davranışları gözden
kaçırma ihtimaliniz çok yüksek. Belki
de bu yüzden, beynin kimyasal bir
çorba olduğunu, sürekli şekli değişen
organik bir yapı olduğunu çoğu kez
unutuyor gibiyiz.
Beynin sadece bir bilgisayar
olmadığını “veri işleme” (bilgi-sayma)
yöntemlerine bakarak da kavrayabiliriz.
Basitçe ifade etmek gerekirse beyin
sadece girdiyle çalışan bir makina
değildir; kendi içsel bir ritmi, üretici
bir kapasitesi ve içkin (yaratılışından
gelen) bir “iç dünya”sı vardır. Ayrıca
işlemesi “beklentilere uymaz” (yani
doğrusal olmayan bir davranış
sergiler). Kendini veriye göre tekrar
yapılandıran, böylece öğrenebilen,
öğrendikçe gelişen, sürekli değişen
ve değiştikçe algıladığı dünyayı da
değiştiren bir garip “arayüz”dür beyin...
Beyin bilgisayar analojisinin en
ilginç hal aldığı alanlardan birisi yapay
zeka çalışmalarıdır. Kuvvetli yapay zeka
savunucuları denen bir grup, günün
birinde, teknolojinin iyice gelişmesinin
turuncudergi.com
ardından, insan gibi zeki ve duygulara
sahip bilgisayarların üretilebileceğini
savunmaktalar. Elbette kendilerince
haklı argümanları var; fakat beyni
kendi ürünü olan bir şeye benzetip,
henüz anlamanın yanına bile
yaklaşamadığı bir biyolojik özellik için
böylesine kesin konuşmak herhalde
sadece insana özgü bir durum olmalı
(konuya ilişkin ciddi bir itiraz için Roger
Penrose’un “Kralın Yeni Usu” [The
Emperor’s New Mind] adlı kitabını
öneririm).
Konunun bilimsel boyutuyla
ilgilenmeyenlerin bile bazen bu
benzetmeye kendini çok fazla
kaptırdığını, “beyne yazılım yüklemek”,
“hafızanın dolması”, “işlemcinin
yorulması” gibi terimlerle zihinsel
durumlarını ifadeye çalıştıklarını
gözlemliyoruz. Bu sadece uygunsuz
değil; aynı zamanda dil-zihin birlikteliği
açısından bakacak olursak, oldukça kısıtlayıcı bir “zihinsel
programlama”dır da...
Bilgisayarların ötesinde
Beynimizi bilgisayarlardan farklı
kılan özellikleri anlamanın çok
uzağındayız. Fakat bildiğimiz bir şey
var: Bilinç, duygular, ve benlik algısı
gibi subjektif zihinsel durumların
turuncudergi.com
nasıl ortaya çıktığını dahi bilmiyoruz.
Bunların, bildiğimiz sinirbilimi
bilgilerinin henüz ulaşamadığı bazı
mekanizmaları kullandığı açık. Özellikle
son zamanlarda kuantum fiziğinin
gelişmelerinden ilham alan yeni
araştırma alanları gündeme gelse
de, halen bu tip netameli konularda
bilim dünyasının fazla bir yol aldığını
söyleyemeyiz. Dolayısıyla bu gün beyin
ile ilgili açıklayamadığımız ne varsa,
bunların henüz göremediğimiz veya
keşfedemediğimiz bazı mekanizmalara
dayandığı açık.
Elbette beynimizin tüm gizlerinin
“hiç bir zaman çözülemeyeceğini” de
gözden uzak tutmamalıyız. Çok önemli
bulduğum bir görüşü burada tekrar
sizlerle paylaşayım:
Beyin, evrendeki en karmaşık
yapıdır (eğer bir bilgisayar olsaydı
yine en karmaşık bilgisayar olacaktı).
Onu anlayabilmemiz için elimizde
beynin kendisinden daha gelişkin bir
araç da yok. Soru şu: Bir varlık (burada
“beyin”) kendi kendini anlayabilir
mi? Aynı varlık düzeyinde ve fiziksel
dünyanın kurallarıyla bağlı kaldıkça,
bu bir hayli zor görünüyor… Bu zor
sorunun çözülebileceğini ben şahsen
düşünmüyorum...
Beyin, evrendeki
en karmaşık yapıdır
(eğer bir bilgisayar
olsaydı yine en
karmaşık bilgisayar
olacaktı).
Onu anlayabilmemiz
için elimizde
beynin kendisinden
daha gelişkin bir
araç da yok.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 75
DOSYA
DOSYA
HİPERAKTİVİTE
NEDİR?
PEKi YA DiKKAT
DAĞINIKLILIĞI...
SERAP
BUHARALI
Çocuk gelişim uzmanı
ve oyun terapisti
[email protected]
Y
ukarıdaki başlığı son yıllarda
günlük hayatta çok da duyar
olduk. Günlük konuşma
cümlelerimizin içinde.. bir
çocuğu anlatırken çok
hiperaktive bu der olduk.. Nedir bu hiper
olma hali?
Diğer bir soru hiper aktivite diye
tanımladığımız bir çocuğun dikkat
eksikliği de görülme olasılığı nedir?
Hiper aktive olanda dikkat eksikliği de
var mıdır yani .. dikkat eksikliği olan
hiperaktivitelidir de denilebilnir mi..
Gördüğümüz bir çocuğa bakıp bu hiper
aktiveite yahu diyebiliyor muyuz yok sa
bu uzmanların işi mi..
Öncelikle bu tanımlar üzerinde
duralım .Hiperaktiviteyi “yaramaz” “çok
hareketli” “meraklı” “bağlasan durmaz”
çocuklara verilen bir tanım olarak
algılanmakta. Ama çok az bir kelime
ile tanımlama yapmaya çalışırsam
şunu diyebilirim ki hiperaktivite çocuk
“kıpırtılı olma hali” dır. Kıpır kıpır bir halleri
76
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
vardır. Eli dursa ayağı durmaz ayağı
dursa eli durmaz sallanan cinsden .Bir
nevi davranışlarına hareketlerine söz
geçirememe hali mevcuttur. Uyuyup
sızana kadar bitmeyen bir motor. Zihin
aktif beden aktif konuşma hali aktif..
Hiperaktivite sebebi neler olabilir
? Bebeklikten itibaren hiperaktivite
semptomları gözlemlenebilir mi? Sebebi
hakkında net bir cevap bulunamıyor..
Doğum öncesi, doğum anı, doğum
sonrası yaşanan olumsuzluklar, ya
da beslenmedeki katkı malzemeleri,
sezaryanlı doğum, bebeklikte veya
çocuklukta tv-tabletle fazlaca zaman
geçirme, yaşanan travmalar, duygusal
ihmal gibi durumların etken olduğu
düşünülüyor. Ama yine tam şudur
denilemiyor. Beyin hücrelerinin tahribatı
söz konusu, beynin kimyasında bozulma
gözleneniyor. Tedavi,terapi sonunda EM
sonuçlarında tahribatlı bu norönlarda
düzelmeler görülmüş. Kısaca sinir
tahribatı sözkonusu.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 77
DOSYA
Özel eğitim iyi bir
pedagog psikiyatris
öğretmen ebeveyn
ile aşılmaz denilen
o dağlar çalışmalarla
dert edinilen
dikkat dağınıklığı
zamanla azalabilinir.
Sonuç değil sürece
odaklanmak
lazım
78
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Bu beyin hücreler arasındaki snap
(bağlantıların) yeniden iyileştirilmesi
regüle edilmesi gerekir.
Hiperaktivite tanısı konulmuş
çocukların bebekliklerinde sık
ağlama, kronik husursuz, aşırı
hareketli, az uyuma, derin uykuya
geçişlerde sorun gibi durumlar
çocuğun öyküsünde yer alabiliyor.
Eğer bir formül verilmiş olsaydı
şöyle bir fomül verilebilinirdi.
HİPERAKTİVİTE: DÜRTÜ KONTROL
BOZUKLUĞU + KIPIRTILI OLMA HALİ
+ DİKKAT EKSİKLİĞİ
Dikkat eksikliği olan çocuklarda
mutlaka hiperaktivite var mıdır
sorusuna şu cevap verilebilinir. HAYIR
(Olma ihtimalı vardır ama mutlaka
olması gerekmez) . Hiperaktivitesi
olan çocukta dikkat eksikliği mutlaka
var mıdır? EVET
Hiperaktivite tanısı konulmuş
çocuklarda konsantre olmada
güçlük,uzun süre o-daklanamama
hali,kolay sinirlenme,öfkeye
kapılabilme,toplum kurallarına
uymada zorluk, mesela sırada
bekleme vb .
BU çocukların aldığı en önemli
etiketler yaramaz haylaz tanımları.
Laf dinlemez,vurdumduymaz,
umusamaz, dikbaşlı dikkat çekmeye
çalışan gibi olur. Bu yüzden
etiketlemeye uğradıklarında zaten
hayatlarında yaşadıkları uyum
zorluklarına biri daha eklenir.
Etiketlenir. Kürekleri bırakmasına
sebebiyet verir. Zaten zor anlıyordur,
hemen unutuyordur, uçuş uçuş
uçurtma misalıdır, akademik
başarı konusunda ya da iyi olma
halinde kalma ile ilgili uğraşları bu
etiketlenme ile beraber erir gider.
Birçok bu durumu anlaşılamayan
çocuk, sınır zeka şımarık haylaz hatta
ruh sağlığı bozuk yaftaları ile belkide
bir parlak insan olarak hayatına
devam edebilcekken yok olur gider.
Kolayca kötü şeylere alışır iyi arkadaş
edinemez vesaire…
Ailenin bu konuda bir ekip
çalışması yapmaliyi kaliteli bir
öğretmene denk gelmesi önemli.
Bıu çocuklar anlaşıldığında destek
aldıklarında mutlaka başarılı olduğu
bir alan keşfedilip bu minvalde
parlayabilir. Önü aydınlık olmuş iyi bir
anne veya baba şansına sahip olmuş
örnek isimler var.
Bu örnekler gösterilip
cesaretlendirilebilinir bununla ilgili
hikaye özel hazırlanmış hikaye
kitapları okunabilinir bu çocuklara..
Özel eğitim iyi bir pedagog
psikiyatris öğretmen ebeveyn ile
aşılmaz denilen o dağlar çalışmalarla
dert edinilen dikkat dağınıklığı
zamanla azalabilinir. Sonuc
değil sürece odaklanmak lazım .
süreçte neler yapıldığı nasıl bir
yol çizildiği önemli. Hiperaktivitesi
olan çocukların zeka durumları
normal veya normal üstü. Zeka
faktörü de kendi ile ilgili farkındalığı
oluşturuyor tabiki şunu dedirtiyor
kendi kendine BENİM NEYİM VAR?
NİYE OLMUYOR? SINAVDA BİLDİĞİM
HALDE NİYE CEVAPLAYAMADIM?
SINIFTA ÖĞRETMENİ DİNLEMEK
İSTERKEN BENİ NE DÜRTÜYOR BÖYLE
PENCEREDEN BAKASIM SINIFTAN
ÇIKASIM VAR ? SAKİN OLAMIYORUM
BİRDEN ÖFKELENİYOR SONRADA
ÜZÜLÜYORUM ..
İşte bu durumlar duygusal
durumlarına olumsuz etki etmekte.
Duygusal ruhsal durumlarını da
desteklenmesi önemli
organize güçlüğü dağınık
olma hal, hem bilinçde hem
ortamında Kalemim kayıp defterim
turuncudergi.com
DOSYA
yok.. ödevimi unuttum … 1 saatlık
ders 3 saatte bitme halleri.. organize
olma çalışmaları düzenini kurma için
destekleyici eğitim çalışmaları ilede
çalışılmalı. Unutulmamalı ki kısa süreli
hafızada sorun var. Bu konuda özel
çalışılması gerek.
Genellikle farkedilme durumu
ilkokula başladığında okuma yazmda
sınıfta durmada sorun lar ile nesi var ile
start veriliyor tanı için uzmana gidiliyor
peki okulöncesi dönemde tespit
edilemez mi evet edilebilir hatta ilkokul
döneminden önce ele alınırsa özel
çalışmalar terapi tedavi eğitim başlarsa
erken tanı ile çok yol alınır. Bu durumu
yaşayan aile de durum nedir ne ile
karşı karşıyadır..
Bir kere kendi kendine limit
koymada sorun yaşayan bir çocuk
var. Otokonrolde sorun yaşıyor. Bu da
ailenin ağzına şu kelimeyi pelesenk
ediyor.. “hadi hadi hadi…. “ çocuklar
bu kelimeden nefret ediyor ve bir süre
sonra duymamaya başlıyor.. Aile bu
çocuk beni duymuyor problemine
dönüyor.
Ebeveyn ler bu çocukları anlamak
ta genellikle zorluk çekiyor,ne
yapması gerektiği konusunda
tıkanabiliyor,yoruluyor. Sert kurallara
turuncudergi.com
başvurmayı çare görebiliyor yada
dayanamayıp kendi haline bırakabiliyor..
19 yy sonlarna doğru hiperaktivite
tam olarak tanımlanıyor.
Her belirtinin mutlaka olması
gerekmiyor ama genelde görülenler
bebeklikten itibaren huzursuz
hal,uykuda düzensizlik,sakar haller,sık
unutma,sonunu düşünmeden
olaya atlama,çok konuşma,zamanı
iyi planlayamama herşeyden çabuk
sıkılma, düşünme odaklanma
gerektiren durumlarda sık sık ara verme
isteği,öğrenmeye ilgisizlik.ev ödevleri
başlı başına bir problem olabiliyor.
Dalgın haller,saınavlarda hata,okuma
kalitesi düşük,yazı bozuk,zihinsel
çaba gerektiren durumlarda yoğun
dirençlafa girme,yönergeleri anlamakta
uygulamakta sorun,engellemerele
tahammül az,
Ama bakıyoruz ki saatlerce pc
oyunları oyanayabiliyorlar 2 saat çizgi
film izleyebiliyor peki nasıl oluyor ..
Çünkü bunlar eğlenceli ve öğrenme
faliyeti gerektirmiyor.
Bu çocukların çoğu posttravmatize
olmuştur. Doğuştan ibarettir bu.
Semptomlar depresifitir. Hedefler
konulmalı bu sorunları çözmek için.
Ailenin çok enerjiye ihtiyacı vardır.
Ebeveyn ler bu
çocukları anlamak
ta genellikle zorluk
çekiyor, ne yapması
gerektiği konusunda
tıkanabiliyor,
yoruluyor. Sert
kurallara başvurmayı
çare görebiliyor.
Çünkü tükenmişlk hissi oluyor. Ekip
desteği en önemli çözüm.
Zamanla kendiliğinden kaybolmaz.
Omega-3 desteği öneriliyor
beslenmede. Faydası üzerine internette
bile verilen videolar var.
Yetişkinlerde dikkat eksikliği
yaşıyorlar. İlişki konusunda zorluk
yaşıyorlar.
Minik öneriler: Övgü
kullanılmalı,etiket konulmamalı,Bu
çocuklar kırıcı olabilirler alttan
alınmalı,depresyon yaşayabilirlerdestek
verilmeli kötü arkadaş seçebilirler
yönlendirme yapılmalı
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 79
SANAT SOKAĞI
Sanat Hayat,
HayatSanat
AYFER
BALABAN
[email protected]
T
ezyinatta kullanılan
semboller ve anlamlarını
yazmayı planlarken
notlarım arasında koyu
koyu yazılmış bir satıra
takıldı gözlerim. Konuşan duvarlar…
Ben de, Bismillah diyerek nikabını
araladım sizin için bu iki kelimelik satırın.
(Nasibe hizmet lazımmış, böyle söyler
büyükler.)
Duvarda bir levha; Namık Kemal’den
bir beyit:
‘Sana senden gelir ancak bir işte dat
lazımsa
Ümidin kes zaferden gayrıdan imdat
lazımsa.’
Levhada yazılanlar bize âdeta yol
gösteriyor. Allah’tan başka kimseden
bir şey ümid etme, bir yardım bekleme
ve ancak sana senden yardım gelebilir,
demek istiyor.
Bir diğer levha; Halim Efendi’nin
zerendut talikle bir yazısı. O da yol
gösteren beyitlerden. ‘ Hak tecelli
eyleyince her işi âsan eder.
Halk eder esbabını bir lahzada
ihsan eder.’ Yanında da mücevher
gibi bir beyit; “Ne benden ruku, ne
senden kıyam Selamunaleyküm
aleykümselam.’
80
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
İnsanın söylemezine duvar mısın?
Derler ya, hadi gel, de bundan sonra.
Duvar var susan, duvar var konuşan.
Ve Asr suresi.
Ashâb-ı kiramdan iki kişinin
karşılaştıkları zaman biri diğerine
okumadan ve ardından selam
vermeden ayrılmadıkları rivayet erilen
sure.
Ziyandan kurtuluşun; samimi
iman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye
etmekte olduğunun ifade edildiği, Akif
merhumun dediği gibi; esrar-ı felahın
olduğu sure.
Hamid beyi takliden onun talebesi
Hasan Çelebi tarafından yazılmış, Çiçek
Derman hanımefendi tarafından altınla
tezyin edilmiş
Yazının etrafındaki tezyinat yazıyla
öyle bütünleşmiş ki yazı taç giymiş
âdeta.
Yazının müzehhibesi Çiçek Derman
hoca der ki; “Eğer yazı yoksa devrede,
tezyinat istediği gösteriyi yapsın, kimse
ona bir şey demez, ama hat varsa işin
içinde, o hattın refiki gibi olması lazım
tezyinatın. Hakiki müzehhibler bunu
bilirler. Yani tezyinatın hiçbir zaman
hattı ezmemesi gerekir.”
Hat- tezhip- duvar derken birden
refik ve refika kelimeleri şimşek gibi
çaktı zihnimde. ‘ Evlilik güç arenası
değil’ demişti bir söyleşimizde
konuşmacı. ‘ Hayat ve sanat; ölçü
ve denge. Haddi bilmek, haddini
bilmek ve aşk, deyiverdim.Hattat
Sami Efendi’den bir hadise ( Ben Uğur
Derman hocadan kaydetmişim.)
Kendisi öyle anlatmış: “ (O zaman
odun yakılıyor tabii evlerde. ) Kış,
odun aldık eve, fakat kütük hâlinde.
Adam bekliyorum, sokaktan yaşlı,
beli eğrilmiş bir baltalı geçti. Bu
adam neyi kesecek diye düşündüm,
ama mecburum, çağırdım. Kırılacak
kütükler var, kırar mısın? He, dedi,
geldi. Bana merak oldu, bu adam
bunları nasıl kıracak? Yürüyemiyor,
ayakta duramıyor. Adamı baltayı öyle
bir yerine vuruyor ki darmadağın
oluyor kütük. Sonuna kadar bekledim,
seyrettim. Gel baba, bir yorgunluk
kahvesi içelim dedim, ecrini ödedikten
sonra. Ben inanmadım, senin bunları
bu hale getirebileceğine, nasıl
yapıyorsun bu işi? Deyince; oğul, ben
gözümü kapadım mı, sabaha kadar
turuncudergi.com
rüyamda odun kırarım. Sözlerini; ‘ha,
demek ki, insanın sanatıyla sadece
ayaktayken değil, uyku halinde
dahi meşgul olması lazım. Benim
de başıma gelmiştir. Bazen bir istife
takıldığım vakit, hoca merhum
rüyama girer, o takıldığım yeri tarif
eder. Hemen mumu yakarım, kurşun
kalemle çizerim, sabaha da yerine
oturturum’ diye bağlamış. Yani işini
aşk edinmek gerek.
Dedim ya; ‘sanat hayat, hayat sanat’
Çiçek Derman hoca ne güzel
parantez açar mevzuya; Eskiler sanatı
insan olmakta bir basamak olarak
kullanmışlar, kendilerini olgunlaştırıp
yetiştirmek için. Zaten gaye de o,
mühim olan insan olmak. Eski ustaçırak ilişkisinde o insanı işliyor hocası,
her manada işliyor. Sanat burada
bir vesile oluyor, vasıta oluyor, onun
ruhunu olgunlaştırıyor. Yalnız sanatı
öğretmiyor usta, hayatı öğretiyor,
insan olmanın sırlarını veriyor ve bu
karşılıklı öyle bir muhabbet, öyle bir
alışveriş ki, talebe fark etmeden o
seviyeye ulaşıyor. Böyle başlamış böyle
muvaffak olmuşlar. Gönül yakınlığı
kurmuşlar hocalarıyla.
Konuşan bir duvar daha. Ve Türkçe
hat örnekleri:
Konuşan duvarlar:
İnsanın söylemezine
duvar mısın? Derler
ya, hadi gel, de
bundan sonra. Duvar
var susan, duvar var
konuşan. Eski ustaçırak ilişkisinde o
insanı işliyor hocası,
her manada işliyor.
Sanat burada bir
vesile oluyor,
vasıta oluyor
Meselâ;
‘Ya Rab, şu kubbede ne kadar varsa kevkebin
Âdabını o rütbe füzun eyle mektebin’
Hele bir de şu levhaya bakın;
‘Ağyar elemin çekme gönül nafile gamdır
Hasmın sitemin anlamamak hasma sitemdir.’
Ne güzel, ne ibretlik değil mi? Baktıkça
bunlardan ibret çıkarmak, maksat bu.
A bu arada; konuşan duvarlar; Türk
Petrol Vakfı’nın duvarları. Vesselam.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 81
SEYAHAT
SEYAHAT
EMİNE
YILMAZ
Sonbaharda
[email protected]
A
laçatı’da mavi, beyaz
ve toprak. Ağaçlar
yeşil, gök berrak.
Göğe yükselen
değirmenlerin
gölgesinde tarihi sokaklara açılan
mütevazı dükkânlar…
Alaçatı’da mavi, beyaz ve toprak.
Ağaçlar yeşil, gök berrak. Göğe
yükselen değirmenlerin gölgesinde
tarihi sokaklara açılan mütevazı
dükkânlar… Bir heyecan bizde bir
merak. Yüzümüzü dönsek o yana
diğer taraf eksik kalacak korkusuyla
ne tarafa bakacağımızı şaşırıyoruz.
Antika dükkânları, atölyeler...
82
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 83
SEYAHAT
Naif ve renkli
sokaklar güneşin
aydınlatmasını
beklerken biz ezan
sesiyle uyanıyoruz.
Birkaç ev ötesinde
şirin bir köy camisi
var. Biz otelden
uzaklaştıkça ezan
sesi yaklaşıyor.
84
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
SEYAHAT
Ve tüm bu dükkânların içinde
barındıran o tarih kokan eski yapılar.
İlmek ilmek işlenmiş taşlar. Kimi
restore edilmiş kimi metruk halde eski
evler. Ama hepsinin ayrı bir hikâyesi
var. Yaşıyorlar ve bize geçmişten
bahsediyorlar. Yeni bir öyküde bir
kahraman olmak için başlıyoruz
keşfimize. Dükkânların ismi bile organik
diye geçiriyorum aklımdan ‘Evvel
zaman’ isimli antikacının önünden
geçerken. Sonra gözüme ruhları
eski kediler takılıyor. Sıra sıra dizili
sandalyelere oturmuş keyif yapıyorlar.
Hepsi toplandığına göre bugün
onların ‘altın tasma’ günü olmalı
diyorum. Eski paslı tenekelere ekilmiş
rengârenk çiçekler görüyoruz. Sanırım
birinin bakışına ayarlı bir sistem
var çiçeklerde, hemen açılıyor kapı
nazarımız değdiğinde çiçeklere.
Teyzem çıkıyor hemen başlıyor güzel
sohbete, bizse kefiyle kabul ediyoruz
bu tatlı muhabbeti.
Bu paslar diyor teyzem şifadır
bitkililere onlarla beslenir büyür bunlar.
Sonra Esra ekliyor benim dedem de
öyle derdi. Çiçekleri bu tenekelerde
yetiştirirdi. Biraz muhabbet edip
meydanın yakınlarında camiye
giriyoruz. Son cemaat yerinin arkasında
uzunca perde var merakla bakıyorum
ne saklamışlar diye. Bir de ne görelim
bir kilise! Birçok ikonun bulunduğu
sütun ve başlıklar perde ile ayrılmış
olarak arkamızda önümüzde ise
mihrap. Dualar kubbeden yükselerek
yayılıyor evrene bizse keşfimize devam
etmek için ayrılıyoruz buradan.
Damla sakızlı kurabiye tatmadan
olmaz. Karşımıza yel değirmenlerinin
karşısında küçük bir pastane çıkıyor.
turuncudergi.com
Damla sakızlı Türk kahvesi eşliğinde
kurabiyelerimizi afiyetle yiyoruz.
Pastaneci amca ile sohbet ediyoruz.
Sokaklar da gezinirken satıcısı
olmayan bir tezgâh görüyoruz. Dağ
çilekleri 3 lira ve üzerinde bozuk
paralar var. Ve pet bardaklarda çilekler.
Tebessüm ediyoruz.
Naif ve renkli sokaklar güneşin
aydınlatmasını beklerken biz ezan
sesiyle uyanıyoruz. Birkaç ev ötesinde
şirin bir köy camisi var. Biz otelden
uzaklaştıkça ezan sesi yaklaşıyor.
Önümüzdeki yaşlı amcanın adımlarını
sayarak varıyoruz camiye. Bahçesinde
irili ufaklı her biri farklı modelde
saksı ve içlerinde bitkiler var. Bir de
yaprakları dökülmüş koskocaman bir
ağaç gövdesi.
Loş ışıkta görebildiklerimiz bunlar.
Camii cemaati yaşlı amcalardan
turuncudergi.com
oluşuyor. İçeride etraftan toplanmış
halılar, kilimler ve kitaplık var. Namazı
kılıp sabah kahvaltısı sonrası pazara
gidiyoruz.
Antika ipek işlemeli örtülerin,
yazmaların olduğu bir tezgâh ilgimizi
çekiyor. Geçmişe götürüyor bizi…
Buldan bezleri, ipekler, pamuk taş
baskı yazmalar, keten ve pamuk
kumaşlar... Bazıları 100-200 senelik
renkleri değişmiş, sararmış ama hala
öyle güzeller ki… Hepsine tek tek
bakıyoruz.
Denizden çıkarılmış deniz
kabukları, mercanlar, denizyıldızları
bir başka tezgâhta yer bulmuş. Doğal
taşlardan takılar rengârenk dizilmiş.
Organik yiyeceklerin satıldığı pazarda
süs eşyaları ve kıyafet de bulmak
mümkün.
Sonbahar, kış döneminde yaza
göre son derece sakin olan bu küçük
kasaba hafta sonu tatili için güzel
bir seçenek. Hele de ruhsal olarak
dinlenmek istiyorsanız harika bir tatil
olabilir. Biz kalbimize birçok güzel anı,
hafızamıza güzel mekânları, çıkınımıza
damlasakızı ve kurabiyeleri doldurup
eve dönüyoruz. Gördüklerimizi de size
sunuyoruz.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 85
Ümitsiz
PSİKOLOJİ
PSİKOLOJİ
Ev kadınları
yapılan sosyo-demografik
çalışmalar, ev kadını olmanın
psikiyatrik hastalıklara yatkınlaştırıcı
bir faktör olduğuNU gösteriyor
RUKİYE
KARAKÖSE
Marmara Üniv.
Öğretim Görevlisi
Klinik Psikoloji Uzmanı
T
ürk Kadının yaklaşık
% 75’i ev hanımı. Yani
resmi olarak herhangi bir
işte çalışmıyor. Arşivimi
tararken bir haber
gözüme çarptı. “Yine mi?” dedim.
Niye şaşırıyorsam artık… Haber şöyle:
“Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi’nden edinilen bilgiye göre,
bir yıl içerisinde bunama, psikoz,
nevroz ve kişilik bozukluğu nedeniyle
tedavi görerek taburcu olanların yüzde
24’ünün ev hanımı olduğu belirlendi.
Ev hanımları, şizofreni tedavisi
görenlerin yüzde 20.5’ini, manik
depresif psikozlar ve paranoya tedavisi
olanların yüzde 33.6’sını, histeri tedavisi
yapılanların yüzde 46’sını; takıntılı
fikirler, temizlik hastalığı gibi obsessif
kompulsif nevroz tedavisi görenlerin
yüzde 41.6’sını, diğer nevrozların yüzde
53.5’ini, kişilik bozukluğu tedavisi
görenlerin de yüzde 22’sini oluşturarak
ilk sırada yer aldı.”
86
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Araştırmaların her zaman yanılma
payı olduğunu düşünsek de gerçeklik
payı yadsınamaz bir saptama...
Artık genç kızlar “ev kadını olmak”
denince ürküyorlar ve bunu bir çeşit
pranga gibi algılıyorlar. Gençlerin
konuya yaklaşımlarını görmek için
popüler sözlük sitelerine göz atmak
yeterli. Diyorlar ki: “Ev kadınlığı
dünyanın en nankör mesleklerinin
başında gelir. Çünkü bu meslekte
ne yaparsanız yapın öncelikle karın
tokluğunadır. Sigorta yoktur, yol yoktur,
yemeği zaten kendiniz yaparsınız.
Bitmek tükenmek bilmeyen bir
enerji ve konsantrasyon ister. Çok
zor bir meslektir. Dışarıdaki işlere
benzemez. Dışarıdaki işlerde alınan
sorumluluk belli bir sayıyı geçmez ve
diğer işleri yapan başka bir eleman
bulunabilir. Ancak, ev hanımlığında
evin pazarlamacısı, temizlikçisi, aşçısı,
bakıcısı, yeri geldiğinde doktoru, iç
mimarı, kralı, kraliçesi hep o aynı kişidir.
Krallık ve kraliçelik için ayrılabilecek
vakit de tahmin edilebileceği üzere çok
ama çok kısıtlıdır. Pek çoklarının sandığı
gibi ev kadınlığı yan gelip yatma yeri
değildir. Gelin bunun için kocası ve
çocukları olan, çalışmayan bir kadının
rutin(leşmiş) hayatına göz atalım.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 87
PSİKOLOJİ
İnsanın özüne ve
saygınlığına yaraşır yeni
meşgaleler bulmalı(yız)
kadınlar (olarak)…
Kendi etrafında olup
bitenle ilgilenebileceği
bir zihin dünyası inşa
etmeli kendine. Aslında
hepimizin çevremize
ayırabilecek kadar
enerjisi var.
88
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
PSİKOLOJİ
Sabah erkenden kalkar 6.30 gibi,
çayı koyar, kahvaltıyı hazırlar. Kocasını
ve çocuklarını uyandırır. Besler ve
işe-okula gönderir. İlk iş olarak kahvaltı
masasını toplar, bulaşıkları yıkar. Ev
tozlanmışsa süpürüp siler, çamaşırları
yıkar, ütü yapar. En mühimi olan akşam
yemeğini hazırlar ve beklemeye başlar.
Yorucu bir gün geçirmiştir ama eşinin
geleceği ve ailece akşam yemeğine
oturacakları anı bekler bütün gün.
Rutine bağlanan bu işler hemen
her gün tekrarlanır. Arada mesela
ütülenecekler yoksa ütü yapmaz ama
perdeleri yıkama veya cam silme
zamanı gelmişse onu yapar. Ekstra
işler çıkabilir yani. En sevmediğimiz
işleri onlar yapar ve emeklerinin
karşılığı (ki el emeği çok çok değerlidir)
yoktur. Sigortaları yoktur. Kendilerine
ait paraları yoktur. Emeklerinin bir
ölçü birimi yoktur. Bekledikleri,
özledikleri ve hak ettikleri takdirden
başka bir şey değildir. Eve gelen asabi
tipler ne kadar yorulduklarından,
çalıştıklarından yakınır durur akşamları.
Ama kimse ona “günün nasıl geçti?”
diye sormaz
Kaç kişi “evinin kadını”na kaç kere
“eline sağlık bu yemeği senin kadar
iyi yapabilen biri yoktur” demiştir, kaç
tanesi evin aksamayan düzeninden
sorumlu kişiyi takdirlere boğmuş
şımartmıştır?
Varolma kaygısı, sosyal anlamda
bir varlık gösteremeyen ev kadınları,
‘’kendilerini gerçekleştirememe’’,
‘’üretim içinde yer alamama’’, ‘’ürettiğini
görememe’’ nedenleriyle ‘’tatminsiz”ler,
ciddi anlamda uzunca bir süre ‘’işe
yaramazlık duygusu’’ yaşıyorlar ve bu
nedenle de depresyon gibi ruhsal
hastalıklara daha yakınlar.
Üretemedikleri için, içlerindeki
yaşam enerjisi ve libido bundan
olumsuz etkileniyor. Benlik
değerlerinin düşük olması,
kendilerini değersiz, işe yaramaz
görmeleri, hayata ve kendilerine
yabancılaşmalarına neden oluyor.
Dolayısıyla ev kadınları grubu
psikiyatrik rahatsızlıklar açısından çok
riskli bir grup haline geliyor. Gerçekten
de yapılan sosyo-demografik içerikli
psikiyatrik çalışmaların sonuçları
değerlendirildiğinde, ev kadını
olmanın psikiyatrik hastalıklara
yatkınlaştırıcı bir faktör olduğu
görülüyor. Ev kadınlarının kendilerini
bu monoton süreçten kurtarmaları
gerekiyor. Kendilerine yaşamdan
doyum alacak ve kendilerini başarılı
hissettirecek yeni alanlar bulmaları –en
azından ruh sağlıkları için- zorunludur.
Şimdilerde “ev kadınları” da bunun
hayli farkında olacaklar ki kendilerine
turuncudergi.com
türlü türlü meşguliyetler buluyorlar.
Yemek kursları, ev güzelleştirmek için
binbir çeşit süsler yapılan programların
müptelası olmalar (misal telefondanlık,
şapkadanlık, parfümdanlık -tabirler
yapanlara ait- yapanlar var), börek,
çörekli altın ya da Euro günleri, olmadı
toplanıp kadın programlarına konuk
gidip el çırpmalar…
Ama olmadı ki hakikaten…
Bu hanımların sıkıldığı zaten ev
kadınlığının rutinliği, isimsizliği,
sıradanlığı değil miydi? Çözüm diye
tutundukları şeyler de o ruh halini
daha koyu, daha kolektif ve daha
trajik şekilde teşhir etmekten öteye
gitmiyor. Oysa bu mudur bir kadının
potansiyeli? Yaşamak için zaten bir
şekilde yapmak zorunda olduğumuz
işler var evet, yemek, temizlik, ütü…
Ha insan bunları sevebilir de mesela
yemek yapmayı çok severim, ailemi ve
diğer sevdiklerimi doyurmak psikolojik
olarak da besleyici, onarıcı, kadın/anne
olmanın sembolüdür çünkü duygu
dünyamda. Ama ev işine –sil, süpür,
parlat döngüsüne- adanmanın insanı
ruhen pek de doyurmadığı ortadayken
niye rahatlama adına onlara sunulan
şeyler de öz olarak çok farklı değil?
Oturalım, incik boncuktan,
şapkadanlık, parfümdanlık yapalım,
evin her tarafına o yaptığımız
rengarenk şeyleri asıp dilek ağacına
çevirelim, süslerle aksesuarlarla
kafayı bozalım, sulusepken kadın
programlarına konuk olup, el çırpıp
dekor olalım, sonra? Bu da bir nevi
afyon değil mi?
İnsanın potansiyeli öyle büyük ki
bu şekilde harcandığında bünyede
sorun ortaya çıkıyor. Navaro’nun
deyişiyle kullanılmayan ruhsal enerjiler
de kullanılmayan madenler gibi pas
tutuyor.
İnsanın özüne ve saygınlığına
yaraşır yeni meşgaleler bulmalı(yız)
kadınlar (olarak)… Kendi etrafında
olup bitenle ilgilenebileceği bir
zihin dünyası inşa etmeli kendine.
Aslında hepimizin çevremize
ayırabilecek kadar enerjisi var. Evin
ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan
zamanımızda neden toplumun
yaralarını sarmak için de bir şeyler
turuncudergi.com
yapmıyoruz? Binlerce sokak çocuğu
var. Sadece haberlerde izlemek ve
“yarın bunlar ne suç işleyecekler, acaba
ne şekilde bize zararları dokunacak?”
diye sorup dehşete düşmek yerine
“kendi çocuklarımı giydirip kuşatır ve
beslerken bu çocuklar için ne yaptım
acaba?” diye sorabiliriz.
Yoksullar için, hastalar için çalışan,
gerektiğinde bir gönüllüye bile çok
ihtiyacı olan yardım kuruluşları var.
Onlarda görev almak hem insanın
insani sorumluluk duygusunu tatmin
edecek hem de topluma katkı
sağlayacaktır.
Osmanlıdan itibaren bizim
toplumsal mirasımızda vakıfların
ne kadar önemli bir yer tuttuğunu
biliyoruz. Yetimleri korumaktan, yolda
kalmışlara yardım etmeye, kimsesiz
kızlara çeyiz yardımından, kuşları
koruma ve gözetmeye kadar akla
gelen pek çok konuda hizmet eden
vakıflarımız olmuş.
Bugün maalesef erkekler çok
meşgul ve çok yorgunlar. Belki de
kâra odaklı kapitalizm, toplumsal
yapımızdaki vakıf ruhunu unutturdu.
Ama kadınlar bunu başarabilirler.
Şefkat kadında baskın olan bir
değerdir. Ve her kadın doğursun ya
da doğurmasın, yüreğinde kocaman
bir anne taşır. Enerjisini gelişi güzel
sarf etmek yerine ruhen de tatmin
edici olan sosyal işlere adanan, daha
da iyisi bir Sivil Toplum Kuruluşunda
gönüllü çalışan kadın hem kendimizi
daha kolay ifade edecek, hem işe
yaramazlık duygusundan kurtulacak
hem de toplumu aydınlatmaya katkı
sağlayacaktır. Yoksa dizidekinden daha
ümitsiz kadınlar çoğalacak…
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 89
MUTFAK KÜLTÜRÜ
Konya’nın Arabaşı Çorbası
l Yöresel bir lezzettir. Özellikle kar yağdığı zaman yapılır. Çorbası dövülmüş acı biberi ve ekşimsi tadıyla içimizi ısıtsın diye...İçmeyeneniz varsa şu
soğuk havalar gitmeden mutlaka yapın derim. Buyrun çorbasının tarifi;
yarım kilo tavuk eti veya hindi eti (ev tavğu olursa lezzeti daha güzel olur)
malzemeler
YAPILIŞI
H 4 yemek kaşığı tereyağı
H 3 yemek kaşığı un
H 2 yemek kaşığı salça
H 1 yemek kaşığı biber salçası
Büyük bir tencereye tereyağını
koyun ve unun rengi sararıncaya
kadar kavurun.Salçaları da ekleyip
sıcak su ilavesiyle kaynatın.
Özleşmesini sağlayın.Tavuk etini
haşlayın ve küçük parçalara ayırın.
Lütfen çok ince parçalara ayırmayın.
Yoksa çorbanın içinde iplik iplik
oluyor. İyice özleşen çorbaya etleride
ilave edip kaynatın.İçine zevkinize
göre limon suyu ekleyin.Arzunuza
göre çorbaya acı biber ekleyin.
(ben evde kendi yaptığım biber
kullanıyorum)
Çorbanın yanında yemek için hamurunun tarifi ise;
5 su bardağı su, 1 su bardağı un, bir çimke tuz 3 su bardağı su tencerede
kaynarken 2 su bardağı suda unu özeyin.Tuzu da ilave edin.Yavaş yavaş kaynayan suya karışımı dökün. Topaklaşmasına izin vermeyin ve sürekli karıştırın.
Oldu ya topaklaşırsa mikserle çırpın.Orta hararetli ısıda 8-10 dk.pişirin.Muhallebi gibi göz göz olacaktır.Islatılmış orta boydaki borcama döküp donmasını
bekleyin.Hamurunu çorbasından 5-6 saat önce yapmanız gerekir.İyi donması
ve şekilli kesebilmeniz için.Afiyette kalın sevgili dostlar....
Terbiyeli Ispanak Çorbası
malzemeler
H Yarım kg ıspanak
H 1 soğan H 3.5-4 su
bardağı su(tavuk suyu
+normal su karışımlı
olursa daha leziz olur)
H 2 yemek kaşığı tereyağı
pul biber
CHEF
AYŞENUR
[email protected]
90
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Terbiyesi için;
H 1 yumurta sarısı
H 1/2 limon suyu
H 1 su bardağı yoğurt
H 1 yemek kaşığı un
H tuz
YAPILIŞI: Tereyağımızı tenceremize aldıktan sonra soğanı
kavuruyoruz. Ispanakları önceden sirkeli suda bekletip
güzelce yıkadıktan sonra ince ince doğrayıp soğana ekliyoruz. Hafiften suyunu çekene kadar kavuruyoruz. Tavuk
suyumuzu veya normal suyumuzu ekleyip kaynamaya
bırakıyoruz. Bu arada terbiyemiz için tüm malzemeleri ayrı
bir kapta karıştırıp çorbamızdan aldığımız kaynamış suyla
ısı dengesi yaptıktan sonra tenceremizin içine bocalıyoruz.. Üzerine pulbiber yakıp servis ediyoruz. Afiyet olsun.
K
ış ayları bizim kültürümüzde özel hazırlıklarla karşılanır.
Konserveden turşuya kadar değişik yöntemlerle yiyicekler
depolanır. Diğer bir hazırlığımız da vücuda direnç
kazandıran çorbalarımız. Çok zengin çorba mutfağımızdan
şimdi kış çorbalarından bir kaç tanesini sizler için seçtik.
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Kış Baharı Çorbası
İçerisindeki karnabaharı, sütü, ve kışın ihtiyaç duyduğumuz faydası tartışılmaz soğan ve sarımsağın kattığı lezzetle kış aylarında tercih edilen Kış Baharı Çorbasını deneyin.
malzemeler
H Yarım Karnabahar
H 1 Su bardağı Süt
H 1 Su bardağı Et Suyu
H 3 çorba K. Un
H 2 çorba K. Tereyağı
H 1 Soğan
H 2 Diş Sarımsak
H 1 Tutam Dereotu
H Tuz
H Su
YAPILIŞI
Karnabaharı ince bir şekilde
doğrayıp haşlıyoruz. Soğan
ve sarımsağı ince bir
şekilde doğrayıp tereyağı
koyduğumuz bir tencerede
kavuruyoruz. Ununu ekleyip
kavurmaya devam ediyoruz.
Süt ve et suyunu ekliyoruz.
Haşlanan karnabaharı suyu ile
birlikte çorbaya döküyoruz.
Biraz daha pişiriyoruz. Altını
kapatmaya yakın tuzunu
ekliyoruz. İnce doğranmış
dereotu ile servis ediyoruz.
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 91
MODA
MODA
SAFİYE EKİZ
A
kşehir’in beyleri
Hoca’yı yemeğe davet
etmişler. Hoca nereden
bilsin; davete, günlük
kıyafetiyle katılmış.
Katılmış ama ne hoş
geldin, ne sefa getirdin diyen var.
Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe
duruyormuş. Hoca, bir koşu evine
giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü
giyip yemeğe geri dönmüş.
Az evvel hoş geldin bile demeyenler,
önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca’yı,
yere göğe sığdıramayıp başköşeye
oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne
koymuşlar. Herkes Hoca’nın yemeğe
başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir
taraftan kürkünün kolunu sofrada
sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye,
ye kürküm ye!” demeye başlamış.
– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek
yediğini kim görmüş? Hoca taşı
gediğine koymakta gecikmemiş:
– Kürksüz adamdan sayılmadık…
İtibarı o gördü, yemeği de o yesin. :)
Hepimizin bildiği ve okurken
tebessüm ettiğimiz bir fıkra belkide ama
Hoca’nın seçtiği konular günümüzde
de hala sıcaklığını koruyor. Girdiğimiz
bir ortamda Kıyafetlerimizle
karşılanıp fikirlerimizle uğurlanırız
sözü Nasrettin Hoca’nın keyifle
okuduğumuz fıkrasının
günümüze uyarlanmış halidir.
Peki dış görünüşümüz bu
kadar önemli mi? Bizi yansıtan
başka değerlerimiz yok mu?
Eğitimimiz Ahlakımız iyi insan
olmamız yetmiyor mu?.....
Biz stil sahibi Kadını
yada Erkeği tarif ederken dıştan içe
bir yansımadan bahsederiz hep.
Güleryüzün iyi ahlakın yukarıda
saydığımız kriterlerin Kıyafetlerle
bütünleşmesidir bu bir bütündür
aslında. Son yıllarda iş biraz
çığırından çıkmış olsada Giydiğimiz
kıyafetlerle girdiğimiz ortamda
ilk izlenimi yaratacağı için
bizim imajımızın karşı tarafa
doğru yansıması adına
önemlidir. Moda
olanın içinde
kaybolun yada
ye
ye
Son yıllarda iş biraz
çığırından çıkmış
olsada Giydiğimiz
kıyafetlerle
girdiğimiz ortamda
ilk izlenimi
yaratacağı için
bizim imajımızın
karşı tarafa doğru
yansıması adına
önemlidir
92
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Moda olanın kurbanı olun demiyorum
ama Size yakışan Kıyafeti temiz düzgün
bir şekilde yerine göre kullanmayı
bilmeliyiz. Kadın olsun Erkek olsun Bu
hepimizin imajı için önemlidir.
Çalışma ortamımızdan iş toplantılarına
protokolden özel davetlere kadar
bulunduğumuz ortama uygun
bir şekilde giyinmemiz gerekir.
Nasıl bir takım elbiseyle Pazar günü
yürüyüş yapamıyorsak Spor bir jean
pantolonumuzla da protol davetlerinde
yer alamayız...
Zamanın “Ye kürküm ye!” diyecek bir
zamana tamamen geçmesini istemeyen
işi ve ticareti tamamen kıyafetler olan bir
Taarımcı olarak Yerine ve adabına göre
giyindiğimiz içimizde ki şıklığın dışarıya da
yansıdığı zamanlarda görüşmek üzere :)
sevgiyle kalın...
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 93
TERZİDEN
KIŞ
Ermanno
Scervino
İ
R
E
L
K
ÇİÇE
R
O
Y
I
T
I
S
I
İ
HERYER
B
AİDA ÜSTÜN
u kış moda dünyası çiçek ve bahar
mevsimi tanrıçası Flora’ya selam
ediyor. Uzun veya kısa; tül ya da
şifon, bu sezon elbiselerin ortak
özelliği çiçek desenleri. Sadeliğin
bahçesi olarak bilinen Japon Bahçeleri huzurun sembolüdür. Rochas kullandığı Uzakdoğu
çiçekleriyle huzurlu bir güzellik sunuyor.
Yves Salmon
Mavi Etkisi
Parka
Kürklü
Christopher Kane
Bu sezonunda olduğu gibi trendlerinden
öte gardrobunuzun olması gereken parçası,
parka! Haki rengi parkayla özdeşmiş bir
renktir, kürk ayrıntısı vazgeçilmezidir. .Trençkotu
es geçmek mümkün değil o her zaman kral
ama bu yeni sezonla beraber hayatımıza
trenç-parka kardeşliği giriyor.
Parka tadında ama model olarak
trençkot işte bu sezonda böyle bir
parça sizi fashion göstermeye
yetecektir.
Etro
Mr&Mrs
Etro
Alexander Black
Marni
Erdem
Mr&Mrs
94
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Burberry
Dolce Gabbana
Bettye Muller
turuncudergi.com
Mr&Mrs
Mr&Mrs
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 95
TERZİDEN
Valentino
Burberry
Tibi
Mulberry
Fendi
Sophie Hulme
Dolce Gabbana
Mavi Etkisi
tte
Culo
Birbirinden güzel bu pantalon eteklerin
üstüne vücuda oturan ince bir triko
üzerine yelek veya mont/kabanlarla
rahatlıkla kombinleyebilirsiniz. Ama benim
şiddetle önereceğim kombin kesinlikle
hafif salaş kazaklarla giyilmesi bu
pantalon eteklerin. Altına spor ayakkabı
giyerek spor tarzda kalabilceğiniz gibi;
stilletto, topuklu ayakkabı veya botla da
çok şık ve tarz bir görünüm
elde edebilirsiniz.
Mavi
süsleri
a Etkisi
Çant
Lanvin
Valentino
Lanvin
Chole
Çantalar en önemli aksesuarlarımız.
Peki bu değerli akseuarımızı başka bir
aksesuar yardımıyla farklı bir havaya sokabilirsiniz. Geçen yıldan beri podyumlardan sokak
modasına inen bu trend, Fendi’nin geçtiğimiz
yıl modaseverlere sunduğu minik tüylü çanta
süsleri ile yükselişe geçmişti. “Bag Bugs” yani
çanta böcekleri adı verilen ve anahtarlığa
benzeyen tüylü şirin aksesuarlar 800
dolarlık fiyatlarına rağmen
sokakları ele geçirmişti.
Fendi
Sacal
Louis Vuitton
Roksanda
Roksanda
Louis Vuitton
96
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ
97
BEDESTEN
BEDESTEN
7 adımda 2016
dekorasyon trendleri
EMİNE
BÜYÜKKAYMAZ
[email protected]
1- Modern Metalik
Metal tasarımları dekorasyonda görmeye devam ediyoruz. Bakır, gümüş gibi metal
yüzeylerin ışık yansımalarına
olanak sağlaması ışıltılı bir 2016
dekorasyonunun bizi beklediğinin haberini veriyor.
2- Sürdürülebilir
Tasarımlar
Yiye, yeni yeniden bir ürünü
dönüştürerek sürdürülerbilirliğe
daha çok yer veriyoruz 2016 ev
dekorasyonunda. Doğal malzemeleri kullanarak her seferinde
farklı bir amaç için kullanıyoruz
ve böylece doğaya saygılı
oluyoruz.
98
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 99
BEDESTEN
Bu sene ahşabın yanında seramİğİ,
metalİn yanında tuğlayı görebİlİrsİnİz.
Dokular bİrbİrİne karışacak ve
ortaya zıtların uyumu çıkacak.
3- Doğa Desenleri
2016 dekorasyon trendlerini belirlerken tasarımcılar doğadan ilham
almaya devam ediyor. Desenleri yine
doğa çiziyor.
4- Harika Geometrik
Geometrik desenlerin her türlüsüne
her yerde rastlayabiliriz 2016 yılında.
Tekstilde, duvar kağıtlarında, mutfak
gereçlerinde, aklınıza gelebilecek her
yerde…
5- Cesur Maviler
Mavilerin cesur olduğu bir yıl 2016.
En koyu tonları ile mavi rengini dekorasyon trendlerini evine uygulamak
isteyenler rahatlıkla kullanabilirler.
6- Zıt Dokular
Bu sene ahşabın yanında seramiği,
metalin yanında tuğlayı görebilirsiniz.
Dokular birbirine karışacak ve ortaya
zıtların uyumu çıkacak.
7- Dramatik Renkler
Pantone, 2016 renklerini belirledi
ama yine de onların yanı sıra ön plana
çıkan renkler de olacak. Dramatik bir
atmosfer yaratmanıza yardımcı olacak
tüm renkler de bunların başında.
100
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com
turuncudergi.com
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 101
BÜYÜK ACIK
SİNEMA
Vizyon Tarihi: 08 Ocak 2016
Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Dram
Süre: 130 Dak.
Yönetmen : Adam McKay
Oyuncular : Brad Pitt, Christian
Bale, Steve Carell, Ryan Gosling,
Melissa Leo
Senaryo : Adam McKay
Yapımcı : Brad Pitt, Paramount
Pictures
S
ektör dışından dört kişi büyük bankaların, medyanın ve hükümetin görmekten kaçındığı şeyi, ekonominin küresel
çöküşünü gördüğünde akıllarına bir fikir
gelmişti: Büyük Açık. Cesur yatırımları, onları
her şeyi ve herkesi sorgulamalarının gerektiği modern bankacılığın karanlık, hassas
noktasına götürecek. Michael Lewis’in
çok satan kitabına ve gerçek bir hikayeye
dayanan, Adam Mckay’in yönettiği Büyük
Açık filminde başarılı oyuncular Christian
Bale, Ryan Gosling ve Brad Pitt rol alıyor.
GÜLAY
KURT
[email protected]
DİRİLİŞ M
Vizyon Tarihi: 22 Ocak 2016 Yapımı : 2015 - ABD
Tür : Dram, Macera Süre: 151 Dak.
Yönetmen : Alejandro González Iñárritu
Oyuncular : Leonardo DiCaprio, Tom Hardy,
Domhnall Gleeson, Will Poulter, Lukas Haas
Senaryo : Alejandro González Iñárritu, Mark Smith
Yapımcı : Alejandro González Iñárritu,
Arnon Milchan
ichael Punke’ın
kaleme aldığı
The Revenant: A
Novel Of Revenge
kitabından beyazperdeye
uyarlanacak olan öykü, kürkleri
için hayvanlar avlayan bir
kuruluş için çalışan Hugh Glass
adındaki bir tuzakçının, bir boz ayı
tarafından ölümcül bir biçimde
yaralandıktan sonra, kendi ekibi
tarafından ölüme terk edilmesini
anlatıyor. Nitekim Glass’ın yaraları
Diren
Vizyon Tarihi: 15 Ocak 2016
Yapımı : 2015 - İngiltere
Tür : Dram
Süre: 106 Dak.
Yönetmen : Sarah Gavron
Oyuncular : Carey Mulligan, Helena
Bonham Carter, Meryl Streep, Ben
Whishaw, Brendan Gleeson
Senaryo : Abi Morgan
Yapımcı : Alison Owen, Faye Ward
102
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
bir süre sonra iyileşecek ve
hem kendisini ortada bırakan
ekibinden hem de hayvam kürkü
için katliam yapanlardan intikam
alacaktır. 19. Yüzyıl Amerika
sınırında yaşanan destansı hayatta
kalma mücadelesini konu alan
Diriliş, seyirciyi 1823 Amerika’sının
benzersiz güzelliğine, gizemine
ve tehlikesine çekiyor. Film sadece
hayatın değil, onurun, adaletin,
inancın, yuvanın ve ailenin
içgüdüsünü keşfediyor.
KARDEŞİM BENİM
Sarah Gavron’ın ikinci uzun
metrajlı kurmacası, tarihin ilk
feminist hareketlerinden birini
başlatan kadınların, gittikçe
acımasızlaşan hükümete
karşı yürüttükleri mücadeleye
odaklanır. Gizli buluşmalarla
bir araya gelen bu grubun
üyeleri işçi sınıfı kadınlarıdır
ve hareketin ilk safhalarında
barışçıl yöntemler izlerler.
Ancak hem çalışma koşulları
hem de kişisel hayatları için
verdikleri eşitlik savaşı, zamanla daha radikal bir boyuta
taşınmak zorundadır.
turuncudergi.com
Vizyon Tarihi: 25 Ar Vizyon Tarihi: 15 Ocak 2016
Yapımı : 2015 - Türkiye Tür : Dram Yönetmen : Mert Baykal
Oyuncular : Burak Özçivit , Aslı Enver , Murat Boz
Sakin ve gizemli bir karaktere sahip olan Hakan, 30 yaşında
alternatif müzik yapan ünlü bir sanatçıdır. Magazinden uzak
bir hayat sürmeye çalışsa da kardeşi Ozan ile olan küslükleri
magazinin ilgisini çeker. Ozan ise 28 yaşında ünlü bir pop
yıldızıdır. Abisinin aksine neşeli, esprili, konuşkan ve sosyal
biridir. Araları yıllardır düzelmeyen iki kardeş uzun zamandır
bir araya gelmemiş, hatta babalarının hastalığında dahi
farklı zamanlarda ziyaretine gitmişlerdir.
turuncudergi.com
103
KÜLTÜR SANAT
KONSER
TİYATRO
İKİ KOVA SU
Gökhan Kırdar, 14 Ocak’ta
Jolly Joker İstanbul’da
A.E. Gredianus
’un yazıp Gökse
l
Arslan’ın yönett
iği oyunda Özg
ün
Akaçça, Mert A
ykul, Mehmet So
ner
Dinç, Yeşim Maz
ıcıoğlu, Aslı Men
az,
Hasip Tuz rol al
ıyor. Oyun: 27 A
ralık
2015 ve 03 Oca
k 2016 tarihler
inde
Harbiye Muhsi
n Ertuğrul Sahn
esi’nde.
“Mutluluk Dağ
ıtan Eskici” Köyü
n Be
Güneş ve Çiçek
adında iki kızı va kçi’sinin
rdır. Köyün
zengini Altınke
se ve Kundurac
ı ise Bekçi’ye
rağmen, bu gü
zel kızlarla evle
nmek ister.
Fakat Kundurac
ı’nın yeni bir ha
yat kuracak
parası, Altınkese
’nin de işi dışınd
a hiçbir
şeye ayıracak za
manı yoktur. Bi
r gün köye
gelen Eskici’nin
kurduğu oyun
sayesinde
herkesin hayatı
değişir. A.E. Gre
dianus’un
yazıp Göksel A
rslan’ın yönettiğ
i oyunda
Özgün Akaçça,
Mer
Dinç, Yeşim Maz t Aykul, Mehmet Soner
ıcıoğlu, Aslı Men
az, Hasip
Tuz rol alıyor.
Tarih: 14 Ocak 2016
Saat: 21:00
Yer: Jolly Joker
Gökhan Kırdar “Aşkla”
konserleri dünya turnesi başlıyor.
Sanatçı Türkçe - İngilizce olarak
hazırladığı yeni albüm kataloğu
“”Diskografi” ile geri dönüyor.
T
ürkiye başta olmak üzere Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Asya
ve Amerika’yı kapsayan konser
turnesi repertuvarında ‘Diskografi’
isimli yeni albüm kataloğunda yer
alan ‘Serseri Mayın’, ‘Tutunamadım’,
‘Cennet’, ‘Trip’, ‘Dem-i Oz’, ‘Hayal’ ve
‘Aşkla Düşleyiş’ sözlü albümlerinden
hit şarkılar, “Ethnotronix”, “Keyf” ve
“Tüür” performans albümlerinden
eserler, ‘Crude’, ‘Under Deep Water’, ‘Anlat İstanbul’, ‘Banyo’, ‘Kurtlar
Vadisi Irak’, ‘Kurtlar Vadisi Gladio’ gibi
sinema filmlerinden ve ‘Kurtlar Vadisi
Pusu’, ‘Yabancı Damat’, ‘Haziran Gecesi’, ‘Kayıp’, ‘Köprü’, ‘Sağır Oda’, ‘Pars’
ve ‘Dede Korkut’ gibi tv serilerinden
seçilmiş eserler yer alacak.
KARMA SERGİ
Suriye’de savaşın şiddetlenmesinden bu yana
milyonlarca kişi ülkeden
iltica etmek zorunda kaldı;
savaştan kaçanların çoğu
Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e
sığındı. Kamu alanlarını
değiştiren bu hareketlilik
ve sürgün iklimi, İstanbul
gibi büyük kentlerde farklı
karşılaşma ve etkileşim
ihtimallerini beraberinde
getirir. Dilek Winchester
ve Atıf Akın tarafından bu
bağlamda kurgulanan fan-
104
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
zin ve sergi projesi Şam’da
Kayısı, André Breton’un
“İnsan yoldaş bulmak için
yayın yapar!” sözüne göndermeyle, sanatçı yayınları
ve fanzinler aracılığıyla çok
dilli bir üretim ve paylaşım
ortamı yaratmayı hedefler.
Projenin katılımcıları, fanzin
formatını kullanarak gerek
kendi deneyimleri temelinde
gerekse Cumhuriyet tarihi
boyunca İstanbul’u merkeze
alan göç dalgalarının etkileri
üzerine öneriler sunar.
Gökhan Kırdar’ın sanat kariyerinin
başlangıcı olan 1994’de yayınlanan
ilk albümünden bu yana 21 yıl
geçti ve bu yıllar içerisinde sanatçı,
uluslararası birçok albüm ve film
müziği çalışmasına imza attı.
22 eserden oluşan 2 saat uzunluğundaki konser, dans ve video
performansı iki perde olarak sergilenecek. Çok sayıda müzisyen, dans
sanatçısı, video artist ve teknik ekibin yer alacağı prodüksiyonun genel
tasarım ve yönetmenliğini Gökhan
Kırdar üstlendi ve yapımcılığı ise
Loopus Entertainment tarafından
gerçekleştiriliyor.
BUNDAN İYİSİ Şam’da Kayısı
apexart-SALT iş birliğinde
turuncudergi.com
SERGİ
YOK OLMADAN
Doğa ve Sürdürülebilirlik
Üzerine Bir Sergi
Sergi: 13 Ocak 2016 – 5 Haziran 2016
İstanbul Modern
İstanbul Modern, 2016 yılını doğayı
yücelten ve çevresel farkındalığı gündeme getiren bir sergiyle karşılıyor:
“YOK OLMADAN”. Sergi, doğayla
ilgili kavramsal araştırmalar yapan ve
ekolojik meseleleri sanatsal pratiğinin
temeline alan sanatçılardan bir
seçki sunuyor. Farklı dönemlerden
sanatçıların doğaya bakışlarını ve
“sürdürülebilirlik” kavramıyla çetrefilli
ilişkilerini yansıtan çalışmalar, insanın
ekosistem ile etkileşimine dair farklı
yorum ve öngörüler içeriyor. Sergide
Türkiye ve farklı coğrafyalardan
yirmi sanatçı ve sanat grubunun
resim, heykel, yerleştirme, fotoğraf ve
hareketli görüntülerine yer veriliyor.
Katılımcılar: Roger Ackling, Bas Jan
turuncudergi.com
Ader, Alper Aydın, Bingyi, Jasmin
Blasco ve Pico Studio, Charles A. A.
Dellschau, Elmas Deniz, Mark Dion,
Hamish Fulton, Francesco Garnier
Valletti, Rodney Graham, ikonoTV
“Art Speaks Out” (Sanat Sözünü
Sakınmıyor) Video Programı, Lars Jan,
Mario Merz, Maro Michalakakos, Joni
Mitchell, Yoko Ono*, Camila Rocha,
Canan Tolon, Pae White
Ocak 2016 / Turuncu Dergİ 105
KİTAP
MUKADDES
BELDE
MEKKE
Kitabın Yazarı:
Ziyaüddin Serdar
YAYINEVİ:
Etkileşim Yayınları
KİTAP TÜRÜ:
Tarih
YAYINLANDIĞI YIL:
2015
SAYFA SAYISI:
476
HERKES
GİBİ
HERKES
YAZAR
“Mecaza göre Mekke, arşın
yeryüzündeki temsilcisidir. Tıpkı
meleklerin göklerde Allah’ın arşını tavaf
etmeleri gibi, insanlar da yeryüzünde
Kâbe’yi tavaf ederler. Mekke, yalnızca
cennete giden yol değil, yeryüzündeki
cennetin kendisidir. Bir ‘kısır vadi’de yer
alsa da özü başka bir yerdedir. Mekke
yalnızca bir şehir değil, metafizik bir
fikirdir. Bu yüzden melekler Âdem’in
yaratılması öncesinden beri hac
yaparlar.” “Bu mecaz, resmî bir inanca
dönüşmüş ve coşkuyla İslâm dünyasına
yayılmıştı. Mekkeliler bu öyküyü
şehrin ziyaretçilerine, hacılar, bilginler,
öğrenciler ve seyyahlar- anlatmaktan
büyük gurur duyuyorlardı. Böylece tüm
Müslümanlar için Mekke, artık ezelden
beri var olan bir şehir, ölmeden önce
cennetin tadının alınabileceği bir
yer, her mü’minin ruhunu çeken bir
mıknatıs hâline gelmişti.”
Kitabın Yazarı:
Elif Yonat Toğay
YAYINEVİ:
Bence Kitap
KİTAP TÜRÜ:
Hikaye
YAYINLANDIĞI YIL:
2015
SAYFA SAYISI:
96
Türkiye’de iyi şeyler de oluyor. Edebiyatımızın öykü dalında kadın yazarlarımızın önemli varlığına, şimdi yeni bir ad daha
ekleniyor: Elif Yonat Toğay. Kitabı, “Herkes Gibi Herkes Kadar” bir ilk kitap olmanın getireceği dil ve anlatım
zayıflıklarından iyice soyundurulmuş, akıcı öyküler içeriyor. Konular, mekânlar ve kişiler bakımından çeşitlilik taşıyan
öyküler, incitmeyen bir alaycılığa yer verirken, hiç uzatmadan, şaşırtıcı biçimde sona eriyor.
UYUMSUZLAR
Kitabın Yazarı:
Rasim Özdenören
YAYINEVİ:
İz Yayıncılık
KİTAP TÜRÜ:
Öykü
YAYINLANDIĞI YIL:
2015
SAYFA SAYISI:
152
Türk hikayeciliğinin yaşayan büyük isimlerinden Rasim Özdenören’in yeni kitabı Uyumsuzlar, büyük ustanın son dönemde yazdığı öykülerin yanı sıra, yıllar önce yazılıp bir kenarda kalmış ve yayınlanmamış bazı öykülerini de içeriyor. Özdenören’in benzersiz üslubuyla insan hallerini, aşkı ve uyumsuzları anlattığı öyküler, edebiyatımızı bir adım daha ileriye taşıyor.
106
Turuncu Dergİ / Ocak 2016
turuncudergi.com

Benzer belgeler