PDF SAYI 47 - Hayat Online

Yorumlar

Transkript

PDF SAYI 47 - Hayat Online
Almanya’da İnsani Yardım ve Hukuka Darbe
Uluslararası
Kimlik
Sempozyumu
Uluslararası İnsani
Yardım
Teşkilatına
(IHH) Yasaklama
Wuppertal’de Yapıldı
Almanya'nın
IGMG Genel Sekreteri
10. Cumhurbaşkanı
T.C Frankfurt Başkonsolosu
Oğuz ÜÇÜNCÜ
Christian Wulff 18
HHaya
ayatt
İlhan Saygılı IGMG Hessen
Bölgesini Ziyaret Etti
'
Duisburg’da Milli Görüş’ün
Uluslararası İnsani Yardım
Teşkilatı IHH’nın İçişleri40. Yılı Kutlaması
Bakanlığı tarafından yasaklanması utanç verici ve hukuka
aykırı bir davranış olarak
HACC FİYATLARI
değerlendirildi
BELLİ OLDU 18
16
17
16
Avrupa’daki Kitapçýnýz
IHH Başkanı
Federal İçişleri Bakanı
Mustafa YOLDAŞ
Thomas de Maizière
15
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
OKUSAN
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Binlerce Kitap, CD, VCD, DVD
ve Hediyelik Eþyalar
Tel: 06134-565965
www.okusan.eu
Aylk Ücretsiz Gazete / Kostenlose Monatliche Zeitung · Say/Nr.: 47 · Yl/Jahre: 7 · Temmuz / Juli 2010 / Recep-Şaban 1431
Aylk Ücretsiz Gazete / Kostenlose Monatliche Zeitung · Say/Nr.: 45 · Yl/Jahre: 7 · Mays / Mai 2010 / Cemaziye`l Evvel 1431
YAZ
OKULLARI
VE
DiNi
EGiTiM
˘
KiMLiGiNi
˘ iNKAR ETMEK
Nesillerin
Müslüman
Kimlik
Olmak!
Dili
Dr. Yusuf IŞIK
ENERGY
Enerji
İçeceği
Yaz
Sıcağına
Serin
Bir
Tat
Şehadet
Söven de
Kalan
Sağlar da
Bizdendir
Hayr
Vahdete
Evet
Dr. Yusuf IŞIK
5 Mahmut AŞKAR
12
Akrabaya
Eş
Saygn
İnsanlar:
Komşularmz
Sipariş İçin:
ÜNYE
27
0179-9705472
Unutma!
Prof. Dr. Saffet KÖSE
13 Oğuz ÜÇÜNCÜ
21 M. Salih AYDIN
Unutturma!
11
Avrupa`da
Aznlk
Olarak
Müslüman
Hayat
Beled
Suresinden
Bir Kaç
Ayet
Selma ÖZTÜRK
Hacarabn
Serüvenleri
34
ve
KImlik
5 Mahmut AŞKAR
11 Selma ÖZTÜRK
Dinime 12
Tefrikaya
M. Hulusi
Sipariş İçin: 0179-9705472
E-Mail: [email protected]
IGMG
Sla-i
Rahim
Derken...
Ali METE
13
Hacarabn
Serüvenleri
32
“GENÇ PREIS 2010” Ödülü 2 Haziran’da
Frankfurt’ta Yapılacak Bir Törenle Geçen
Sene Dresden’de Mahkeme Salonunda
Katledilen
IGMG’den
Ramazan’da “Marwa El-Sherbini”ye Veriliyor
M. Salih
AYDIN
29
E-Mail:
[email protected]
yeni bir aksiyon
KUMBARA KAMPANYASI 23
29
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
editörden
hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal hasbihal
Sinan AKTÜRK
Dünyanın Çivisi Çıktı!
Sevgili dostlar!
Dünyada artık pekçok şeyi anlamakta oldukça zorlanır olduk.
Dünyada mazlumun dini de, dili de,
ırkı da sorulmaz ilkesi genel geçer bir
kaidedir. Artık mazluma yardım eden
suçlu ama zulüm uygulayan zalim ise
haklı konuma geldi. Yani artık güç
hakkın hizmetinde değil, hak güçlünün
elinde mantığı günümüz dünyasını artık çepeçevre sarmaya devam ediyor.
Meşhur bir hikaye vardır. Galiba
İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan bir hikaye.
Naziler Almanya`da iktidara geldikleri yıllarda yaşanan bu olayda bir
köyde yaşayan Kilise Papazının yaşaBir Yardım Gönüllüsü Kardeşimizin
Duygularını Döktüğü Satırları Sizlerle
Paylaşmak İstedik
ZORUMA GİDİYOR
yardım yaptığın için suçlu gösteriliyorsun, zoruma gidiyor...
insanlara faydalı olmak istiyorsun,
yasaklanıyor, zoruma gidiyor...
Allah rızasını gözetiyorsun, imkanların elinden alınıyor, zoruma gidiyor...
insanlara temiz su imkanı sunuyorsun, suları kesiliyor, zoruma gidiyor...
yetimlerin başları okşanması için zenginle yetim arasında köprü olman engelleniyor, zoruma gidiyor...
okumak isteyenlere okul yapıyorsun
yarıda bıraktırıyorlar, zoruma gidiyor...
görme engelli olanlara bir ameliyatla
hayatlarına ışık veriyorsun, karartıyorlar, zoruma gidiyor...
gençlerimize istikbal vaad ediyorsun,
engelleniyor, zoruma gidiyor...
arkadaşlar, HAYATIMIN BİR PARCASI ELİMDEN ALINDI; ADETA
KOLUM KOPARILDI, zoruma gidiyor...
dokunsalar ağlayacağım, zoruma gidiyor...
Ya Rabbi elimde değil, zoruma gidiyor,
Ya Rabbi, sen bize yardım et...,
tekrar ışık vermemizi,
okutmamızı,
sulamamızı,
ağaçlandırmamızı,
yardım etmemizi nasib et...
amin!...
dıklarını anlatan hikaye.
Hani nazi askerleri her geldiklerinde bir evden birisini alıp gidiyormuş.
Ama ne hikmetse kimsenin sesi çıkmıyormuş. Belki de hasetlerinden oh oldu zaten hakketmişti diyerek kimse ses
çıkarmıyormuş. Bu tutuklamalar devam ederken her gün başka birisine sıra geliyormuş. Bu ara kendisini suçsuz
görenleri de tutuklamaya başlamışlar.
Bu sefer insanlar korkularından ses çıkaramaz olmuşlar.
İşte meşhur Papaz bu sözü o zaman
söylemiş.
“Her gün gelip birilerini götürüyorlar. Ama ses çıkaran yok. Ne de olsa
bana dokunan yok diye. Gün geldi beni de götürmeye geldiler. Geri dönüp
baktığımda geride kimse kalmamıştı”
demiş.
Bu hikayeden hareketle dünyada ve
yaşadığımız toplumda yapılan haksızlıklara eğer gereği gibi sesimizi yükseltmezsek gün gelir bize de haksızlık
yapılmaya başlanır ama geri dönüp de
baktığımızda kimseyi bulamayız. O
zaman da iş işten gelip geçmiş olur.
Bulunduğumuz ülke Almanya bir
hukuk devleti olarak bilinmektedir. Ve
bunu da meşhur Alman Atasözü ile de
ortaya koymaktadır. “Berlin`de Mahkemeler Var”.
Bilindiği gibi bu atasözünün meşhur bir hikayesi var. Dönemin Alman
İmparatoru bir çiftçinin arazisine el
koymak istemektedir. Ama çiftçi buna
müsaade etmek istemez. Kendisini
zorlamak isteyen İmparatora yukarıdaki meşhur cümleyi söyler. İmparator
da bu söz üzerine yaptığı hatayı anlar
ve özür diler.
Sevgili dostlar!
Bir Türk büyüğünün dediği gibi hukuk; insanlık için hava, su, ekmek kadar önemlidir. Hukuk olmadan insanlığın düzeni olmaz. Ama hukuku haklının hukuku olarak düşünmek lazım.
Güçlünün hukuku olarak düşünürseniz
o zaman Irak`ta yaşanan vahşeti görmezden gelirsiniz. Görmezden gelirsiniz ama unutulmamalıdır ki gün gelir
aynı zulüm görmek istemeyenleri de
bulur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurur ki; “Zulüm karşısında susan dilsiz
şeytandır”. Efendimiz bunu söylemiş
ve kendisi de her daim zulüm karşısında dim dik ayakta durmuş ve ömrü boyunca zulme boyun eğmemiştir.
Yukarıdaki örnekler hikayeleri ve
sözleri niye yazdığımızı anlatabildiğimiz düşüncesindeyiz.
Son dönemde dünyada ve özellikle
Almanya`da bazı haksız uygulama ve
tavırlar insan aklını, insan hafsalasını
alt üst edecek derecede yanlış uygulamalardır.
Daha önceki pek çok yazımızda da
belirttiğimiz gibi bu tür yanlışlıklar
maalesef politik çıkar ve beklentiler
yüzünden yaşanmaktadır. Bir gün bir
politikacı çıkıyor; en iyi entegrasyon
asimilasyondur diyor. Buna çok cılız
itirazlar çıkıyor. Daha başka bir gün
biri çıkıyor, insanların dini yaşantılarını kendi düşüncesi doğrultusunda yönlendirmek istiyor. Bunu da demokratik
bir ortamda yaptığını bilerek sanki
doğru bir şey yapmış gibi ballandırarak uygulamaya sokmak istiyor. Fransa örneğinde olduğu gibi; sanki Fransa`nın başka bir sorunu kalmadı veya
en baş sorunu “Peçe ve Burka” imiş
gibi acil bir iş olarak yasaklama yoluna gidiyorlar. Bunu yaparken de kendini bilmez bazı politikacılar peçe ve
burka giyen kadınları özgürleştirmek
için bu yasanın çıkarılmasını sağladıklarını söylüyorlar. Ama bakıyorsunuz
bunu söyleyen politikacıların kendileri
ve partileri yolsuzluğun içerisine tamamen batmış durumdalar. Sanki bu tür
absürt kanunlar çıkartarak kendi açıklarını örtüp insanların dikkatini başka
yerlere çekmek istiyorlar. Aynı şey Almanyadaki bazı politikacılar için de
geçerli diye düşünüyoruz. Bazı acemi
politikacılar belki de kendilerini kanıtlamak için ellerindeki yetkileri hoyratça kullanıp bunun sonuçlarını düşünmeden yanlış uygulamalara imza atabiliyorlar.
Allah aşkına; dünyanın 80 küsür
yerindeki mazlum ve mağdurlara din,
dil, ırk ayrımı gözetmeksizin yardım
götüren bir teşkilatı hiç alakası olmayan bir gerekçe göstererek tabiri caiz
ise “gözünün üstünde niye kaşın var”
der gibi yasaklamak hangi akla ve
mantığa sığmaktadır. Niye benim dünyanın hiç tanımadığım bir bölgesinde
[email protected]
mağdur duruma düşmüş insanlara yardım yapma isteğimi alakası olmayan
bahanelerle engelliyorsunuz. Varsa kanuna aykırı bir çalışma bunu kamuoyuna deklere edin ve insanlar yanlış
çalışmaları yapanlara destek vermesin.
Ama doğru ve güzel çalışma yapanlara da engel olmayın ki insanlık ortak
değerlerini bu tür çalışmalar vesilesi
ile ayakta tutabilsin. Yoksa; Papaz`ın
dediği gibi zulüm size de uygulandığında geriye baktığınızda kimseyi bulamazsınız.
Bu vesile ile Cenab-ý Allah çalýþmalarýmýzý bereketlendirsin, þuurlandýrsýn.
Çalýþmak bizden baþarý Allah`tandýr.
Allah`a emanet olun.
Impressum / Künye
hayat
Aylýk Ücretsiz Gazete
Temmuz - Juli 2010
Recep / Șaban 1431
Sahibi ve Genel Yayýn Yönetmeni
Sinan AKTÜRK
Yayýn Kurulu
Dr. Yusuf Iþýk, Mehmet Ateþ,
Bilal Demiroðlu, Fikret Ekin,
Selma Öztürk, Mahmut Aþkar,
Cengiz Þahbaz, Sinan Aktürk,
Aydýn Ersoy, M. Salih Aydýn
Merkez
Königsbergerstr. 16 - 61169 Friedberg
Tel: 06031-162411
Fax: 06031-738644
E-Mail: [email protected]
Web: www.hayatonline.eu
Baský: Sunprint GmbH Offenbach
Gazetemizde Yayýnlanan Yazýlarýn ve
Reklamlarýn Ýçeriðinden Sorumlu Deðiliz.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 3
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
iyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) tarafından,
Köln’de inşaası devam eden
ve Almanya’nın en modern ve en
kapsamlı ibadethanelerinden biri
olacak olan Merkez Camii Kültür
Kompleksi inşaatının yapımını üstlenen Nuha Firması personeli ile biraraya geldi.
DİTİB Merkez Camii inşaatının
tamamlanan kapalı alanında gerçekleşen programa, DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, DİTİB Yönetim
Kurulu Üyeleri Orhan Bilen ve Şi-
D
ernek Yöneticileri, Bölge Başkanları, Gençlik Kolları, GYK
ve Haysiyet Divanı Üyeleri,
Birim Başkanları, AYÖG Temsilcileri
ve imamların katılımıyla ATİB-Emir
Sultan Külliyesi’nde, ATİB Genişletilmiş İstişare Toplantısı gerçekleştirildi.
İzin mevsimi öncesi yapılan istişare toplantısında, genel durum değerlendirmesi yapmak, gelişmelerle ilgili üye
dernekleri bilgilendirmek, izin mevsimi ve Ramazan ayının üst üste geleceği zaman diliminde önceden planlanan
faaliyetleri gözden geçirmek üzere
ATİB yönetici kadrosu Darmstadt’da
biraraya geldi.
Ev sahibi sıfatıyla ATİB-Darmstadt Dernek Başkanı Yardımcısı Ozan
Fedai’nin ve ardından ATiB Hessen
Bölge Başkanı Şaban Duran’ın katılımcıları selamlamasından sonra Genel
Başkan Selahattin Saygın, toplantının
açış konuşmasını yaptı. Genel Başkan
D
sayfa 4
Hayat
DiTiB Merkez Camii İnşaatında Çalışan
İşçilerle DiTiB Yöneticileri Biraraya Geldi
nasi Akyürek, Genel Müdür V.
Mehmet Yıldırım, Mimar Paul
Böhm, birim müdürleri, mimarlık
bürosu çalışanları ile Nuha Firması
yetkilileri ve çalışanları katıldı.
DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan programda yaptığı konuşmasında, 7 Kasım’da DİTİB Merkez Camii inşaatının temelinin atıldığını ve
ilerlemenin bütün hızıyla devam ettiğini belirterek, “Çok hayırlı ve
önemli bir işte çalışıyorsunuz. Meydana gelecek eser Türk, Alman ve
diğer toplumlara önemli ve faydalı
katkılar sağlayacaktır. Bu sebeple
bu eserin inşaasında çalıştığınız için
kendinizle gurur duyabilirsiniz. 7
Kasım’da temelini hep birlikte attı-
ğımız Merkez Camii’ne o günden
bu güne kadar, her sabah geliyor ve
yerinde takip ediyorum. Çok güzel
bir çalışma örneği gösterdiğiniz için
hepinize teşekkür ediyor, mimarınızdan, bütün çalışanlarınıza kadar
herkesi tebrik ediyorum” dedi.
Program, yemek duasının ardından sona erdi.
ATiB Genişletilmiş İstişare Toplantısı
Darmstadt’ta Gerçekleştirildi
22 yılda her geçen gün daha da güçlenen ATİB`in, Batı Avrupa Türklerinin
hizmetinde olduğunu söyledi.
Bu dönemde, çocuklarımızın ve
kızlı erkekli gençlerimizin eğitimine
özel bir gayret göstereceğiz diyen Saygın, iktisadi hayatın giderek daraldığı
bir zamanda bundan en fazla zarar gören Türk göçmenlerin olduğunu hatırlattıktan sonra; bu çetin şartlara rağmen ailelerin çocuklarının eğitimi ve
öğretimini aksatmamalarını tavsiye etti.
Genel Başkan; “Almanya’daki bazı
Türk ve İslam karşıtı gelişmelerden
endişe duyduklarını, yaşlısı genciyle
dindar müslümanın elinden ve dilinden
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
kimseye zarar gelmez” dedi.
Daha sonra ATİB Kurucu Genel
Başkanı M. Serdar Çelebi, son zamanlarda dünyadaki ve Ortadoğu’daki gelişmeleri yorumladı. Türkiye’nin kendi
bölgesinde olduğu kadar, dünya arenasında da yükselen bir güç olmaya başladığını söyledi. Batı Avrupa Türkleri
içinde ATİB’in belirleyici, yönlendirici ve öncü rolünün iyi anlaşılması gerektiğini söyleyen Çelebi, “mevcut çatı kuruluşlarımız içinde ATİB, tarafsız
gözlemcilerin gözünde bile, olmazsa
olmazlarımızdandır” dedi.
Genel Sekreter Ali Çillioğlu’nun
faaliyetler hakkında özet bilgi sunmasından sonra, Genel Başkan Yardımcı-
sı Mahmut Aşkar, “Bir Toplum İnşa
Etmek” başlıklı bir sunum yaptı.
Genel Başkan Yardımcılarından
Yakup Tufan’ın, ATİB’in yaptığı insani yardımlar ve buna bağlı olarak sunulan hizmetler ve diğer kuruluşlarla
yürütülen ortak çalışmalar hakkında
bilgi vermesinin ardından, Genel Başkan Yardımcısı Nurdoğan Aktaş, yürüttüğü eğitim çalışmasıyla ilgili bilgilendirme yaptı.
Gençlik kolları, AYÖG ve kız kollarının faaliyetleriyle ilgili özet bilgilendirmeden sonra, faaliyet proğramları üzerine karşılıklı görüş alışverişinde
bulunuldu.
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
Dr. Yusuf IŞIK
Müslüman Olmak!
Müslüman olmak; Ümmet şuuruna sahip çıkarak birlik ve beraberlik
içerisinde planlı ve
programlı bir şekilde çalışmak demektir. Unutulmamalıdır ki gün;
inananların birleşme günüdür. Sadece konuşma
değil, ciddi ve kararlı
adımların atılma günüdür. Gün; kendi inancımızın ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak, kendi medeniyetimizi ihya için çalışma
günüdür. Gün; yeryüzünde her çeşit baskı ve
haksızlığa dur diyecek
YENİ BİR DÜNYA`nın
kurulması günüdür.
Müslüman olmak!
üslüman olmak zor... Haşa!
Müslüman olmak değil,
müslümanlığı müslümanca
yaşamak zor. Zora talip olmak gerek.
Zira zora tabi olmak fazilettir. Zora talip olmak şuurdur. Zora talip olmak erdemdir. Zora talip olmak rızayı bariyi
elde etmektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Allah`a kul,
O`nun sevgili Peygamberi Muhammed
Mustafa`ya ümmet olmaktır. Kur`an-ı
Kerimi mukaddes kitap, İslamı din, ismini de müslüman olarak şeksiz şüphesiz kabullenmektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Hz. Ebubekir,
Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz.
Hsan, Hz. Hüseyin, Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma başta olmak üzere Ehl-i
Beyt ve tüm sahabey-i kiramı sevmek
ve onların yolundan gitmektir.
Müslüman olmak; Hz. Ebubekir gibi sadık, Hz. Ömer gibi adil, Hz. Osman gibi hayalı, Hz. Ali gibi alim ve
M
kahraman olmaktır.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; başta Resul-i Ekrem, sahabey-i kiram, tabiin, tebe-i tabiin, eimmey-i müctehidin, sülahay-i
salihin, eğniya-i şakirin, ulemay-i amilin`in yolunu benimsemek ve o yoldan
sapmadan hedefe yürümektir.
Müslüman olmak; Abesle iştigal etmemek, yaratılanlara Yaradandan ötürü düşmanlık beslememektir. Batıldan
uzak durmak hakka tabi olmaktır.
Bid`atlerden uzak durup, selef-i salihinin çizgisini yani sünnet ehlinin ortaya
koyduğu prensipleri takip etmektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Kur`an-ı Kerim,
Sünnet-i Nebevi, İcma-i Ümmet, Kıyas-ı Fukaha dediğimiz Edille-i Şer`iyye ile çerçevesi çizilen yüzde yüz İslam`ı kabul etmek ve yaşamaktır.
Müslüman olmak; farzları yerine
getirirken haramlardan kaçınmak, sünnetleri yerine getirirken de mekruhlardan uzak durmaktır.
Müslüman olmak; mümin olmaktır.
Mümin olmak muslih olmaktır. Muslih
olmak muvahhit olmayı gerektirir. Zira
müslüman olmamak, münkir olmaktır.
Münkir ise müfsittir. Müfsitler; muslih
değildir, muvahhit hiç değildir. Onlar
şirketçidir yani müşriktir. Müşrik, tek
olan Allah`a ortak koşmaktır.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; on “i” prensibini
benimseyerek, özümseyerek şuurlu olmaktır. Yani; İman, İhsan, İttika, İttifak, İttihad, İyi Ahlak, İtaat, İskat ve
İ`la prensiplerine uygun olarak yaşamaktır.
Müslüman olmak; Müslüman geçinmek veya istismar ederek müslümanlardan geçinmek değildir. Müslüman olmak; kayıtsız şartsız İslam`a
teslim olmaktır.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; cehaletten uzaklaşıp ilme yönelmek, cimriliği terkederek cömert olmak, dalaleti bırakarak
hidayete ermek, faizi ve faizciliği terkederek helali benimsemektir.
Müslüman olmak; Allah`ın dostlarını sevmek ve onları desteklemek, Allah`ın düşmanlarını sevmemek ve on-
ları desteklememek demektir.
Müslüman olmak; fitne/fesat çıkarmamak ve fitnecilerden uzak durmak
ve böylece birlik ve beraberliği korumak için azami gayreti sarfetmektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; gaflet, garaz,
gasp, gazap, gevşeklik, gıybet, gurur,
ucüp ve benlik gibi ahlaki hastalıklardan uzak durmaktır.
Müslüman olmak; haram, hasislik,
hile, hırs, hıyanet, husumet, iftira, ihtikar, inatçılık, intikam, israf, istihza ve
istikbar gibi kötü huyları terketmektir.
Müslüman olmak; kabalık, kıskançlık, kibir, koğuculuk, korkaklık, küfürbazlık gibi çirkin ve merdut vasıfları
benimsememektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Yaratanımıza
nankörlük etmemektir. Nefret, nefse
uymak, nifak, nisyan, rezilet, riya, rüşvet, sövmek, safahat, şehvet, şekavet,
şımarıklık, şirretlik gibi düşük ahlak
umdelerinden beri olmaktır.
Müslüman olmak; Tefrika, tehdit,
tehevvür, tekebbür, tembellik, tezellül,
tuğyan, tül-i emel, ubuset, ucüp, vehim, vesvese, yalancılık, yeis, zillet, zina ve zulüm gibi pis, merdut, nefret
edilen ahlaki düşüklüklerden uzak dumaktır.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Adalet, affetmek, ahde vefa, ali cenaplık, arabuluculuk, ayıbı örtmek, azim, barış, basiret, biat, cesaret, cezbe, cömertlik, dirayet, doğruluk, dostluk, edep, emanet,
emniyet, fazilet, fedakarlık, firaset, fütüvvet, gayret, hakkaniyet, hakkı tavsiye, hamiyyet, hasyet, havf, haya, hicab,
hilm, himaye, himmet, hıfz-ı lisan, hürmet, hüsn-ü zan... gibi erdem prensipleriyle ahlaka çeki düzen vermektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; İffet, ihlas, ikram, infak, ilim, insaf, irade, istiğfar,
itaat, itidal, itimat, izzet, kanaat, kerem, marifet, marufu emretmek, münkerden uzak durmak ve yasaklamak
merhamet, metanet, muaşeret, muavenet, muhabbet, mücahede, mülayemet,
mürüvvet, müşavere... ve benzeri erdem prensiplerini benimsemek ve
özümsemektir. Başka bir tabirle bu
prensiplere bağlı olmak ve gereklerini
yerine getirmektir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; Hak ve adalet
merkezli yeni bir medeniyetin kuruluş
zamanının geldiğine inanmaktır. Elbette ki, insanlığın karşılaştığı sorunlara
çözüm getirecek bu yeni medeniyet,
başka bir ifadeyle “yeni bir dünya”
Hak ve Adalete inanan Müslümanların
öncülüğünde kurulacaktır. Çünkü; Tekelleşme açlık ve yoksullaşmanın yaygınlaşması, enflasyon, pahalılık, sömürü, faiz ve borç sarmalı, mafya, rüşvet
ve ahlaki değerlerin erozyonu gittikçe
insanlığı ümitsizliğe sevketmektedir.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; “yeni bir dünya”
kurulması idealine kilitlenmektir. Çünkü; uluslararası kurumların çarpık yapılanması, para-mal dengesinin tahribi,
aile kurumunun tahribi ve ahlaki yozlaşma, silahlanma ve askeri harcamaların korkutucu boyutlara ulaşması tüm
insanlığı tehdit etmektedir.
Müslüman olmak; Ümmet şuuruna
sahip çıkarak birlik ve beraberlik içerisinde planlı ve programlı bir şekilde
çalışmak demektir. Unutulmamalıdır ki
gün; inananların birleşme günüdür. Sadece konuşma değil, ciddi ve kararlı
adımların atılma günüdür. Gün; kendi
inancımızın ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak, kendi medeniyetimizi ihya için çalışma günüdür. Gün;
yeryüzünde her çeşit baskı ve haksızlığa dur diyecek YENİ BİR DÜNYA`nın
kurulması günüdür.
Müslüman olmak!
Müslüman olmak; yönetilen İslama
rıza göstermek yerine, yöneten İslama
talip olmak demektir. Ve bu idealin
gerçekleşmesi için kavli değil fiili icraatlara ihtiyaç vardır.
Ne dersiniz Müslüman olmak zor
mu? Hayır, hayır... Müslüman olmak
kolay ve fakat müslümanca yaşamak
zordur. Ama bu zora talip olmak gerekir. Zira; Allah`a kul, Hz. Muhammed`e tabi olmak bu demektir.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 5
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
GMG Hessen Bölgesine bağlı
olarak faaliyetlerini sürdüren
Kelsterbach Şubesi kapılarını St.
Josef Anaokuluna açtı.
Yazdan sonra okula başlayacak
olan çocuklar camiye gelmenin heyecanı içerisindeydiler. Meraklı bakışlarla anlatılanları pür dikkat dinlediler.
İki eğitmen ve bir veli eşliğinde
camiye gelen grup kapıda karşılandı.
Grup ilk olarak mescide girdi. Orada
cami için bazı özel terimler anlatıldı.
Mescid´deki kısa tanıtımdan sonra
yukarı, bayanların bölümüne çıkıldı.
Yukarıda ezan sesiyle karşılanan
çocuklar, sesin ne olduğunu ve niçin
okunduğunu çok merak ettiler. Ezanın namaza çağrı olduğunu ve her
vakit namazdan önce okunduğu ço-
I
üslümanların vazgeçilmez proğramlarından biri olan Ev Sohbetleri
gençlerin hem bilgilerini artırıyor
hem yeni dostlukların başlamasını
sağlıyor. Bu proje sayesinde insanlar, ev sohbetleri ortamında yeni simalarlarla tanışarak, yeni dostluklar kurarak, belki de aynı apartmanda birlikte yaşadığı insanlarla
tanışma fırsatını buluyor. Ev sohbetlerinde emniyet ve güven oluşmakla beraber, dostluklar pekiştiriliyor. Ev Sohbetleri proğramlarımızla Avrupa`da yaşayan gençleri-
M
sayfa 6
Hayat
IGMG Kelsterbach Şubesi
St. Josef Anaokuluna Kapılarını Açtı
cuklara anlatıldı. Namaz kılarken
yönümüzün Kıble olduğu anlatımda
yer aldı.
Mescid´den sonra Anasınıfına gidildi. Duvardaki posterlere bir bir
bakıldı. Posterlerden Peygamber
Efendimizin hayatını ve abdestin nasıl alındığı anlatıldı.
Çocukların biraz dinlenmeleri ve
bütün anlatılanları değerlendirmeleri
için, el becerisi için mola verildi.
Daha önceden karton kağıtlara çizilmiş olan camileri kestiler ve camlarına renkli kağıtlar yapıştırdılar. Beraber körebe ve değişik oyunlar oy-
nandı. Pasta, börek yenildi. Aralarda yolculuğunu çocuklar merakla takip
çocuklardan ve eğitmenlerden gelen ettiler. Kitap o kadar ilgilerini çekti
sorular hakkında konuşuldu.
ki hikayenin sonuna kadar okunmaÇocuklar namazın nasıl kılındığını sını istediler. Onlara sürpriz olarak
merak ettiler. Onlara namazın nasıl “Elif Arkadaş Arıyor” kitabının alkılındığını gösterirken, onlar da be- mancası hediye edildi. Eğitmenler
raber namaz kılmaya çalıştılar. Elif- de, çocuklar da hediyeyi çok beğenBe harflerine bakıldı ve hep beraber diler.
tekrarlandı.
Beraber geçirilen yaklaşık üç saatDaha sonra “Elif Arkadaş Arıyor” ten sonra veda vakti geldi. Çok güzel
kitabı beraber okundu. Eğitmenlerin vakit geçirdiklerini belirten eğitmenricası üzerine önce bir sayfa türkçe, ler, bu şekil ziyaretleri süreklilik hasonra aynı sayfanın almancası okun- line getirmek istediklerini ifade ettidu. Bu şekilde Elif´in arkadaş arama ler.
2000 EVSO Dost Sohbetleri Gençleri
Manevi Ortamda Buluşturuyor
mizin gönül ellerinden tutup Allah`ın rızasına birlikte yürümek istiyoruz.
Çalan kapı zilinin arkasında sizi
güler bir yüz karşılayacak. Selamün Aleyküm diyerek selamlaştığınızda emniyet ve güven oluşacak.
İçilen demli çaylar bu dostluğu pekiştirecek. Varsa aradaki kırgınlık-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
lar, çay bardağından çıkan buhar
gibi yok olup gidecek.
Bizim Ev sohbetlerimiz Kaynaşmanın ve davasına sevdalıların buluştuğu muhabbetin merkezi olarak
devam edecek.
Uckersdorf ve çevresinde her
Pazartesi iki yıla yakındır devam
eden ev sohbetleri, 2000 EVSO
grubunun gençleri izin sezonu öncesi son sohbetlerini yaptılar. Dünyadaki son gelişmeleri değerlendirilip, dürüstlük konusu Ayet ve Hadisler ışığında işlendi. İzin sezonundan sonra Ev sohbetlerinin daha fazla katılımlarla devam edeceğini belirterek ayrıldılar.
haber
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
GMG Hessen Bölgesi İrşad Başkanlığı tarafından her sene mutad olarak gerçekleştirilen 40
Hadis Ezberleme ve Hutbe Yarışmaları bu sene de yapıldı. Bu sene gerçekleştirilen yarışma Darmstadt`ta
yapıldı.
IGMG Hessen Bölgesine bağlı
olarak faaliyetlerini sürdüren cemiyetlerin iki kategoride yarışmacı
gönderdiği programa ilgi oldukça
güzeldi.
IGMG Darmstadt Ehli Beyt Camii müştemilatında yapılan yarışma
açılış Kur`an-ı Kerimi ile başladı.
İlk olarak 40 Hadis Ezberleme
yarışmasına geçildi.
Bu dalda katılım sağlayan yarışmacılara daha önceden ezberlemeleri için verilen “Arapça-Türkçe-Almanca 40 Hadis”ten yarışmanın jüri
heyeti tarafından rastgele seçilenler
soruldu. Bu dalda yarışmaya 10 kişi
katıldı. Lollar -Muhammed Çam,
Rüsselsheim-Kerem
Karyağdı,
Wetzlar-Yahya Öztürk/Enes Değer,
Pfungstadt-Yasin Yapar, Kelsterbach-Abdülkadir Akgün, GiessenHüseyin Yaman/Ömer Yaman, Offenbach-Abdullah Baykal, Darmstadt-Süleyman Derin.
Yapılan değerlendirmede 1. Rüsselsheim-Kerem Karyağdı, 2. Lollar
-Muhammed Çam, 3. Wetzlar-Enes
Değer oldular.
Daha sonra Hutbe dalındaki yarışmaya geçildi. Bu yarışmaya da 9
kişi katıldı. Talebeler minbere çıkarak hutbelerini sundular. Kelster-
I
IGMG Hessen’de 40 Hadis
Ezberleme ve Hutbe Yarışması
bach-Veysel Panço, RüsselsheimEkrem Şahan, Darmstadt-Muhammed Aksoy, Lollar-Ali Çam,
Pfungstad-Yasir Karakış, ElsenfeldEnes Yılmaz, Giessen-Mutlu Kaya,
Wetzlar-Ali Küle, Offenbach-Fur-
kan Zengin.
Yine yapılan değerlendirmede 1.
Pfungstad-Yasir Karakış, 2. Rüsselsheim-Ekrem Şahan, 3. Lollar-Ali
Çam oldular.
IGMG Hessen Bölge İrşad Baş-
kanı Şerif Aslan bir selamlama ve
değerlendirme konuşması yaptı. Aslan konuşmasında: “Katılım sağlayan tüm cemiyetlerimize kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Her iki
dalda da katılım sağlayan cemiyetle-
rimizi ayrıca tebrik etmek istiyorum.
Bizler IGMG olarak cemiyetlerimizde yapılan eğitimlerin neticelerini bu tür yarışmalarda daha net olarak görmekteyiz. Allah`a şükürler
olsun ki Almanya gibi bir yerde
Efendimiz (s.a.v)in hadislerini hem
Arapça hem Türkçe ve hem de Almanca olarak ezberleyen evlatlarımız yarışmalar yapmaktalar. Ayrıca
artık elhamdülillah camilerimizde
hutbe okuyabilecek evlatlarımızın
sayısı oldukça fazla ve bunlar yarışmalara bile katılmaktalar. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bize göre bu yarışmalara katılan her evladımız birincidir” dedi.
Daha sonra yarışmalarda derecelere giren talebelerin hediyeleri takdim edildi.
Hediye takdimi esnasında yine
IGMG Hessen Bölge Teşkilatlanma
Başkanı Ahmet Ölmez bir selamlama konuşması yaptı. Ölmez: “Yarışmalara katılan tüm evlatlarımızı ve
ailelerini tebrik ediyorum. Böyle güzel yarışmalara katılmak için evlatlarını
motive
ettikleri
için
kendilerini kutluyorum. Bizler
IGMG olarak “hizmette öncü kuruluş” olmanın gereği ne ise onu yapmaya çalışıyoruz” dedi.
Son olarak yine IGMG Hessen
Bölge İrşad Başkanı Şerif Aslan yarışmacılara takdim edilen hediyelerin sponsorlarına da teşekkür etti.
Kapanış Kur’an-ı Kerim’inin ardından program sona erdi.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 7
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
HY Nürnberg Müdürlüğü
acentlerine yönelik Quickres
Rezervasyon Sistemi Eğitimi
gerçekleştirmiştir. Eğitimin amacı
Türk Hava Yolları’nın kendi bünyesinde ve acentelerinde kullanıma sunacağı yeni bir sistem olması nedeniyle geçiş süresinde oluşabilecek olası problemlere karşı alınması gerekli bir tedbir olarak planlanmıştı. Kullanıcının
rahatlıkla kullanabileceği ve sadeleştirilmiş bir sistem olması nedeniyle çeşitli avantajlar sağlamaktadır. Eğitim
başarıyla tamamlayan, katılımcılar
sertifikalarını aldılar. Katılımcılar almış oldukları eğitimle daha kaliteli
hizmet sunacaklarını ve TK’ı rahatlıkla satabileceklerini ifade ettiler. Eğitimin kendilerine güven aşıladığını ve
sistemin kolay anlaşılır olması nedeniyle problemlerin aza indirgeneceğini
T
sayfa 8
Hayat
THY NÜRNBERG MÜDÜRLÜĞÜ ACENTE QUICKRES
REZERVASYON SİSTEM EĞİTİMİ VE A-330 TANITIMI
bildirdiler.
Eğitim süresi içinde Türk Hava
Yolları filosunda bulunan ve oldukça
modern donanımlı olan uçaklardan
Airbus A330 tipi uçağı Nürnberg Havalimanına indi. Bu durumu fırsata çeviren THY Nürnberg Müdürlüğü kursiyerlere uçağı gezme imkanı sağladı.
Kursiyerler geniş koltuk aralıklarını,
Economi ve Business sınıf kabinini, iç
ve dış dizaynını ve kokpitini hayranlıkla izledi. Bu izleme müşterilere uçağı daha iyi anlatacakları anlamına geldiğini ifade ettiler. Gözlem ve incelemenin satış elemanını olumlu etkilediğini ifade ettiler.
Gezi sonrasında THY Nürnberg
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Personeli ve kursiyerlerle beraber resim çekilindi.
THY Nürnberg Müdürü Dr. Osman
Nuri Hasırcı: “Acente satış elemanlarına bundan sonraki süreçte THY sistemine daha fazla hakim olmanın satışları olumlu etkilemesi gerektiğini, bilinçli ve genç kuşakla çalışmanın zevkinin yaşanacağını ifade etti. Ayrıca
sözlerinde THY Nürnberg Müdürlüğü
olarak eğitim için ofis ve iletişim altyapısına desteği olan OVB Finans danışmanı Bay Rainer Wünsche’ye teşekkür etti. Eğitimde aktif rol alan
THY Nürnberg Satış Şefi Ebubekir
Nebioğlu, Mustafa Yıldırım ve Eği-
timci Janine Aranya’ya da teşekkür etti.
Janine hanım kursa katılan acente
satış elemanlarına yeterince destek
verdiğini ve gelişmenin olumlu olduğunu belirtti. Ebubekir bey de bundan
sonra bu eğitimlerin daha sık yapılacağını ve acentelerin ziyaret edilerek yerinde sorunlarının çözüleceğini bildirdi.
OVB Başkanı Rainer Wünsche de
eğitimin kendi merkezlerinde verilmesinden ve THY ile birlikte çalışmadan
duyduğu mutluluğu dile getirdi. 28
Haziran 2010 tarihinde başlayan kurs
09 Temmuz 2010 tarihinde sona erdi.
haber
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
TİB Yüksek Öğrenim Gençliği Frankfurt‘daki İslam,
Bilim ve Teknoloji Müzesinde Prof. Dr. Fuat Sezgin´le buluştu.
ATİB Yüksek Öğrenim Gençliği
Frankfurt İslam, Bilim ve Teknoloji
Tarihi Müzesine bir gezi gerçekleştirdi.
Müzede astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, maden, fizik
ve mekanik, savaş teknolojisi ve mimarlık dallarında eserler ve aletler
sergileniyor.
Almanya‘nın çeşitli eyaletlerinden geziye katılan öğrencilerin ilgisi
oldukça büyüktü.
Öncelikle Müzeyi rehber eşliğinde gezen öğrenciler Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin
ve bilimsel araç ve gereçlerin yazılı
kaynaklara dayanarak yaptırılan numunelerini inceleme şansını buldular.
Müslümanlar tarafından icat edilen
buluşların birçoğunu her zaman id-
A
öln bölgesinde hizmet veren DİTİB kadın kolları
başkanları, gündemde olan
konuları görüşmek amacıyla kahvaltıda bir araya geldiler.
Köln DİTİB Merkez Hanım
Faaliyetleri Müdürlüğü’nde yapılan toplantıya, Türk-Alman Kadınlar Derneği Başkanı Vildan Basa,
DİTİB Merkez Hanım Faaliyetleri
Müdürlüğü’nden Zeynep Ceşen,
T.C. Köln Başkonsolosluğu Bayan
Din Görevlisi Sevda Demirbağ
Bayrak, Gençlik ve Spor Müdürlüğü Pedagogu Meltem Yavuz,
Hürth, Meschenich, Pulheim ve
Chorweiler DİTİB dernekleri kadın kolları başkanları ile üyeleri
katıldı.
K
ATiB Yüksek Öğrenim Gençliği Frankfurt
İslam Bilim ve Teknoloji Müzesinde
dia edilenin aksine asıl batı tarfından
çalındığını öğrenen öğrenciler, Müslümanların fizik, kimya, biyoloji,
hayvancılık, veterinerlik, ziraat, tıp,
astronomi, coğrafya gibi bütün bilim
dallarında öncülük yaptığını müzede
sergilenen eserleri ve aletleri inceleyerek öğrenmiş bulundular.
Müzenin kütüphanesini de gezen
ATİB Yüksek Öğrenim Gençliği Sayın Fuat Sezgin hocanın İslam Bilim
Tarihi ile ilgili cilt cilt eserlerini gördüklerinde ve Müslümanların buluşları ile ilgili araştırmanında henüz tamamlanmadığını öğrenince hayranlıklarını gizleyemediler.
Goethe Üniversitesi’ne bağlı
Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve Enstitüye bağlı olarak kurduğu Müzenin direktörlüğünü yürü-
ten İslam Bilimleri Tarihi araştırmacısı Sayın Profesör Fuat Sezgin ile
tanışma şansını da yakalayan ATİB
Yüksek Öğrenim Gençliği Fuat Sezgin Hocanın çok yoğun olmuş olmasına rağmen AYÖG‘e vakit ayırdığı
için çok mutlu oldular.
Öğrencilerle tek tek ilgilenip okudukları dalları soran sayın Fuat Hoca
çoğunun yüksek öğrenim gördüğünü
öğrenince memnuniyetini belirtirken
okumanın önemine değindi. Mütevazi bir şekilde kendisinin İslam ile ilgili gerçekleri yıllardır dünyaya duyurmak için çalıştığını anlatan sayın
Fuat Hoca, bizlerin de ülkümüz doğrultusunda çok çalışmamız gerektiğini belirtti. Almanya‘daki Müzenin
aynısını İstanbul‘da açtıklarını belir-
ten Hoca, bu Müzeleri açarken hangi
hedeflerle yola çıktıklarınıda kısaca
anlattı.
AYÖG‘ü kırmayıp zaman ayırdığı için kendisine çok teşekkür eden
ATİB Yüksek Öğrenim Gençliği
Başkanı Gülden Bayrak ayriyetten
AYÖG adına ziyaretci defterine
memnuniyetlerini belirten not yazdı.
Daha sonra İslam'da Bilim ve Teknoloji adlı 5 ciltlik eseri inceleyen öğrenciler yeni ve önemli şeyler öğrenmiş olmanın mutluluğunu yaşayarak
Müzeden ayrıldılar.
Beraberce yenilen yemeğin ardından, ATİB Yüksek Öğrenim Gençliği 2 Ekim tarihinde Mülheim‘de gerçekleştirilecek olan Tanışma Çayında buluşma dileğiyle vedalaştılar.
DiTiB Kadın Kolları Kahvaltıda Buluştu
Kadın kolları üyelerinin tanışma, konuşma, ortak proplemlerin çözüm yolları, birlikte ne gibi aktivitelerde çalışmalar
yapılabileceği konularını görüşmek amacıyla
düzenlenen
kahvaltılı toplantıda,
kadınların sosyal yaşamda ve derneklerin faaliyetlerinde daha fazla yer almaları, bünyelerinde çalışma grupları oluşturmaları, bireysel ve toplumsal hayatta karşılaştıkları proplemler ve
çözüm yolları, kimsesiz ve çaresiz kadınlara ulaşarak, sıkıntılarının giderilmesi için
çalışmalar yapmak,
genç anne ve genç kızlarla ortak programlar
düzenlemek, kermes
programları orgazi etmek, diğer şehirlerdeki DİTİB dernekleri
kadın kollarının programlarına
destek ve katkıda bulunmak, kandil gecelerinde ve Ramazan ayında
kadınlara yönelik özel programlar
uygulamak, Kutlu Doğum, Anne-
ler Günü, Dünya Engelliler Günü,
Açık kapı Günü, Aşure Günü gibi
etkinliklerde kadınlara yönelik
özel programlar düzenlemek, kadın kollarının birbirlerini daha yakından tanımaları için derneklere
geziler düzenlemek, Alman kadın
kuruluşlarıyla diyalog kurarak, iyi
komşuluk ilişkileri oluşması için
bilgi alışverişinde bulunmak gibi
konular, konuşmacılar tarafından
değerlendirildi.
Kahvaltılı toplantı, kadın kolları temsilcilerinin, daha sık bir araya gelme dilek ve temennilerinin
ardından sona erdi.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 9
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Hayat
IGMG Sosyal Hizmetler Başkanlığı
Ramazan-ı Şerif Çalışmaları
vrupalı Müslümanların en büyük
eserlerinden biri olan İslam Toplumu Milli Görüş Teşkilatı, uzun
yıllardır Avrupalı Müslümanlara hizmet
vermeye devam ediyor. Avrupa’nın en büyük göçmen sivil toplum kuruluşlarından
biri olan IGMG, Avrupa’ya yayılmış güçlü teşkilat yapısıyla, tüm Avrupalı Müslümanları kucaklıyor. IGMG, Avrupalı
Müslümanların dini vecibelerinin yerine
getirilmesi, yasal haklarının korunması,
yaşadıkları topluma uyumlarının sağlanması gibi görev ve misyonlarının yanısıra Müslümanlar arasında kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma bilincinin artması,
ümmet ve cemaat şuurunun gelişmesi konularında da öncülük etmektedir.
IGMG olarak çocuklara, gençlere,
Üniversitelilere, kadınlara ve yetişkinlere
yönelik olarak sürekli faaliyet ve çalışmaları devam etmektedir. Bu hizmetlerin
yanısıra bir de yeryüzündeki mazlum ve
mağdurlara yönelik yardım faaliyetleri
mevcuttur. Yardım kampanyaları, Kurban
kampanyaları ve Zekat-Fitre kampanyaları bu organizasyonlardan bazıları...
IGMG’nin önemli hizmetlerinden
olan insani yardım çalışmaları Ramazan
ayıyla birlikte ivme kazanıyor. Bu ayda
yürütülen “Zekat-Fitre” ve Kadir Gecesinde organize edilen “Mağdur ve Mazlumlarla Dayanışma” Kampanyalarıyla
önemli bir dini sorumluluk ifa ediliyor.
IGMG Sosyal Hizmetler Başkanı Ali Bozkurt bu alanda yapılan çalışmalar hakkında gazetemize bilgiler verdi.
Ali Bey, öncelikle IGMG Sosyal
Hizmetler Başkanlığının temel fonksiyonu hakkında bilgi verir misiniz?
Sosyal Hizmetler Başkanlığımız öncelikle teşkilatımızın kimlik unsurlarından olan mazlum ve mağdurun yanında
olma ilkesini uygulayan bir birimdir.
Rabbimiz bizlere Maide suresinde kötülükte ve düşmanlıkta değil iyilik ve takvada yardımlaşmamızı emrediyor. Dolayısıyla bu ayeti referans alan biz, iyiliği
emredip kötülükten menetme noktasında
maddi olarak yardım yapmayı ön plana
çıkarıyoruz. Bu dini sorumluluğun yerine
getirilmesinde Müslümanları teşvik ediyoruz. Varlık sahibi olanla yardıma muhtaç kişi arasında bir aracı konumundayız.
Yine yüce kitabımız Kur`an-ı Kerim’de
kimlere nasıl yardım yapılacağına dair
ayetler yer almaktadır. Bu ayetler doğrultusunda yardıma muhtaç kişileri tespit
A
sayfa 10
ediyor, projeler geliştiriyoruz.
Bu çalışmalarda mübarek Ramazan ayının özel bir yeri var mı?
Tabiki, rahmet ve bereket ayı Ramazan paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma açısından da manevi fırsatlar sunan
bir aydır. IGMG Sosyal Hizmetler Başkanlığı olarak varlık sahibi kardeşlerimizin Ramazan ayı içerisinde zekat, fitre ve
sadaka gibi maddi ibadetlerini yerine getirebilecekleri bir imkanı onlara sunmaktayız. Öte taraftan Ramazan ayı boyunca
dağıttığımız Ramazan kumanyalarıyla
yardıma muhtaç insanların yanında oluyoruz.
Zekat ve Fitre kampanyasıyla başlayacak olursak, bu çalışmanın arkaplanı hakkında neler söylersiniz?
Evet, Avrupa çapında yürüttüğümüz
bu kampanyayla zekat ve fitre ibadetinin
yerine getirilmesine yardımcı oluyoruz.
İlk olarak gerek afiş ve gerekse de ilanlarla bu kampanya hakkında insanlarımızı bilgilendiriyoruz. Özellikle de toplanacak olan zekat ve fitrelerin hangi alanlarda değerlendirileceği hakkında gerekli
bilgilendirmelerde bulunuyoruz. Ki zekat
söz konusu olduğunda dağıtım yapılması
gereken yerler Kur`an-ı Kerim’de sekiz
kesim olarak belirlenmiştir. Topladığımız
zekatlarla bu sekiz kesime aciliyet durumuna göre yardım etmeye çalışıyoruz.
Örneğin başta Avrupa’da okuyan öğren-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
cilerimizi burs yardımlarıyla destekliyo- “Mazlum ve Mağdurlarla Dayanışma
ruz. Bunun dışında eğitim kurum ve ku- Kampanyası” olarak adlandırdığımız
ruluşlarımızı desteklemek üzere bir bütçe projemizle maddi yardım toplamaktayız.
ayırıyoruz. Son yıllarda azalmakla birlik- Burada toplanan yardımlarla dünyanın
te Başörtüsü mağduru öğrencilere yöne- değişik bölgelerinde yardıma muhtaç insanlara yönelik hayırlı hizmetleri desteklik desteğimizde devam etmektedir.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan liyoruz. Tabi bunu birlikte çalıştığımız
ayında ‘Ramazan Kumanya’ları dağıtıl- partner kuruluşlar aracılığıyla gerçekleşmakta, iftar ve sahur ikram edilmektedir. tiriyoruz. Bu kampanyayla oluşan maz2010 Ramazan ayında planlanan yar- lum ve mağdurlara destek fonundan ayrıca yıl boyu bize ferdi olarak başvuruda
dımlar:
bulunan ihtiyaç sahibi insanlara komisMiktar
Ülke
yonumuzun gerekli değerlendirmelerinin
Türkiye
40.000
ardından yardımda bulunuyoruz.
Kosova
5.000
Son olarak, Ramazan ayı dışında
Pakistan
10.000
hangi çalışmalar yürütülmektedir?
Arnavutluk
5.000
Sorunuzun cevabına geçmeden önce;
Filistin/Gazze
50.000
Ramazan ayı sonrası çalışmalarımızla ilMakedonya
5.000
gili olarak öncelikle mazlum ve mağdura
Bosna-Hersek
5.000
yardımın zamanının olmadığını söyleBangladeş
5.000
mek isterim. Bizler, Ramazan öncesi ve
sonrasında yani bir yıl ve hatta bir ömür
Sancak
5.000
boyu bu ibadeti yürütmekle mükellefiz.
Yemen
4.000
Doğal afetlerde afetzedelelerin yanında
Endonezya
3.000
oluyoruz.
Çad
5.000
Ramazan ayı dışında bu sene 26.sını
142.000
Toplam
gerçekleştireceğimiz Kurban KampanyaDiğer taraftan Kadir Gecesine has sı kampanyamız gerçekleştirilecektir.
ayrı bir yardım kampanyasını da yü- 2009 yılı Kurban Kampanyasında 78 ülrütüyorsunuz.
ke ve bölgede 82.363 Kurban kesimi gerRabbimiz tarafından bin aydan daha çekleştirilerek dağıtılmıştır. 2010 yılında
hayırlı olarak tanımlanan Kadir gecesin- da artırarak devam edeceğiz.
de gerçekleştirdiğimiz ayrı bir yardım çaİnsani yardım olarak bu yıl içerisinde
lışması söz konusu. Camilerimizde Filistin Gazze’ye 30.000 € ‘luk Narenciye ve zeytinlik ağaç dikimi için destek
sağlandı. Ayrıca Haiti ve Elazığ depremleri sonrası mazlum ve mağdurlar fonundan yardım yapıldı. Cemiyetlerimiz de
Avrupa IHH’nın yardım kampanyasına
destekte bulundular.
Son olarak yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz: Nijerya’da Meslek Eğitim
Okulu Projesi.
Nijerya Kano Eyaletinde gerçekleştirilecek olan meslek eğitim okulu projesi
başlatılmıştır. Şu an proje aşamasındadır.
Avrupalı işadamlarımızın desteğiyle 50
bin m2 bir arsa üzerinde gerçekleştirilecek olan okulda çeşitli meslek dallarında
eğitim verilmesi sağlanacaktır.
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
Mahmut AŞKAR
Nesillerin Kimlik Dili
Almanya, elinde bira
şişeleri olmadan, Türklerin nasıl da zevkten
dört köşe olabildiklerini hayretle gördü. Bazı
uluslararası futbol müsabakalarında kazanılan
başarıların ardından
bayraklarıyla bugünlerde caddeleri dolduran
Alman gençleri, bu
alışkanlıklarını Türklere borçludurlar. Ayaklar
altındaki ekmek parçasını içi sızlayarak kaldıran, bazen de öpüp
başına koyduktan sonra
bir kenara koyan birisini görürseniz, o mutlaka Türktür!
“Siz kendinize inanın, başkaları
da size inanacaktır” (Montaigne)
Sırılsıklam aşık olduğu kızın sadece mahallesine uğramak veya
onun izini bir kilometre uzaktan takip etmekle yetinen, mutmain olan
bir gençlik kuşağına mensup ben,
karşımda yaşça benden epeyce genç
olan arkadaşın nişanlısının tavırları
karşısında nereye bakacağımı şaşırmıştım. Arkadaşla tren yolculuğu esnasında karşılaştık. Yanında başörtülü ve gayet bakımlı genç bir hanım
vardı. Nişanlısı olarak takdim etti.
Zaten önceden de bir Türk kızıyla
nişanlandığını duymuştum. Genç kadının nişanlısına yılışma hareketlerinden hem rahatsız olmuş, hem de
başörtülü bir Türk kızı adına utanmıştım.
Bu hadiseden epey zaman sonra,
yine trende giderken bir grup, tahminen 16-18 yaş arası, öğrenci önümdeki boş koltuklara oturdu. Bunlardan bir kesimi kendi aralarında Almanca konuşurken arasıra Türkçe
kelimeler telafuz edişlerinden ve savurdukları küfürlerin sadece Türkçe
olmasından, onların Türk olduklarını
anladım. Zaten görüntüleri de kendilerini ele veriyordu. Halkımızın içinde günlük konuşma dilini maalesef
küfürle kirletmişlik artık “normal”
larımızdan sayıldığı bir zamanda,
gençlerin de küfürlü konuşmaları
bana çok “anormal” gelmemişti...
Kızlı erkekli gençler karşılıklı koltuklara oturduktan sonra içlerinden
bazıları öylesi güngörmemiş küfürler savuruyorlardı ki, duydukça kulaklarımın ucuna kadar hicabımdan
kızarıyordum. Delikanlılar küfrün en
bayağısı, iğrenci, müstehcenini birbirlerine savururken, onlarla birlikte
kızlar da basıyordu kahkahayı...
Sevgili Muhsin Ceylan’ın, “Fikir
Fırtınası (Kanal Avrupa)” proğramında ‘Batı Avrupa Türklerinin Kültürel Kimlik Dili’ eksenli konuyu
tartışırken; farklı bir kültür ikliminde varlığını sürdüren azınlıkların
davranış biçimleri, onların hangi
kültür havzasından geldiklerini ele
verir babından birşeyler söylemiştim. Bu konuyu kafamda derinleştirirken, yukarıya aktardığım iki olayla meseleye giriş yapmış oldum.
Doğrusu kitapçının vitrininde önceden gördüğüm hâlde, satın almaya
gerek görmediğim bir kitabı, bu sefer zincirin halkalarını tamamlar
ümidiyle aldım ve yanılmadığımı
gördüm.
Türkçe’ye “İstediğim Gibi (So
wie ich will)” veya “Nasıl İstersem”
olarak da tercüme edilebilecek olan
kitabın altbaşlığı daha da kışkırtıcı:
“Cami ile Minietek Arasındaki Hayatım (Mein Leben zwischen Moschee und Minirock)”... Zaten başka
türlüsünü de doğrusu beklemiyordum. Müslüman-Türk bir aileden,
gencecik bir kız olarak bu toplumda
isim yapmak istiyorsanız, mutlaka
işin içine İslâm ve onun tezatı birşeyler karıştırmanız lazım. Bu yolu
seçenler için yeterinden fazla akıl
veren, yol gösteren vardır bu ülkede...
Daha 18-19 yaşlarında kitap ya-
zan Melda Akbaş; “Belki benim ikilemim buradadır: Almanlar için ben
bir Türküm. Türkler için daha ziyade
Alman! Ne ağacım, ne de kabuk...”
Belki kendi kuşağını en iyi tarif eden
bir söz: Ne ağaç, ne de kabuk! Peki
ne?... Yayınevi çiçeği burnunda yazarının hayat hikâyesini takdim
ederken; “Müslüman töresi ve Batı
özgürlüğü arasındaki hayat” diyor!
Sizce de çok mânidar bir tesbit değil
mi... Bir tarafta törelerin tutsaklığı,
diğer yanda Batı’nın alabildiğine özgürlüğü... Zaten netice itibariyle
Melda Akbaş da “özgürlüğü” seçmiş. İnşallah ileride bu özgürce hayatın tutsağı olmaz. Namık Kemal’i
rahmetle anıyorum: “Ne efsunkâr
imişsin ah ey didar-ı hürriyet/Esir-i
aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten”
Sözkonusu kitapla ilgili kapsamlı
bir değerlendirmeyi ileriki zamanlarda yapabilmeyi ümit ediyor ve
tekrar konumuza dönüyoruz.
Geride bıraktığımız 2009 yılının
sonlarına doğru Almanya müslüman
azınlık üzerinde yapılan kapsamlı
bir araştırmada, dindar olanların diğerlerine kıyasla daha höşgörülü ve
uyumlu olduğu neticesine varılmışken; Aşağı Saksonya Kriminolojik
Araştırmalar Enstitüsü (KFN) ise
yaptığı araştırmada, dindar Türk
gençlerinin şiddete daha çok meyilli
oldukları sonucuna varmış. Araştırma konusuyla ilgili görüşlerine başvurulan Prof. Rauf Ceylan; “Müslümanların çoğunluğu elli yılı aşkın
bir zamandan beri burada yaşamalarına rağmen, İslâm’ın hâlâ yabancıların dini olarak görülmesi ve burada
doğup büyüyen üçüncü nesil gençlerin bile yabancı olarak dışlanması
yüzünden yerli toplumla göçmen
Türkler arasındaki uçurum giderek
büyüyor” tesbitinde bulunmaktadır.
Şimdi dikkatler üçüncü nesil
Türkler üzerinde: Asimile mi, uyum
mu, protesto mu? Sözkonusu kuşak
ne Birinci, ne de İkinci Nesil Türkler
gibi (homojen) olmayacak! Yukarıya
taşıdığımız karşılaşmalar kadar, bahse konu olan kitabın yazarı da, yeni
[email protected]
nesil Türklerdendi. Mutlaka bunlara
daha ilâve edebileceğimiz, Türk`ten
daha çok Türk, müslümandan daha
çok müslüman gençlerimiz de var.
Değerler temelinde, hayatı algılamada ve davranış biçimlerinde son derece heterojen olan ve geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gereken
bir nesille karşı karşıyayız. İstismara, suistimale ve her türlü aşırılığa
son derece müsait bir gençlik...
Farklı bir çoğulcu-yerli kültür
içindeki azınlığın (kültürel) kimlik
dili nedir, nasıl anlaşılır? Ülkemiz insanlarındaki davranış biçimleri ait
oldukları bölge kültürüne göre değişir. Meselâ, benim yetiştiğim Doğu
Anadolu’da kendi çocuğunuzu kaynana, kaynata, anne veya babanızın
yanında sevmeniz, kucağınıza almanız; büyüklerinize karşı bir saygısızlık olarak görülür(dü). Herhangi bir
Avrupa ülkesindeki göçmen Türkü
yerli toplumdan farklı kılan şey,
onun sosyal hayattaki davranış biçimleridir. Bizim “ayıp”larımız,
“mahremiyet”lerimiz, “utanmak”lığımız, namus telâkkimiz, aile bağlarımız, fedakârlığımız, “el öpme”miz,
büyüklerimize saygılı olma biçimimiz farklıdır! Acılı günümüzde feryadımızı, sevinçli günde neşemizi
yakın çevremiz duyar. Almanya,
elinde bira şişeleri olmadan, Türklerin nasıl da zevkten dört köşe olabildiklerini hayretle gördü. Bazı uluslararası futbol müsabakalarında kazanılan başarıların ardından bayraklarıyla bugünlerde caddeleri dolduran Alman gençleri, bu alışkanlıklarını Türklere borçludurlar. Ayaklar
altındaki ekmek parçasını içi sızlayarak kaldıran, bazen de öpüp başına
koyduktan sonra bir kenara koyan birisini görürseniz, o mutlaka Türktür!
Siz, “öyle bir nesil kaldı mı ki”
demeden önce, ben de, “görürseniz”
dedim... Bu neslin kimlik dilini anlamaya çalışacağız: Ağaç mı, kabuk
mu, yoksa pıtrak mı?
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 11
dosya
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Hayat
Selma ÖZTÜRK
Sıla-i Rahim Derken...
[email protected]
u yıl Türkiye seyehatimi
Haziran ayında yapayım
dedim. Memlekete, yani
Yozgat’a gittim. Bu yüzden de daha
yakın olduğu için Kayseri havalimanına indim. Üç haftacık da olsa
Anadolu’nun tadını çıkarma niyetindeydim. Benim için İstanbul hiç kuşkusuz dünyanın en güzel mekanlarından birisidir. İstanbul’a sık sık giderim. Sultanahmet’te, Eyyüp’te namaz
kılmak bana ayrı bir haz verir. Fakat
Anadolu’nun yeri ve kokusu bir başkadır. Onun yerini hiç birşey tutmaz.
Anadolu
farklıdır.
Anadolu
Anadolu’dur da ondan. Anadolu
buram buram toprak kokar. Doğanın
ve tabiatın eşsiz güzelliğini yaşatır ve
hatırlatır insana. Almanya’da doğup
büyümemize rağmen, her yıl mümkün
mertebe kısa da olsa Türkiye’ye gitmeye gayret gösteririm. Özlediğim ve
sevdiğim için. Akrabalarımla hatıralarımı tazelemek için. Türkiye havası bir
başkatır. Türkiye denildiği zaman,
insanın tüyleri duygulanmaktan diken
diken oluyor. Sizi bilmem ama, bende
bu böyledir.
Havalimanına indiğimde akşam
vakti olmuştu ve akşam namazı ezanıyla karşılandım. Ne güzel bir andı
o... Ezan sesini işitmek. Öyle özlemişim ki... Paslanmış kulaklarıma merhem gibi geldi. Bir pas sökme ilacı bile
böyle etki gösteremezdi belki. Ezanı
duyar duymaz yine duygulandım ve
“Şükür kavuşturana” dedim içimden.
Müezzin “Eşhedu ella ilahe illallah”
diye devam ettiğinde büyük zat merhum Mehmed Akif Ersoy ve onun o
büyük İstiklal Marşı’ndaki satırları
geldi aklıma. “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun
üstünde benim inlemeli”. Diyor ya
Mehmed Akif. İşte o an ben de içimden dua ettim. “Ya rabbi, ne olur, bu
ezanlar yurdumun üstünde ebediyyen
inlesin. Bu ezanları ebediyyen, yani
mahşere kadar yurdumun üzerinde
inlet. Yalvarırım, bu toprakları, bu
memleketi ezan sesinden mahrum
etme” diye. Ezan... O kutsal çağrı. O
mukaddes davet. Kimisi bilemez,
B
sayfa 12
kimisi bulamaz diye buna derler herhalde. Bizler Avrupa’da onun hasretini
çekerken, orada insanlar kıymetini bilmiyor. Daha sonraki günlerde her ezan
okunuşunda
şunu
farkettim.
Anadolu’da ezana karşı müthiş bir
saygı var. Yatmış olan veya uzanmış
olan bir kişi ezanı işitir işitmez anında
yerinden fırlıyor ve kendine çeki düzen
veriyor. Ayağı uzatılı olan derhal toplanıyor. Konuşan susuyor. Ezan bittikten sonra eski halini alıyor ve ezanın
bitimiyle o da “bitiyor”. Ezanı dinliyor
fakat ezanın asıl gayesi olan davetine
icab etmiyor. Yani namazını kılmıyor.
Ve maalesef bu tecrübeyi her defasında tekrar tekrar yaşadım. Türkiye’de
namazını kılan insanların sayısı olması gerekinden çok daha azdır. Bilhassa
gençlerde namaz kılanlara tek tük rastlayabilirsiniz. Namaz pek önemsenmiyor. Namazın önemi de gerektiği gibi
aktarılmıyor insanlarımıza. Yaşlı
insanlar namazlarını kılıyorlar. Sanki
namaz yaşlı insanlara mahsus bir ibadetmiş gibi. “Daha gencim, yaşlanınca
çok kılarım” diyenin hesabı yok.
“Milli Şuursuzluk” dediğimiz kavram
bu olsa gerek... Genelde Türkiye’de
dini düşüncelere yaklaşım çok farklı,
aslından çok yanlış. Toplumun büyük
bir kısmında dini eğitim verilmiyor.
Verilmediği için de toplumun dini bilgisi pek zayıf. Siyer-i Nebi şurada dursun, daha Kur’an-ı Kerim’i bile okumasını bilmiyor çoğu insanımız.
Kadınlar bu hususta erkeklerden biraz
daha titiz ve gayretli. Onlarda öğrenme
isteği, çabası ve gayreti erkeklere
nazaran daha fazla. Fakat kadın oldukları için, imkanları maalesef sınırlı.
Bazı kadınlara kocaları camiye gitmeyi ve bu tür faaliyetlere katılmayı
müsaade etmiyor. Gençler ve çocuklar
zaten yasak olduğu için sadece okul
tatillerinde (yaz tatilinde) camilerde
Kur’an okuyup öğrenme imkanına
sahip. Evde de Kur’an okumasını bilen
birisi yok ise – ki bu çoğu hanede böyledir – dini eğitim alma imkanı hiç bir
yerde yoktur. Binaenaleyh İslam terbiyesinden bihaber bir nesil yetişmektedir ve bu durum nesilden nesile her
nesilde biraz daha eksilmekle beraber
devam etmektedir.
Gençlerle biraz temasa geçtim ve
onlarla sohbetlerim esnasında şu tespitlere vardım. Gençler dini temel bil-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
giye sahip değiller. Günlük hayatta
dinlerinden çok uzaklar. Hatta hiç yok
denecek derecede yer almış vaziyette
islami yaşantı. Ancak Ramazan’dan
Ramazan’a oruç tutmakla dinlerini
hatırlıyorlar. Ve Kurban Bayram’ı da
buna biraz olsun vesile oluyor.
Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmiyorlar. Sadece kısa sureleri namaz kılabilmek için öğrenmişler. Ancak bu ezberler de ağızdan duyma olduğu için ne
tecvid var, ne de düzgün telaffuz.
Mezarları ziyaret edip ecdadına bir
Yasin veya Mülk Suresi bile okuyamıyacak durumdalar. Cuma namazına ise
bütün genç erkekler pek sadıklar
Anadolu’da. İtinalı bir şekilde iştirak
ediyorlar. Elhamdulillah! Diyelim. Hiç
yoktan iyidir elbet...
Ne üzücü bir gerçek, ne vahim bir
durum. Kız çocuklarında ise tespit ettiğim gerçekler şunlar. Genç kızlar korkunç bir şekilde televizyonda gördükleri ve takip ettikleri bazı bayanlara
imreniyorlar, onları örnek alıyorlar ve
onları taktir ediyorlar. Onların hayatları gibi bir hayat sürdürmek istiyorlar.
Bu yüzden de bilhassa yaz aylarında
giyim ve kıyafetlerinde sınır tanımıyorlar. Bu hususta çok serbestler. Köy
ve kasabalara bile sirayet etmiştir (sıçramıştır) bu hal. Eskiden böyle değildi.
İnsanlarda herşeye rağmen yinede bir
utanma ve çekinme duygusu vardı. Bu
da kalmadı. İsteseler bile şartlar gereği
bazı şeylere cesaret edemezlerdi.
Açıkca, alanen yaşayamazlardı bazı
ahlaksızlıkları. Batında kalırdı, fakat
zahire geçemezdi. Fakat bugün toplum
ahlaksızlıklardan haberdar olmasına
rağmen susmayı tercih ediyor ve toplum için büyük bir tehlike teşkil eden
ahlaksızlıkları ve soysuzlukları görmemezlikten geliyor, onlara göz yumuyor. Alimler git gide azalıyor. Yaş
icabı
dünyalarını
değişiyorlar.
Yerlerini ise dolduran olmuyor. Çünkü
yetişmiyorlar. Okullarda olsun, işyerlerinde olsun müstehçen olaylar yaşanıyor. Duyup haberdar olduğunuzda
şaşırmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz ve inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Peki bu tespitlerden sonra bir
çözüm önerimiz var mı aceba? Benim
aklımdan şunlar geçti. Bu toplumu
tekrar şuurlandırmak için harekete
geçmek lazım. Hakikaten çok büyük
çalışmalar gerçekleçtirilmesi gerek.
Gençlerle biraz temasa geçtim ve onlarla sohbetlerim
esnasında şu tespitlere vardım. Gençler dini temel
bilgiye sahip değiller.
Günlük hayatta dinlerinden
çok uzaklar. Hatta hiç yok
denecek derecede yer almış
vaziyette islami yaşantı.
Ancak Ramazan’dan
Ramazan’a oruç tutmakla
dinlerini hatırlıyorlar. Ve
Kurban Bayram’ı da buna
biraz olsun vesile oluyor.
Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmiyorlar. Sadece kısa
sureleri namaz kılabilmek
için öğrenmişler. Ancak bu
ezberler de ağızdan duyma
olduğu için ne tecvid var,
ne de düzgün telaffuz.
Mezarları ziyaret edip
ecdadına bir Yasin veya
Mülk Suresi bile okuyamıyacak durumdalar.
Aslında kaybedecek bir zaman yok.
Kaçırılanların telafisi mümkündür
efendim! Ben bu hususta iyimserim.
Zor da olsa, zaman da sürse, mümkün.
Yeter ki harekete geçilsin.
Allah bizleri, nesillerimizi ve vatanımızı korusun. Bazı güçlere fırsat
vermesin ve her şeyden önemlisi dini
ve milli hüviyetimizi (kimliğimizi)
kaybettirmesin bizlere. Amin...
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
Prof. Dr. Saffet KÖSE
Şehâdet
Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde şehâdet aynı zamanda bir olaya tanıklık etmek anlamına gelir ve
üzerinde önemle durulan
ispat vasıtalarından birisi
olarak yer alır. Olayın tanığına da şâhid denir. Fıkıh kitaplarında genişçe
yer alan şahitlik, Kur’ân
ve hadislerde dini ve ahlaki yönüne genişçe vurgu
yapılan bir özelliğe sahiptir. Buna göre şahitlik dürüstlüğün en önemli simgesidir ve kişinin bildiği
bir konuda şehadette bulunması onun vazifesidir.
ehâdet, Kur’ân ve Sünnette
dini, ahlaki bir karakter arzeden, anlam farkına göre de
fıkhî boyutları olan geniş çerçeveli
Ş
bir kavramdır. Bu bağlamda şehâdetin model olma, bir olaya tanıklık etme, Allâh yolunda savaşırken
ölme gibi anlamları öne çıkar. “Şehîd” de aynı kökten gelen bir kelime olarak her şeye tanık olan anlamında Allâh’ın isimlerinden birisidir.1
Kur’ân-ı Kerîm Muhammed
ümmetinin orta yolu tutan (vasat),
her türlü aşırılıktan (ifrat-tefrit)
uzak, fıtrat / yaratılış gerçekliğine
bağlı, adaletli, sağduyulu, din-dünya, dünya-ahiret dengesini kuran
özelliğiyle bütün insanlığa model
özellik taşıdığını; Hz. Peygamber’in de bu ümmetin modeli olduğunu şehîd (ç. şühedâ’) kelimesiyle ifade eder2 ve bu özelliğiyle de
ümmeti, insanlar içinden çıkmış en
hayırlı topluluk olarak vasfeder.3
Bunun yanı sıra Kur’ân-ı Kerîm,
model olmanın (şehîd) ek bir yükümlülüğünden bahseder. Buna
göre davranışları kendileriyle sınır-
lı olmayan ve öteki insanları etkileyen, diğerleri tarafından örnek konumda görülen model kişiliklerin
davranışlarının Allâh katındaki
karşılığının katlanarak verileceğine
mesela günahının iki kat, sevaplarının da iki defa karşılık göreceğine vurguda bulunur.4
Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde
şehâdet aynı zamanda bir olaya tanıklık etmek anlamına gelir ve üzerinde önemle durulan ispat vasıtalarından birisi olarak yer alır. Olayın tanığına da şâhid denir. Fıkıh
kitaplarında genişçe yer alan şahitlik, Kur’ân ve hadislerde dini ve
ahlaki yönüne genişçe vurgu yapılan bir özelliğe sahiptir. Buna göre
şahitlik dürüstlüğün en önemli
simgesidir ve kişinin bildiği bir konuda şehadette bulunması onun vazifesidir.5 Bir mü’min bu görevi
ifa ederken, sevmediği, içinden kin
duyduğu bir topluluk söz konusu
olduğunda bile şahitliği dürüstçe
yapmalı adaletten ayrılmamalıdır.6
Çünkü yalan yere şehâdet büyük
günahlardandır.7 Yalan yere yapılan şahitlikle eğer bir kul hakkı engellenmişse kul hakkının affı olmadığından mutlaka bu sebeple haksızlığa uğrayandan özür dilenmesi
ve helallik alınması, zararının da
telafi edilmesi gerekir. Şahitlik sırasında doğru söylediğine dair istenen yeminin yapılması halinde de
şayet şahitlik yalan yere yapılıyorsa burada ikinci büyük günah işlenmiş demektir. Çünkü yemin Allâh Te‘âlâyı sözüne şahit tutmak
anlamına gelir. Allâh’ın yalana şahit tutulması büyük günahlardandır. Şu ayet bunu açık biçimde ortaya koyar: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince, işte onların âhirette hiç nasipleri yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak,
onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için
elem veren bir azap vardır.”8 Yalan yere yapılan yeminin dünyada
[email protected]
keffâreti yoktur. Bununla haksızlığa uğrayan kişinin hakkı ödendikten sonra bir daha aynı şekilde davranmamak üzere kesin biçimde
tövbe edilmesi gerekir. Aksi halde
Hz. Peygamber’in yalan yere yemin edenlerin Allâh’ın gazabını çekecekleri, cennetten mahrum kalacakları ve ateşe girecekleri şeklindeki uyarılarına maruz kalacaklardır.9
Kur’ân-ı Kerîm bir kadına zina
isnadında bulunan (kazf) ve bunu
dört şahitle ispat edemeyenin cezasını çektikten sonra bir daha şahitliğinin kabul edilmemesi gerektiğini bildirir.10 Bu oldukça ağır bir
cezadır. Bu ayetin yorumunda Ebû
Hanîfe (ö.150/767) cezasını çeken
şahsın tövbe edip iyi hal kazanması durumunda da tanıklığa ehil olma vasfını kazanamayacağını yani
şahitliğinin geçerli olamayacağı
görüşünü savunurken diğer üç
mezhep imamı bu durumda şahitlik
ehliyetini kazanacağı görüşündedirler.
Kur’ân-ı Kerîm şehâdetin bir
başka boyutuna dikkat çeker. O da
elest bezminde Allâh’ın insanlarla
yaptığı sözleşmeye kendilerini şahit tutmalarıdır. Buna göre Rab-kul
arasında şöyle bir antlaşma yapılmıştır:
“Rabbin Ademoğulları’ndan,
onların sırtlarından zürriyetlerini
alıp bunları kendileri hakkındaki
şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben
sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle!” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan
haberimiz yoktu” demeyesiniz.”11
Îmân, bu gerçekliği kabul ederek Allâh’ın var ve bir olduğunu dil
ile ikrar, kalp ile tasdik etmek demektir. İslam kültüründe bu kabule
şehâdet denir ki Allâh’ı görüyormuşçasına O’nu kabul etmek de-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 13
dosya
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
mektir. Bir mü’mine düşen Peygamberini dinledikten sonra:
“Rabbimiz! İman ettik, bizi şahitlik
edenlerle beraber yaz”12 demektir. Nitekim Hz. Îsâ inkarcılığı sezince, “Allah’a giden yolda bana
yardımcı olacaklar kimlerdir” diye
sorduğunda Havârîler, “Allah’ın
yardımcıları biziz; Allah’a inandık,
bizi tanıklar / şahitler arasına
yaz”13 demişlerdir.
Rab-kul arasındaki sözleşme
hükümleri peygamberler aracılığıyla insanlara ulaştırılmaktadır.
Ayrıca bu kesintisiz mesajı getiren
her bir peygamber kendisinden
sonra gelecek olan ve elindekini
doğrulayan bir başka peygamber
geldiğinde ona iman edecek ve
destekleyecek ve ümmetini bu elçiye tabi olmaya çağıracaktır. Böylece ilahi mesaj kesintisiz biçimde
insanlığa ulaşmış olacaktır. Allah
Te‘âlâ bu konuda her bir peygamberle sözleşme yapmış, onları buna
şahit tutmuş ve kendisi de şahit olmuştur.14 Nitekim Hz. Îsâ Hz. Muhammed’in peygamberliğini müjdelemiştir.15
Allâh’ın peygamberleri aracılığıyla gönderdiği dinin hükümlerine göre dünya hayatı yürümelidir.
Bu açıdan bütün söz ve fiiller kayGMG Kuzey Bavyera Bölge
Başkanlığı, Nürnberg Havalimanından Türk Hava Yolları
ile gönderdiği Umre Kafilesini
Dualarla uğurladı, güllerle karşıladı.
Umre Kafilesini Nürnberg Havalimanından Dualarla uğurlayan
IGMG Kuzey Bavyera Bölge
Başkanı Bilal Demiroğlu yaptığı
konuşmada; “Umre Kafilesinin
büyük bir çoğunluğunu daha bıyığı terlememiş gençlerden oluşması, geleceğimiz ve neslimiz açısından ümit verici” dedi. Başkan,
Umre ve Hac için “Hizmette Öncü Kuruluş, Milli Görüş” sloganı
bu kafilenin çoğunluğunun 15-25
yaş grubundan oluşması ile bir
kez daha teyid edildi. Bu münase-
I
sayfa 14
da geçmekte olup16 muhasebesi de
hesap gününde yapılacaktır.17 O
gün her bir organ yaptıklarına şehâdette bulunacaktır.18 Peygamberlerin getirdiği ilâhi mesajı reddeden kâfirler inkârcılıklarını itiraf
ederek aleyhlerine şehâdette bulunacaklardır.19 Zaten Allah Te‘âlâ
da bütün kullarının yaptıklarına şahittir.20 Peygamberler de ümmetleri hakkında şehâdette bulunacak,
Hz. Muhammed ve Müslümanlar
da peygamberlerin görevini yerine
getirdiğine şahitlik edecektir.21
Çünkü bütün ilahi kitaplar ve peygamberler birbirlerini tasdik ederek gelmiş, ilahi mesajın son halkası Hz. Muhammed ile kemale erip
tamamlanmış ve bütün Muhammed ümmeti Hz. Âdem’den itibaren gelen peygamberlerin tamamına ve onların getirdiklerine iman
etmişlerdir.
Allâh Te‘âlâ hesap günü geldiğinde Hz. Îsâ’ya: “Sen mi Allâh’ı
bırakıp beni ve annemi iki Tanrı
edinin diye söyledin” diye sorduğunda: “Hâşâ! Seni tenzih ederim;
hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim
sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki
ben senin zatında olanı bilmem.
Gaybları eksiksiz bilen yalnızca
sensin. Ben onlara, ancak bana
emrettiğini söyledim: Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin, dedim. İçlerinde
bulunduğum müddetçe onlar üzerine şâhit / model idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye
tanıksın”22 diye cevap verecektir.
Şehâdetin önemine vurgu için
Allâh Te‘âlâ tanıklık eden (şâhid)
ve edilene (meşhûd) yemin etmektedir.23 Bu ayette geçen şâhid ve
meşhûd kelimesiyle ilgili farklı görüşler bulunsa da tanıklık edenin
kullarının eylemlerini gören ve buna göre onları yargılayacak olan
Allâh Te‘âlâ; tanıklık edilenin de
yargılanacak ve sonuçta hak ettikleri ceza ve mükafatı alacak olan
kullar olduğu fikri ağırlık kazanmaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de24 ve Hz.
Peygamberin hadislerinde25 meşru
bir savaş sırasında ölenlere de şehîd (ç. şühedâ’) denilmiştir. Şehitlikle ilgili hükümler fıkıh kitaplarında geniş biçimde ele alınmıştır.
Kaynaklar:
1 Fussilet Suresi, [41:53]
2 Bakara Suresi, [2:143]; Hacc Suresi,
[22:78]
Hayat
3 Âl-i İmrân Suresi, [3:103]
4 Ahzâb Suresi, [33:30-31]
5 Bakara Suresi, [2:283]
6 Maide Suresi, [5:8]
7 bk. Hacc Suresi, [22:30]; Furkân Suresi, [25:72]
8 Âl-i İmrân Suresi, [3:77]
9 Buhârî, “Eymân”, 16, 18; Müslim,
“Îmân”, 218-220
10 Nûr Suresi, [24:4]
11 A‘râf Suresi, [7:172]
12 Mâide Suresi, [5:83]
13 Âl-i İmrân Suresi, [3:53]
14 Âl-i İmrân Suresi, [3:81]
15 Sâf Suresi, [61:6]
16 İsrâ Suresi, [17:13]; İnfitâr Suresi,
[82:10-12]
17 En‘âm Suresi, [6:164]; A‘raf Suresi, [7:8-9]; Tâhâ Suresi, [20:74-76]; Zâriyât Suresi, 51:6]; Tekvir Suresi, [81:1015]; Gâşiye Suresi, [88:25-26]; Zilzâl Suresi, [99:7-8]
18 Nûr Suresi, [24:24]; Yâsîn Suresi,
[36:65]; Fussilet Suresi, [41:20-22]
19 En‘âm Suresi, [6:130]
20 Âl-i İmrân Suresi, [3:98]; Nisâ’ Suresi, [4:33]; Yunus Suresi, [10:46]; Ahzâb
Suresi, [33:55]; Mücâdele Suresi, [58:6]
21 Bakara Suresi, [2:143]; Nahl Suresi, [16:84, 89]; Hacc Suresi, [22:78]; Kasas Suresi, [28:75]
22 Mâide Suresi, [5:116-117]
23 Burûc Suresi, [85:3]
24 Bakara Suresi, [2:154]; Âl-i İmrân
Suresi, [3:140, 169-171]; Nisâ’ Suresi,
[4:69]; Zümer Suresi, [39:69]
25 msl. bk. Müslim, “İmâret”, 103,
119; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 25-26; İbn Mâce, “Cihâd”, 1, 10; “Zühd”, 37.
IGMG Nürnberg Umrecileri Dualarla
Uğurlandı Güllerle Karşılandı
betle teşkilatımızı tercih ettiğiniz
için sizleri tebrik ediyorum” dedi.
IGMG Kuzey Bavyera Umre
Kafile Başkanı Abdurrahman Altunırmak Hocanın Dualarıyla,
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Umreci ve Bölge Kur’an Okuma
birincisi Fatih Maraşlıoğlu’nun
okuduğu Kur’an-ı Kerimle uğurlandılar.
Bölge İdarecileri ve Bölge Ka-
dınlar Teşkilatı tarafından Umreciler ve Türkiye`den Umrecilerle
birlikte aynı uçakta dönen Bölge
Başkanı güllerle karşılandılar.
haber
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
üslümanlar ve Hristiyanlar tarafından oluşturulan
ve dinler arası işbirliği
alanında faaliyetler yapan ‘Hristiyan- Müslüman Diyalog Grubu’
2010 toplantısı Schwerte’de yapıldı.
Yapılan toplantıya müslüman, hristiyan, eğitim, araştırma, üniversite
gibi bir çok kurum ve kuruluş temsilcileri iştirak ettiler.
Schwerte Katolik Akademisi salonunda gerçekleşen toplantıya davet edilen Paderborn Başpiskopozu
Hans-Josef Becker, diyalog çalışmalarınında gelinen noktaya işaret
ederek, gerek dini ve gerekse kültürel alanda müslümanlar ve hristiyanlar arasında gösterilen gayretlere
dikkat çekti.
Paderborn Üniversitesini temsilen bir konuşma yapan Prof. Dr.
Helga Kuhlmann konuşmasında, diyalog konusunda gösterilen gayret-
M
.C. Berlin Büyükelçiliği Din
Hizmetleri Müşavirliği ve
DİTİB işbirliği ile organize
edilen “12. Cumhuriyet Futbol
Turnuvası”nın Almanya şampiyonu Esssen bölgesinden Lüdenscheid DİTİB Türkgücü takımı oldu.
Karlsruhe bölgesi Lahr Dammenmühle stadyumunda yapılan
ve Essen, Frankfurt, Hannover,
Köln, Mainz, Münih ve Nürnberg
bölgesindeki DİTİB dernekleri futbol takımlarının katıldığı, “12.
Cumhuriyet Futbol Turnuvası”nı,
T.C. Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel
Başkanı Sadi Arslan, T.C. Karlsruhe Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşe V. Ahmet Arslan, Karlsruhe DİTİB Eyalet Birliği Başkanı
Mustafa Yiğit, DİTİB Gençlik ve
Spor Müdürü Nevzat Coşgun ve
Gençlik ve Spor Müdürlüğü Koordinatörü Ertuğrul Güleryüz, DİTİB
dernekleri din görevlileri, dernek
yöneticileri, sporcuların aileleri ile
çok sayıda izleyici takip etti.
Almanya Din Hizmetleri Ataşelik bölgesi birincilerinin katıldığı
“12. Cumhuriyet Futbol Turnuvası” teröre şehit düşen Mehmetçik-
Schwerte’de Dinlerarası Diyalog Toplantısı
lerin önemine değindi ve üniversite dan toplantıya davet edilen temsil- nın ele alındığı ve özellikle de
‘2010 Avrupa Kültür Başkenti-Ruhr’
konusunun işlendiği toplantıya davet edilen ATİB/ZMD Genel Başkan Yardımcısı Yakup Tufan, yaptığı konuşmasında, diyalog çalışmalarının anlam, gaye ve hedefleri
hakkında bilgiler verdi. Gerçek bir
uyumun nasıl olması gerektiğini de
dile getiren Yakup Tufan, diyalog
çalışmalarının eşit şartlarda, düzgün
zeminde yapılması, hedef ve gayesisin ise berrak olması gerektiğinin
altını çizdi.
Schwerte Katolik Akademisi salonunda yapılan ve 50 civarında dibünyesinde dini eğitim alanında ya- ciler ise, birer konuşma yaparak, di- ni, eğitim, araştırma ve üniversite
pılan çalışmalar hakkında bilgiler yalog çalışmalarının gaye ve önemi kurum ve temsilcilerin katıldığı topverdi.
hakkında bilgiler verdiler.
lantı, yapılan konuşmaların ve birDITIB,VIKZ, İR, ZMD, KRM
Schverte’de yapılan dinler ve likte yenilen yemeğin akabinde sogibi Müslüman Üst Kuruluşların- kültürler arası diyalog çalışmaları- na erdi.
T
Lüdenscheid DiTiB Türkgücü Şampiyon Oldu
lerimizin anısına yapılan saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı’nın
okunmasıyla başladı.
Son derece zevkli ve çekişmeli
geçen tunuvada yapılan centilmence müsabakalar sonunda, Nürnberg-Schweinfurt FV Türkgücü takımını 1-0 mağlup eden Essen-Lüdenscheid Türkgücü futbol takımı
“12. Cumhuriyet Futbol Turnuvası”nın şampiyonu olurken, Schweinfurt FV Türkgücü ikinciliği, Mainz-Kaiserslautern Fatihspor da
Köln-DİTİB Türk Birliği’ni 1-0
yerenek üçüncüğü, Köln-DİTİB
Türk Birliği de döndüncülüğü elde
ettiler.
T.C. Berlin Büyükelçiliği Din
Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, turnuvada
yaptığı konuşmasında, “Güzel dakikalar geçirdiniz. Buradaki amaç
sporun kendisidir. Sporun her türlüsü bir araçtır. Amaç, sağlıklı yaşamdır. Dinimizin temel ilkesi de
sağlıktır. Peygamber Efendimiz
sağlık ve sıhhate önem verdiğini ve
bizzat spor yaptığını biliyoruz.
Hem kendisi spor yapmıştır hem de
teşvik etmiştir. Ben şimdiden antrenörlerimiz, dernek başkanlarımız, din görevlilerimiz başta olmak üzere, siz futbolcu kardeşlerimi tebrik ediyor, bu güzelliklerin
devamını diliyorum” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından,
birinci gelen Lüdenscheid Türkgücü birincilik kupasını Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Sadi Arslan, ikincisi gelen
Schweinfurt FV Türkgücü’nün kupasını Karlsruhe DİTİB Eyalet Birliği Başkanı Mustafa Yiğit, üçüncü
olan Kaiserslautern Fatihspor’a da
kupasını DİTİB Gençlik ve Spor
Müdürü Nevzat Coşgun ve tarafından verildi.
Turnuva, katılan büütün takımlara başarı ve katılım sertifikalarının verilmesinin ardından sona erdi.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 15
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Üçüncü: “Federal İçişleri Bakanı, IHH’ya
yönelik keyfî yasaklama kararı ile hukuk
devleti ilkelerini ayaklar altına almıştır”
GMG Genel Sekreteri Oğuz
Üçüncü yaptığı basın açıklaması ile Uluslararası İnsani
Yardım Derneği’nin (IHH - Internationale Humanitäre Hilfsorganisation e.V.) yasaklanmasını sert
bir dille kınadı. “Federal İçişleri
Bakanı IHH’yı keyfî bir şekilde
yasaklamakla hukuk devleti ilkelerini ayaklar altına almıştır” ifadelerini
kullanan
Üçüncü,
“IHH’nın insanî yardım alanında
dünya çapında yaptığı faaliyetler
ortadadır. Dünya genelinde yaptığı insanî yardım faaliyetlerinin
yanı sıra, Filistin ve özellikle
Gazze Şeridi’ndeki ihtiyaç sahibi
muhtaçlara yönelik yapılan insanî
yardımın, İsrail’e karşı şiddet eylemlerine destek olarak
damgalanması her türlü temelden uzaktır” tespitinde
bulundu.
Üçüncü ayrıca “IHH derneğini ‘Hamas’a yardım
derneği’ olarak niteleyerek, derneğin 80 ülkedeki insanî
I
faaliyetlerini örtbas etme girişimi,
gerçeğin bilinçli bir şekilde saptırıldığını ve özellikle İçişleri Bakanlığı’nın niyetini ortaya koymaktadır. Federal İçişleri Bakanı’nın İsrail’in talebini yerine getirdiği ve yasaklama kararı için
gerekçelerin sonradan kurgulandığı aşikârdır. Bakan, böylece,
Almanya’nın dünyadaki itibarını
zedelemektedir,” dedi.
“Federal hükümetin Gazze Şeridi’ndeki yardım organizasyonları ile ilgili öne sürdüğü kriterler
dikkate alındığında, Birleşmiş
Milletler’in yardım kuruluşunun
da bölgeden çekilmesi ve Almanya’daki temsilciliğinin yasaklanması gerekir” diyen Üçüncü son olarak, “Federal İçişleri Bakanlığı bu yasaklama ile İsrail’in uluslararası hukuka aykırı saldırganlığı neticesinde muhtaç duruma
düşen Gazze Şeridi’ndeki sivil halka yapılan her türlü
insanî yardımı suç olarak itham etmektedir” dedi.
IHH Başkanı Mustafa Yoldaş, IHH’nın İçişleri
Bakanlığı tarafından yasaklanmasını utanç verici
ve hukuka aykırı bir davranış olarak değerlendirdi
HH Başkanı Mustafa Yoldaş
Uluslararası İnsani Yardım
Derneği’nin (IHH - Internationale Humanitäre Hilfsorganisation
e.V.-) İçişleri Bakanlığı tarafından
yasaklanmasını utanç verici ve hukuka aykırı bir girişim olarak değerlendirdi. Yoldaş, basına yaptığı
ilk açıklamada, yasaklama girişimine karşı hukukî adımların hemen atılacağını da bildirdi.
IHH, bugün HAMAS’ı desteklediği ve böylelikle halklar arası
iletişimi engellediği gerekçesiyle
yasaklandı.
İçişleri Bakanlığı, IHH’nın, insanî yardım kisvesi altında Filistin’de bulunan “HAMAS’a bağlı
sosyal dernekleri” desteklediğini
ve dolaylı olarak HAMAS’ı güçlendirdiğini iddia ediyor.
Mustafa Yoldaş yaptığı açıklamada, “İçişleri Bakanlığı tarafından öne sürüldüğü gibi, kamuoyuyla alay eden
IHH değil, aksine İçişleri Bakanlığı’dır. Zira alınan yasaklama kararı alaycı bir davranışın bütün şartlarını içerisinde barındırmaktadır. Yasak ayrıca, yardım kuruluşlarını ve insanları, İsrail hükümetinin uluslararası hukuka aykırı zulmüne maruz kalan mağdur insanlara yardım
edilmesine izin verilmeyeceği uyarısında bulunduğu için
insanı aşağılayıcı türdendir” dedi.
İçişleri Bakanlığı tarafından öne sürülen gerekçelere
göre, Birleşmiş Milletler ve Kızıl Haç’ın da yasaklanması gerektiğine dikkat çeken Yoldaş, “Zira bu yasakla
Gazze Şeridi’nde yaşayan yardıma muhtaç halka giden
yardım cezalandırılmaktadır. Alman devleti, uyguladığı
I
sayfa 16
terörle Filistin halkını hayatın zor
şartlarına iten İsrail politikalarının
istekli uygulayıcısı konumuna gelmektedir” dedi.
İsrail işgalinin ve devlet terörünün Gazze-Şeridi’nde yaşayan
Filistinlilerin yaşamı için gerekli
olan temel ihtiyaç malzemelerine
engel olduğunu hatırlatan Yoldaş,
“Anlaşılan şimdi de Gazze Şeridi’nde yardıma muhtaç bir şekilde
hayatını sürdüren Filistin halkına
yönelik insanî yardımın önü kesilecek. Federal İçişleri Bakanı’nın
çocukları yetim bırakanları eleştirmesi yerine, yetimlere yardımda
bulunanları cezalandırması korkunç bir durumdur” dedi.
IHH Başkanı Mustafa Yoldaş yaptığı açıklamada son
olarak şunları söyledi: “Sadece Filistin’de değil, dünyanın 79 ülkesindeki yetimlere yardımda bulunan, geri kalmış bölgelerin gelişimine katkı ve Haiti örneğinde de görüldüğü gibi afet bölgelerine yardım alanlarında hizmet
eden, İsrail’in varlığını hiç bir zaman sorun haline getirmemiş olan ve şiddeti reddeden bir insanî yardım kuruluşunun yasaklanması, devlet keyfiliğinin ortaya koyduğu inanılması güç bir davranıştır.
IHH, çoğunluğu fahrî olarak gerçekleştirilen hizmetlerinden dolayı ödüllendirilmek yerine, açık siyasî hesaplarla üretilmiş bahanelerle yasaklanmıştır. Bu yasak,
Almanya’nın uluslararası itibarını ciddî derecede zedelemiştir. Eminiz ki, bu uygulama hukuk devletinin hiç bir
mahkemesinde haklı görülmeyecektir.”
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Hayat
Politik Hezeyanlara Devam
Bosbach: Asimilasyon,
başarılı entegrasyondur
DU’lu politikacı Wolfgang Bosbach’ın açıklamalarına göre Almanya’da entegrasyon uzun zamandır multikültürel Alman milli futbol
takımında olduğu kadar iyi olmamıştı. Entegrasyonun ancak göçmenlerin ortak kural ve değerlere uygun hareket ettikleri zaman başarılı olacağını savunan Bosbach’ın
entegrasyondan ne anladığı, “Asimilasyon,
başarılı entegrasyondur” şeklinde kendi
ifadeleriyle ortaya çıkıyor.
ZDF Televizyon kanalında Necla Kelek ile entegrasyonun konu edildiği bir
programa katılan Wolfgang Bosbach,
“milyonlarca başarılı entegrasyon örneği
var ama aynı zamanda başarısız olanlar
veya entegrasyonu reddedenler var ve tam
da bu noktaya eğilmeliyiz” dedi.
Entegrasyon konusunun uzun yıllar ihmal edildiğini belirten CDU’lu politikacı,
“Biz bu konuyu ciddiye almadık ve iki
yanlış tahminimiz vardı. Birincisi misafir
işçi kavramıydı. İşçilerin misafir olarak
gelip çalışıp gideceklerini sandık. Misafir
işçilerin kalıcı olması ülke için bir kompliman olmuştur” şeklinde konuştu.
“İkinci yanlış tahmin ise entegrasyonun kendiliğinden olacağı düşüncesiydi.
Misafir işçilerin çocukları burada doğacak, bizimle birlikte büyüyecek ve kültürel
farklılıklar uyum sağlayacaktı. Ve problem
olduğunda da kültürler arası eğitim yapılacaktı. Ancak tam tersini yaşadık. Kapalı ve
paralel toplumlar oluştu” ifadelerini kullanan Bosbach, bununla birlikte bu konuda
hükümetin hatası olduğunu belirtti.
Bosbach ayrıca Almanya’da imamların
eğitimi konusunda da, “Türkiye’den gelen
imamlar buradaki hayatın kıyısından geçerek vaazlarını veriyorlar” dedi.
Öte yandan Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın etkisinin de Türk göçmenlerin entegrasyonunu engellediğini iddia eden Bosbach, “Erdoğan’ın Asimilasyonu – yani başarılı entegrasyonu insanlığa karşı bir suç” olarak nitelemesini “büyük bir yanılgı” olarak değerlendirdi. Bosbach, aksine bunu Almanya’da barış içerisinde ortak bir yaşam için vazgeçilmesi
mümkün olmayan bir şart olarak gördüğünü ifade etti.
C
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
NR
BÖLGE/KAF7LE
UÇUb T.7
7LK Z7YARET
FROM
TO
DÖNÜb T
FROM
TO
1
2
3
4
5
6
7
8
9
HESSEN
BERL7N
RUHRͲA
HANNOVER
7SVEÇ
NORVEÇ
BREMEN
K.RUHR
A. VIYANA 1
19.10.2010
19.10.2010
19.10.2010
20.10.2010
20.10.2010
20.10.2010
21.10.2010
21.10.2010
24.10.2010
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
FRA
TXL
DUS
HAJ
OSL
ARN
HAJ
HAJ
VIE
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
20.11.2010
20.11.2010
21.11.2010
21.11.2010
22.11.2010
22.11.2010
22.11.2010
22.11.2010
23.11.2010
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
FRA
TXL
DUS
HAJ
OSL
ARN
HAJ
HAJ
VIE
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
G.HOLLANDA
RHE7N SAAR
DÜSSELDORF
STUTTGART
KÖLN
NÜRENBERG
FRE7BURG
SCHWABEN
HAMBURG
LYON
STRASBOURG
29.10.2010
29.10.2010
30.10.2010
30.10.2010
31.10.2010
01.11.2010
01.11.2010
01.11.2010
31.10.2010
01.11.2010
01.11.2010
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
MED7NE
AMS
FRA
DUS
STU
CGN
NUE
STU
MUC
HAM
LYS
BSL
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
28.11.2010
28.11.2010
29.11.2010
29.11.2010
29.11.2010
30.11.2010
30.11.2010
30.11.2010
30.11.2010
01.12.2010
01.12.2010
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
AMS
FRA
DUS
STU
CGN
NUE
STU
MUC
HAM
LYS
BSL
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
KͲHOLLANDA
MÜN7H
AͲALBERG
AͲLINZ
7SV7ÇRE
MERKEZ 3 HAFTA
VIP / UCUS
HOLLANDA 3 HAFTA
MERKEZ 2 HAFTA
FRANSA 2 HAFTA
AVUSTURYA 3 HAFTA
AͲVIYANA 2
7NG7LTERE
ANNECY
01.11.2010
01.11.2010
02.11.2010
02.11.2010
30.10.2010
06.11.2010
06.11.2010
04.11.2010
08.11.2010
08.11.2010
05.11.2010
03.11.2010
03.11.2010
03.11.2010
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MED7NE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
AMS
MUC
MUC
VIE
ZRH
DUS/FRA
DUS/FRA
AMS
DUS/FRA
LYS/BSL
VIE/MUC
VIE
LHR
LYS
JED
JED
JED
JED
MED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
JED
30.11.2010
30.11.2010
31.11.2010
31.11.2010
27.11.2010
28.11.2010
28.11.2010
26.11.2010
24.11.2010
24.11.2010
25.11.2010
31.11.2010
01.12.2010
01.12.2010
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
MED
AMS
MUC
MUC
VIE
ZRH
DUS/FRA
DUS/FRA
AMS
DUS/FRA
LYS/BSL
VIE/MUC
VIE
LHR
LYS
35
36
37
38
40
41
42
43
44
BELÇ7KA
PAR7S
DAN7MARKA
AVUSTRALYA
7TALYA
LYON 2
GÖREVL7
GÖREVL7
GENEL MERKEZ
07.11.2010
07.11.2010
08.11.2010
08.11.2010
08.11.2010
09.11.2010
17.10.2010
27.10.2010
11.11.2010
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MEKKE
MED7NE
MEKKE
MEKKE
BRU
ORY
CPH
MEL
MXP
LYS
DUS/FRA
DUS/FRA
DUS/FRA
JED
JED
JED
JED
JED
JED
MED
JED
JED
09.12.2010
09.12.2010
07.12.2010
10.12.2010
10.12.2010
11.12.2010
28.11.2010
01.12.2010
13.12.2010
MED
MED
MED
MED
MED
MED
JED
MED
MED
BRU
ORY
CPH
MEL
MXP
LYS
DUS/FRA
DUS/FRA
DUS/FRA
Hayat
IGMG HADSCH-UMRA REISEN GMBH
2010-1431 HAC ÜCRETİNİ AÇIKLADI
GMG HADSCH-UMRA REISEN GmbH
Başkan Yardımcısı Tahir Köksoy 2010/1431
yılı hacc ücretinin açıklandığını ifade etti.
Çalışmalarına hız veren IGMG HADSCHUMRA REISEN GmbH,
2010/143 yılı hacc ücretini belirledi.
Toplantı sonrası yapılan açıklamada Köksoy şu bilgilendirmelerde bulundu: “2010/1431 yılı hacc
ücretinin 2995,-€ olarak tesbit edildi.
Ancak geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi,
bu yılda IGMG Genel Merkez üyelerine
50,-€ indirim uygulanacak. Almanya dişı bölgeler için hac fiyatının belirlenmesinde 2995,-€ baz alınacaktır. 2995,-€
fiyatı Almanya, Avusturya, Hollanda ve
Belçika bölgeleri için geçerlidir.
2995,-€‘luk hacc ücretine dahil olan
hizmetler ise şu şekilde açıklandı:
- Gidiş – geliş uçak bileti.
- Vize vs. masrafları.
- Ayakbastı parası (Çek).
- Mekke ve Medine Otel.
I
- Her 45 kişiye gurup
başkanı.
- 100 kişiden fazla kafilelere kafile başkanı ve
bayan görevli.
- Mekke ve Medine 3
öğün tabldot usulü yemek.
Sağlık-Polikilinik
hizmetleri.
- Mekke’de otel-Kabe
arası otobüs servisi.
- Arafat-Mina hizmetleri ve transferler.
- Ziyaretler.
- Fetva Hizmetleri
- Kurban Kesim Hizmetleri
- Emanet hizmetleri.
- İnternet ve Telefon Hizmetleri
- Hacc’da kullanılacak özel
hediyelik eşyalar.
- İrşad faaliyetleri.
- Hac tanıtım Rehberi.
- Hac tanıtım CD’si.
Hac ve umre çalışmaları hakkında internet sayfamız’dan www.igmghacumre.com detaylı bilgi alabilirsiniz.
2010/1431 Tahmini uçuş planı belirlenmiştir. Uçuş tarihlerinde 1-2 gün değişiklik olabilir” dedi.
Almanya`nın Yeni Cumhurbaşkanı
Christian Wulff Kimdir?
hristian Wulff,
2003 yılının başında
Aşağı
Saksonya Eyaleti'ndeki
başbakanlık görevine
"Tüm Aşağı Saksonya'nın başbakanı olmak, bir an önce iyileştirilmesi gereken pek
çok şeyi daha iyi hale
getirmek ve iyi bir başbakan olmak istiyorum" sözleriyle başlamıştı.
Wulff 1959 yılında Osnabrück'te
dünyaya geldi. Anne ve babası o daha
çok küçükken boşandı. Wulff daha ergenlik çağındayken, annesi ağır şekilde
hastalanıp hayatını kaybetti. Dolayısıyla Christian Wulff, çok erken yaşlarda
aile içinde sorumluluk üstlenmek zorunda kaldı.
Wulff, yaşadıklarının kişiliğini de
şekillendirdiğini söylüyor. Belki de başından geçenler onu diğer insanlara nazaran daha ciddi biri haline getirdi.
Wulff, "Biraz şanssızım. Medyada mükemmel biçimde anlaşılan, rahat ve kolay yaklaşılabilir olarak görülen insanlar var. Ben de şahsen bulunduğum her
yerde insanlarla iletişime geçip, onlarla iyi anlaşabildiğimi ve onlara iyi
uyum sağlayabildiğimi hissediyorum.
Ancak medyada bazen çok sert, çok
ciddi, mesafeli ve belki bazen de yaklaşılmaz biri olarak algılanıyorum" diye konuştu.
C
sayfa 18
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Küçük yaşlarda siyasete atıldı
Wulff, aslında siyaset dünyasına da küçük
yaşlarda atıldı. Okul
çağlarında öğrenci birliği başkanı olan Wulff,
daha sonra Hrıstiyan
Demokrat Birlik Partisi
adına memleketi Osnabrück'ün
belediye
meclisinde yer aldı. Osnabrück'te hukuk eğitimi alan Wulff, ardından bir avukatlık
bürosunda çalışmaya başladı.
Christian Wulff, o dönem çalışkan
ve profesyonel biri olarak eyalette görevli politikacıların da dikkatini çekmişti. Almanya Başbakanı Angela
Merkel de, “Christian Wulff, belki bazen akşamları masasında özellikle
uzun süre oturan biri değil, çünkü o her
zaman bir sonraki gün için hazırlık yapıyor" ifadelerini kullanıyor.
İyi hazırlıklı, doğru, akıllı...
50 yaşındaki Eyalet Başbakanı'nın
partili arkadaşları, onu daima iyi hazırlıklı, doğru ve akıllı biri olarak tarif
ediyor. Ancak kimileri de Wulff'u soğuk ve sıkıcı olarak adlandırıyor.
Wulff, müzakerelerde ise genelde sakin, ancak ısrarcı bir kişilik ortaya koyuyor. Porsche ve Volkswagen arasında yıllarca devam eden güç yarışında
da sonunda Aşağı Saksonya'yı öne geçirmeyi başarmıştı.
Kaynak: Deutsche Welle Türkçe
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
İlhan BİLGÜ
Nasıl Bir
Cumhurbaşkanı!
Yeni Cumhurbaşkanı’nın, Almanya’da
özellikle din ve milliyet temelli ayırımcılıklara karşı duyarlılığın
geliştirilmesi, malî bunalım dönemlerinde faturanın daha çok orta
ve dar gelirlilerin üzerine yüklenmesi gibi
konularda bir âkil şahıs olarak siyasete yön
vermesi en önemli
beklentimizdir.
lmanya’nın, ticaret yollarını
açık tutmak için askerî yöntemlere başvurmasının şart
olduğu yönündeki açıklamalarının,
anayasa ile bağdaşmadığı yönündeki
eleştiriler üzerine 31 Mayıs’ta istifa
eden Almanya Federal Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Dr. Horst Köhler’in
yeri dolduruldu.
Her ne kadar, Cumhurbaşkanlığı
makamı Almanya’da siyasete doğrudan müdahele etmese de ve devletin
bizzat kendisini temsil etmesi bakımından önemli bir makam. Bununla
birlikte, siyasetin aldığı kararların,
kanunların yürürlüğe girmesi, devlet
kurumları arasındaki uyumun temin
A
edilmesi gibi önemli görevleri de var
Cumhurbaşkanlığının. Kısacası, siyasetin formel olarak rayına oturabilmesi bu makamın onayına bağlı.
Siyasî partilerin oyları ile seçilmiş olsa bile, partilerin siyasetleri
üstü bir siyaset yapmakla görevli
olan bu makam, devlet organlarının
uyumlu çalışmasının yanı sıra, siyasal sorumlular ve toplumsal katmanlar arasına da arabulucu bir makam
olarak görülüyor.
Cumhurbaşkanının, her hangi bir
konuda söylediği, siyasal gücü elinde bulunmasa dahi, siyasî partilerin
gündemlerine oturuyor. Müstafi
Cumhurbaşkanı’nın Almanya’nın
dış politikasına ilişkin söylediği sözlerine gelen eleştiriler üzerine istifa
etmek zorunda kalması da bunun bir
göstergesi.
O halde, siyasetten umduğunu
bulamayan göçmenler olarak, yeni
Cumhurbaşkanı’ndan neler bekleyebiliriz?
Prof. Dr. Roman Herzog, Johannes Rau ve Dr. Horst Köhler ile devam eden, göçmen yerli ayırımı yapslam Toplumu Milli Görüş, Ingolstadt Şubesi Ana Teşkilatı,
Kadınlar Teşkilatı ve Gençlik
Teşkilatı birimlerinin üyeleri ile birlikte Genişletilmiş Üyeler Toplantısı
düzenledi.
Sunumunu IGMG Ingolstadt Şubesi Başkan Yardımcısı ve Teşkilatlanma Başkanı Turan Aslanboğa’nın
üstlendiği toplantı, İmam-Hatip’in
okuduğu açılış Kur’an-ı Kerimi ile
başladı.
Turan Aslanboğa’nın Yönetim
Kurulları’nın yoklamasının ardından Sekreter Ahmet Akçay, Ana
Teşkilat ve birim üyelerin yoklaması ile devam etti.
Açılış konuşmasında IGMG Ingolstadt Şube Başkanı Emsal Altıntaç, üyelere katılımlardan ötürü teşekkür etti ve ekledi: “Yoğun bir çalışma yılının akabinde sezon sonuna
yaklaşıyoruz. Bu zamana kadar göstermiş ilgi ve alakadan dolayı sizlere teşekkür ederim, hepinizi seviyo-
İ
madan, bu ülkenin tüm toplumsal
katmanlarını kucaklayan bir cumhurbaşkanının varlığı göçmenlerin
bu ülkede kendilerini daha da güvende hissetmelerine yardımcı olacaktır.
Horst Köhler’in, camileri de ziyaret ederek, bu ülkenin en üst makamı
olarak, Müslümanların bu ülkeye
yaptığı katkıyı takdir etmesi, hâlâ zihinlerdedir. Hatırlanacağı gibi, o zamanlardaki entegrasyon ve Müslümanlar aleyhine sertleştirilmeye çalışılan güvenlik yasaları çerçevesindeki tartışmalara karşın bir Cumhurbaşkanı olarak Köhler’in ziyareti
Müslümanların güvencini artırmış
ve böylece sosyal barışa önemli bir
katkı olmuştu. Köhler’in Maliye Bakanlığı olsun, Bankalar Birliği ya da
IMF Başkanlığı gibi önemli yerlerde
olsun, görev yapmasına rağmen,
hem bu ülkede hem de dünyada yoksullukla mücadeleyi gündemde tutması ve siyasîlerin sosyal barışı tehlikeye sokacak malî önlemlerine adil
önerilerde bulunması, Cumhurbaşkanlığı makamının, yön göstericili-
[email protected]
ğini ortaya koyuyor.
Yeni Cumhurbaşkanı’nın aynı
yolu devam ettirerek, Almanya’da
özellikle din ve milliyet temelli ayırımcılıklara karşı duyarlılığın geliştirilmesi, malî bunalım dönemlerinde faturanın daha çok orta ve dar gelirlilerin üzerine yüklenmesi gibi konularda bir âkil şahıs olarak siyasete
yön vermesi en önemli beklentimizdir.
Müslümanlar bu ülkenin artık inkar edilemez bir gerçeğidir. Bu gerçeğin devlet tarafından da tanınması
gerekiyor. İçişleri Bakanlığı “emrine
havale edilmiş” ve güvenlik amaçlı
bir İslam yaklaşımı, bu bakımdan,
Almanya’nın özellikle İslam dünyasındaki görüntüsüne zarar verdiği gibi, gelecekte toplumsal güvensizliği
de artırıyor.
Yeni Cumhurbaşkanına bunu hatırlatmak isterken, görevinde başarılar diliyoruz.
IGMG Ingolstadt’ta Genişletilmiş
Şube Üyeler Toplantısı
ruz” dedi.
Toplantı, IGMG Genel Merkez’den katılan Teftiş Başkanı Mehmet Şenel’in selamlama konuşması
ve “Avrupadaki Müslümanların Konumu - 11 Eylül 2001’den sonra değişen Müslüman algısı ve IGMG”
konulu sunumu ile devam etti. Akabinde Genel Merkez Teftiş Başkan
Yardımcısı Zeki Toprak’ın yine kısa
bir selamlama konuşması vardı sırada.
Ahmet Akçay’ın sunduğu Genel
Faaliyet Raporu, Gençlik Teşkilatı’nın hazırlamış olduğu ve düzenlenen proğramların görüntülerinden
oluşan klibin eşliğinde dinlendi.
Muhasip Gürsel Sucuoğlu’nun
Genel Muhasabe Raporu’nun sunumunun ardından söz üyelere verildi
ve dilek, temennileri dinlendi.
Sonrasında dilek ve temennileri
değerlendiren Başkan Altıntaç kısa
bir kapanış konuşması yaptı ve toplantı Cafer Baygün’ün okuduğu kapanış Kur’an-ı Kerim ile son buldu.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 19
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
er sene geleneksel olarak
Walldorf Şafakspor`un düzenlediği “Şafakspor Cup”a
katılım yine çok iyi idi.
Şafakspor Cup`a çevre il ve ilçelerden çeşitli cemiyetlerden ve firma takımları olmak üzere 24 takım
turnuvaya iştirak etti. Katılmak isteyen daha bir çok takım vardı öncelik sırasına göre ve zamanın müsait
olmayacağını düşünerek takım sayısını 24 olarak belirlendi.
Hazırlıklar günler öncesinden
yapıldı. Gruplar dörter takımdan
oluşturuldu ve altı grup olarak elemeler saat 9.00`da başladı. İkişer takım bir üst grupta eşleştiler. Daha
sonra çeyrek final yarı final ve final
maçlarından sonra dereceye girenle-
H
vrupa Türk İslam Birliğine
bağlı olan Mainz Türk
Kültür Merkezi yeni Başkanını ve Yönetimini seçti.
Türk Kültür Merkezinin salonunda başlayan kongrede, üyelerin
teklifi üzerine ATiB Hessen Bölge
Başkanı Şaban Duran Divan Başkanlığına ve Abdullah Candan ile
Oğuz Güreşçi Divan Sekreterliğine
seçildiler. Dernek din görevlisinin
Kur´an-ı Kerim okumasının ardından topluca İstiklal marşı okundu.
Başkan Ahmet Ufuk Çakır selamlama konuşmasında şu ana kadar gösterilen desteğe teşekkür
ederek yeni seçilecek yönetime başarılar diledi. Faaliyet raporunu
Başkan Yardımcısı Burhan Taşkın,
mali raporu muhasip Alperen Akçay üyelere takdim ettiler.
Yönetimin ibrasının ardından
A
sayfa 20
Şafakspor CUP Birincisi
Oggersheim DiTiB Oldu
re hem kupa hem de para ödülleri
verildi.
Musabakalar gerçekten istenilenin üstünde çok güzel geçti. Ayrıca
sporcular da izleyicilere çok güzel
maçlar izleme imkanı sundular.
Kardeşlik ve dostluğun hakim olduğu bir turnuva oldu. Şafakspor Başkanı Akif Ünal bütün sporculara güzel bir ortamda sporcuya yakışır bir
şekilde hiç bir olaya negatif davranışlara girmeden, spormence yaptıkları futboldan dolayı ayrı ayrı
tebrik etti. Sporcuların bu güzel
davranışları bir sonraki yılda yapacağımız turnuva için daha şimdiden
bizi teşvik etmiştir diyen Akif Ünal,
herkesi kucaklamanın haklı gururuyla bir sonraki turnuvanın startını
vermiş oldu.
Turnuvanın birincisi, finalde Şafaksporu penaltı vuruşları ile 5-4
yenen Oggersheim DİTİB oldu.
Oggersheim DİTİB bütün turnuvalara katılan ve salon turnuvası birincisi olan bir takım. Kendilerini
tebrik ediyoruz.
Birinclik kupasını Walldorf
Hayat
Mevlana Camii İmam-Hatibi Bilal
Kaçmaz Hoca takdim etti. Şafakspora ikincilik ödülünü Walldorf DİTİB Camii Başkanı Selahattin Bayrak takdim etti. Turnuvanın en centilmen takımı Östringen Milli Görüş
takımı oldu. En iyi eldiven ödülünü
Oggersheim DİTİB kalecisi aldı.
Walldorf Şafakspor ikinci Başkanı Bekir Şen: “bütün takımlara daha
şimdiden bir sonraki turnuvaya katılmak için kayıt yaptırmalarını tavsiye etmektedir aksi halde kayıtlar
çabuk dolmaktadır. Bizi “SV Şafakspor” internet adresinden izlemeye devam edebilirsiniz. Ayrıca katkısı olanlara ve emeği geçenlere teşekkür ederiz” dedi.
ATiB Mainz’da Yeni Başkan Köksal Akçay
yeni başkanın ve yönetimin seçimlerine geçildi. Köksal Akçay tek
aday olarak oy birliği ile başkan
seçildi. Akabinde ATiB Mainz
Türk Kültür Merkezi yeni yönetim
kurulu seçildi.
Yeni başkan Köksal Akçay kürsüye gelerek üyelere gösterdikleri
güvenden dolayı teşekkür etti.
Gençlere ve çocuklara yönelik
ciddi proğramlar ve bayram kutlamaları icra ettiklerini, gelecekte
yapılacak çalışmalara mevcut yerlerinin kıfayet etmediğini ve mutlaka daha geniş mekanlara geçmek
gerektiğini işaret ederek yönetimin
ana hedefini belirledi.
Dilek ve temenni bölümünde
söz alan İhsan Öner toplum hayatında derneklerin yerinin çok
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
önemli olduğunu, acı ve tatlı olayların bir araya gelinip paylaşıldığını, önemli kararların bu gibi yerlerde alındığını bundan dolayı bu yerlerin varlığının son derece önemli
olduğunu, birlik ve beraberlik içinde organizeli çalışmalara hız verilmesi gerektiğini belirtti.
Aynı bölümde eski kurucu ve
başkanlardan Fahrettin Ünal bugünlere kolay gelinmediğini çok
sıkıntılar çekildiğini ama tatlı hatıralar yaşadığımızı, Türkiye‘den
çok kıymetli insanlar getirerek onların bilgilerini buradaki vatandaşlara sunduğu, Mehter takımımızı
getirip Mainz caddelerinde yürüttüğünü belirterek geçmiş yıllardaki
faaliyetlerden örnekler verdi.
Dilek ve Temennilerden sonra
kürsüye davet edilen ATİB Genel
Başkan Yardımcısı Yakup Tufan
hukuk üstünlüğüne dayalı bir ruh
taşıdığını bu ruhdan çok şeyler öğrenmemiz gerektiğinden söyledi.
Derneklerimizde kadınların aktif
olarak görev alıp sosyal ve kültürel
faliyetlere katılmalarının öneminden ve cemiyet olarak Programlarımızı projelendirerek, Şehir idarelerine sunmamızı ve oraların sosyal,
maddi ve kültürel imkanlarından
yararlanmamızı istedi.
Yeni yöneticilerimizden Hüseyin Demirelli‘nin Asr- Suresini
okumasıyla kongreyi sona erdi.
Daha sonra misafirlere hazırlanan yemek ikram edildi ve geleneksel sıra gecesi icra edildi.
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
Oğuz ÜÇÜNCÜ
İslam Toplumu
Milli Görüş ve Kimlik
IGMG Genel Sekreteri
Oğuz Üçüncü Wuppertal`da gerçekleştirilen
“Değişim Sürecinde
Anlam Kaymaları-Eski
ve Yeni Kimlikler” başlıklı sempozyumda “İslam Toplumu Milli Görüş ve kimlik” konulu
bir sunumda bulundu.
Üçüncü Avrupa’da
Müslümanların varlığıyla yeniden şekillenen kimlik politikalarından yola çıkarak
güncel gelişmeleri değerlendirdi ve
IGMG’nin karakteristik
özelliklerini irdeledi.
onuya girmeden önce, sayın
İbrahim Kalın’ın farkında olmadan dikkatimizi çektiği ikilem ile karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum. İsteyenin kendi anadilinde konuşabileceğine vurgu yapan
Kalın, kendi konuşmasına Türkçe olarak devam etmişti. Bu durumda ben
kendime şunu sormadan edemiyorum:
Bu bağlamda benim konuşma dilim
hangisi acaba? Acaba bu dil, vatandaşı
olduğum ülkenin dili mi, yoksa, doğup
büyüdüğüm ve aynı zamanda benim
kimliğimin de bir ifadesi olan ülkenin
dili mi? Bu sorulardan sonra şimdi, konuşmamı Almanca olarak sürdüreceğim.
Bu sempozyumdaki tebliğ ve tartışmaları büyük bir ilgi ile izledim. Özellikle kimlik teriminin teorik temelleri
ile ilgili tartışmalar esnasında Almanca dil bilgisi ile ilgili bir hissiyatım ortaya çıktı. Almanca gramerindeki
Plusquamperfekt’in ne olduğu sorulduğunda çoğunlukla, bunun ne olduğu
ile ilgili bilgim olmadığını, ama kullandığımda da doğru bir şekilde kullandığımdan emin olduğumu söylerim.
K
Kimlik sorusu da buna benzer bir
mahiyettedir. Kişinin, kendi kimlik anlayışının, kimlik teorisi tartışmalarında
karşılığını bulduğunu görmesi her zaman ilginçtir. Ama aynı şekilde, bu
teorilerin yine kişinin kendi bağlamında hiç bir rolünün bulunmadığını, aksine bizim kimlik anlayışımızın, cemaat gerçeklerimize, göçmen kökenimize
ve inancımıza dayandığından emin olduğumuzu görmek de ilginçtir. Ki
bunlar bizim kimliğimizin temellerininin birer parçalarıdır.
Şimdi, şayet her şey net bir şekilde
izah edilmişse, IGMG’nin acaba neden
böyle bir sempozyum düzenlediği sorusu sorulabilir. IGMG bu sempozyumu, kimlik yaklaşımlarının bilimsel
bir şekilde sorgulanması ve böylece
sürekli bir şekilde birbiriyle tartışan bu
yaklaşımlar arasındaki çatışma ve
farklılıkların belirginleşmesini sağlamak için düzenlemektedir. Ve yine kesinmiş gibi kabul gören düşünce kalıplarının tartışılması için, kısmen hayal
aleminden çıkmamıza yardımcı olacak
tartışmalar yapılmasını arzu ediyoruz.
Elbette ki, böylece, ne olduğumuzla ile
ilgili bir tartışma ve yüzleşmeyi de
gerçekleştirmek istiyoruz.
Bu sempozyuma katılanları, konuşmamı hazırlarken, konunun teorik
yönleriyle de uğraştığım hususunda ikna etmeden önce, bir noktaya daha değinmek istiyorum: Küreselleşme ve internet kavramlarının iki gün süren kimlik terimi ile ilgili tartışmalar bağlamında sadece bir kez gündeme gelmiş
olması dikkatimi çekti.
Şimdi konuya ilişkin değerlendirmelerime geçebiliriz. Kimlik ile ilgili
kaynak literatürleri incelediğimde, bizim kendi kimlik tasavvurumuzun,
kimlik teriminin modern tanımlamalarıyla uyuştuğunu tesbit ettim. Modern
yaklaşım, kimliği, birbirinin aynı, anlaşılır ve hayat boyu geçerli olan öz algılama, yani birbirinin aynı, anlaşılır
ve hayat boyu geçerli olan iç muktesabat şeklinde tanımlıyor. Bu salondakilerin büyük bir bölümü, kimliğin ve
kimlik algılamalarının bu şekilde tanımlanmasını, IGMG bağlamı dikkate
alındığında, şayet bilim bu tanımlamanın geçersiz olduğunu söylemediği
takdirde, onaylayacaktır. Nitekim,
postmodern anlayış, bu arada kimlik
terimini yeniden tanımlamak istiyor.
Zira bu postmodern anlayışa göre "İnsanın bireyselleştirilmesi" başlığı altında birey gelenekten kurtarılmalı,
cinsel hayatta, eşler arası ilişki ve görev dağılımında var olan (geleneksel)
düzenlemeler kaldırılmalıdır. Bilim,
bu çerçevede aile, din ve kültür gibi
güvenilir yapıların kaybolarak herkesin kendi hayat çizgisini çizmek zorunda olduğu ve böylece yine herkesin
kendi kimliğini kendi eline aldığı bir
“kısa dönem rejimi”nden bahsetmektedir.
Bu noktada ben, bizim kendi cemaatimiz/teşkilatımız içerisinde kimlik oluşum ve gelişimiyle alakalı pratik
meseleleri, özellikle modern ve post
modern tanımlamalar arasında cereyan
eden tartışmalar bağlamında ele alacağım. Ama bundan önce, bazı temel
noktalara değineceğim.
Müslümanlarla ilgili meseleler Avrupa ülkelerinin kimliğini oluşturuyor.
Şüphesiz bu kimlik sempozyumu,
ilginç ve hatta endişe verici bir zamanda yapılıyor. Öyle ki, ülkemiz ve etrafındaki diğer komşu Avrupa ülkelerindeki mevcut tartışmaya bir göz atarsak, kimlik oluşumu ile ilgili zorluklarla karşılaşanların yalnızca Müslümanlar olmadığını görürüz.
Mesela burada, İsviçre’deki Minare
yasağı gibi bir kaç örnek verebiliriz.
Tartışma, İsviçre’de minareli cami sayısını toplamda 6’ya yükseltecek olan
iki yeni minare yapımı etrafında
dönmüştü. Toplam 150 cami bulunan
ülkede, minarelerin yel değirmeni türbinleri gibi yerden yükselmeleri tehlikesi söz konusu değildi. Ama buna
rağmen yeni minare yapımı etrafında
sürdürülen bu tartışma, görünüşte zararsız gibi görünse de, referandum sayesinde giderek İsviçre kimliği hakkında genel bir tartışmaya dönüştü.
Minare yasağını en çok savunan kanton ve köyler, neredeyse hiç Müslümanın yaşamadığı yerlerdi. Bu konuda
rekoru elinde tutan ve yüzde 80’lik bir
oranla yasağa evet diyen köyde ise hiç
bir Müslüman yaşamıyordu. Bütün
bunlar, çoğunluk toplumu için de kimlik ve kimlik oluşumunun, geçmişte
kalan bir mesele olmaktan öte, eskiden
olduğu gibi şimdi de derin bir olgu
olarak sözde “öteki” ile sınırlar çizile-
[email protected]
rek oluştuğunun doğru olduğunu gösteriyor. Bu olgunun derin kökleri vardır. Prof. Dr. Rommelspacher, konuyla
bağlantılı olarak haklı bir şekilde İslam’a kuşkulu ve düşmanca yaklaşımların Avrupa’da bir ülkeye has olmadığının tesbitini yaptı. Buradan hareketle kısmen tüm Avrupa ülkelerinde,
özellikle de batı Avrupa ülkelerinde İslam ve Müslümanlara karşı bu şüpheci
ve düşmanca tutumların derin kökleri
olduğu sonucuna varılabilir.
Bir başka örneği, mesela Belçika’daki şu Burka yasağı örneğini ele
alalım. Bilindiği gibi Belçika, Flaman
ve Walon çıkarları doğrultusunda ikiye
bölünmüş ve böylelikle kendi bütünlüğünü oluşturan atom parçalarına bölünmek üzere olan derin ayrılıkların
yaşandığı bir ülkedir. Buna rağmen,
Burka’nın Belçika’nın değerlerini sarsacağı gerekçesi ile, Parlamentoda neredeyse ittifak halinde bu yasak onaylanabildi. Şimdi burada bu Belçika değerlerinin tam olarak ne olduğu, veya
gerçekten de böyle bir değerin bulunup bulunmadığı sorusunu sormak durumundayız. Yoksa bu yasaklama ile
burada, kendisini Burka veya çarşaf ya
da tüm vücudu kaplayan tesettürün ifade ettiği anlamın tam tersi olarak ifade
edilebilecek bir Belçika kimliği mi
oluşturulmaya çalışılıyor? Burada bir
kıyafet türünün, Belçika toplumu realitesiyle alakası olmamasına rağmen,
bu ülkede birliği ve kimliği tesis ettiğini görmekteyiz.
Fransa’daki burka yasağını da burada örnek olarak ele alalım. Bu ülkede polisler, bu kıyafetin kaç kadın tarafından giyildiğini tesbit etmek üzere
özel olarak görevlendirildiler. Yoğun
bir sayım sonucunda, ülkede 5.5 veya
6 Milyon Müslüman’dan sadece 2000
kadının Burkalı olduğu tesbit edildi.
Ama, tartışma, çizgisini aşarak sonunda, “Fransa kimliğini oluşturan şey
ne?” sorusunun tartışılmasına dönüştü.
Bu soruya verilen cevap ise, başörtüsünün, tüm vücudu kaplayan tesettürün veya bu ülkede yaşan sözde “öteki”nin görünür dindarlığının olmadığı
şey olarak ortaya çıktı.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 21
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Pilot Uygulama:
Anonim İş Başvurusu
lmanya’nın beş büyük firmasının bir pilot uygulama ile
yaş, isim ve fotoğraf olmayan
iş başvurularını kabul edecekleri bildirildi. Anonim başvuruların göçmenler ve yaşlıların mağdur olmalarının engellenmesi amacını taşıdığı
kaydedildi.
Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi
Müdiresi Christine Lüders, “Geçerli
olan aslında ehliyettir. Ancak çalışmalarımız yalnızca Türk soyadına sahip olmak gibi nedenlerle bir kimsenin iş görüşmesine çağrılma şansını
azalttığını ortaya koyuyor” dedi. Aralarında Procter & Gamble ve L´Oréal
gibi firmaların bulunduğu beş firma
böyle bir projeye katılmaya hazır olduklarını açıkladı. Proje çerçevesinde
uygulanacak pilot uygulamada firmalar içerisinde fotoğraf, isim, adres,
doğum tarihi, doğum yeri ve medeni
durum gibi bilgilerin olmadığı başvu-
A
kinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki en büyük savaş suçu
olan Srebsrenitsa soykırımının
15. yıldönümü nedeniyle Srebrenitsa'da bir anma töreni düzenleniyor.
Almanya’da da yüz kilometrelik
bir yürüyüş sonunda Brandenburg
kapısının önüne BM’nin hatasını
hatırlanması ve sonrasında Srebrenitsa’da bulundurulmak üzere bir
anıt bırakılacak. 1993 yılındaki
Bosna savaşı esnasında yaklaşık
8000 Bosnalı Müslüman BM Koruma Bölgesi’nde olmalarına rağmen
katledilmişlerdi.
Srebrenitsa soykırımının 15.yıldönümünde bugün soykırıma maruz kalanların yakınları ve yurtdışından çok sayıda kişinin de katılacağı bir anma töreni düzenlenecek.
Bosna Hersek Cumhurbaşkanı
Haris Silaycic’in ev sahipliğindeki
anma törenine, Türkiye Başbakanı
R. Tayyip Erdoğan, ABD Başkan
Yardımcısı Joe Biden, Sırbistan
Devlet Başkanı Boris Tadic, Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Yeremic,
Hırvatistan Cumhurbaşkanı Ivo Yosipovic, Hırvatistan Başbakanı
Yadranka Kosor, Fransa Dışişleri
Bakanı Bernard Kouchner, Avrupa
Parlamentosu Başkanı Yerji Buzek
katıldı.
Sırbistan Cumhurbaşkanı anma
İ
sayfa 22
Hayat
Üçüncü: “Merve El Şerbini’nin İslam
düşmanlığı motifli bir cinayete kurban gitmesinin toplumsal yönü
aydınlatılmış değil”
ruları kabul edecekler. Pilot uygulamaya katılacak diğer firmaların
Ağustos ayında açıklanacağı belirtildi.
Aslında bu uygulamanın işe alımlarda, örneğin iş görüşmesi gibi süreçlerde önyargıları engelleyemediğini
belirten Lüders, “ancak bazen yalnızca iş görüşmesine çağrılabilmek bile
altın değerinde olabiliyor” dedi.
ABD ve Fransa’da çok sayıda firmanın, adayların ayrımcılığa uğramalarını engellemek amacıyla anonimleştirilmiş iş başvurusu uygulamasını
uzun süredir başlattıkları belirtildi.
slam Toplumu Milli Görüş
(IGMG) Genel Sekreteri
Oğuz Üçüncü, Merve El
Şerbini isimli Müslüman bayanın, Dresden Eyalet Mahkemesi
salonunda hunharca katledilmesinin yıldönümünde, İslam düşmanlığı motifli cinayetin nedenlerinin tamamen aydınlatılmamış olmasını eleştirerek, “Katil,
şükür ki yakalanarak mahkûm
edildi. Ancak cinayet hâlâ bütün
yönleriyle aydınlatılmış değil.
Katili bu tür nefrete sevkeden
nedenler ve bu nefretin kaynakları henüz yeterince tartışılmadı.
Bu sebepten dolayı kamuoyunda, söz konusu İslam düşmanlığı motifli cinayetin geniş çaplı
bir inceleme ve değerlendirilmesi halen yapılmış değildir”
dedi.
Üçüncü yaptığı açıklamada
ayrıca, “Günlük yaşamda Müs-
İ
lümanlara yönelik ırkçılık hakkında, gerekli olan toplumsal
tartışmalar yapılmadı. Bu ülkede Merve El Şerbini’’nin cinayet öncesi yaşadığı şeylerle, birçok Müslüman günlük yaşamında yüz yüze kalıyor. İslam’a
karşı önyargılar ve klişeler de
İslam eleştirisi etiketi altında işleniyor ve besleniyor. Böylece
toplum içerisinde yer almaması
gereken nefret ve dışlama ortamı
için zemin oluşturuluyor” dedi.
Üçüncü son olarak şunları
söyledi: “Bu olay ne kadar trajik
ise, İslam düşmanlığının arkasında yatan mekanizmanın ve
ırkçılığın bu yeni vasfının derinlemesine incelenmesi de o kadar
önemlidir. Ancak bu sayede, İslam düşmanı bir cinayete kurban giden Merve ve karnında taşıdığı bebeğinin ölümü gerçekten yad edilmiş olur” dedi.
Srebrenitsa Soykırımı Anılıyor
toplantısına ikinci kez katılıyor. Sırbistan ilk kez Mart ayında olayı kınamış fakat soykırım olarak nitelememişti. Uluslararası Savaş Suçları
Mahkemesi ise 2007 yılında katliamı soykırım olarak nitelemişti.
Srebrenitsa katliamı
Bosna savaşının sürdüğü Nisan
1993’te Srebrenitsa şehrinin BM
koruması altında olduğu ilan edilmişti. Buna rağmen 11 Temmuz
1995 tarihinde General Ratko Mladiç komutanlığındaki askerler,
BM’nin Hollandalı askerlerinin de
gözyumduğu olayda kadın ve ço-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
cuklar dışında tüm erkekleri katletmişlerdi. Den Haag Savaş Suçları
Mahkemesince suçlu ilan edilen
Mladiç ise halen yakalanabilmiş
değil.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki en büyük savaş suçu olan
Srebsrenitsa soykırımında yaklaşık
8000 insan hayatını kaybetmişti.
Soykırım sonrası insanların gömüldüğü toplu mezarların hepsi halen
bulunabilmiş değil. Bu nedenle her
yıl bulunan toplu mezarlardan çıkan kemikler kimlik tespitinden
sonra soykırımın yıldönümlerinde
Potocari'de bulunan mezarlığa defnoluyor. Bu yıl da bulunan 775 kişinin kemikleri mezarlığa defnedilecek.
Srebrenitsa – Avrupa’da yaşanan en büyük savaş suçlarından
biri
Öte yandan Srebrenitsa katliamı
Almanya’da da anılacak. Brandenburg kapısı üzerine soykırımda öldürülen 8372 kişinin anısına 16 744
ayakkabının olduğu sekiz metre
yüksekliğinde, beyaz renkte bir anıtın dikileceği belirtildi. “Zentrum
für Politische Schönheit” tarafından yürütülen proje için hazırlanacak anıtın daha sonra Srebrenitsa’ya götürüleceğin bildirildi.
Ayrıca Tehdit Altındaki Halklar
ile Dayanışma Topluluğu (GfbV)
da soykırımın 15. yıldönümünde
faaliyet düzenlemeyi planlıyor. Bir
insan hakları organizasyonu olan
topluluk, Bosna katliamında suçlu
olarak gördüğü Avrupa hükümetlerinden Ratko Mladiç’in mahkeme
önüne çıkarılması, Bosnalılara vize
özgürlüğü tanınması, ülkelerinin
BM ve NATO’ya kabul edilmesi gibi taleplerde bulunacak.
haber
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
IGMG’den Ramazan’da Yeni Bir Aksiyon
KUMBARA KAMPANYASI
slam Toplumu Milli Görüş Sosyal Hizmetler Başkanlığı Ramazan ayında yeni bir ilke daha imza atıyor.
Ramazan ayında Kadir Gecesini
“Mazlum ve Mağdurlarla Dayanışma
Gecesi” olarak kutlayan IGMG, Kadir Gecesinde her yıl olduğu gibi bu
yıl da yardım kampanyası gerçekleştirecek. Bu toplanan yardımlar başta
Filistin, Bosna, Sancak, Makedonya,
Kosova, Çeçenistan, Keşmir, Doğu
Türkistan, Türkiye gibi ülkeler olmak üzere 50’ye yakın ülkede Partner Kuruluşlar aracılığıyla mazlum,
mağdur, yoksul ve muhtaç insanlara
ulaştırılıyor.
Mazlum ve Mağdurlar için daha
çok katkıda bulunmak amacıyla bu
Ramazan ayında İslam Toplumu Mil-
İ
li Görüş Sosyal Hizmetler başkanlığı
“Mazlum ve Mağdurlar için her gün
bir Euro” kampanyası adı altında Ramazan`da Müslümanlara kumbara
dağıtacak. Kumbarada biriken meblağlar Kadir Gecesinde cemiyetlere
teslim edilerek Mazlum ve Mağdurlara ulaştırılması sağlanacak.
Bu konuda açıklama da bulunan
IGMG Sosyal Hizmetler Başkanı Ali
Bozkurt: “Böyle bir aksiyonla müslümanların ilgisini çekmek, bin aydan daha hayırlı bir gecede sadaka
vermelerine, kısaca hayra vesile olmak istedik.
Bu kampanyamıza katılmak isteyenler kendilerine en yakın şubemizden kumbara alabilirler. IGMG Genel
Merkezinden de talep edildiği takdirde kendilerine ulaştırabiliriz” dedi.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 23
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
GMG Hessen Kuzey Kadınlar
Teşkilatı tarafından 19 Haziran
Limburg-Lohrheim’da, çok sayıda misafirin coşkulu bir katılımıyla
“Kadınlar&Çocuk Şenliği” düzenlendi. Bu program hem bir şenlik hem
de bölgenin sezon kapanış programı
olarak icra edildi.
Programı Gazeteci-Yazar Mine Alpay Gün‘ün teşrifi ve Şubelerin Stand
Yarışması renklendirdi.
Açılış Kur’an-ı Kerimi ile başlayan
şenlik, IGMG Hessen Kadınlar Kuzey Teşkilatı Başkanı Handan Yazıcı’nın açılış ve selamlama konuşması
ile devam etti. Geçtiğimiz yıl yapılan
faydalı çalışmalardan bahseden Yazıcı, bir daha ki yıla daha tempolu ve
de disiplinli girilmesinin önemini
vurguladı. Herkesin kendi eksikliklerinin muhakemesini yapmasını tavsiye ederek önümüzdeki çalışma yılında azami gayret göstermemiz gerekli
diye kaydetti. Bu selamlamanın ardından IGMG Hessen Kadınlar Kuzey Teşkilatı Teşkilatlanma Başkanı
Perihan Yılmaz geçtiğimiz çalışma
döneminde yapılan çalışmaları yansıtan bir rapor sundu.
Konuk Gazeteci-Yazar Mine Alpay
Gün Hanım, her durum ve her koşulda mutlu olmasını becerebilen hanımlardan örnekler vererek, bu konudaki tecrübelerini misafirlerle paylaştı. Müslüman bayanın her zaman için
negatif fikirlerden uzak kalması gerektiğini vurgulayarak teşkilat içi çalışmaların insanın ruhuna ve manevi-
I
sayfa 24
Hayat
IGMG Hessen Kadınlar Kuzey Teşkilatı
Sezon Kapanışı ve Çocuk Şenliği
yatına olan faydalarına da değindi.
Müslüman bayanın boş vaktini okuyarak geçirmesi gerektiğini ilave
ederek; kağıt, kalem ve kitap üçlüsünün her zaman taşınması ve başvurulması gereken araçlar olduğunu
kaydetti.
Her yönüyle noksansız ev sahibeliği yapan Limburg Şubesi KT ana sınıfı öğrencilerinin (Mini Muslime)
İlahi ve Sema gösterileri; Wetzlar ve
Felsberg Şubesi Gençlik Teşkilatlarının ilahileri ve parodileri programa
ayrı bir coşku ve neşe kattı. Ayrıca
Bölge Çocuk Kulübü’nün salon dı-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
şında çocuklarla yaptığı eğlenceli
faaliyetler; Kadınlar Gençlik Teşkilatının hazırladığı ‘İZ BIRAKAN KADINLAR’ projesindeki dokuz farklı,
azimli ve İslam tarih sayfalarında
yerlerini almış kadınlar da güne hoş
bir anlam kazandırdı.
Sekiz Şubenin kendilerini ve faaliyetlerini tanıttıkları ‘Şube Stand Yarışması’ katılımcılardan yoğun ilgi
gördü. Hepsi de farklı usul ve fikirlerle bezenen masalara puan veren jürinin işi ise zor oldu. Puanlama sonucu yarışmayı ev sahibi Şube Limburg
birinci, Haiger şubesi ikinci ve Wetz-
lar şubesi ise üçüncülükle tamamladı.
Limburg Şubesi Standında göze çarpan özellikler ana hatları ile şöyleydi:
Fatih Camii tanıtım afişleri, renk
uyumu, Mini Müslime grubu ürünlerinin tanıtımı, öğrencilerin ramazan
ürünleri, ziyaretçi defteri, broşürler,
Gençlik Teşkilatı afiş ve ürünleri, yaka kartları, özel sunumlarıyla lezzetli
el emekleri.
Program sonunda Stadtallendorf
Kadınlar Gençlik Teşkilatı’nın hazırladığı el yazması tablolar açık arttırmaya sunuldu. Ardından IGMG Hessen Kadınlar Kuzey Teşkilatı Başkanı Handan Yazıcı Şube Başkanlarına
2010 yılı Ramazan Paketlerini, Çalışma Takvimlerini ve plaketlerini takdim edip; stand yarışmasında derece
alan üç şubeye hediyelerini takdim
etti.
Kapanış Kur’an-ı Kerim’inin ardından program sona erdi.
haber
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
ürnberg Havalimanı/Mövenpick Restorant`ta Türk Hava
Yolları Nürnberg Müdürlüğünün organize ettiği 'Türk Hava Yollarının Başarı Öyküsü ve Kahrmanmaraş
Dondurma Show’u isimli programda
konuşmacı olarak; THY Nürnberg
Müdürü, Dr. Osman Nuri Hasırcı, T.C.
Nürnberg Başkonsolosu Ece Öztürk
Çil, Kahramanmanaraş Vali Yardıcısı
Volkan Barış Göçmez, Kahramanmaraş Belediye Başkan Yardımcısı
Cevdet Kabakçı, THY Köln Müdürü
ve Almanya Basın Sözcüsü İsa Al,
Nürnberg Havalimanı Genel Müdürü
Karl-Heinz Krüger katıldı.
Nürnberg ve çevresinde bulunan
100 civarında acente, iktisadi ve siyasi
elitler programa katılmışlardır. Ayrıca
davetliler arasında Nürnberg bölgesinde tanınan ve Türkiye’nin tanıtılmasına katkıda bulanan İsmail Baloğlu, Federal Meclis Milletvekili Bay Günther
Gloser ve Nürnberg Emniyet Amiri
Bay Gerhard Hauptmann da hazır bulundular.
Türk Hava Yolları ile acentelerinin
buluşmasının amaçlandığı programda
THY ve Kahramanmaraş ilinin ve dondurmasının tanıtımı yapıldı. Proğram
katlımcılar tarafından büyük beğeni
topladı. Yöresel kıyafetlerle folklör
ekibinde görevli genç kızlar programa
ayrı bir güzellik katarak Türkiye’nin
tanıtımına katkıda bulundular. Kahramanmaraş ilinin yöresel bir değeri olan
Kahramanmaraş dondurması tanıtıldı.
Usta eşliğinde dondurma ile katılımcılara gösteride bulunuldu.
Türk Hava Yolları Nürnberg Müdürü Dr. Osman Nuri Hasırcı konuşmasında; Türk Hava Yollarının 50 yıldır
Almanya’dan, 37 yıldır Nürnberg kentinden İstanbul’a seferlerinin olduğunu, İstanbul’un Türkiye’nin doğuya
açılan bir kapısı olduğuna işaret etti.
N
şitme Engelli öğrencilerin meslek eğitim ve öğretimlerini tamamlamak, lise ve yüksekokul
diploma sahibi yapmak amacı ile
eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdüren Almanya’nın Essen kentindeki “Rhein-Westfalya Berufskolleg
für Hörgeschädigte” Rhein Westfalya İşitme Engelliler Meslek Yüksek
Okulu, 2010 yılında mezun ettiği
öğrencilerine diplomalarını, düzenlediği muhteşem bir kapanış programı ile teslim etti.
Almanya genelinde dört yerde
mevcut olan İşitme Engeliler Meslek Yüksek okullarından Kuzey Ren
Vesfalalye Eyaletindeki, Westfalya
İşitme Engelliler Meslek Yüksek
Okulu 2010 yılı eğitim sezonunu
karne vererek kapattı. Türk öğrencilerinin de yoğun olduğu İşitme Engelliler Meslek Yüksek Okulundan
50 öğrenci mezun oldu, yüzün üze-
İ
Türk Havayolları Başarı Hikayesi ve
Kahramanmaraş Dondurma Şovu
Ayrıca marka değeri olan THY’nin Avrupa´nın 4. büyük havayolu olduğu ve
üstlendiği misyonunu ve vizyonunu
takdim etti. Müşteri odaklı bir hizmet
felsefesiyle, kazandığı kalite ödüllerine
değindi. Güney Avrupa’nın en iyi havayolu ve dünyada da Economy sınıfında en iyi ikram sunan havayolu olduğu vurgulandı. 2010 yılında açılacak
yeni hatlarla toplam uçuş noktasının
167 olacağı ve gençleşen filosuyla Avrupa’da gözde havayolu olarak gösterildiği vurgulandı. Acentelerimizin ve
yolcularımızın 7/24 saat bir yetkiliye
ulaşabilecekleri ve bunun THY’nin
müşteri odaklı bir felsefeye haiz olduğunun ispatı olduğunu ifade etti. Programa tüm destek veren personele ve dışardan destek veren şirket ve
kurumlara şükranlarını sundu.
Türkiye Cumhuriyeti Nürnberg
Başkonsolosu Ece Öztürk Çil konuşmasında Türk Hava Yolları’nın son
yıllarda yapmış olduğu atılım ve global pazardaki önemine işaret etti. Türkiye’nin tanıtımına yapmış olduğu katkı ve bir köprü görevi üstlendiğini ifade etti.
Kahramanmaraş Vali yardımcısı
Volkan Barış Göçmez yaptığı konuşmasında Kahramanmaraş ilinin coğrafi, ekonomik ve kültürel zenginliklerini belirtti.
Kahramanmaraş Belediye Başkan
Yardımcısı Cevdet Kabakçı Kahramanmaraş ilinin coğrafi, ekonomik ve
kültürel zenginliklerinin yanında belediyeinin faaliyetleri ve projleri hakkında bilgi verdi.
Türk Hava Yolları Köln Müdürü ve
Almanya Basın Sözcüsü İsa Al konuş-
masında metropol bir şehir olan Nürnberg’den THY’nin İstanbul’a hergün
yaz sezonunda günde iki sefere çıkan
uçuşlarının olduğunu ve İstanbul üzeri
160 noktaya bağlantı sağlandığına değindi.
Havalimanı Genel Müdürü KarlHeinz Krüger de Türk Hava Yolları’nın 30 yılı aşkın iyi bir partner olarak uçuş gerçekleştirdiğini ve Nürnberg havalimanına kazanımlarını aktardı. Programda MADO firması tarafından üretilmiş tatlı ürünleri, kesilen
dondurma ve içecekler katılımcılara
ikram edildi. Kahramanmaraş Dondurmasının üretimi ve özelliği yapılan
Show´la izliyenleri büyüledi.
Ayrıca proğramda gerçekleştirilen
çekilişte 4 adet Economy sınıf bilet talihlilere takdim edildi.
İşitme Engelli Öğrenciler Diplomalarını Aldılar
rinde öğrenci bir üst sınıfa geçti.
Kapanış ve mezuniyet gecesi işitme engelli öğrencilerin sunduğu tiyatro ve dans gösterileri ile başladı.
Farklı milletteki işitme engelli öğrenciler kendi kültürünü yansıtan
dans ve halk oyunlarını sergiledi.
Programın sunuculuğunu öğretmen
Andrea Wiessiolek yaparken sınıf
öğretmenleri Onnertz ve Michael
Mees öğrencilerine tek tek çiçek vererek tebrik ettiler.
Mezun olan öğrenciler adına
Türk öğrenci Semiha Berber mikrofona gelerek teşekkür konuşması
yaptı ve Türk öğrenciler adına öğretmenlerine bir demet çiçek takdim etti.
Meslek eğitimini Basın-Medya
kuruluşlarında fotograf ve video
asistanı olarak sürdüren Türk öğrencilerinden Muhammed Ali Ural,
okulun kapanış ve mezuniyet programının video ve fotograflarını kendisi çekti. 2010 dönemi mezuniyet
ve karne alan okul arkadaşları için
özel bir DVD ve CD yapacağını vurgulayan Muhammed Ural, el işaretleri ile bu mesleği çok sevdiğini ve
bu okulda okumaktan mutlu olduğunu ifade etti.
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 25
haber
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
GMG Offenbach Mevlana Camii
2009-2010 eğitim öğretim dönemini muhteşem bir törenle kapattı.
Offenbach Mevlana camii eğitim
merkezinde bir yıl boyunca 11 ayrı sınıfında 22 tane eğitmen kadrosuyla
yaptıkları eğitimi bu yıl dördüncü salon programıyla gerçekleştirdi. Prog- duran Offenbachlılara Mevlana Ca- ğu gibi bu sene de muhteşem bir perrama günlerdir hazırlanan öğrencileri, miinin öğrencileri çok güzel anlar ya- formansla asırlar öncesinden Efendiaileleri ve cemiyet üyeleri de yalnız şattılar.
miz (s.a.v)in tüm insanlığa armağan
bırakmadılar. Salonun tamamını dolSaat 15:00`te başlayan programın ettiği “Veda Hutbesi”ni sırasıyla ezbeaçılış Kur´an-ı Kerimini Tomurcuklar re okudular.
Sınıfından Eslem Gümüştekin ve NeMevlana camiinin ismini alan Mevsibe Zümra Ergün birlikte okudular. lana sınıfı ise diğer öğrencilerden
İstiklal Marşının iki kıtasının ardından farklı bir şekilde Arif Nihat Asya´nın
Ahmet Hulusi Büyükakyüz geri kalan “Naat”ını rap şeklinde okudular.
sekiz kıtanın tamamını çok duygulu
Son olarak da Ahmet Doğan hocabir şekilde tamamladı.
nın ciddi gayret ve emeği, ailelerinin
IGMG Offenbach Cemiyet Başkanı de desteği ile çok güzel bir şekilde yeŞemsettin Gümüştekin`in hoşgeldiniz
tişen ve geçtiğimiz Paskalya Tatilinde
konuşmasının ardından IGMG Offende umreye giden caminin başka şehirbach Cemiyet İmam Hatibi Mehmet
lere açılan sınıfı Mehter sınıfı ise bu
Ergün bir selamlama konuşması yaptı.
IGMG Hessen Bölge Başkanı Meh- sene canlı canlı mehter marşlarıyla
mestettiler.
met Ateş´in kısa bir selamlama konuş- dinleyenleri
Sınıfların sunumlarının ardından sımasının ardından IGMG Genel Mer- ra IGMG bünyesinde faailiyet göstekezden Eğitim Başkan Yardımcısı Ra- ren cemiyetler, bölgeler ve Avrupa çamazan Başlık Bey de ailelere eğitimin pında Offenbach ve Hessen bölgesini
önemini anlattan bir konuşma yaptı.
temsilen dereceye giren, birinci ve
Programın ev sahibi Mevlana Eğiikinci olan öğrencilerin ödüllerinin
tim Merkezi Eğitim Başkanı Zafer Ertakdimi yapıldı.
ten de velilere önemli hatırlatmalarda
Hessen Bölgesi ve Avrupa genelinbulunduktan sonra sınıfların sunumlade yarışmalara girip derece alan öğrına geçildi.
rencilerden Avrupa Bilgi Yarışması
Anasınıfı öğrencileri temizlik ilahiBirincisi Ömer Faruk Büyükakyüz´ün
sini, Çekirdek sınıfının “Cömert Olödülünü IGMG Hessen Bölge Başkanı
malı” ilahisi ve “Besmele” şiiri takip
Mehmet Ateş, Bilgi Yarışması Bölge 1.
etti.
Mevlana Sınıfının hiperaktif öğren- Avrupa 4.´sü Abdullah Baykal´ın ödücileri, Fidanlar sınıfı ise “neler oluyor lünü IGMG Eğitim Başkan Yardımcışu hayatta” şarkısının cami versiyonu sı Ramazan Başlık; Bilgi Yarışması
“neler oluyor şu camide” şarkısı tüm ai- Bölge 2.si Elyase Yılmaz`ın ödülünü
IGMG Hessen Bölge Eğitim Başkanı
leleri kahkahaya boğdu.
Mekke sınıfı ise dinleyicilere “Çok Ali Çiçek; - K.K. Tilavet Yarışması
teşekkür ederim Allahım” ilahisini Bölge 1.´si Büyükler Havva
Hökkaş`ın hediyesini Offenbach Cehep beraber söylediler.
Caminin Tomurcuklar sınıfı ise ar- miyeti Kadın Kolları Başkanı C. Gütık bir Tomurcuklar klasiği olan “BİL- müştekin, Esma Sarıkaya- K.K. TilaGE NİNE 3” “Moda” Piyesi ise izleyi- vet Yarışması Bölge 1.´si Küçükler
cileri hem güldürdü hem de düşündür- hediyesini Cengiz Pekdemir, Müberra
Ergün – Hitabet Yarışması B. 1.´si Cedü.
Medine Sınıfı ise dinleyicilere “Gül miyet İmam Hatibi Mehmet Ergün,
Kokulu Efendimiz”i, şiirleri ve ilahi- Kübra Kablan, Pelin Koca ve Müberra Ergün Bilgi, Hitabet ve Tilavet Yaleriyle anlattılar.
Kırmızı Güller sınıfı her sene oldu- rışması bölge gurup ikincisi, Hocaha-
I
sayfa 26
IGMG Offenbach Mevlana Camii
2009-2010 Eğitim Öğretim Yılı
Kapanış ve Karne Töreni
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Hayat
nımlardan Rabia Şimşek, A. Doğan
hocahanımlar takdim ettiler.
Hediyelerin verilmesi tamamlandıktan sonra Offenbach Mevlana Camisinin Üyelerine ve velilerine bir de sürprizleri vardı. Bir yıl boyunca yapılan
çalışmaların kısa bir özeti olan ve çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşmasına yardımcı olacak olan Mevlana
dergisi ikinci sayısıyla sevenleriyle
buluştu. Derginin çıkartılmasında
emeği geçenlere yapılan teşekkürün
ardından Mehmet Ergün hocaefendinin kapanış duasıyla program sona erdi.
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç’la “Modern
Müslüman’ın Kimlik Bunalımı” Üzerine
Bir manada modern
müslümanın kimliği
“ötekinin”, Fanon’un
tabiri ile “işgalcinin”,
“tecavüzkar”ın veyahut
Hegel’in tabiri ile
“efendinin” tanımlamasından etkilenmiş bir
kimlik olarak ortaya
çıkmaktadır. Bunun
içindir ki, modern Müslümanın geliştirdiği
kimliklerin çok otantik,
çok sahih geleneğe tâbi
kimlikler olduğu kanaatinde değilim. İslam tefekkür tarihinin referans
noktalarına sahip gözükmeyen nevzuhur
arayışlar bunlar.
rkadaşımız İlhan Bilgü`nün
Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç
ile “Modern Müslüman`ın
Kimlik Bunalımı” üzerine yaptığı
röportajı sunuyoruz.
Değerli hocam. Modernlik öncesi Müslümanlardan farklı olarak günümüzde Müslüman’ın
“kimlik” ile ilgili önemli bir problemi olduğunu söylüyorsunuz. Bu
problem nedir?
“Kimlik”; sizin yeryüzü hayatınızı, fiillerinizi, amellerinizi de etkileyen yani bu anlamda pratiğe doğru uzantısı da olan fakat hadd-i zâtında ontolojik bir sorundur. Bir nevi “varlık” sorunudur. Sizin “ne olduğunuz”, “nereden geldiğiniz” ve
“nereye gitmekte” olduğunuz bilinmeden, bunlara tatmin edici bir referans sunulmadan “ne yapmakta”
olduğunuz yani “eylemleriniz” manasızdır. Modernlik öncesi Müslümanlardan farklı olarak günümüz
Müslümanının kendini tanımlaması,
yani kimliğini sergilemesi maalesef
böylesi referanslardan kopuk bir görüntü arzediyor. Böyle olunca da
A
“refleksif” yani “başkasına göre”
bir tanımlama geliştirmektedirler.
Yani başkaları ona sen şusun deyince harekete geçen yoksa geçmeyen
münfail bir durum. Bu da bence günümüz Müslümanının problemlerinin esasını teşkil etmektedir. Şimdiki Müslümanlar da, kendi özünden,
cevherinden uzaklaşma görülmektedir.
Bunun sebebi olarak neyi gösterebilirsiniz?
Maalesef, modern Müslüman aydının kimliğinin bir refleks kimliği
olduğunu itiraf etmek durumundayız. Çünkü bu kimlik, herhangi bir
tepki olmadan, kendi başına bırakılarak oluşmuş bir kimlik değildir.
Bir manada modern müslümanın
kimliği “ötekinin”, Fanon’un tabiri
ile “işgalcinin”, “tecavüzkar”ın veyahut Hegel’in tabiri ile “efendinin”
tanımlamasından etkilenmiş bir
kimlik olarak ortaya çıkmaktadır.
Bunun içindir ki, modern Müslümanın geliştirdiği kimliklerin çok otantik, çok sahih geleneğe tâbi kimlikler olduğu kanaatinde değilim. İslam tefekkür tarihinin referans noktalarına sahip gözükmeyen nevzuhur arayışlar bunlar.
Biraz daha açarsak?
En basitinden diyebilirim ki modern zamanlarda kalbî bilgilenme
ikincil, üçüncül konuma itilmiştir.
“Kalb” modern Müslüman’ın epistemolojisinde yer almamakta ve
hatta küçümsenmektedir. Modern
Müslüman, sırf hukuki terminolojiyi öne çıkaran bir din anlayışını sergilemeye başlamıştır. Sadece “yecûz, la yecûz” (câizdir, değildir) kategorik mantığı üzerine kurulan bir
İslam kimliği yeni bir oluşumdur.
Oysa hepimiz bilmekteyiz ki, İslâm
inancının genel manada referanslarının yüzde 20’sini geçmez hukuki
referanslar. Hukukun, ahkâmın temsil ettiği alan, İslâm anlayışının yüzde 18-20 civarına tekabül eder iken
“tezekkür”, “tedebbür”, “tefekkür”,
“ta’akkul” konularındaki ayetler,
hadisler ve bunlara istinad eden İslam tefekkür tarihi daha büyük bir
yekün işgal eder. Günümüzde özel-
likle bazı Müslümanlar “İslâm eşittir İslâm hukuku” anlayışına gelmişlerdir. Bana göre bu durum, öteki ile kendini tanımlamanın patolojik bir sonucudur. Özellikle yüzyılın
başından beri Ortadoğu’dan İslâm
dünyasına yayılan bir tür din anlayışı vardır ki ben bu anlayışa “Yahudivari İslam anlaşıyı” diyorum. Bilindiği gibi Yahudi dininin sadece
hukuka referanslı(Halakaik) bir din
haline gelmesi, irfan ve hikmetten
uzaklaşması neticesinde muslih olarak Hz. İsa gönderilmiştir. Özellikle
Talmudik gelenekten sonra aşk ve
hikmet boyutundan uzaklaşan bu
yapı salt hukuk vurgusunun sonucunda çağımızda “siyonizm” politik
anlayışını üretmekle sonlanmıştır. O
da “bir toprak ve taş parçası olmazsa veyahut bir ritüel şekli olmazsa
ben hakiki dindar olamam” anlayışına sahip bir “yanlış dindar tipi”
üretmiştir. O dindar tipi de bu gaye
için her türlü zulmü, işkenceyi öteki
(goyim) üzerinde tatbik etmeyi mübah görmüştür. İşte bu işgalcinin
“yanlış din zihniyeti” bir hançer gibi ortasına saplandığı İslam dünyasında bana göre belki de farkında
olmadan köklü İslâm anlayışını, bu
tarz Yahudi din anlayışına dönüştürmüştür. Hatta bu yapı ile politik
manada mücadele içerisinde olan
bazı Müslümanlar da farkında olmadan benzer tavırlar gelişmiştir.
Yani mutlak yaptırımcı, yargılamacı
ifadelerin önde olduğu bir din anlayışı sivrilmeye başlamıştır. Bu da
günümüz Müslümanının bana göre
en ciddî problemlerinden birisidir.
Bugün İslam devleti kurduğunu iddia eden doğu Afrikadaki bazı
“gençler” o fakir ülkede ilk iş olarak
kol kesmeye başladılar. Oralarda ve
diğer buna benzer yerlerde dolaşırsanız yüzlerce kolu kesik insan görürsünüz. Bu, Hz. Muhammed’in
getirdiği İslam dini değildir. “Nasara-yensuru” okuyarak kendini din
alimi olduğunu zanneden üç-beş
çulsuz bunlar. Ama şunu da itiraf etmeliyiz ki bugün İslam dünyasını
bunlar temsil etmektedir. Bu çulsuzlar ekonomik ve kültürel seviyenin
düşük olduğu yörelerde kendilerine
kolaylıkla yandaş bulabilmektedirler. Seçkin insanlar artık bunlara
karşı sesini yükseltmelidirler.
Buna göre, sizce, eskiden fıkıh,
hukuk ön planda değil miydi?
Elbette ki dini hukuk büyük resim içerisinde muayyen bir yeri
olan mühim bir saha idi. Biz bunu
inkar edenlerden değiliz ama kimliği belirlemede birinci derecede hakim olan hukuk değildi, bunu söylemek istiyoruz. Bilgi hiyerarşisi altüst oldu. “Ayak baş – baş ayak oldu”. Biz ananevi hiyerarşiyi yeniden
tesis etmek istiyoruz. Bu meratibin
her bir unsuruna saygı duyuyoruz.
Fakat sıralamayı düzeltmek istiyoruz, hepsi bu. Şeriat – Tarikat – Marifet – Hakikat dörtlü düzeyi bizim
modelimizdir. Bu modelde Müslüman kimliğini birinci derecede, ferdin Allah’a yakınlığı, kurbiyyeti,
takvası, irfanı, ilmi, marifeti, iz’ânı,
cömertliği, şecaati, ruh güzelliği,
şefkati, merhameti, ahlakı, efendiliği, kibarlığı, doğru sözlülüğü, elinden dilinden belinden güvenilir kişi
oluşu gibi hususiyetler belirliyordu.
Şimdi ise bu kavramlar rafa kalktı.
Yerine başka kıstaslar geldi. Tabii ki
sonuç ortada. “Görünür kişinin rütbesi eserinde” demişler. O kadim
Müslümanların kimliğini belirleyen
bu ontolojik ve varoluşsal keyfiyetler sonuçta onların yapıp ettikleri
şeyleri de, eylemlerini de etkiliyordu. Yani buna bağlı olarak kurdukları medeniyetlerde bu kimliğin izlerini görmek mümkündü. Orta çağlarda Müslümanlar bütün dünyada
yazdıkları eserlerle, yaptıkları sanatlarla tanınan bir kimliğe sahiptiler. Modern Müslümanlar, bu nevi-
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 27
dosya
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Asr-ı saadette malum “tasavvuf” kelimesi kullanılmazdı. O ilmin adı o zaman o değildi. Peki neydi
derseniz “tefakkuh” yani
derin anlamak derim. “Allah bir kimseye hayır murad eder ise onu dinde fakîh kılar” sözünü “hukukçu kılar” diye tercüme etmek her mezhepten günümüz İslam hukukçularına
büyük gurur verir. Yalnız
bu gurur hatalı bir tercümeye dayalıdır. Doğru tercüme “onu dinde derin
anlayış sahibi kılar” olmalıdır. O zaman bu sözün
işaret ettiği ilim dalı değişmektedir. Bizim söylemek istediğimiz bu yanlış
tercümelerle İslam’ın irfanî, tefekkürî ve tedebbürî
yönünün hakkının gaspedilmesine itirazdır.
den ortaya bir şey koyamadıklarından dolayı, başka bir kimliklerle tanınmak durumunda kalıyorlar. İbn
Arabi’yi, Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Gazzali’yi, İbn Sina’yı üretebiliyorsanız evrensel, kuşatıcı bir
kimliğiniz var demektir sizin. Taj
Mahal’i, El-Hamra’yı, Süleymaniye’yi inşa edebiliyorsanız muhteşem bir kimliğiniz var demektir. Bir
sultanınız, yani bir siyasi lideriniz
muazam bir peşrev, bir Mevlevî
ayin-i şerifi bestelebiliyorsa işte o
zaman o lider alemşumul manada,
global manada bütün insanlığa bir
tehdit değil bir rahmet olacaktır.
Ama bunlar üretilemediği, sanatta,
şiirde, edebiyatta, estetikte bir varlık ortaya konulamadığı zaman, ister istemez birileri sizi, kendi karşısına alarak aksül-amel bir hareket,
refleksif bir hareket haline getirip
kendi düşünce tarzı ve metodolojisini size yansıtarak, sizi de kendine
benzetecektir. Oysa Cenab-ı Allah
Kur’an’da açıkça “onlar sizi kendilerine benzetmeye çalışırlar” demekte ve Hz. Peygamber de “onlara
benzeyenler onlardandır” demekte
değil midir? Anlayışımız öyle daraldı ki bu yüce sözleri dahi salt zahiri
kisvede benzeşmeye hapsettik. Zihinde onlar gibi olmak mühimsenmez oldu. Neticede onlarda bu özel-
sayfa 28
likler olmadığı için, bunu kaybettikleri için siz farkında olmadan anlayışınızı bu büyük muhteşem anlayıştan, daralta daralta sadece askerî
terminoloji kullanan bir İslâm ideolojisi haline dönüştürüyorsunuz.
Oysa din ideolojiden daha kuşatıcı
manevi, spiritüel bir alandır. Bütünü
görmeyen parçaya da hakim olamaz.
Modern Müslümanın kimlik
bunalımının en önemli bölümü
burası olsa gerek.
Elbette ki. Böyle oluşmuş bir
Müslüman kimliğinin problemli
kimlik olduğu kanaatindeyim. Geleneksel İslâmda ise, öteki ile bir
kimlik bulmaktan ziyade, kendi
beslendiği kaynakların ona verdiği
bir kimliğin daha önde olduğunu
görmekteyiz. Mesela, Osmanlıda
bir kişiye: “Evladım! Sen, hangi
bahçenin gülüsün?” diye bir soru
sorulurdu. “Sen kimsin?” sorusuyla
irtibatlı bir soru bu. Ama sorunun
kendisinde bile bir estetik vardır.
“Hangi kâmil nazarında yetiştin,
hangi nefes sana değdi de böyle kamil oldun”, demektir bu. Bunlar
modernliğe tercüme edilemez.
“Nefesin değmesi” ya da “bir bahçenin gülü olmak”, modern Müslümana şiirsel, mistik ifadeler olarak
geliyor. Belki de alaylı bir şekilde
gülüp geçiyor. Halbuki, ananevi İslâm anlayışında hâkim kimlik bu
tarzda belirleniyordu.
Böyle bir Müslüman kimlik
anlayışı olabilmesi için, o zaman
bugünkü modern kimlik anlayışı
neye göre düzeltilecek?
Modern Müslümanın yapması
gerekli en önemli şey “kimliğini”
öz değerleri üzerine yeniden-inşa
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
etmesi, reconstruction yapmasının
kaçınılmaz olduğunu idrak etmesidir. Ananevi hiyerarşiyi ihya etmesidir. “Ananevi”yi de lütfen doğru
anlayalım. Mesela Mevlanâ’nın
meşhur pergel benzetmesini, metaforunu ele alalım. Bu misalde pergelin bir ayağı sabittir. Öbür ayak
ise hareketlidir, 72 âlemi dolaşıyor.
Bugün modern Müslümanın en büyük problemi bu tavrı tutturamamasıdır. Ya pergelin iki ayağı birden bir yerde sabit, hiç bir yere hareket edemiyor ki bu da nasçılığa,
doğmatizme, fundemantalizme yönelimin kaynağıdır. İki ayağı sabit
bir anlayış. Yorum yok, fikir yok,
hiç bir şey yorumlayamazsın. Ya
kabul ya da retten ibaret. Öbür taraftan bazı modernist Müslüman
aydınların yaklaşımlarında olduğu
gibi, pergelin iki ayağı birden öylesine hareketli ki, bir rüzgar esiyor
buraya bir rüzgar esiyor oraya gidiyor. Bu kişilerin bir sabitesi olmadığı için olaylar karşısında ne yapacakları belli olmuyor. Bu aydınları
takip eden gençler de yoruluyorlar,
acaba seneye nereye gideceğiz?, diye soruyorlar. Oysa ki insan ömrü
çok sınırlı. Bizim bu sınırlı ömrümüzde hikmeti rasyonel çıkarımlarla, söz dalaşlarıyla ve deneme yanılma suretiyle elde etmemiz çok
zor. “Kime Hikmet verildiyse..”
ayetinde olduğu gibi “Hikmet” alınacak bir şey değil verilecek bir
şey. O zaman yapılması gereken
şey o verilişin ön “hazırlığını” yapmak.
Ama bu sabiteleri belirleyen
şey Kur’an ve Sünnet değil mi ve
bu sabiteler orada bazen fıkıh
olarak karşımıza çıkmıyor mu?
Daha evvel söylediğimiz gibi
ananevi anlayışta İslam dini dörtlü
merhalede ele alınır. Bu 4 merhalenin her birinin de 10 altbaşlığı bulunur. Buna 4 kapı 40 makam denilir. Üstelik dahasını söyleyeyim bu
orijinal yapı sadece İslam dininde
muhafaza edilmiştir. Zaten bana
göre bir rüçhaniyeti varsa o da bu
noktadadır. Tabii ki bu modelde her
alt merhale bir üsttekinin denetimi
altındadır. Üsttekine ise alttakinin
içinden geçilir. Görüldüğü gibi her
şeyin yeri belli. Bu şemadaki bir
bozulma bilgide keşmekeşi doğurur. Dinler tarihi bir uçtan diğer bir
uca salınan bu sarkacın tarihidir.
Kimisi uç zahirizme diğeri uç batınizme kaçar. Ortasını tutturabilmek
“ümmeten vasatâ”nın imtiyazıdır.
Bu dörtlü yapıdan dolayı İslâm di-
Hayat
ninin kavramsal manada bir problemi yoktur. Ortada mevcut ve müşahhas bir kitap bulunmaktadır.
Kaynağa, yani asla dönüş noktasında bazı dinler, “nereye döneceğiz?”
sorununu yaşamaktadırlar. Sahihlik, otantiklik problemi önlerindeki
en önemli problem olarak durmaktadır. Bu dinlerde hangi kavramsal
şemayı kullanacağız sorunu var
iken Müslümanların problemi daha
çok konjunktüreldir, metod problemidir. Otantik kaynak bulma sorunu yoktur. Sadece zihniyet ve anlam kayması olmuştur. Bana göre
Müslümanların rücû edeceği otantik anlam haritaları, ârifler eliyle,
Muhyiddin-i Arabî, Hâfız-ı Şirâzî
gibi veli/fakihler eliyle tarif edilen
anlam haritalarıdır. Bu vesile ile
günümüz şiasındaki velâyet-i fakîh
anlayışının bile bu kimselerden
devşirilmiş bir kavram olduğunu
hatırlatmak isterim. Tabii ki fakîhin
veliliği kalmayınca zalim bir despot haline dönüşür.
Asrın başına gelinceye kadar değişik coğrafyalarda oluşturulmuş
İslam medeniyet nümunelerinin
üzerine dayandığı düşünsel model
hep bu model idi. Vaktimiz olsa detaylara inerek örnekler verilebilirdik. Demek ki birinci merhale olan
“şeriat” mertebesini üst 3 merhalenin denetimine vermek gerekiyor.
Bu üst denetim olmazsa rahmet yerine zahmet olur. Bu vesile ile pek
mühim bir şey daha hatırlatmakta
fayda mülahaza ediyorum. Asli
manada “fıkh” kelimesi “derin anlayış” demektir. Sathi, yüzeysel anlayışın yanında “derin” anlayışın
da olduğunu biz bu kelimeden anlıyoruz. Bu kök manasında “fıkh”
aslında tasavvuf ilminin mevzusunu bize vermektedir. Asr-ı saadette
malum “tasavvuf” kelimesi kullanılmazdı. O ilmin adı o zaman o
değildi. Peki neydi derseniz “tefakkuh” yani derin anlamak derim.
“Allah bir kimseye hayır murad
eder ise onu dinde fakîh kılar” sözünü “hukukçu kılar” diye tercüme
etmek her mezhepten günümüz İslam hukukçularına büyük gurur verir. Yalnız bu gurur hatalı bir tercümeye dayalıdır. Doğru tercüme
“onu dinde derin anlayış sahibi kılar” olmalıdır. O zaman bu sözün
işaret ettiği ilim dalı değişmektedir.
Bizim söylemek istediğimiz bu
yanlış tercümelerle İslam’ın irfanî,
tefekkürî ve tedebbürî yönünün
hakkının gaspedilmesine itirazdır.
Hayat Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
dosya
M. Salih AYDIN
Hacarabın Serüvenleri 34
Filistin halkını,
Gazze`yi Afganistan`ı
Irak`ı Somali`yi Çeçenistan`ı ve daha nice
yerleri en son olarak da
Mavi Marmara`yı biz
vurduk. Aldığımız deterjanıyla, diş fırçasıyla,
sabunla, parfümle, dizilerle, vesair koltuklarda
futbol, siyaset, tatil, eğlence, giyim, kuşam, hayat, rahat dedik. İçindeki katkı maddelerini hiç
mi hiç düşünmedik.
Genlerimizi etkiler mi
neslimizi keser mi vesair
hiç düşünmedik. Her
olayda biraz gürültü
yaptık sonra da unuttuk.
Bütün suçları biz işledik
Filistin halkını, Gazze`yi Afganistan`ı Irak`ı Somali`yi Çeçenistan`ı ve daha nice yerleri en son
olarak da Mavi Marmara`yı biz
vurduk. Aldığımız deterjanıyla, diş
fırçasıyla, sabunla, parfümle, dizilerle, vesair koltuklarda futbol, siyaset, tatil, eğlence, giyim, kuşam,
hayat, rahat dedik. İçindeki katkı
maddelerini hiç mi hiç düşünmedik. Genlerimizi etkiler mi neslimizi keser mi vesair hiç düşünmedik.
Her olayda biraz gürültü yaptık
sonra
da
unuttuk.
Mavi
Marmara`ya İsrail`in saldıracağı
zaten biliniyordu. Duyarlı Müslümanlar yine bir hafta seslerini duyurmaya çalıştılar. Ama yine unutulacak ve zalimler yine bildiğini
okuyacak. Duyarsız müslümanlar
sayesinde. Bütün insanlığın kurtuluşu için uğraşmamız görevimiz
iken. Bizim Müslümanın kurtuluşuna bile faydamız olmadığı gibi
bir de ezilmesine katkımız oluyor.
Öyle ise şuçun mümessili biziz. Yine diyorum ki kafamızı ellerimizin
arasına alıp düşünelim? İnsanlığa
ne gibi bir iyilik yapabiliriz.
Şimdi gelelim
hikayelere ve taşlamaya
Taşlama 2.
Sene 1979 bir kardeşle yaptığım
atışma ama dolayısı ile nefsimi taşlama.
Aldı Salih:
Nefsim dedim, dedim
durulmadın,
Benimle uğraştın da
yorulmadın,
Bana kader arkadaşım
deyip de sarılmadın,
Vurdun beni yerden yere de,
Yine de acıyıp da halimi
hiç sormadın.
Aldı Hasan:
Hala nefsinle uğraşan kardeş,
Etrafta acayip kokuyor leş,
İnsanlar dünyayı
unuturcasına keş,
Sen hala nefsinle uğraş.
Aldı Salih:
Nefsim nedir senden çektiğim,
Beni ahu zara bırakma emi,
Türlü hayallere duçar eyleme,
Yıkma gönül duvarın nefsim,
Yarın divanda yanarsın nefsim,
Yanarsın da beni de
yakarsın nefsim,
Bırak tez günde vakte
ereyim yani.
Aldı Hasan:
Durulmadın kardaş
hala çalkantı,
Nefsin sana atıyor penaltı,
Yık nefis duvarın artık,
Yine bunları söylemek
bana mı kaldı.
Aldı Salih:
Kardaş nefistir insanı yıkan,
İnsanı kandırıp dünyaya satan,
Bırakırsan besleniyor
maddeden,
Sonra da günahınla
yalnız bırakan.
Sabunun Köpüğü…
Karaman’da kış günlerinin geleneksel adetlerinden biri de sıra tertiplemek ve davetlilere Arabaşı ikram etmektir.
İşte soğuk bir kış gününde sıra
mahalline doğru gitmekte olan Ahmet efendi zamanın meşhur Arabaşı içicilerinden Eyüp hoca ile karşılaşır selamlaşırlar.
- Hayrola erenler, akşam akşam
nereye böyle?
- Hoca! Tam senin aradığın bir
yere gidiyorum, iyi bir ziyafet var.
Fakat seni alırlar mı bilmem.
- Erenler sen telaşlanma katarlarsa girerim.
- O halde buyur hoca gidelim.
Hoca da Ahmet efendi ile birlikte içeri girer. Davetliler arabaşı sırasını belirlemek üzere para, tura
atmaktadırlar. Hocanın karnı açtır.
Ahmet efendiye durumu anlatır.
Ahmet efendi ev sahibinden hoca
için yiyecek ister. Ev sahibi elinde
dokuz mayalı ve bir parça peynir
getirir. Ahmet efendi mangal üzerinde ağır ağır ev sahibinin getirmiş
olduğu ekmekleri ısıtırken bir yandan da sıkma sıkmaktadır. Eyüp
hoca, bu sıkmaları Ahmet efendiye
dinlenme fırsatı vermeden birbiri
ardı sıra yemeğe başlayınca Ahmet
efendi muziplik olsun diye yanında
bulunan sabunu da peynire karıştırır. Saatler hayli ilerlemiştir. Nihayet ortasında büyükçe çorba tası
bulunan Arabaşı sinisi gelir. Hoca
önceden yemiş olduğu dokuz ekmeğe rağmen neşeli bir şekilde kaşığın bir buçuk misli olan hamuru
kaşık üstüne koyup yarım tarafı suya değer değmez bir şekilde çorba
tasına batırır. Sonra büyük bir afiyetle mideye indirirken, davetliler,
Hocanın almasıyla öttürerek mideye yollaması bir olan arabaşı içişini
seyre dalarlar. Herkes bir miktar
yer, doyan çekilir, Hoca ise hala
oturur. Fakat biraz sonra tepside
hamur, tasta çorba kalmadığı için o
da gönülsüzce çekilir. Gece yarısı
eve dönerken, Hoca sık sık yıkıntı-
[email protected]
lara uğramayı ihmal etmez. Ahmet
efendi şaka diye yaptığı bir hatadan
telaşlanarak, bir kahve ikram etmek
üzere hocayı evine davet eder. Kahveler içildikten sonra hocayı evinde
kalmaya zorlar.
Hoca:
-Zaten mideme bir şeyler oluyor, öyleyse kalayım der. Ahmet
efendi, sabahleyin hocaya geceyi
nasıl geçirdiğini sorunca.
Hoca:
-Sorma be birader sabaha kadar
mideyi boşaltmak için ayak yoluna
taşındım der. Ahmet efendi akşam
yaptığı şakayı gülerek anlatır. Eyüp
hoca gayri ihtiyari kafasını sallar:
-Evvelden de erenler, sıkmayı
yerken ağzım köpükleni köpükleniveriyordu… Ahmet efendi ise tıs tıs
gülmektedir.
Yalnızlık çok zor
Babam (Hacarap) annem izine
gittiği için şu günler üzgün. Bayağı
garib garib bakıyor ve:
-Vay hacarap sen bu hale gelecek haldemiydin. Şimdi ne hallere
geldin.
Ben de:
-Baba ne acınıyorsun hepimiz
birgün ihtiyarlayacağız. Hacarap
olunca ayrı mı olacak sen yine de
haline şükret dedim.
-Mesele yalnızlık ihtiyarlık değil 53 seneden sonra ayrılık zor geliyor.
-Baba az kaldı biz izine gidince
4 gün sonra ALLAH’ın izni ile annem burada deyince yüzü güldü ve:
-Hah işte böyle konuş böyle konuşki canımı ye. Bakıyorum da ağzından bal damlıyor deyince gülüştük.
Dostlar; Bir yazının sonuna daha geldik. Sizi RABBÜ`L ALEMİNE emanet ediyorum.
Selam ve dua ile...
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
sayfa 29
bulmaca
sayfa 30
Gerçekler “Hayat”ın İçinde Gizlidir
Temmuz · Juli 2010 · Recep/Şaban 1431
Hayat
Bu kurslarımızda, çocuklarımızın toplumsal alışkanlıkları ve ilişkilerinde ortak
davranabilme duygusu ve İslami kimliğinin geliştirilmesi, yeni dostluk ve arkadaşlıkların kurulması, paylaşma, merhamet ve yardımlaşma alışkanlıklarının kazandırılması hedeflenmiştir.

Benzer belgeler