KÖŞE YAZARLIĞINDAN MEDYA FİLOZOFLUĞUNA

Yorumlar

Transkript

KÖŞE YAZARLIĞINDAN MEDYA FİLOZOFLUĞUNA
KÖŞE YAZARLIĞINDAN MEDYA FİLOZOFLUĞUNA
Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan’ın Köşe Yazıları Üzerine Bir İnceleme
Yrd.Doç.Dr.Onur Dursun*
Özet
Bu çalışma, medyanın bir alt alanı olan köşe yazısı/yazarlığına odaklanmıştır. Köşe yazısı, güncel
konuları genel hatlarıyla tartışan ve yorumsuz olmak zorunda olan haber metinlerinin bu eksiğini
tamamlayan, belirli alanlarda uzmanlaşmış kişiler tarafından belirli aralıklarla yazılan, fikir-yorum
gazeteciliği alanına ait bir gazete yazı türüdür. Köşe yazarlığı tarihten günümüze çeşitli değişimler
geçirmiştir. Fakat temel özelliği olarak “olayı yorumlayarak sunma”yı hemen hemen her dönemde
korumuştur.
Bu çalışmada, günümüzde bazı köşe yazarlarında sıklıkla rastlanan, köşe yazarlarının kendi alanları
dışında yazı kaleme almaları ve bir köşe yazısında birbirinden bağımsız birden fazla konuya
değinmeleri üzerinde durulmuştur. Hürriyet gazetesi yazarlarından Ertuğrul Özkök’ün ve Ahmet
Hakan’ın yazılarının üç aylık süreci incelenmiştir. İçerik analizi yapılan bu çalışmanın örneklem
zaman aralığını 01 Temmuz - 30 Eylül 2014 tarihleri arası oluşturmaktadır. Söz konusu yazarların
köşe yazıları, hem uzmanlaşma hem de birden çok konuya değinme bağlamında analiz edilmiştir.
Sonuç olarak hem uzmanlık alanı dışında köşe yazıları üretildiği hem de bir köşe yazısında birden
fazla konunun işlendiği anlaşılmıştır. Özetle köşe yazarlığı alanında bazı yazarların, popüler olma,
takipçi sayılarını arttırma gibi amaçlar ve siyasi-iktisadi baskılar sonucunda, gündemle ilişkisiz,
toplumun çeşitli sosyokültürel alanlarına ilişkin yazılar kaleme aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Kelimeler: köşe yazarı, köşe yazısı, gazete, uzmanlaşma sorunu, odaklanma sorunu.
Abstract
This study focuses on the column writing/column as a subfield of media. Column is a newspaper
writing of opinion journalism that discusses current news roughly, makes up the lack of comment in
news texts that mustn’t have any comment, and is written by specialised people periodically. Column
writing has changed diversely from past to present. However, it has kept its characteristic of
commentary presentation as its basic characteristic.
This study emphasizes that today it is common for some columnists to write other than their own
specialised fields and to mention about several news that are different to each other in a column. The
column writings of Ertuğrul Özkök and Ahmet Hakan as columnists of the Hürriyet newspaper have
been examined for a three months period. Content analysis has been made and sample time period has
been determined as being from 01 July to 30 April of 2014. These columnists have been analyzed in
the sense of both their specialization and their comments on more than one new. As a consequence, it
has been evidence that columns were produced out of their columnists’ specialised fields and more
than one new were referred in a column. In short, it has been precipitated that some kind of aims such
as to become popular or to increase reader numbers and/or political-economical pressures causes the
columnists to write out of agenda and to mention about different socio-cultural fields of a society.
Key words: columnist, column writing, newspaper, specialisation problem, focus problem
_________________________________________________________________
*Çukurova Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü. [email protected]
Giriş
Köşe yazarlığı, medyanın önemli bir alt alanıdır ve günümüzde gazetelerde fiziksel olarak önemli yer
kaplamaktadır. Gazetelerin, köşe yazılarına yer verme gerekçesi, haber metinleriyle yapılamayanı
yaparak, olayı farklı açılardan yorumlayıp okura sunmaktır. Köşe yazarlığı kavramının tarihi 19.
yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzansa da, bu pratik asıl önemini Birinci Dünya Savaşı sonrasında
kazanmıştır. Bu dönemde, haberler aracılığıyla olayların arka yüzünü yeterli ölçüde öğrenemeyen
okuyucunun yardımına köşe/yorum yazıları yetişmiştir. Yazarlar, olayları farklı açılardan irdeleyerek
okuyucuya sunmuştur. Gelenek tarihsel süreç içerisinde çeşitli değişimlere uğrasa da genel özelliğini
koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Köşe yazarlığı, günümüz medyasında çokça tartışılan alanlardan birisi haline gelmiştir. Siyasi ve
iktisadi değişimlere/yeniliklere içerik açısından çabucak cevap veren veya uyum sağlayan köşe
yazarlığı, günümüz Türk medyasında sorunlu alanlardan birisidir. Bu sorunları şöyle sıralamak
olanaklıdır: Köşe yazıları bazen açık bazen örtük bir biçimde reklam içerebilmektedir. Bazı yazarlar,
sermaye çevreleriyle çıkar ilişkisi içerisinde yazı kaleme almakta, ideoloji gözeterek olayları
yorumlamak yerine, olaylara taraf olabilmektedir. Köşeler, savunma mekanizması ve popülerleşme
aracı olarak kullanılabilmektedir. Köşe yazılarında, yazarlar birbiriyle atışabilmekte ve basın meslek
ilkelerini ihlal edebilmektedir. Ayrıca köşe yazarları, özel yaşamları ihlal edebilmekte, gündem dışı
konuları ele almakta ve kendi özel yaşamlarını kamusal bir meseleymiş gibi yansıtabilmektedir.
Bunların yanı sıra yazarlar, kendi uzmanlık alanları dışında yazı kaleme alabilmekte ve bir köşe
yazsısı birbiriyle ilişkisiz birden fazla konuyu işleyebilmektedir. Türkiye’deki köşe yazarlığı üzerine
kaleme aldığı makalesinde Tunç (2012), köşe yazarlarıyla ilişkili şu düşüncelere yer vermektedir:
“Gereğinden fazla sayıdaki ve geniş üslup yelpazesindeki yazarlar gazetelerin belkemiğini
oluşturuyor. Kimileri birbirine saldırıyor, polemikler havada uçuşuyor; kimileri alenen
patronun çıkarlarının savunucusu; kimileri incir çekirdeğini doldurmayan konuların uzmanı,
Türkçeyi katlederek sevgililerini yazmakla meşgul; kimileri yönetim kurulu üyesi olduğu
banka veya şirketlerden aldığı paralarla ekonomi uzmanı kesilmiş…”
Bu çalışma yukarıda sıralanan sorunlardan ikisine odaklanmıştır. Bunlardan ilki, köşe yazarlarının
kendi uzmanlık alanları dışında yazı kaleme alması, ikincisi ise bir köşe yazısında birden fazla
konunun işlenmesidir. Çalışmada öncelikle köşe yazısı/köşe yazarlığı, kavramsal/kuramsal olarak
açıklanmış, tarihsel gelişimine değinilmiştir. Ardından bu çalışmanın sorunsalını oluşturan uzmanlık
alanı ve bir köşe yazısında birden fazla konunun işlenmesine odaklanılmıştır. Çalışmanın analizinde
Hürriyet gazetesi yazarlarından Ahmet Hakan’ın ve Ertuğrul Özkök’ün yazılarının üç aylık süreci
incelenmiştir. Analize ilişkin bilgiler çalışmanın amaç ve yöntem kısmında sunulmuştur.
Köşe Yazısı Nedir veya Köşe Yazarı Kimdir1
Köşe yazıları, gazetelerin belirli sayfalarında belirli zaman aralıklarıyla yazılan ve yazarları genelde
belli olan yorum yazılarıdır. Melez özellik gösteren köşe yazısı, fıkra ve makale türlerinin özelliklerini
barındırmaktadır. Köşe yazılarının konusunu ve esin kaynağını güncel konular oluşturmaktadır.
Anlatımları yalın ve yoğun; alanında uzman kişilerce yazılan; işlenen konuların ispat edilmek zorunda
olunmadığı, etkisi geçici olan bir gazete yazı türüdür (Özdemir, 1999, s. 126-140). Türk Dil Kurumu,
1
Köşe yazısı/yazarlığı kavramına/tarihine ilişkin ayrıntılı bilgiler için bkz. Yüce, E. (2007). Simgesel Seçkinler ve
Habitus: Hürriyet Gazetesinde Köşe Yazarlığı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim
Dalı Doktora Tezi (Yayınlanmamış) ve Dursun, O. (2013). Köşe Yazarları Yaşam Dünyamızı Sömürüyor Mu?
(Sermayenin ve Siyasetin Denetiminde Köşe Yazarlığı Alanı), Ankara: Siyasal Kitabevi.
köşe yazarlığını “Gazete veya dergilerde gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak
yorumlayan ciddi veya eğlendirici yazı türü, fıkra” 2 şeklinde tanımlamaktadır. Riley, The American
Newspaper Columnist (1998, s. xi) adlı kitabında köşe yazısını, yaklaşık 750-850 kelimelik, günlük,
haftalık gibi düzenli periyodlar aralığında yazılan, kısa ve kompozisyon özelliği taşımayan,
gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan yazı türü olarak kavramsallaştırmaktadır.
Reuters Haber Ajansı, köşe yazılarının, uzmanlar için bir vitrin özelliği taşıdığını ve deneyimli
gazetecilerin iç görülerinden oluştuğunu belirtmektedir. Bu yazılar, gerçek düşünceler yaratabilmesi
bağlamında güçlü kanıtlar içermek zorundadır. Uygun bir biçimde diğer kanıtların ve bakış açılarının
varlığını kabul etmeli, siyasi veya ideolojik içeriklerden uzak olmalıdır. Reuters’e göre, köşe yazarı,
bir konu hakkında meydan okuyacak nitelikte bir yazı kaleme alacaksa, bu konu güçlü ve duyarlı bir
biçimde savunulabilir niteliğe sahip olmalıdır. Yazarlar, işleyecekleri konuları özgür iradeleriyle
belirlemelidirler. Söz konusu yayın organının üst mercileriyle (editör gibi) işbirliği ve görüş alışverişi
içerisinde olmalıdır. Köşe yazıları, bireysel çabaların özgün ürünüdür (Reuters Handbook of
Journalism 2008, s. 50).
Star gazetesi yazarı Fehmi Koru (Medya Derneği’nde Söyleşi, 07 Aralık 2013), bireylerin, haberleri
gündelik yaşamın farklı kaynaklarından edindiğini ama bu haberlerin yorumlanması gerektiğini vurgular ve
köşe yazarının görevini “haberi yorumlamak” şeklinde belirtmektedir. Marketwatch gazetesi yazarı
Friedman, New York Times’ın köşe yazarı Frank Rich’in, “Columnists and critics do serve a purpose”
isimli çalışmasında köşe yazarının görevine ilişkin şu bilgileri alıntılamaktadır:
“Haber ve kültür arasında bağlantı kurmayı, olayların derinindeki anlamı açığa çıkarmayı,
tartışma üretmeyi ve şans da yaver giderse, okuyucularımın günümüzde anlatılan hikâyelere
ve insanlara farklı bakmasını sağlamaya çalışırım… Bir köşe yazarı veya eleştirmenin
sorumluluğu, son derece tutkulu olması, doğru ve dürüst olması, yazdıklarına bilgi katması
ve olduğunca iyi yazmasıdır. Bir köşe yazarı bir Başkan ya da bir filmle ilgili çok keskin
görüşlere sahip olabilir, önemli olan davasını halkın önemsemesini sağlamaktır. İyi köşe
yazarlarının adil, ellerindeki köşesinin gücünü kendilerine verilmiş bir imtiyaz gibi değil,
topluma hizmet etmenin veya sadece vatandaşın araştırıp bulamayacağı ya da üzerinde hiç
düşünemeyeceği konuları deşen, eleştiren iyi gözlemciler olması beklenir. Köşe yazarlığı bir
silah olarak kullanılamaz. Bir köşe yazarı için en ahlaksız şey, özgün bir şey bulamama
durumunda sadece dikkat çekmek için ve ele aldığı kişi ya da konunun olduğunca geniş bir
kesim tarafından tartışılmasını sağlamak, adını andırmak, sesini duyurmak için ses getirecek
birisini eleştirmektir.” (Akt. Tekinalp, 2008, s. 121-122).
Köşe Yazarlığının Tarihsel Gelişimi
Köşe yazarlığı, fikir gazeteciliği alanı içerisinde yer almaktadır. Kurumsallaşma bağlamında yurttaş
gazeteciliğiyle benzeri özellikler taşıyan köşe yazarlığı, 19. yüzyılda ABD’de, okuyucular tarafından
yayınlanmak üzere gazetelere gönderilen haber mektuplarıyla gün yüzüne çıkmıştır. Haber
mektupları, ilk yıllarda, imzasız olarak yayınlanmıştır. Bu mektupların zaman içerisinde düzenli bir
şekilde gazetelere gönderilmiş, böylece yazılar belirli bir periyoda oturmuş ve köşe yazarlığı kavramı
belirginleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında bilgileri, halka daha açık şekilde sunabilmek
amacıyla, gazeteler, olayları yorumlayarak yayınlama yoluna gitmiştir. Böylece köşe yazarlığı, basın
için önemli bir alan haline gelmiştir (Tokgöz, 2003, s. 305; Riley, 1998, 1999).
2
Güncel Türkçe Sözlük, http://www.tdk.gov.tr/, 06.07.2014.
Birinci Dünya Savaşı çıktığında ise savaşın nedenlerini, etkilerini kimlerin taraf olduğunu
sıradan okuyuculara anlatmak için tarafsız ve nesnel haber vermek yeterli olmamaya başladı.
Savaşın karmaşık gerçeğinin aktarılması, çevrede olup bitenlerin, olayların ardında yatan
nedenlerin anlatılması için haberlerin açıklanıp yorumlanması gerekiyordu. Gazeteciler de
17. ve 18. yüzyıl gazeteciliğinde yaygın bir uygulama olan yorumlama/açıklama geleneğine
geri döndüler. Köşe yazarlarıyla, yorumcularla, uzmanlarla olayların açıklanıp
yorumlanmasına çalıştılar. 1929 ekonomik krizi ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra
yorumlayıcı habercilik anlayışı daha da yaygınlaştı. Haberleri anlamlı bir çerçeveye oturtma,
olayları meydana geldikleri bağlam içinde vermek çabası hız kazandı (Alemdar ve Uzun
(2013, s. 220).
Köşe yazarlığının tarihsel gelişimi oldukça ayrıntılıdır. Çalışmamızda, süreci bütün ayrıntılarıyla
anlatmak olanaklı görünmemektedir. Fakat köşe yazarlığının Batı tarzı bir medya pratiği olduğunu,
temellerinin ABD’de atıldığını, ardından Avrupa’ya geçerek yaygınlaştığını söylemek yanlış
olmayacaktır.
Türk basınında, Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan köşe yazarlığı,
1860’larda kurumsallaşmaya başlamıştır (Topuz, 2003, Koloğlu, 2006). 1839 yılında yayımlanan
Tanzimat Fermanı, Osmanlı’da Batı tarzı Türk gazetelerinin çıkmasına olanak tanımıştır. Bu tarihe
kadar Osmanlı Devleti sınırlarında yayınlanan ve dili Türkçe veya Türkçe-Arapça olan üç gazete
bulunmaktadır. İlki, 1828 yılında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kendi kurduğu Bulak
Matbaası’nda bastığı Veka-i Mısıriye’dir. İkincisi, Girit’te yine Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından
1830 yılında yayın hayatına başlatılan Veka-i Giridiye’dir. Üçüncüsü ve en önemlisi ise 1831 yılında
çıkartılan Takvim-i Veka-i’dir (Koloğlu, 2006: s. 24; Ortaylı, 2007: s. 39). Tanzimat Fermanı’ndan
hemen bir yıl sonra (1840) William Churchill (İngiliz), yabancılara tanınan haklardan yararlanarak
kendine ait yarı özel gazetesi Ceride-i Havadis’i çıkartmıştır. Fakat söz konusu gazeteler, Türk
basınında köşe yazarlığı geleneğinin temellerini oluşturmamıştır. Bu gazeteler, devlet desteğiyle
çıkartıldığı için eleştirel basın çizgisinden uzak kalmıştır.
Türk basınında 1860 yılı, köşe/yorum yazarlığının başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu tarihte
yayın hayatına başlayan Tercüman-ı Ahval gazetesi Türk basınında birçok açıdan ilktir. Tercüman-ı
Ahval gazetesi, imzalı başyazı geleneğini başlatan ilk gazetedir (İnuğur, 1999, s. 5). 1860 sonrasında
yayımlanan bütün gazetelerde başyazarlar (Agâh Efendi, Şinasi, Namık Kemal, Ali Suavi, Basiretçi
Ali Bey gibi gazete sahipleri), güncel olayları değerlendiren yorum yazıları kaleme almıştır. Bu
gelenek Cumhuriyet döneminde devam etmiştir. Ahmet Emin Yalman Vatan (1917) gazetesinde,
Falih Rıfkı Atay Dünya gazetesinde ve Yunus Nadi Cumhuriyet (1924) gazetesinde başyazarlık
yapmıştır. Gelenek, 1940’lı yıllara kadar varlığını korumuştur (Turhan, 1996, s. 4). 3 1980 sonrasında,
ekonomik ve toplumsal alanda yaşanan hızlı dönüşümler, Türk basınında açıklayıcı/yorumlayıcı
habercilik geleneğine hız kazandırmıştır (Alemdar ve Uzun, 2013: 220).
1980’lere gelindiğinde köşe yazarı sayısında hızla artış görülmüştür. 1990’lı yıllarda köşe yazarlığı
yavaş yavaş saygınlık kaybına uğramıştır. Topuz, eskiden köşe yazarı sayısının az olduğunu ama
gündemi belirleyen, özgün yazıların üretildiğini dile getirmektedir. “Günümüzde ise çok fazla köşe
yazarı ortaya çıkmış. Büyük holdinglerin çıkarlarına hizmet eden gazeteler bunlara çanak
tutmaktadır. Medya artık öyle bir hal almıştır ki yazıların içi boş ve sermayeye hizmet etmektedir.”
3
Türkiye’de basın tarihinin gelişimi, çıkan gazeteler ve bu gazetelerde yazar olarak çalışan gazetecilere ilişkin ayrıntılı
bilgiler için bkz. Topuz, Hıfzı, (2011), 2. Mahmut'tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, İstanbul, Remzi Kitabevi.
(Topuz, Milliyet, 05 Haziran 2014). Ertuğrul Özkök, Türkiye’de 30 gazetede 3 bin köşe yazarı isminin
bulunduğunu söylerken (Özkök, Hürriyet, 04 Mayıs 2013), Nuray Mert, bu durumu köşe yazarı
enflasyonu şeklinde ifade etmektedir (Mert, Radikal, 26 Ağustos 2004). Hürriyet Daily News yazarı
David Judson da durumu köşe yazarı enflasyonu olarak algılamaktadır. Judson, sadece İstanbul’da
400 köşe yazarının bulunduğuna [2008 yılı itibariyle], tüm Amerikan medyasında bile bu kadar köşe
yazarının olmadığına dikkat çekmiştir (Tezel, Hürriyet, 03 Mayıs 2008). Günümüz Türk basınında,
köşe yazılarının toplamı, fiziksel olarak neredeyse gazetelerin yarısını kaplamaktadır (Tılıç, 2009: s.
124). Yazarlar, kendi alanları dışında yazı kaleme almakta ve gündem-politika yazarları dahi magazin
içerikli yazılar üretebilmektedir.
Bu noktada, karşımıza, Türk basınında magazinleşme olgusu çıkmaktadır. Ve bu olgu, konumuzla
doğrudan bağlantılıdır. Köşe yazarları, kendi alanları dışında, magazin içerikli yazılar kaleme
alabilmektedir. Çalışmamızda, köşe yazarlığı alanının, saygınlık kaybına uğradığı şeklinde bir ifade
kullanılmıştır. Bu ifadenin altında, Türk basını açısından öneme sahip köşe yazarlarının, magazin
içerikli yazılar kaleme alması yer almaktadır. Bu nedenle kısaca/genel hatlarıyla Türk basınında
magazinleşme olgusuna ve köşe yazarları üzerindeki etkisine değinmekte yarar vardır.
Köşe yazarlarının, magazin içerikli yazılar üretmesinin çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Temel neden
ise 1980 sonrasında basında yaşanan yapısal değişimler/dönüşümlerdir. Bu tarihten sonra Türkiye’de
yaygınlaşan neo-liberal politikalar, medyanın sermaye yapısını değiştirmiştir. Medyaya, medya
dışında işadamlarının girmesi ve ardından medya tekellerinin oluşması, Türk medyasını ticari bir
yapıya büründürmüştür. Kâr payını yükseltme çabası, daha fazla okura seslenebilmeyi bir zorunluluk
haline getirmiştir. Hürriyet gazetesi yazarı Cüney Ülsever köşesinde, Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet
gazetesiyle ilgili kendisine şu ifadeleri kullandığını yazmıştır: “Beni göreve davet ettiği gün
yaptığımız sohbette, Hürriyet gibi bir kitle gazetesinde amacının adeta bir süpermarket yaratmak
olduğunu söylemişti. Bu gazetede her çeşitten insan olacak ve okur istediğini okuyacak” (akt. Dağtaş
ve Yıldızgörür, 2008: 226).
Dağtaş (2005, s. 79-81), Türk basınında magazinleşmeye; siyasi baskıların, basın dışı sermayenin
sektöre girişinin, 1980 sonrasında ticari yayıncılığın yükselişe geçişinin neden olduğunu belirtir. Söz
konusu süreçleri içselleştiren medya organları, içerik olarak çeşitlenmeye ve değişmeye başlamıştır.
Bu kriterleri içselleştiren ve kârlılık esasına göre çalışan ticari bir işletme haline gelen medya
kuruluşları, rekabet koşullarında ilgi çekici, eğlendirici, mizahi, dramatik haber öyküleri
bulma ve kurgulama eğilimine girmişlerdir. Okuyucuyu bilgilendirmek görevini bir kenara
bırakan haber medyası, görsel çekiciliği ve mizahi yönü ağır basan olaylar aramaya ve
yayımlamaya başlamışlardır (akt. Dağtaş, 2005, s. 81).
Sonuçta, tiraj kaygısı güden ticari medyada sansasyonel konular artmış, insanın ilgisini çeken
konuların artmasıyla içerik ve sunuş şekilleri de değişmeye başlamış ve ciddi haberlerle
renkli haberler birbirine karışmıştır (Dağtaş, 2005, s. 81).
Dağtaş, Türk basınında magazinleşmeyi 1980 sonrası olarak gösterse de Karahan Uslu (2001),
çalışmasında bu süreci, Cumhuriyet sonrası modernleşme çabası olarak yorumlamakta ve tarihini
Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar götürmektedir. Fakat asıl yükselişin 80 sonrası yaşandığını Karahan
Uslu da vurgulamaktadır.
Cumhuriyet sonrası Türkiye’de modernleşme sürecinin ivme kazanması, gazetelerin, Batı tarzı
içeriklere olan ilgisini arttırmıştır (Karahan Uslu, 2001, s. 3). Magazinleşmeyle, toplumda merak
uyandıran, insanların hoşça vakit geçirmesine neden olan konular (trajik olaylar, ünlülerin yaşamları,
spor, seks skandalları vb.), medya içeriklerine girmiştir. Aynı zamanda siyasi, sosyal ve ekonomi gibi
ciddi konular da eğlenceli hale getirilerek bağlamından kopartılıp sunulmuştur (Karahan Uslu, 2001,
s. 4).
Karahan Uslu, magazinleşme olgusunun Osmanlı Devleti’nde başladığı bilgisini vermektedir.
Cumhuriyet sonrası hız kazanan Batılılaşma/modernleşmeyle, magazinleşme süreci de hızlanmıştır.
1950’li yıllarda Türkiye’nin ABD’ye yakınlaşması, magazin basınının içeriğine yeni öğeler eklemiştir.
1980’lere kadar devam eden bu süreç, Türk basınında, fırsatçılığın ve girişimciliğin kışkırtılmasına,
kültür-sanat konularına verilen önemin azalmasına, eğlendirici içeriklerin çoğalmasına, soğuk savaşla
gelen anti-komünist propagandanın artmasına, toplumsal değerlerden uzak bir şekilde cinselliğin
işlenmesine, kolektif ikonların özel yaşamlarının sorumsuzca ele alınmasına neden olmuştur (akt.
Karahan Uslu, 2001, s. 3-4).
Magazin basınının gelişmesinde 1960’lı yıllarda ilk örneklerine rastlanan bulvar gazetelerinin payı
bulunmaktadır. Gazete sahipleri, biriken sermayelerini ana gazeteleri dışında farklı gazetelerle
değerlendirmek istemiştir. Bu eğilim, hafif/magazin içerikli gazetelerin çıkmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu yeni görünüm ana hatlarıyla ele alınarak incelenirse, 80’lerden günümüze değin yapılan
yasal kısıtlamalara dayanarak çok sayıda gazete, radyo ve televizyonun kapatıldığı, birçok
gazetecinin adli soruşturmaya uğradığı görülecektir. Siyasal konjonktür meslek mensupları ve
yöneticiler için kaçınılmaz oto sansür uygulamalarını beraberinde getirmiş, bu durum
içselleştirilmiş ve yayıncılık anlayışı adeta geri dönülemez bir biçimde ‘zararsız’ yani
eğlendirici içeriğe doğru kaymıştır. Depolitizasyon sürecinin gösterdiği istikamette yayın
yapabilmek ve içeriği cazip bir biçimde doldurmak çabası, basında magazinleşme dönemini
başlatan ve geliştiren önemli bir faktör olmuştur (Karahan Uslu, 2001, s. 5).
Basınında magazinleşme, köşe yazısı içeriklerine sıçramıştır. Başlı başına magazin yazan köşe
yazarlarının türemesinin yanı sıra, gündem-politika gibi ciddi konuları kaleme alan yazarlar da
magazin içerikli yazılara yönelmiştir. Bu olgu, günümüzde neredeyse gelenek haline dönüşmek
üzeredir. İncelemiş olduğumuz Özkök ve Hakan’ın yazılarında magazin içeriklerine rastlamak
oldukça kolaydır. Karahan Uslu (2001, s. 8), çalışmasında magazin içeriklerinin, köşe yazılarına dahi
sirayet ettiğini zaten belirtmektedir.
Konuya, 1990’lı yıllar özelinde göz atacak olursak, gazetelerin okur kitleye, Amerikan kültürü, daha
genel ifadeyle Batı kültürü enjekte ettiği görülmektedir. Dağtaş ve Yıldızgörür (2008, s. 226), 1990’lı
yıllarda neo-liberal politikalara paralel olarak, gazete içeriklerinin hızlı bir biçimde çeşitlendiğini dile
getirmektedir. Okur kitlesini genişletmek adına medya holdingleri, ideolojileri birbirinden farklı
kitlelere seslenebilecek ideolojik-tematik gazeteler çıkarmıştır.
Köşe yazarları, dönemin siyasi konjonktürüne, medyada holdingleşmenin getirmiş olduğu yeni
düzleme ve dönemin baskıcı uygulamalarına uyum sağlamıştır. Toplumsal yaşamı şekillendiren aktif
siyaset süreçlerinde köşe yazılarınca kaleme alınan yazılar, popüler kültürü ve dönemin yükselen
değerlerini işler olmuştur. Yazarlar, siyasilerin ve holding sahiplerinin davetlerine teşrif etmiş ve bu
davetleri köşelerinde anlatmıştır. Bourdieu’nün simgesel seçkin4 kavramsallaşatırmasına uyacak bir
4
Konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler için bkz. Yüce, E. (2007). Simgesel Seçkinler ve Habitus: Hürriyet Gazetesinde
Köşe Yazarlığı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı Doktora Tezi
(Yayınlanmamış).
şekilde her bir köşe yazarı birer simgesel/sembolik seçkin konumuna yükselmiştir (Dağtaş ve
Yıldızgörür, 2008: 214-222).
Bugün içerisinde bulunduğumuz sorunlu köşe yazarlığı alanının temelinde, genel olarak siyasi ve
iktisadi bozulmaların yer aldığını söylemek yerinde olacaktır. Dağtaş ve Yıldızgörür’ün aşağıdaki
değerlendirmeleri, günümüzdeki köşe yazarlığı pratiğini şekillendiren süreci genel hatlarıyla
özetlemektedir:
Medyada meydana gelen bu yapısal değişimler, geleneksel gazeteci tipinde de bazı
değişikliklere neden olmuştur. (…) Holding medyalarında çalışan bu köşe yazarlarının yazıları
genellikle, yeni sağ politikaların halk genelinde kabul görmesi ve bu dönemin belirleyici
özelliği olan tüketim kültürünün kitlelerce benimsenmesi için yazılmış yazılardır. Bu dönemde
eğlence yerlerinin tanıtıldığı, lüks tüketimin övülerek anlatıldığı, nelerin yenilmesi, nelerin
giyilmesi, hangi müziklerin dinlenmesi gerektiği gibi konularda yazılmış yazılara rastlamak
mümkündür.
(…) Kamunun sorunlarından giderek kopan bu yeni seçkinlerin, köşelerini genellikle
seçkinliklerini vurgulayan yazılara ayırdıkları görülmektedir. Bir işadamının sınırlı sayıdaki
davetlilerinden birisi olmak ya da çok özel bir geceye katıldıktan hemen sonra bunu en ince
ayrıntılarına kadar halka duyurmak hep bu çabanın sonuçlarıdır. Bourdieu’nün tanımlamasıyla,
kamuoyu nezdinde elde ettikleri saygınlık ölçüsünü giderek bir maddi değere dönüştürme
çabasında olan bu yeni seçkinler, kendi değerleri ve belki de kapitalist sistem içinde varolan
holdinglerin çıkarları doğrultusunda, okuyucularını da şekillendirmekten geri kalmamışlardır
(Dağtaş ve Yıldızgörür, 2008, s. 261-262).
Söz konusu süreçler, günümüze, yapısal olarak bozulmuş bir köşe yazarlığı alanı bırakmıştır. Her
geçen gün sayıları artan köşe yazarları, gündemle ilişkisiz konuları ele alır olmuştur. Köşe yazarı
sayısının fazlalığı, yazarları başka alanlarda yazı kaleme almaya yöneltmiştir. Okuyucu sayısını
arttırma çabası da devreye girince, köşe yazılarının içerikleri genişlemiştir. Böylece Türk basınında
saygınlığı yüksek olan köşe yazarlığının bu özelliği kısmen zedelenmiş ve köşe yazarlarına olan
güven -özellikle liberal gazeteler bağlamında- sarsılmıştır.
Uzmanlaşma Sorunu Mu? Popüler Olma Çabası Mı?
Köşe yazarlarından beklenen, kendi alanları doğrultusunda, gündemdeki konuları çeşitli boyutlarıyla
tartışarak, okuyucuya farklı bakış açıları sunmalarıdır. Köşe yazarlığının tarihsel gelişimine
bakıldığında, bu özelliğini birçok dönemde koruduğu görülmektedir. Fakat her geçen yıl, medya
sektöründe yaşanan siyasi-iktisadi temelli değişimler, köşe yazarlığı alanını olumsuz yönde
etkilemiştir. Alan, yazarlarca iktisadi ve kültürel sermaye biriktirme ortamı olarak algılanmaya
başlanmış ve çok yönlü kullanılır olmuştur. Bu sürecin, köşe yazarlarını kendi alanları dışında yazı
kaleme almaya veya bir köşe yazısında birden fazla konuyu işlemeye yönelttiği düşünülmektedir.
Aziz Nesin, Türkiye’de köşe yazarlarının her konuya ilişkin bir görüşe sahip olmalarının doğru
olmadığını ifade etmiştir. Bu durumun, sadece Türkiye’ye özgü olduğunu, başka hiçbir ülkede söz
konusu olmadığını belirten Nesin, “Yabancı yazarlar, her gün hiç ara vermeden gazetede yazdıklarını
[Türk köşe yazarlarının] duyunca çok şaşırmaktadırlar. Onlar için bu, yapılamayacak, kadar zor bir
iştir” şeklinde düşüncelerini dile getirmiştir (Akt. Özdemir 1999, s. 126-127). Fehmi Koru, Aziz
Nesin’in bu düşüncelerini doğrular gibidir: “Köşe yazarlığı yurtdışında çok önemli değilmiş gibi
düşünülse de onbeş günde bir, haftada bir yazanlar artık her gün yazmaya başladılar. Dolayısıyla
yurtdışındaki trend yavaş yavaş bizimkine benzemeye başladı.” (Koru, 07 Aralık 2013). Koru, köşe
yazarlarının günlük olarak köşe yazmasının, Türkiye’ye özgü bir durum olduğunu belirtmekle birlikte,
diğer ülkelerin bu bağlamda Türkiye’yi örnek aldığını ifade etmektedir. Bu bağlamda bir eleştiri de
Koloğlu’ndan gelmektedir. Sermaye gruplarının medyayı ele geçirmesiyle haber içerikleri değişime
uğramıştır. Haber içeriklerine yorum katma, okuyucuyu yönlendirme çabalarını belirginleştirmiştir.
Köşe yazarı sayısını hiç olmadığı kadar arttırdığını belirten Koloğlu (2006, s. 165), günümüzde bir
büyük gazetede 30-40’a yakın köşe yazarının bulunduğunu, bu yazarların hiçbir ayrım yapmadan
ekonomi, siyaset, spor ve sosyete ‘dedikoduları’ gibi birçok içeriği sayfalarına taşıdığını; bu sürecin,
köşe yazarlarına olan güveni sarstığını dile getirmektedir.
Günlük köşe yazmak, köşe yazarlarının uzmanlık alanları dışına çıkarak yazı kaleme almalarının
nedenlerinden birisi olarak yorumlanabilir. Birgün gazetesi yazarı Hakan Aksay, gazetelerdeki köşe
yazılarının yerinin “Tanrı katı” gibi olduğunu ifade etmektedir. Bu köşeleri kapan yazarların,
siyasetten spora, kültürden cinsel sorunlara kadar her alanda uzman kesildiklerini belirtmektedir.
Aksay, Türkiye’deki köşe yazarlarının, diğer ülkelerdeki gibi mütevazı olmadığını, haftada bir
yazmanın veya bir konuda uzmanlaşmanın köşe yazarlarını tatmin etmediğini dile getirmektedir
(Aksay, 2010). Mehmet Barlas ise düşüncelerini şöyle ifade etmektedir (Barlas, Sabah, 31 Ekim
2011):
“Biz gazete köşe yazarları, patronlarımızın çıkarlarını ilgilendiren durumlar dışında her alanda
söz sahibiyiz ve hemen her konuda uzmanızdır. Bu iş o noktaya dayandı ki, bazılarımız insan
sperminden karakter tahlili yapmaya veya sosyo-politik sorunların izahını spermler üzerinden
tahlil etmeye kadar dayadık uzmanlığımızı.” [Ertuğrul Özkök’e bir gönderme].
Türkiye’deki köşe yazarlığı alanındaki bozulmanın 12 Eylül ile başladığını ifade eden Bali, bu tarihten
sonra köşe yazarlarının yeni aristokratlar olarak kendilerini lanse ettiklerini genel hatlarıyla dile
getirmiştir. Bali, 1980 sonrasında ve özellikle 1990’lı yıllarda köşe yazarlığı alanında seçkinci bir
tavrın yerleşmeye başladığını vurgulamıştır. Birikim Dergisi’ndeki (1999) Yeni Aristokratlar: Köşe
Yazarları başlıklı makalesinde Bali, köşe yazarlarının sanat ve kültüre yönelik yazılar ürettiklerini,
böylece kendilerine sanat ve kültür dünyasında yer edinmeye çalıştıklarını belirtmektedir.
Köşe yazarlığı alanının, içinde bulunduğu durumu genel hatlarıyla değerlendiren Bali, çalışmamız
açısından önem taşıyan birkaç cümleye yer vermektedir. Bali (1999), son on, on beş yılda köşe
yazarlarının büyük bir çoğunluğunun, Ege Cansen’in tespitiyle iki illete kapıldıklarını ifade
etmektedir. Bunlardan ilki “ülkeyi ve hatta dünyayı, köşesinden idare etme noktasına geldiğine
inanmak”, diğeri de “konusu kendisi haline gelmek.” Türkiye’de köşe yazarlığına ne kadar önem
atfedildiğini vurgulamak isteyen Bali, The New York Times’ın eski İstanbul muhabiri Stephen
Kinzer’den şu ifadeleri alıntılamıştır:
“Muhabir olmanın bu ülkede hiçbir kıymeti yok! Bir köşe sahibi oluncaya kadar bir hiçsin
sen! Siyasiler başka ülkelerdeki gibi beyanat vermiyor. Bir basın toplantısı yapıp,
kamuoyuna açıklamada bulunmuyor. Onun yerine sevdikleri bir veya iki köşe yazarını
çağırıyor. Hatta ofislerine evlerine getirtiyor. Verecekleri mesajları onlara oracıkta veriyor.
Okurlar da bu yönteme alışıyor. (…) Okurlar köşe yazarları ile birlikte gazete değiştiriyor.
Bu tehlikeli bir durum. Çünkü o zaman haberi açıklandığı gibi değil köşe yazarının renkli
gözlüklerin ardından alıyorsun. Ya da haberi alan, ama habere kendi damgasını da vuran biri
aracılığıyla.”
Bali, aynı yazısında köşe yazarlarının, köşelerinde kendi dünyalarını ve kendi sorunlarını anlatmanın,
Türkiye’nin ve dünyanın önemli gündem konularından daha önemli olduğu düşüncesini giderek
içselleştirdiğini ve böylece “konusu kendisi haline gelmek” durumunun ortaya çıktığını Ege
Cansen’den alıntılayarak, köşe yazarlığının içinde bulunduğu ciddi bir soruna değinmektedir. Bali’nin
düşünceleri, bu çalışmanın ana sorunsallarından birisi olan, uzmanlaşma sorunsalıyla paralellik
göstermektedir (Bali, 1999, s. 48-56).
Köşe yazarlarının birçoğu, popüler olmak için kendi uzmanlık konuları dışına çıkarak yazılar kaleme
alabilmektedir. Hatta bazı gündem-politika yazarlarının cinsellik, popüler kültür vb. konularda yazılar
kaleme aldığı bilinmektedir. Ertuğrul Özkök, Haber Türk gazetesine transfer olan Fehmi Koru’ya şu
şekilde nasihatte bulunmaktadır:
“Önünde eski mahallesinden buraya taşınmış başarılı iki örnek var. Biri Ahmet Hakan, öteki
Akif Beki… Eğer ben gibi biraz pop olmak ve daha yaygın bir kitleye seslenmek istiyorsa
tabii ki modeli Ahmet Hakan olmalı. Eski Mahalleyle de arayı bozmadan, Fehmi Abi imajına
uygun, daha ağırbaşlı, daha az pop bir tarzı benimsemek isterse rol modeli Akif Beki… (…)
Burası çok keyifli, çok eğlenceli bir mahalledir. Hep diyorum: Bir gün herkes pop
gazeteciliğin dayanılmaz hazzını tadacak… Mesleğin nirvanası orasıdır… Allah geride kalan
arkadaşlarımızı da o sıkıntılı mahalleden bir an önce kurtarsın. Belki bu sayede yeni
başbakanın uçağı da biraz renklenir, şenlenir…” (Özkök, Hürriyet, 08 Temmuz 2014).
Özkök’ün Koru’ya verdiği bu nasihat ve konuyla ilgili yazmış olduğu cümleler, köşe yazarlarının
popüler olma gibi bir kaygı taşıdığını, popüler olmanın geniş bir okuyucu kitleye seslenmekle
mümkün olacağını ve bunun için, birçok konuda köşe yazısı kaleme almak gerektiği düşüncesini
doğrulamaktadır. Yazarlar, gazetelerde kendilerine verilen köşeleri, toplumun çıkarlarından ziyade
kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Yöneticisiyle ve okuruyla ters düşmemek, okuyucu
sayısını ve böylece de popülerliğini arttırmak amacıyla ciddi konulardan uzaklaşarak popüler kültür
içeriklerine/konularına yönelebilmektedir. Ciddi konuların üzerine giderek siyasi ve iktisadi çevrelerle
ters düşmeme stratejisi de yazarları hafif içerikli konulara yöneltebilmektedir.
Çalınmanın takip eden bölümlerinde, Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan yazıları üzerinde durum
somutlaştırılmaya çalışılmıştır.
Amaç ve Yöntem
Amaç
Toplumsal yapıda cereyan eden ve karmaşık nitelik taşıyan önemli güncel olayları çeşitli boyutlarıyla
sorgulayarak açımlamayı, okura farklı bakış açıları kazandırmayı amaçlayan köşe yazıları, Türk basını
açısından önemli bir pratiktir. Bu alanda, mesleki açıdan deneyimli insanların üretim gerçekleştirmesi,
alanı saygın kılmaktadır. Fakat iktisadi ve siyasi toplumsal değişimlere paralel olarak meydana gelen
medya yapılarındaki değişimler, basının alt alanlarında da kendisini hissettirmiştir. Günümüzde birçok
medya pratiği yapısal değişikliğe uğramıştır. Bu pratiklerden birisi de köşe yazarlığıdır. Bazı köşe
yazarları popüler olmak, özellikle sosyal medyanın gelişimiyle birlikte takipçi sayısını arttırmak –bu
kısmen tiraj dayatmasıdır- amacıyla çeşitli yöntemler denemektedir. Bu yöntemler, köşe yazarı için
olumlu sonuçlar verse de köşe yazarlığı alanının saygınlığını yitirmesine veya köşe yazarlarına olan
güvenin sarsılmasına neden olabilmektedir. Köşe yazarlarından -en azından deneyimli köşe
yazarlarından- beklenen, belirli uzmanlık alanlarında yazı kaleme almaları ve demokratik toplumlar
için öneme sahip kitle iletişim araçlarında kendilerine ayrılan bölgeleri, toplumun lehine
kullanmalarıdır. En azından alanın saygınlığı ve okurun beklentileri bağlamında ciddi bir tavır
takınmalarıdır. Bu çalışma, günümüz Türk basınında köşe yazarlığı alanında giderek artan, birbiriyle
ilişkili iki temel soruna odaklanmıştır: Uzmanlık alanı dışında yazı kaleme alma ve bir köşe
yazısında birbiriyle bağlantısız konuları işleme. Çalışmada bu iki durum sorunsal olarak algılanmış
ve örnek olarak incelenen yazarların köşe yazıları üzerinden somutlaştırılmak istenmiştir.
Yöntem
Bu çalışmada Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan tarafından kaleme alınmış ve Hürriyet Sosyal’da (aynı
zamanda Hürriyet gazetesinde) 01 Temmuz – 30 Eylül 2014 (3 ay) tarihleri arasını yayınlanmış tüm
köşe yazıları (152 yazı) analiz edilmiştir. Çalışmada yargısal örneklem kullanılarak yazarlar tespit
edilmiştir. Çalışmada söz konusu iki yazarın örneklem olarak seçilmesinde, bu iki yazarın geniş bir
yelpazede yazı kaleme almaları, Türk basınında önemli kişiler olmaları ve en uzun ömürlü
liberal/tirajı yüksek gazete olan Hürriyet’te yazmaları etkili olmuştur.
Çalışmada içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Her bir köşe yazısı okundukça, kategoriler tespit
edilmiş ve köşe yazılarında değinilen konular, oluşturulan bu kategoriler altına bir birim olarak
kodlanmıştır. Diğer bir ifadeyle, bir köşe yazısında kaç farklı konunun ele alındığı ve aynı zamanda
toplam köşe yazısı sayısı (her bir yazar için ayrı ayrı hesaplanmıştır) içinde kaç farklı konunun
incelendiği nicel olarak saptanmıştır.
Örneklem zaman aralığında Ertuğrul Özkök’e ait 76 köşe yazısı tespit edilmiş ve incelenmiştir. 76
köşe yazısı okuması sonucunda 17 genel kategori oluşturulmuştur. Ayrıca köşe yazılarında değinilen
konulardan bazıları bu kategoriler altına yerleştirilemediğinden ‘Diğer’ kategorisi oluşturulmuştur.
Böylece Ertuğrul Özkök’ün 76 yazısı toplamda 18 kategori altında değerlendirilmiştir. Özkök’ün
incelenen köşe yazılarının başlıkları ve tarihleri Tablo 1’de sunulmuştur.
genel kategori oluşturulmuştur. Bu kategorilere girmeyen konular ise ‘Diğer’ kategorisi Örneklem
zaman aralığında Ahmet Hakan’a ait köşe yazısı sayısı da 76’dır. Bu 76 köşe yazısı okuması sonucu
12 altında değerlendirilmiştir. Böylece Ahmet Hakan’ın 76 köşe yazısı toplamda 13 kategori altında
incelenmiştir. Ertuğrul Özkök’ün yazılarında yer alan konu başlıklarından bazılarına Ahmet Hakan’ın
yazılarında rastlanmadığı için kategori sayısı Ahmet Hakan’da 13’e indirilmiştir. Hakan’ın incelenen
köşe yazılarının başlıkları ve tarihleri Tablo 1’de sunulmuştur.
Tablo 1: Ertuğrul Özkök’ün ve Ahmet Hakan’ın incelenen köşe yazıları ve tarihlerine ilişkin bilgiler.
ERTUĞRUL ÖZKÖK
Tarih
Yazı Başlığı
1.Tem.14 Sünni ‘megalo idea’sının sonu
2.Tem.14 O 339 el neye kalkmıştı
3.Tem.14 'Yola çıkan adam'ın portresi
3.Tem.14 Sarkozy'nin başı nasıl bir dertte
4.Tem.14 Evet muhtar bile seçilemez
5.Tem.14 Ankara'da 4, Kahire'de 5 parmak
6.Tem.14 Uçaktaki kemikler kime aitti
8.Tem.14 AKP içinden ilk ciddi uyarı atışı
9.Tem.14
10.Tem.14
15.Tem.14
16.Tem.14
17.Tem.14
18.Tem.14
20.Tem.14
22.Tem.14
23.Tem.14
24.Tem.14
25.Tem.14
26.Tem.14
27.Tem.14
28.Tem.14
29.Tem.14
Mağrur ve mağdur
Allah'ım bize ölümlü olduğumuzu
hatırlat
Beyler iftar salı toplantısı olamaz
Allah'ım şu halimize bak
Arkadaş burası benim de ülkem
Adresine ulaşamayan mektuplar
Ben çok safmışım, onlarsa çok gerçekçi
Bir hayalet gemi hikâyesi
Biz bataklığa bataklık diyeceğiz
Bizi o beyaz bluzlu kadın kurtaracak
Kelepçe takma sırası
Denizden gelen o ses
Ve Allah Gülümser’i yarattı
O ağacın altı
Kozmik işaret
30.Tem.14 İnancın kara deliği
31.Tem.14
1.Ağu.14
3.Ağu.14
5.Ağu.14
Arkadaş aklını başına al
Yetti artık, yeter artık
Derin Hürriyet’in paralel kumpası
Kapağa bakınca
6.Ağu.14
Milletin adamı
7.Ağu.14
8.Ağu.14
AHMET HAKAN
Tarih
Yazı Başlığı
3.Tem.14 Bir Norveçli kadar mesafeliyim olaya
4.Tem.14 Mukayeseli adcaylar geçidi
5.Tem.14 Bütün dindarları aynı gören tatavacı zihniyet
6.Tem.14 Dövmede her an bir patlama olabilir
7.Tem.14 Bir daha gel Samsun'dan
8.Tem.14 İhsanoğlu kimin bekçisi olacak?
10.Tem.14 Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’a sorular
11.Tem.14 Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’a sorular
Bu şartlara uyacaksan sandığa
12.Tem.14 gitmeyebilirsin
13.Tem.14
14.Tem.14
15.Tem.14
17.Tem.14
18.Tem.14
19.Tem.14
20.Tem.14
21.Tem.14
22.Tem.14
24.Tem.14
25.Tem.14
26.Tem.14
27.Tem.14
28.Tem.14
E hani sorular
İsrail’i korkudan ne titrettin be usta
Demokrasi için pamuk eller cebe
Senin yakaladığın yalanı sevsinler
Misafirini dilenci yapan ev sahibi
Nutuk atma bir şey yap
Başbakan Erdoğan’a 7 adet İsrail sorusu
Hitler'i mi özledin mübarek
Niye iade edecekmiş o Yahudi madalyasını?
Bir tek ‘sehven’ eksik
Bakalım şunlar olacak mı?
Şahsıma yönelik 3 sataşma, 3 cevap
Şahsıma yönelik 3 sataşma, 3 cevap
İki fotoğraf arasında hiçbir fark yok
Muhafazakâr kesimde Erdoğan’a rakip
29.Tem.14 çıkmaz
31.Tem.14 Bodrum cehenneminden kaçış
3.Ağu.14 Siz niye bir türlü yatışamıyorsunuz ki?
4.Ağu.14 Bir Alevi, bir Sünni, bir de Zaza
5.Ağu.14 Seviye neden düştü
Neden gazetecinin değil de taklacının
7.Ağu.14 karşısına çıkıyor
8.Ağu.14 Dalkavuk kullanmanın zararlı tarafları
9.Ağu.14 İmanın şartını 7’ye çıkaran ‘Fesli Kadir’
Aile fotoğrafına kim görecek
Bir hayalet gemi kalkar bu limandan
Kum torbasıyım... Vurun
9.Ağu.14
vurabildiğinizce
10.Ağu.14 Adana dendiğinde akla gelen 12 şey
10.Ağu.14 Beni yargılamayın, hep onurlu olamam 12.Ağu.14 Sandığa kimler gitmedi
12.Ağu.14 Birbirimizi denize dökemeyeceksek
16.Ağu.14 Abdullah Gül eğer lider olmak istiyorsa
Avantajları ve dezavantajlarıyla Ahmet
13.Ağu.14 Benden tavsiye, kaçın kurtulun
17.Ağu.14 Davutoğlu
14.Ağu.14 Türkiye'nin Öteki Yarısı
18.Ağu.14 ‘Lider öldü’ desinler mi?
15.Ağu.14 Mourinho'nun kol saati
19.Ağu.14 Muharrem İnce bana birini hatırlattı
16.Ağu.14 Tek adam nasıl seçilmeli
21.Ağu.14 Abdullah Gül’ün laf çaktığı iki tip
17.Ağu.14 Uzaylı salyangozların istilası
22.Ağu.14 Hayrünnisa Gül fırtınası
19.Ağu.14 Peki senin kafan niye bozuk
23.Ağu.14 Benim gözümde Ahmet Davutoğlu
20.Ağu.14 'Reis'likten 'Beyefendi'liğe mi geçiyor 24.Ağu.14 Ne söylediğinde ne kastediliyor?
21.Ağu.14 Milletin adamı, milletin parası
25.Ağu.14 Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki yedi fark
22.Ağu.14 Gördün mü şimdi hakikati
26.Ağu.14 Vurun Hayrünnisa Hanım’a
23.Ağu.14 Başörtülü ikizlerin kura çekimi
28.Ağu.14 Gitti gardıropçular geldi portreciler
CHP: Yine savruk, yine plansız, yine
24.Ağu.14 Onlar paralelciydi siz necisiniz
29.Ağu.14 hesapsız
25.Ağu.14 Hayrünnisa Hanım'ın sırları
30.Ağu.14 Yedi hükümle yeni kabile
26.Ağu.14 Aramıza bir düşman sızdı
31.Ağu.14 ‘Yeni Türkiye’nin ilke ve inkılapları
27.Ağu.14 Teşekkürler Aydın Bey
1.Eyl.14
Afyon patlamasını ne çabuk unuttuk
28.Ağu.14 Hürriyet'in ilk başörtülü yazarı
2.Eyl.14
Fatih Akın’ın Ermeni filmini izledim
Demirel 70 yaşında olsaydı Tayyip Erdoğan’ı
29.Ağu.14 İşte böyle harbi konuşalım
3.Eyl.14
sallardı
30.Ağu.14 Bir ‘kaybedenin’ hükümet raporu
4.Eyl.14
Bedava
31.Ağu.14 ‘Kilo’, kilo kaybediyor
5.Eyl.14
Hadi Seda
2.Eyl.14
Ürkütücü uğursuz bir senaryo
6.Eyl.14
740’a 415 ne demektir
3.Eyl.14
Yani bu muydu o şerefli yalnızlık
7.Eyl.14
Soru ve cevaplarla kurultay ve cuma
4.Eyl.14
Ben aşağıda imzası olan vatandaş
8.Eyl.14
Öyle demeyelim böyle diyelim
5.Eyl.14
Yaşasın yine iktidar masasındayım
9.Eyl.14
Senin ‘Paralel’den ne farkın var ki?
11.Eyl.14
13.Eyl.14
14.Eyl.14
Türkiye vadisinde Amerikalı bir kurt
Polat’ın niye cep mendili yok
Bir tek vatandaşın kanına değer mi
Ekmek kızartma makinesinden 105 yıl
sonra
20 gün saklanan haber
'O ses Türkiye' sakinleşince
Bu fotoğrafta kaç kişi var
16.Eyl.14
Biz ‘yenilmişliği’ atarız da, onlar...
17.Eyl.14
20.Eyl.14
23.Eyl.14
Şehvetli bir on yılın sonu
Bu ülkede “vatan sana minnettardır”
lafının bir manası varsa
Aydın Bey’in de imza atacağına
eminim
Duydunuz mu kutuplaşma falan
yokmuş
Bir fotoğrafın görünmeyen balonları
Paralel olayına nasıl bakıyorum
24.Eyl.14
Sayın Başkonsolos bunu da açıklayın
6.Eyl.14
7.Eyl.14
9.Eyl.14
10.Eyl.14
17.Eyl.14
18.Eyl.14
19.Eyl.14
26.Eyl.14
27.Eyl.14
Soracağım, anında trol gerillası
basacak
Bugün 'RTE'yi öveceğim
Yeni Türkiye’nin yeni adabımuaşereti
28.Eyl.14
Erkekliğimi ilk kaybettiğim gün
30.Eyl.14
Solcu bir kadınla kaçıyorum
25.Eyl.14
18.Eyl.14
19.Eyl.14
Rövanş alma dönemi bitsin diye CHP'deyim
İşçi ölüleri üzerinden siyaset yapma çağrısı
Rehineyiz rehine
‘IŞİD’in arkasında ABD var’ balonunu
patlatalım
Bir Faruk Çelik kıssası
Davutoğlu nasıl muhatap olur?
Orayı boşaltmayan Başkonsolos
İhvan’ı satan Katar’a niye ‘Ey Katar’
denemedi ki?
Ahmet Davutoğlu'na tane tane anlatıyorum
20.Eyl.14
Gezi ve 17 Aralık darbe girişimi miydi?
21.Eyl.14
Tarif edilmez bir mutluluk
22.Eyl.14
23.Eyl.14
24.Eyl.14
Şimdi IŞİD hakkında konuşma zamanı
Kobani’ye gitmek bir akraba müdafaasıdır
Ama Aylin de bana 'Ankara ergeni' dedi
Özgürlük olsun diye mi başörtüsü serbest
oldu?
10.Eyl.14
11.Eyl.14
13.Eyl.14
14.Eyl.14
15.Eyl.14
16.Eyl.14
17.Eyl.14
25.Eyl.14
26.Eyl.14
27.Eyl.14
28.Eyl.14
29.Eyl.14
30.Eyl.14
Hep kendine özgür hep kendine Müslüman
IŞİD konusunda halkımız ne diyor
Bir hayal kırıklığı: Hüseyin Aygün
Kâbe 2035’in fotoğrafına bakarken ettiğim 6
beddua
CHP Cumhurbaşkanı için ayağa kalkacak
Bulgular
Özkök’ün, örneklem tarih aralığında kaleme aldığı 76 köşe yazısında 170 farklı konuya değindiği
tespit edilmiştir.5 170 konunun 18 kategoriye göre dağılımı Tablo 2’de görülmektedir. Hakan’ın,
örneklem tarih aralığında kaleme aldığı 76 köşe yazısında 309 farklı konuya değindiği tespit
edilmiştir. 309 konunun 13 kategoriye göre dağılımı Tablo 2’de sunulmuştur.
Tablo 2: Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan yazılarının içeriklerinin kategorilere göre dağılımı.
Ertuğrul Özkök
Gündem-Siyaset
Medya
Müzik
Sinema-Dizi-Televizyon
Seyahat
Cinsel Konular
Spor
Doğa-Hayvan
Tarih
Din
Biyografi
Kültür-Sanat
Cinsiyet Ayrımı
Eğlence Hayatı
Kitap
Teknoloji
Moda
Diğer
5
77
12
11
9
8
7
7
4
3
2
2
2
1
1
1
1
1
12
Ahmet Hakan
Gündem-Siyaset
Medya
Öneriler
Sinema-Dizi-Televizyon
Seyahat
Yekem
Kitap
Spor
Din
Biyografi
Cinsiyet Ayrımı
Eğlence Hayatı
Diğer
TOPLAM
239
15
15
8
5
4
3
1
1
1
1
1
15
309
76 köşe yazısında ele alınan konuların farklı günlerde aynı konuya odaklandığına rastlanmıştır. Fakat burada her bir
yazının kendi içerisindeki konu sayısına dikkat edilmiştir. Yani farklı günlere ait olan iki farklı köşe yazısının benzeri
konuya odaklanıp-odaklanmamasına dikkat edilmemiştir. Diğer bir deyişle, her bir köşe yazısı bir birim olarak göz önünde
tutulmuş, her bir köşe yazısı için, söz konusu kategorilerde kodlamalar yapılmış, farklı günlerdeki yazılar arasındaki
ilişkiler, benzerlikler ve ayrımlar dikkate alınmamıştır. Aynı durum Ahmet Hakan yazıları için de geçerlidir.
TOPLAM
170
Ertuğrul Özkök Yazıları Analizi
Nicel verileri değerlendirmeden önce genel hatlarıyla Özkök’ün yazılarında çıkan bazı notları, yazarın
ilgi alanlarının daha rahat anlaşılması için aktarmakta fayda vardır. Özkök’ün yazılarının temelini,
gündem-siyaset konuları oluşturuyor. Özkök, köşe yazılarında zaman zaman kendisini savunmakta ve
birilerine (özellikle köşe yazarlarına) cevaplar vermektedir. İlginç konuları köşesine taşımaktadır.
Seyahatlerini, (nereye, kiminle gittiğini, kimi ziyaret ettiğini, nereleri gezdiğini vb.) ayrıntılı bir
şekilde anlatmakta ve kendisine bir seçkinlik atfetmektedir. Yazılarında birden fazla dil bildiğini her
defasında vurgulamaktadır. Bazı köşe yazılarını Fransız dergilerinden, bazı yazılarını ise okuduğu
İngilizce kitaplardan derlediği bilgisini vermektedir. Ve yayıncılara, basım için kitap önerilerinde
bulunabilmektedir. Yurtdışında doktora yaptığını, eğitim hayatının sağlam olduğunu ima etmeyi ihmal
etmemektedir. Sanatçı, film, müzik vb. konuları köşesine taşımakta ve okuyucuya film ve müzik
önerilerinde bulunmaktadır. Cinsel konulara ilişkin fikirler ileri sürmekte, aktörlerin fiziksel ve ruhsal
özelliklerini psikolojik açıdan analiz etmektedir. Mekân tanıtımlarında bulunmakta ve okuyucuya
öneriler sunabilmektedir. Business Class’la uçtuğunu ve hatta bu alanda bir uzman olduğunu dahi
söyleyebilmektedir. Tarihi konular hakkında yazı dizisi hazırlamakta ve özel yaşamını zaman zaman
okuyucuyla paylaşmaktadır.
Ertuğrul Özkök’ün köşe yazılarının konu bağlamında kategorilere göre yüzde dağılımı, Grafik 1’de
görüldüğü gibidir.
Grafik 1: Ertuğrul Özkök’ün 76 köşe yazısının 170 farklı konuya göre dağılımı.
Ertuğrul Özkök’ün kaleme almış olduğu köşe yazılarında birçok konu üzerinde durduğu dikkat
çekmektedir. Grafik 1 incelendiğinde Özkök’ün köşe yazılarının merkezini gündem-siyaset (%
45,88’lik oranla ilk sırada yer alıyor) içerikli konuların oluşturduğu görülmektedir. Özkök’ün medya
ve müzik ile ilgili konulara ilgi gösterdiği de anlaşılmaktadır. İncelenen köşe yazılarında medya %
7,06’lık bir oranla; müzik de aynı şekilde % 7,06’lık bir oranla ikinci sırada yer almaktadır. Sinemadizi-televizyon konu içeriğine sahip yazıların oranı da dikkat çekmektedir. Bu kategori, toplam köşe
yazıları içerisinde % 5,88’lik bir oranla üçüncü sırada temsil edilmektedir. Dördüncü sırada ise
seyahat içerikli (% 5,29) konular yer almaktadır. Beşinci sırada sporu (% 4,12) ve cinsel konuları (%
4,12) ele aldığı yazıları bulunmaktadır. Doğa-hayvan, tarih, din, biyografi, kültür-sanat, cinsiyet
ayrımı, eğlence hayatı, kitap, teknoloji, moda ve diğer kategorilerine ilişkin bilgiler Grafik 1’de
görüldüğü gibidir. Bu kategorilerin oranı % 3 - 0,56 aralığında değişmektedir. Söz konusu kategorilere
girmeyen konuların yerleştirildiği ‘Diğer’ kategorisi de % 8,24 gibi yüksek bir orana sahiptir.
Özkök, köşe yazılarında gündelik yaşamın birçok alanına ilişkin görüş bildirmiştir. Ertuğrul Özkök,
gündem-siyaset yazarı olarak bilinmektedir. Fakat Özkök’ün yazıları incelendiğinde gündem-siyasete
ilişkin ele aldığı konuların, toplam konu içerisinde % 45,88’lik bir orana sahip olduğu, konuların diğer
yarısının ise gündelik yaşamın çeşitli alanlarına ilişkin, özellikle popüler kültür dünyasına ait olduğu
gözlemlenmiştir. Böylece Özkök’ün kendi uzmanlık alanı dışında köşe yazıları kaleme aldığı açığa
çıkmıştır. Özkök’e ilişkin toplumsal algı ile Özkök’ün köşe yazılarında işlediği konular arasındaki
mantıksal bağlantı kısmen kopmaktadır. Özkök’ün diğer alanlarda yazı kaleme alması, bu alanlarda
uzman olmadığı anlamına gelmemektedir. Burada eleştiri, yazarın birden fazla alanda yazı kaleme
alarak, köşe yazarlığı için önemli olan ‘uzmanlık alanı’ kavramını sorunsallaştırmasına
yöneltilmektedir.
Ahmet Hakan Yazıları Analizi
Ahmet Hakan’ın yazılarını değerlendirmeden önce birkaç cümleyle yazarın ilgi alanlarına değinmek
gerekmektedir. Ahmet Hakan’ın yazılarında genel olarak gündem-siyaset içerikleri yer almaktadır.
Hakan, bazı yazılarında okuyuculara gündelik yaşamla ilgili önerilerde bulunmaktadır. Gündem
tartışmaları arasında yer alan, din, ırk, mezhep ayrımlarını ve çatışmalarını köşesine taşımayı ihmal
etmemektedir ve özellikle gündemdeki siyaset-din temelli tartışmaları kaleme almaktadır. Gezdiği
yerlere ilişkin bilgiler aktarmakta, başka bir anlatımla seyahat ettiği bölgelerin önemli özelliklerini
sıralamaktadır. İzlediği sinema filmlerinden söz etmekte ve film analizleri yapmaktadır. Siyasi açıdan
önem taşıyan aktörlerle söyleşi yapan Hakan, bazı yazılarını bu söyleşilere ayırmaktadır. Köşe
yazılarında zaman zaman görsel malzeme kullanmaktadır.
Hakan’ın köşe yazılarının konular bağlamında kategorilere göre yüzde dağılımı Grafik 2’de
verilmiştir.
Grafik 2: Ahmet Hakan’ın 76 köşe yazısının 309 farklı konuya göre yüzde dağılımı.
Ahmet Hakan’ın kaleme almış olduğu köşe yazılarında birden fazla alan üzerinde durduğu
gözlemlenmektedir. Grafik 2 incelendiğinde Hakan’ın köşe yazılarının merkezini büyük oranda
gündem-siyaset (% 77,33) içerikli konuların oluşturduğu anlaşılmaktadır. Hakan’ın, medyayı
değerlendirdiği köşe yazılarının oranı ise % 4,85’tir. Aynı şekilde Ahmet Hakan yazılarında karşımıza
çıkan ‘öneri’ içerikli yazıların oranı da % 4,85’tir. Hakan, köşe yazılarında gündelik yaşamın çeşitli
alanlarına ilişkin önerilerde bulunmaktadır. Aslında birçok yazar, zaman zaman okuyucuya işlevsel
öneriler sunmaktadır. Fakat bu oran, Ahmet Hakan’ın yazılarında daha fazla yer almaktadır. Hakan’ın
yazılarının % 2,59’luk bir oranı, sinema-dizi-televizyon konuları üzerinedir. Bu bağlamda Özkök
kadar olmasa da Ahmet Hakan da sinema-dizi değerlendirmelerinde bulunmakta veya izlediği filmler
hakkında okuyucularına bilgi vermektedir. Ahmet Hakan yazılarında karşımıza çıkan diğer konu
başlıkları, seyahat, yekem, kitap, spor, din, biyografi, cinsiyet ayrımı ve eğlence hayatıdır. Sıralanan
bu kategorilerin oranı Grafik 2’de görüldüğü gibi % 1,62 ile 0,32 aralığında değişmektedir. Bu
kategorilere girmeyen yazıların değerlendirildiği ‘Diğer’ kategorisinin yüze oranı ise 4,85’tir.
Ahmet Hakan, Özkök kadar olmasa da genel alanı olarak bilinen gündem-siyaset konuları dışına
çıkarak yazılar üretmektedir. Hakan, günümüzün popüler köşe yazarları arasında bulunmaktadır.
Fakat Ahmet Hakan’dan beklenen ve Hakan tarafından kaleme alınan yazılar arasında bağlantı bazen
kopabilmektedir. Ahmet Hakan, genel alanı olan gündem-siyaset dışında yazılar kaleme alarak, köşe
yazarlarının her alanda görüş bildirmesi sorununu görece desteklemektedir. Yazarın gündelik yaşamın
çeşitli alanlarında yazı kaleme alması, köşe yazarlarının belirli bir alana bağlı kalarak köşe yazması
gerektiği bilgisiyle çelişmektedir. Çalışmanın kuramsal kısmında aktarıldığı gibi, köşe yazıları,
alanında uzmanlarca yazılan olay-durum değerlendirmesidir. Ahmet Hakan’ın, bu kuramsal bilgi
dışında tavır sergilediği yorumu yapılabilir.
Bir Köşe Yazısında Birden Fazla Konunun İşlenmesi
Bu başlık altında Ertuğrul Özkök’ün ve Ahmet Hakan’ın yazılarındaki konu çeşitliliği farklı bir açıdan
analiz edilmiştir. Ertuğrul Özkök’ün 76 köşe yazısında 170 konuya değinmesi, Ahmet Hakan’ın 76
köşe yazısında 309 konuya değinmesi sorunsal olarak algılanmıştır. Bir hesaplama yapmak gerekirse,
Özkök’te köşe yazısı başına 2,23 konu düşerken, Hakan’da köşe yazısı başına 4 konu düşmektedir.
Söz konusu yazarlar bir konu etrafında köşe yazısı kaleme almaktansa birden çok konuya bir köşe
yazısı içerisinde işlemektedir.
Burada köşe yazılarının hangi bağlamda ele alındığının daha anlaşılır olması için aşağıda Ertuğrul
Özkök’e ait bir “Örnek Köşe Yazısı” sunulmuştur. Bu köşe yazısı, “Beyler iftar Salı toplantısı
olmaz” (Hürriyet, 15 Temmuz 2014) ana başlığını taşımaktadır. Özkök, yazısında ilk olarak
Ramazan’la ilgili dini bir konuyu ele almaktadır. Yazı, “Samimi bir soru: Erdoğan’a haksızlık ediyor
olabilir miyiz” başlığıyla devam etmektedir. Bu başlık altında siyasi bir konu değerlendirilmektedir.
“Beş danayla dört gün aynı teknede yaşamak nasıl bir şey” başlığıyla Özkök, tekrardan yazısının
yörüngesini değiştirmekte ve bir gezisini anlatmaya başlamaktadır. Geziyle ilgili bilgi aktaran Özkök,
ardından bu konu bağlamında “Dana adaylarına altın öğütler” başlığı altında okurlarına önerilerde
bulunmaktadır. Yazı, modaya değinen bir konuyla son bulmaktadır. Bu bölümde ise Özkök,
“Pantolonun altına sandalet giyilmez mi” başlığı altında kendi giysisiyle ilgili bir değerlendirmede
bulunmaktadır. Özkök’ün bu yazısı 4 farklı konu çerçevesinde kurgulanmıştır. Fakat bu konuların her
birisi birbirinden bağımsız bir niteliğe sahiptir. Aynı durum Özkök’ün birçok yazısı için geçerlidir.
Ertuğrul Özkök’ün yazıları konu sayısı bağlamında (her bir yazı için) 1-5 arasında değişmektedir. Bu
rakam Ahmet Hakan’da 7’ye kadar çıkmaktadır. Yani Hakan’ın bir yazısı, 7 farklı konuyu kısa kısa
ele alabilmektedir.
Örnek Köşe Yazısı (Hürriyet Sosyal, 15 Temmuz 2014)
(1) Beyler iftar salı toplantısı olamaz
KİMSE kusura bakmasın...
Oruç tutmuyorum diye, ramazanla ilgili şu duygumu yazmaktan geri duramayacağım.
Ne deniyordu bize küçüklüğümüzden beri...
“Ramazan sevgi aydır...”
Özeli, resmisi bütün televizyonların bonkörce yayınladığı şu Erdoğan’lı iftar sofralarına, davetlerine bir bakın...
Hani nerede o sevgi...
Güya arkadaşlarını uyarmışlardı, söz vermişlerdi, iftar yemekleri artık şaşaalı olmayacaktı...
Ne olmayacak, tam aksine giderek 1930’larda Avrupa’da gördüğümüz o kitlesel siyasi gösterilere dönüştü.
***
Antalya’daki iftarın kuşbakışı videolarını seyrettim.
Vallahi Çırağan’daki en zengin düğünler bile yanında mütevazı bir kına gecesi gibi kalır.
Bir de o iftar konuşmaları...
Salı konuşmalarından bitap düşmüştük, o nefret dolu belagat şimdi iftar sofralarında yakaladı bizi...
İyi bir Müslümansanız...
İnançlı bir insansanız...
Ramazan ayının insanları kardeşlikle birbirine yaklaştıran bir ay olduğuna inanıyorsanız, lütfen o gecelerin
videolarını kendiniz de seyredin ve bir düşünün...
Ramazan ayı bu kadar düşmanlığı, kutuplaştırmayı, belagat şiddetini ve şehvetini kaldırır mı...
***
Çocukluğumda yıllarca babamın iftar sofrasına oturdum...
Cuma ve bayram namazlarına gittim...
Yemin ediyorum bu kadar irkiltici iftarlar hiç görmedim...
Bu, benim bildiğim, tanıdığım ve sevdiğim bir ramazan görüntüsü değil...
Kimse kusura bakmasın.
(2) Samimi bir soru: Erdoğan’a haksızlık ediyor olabilir miyiz?
2007 yılına kadar Başbakan Erdoğan’ın yaptıklarını takdirle izledim.
Siyasetteki açıksözlülüğünü, cesaretini, ekonomi konularında popülizme taviz vermeyen duruşunu,
demokratikleşme konusundaki sözlerini sevdim.
Sonra bir şeyler oldu...
Bazen kendime soruyorum.
Acaba o mu değişti, yoksa ben mi...
***
Dört gündür denizlerdeydim... Adriyatik’i geçtim, açık denizler yaptım.
Türkiye’den haberleri izlemedim...
Sakinleştim.
Sakinleşince de ihmal ettiğim, ertelediğim bazı soruları kendi kendime sordum.
Acaba Başbakan Erdoğan’ı anlamak için yeterince gayret sarf etmiyor muyum?
Çalıştığım kuruma, gazetecilere yapılan haksızlıklar bende bazı önyargıların oluşmasına mı yol açtı...
Bu önyargılar kemikleşerek, artık geri dönülmez bir düşmanlığa mı dönüştü...
***
Allah’ın bana verdiği en güzel duygunun, kin tutmamak, düşmanlık beslememek olduğuna inanıyorum.
O yüzden kin tutan, nefret sürdüren, içindeki intikam ateşini hiç söndürmeyen insanları anlamıyorum ve onlardan
korkuyorum.
Cumhurbaşkanlığı seçimini bekliyorum...
Kendi kendime karar verdim. Onu anlamaya çalışacağım...
İçimdeki duyguların sübjektif bir kızgınlık mı, yoksa gerçekten doğru tepkiler mi olduğunu öğrenmeye
çalışacağım.
Umarım bir gün Erdoğan da düşman gibi gördüğü ve her gün denize dökmeye çalıştığı insanlar hakkında benim
gibi bir değerlendirme yapar.
Hepimizin buna ihtiyacı var...
(3) Beş danayla dört gün aynı teknede yaşamak nasıl bir şey
YELKENLİ bir teknede 5 erkektik.
En gencimiz 55, en yaşlımız 70 yaşındaydık.
Hepimiz de alanlarında başarılı sayılan insanlardık.
Hepimizin de bir gustosu, zevki, modernitesi vardı.
30 saatten fazla deniz yaptık. Bazen fırtınanın eşiğindeki denizlerde, bazen sakin sularda seyrettik.
Güzel yemekler yedik, sohbetler ettik.
Bol bol güldük, mavra yaptık. Olabilecek en büyük keyifti yani...
Ama yine de söyleyeyim...
Dört erkekle dört gün aynı tekne...
Beşinci gün çıkar mıydı bilmiyorum...
Diyeceğim, gemide kadın yoksa, en büyük arkadaşlıklar bile, arada bir ayağını karaya basmalı...
Neyse ki ona da vaktimiz vardı...
Yıllar önce Fellini’nin erkek arkadaş grubunu anlatan filmini seyretmiştim.
Türkçeye “Aylaklar” diye çevrilmişti. Bense “Danalar” kelimesini tercih ediyordum.
Öyle bir dana seyahatiydi ve acayip keyif aldım...
Dana adaylarına altın öğütler
EY dana adayı, erkek arkadaş grubuyla aynı teknede dört gün gezeceksen...
- Asla siyaset konuşma, mutlaka kavga çıkar.
- Kadın meselesini konuşmak kaçınılmazdır ama bil ki, açık saçık fıkra anlatmanın modası geçti.
- Yaşın 50’yi geçmişse, denizden çıkar çıkmaz üstüne bir şey giy. Yoksa vücut defoları anında ortaya çıkar.
- Akşamüzerinden önce kötü ışıkta asla üstün çıplak görünme, flaşla fotoğraf çektirme. Mümkünü yok iyi
görünmezsin.
- Böyle gezilerin en iyi tarafı şudur: Öyle olmasa bile arkadaşlarından daha iyi durumda olduğun veya onların da
en az senin kadar kötü durumda olduğu duygusuna kapılırsın, moralin düzelir.
- Kilo almak kaçınılmazdır. Kendini rahat bırak, dönüşte disipline girersin.
- Sakın sandalet giyme. Öteki dört kişi pusudadır ve anında dalga geçmeye başlarlar.
- Teknede kadın yoksa, giderken valizini doldurma. Çünkü aynı tişörtü iki gün giyebilirsin
- Teknenin rotası, denize çıkıp çıkmama gibi konulardaki tartışmalara asla katılma. Yoksa ertesi gün yaşanacak
deniz yorgunluğu ve stresinin bütün yükü üzerine kalır.
- Geceleri kamarada uyuyamazsan hemen güverteye çık. Mutlaka senin gibi uyuyamayan en az bir arkadaşın
daha vardır.
- Denizden sonra yaş ayaklarla teknenin salonuna girme. Ev sahibini hem kızdırır hem üzersin.
- Karaya çıktığınızda, hemen gruptan kop, beş danalık sürü halinde dolaşma. Danalık anında mandalığa dönüşür.
- Güzelim teknenin mutfağında dana kavurma yapmaya kalkma. Yapılmışsa bile ona zarif bir isim bul. Mesela,
“Anadolu usulü Kalabriya sote” falan de.
(4) Pantolonun altına sandalet giyilmez mi
DÜN Instagram’a Taormina’da çektirdiğim bir fotoğrafı koydum.
Renkli bir dükkânın önünde oturmuşum.
Altımda blucin var ve ayaklarıma sandalet giymişim.
Koymaz olaydım. Yemediğim fırça kalmadı.
1970’li yıllarda kucağımda Gülümsün’le çektirdiğim bir fotoğraf var. Yine blucin ve sandaletle.
O yıllardan beri çok hoşuma gidiyor. Bana sanki modernite ve özgürlüğün sembolü gibi görünüyor.
Bu arada bazı takipçilerim ise şortla olabileceğini ama blucinle olmadığını yazdılar.
Ben ısrarlıyım.
Blucin ve beyaz pantolonla da sandalet çok güzel gidiyor...
Ne dersiniz?
Arıza bende mi...
Özkök’ün ve Hakan’ın yazıları birim başına konu çeşitliliği bağlamında analiz edildiğinde aşağıdaki
sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Özkök, 76 köşe yazısının;
 7’sinde 5 değişik konuya (% 9,21),
 7’sinde 4 değişik konuya (% 9,21),
 9’unda 3 değişik konuya (% 11,84),
 23’ünde 2 değişik konuya (% 30,26),
 30’unda 1 konuya (% 39,47) yoğunlaşmıştır.
Bu rakamlar Hakan’ın 76 köşe yazısında şöyle dağılmaktadır: Ahmet Hakan;
 8 yazısında 7 değişik konuya (% 10,52),
 15 yazısında 6 değişik konuya (% 19,73),
 10 yazısında 5 değişik konuya (% 13,15),
 18 yazısında 4 değişik konuya (% 23,68),
 4 yazısında 3 değişik konuya (% 5,26),
 8 yazısında 2 değişik konuya (% 10,52),
 13 yazısında 1 konuya (% 17,10) yoğunlaşmıştır.
Köşe yazarlarının kendi uzmanlık alanları dışında yazı kaleme almaları, günümüz basınında alışılmış
bir durumdur. Birçok köşe yazarı, bu tarz köşe yazımının doğru olmadığını köşe yazılarında zaman
zaman dile getirmektedir. Fakat çalışmanın bu bölümünde yazarların uzmanlık alanı dışında yazı
kaleme almalarından ziyade bir yazı içerisinde birden fazla konuya değinmelerine odaklanılmıştır.
Veriler ışığında düşünüldüğünde, Özkök ve Hakan’ın birden çok konuyu bir köşe yazısı içerisinde
işlediği anlaşılmaktadır. İki yazarın incelenen 76’şar köşe yazısı, yazarların bir köşe yazısında birden
fazla konuyu işlediğini ortaya koymaktadır. Çünkü incelenen 152 (her iki yazarın yazı sayısının
toplamı) köşe yazısında 152’den fazla konunun işlendiği anlaşılmaktadır.
Tartışma ve Sonuç
Bu çalışmada köşe yazarlığı alanında uzmanlaşma sorunu üzerinde durulmuştur. Türk basınında
birçok köşe yazarı günlük olarak yazmaktadır. Hatta incelenen köşe yazarlarında Ahmet Hakan’ın 15
gün boyunca hiç ara vermeksizin yazı kaleme aldığına rastlanmıştır. Köşe yazmak hem zor hem de
uzmanlık gerektiren bir iştir. Gazetecilik mesleğinde son noktaya ulaşmış kişilerin, her alanda ve her
gün köşe yazısı üretmesi, alanla ile ilgili soru işaretleri oluşturmaktadır. Böylesi yönelime neden olan
etmenler, çalışmanın kuramsal bölümünde kısmen betimlenmeye çalışılmıştır.
Çalışmada, analiz edilen yazarların, kendi alanları dışında yazı kaleme aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Alan dışı yazıların büyük çoğunluğunu (yukarıdaki grafikler incelendiğinde) kültür/popüler kültür
konularının oluşturduğu görülmüştür. Yazarlar hem gündem-politika konularına ışık tutmakta hem de
gündelik yaşamın renkli dünyalarına ilişkin yazılar kaleme almaktadır.
Çalışmamızın analiz kısmındaki veriler doğrultusunda konuşmak gerekirse, bir köşe yazısında birden
çok, birbirinden bağımsız konuların işlendiği de anlaşılmıştır. Bu çeşitlilik, Hakan yazılarında daha
fazladır. Özkök’ün köşe yazıları da -Hakan’a göre az olsa da- benzeri özellikleri taşımaktadır.
İncelenen iki yazar kıyaslandığında, alan dışı yazı kaleme alma bağlamında Özkök, Hakan’a göre
daha cesaretlidir. Özkök farklı konularda yazı kaleme alma bağlamında; Hakan ise bir yazıda birçok
konuyu işleme bağlamında ilk sırada yer almaktadır.
Bu çalışmada incelenen yazarlar, Hürriyet gazetesinde çalışmaktadır. Basın alanında meydana gelen
her değişim ve yeni oluşum zaman içerisinde bir geleneğe dönüşebilmektedir. 1980’li yıllarda basın-
yayın alanına sermayedarların girmeye başlaması, günümüzde neredeyse bütün-basın yayın
araçlarının sermayedarların eline geçmesiyle sonuçlanmıştır. Türk basın ve siyasi tarihi açısından
öneme sahip Hürriyet gazetesinin, köşe yazarlığında böylesi bir yönelime izin vermesi, alanda
olumsuz yönde bir yapılanmaya neden olabilir.
Birkaç cümleyle toparlamak gerekirse, bu çalışmada gerek Özkök olsun gerekse Hakan olsun,
alanında veya diğer alanlarda uzman olmadıkları üzerinde durulmamıştır. Bu yazarların, gündelik
yaşamın bir alanında yazı kaleme almamaları ve bir yazıda birden çok konuyu işlemeleri sorun olarak
algılanmıştır. Köşe yazarlarından beklenen, alanlarına ilişkin gündemdeki konuları derinlemesine
veya farklı bakış açılarıyla irdelemeleridir. Zira günümüz Türk basınında üç binden fazla köşe yazarı
bulunmaktadır. Bu köşe yazarlarının her birisi, kendi alanına bağlı kalmadığı sürece, köşe yazarlığı
alanının, uzmanlaşma sorunundan kurtulması olanaklı görünmemektedir.
KAYNAKLAR
Aksay, Hakan, “Gazete köşeleri parayla satılsın!,”, Erişim adresi: http://www.bik.gov.tr/gazetelerkoseleri-parayla-satsin-haberi-1162/, Erişim tarihi: 18.08.2014.
Alemdar, Korkmaz & Uzun. Ruhdan (2013). Herkes İçin Gazetecilik, Ankara, Tanyeri Kitap.
Bali, Rıfat, N., (1999), “Yeni Aristokratlar: Köşe Yazarları”, Birikim Dergisi, Sayı 117, ss. 48-56.
Barlas, Mehmet, “Uzmanlığa Saygı ve Bedelli Askerlik Meselesi”, Sabah, 31 Ekim 2011.
Dağtaş, Erdal, & Yıldızgörür, Mehmet, (2008), “Sembolik Bir Seçkin Olarak Ertuğrul Özkök’ün
Düşüncelerindeki Kırılmaların Dönemin Popüler Kültürü Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, içinde
Medya, Popüler Kültür ve İdeoloji, Der. Levent Yaylagül ve Nilüfer Korkmaz, Ankara: Dipnot
Yayınevi, ss. 213-267.
Dağtaş, Erdal, (2005), Türkiye’de Magazin Basını ve Habercilik Anlayışı: Magazin Eklerinin Sektör
ve Metin Analizi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Ana Bilim Dalı Doktora
Tezi (Yayınlanmamış).
Güncel Türkçe Sözlük, http://www.tdk.gov.tr/, 06.07.2014.
İnuğur, M. N. (1999). Türk Basınında “İz” Bırakanlar, 2. Baskı, İstanbul: Der Yayınevi.
Karahan Uslu, (2001), “Yazılı ve Görsel Medyada Magazinleşmenin Tarihsel ve Sosyolojik
Dinamikleri”, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi (Kuram ve Araştırma Dergisi), Sayı 12, ss.
1-20).
Koloğlu, O. (2006). Osmanlı'dan 21.Yüzyıla Basın Tarihi, İstanbul: Pozitif Yayıncılık.
Koru, Fehmi, “Haberi yorumlama sanatı: Köşe yazarlığı”, http://www.medyadernegi.org/haberiyorumlama-sanati-kose-yazarligi/
Mert, Nuray, “Köşe Yazarlığı”, Radikal, 26 Ağustos 2004
Ortaylı, İlber (2007). Batılılaşma yolunda. İstanbul, Merkez Kitaplar.
Özdemir, Emin, (1998), Sözlü-Yazılı Anlatım Sanatı, 7. Baskı, İstanbul, Remzi Kitabevi.
Özdemir, Emin, (1999), Yazınsal Türler, 4. Baskı, Ankara, Bilgi Yayınevi.
Özkök, Ertuğrul, “Üç Bin Köşe Yazarı Varmış”, Hürriyet, 04 Mayıs 2013.
Riley, Sam G. (1995), Biographical Dictionary of American Newspapers Columnists, Westport,
London, Greenwood Press.
Riley, Sam G. (1998), The American Newspaper Columnist, Westport, CT, Praeger Publishers.
Tekinalp, Şermin, (2008), “Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları”, İstanbul Üniversitesi
İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı 31, ss.119-130.
Tezel, Mevlut, “İstanbul’da 400 köşe yazarı var Ya Amerika’da...”, Hürriyet, 03 Mayıs 2008.
Tokgöz, Oya, (2003), Temel Gazetecilik, 5. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi.
Topuz, Hıfzı, (2011), 2. Mahmut'tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, İstanbul: Remzi Kitapevi.
Topuz, Hıfzı, (Söyleşi) “Gazeteci Yazar Hıfzı Topuz "Günümüzde Köşe Yazarlığı Farklı Bir Boyut
Kazanmıştır”, Milliyet, 05 Haziran 2014.
Tunç, Aslı: “Köşe yazarları neden var?”, http://www.habervitrini.com/haber/kose-yazarlarinin-cogugereksiz-91851/, 02.06.2012.
Turhan, S. (1996). Başyazı ve Yorum Yazarlığı, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi
Yayınları, No. 24.
Yüce, Erman, (2007), Simgesel Seçkinler ve Habitus: Hürriyet Gazetesinde Köşe Yazarlığı, Ankara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı Doktora Tezi (Yayınlanmamış).

Benzer belgeler