Çocuksu Dergisi

Yorumlar

Transkript

Çocuksu Dergisi
Sevgili Çocuklar,
Olumlu davranışları kazanmak ve sürdürebilmek için biz, hep sizin yanınızda
olacağız. İsrafa karşı bilinçlenmek için çıktığımız bu yolda, sizlerle birlikte
olan yürüyüşümüze devam edeceğiz.
2015 yılının son sayısı olan Çocuksu dergisinin 8. sayısı şuanda elinizde.
Şimdiden dergimizin 2016 yılında da 4 sayı olarak çıkmaya devam edeceği
müjdesini sizlere veriyorum.
Ayrıca dergiye olan ilginizin çok hoşumuza gittiğini bilmenizi isterim. Bu
ilginiz bizleri daha fazla çalışmaya, sizler için daha güzel işler yapmaya sevk
ediyor.
Su, hayatın vazgeçilmezidir. Susuz ne insanlar ne bitkiler nede hayvanlar
yaşayabilir. Bu sebepten, yağışlar çok önemlidir. Yağışların bereketli
oluşunda sizlerin tertemiz yüreklerinizin ciddi etkisi olduğuna inanıyorum.
Yürekleriniz güzelliklere, güzellikleriniz bereketli ömüre, ömrünüz insanlığa
faydalı olmaya dönüşsün. Allah’a emanet olun.
Tahir AKYÜREK
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı
iÇiNDEKiLER
DEDEKTİF MURAT
Sayfa - 6
MERAKLI MUCİT
Sayfa - 10
HAVA TAMİRCİSİ
Sayfa - 12
Sayfa - 16
TOPRAK, ÇEVRE,
İYİLİK ve GÜZELLİKLER
GENÇ EVLİYA ÇELEBİ
Sayfa - 18
DAĞ BAŞINDAKİ KUYU
Sayfa - 26
4
OYUN EMMİ
Sayfa - 32
Sayfa - 36
KÜÇÜK
ARKEOLOG ALİ
KARA BULUT
Sayfa - 41
NASREDDİN HOCA
Sayfa - 42
Sevgili çocuklar,
Çocuksu dergimizin 8. Sayısı yine dopdolu.
Sizlerin su bilincine yönelik, çevre bilincine
yönelik zengin içeriğiyle çıkarttığımız
dergimizin bu sayısını da beğeniyle
okuyacağınızı umuyoruz.
Her geçen gün dünyamız kirlenmekte ve
eşsiz hazinelerimizi kaybetmekteyiz. Oysa
dünyamızın güzelliklerini korumak bizim
elimizde. Suyumuzu, havamızı, çevremizi
korumazsak yarınlara nasıl umutla
bakabiliriz?
Tabiatımızı korumak bizim en büyük
insanlık vazifemizdir…
Bugün dünyanın birçok ülkesinde,
bakınız susuzluk yaşanmaktadır. Tatlı
su kaynaklarımız giderek azalmaktadır.
Mevcut sularımız bozulmakta ve havamız
giderek kirlenmektedir. Ormanlarımız yok
edilmektedir…
Sizler çevresine karşı bilinçli okurlar olarak
bu dergimizin de amacına uygun bir şekilde
bu kötü gidişata bir dur demelisiniz.
Çünkü geleceğimiz sizlersiniz.
Sizler bu değerlerimizi korumalısınız.
Yarınlarımızı emanet edeceğimiz altın
neslimiz olan sizlerin bu görevleri yerine
getireceğinden kuşkumuz yoktur.
Bu sebeple Çocuksu dergimiz önemli
bir dergidir ve bizlere hayatı öğretecek
bilgilerin yanı sıra eğlenceli çizgilerle de
sizlerin beğenisine sunulmaktadır.
Okudukça bilinçlenecek ve bilinçlendikçe
daha güzel yarınlarımızdan emin olacağız
inşallah.
İyi okumalar diliyorum.
Sağlıcakla kalınız.
İsmail Selim UZBAŞ
KOSKİ Genel Müdürü
6
Derleyen: Mehmet Akif SARIKAYA /
Çizen: Süleyman DURGUTLUOĞLU
MESNEViDEN
HiKAYELER
RESSAMLAR
Geçmişte Çinliler ile Rumlar resimde çok kabiliyetlilermiş ve sürekli iddialaşırlarmış.
Çinliler:
- Biz resimde daha kabiliyetliyiz.
Rumlar:
- Hayır, biz daha kabiliyetliyiz.
İddialaşmaları uzunca bir süre devam etmiş.
Padişahın biri Çinli ve Rum ressamları ülkesine davet
etmiş.
8
Hem Rum hem de Çinli ressamlar padişahın davetini kabul etmişler. Padişahın ülkesine varıp huzuruna
çıkmışlar.
Padişah:
- Sizi imtihan edeceğim; bakalım hangi taraf iddiasında
haklı.
Çinli ve Rum ressamlar hazırlıklarına başlarlar. Ancak
Rum diyarının ressamları daha bilge kişilermiş.
Çinli ressamlar:
- Bize rahat resim yapabileceğimiz hususi bir oda verin,
bir oda da Rumlara verilsin.
Padişah isteklerini yerine getirir. Kapıları karşı karşıya
olan iki oda vardır. Odanın birini Çinli ressamlara diğerini ise Rum ressamlara verilir.
Çinli ressamlar:
- Bize yüz türlü boya lazım.
Rum ressamlar:
- Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne boya.
Bize cila malzemesi verin yeter!
Padişah bunun üzerine hazinesini açar. Her sabah Çinli
ressamlara hazineden rengarenk boyalar verilir. Rum
ressamlar ise; bir defa cila malzemesi alıp odanın kapısını kapatırlar. Rum ressamlar duvarı cilalamaya başlarlar. Gök gibi tertemiz, saf ve berrak bir hale getirirler.
Günler sonra ressamlar işlerini bitirirler. Çinli ressamlar
yaptıkları resimlerin güzelliğinden çok emindirler.
Padişah önce Çinli ressamların odasına girer. Resimlerin hepsi akıl almaz, çok güzel olmuşlardır.
Daha sonra padişah, Rum ressamların odasına girer. Bir
Rum ressam karşı odayı görmeye mani engeli kaldırır.
Öbür odada Çinli ressamların yapmış oldukları resimler, Rum ressamların cilalamış oldukları duvara yansır.
Orada ne varsa, cilalanmış duvarda daha iyi görünür;
resimlerin yansıması adeta göz alır.
Öğüt:
İnsana fayda veren ilim insanı gönül ehli yapar. Faydasız ilim ise insana yüktür.
Gönlünü adam akıllı cilala; istekten, hırstan, haset
etmekten ve kinden arındır.
Mesnevi Cilt I - 3465, 3470, 3475, 3480
MERAKLI MUCİT
Yazan: Halime KERİMAN
CAHIZ
“Mucit biri önce öğrenmeli, öğrendiklerini insanların
hizmetine sunmak için sonra çalışmalı. Ama hepsinden
önemlisi Allah’ın adı ile işe başlamalı, her ne yapıyor
ise…” dedemin öğüdüdür bu. Bu sebepten, bütün işlerime besmele ile başlarım. Yazımı yazmadan önce de
besmeleyi çektim öyle yazı ya başladım.
Mucit kişi geçim derdinde olmamalı. Geçmişte mucitleri sultanlar, padişahlar, emirler, krallar
desteklerlermiş. Rahat çalışıp icatta bulunsunlar diye. Ancak bilim sahibi olup böyle bir desteğe
kavuşmak için çok çalışmak lazımmış. ‘Cahız’ diye birini hiç duydunuz mu? Maddi zorluklar içerisinde öğretimi geçse de eğlenceli biriymiş. Babası olmadığı için evin geçimini o üstlenmiş. Ama
derslerini hiç aksatmadan öğrenimine devam etmiş. Kimi zaman balık
satmış, kimi zaman simit
ama öğrenmekten asla vazgeçmemiş.
Hatta birinde açlıktan
kendini eve zor atmış. Annesi,
önüne tabak içinde
kitaplar koymuş. ”Kitaptan
başka evde hiç bir şey
kalmadı. Buyur, ye!” demiş.
Cahız, ilim öğrenmek
için eve bir şeyler almak yerine
çoğunlukla kazandığı paralar ile kitaplar alırmış.
Annesi de bu duruma
kızgınlığını böyle göstermiş.
Evden çıkan Cahız düşünceli bir şekilde otururken
varlıklı, hayır sahibi biri
dikkatini çekmiş. Annesinin
yaptığını anlatınca
adam önce Cahız’ın karnını bir
10
güzel doyurmuş. Sonrada eve bir şeyler alması için
para vermiş. O gün Cahız mutlu bir şekilde yiyecekler
ile eve dönmüş. Ama o günden sonra yine eskisi gibi
geçim zorluğu içerisinde öğrenimine devam etmiş.
Ta ki zamanın devlet başkanı çalışmalarına sarayda
devam etmesini isteyene kadar…“El-Beyan ve’t-Tibyan”, “el-Buhala” ve “el-Hayavan” isimli kitaplar başta
olmak üzere üç yüzden fazla kitap yazmış.
Günümüz şartları ile kıyaslasak… Hayır, hayır kıyas
bile edilemez. Öğrenmek, kocaman iyilikler yapmak,
faydalı biri olmak ne kadar güzel bir şey öyle değil
mi? Cahız o kadar zorluğa rağmen bunu başarabilmiş.
Peki, bu günün imkanlarını da düşünürsek bizim başarmamıza engel olacak bahanemiz var mı? Yok.
Herkesin bir iddiası mutlaka olmalıdır. Benim bir iddiam var; mucit olmak. İnsanlığa faydalı olacak icatlar
yapmak istiyorum. Sizin bir iddianız var mı arkadaşlar? Yoksa hemen olmalı. Mesela başarılı bir sporcu
olmak veya iyi tüccar olmak gibi… Örneğin abim, iyi
bir inşaat mühendisi olmak istiyor. Geçmiş ile geleceği
sentezlemek, sosyolojik değerleri de atlamadan modern mahalleler kurmak istiyor. Henüz ne demek istediğini tam anlamasam da iyi bir şey yapmak istediğini
biliyorum. İyi bir şeyler yapmak, bunun mutluluğunu
yaşamak için mutlaka bir hedefiniz olsun.
Yazan: Vural KAYA Çizen: M. Ahmet DEMİR
HAVA
TAMiRCiSi
Merhaba,
Ben Hava Tamircisi.
Yine sizlere sesleniyorum ya, ne mutlu bana.
Sizler dünyanın en güzellerisiniz. Başka güzel var mı sizden âlâ?
Havalar iyice soğuyor bu arada; sakın dışarı çıkarken dikkatsiz davranmayınız.
Üşütüp hasta olursunuz sonra, demedi demeyin!...
Havaların biraz sıcak biraz soğuk olmasına aldırmayın siz.
Kuşlara iyi bakın; havalar iyice soğuduğunda...
Kuşlar olmazsa bizim gülücüklerimiz eksik kalır, unutmayın!
Kuşlarla havanın ne alakası var demeyin, olmaz olur mu hiç?
12
Hava durumuna göre yer değiştiren, yeni yurtlar edinen kuşlar var
malumunuz.
Mesela sonbahar geldiğinde göçmen kuşlar yeni vatanlarına uçarlar.
Ancak öyle yaşayabiliyor onlar.
Onların topluca göç etmeleri de mevsimlerle alakalı, değil midir?
Göçmen kuşlar farklı mevsimleri farklı coğrafyalarda geçiren kuş
türlerinden oluşan bir gruptur.
Bunlar zaman ölçer gibi davranırlar adeta.
Siz sonbaharın geldiğini unutsanız bile onlar asla unutmaz.
Çünkü varlık sebepleri buna uyarlanmıştır.
Hem her sene dünyada yaklaşık 50 milyar kuş göç ediyor; biliyor
musunuz bunu?
Bunlardan 5 milyar civarında kuş, Avrupa ile Afrika arasında göç
ederler.
Sizi gezgin kuşlar sizi....
Kuzey Yarımküre’de üreyen göçmen kuşlar, her sonbaharda Güney
Yarımküre’ye doğru göç hareketine girişirlermiş.
Ya!...
Biz bir ülkeden bir ülkeye zor gidiyoruz, göçmen kuş kardeşler kıtalar
arası göç ederler...
Gökyüzüne bakın bol bol...
Göçmen kuşların geçişini izleyin. El sallayın onlara..
Ve anlayın ki havalar değişiyor...
Kışa yaklaşıyoruz...
Olsun kış ayları da ayrı bir güzel, ne dersiniz?
14
Yazan: Faruk USLU Çizen: Hayrettin VURAL
Sevgili dostlarım,
Okulunuzun bahçesinden, balkonunuzun köşesinden,
ormanların yüzeyinden sizlere selam olsun.
Evinizin camından, mutfağınızdaki tabaktan, okulunuzun çatısından da bol bol selamlar gönderiyorum.
Sevgili kardeşlerim, benim kim olduğumu bilemediniz
sanırım.
Sulu sulu meyveleri yerken, vitaminli sebzelerle karnınızı doyururken, bol proteinli etleri tatmanız için var
gücüyle çalışan beni hala tanımadınız mı?
Bazılarınızın gülümsediğini görür gibiyim.
Tüm canlı ve cansız varlıkları yaratan Allah’ımız tarafından insanlara rehber olması için indirilen yüce
kitap Kuran-ı Kerim’in Ali-İmran suresi 59. Ayetinde
ise benden “Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu,
Adem’in durumu gibidir. O’nu topraktan yarattı, sonra
O’na “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.” Olarak
bahsedilir.
Çoğunuz kim olduğumu anladı.
Evet değerli arkadaşlarım, hala tanımayanları fazla
merakta bırakmadan kendimi tanıtayım. Ben toprağım. Evet evet, yanlış duymadınız toprak. Günün
büyük kısmını birlikte geçiyoruz arkadaşlar. Okula
giderken sizlere yol oluyorum ya! işte o toprak.
Benden bazen türkülerde, bazen şiirlerde de bahsediliyor. Ozanımız Aşık Veysel benden dost diye bahseder. Eminim ki dinlemişsinizdir o güzel türküyü.
Tabi tahmin edemeyenleri anlıyorum. Son zamanlarda benimle bütünleşmeniz biraz zor oluyor. Sadece
parklarda, bahçelerde ve yerleşim alanları dışında
üzerimde dolaşabiliyor, dokunabiliyorsunuz bana.
Artık üzerim asfaltlarla kaplanır oldu. Merak etmeyin
ben orda da rahatım fakat sizden biraz uzak kalınca,
cıvıl cıvıl seslerinizi çok özlüyorum.
Arkadaşlar ben ve ekibim sizler için gün boyunca çalışıyor ve didiniyoruz. En başta söylediğim gibi gerek
beslenmenizde, gerek barınmanızda gerekse sağlığınızı korumanız için gün aşırı çalışıyoruz.
Meyvelerini, sebzelerini sizin büyük bir iştahla yemeniz için üreten bitkiler de beslenmek zorundadır
dostlarım. Fakat organik (doğal) canlı atıklarından
doğrudan yararlanamaz onlar. Organik canlı atıkların
inorganik (canlı olmayan) tuzlara dönüşmesi gerekir.
İçimde yaşayan ve sizin ayrıştırıcılar olarak tanıdığınız yardım gönüllüleri, organik canlı atıkları bitkilerin
yararlanabileceği inorganik tuzlara dönüştürürler. Bu
dönüştürme işlemi, besin alışverişinin sağlanması
16
TOPRAK,
ve
İYİLİK
açısından çok önemli unsurdur. Ayrıştırıcıları tanımak ister
misiniz? Bakterilerin bazıları ve mantarlar bu gruptandır.
Canlı atıkları çok iyi öğütebilmek için de hücre dışı sindirim
enzimleri bayağı gelişmiştir. Ayrıştırıcıların yaptıkları bu
beslenme şekline saprofit (çürükçül) beslenme adını vermiş
bilim insanları.
Bu işlemleri büyük bir fedakarlıkla hiç durmadan yapmaya
çalışıyoruz dostlarım. Bitkilere besin sağlayalım ki onlar
içimde bulunan kökleriyle bu besinleri alsın, sizler için renkli mi renkli, vitaminli mi vitaminli meyveler, sebzeler üretebilsin, yeşil yapraklarıyla da mis gibi oksijen.
Son zamanlarda sizin de dikkatinizi çekmiştir çevre kirliliği.
İnsanoğlunun kaygılanması, çözüm bulması gereken bir
konu gibi geliyor bana. Ancak ne yazık ki hala pek ciddiye
alıyormuş gibi görünmüyor. Bazı arkadaşlarımız bilinçsizce çevreye çöplerini atıyor. Lakin bazen yüzüme bazen de
gözüme geliyor yaptıkları, haberleri ola. Ayrıca o büyük ve
doğal olmayan ürünleri, ayrıştırıcılar kısa zamanda dönüştüremiyor. Bazen yıllarını, çoğukez yüzyıllarını harcıyorlar
onları yok etmek için. Bu süre zarfında da zavallı bitkilere
hiçbir besin maddesi sağlayamıyorlar.
Doğa da yaşayan sevimli dostlarımız da bu durumdan çok
etkilenmektedir arkadaşlarım. Binlerce hayvanın doğaya
atılan naylon poşetleri yiyecek sanıp yemeye çalışmakta
olduğunu gördüm. Üzülerek belirteyim ki birçok sevimli
dostumun bu şekilde can verdiğine de şahidim.
Bu atıklardan zarar gören sadece hayvan dostlarımız olduğunu mu zannediyorsunuz. Canlı kimyası ile uğraşan kimyager bir arkadaşımın anlattığına göre günümüzde bir insan
vücudunda, bugünden seksen doksan yıl evvel hiç bulunmayan 500 kimyasal bulunmaktaymış. Bu, hem insanlık için
hemde toprak olan ben için çok vahim bir durum. Çünkü
zararlı kimyasallarla uğraşıyor bedeniniz her an.
Aslında çevremize attığınız çöplerin büyük kısmı geri dönüştürülebilen maddelerdir arkadaşlar. Onları uygun olan
toplama alanlarına bıraktığınızda hem toprak olarak beni ve
ekibimi yormayacak hem de ülkeniz, insanlık hatta canlılık
adına çok faydalı bir davranış sergilemiş olacaksınız.
Çoğu arkadaşım bunun bilincinde zaten. Onları tebrik
ediyorum ve çevre temizliğine gerekli özeni göstermeyen
arkadaşları uyarmalarını istiyorum.
Evet kıymetli çocuklar, sizler için hep iyiyi isteyen dostunuzun üzerine artık sadece toprak diye basmazsınız değil mi?
Ben ne kadar temiz kalırsam sizin gereksinimlerinize daha
kısa sürede ve daha sağlıklı cevap veririm. Tüm canlı hayat
daha rahat nefes alır daha iyi beslenir.
Ha, bu arada üzerimde koşmayı, top oynamayı da ihmal
etmeyin. Sizleri çok özlüyorum. Beni yalnız bırakmayın.
Sağlıcakla kalın dostlarım.
ÇEVRE,
ve
GÜZELLİK…
18
Yazan: Atilla YARAMIŞ Çizen: Hayrettin VURAL
DENİZ’E YAZILAN
MEKTUP
Hilal için deniz, ‘velinimet’ demekti.
Babasından böyle duyuyordu. O daha bu
sözün anlamını sormadan babası oturttu
dizlerine ve açıkladı ‘velinimet’ ne demek?
-Bak güzel kızım, bana Balıkçı Ali derler. Seni
denizde sürekli gezdirdiğim teknemiz var ya,
işte onunla sabah erkenden balığa çıkarım.
Bismillah der, annenin ördüğü ağları atarım
denize. Çıkan balıkları da pazarda satar,
evimizi geçindiririm. Balık olmazsa işimiz
zor. Deniz olmazsa işim yok… Ondandır
güzel kızım bizim için deniz, Allah’ın
velinimetidir. O, geçim kaynağımızdır. Denizi
hep sev. O kendini seveni tanır, iyilik eder.
Unutmayasın…
Hilal, zaten denizi çok seven bir çocuktur.
Üstelik yüzmeye ve kumsalda arkadaşlarıyla
kumdan kale yapmaya da bayılır. Yani
Hilal için deniz hem velinimet hem de en
eğlenceli oyun kaynağıdır.
Ta ki o güne kadar…
***
Köylerine yakın bir noktadan geçen zehirli
maddeler yüklü bir geminin battığı haberi
20
yayılır. Bu acı haberin hemen ardından
denizin rengi değişir. Masmavi deniz
kararır, ölü balıklar vurur kıyaya… Bütün
köy üzüntüye boğulmuştur. Ama kimse
Hilal’in babası kadar üzülmemiştir. Çünkü
deniz bu haldeyken babası balığa çıkamaz.
Balık olmazsa iş zor, deniz olmazsa iş yok
demektir.
Aradan haftalar geçmesine rağmen deniz bir
türlü eski haline kavuşmamıştır.
Bu duruma çok üzülen Hilal, mektup
arkadaşı Melike’ye yazar olan biteni.
Melike, denizin olmadığı bir köyde yaşayan
çocuktur. Denizle alakalı bildikleri de Hilal’in
mektuplarında bahsettiği kadardır.
Melike, arkadaşının yazdıkları karşısında
çok üzülür. Ölen balıkların kıyıya vurması,
çocukların denize girememesi, Balıkçı Ali
Amca’nın hali… Hepsi çok derinden etkiler
onu...
“Ne yapabilirim?” soruna cevap arayan
Melike’nin aklına bir şey gelir. Sonra
kenarlarında çiçek, ortasında kocaman bir
kalp resmi olan mektup kâğıdını çıkarır ve
yazmaya başlar:
“Sevgili deniz amca,
Seni hayatımda hiç görmedim. Ama seni
çok seviyorum. “Nasıl olur?” deme sakın!
Görmediğimiz şeyleri bazen çok sevebiliriz.
Mesela Allah’ı da hiç görmedim. Ama O’nu her
şeyden ve herkesten çok seviyorum. Mesela
seni bana anlatan arkadaşım Hilal’i de daha
görmedim. Ama onu da çok seviyorum.
Şimdi senden Hilal için, onun babası ve
köyündeki bütün çocuklar için, bir de ölmekte
olan o balıklar için istekte bulunacağım.
Beni kırmayacağını ümit ederim sevgili deniz
amca!
O zehirli maddeleri en derinlerine götür ve
yok et. Dikkatsiz insanların seni kızdırdığını
biliyorum. Ama bir daha olmaması için elimden
geleni yapacağım. Sen bu sefer isteğimi kabul
et… Olur mu?”
Mektubunu özenerek katlar ve zarfına koyar
Melike. Gideceği adres olarak da sadece
“Deniz” yazar ve postaneye zarfı bırakır.
***
Aradan çok vakit geçmeden Hilal’in yeni
mektubu gelir. Denizin bir gecede eski
haline kavuştuğunu yazmıştır Hilal. Bir de
Melike’yi ailecek davet eder köylerine. Anne
ve babasının da çok istediği yazılıdır. Melike
ailesini de ikna eder ve hep birlikte Hilal’in
köyüne ziyarete giderler.
Melike bu ziyaret sayesinde hem Hilal’i hem
de denizi görür. Her ikisine de sevgisi daha
da artar. Köyün diğer çocuklarıyla beraber
kumsalda oynayıp denize girerler. Melike kısa
sürede yüzmeyi bile öğrenir.
Ziyaretin biteceği günün öncesinde 2 zarf
getirir postacı. Bu mektuplardan biri Hilal’e
diğeri de Melike’yedir. Heyecan içerisinde
zarflarını açtıklarında bütün köyü kuşatıcı mis
gibi deniz kokusu yayılır. Kenarları çiçekli ve
ortası kocaman kalpli olan kâğıtlarda sadece şu
yazar: “Su, Hayattır. Hayatı Temiz Tut!”
22
Yazan: Atilla YARAMIŞ Çizen: Dilek Gülcemal DEĞİRMENCİ
NİLÜFER İLE KAKTÜS
Bir varmış bir yokmuş…
Evvel zaman içinde güzelliği dillere destan bir nilüfer çiçeği varmış. Yaşadığı
gölün üzerinde öyle bir süzülürmüş ki bazı vakit güneş bile durur, onu
hayranlıkla izler, öyle gidermiş yoluna. Gölün etrafındaki diğer çiçekler onu
çok kıskanırlar ama yine de hayranlıklarını gizleyemezlermiş.
Nilüfer, ilk önceleri herkese iyi davranan, hiçbir arkadaşının kalbini
kırmayan, herkesin ona hayran olmasından dolayı asla büyüklenmeyen
bir çiçekmiş. Ancak gel zaman git zaman bizim nilüferde bazı değişiklikler
meydana gelmiş.
24
Arkadaşlarıyla daha az konuşur hatta onlara
kırıcı sözler bile söyler olmuş. Hiç kimse
nilüferdeki bu değişikliğe anlam veremiyormuş.
Nilüferin bu haline daha fazla dayanamayan
göl, ona “Ben olmazsam, arkadaşların
olmazsa senin güzelliğinin ne anlamı var?
Kendini herkesten üstün görmen, ancak seni
yalnızlaştırır. Eğer böyle devam edersen sana
artık su vermeyeceğim ey nilüfer! Üstümde
salınıp süzülmene iznim olmayacak! Bunu
böyle bil…” diye konuşur.
Gölün konuştukları karşısında şaşkınlığa
uğrayan nilüfer, “Ben istediğim yerde yaşarım,
bu güzellik bende olduktan sonra nereye
gitsem bana kapılar açılır. Asıl ben seni terk
ediyorum ey göl! Sen ve çevrendeki herkesi
terk ediyorum.” diye cevap verir ve çıkar yola…
Az gider uz gider, ağaçları, akarsuları, dağları
geçer nilüfer. Ancak gittiği hiçbir yerde kimse
yüz vermez ona. Çünkü onun arkadaşlarına ve
göle yaptığı saygısızlığı herkes duymuştur.
Bütün kapıların yüzüne kapanması karşısında
nilüfer şaşkına döner. Ne yapacağını bilemez.
Herkese ve her şeye kızgın bir halde tekrar
düşer yollara… Öyle bir yere varır ki ne bir
ağaç var ortalıkta ne de bir damla su… “Nereye
düştüm ben, acaba çöl dedikleri yer mi burası!
Vah benim halime! Susuzluktan ne hale
geldim…” diye söylenir.
Güneşten yardım ister: “Ey güneş kardeş, sen
beni hayranlıkla izlerdin, beni çok severdin.
Yardım et bana. Çok susadım. Bu çöl denen
yerde yaşamam imkânsız. Ne yapar ne ederim
şimdi?”
Güneş: “Doğru söylüyorsun. Bir zamanlar sana
hayrandım. Ama sen kendini üstün gördün,
hayat kaynağın gölü terk ettin. Sana yardımcı
olamam ey nilüfer!” der.
Güneşten umduğunu bulamayan nilüfer
çölde nereye gideceğini bilmez bir şekilde
ilerlemeye başlar. Bu arada susuzluktan öyle
bir hale gelmiştir ki, güzelliğinden eser kalmaz.
Herkesin hayran olduğu o çiçek gitmiş, sanki
yerine kimsenin yüzüne bakmayacağı bir bitki
gelmiş…
Çölün ortasında gözyaşlarına boğulan nilüfer,
bir an kendisine yöneltilen bir ses duyar. Bu
sesin sahibi her tarafı dikenlerle dolu kaktüs
çiçeğidir.
Kaktüs: “Merhaba çiçek kardeş. Senin gibi
geniş ve güzel yaprakları olan bir çiçeğin
çölün ortasında ne işi var? Acaba yardımcı
olabilir miyim sana?” der. Kaktüsün dikenli
biraz da ürkütücü haline bakan nilüfer, “Şu
çöl ortasında bana kim yardımcı olabilir? De
git işine dikenli bitki” diye cevap verir. Ama
söylediklerinden hemen pişman olur. Çünkü
başına ne geldiyse çevresine takındığı bu
olumsuz tavırdan geldiğini hatırlar.
Hemen özür diler kaktüs çiçeğinden. Ve anlatır
başından geçenleri, bir bir…
Kaktüs, sabırla dinler onu. Sana yardımcı
olabilirim, deyip içerisinde sakladığı sudan
ikram eder nilüfere. “Nasıl olur, çöl ortasında
sen nasıl saklıyorsun bu kadar suyu?” diyerek
şaşkınlığını gizleyemez nilüfer. Bir yandan da
kana kana içer o sudan. Baştan ayağa yıkanır.
Kaktüsün ikram ettiği suyla tekrar hayat bulur
nilüfer. Çünkü su, hayattır.
Susuz kaldığı günlerde bu gerçeği daha iyi
anlamış ve yaptıklarından dolayı çok pişman
olmuştur. Utancından kaktüsle bile konuşamaz.
Onun gerçekten pişman olduğuna inanan
kaktüs, çok güvendiği kuş arkadaşlarıyla
nilüferin geldiği göle haber gönderir. Göl
ve diğer çiçekler onun artık eski yerine
dönebileceğini söylerler haberci kuşa.
Sevincinden göklere çıkan nilüfer, bir kuş misali
süzülür ve varır eski yerine. Gölden ve diğer
arkadaşlarından defalarca özür diler. Göl, en
berrak sularından verir nilüfere. Kısa sürede
eski güzelliğine kavuşur.
Tabi bu arada, yolu çölden geçecek bütün
kuşlarla can dostu kaktüse selam göndermeyi
de unutmaz.
26
28
KONYA ÇOCUK
HABER
J
A
T
R
O
RÖP
Sami
Muhabirimiz
Can bildiriyor…
OKULDAN MAHALLEYE YAYILAN TASARRUF BİLİNCİ
KOSKİ Mavi Bayraklı Karatay İzzet Bezirci İlkokulu Müdürü
Hüseyin Şenol Doğru, su tasarrufu için ilk olarak öğretmenlerle
bir toplantı düzenlediklerini belirterek, önce bir fikir alışverişi
yapıldığını ifade etti. Doğru, “Yaptığımız toplantı neticesinde
öğrencilerimizi ne şekilde yönlendireceğimizi kararlaştırdık.
Öğrencilerimize aktardığımız bilgiler, başta okulumuza daha
sonra öğrencilerimizin ailelerine ve mahallelerine kadar
yayıldı. KOSKİ Mavi Bayrağı adeta bir marka haline geldi.
Su tasarrufu konusunda yaptığımız çalışmalarla kendimizi
ayrıcalıklı hissediyoruz” dedi. Sınıf öğretmeni Mehmet
Cesur’un koordinesindeki su timlerimiz şöyle: Ali Sami
Gökmen, Havvanur Tekele, Yunus Emre Şar, Zeynep Sude Yıldız,
Mustafa Emin Kaçar, Sabriye Bengisu Tuna, Burak Kuvvet,
Yunus Emre Ökçesiz, Rukiye Boztepe, Şerife Sude Armutçu,
Ömer Faruk Fırat, Zekeriya Baran, İkra Aksoy, Mürivet Tezcan,
Hamza Talha Şirin, Emine Onay, Hüseyin Erdoğan, Muzaffer
Enes Ünal, Ünzile Nur Çakıcı, Aliye Nur Pulluk, Rumeysa
Temel, Mert Taşçı, Semih Efe Ak, Sinem Mızrak, Hakan Berat
Budak, Meryem Bağcivan, Ali Berat Kale, Merve Ufuk, Ahmet
Gökmen, Akife Sude Doğan, Burak Çelik, Ümmühan Avşar,
Muammer Enes Akça, Süleyman Efe Gürlek, Aliye Kayra
Gündoğar, Aleyna Yıldırım ve Hazal Kapalı.
30
SU BİTERSE BİZ DE BİTERİZ DÜŞÜNCESİ HAKİM
Öğrencilerin su timi kartlarını boyunlarına astıklarında büyük
bir sorumluluğu da omuzlarına aldıklarını vurgulayan KOSKİ
Mavi Bayraklı Karatay Akif Paşa İlkokulu Müdürü Mustafa
Navruz, “Bu zamana kadar çocuklarımız hiç su sıkıntısı
çekmedikleri için su kaynaklarının risk altında olduğundan
bihaberlerdi. Ne zaman ki okula başladılar ve biz suyun
önemini anlatmaya başladık o zaman anladılar suyun
kıymetini. KOSKİ Mavi Bayrağı projesi çocuklarımızda büyük
bir farkındalık oluşturdu. Artık öğrencilerimizin ağzından ‘su
biterse biz de biteriz’ cümlelerini duyuyoruz. Boyunlarına
astıkları su timi görevlisi kartlarının ne anlama geldiğini,
görev ve sorumluluklarının ne olduğunun bilincindeler ve
ona göre hareket ediyorlar” diye konuştu. Müdür Yardımcısı
Hasan Özen, sınıf öğretmenleri Berrin Bayder ve Adife
Özen’in koordinesindeki su timlerimiz şöyle: Yasemin
Demirbaş, Hamza Ağıl, Onur Taşkıran, Arda Başovalı,
Umut Çay, Mukaddes Honça, Gülseren Aral, Rümeysa Çay,
Semanur Öztürk, Ayşe Sude Güngör, Emine Reyyan Akdeniz,
Muhammed Ali Beldemen, Ömer Faruk Çay, İsmail Emre
Horasan ve Muhammed Ali Sündüz.
Çocuksu Dergimizin 8. sayısında da KOSKİ Mavi Bayraklı okulları tanıtmaya devam ediyoruz. Ailelerini, mahallelerini ve yakın
çevrelerini su tasarrufu konusunda uyaran su timlerimiz bir damlanın bile zayi olmaması için birbirleriyle yarışıyor…
Çocuklarda su tasarruf bilincini oluşturmaya yönelik, okullar nezdinde yürütülen KOSKİ Mavi Bayrağı Projesi hedefine emin
adımlarla ilerliyor. Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü’nün su tasarrufuna yönelik olarak başlattığı proje
kapsamında belirlenen kriterleri yerine getiren KOSKİ Mavi Bayraklı okulların Su Timleri, suyu israf edenlere göz açtırmıyor. Açık
kalan musluklar, israfın azimli takipçileri Su Timlerimiz tarafından derhal kapatılıyor. Biz de Çocuksu Dergisi olarak KOSKİ Mavi
Bayraklı okullarımızı tanıtmaya devam ediyoruz. Bu sayımızda KOSKİ Mavi Bayraklı okullarımız, İzzet Bezirci İlkokulu, Akif Paşa
İlkokulu, İdeal İlkokulu ve Abdussamet-Fazilet Kuzucu İlkokulu müdürleri, Su Timi görevlileri ve koordinatör öğretmenleriyle
konuştuk.
Muhabirimiz Sami Can bildiriyor…
TİMLERİMİZ SU İSRAFINA GÖZ AÇTIRMIYORLAR
KOSKİ Mavi Bayraklı Meram Özel İdeal Koleji İlkokulu
Müdürü Ahmet Alim Mıhoğlugil, Mavi Bayrak Projesi’ni çok
önemsediklerini dile getirerek, her ay düzenli olarak su ve
tasarrufa ait faaliyet planı oluşturduklarını kaydetti. Mıhoğlugil,
“Çocuklarımıza ders esnasında su tasarrufuyla alakalı çizgi
filmler, bilgilendirici kitaplar vasıtasıyla ulaşmaya çalışıyoruz.
Ayrıca her dönem sonunda su ve tasarrufla ilgili ödüllü şiir,
resim, karikatür yarışmaları düzenliyoruz. Çocuklarımız o kadar
bilinçliler ki burada öğrendiklerini aileleriyle paylaşıyorlar, israf
durumunda gerekli müdahaleleri yapıyorlar. Tabiri caizse suyu
israf edenlere göz açtırmıyorlar” ifadelerini kulandı. Müdür
Yardımcısı Zeynep Hindioğlu ve sınıf öğretmeni Alev Yücetaş’ın
koordinesindeki su timleri şöyle: Doğa Tamer, Efe Mehtap,
Derin Küçük, Ela Küçükbezirci, Emir Mıhoğlugil, Alp Tekin
Turan, Sude Kamay, Rojda Ağaoğlu, Miray Doğançukuru, Melis
Gülenç, Efe Kuntay Sır, Eray Akkoca, Deniz Pekinç, Zeynep Kaya,
Berrak İlke Atlıhan, Kadirhan Elmas, Furkan Toraman, Muhlis
Horasanlı, Atilla Horasanlı, Şerife Dilem Küçükoba ve Alya
Türkan Kurtulmuş.
DERSLERİN YÜZDE 20’SİNDE TASARRUF ANLATILIYOR
Su tasarrufuna dikkat çekmek için yabancı dilde sloganlar
geliştirdiklerini ve bunun çocukların zihninde olumlu etki
oluşturduğunu belirten KOSKİ Mavi Bayraklı Abdussamet-Fazilet
Kuzucu İlkokulu Müdürü Numan Saraç, derslerin önemli bir
kısmında da su tasarrufu konusunun işlendiğini ifade etti. Saraç,
“Bizler okul idarecileri olarak öğrencilerimizden bir önceki ayın
farkını görmek için evlerindeki su faturalarını getirmelerini
istiyoruz. Ve kıyas ettiğimizde çalışmalarımızın meyvelerini
verdiğini görüyoruz. Derslerimizin yüzde 20’lik kısmında su ve
tasarruf konularını işliyoruz. Bunun katkısı da inanılmaz derecede
büyük. Ayrıca öğretmenlerimize ve öğrenci velilerimize de su
tasarrufu konusunda mutad eğitim seminerleri düzenliyoruz”
şeklinde konuştu. Müdür Yardımcısı Ersan Akkaya, sınıf
öğretmenleri Zahide Yavaş ve Behiye Çalışkan’ın koordinesindeki
su timlerimiz ise şöyle: Elif Polat, Elif Nilüfer, Mehmet Ali
Küçükşerbetçi, Ahmet Günbaş, Enes Denizkuşları, Mehmet Ali
Doğu, Hasan Korkmaz, Hamit Emir Aykanat, Ömer Faruk Fırça ve
Muhammed Arda Satmaz.
32
34
Yazan: Abdulkadir GIYNAŞ Çizen: Ayşe GIYNAŞ
KÜÇÜK
ARKEOLOG ALİ
Bizim okul Sille’de. Duydunuz değil mi?
Hani şu dizilerin çekildiği, bir sürü dağı
olan, tarihi taş binalarıyla meşhur Sille.
Çok eski insanların yaşadığı bir yer olduğu
için sürekli kazılar yapılıyor. Eskilerden
binalar, eşyalar, mezarlar bulunuyor.
Bunlarla birlikte hikayeler, efsaneler
eksik kalmıyor tabii. Yeni haberlerden çok
eskinin hikayeleri konuşuluyor burada.
Yalnız hikayeler eski dedik ya kulaktan
kulağa geldiği için tam olarak kimse hiç bir
hikayeyi tamamlayamıyor. Her hikayenin
ayrı gizemleri ve eksikleri var. İşte ben de o
gizemli hikayelerden birini anlatacağım size,
çünkü bu hikaye başka.
36
Geçen baharın ortalarıydı, okuldaydım. Son
ders bedendi, zille beraber maçı bitirdik,
koştum çeşmeye. Zaten maçta yorulmuşum,
susamışım, bir de bizim Sille’nin yokuşları yok
mu! Neyse, çeşmeye vardım varmasına da
çeşmede beş kişilik sıra... Akşamüstü değil ki
su doldurmak için sıra olsun. Hayırdır inşallah.
Dört turist var su içen, bir de yan komşu
Ömer Ağabey. Ömer Ağabeye şaşırmış halde
İngilizce bir şeyler soruyorlar, o da anlatıyor.
Beni görünce, hello, dediler. Ben de şükür biraz
İngilizce biliyorum, welcome filan dedim. Ömer
Ağabeye dönüp durumu sordum. İngiltere’den
kazı için gelmişler turist ağabeyler, ablalar. O
da onlara rehberlik ve tercümanlık yapıyormuş.
Tam suyumu içip ayrılacakken aklıma İngilizce
öğretmenimiz Sevil Hanım’ın dedikleri geldi.
İngilizce yazıp okuman iyi ama konuşman da
eksikler var Ali, demişti. “Pratik yapmalısın.”
Fırsat bu fırsat deyip Ömer Ağabeye sizinle
gezebilir miyim, biraz İngilizce öğrenirim,
dedim. Sağolsun kırmadı, yarım saat sonra
buluşmak için aşağıdaki çay bahçesine
gelmemi söyledi.
O gün gittim, sonra da her gün okuldan sonra
kazıya gitmeye başladım. Taylor Abla, Jack
Ağabey, hepsi iyi insanlardı. Onlara elimden
geldiğince yardımcı oluyor, bir taraftan
İngilizce öğrenmeye bakıyordum. Ha, çeşmede
tanıştığımız gün neye şaşırıp güldüklerini
de öğrendim. Ömer Ağabeye Konya’ya
geldiklerinden beri etrafta çeşmeler görüp su
içtiklerini, onların ücretini çıkarken filan mı
ödeyeceklerini soruyorlarmış şakayla. Çünkü
başka bir yerde görmemişler bu kadar çok
çeşmeyi. Ben de çok şaşırdım çünkü başka
şehirlerde üç beş tane çeşme oluyormuş en
fazla.
Bir gün kazıdayken birden herkes elindeki işi
bırakıp Jack Ağabeyin etrafına toplandı. Jack
Ağabey elinde kazıda bulduğu bir alet vardı.
Dikkatlice tozunu silerken keyifle elindekinin
ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Ama kimse
ne olduğunun cevabını veremedi. Bulunan
eşya dikkatleri çekmişti çünkü dört bin yıl
öncesine ait olduğu düşünülüyordu. O döneme
ait bulunan en ayrıntılı işlemelere sahip eserler
arasında diyordu Profesör Ahmet Amca.
Sonraki iki hafta boyunca kazı alanına bir çok
profesör geldi, eşyanın fotoğrafları çekilip yurt
dışında önemli yerlere gönderildi bulunması
için ama nafile. Ta ki bizim fen bilgisi dersine
kadar.
Fen Bilgisi laboratuvarında Meryem
Öğretmenimiz su arıtma sistemlerini
anlatıyordu. Bizden basit birkaç şeyle mini su
arıtma cihazı yapmamızı istedi. Tam deneyi
yaparken adeta beynimde şimşekler çaktı.
Öğretmenimden izin alıp zor dediğim Sille
yokuşlarını bir koşuda geçerek kazı alanına
vardım. Nefes nefese bulunan şeyin su arıtma
cihazına benzediğini söyledim. Coşkuyla
denedik ve belki de tarihin en eski su arıtma
cihazını görmüş olduk.
Şimdi su arıtmak için çok büyük makinelerimiz
var ama dört bin yıl önceki insanlarla temelde
yöntemlerimiz aynı. Su, onlar için ne kadar
önemliyse bizim için de o kadar önemli. Hiç
önemini yitirmemiş, tabii güzelliğini de. Sillenin
güzel suyunu tavsiye etmiş olayım. Bu arada
İngilizceyi beşle geçtim. Arada ülkelerine
dönen arkeolog arkadaşlarımla mailleşiyoruz.
Hepinize selamları var...
Dünyanın h
eryeri su; b
u suyu
Rumeysa D boşa harcamayalım
İLBAZLI
CİHANBEY
Lİ İMAM HATİP ORT
A OKULU
38
n DÖNER
Ömer Kaa
Sami Can
SARIKAYA
İbrahim
Ya
DEMİR pıcı İlkokulu
TOKA v
3-C Sın
Çocuks e arkadaşlar ıf öğrencisi
M
ı
u Derg
isi için KOSKİ Genel eryem Gökç
e
Teşekk
Müdür
ürlerin
i bildir lüğü’ne
diler.
Merve Nur
Suyu renksiz biliriz ama
dünyanın bütün renklerini
içinde taşır.
Elif YAMAN
KA ve
hid DEMİRTO
Za
d
e
m
m
a
h
rlar.
e - Mu
gözle bekliyo
4
yı
yı
Meryem Gökç
sa
.
8
r
e
YDIN kardeşl
Yusuf - Fatih A
Ömer Faruk - Halil
İbrahim TÜZEL
Hazırlayan: Muhammet ERİNÇ
“SU”LU
BULMACA
Sevgili Arkadaşlar!
harfi
e “SU” kelimesinin geçtiği beş
Aşağıdaki bulmacaya içerisind
iniz?
arına göre bunları bulabilir mis
ıml
Tan
ik.
tird
leş
yer
ler
ime
kel
harfleri
ra içerisinde rakam bulunan
Tüm kelimeleri bulduktan son
r!
enc
e ortaya çıkacak. İyi eğl ele
sırasıyla okuduğunuzda bir şifr
40
Cevap 43. Sayfada
Yazan: Mehmet Akif SARIKAYA
KARA BULUT
Kara bulut derler bana
Aslım temizdir
Avuç avuç damla taşırım
İçimdeki rahmettir
Kara denmesi
Kötülüğümden değil
Çok çalışmamdandır
Yanlış anlamayın
Şikayetçi değilim işimden
Hatta tam tersi
Çok memnunum halimden
Ak değilim ama pakımdır
Canlılara hizmetkarımdır
Tıp tıp tıplarım
Zıp zıp zıplarım
İp hoplar gibi yağar
Paten gibi kayarım
Mis gibi toprak kokusunu
Bir tek ben yayarım
Çocukları çok severim
Güzel havalarda ben de
Onlarla oynamak isterim
Ancak ben gelince
Oyunları bozulur
Güzel hava dağılır
Çocuklar toz olur
Ama şunu bilin
Rahmet olmaz ise
Dünya tuz ile buz olur
Bilenler bilir
Bilmeyenlere de
Bilenler bildirir
Duyduk duymadık demeyin
‘Karabulut’ diye, beni üzmeyin
İşim gereğidir o
Sonra pişmanlıklar düzmeyin
42
40. Sayfad
aki
Bulmacan
ın
Cevabı

Benzer belgeler