Estetiğin sınırlarını zorlayanlar

Yorumlar

Transkript

Estetiğin sınırlarını zorlayanlar
CUMARTESI 01
2/1/08 16:27
Page 1
CUMARTESİ EKİ 1 CMYK
Estetiğin sınırlarını
zorlayanlar
Çikolatadan bir
ayakkabınız olsun
ister misiniz?
Sadece güzellik kaygısı ya da sağlık
nedeniyle estetik yoluna başvurulmuyor.
Aldatan erkeklerin eşleri, aldatıldıkları
kadınlara benzemek için; cezaevinde yıllarca
kalmış, yorulmuş, yıpranmış hatta
kendisinden sıkılmış kişiler,
ZUHAL
beğendikleri manken veya
AYTOLUN
sanatçıya benzemek isteyenler
de estetik cerrahların kapısını
çalıyor. Kimi ileri yaştaki
bekârlar, evliliğini kurtarmaya
çalışanlar, boşanma sonrası
depresyona girenler, ergenlik
döneminde hormonal
değişikliklere uyum sağlayamayanlar da
estetik operasyonlardan medet umuyor.
Bunlara şimdi tanık koruma yasasından
yararlanacaklar da eklendi.
Prof. Dr. Oğuz Çetinkale ile esteteğin
farklı yönlerini konuştuk.
Topuklu
ayakkabıları
sevmeyen bir
kadın olabilir
mi? “Ben
topuklu
sevmem. Hem
yürümesi zor,
hem giyim
tarzıma
uymuyor” diyen
bin kadın
görürseniz emin
olun ki, yüksek
topukların üstünde
tıngır mıngır
yürüyen kadınlara
aslında imreniyor.
Grafik tasarımcı
Liza Snook da
ayakkabı tutkunu bir
kadın. Kurduğu
sitede sergilediği
ayakkabılar
giymelik değil
bakmalık!
Sayfa
2
SİNEM
DÖNMEZ
Arka
Sayfada
5 OCAK 2008 CUMARTESİ
PARASIZ ÖZEL EK
YIL: 2 SAYI: 84
Bebek Ali’nin
umut
yolculuğu
Sudanlı Hanna Biru, önce kocasından
ayrılmış, sonra vatanından. Ancak
karnında bebeğiyle birlikte... Diğerleri gibi
Basra Körfezi, Irak, İzmir rotasını izleyen
Biru’nun doğum zamanı geldiğinde
Basmane Semt Merkezi çalışanları
koşmuş yardıma. Henüz 2 aylık bebeğe
de, desteğini esirgemeyen
HAKAN
Konak Belediye Başkanı Ali
DİRİK
Muzaffer Tunçağ’ın adı
verilmiş. Ali Muzaffer annesiyle Sayfa
birlikte umut teknesine binmek
için sırasını bekliyor...
7
Almanya’da
Türk olmak
Çalgıyla
yarışanlar
“Almanya’da Türk
olmak meslek gibi bir
şey” diyor Nursel Köse.
Üzerlerine yapıştırılan
kimliklerle
boğuşmaktan ve sürekli
sorgulanmaktan
yorulduklarını söyleyen
Köse, susturulmaya izin
vermemiş ve yıllarca
sanatıyla savaşını
sürdürmüş. 1992’de
kurduğu kabarede
tabuları yıkmak ve
uzaklıkları yakın kılmak
için çalışıyor. Fatih
Akın’ın yönettiği
Yaşamın Kıyısında
filminde canlandırdığı
fahişe rolüyle 44.
Antalya Altın Portakal
Film Festivali’nde en iyi
yardımcı kadın oyuncu
ödülü alan Nursel
Köse’yle Almanya’daki
Türkleri ve sinemayı
konuştuk.
6
Müziğin ritmi
resimde
19. yy’ın İtalya’sında
“belcanto” (güzel şarkı)
olarak adlandırılan stilde,
şarkıcılar çalgıyla
yarışırlardı. Her türlü ses
ustalığı, şarkının ve
şarkıcının tüm müzik
üzerindeki mutlak
üstünlüğü... İşte “diva”
böylesine bir dönemin
ürünü. İtalyan mezzosoprano Cecilia Bartoli,
tam bir Maria Malibran
tutkunu. Yeni albümünü;
17 yaşında sahneye
çıkan, 18 yaşında
dünyaca ünlü olan ve 28
yaşında yaşamını yitiren
Malibran’a adayan
Bartoli, Maria Malibran’ı
gerçek anlamıyla
keşfettiğinde divanın ne
olduğunu tam olarak
anladığını söylüyor.
Müzikteki ritmi
resimde yaşatan
sanatçı Abdurrahman
Öztoprak çok özel bir
sergi etkinliğiyle
karşımızda. Sanatçının
80 yaşına basmasını
nedeniyle hazırlanan
“Mekânın Şiirselliği:
Öztoprak ve
Jenerasyonu” isimli
sergide Öztoprak’ın
eserleri ile Almanya’nın
dünyaca tanınmış
“Museum Folkwang”,
“Josef Albers Museum”
ve “Kunstmuseum
Bochum” müzeleri
koleksiyonlarında
bulunan 1945 sonrası
önemli soyut resimler
Elgiz Çağdaş Sanat
Müzesi’nde beraber
sergileniyor.
BÜLENT
ERGÜDEN
NECMİ
SÖNMEZ
4
3
CUMARTESI 12
2/1/08 16:25
Page 1
CUMARTESİ EKİ 12 CMYK
Seyretmesi
zevkli, giymesi
zor
T
opuklu ayakkabı kadar bıçak sırtı bir aksesuar yoktur. Kimileri topuklu
ayakkabısız sokağa çıkamaz, kimileri dönüp bakmaz bile. Yine de
topuklu ayakkabı, bir kadının kendini kadınsı hissetmesinin ilk
yollarından biridir. www.virtualshoemuseum.com,
www.highheelshoemuseum.com gibi internet siteleri giymelik ve seyirlik
ayakkabıları incelemek isteyenler için bire bir. Ama önce topuklu ayakkabının
tarihine bir göz atmakta yarar var...
SİNEM
DÖNMEZ
Da Vinci’nin topukluları
Topuklu ayakkabıların ilk ortaya çıkışı milattan önce Mısır’a
dayanıyor. Mısır’da kasaplar ayakları yerdeki kana değmesin
diye platformlu sandallar giyerlermiş. M.Ö.
200’lerde ise Romalı aktörler sahnede uzun
görünmek için “kothorni” adını
verdikleri platform sandallar giymiş.
Ayrıca Moğol binicileri bugünün
kovboy çizmelerine ilham veren
topuklu botlar icat etmişler.
Yani aslında topuklu
ayakkabı bugünkü formunu
almadan önce fonksiyonel
bir yaşam aracıymış.
Topuklu ayakkabının
şıklık aracı haline gelmesi
ise 1553 yılında Medici
sülalesinden Catherine
de Medici’nin, Orleans
düküyle evliliği
düzenlenen görkemli
düğünde giyeceği
kendisini uzun
gösterecek bir ayakkabı
istemesiyle başlıyor.
Giydiği topuklu
ayakkabının ise daha önce
Leonardo Da Vinci
tarafından tasarlandığı
rivayet ediliyor. Daha
sonrasında 17. yüzyılda 14.
Louis’nin, kısa boyundan
rahatsız olduğu için giydiği
topuklu ayakkabılar kadınlara da
sıçrıyor. Sonrasında topuklu
ayakkabının anavatanı Fransa oluyor.
Kadınlar statülerinin göstergesi olarak
değişik topuklu ayakkabılar giyiyor. İşte Da
Vinci’nin tasarladığı topuklu ayakkabı bugünkü topuklu ayakkabılara kadar
gelmiş. İstatistiklere göre hemen her kadının satın almaktan en çok hoşlandığı
nesne olan ayakkabının tarihi böyle.
Ayakkabı müzesi
www.virtualshoemuseum.com adlı site, yüzlerce ayakkabı fotoğrafına yer
veriyor. Bu sanal müzede tasarımcısına, rengine, malzemesine, özel kullanım
alanına göre ayrılmış sıradışı ayakkabılar yer alıyor. Topuklu, topuksuz,
tekerlekli, rengarenk modellerle süslü fantastik ayakkabılardan Van Gogh’un
çizdiği ayakkabı resimlerine kadar ayakkabıya dair aklınıza bile
gelmeyecek pek çok çeşit var. Fotoğrafların altında yer
alan “text” adlı bölümde ise ayakkabı modelinin adını ya
da hikâyesini öğrenmek
mümkün. Örneğin heykel
olarak tasarlanan 20
model, geçen yıl
düzenlenen Micam’da
(Uluslararası ayakkabı
fuarı) seçilen 20
kadına ithaf edilecek
ayakkabılar arasından
seçildi. Bunlar Marie
Antoinette, İsabella
Rosselini, Kleopatra,
Sindrella gibi isimler.
Çikolata şeklinde topuklu
ayakkabılar, Christian Fielden
tarafından reklam amacıyla
çekilen bir fotoğraf serisinden
alınmış. Van Gogh’un ünlü ayakkabı tablosu
da Van Gogh müzesinin arşivinden.
Sanal Ayakkabı Müzesi, küçük bir fikirden büyük bir dijital
platforma dönüşen uluslar arası pek çok tasarımcı, sanatçı,
fotoğrafçı ve yayıncıyı birleştiren bir proje. Kendisi de yıllardır
ayakkabı tutkunu olan grafik tasarımcı Liza Snook, 2004 yılının
sonlarında ayakkabı fotoğraflarından oluşan koleksiyonunu sanal bir
müzeye dönüştürmek için kolları sıvamış. Snook, multimedya
tasarımcısı Taco Zwaanswijk ile birlikte sıra dışı, özel ayakkabı
fotoğraflarını bulmak için uzun bir araştırma ve sahiplerinden izin
alma süreci sonrasında site kurulmuş. Sanal müze koleksiyonunda
farklı flip floplar, porselen spor ayakakbılar, çikolata topuklar,
dövmeli kovboy çizmeleri ve daha pek çok şey bulunuyor. Snook,
“En çok hoşlandığım şey giyilebilir ve deneysel arasındaki sınır.
Giyilen ayakkabılar aynı zamanda bir sanat eseri. İkisini bir arada
bulabilmeyi çok ilginç buluyorum” diyor. Site açıldıktan 6 hafta
sonra 100 bin ziyaretçi sayısına ulaşmış.
Bunlar da giyilebilir olanlar
Bir diğer ayakkabı müzesi de www.highheelshoemuseum.com.
Bu sitede sanal müzenin aksine satılabilir ve “giyilebilir”
ayakkabılar var. Hatta beğendiğiniz bir ayakkabının üzerine
tıkladığınızda amazon.com’a yönlendiriliyor ve fiyatını
görebiliyorsunuz.
Tabii paraya kıyanlar için en ucuzları 600 dolardan
başlayan Manolo Blahnik, Jimmy Choo, Christian
Louboutin gibi ünlü tasarımcıların ayakkabılarına sahip
olmak mümkün.
Mekânın enerjisi
yaşamı kolaylaştırıyor
Son yıllarda hayatımıza iyice giren Feng Shui, dekorasyon ya
da batıl inanç değil, 3500 yıllık bir felsefe. Biz de Feng Shui’yi
Türkiye’deki ilk uzmanı Esra Koyuncu’yla konuştuk.
Feng Shui yaşadığımız yerlerden iyi enerji almak
üzerine kurulu 3500 yıllık bir felsefe. ‘İnsanın
sağlıklı, verimli, mutlu, huzurlu olması için
yaşadığı ortam nasıl olmalı?’ sorusuna Çinliler
uzun bir süre cevap aramışlar. Ve sonunda ‘Eğer siz
bulunduğunuz yeri doğru seçer ve düzenlerseniz
hayat daha kolay akar’ diyerek cevabı bulmuşlar.
Türkiye’nin ilk Feng Shui kitabı olan ‘Feng Shui:
Pusula İçinizde’nin yazarı Esra Koyuncu, Feng
Shui’yle 2002 yılında bir arkadaşı sayesinde
tanışmış. O dönemde hayatında bazı şeylerin iyi
gitmediğini, kendine sürekli ‘ben ne yapıyorum’ diye
sorduğunu, ‘hayatında akmayan bir şey olduğunu’
anlatıyor Koyuncu. Aynı dönemde Meksika’da
yaşayan bir arkadaşı tatil için Türkiye’ye geldiğinde
yaşadıklarını onunla da paylaşmış Koyuncu.
Arkadaşı, ‘Evinin Feng-Shui’sine bir bakalım’
demiş ve olaylar gelişmeye başlamış. Evin içinde
yapılan ufak tefek yer değişimleri, eşyaların bir
kısmının elenmesi sonrasında evinin adeta
canlandığını ve hayatını da yoluna koyduğunu
söylüyor Koyuncu. “Daha sonra araştırmaya
başladım. Kitaplar okudum. Kimilerinin batıl
inanç ya da dekorasyon olarak algıladığı
Feng Shui’nin fiziksel bir gerçek olduğunu
anladım. İnsan bulunduğu yerden bir enerji
alıyor. Bu enerji kötü olursa dengesi bozuluyor.
Evimi düzelterek hayatımı da yoluna koydum”
diyerek Feng Shui’yle tanışmasını anlatıyor.
FAZLA EŞYADAN
KAÇINMAK GEREK
Koyuncu, Feng Shui’yi en basit şekliyle şöyle
tarif ediyor: “Bulunduğunuz yerdeki enerjiyi
düzeltmek gerekiyor. En basit şekliyle etrafı bir
toplamak gerekiyor. Fazla eşya mekandaki
enerjiyi bloke eder. Mekanı bloke eden
eşyalardan kurtulmak gerekiyor. Minimalist bir
dekorasyon değil bu. Enerjinin rahat akmasını
sağlamak için yapılan bir yöntem. Herkesin
eşyalarıyla ilişkisi vardır. Eğer sevdiğiniz eşyalarla
bir arada yaşarsanız güzel bir enerji oluyor
mekanda. Her gün kötü bir hisse maruz
kalırsanız bu ufak tefek sıkıntılardan sağlığın
bozulmasına kadar gider.
boyunda bitkiler ya da aydınlatma kullanmak gerekli.
Orantıları dengelemek ve evin orantılarına göre eşya
seçmek lazım. Büyük eve az, küçük eve çok eşya
konmamalı. Enerji bir yerde tıkandığı zaman etkisi
olumsuz oluyor. Uzun koridorlarda o akış çok hızlı
olur. Koridorun sonundaki odayı iyi etkilemez.
Özellikle burası yatak odasıysa kapının tam karşısına
yatak konmamalı. İşyerinde çalışırken sırtınız boşluğa
bakıyorsa çabuk yorulursunuz, konsantrasyonunuz
düşer. Sırtınızı duvara dayamanız gerekir. Eğer
pencere önünde oturuyorsanız, perde ile kapamak
veriminizi artırır.
Koyuncu, Feng Shui’de renklerin de az da olsa
önemi olduğunu vurguluyor. Yaratıcılıkla ilgili işlerde
canlı renkler olumlu etkiliyor. Yaptığınız işin rengiyle
de uyumlu olması gerekiyor. Herkesin bir dominant
elementi vardır. Her evde de dominant bir element
var. Evdeki odaların yönüne ve eşyalara göre hangi
elementin dominant olduğunu öğrenip, buna göre
bazı renkleri kaldırıp bazılarını ekleyerek Feng
Shui’deki denge ve uyum kavramları yaratılabilir.
Örneğin mutfağın doğası gereği dominant elementi
ateştir. Bu durumda mutfakta fazla kırmızı
tonlarından kaçınıp, dengeyi sağlamak için beyaz ve
pastel tonlara yönelmek gerekir.
GELECEK NESLİN ÇEVRE BİLİMİ
Feng Shui’yi evlere uygulamak için bir şablon var.
Evin planına ve inşa tarihine göre yıllık enerjileri
bulunuyor ve evin en çok hangi yerinde vakit
geçireceğinizi öğreniyorsunuz. “Genelde planı 9 eşit
parçaya ayırıyoruz, her bir parçadaki enerji tipini
belirleyip dengelemeye çalışıyoruz. Her bir
yıldızın bir özelliği var. En çok vakit geçirdiğiniz
yer önemli. Giriş kapıları, yatak odası ve sürekli
oturduğunuz çalışma masası, koltuk. Feng
Shui’nin 21. yüzyılın çevrebilimi olduğunu
düşünüyorum. Yeni nesil bunlarla çok haşır neşir
olacak. Biz hep bir şeyleri kaybetmek için
uğraştık onlar kazanmak için uğraşacak.”
TEMELİNDE
DOĞA YATIYOR
Koyuncu, Feng Shui’nin evin
kendisinden başladığını belirtiyor. “Siz bir
eve girdiğiniz zaman ‘tamam’
diyorsanız o evde bir şey vardır. Benim
kitabımın adı da güçlü bir slogan. Siz
hissedersiniz kendiniz için doğru olanı.
Bazı temel kurallarını bilmek çok önemli.
Temelinde doğa yatıyor Feng Shui’nin.
İnsanın doğaya ait olması, doğanın bir
parçası olması ve doğanın kurallarına
uymaktan geçiyor. Düzen istiyorsanız düz
hatlar olmalı etrafınızda. Ev kare ya da dikdörtgen
olmalı. Asimetriden hoşlanan insanların kafası
karışık olur. Evin duruşu, aldığı ışık çok önemli.
Çinliler ‘Ev bir yamaca oturacak, sırtını kuzeye
verecek. Kuzeyden gelen rüzgarlardan korunacak’
demişler. Güney, enerjinin en yüksek olduğu yön.
Kuzeye bakan bir evle güneye bakan bir evin
doğalgaz faturası da farklıdır. Önü açık olacak
evin. Kuzeye bakan bir evde insan rahat edemez.
İnsanlar için en önemli olan şey evi doğru
seçmek. Çok yanlış bir ev ise bu kez ortamı en iyi
şekle sokmak gerekir. Herkese evinden çık
diyemeyiz.”
Uyku probleminiz varsa ilk bakılacak şey ‘oda iyi
mi?’, ‘yatak nereye konumlanmış?’ Başınızı nereye
koyduğunuz çok önemli. Kişinin yapısı da çok
önemli. Hedefleri nedir, nelerden zevk alır, doğum
tarihinden fikir alıyoruz. İnsanları doğu batı insanı
olarak ikiye ayırıyoruz. Son iki rakamı topluyoruz, tek
haneli olana kadar tekrar topluyoruz. Çıkan sayının
üstüne kadınlar 5 ekliyor, erkekler ise 10’dan
çıkarıyor. 1, 3, 4, 9 rakamları doğu, 2, 6, 7, 8
rakamları ise batı insanı olduğunuzu yani sizin iyi
yönünüzün neresi olduğunu gösteriyor. 5
merkez sayı. Eğer 5 çıkarsa kadınlara 2
erkeklere 8 sayısı veriliyor. Eğer 1 Ocak’la 4
Şubat arasında doğmuşsa bire önceki yılda
doğmuş gibi hesaplanıyor. Yani 3 Şubat
1988’de doğmuş bir kişi 1987’de doğmuş gibi
düşünülüyor. Çünkü 4 Şubat Çin takvimine göre
yılbaşı. Yatağınızı iyi yönlerinize koymalı,
çalışırken yüzünüzü çevirdiğiniz yön de iyi
yönlerinizden biri olmalı.
Salondaki yerleşim düzeni dairesel bir formda
olmalı. Kapalı bir düzen olmalı sohbet ortamını
sağlamak için. Çok yüksek tavanlı salonlarda insan
Küçük ipuçları
Evin kapısı işlek bir yola bakıyorsa kapının
önüne saksı gibi nesneler konulmalı. Kapının
karşısında başka bir kapı ya da pencere
olmamalı. Eğer bu şekilde bir eviniz varsa
araya başka eşyalar koymalısınız. Bilgisayar,
müzik seti gibi cihazlar elektromanyetik alan
oluşturduğu ve elektromanyetik alan uykuyu
bozduğu için, yatağın yakınında olmamalı.
Yatağın baş kısmı pencereye dönmemeli
öyleyse de yatak başı kullanmak gerekli.
Yatağı yansıtan aynalar koymayın. Yatağın
arkasında duvar olmalı, ayrıca yatakla kapı
karşılıklı olmamalı. Yatak odasında
çalışıyorsanız bilgisayardan yatağı paravanla
ayırmanız öneriliyor. Yatak odası koyu
renklere boyanmamalı. Sivri, agresif resimler
ya da semboller olmamalı yatak odasında.
Yatak bir yerlere dayanmamalı, yanları boş
kalmalı. Mutfakta ocakla buzdolabı yanyana
ya da karşılıklı olmamalı, eğer öyleyse araya
tahta konulmalı. Salon odalardan küçük
olmamalı. Salonda fazla eşya kullanmayın,
beş elementin de salonda bulunması iyidir.
Pencereleri ve kapıları her gün açıp evi
havalandırmalı, temizlik yapılmalı,
kullanılmayan eşyalar atılmalı.