uzakdoğu`ya dair…

Yorumlar

Transkript

uzakdoğu`ya dair…
Makale
UZAKDOĞU’YA
DAİR…
Doç. Dr. Hüseyin Ş. Soykan / Çelik İhracatçıları Birliği - Matil A.Ş. Genel Müdürü
Çelik İhracatçıları Birliği’ne bağlı Matil şirketimizce; Türk çelik sektörünün yapısal ve teknolojik dönüşümüne yönelik çalışmalar kapsamında, son iki yıldır yürütülen faaliyetlere bir yenisi daha eklendi. Japonya’nın her birisi alanında dev olan dört kuruluşu JFE, Kawasaki, Hitachi ve Sumitomo’nun 2001 yılında ortaklaşa kurduğu bir mühendislik
ve teknoloji şirketi olan Steel Plantech’in (SPCO) daveti ve Matil’in organizasyonunda, üretici ve ihracatçı kuruluş
temsilcilerinden oluşan sektörel bir heyet ile, 22-29 Kasım 2015 tarihleri arasında G. Kore ve Japonya’ya bir teknik
çalışma ziyareti gerçekleştirildi.
Güney Kore…
Geçen yılki 71 milyon tonluk üretimiyle, dünyanın 5. büyük üreticisi olan G. Kore’de ilk durağımız, çelik üretiminin yoğun olduğu Incheon şehri, başkent Seul’a yakın bir konumda yer alıyor. Üretimin % 66’sının cevherden ve %
34’ünün hurdadan gerçekleştirildiği bu ülkede, dünyanın ilk 100 üreticisi listesinde yer alan ve G. Kore’nin ilk özel
sektör firması olan Dongkuk Steel’e vardığımızda, oldukça sıcak bir karşılamanın ardından brifing salonuna alınıyoruz. Dongkuk Steel, ülkemizdeki çoğu tesisler gibi, hurdadan çelik üretiyor, SPCO tarafından geliştirilmiş ekolojik ve
ekonomik olarak adlandırılan ark ocağında. Ülkemiz ortalamasıyla kıyaslandığında, ton sıvı çelik başına neredeyse
100 kWh daha az elektriğin tüketildiği bu yeni nesil ark ocağına, ülkemizde hâlen yaygın olarak kullanılmayan ve
nispeten daha ucuz olan talaş hurdasının şarj ediliyor olması da dikkat çekiyor. Yine SPCO tarafından geliştirilen ve
çok sayıda tesiste uygulanan, kütüklerin birbirine kaynaklanarak haddelenmesi teknolojisi de, üretim kayıplarının
azaltılması ve verimlilik artışı noktasında kayda değer artılar sağlıyor. Açıkçası, ton başına birkaç dolara denk bir gelir
için şiddetli rekabetin yaşandığı böylesi pazar koşullarında, her iki uygulamanın üzerinde durulması ve detaylıca
incelenmesinde fayda var.
Kore’de bizi asıl meraklandıran, elbette ki Posco ziyareti. 1968’de üretime başlayan ve aradan geçen 47 yılda,
yıllık 40 milyon tonu aşan üretimiyle dünyanın en büyük 5. üreticisi konumuna yükselen Posco, yıllardır en inovatif
ve verimli çalışan şirketler sıralamasında ise 1.’liği kimselere kaptırmıyor. Tam bir başarı hikâyesi olarak Posco’nun,
kurduğu üniversite (Postech), teknoloji merkezi (RIST) ve birkaç yıl önce açtığı global ar-ge merkezini görünce, elbet
bu sonuca şaşırmamak gerekiyor. Yaklaşık 10 yıl önce, o zaman çalıştığım entegre çelik üreticisi ile bir kıyaslama çalışması (benchmarking) yaptığımız bu görkemli şirkete adım atmak, açıkçası beni daha da heyecanlandırıyor. Halkla
ilişkiler binasında bizi karşılayan nazik Kore’li mihmandarımızla, üst kata çıkıyor ve bu güzide şirketin hikâyesini dinliyoruz. Sonra mevcut tesislerin ölçekli devasa maketi üzerinde, çelik üretiminin tüm aşamalarını canlı takip ediyoruz:
Gwanyang yerleşkesindeki 6.000 m3’lük dünyanın en büyük yüksek fırınını, sinter ve koka ihtiyaç duyulmadan sıvı
ham demirin üretildiği Finex teknolojisini, şehir ve üniversite ile iç içe geçmiş üretim tesislerini inceliyoruz. Sonra
otobüsümüze binip fabrika turuna başlarken, cep telefonlarımızın toplanmasına biraz içerlesek de, onlarca yıllık bir
azmin sonunda ortaya çıkan bu devasa eser karşısında onları anlıyor ve saygı duyuyoruz. Bir öğrenciye ders anlatır
Ocak 2016
28
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği
Şekil 1. İnsanlık tarihinde demir-çeliğin gelişimi ve Anadolu’nun rolü
Japonya…
110 milyon tonu aşan yıllık üretimiyle, Çin’den sonra dünyanın 2. büyük çelik üretici ülkesi olan Japonya’nın ne
cevheri ne de kömürü var. Cevherden 85 milyon tonluk çelik üretimini sadece 3 firmanın gerçekleştirdiği Japonya’da,
55 ark ocaklı tesiste ise, 25 milyon tonluk bir üretim söz konusu. Arazinin kıt ve çok değerli olduğu bu adalar ülkesinde, Tokyo’dan konaklayacağımız Yokohama’ya doğru giderken; okyanus üzerine inşa edilmiş sıra sıra devasa
sanayi tesislerini gördükçe, yıllar önce duyduğumuz, ancak nasıl olduğuna pek de bir anlam veremediğimiz bu
gerçeği, bizzat yaşayarak idrak ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olmuş bir ülkenin, aradan geçen 70 yıllık
zaman diliminde; bu muazzam işleri nasıl planlayıp hayata geçirdiği ve bunu nasıl bir motivasyonla gerçekleştirdiğini
detaylıca incelemek gerekli.
İlk ziyaretimizi, 2003 yılında Kawasaki ve NKK’in birleşmesiyle ortaya çıkan; 34 milyon ton/yıl kapasitesiyle
Japonya’nın 2. ve dünyanın 8. büyük üreticisi olan JFE Steel’e yapıyoruz. Keihin işletmelerine vardığımızda, bizleri
fabrikanın genel müdürü kapıda karşılıyor (Şekil 2), adeta bir seremoniyi andıran kartvizit değişimlerini tamamladıktan sonra bilgi almaya başlıyoruz: üzerinde demir-çelik tesisi bulunan yer Ogishima, 8 km2’lik yapay bir ada ve deniz
doldurularak yapıldı. Biraz da hinlik olsun diye, kaç tane kazık çaktınız diye sorduğumuzda, Japonlarla hep beraber
kahkahayı patlatıyoruz, sorunun cevabı ise 1 saat sonra geliyor. Evet, tamı tamamına 14 milyon adet kazık, okyanus
tabanına çakılmış, üzerine metrajı zor hesaplanır miktarda dolgu-reklamasyon yapılıp, beton atılmış, son olarak da
yüzbinlerce tonu bulan üretim tesisleri inşa edilmiş. Ortaya çıkan işe ve verilen emeğe saygı duymaktan başka ne
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği
29
Ocak 2016
Makale
gibi verilen bilgiler ışığında turumuzu tamamladıktan sonra, son durak olarak Posco Müzesi’ne gidiyoruz. Müzeye
girişte ziyarete gelmiş yaşlı Koreli’lerle kurulan sıcak diyalog, en zor zamanlarında yanlarında olduğumuz bu çalışkan
milletin vefasının bir göstergesi diye düşünmemize yol açıyor ve Busan şehrinde, doğup büyüdükleri memleketlerinden binlerce kilometre uzakta ebedi istirahatgâhına çekilmiş aziz şehitlerimizi aklımıza getiriyor. Müze turunun
başlangıç kısmında bizleri, Posco tarafından üretilmiş paslanmaz çelikten yapılmış modern sanat eserleri karşılıyor.
Müzeyi gezdikçe, fabrika kurulurken kullanılmış prefabrik idare binasını karşımızda görünce şaşırıyoruz elbet, üstelik
orijinal hâlinin fotoğraflarıyla birlikte. Sonra ilk yüksek fırının içine giriyoruz, bambaşka duygularla bezeniyoruz. Şirket
tarihinin iki önemli yöneticisinin gerçek boyutlu fotoğrafı yanında arz-ı endam ettikten sonra, insanlık tarihinde demir-çeliğin gelişimini gösteren zaman çizelgesini inceliyoruz (Şekil 1). Demirin ilk defa, Milattan önce 4000’li yıllarda
Anadolu’da kullanıldığını görünce, içimizi gurur ile karışık bir mutluluk duygusu kaplıyor. Müze aslında bize, modern
bir başarı hikâyesinin tüm ipuçlarının bir kesitini sunuyor. İki saat ilerideki gezimizin 2. ayağı olan Japonya’ya uçarken, Kore’de yarım asır gibi kısa bir zamanda gelinen noktadan ve görüp müşahede ettiklerimizden çıkartılacak
dersler, zihnimizi meşgul etmeye devam ediyor.
Makale
denebilir ki? Tesisi gezerken, önemli metalurjik bilgiler de alıyoruz:
-Japonya’nın en büyük hacimli yüksek fırınında, kömür tüketimini azaltmaya yönelik atık plastik kullanımına 1996
yılında başlanmış ve üstelik atık plastik için bertaraf bedeli de alınıyor.
-Sıvı ham demir, yaygın uygulama olan torpidolarla değil, üstü açık potalarla çelikhaneye taşınıyor.
-Cüruf dağlarının üzeri, sarmaşıklarla kapatılarak çevre ve görüntü kirliliğinin önüne geçilmiş ve gelecek yıllarda
geri kazanım ve yeni uygulamalar için stoklanıyor.
Son olarak Levha Haddehanesine gidiyoruz: 6.000 tonluk hidrolik presin, 5300 mm’ye varan, dünyanın en geniş
çelik levhalarının şekillendirildiği tesis, hakikaten bir mühendislik harikası. Bir operatörün idare ettiği devasa tesiste
üretilen 360 mm kalınlığa kadarki levhalar, Japonya ve Kore’deki tersanelerde yüksek tonajlı gemilerin inşasında
kullanılıyor.
Şekil 2. JFE Steel’de karşılama
Çelik tesisi ziyaretlerimize kısa bir ara verip; başkent Tokyo’daki Japon Uluslararası İşbirliği Bankası JBIC’e uğruyoruz, sektörümüzün yapısal ve teknolojik dönüşümü çalışmalarında olmazsa olmaz yatırım ve işletme finansmanına yönelik Japonların çözüm önerisi nedir diye? Devlet kontrolündeki JBIC, yapılacak yatırımda Japonya’dan bir
ortak var ise ya da ekipman/teknoloji ithal ediliyor ise, bu kısmına finansman sağlamaya yönelik bir model geliştirmiş
durumda. Japonlar akıllı adamlar, zira sadece paradan para kazanmakla kalmıyorlar; aynı zamanda ihracatlarını da
garanti altına alıyorlar. Görüşmeyi tamamlayıp dışarı çıktığımızda, yolun karşısındaki dikkat çekici yerin İmparatorluk
Sarayı olduğunu öğrenince meraklanıyor ve çevresinde turlamaya karar veriyoruz. Etrafı suyla çevrili ve yüksek duvarlarla örülmüş klasik mimariye haiz yemyeşil bir ada olarak burası, modern gökdelenlerle çevrilmesine inat, insana
bir sakinlik ve huzur veriyor.
Teknik heyet gezimizin son durağı için Osaka’ya uçuyor ve Kishiwada Steel’e gidiyoruz. 1 milyon ton/yıl gibi
mütevazı kapasitedeki bu tesise bizi götüren husus, yine yeni nesil ark ocağı uygulamasını görmek. Ülkemizde 24
adet ark ocaklı üretim tesisimizin mevcut ve ülke toplam üretiminin % 70’nin bu yöntemle gerçekleştiriliyor olması,
elbet konunun önemini ortaya koymak adına yeterli. Endüstrileşmiş bir ülke olan Japonya’da, ülke içinden hurdanın
tonunun tesise 130 USD’ye teslim edildiğini öğrendiğimizde, biraz moralimiz bozuluyor. Çünkü, bu satırların yazıldığı zaman diliminde iç piyasa hurdasının 170 USD’yi geçtiği ülkemizde, üstelik ihtiyacın üçte ikisinin daha yüksek
fiyatlarla ithal edilmek zorunda olduğu da hesaba katıldığında, dünya ile rekabette gelecek günlerin sektörümüz
açısından daha da zorlu geçeceğine dair inancımızı pekiştiriyor.
Ve nihayet, bir haftalık yorucu fakat bir o kadar da verimli geçen gezimizin sonunda, uçakla 13 saat sürecek
dönüş yolculuğumuz başlıyor. Havaalanında beklerken heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde bir husus özellikle dikkat çekiyor. Sektörümüz, dünyanın her tarafından hammadde almak ve 180’den fazla ülkeye mal satmak
Ocak 2016
30
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği
Şekil 3. Türkiye, G. Kore ve Japonya’nın ar-ge harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı (Kaynak: OECD)
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği
31
Ocak 2016
Makale
için her daim alım ve satış personelini yurt dışına gönderirken; maliyetlerini düşürecek ve rekabetçiliğini artıracak
teknolojik gelişmeleri takip etmesi gereken ve yeni yatırımları yapan teknik personelini neden benzeri şekilde yurt
dışına göndermez? Acaba geçmişte alım ve satım tarafı yanında teknik tarafta da daha aktif olunabilseydi, bugün
yaşanan kimi problemlerle yine de karşılaşılır mıydı? Bu minvaldeki soruların, sorumluluk mevkiindeki yetkililerce
değerlendirilmesinde fayda var.
Uzak Doğu’da gördüklerimizi ve içinde yaşadığımız ülkeyi-sektörü tekrar bir kıyaslamaya tabi tuttuğumuzda ve
bir muhasebe yaptığımızda, birkaç husus ön plana çıkıyor:
-Her türlü bilimsel ve teknik veri toplama ile analiz etme sonrası titiz bir planlama ve sıkı bir çalışmayla olmaz
denilen şeyler, olur hâle geliyor.
-Posco örneğinde olduğu gibi; azim ve kararlılık, fedakârlık ve yönetimde istikrar başarının önemli anahtarları.
Geçmişin hatırasını canlı tutmak da, yeni nesiller için bir o kadar motivasyonu artırıcı bir faktör.
-Merkezî bir yeniden yapılandırma programının uygulanmasıyla, dünyanın en büyük çelik üreticisi firmalarını nispeten kısa bir sürede meydana getirmek mümkün oluyor, Japonya’da 2003-2012 yılları arasında gerçekleşen JFE
ve Nippon-Sumitomo örneklerinde olduğu gibi.
-Mühendisliğe, teknolojiye, ar-ge ve inovasyona yatırım yapmadan rekabetçi olunmuyor (Şekil 3).

Benzer belgeler