İndir - Gallipoli Digger

Yorumlar

Transkript

İndir - Gallipoli Digger
HALİS [ATAKSOY]
DİYARBAKIR TARİHİNDE
KOMUK ELİ
Çeltüt Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş.
İSTANBUL — 1988
HALİS [ATAKSOY]
DİYARBAKIR TARİHİNDE
KOMUK ELİ
Yayma Hazırlayan :
YILMAZ
ATAKSOR
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
müstesna mevcudiyyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne yedibin senelik en derin bir Türk beşiğidir
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Komuklar bir zamanlar bütün Küçük Asya'ya sahip
olan Hitit İmparatorluğu'nun çekirdeğini teşkil etmişlerdir.
MASPERO
Historie Ancienne Des Peuples de l'Orient
C. 3 sayfa 110
HALİS Beyin ruhuna,
Sadece Binyetmişbir Malazgirtle damgamızı vurmadık.
ONDAN binlerce yıl önce Biz, Biz gene bu topraklardaydık.
Yılmaz ATAK SOR
NOT :
ÇANAKKALE RAPORU çıktığı zaman HALİS Bey'in soyadının bulunma-
yışı bazı okurlar tarafından sorulmuştu. Kendisi
1933 yılında öldüğü zaman
henüz kanun yoktu. Bu itibarla isim almadan vefat etmiştir. Halis Bey ATAKSOY ismini çok sever ve torunlarına bu ismin konulmasını İsterdi. Soyadı kanunu çıkınca henüz torunları da yoktu. Vereseleri ATAKSOY'u soy isim olarak almışlardır. Şimdi kendisinin mezar taşında HALİS ATAKSOY yazılıdır. Ne
yazik ki nüfus memurlarının o devirdeki hatalı yazışları ( Y ) harfi yerine (R)
harfini yazmaları neticesi vereseleri hâlâ ATAKSOR olarak bilinmektedir.
VII
Saygıdeğer, Cemal KUT AY Beyefendiye,
Muhterem efendimiz,
Bu kitapçık : aile dostluğu ve zatı âliniz gibi ağabeyliğinden
şeref duyduğumuz Ord. Prof. Zeki Velidi TOGAN'ı rahmetle
anarken, büyük Türk düşünürü Ziya GÖK ALP'in manevi huzurunda eğilerek HALİS Bey'in doğum yeri, KÜTAHYA'11 ve ölüm
yeri olan UŞAK'lı hemşehrilerine ve bütün Türk Milliyetçilerine
ithaf olunur.
IX
«£y Türk Milleti! Sen yalnız kahramanlık ve cengâverlikte
değil, fikirde ve medeniyette de insanlığın şerefisin. Tarih, kurduğun medeniyetlerin sena ve sitayişleriyle doludur. Mevcudiyetine kasteden siyasî ve içtimaî amiller birkaç asırdır yolunu
kesmiş, yürüyüşünü ağırlaştırmış olsa da, onbin yıllık fikir ve
hars mirası, ruhunda bakir ve tükenmez bir kudret halinde yaşıyor. Hafızasında binlerce ve binlerce yılın hatırasını taşıyan
tarih, medeniyet safında lâyık olduğun mevkii sana parmağıyla
gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel! Bu senin için hem bir hak,
hem de bir vazifedir» *.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
*)
Türk Tarihi Anahatiarı Methal kismı. 1931 İstanbul Devlet Matbaası, sayfa : 74.
XI
KİTAP VE YAZARI İÇİN BİRKAÇ YAPRAK...
Halis Bey (Kör Halis) 1292 ( M . 1876) yılında Kütahya'da doğdu *.
Babası Aydınlıoğlu Hamlacı Muhtar, annesi Germiyanoğullarından Havva Naime'dir.
Harp Okulunu bitirdikten sonra, subay olarak katıldığı Türk ordusunda önce Trablusgarb - Balkan - Çanakkale ve sonra Millî Mücadele'de Fransız cephesinde (Diyarbıkar- Mardin - Urfa - Siverek), Menzil Mıntıka Müfettişliği hizmetinde bulundu.
Diyarbakır'da bulunduğu yıllarda, daha önceleri tanıştığı Ziya Gökalp'in çıkardığı Küçük Mecmua'da makaleler yayınladı. Bunlar, «Diyarbakır Tarihinde Komuk (Koummoukh) Eli» île «Diyarbakır Abideleri»
dir.
Bu kitap, «Diyarbakır Tarihinde Komuk Eli» isimli makalelerin,
Halis Bey'in arşivindeki notlarla karşılaştırılıp tetkik edilerek ve
bazı ilâveler yapılarak hazırlanması sonucu meydana gelmiştir. Kitabın yayın hayatına sunulduğu şu günlerde, Halis Bey'in diğer makalelerinden ve yine arşivindeki notlarla kontrol edilerek ve gereken eklerle meydana gelen «Diyarbakır Abideleri» de yayına hazırlanmış bulunmaktadır.
Halis Bey «Diyarbakır Abideleri» isimli bu makalelerin başlangıcında; «Bunları müteveffa Van Berchem ile refiklerinin neşrettikleri
*)
Sayın Şevket Beysanoglu, «Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları» (Ankara 1978) isimli eserinde (c. 3, s. 41), Halis Bey'i Elaziz'li olarak göstermiş ve «Levazım Binbaşı» olduğunu yazmıştır. Kendilerinin izni ile
şu küçük düzeltmeyi yapmak isteriz : Halis Bey'in doğum yeri Kütahya,
ölüm yeri Uşak'tır. Piyade Binbaşısıdır.
XIII
«Amida» ** kitabındakiler ile karşılaştırdıktan sonra farklı olanları veya kitapta bulunmayanları neşretmeyi düşünüyorduk. Fakat şu güne
kadar Amida'nın bir nüshası elimize geçmedi. Şark tarihinin bazı karanlık köşelerini aydınlatabilecek bu kitabelerin neşri zamanı geldiğini Ziya Gökalp Bey bir daha ihtar buyurdular. Bu nüshadan itibaren
Ulu Cami'e ait kitabeleri sıra ile neşre başlıyoruz», demektedir. Kitap haline gelecek olan makaleler ne yazık ki bir ekten mahrum kalacaktır. Bu makalelere ait Halis Bey'in kendi çizdiği çizgi - resimler
ile statik hesapları gösteren küçük, zımbalı defter, bir tetkik için varislerinden isteyen merhum Prof. Bediî Şehsuvaroğlu'nun vefatından sonra, üniversitedeki masası ile evindeki kütüphanesi arasında kaybolmuş
bulunmaktadır. Onun için Diyarbakır Abideleri isimli kitap, küçük not
defterindeki çizgilerden ve hesaplardan mahrum olarak yayınlanacaktır.
Halis Bey, «Komuk Türkleri'nin Tarihi» kadar bu kitabelere de çok
önem vermiş ve kültür âlemine sunulmasını arzulamıştı. Nitekim notları ile makalelerinin bir yerinde: «Bu sayılarını verdiğimiz kitabe
ler Camii avlusunun garp dıl'ını (köşesini) teşkil eden ve esasen harab iken azimkar kumandanımız Cevap Paşa (Çobanlı) hazretleri tarafından cami kütüphanesi makamına kaim olmak ve Sarı Abdurrahman Paşa Kütüphanesi ile bir çatı altında umumî bir kütüphane şekline konmak maksadı ile üstü kapattırılan binanın müzeyyen yüzündeki altlı ve üstlü iki kitabedir. Eski güzelliklerinin muhafazasına çalışılmaması ve yandığı günden beri üstünün kapanmasına hiçbir evkaf
memuru tarafından ehemmiyet verilmemesi yüzünden bu kitabelerin
çok yerleri yazık ki okunmaz olmuştur. Bu kayıtsızlıkla kimbilir kaç
yıl sonra bu yazıların izleri bile kalmayacak ve değerli olan bu eserleri belki de çocuklarımız göremeyeceklerdir» demektedir. Onun vefatından hemen sonra, sayın Basrî Konyar'ın yazmış olduğu, 1936 yıllarında Diyarbekir vilayeti tarafından bastırılan «Diyarbekir Tarihi/Diyarbekir - Kitabeler» isimli 3 ciltlik eserin meydana çıkması, Halis Bey'
in yakınışını dîndirmiş ve ruhunu taziz etmiştir, sanırız. Basri Konyar
bu eserinde: «Şark kadim milletleri hakkında belli başlı mehazlar
Maspero ile P. Morgan'dır. Ülkenin ilk kurunlar tarihi için elimize
geçen eserlerde Maspero'yu baş mehaz edinerek meydana getirilen
Addeşer'in «Kelt ve Asur Tarihi» ile Ziya Gökalp'in çıkardığı «Küçük
*)
Amida. Heiderberg 1910. Hazırlayanlar: Max Van Berchem - Josef Strzygowski - Gertrude L. Bell.
XIV
Mecmua'da İntişar eden Halis'in makaleleridir» diye yazmakta, yine
Amida'ya ek yazısının altında: «Bu yazılar vaktiyle Binbaşı Halis tarafından okunup Küçük Mecmua'da neşredilen Ziya Gökalp Mektebi
Müdürü B. Süleyman tarafından okunanlardır»... «Kitabeler bir general tarafından müellife gönderilen fotoğraflar üzerinde okunduğu cihetle kimi hatalara düşülmüştür. Biz hatalı noktalarla «Amida'da bulunmayan bu, adedi yirmiden fazla olan kitabelerin bir kısmını Binbaşı Halis Bey'in «Küçük Mecmua'da neşreyledikleri, iyi tetkik mahsulü olan makalelerinden ve bir kısmım da bunları okumakta tam bir ihtisası bulunan Ziya Gökalp Mektebi Müdürü B. Süleyman tarafından
edinip, bu kitabın sonuna ekledik» demektedir.
Sayın Şevket Bcysanoğlu, çıkardıkları «Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları» isimlî eserinin 3. cildinin 40. sayfasında: «Küçük Mec-
mua yalnız fikir ve inkılâp bakımından büyük bir kıymet taşımakla
kalmamış, dil ve üslûbu bakımından da çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Küçük Mecmua'nın 14. sayısından itibaren başlayıp 15 sayı
devam eden «Diyarbekir Tarihinde Komuk Eli» ve 24 ilâ 32. sayılarında çıkan «Diyarbekir Âbidelerinden» adlı, şehirdeki kitabelere ait Halis Bey'in yazıları da birer ciddi emek mahsulüdür» diye bahsetmektedir. İşte bu makaleler, Halis Bey'in arşivindeki notlarıyla karşılaştırılarak, eksik yerlerin ilavelerle tamamlanarak, bu kitaptan sonra, yayına hazsrlanmıştsr. Bunlardan başka, 1975 yılında yayımlanan «Çanakkale Raporu» nun 2. cildi ile katılmış olduğu bütün savaşlara ait
hatıraları ve arşivinde bulunan «Gazneliler - Harzemşahlar» ve ayrı
bir ölçü ve metodla yazıldığı söylenen «Türkler'in Kökü ve Harsları»
ile «Ziya Gökalp'in Mektupları» nı da yayın dünyasına sunmak arzu
ve programı içinde bulunuyoruz. Çok önceleri, 1941 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından varislerinden istenip tetkik edildikten sonra,
lisanının eski olduğu ve bazı eksikliklerin bulunduğu söylenilerek iade
edilen «Herodot Tarihi» müsveddeleri ise bir hatıra olarak kütüphanesinde saklanmaktadır.
Ömrünü savaş meydanlarında geçiren ve 57 yaşında hayatını tamamlayan Halis Bey doğu ve batı lisanlarına vakıf bir askerdi. Son
derece mütevazi olan bu zat o nisbette de kahraman bir askerdi. Miralay ( = albay) Şefik (Aker) Bey'in, Çanakkale'de, Mustafa Kemal
Paşa'mn yerine 19. Tümen Komutanı olarak tayini üzerine boşalan 27.
Alayın Alay komutanlığına getirilmişti. Birbirleriyle halef «selef olan
Halis Bey için Miralay Şefik Bey, (Çanakkale - Arıburnu Savaşları ve 27.
Alay) isimli eserinin 55. sayfasında : «Her iki taraf muannidane bîr-
XV
birine mukavemet etmeye ve başkaldırmaya başladı. Tabur komutanı
vaziyeti nazik gördü. Bu sırada kolunun pazu kısmından yaralandı. Çok
kıymetli ve şeci olan tabur kumandanı Yüzbaşı Halis, yaralı olduğu
halde dahi sağ cenahını bu tehlikeli vaziyette bırakmak istemedi. Ve
bir müddet bekledi. Fakat kaybetmekte olduğu kan sebebiyle ve arkadaşlarının ısrarı ile geriye, sargı mahalline gitmeye mecbur kaldı.
Fakat geriye gitmezden evvel subay arkadaşlarına 57. Alay buraya gelinceye kadar haberci neferden başka hiçbir kimsenin geriye bîr adım
atmamasını ve icap ederse hepsinin orada ölerek mevzilerini terk
etmemelerini tembih etti ve söz aldı» demektedir.
27. Alay'ın o vakit çok genç subaylarından olan «zabit» namzedi
merhum Mucip Kemalyeri'de «Çanakkale Ruhu Nasıl Doğdu ve Azerbaycan Savaşları» isimli eserinde, Halis Bey'in kahramanlığından övgüyle bahsetmektedir.
güyle bahsetmektedir ve şöyle söylemektedir : «Arıbumunda bulunduğumuz sıralarda muharebenin tesiri artık bizim taraf içinde kendini
göstermeye başladı. Dakikalar ilerledikçe, mücadele bütün manasıyle
dehşet ve ehemmiyet peydah ediyordu. Bu sırada tabur komutanımız
Uşaklı Halis bey geldi. Henüz yirmi yaşındaydım. Onun gelişi benim
için imdat kuvveti oldu. Düşmanın vaziyetini tetkike başladı. Vaziyetin lehimize olduğuna dair bir kanaati olmadığını yüzünde okumak
mümkündü. Bana durum muhakemesi yaptıktan ve emir verdikten
sonra,
— Düşman herhalde Deniz'e dökülecektir, dedi. Gittikçe sararan
yüzünden ve bakışlarındaki kuvveti kaybolan gözlerinden bir mana çıkarmak istiyorum. Fakat bunun için çok düşünmeye ve sebep aramaya lüzum kalmadı. Sol kolunun haki kumaşı yavaş, yavaş kızarıyor ve
parmaklarının ucuna kan damlaları birikiyordu.
— «Yaralanmışsınız»
dedim.
— «Şimdi değil, sizin bölüğe gelirken yolda oldu.
«Sıhhiye çavuşu» diye bir defa seslenebildim. Beni susturdu ve
hemen ilave etti.
— «Asker yaralandığımı duymasın.
Avcı hattında durumu tetkik etti, bu tetkikin ne kadar sürdüğünü
kestiremedim. Fakat kumandanımın her geçen dakika içinde yattığı
yerde bile takatsizliğinin artmakda olduğunu hissettim. Bize karşı çok
XVI
manalı ve müphen bakışları vardı. Anlıyordum ki yalnız bırakmak istemiyordu. Tabur komutanımızı haddinden fazla tatmin ve temin etmeye
çalıştım. Fedakâr kumandanımın yavaş, yavaş müşteri olmaya ve bize
emniyet etmeye başladığını hissediyordum. Biraz sonra sesi toklaştı.
— «Katiyen geriye çekilmeyiniz, size derha! takviye kuvveti göndereceğim» bu emri müteakip, bir neferin yardımı ile yavaş yavaş geriye doğru inmeye başladı.»
Bir tarih etüdü kitabının başlangıcına yukarıdaki cümleleri almamızın sebebi, onun Türk milliyetçiliğini yalnızca fikir ve yazı sahasında değil, fiiliyatta da gösterdiğini belirtmek içindir.
Halis Bey Millî Mücadele den sonra arzusu ile emekli olmuş ve
memleketi olan Kütahya'nın (o günlerdeki) kazası olan Uşak'ta belediye mühendisliği vazifesinde bulunmuştur. Uşak'a o devirde yapılması hayal dahi edilemeyecek beledî hizmetler ifa etmiş; şehrin
alt yapısını tanzim ve yollarını asfaltlama gayretini, devrin Belediye
Reisi merhum Alâattin Tiridoğlu ile elele vererek yürütmüşlerdir.
Alâattin Tiridoğlu, sonraları Kütahya Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdiği zaman, meclis reislerinden Nuri Conker'in Halis Bey'i sık sık sorduğunu ve kendi zamanlarında yetişen kıymetli askerlerden biri olduğunu söylediğini, dostlarına naklet
mistir.
Diyarbakır'daki Komuk Türkleri'ne dair bilgilere, tarihî makale, kitap, ansiklopedi ve benzeri eserlerde pek az veya hiç rastlanmayışından, bu yazıların/makalelerin kitap halinde basın âlemine çıkması mecburiyeti doğmuştur. Bu kitap aynı zamanda vatanımızda oynanmak istenen oyunlara ve tarih yarışı yapma küçüklüğünde bulunan «Ermeni
Coğrafyacılığı» komedisine bir ihtar olsun için de çıkarılmıştır. Bu
yazılar aynı zamanda bazı kişilerin tarihlerini ve menşe'/kökenlerini
iyi bilmemeleri sonucu, Halis Bey'in, kitabının bir yerinde dediği:
«Komuklar, soydaşları Kimmerler (Kimaklar) tarafından yağma ve tahrip edildiği güne kadar varlığını korudu ve ancak bundan sonra bu
bölgede Komuk adı işitilmez oldu. Şimdi Kafkasya'da yaşayan ve halis Türkçe konuşan Komuklar'ın bunların akrabası olmaları kuvvetle
muhtemeldir. Biz bu sayfalarda, bu unutulmuş ilk tarihi bulabildiğimiz kadar toplamak istedik ki, Komuklar'ın bu ilk tarihi aynı zamanda Diyarbakır'ın en eski tarihidir» sözlerine kulak vererek ruhunu taziz etmek, Diyarbakırlılara karşı duyduğu hayranlığı ve vefa duygusunu dile getirmek için de hazırlanmıştır. Nihayet bu «kitapçık» Türk'
XVII
ün milattan binlerce yıl önce, bu topraklarda var olduğunu bilmeyenlere öğretmek için de çıkarılmıştır.
Türk-İslâm Sentezine herşeysiyle bağlı olan Halis Bey, geceleri dahi çalışarak Uşak yollarını asfaltlama hizmetinde bulunduğu sıralarda zatürre hastalığına tutulmuş ve kurtulamayarak 8.8.1333 yılında
hayata gözlerini yummuştur. Uşak'ın Bozkirlı mezarlığına defnedildikten sonra, buranın istimlakinde, naaşı alınarak şimdiki kabristanın girişinin sol yanındaki aile mezarlığına bırakılmıştır.
«Diyarbakır Tarihinde Komuk Eii'nîn basın alanına çıkmasında,
vakti ile Halis Bey'in yanında askerlik yapmış olan; kendisinin ve çevredekilerinin şahsından çok istifadelerde bulunduğunu bizlere anla*
tan; böylelikle kitabın yayınlanmasında manevi payı bulunan ve Amerika'da hayatını yitiren Torna Başaranlardı anarken, makaleleri eski
harflerden yeni harflere geçirip daktilo etmek suretiyle, kitabın meydana gelişinde büyük hizmeti geçen Alâattln Eser ile bu yazıların çıkmasında destek ve teşviklerini esirgemeyen İstanbul Üniversitesi tarih doçentlerinden Dr. Ali İhsan Gencer'e; önsözün yazılmasını, «en
iyi varisleri yapabilir» uyarı ve dileklerinde bulunan Dr. Rıfat Uçarol'a
ve Çeltüt Matbaası A.Ş.'ne : Her türlü gayreti ile, bizzat baskıya hazırlanışında büyük emeği olan Muhittin Salih Eren'e teşekkürlerimizi
borç biliriz. Yalnışlıklar, eksiklikler ve bazı yerlerin okunamayışindan
dolayı doğmuş olan boşluklar için okurlarımızdan bizi bağışlamalarını
dileriz.
Yılmaz ATAKSOR
XVIII
Halis Bey'in Albümünden Birkaç Resim.
/4
Resim 1 — Halis Bey, Milli Mücadele Yıllarında, Diyarbakır'da menzil
kumandanlığı hizmetinde bulunduğu sıralardaki resmi.
Resim 2 — Halis Bey, Çanakkale'de 27. Alayın Komutanlığını yaptığı
sıralardaki bir resmi.
XX
X
X
Resim 3 — 27. Alayın Arıburnun'da düşmanın kaçışından sonra siperlerin önündeki subaylar.
1 — Miralay Şefik Bey (19. Fırka K.)f 2 — Binbaşı Halis Bey (27. A. K.).
Resim 4 — 27. Alayın subaylarının Çanakkale Arıburnun'daki
komutanlarının resmi.
Miralay Şefik Bey, 2 — Binbaşı Halis Bey, 3 — Binbaşî Cemil Bey.
XXII
Resim 5 — Haüs Boy, Çanokkaie, Anburnu, Kabatepe'deki Bomba
sırtında maiyetindeki subaylarla birlikte (X işaretli).
XXIII
X
X
Resim 6 - Milli Mücadelede, Cenup cephesinde arkadaşlarıyla birlikte (Soldan üçüncü).
Resim 7 — Halis Bey'in Milli Mücadele yıllarında Diyarbakır'da
bulunduğu günlere ait resmi. (Sağ başta oturan zat].
Resim 8 — 1920 yıllarında Harran.
XXV
Resim 9 — 1920-21 yıllarında Urfa şehrinin görünüşü.
Halis Bey'in oturduğu yer ve kütüphane.
Resim 10 —Uşak Belediye binasının 1930'iu yılları. Halis Bey'in Belediye
Mühendisliği yaptığı zamana ait binanın köşesindeki resmi (Yılancı Hanı).
Resim 11 — Halis Bey'in Uşak'ta Belediye Mühendisliği
yaptığı yıllan ve son resmi. 1876-8.8.1933.
XXVII
DİYARBAKIR TARİHİNDE KOMUK ELİ
El - Cezîre harabelerinden çıkarılan yazılı taşlar ve tuğlalar, Asur ve Kaide (= Keldaniye) tarihlerindeki karanlık noktaları aydınlattığı sırada, Diyarbakır vilâyetinde de Asur krallığı
zamanında bir Komuk Eli'nin varlığını ortaya koydu.
G. Maspero, eski doğu kavimlerinden bahseden meşhur
tarihinde bu Türk Eli'nin, Diyarbakır vilâyetini tamamiyle kapladıktan başka Fırat'ın öte tarafına da taşdığını küçük bir harita
üzerinde göstermiş oluyor (c. 2, s. 599) ve buna bağlı olan kabileleri de sayıyor.
Batman ve Savur sularından Maraş yanlarına; Gölcük1
ten Viranşehir ve Derik güneyindeki ovanın başladığı yerlere
kadar geniş bir alana yayılan Komuk Eli, zamanın en büyük fatihlerini kendi istiklâllerine saygı duyduracak derecede kudretliydi. Bu kuvvet onun (Komuk Eli'nin) daima kendi «millî» hükümdarları idaresinde, bağımsız veya yarı bağımsız yaşamasını ve
altı yüz yıl kadar yukarı el-Cezîre'ye ıhâkim kalmasını sağlamıştı. Hatta Asurlular'ın en müteşebbis imparatoru olan III. Tiglat
Pileser bile Asur devletine bağlı bütün ülkelere Asurlu vali ve
kumandanlar tayin ederek hepsini Asur vilâyetleri haline çevirdiği halde, Komuk Eli'nin o zamanki (MÖ. 744) hükümdarı Gustaşpi'yi kendi topraklarında bağımsız olarak bırakmış ve yalnız belirli bir vergi almaya devam etmekle yetinmişti (a. e. c.
3, s. 49, 249). Bundan daha sonraki Asur imparatoru II. Sangon
(MÖ. 710)'un şimdiki Malatya (= Mel itene) ve havalisini Komuk prensi Mutallu'ya bırakmış olduğu da tarihte yazılmıştır
(c. 3, s. 252). Bundan da Komuk Eli'nin son günlerinde bile küçülmüş değil, aksine daha büyümüş olduğu anlaşılıyor.
— 1 —
Komuk la r tarihte Asur imparatorluğu ile beraber ve bel.ki
de daha önce yer aldı. Milâttan önce 608 yılında Ninova (= Ninive) tahribinden >bir kaç ay önce mukaddes şehir Harran
ve oradaki Sin mabedi, Komuklar'ın soydaşları Kimmerler (= Kimaklar) tarafından yağma ve tahrip edildiği güne kadar (c. 3,
s. 516) varlığını korudu ve ancak bundan sonra bu havalide Kornuık adı işitilmez oldu. Şimdi Kafkasya'da yaşayan ve halis türkçe konuşan Kormmuklar'ın, bunların akrabası olmaları kuvvetle
muhtemeldir.
Biz bu sayfalarda, bu unutulmuş ilk Türk tarihini, bulabildiğimiz kadar toplamak istedik ki, Komuklar'm bu ilk tarihi aynı
zamanda Diyarbakır'ın da en eski tarihi demektir.
Eski zamanlarda su, dağ, şehir ve yer isimleri şimdikilere
hiç benzemiyor. Bu tarih, okuyucular tarafından iyice anlaşilabilsin diye, olayların hikâyesine başlamadan önce Komuk Eli'nin
o zamanki coğrafya ve etnografyası hakkında bazı bilgiler vermeye lüzum gördüm. Bu tafsilâtı bir harita üzerinde işaret edenler, o devrin eski bir haritasını edinmiş ve tarihî olayları bu harita üzerinde kolayca takip ederek kavramış olurlar.
Komuk Eli'ni üç parçaya bölen Fırat ve Dicle nehirleri, bu
yerlerde eski zamanlardan beri boşu boşuna akmakta ve bu
sulardan bugün olduğu gibi, o günlerde de yalnız nakliyat için
istifade edilmekte idi. Pek sert aktığı için Dicle'ye «ok» manâsına İdiglat, Fırat'a da «sil», «sel» manâsına Bu-ra-nu-nu /
Purattu dertlerdi. Dicle'yi teşkil eden iki koldan Ergani suyunun
eski adı bilinmiyorsa da kuzeyden inen Sibene/Zibene koluna
Supnal/Supnat adı veriliyordu ki, bunun o zamanlardan beri adı
değişmemiş demektir.
Her devir için büyükçe bir engel teşkil eden Batman suyuna «Mani» deniliyordu. Hanik suyu vadisi «Bulyani» adıyla anılmakta ve o devirlerde bile mühiım bir geçit teşkil etmekteydi.
Seyhan deresinin ismi sanıldığına göre «Lıriciya» idi. Savur
suyu ile diğer suların ve Gölcük dediğimiz uzunca gölün o zamanki adlarını bilmiyoruz.
Fırat havzasını Dicle havzasından ayıran dağların hepsine
birden Kaşyari diyorlardı (Bu dağlara Yunanlılar zamanında Mazı
manâsına «Masyos» denirdi. Kaide ve Asur tarihi, bunu «Masa/Maşa» şeklinde yazmıştır). Bu isim Kervançemen dağlarından Midyat'a kadar uzanan ve el-Cezîre ovasına hâkim olan bütün dağlan gösteriyordu. Asıl Karacadağ'i teşkil eden yüksekliğe «Ohiro» denirdi. Maden ovası kuzeyindeki «Mihrab» ve
«Behru» dağlarına Ankanya ve Yanarı/Yanarı" gibi adlar verili
yordu. Lice'nin kuzeyindeki dağlar Manni/ = Mauna diye anıhyordu. Nipur şimdiki Beşiri kazasında Rıdvan ile Batman suları arasında Dicle'ye hâkim Asit/ = Aşıt dağını gösteriyordu.
Komuık Eli'nin kuzey ve doğu taraflarındaki bütün toprakla*
ra, Karadeniz ve Kızılır-mak'a kadar, Asurîler genel bir isim olarak Nairi/ — Nayri diyorlardı.
Sözünü ettiğimiz dağlarla suların şekil verdiği yerler, oraJarda oturan kabilelerin adlarını alıyorlardı. Karacadağ'ın üstünde ve eteklerinde Subartilar, Nirfoolar, Neberdunlar yerleşmişlerdi. NirboSar ile Neberdunlar Karacadağ'da Subartılar'a halef
olmuş görünüyorlar.
Ne zaman ve ikimin tarafından yapıldığı bilinmeyen Diyarbakır şehri, pek eski zamanlardan beri Amida/Amidi/Amid adıyla Subartrlar'ın ve Komuk El'i'nin mühim bir merkezi idi ve sağlam duvarlarla da çevrilmişti. Asur hükümdarlarının zalimlerinden birisi, asilerin bu şehir duvarları dibinde kazıklandığından
fakat yine de şehri zaptedemediğinden bahsetmiştir iki bu olay,
inşa ve ikmali II. Konstantin ve haleflerine isnat olunan şimdiki surdan daha önce Amida'nm yine peık sağlam duvarlarla çevrilmiş olduğunu gösteriyor. Şehrin Kaideliler tarafından yapıldığı ileri sürülüyorsa da Kaldeliler'in en kudretli hükümdarı
o ___
olan Salvaray zamanında bile, imparatorluğun sınırlan Mazı ve
Karacadağ'ın kuzeyine geçmemiş olduğundan, burasının Hititler1
in yani Hatay Türkleri'nin Emat (?) kabilesi tarafından yapılmış
olması zanm hakikata daha yakın görünür.
Amid ismini Süryani dilindeki «beşik» manâsına «âmid»ten
ve «el-Cezîre'nin en uzak yeri» manâsında, arapça «amed»den
getirenler vardır ki bu, kelimeye bir 'manâ bulmak merakından
başka bir şey değildir. Diyarbakır ismi bize, M.Ö. 158 yılında
bu havaliye gelen Benî Bekir kabilesinden kalmıştır. Bu ismi
«Bakire Meryem» e mensup bir manastıra nisbetle «Deyri Bakire» veya «Darı Bakira» nın «dar» kelimesinden çıkaranlar da
eksik değildir. Nirbo/Neberdu/lar, Karacadağ'ın güney yamaçlarını ve şimdiki Viranşehir 'kazasını işgal ediyorlardı. Üç sıra
duvarla çevrili, pek kuvvetli bir şehir olan Telia/ = Til-H/ = Telâ, Nirbolar'ın en büyük şehri ve merkezi idi. Ve şimdiki Viranşehir bu şehrin yerindedir. Neberdunlar/Nirdonlar/Karacadağ doğusunda Ortaviran'a doğru yerlerde otururlardı. Bunların merkezleri de dört sıra duvarla çevrilmiş Madra şehri idi. Bu şehir
şimdiki Mirhızir/Mirhıdır kalesinin bulunduğu yere düşüyor ve
ihtimal ki bu kaledir. Madra semtlerinde M.Ö. 870 yıllarına doğru Ura/Urna adlı büyük bir şehir zikrolunuyorsa da yeri belli
değildir. Derik kasabasının ve doğuya daha yakın olarak Mardin şehrinin bulunduğu yerde «Ardupa» adında büyükçe bir kasaba gösteriliyor. Amida'nın 28 kilometre kadar doğusunda, Dicle'nin güneyinde ve Sevik yakınındaki Kerh köyü ile civar harabelerin yerinde Toşhan/ = Toşhane namiyle pek meşhur bir
şehir vardı ki, Akpınar'dan görünen Tavşan Tepe'nin, adını buradan aldığı zannolunuyor. Toşhan, önceleri önemsiz bir yer iken
Asur hükümdarları bu havaliyi istilâ ettikleri zaman burasını
tahkim etmiş ve mabedlerle süslemişler ve Dicle'nin kuzeyine
geçmek için burasını hareket merkezi kabul etmişlerdi. O zamanlar istilâ orduları için bu havalide Dicle'nin iki geçidi vardı :
birisi burada, diğeri de Amida'nın kuzeyinde idi. Savur taraf_ 4 _
lama Hamana ve Beşiri havalisine Dirra/Dirya/ = Darya deniliyordu ve şimdiki Savur kasabası Şura/ = Suru ismi ile o zaman da mevcuttu.
Meyyâfarikin'in kuzey taraflarında İşpilibriya denilen sağlam bir kale vardı ki yeri iyi bilinmiyor. Batman suyu kaynaklarına Karya/ = Harya ve İsua deniliyor ve ikisine birden Kuvartas adı da veriliyordu. Lice kazasında Hataro adlı bir şehir
vardı. M ad en ovası Alzular/ = Alziler'e aiddi. O zamanın pek
meşhur bir şehri olan Damdamuza kasabası ile Urarhinas şatosu, Maden ovası arazisindeydi. Bunların yeri de doğru olarak
bulunamıyor. Urarhinas şatosu Yanarı dağının tepesindeydi. Supnat suyu ile Fırat arasında Tel al u namında bir kasaba olduğu
anlaşılıyor ve bunun da Gölcük havalisinde bulunduğuna ihtimal veriliyor. Diyarbakır'ın batı taraflarına Purro-Kuzzi ve Siverek taraflarına Halzi-Luka/ = Halzi-Dipka deniliyordu. Şupriya
denilen, üzümü ve şarabı bol, hayvan bakımından zengin bir kasaba, bazıları tarafından bugünkü Çermi'k'in yerinde gösteriliyor.
Halzi-Luka'nın merkezi olan ve bir kalesi bulunan Kinabu şehri
de Siverek şehrinin yerine konuluyor.
Şimdi Birecik denilen Til-Barsip kasabasının kuzeyinde Fırat'ın dirsek teşkil ettiği yerlere yani Rum Kale havalisine
Şuap ve bunun kuzeyinde, Dicle'nin öte tarafındaki yerlere,
Samsat/ = Simsat cihetlerine de Urume deniliyordu.
Komu'k Eli güneyinden Bit-Adini ve Bit-Bahyani ile sınırlı
idi; Bit-Adini özellikle Fırat ile Papih (= Belin) ırmağı arasındaki yerlerdi. Şimdiki Urfa havalisine Tul-Adini/ = Tu<l-Abni derlerdi. Harran bu tarafların en büyük ve mukaddes şehri ve Sin
tapınağının merkezi idi. Urfa (— Ruha) şehri daha meydanda
yoktu veya ehemmiyetsiz bir yerdi. Bit-Bahyani; Habur suyundan Karmış denilen Cağ-Cağ suyuna kadar olan yerlere yâni
Resülayn havalisi ile bunun doğu ve batı taraflarına denilirdi.
— 5 —
Komuk Eli bu topraklar içinde doğuda ve kuzey-doğuda Kirhular ile sınır dostu ve müttefik idi.
Şimdiki Harput sancağında, sanıldığına göre Hitit soyundan bir takım kabileler oturuyorlardı. Malatya taraflarına HaniGalbat deniliyordu. Koımuklar, bu taraftan Milidiler, Musikiler ve
Muşkiler'in kabilesi gibi görünen Kaşkiler ile hem-hudut idi. Bu
kabileler Hitit uruğa mensup idiler. Güney sının yani el-Cezîre
ovası, muhtelif isimlerdeki Aramî kabilelerin gezip dolaştıkları yer idi. Komuk Eli'ne ve civarına ait diğer bir çok isimler
daha varsa da bunlar sırası geldiklerinde anılacak ve izah edilecektir.
Komuk Eli'nin bu isimleri İranlılar'ın ve İskender'in istilâlarından itibaren hemen ortadan siliniyor ve yerlerine az-çok
veya tamamen farklı başka bir sürü isimler konuyor. Şimdilik
bunlardan bahsedecek değiliz.
Komuklar, bir zaman bütün Küçük Asya'ya sahip olan Hitit İmparatorluğu'nun çekirdeğini teşkil etmişlerdi (Maspero, c.
3, s. 110). Bunların kıyafetleri, örf ve âdetleri, orduları, siyasi
ve »millî idareleri, kısaca sosyal durumları hakkında bilgi bulunuyorsa da Hitit uruğunun temeli olduklarına bakılırsa Hititler'e
aid uygarlıkta bunların da payları olmak gerekir.
Diyarbakır vilâyetinden başka yerlerde çok gördüğümüz höyükler (= yapma tepeler), Komuklar'ın bir çok medenî eserlerini şimdilik bizden saklıyorlar.
Asıl Komuklar'ın tarihi, yazık ki M.Ö. 1070 yılından itibaren bilinmeye 'başlıyor. Asuriler, asıl Komuklar ile bundan önce
temas edemediklerinden, Asur kitabeleri Komuklar'ın daha eski zamanları için aradığımız malûmatı veremiyorlar.
Asıl Komuklar, Asurîler ile daha önce temasta bulunmamişlarsa da Komuk topluluğuna biraz sonra giren Supartilar'ın
(bunlar ihtimal Kabartaylar'dır. Çerkezistan'daki Kabartaylar da
— 6 —
aslen Kırım'dan çıkmış bir Türk eli'dir) Kaide ve Asurlular'Ia
tşmasları ve münasebetleri hemen M.Ö. 1370 yılında ve belki
daha önce başlamıştı. Bu tarihte Asur İmparatorluğu tahtını işgal eden Asur-Uballit'in, o sırada Mazı dağlarından Fırat yakınlarına ve ihtimal iki Fırat'a kadar Habur ile Belih suları arasındaki yerlerde oturan Supartılar'i, Asuriye'nin hüküm ve nüfuzu
altına aldığı; Budilo'nun (yaklaşık M.Ö. 1360 yılından 1290 yılına kadar hüküm sürmüştür) Suparti toprağından Habur suyunun Fırat'a döküldüğü noktaya doğru uzanan yerleri sulh karşılı*
ğı olarak Kaide devletinden -kopardığı; I. Rammanirari'nln (yaklaşık M.Ö. 1310 yılından 1290 yılına kadar hüküm sürmüştür) de
Supartiler'e karşı savaşlarda muzaffer olarak Yukarı Dicle'ye
yerleşebildiği ve seleflerinin, Supartiler üzerinde kurmuş oldukları nüfuz ve hakimiyeti takviye eylediği kayıtlıdır iki, tarihin bu
üç kaydından Supartiler'in bir zamanlar sınırı Habur suyuna
(Resülayn'deki Tel-Halef kazılarında bulunan bir dostum bana
o taraflarda Hititler'in hâkimiyetinden ve Mabara adlı birisinin
Tel-Halef'te Hitit ikrah olduğundan bahsetmiştir iki, Hititler'in
bu eserlerini orada, toprak üstüne çıkarılmış olarak da kendim
gördüm) dayanan ve belki bu suyun doğusuna da geçen Hitit
İmparatorluğu'nun doğu hududunda Kaldeliler'e (karşı biüleşmişken Hitit Devleti'nin parçalanması üzerine yabancı 'komşularının
hücumları ve Ramımanirari ordusunun şiddetli darbeleri önünde
ovayı büsbütün bırakarak Mazı dağlarına ve yukarı Dicle vadisine çekilmeye mecbur bulunduğu anlaşılıyor.
Asuriler tarih sahnesine çıktıkları zaman eski Büyük Hitit
İmparatorluğu'nda birlik ve beraberlik (kalmamıştı. Gerçi asıl Hatti (= Hatay) uruğu Toros dağlan güneyinde Sacir vadisinde yine varlık göstermekte devam ediyor ise de esasen birer kıra!
selâhiyetini haiz valiler, artık hemen birbirini tanımaz olmuş;
bu koca devlet küçük küçük emirliklere ayrılmıştı. Bunlardan
Kargamış'a sahip olan en önemlisi, öteki küçük emirlikler üzerinde gerçek bir hegemonya kurmak istiyor ve «Hatti Hüküm— 7 —
darı» unvanını takınmak hakkını kendisine mahsus kılıyordu.
Ötekiler de normal olarak bunu çekemiyorlar, bu yüzden aralarında uyuşmazlıklar hatta çarpışmalar eksik olmuyordu. Kendisini «müstakil» gören her küçük Hitit Eli, yakınındaki ufak elleri zorla tabiyeti altına alarak hepsinin üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmaktan vazgeçmiyordu. Komuklar'ın Fırat batısına
taşmalarının ve Malatya bölgesindeki Muşkiler'in de Kaşkiler'Ie
birlikte bunları kovmak ve yerlerini almak için uğraşnnalannm
sebebi bunda aranmalıdır.
İşte Asuriye, Komuk Eli'ne böyle zayıf ve buhranlı bir za*
manda tecavüze başlamış ve bir aile kişileri arasında bile her
türlü mantıkî düşünce ve hareketleri unutturan böyle günlerde,
kabileleri hatta kişileri birbirine düşürerek onları, gittikçe daha çok parçalamak, güçsüz bıraktıktan sonra kendisine tabi olmaya mecbur etmek istemişti.
Asur hükümdarları bu teşebbüsleriyle Supartiler'in bir zaman için soydaşları Komuklar'la birleşmelerine mani olmuşlar
ve kendilerini bir aralık Supartiler'in ımetbu'u olarak da tanıtmışlardı.
Komuklar ile Supartiler'in güçsüz ve halsiz zamanlarında
buralara saldıranlar yalnız Asurlular değildi. Hitit İmparatorluğu tebası iken şimdi hâkim olmaya çalışan Aramî kabileleri bu
sırada meydanı boş bularak Dicle vadisine doğru yaklaşmaya
başlamışlar ve Supartiler'in bıraktıkları yerleri ellerine geçirmek için bunları kovalamaya ve Asuriye ile yarış etmeye kalkışmışlardı. Aramî kabilelerinin bu maksat uğrunda Kirhular'Ia
ve o zaman Toşhana civarında bulunduğu anlaşılan Rurriler'le
aralarının bozulmuş olduğu tarihte kayıtlıdır.
Asuriye tahtında I. Rammanirari'ye halef olan I. Salmanasar (yaklaşık M.Ö. 1290 yılma kadar hüküm sürmüştür) bu saldırgan Aramîler'i birer birer vurduktan sonra, onların tarafını
tutmuş olan Kirhular'ın ve Rurriler'in üzerine yürümüştü. Hatta
— 8 —
Sâlmanasar'ın, bu seferlerinin birinde Fırat'ın batısına geçtiği
ve Komuk Eli'nde askerî 'kuruluşlar halinde bazı (koloniler tesis
ettiği de söyleniyor ki (Sâimanasar'ın o zamanki Amida harabelerinden birinde tunçtan, güzel bir kılıcı bölünmüştür ki bunun burada bir mabede vakfedilmiş olduğuna ihtimal veriliyor)
rivayete göre Damdamuza (sanıldığına göre Ergani'dir) ve Kinabu (Siverek kasabası) bu zamanlardan kalmış oluyor.
Sâimanasar'ın 'bu harekâtı, pek kuvvetli ıbir ordu ile yapılmış bir gezintiden başka bir şey değildi. Asuriye hükümeti Toşhana, Damdamuza, Kinabu »kasabalarını daimî birer kuvvetle işgal ederek ancak ilerisi için buralarda kendisine birer istinad
noktası sağlayabilmişti. Sonraları bu kolonilerden bazılarının
Asuriye'yi tanımayarak (a. e. c. 3, s. 19) Komuklar'la birleştiğini; Amida, Damdamuza ve varsa başka koloniler muhafızlarının
dağıldıklarını ve çoğunun Şupriya (sanıldığına göre Çermik) taraflarına iltica ettiğini (s. 20); Mazı dağları ahalisinin ve reislerinin Asuriye süzerenliğini / = Sözren / (Süzeren, sözren / suzerain / tarihte bir tabirdir. Metbu' manasindadır. Tabi olana
«vassal» denir) ancak ismen tanıdıklarını (c. 3, s. 21) ve yalnız
şiddetli bir darbe yedikleri zaman görünüşte itaat gösterip bu
etki kaybolunca yine, hiç bir şey olmamış gibi serbest kaldıklarını aşağıda göreceğiz kî, bu hal Salmanasar seferlerinin buralarda devamlı sonuçlar vermediğini açıklar.
Hakikatte, Salmanasar'dan sonraki zamanlarda postalar veya kervanlar Kaşyarı (= Mazı dağlarıj'nm güney eteklerine kadar az-çok bir emniyetle gelebildikleri halde Mazı dağı ormanlarının dar geoitlerine ve sarp yollarına insanlar korka korka girebiliyorlar ve buralarda oturan ahali onları yakaladıkları yerde
soyup öldürüyorlardı. Hatta Asuriye hükümdarı bile Ninova'dan
Amlda'ya ancak, yanına kuvvetli bir ordu alarak yolculuk edebiliyordu'{c.-3, s. 21, 22); bu tafsilât ilk Asurî istilâsının hakikatte Komuk Eli'nde ne gibi sonuçlar vermiş olabileceğini anlatmaya kâfidir. Zaten Asuriye tarihinde itiraf edilmiş bir mağlu— 9
biyet kaydı bulmak zordur. Suriye'de cereyan eden Karkar savaşı buna en büyük bir şahittir ki (c. 3, s. 71) bu savaşlarda
mağilub oldukları halde galibiyeti yine kendilerine maletmişlerdir.
Asuriler'in bu ilk istilâlarında Komuklar, Asur hükümdarına itaat göstermişseler, bur Kirhular'in duçar oldukları kötü sonuçtan sakınmak ve istilâ ordusunu savunmaya kadar tunç takımlar, boğalar, koyunlar, şarap küpleri gibi hediyelerle, Asur
hükümdarlarını aldatmaktan başka bir şey değildi. İlerde, AsurNas/irpal'in dağılmış kolonilerin halkını Toşhana'da toplamış olduğunu da göreceğiz. Bu tedbiri düşünmüş olmalarımın sebebi,
bu halkı daha sonraları bir yerde barındırmalarının çok zor olduğunu tecrübe etmiş olmalarıdır.
Asuriye tahtında II. Salımanasar'a halef olan Töktd-ti-Ninip-ki
buna Tugilat-Samdan da diyorlar- (M.Ö. 1280 veya 1260fda tahta
geçmişti. İlk Asur 'krallarının tahta geçişleri hakkında değişik
taniîhler gösteriliyor. Bu yüzden daha önce «yaklaşık» demiştik.
M.M. Leemans, Tuglat-Samdan'ın tahta geçişini 1280 yılı olarak kaydettiği halde «Kaide ve Asur» isimli arapça tarih, galiba İngiliz doğubilimcisini taklid ederek bunu 1260 yılı olarak
kabul etmiştir) Babil'i zaptedecek, Akad-Sümiz «vali» unvanını
alacak kadar kudretli bir hükümdar olduğu halde idaresinin son
günlerinde, Asuriye iç aykırılıklar içinde yuvarlanmış ve kendisi de ihtilâlciler tarafından öldürülmüştü. Oğulları arasında taht
kavgası için açılan ve altı yıl kadar uzayan iç savaş, Asurtiye'yi
yüksolmiş olduğu mevkiden bir anda düşürmüş ve hatta bu sırada Kaide devleti, Asur devletine karşı üstün bir durum göstermeye bile başlamıştı.
Komuk Eli'nin daha iyi tanınmaya başladığı şu sıralarda Hititler, eski zorlu günlerinden bir iz bile kalmamış derecede küçük ve rakip hükümetlere daha çak ayrılmış bulunuyorlar. Kargamiş'taki Hatti kralından başka Anadolu içinde bunlardan hemen adım başında, müstakil bir hükümete, serbest bir kabileye,
— 10-
başıboş bir topluluğa tesadüf olunuyor. Fırat kenarlarından Karadeniz'e kadar yerlerde de yine bunlardan yirmi üç kral Ink ve
altmış kadar müstakil reis sayılıyor. Ve irili ufaklı topluluklar
içinde o zamana kadar işitilmedik isimler duyuluyor. Bunlar organik bağlarını imparatorluk devrinde olduğu gibi koruyorlar ve
aralarındaki devamlı kavgalara rağmen genel ve müşterek bir
düşman karşısında, bir kumanda altında pek çabuk toplanabiliyorlar ve o zaman dedikoduları da unutuyorlardı. Hepsi çelik gibi sert bünyeli birer asker babası olan bu toplulukların insanları madencilik ile oldukça zengindiler. Soyları bir olan bu topluluklar içinde «ilhanlık» için ortaya atılmış ve komşularını tabiiyet ve itaatleri altına alarak kendisine genişçe bir nüfuz sahası edinmiş olanları da eksik değildi. Ancak bu hegemonya kuvvetli bir krallık teşkil edebilecek derecede uzun bir zaman süremezdi.
Fırat'ın ötesinde Komuklar'a batıdan ve kuzeybatıdan komşu olan Kaşkiler bu suretle büyümüş hanlardan biri idi ki Malatya taraflarındaki Muidi veya Milidular'ı (Malatya ismi bu kabilenin adından alınmıştır) da elleri altına aldıktan sonra Hatti
hükümeti ile halef olmak sevdasına kapılmış ve Komujclar'la
«ilhanlık» müsabakasına girişmişlerdi. Bu yarış 'neticesinde Komuk Eli M.Ö. 1170 yılına doğru Kaşkiler'in şiddetli bir hücumuna maruz kaldı ve üstün kuvvetler önünde bir müddet için
hâkimiyetlerim kaybettiler. Galip Kaşkiler yukarı Dicle ve yukarı Belih havzalarında yerleştiler, AIzi ve Purro-Kuzzi nahiyelerini de ele geçirdiler ki Alman doğubilimcilerinden HommePin
hesap ve tahminine göre bu sırada Asuriye krallığı tahtında
Asur-Dan bulunuyordu (Maspero, c. 3, s. 616, n. 1).
Kaşkiler, Komuk Eli'ne saldırdıkları sırada batı eI-Cezîrefde
Bit-Adin-i denilen Aramî Krallığı (Bit-Adini .krallığının başkenti
Ti!-Barsip'ti ki şimdiki Birecik şehridir, Bit-Adini'den önce oralarda Mitani adlı Mr hükümet vardı.), Komuk EH ile Kargamış'taki Hatti krallığı arasına girmiş ve Bit-Zamani adlı bir Arami ka— 11 —
bilesi de Belih kaynağı ile Fırat nehri arasına yerleşmişti (a e. c.
3, s. 33). Aşağıdaki olaylarda Kaşkiler'in Komuklar'ı yalnız hâkimiyet ve 'ittifakları altına almakla yetindikleri ve Komilik krallarını topraklarında serbest bırakarak, gerektiğinde askerle yardım etmek şartı ile kendileriyle anlaşma yaptıkları anlaşılıyor.
Bir istilâ sonucunda artık Hani-Galbat ve Komuk arazisi
Muşkiler'in ilhanlığı altında, birleşmiş beş krallık olarak (beş
kralın kimler olduğu kaynak kitabımızda «Maspero'nun adı geçen kitabı» açıklanmamış ise de olayların hikâyesinden, bunlardan birinin Komuk kralı olduğu anlaşılıyor) idare olunmaya başlamıştı (c. 3, s. 643).
Hatti uruğuna (kabilesine) mensup Kaşkiler'in (Kaşki/Koşkular, sanıldığına göre Kafkas dağlarının orta kısmında oturan
Koşhalar'dır. Çenkesler, bunları kendilerinden 'kabul ediyorlar)
dört bin kişi olarak Komuk El i'ne göç etmeleri, Muşko/MuşkiIer'in bu istilâ devresine tesadüf ediyor ve hatta Koşıkovarlar'ın
bu istilâdan biraz sonra Aramîler'le karışık olarak Supartilar'ın
üzerine yürüdükleri ve onlardan bir kısım arazi ele geçirdikleni
kaydolunuyor ki bu olay Supartılar'ın Kaşko ve Arami muhacirlerini rahatsız etmeleri neticesi, savaş olmuşa benziyor.
Bu sıralarda Kali-Teşup-Sarupi adında biri Komuklar'ın 'kralı idi. Asuriye'nin zayıf bir zamanında (bu sırada Asuriye Babil
ile çarpışmakta ve şimdiki Bağdad'ın kuzeybatı taraflarındaki
«Ahlime» çetelerini dağıtmakla meşgul bulunmakta idi. Moşko/
Muşkiler, Asuriye'nin bu meşguliyet içinde bulundukları zamandan istifade etmişlerdi) yukarı Dicle'den, yukarı Belih havzalarında kurulan «Birleşmiş Krallar Heyeti», esasen Komuklar'm
dostu bulunan Kirhular'ı da ittifakları altına alarak Kaşyan dağlarından hemen ovaya İnecekmiş gibi Asuriye'ye karşı tehditkâr bir durum almıştı.
Fakat 'bu sırada Asuriye tahtına geçen (M.Ö. 1115) I. TiglatPüeser (kitabelerde «Togulti-Paleşarar» diye yazılıyor) daha ön— 12 —
ce davranarak bu durumu kısmen değiştirebildi. Asuriler'in yılmaz bir savaş adamı olan bu zat, müttefikleri ansızın basmak
ümidiyle, ıkendi ifadesine göre, tahta geçişinden birkaç hafta
sonra başkentinden (Asuriye başkenti Şergat civarında, Elasur'da idi. I. Salmanasar bunu daha kuzeyde Belih'e nakle başlamıştı ki Haımmamali/Hammam-i Ali karşısında Zap suyunun
Dicle'ye döküldüğü köşedir.) hareket etti. Şimdiki Sincar-Nusaybin - Mardin yolundan (bu yo! sonraları Romalılar'ın el-Cezîre'ye inen en işlek yolu olmuştu) süratle ilerledi; Kaşyarı dağını tırmandı; Komuklar'm göbeğine şiddetle hücum etti (Maspero, bu savaşın Kuruçay havalisinde meydana geldiğini tahmıin
ediyor. Kuruçay, Karacadağ'dan inip Dilaver köprüsü altından
geçen ve Kara Köprü'ye gelmeden önce başka bir ıkolla birleşen
nehirdir (c. 3, s. 663, dipnot.) Buradaki savaş hattının sağ tarafı
Asuriler'in müstahkem mevkii olan Toşhana kasabasına dayandığından, nehrin dar boğazlarından çukıhnca önce buraya girmek
icap edeceğine göre, bu savaşın Kuruçay havalisinde cereyan
ettiği ihtimali kuvvetlidir. Tiglat-Pileser, orada beş 'kral kumandasında, kendisini sabırla'bekleyen yirmi bin kişiyi ilk hamlede
dağıttı; her tarafı yağmaladı. Esirlerin başlarını kesti, şehirlerin etrafına duvar gibi yığdı. Kaçanları da dağlarda, derelerde
şiddetle takip etti. Nihayet, içlerinden sağ kalan ve silâhlarını
bırakan altı bin kadarını esir aldı, Asuriye'ye gönderdi. Bu sırada Komuk «krali bulunan Kaii-Teşup'un oğlu olan Kili-Teşup, karılan, çocukları, hazinesi ve mabudlan ile Tiglat-Pileser'in eline
düştü (Kali-Teşup'un oğlu Kili-Teşup'un Komuk kralı olduğu,
Maspero'nun kitabının c. 2, s. 635'te 1 no.'lu dipnotta açıklanmıştır). Arapça yazılmış olan «Kaide ve Asur» isimli tarih, Maspero'yu ana kaynak kabul etmiş olduğu halde bu açıklamayı görememiş olacak ki Kili-Teşup'u (Kirhular'ın kralı zannetmiştir.
Gerek bu iki isim, gerek diğer isimlerdeki « T e ş u p » eki
«Yertino» ismindeki şahsın ispatına göre mabud «Teşup Nessupas Tiniruyu Ne Şupupimin» ismidir ki, Hititler'in bir mabudu
— 13 —
idi (c. 2, s. 644, n. 1). Bundan anlıyoruz ki Komuk hükümdarları
ve belki büyük adamları da Asuriyeliler gibi, kendi adlarına mabud Teşup'un adını almak istiyorlardı). Artık Komuklar başsız
kaldılar, parçalandılar; her kabile bir tarafa dağıldı. Komuklar'in
Moşku/Muşkiler'den ayrılan bir kısmı Dicle'nin öte tarafında
Şirişa (Batman suyu havalisinde, Silvan ile Akdağ arasındaki
hava İM e gösteriliyor ki bu aralıkta Lice'den başka böyle bir yer
görülmüyor. Lice kelimesi, ihtimal telaffuz bozulması olarak,
baştan «şin» harfinin düşmesinden sonra kalan «rişa» harflerinin değiştirilımiş bir şeklidir. Buradan Yanan dağına geçiş de
bunu hatırlatıyor) kalesi yanında, ormanlarla sarp tepelerin teşkil ettikleri tabii örtüler gerisine sığındı. Diğer kısmı da ŞariTeşup adlı bir reisin kumandası altında Yanan dağına doğru,
kuzeye çekilmişti (Şari-Teşup, Hatu-Şaru adlı birinin oğludur ki,
Kali-Teşup ailesine yakınlığı olması akla gelebilir). KomuJoIar'm
asıl büyük kısmı, müttefikleri ile birlikte batıya ve Karacadağ'ın
savunmaya elverişli yerlerine çekilip yeniden mevzi almışlardı.
Kurhiler de bu sırada Komuklar'ın imdadına gelmişlerdi.
Tiglat-Pileser önce Şirişa kalesi tarafına gidenleri taklip etti. Buralarda piyadesi ve savaş arabaları için, baltalarla yol açtırdı. Komuklar'ın üzerine bir hücum daha yaptı. Kendi ifadesine
göre hepsini kılıçtan geçirdi. Sonra, bunların imdadına koşan
Korhi/Kirhular'ın üzerine döndü, onları da tamamen yok etti.
Komuk kralı Kiii-Teşup, bu harekâtın devamı müddetince TiglatPileser'in yanında esir olarak gezdirildi. Nihayet ıbu kral da karıları, çocukları, hazinesi ve mabudlariyla birlikte Asuriyetye
gönderildi.
Tiglat-Pileser Dicle'nin doğusundaki işlerini bitirdikten sonra tekrar hazırlandı. Amida (= Diyarbakır) önünden Dicle'min
sağ sahiline geçti ve Yanarı dağının tepesindeki Urar-Hinas şatosuna hücum etti (Urar-Hinas veya Urhilna denince önceleri
Argaba isimli Ergani kasabası hatıra geliyor. Bu halde Yanan
dağı da Zülkefil dağı oluyor). Komşularının kötü talihini ve ih— 14 —
timal reisleri Şari-Teşup'un zaafını görüp ümitsiz 'kalan halk,
mabutlarının putlarını alıp, 'kale yakınındaki suk çalılıklara dağıldılar.
Saray halkı 'ile yalnız «kalan Şari-Teşup, bazı akılsız başlarda görüldüğü gibi hazinesinden, mallarından ayrılmadı; halkını
feda etti. Tiglat-Pileser'in ifadesine göre, İmparatoru karşıladı,
huzurunda diz çöktü, yalvardı; oğullarını ve ailesinin erkekleri*
ni rehin olarak verdi. Sonra, altınlarını, bakırlarını, yüz yirmi
kölesini ve sürülerinin hepsini teslim etti. Bunun üzerine Tiglat-Pileser, Asur.iye'ye tabi ve mutî kalımak şartiyle, prensliğini
koruması nasihatında bulundu. Tiglat-Pileser: «Diğer müttefikler de onun gibi lütuf ve imana nail oldular» diyorsa da bu söz
inanılır bir ağızdan çıkmışa benzemiyor.
Bu sonuçlan elde eden Asuriye imparatoru buralarda başını daha fazla derde sokmak istemedi. Elde ettiği ganimetlerden, mabutların hisselerini ayırdıktan sonra doğuya doğru çekildi, gitti. Bu tafsilatı okuyanlar artuk Komuk El i'nin ortadan silinmiş olduğunu sanırlar. Fakat hatırlara geldiği gibi, bütün «el»
Asuriye'nin eline geçmiş değildi. İmparator batıya, Kaşyarı dağları üzerine çekilen müttefikleri takibe cesaret edememiş, yalnız Komuk'un kuzey ve doğu kısmını itaat altına almakla yetinmeye mecbur olmuştu. Fırat'a arka veren yerler, Kaşyarı dağlarının batı yanları henüz düşman eline geçmemişti (c. 2, s. 645f
te bu cesaretsizliğin, İmparatorun bu yıl Komuk Eli'nde ilerlemek 'için ne büyük zorluklara maruz kaldığı izah edilir).
Tiglat-Pileser'in söylediğine göre Komuk El'i M.Ö. 1114 tarihinde tamamen Asuriye idaresine girmiş oluyor. Geçen yıl
buralardan hırsını alamayan imparator, bu yıl Kaşyarı dağlarının batı tepeleri üzerinde ve Fırat'a arka veren yerlerde tekrar savaşlar yapmış ve kazandığı başarılardan şaşıran Alzi ve
Purro-Kuzzi ahalisinin savaşmadan teslim olduklarından; Kaşkolar'la Uromeler'in daha çok mukavemet göstermeyip silahla-
rıni bırakarak aşiretlerinin bütün servetlerini ve yüz yirmi savaş arabasını takdim ederek boyun eğdiklerinden bahsediyor
ve bunları da Asuriye'ye gönderdiğini söylüyor.
Fakat yine kendi ifadesine göre başka bölgelerin ahalisi bu
kadar kolay itaat etmemişler, en sarp yerlerde savunmaya hazırlanmışlar. İmparator, üzerlerine ihtiyatla yürümüş, onları yerlerinden çıkarmış, sonunda hepsi de teslim olmuşlar. Üzerlerinde yıllık vergi kesmiş ve Komuk Eli'niri işini tamamladıktan
sonra, Batman suyu havzasına ve daha doğuya ve kuzeye doğru ilerlemiş. Korhi kuvvetlerini tamamen mağlup etmiş. Hinas
(Horas ?)'ta oturan İşua ve Daryalar'ın geri kalanlarını da bu
zafer sonucunda Asuriye ta'biyyetine sokmuş, artiik bu bölgeler,
ifadesine göre o hale gelmiş... Ertesi yıl yeniden harekete başladığı zaman gerek Komuk ve gerek komşusu Korhi'yi pek sakin bir halde bulmuş ve buralar için hiç bir tedbire ve ihtiyata
lüzum görmeden kuzeye doğru istilâ hareketine devam edebilmiş.
Tiglat-Pileser'in Komuk Eli'ne yaptığı iki seferin maliyeti ve
neticesi hakkında ıkaynak eserimiz diyor ki (c. 2, s. 642):
«... devrilmiş kitabelerin şahitliği üzerine hatırımıza geliyordu
ki, seferler daima kanlı olamazdı. Ve tarihteki tahribat o kadar
dehşetli değildi. Asuriye hükümdarları bir yerde on veya on beş
gün oturmuş oldukları zaman oranın mahvolduğunu, kabilelerinin bitiremediği müstahkem kasabalarından yardım yapıldığını...
iki-üç bin esir toplandığını seve seve naklederlerdi». Yine onların kendi seferlerine dair, her dediklerine körü körüne inanırsak yarım asırdan az zaman içinde Yukarı Dicle ve Orta Fırat
havzalarının hemen çöle döndüğüne inanmamız lâzım gelir. Halbuki onların hikâyelerinden birinde o semtlere gidişimizde, oralarda kumandanları; istilâcılara pek büyük zorluklar çıkaran bir
çok kalabalık yerler ve kuvvetli hükümetler buluyoruz. Gerçekte bu seferlerin pek çoğu süreksiz akınlardan, devamsız vurgun— 16 —
landan başka bir şey değildi. Bir baskınla şaşıran düşman, mabutlarıyia ve hazinesinin veya hayvanlarının bir kısmı ile ormanlara veya dağlara sığınıyor. Bu suretle mabutlarını ve mallarını muhafaza ediyorlar... Fırtına sükûnet bulunca tekrar aşağıya iniyor, yine her zamanki işlerine başlıyorlardı. Asuriye başarıları (iddia olunan neticeleri pek nadir olarak meydana getiriyordu. Bu galibiyetler, hemen her savaşta onların pek kısa
bir zaman tekrar savaşa başlamaları 'için 'kâfi kuvvet bırakıyordu. Bu bölgelerin istilâ olunan yerlerine hükümdarların sağladığı şan ve şeref ve hakimiyet pek geçici idi. Bir isyan Asuriye'yi sarsıyor; bir çöküntü onu tamamen mahvolmak, imparatorluğu asıl Asuriye sınırına mümhasır kalacak şekilde daraltmak,
küçültmek tehlikesine maruz bırakıyordu.
Doğubilimci Maspero, Asuriye fatihinin farfara hayatını
şöyle anlatıyor (c. 3, s. 646, dipnot) : «I. Tiglat-Pileser saltanatının birinci yılında bütün Komuk'u zaptetti; yaktı, yıktı; şehirleri ahalisiz bıraktı. Dağlara sığınan Komuklar'dan arta (kalanların çoğunu katletti. Bundan sonraki ikinci seferinde yeniden
kırları yağmaladı, yaktı, şehirleri boşalttı. Ve ahalisinin dağlara
sığman bir kısmını tekrar kılıçtan geçirdi, ikatletti. Tiglat-Pileser
mağlup ettiği memleketlerin veya (kavimlerin pek çoğu hakkında da aynı şeyleri söylüyor. Fakat onun iddia ettiğinin aksine,
tahribi takip eden yıllar zarfında, yenilmiş olanlar, savaş meydanında, eskisinden daha kuvvetli ve daha inatçı olarak yeniden görünüyor I ar».
Bu izahat son Asuriye istilâsının ne netice vermiş olduğunun açıklamaya yetiyor.
Tiglat-Pileser'in Komuk zaferi Moşku/Muşkiler'in, Kormik
üzerindeki hâkimiyetine son vermiş fakat buna karşı Komuk Eli,
Asuriye'yö gönülsüz, isteksiz bağlanır olmuştu.
Bu istilâyı takip eden yıllar içinde Nirdun, Nirbo ve Şupriya ile Fırat üzerindeki Urume, asıl Komuk hükümdanlarmın yanı
— 17 —
başında bağımsız bir emirlik olarak meydana çıkıyor ki, bu durum Komuk ElıPn-d-e birliğin pök çok sarsıldığına, (kral Kinineşun'un esaretinden sonra kabile reislerinin kendi başlarına harekete, kendi hesaplarına çalışmaya başladıklarına ve Komuk
tahtında şimdilik tesir ve nüfuzdan mahrum bir hükümdar olduğuna delalet ediyor. Maspero, Asuriye istilâsından bahsederken diyor ki (c. 3, s. 650-651) : «Her ellerden biri isyandan sonra kazıklanmış ve öldürülmüşse o aileden yabancı bir kimse
krala hizmet ediyordu. Öldürülen hükümdarın oğullarından yahut akrabası arasında yaşı ve yakınlıkça alâka derecesi
kendisini saltanata davet eden kimse kral seçilir ve dumanı tüten enkaz üzerindeki hükümdarlık makamına oturuyordu. Bundan anlıyoruz ki keyfi şekilde halef dlan Komuk hükümdarı, Kali-Teşup ailesine mensuptu ve ihtimal ki bu halef Kali-Teşup idi.
Komuk hükümdarlarından ve reislerinden hürmet ve tazim
görmeye ve hediye kabilinden vergileni muntazaman almaya başlayan Asuriler artık TigIatjPileser'in ve belki bir müddet için de
halefinin zamanlarına münhasır kalmak üzere Komuk-Eli'ni tamamen benimsemişi erdi. Fakat (c. 3, s. 640-641) yine Komuklar'ı millî ve dinî ayinlerinde tamamen serbest bırakmışlar, ilik
teşkilâta asla dönmemişler, Komuk hükümdarını kendi hallerine
terketmiş I erdi.
Komuklar'ın yirmi yıl kadar süren mahkûmiyetleri tamamen sükûn ve miskinlik içinde geçmemiştir. Yabancılara hiç
de mecbur olmadıkları vergileri vermek, imparatorların başkentlerinde yapılacak saraylar ve mabetler için devamlı olarak
istedikleri sert taşları, mermerleri ve keresteleri, muntazam
tomruklar halinde kestikten sonra keleklerle, ücretsiz taşımak
ve bakır ocaklarında, daha çok Asuriye çıkarlarına çalışmak ve
büyük Komuk şehirlerinde Asuriye göçmenlerinin yerleştirildiklerini görmek, buna karşı başkent ve büyük şehirlerde çoğalan
Komuk esirlerinin sert kırbaçlar altında inleye inleye, ağır işlerde çalıştırıldıklarını, Kali-Teşup ailesinin ve esir düşen Ko— 18 —
muk 'mabutlarının yabancı ve .kirli ellerde tahkir ve teşhir edildiklerini işitmek; hiç tanımadıkları Asuriye mabutlarına Komuk
şehirlerinde ve belki de mukaddes Komuk mabedlerinde yer vermek ve şüphesiz onlara Komuk mabudları derecesinde hürmet
nezaketini göstermeye çalışmak hürriyete âşık olan Komuk
Türkleni'nin uzun zaman tahammül edebilecekleri şeylerden değildi. Halk yabancı imparatorların her dediğini yapmak küçüklüğüne katlanan reislerine hakir nazarlarla bakmakta ve hükümdarla reisler de halk yanındaki şeref ve itibarlarının gittikçe
azalmakta olduğunu hissetmekteydi.
İmparatorların gösterdikleri şiddet ve çapulları; kumandanlarının zorbaca tavır ve vaziyetleri bu hallere yüklenince hükümdar, reisler ve halk kaplarına sığamaz oluyonlar ve bunun öcünü
bir gün önce almak için fırsat gözlüyorlardi.
Bu aşağılık sonuç yalnız Komuklar için değildi. Komşuları
ve felâketli günlerde daima yoldaşları olan Kirhular, Fırat'ın batısında Asuriye Boyunduruğu'na tutulmuş başka Hitit hükümet
ve topluluklarının halleri de hemen hemen böyleydi. Bu sebepten yalnız Komuk ülkesinde değil, kuzeyde ve batıdaki ülkelerde de Asuriye boyunduruğunu atmak için münasip bir zamanın
doğması sabırsızlıkla bekleniyordu.
Komuklar o zamanın en iyi ve en son silahlarıyla, mükemmel savaşçıları ve »baltacılariyla donanmış bulunan Asuriye ordusunda büyük bir kudret, kendilerinde ise biraz maddi düşkünlük görüyorlardı. Fakat gerçekte Tiglat-Pileser ordusu, inatçı
ve muharip dağlılarda üç yıl ardı ardına yaptığı çarpışmalar neticesinde pek büyük kayıplara uğramış; pek yorulmuş, topluluklarında düzen kalmamıştı.
İmparator bu ordunun düzenlenmesine ve pek azalan mevcudiyetin ikmaline iki yıl kadar bir zaman ayırmaya mecbur olmuş; bu zaman zarfında Komuklar'la Kidıular'ın semtlerine uğ•19—
ramamak ve bunları garnizonlar kontrolunda bırakmamak mecburiyetinde kalmıştı.
İmparator, Komuklar'la müttefiklerinin artık itaatte kusur
etmiyeceklerini, bundan sonra Asuriye'nin pek sadık tabileri sırasına geçmiş bulunduklarını zannetmiş ve belki buna kani de
olmuştu. Halbuki iş Tiglat-Pileser'in sandığı ve düşüncesi gibi
değildi. Buralarda bir fırtına daha kopacak, imparator buralarını belki bir kaç defa daha ziyarete mecbur kalacaktı.
Asuriye ordusunun düzenlenmesiyle geçen sükûnet devresinde Komuklar'la müttefikleri denin bir nefes aldılar. Toplanmaları pek çabuk olan ve mevcutlarının azlığı; arazinin sarplığı ile pek kolay telafi edilebilen küçük ordularını düzelttiler.
Yeni planlarını çizdiler. Patlamak için ufak bir kıvılcımın parlamasını bekler oldular.
Tiglat-Pileser, ordusunun düzenlenmesiyle meşgul bulunduğu zaman bile hareketsiz kalmamıştı. Henüz buralara uğramak
mevsimi gelmediğinden el-Cezîre'nin batı taraflarında biraz dolaştıktan sonra Fırat'ın batısına geçmiş, kendisini rahatsız eden
Koman i Türkleri 'n in üzerine yürümüş, bunları kuzeye doğru kovalayarak, Malatya havalıisine kadar gelmiş ve bu dolasmalanyla
Komuklar'a gözdağı vermek istemişti (Komaniler yahut Kemanlar şimdiki Zeytun/Zeitun havalisinde idiler. Türk tarihinde Kom-Iıık/Komok adlı çeşitli eller vardır).
Fakat bu gösteri dolaşmaları hakikatte Komuk ve Kirhular'
dan hiç kimseyi korkutmamiştı. Her taraf, sükûn ve itaat perdesi altında, noksanlarını gizli gizli tamamlamaya çalışıyor ve
imparatorun dikkat nazarını çekecek hallerden sakınııyordu.
Bir aralık beklenilen gün gelir gibi olmuştu; Tiglat-Pileser,
Suriye'de gururlu bir savaş gezintisi yaptığı ve kendisinden ürken Mısır hükümdarı ile dostane münasebete giriştiği sıralarda
kuzey taraflarda kıyamet kopmuş, Asuriye'nin haşmetli impa— 20 —
ratoru hemen Suriye'yi terkederek kuzeye doğru bir harekete
mecbur kalmıştı.
Fakat pek iyi tertip ve idare edilememiş olduğu anlaşılan
bu ayaklanma, Tiglat-Pileser'in süratle hareketi sebebiyle beklenilen sonucu verememişti.
Bu ayaklanmalarda Asuniye İmparatoru, Supnat kaynakları
civarına kadar gelmiş; (Supnat suyu Dicle'nin kuzeyden gelen
koludur) orada bir kaya üzerine zafer hatırası olarak, kendisinin kabartma bir suretini kazdırmış ve bu suretin bir tarafına
da «Akdeniz'den Büyük Nairi denizine (Büyük Nairi = Van Gölü) 'kadar yerlerin fatihi ve galîibi Tiglat-Pileser'im üçüncü defa olarak ıburaya geldim» ibaresini yazdırmıştı. {Bu kabartmanın
bulunduğu yeni öğrenemedim. Avrupalılar bu kabartmaya Sepentesusineyi diyorlar). Bu olay M.Ö. 1110 yılında meydana gelmişti.
Bu tarihten, imparatorun vefat ettiği M.Ö. 1100 yılına kadar Komilik Eli'nin olayları bilinmiyor. Kaynak kitabımız bu zamanlarda Bglat-Pileser'in Nairi/Nayri'ye bir çok seferler yapmış olduğunu sanıyor ve tahmin ediyor.
Tiglat-Pileser'in halefi Asur-Belkala (M.Ö. 1100'den 1090
veya 1080'e kadar hüküm sürmüştür. Komuk Eli ile iyi geçinmiştir) zamanında Komulk Eli'nin henüz Asuriye tabiyetinden
kurtulamadığı anlaşılıyor. Fakat daha sonra Asuriye tahtına geçen II. Asur-Rabamar devrinde (M.Ö. 1060 yılı) bütün Hititler
Asuriye ile savaşmak için 'b'irleştiıkleri sırada Komuk da bu ittifaka giriyor ve Asur ordusunun Kargam iş civarında bozulması
bütün müttefiklerle beraber Komuk Türkleri'ni de yabancıların
hâkimiyetinden kurtarıyor ve artık bundan sonra Komuk Türkleri hür ve mesut günler yaşamaya başlıyorlar (M.Ö. 885 tarihine kadar Mazı dağlarının, Şupirpiya'nın, Malatya'nın ve sair
yerlerin müstakil kaldıkları biraz aşağıda görülecektir).
— 21 —
Komuk ikiyüz yetmiş beş yıl kadar bağımsızlığını koruyabilmiş, bu müddet içinde kendisiyle boy ölçüşecek haşmetli bir
devlet görünmez olmuştu.
Asuriye kitabelerinde bu devir için Komuklar hakkında bir
söz bile geçmediğinden şimdilik bu uzun saadet günlerinin tarihi karanlıktadır. Bu zaman içinde Komuk Eli'ni idare etmiş
olan on beş kadar hükümdarla çağdaş reislerin adlarını, dönemlerindeki siyasal ve diğer olaylarını; Komuklar1 in batıda ve kuzeydeki komşularıyla ilişkilerinin derecesini öğrenebilmek için
daha çok beklemek; yeraltlarında saklanan asıl Komuk abidelerinin ortaya çıkarıldıkları günleri beklemek, gözlemek gerektir.
Sonraki olayların incelenmesinden Komuk Eli'nin bu istiklâl döneminde «feodal» {= derebeyi tarzında) bir hayat sürdüğü anlaşılıyor: Nirbo'daki Tela (= Viranşehir), Nirdon'daki Madara ve Ura; Alzi ve Purrokuzzi'deki Şupriya, Haizi ve Dipnika'daki Kinabu, Derpiya'daki Pitora gibi büyükçe şehirleri, Komuk hükümdarlarına tabi ve pek geniş yetkilere sahip bir derebeyi menkezi olarak görünmeye başlıyor. Asuriye kolonileri*
nin yerlerinde yeller esiyor.
Bu dönemde de Asuriye'yi derin bir uykuya dalmış buluyoruz. Bu uyku, I. Tiglat-Piieser'in kan aldırmaları sonucu, Asuniye'ye gelip çatan güçsüzlükten ileri gelmişti. Başka kaynak*
lara başvurulmadan yalnız Asuriyeliler'den teşkil edilen bir ordunun kınla kınla; yorula yorula; günün birinde iş göremeye*
cek hale geleceği gayet normal idi. İşte koca imparatorluk şimdi zayıf, güçsüz bir döneme girmiş, artık dehşetli Asur ordusundan, zorlu Asuriye imparatorluğundan eser bile kalmamıştı.
Kargamış felâketi, bu muazzam devletin belini uzun b'ir zaman doğrultamayacak şekilde kırmış; imparatorluk bu bozgundan sonra gittikçe daralmış; krallık derecesine düşmüş, küçüle
küçüle Harmis (yani Cağ Cağ) suyu ile Kaşyarı'nın güney etekleri, Zağrosi tepeleri ve Kaide hükümeti arasında sıkışıp kal— 22 —
mış-tı. Yalnız Komuklar, Kirhular değil, Kuzey Suriye, Kilikya,
Meliten ( = Malatya havalisi), Zağrosi vadileri ve Habur çölleri
de derece derece Asuriye'nin elinden çıkmıştı.
Komuklar'la Kirhular'ın sahip bulundukları yerler elde edilmedikçe Asuriye'nin yalnız ovalarda yaşayamayacağı artık iyiden
iyiye hissolunmaya başlamıştı. Dicle kaynaklarıyla Yukarı Dicle havzası Asuniye için, Dicle doğusundaki yerler derecesinde
kıymetli ve önemli idi. Küçük Asya'nın zengin yerlerine giden
yol, bilhassa Komuk Eli'nden geçiyordu. Bu havalinin elden çıkmış olması aynı zamanda el-Cezîre ovasını savunmasız bırakmış ve çöldeki Aramî 'kabileleri çoktan beri Asuriye üzerine zaman zaman saldırmaya başlamıştı. Ancak birbuçuk asır sonra
kendini toplayaibilen Asuriye, tekrar buralarını elde etmek için
her an içini çekiyor fakat Komuklar ve müttefikleri ile başa çıkabilecek azim ve şiddete sahip bir hükümdara henüz kavuşmuş bulunmuyordu.
Bu sebepten Komuk Eli'nin herhalde, er veya geç buhranlı
bir dönem daha geçireceğine şüphe yoktu.
Asuriye nihayet gözlediği isti'Iâcıyı II. Tukulini-Ninip'in kişiliğinde bulabilmişti. Savaşmayı pek seven bu hükümdar M.Ö.
890'da Asuriye tahtına geçer geçmez yine imparatorların eski
projelerine devam etmek azmiyle Komuk Türkleri üzerine atıldı. Komuklar, hürriyet ve bağımsızlıklarını koruma uğrunda tam
altı yıl Asuriye ordularıyla çarpıştılar; vatanlarını adım adnm
müdafaa ettiler. Asuriye ordusunun mühim bir kısmını erittiler
ve ancak bundan sonra güçsüz kalarak Asuriye'ye yapmacık bir
itaat göstermeye mecbur oldular (M.Ö. 885).
II. Tu'kulini-Ninip, zafer sonucunda Dicle'nin kaynaklarına
kadar çıkabilmiş, orada Tiglat-Fileser'in yazılıkayasi yanında
kendisi için de bir zafer hatırası Yazdırmıştı (Yazıhkaya deyimi
burada «STEL» kelimesine karşılık kullanılmıştır ki Menku-Kaya da diyebiliriz. Muhterem Doktor Cevdet Bey, Tiglat-Pileser'
— 23 —
in resmini Lice'ye üç saat mesafedeki Tuzla yanında Berki in
denilen pınarın başında gördüğünü lütfen söylediler ki durumu
açııklayan bu uyarılarına müteşekkirim. Berklin suyuna Zülkarneyn suyu da diyorlar). Fakat II. Asur-Nazir-pahn günlerinde Komuk Eli'nde yine bağımsızlık buhranının izleri görülüyor. Bu imparatorun da Komuklar ve Kirhular'la çok uğraştığı anlaşılıyor.
Komuk'da henüz birlik gören Asur-Nazirpal, buralara doğrudan doğruya atılmayı gözüne alamamıştı. Bunun için önce Babil hükümeti ile dostluğunu kuvvetlendirdikten sonra, tahta çıkışının ertesıi gününden itibaren yüzünü kuzeye çevirmiş, Asuriye sınırının ahalisi en fazla parçalanmış bulunan ve en az karşılık gösterebilecek olan taraflarını yoklamış; Kiruri (Bitlis sancağıyla, Bulanık kazasıdır) ve Mummi (Muş'un kuzeyindeki Varto kazası havalisi) taraflarını bu şartlara uygun bulup hemen o
bölgelere kadar ilerlemiş, şimdiki Muş'un batısına ıkadar uzandiktan sonra Holün (Holün geçidi, Muş'un yirmibeş kilometre
batısındaki Sin civarında Kulunık ormanı altındaki geçittir ki
Kulp boğazının kuzey çıkışıdır) geçidinden geçerek KJirhu'ya
girmiş; Nişnun (Nişnun, mıntıkanın en önemli bir noktasıdır.
Yeri bilinmiyor, ihtimal olarak Pasur'dur) kalesindeki ıKinhu kıtalarını oradan püskürtmüş; Hata (= Hazo kasabası), Hataru
(dostum Mirini Bey bana bunun Hazro olduğunu hatırlattılar.
Hazro kasabasına daha sonraları Maira denilmiştir ki doğruluğuna şüphe (bırakmıyor), Ebridi/İrmidi (ihtimal Huveyt'teki Ramat karyesidir), Arzanya (= şimdiki Garzan), Tela (Buradaki
Tela, Botan suyunun Dicle'ye karıştığı yere yakın olan Til'dir)
ve Halua (yeri belli değil. Rıdvan ile Aveti arasında sanılıyor)
şehirlerini yağmalamış ve şimdiliik daha batıya yanaşmak istemeyerök pek çok ganimetlerle Nıinova'ya (II- Asur-Rabamer burayı merkez yapmıştı) dönmüştü.
Bir baskınla Komuık El i'ne hâkim olan Asur-Nazirpal bu başarısının ertesi yılında, Komuk dağlarında çok yorulmuş, çok
üzülmüştü. Komuik El i'nin Toşhane ve Damdamuza garnizonla— 24 —
rıyla gözetilen doğu kısmında yani Dicle havzasında Asuriye hâkim bulunduğu halde Karacadağ'ın batısında bu hâkimiyet daha tanınmıyordu. Hele Kaşyarı'nin sahibi bulunan Ninbular,. Asuriye'ye yeniden boyun eğmeyi kendileri için büyük bir ayıp sayıyorlar ve millî istiklâllerine bir saldırıda bulunulmasına tahammül edem i yor I ardı. Asuriye'nin geçen yıl kazandığı egemenlik yalnız Amida bölgesi ve Dicle'nin doğu taraflarında kalmış,
imparator Komuk Eli'nin başka yerlerinde daha hükmünü yürütememişti. Buralarda ne suretle olursa olsun, vatan topraklarını yabancı ve temiz olmayan ayaklara çiğnetmek affedilmez bir
hainlik sayılıyor; bir hükümdarın gafleti ve korkusu yüzünden
bütün Koımufklar'm Asuriye boyunduruğuna koşulmasına kimse razı olmuyordu. Bunun için yabancıların egemenliğini bir vuruşta
devirmek maksadı ile Komuk Eli'nde ittifaklar yapılmış, zaman
geçmeden garnizonları basarak işe başlamak karar altına alınmıştı.
Nihayet «tam sırasıdır» düşüncesiyle Komuk Türkleri ayaklandılar. Bu ayaklanmayı Kinabu [~ Siverek) kalesinin kumandanı olan Huîay idare etmiş, eli altındaki kuvvetleriyle Damdamuza kolonisini kuşatmıştı.
Asur-Nazirpal'a bu haberler, Ninova'da, çöl kabile reislerinden birinin getirdiği altın ve gümüş hediyeleri almakla meşgul
olduğu bir zamanda yetişmiş, imparatorun sevincini hemen üzüntüye çevirmişti.
Hulay, Asur ordusu gelmeden önce kaleyi (Damdamuza kalesini) kolayca zaptedebileceğini ümid etmişti. Fakat aradan
günler geçtiği halde kale düşmüyor, bir taraftan da Asur ordusunun hareketi ve yaklaşması haberleri duyularak, kuşatıcılar
telaş ve endişeye kapılıyorlardı. Hatta bu telâşlar müttefikler
arasındaki ahenk ve beraberliği de bozmuş, Hulay yeterli olmayan bir kuvvetle kaldığından kuşatmadan vazgeçerek Kimanu'ya
doğru çekilmeye bile mecbur olmuştu.
— 25 —
Asuriye ordusu Ninova'dan süratle hareket etmiş ve Hulay
»kuvvetleri çekildikten az zaman sonra Dicle kaynakları yanında
görünmüştü. İmparator, Damdamtıza'nın kurtuluşunu bir zafer
saymış ve ıbunun şerefine orada ıbir zafer (hatırası da kazdirmıştır.
Asur-Nazirpal Dicle'nin batısına geçmezden önce Toşhana'
ya gelmiş, İzalla'nın (= Nusaybin kasabası zannolunuyor (ki şarabı meşhur idi) öküz, koyun ve şaraptan ibaret olan vergisini
orada alduktan sonra Kinatou istikametinde ilerlemeye başlamıştı.
Asur ordusu Kinabu civarında müttefik kuvvetler tarafından
karşılandı. Yapılan büyük bir çarpışma Komuklar aleyhinde neticelendi. Parçalanan müttefiklerin bir kısmı Kinabu kalesine kapandığı esnada Nirbular da güneye doğru çekilmeye mecbur
oldular. Asuriler, önce şiddetin" bir hücumla Kinabu kalesini düşürdüler. Kal-eroin üç bin beş yüz savunucusundan altiyüzü öldürüldü. Geri kalanlar da esir edildi; imparatorun emriyle diri
diri yakıldılar. Nariru (yeri belli değildir. Kinabu'nun oldukça yakınımda, güneydoğuya doğru bulunabileceği sanılıyor) ahalisi
bu sırada üçyüzelli silahla Kinabu'nun imdadına koşmuşlardı.
Bunlar da Asur kuvvetlerine çatıp bozuldular, dağıldılar. Yalnız
ellisi kurtuldu. Ötekiler diri diri yakılmaya mahkûm edildiler.
Şehirleri de düşman eline düşmüştü. Güneye doğru çekilen
Nirbular'ın yansı el-Cezîre çöllerine kaçmış, yarısı da Ohira
(= Karacadağ) eteğine, kendi beylik merkezleri olan ve kuvvetli üç sur ile çevrili bulunan Tella'ya (= Viranşehir) girebilmişti. Nirbuiar Tella'da pek şiddetli bir mukavemet göstermişler ve Asuriye ordusunu oldukça hırpalamışlardı. Fakat AsurNazirpal kendi söyleyişine göre, sonunda bunların da üç binini
mahvederek şehre hâkim olmuştu. Asuriyeliler Tella'da son
vahşiliklerini göstermişlerdi : esir düşen Nirbu ileri gelenlerinden bazıları yakılmaya mahkûm edilmiş, kalanlarının bir kısmının elleri, burunları ve kulakları kesilmiş; birçoklarının da gözleri oyulmuş, derileri yüzülmüş; dumanları tüten harabelerde
Ofi
kazıklanmıştı. Bu felâketten sonra Telia, doğrudan doğruya Asuriye'ye tabi basit bir kasaba derecesine indirilmişti. Hani kasabasının hemen kuzeyinde Nirib dağı ve Nirib düzü d e mi I en yerlerde, Nirib adını taşıyan yedi kadar köy vardı ki ahailisinin bu
felâketten sonra Asuriye'ye uyruk olan ve buralarda yerleştirilen bazı Nirbular'dan ibaret oldukları sanılır.
Fakat Telia düşmekle işler hemen bitivermiş değildi. Doğu
Nirbu reisleri, dağların sarplığına, ormanların sıklığına ve çokluğuna güvenerek Asuriye imparatoruna itaate asla yanaşmamışlar, İşpilibriya (yeri belli değil, ihtimal Derik veya Şamrah yahut M eti na'd ir) kalesi me çekilerek orada mukavemete hazırlanmışlardı. Asur-Nazirpal, yine kendi söyleyişine göre, bunları da
püskürtmüş, fikrince tamamen muzaffer olmuştu.
Halbuki imparatorun bu defa yaptığı hareketler de bir gezintiden, dolaşmadan ibaret kalmış, ne Nirbular'i, ne de Uda kalesinin (yeri ıb M i inmiyor) sahibi olan Topuzoğlu Laptor'u henüz
kendisine itaat ettirememişti. İmparator daima muzaffer olduğunu
zannediyor ve artık bir gün önce Ninova'ya dönmekten başka bir
şey düşümmüyordu. Fakat gelecek yıl yine bu yerlere dönmeye
mecbur olacağını bildiğinden pek iıhtiyatsiz, hazırlıksız dönmemek
için bu bölgede bulunduğu süre içinde Toşhana'yı genişletmiş
ve berkitmiş, bir sarayla ambarlar yaptırmış; diğer illerden gelen zahireleri bu ambarlara koyarak, orasını Asuriye ordusuna
hareket merkezi vazifesini görebilecek müstahkem bir şehir haline getirmiş; çarpışmalar nedeniyle dağılmış ve Şupriya'ya
göç etmiş kolonilerin ahalisini oraya toplamış ve kendisine itaate gelen Nirdun, Şupriya, Bit-Zamani, Urume ve Nairi (= Nayri/Van Gölü) prenslerinin tebriklerini orada kabul ettikten sonra Bulyani geçidi (— Hanik vadisi) ve Tukya (= Seyhan) vadidisi yolu ile Arduya (— ihtimal Mardin) üzerinden Ninova'ya
geri dönmüştü. Hani-Galbat hükümdarları ile adı bilinen bir Hitit hükümdarının tebrik için gönderdikleri elçiler, imparatora
Arduya'da kavuşmuşlar ve huzura kabul edilmişlerdi.
— 27 —
Bu seferler sırasında Asur-Nazirbal'ın Dicle kaynaklarından
birine doğru yanaştığı, orada kendi adını verdiği (Bu köy belli
değil. Adı KerJ>Asur-NazirbaI veya Dur Asur-Nazirbal olacak gibi görünüyor. Dicle kaynağına yaikın Kelâsur tepesi, ihtimal adını buradan almıştır. Eğer böyle ise Asur-Nazirbal Lice'ye kendi adını vermiş demektir. Çünkü Kelâsur/Kelâsor, Lice'nin hemen kuzeyidir) bir köye göçmenler yerleştirdiği, bu köyde zafer hatırası olarak bir heykeli de bıraktığı kaydolunuyor ki Muş'
tan sonra Kulp boğazı ile Lice kuzeylerine geldiği, oradan da
Hazro'ya inerek geri döndüğü belli oluyor. Dicle'nin doğu ve
kuzeyindeki bu dolaşmalarında imparator, Komuklar'a Asuriye
ordusunun artık çekilip gittiği fikrini vermek istemiş; onları bu
suretle aldatıp kuvvetlerini dağıtmaya zorlamıştı.
Bu gösterişe aldanan Komuklar kuvvetlerini salıverdikleri
sırada Asur-Nazirbal Ninova'ya varmış ve orada yalnız üç hafta
kaldıktan sonra Komuklari ansızın basmak için hemen tekrar yola çıkmış, Dicle'nin sol kenarı boyunca yürümüş, Nibur (yani
Asit dağı) ve Pazaku-Pazanu ( = İhtimal Aşina yakınındaki Kir
dağıdır ki Beşiri-Garzan sınırıdır) eteklerindeki yirmi kadar köyü yakarak hızla batıya ilerlemiş; Amida'nm kuzey taraflarında
ve Dicle'nin sağ kenarına geçmiş, Komukîar'ın toplanmalarına
meydan vermemıişti. Bir baskın sebebiyle çaresiz kalan Komuklar, imparatora tunç takımlar, şarap küpleri, boğalar ve koyunlar takdim ederek itaat göstermeye mecbur olmuşlar, gafletlerinin karşılığını bu suretle görmüşlerdi.
Asur-Nazirbahn yine bu yıl içinde Habur boyundaki bir isyanı bastırmak için Mazı dağlarını baştan başa dolaştığı ve Komuk'ta az bir zaman oturarak, rastgeldiği kabileleri acele toplayıp isyanı bastırabildiği de görülüyor ki Asuriler'den başka unsurların böyle Asur ve ordusuna yardımcı kuvvet olarak katılmaları, Asur-Nazirpal ile başlayan yeni ve mühim bir olay idi.
ıKaşyarı'da Asur-Nazirpara itaat etmemiş olan dağlı Komuklar, bu imparatorun güneyde ve güneydoğuda meşgul bu— 28 —
Bu seferler sırasında Asur-Nazirbal'ın Dicle kaynaklarından
birine doğru yanaştığı, orada kendi adını verdiği (Bu köy belli
değil. Adı KerJ>Asur-NazirbaI veya Dur Asur-Nazirbal olacak gibi görünüyor. Dicle kaynağına yaikın Kelâsur tepesi, ihtimal adını buradan almıştır. Eğer böyle ise Asur-Nazirbal Lice'ye kendi adını vermiş demektir. Çünkü Kelâsur/Kelâsor, Lice'nin hemen kuzeyidir) bir köye göçmenler yerleştirdiği, bu köyde zafer hatırası olarak bir heykeli de bıraktığı kaydolunuyor ki Muş'
tan sonra Kulp boğazı ile Lice kuzeylerine geldiği, oradan da
Hazro'ya inerek geri döndüğü belli oluyor. Dicle'nin doğu ve
kuzeyindeki bu dolaşmalarında imparator, Komuklar'a Asuriye
ordusunun artık çekilip gittiği fikrini vermek istemiş; onları bu
suretle aldatıp kuvvetlerini dağıtmaya zorlamıştı.
Bu gösterişe aldanan Komuklar kuvvetlerini salıverdikleri
sırada Asur-Nazirbal Ninova'ya varmış ve orada yalnız üç hafta
kaldıktan sonra Komuklari ansızın basmak için hemen tekrar yola çıkmış, Dicle'nin sol kenarı boyunca yürümüş, Nibur (yani
Asit dağı) ve Pazaku-Pazanu ( = İhtimal Aşina yakınındaki Kir
dağıdır ki Beşiri-Garzan sınırıdır) eteklerindeki yirmi kadar köyü yakarak hızla batıya ilerlemiş; Amida'nm kuzey taraflarında
ve Dicle'nin sağ kenarına geçmiş, Komukîar'ın toplanmalarına
meydan vermemıişti. Bir baskın sebebiyle çaresiz kalan Komuklar, imparatora tunç takımlar, şarap küpleri, boğalar ve koyunlar takdim ederek itaat göstermeye mecbur olmuşlar, gafletlerinin karşılığını bu suretle görmüşlerdi.
Asur-Nazirbahn yine bu yıl içinde Habur boyundaki bir isyanı bastırmak için Mazı dağlarını baştan başa dolaştığı ve Komuk'ta az bir zaman oturarak, rastgeldiği kabileleri acele toplayıp isyanı bastırabildiği de görülüyor ki Asuriler'den başka unsurların böyle Asur ve ordusuna yardımcı kuvvet olarak katılmaları, Asur-Nazirpal ile başlayan yeni ve mühim bir olay idi.
ıKaşyarı'da Asur-Nazirpara itaat etmemiş olan dağlı Komuklar, bu imparatorun güneyde ve güneydoğuda meşgul bu— 28 —
lunduğu iki yıl içinde, Komuk Eli'nin öteki kabilelerini bile kendilerine uydurarak Asuriye egemenliğine bir darbe daha indirmişlerdi.
Faikat bu millî hareketlerde asıl Komuk hükümdarının adı
ve hizmeti geçmiyor. İhtimal bu kimse ya kendisini Toşhana ile
Damdamuza garnizonları arasına sıkışmış görerek cesaretini
kaybetmiş; Asuriye ordusunun bir baskınıyla esir olmak, işkencelerle öimek düşüncelerine kapılmış bulunuyor veya her türlü millî akımlara aleyhtar olarak Asuriye'nin sadık bir vasalı
(= tabi olanı) halinde, rahat ve sefa içinde kalmayı ulusal çıkarlara tercih ediyordu.
Kabile reislerinde görülen pek geniş yetki ve bunların peık
buhranlı zamanlarda bağımsız prensler gibi hareketleri, bu Komuik hükümdarının cansız, bir heykel halinde kalmış olduğunu,
hanedan üyelerinin de Asuriye medeniyeti ile uyuşturulmuş,
kansızlardan ibaret bulunduğunu zannettiriyor ve Asur ordusunun her zaman Dicle kenarına kolayca yanaşabilmesi bu zanni
kuvvetlendiriyor. Hükümdar ile millet arasında hissedilen bu
uygunsuzluk normal olarak Komuk'ta yabancılar aleyhindeki en
şiddetli teşebbüslerin bir anda erimesini sağlıyor ve dış düşmanlara karşı Komuklar'da birlik cesaretini bırakmıyordu. Fakat her neye mal olursa olsun reisler bu defa da gizlice ittifaka muvaffak olmuşlar ve komşularından müttefikler de bulabilmişlerdi.
İ<ki yıldan beri yüzünü kuzeye döndürmeye zaman bulamayan Asur-Nazirpal'ın (M.Ö. 380'de) başkentten hareketi Komuiklar'la müttefiklerim telaşa düşürdü. Asur-Nazirpal bu defa Fırat'a ve Arzaniya'ya (yani Murat suyuna) kadar dayanmak ve
Kirhular'la Komuklar'ı kendisine kesin olarak boyun eğdirdikten sonra Amida etrafında doğrudan doğruya kendisine tabi bir
uçbeyliği (metinde : marş = uçbeyîiği), bir derebeyi ilkler mıntıkası meydana getirmek azmiyle yürümüştü.
— 29 —
Kirhular, As ur ordusuna yardım etmiş olan Matyana (Rawlinson burasını Midyat olarak gösteriyor. Maspero, Asuri metinlere uymak için bunu Çermik taraflarında arıyor) şehrinin
yağma ve ahalisinin toptan öldürüldüğünü görünce karşı koymaya cesaret edemediler, imparatoru selamlamak için civardaki Zaza-Buha konak yerine koştular (Zaza-Buha'nın yeri belli
değildir. Kaynak kitabımız burayı Diyarbakır ile Fırat arasında
arıyor ve «ihtimal Mihrap dağı ve Kervançemen dağlan eteklerindedir» diyor. Fakat Kirhu'ya yakın olduğu da anlaşılıyor).
Dicle yakınında ve Amida etrafındaki Komuklar da Asur ordusunun TiIIuli kasrına doğru yanaştığını (Maspero'nun Gölcük civarında bulunmasına ihtimal verdiği Tilluli kasrı, Telâki
olmalıdır. Burada Hititler'den kalma bir höyük olduğu gibi, Dicle kaynaklarından Amida'ya gelen yol da buradan geçiyor. Burası aynı zamanda Amida kuzeyindeki geçidin de önündedir. İhtimal Komuk hükümdarları, imparatorları burada karşılıyorlardı) görünce Kirhular'a uyarak imparatora itaat ettiler. Verilemeyen vergilerini bu TiIIuli kasrına toplayıp teslim ettiler. İmparator Dicle'yi geçerek İştarani kalesine (İştarani, Argani'nin 25
kilometre kuzeydoğusunda Behru suyu yakınındaki Hasrut (karyesi olımahdır) ve oradan da Keyaki (Kenaki (?)'ye kadar gittikten (Kenaki veya Keyaıki'nin yeri belli değil) ve buralarda işleri kendi hesabına göre tamamladuktan sonra Kaşyarfya doğru harekete başladı.
Kaşyarfnm kuzey versanlarında (yamaçlarında) Asuriye ordusu büyük zorluklarla karşılaştı. Buralardaki Komuklar büyük
bir inatla karşılık gösterdiler. Fakat, Asur-Nazirpal'ın ifadesine
göre nihayet şans imparatora güldü. Adım adım savunulan her
yer ve hatta dört sıra duvarla çevrilmiş olmasına rağmen Ma4
dara şehri bile pek çabuk Asuriyeliler'in eline düştü. Lakin nedense imparator Ninbular'la Nirdonlar'ı daha çok sıkıştırmadan
Toşhana'ya dönmüştü.
— 30 —
Asuriye ordusu bu bölgeye gelirken Diryalar'ın içinden geçtiği halde onların genel merkezleri olan Pitura/Pitora (Maspero'ya göre Toşhana'nın (Kerh'in) 20 kilometre kuzeydoğusunda
bulunması muhtemeldir) şehriyle Kirhu sınırındaki Arbaki (Arbaha olabilir, yeri bilinmiyor) henüz Asuriye ordusuna ehemmiyet vermemişti. İmparator Toşhana'da bir akşam istirahatten
sonra arabalarının en hafiflerini ve atlarının en seçkinlerini alıp
Dicle'yi geçti. Bütün gece hayvan üstünde yol alclu aakaMayin Pitura/Pitora önünde göründü. Binbeşyüz kişi ile müdafaa
olunan bu büyük şehri, kalın bir sur ile çevrili olduğu halde
Asur kıtalarını, imparatorlarının ifadesine göre, fasılasız kırk
sekiz saat çalıştuktan sonra duvarları yıktılar. Kaleyi savunanlardan sekizyüzü, açılan gediğin altında mahvoldu. Esir düşen
diğerleri de kalenin kapıları önünde kazıklandı. Arbaki şehri de
aynı kötü sona uğradı. Buralarda muzaffer olan Asuriye ordusu,
bütün Dirya'yı yağma etti.
Bundan sonra Asuriye kuvvetleri kuzeye, Nairi/Nayri'ye
doğru yürüdüler. Matni (Maspero'ya göre Meyyâfarıkîyn kuzeyindeki Durusa/Darîkus tepeleri arasında ve Sibene suyu üzerindeki Metina/Medina karyeleridir. Çünkü Nairi/Nayri'ye buradan da yol gidiyor) geçitlerinden ancak kanlı bir çarpışma
sonunda geçebildiler. Matni'de büyüik kuvvet kaybeden imparator, sinirlerini sakinleştirebilmek için o bölgede ükiyüzelli şehir ve köyü yaktı ve Toşhana'ya pek çok ganimet gönderdi.
Bu sırada Bit-Zamani (Arami hükümetidir. Beli'h kaynaklarıyla Fırat arasında idi) ahalisi prensleri Ammi-Baal'i öldürmüşler, yerine Burrorammani adlı birisini geçirmişlerdi. Asur-Nazirpal bunu haber alınca hemen Sinabu'ya yetişti (Sinabu, Kinabu'dan başika bir yerdir. Bit-Zamani'de aranacaktır) isyanı
bastırdı. Sayısız ganiımetler elde etti. Buroraroman'i yakalattı,
derisini yüzdürdü. Yerine kardeşi Artiyanu'yu geçirdi. Vaktiyle Bit-Zamani'ye yerleşmiş ve geçen zamanla dağılmış olan es— 31
ki Asur ailelerinden sağ olanları oraya topladı. Onların her türlü
istirahatîerini temin etti.
İmparatorun gösterdiği bu süratten ürken Şupriya, Niröu,
Ulluba (Ulluba'nin yeri bilinmiyor. İhtimal Strabon'un Oliberya
dediği fakat yerini bildirmediği kasaba olmalıdır) ile daha başka yerler, az zaman sonra vergi borçlarını ödediler. Hamam)'da
çoktan beri isyan halinde bulunan Şuvra/Şura/Suru (yani şimdiki Savur) şehri bile yapılan bu işkencelerden ürktü. Düşmanca hareketten vazgeçti, Asuriye'ye itaat eder oldu.
Bu işler M.Ö. 880 yılı içinde bitmiş ve artık Karmık bu tarihten itibaren 12-13 yıl için Asuriye'nin sesi çıkmaz bir vasali
(tabi olan) olmuştu. Komuk Türkleri müşterek düşman karşısında birleşmemenin bu suretle, bir defa daha cezasını çekmiş
oldular. Komuklar'm tunç takımlar, boğalar, koyunlar ve şarap
küplerinden ibaret olan vergisine şimdi beygirler, arabalar, maden ve her türlü koyun, keçi ve davar da eklendi. Toşhana ve
Damdamuza'dan başka Tilluli kasabası ve hatta Amida şehri
bile Asuriye'nin kral şehirleri arasına kaydolundu. Önceleri olağanüstü bir durumda Asuriye garnizonlarının barınması ve hareket üssü hizmetini görmesi için kurulan şehirlere şimdi satvet ve heybetlerini göstererek kaybedenleri, söz verdiklerini yerine getirmek ve elde edilen malların depo hizmetini görmek vazifeleri de verildi. Tilluli, Toşhana ve Amidi şehirleri, artık imparatorların seferlerde konaklamak için pek sevdikleri ve arzu
ettikleri şehirlerden sayıldı ve galiba Kirhu ve Nairi'de olduğu
gibi Komuk hükümdarîariyla prenslerinin yanlarına da, bunları
kontrol için görevli birer daimi elçi de konuldu.
Komuklar'm yenilgisini takip eden 12-13 yıl içinde Asuriye,
batı el-Cezîre'deki Bit-Adini (Habur ile Belih arasındaki yerlerdir. Fakat Fırat'ın ötesinde de araziye, topraklara sahip idi. Daha önce söylendiği gibi başkenti Tul-Parsip denilen Birecik idi),
Şuab (Fırat'ın dirseğinde idi), Tul-Abni (— Bit-Bahyani ile Bit—32 —
Adini arasında idi), Harran, Bit-Bahyani (Şimdiki Resülayn taraflarında idi} gibi büyük ve küçük hükümetler Asuriye hakimiyetini kabul ettikleri sırada Kargamış'daki Hitit hükümdarı Sangara'da dirençsiz Asur ordularına teslim olrnuş ve artık Asuriye sınırı bu taraflarda, doğudan Kentris ( = Bitlis) suyuna ve
kuzeyden Arzaniya'ya ( = Murad suyu) ve batıdan Fırat'a ve
Kiliıkya'daki Toros dağlarına dayanmış ve söylediklerine göre
Nairi'de imparatorlar da itaat etmişti.
Asur idaresine bir türlü ısınamayan Komuk Türkleri, M.Ö.
867'de yine alışıldığı gibi Kirhular'la birleşerek son bir şans
tecrübesine giriştiler ve Asur-Nazirpai'i kuzeye doğru bir sefer
daha yapmaya mecbur ettiler. Asuriye'ye verilen vergiler kesilmiş, Amida ve Damdamuza şehirleri asıl sahipleri olan Komuklar'in eline geçmiş, buralardan Asuriye garnizonları kovulmuştu. Bu da büyük ölçüde bir isyan idi. Asuriye çabuk davranamadığı takdirde asıl Asuriye vilâyetinde Komuklar'a ve müttefiklerine boyun eğeceklerine şüphe yoktu. Bunu takdir eden
Asur-Nazirpal, son seferi olmak üzere silahlandı; Kirhu'yu baştan başa çiğnedi. Yolu üstünde rastgeldiği yerleri yaıkti, yıktı.
Kibi-Pani (yeri bilinmiyor. Maspero, Batman suyu ile Bitlis çayı arasında arıyor. İhtimal Avani/Aveni (?) taraflarındaki Cefane'dir. Bizanslilar'm Kefaniya/Kefen dedikleri yer de burası
olmalıdır) ve İzalia ahalisi isyana iştirak ettikleri halde dayanamadılar. Vergi borçlarını hemen teslim edip imparatorun rızasını kazandılar.
Asur-Nazirpal, Gufo'bu (Gupbu)'yu (Hazro'nun elli ve Lice'
nin otuzbeş kilometre kadar kuzey taraflarında Batman suyunun Sarum denilen kolunun kaynağı taraflarındaki Kub köyü
olmalıdır. Orada Merki-Kup denilen bir sırt vardır. Takip edilen
yol belli olmuyor) geçti. Dirya ve Kirhu üzerinde tekrar savaşa girişti, Damdamuza önüne kadar geldi. Damdamuza'daki bin
kişilik kuvvetin altı yüzü bir hücum esnasında mahvolmuş, dörtyüzü de imparatorun eline geçmişti. Asur-Nazirpal burada al— 33 —
dığı esirlerle Aımida üzerine döndü ve bu şehrin sen mukavemetini kırmak ve karşı gelenlere ibret olmak üzere esirleri şehrin
duvarları dibinde kazıkladı. Savunma konusunda asla gevşeklik göstermemişti. Şehri zorla alamayacağını anlayan imparator kuşatmayı terkedip Kaşyan boğazlarına daldı. Orada Topuzoğlu Laptor'un merkezi olan Urâ şehrini kendisine bağladı. Topladığı altıibin esirle başkente döndü. Bu esirleri Kerh etrafına
yerleştirdi. Amida savunmasının sonucu kaynak kitabımızda yazılmıyor. Öyle anlaşılıyor ki imparator Amidalılar'ın arzusunu
yerine getirmek mecburiyetinde kalmıştı. Artık Komuk, Asuriye tabiyetinden kurtulmanın şimdilik imkânsızlığını anlamış ve
yine kendi millî hükümdar ve reisleriyle, Asuriye namına idare olunmaya başlamıştı.
Asur-Nazirpal'dan sonra Komuk Türkleri, Asuriler'in Ararak dedikleri Ararat krallarıyla temas etmişler ve iki kuvvet
arasına ezilmemek için pek dikkatli davranmak mecburiyetinde kalmışlardı.
Bu zamanda Komuk Eli Guş-Taşpi (dört asır önce Teşup
şekline yakın telaffuz edilmişken şimdi Taşpi şekline giriyor
ki dikkat çekicidir) adlı bir kral tarafından idare olunuyorlardı.
Ararat dağı etrafında Piyena (şimdiki Van şehridir ki Tuşpana da derlerdi) havalisinde kurulmuş olan Urartu hükümeti;
Asur-Nazirpal'ı pek korkutmuştu. Bu imparator, Urartufyu kendi aleyhine tahrik edecek her türlü hareketlerden sakınıyor ve
Asur kralı 1. Sarduris ile hoş geçinmeye çalışıyordu. Hatta ilk
seferinde Urartu sınırlarına yanaşmış iken çarpışmadan geri
dönmüş olmasının sebebi de bu idi. i. Sarduris'in halefi Arame
«Nairi/Nayri Kralı» unvanını alarak, etrafta geleneklere göre
kendisine «vasal» bildiği prensleri Asuriye aleyhine kışkırtması üzerine Asur-Nazirpal, asileri süratle yola getirdiği zaman
bile Urartu'ya çatmaktan çekinmiş, buralarda başını belaya sokmamak için geriye dönmüştü. Doğubilimci (Oryentalist)'lerden
— 34 —
M.M. Leemans, Astır iye'n in bu dönüşünü pek haklı olaraık Urartu'nun büyümesine yorumluyor.
Asuriye'nin oralarda hiçbir netice elde etmeden böyle gerilemesi, Urartu'nun nüfuz ve kuvvetini artırmış ve Asur-Nazirpal'dan ceza gören prensler Urartu'nun kışkırtması ile tekrar
ayaklanmıştı.
Asuriye tahtında, Asur-Nazirpal'a halef olan III. Salmanasar
zamanında bu karışıklıklar Van gölünün batısına ve güneyine
yayılmış ve neticede Arzanya (= Murad suyu) bölgesi Urartu'
nun hüküm ve nüfuzu altına girmişti.
Nailifmin Asuriye'yi tanımak istemeyişi girişiminde bulunduğu bu zamanda el-Cezîre'nin batı tarafları da karışmış ve BitAdini prens Ahuni'nin idaresi altında Kargamiş ve Melite
(= Malatya) prenslerinden ve Fırat batısında bir kaç küçük Hitit hükümetinden bileşik olarak Asuriye aleyhine teşkil eden
ittifaka Komuklar da dahil olmuştu.
Fakat Salmanasar'ın kendi ifadesine göre, Urartu'ya uyan
prenslikleri çok çabuk yola getirdikten sonra bu müttefikler
üzerine de yürümüş, Kral Ahuni'yi başşehri olan Tul-Barsip
(= Birecik) civarında bozmuş; Fırat'ı geçmiş, Kargamış'ı ezmiş, bundan ünken diğer müttefikleri derhal kendisine itaate
mecbur etmişti.
Hititler'in Bit-Adini'den ayrılmalarını gerektiren bu zafer
sonucunda Komukîar müttefikleriyle birlikte yeniden vergiye
tabi tutulmuşlardı (Maspero, c. 3, s. 66).
Asuriye ile savaşa devam etmek isteyen Bit-Adini, Hîtitler'le Komuklar'i kaybedince kuzeyde başka müttefikler aramış
ve Urartu hükümeti ve bağımsız kalan öteki Nairi krallarıyla
ittifak etmiş ve kışın Tul-Barsip'e girmişti (M.Ö. 859).
Fakat Salmanasar ertesi yıl Tul-Barsip'i yeniden işgal ederek Kral Ahuni'yi, kuvvetleriyle beraber bir daha Fırat'ın batısr—35 —
na püskürttüğü sırada Urartu Kralı Arame de saldırgan bir
gösteriş maksadıyla kuzeye dönmeye mecbur olmuş ve pek
büyük bir hızlı Komuk içinden geçerek Nairi'ye çıkmıştı (M.Ö.
858).
Komuklar iki rakip arasında ne yapacaklarını şaşırmışlar,
fakat Asuriye'nin eski güç ve büyüklüğünü düşünerek imparatora itaatte devam etmişlerdir. Bu sadakat sonunda Gus-Taşpi
de diğer Hitit hükümdar 1 arıyla birlikte As ur iye imparatoru katında pek yükseik bir mevki kazanmış ve imparatorun savaş
meclislerinde bunun da oyu sorulmaya başlanmıştı.
İmparator, Enziti/Enzini (= yeri bilinmiyor. İmparatorun
Komuk'tan sonra takip ettiği yol belli değildirj'yi yaikaraık, geçtiği yerleri yıkarak, ortalığı kana bulayarak Arzanya suyu kenarına yetişti. Zohmi'yi (= neresi olduğu belli değil) Dayeni'yi
(= Dersim'den Bingöl dağlarına kadar olan havali) yağmaladı.
Urartu'nun başkenti olan Arzaşkon {Maspero bir haritasında bu
yeri Süphan dağı tepesine yaikm gösteriyor. Biz Erciş olduğu*
nu zannediyoruz) üzerine doğru yürüyüşünü hızlandırdı. Kral
Arame'yi Adduri dağındaki (= Süphan dağı olduğu anlaşılıyor)
ordugâhında bastırdı. Kral hazinesi, arabalarını, savaş takımlarını olduğu gibi bırakarak zorla kaçabilmişti. Bütün bunlar imparatorun eline geçti.
Arzaşkon, Asuriye ordusu tarafından tahrip edildi. Muzaffer
İmparator, kralı takipten vazgeçmiş, Kiruri (= Bitlis bölgesi)
üzerinden geri dönmüştü.
Ahuni, Urartu'nun bu düşüşünden ünkmemiş, Asuriye'yi tanımamakta devam etmişti. Fakat Salmanasar Urartu'dan geri
dönüşünde onu da Stamrat'ta (= Stamrat/Stamarat, Rum kalesidir. Sonraları Yunanlılar buraya «geçit» manasına «Zoğuna»
demişlerdi) ordusu ile esir ederek Bit-Adini krallığını artık bir
malikâne şeklinde Asuriye'ye dahil etmişti.
— 36 —
III. Salmanasar M.Ö. 854'te Suriye'ye sefer yaptığı zaman
Komufk kralı Gus-Taşpi'nin diğer Hitit krallarıyla birlikte Fırat
kenarında, imparatora katıldığı görülüyor ve Karkar önünde yenilgi ile sonuçlanan bu sefere, mevcudu otuz binden aşağı olmayan ve süvarilerle savaş arabalarını, okçuları ve mızraklıları ihtiva eden Komufk ordusunun da iştirak ettiği sanılıyor (ileride görülecektir ki / Maspero, c. 3, s. 270'de /, Komuk ordusunun mevcudunu yüzelli savaş arabası, beşyüz süvari, yirmibin
okçu ve onıbin mızraklı olarak kaydetmiştir).
İtiraf etmek istemediği Karkar mağlubiyeti üzerine Asuriye
için yeni ve büyük dertler ortaya çıkmıştı. Bütün Hitit hükümetleri vergilerini ödemeyi kesmiş, Kaşyarı'daki Komuk prensleriyle Tul-Abini'deki Arami hükümeti de Asuriye'ye karşı açııktan açığa isyan etmişti. İmparator bunlarla tam bir yıl uğraşmış, fakat BabıTin Asuriye süzrenliğini tanıması üzerine nihayet bu dağlılar da Asuriye boyundurluğuna takılmışlardı.
Asuriye vasallarının imparatorla kendi milletlerine karşı
durumları pek müşkül idi. Vasallık vazifesinde kusur ederlerse
Asuriye istilaları hemen bütün şiddetiyle başlıyor ve bunları
er veya geç eziyor, bitiriyordu.
İmparatora gösterilecek itaatsizliğin cezası ya kazi'kianma
veya diri diri derisi yüzülımek suretiyle ölümdü. Bu türlü ölümden kurtulup ta esaretle Asuriye başkentlerinden birine gönderilımek veya buralardan uzak yerlere sürülmek, imparatorun vasal hakkında büyük bir lütfü, bir şefkati idi. Vasal hükümdarlar
bu konku sebebiyle, Asuriye'deki metbu'Iarmı kızdırmamaya pek
dikkat ediyorlar ve iyi kötü her türlü emirlerini hemen yapmaya
yelteniyorlardı. Fakat bu itaatin devamı halinde de yabancı bir
hükümete vergi vere-vere halsiz kaldıklarını ileri sürerek ayaklanıyorlardı. Hatta hükümdar ailelerinden şöhrete düşkün bazı
prenslerin bu genel hoşnutsuzluktan istifade ile gizli cemiyetler
teşkil ederek isyan çıkardıkları ve kralı tehdide başladukları da
— 37-
görülüyordu. Bu suretle kral bir istilâ tehlikesinden kortkar ve
kaçarken kendi halkının tehditleri altında tahtından veya hayatından vazgeçiyordu.
iKomuk kralı Guş-Taşpi'de işte böyle güç bir durumda bulunuyor ve yalnız iki tarafı değil üç tarafı da (Üçüncü taraf
Urartu) gücendirmemek için pek dikkatli ve önemli bir siyaset
takip ediyordu. Fakat Asuriye ile hoş geçinmek Komuklar için
en nefret edilen bir siyasetti. Bütün Hitit kalıntıları gibi yabancı haikiımiyetlerin düşmanı olan Komuk Türkleri de Asuriye aleyhinde hareketlerini hissettikleri komşularıyla hemen birleşiveriyorlardi.
M.Ö. 847'de Dicle'nin kaynakları tarafındaki Peti/Yeti (?)
bölgesinde İştarate ahalisinin ( — İştarate, önceki dipnotların
birinde zikrolunan İştarati olduğuna şüphe yoktur. Maspero c. 3,
s. 26'da İştarati'nin yerini Dicle ile Fırat arasında göstermişti.
Şu halde buradaki Dicle kaynaklarından maksat Berki in kaynağı değildir. Maden suyu ile Betim suyunun ve Akdağ silsilesinden inip Dicle'yi teşkil eden diğer suların kaynakları da demek
olduğundan Peti/Yeti havalisi Gölcük tarafı olduğu anlaşılıyor)
isyanı bu sabırsızlıkların sonucu bir kaynaşma idi ve bu isyan
Urartu'dan gelen bir dalga tesiriyle yapılmıştı.
Gerçi III. Salmanasar bu isyanı kolayca bastirabilmişti. Fakat iki yıl sonra Komuk Eli'ni tekrar ziyarete mecbur olmuş ve
Dicle'nin çıktığı yerde bir kaya üzerine kendi muhteşem suretini kazdırdıktan sonra, Toni-Buni (yeri bilinmiyor) derinlerinden
Urartu'ya geçerek Fırat kaynaklarına kadar (bu kaynaklardan
maksat Murat suyunun bir kolu olan ve Muş önünden akan Kara suyun kaynağı olmalıdır ki Bitlis kuzeyindeki Nemrud dağının eteğindedir) Urartu'yu istila ve tahrip ve eski sının tesis
etmişti. Bu sebeple Dayeni reisinin en iyi cinsten atlar ve kısraklar takdim ederek, imparatorun ayağına kapandığı kaydolunuyor.
— 38 —
Bu seferden sonra Kormiklar on yıl kadar kımıldanamadılar.
M.Ö. 834 yıllarına doğru ve II. Sarduris'in Urartu tahtına
çıkışı, Komuıklar'da Asuriye aleyhine hareket için bir telaş, bir
heyecan daha yaratmış ve Bit-Zamani ile civar kasabaların aynı
maksatla ortaya çıkan isyamlarma Komuiklar da kısmen iştirak ettikleri veya edecekleri sırada Asuriye ordusu yine hızla gelip
kendini göstermişti. İhtiyar Salmanasar bu defa bizzat gelememiş, ordusunu Dayan-Asur adlı bir «tarhan» (yani başkumandan)
kumandasıyla göndermişti. Dayan-Asur ordusunun Dicle bölgesinde şöyle bir dolaşması, Bit-Zamani isyanını bastırmaya kafi
gelmiş ve bunun üzerine Dayan-Asur, Armas geçidinden (yeri
belli değil) Arzanya (Murat suyu) havzasına inip Urartu'nun bir
kısmını zaptetmiş ve hatta kendi rivayetlerine göre, II. Sarduris'i mağlup bile etmişti. Fakat Asur ordusunun, düşmanı mahvetmeden geri dönmesi bu «galibiyet» sözünün Asuriye hükümdarlarına mahsus bir farfaradan ibaret olduğunu zannettiriyor.
M.Ö. 832'de Dayan-Asur'un bastırdığı Kirhu isyanına ve iki
yıl sonra yine Asurilerle Urartu seferini doğuran karışıklıklara
Komuklar'ın iştirak etmedikleri anlaşılıyor.
III. Salmanasar'rn oğlu Asur-Daninapal M.Ö. 834fde babasına karşı isyan etmiş ve Asuriye tahtına varis olmak istemişti. Pek büyük ölçüde başlayan bu isyan Asuriye imparatorluğunu kana bulamıştı. Bu karışıklıklar esnasında Komuklar, AsurDaninapaıl tarafına geçmişlerdi. Gariptir ki Amida şehri isyan
edenlerin tarafını tuttuğu halde, buraya pek yakın olan Toşhana şehri imparatora sadık kalmıştı. Asur-Daninapal, Kerh şehriyle, Netrip [= Nusaybin) ve Harran şehirlerinden Fırat kenarlarıyla, Suriye'de Asuriye itaatına yeni geçmiş yerlerden başıka
bütün havaliyi kendi tarafına çekebilmiş fakat ihtimale göre
Asur ordusu, kendisine itaatten vazgeçmemişti.
— 39 —
III. Salmanasar, elinde kalan tecrübeli kuvvetlere dayanarak asi oğlu aleyhine şiddetle harekete karar verdiği halde ihtiyarlığı sebebiyle yerinden kımıidanamadığmdan hareikâtm sevk
ve idaresini, veliaht edinmek istediği öteki oğlu Şamsi-Ramân'a
tevdi etmişti.
İki kardeş arasında başlayan harekât neticelenmeden, III.
Salmanasar vefat etmiş, iç savaş ancak 822 tarihinde son bulabilmişti. Asuriye'yi iyice sarsan, zayıflatan bu uzun buhranlı
dönemde diğer bir çok yerler arasında Nairi/Nayri, Asuriye'nin
nüfuz ve hükümranlığından sıyrılmış, her taraf imparatorlara
borçlu oldukları vergileri ödemeyi hemen durdurmuşlardı. Fakat galebe IV. Şamsi-Ramân'da kalmış ve bu hükümdar Asuriye
tahtını işgal ettiği on iki yul zarfında, kaybedilen yerleri geri
almayı başarmıştı.
Şamsi-Ramân, Nairi'ye yaptığı ilk seferle Pardir (= Dayeni.
Kısa bir ifade ile Murat suyunun kuzeyindeki yerler) nahiyelerinden Kargamış taraflarına kadar yerleri yine Asuriye idaresinde
tespit ettikten sonra (M.Ö. 821) Urartu üzerine de yüklenmiş,
ifadesine göre, orada üç yüz şehir harap ederek geri dönmüştü. Fakat bu son hareket Urartu'nun az aşağıda görülecek durumu karşısında neticesiz kalmış olmalıdır.
Şamsi-Ramân'in halefi III. Raman-Nirari zamanında Asuriyeliler'in Luşya (M.Ö. 799) ve Diri (M.Ö. 796, 795 ve 785) ile
uğraştıkları görülüyor ki yakın bir ihtimal, bu yerler, Komuk Eli'
nin doğu sınırını teşkil eden Luıkya (yani Savur kazası) ile Dirya'dır (yani Beşiri ve Silvan kazaları).
Komuklar'ın Asuriye ile Urartu arasında ne güç bir halde
kaldıklarını anlayabilmek için bu iki hükümetin bu sıradaki durumlarını kısaca gözönüne getirmek faydalı olur.
Urartu'da II. Sarduris {— SharıdourisJ'ye halef olan İşpunis
[— lshpouınis) saltanatının son günlerine doğru oğlu Menuas'ı
— 40 —
hükümetine iştirak ettirmiş ve Urartu ordularının kumandasını
bu genç prense tevdi etmişti. Cesur ve şanslı görünen Menuas,
Asuriye'nin bu zayıf döneminde bu kuvvetlerle Asuriye üzerine
devamlı saldırılara başlamış, Revanduz dağlarından Fırat'a kadar Asuriye cephesindeki kuvvetleri süre süre aşağı Zap vadisine ve Revanduz geçidine kadar inmişti. Hatta Urartu ordusunun bu başarılar üzerine Dayeni/Deyani (kısa ifade ile Murat
suyunun kuzeyindeki yerlerdir) bölgesi derhal Asuriye boyunduruğunu atmış ve Dayeni kralı Udhupursis, hazineleri ile arabalarını Menuas'a bırakmak mecburiyetinde kalmıştı.
Artık Urartu tedricen Arzaniya havzasında, önce kaybettiği
şehirleri yine bir bir geri almaya başlamış ve o zaman Puterpa
denilen Palu kasabasıyla Hozani şehrini (Pazu kazası dahilinde
sanılıyor) de istilâdan sonra Murat suyunu geçerek Urartu kuvvetlerini Komuk Eli'nin AIzo nahiyelerine (yani Maden Livasına)
kadar yaymıştı. Hatta Menuas bu kadarla da kalmamış Fırat batısına da geçereik Malatya'yı yine vergiye bağlamış ve o zaman
Hititler idaresinde olup şimdi yerleri bilinmeyen Sursilis, Tarkigaras ve Sararras müstahkem şehirlerini zaptetmişti. Bu zafer
sonucunda Urartu krallığı Araıks [= Araş) suyunun güney sa*
hillerinden Aşağı Zap, Yuıkan Dicle bölgelerine kadar yerlere
sahip olmuştu ki buraları arazinin genişliği ve nüfusunun ço'k<
luğu yönünden Asuriye elinde kalan yerlere hemen hemen eşit
idi. Bu olaylar M.Ö. 784 yılında Menuas'm ölümünden az önce
olup bitmiş ve Komuk Eli'nin çekirdeğini teşkil eden Karacadağ
ile Mazı dağları, Asuriye ile Urartu arasında bir defa daha buhranlı günler yaşamaya başlamıştı.
M.Ö. 781 yılından itibaren Asuriye ile Urartu'yu, birbirini
kovalayan iki düşman halinde görüyoruz. Ve Komulolar'la Kirhular'i bu iki kuvvet arasına sıkışmış ve şaşırmış buluyoruz.
Asuriye ile Urartu'nun ilk çarpışması, Subnat suyu boyunda,
Dicle kaynakları yakınında yeni Nirbu arazisine (bu Nirbular'in,
Tela-Viranşehir'in Asuriler tarafından tamamen zaptı üzerine
— 41 —
Hani taraflarına çekilmiş veya o taraflara yerleştirilmiş Nirfanlar olduğu anlaşılıyor. Savaşın o bölgedeki Nerip dağı ve Nerip düzü denilen yerlerde meydana gelmiş olması ihtimali kuvvetli görünüyor) civar bir yerde oldu. Urartu'nun hücumuna dayanamayan Nirbular aman dilemediler. Fırat batısındaki Hitit
prenslikleri de Asuriye'ye yardıma gelmişlerdi. Burular da bozuldular ve Urartu ordusu tarafından Meliten (= Malatya) ötelerine kadar kovalandılar. Ertesi yıl savaş Bitlis suyu bölgesinde
yapılmış ve nihayet daha doğuda başka yerler savaşa sahne
olmuşlardı. Bu kavgaların sonunda galibiyet Urartu'nun olmuş,
Asuriye imparatoru IV. Salmanasar, Urartu kralı Argistis'in devamlı taarruzları karşısında Dicle'nin güneyine kadar gerHemişti. Urartu'nun Küçük Asya marşlarında (= uobeylikleri) neler
yaptığını bildiren abideler henüz keşfolunamamiştır. Fakat aşağıdaki olayların incelenmesinden Meliten bölgesinin Naballar1
in ve Komuk Eli'nin geri kalan kısmının Urartu egemenliğini
tanımak mecburiyetinde kaldığı anlaşılıyor. Urartu'yu sözde tanıyan başka yerler gibi Komuklar'la Kirhular da yeni istilacılardan hayır görmüş değillerdi : Asuriye hükümdarları bunlara nasıl kötü muameleler yapmışlar, yurtlarını nasıl yıkmış, ıssız
bırakmışlarsa Urartu hükümdarları da aynı kötülükleri yapmaktan çekinmemişlerdi. Yine şehirler yakılmış, kırlar çiğnenmiş,
sürüler istilâ ordusu tarafından aç kurtlar gibi kırılmış, ortalık
çöle döndürüumüş!..
Bu sıralarda IV. Saîmanasar'a halef olarak Asuriye tahtını
işgal eden III. Asur-dan korkudan sinmiş, artık Asuriye, her tarafta meydanı Urartu hükümdarı Argistis'e bırakarak kendini
koruyacak bir durum almakla yetinmişti. Fakat Asuriye, Urartu'nun tesiriyle tamamen erimiş, koca imparatorluk gittikçe küçülmüş, nihayet 763'de bir güneş tutulmasının manevî bir gasp
telakki olunmasryla başlayan ve hemen bir çok yerlere yapılan
isyan, Asuriye'nin fersiz kalan yıldızını bir an için büsbütün
söndürmüştü.
— 42 —
Tahtı zorla ele geçiren sıfatıyla ortaya çıkarak Asuriye'yi
hemen yirmi yıllık bir uykudan uyandırabilen III. Tiglat-Pileser,
Urartu karşısında yeni ve şiddetli bir rakip alarak göründüğü zaman Asuriye nüfuzu Dicle suyunun doğu-batı istikametindeki
mecrasından öteye ve Karacadağ eteklerinden kuzeye geçmiyor ve batı sınırı da Fırat'ı aşmıyor gibi görünüyor. Yalnız Toşhana'nm ve ihtimal Amida'mn da Asuriye'ye tabiyyeti saklı kalmış sanılıyor. Urartu'nun bu kuvvetli günlerinin somlarına doğru Komuklar'in Urartu'ya örnek olmuş Gustaşpi adlı bir kral
tarafından idare olundukları anlaşılıyor. Ve bu zaman içinde
Komuklar hakkında başka bilgi bulunamıyor. Yalnız Urartu'da Argistis'in yerine geçen III. Sarduris'in kitabelerinde Malatya dağlarına yönelmiş seferler naklolunuyor ve Malatya hükümdarının
merkezi olan Müîid'in (Bu kelime Hititler'in Miliddu kabilesinden kalmıştır) ıbile Urartu eline geçtiği kaydolunuyor. Sarduris
bundan sonra Toros-Amanos taraflarına dönüyor ve o bölgeye
sahip oluyor.
Urartu'nun, Asya hükümetleri içinde hemen birinci sıraya
geçtiği ve meydanı boş bulmadığı halde daha güneye, asul Asuriye'ye doğru inememiş olmasını Asuriyefnin güçlü günlerindeki
korkunç şöhretine yorumlamalıdır : Asur-Nazirpal ile III. Salmanasar tarafından idare edilen, yıkıcı seferlerin etkisi hatırlardan
kolayca silinmeyecek kadar kuvvetli birer iz bırakmıştı. Asuriye'nin son felâketlerine rağmen bu dehşetli hatıralar, uzaklarda henüz ordu tesirini göstermekte idi. Hatta Asuriye silahlarının darbesini yemiş olan kavimler bu etkiyi, başları ucunda
bir cellat varmış gibi her zaman hissetmekteydiler ki Urartu'yu
daha fazla ilerlemekten vazgeçiren, çekindiren sebep te işte bu
ismin şöhretiydi. Tiglat-Piıleser, bu izlenimler tamamiyle yok olmadan yetişmiş ve Asuriye'yi bu kesin felâketten ancak o kurtarabilmişti. Bu cesur ve atılgan hükümdar Aramiler'i yok ettikten, Babii kaleleri önünde gücünü, büyüklüğünü gösterdikten
ve doğu taraflarında şöyle bir göründükten sonra, Urartu'yu
— 43 —
ummadığı bir taraftan vurmak gayesiyle (M.Ö. 742 yılı ilkbaharı), Fırat'ın batısına geçmişti. Tiglat-Pileser, Kuzey Suriye istikâmetinde yürümekle Komuk hükümdarı Gus-Taşpi ile müttefiklerinin kendisine karşı arazi mücadelesine cüretlerine meydan bırakmadan Urartu'ya o taraflardan dokunmak istemiş ve
Arpad ( = Haleb ile Kilis arasındaki Tel-Arfad/Tel-Rıfat'dır) yakınlarına kadar ilenlemişti. Arpad, Asur ordusuna kapılarını açmak mecburiyetinde kaldığı sırada Sarduris durumdan haberdar olmuş ve Urartu kuvvetlerine Moliten ve Komuk ordularını
da katarak Komuk içinden geçmiş ve Fırat batısındaki kendisine bağlı prensliklerin kuvvetlerini de alarak ihtimal, Asur kuvvetlerine üstün bir kuvvetle yine Komuk Eli'nin ortasında (Maspero, c. 3, s. 146) olmayan bir yerde Kişitan ve Halpi arasında, (Rum Kale'nin diğer bir adı Halfeti'dir. Samsat ile Rum Ka«
le arasında, Fırat'ın sol sahilinde Tişkan görünüyor ki büyük
savaşın bu bölgede olduğu anlaşılıyor) Tiglat-Pileser de yetiş*
misti. Çarpışma tam bir gün, pek büyük bir şiddetle, göğüs göğüse devam etmişti. Savaş o kadar kızışmıştı ki meydanda
uzaktan birbirini fankeden iki imparator hırslarından birbirlerinin üstlerine atılmışlardı. Akşama doğru Urartu ordusunun araba takımı ile süvarisi dağılmış ve bozgunluk başgöstermişti.
Sarduris canını olsun kurtarabilmek için arabalarını ve her şeyini bırakarak eline geçen kısrağa atlayıp kaçacak kadar zaman
bulabilmişti. Arkasından Asuriye'nin kuvvetli süvarileri bile yetişemedi. Bütün gece dört nala at sürerek kaçmış, Sibak tepelerini aşmış, güç halle Fırat köprüsüne ayak basmıştı (Sibak,
ihtimal Kervançemen dağları veya Akdağ'dır. Köprü yeri anlaşılmıyor). Takip Fırat kenarında son bulmuştu. Sarduris sağ
olarak yurduna girebilmiş fakat maktul ve esir olarak 73.000
kişiyi, araba takımlarım, hemen bütün nakliye araçlarını, uşaklarını ve sanatkârlarını kaybetmişti. Çadırları kurulu kalmış,
krallığa ait ziynetler, yatak takımları, taşınabilir tahtı ve sedirleri, kısaca bütün eşyası Tiglat-Pileser'in eline geçmişti. Tigıîat_-44 —
Pil eser bunlardan yainiz yatak takımlarını, zaferine işaret olmak üzere almış, öteki eşyaların hepsini mabudlara şükran oiara'k yakmış, Ninova'ya dönmüş ve yatağı da mabuda vakıf ve
tahsis etmişti. Artık Urartu'nun da yıldızı sönmüş, Komu'klar
diğer komşuları gibi tabiiyet değiştirmek mecburiyetinde kalmıştı.
Urantu mağlup edildiği halde, sulha yanaşmamıştı. Zaten
ortada kendisini barışa zorlayacak bir kuvvet de görülmüyordu.
Asuriye bu korkunç düşmanını berbat ettikten sonra onu Murat suyunun ikuzeyine sürmekle yetinmiş, başkent olan Dospana/= Tuspana/= Tuşpa'ya (daha önce yazıldığı gibi Tuşpa, Van
şehrinin eski adıdır) kadar kovalayıp da belini büsbütün kırmaya çalışmamıştı. İhtimal buna Kuzey Suriye'deki işleri engel
olmuştu. Urartu'nun Fırat batısındaki eski vasallan, onun «aman»
dememiş olmasına aldanıyorlar ve haıiâ ondan yardım umuyorlardı. Komuk kralının bile böyle bir ümit beslediği hissolunuyor.
Fakat Kuzey Suriye hükümetlerinin en kuvvetlilerinden biri olduğu halde nihayet (M.Ö. 840) aman dilemeye mecbur edilen
Aguş/Aguşi (Bit-Aguş, şimdiki Halep sancağının eski adı) prensinin o zamana kadar inat ettiği için tahtını ve belki hayatını
kaybetmiş bulunması Sarduris'in de halâ yerinden kımıldamaması, Urartu'nun tamamen düştüğüne artık şüphe bırakmadığından ona güvenmiş olan prensler, yavaş yavaş Asuriye'yi metbu tanımak mecburiyetinde kalmışlardı. Komuk hükümdarı GusTaşpi, Gorgum (= Maraş civarında Aksu boyunda idi) prensi
Tarhulara, Kargamış prensi Piziris, Kui prensi [Kui; önceleri Kilikya denilen Adana bölgesi) Uriyek o sırada Arpad'ta bulunan
III. Tiglat-Pileser'e altın, gümüş, kurşun, demir, ham veya işJenmiş fildişi, erguvan? boya, gergefte işlenmiş veya boyammiş
türlü kumaşlar takdim ederek, egemenliğini tanımak için müsabakaya başlamışlardı. İmparator bunların hükümetlerini ve
müliklerini kendilerine bağışlıyor ve buna ait ferman da veriyordu. Bunlar gibi hareket etmeyen başka beylikler, hemen ki— 45-
bir ve inatlarının cezasını görmüşler; tahtlarını, mülkilerini tamamen kaybetmişlerdi.
Fırat batısında ve Kuzey Suriye'de işler bittikten sonra
Asuriye darbesi yine Urartu'ya yönelmişti (M.Ö. 739). Geçen
defa Urartu'yu büsbütün yıkamadığına ihtimal pişman oılan Tiglat-PiIeser, bu defa Nairi'den bir kısım toprak almaya, oralarda
sağlam bir kazık çakmak için Ulluba'da [yeri belli değil) bir kale yaptırmaya muvaffak olduktan sonra kuvvetli bir ordu ile
Tuşpa önüne kadar da ilerlemişti (M.Ö. 732). Sarduris başlangıçta yine oldukça bir karşılık gösterebilmişken, sonunda ordusunun ihaneti yüzünden taç ve tahtını bırakarak çekilmeye
mecbur olmuştu.
Artık Asuriye ile Fırat ve Dicle kenarlarında üstünlük kavgasında bulunabilecek kimse kalmamıştı. İmparator kuzey ve
doğudaki gürültücü kabilelere hiç önem vermiyordu. Gerçekte
burular Asuriye'yi biraz hırpalamış olsalar veya bir Asur vilayeti kapmış bulunsalar bile Asuriye ordusunun bir görünüşü onları yoketmeye ve aldıkları ganimetlerin birkaç mislini koparmaya gücü yeterdi.
Tiglat-Pileser'in ölmeden bir yıl önce Babil'i de ele geçirerek Afkad-Sümir kralı (bu kral'Iık, Asuriye hükümdarlarının
her devirde takınmaya pek çok heves gösterdikleri bir şeref
unvanıdır. Baibil ile Asuriye tahtını birleştiren bu unvan Keldaniye'deki en eski zamanların hatırasını ihtiva ediyor) unvanını da takınmış olması (M.Ö. 729) onu bütün dünyanın gözünde son derece büyütmüş ve korkunç adı söz dindemez en azgınları bile yıldır-mışti.
Zamanında her taraf gibi Kornu'k Eli'nin güney bölgesinin
yani Karacadağ ile Tela'nin (Viranşehir) az veya çok Asurileşmiş olduğu görüılüyor ve buralar ahalisinin, asıllarını unutarak
Asuriye uygarlığı içinde yoğrulmaya başladıkları, imparatorun
şahsına, adeta bir Asuriye'1i kadar içten muhabbet ve sadakat
— 46 —
göstermeye çalıştıkları anlaşılıyor. Sözün kısası, işte bu dönemde Komu'k Türkleri'nin Asuriyeliler'den daha koyu birer
Asuri kesildikleri farfcolunuyor.
Bu Türkler'e cinslerini, dinilerini ve dillerini unutturan kuvvet ve sebebi, Asuriye'nin mülki ve idari teşkilatında aramak
doğru gibi görünüyor. Komu'k tarihiyle şiddetle ilgili olan bu
teşkilâtı burada kısaca yazıvermek pe'k de lüzumsuz değildir:
Bilhassa Tiglat-Piieser zamanında Yukarı Dicle'de Amida ile
Toşhana'dan başka bir de Guzan/Gavzan (Maspeno yerini bildirmiyor. İhtimal Garzan kelimesinin başka bir şeklidir) vilâyeti
kuruluyor. Mazı dağlarının kuzey versanındaki bu üç vilayetten
başka bu dağın güney eteklerinde Ninova'dan Suriye'ye giden
yol üzerindeki Nazpipa [~ Nusaybin) ile Tela birer vilayete
merkez oluyor. Daha aşağılarda, merkezi yani Orta Fırat yakı*
nındaki Razipıpa/ = el Resafa'dan ibaret bir vilâyet daha görülüyor.
Vilâyetlerde memurlar, mevki kumandanları, vergi tahsil
memurları, posta müdürleri, polis ve jandarma zabitleri, yerlilerin koyu Asuriye taraftarı olanları arasından seçiliyor ve ihtimal bu mertebedeiki Asuriye!i memurlara ancak kalabalık şehirlerde veya en mühim kalelerde tesadüf olunuyor.
Krallarla reisler Ki-pu deni'Ien ve sanki «mukim elçi» görevinde bulunan Asuriyeli birer büyük memurun nezaret ve egemenliği altına veriliyor. Bu Ki-pu'lar onların her türlü hareketlerini imparatora bildirmek, onları anlaşmalarda yazılı görev
ve haklarına tamam iyi e riayet ettirmek, vergi tahsilatını düzenlemek ve hızlandırmak gibi görevlerle sorumlu tutulur. Ve bu
işleri gereğinde zorla yaptırabileceklerine işaret olmak üzere
yanlarında bazı yasakçılar da bulunduruyorlar.
Mülki ve askeri görevleri aynı zamanda yerine getirmek
ile zorunlu bulunan valiler adeta para ile oynuyorlar. Durum
çok defa onları kendiliklerinden çabuık kararlar almaya ve ken— 47 —
di sorumlulukları altında olarak diplomatik teşebbüslere ve askerî hareketlere girişmeye zorluyor.
Gerek Ki-Pular ve gerek valiler hemen bütün günlerini savaş ile geçiriyorlar. Hükümet merkezi bunlardan, en küçük ve
önemsiz olayların bile anında merkeze bildirilmesini şiddetle
istiyor ki imparatorların ayrıntılara bu derece önem vermeleri,
onların aynı zamanda valilerle vasalların her gün yaptıklarını,
nasıl çalıştıklarını bir resim gibi gözönünde bulundurabilmek
maksadını güttüklerini de hissettiriyor. Alt tabakadakilerin ruhsal
durumları iyi ve kötü her türlü hareketleri; sınırın öte tarafında
kurulan entrikalar; milislerin yer değiştirmeleri, göçmen ve iltica edenlerin gelip gitmeleri; kaçakların takibi, askerle ahali
arasında kaza ile meydana gelen kavgalar ve cüretkârlara verilen eezallar, hatta gökyüzünde bir alametin ortaya çıkışı veya
bir falcının falı, bu sayede mümkün olabilen bir hızla imparatora bildiriliyor.
Bir soru için Ninova'ya davet olunan bir vali cesaret ettiği eylem ve hareketi tamamiyie makûl göstermeye muvaffak olamazsa hemen bir darbede düşüyor ve doğunun her tarafında
olduğu gibi ya mal ve mülkünün zorla ele geçirilmesi veya organlarından birinin kesilmesi ile öldürülüyor. İşte bunun için
bir vali, yerini bırakıp divana gitmezden önce başına gelecek
bu sahneleri birer birer gözünün önüne getiriyor. Kendisinden
şüphe eder veya makamından indirileceğine kanaat getirirse
beladan kurtulmak için başka çareler bulamadığı takdirde başkaldırmak mecburiyetinde kalıyor veya kaçıyor.
Tiglat-Pileser'in yaptığı işler yalnız bunlarla kalmıyor. Onun
zamanında birçok esirlerin bir taraftan öte tarafa, mesela İran'
dan 65.000 kişinin Dicle doğusundaki yerlere nakil ve iskân
olundukları görülüyor. Fakat Komuklar'in bu zamanlarda esir
veya göçmen olarak başka taraflara gönderilip yerleştirildiğine
dair bir kayıt görülmüyor.
— 48 —
Urartu'nun yeni kralı Ruzas {= Roza), Sargon'un Asuriye
tahtına geçişini (722), Urartu'yu tenbellikten kurtarmak için tam
ve münasip bir fırsat saymış ve Urumiye gölünden Toros dağlarına kadar yerlerde Asuriye boyundurluğundan bıkmış bir sürü hükümetlerle Asuriye aleyhinde entrikalar kurmaya başlamıştı. Ruzas bu şeytanca siyasetinde başarılı olmuş ve az zaman sonra Asuriye'nin kuzey ve kuzeybatı sınırında başlayan
isyanları perde arkasından idare etmişti. Bu Ruzas Komuklar'ı
da ayaklandırmaya çalıştığı halde başarılı olamamış, ancak Fırat batısındaki Muşku/Muşkiler'i, Hititler'] ve hatta daha batıdaki kabileleri, kendilerine tabi olanları aleyhine kışkırtabilmişti.
M.Ö. 719'dan 715 yılına kadar süren ve doğudan parça parça başlayıp kuzey-batiya ve başka yerlere de yayılmış ve bu yayılma nihayet genel bir şekil almış oılan bu isyanlar gerçi Asu*
riye'yi çok yonmuşsa da yine bastırılmış ve hatta bu çarpışmalar, Fırat batısındaki Hititler'den geri/arta kalan Muşku ve Kargamış prensliklerinin krallık listesinden silinmesini ve birer
Asuriye viılayeti haline girmesini sonuçlandırmıştı (İşte Hatti
ve Hitit adı bu zamandan itibaren unutulmaya başlıyor ve Kargamiş'ın o ana kadar hükmettiği yerlere bu sıralarda Aramiier
yerleştiriliyor).
Bu işleri alevlendiren Ruzas, süzren (metbu') ile vasal (tabi1) arasındaki bu kavgaları uzaktan görüyor fakat halâ doğrudan doğruya işlere karışmıyordu. Sargon ise bu fesatları ortaya çıkaranı pek iyi biliyor ve galiba Mısır'ın Suriye işlerine müdahalesine meydan ve fırsat vermemek için, Urartu'ya çatacak
münasip bir an bekliyordu.
Nihayet beklenen zaman gelmiş ve Sargon Mısır'la uyuşarak kendisini arkadan tehdit edecek hiç bir tehlike kalmadığına kanaat getirdikten sonra Urartu'ya son darbeyi vurmak azmiyle yürümüştü. Savaş, Uâus (yeri bilinmiyor) boğazlarına yakın yerlerde meydana gelmiş ve tabi1 olanların bir çoğunu hat— 49-
ta hassa süvarisini bile kaybeden Ruzas her taraftan sıkıştırıldığını görünce Kiştan bozgunluğu günü, babası Sarduris'in yaptığı gibi arabasını da bırakıp bir kısrak üstüne sıçrayarak kaçabilmişti. Artık Urartu'ya taraftar şehirli korkudan şaşırmışlar
ve ilk ihtarda hemen kapılarını açıvermişlerdi. Sargon, istila
ettiği şehirlerden koruyamayacak olanlarını yakmakta tereddüt
etmemiş ve Ruzas'ı kova!aya kovalaya tamamen sıkıştırmıştı.
Fakat Ruzas teslim olmaktansa intihar etmeyi tercih etmişti.
Bu korkunç düşmanından kurtulan Sargon daha ileri gitmekten vazgeçmiş; düşmanlığa ara verilmiş, Asuriye kuvvetleri Ruzas'ın halefi II. Sarduris'in kumandasındaki zayıf kuvvetlerle temas halinde kalmıştı.
Anlaşma ve mukavele yapmadan iki tarafı böyle düşmanlığı terke mecbur eden sebepler iyi anlaşılmıyor. O sıralarda Kafkas dağlarından güneye inip, Araş suyu havzasına ve Urumiye/
Urmiye gölü etrafına yer'Ieşmiş olan ve Türk unsuruna mensup
bulunan Sitler'in Urartu'yu kuzeyden ve arkadan sarmaları ve
bunların önünden kaçarak, baştan başa Kuzey Anadolu'ya yayılan ve yine Türk unsurundan olan Kirner (= Kimirri/KimakJ'Ier'
in de Asuriye İmparatorluğunu kuzeybatıdan tehdit edecek bir
durum almaları, ihtimali Asuriye'nin Urartu'dan el çökmesini
sonuçlandırmıştı (Sitler'i / = KeçeHer / Karadeniz'in ve Kafkas
dağlarının kuzeyinden sürüp çıkardıkları ve onları kovalayarak
Araş boyuna ittikleri ve sonra Asya'dan Avrupa'ya akan Masacetler önünden kaçtıkları rivayet olunur. Maspero c. 3, s. 599'
daki haritada, şimdiki Gevar ve Şemdinan taraflarında gösterdiği TurukÜer'in buraya, bu zamanda yerleşmiş olmaları pek
muhtemeldir).
Komuklar'ın Uâus savaşma iştirak etmiş olduklarına şüphe
yoksa da bunu vesikalardan öğrenemiyoruz.
M.Ö. 710 yılı Komuk tarihi için önemli bir yıldır: Milidu
(= Milidi /Malatya) kraüı Tarhunazı geçen yıl Urartu'ya uyan Na— 50 —
bafllar'ın (Naballar, Muşku/Muşkiler'in batismdadir) mülkleri Kilikya'ya ilhak olunmak suretiyle cezalandıklarını görmüş olduğu
halde bu yıl da kendisi efendisine çifte atmış ve Kammanu/
= Kamanu/'ya ( = Kamanu, Kapadokya'daki Kornan© sanılıyor
ki şimdi harap olan bu şehir Elbistan ile Kayseri arasında ve
Haçin'in 45 kilometre kadar kuzeydoğusunda ve Göksu üzerindedir) koımşu yerlerin sahibi ve Asuriye'nin vasalı olan Gontirinanu (?)'nun mülkünü de elinden almıştı. Urartu ile Muşku/
Muşkiler'in arasına ok gibi girmiş bir durumda bulunan bu bölgenin elden çıkmasının pek fena sonuçlar vereceğinden korkarak, ihtimal Komuk ve Gorgum kuvvetleriyle, derhal Tarhunazi
üzerine yürümüş, onu ezmiş, Milidu/Malatya/'yi elinden almış
ve Tarfıunazi'nin kaçıp barınmış olduğu Tulgarimrne (?)'yi de
(yeri bilinmiyor. Sanıldığına göre Binboğa dağları veya Uzunyayla bölgesinde idi) zorlayarak, Milidu kralllığmı ortadan kaldırmıştı. Asuriye'nin bir vilayeti şekline konulan Tulgarimme'de
beşi Urartu'ya, üçü Muşkiler'e ve ikisi de kuzeye karşı cephe
alacak şekilde müstahkem on şehir bina edilmiş ve Milidu/Malatya bölgesi de Komuk hükümdarı Mutallu'ya bırakılmıştı.
Ertesi yıl) (709) Gorgum'un 30 yıllık hükümdarı olan Tarhular'ın oğlu MutaHu (Gorgum'un Mutallu'su Komuk kralı Mutallu'dan başka biridir) tarafından öîdürülımesi, bu batı uçbeyinin
savunma teşkilatını ikmale sebep olmuş ve Mutallu, Sargon'un
gösterdiği süratten ürkerek silahlarını bırakmış olduğundan, bu
olay Komuk Eli'ne batıdan komşu ve hem-simr bulunan Gorgum
krallığının da ortadan kalkmasını ve buraların da doğrudan doğruya Ki-pu gibi memurlarla idare olunan bir vilâyet haline gelmesini icab ettirmişti.
Artık Asuriye'nin ıkuzey-foatısında vasal olarak Komuk krallığından başka hükümet kalmamış ve Komuk kralı aynı zamanda «uçbeyliği» vazifesiyle 'de görevlendirilmişti. Komuklar şimdiye kadar kullandıkları siyaseti devam ettirmiş olsalardı, ülkeleri daha çok büyüyecek ve herhalde günün birinde Komuk
— 51 —
krallığının sının'an Halys (= Kızılırmak) suyuna kadar dayanacaktı. Böyle geniş bir mıntıkada büyük bir selahiyet, onların
Asuriye boyunduruğundan sıyrılmalarına pek çok yardum edecekti. Fakat Urartu'nun boş durduğu yoktu.
Sarduris, mülkleri ellerinden alınarak istiklâllerine son verilen prensleri, kimbilir nasıil vaadi eri e elde edebiliyor ve bunları Asuriye aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyordu. Hatta Muşkiler'in (M.Ö. 708'de) parlayan ve Sargon'un güneydoğusunda
kazandığı büyük zaferlerin etkisi ve Kilikya kralı Mitya'nın tedbiriyle bastırılan bir isyan, yine Urartu'nun kışkırtma ve bozgunlukları neticesi idi.
Gerek Muşkiler'in bu son isyanı ve gerek başka milletlerin evvelce açılmış ve kapanmış bozgun ve felaket sahneleri
gözler önünde dururken ve hatırlardan silinmemişken bu defa
da Komuklar, Urartu'nun vaadlerine aldanmişlar, Asur aleyhinde kımıldanmaya başlamışlar ve Sargon, Ninova'nın kuzeyindeki Horsabad mevkiinde Dursarinkin şehrini yaptırmakla meşgul
bulunduğu sırada Komuklar Mutallu'nun kumandasında Asuriye
üzerine yürümüşlerdi.
Fakat Mutallu, Keldaniye olaylarını ve Sargon'un o taraflardaki korkunç icraatını, en küçük ayrıntılarına kadar öğrenir
öğrenmez şaşırmış; yaptığına pişman olmuş ve Asuriye ordusunun gelmesinden önce milletini, ordusunu ve hatta ailesini
ve hazinesini bile bırakarak kaçmış ve belki de Sarduris'in yanına sığınmıştı. Şimdi de Komuk krallığının son perdesi inmişti,
Artık Komuk ıkrallığı ortadan kalkmış ve Komuk Eli Asuriye'
nin bir vilayeti olmuştu. Komuk vilayetinin düzenleme ve teşikilatı Asuriyeli bir «tarhan'a» (yani kumandana) verildi, yüzelli
savaş arabası, binbeşyüz süvari, yirmibin okçu ve onbin mızraklıdan ibaret Komu(k ordusu Asuriye ordusuna katrldı. Kraillarının ihtirasına kurban olan Komuklar işte bugünden itibaren
Asuriyeli tanındılar ve tamamen Asuriye kanunlarına tabi oldu— 52-—
lar. O zamana kadar iç idareleri kendilerine ait olmak üzere geçirmiş oldukları tam veyahut yarı müstakil hayata veda ettiler
(M.Ö. 708). Koımuklar'da m MI î ruhun derin bir uykuya daldığı
bu zamanda Asuriye ile pençeleşmek sırası, bunların soydaşları
olan Sitler ile Kimmer {= Kimini) ler'e gelmişti.
Bir taraftan Sitler, öte taraftan da Kimmerler'le sarılan
Urartu'nun kımıldayacak hali kalmamıştı. Urmiye gölü güneylerinde, Asuriye'ye pek yakından temas ettikleri gibi Kimmerler de Ereğli ile Sinop'u kendilerine başkent yaptıktan sonra,
bir kollarıyla Batı Anadolu'ya yayılmışlar ve asıl kuvvetleriyle
de kuzeyden ve kuzeybatıdan Asuriye üzerine doğrulmuşlardi.
Bunilar Senaşerib'in son günlerine doğru Antitoros vadilerine
(Antitoros, Gürün taraflarındaki Binboğa dağları ile bu dağların kuzey-doğuya doğru giden ve Kızılırmak havzasını Fırat havzasından ayıran dağlardır) kadar inmişler ve Asuriye'nin oralardaki muhafız (kıtaları karşısında ileri karakollarını yerleştirmişlerdi. Arada başka bir hükümet kalmamış olması, Komuklar'la, Kimer/Kiımirriler'le karşı karşıya geldiklerini hissettiriyorsa da tarihi vesikalarda şimdilik ıbuna dair »bir şey görülmüyor.
Sitler'le Kimmerler'in Asuriye etrafında bu hazırlık durumunu
alımalan Asur hükümdarı Senaşerib'in (Sennacherib), ihtimal
Kimmer kralı Nişipa'mn yardiımı ve belki de teşvikiyle kendi
oğulları tarafından öldürüldüğü ve kuzeydeki illerle, Fırat vilayetlerinin katiller tarafına geçtiği zamanda meydana geliyor
(M.Ö. 681). Senaşerib'e halef olan Asur^hadun, baba katillerinden biri olan Şarezer ile Hani-Galbat (Hani-Galbat, Malatya sancağının güney havalisidir) taraflarında yaptığı savaşa Komukların da Şarezer'in tarafında olmak üzere katıldıkln anlaşılıyor.
Savaş, Sitler'le Kimmerler üzerinde hiçbir etki yapamamıştı. Bunlar bir an tereddütten sonra akınlarına devam etmişlerdi.
Sitler'den önce Ki-mmerler, Kapadokya marşı (uçıbeyliği)
boyundaki Asuriye garnizonlarını zorlayarak Kilikya boğazlarına
no
dayanmışlar, bundan cesaretle, aynı anda Asuriye'yi sevmeyen
ahali de ayaklanmışlardı. Hatta Birecik kuzeyindeki Fırat dirseğiyle bu kaynaklar arasında, Komuk Eli'ne ait Parmaki/Parnaki
ahalisi de Kimmer kralı Nişipa (= NişpaJ'nm başarılan gürültüsünde Asuriye aleyhine silaha sarılmışlardı. Fakat sonunda
Kimımenler'in Halys (= Kızılırmak) gerisine püskürtülmüş olmaları asilerin ümidini kırmış ve onları yine Asuriye'ye boyun eymeye mecbur etmişti. Kimmerler'in yenilmesi Sitler'e tesir etmemişti. Şimdi de Sit krallarından İşbake (M-Ö. 678) Manteliieri beraberlerinde sürükleyerek Ninova istikâmetine yürümüş,
fakat geç kalmış olmasının cezası olarak kendileri de mağlup
olmuş, Urmiye gölü kuzeyine atılmışlardı. Sitler'i büsbütün
mağlup etmenin imkânı yoktu. Asuriye ordusunun önünde eğildikleri asıl kuvvetler değil, Sitler'in ileri kıt'alan idi. Büroların
arkalarında daha bir sürü kabileler vardı ki Asuriye »bunlara dert
anlatacak halde değildi. Bu taraflardaki kötü durumu anlayan
Asur-hadun, Sit krallarından Partoboğa'ya Asuriye krallığı hanedanından 'bir kız verere'k bir istila tehlikesinin önüne geçmiş ve
Sitîer'i ıbir müttefik olarak kazanabilmişti.
Urartu ikrah Ruzas/Rozasi korkusundan titriyor, kendisini
soydan gelen rakibiyle ihtilafa düşürecek her şeyden sakınıyordu. Fakat Urartu'nun rolü, şimdi de Lubdi (yeri bilinımiyor) krailı
Andrea tarafından oynanmaya başlamıştı. Andrea bir taraftan
Naballar'ı, bir taraftan da tomuklar'ı ve ihtimal Kinhular'ı da
Asuriye aleyhine ayaklandırmaya kalkmış ve bunun için Kimmerler'in (Kimaklar) yardımını da ummuştu.
Lubdi; Urartu'nun yanı başında, yaklaşılması zor dağlar arasında şimdiye 'kadar kimse tarafından itaat ve boyundurluk altına alınamamış bağımsız bir hükümet idi. Lubdi/Loıbdi hükümdarı Andrea, Komuklar'la Naballar'ı ayaklandırabiieceğini düşünmüş fakat Naballar'ı ayaklandırabildiği halde Komuklar'dan yalnız
Şupriyalılar'ı {Şupriya, şimdiki Maden livasının Dicle kaynaklarıyla Fırat ve Gölcük arasında mahsur kalan kısmıdır) kandıra— 54 —
bilmişti. Komuik Eli'nin başka taraflarını kendisine uyduramamıştı. Naballar, Kilikya özerine taşacak gibi bir durum aldıkları sırada Şupriyahlar da tamamen işe koyulmuşlardı. Andrea,
Kimmerler'de bir hareket göremeyince korkmuş ve Asur^hadun'
un Naballar'h yok etmek için gösterdikleri çabukluktan ürkmüş,
şimdi cezalandırmak sırası Şuıpriya'ya gelmişti.
Asur4ıadun, Urartu'nun müdahalesinden korkmayarak Şupriya üzerine yürümüş, prenslerine merkez edindiği Uıbyumu/Opiyomi? (yeri bilinmiyor) şehrinde sıkıştırmıştı. Şupriya prensi
hiçbir taraftan beklediği yardımı göremeyince meyus ve pişman olmuş; efendisine boyun eymekten başka çare kalmadığını anladığından krallık elbiselerini çıkarmış, pılı-pırtılar giymiş
ve surun üstünden, gözyaşiları dökerek, kesik seslerle, Asurhadun'dan aman ve merhamet dilememişti. Şöyle diyordu :
«Şupriya! Sana 'karşı günah işleyen memleket, sana rızasıyla teslim olacak, üzerine zabitlerini koy. O sana itaate yemin
edecek, ona bir fidye ve sonsuzluğa kadar devam edecek, yıllık bir vergi kes. Ben (bir hırsızım, yaptığım cürüm için elli kere
tövbe edeceğim».
Asur^hadun, siperde bir gedik açmadan bu sözleri işitmek
istememişti. O zaman iç kaleye barınmış olan prensin yalvarmalarına dayanamamış, hayatını bağışlamak ilütfûnda bulunmuş
tu. Fakat ahali, merhamet edilmeden cezalandırılmış, hepsi esarete mahkûm edilmişti. Esirler arasında pek çok Urartulular da
bulunuyordu. Asur^hadun bu esirleri tarafsızlık ricasıyla Ruzas'a göndermişti.
Bu işlerin hepsi yalnız bir ay içinde olup bitmiş, Komuklar'a son bir ders daha verilmişti (M.Ö. 672).
Diyarbekir Tarihinden : Komuk Eli
Küçük Mecmua, 1338 Hicrî
Diyanbekir-Vilâyet Matbaası, Sayı : 14-28
— 55 —
DİZİN
(Açıklama ve Notlarla)
Adana ( = Kilikya): 45
Adduri dağı : 36
Afkad-Sümir «Krallık» : (s. 10'daki «vali» anlamındaki «AkadSümiz» olabilir) 46
Agus / Aguşi : 45
Ahlime çeteleri: (Maspero, s.
29'daki haritada. B. Konyar,
i, s. 42'de ise «Ahlama oymakları») 12
Ahuni (kral) : 35, 36
Akad-Sümiz/valilik unvanı: 10
Akdağ (Lice ile Palu arasında
kalan dağlar) : 14, 38, 44.
Akdeniz : 21
Akpınar (Diyarbakır'a bağlı Çınar kazasının diğer adıdır.
Tavşantepe buranın kuzeyidir / Diyarbekir Vilâyeti - Yıllık s. 2 1 / . Türkiye Haritası,
pafta no. 1 8 ) : 4
Aksu (Ceyhan'ın en kuvvetli kollarından biri. Bk. H. Saraçoğlu, Türkiye Coğrafyası, II,
s. 202 - 203) : 45
Alman Oryentalİstler / Doğubilimcileri / Şarkiyatçılar: 11
Alzi / Alzu / lar: 5, 11, 15, 22
Alzo (= Maden Livası) : 41
Amanos (= Güneydoğu Toroslar) : 43
Amida / Amidi / Amid (= Diyarbakır. Buraya 1938'de «Diyarbakır adı resmen verilmiş
sonra Diyarbekir olarak tekrar değiştirilmiştir / tafsilâtı ve gerekçeleri için bk. :
«Türk Dili / Türkçe - Fransızca belleten», Haziran 1938,
s. 29/30. Diyarbakır için bk.
İA. c. 3, s. 601-626 / Diyarbekir mad. / Biz bu metinde «Diyarbakır» şeklini kullanacağız) : 3, 4, 9, 14, 25,
28-30, 32-34, 39, 43, 47
Amidahlar : 34
Ammi - Baal (Bit-Zamani prensi) : 31
Anadolu : 10, 50, 53
Andre (Lubdi kralı) : 54, 55
Antitoros : 53
Arame (Urartu kralı): 34, 36
Arami kabileleri: 8, 11, 12, 23,
33
Arami krallığı
11, 31, 43
(=
Bit-Adini):
Aramiler: 6, 8, 37, 43, 49
Araks (= Araş) : 41
Ararak / Ararak = Ağrı dağı / :
34
-57 —
Ararat dağı : 34
Araş (= Araks) : 41, 50
Arbaki / Arbaha : 31
Ardupa (Mardin'in bulunduğu
yerde / metin'de /. Mardin1
in o günlerde adı «Ardupa»
idi / B. Konyar, I, s. 9; K.
Perk, s. 67 : Ardupa / Mardin. Derik kazası) : 4
Arduya (= Mardin?) : 27
Argaba (= ? Ergani) : 14
Argani / Ergani : 30
Argistis (Urartu kralı) : 42, 43
Arkanya : 3
Armas geçidi : 39
Arpad : 44, 45
Artiyanu : .31
Arzaniya ( = Murad suyu / Garzan) : 24, 29, 33, 35, 36, 39,
41
Arzaşkon : 36
Asur / ordusu, imparatorluk krallık) / : 1-4, 6-11, 21,
22. 25-33, 39, 44
Asur- Belkala : 21
Asur-Dan (Asur kralı): 11, 42
Asur- Daninapal : 39
Asur-Hadun : 53-55
Asur-Nazirpal : 10, 24-31, 3335, 43
II. Asur- Nazirpal : 24
II, Asur-Rabamar (Asur kralı):
21, 24
Asur-Uballit (—»
»—) : 7
Asuriler / Asurlular / Asuriyeliler: 1, 3, 6-10, 13, 14, 22,
26-28, 30-34, 39, 41, 47,
49-54
Aşuriye: 7>10, 12-25, 29, 3347, 52
Asya : 43, 50
Aşina : 28
Aşıhrba (= Derik) : 1
Asit / Aşıt dağı (Melabaş / Melabbas / silsilesi, Media'nın
Melebas dağı ile ancak
Nymphios / = Batman-su /
munsabının doğusunda Dicle'nin kuzey kıyısını takip
eden / Asit / Aşıt / dağı
(Honigmann, s. 16). Bugünkü Raman dağlan olacak!.. / Maspero, s. 16:
Garzan-su, Batman-çay çıkış ı / = mansıbı / . Ashit
dagh. Pazatou da buraları...) :
3, 28
Avani / Aveni : 33
Aveti : 24
Avrupa / Avrupalılar: 21, 50
B
Babil (Eski Babylon. Fırat nehrinin kenarında. İA. c. 2, s.
177-179) : 10, 12, 37, 43, 46
Babil Hükümeti : 24
Bağdad : 12
Bakire Meryem (= Deyri bakire/
Darı Bakıra = Manastır) : 4
Batman (Siirt'e bağlı, Dicle kıyısında kaza merkezi) : 1,3
Batman-su (İlk kaynaklarını Lice, Kulp / Diyarbakır / ve
Sason / Siirt / kazaları arkasındaki merkezî sıra dağlardan alan ve Batman'ın doğusunda, Sinan'da Dicle'ye
dökülen su. Eski çağlardaki
adı: N a m i. Bir sınır nehri olan Batman - su'ya klasik
— 58 —
çağlarda Nymphîos, sonraları — Süryani dilinde— «Kallat» denilmiştir / Honigmann,
s. 3-4, 12 vd. ayrıca ekli 1
no.lu harita /; B. Konyar,
Diyarbekir Tarihi, I, s. 8'de :
Namu) : 1f 2, 3, 5, 14, 16,
38
Behru / Bahru dağı-ovası (Aynı addaki dağlardan çıkar,
kuzeyde, Eğil'in yakınlarında
Dicle'ye karışır) : 3, 30, 38
Belih / Balih / Balikh / Papih
(Bugünkü Belih ırmağı. Urfa'
da Harran'ın kuzeyinden doğar, sınırı şehri Akçakale'
den Suriye topraklarına girer. Buraya kadar «Colab» adı
ife anılır, sonra Belih denir):
5, 7, 11-13, 31, 32
Benî Bekire ( = Diyarbekir): 4
Berklin (= Zülkarneyn : Lice'nin
kuzeybatısında, güneye doğru akan su. Aşağı mecrası
Dibeden-su olarak isimlendiriliyor) : 24, 38
Beşiri (Siirt'e bağlı kaza. Batman ile Kurtalan arası): 3,
5, 28, 40.
Binboğa (Kahramanmaraş'ın batı-kuzey taraflarını kaplayan
dağlar) : 51, 53.
Bingöl (Bingöl'ün kuzeyindeki
dağlar) : 36
Birecik (= Tul-Barsip / Tif Barsip: Urfa'nın kazası. Dicle
kıyısında. Maspero, s. 195'deki haritada : Toul-Barsip. Aramî dilinde : «Bîrsâ», Arapça «Bîre») : 5, 11, 32, 35, 54
— 59-
Bit-Adini {•==:• Aram i: krallığı.
Antep, Rumkale, Birecik-Süruç-Menbiç'in büyük bir bölümü ile Rakka ve Deyrîzor'
un bir parçası / Konyar, I, s.
60) : 5, 11, 32, 35, 36.
Bit-Aguş (Halep sancağı): 45
Bit-Bahyani / Bi-bit-Bahbani /
Beyt - Bahyani (Konyar, I, s.
14; Maspero s. 29'daki harita : Bît-Bak-hiâni) : 5, 32,
33
Bit-Zamani : 11, 27, 31, 39
Bitlis (= Kiruri) : 24, 36, 38
Bitlis / Kentris / çayı : 33, 42
Bizanslılar : 33
Botan -/ = Bohtan / — su
(Hakkari kuzeyi-Van'ın güneyi arasında dağlık, sarp bölgelerden doğar, Siirt'in güneyinde Dicle'ye karışır) :
24
Budilo (Kral. M.Ö. 1345-1320.
B. Konyar, I, s. 32) : 7
Bulanık (Van gölünün kuzeyi,
Malazgirt'in batısı, kaza) : 24
Bulyani / Bk. Hanik vadisi: 2, 27
Bu-ra-nu-nu / Bk. Fırat: 2
Burrorammani : 31
Cağ-Cağ / = Karmis / Kharmis (Nusaybin'in kuzeyinden
Savur- Midyat arasındaki dağlardan doğar, güneye doğru akar, Nusaybin'de Suriye
topraklarına girer. Asurice:
Karmiş / Kharmish) : 5, 22
Cefane: 38
Cevdet Bey, Dr.: 23
el-Cezîre («Fırat ile Dicle arasındaki arazinin «Mezopotamya» güney kısmı. Coğrafi
ve tarihî manâda bu iki tesmiye şeklinin medlulü bir değildir.
Mezopotamya
ismi
Dicle ile Fırat arasında kalan bütün sahayı ihtiva ettiği halde, el - Cezîre mezkûr
sahanın Ambar ile Tekrît arasında çizilecek bir hattın şimalinde kalan kısımlarına itlat olunur» / Fikret lışıltan,
Urfa Tarihi, s. 1, n. 3 /. Daha geniş bilgi için bk. İAM
c. 3, s. 152 / Cezîre mad. / ;
c. 4, s. 625 / Fırat mad.) :
1, 3, 4, 6, 11, 13, 20, 23, 26,
32, 35
Çerkezler
(Kafkasya'nın yerli
boylarından birinin adı ve bu
boydan olan kimseler) : 12
Çerkezistan (Çerkezlerin bulunduğu yerler) : 6
Çermik (Diyarbakır'ın kazalarından. Ilıca anlamına geliyor.
Doğu Toroslar'ın en önemli
nüfus topluluğu) : 5, 9, 30.
Damdamuza (= Ergani - Maden
kazası. B. Konyar, I, s. 9.
Maspero, s. 15'deki harita-
da aynı. K. Perk, s. 67'de :
«Cizre şimalinde Dicle üzerinde Fenik / Yanlış olacak!../) : 5, 9, 24-26, 29, 32,
39
Dayan - asur : 39
Dayeni : 36, 38, 40, 41.
Derik (Mardin'e bağlı bir kaza
merkezi. Viranşehir - Mardin
arasında. Eski Aşıhrba / K.
Perk, s. 67 /) : 1, 4, 27
Derpiya : 22
Dersim (Bugünkü Tunceli vilâyeti) : 36
Dicle 1= I İ Dignat, / İ / Diglat > Tigris. Geniş bilgi
için bk. İA. 3, s. 582-585 /
Dicle mad. / ; H. Saraçoğlu, II, s. 222-228) : 2-5, 7, 8,
11-14, 16, 21, 23-26, 2831, 39, 41-43, 46-48, 54.
Dilaver Köprüsü : 13
Dirya / Dirra > Darya (Beşiri
havalisi. Maspero, s. 55fdeki
haritada : Dirria) : 5, 16, 33,
40
Dirya / lar : 31
Diyarbakır / Bk. Amida: 1-6,
14, 30
Dospana / Tuspana / Tuşpa
( > Van) : 45
Dur - Asur - Nazirpal / Kerh
Asur-Nazirbal : 28
Dursarirkin : 52
Duruşa / Darkus : 31
Ebridi / İrmidi (Huveyt'teki Ramat Karyesi) : 24
— 60 —
El / İl : Burada «il», vilâyet değil «ülke, yurt, el» manâsında kullanılmaktadır. Komuk
kelimesi yabancı eserlerde
ise Komuk / Kummuh /
Kommuh / Kumuk şekillerinde yazılmaktadır.
Elasur : 31
Elbistan (Kahramanmaraş'ın kazalarından) : 51
Emat kabilesi (Hatay Türkleri'ne
bağlı): 4
Enzini / Enziti: 36
Erciş (Van'ın kazası) : 36
Ereğli (Karadeniz Ereğlisi): 53
Ergani / Ergani-su (= Maden su. Dicle'nin Zülkifil / Hazar Gölü güney tarafları / dağı etrafında çizdiği geniş kaviste aldığı isimdir / Saraçoğlu, II, s. 223 /. Bazı kitaplara
ekli haritalarda yalnızca Arghana-su / Arghana-su olarak
görülmektedir / H. Hübschmann, Die Altarmenischen
Orstnamen; Honîgmann / F.
işıltan,
Bizans
Devletinin
Doğu Sınırı gibi /. Batı Dicle'ye Ergani-su da deniliyor / Markvvart, s. 35x) : 2,
9, 14.
Fırat ( — al - Furat. Sümerce :
Bu-ra-nu-nu, asuri : Purattu,
süryanî: Perâth, arapça : el Furat. İA. 4, s. 622-626 /
Fırat mad. /; H. Saraçoğlu,
II, s. 213-222): 1-3, 5, 7-
9, 11, 12, 15-17, 19, 20, 3033, 35, 37-39, 41-47, 49, 53,
54
Garzan (Bk. Guzan / = Eski Arzanya): 24, 28, 47
Gevar
(Bugünkü
Yüksekova.
Hakkari'nin kazalarından): 50
Gontirinanu (?) : 51
Gorgum (= Maraş) : 45, 51
Göksu (Dicle'nin Turabidin / Turabdin / yaylasından inen kolu) : 51
Gölcük (Urfa'ya bağlı Hilvan kazasının güneyinde bir nahiye.
Orta çağlarda Cow, Cowk veya Cowak diye adlandırılıyor /
Markvvart, s. 33x) : 1, 3, 5,
30, 38, 54
Gubbu / Guphu : 33
Gus-Taşpi (Komuk kralı): 1, 34,
36-38, 43-45
Guzan / Gavzan / Garzan : 47.
Gürün (Sivas'ın güneyinde bir
kaza) : 53
H
Habur (Mardin'de Suriye hudut
kapısı ve aynı addaki su):
5, 7, 23, 28, 32
Haçin : 51
Haleb : 44, 45
Halfeti (UrfaYıın Fırat kenarındaki kazası, = Rumkale) : 44
Halpi: 44
Halua : 24
Halvs ( = . Kızılırmak) : 52, 54
Haizi : 22
Haizi-Luka / = Haizi -Dipka
-61 —
CDipnika ?•) : 5, 22
Hamano / Kamana-(Savur tarafları. Maspero, s. 55'deki haritada : Khamanon) : 5, 32
Hammamali (Musul'un güneyinde, Zap suyunun Dicle'ye döküldüğü köşe): 13
Hani : 27, 42
Hani-Galbad / Galbat / Galyat
(Asur vesikalarına göre Maitenî / Mrtanni devletinin
adı /, F. Kınal, s. 94, 110 /.
Eski Subartu / Günaltay, Yakın Şark, II, s. 216): 6, 12,
27, 53
Hanik vadisi (= Bulyahi. Hanik, Mardin'e bağlı Mazıdağ
ile kuzeyde Çınar kazası
arasında «Aşağı Hahİk» ve
«Yukarı Hanik» bucakları /
Bk. Harita Genel Müd., Ankara, 1946, Türkiye haritası
hrt. no. 18 /. Diyarbakır'a
bağlı Çınar merkez kazasının
«Aşağı Hanik» köyü «Aşağı
Konak» olarak değiştirilmiştir / Dh. V, Bültenler-1959
sayı : 8, Diyarbakır vilâyeti s.
20 /. Kitapta adı geçen Hanik bu bölgeler olmalı!... Hanik suyu vadisi «Bulyani /
— Bouliani geçidi, Maspero,
s. 15 ve 21'deki haritalarda
görülüyor) : 2, 27
Harmfs / Kharmis (Bk. Cağ Cağ) : 22
Harput Sancağı, suyu : 6
Harran / Charrae / (Mezopotamya / Urfa'da kurulmuş en
eski kolonilerden. Müslümanlar «Arrân» da demişlerdir.
Burada bulunan çok ünlü Ay
Tanrısı Sin Mabedi, Asur
kralları tarafından tezyin edilmiştir / İA. 5/1, s. 299-300,
— Harran mad.— /. Ay Mabudu «Sin» in önceleri Anadolu halkına aid olduğu anlaşılıyor / M. Şemseddin Günaltay, II, s. 545) : 2, 5, 33,
39
Hasrut: 30
Hata (= Hazo) : 24
Hatam / = Hazro) : 5, 24
Hattı / • = Hatay) : 7, 49
Hatti hükümeti, krallığı (Karganı iş'ta) : 10, 11
Hatti Uruğu: 12
Hatu-Şaru: 14
Hazo (Bk. Hata) : 24
Hazro / Hatam (Diyarbakır'ın
kazası) : 28, 33
Hinas / Hanos ?'/ : 16
Hitit / ler, İmparatorluğu, hükümdarları : 4, 6, 7, 8, 10, 13,
19, 21, 27, 30, 33, 35-38,
41-43, 49
Hititler / = Hatay Türkleri : 4
Hitit Eli : 8
Holün geçidi (Muş'un batısında) : 24
Hommel (Alman Doğubilimci) :
11
Horsabad (Musul'un kuzeyinde
ünlü harabe yeri) : 52
Hozani : 41
Hulay (Kinabu kalesi kumandanı) : 25, 26
Huveyt (Muş'taki Khuyut nahiyesi olabilir. Metinden yanlış okunmuştur ?.) : 24
• 62 —
f
İdiglat / Bk. Dicle / : 2
İngiliz: 10
İran : 48
İranlılar : 6
İskender: 6
İsua / İşua (Batman suyu kaynakları) : 5
İşbake (Sit kraiı) : 54
İşca / İşya (Harput bölgesiMunzur dağr güneyi. Malatya'nın doğusunda, Fırat'ın
dirseği içindeki arazi / F.
Kınal, s. 103, no. 54) : 16
İşpilibriya / = d'Ishpilibria (Maspero, s. 21 : Meyyâfârikin'in
kuzeyi) : 5, 27
İşpunis : 40
İştarani : 30
İştarate / İştarati : 38
İzalla (Nusaybin?) : 26, 33
Kabartaylar ( = Subartılar?) : 6
Kafkas dağlan : 12, 50
Kafkasya : 2
Kaide / Kaideliler: 1, 3, 7, 10,
22, 46, 52
Kaide ve Asur tarihi (Müellifi :
Addeşer) : 3, 10, 13
Kafi - Teşip - Sarupi (Komuk kralı): 12-14, 18
Kammanu / Kamanu /? Komane (Tohma suyu ülkesi ile
Uzunyayla'nın Gürün Civarında buna bitişik olan kısım) : 51
Kapadökya : 51, 53
Karacadağ (Viranşehir'in kuzey
tarafları. Eski : Ohira. Kaşyan'ya da Bk.) : 3, 4, 13, 14,
25, 26, 41, 43, 46
Karadeniz : 3, 10, 50
Karaköprü : 13
Karasu : 38
Kargamış (Gaziantep'te / Nizip'
in güneyi /, Eski Cerablus.
Fırat yakınlarında ünlü harabeler şehri) : 7, 10, 11, 21,
22, 38, 35, 40, 45, 49
Karkar (Asi nehri /. Eski: Oronte / kıyısında, Rıha'nm batısında, Cisr eş - Şügur'un
kuzeyi) : 9, 37
Karkar savaşı (Teferruatı için
bk. B. Konyar, I, s. 67 vd.) :
10
Karmış (Bk. Cağ-Cağ): 5
Karya / = Harya (Batman suyu kaynakları) : 5
Kaşkiler / Kaşkular: 6, 8, 11,
12, 15
Kaşyarı / Kashiaron / dağları
(Bugünkü
Karacadağ'lardır.
Diyabakır güneyi - Viranşehir kuzeyi : Siverek, Hilvan
doğusu : Derik, Çınar, Mazıdağı batısı içinde kalan yerler. Eskiden Kervançemen
dağlarından Midyat'a kadar
uzanan ve el - Cezîre ovasına hâkim bütün dağlara takılmış bir addı / B. Konyar,
I, s. 10) : 3, 9, 12, 13, 15, 22,
25, 28, 30, 34, 37
Kayseri : 51
Kefaniya / Kefen : 33
—63 —
Kelâsur / Kelâsor: 28
Keldaniye (Bk. Kaide) : 52
Kentris ( = Bitlis-su) : 33
Kerh ( = Eski Toşhana. Diyarbakır'ın 30 km. güney doğusunda) : 4, 31, 34, 39
Kerh-Asur Nazirbal (Dur-Asur
Nazirbal) : 28
Kervançemen dağları (Diyarbakır-Kâhta arası, Siverek kuzeyi) : 3, 30, 44
Keyaki / =Kenaki : 30
Khalzidipkha / Khalziloukha (Bk.
Haizi-dipka / Haizi - Lukha.
Komuklar'ın kuzeyi. Maspero, s. 15 harita ve s. 19) : 5
Kırım : 7
Kızılırmak (Eski Halys) : 3, 5254
Kibi - Pani : 33
Kil : 36
Kili-Teşup (Kali-Teşupfun oğlu, Komuk kralı) : 13, 14
Kilikya (Adana) : 23, 33, 45, 51 53, 55
Kilis (Gaziantep'in kazası) : 44
Kimanu : 25
Kimmerler / Kimaklar: Kimirri
(Proto - Türkler olarak kabul
edilen atlı kavimlerden, medeniyetin ilk öncülerinden.
M.Ö. II. bin - V. yy. arasında yaşamışlardır. Ş.K. Seferoğlu - A. Müderrisoğlu, Türk
Devletleri Tarihi, Ankara,
1985, s. 14-15; Ş. Günaltay,
Yakın Şark, II, s. 311, 353354) : 2, 53 - 55
Kinabu (= Siverek): 5, 9, 22,
25, 26, 31
Kinineşun (kral) : 18
Ki - Pu : 47, 48, 51
Kir dağı : 28
Kirhu / lar: 6, 8, 10, 12-14, 19,
20, 23, 24, 29-33, 39, 41, 42,
54
Kiruri (Bitlis bölgesi) : 24, 36
Kiştan / Kişitan : 44, 50
Komane (Melitene / = Malatya / ile Kapadokya'daki Tynana arasında meşhur bir şehir / Ş. Günaltay, I, s. 545) :
51
Komaniler / Komanlar / Komanı
Türkleri: 20
Ramat köyü / Bk. Ebridi / İrmiKomlık / = Komuk) : 20
Kommuklar (Kafkasya'da. Kuzey-doğu Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısı bo*
yunca, Azerbaycan sınırlarından kuzeye doğru uzayan sahada yaşayan Kumuk Türkleri için bk.: A. Caferoğlu,
Türk Kavimleri, s. 45-50; H.
Namık / Orkun /, Türk Dünyası, s. 48, 185, 186) : 2
Komuklar / Komuk Türkleri /
Komuk-Eli / İ l i : 1-3, 5, 6,
8-26, 28-30, 32-48, 50-55
II. Konstantin : 3
Korhi / Bk. Kirhu : 14, 16
Koşhalar: 12
Koşkovarlar: 12
Kub: 33
Kui (Adana bölgesi) : 45
Kulp Boğazı (Muş'ta) : 24, 28
— 64 —
Kulunık (Muş'un batısında orman) : 24
Kuruçay : 13
Kuvartas : 5
Küçük Asya (Anadolu) : 6, 23, 42
Maraş (Meraş) : 1
Mardin : 4, 13, 27
Masacetler: 50
Maspero, Gaston (1846-1916.
Aslen İtalyan olan Fransız
Arkeolog. En meşhur eseri
«Histoire ancienne des peuples des L'Orient / Paris
1895-1908 / Lib. Hachette,
3 cilt, 2440 s./» dır. Çeşitli edisyonları vardır. Geniş
bilgi için bk. Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi,
c. 7, s. 3794): 1, 6, 11, 12,
13, 17, 18, 30, 31, 33, 35-38,
44, 47, 50
Masyos (Bk. Mazı dağı) : 3
Matni : 31
Matyana (= Midyat?) : 30
Mazı dağı (= Masyos) : 3, 4,
7, 9, 21, 28, 41, 47
Melitene (Bk. Malatya) : 35, 42,
44
Menuas (İşpunis'in oğlu) : 40, 41
Merki - Kup : 38
Metina / = Medina : 27, 31
Meyyâfârikin (Diyarbakır'ın doğusunda kaza. Aramî dilinde Maypharkath, ermenicede :
Mourfargin / G. Le Strange,
s. 111/. Bugünkü Silvan. Maipherkat, Meyyâfârikin - Farkin / Honigmann, s. 248. Dizin) : 5. 3
Mısır : 20, 40
Midyat: 3, 30
Mihrab dağı (Ma'den kasabasına hâkim. Eski adı : Arkania/
— Arkanya /, Maspero, s.
15, ve 25'deki haritalar) : 3,
30
Leemans, M. M. (Hollandalı Ejiptolojist / Mısır ile ilgili ilimler uzmanı/.) : 10, 35
Lice (Diyarbakır'ın kazalarından) :
3, 5, 14, 24, 28, 33
Lubdi: 54
Lukiya (Bk. Seyhan) : 3
Lukya (Mardin'in Savur kazası) :
40
Luşya : 40
M
Mabara (Hitit kralı) : 7
Madara / Madra (K. Perk, Cenup Doğu Anadolu'nun eski
zamanları, 8 no. lu krokide
Kaşyarı
dağı
eteklerinde
gösteriliyor) : 4, 22, 30
Maden Livası (Eski idarî taksimata göre Harput eyâletine
bağlı. Eski Alzo nahiyeleri.
Maden, bugün Elazığ ili kazalarmdandır) : 41, 54
Maden ovası - suyu : 3, 5, 38
Maira (Eski Hazro) : 24
Malatya (eski: Melitene) : 1, 6,
8, 11, 20, 21, 23, 35, 41 -43,
50, 51, 53
Mani (= Batman su) : 2
Manni / Manna (Lice'nin kuzeyindeki bugünkü Genç dağları olabilir...) : 3
Manteliler : 54
-65-
Mihri Bey : 24
Milid / MÜidi / Milidu / lar
( = Malatya) : 6, 11, 43, 50,
51
Mirhızır / Mirhidır = Kaleyi
Mirhıdır : Hızır Bey (Diyarbakır, Çınar / Akpınar / kazasına bağlı merkez nahiyesinin Celikân köyü, «Sürendal» olarak değiştirilmiştir /
Dahiliye Vek. Bültenler, Diyarbakır vilâyeti, s. 21) : 4
Mitani : 11
Mitya (Kilikya kralı) : 52
Murad - su (eski Arzanya) : 29,
33, 35, 39-41, 45
Muş : 24, 28, 38
Muşki / Muşko / Moşku / lar
(Orta Anadolu'daki Frikya /
Ş. Günaltay, II, s. 310) : 6,
8, 11, 12, 14, 17, 49, 51, 52
Mutallu / Mati-ilu (= Tarhular'
in oğlu. Gorgum kralı) : 51
Mutallu (= Komuk kralı) : 1, 51,
52
Nirib / Nerib (dağ, ova) : 27, 42
Netrip / Bk., Nusaybin / : 39
Ninova / Ninive / Ninavay (Bugünkü Koyuncuk. Musul'un
karşısında, Dicle'nin doğu
sahilinde Asur İmparatorluğu başkenti olan Ninova.
Bugün bir harabe halindedir.
İki tepeden büyük olanı üzerinde Koyuncuk şehri kurulmuştur / İA. 6, s. 881 - 885) :
2, 9, 24-28, 45, 47, 48, 52,
54
Nipur (Nibur = Asit dağı) : 3,
28
Nirbolar / Nirbular: 3, 4, 17, 22,
25,-27, 30, 31, 41 -42
Nirdon : 17, 22, 27, 30
Nişipa (Kimmer kralı) : 53, 54
Nişnun (ihtimal Pasur) : 24
Nummi (Muş'ta Varto havalisi) :
24
Nusaybin (Mardin'in güneyinde,
Suriye topraklarına sınır teşkil eden kaza) : 13, 26, 39
N
Naballar : 42, 50, 51, 54, 55
Nairi / Nayri (= Van Gölü)
(M.Ö. 13. yy. larda Van gölü
çevresinden Batı İran'a kadar uzanan bölgeler) : 3, 21,
27, 31-35, 40, 46
Nami (Bk. Batman-su)
Nariru : 26
Nazpipa / lar [•= Nusaybin) : 47
Neberdun / Nirdon / lar : 3, 4
Nemrud dağı (Bitlis'in kuzeyinde, Van gölüne hâkim dağ) :
38
Ohira / Ohiro (Karacadağ ve
bugün «Mirkemir» denilen
doruğu): 3, 26
Oliberya (= Ulluba?) : 32
Ortaviran (Karacadağ'ın güneydoğusunda) : 4
Palu (Elazığ ilinde kaza. - Eski :
Puterpa) : 41
Papih / Bk. Belih ırmağı : 5
Pardir (= Dayeni) : 40
Parmaki / Parnaki : 54
— 66 —
Partoboğa (Sit kralı) : 54
Pasur ( = Nişnun?) : 24
Pazaku / Pazanu : 28
Pazu : 41
Peti / Yeti? : 38
Pitura / Pitora: 22, 31
Piyena (= Van) : 34
Piziris (Kargamış prensi) : 45
P / Burattu / Bk. Fırat: 2
Purro-Kuzzi (Diyarbakır'ın batısı, Siverek tarafları : Ş. Günaltay, Yakın Şark, II, 2, 283,
no. 1; Konyar, s. 14: Purfizzi) : 5, 11, 15, 22
Puterpa / Bk. Palu : 41
Ramat köyü / Bk. Ebridi / İrmidi : 24
I. Rammanirari (M.Ö. 1310-1290):
7, 40
Ravvlinson, H. (İngiliz asiriolojist) : 30
Razippa / = el - Resafa : 47
Resülayn (Bizans devrinde Theodosioupolis) : 5, 7, 33
Revanduz (Musul'un doğusunda,
İran sınırına yakın bir Irak
şehri) : 41
Rıdvan / = Radan-su / = Arzen - su (Batman - su ile Bohtan / Botan - su arasında,
Beşiri kazasının güneyinde
Dicle'ye karışan bugünkü
Garzan-su. Bu adın eski çağlardaki Ardzen / Arzanene'
den geldiği görülüyor. Markwart, s. 121 : Arzen-su veya Radvân - su) : 3, 24
Romalılar: 13
Rurnkaie (Bugünkü Halfeti kazası) : 5, 44
Rumkalesi (= Stamrat) : 36
Rurriler : 8
Ruzas (= Roza / Rozası) : 49,
50, 54, 55
Sacir vadisi / suyu (Gaziantep'
den geçer, aşağıda, Suriye
topraklarına girer) : 7
I. Salmanasar : 9, 13
II. Salmanasar: 10
III. Salmanasar: 36-40
IV. Salmanasar : 42, 49
Salvaray (Kaide hükümdarı) : 4
Samsat / Simsat / Sümeysat
(Adıyaman'ın kazası. Çok eski bir yerleşme merkezi) : 5,
44
Sangara: 33
Sararras : 41
Sarduris : 44 - 46, 50, 52
I. Sarduris : 34
II. Sarduris : 39, 40,50
III. Sarduris : 35, 37, 43
Sargon : 49-52
II. Sargon : 1
Sarum (su kolu) : 33
Savur (Mardin'in kazalarından) :
4, 40
Savur çayı / Savour / Şuvra /
Suru / Ş u r a (Savur kazasının batı taraflarındaki dağlardan çıkan su. Kuzeyde
Dicle'ye karışır. Süryanice:
Saurâ. Savur, S o r , Sauras / Honigmann, s. 10, 12 /.
Ve aynı adda kale): 1, 3, 5
— 67 —
Senaşerib (Asur hükümdarı) :
53
Sevik: 4
Sibak : 44
Sibene / Zibene / Zıbana veya
Zibana su ( = Debin çayı.
Dicle'nin sağdan aldığı en
önemli kollardan ilkidir / Saraçoğlu, II, s. 223 /. Eğil'in
güneyinde Dicle'ye karışır.
Berklin / = Bylkalen-su /'
in aşağı mecrası şimdi Dibene-su olarak isimlendiriliyor / Markvvart, s. 243 /) :
2, 31
Silvan (Diyarbakır'ın kazası) :
14, 40
Sin mabedi (Ay mabudu Sin.
Harran'da) : 2, 5
Sinabu : 31
Sincar (Musul'un batısında) :
13
Sinop : 53
Sitler / Keçerler: 50, 53, 54
Siverek ( = Kinabu. Şanlıurfa'
nın kazalarından) : 5, 9, 25
Stamrat (Rumkale /? - s i ) : 36
Strabon (Ünlü Yunanlı Coğrafyacı) : 32
Mezopotamya'nın güney kısmına Kengi ve Şan'ar; kuzeyine de Subartu adı veriliyordu. Şan'ar Avrupalılar'ın
Sinear
şekline
soktukları
yerdir. Burada Sümerler, Subartu'da Subariler ve Lulubiler oturuyorlardı / Yakın
Şark, II, s. 187 /. Buna göre
«Subartılar» yerine «Subariler» demek daha doğru olacaktır) : 7
Supnat / Supnal (Metinde yanlış
yazılmış
veya
yanlış
okunmuş olabilir, doğrusu:
Supnat / Subnat. Sözü edilen
Sibene / Zıbana / Zibene
suyunun kaynağı. II. Salmanasar'ın bu ırmağın kaynak
mağaralarında diktirdiği kitabe ünlüdür) : 2, 5, 21, 41
Suriye: 10, 20, 21, 23, 37, 39
44-47, 49
Sursilis : 41
Süphan dağı: 36
Süryani dili : 4
Subartılar (Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki saha. Bir çok
kabileler tarafından işgal ediliyor. Sinearlılar'ın üst taraflarında yaşayan bu kabilelerin hepsine birden Subari,
bu mıntıkaya ise Subartu
adı veriliyordu / Ş. Günaltay,
Yakın Şark, I, s. 540 /.) : 3,
6-8, 12
Şamrah (Mardin'de, yeni Mazıdağı) : 27
IV. Şamsi - Raman : 40
Şarezer: 53
Şari-Teşup : 14, 15
Şemdinan (Hakkari'de Şemdinli
kazasına bağlı nahiye) : 50
Şergat (Kal'at-Şergat) : 13
Seyhan (Lukiya. Nahr - Lûkiya = Lykos /: Karacadağ'
dan çıkıp Diyarbakır'ın biraz
Subartu (Tarihî devir başlarında
— 68 —
doğusunda / Bismil'de / Dicle'ye kakışan Kuru - çay /
Hübschmann, hrt. 1 /. Erzincan'ın 75 km. aşağısında Fırat'a karışan bugünkü Kuruçay ile karıştırılmamalı) : 27,
3
Şin (Muş'un batısı) : 24
Şirişa : 14
Şuab (Rumkale havalisi : Fırat
dirseği. Maspero, s. 329'daki haritada : Shougab) : 5, 32
Şupriya / Çermik / Shoupria
(Çermik'in yerinde, Maspero
s. 2 0 /; F. Kınal, s. 259fda :
Diyarbakır olarak gösteriliyor. B. Konyar, I, s. 8'de:
«Supria - Erzanya sınırında
Dicle'ye uzanan ülke») : 5,
9, 17, 22, 27, 32, 54, 55
Şupirpiya / lar (?) : 21
Şura / Suru / Şuvra / Şura /
Suru (Savur'un kazası / Savur) : 5, 32
Tarhunazi (Malatya kralı) : 50,
51
Tarhular : 51
Tarhulara (Gorgum / = Malatya prensi) : 45
Tarkigaras : 41
Tavşan Tepe (Diyarbakır'ın Çınar kazasının kuzeyi) : 4
Tel-Arfad / = Tel - Rıfat: 44
Tel-Halef: 7
Tela / Til / Telia / Tilli / Tila :
4, 24
— 69-
Telalu / Tilluli / Tillouli / Tiloli / Telalu (Supnat - Fırat
arası) : 5, 30, 32
Telia ( = Viranşehir): 26, 27,
41, 46, 47
Teşup : 13, 14
Tiglat-Pileser: 13-16, 19-21,
23, 44, 46-48
I. Tiglat-Pileser: 12, 17, 22, 45
III. Tiglat-Pileser: 1, 43
Til / = Tela: 24
Til - Barsip / Tul - Parsip (= Birecik : Tel-Ahmar = Birecik) : 5, 11, 32, 35
Tilluli (Telalu kasrı) : 5, 30, 32
Tişkan : 44
Tokulii-Ninip (= Tuglat - Samdan : Asur hükümdarı) : 10
Toni - Buri : 38
Topuzoğlu Laptor: 27, 34
Toroslar : 7, 33, 43, 49
Toşhan (= Toşhana) : 4, 8, 9, 10,
13, 24, 26, 27, 29-32, 39,
43, 47
II. Tukulini - Ninip (= Tuglat Samdan) : 23
Tukya / Bk. Seyhan : 27
Tul-Adini [= Tul-Abni / TulAbini = Nol - Adini (Urfa çevresi : Nol-Abni, Konyar, I,
s. 14) : 5, 32, 37
Tul-Garimme : 51
Turukiler : 50
Tuşpa / Tuşpana / Bk. Van :
34, 45, 46
Tuzla : 24
Türk : 20, 50
Türk-Eli : 1
u
Uâus : 49, 50
Ubyumu / Opiyomi? : 55
Uda kalsi (B. Konyar, I, s. 10;
F. Kınal, s. 197) : 27
Udhupursis ( = Dayeni krah) : 41
Ulluba / ? Oliberya: 32, 46
Ura / Urna : 4, 22, 34
Urarhinas / Urhilna şatosu : 5,
14
Urartu / lar: 36-38, 40, 41, 4346, 49-55
Urartu hükümeti : 34, 35, 39, 41 43
Urfa / = Ruha = Edessa : 5
Uriyek (Kui prensi) : 45
Urmiye / Urumiye (Van'ın doğusunda, İran'da büyük göl.):
49, 50, 53, 54
Urume (Maspero, s. 15'deki haritada : Ouroume) : 5, 15, 17,
27
Uzunyayla : 51
Van / = Tu - uş - pu - ae =
Tuşpa: Biaini = VViaina:
Douspas = Duspana:
Van Gölü (Eski Nairi / Nayri) :
21, 27, 35
Varto (Muş'un kazası) : 24
Viranşehir (Urfa'da kaza. Eski
Telia / Tela / Tilli. Bizans
devrinde: Constantia) : 1, 4,
22, 26, 41, 46
Yanari dağı (Eski Yanari dağı
Zülküfül dağıdır / B. Konyar,
I, s. 9. / Ergani'nin batısı...
1946 Harita Gn. Müd. Türkh
ye Haritası, pafta 17: Zülkefil) : 3, 5, 14
Yazılıkaya (= Stel / Menku Kaya) : 23
Yertino / Teşup : 13
Yunanlılar : 3, 36
Zagrosi : 22, 23
Zap suyu, vadisi : 13, 41
Zaza - Buha : 30
Zeitun / Zeytun (Lübnan'da,
Beyrut'un kuzeyinde deniz
kenarında eski bir şehir):
20
Zohmi (Zeugma = Birecik?) : 36
Zülkarneyn / Bk. Berklin suyu :
24
Zülkefil dağı : 14
— 70 —
KAYNAKÇA
(Dizin'de Adlan Geçen Eserler)
İA = İslâm Ansiklopedisi. Millî Eğitim Bakanlığı yay.
T.C. İçişleri Bakanlığı - İller Genel Müdürlüğü - Mülkî İdare Taksimatına Göre En Son Tesbit Edilen Adları İle Köylerimize Ait
Bültenler I-II A - İ , K-Z. 1963 Ankara.
T.C. Harita Genel Müdürlüğü. Türkiye Haritası, Ankara 1946.
Diyarbakır İl Yıllığı, 1967.
Ahmet Caferoğlu, Prof. Dr. - Türk Kavimleri, Ankara 1983. - Türk
Kültürünü Araştırma Enstitüsü yay.
Basri Konyar, Diyarbekîr Tarihi, C i l t : I. 1936.
Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi. Ankara 1987 (2. baskı. —
Türk Tarihi Kurumu yay.
Fikret Işıltan, Urfa Bölgesi Tarihi, İstanbul 1960. - İstanbul Edebiyat Fakültesi yay.
Hüseyin Namık (Orkun), Türk Dünyası. İstanbul 1932.
Hüseyin Saraçoğlu, Türkiye Coğrafyası Üzerine Etüdler: Doğu
Anadolu Cilt: I, İstanbul 1956. C i l t : II, Bitki Örtüsü, Akarsular
ve Göller. İstanbul 1962. - Millî Eğitim Bakanlığı yay.
Kadri Perk (Kurmay Yrb.) - Cenup Doğu Anadolu'nun Eski Zamanları. İstanbul 1944.
Şemseddin Günaltay, Yakın Şark I - II. Ankara 1937, 1946. - Türk
Tarih Kurumu yay.
Şükrü Kaya Seferoğlu-Adnan Müderrisoğlu, Türk Devletleri Tarihi (Etnolojik bir Deneme). Ankara 1986. - Azerbaycan Kültür
Derneği yay.
Ernst Honigmann/tercüme : Fikret Işıltan/, Bizans Devletinin Doğu Sınırı. İstanbul 1970. - İstanbul Edebiyat Fakültesi yay.
Guy le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, London 1966.
Heinrich Hübschmann, Die Altarmenîschen Orstnamen. Amsterdarn 1966.
Josef Markvvart, Südarmenîen und die Tîgrisquellen, Wien 1930.
Maspero, Gaston. Hisîoire Ancienne des Peuples des L'Orient.
3 vols. Paris 1895 - 1908.
— 71 —
J3
O
-a
co
<
33
>^
N
>
:
Q
i
03
3
>O)
S
E
as
o.
1_
3
O)
<
C
c
as
as
N
s<D
eo
ol
•<->
O)
I
CM
as
•M
"i_
as

Benzer belgeler