101_Bosna Hersek Seyehati Dosyası

Yorumlar

Transkript

101_Bosna Hersek Seyehati Dosyası
GÖNÜLDEN ESİNTİLER:
TERZİ BABA
BOSNA HERSEK SEYAHATİ DOSYASI
Bosna Hersek Mostar köprüsü.
(30/04-03/05/2015)
NECDET ARDIÇ
İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (101)
0
BOSNA - HERSEK
TAM PANSİYON TURU
VİZESİZ
3-GECE / 4 GÜN
1.GÜN İSTANBUL– SARAYBOSNA
Gezimizin ilk günü, uçuştan iki saat önce Atatürk Havalimanı Dış
Hatlar Terminali Saraybosna Kontuarı önünde buluşarak başlıyor.
Havaalanında bilet ve gümrük işlemlerini bitirdikten sonra 2 saatlik
bir uçuşla varış noktamız Saraybosna. Çıkış işlemlerinin ardından özel
otobüsler ile Saraybosna şehir gezisi başlıyor.
Baş çarşıya gidiş, 1992-1995 yıllarında yaşanan hazin savaşın
şehitleri ve Aliya Izetbegoviç’in anıt mezarının bulunduğu şehitliği
ziyaret, Avrupa’nın en müstesna çarşısı Baş çarşı’da gezinti, ardından
öğle yemeğimizi alacağımız Sac Börek restaurant'a gidiyoruz.
1
Meşhur Boşnak Böreğinin ardından,Osmanlı döneminden beri
eğitimine ara vermeden devam eden Kurşunlu Medresesi, Kanuni
Sultan Süleyman’ın halasının oğlu Gazi Hüsrev Bey’in Camisini ziyaret.
Ferhadija caddesinde gezinti, Bosna Savaşında günlerce yanan,
milyonlarca el yazması eserin yok edildiği kütüphane, Orjinal güneş
sistemli saati ile Sahat Kula, Katolik katedrali, Ortodoks kiliseleri ve
Musevi Sinagogunu görme, Fatih Sultan Mehmet’e hediye edilen
Hünkar Cami’ni.
Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı yer olarak bilinen Latin (Hünkar)
Köprüsünü görme, at meydan da gezinti (eski hipodrom), Osmanlı
Çeşmesi’nden su içme, Saraybosna şehir manzarasını seyir ardından
tadı dilden dile dolaşan Boşnak Köftesi ( Cevabi ) ziyafeti. Akşam
yemeği bitiminde otelimize varış ve konaklama.
2
----------------------------
2. GÜN SARAYBOSNA ( Travnik )
Otel’de alınan sabah kahvaltısından sonra Vezirler şehri olarak
bilinen Travnik’e hareket. Savaş sırasında birçok insanın şehit edildiği
Ahmiç Köyünü ziyaret.
Tarihi dokusu korunmuş Travnik sokaklarında gezinti, Tarihi
Osmanlı Kale’sinden şehir manzarası ve 300 yıllık İbrahim Paşa
Medresesi'nin gezilmesi.
Fatih Sultan Mehmed’in su içtiği (Göksu) Plava Vodayı ziyaret ve
ardından Öğle yemegi için mola veriyoruz.
Öğle yemeği sonrası
Göksu da lasva nehri kaynağı kıyısında
alışveriş ve dinlenme için serbest zaman . Saraybosna şehrine gitmek
için yola çıkıyoruz . Konaklayacağımız otele geçiyoruz. Akşam yemeği
konaklayacağımız otelde açık büfedir.
3
--------------------------------------3. GÜN SARAYBOSNA (Mostar - Pocitel - Blagaj)
Otelde alınan sabah kahvaltısından sonra Bosna Hersek'in en
meşhur şehri olan Mostar'a hareket ediyoruz.
Mostar yolculuğumuz bazı durulacak noktalarda molalar vererek
yaklaşık 2.5 saat sürecektir. İlk molamızı Konjic (Konyitz) şehrinde
Osmanlı'dan günümüze kadar gelmiş restorasyonu Türkiye tarafından
yapılan meşhur Konjic (Konyitz) köprüsünü görme, daha sonra Neretva
nehri kanarında kahve keyfi için mola veriyoruz.
Yolculuğumuza Jablanica (Yablanitza) yolu üzerinde Partizan
askerleri tarafından sabote edilen Nazi Treni’nin ve yıkılan köprünün
panoramik görülmesinin ardından aslına uygun restore edilmiş Türk
izlerini taşıyan tarihi Türk köyü Poçiteli’yi ziyaret.
Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırdaki karakol köyü konumundaki,
Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan Poçitel, 1471 yılında
Osmanlı İmparatorluğu'na geçmiş ve elden çıktığı 1878 yılına kadar
stratejik önemini korumuştur.
Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan köyde çok
güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Kuleye tırmanış ve Kule başından
Neretva nehrini seyretme Gözlere güzellik veren ruhları dinlendiren
550 yıldır yaşayan Alperenler Tekkesini ziyaret ve kaynağına hala
ulaşılamamış Buna nehri kıyısında Neretva nehrinde yetişen kırmızı
alabalık ziyafeti ve Türk çayı yudumlama keyfi.
4
Öğle yemeğimizin ardından Mostar şehir merkezine hareket.
Mostar'a varışımızla birlikte yapacağımız şehir turunda göreceğimiz en
önemli eser şehrin simge yapısı Mostar Köprüsü olacak. Şehrin
kalbinden geçen Neretva Nehri'ne Mimar Sinan'ın öğrencilerinden
Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında 456 adet kalıp taş ile inşa
edilen Mostar Köprüsü şehre de adını verecek kadar önemli bir Osmanlı
şaheseredir.
Köprü, 1993 yılının Kasım ayında Hırvat topçularının günlerce süren
ateşi sonucunda yıkıldı. Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere,
Unesco ve Dünya Bankası'nın da desteğiyle bir Türk firması tarafından,
nehirden çıkan orijinal taşları da kullanılarak yeniden inşa edilen köprü
2004 yılında tekrar açılmıştır.
Mostar eski şehrinin Arnavut kaldırımlı dar sokaklarından yürüyerek
ulaşacağımız Koski Mehmet Paşa Camii göreceğimiz bir diğer önemli
eser olup, aynı zamanda en güzel köprü fotoğrafını çekebileceğimiz
noktadır.Rehberimizin bildireceği toplanma saatine kadar alışveriş ve
kişisel keşifleriniz için serbest zaman. Serbest zamanın bitiminde
otobüsümüzde toplanıyor ve akşam yemeğimizi alacağımız dönüş
yolumuzda bulunan Jablanica şehrine hareket ve Maksumic Restorant
da meşhur kuzu çevirme yedikten sonra konaklamak için Saraybosna
daki otelimizde hareket
ediyoruz Saraybosna'ya varış. Geceleme
otelimizde.
5
---------------------------------------
4. GÜN
SARAYBOSNA ( Savaş Tüneli - Vrele Bosna )
Otel’de alınan sabah kahvaltısının ardından çıkış işlemlerimizi
yaparak bavullarımızla birlikte otelden ayrılıyoruz.
Turumuz Savaş zamanı iki buçuk yıl şehrin bütün ihtiyaçlarının
karşılandığı ve şehre giriş çıkışların yapıldığı tüneli ve müzesini
ziyaretle başlıyor. Hüzünlü savaş tüneli videosunun ardından,
Saraybosna’nın su kaynağı İgman Dağı’nın eteklerindeki Vrelo
Bosna’da (Bosna Nehrinin kaynagi) gezinti ve serbest zaman. İsteyen
misafirlerimiz Vrelo Bosna da fayton turu yapabilirler, Tarihi Rimski
köprüyü panoramik olarak goruyoruz, ardından alişveriş için
Saraybosna’nin merkezi Basçarsiya hareket.
Başçarsıda alisveris icin serbest zaman. Rehberimizin belirleyeceği
saatte buluşma ve havalanına hareket check in işlemlerinin ardından
bir başka Hitit tour organizasyonunda görüşmek dileğiyle vedalaşma.
6
Detaylar:


Katılımcıların pasaport temdit süresinin en az 6 ay olması
gerekmektedir.
Bosna-Hersek için TC vatandaşlarına vize uygulaması yoktur.
Ücrete Dahil Olan Hizmetlerimiz:








Saraybosna gidiş – dönüş uçak biletleri ve alan vergileri,
Saraybosna’da 3 gece 4 yıldız otelde oda kahvaltı konaklamalar
Öğle ve akşam yemekleri (3 öğle 3 akşam yemeği.Yemekler fiks
menü olup ilk içecek dahildir)
Havalimanı – Otel – Havalimanı Arası Transferler
Şehir konaklama vergisi ve sigortası
Programda belirtilen tüm şehir Gezileri
Müze ve Ören yeri giriş ücretleri (Tünel, Blagaj Tekkesi, Travnik
Kalesi )
Türkçe Rehberlik Hizmeti,
Ücrete Dahil Olmayan Hizmetlerimiz:



Kişisel harcamalar.
Yurt dışı çıkış harcı
Yurt dışı seyahat sağlık sigortası
7
TERZİ BABA
(30/04-03/05/2015)
BOSNA HERSEK SEYATİ HATIRALARI
DOSYASI
NECDET ARDIÇ
İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (101)
8
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.
BOSNA HERSEK SEYEHATİ. (30/04-03/05/2015)
(2014) Senesinin sonlarına doğru idi, (2015/31/Ocak) Umre seyahatinden
sonra, birde (Bosna Hersek) ziyareti yapmayı düşünüyor idik. Nüket Anne de
bunu etrafa duyurup arkadaşlar ve kardeşlere bu tura katılmak isteyip
istemediklerini sordu gelmek isteyenler isimlerini bildirsin diye söylendi. Bu
arada evlâtlarımızdan Me…. turizm işleri ile de ilgileniyor idi.
Bağlı olduğu (Hitit turizm) şirketi, (30/04-03/05/2015) tarihleri
arasında bir tur programı düzenlemişlerdi. Tura katılmak isteyenler isimlerini
bildirsinler dendi, tura katılmak isteyenler isimlerini bildirdiler ve böylece tur
programımız, yolcuları belirlenmiş oldu.
(2015/31/Ocak) Umre seyahatinden döndükten sonra, o nun dosyasını bir
hayli üzerinde çalıştıktan sonra tamamlamış oldum. Daha sonra Bosna hersek
turu için yavaş, yavaş hazırlıklarımızı yapmaya başladık.
Nihayet günümüz yaklaştı (29/04/2015/Çarşamba) günü saat öğleden
sonra (2,15) te, evden yola çıktık, yol epey kalabalık idi, ancak beş saatte,
(7,15) gibi Gebzeye İzzetlere ulaşabildik. Gece orada kaldık. Sabah (4,30)
kalktık, (530) da yola çıktık. (Sabiha Gökçen) hava limanına ulaştık. Sabiha
isminin anlamı: Güzel, latif, şirin, demektir.
‫ﺳﺎﺑﯾﮭﮫ‬
Sabiha isminin sayı değerlerine baktığımız zaman.
(Sin/60, elif/1/13, be/2, ye/10, he/5, he/5,) tir
Toplarsak, (60+1+2+10+5+5=83) (8+3=11) ayrıca elif aynı zamanda
(13) tür. Çıkan bütün sayıların ifadeleri de bellidir tekrara gerek yoktur.
Gökçen ise zaten bellidir. Uçağa binen gurubumuz, bu özelliklerle donatılmış
Güzel, latif, şirin. gök ehli kimseler idi.
Kardeşlerden birçoğu gelmiş idi muameleler yapıldı, uçağın saatini
beklemek için bekleme yerinde oturduk, şu an saat (7,30) uçağa girmeyi
bekliyoruz. Çıkış kapısı (201/F) sefer sayısı (2018) koltuk (7/F) Tarih
(30/04/2015/Perşembe) Uçağa girildi, uçuş bilgileri her yönü ile verildi şu an
saat (08/02) uçak geri, geri kalkmak için hareket etti uygun hale gelince
ileriye doğru gitmeye başladı, piste çıktı durdu, her halde hareket emri
bekliyor idi, yine harekete geçti, uçuş pistine girdi, motorlar sür’atle çalişmaya
başladı ve saat (08/16) da tekerlekler yerden kesildi.
Böylece bir an evvel yer ehli iken şimdi gök ehline karışmış olduk. Böylece
saat sabah (08/16) tan bir berzah, ara hali, adeta ruıhun bedenden ayrılma
zamanı gibi idi. Tüm uçak yolcuları (150) kişi bizim Terzi Baba gurubu
yolcuları ise büyükler (28) küçükler (5) olmak üzere (33) kişi idik.
Havada ki, yolculuğumuz devam ediyor, kahvaltı verildi, bunlar gök
yemeği idi, kahvaltılar yendikten sonra, hostesler kalanları topladılar,
yolculuğumuz sonuna doğru geliyor idi, uçak Saraybosna/sarajeva hava
alanına doğru inişe geçti, alçalıyoruz, cam kenarında olduğum için küçük
9
küçük yerleşim yerlerini görüyorum dağlık bölgelerden geçtik, saat (10/10) da
uçağın tekerlekleri yere değdi. Bu sfer gök ehlinden yer ehline döndük.
Uçak parka doğru ilerliyor, Bosna Hersek
alanının parkında durduk.
(Saraybosna/sarajeva) hava
Uçaktan indik, pasaport kontrolundan geçildi, hazırlanmış otobüslerimize
geldik, bizim otobüsün önünde (Hitit tur/ Terzi Baba gurubu) yazıyor idi.
Rehberimiz, Furkan özdil idi. Bize bulunduğumuz yerin farklılıklarını anlatacak
idi. Otobüsümüze bindik, Saray Bosna da bizi biraz dolaştırdı ve bazı bilgiler
verdi (ses cihazında kayıtlıdır) Daha sonra bizi kalacağımız “Holivut otele”
getirdiler, şimdi odalarımızın tesbiti için bekliyoruz, otelin açık hava bekleme
yerinde oturuyoruz, az sonra odalarımıza çıkıp yerleşeceğiz. Daha sonra tekrar
geziye çıkacağız. Yerimiz (E Blok, odamız, Aprt 2-1) e yerleştik, otel oldukça
güzel ve temiz. (11,30) lobide buluşmak üzere herkes eşyalarını yerleştirmek
üzere odalarına gittiler.
Daha sonra lobide buluştuk, ve hazırda bekleyen otobüsümüze bindik,
(11,40) ta gezi yerlerine gitmek için hereket ettik. Otobüsümüz bizi
gezececeğimiz yerin merkezine getirdi indik ve ondan sonrasını yaya olarak
dolaşarak gezecek idik.
Birinci günkü (Saray Bosna/serajova) gezisi böylece başlamış oldu. İlk
gideceğimiz yer (eski çarşı) diğer ismi, (Uluca baş çarşı) imiş. Saray bosnaya
indiğimiz andan itibaren sanki bizler yurt dışı seyahatinde değiliz de yurt
içinde Türkiye’nin her hangi bir kasabasına gelmiş gibi kendimizi zannettik.
Bizlerin genel yaşantısına gerek mimari gerek gelenek görenekleri ve
yemekleri itibariyle hiç yabancılık çekmedik saha daha evvelden defalarca
gelip gittiğimiz tanıdık bir yerler gibi geldi bizlere, hiçbir gariplik ve gurbet
hissini yaşamadık.
Baş çarşının orta yerinde Osmanlıdan kalma “sebil” kubbeli çok güzel bir
çeşme var adeta Osmanlı daha buralarda ayakta duruyor gibi gelenlere bu
hissi vermeye devam ediyor.
Çarşı İstanbul kapalı çarşı benzerinin küçük bir minyatürü gibi daha ziyade
bakır işlemeli turizme dönük eşyalar sergilenip satılıyor. Bizlere hiç yabancı
olmayan görüntüler var. Birçok fotoğraftan iki tanesini buraya aldım diğerleri
fotoğraf dosyasında mevcuttur.
Öğlen yemeğinde meşhur “Boşnak böreği” diğer ismi “saç börek” metal saç
üstünde pişirildiği için bu ismi almış. Altta mangal kömürü üstünde şaç onun
üstünde bizim kol böreği dediğimiz böreğin yuvarlak olarak sarılıp saçın
üstüne konması daha sonra da onun üstüne tekrar köz ateşi konmak sureti ile
pişiriliyor. Bu yüzden hem altı hem de üstü pişmiş oluyor. Kıymalısı, peynirlisi
ve patateslisi vardı, gerçekten çok güzeldi bizim kol böreğimizden farkı biraz
daha yağlı ve yumuşak olmasıydı. İş yerinin ismi (saç börek) idi.
10
Yukarıdaki resim de Osmanlı sebili ve çarşıda satılan hediyelik eşyalardan
bir kısmı gözükmekte.
Orada, baş çarşı da epey dolaştıktan sonra, gezimize devam ediyoruz
1992-1995 yıllarında yaşanan hazin savaşın şehitleri ve Aliya
Izetbegoviç’in anıt mezarının bulunduğu şehitliği ziyaret.
Mezarlık şehitlerin mezarlığı, Aliya Izetbegoviç’e sağlığında ayrı bir anıt
mezar yapalım demişler oda beni askerlerim iberaber aynı yere gömün demiş
onlarda aynı kabristanın ortatasında kendisine yanları açık direkler üstüne
yıldzlı kubbeli bir kabir yapmışlar, ön tarafına da hilâl şeklinde mermerden
havuz gibi bir yer yapmışlar ancak içinde su yoktu. Bu da Türk bayrağındaki
ay yıldızı temsil ediyormuş. Orada değişik bir hal daha gördük, ayakta duran
bir asker vardı, bulunduğu yerde duruyor idi daha sonra tekrar o asker kabir
taşlarının arasında gene hiç kıpırdamadan duruyor idi, rehberimiz bize o
askerin halini anlattı, meğer onlar Aliya Izetbegoviç’e olan hörmet ve
bağlılıklarından sıra ile orada ayakta bir elleri göğüslerinde bir elleri aşağı
sarkık şekilde hazır ol vaziyette hiç kıpırdaman duruyor idi. Resmini de
çekmiştim. Taksimde de böyle duranlar var idi ama kaç gün sürdü, nefislerinin
huzurunda durmuşlar, bunlar Allah-ın huzurunda bir ideal uğruna dimdik
duruyorlar idi. Cenâb-ı Hakk güçlerini ve sabırlarını arttırsın.
11
Buradan ayrılıp bulunduğu caddeden aşağı doğru inerken caddenin karşı
tarafında arka arka duran iki bordo taksi dikkatimi çekti. Çünkü üzerlerinde
çok büyük rakkamlar la (531/532) iki (53) ilk gün kafilemizi karşılamış idi.
Avrupa’nın en müstesna çarşısı Baş çarşı’da gezinti, ardından öğle
yemeğimizi alacağımız Sac Börek restaurant'a gidiyoruz.
Meşhur Boşnak Böreğinin ardından, Osmanlı döneminden beri
eğitimine ara vermeden devam eden Kurşunlu Medresesi.
İç kısmı aynı İzmir kızlar ağası hanı gibi hisar camii bahçesi gibi çok güzel
bir yer orada boşnak kahvesi içtik biraz dinlendik. Ve kısa da olsa güzel bir
sohbet yaptık (ses kayıtlarında kayıtlıdır.)
Kanuni Sultan Süleyman’ın halasının oğlu Gazi Hüsrev Bey’in
Camisini ziyaret.
Burasıda çok güzel bir cami öğlen namazını burada kıldık, biraz
yorgunluğumuzu da giderdik, cedlarimiz nerelere gelmişler bu gün bizler
onların bıraktığı eserlerinden istifade ediyoruz ruhları şad olsun.
Ferhadija caddesinde gezinti, burasıda çok güzel bir cadde
Bosna Savaşında günlerce yanan, milyonlarca el yazması eserin
yok edildiği kütüphane.
Yenilenmiş halini gördük oldukça büyük bir bina idi.
12
Orjinal güneş sistemli saati ile Sahat Kula.
Katolik katedrali, Ortodoks kiliseleri ve Musevi Sinagogunu görme.
Fatih Sultan Mehmet’e hediye edilen Hünkar Cami’ni ziyaret
Bunların hepsinin resimleri (resim dosyasında mevcuttur.)
Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı yer olarak bilinen Latin (Hünkar)
Köprüsünü görme.
At meydan da gezinti (eski hipodrom)
Osmanlı Çeşmesi’nden su içme. İki kurnalı olan bu çeşme halen daha
hiç durmadan akıyor, adeta çok uzun senelerden beri yoluna devam eden bir
seyyah gibi geldiği yerlerden gittiği yerlere durmadan gidiyor idi.
Rivayete göre çeşmenin sağ musluğundan içinler kısa zamanda evlenirler
sol musluğundan içenler ise bosnaya tekrar gelirlermiş. Rehberimiz Furkan
bunu anlatmış idi.
Saraybosna şehir manzarasını seyir ardından tadı dilden dile
dolaşan Boşnak Köftesi ( Cevabi ) ziyafeti.
(Villâ saray) kebabçısında akşam yemeği çok güzeldi. Bizim köftelerimiz
gibi ancak yuvarlak ekmeğin yarısı gibi görünüşlü içi çizleme şeklinde
kabarmış dışı yufka görünümümde içine on köfte ve küçük küp şeklinde
doğranmış az kavrulmuş sosanlar ile servis yapılıyor idi. Yanın da güzel birde
ayran vardı ancak onların ayranları bizim yoğurt ayran arası ayrandan koyu
yoğurttan daha yumuşak şeklinde idi. Burasını da Türkler (1966) yılında
kurmuşlar imiş böyle çok Türk iş yerleri vardı.
13
Akşam yemeği bitiminde otelimize varış ve konaklama.
Yemeğimizi yedikten sonra otobüsümüz geldi bizi kalacağımız otelimize
getirdi ve bizde otele girip odalarımızı çıkıp istirahate çekildik. Böylece birinci
günümüz bitmiş oldu.
----------------------------(01/05/2015/Cuma) Bosna hersek ziyareti ikinci gün.
2. GÜN
SARAYBOSNA ( Travnik )
Otel’de alınan sabah kahvaltısından sonra Vezirler şehri olarak
bilinen Travnik’e hareket.
Sabah kalktık hazırlandıktan sonra kahvaltı ettik. Saat (10) Travnik’e
doğru yola çıkıldı, orası vezirler şehri imiş, oradan (77) vezir çıktığını yolda
giderken rehberimiz Furkan anlatıyor idi. Ve Srabenitsa katliamında bir gecede
(8372) kişinin katledildiğini söylüyor idi. Gene yol boyunca Mısır
piramitlerinden daha eski olduğu bildirilen üç pramitin olduğunu söylüyor idi
gerçektende az sonra onların önünden geçmeye başladık ancak üzerleri yeşil
küçük ağaç örtüleri ile kaplı olduğundan her biri yeşil pramit olarak görkemli
bir şekilde yerlerinde duruyor idiler ikisi yan yana diğeri biraz daha ayrı yerde
idi. Gene rehberimizin haber verdiğine göre bu pramitler açılıp içlerinde
arkooloji çalışmaları yapılacak imiş.
Yol boyunca manzara ve müstakil evler çok güzel , nihayet travnike vardık
oldukça güzel bir yer küçük ancak tarihi bir yer, çay bahçesinde bir müddet
oturduk daha sonra Cuma namazını oranın tarihi camisnde kıldık, sanki
tamamen türkiyedeki bir Cuma namazı idi, hiç yabancılık çekmedik. Imam
efendi hutbeyi okudu sonra cumayı kıldırdı, hepsi ses kayıtlarında kayıtlıdır.
Tarihi dokusu korunmuş Travnik sokaklarında gezinti, Tarihi
Osmanlı Kale’sinden şehir manzarası ve 300 yıllık İbrahim Paşa
Medresesi'nin gezilmesi.
Fatih Sultan Mehmed’in su içtiği (Göksu) Plava Vodayı ziyaret ve
ardından Öğle yemegi için mola veriyoruz.
Daha sonra tekrar dinlendiğimiz bahçenin yanında ki bahçe de gene bosna
kebabı köfte yedik. Daha sonra tarihi kaleyi ziyeret için kafile yürüyerek
kaleye doğru çıkmaya başladı, bizide bir taksi ile yukarıya çıkardılar gerçekten
aşağıya bakışta çok güzel bir manzara gözüküyor idi.
Öğle yemeği sonrası
Göksu da lasva nehri kaynağı kıyısında
alışveriş ve dinlenme için serbest zaman .
Savaş sırasında birçok insanın şehit edildiği Ahmiç Köyünü ziyaret.
Bu köye geldiğimiz (Ahmiç/Ahmedoğlu) zaman köy imamını bulduk o bize
o köyde bir gece de en küçüğü “nasır” üç aylık bebek en büyüklerinden seksen
yaşında yaşlılar olmak üzere (156) kişinin katledildiğini bildiriyor idi.
O gece sabah namazında sabah namazı kılınıyor iken ilk bömba camiye
düşmüş o ise bir işaret imiş daha geceden köy sarılmış imiş bomba ile işaret
verilmiş ve her taraftan tarruz başlamış köyde aşağı yukarı katledilmedik
kimse kalmamış. Savaş bittikten sonra ellerindeki imkânlar ile oralarını tamir
14
etmeye çalışmışlar camiyi yeniden faaliyete geçirmişler, bahçesine birde küçük
anıt dikmişler şehid edilen kimselerin isimlerini de yazmışlar sadece bir aileden
(Ahmiç/Ahmedoğlu) (44) kişi şehit edilmiş.
Bunları bize köy imamı Mahir Huriç anlattı. Biraz Türkçe biliyor idi. Bende
kendisine yanımda bulunan (Fatiha ve besmele) ismli kitabımı verdim, sonra
imam Mahir yakında olan evine girdi içeriden bir ilâhi kaseti almış geri geldi ve
bana verdi içinde (11) ilâhi varmış ikisi Türkçe imiş. Daha sonra Türkiyeye
gelince kasete daha yakından baktım meğer okuyanların ismi (Gurup selâm)
imiş. Ve onlarda orada bizi selâmlamışlar. Bu da güzel bir anı oldu.
(Ahmiç/Ahmedoğlu) köyünde ikindi namazımızı da kıldıktan sonra oradan
hüzünlü bir şekilde ayrıldık. Yolda biraz zikir yaptık.
15
Saraybosna şehrine gitmek için yola çıkıyoruz . Konaklayacağımız
otele geçiyoruz. Akşam yemeği konaklayacağımız otelde açık büfedir.
Otele döndük akşam namazlarımızı otelde kılıp yemeğe indik, yemekten
sonra lobide biraz sohbet ettik, daha sonra odalarımıza çıktık yatsılarımızı
kıldık, sabah saat yedi de kalkmak için istirahate çekildik.
----------------------------3. GÜN SARAYBOSNA (Mostar - Pocitel - Blagaj)
(02/05/2015/Cumartesi)
Otelde alınan sabah kahvaltısından sonra Bosna Hersek'in en
meşhur şehri olan Mostar'a hareket ediyoruz.
Sabah kalktık hazırlandıktan sonra kahvaltı ettik. Kahvaltıdan sonra tekrar
(Apt, 21) odamıza çıktık bu günün gezisi için hazırlandık, lobiye indik oradan
otobüse bindik, saat (9,10) da hareket ettik. Karşımızda İgman dağları savaş
sırasında yardımlar ancak o taraftan gelebilmiş. Rehberimiz Furkan yolda bize
Srebrenitsalı Anneler derneğinin başkanı olan Hatice Mehmedoviç’in savaş
vahşetini ve hatıralarını anlattığı makalesini telefondan indirerek hazinli
hikâyesini bize okudu. (ses kayıtları dosyası 43 no da tamamı kayıtlıdır) daha
sonra bende o kayıtları istedim Fa…. Oğlumuz gönderdi buraya da ilâve ettim.
----------------------------Hayırlı Günleriniz olsun Babacığım;
Bosna seyahati sırasında bize okunan Hatice Mehmedoviç ile yapılan
roportaj aşağıdadır aynı zaman da word olarakta ekledim.
Hürmetle sizin ve validemin ellerinizden öpüyorum
oğlunuz fa….
----------------------------(Hatice Mehmedoviç)
Bundan tam on iki yıl önce, 11 Temmuz 1995 yılında Srebrenitsa’da
Sırpların gerçekleştirdiği katliamın en yakın tanıklarından olan Srebrenitsalı
Anneler Derneği Başkanı Hatice Mehmedoviç’in, Potoçari Şehitliği’nde İHH
ekibine anlattığı acı dolu hikayesi:
Ben Srebrenitsa’da yaşıyordum. Srebrenitsa zaten benim şehrim, burada
doğdum. En güzel ve aynı zamanda en zor günlerimi burada geçirdim.
Çocuklarım burada doğdu. İlk oğlum doğduğunda duyduğumuz sevinci
kelimelerle anlatmak mümkün değil. Bunlar güzel günlerdi, ama
Srebrenitsa’da daha sonra çok zor günler yaşadık. Benim için en zor günler ise
bütün ailemi kaybettiğim günlerdir.
Zor günler, 1992 yılında savaşla birlikte başladı. “Çocuklarım, ailem,
savaştan sağ çıkabilecek mi?” İşte bu soru aklımdan hiç gitmedi. Ancak ailemi
kaybedeceğime hiç ihtimal vermiyordum; “Böyle bir şey olamaz.” diyordum
hep kendi kendime. Çocuklarım zaten çok gençti ve biz kimseye hiçbir şey
yapmamıştık. Srebrenitsa, 1993 yılında BM tarafından korunaklı bölge
16
ilan edilmişti ama 1995 yılına kadar hemen her gün hayatını kaybeden
insanlarımız oldu. Her gün… Bütün dünya bunu sadece seyretmekle
yetiniyordu. Zaten kimsenin silahı yoktu. Şunu anladık ki dünya Sırplara
bizi öldürmeleri için müsaade etmişti.
Buradaki dağların her birinde ölüm makineleri vardı ve Srebrenitsa
çocukları her gün ölüyordu. Bir gün tek bir bomba atışıyla okul bahçesindeki
105 çocuk öldürüldü. Srebrenitsa’da yaşanan birçok şey halen bilinmiyor;
yapılan daha birçok zulüm var ve bunlar yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bundan
emin olabilirsiniz.
Dünya şimdi 11 Temmuz Srebrenitsa Katliamı’nı konuşuyor. İşte o 11
Temmuz bizi tamamen mahvetti. Eşim ve çocuklarımla Kurtuluş Yolu’na
çıkmıştık. Ama bunun son anlarımız olduğunu tabiî ki bilmiyorduk. Ondan
sonra, bir daha hiç görüşmeyeceğimizden haberimiz yoktu. Ayrıldığımız yer
Brestova Ravan’dı. Küçük oğlumun kolları beni sımsıkı sardı. Bana “Anneciğim
lütfen git artık, bizi bırak.” derken beni daha da çok sıkıyordu; sarıldı, tekrar
sarıldı. Bunu asla unutamam, kim olsa unutamaz. Zulüm konusunda insanın
hangi dine inandığı bir önem ifade etmiyor. Kim olursa olsun insan bunu hak
etmiyor. Özellikle çocuklar... Çocuk dünyanın en güzel şeyi. Çocuklar neşelidir,
varlıklarında neşelendirir, yokluklarında ise bir o kadar hüzünle dolarsınız.
İki çocuğumu da o günden sonra göremedim. Onlar hakkındaki gerçeği
hiçbir zaman öğrenemedim. Eşimi, iki kardeşimi ve dört kuzenimi de
kaybettim. Sadece bir kardeşimin cesedini bulduk. İnşallah diğerininkini de
buluruz. Ablamın oğullarından biri bulundu; ismi Mehmet’ti. Fakat diğer oğlu
Muhammed’i hala arıyoruz. Srebrenitsa, Boşnak halkına yapılan katliamın
simgesidir. Zaten uluslararası örgütlerin bu konudaki başarısızlığı belli oldu.
Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin verdiği karardan hiç
memnun değiliz ve bu kadar katliamdan sonra böyle bir kararın çıkması utanç
verici. Sırbistan ve Karadağ’ın suçlu bulunmaması büyük bir adaletsizlik ve
insan haklarının katlidir; bütün kurbanlarımıza yapılmış olan büyük bir
hakarettir.
Lahey’in bu adaletsiz kararının ardından biz Srebrenitsa’ya özerklik
verilmesini istiyoruz. Bunun yanı sıra Srebrenitsa’da katliama karışanların
tamamına Merkez Adalet Mahkemesi’nin dava açmasını istiyoruz. Böylece
insanlar kendi şehirlerine dönüp normal hayatlarına tekrar devam edebilirler.
Ben 2002 yılında Srebrenitsa’ya geri dönebildim ve gördüm ki burada bizi
bekleyen başka sorunlar var. Mahallemde tek başıma yaşıyorum; komşularım
yok, yani Boşnaklar, kendi insanımız yok. Şu anda isteyen her kişinin
Srebrenitsa’ya dönme hakkı bulunuyor; ama bunun dışında dönen kişilere
başka hiçbir hak tanınmıyor; bizlere hala kötü davranılıyor. Sosyal konularda
hakkımız yok. Eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarımız karşılanmıyor. Bu
nedenlerle Srebrenitsa’da bizim için hayat yok gibi bir şey. Bizim çok fazla
talebimiz yok; sadece her insan gibi özgürlük ve haklarımızın iadesini
istiyoruz.
Birçok kez Sırplar burada katliamların işlendiğini reddettiler; fakat
buradaki binlerce mezar gerçeğin şahididir. Aslında maalesef bunlar da sadece
bir başlangıç; çünkü bütün kurbanların cesetleri henüz bulunamadı. Bu
sebeple mezarların arası, aynı aileden olan insanlar birlikte defnedilsin diye
17
bilerek boş bırakıldı. Bu gerçekten üzücü bir hikaye. Potoçari köyü ise başlı
başına bir hikaye. Dünyanın herhangi bir yerinde bir gün içinde bu kadar
kötülük işlenmiş midir acaba? Bu kurbanların tek suçu Müslüman Boşnak
olmaları. Zaten aç, silahsız, barışsever insanlar kimseye kötü bir şey
yapmazlardı. Şimdi 1042 çocuğun cesedini bulmaya çalışıyoruz.
Sadece Mehmedoviç sülalesinden 242 insan kayıp. Müslümanlar olarak
haklarımızın iadesi için daha ne kadar acı çekmemiz lazım? Tek istediğimiz,
haklarımız. Çok şey mi istiyoruz? Müslüman olmak suç sanki. Ama ben
Müslüman olduğum için gurur duyuyorum ve kimseye kin beslemek
istemiyorum. Çünkü Allah bizden kin tutmamızı istemiyor. Allah’a inanan
hiçbir insan bu kadar kötü bir şey yapmaz. Bence 1995’te BM ve Amerika,
burada bir katliam yapılması için izin verdi. Çünkü onlar sadece bir kez “Dur!”
deseler bu katliam olmayacaktı.
Bu merciler insanlık tarihine kazınan bir katliama seyirci kaldılar. Tarihe bu
şekilde yazıldılar. Geri dönen Srebrenitsa mağdurlarının yaşam koşullarının
iyileştirilmesi ve temel haklarının garanti altına alınması konusunda da sessiz
kalarak aynı duyarsızlıklarını sürdürüyorlar. Biz hayatımızın normale dönmesi
için haklarımızı istiyoruz, ki artık bizim için normal bir hayat olduğunu hiç
sanmıyorum. Normalde insanlar akşam işlerinden ayrıldıktan sonra evlerine,
çocuklarına koşarlar. Fakat bize düşen iş yerlerimizden mezarlara koşmak
ama en azından bunu onurlu bir şekilde yapmamıza izin versinler.
İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz.
Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz,
maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları
uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde.
Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir
bütün içinde bulmaktır.
Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum. Srebrenitsalı bir anne olarak,
artık hayatımı çocuklarımın cesetlerini bulmaya adadım. Onları doğururken ne
kadar sevindiğimi hatırlıyorum; Rabbime bu kadar güzel evlatları bana nasip
ettiği için şükrederdim. Şimdi ise, onları bulmak ve hak ettikleri gibi toprağa
vermek için dua ediyorum.
Ve bütün insanlara sesleniyorum: “Srebrenitsa’dan kovulmamıza izin
vermeyin! Bu topraklar bizim için kutsaldır; bu toprakları ziyaret
etmemiz, bu topraklara bakmamız ve genç nesillere düzgün bir
şekilde aktarmamız lazım. Buralar yalnız kalmasın.”
Kaynak:
srebrenitsa.html?m=1
http://la-illa.blogspot.com/2011/12/tanklarn-dilinden-
----------------------------Mostar yolculuğumuz bazı durulacak noktalarda molalar vererek
yaklaşık 2.5 saat sürecektir.
Hava biraz yağmurlu tünelden geçtik, yolda (Market Prodavnika, br.1) den
alış veriş yapıldı yolda yemek için meyve ve su alındı. Şöferimizin ismi Vojo
sucın imiş.
18
İlk molamızı Konjic (Konyitz) şehrinde Osmanlı'dan günümüze
kadar gelmiş restorasyonu Türkiye tarafından yapılan meşhur Konjic
(Konyitz) köprüsünü görme, daha sonra Neretva nehri kanarında
kahve keyfi için mola veriyoruz.
Köprü yanın da durduk oraları dolaştık seyrettik her yer çok güzeldi.
Yolculuğumuza Jablanica (Yablanitza) yolu üzerinde Partizan
askerleri tarafından sabote edilen Nazi Treni’nin ve yıkılan köprünün
panoramik görülmesinin ardından aslına uygun restore edilmiş Türk
izlerini taşıyan tarihi Türk köyü Poçiteli’yi ziyaret.
Yol boyunca nehrin muhtelif resimlerini çektik. Ruya gibi idi.
19
Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırdaki karakol köyü konumundaki,
Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde yer alan Poçitel, 1471 yılında
Osmanlı İmparatorluğu'na geçmiş ve elden çıktığı 1878 yılına kadar
stratejik önemini korumuştur.
Köy gerçekten çok güzel Cedlerimiz Dedelerimiz nerelere kadar gelmişler
ve buralarda nasıl mekân tutmuşlar diye insan hayret ediyor.
Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan köyde çok
güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Gerçekten çok güzel fotoğraflar çektik.
Kuleye tırmanış ve Kule başından Neretva nehrini seyretme.
Kule oldukça yukarıda olduğu için bizim oraya çıkma imkânımız olmadı ,
ancak kafileden çıkabilecekler çıktılar. Bu kule şair ve yazarlara ilham kaynağı
olurmuş, oraya çıkarlar eserlerini yazarlarmış.
O kuleden daha yukarıda birde başka bir kule ve hisar gibi bir yer vardı
orası da buraların kırallık devrinde prensesin korunduğu sarayı imiş. (Poçitel)
başlangıç demek imiş, oradan daha ilerisi Hırvatistan sınırı imiş.
Öğlen yemeği için mola yerine gidiyoruz, balık yenecek. Geldiğimiz yoldan
geri dönüyoruz epey gittikten sonra otobüs sağa dönerek ilerlemeye başladı
gene epey gittikten sonra bir yerde durdu çünkü yolun darlığından daha ileriye
gidemiyor idi. Bizler de otobüsten indik ve yaya olarak nehrin kıyısından
ilerlemeye başladık nihayet bir bahçe lokantasına geldik burada balık
yemekleri yapılıyor, balığı meşhur imiş, kendi balıklarını kendileri
yetiştiriyorlar imiş.
20
Bizde orada oturduk balık siparişi verildi. Etraf çok kalabalık. Biraz
bekledikten sonra ızgara balıklarımız geldi, gerçekten çok güzel idiler
balıklarımızı yedikten sonra, (Alperenler/blogayt) tekkesine doğru yaya olarak
yola çıktık. Yol zaten kısa idi.
Gözlere güzellik veren ruhları dinlendiren 550 yıldır yaşayan
Alperenler Tekkesini ziyaret.
Oraya ulaştık ziyaret ettik, tek kelime ile muhteşem ve o kadar da tabî idi,
bizlere de hiç yabancı gelmedi sanki Türkiye’nin her hangi bir yerinde bir
dergâhı ziyaret ediyor gibi idik, ancak buranın kendine ait bir başka coğrafi
güzelliği ve kendine ait ruhaniyeti vardı.
Bahçesini çevresini içini ve diğer yerlerini gezdik gördük. Tekke iki katlı idi
şimdi müze ve ziyaret yeri olarak kullanılıyor imiş ancak senenin bazı
günlerinde genel zikirler yapılıyor imiş. Hattâ bizim ziyaretimizden bir müddet
sonra toplu zikir yapılacağının yollarda ilânları var idi.
O kadar sene evvel Alperenler buralara gelmişler yer yurt edinmişler, güzel
halleri ile çevrelerine güven vermişler sonra da ordularımız gelip oraları fiileb
ele geçiermişler Cenâb-ı Hakk hepsinden razı olsun. Bu ve benzeri fiili
imzalarımızı görünce dedelerimizin ne büyük fedakârlıklarla ne büyük işler
yaptığını daha yakından görmüş oluyoruz, Ruhları şad olalsun.
21
22
Alperenler tekkesini ziyaretimizde birçok gurup var idi, bizde ayrı bir gurup
idik. Yavaş yavaş oradan ayrılma zamanımız gelmiş rehberimiz toplanmamızı
haber vermişti. Tam o sırada önümüzde bahçede ortada büyük bir yuvarlak
bir sehpa etrafında taburelerde oturan bir gurup vardı onlardan 40 yaşlarında
olduğu anlaşılan tıknaz beyaz yüzlü kısa saçlı birisi yerinden kalktı bana doğru
gelmeye başladı yanıma geldi selâm verdi. “Bensizi tanıyorum, siz Hilmi beyin
kardeşi değimlisiniz?” dedi, ben de “Hilmi isminde bir arkadaşımız vardı ama
epey zaman oldu kendisiyle pek görüşemedim” demiştim. Ancak karşımda ki
kişinin bana kendisinin çok aşına olduğu bir yakını gibi muhabbetli olduğunu
her halinden anlıyor idim sanki çok eskilerden bir dost imiş te burada
buluşukmuş gibi bir hali vardı. Bu na karşılık bende kendisine muhabbet
duydum. Ve beni çay içmeye davet ettiler. Ancak hemen gideceğimiz için
oturamadım bu arada rehberimiz herkesin toplanamadığını ve beş dakika daha
beklememiz gerektiğini söyledi bende o halde yanınıza geleyim deyim onların
arasına girdim bana da bir tabure verdiler, hemen oturdum ve zaten gelmiş
olan çaylardan bana da bir bardak çay ikram ettiler. Nelerden kimlerden
olduğumu sordular bende kendilerinin bir yol ehilleri olduklarını anladığımdan
yolumuzun ismini söyledim.
Ve onların içlerinden biri bana Yahya Şirvani hakkında bir hikâyesi türü
bilgimin olup olmadığını sordu. Ben de eski bir omsalıca kitapta ona ve yahud
yukarılarda olan Pirimiz, Ömer halvetiye ait olduğunu zannettiğim bir pilâv
hikâyesini anlatmak istedim.
Hikâye şöyle idi. Bir gün dergâha bir tencere veya tepsi plâv gelir, Efendi
hazretleri o pilâvları kepçe, kepçe dervişlere dağıtır ve plâv tamamen biter.
Bunun dervişler sorarlar efendim hepsini dağıttınız size bir şey kalmadı derler.
Bunun üzerine hazret, “0ğlum bize kokusu yeter” der.
Bende sözüme devam ederek acaba bu hal nasıl oluşmaktadır diye ortaya
böyel bir tefükkür sebebi getirdim. Eğer onlar böyle demişlerse doğrudur
gerçekten kendisi de plâvın kokusu ile doymuştur.
Bilindiği gibi Efendimizin bir hadisi şerifi vardır, “beni rabbim doyurur” der
ortada herhangi bir maddi yiyecek yok iken insan nasıl doyar diye tabî olarak
insanın aklına bir soru gelebilir. Şöyle ki, Cenâb-ı Hakk her şeyi bir sebebe
bağlamıştır yaşam sebenini ve devamlılığını da yiyecekleri tüketmeye
bağlamıştır. Bizler yemek yediğimiz zaman yediğimiz gıdaların içinde bulunan
onların bizlere hayat veren ruhları vardır işte bizleri onlarda var olan ve kendi
mertebelerinde olan ruhi gıları zahir görüntüleri ile bizlere intikal eder.
İşte yukarı da belirtilen, “Kokusu bizi doyurur” denilen hadise budur o koku
içinde aynı zamanda o plâvın bütün özellikleri mevcuttur ve o koku koklandığı
zaman içindeki her şey o koku ile lâtif olarak burnundan girip bedenine yayılır
böylece başka bir yol ile doymuş olur, ancak bu yol herkes için geçerli değildir,
Büyük çalışmalar ve riyazatlar sonun da bir ma’ne vi ihtisas ile elde edilir. İşte
“Efendimizinde beni rabbım doyurur” ifadeside budur. Ve bütün âlemleri
doyuran nefesi rahmani de budur.
----------------------------Mevzu ile ilgili olduğu için internetten gelen bir maili de ilâve etmeyi uygun
buldum.
23
Ay…. Pa….
Zuhuratlar ve Blagay Tekkesi notu.
Merhaba Efendi Babacığım,
İyi olmanızı temenni ediyor, Nüket Anneme de selâmlarımı iletiyorum.
Müsaadenizle Bosna Blagay tekkesindeki notumu paylaşmak istiyorum.
Blagay Tekkesi, 53- Su
Efendim Bosna’da Blagay Tekkesi’ne ulaştığımızda Mu…’la “Suyun
kaynağıyla suyun kaynağına geldik.” diye aramızda konuştuk. Bu sırada
evvelki akşam ihvandan Me…. Hanım’a ilettiğim notu gösterdim Mu…’a. Not
şöyle idi: “53- Su: Canlı olan her şey suyla hayat bulur. O her şeye
sirayet etmiş ve her şey tekellüfsüz ve meşakkatsiz olarak onunla
hayata kavuşmuştur. Bu da kulu “Rahat”a sevkeder.”
Efendim bu not, Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’ye nispet edilen Şatrancü’lÂrifîn (Âriflerin Satrancı) adı eserin şerhini yapan Muhammed b. el-Hâşımî edDımeşkî’nin Âriflerin Satrancı Şerhi (Bursa: Sır Yayıncılık, 2011) adlı
çalışmasından alıntıdır. Paylaştığım not, okuduğum kitapta kaldığım yer idi,
yani 53. mertebe.
Kitapta verilen Ârifler Satrancı tablosunun fotoğrafını e-mail in eklentileri
arasında bulabilirsiniz. “Satranç tahtasının üzerinde görülen oklar terakkîye
(yükselmeye) ve terakkî sebeplerine işaret etmektedir. …kancalar ise sukutâ
(düşmeye) ve sukût sebeplerine işaret etmektedir.”
Selâm ve muhabbetlerimle…
----------------------------Hayırlı günler Ay…. kızım. Kandilin Cum'an mübarek olsun. Yazın güzel
olmuş mevzu ile ilgili olduğundan onu da Bosna dosyasına ekledim. Ellerine
gönlüne sağlık. Zuhuratların da güzel yolunda Cenâb-ı Hakk daha nicelerini
nasib eder İnşeallah. Seyahatte olduğumuzdan maillere bakma imkânım ve
vaktim pek olmuyor bu yüzden cevaplamalar gecikmiş oluyor. Hakk'tan
hayırlısı. Göndediğin grafiği de indirdim sağ olasın. Herkese selâmlar Nüket
Annenin de selâmları vardır. Hoşça kal Efendi Baban.
----------------------------ve kaynağına hala ulaşılamamış Buna nehri kıyısında Neretva
nehrinde yetişen kırmızı alabalık ziyafeti ve Türk çayı yudumlama
keyfi.
Yemekten yukarıda bahsedildi.
Öğle yemeğimizin ardından Mostar şehir merkezine hareket.
Mostar'a varışımızla birlikte yapacağımız şehir turunda göreceğimiz
en önemli eser şehrin simge yapısı Mostar Köprüsü olacak.
Şehrin kalbinden geçen Neretva Nehri'ne Mimar Sinan'ın
öğrencilerinden Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında 456 adet
kalıp taş ile inşa edilen Mostar Köprüsü şehre de adını verecek kadar
önemli bir Osmanlı şaheseredir.
24
Köprü, 1993 yılının Kasım ayında Hırvat topçularının günlerce
süren ateşi sonucunda yıkıldı. Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere,
Unesco ve Dünya Bankası'nın da desteğiyle bir Türk firması
tarafından, nehirden çıkan orijinal taşları da kullanılarak yeniden inşa
edilen köprü 2004 yılında tekrar açılmıştır.
Köprü gerçekten çok güzeldi, yukarıda resimleri var, daha ileriki
zamanlarda evlenecek erkekler bir kahramanlık gösteri niteliğinde olan bu
köprüden nehre atlama gösterisini bir kahramanlık örneği olarak köprüden
nehre atlayarak gösteriyorlar imiş.
Şimdilerde bu âdet ise turistlere dönük bir gösteri olmak üzere para
kazanmak için yapılıyormuş. Orada bulunduğumuz saatlerde böyle bir
gösteriye oturduğumuz bir çay bahçesinde bizde uzaktan şahit olduk. Üç kişi
köprünün kenar korkulukları üstüne çıkıp birer, birer aşağıya alkışlarla
atladılar. Gösteri başlamadan evvel paraları toplanıyor imiş, biz uzakta
olduğumuz için bu hali göremedik.
Bu köprünün özelliği görüntüsünün simgelediği hilâl imiş. Gerçektende
sanki gökteki hilâlin nehrin üzerine vurmuş bir aksi gibi durmakta. İşte
Hırvatlar bu simgesinden ötürü bu köpriyi savaş sırasında kasden yıkmışlar.
İslâmi izlerin silinmesi için. Daha sonra Türkiye ve Ünesko tarafından bir Türk
firmasına yaptırılan köprüye tahammül edemeyen Hırvatlar köprünün
bulunduğu tepeye çok büyük bir haç dikip bizim haçımız sizin hilâlilinizden
gene yukarıdadır demişler.
Bunun üzerine aldıkları cevap, sizi haçınız nekadar yukarıda olursa olsun
bizim hilâlimiz göktedir sizin haçınız ona hiçbir zaman ulaşamaz diyerek cevap
vermişler. Gerçektende dağın üstünde duran o haçı da görmüştük.
25
Mostar eski şehrinin Arnavut kaldırımlı dar sokaklarından
yürüyerek ulaşacağımız Koski Mehmet Paşa Camii göreceğimiz bir
diğer önemli eser olup, aynı zamanda en güzel köprü fotoğrafını
çekebileceğimiz noktadır.
Buraları da gördük her yer gerçekten çok güzel ve tabî idi.
İkindi namazını İsâ bey camiinde kıldık, oraları da ziyaret ettik.
Rehberimizin bildireceği toplanma saatine kadar alışveriş ve kişisel
keşifleriniz için serbest zaman. Serbest zamanın bitiminde
otobüsümüzde toplanıyoruz.
Saat (6,15) te toplanıp dönüş yoluna çıktık.
Akşam yemeğimizi alacağımız dönüş yolumuzda bulunan Jablanica
şehrine hareket ve Maksumic Restorant da meşhur kuzu çevirme
yedikten sonra.
Restoran çok güzel idi, kuzu çevirme yedik ve ayranını da içtikten sonra
yolumuza devam etmek için otobüsümüze bindik.
konaklamak için Saraybosna daki otelimizde hareket
Saraybosna'ya varış. Geceleme otelimizde.
ediyoruz
Böylece üçüncü günkü ziyaretlerimiz de bitmiş olmaktaydı otelimize gelip
odalarımıza çıktık istirahatimize geçtik.
4. GÜN
SARAYBOSNA ( Savaş Tüneli - Vrele Bosna )
(03/05/2015/Cumartesi)
Otel’de alınan sabah kahvaltısının ardından çıkış işlemlerimizi
yaparak bavullarımızla birlikte otelden ayrılıyoruz.
Turumuz Savaş zamanı iki buçuk yıl şehrin bütün ihtiyaçlarının
karşılandığı ve şehre giriş çıkışların yapıldığı tüneli ve müzesini
ziyaretle başlıyor.
26
Hüzünlü savaş tüneli videosunun ardından, Saraybosna’nın su
kaynağı İgman Dağı’nın eteklerindeki Vrelo Bosna’da (Bosna Nehrinin
kaynagi) gezinti ve serbest zaman.
(Vrelo Bosna/Bosna milli park) ın da epey dolaştık gerçekten çok güzel
bir yer her taraf akan sularla dolu, yeşillik, manzara güzel küçük göletlerde
kuğular ve ördekler yüzmekte. Derelerin üzerinde de küçük karşıya geçit
köprüleri var. Herkes bir yerlere dağılmış resim çekip etrafı seyretmekte.
Bende köprülerden birinden karşı tarafa geçip oraları da görmek için köprü
üzerinde yürüyor iken kendine göre köprünün sağ korkuluğuna dayanmış bir
kişinin bana doğru dikkatle baktığını gördüm, yakınına gelince, bana hitaben
afadersiniz ben sizi bir yerden tanıyorum siz Gaziantebe geliyormusunuz, veya
bir yerde karşılaştıkmı? Diye sordu, kendisi yaklaşık (60) yaşlarında gösteren,
esmerce tıknaz az kilolu birisi idi. Kendisine o nu tanıyamadığımı söyledim,
ancak Gazi antepte bazı arkadaşlarımızın olduğunu ama son zamanlarda pek
haber alamadığımı söyledim.
Bunun üzerine kendisi, kendisinin Milli selâmet partisinden olup
Gaziantepte (10) sene belediye reisliği yaptığını ve adının (Me... Bo... )
olduğunu söyledi, ben de kendisine bir zamanlar bizimde o partide görevimiz
vardı ama daha sonra bazı şahsi sebeblerden dolayı ayrıldım ancak dışardan
her zaman yardımcı olmaya çalıştım dedim.
Kendisi bana karşı çok muhabbetli gözüküyor idi bende belki kâlû belâ’dan
tanışıyor olabiliriz dedim. Daha sonra bizimde toplanma vaktimiz geldiğinden
vedalaşarak oradan ayrıldım kafilemiz toplandı, milli park gezimiz de
27
tamamlanmış idi böylece otobüsümüze bindik ve (baş çarşı) ya gitmek için
yola çıktık.
İsteyen misafirlerimiz Vrelo Bosna da fayton turu yapabilirler,
Tarihi Rimski köprüyü panoramik olarak goruyoruz, ardından alişveriş
için Saraybosna’nin merkezi Basçarsiya hareket.
Başçarsıda alisveris icin serbest zaman.
Baş çarşıda epey dolaştık, alış veriş bir kaç hediyelik aldık. Gene böşnak
böreği yedik. Daha sonra vakıfta oturup boşnak kahvesi içtik. Gazi Hüsrev bey
camiinde namazlarımızı kıldık. Daha sonra Osmanlı sebilinde buluştuk.
Rehberimizin belirleyeceği saatte buluşma.
Otobüsümüz geldi eşyalarımız zaten otobüste idi oradan hava alanına
doğru yola çıktık.
ve havaalanına hareket check in işlemlerinin ardından,
Rehberimiz Furkan ile vedalaştık, kendisi bizden çok memnun kaldığını ve
böyle bir toplulukla ilk defa böyle gerçekten severek ve çok muhabbetle bir
gezi yaptığını bildirdi bizde kendisine hizmetlerinden dolayı teşekkür ettik.
Kendis aslen Edirne Lüleburgazlı imiş, (bize çok yakın) Bosnada üniversite de
okuyor boş zamanlarında da turizm rehberliği yapıyor imiş.
Bagaj pasaport işlemleriden sonra uçağa binmek için yukarıya çıktık. Şimdi
uçağa girmek için bekliyoruz.
Nihayet uçağa binmek için salaonun kapıları açıldı bizde bilet kontrollarımız
yapıldıktan sonra uğağa yavaş yavaş alındık ve yerlerimize oturduk.
Uçağın motorları daha güçlü çalışmaya başladı hareketine izin verildi.
Bosna saati ile saat (6) tı ya (2) var. Yani (5,58) uçak bulunduğu yerden
yavaş, yavaş geriye doğru gelerek park ettiği yerden çıktı, şimdi ileriye doğru
gidiyor. Kaptan hayırlı yolculuklar diledi, ve uçak uçuş pistine geçti.
Orada yol almaya başladı, motorun sesi yükseldi, uçuş hızına geçti, saat
tam (6) tıyı (beş) geçe tekerlekler yerden kesildi. Ve biz gene yer ehlinden
gök ehline geçtik, etraf çok güzel yeşillikler içinde evler gözüküyor, dağ
tepeleri vadiler aralarından gide kıvrım kıvrım yollar gözüküyor. Ancak uçak
yükseldikçe manzara değişiyor artık evler görünmez hale geliyor ve bulutların
üstüne çıkıyoruz. Aşağıya baktığımız zaman etrafın pamuk yığınlarıyla dolu
büyük bir sahaya benzediği gözüküyor idi.
Nihayet uçak alçalıyor idi Marmara denizinin üstünden geçiyoruz, Sabiha
Gökçen hava alanına doğru alçalıyoruz, caddeler ışıklı yollar evler belirgin
gözüküyor, hava kararmaya başladı, aşağısı güzel bir tablo gibi gözüküyor.
İstanbul saati ile tam (8,31) de tekerlekler yere bastı Rabbimize şükrederiz
gök ehlinden döndük gene yer ehli olduk.
Bu arada iniş sırasında Nüket Annenin (vertigo) rahatsızlığı epey arttı hava
alanına girince hemen acil servise haber varildi geldiler tekerlekli iskemleye
bindirdiler pasaport işlemlerimiz hemen yapıldı acile götürdüler. Muayene
ettiler gerekeni yaptılar sonra dışarıya çıktık orada zaten oğlumuz İzzet bizi
28
bekliyor idi. Hemen arabaya bindik, yanımızda iki misarimiz de vardı onlarla
birlikte arabaya binip İzzetlere Gebzeye gitmek için yola çıkmadan önce.
Bir başka
vedalaştık.
Hitit tour
organizasyonunda
görüşmek
dileğiyle
Nihayet İzzetlere vardık biraz dinlendik çay içtik bu arada Nüket Anne de
biraz kendine gelmiş idi. Izzetlerde bıraktığımız arabamıza eşyalarımızı
yükleyip Tekirdağına doğru yola çıktık. Gece (03) civarında Tekirdağına varmış
olduk. Yatıp biraz istirahat ettikten sonra ertesi gün gideciğimiz İzmir
yolculuğu için hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Ertesi gün de sabah saat (9)
da yola çıkıp akşam üstü saat (18) civarında İzmire ulaştık. Şu an İzmirdeyiz.
Haziran başında dömeyi düşünüyoruz. Bu arada (Bosna Hersek) dosyasını
düzenleyip yazarak tamamladım böylece gezi hatıralarımız epey çalışmadan
sonra özet olarak ta olsa kayda geçirmiş oldum.
Bu yolculuğu bizlere nasib ettiği için Rabbımıza şükrederiz sebeb olan ve
emeği geçen kimselere başta Me.... oğlumuz olduğu halde herkese de
teşekkür ederiz. Sağ olsunla var oşsunlar hepsine hayatlarında başarılar
dilerim.
Terzi Baba Necdet Ardıç.
----------------------------Bu seyahatimizden elde kalan ibretlik dört hadise oldu. Birincisi, saray
Bosna da ki ilk gün ziyaretimizde şehitlikten dönerken gördüğümüz üzerinde)
(531/532) yazan bordo renkli otomobiller idi. Ayrıca yolcularımızdan biri
oğluna aldığı aşağıda resmi olan sarı renkli bir otomobil idi ki onun üstünde
açık olarak görüldüğü gibi (53) no yazıyır idi. Böylece (53) (53,1) (53,2)
olmak üzere üç adet (53) nolu otomobiller bizleri karşılamış idi.
29
İkincisi ise Alperenler
Azerbeycanlı kardeşimiz idi.
Tekkesinde
karşılaştığımız,
(Zebka)
isimli
Üçüncüsü, milli parkta karşılaştığımız Gaziantep’li (Me…. Bo… ) idi.
Dördüncüsü ise (Ahmiç/Ahmedoğlu) köyünde verilen (Gurup Selâm)
cidisi idi.
Vaktim olsa idi bunların hepsinin ayrı, ayrı yorumlarını yapar ne olduklarını
açıklamaya çalışırdım, ancak sadece bu tecellileri belirtmekle yetindim
isteyenler kendi idraklerine göre yorum yapabilirler.
Böylece bu dosyamızda epey çalışma yaptıktan sonra özetle nihayete
ermiş oldu oralara gidemeyenlere az da olsa bir fikir verebilir gıyaben de olsa
dosya okunur ve resimlere bakılır iken oralarda bir gezinti yapılmış olabilir.
Cenâb-ı Hakk oralara gitmek isteyen her kese nasip etsin İnşeallah.
Aşağıda biraz boşluk kaldığından oraya da değerlenme yönünden resim ilâve
etmeyi uygun buldum.
----------------------------NOT= Bu çalişma, bir dosya, seyahatte çekilen resimler. İki dosya,
seyahatte alınan bilgi verilen ses dosyaları. Üç dosya, ise yazılı hatıra
dosyasından oluşmaktadır.
Selâmlar hoşça kalın T.B.
-----------------------------
30

Benzer belgeler

3 GECE / 4 GÜN BOSNA - HERSEK TURU TAM PANSİYON 24

3 GECE / 4 GÜN BOSNA - HERSEK TURU TAM PANSİYON 24 edilen Mostar Köprüsü şehre de adını verecek kadar önemli bir Osmanlı şaheseredir. Köprü, 1993 yılının Kasım ayında Hırvat topçularının günlerce süren ateşi sonucunda yıkıldı. Türkiye Cumhuriyeti b...

Detaylı