Sayı Issue: 12 Kasım 2013-Ocak 2014 Ekim November 2013

Yorumlar

Transkript

Sayı Issue: 12 Kasım 2013-Ocak 2014 Ekim November 2013
Sayı Issue: 12
Kasım 2013-Ocak 2014 Ekim November 2013-January 2014
20 TL 10 EUR
Kapak Cover: XXX
XXXX
İmtiyaz Sahibi Publisher: Contemporary Istanbul Sanat
Yatırımları A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı / Contemporary
Istanbul Art Investment Inc. Chairman Ali Güreli
Sorumlu Müdür Executive Director: Rabia Bakıcı Güreli
Contemporary Istanbul Genel Koordinatörü
CI General Coordinator: Hasan Bülent Kahraman
Yönetici Editör Executive Editor: Hasan Bülent Kahraman
Yayın Yönetmeni Editor in Chief: Zeynep Berik Yazıcı
Sanat Yönetmeni Art Director: aksoycindoruk
Çeviri Translation: Ahmet Saraçoğlu, Tuğçe Yapıcı
Reklam: Beril Güroğlu
[email protected]
[email protected]
Katkıda Bulunanlar Contributers:
Bilgen Coşkun, Burcu Fikretoğlu, Ceren Arkman, Çiğdem
Zeytin, Ebru Yetişkin, Ece Pazarbaşı, Evrim Altuğ, Hasan
Bülent Kahraman, Iara Boubnova, Merve Ünsal, Nihan Bora,
Pınar Özbek, Roy Halstead, Samed Akman, Seda Niğbolu
Yayın Kurulu Editorial Board: Ali Akay, Dr. Emin Mahir Balcıoğlu,
Nuri Çolakoğlu, Levent Erden, Jeffi Medina, Paul Mc Millen,
Akın Nalça, Michael Schultz, Görgün Taner
APA Uniprint Basım Sanayi ve Ticaret A.Ş. Apa – Giz Plaza, Büyükdere
Cad. No. 191 Kat.20 34373
Levent, İstanbul, Türkiye
ICE Magazine
Mete Cad. Yeni Apt. 10/11 34437 Taksim / İstanbul
İletişim/Contact: [email protected]
[email protected]
Satış ve Abonelik Sales and Subsrcription
T +90 212 244 71 71-205
Seasons have a different meaning for those who live in the city. As it
gets cold, the crowd and the warmth of the city increase. Winter is
the season for arts.
This summer was different from the previous ones. Leaving
Istanbul was also very hard, this summer. September came and the
13rd Istanbul Biennale attracted thousands of visitors to the city
underlining the fact that Istanbul is a significant art hub. And now,
Contemporary Istanbul is another reason for the artworld to meet in
Istanbul, between November 7th-10th.
On the 12th and the Contemporary Istanbul special issue, we make
room for the new surprises that is brought with the fair. The first
timers, the galleries who have become a part of the event itself since
eight years and the new ones who want to step into the international
art scene will meet here. Now, hear the art market, highlights and the
forecast of the year from the galleries…
We suggest you to have a look at curator Iara Boubnova’s notes
on the contemporary art from Russia before you meet some of the
examples at the fair within the scope of New Horizons.
The new devlepments at CI also gave rise to another stimulating
topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open
a new space for encounter and experience which will be the meeting
point of technology with art. You can read about new media field
and Plugin in Ceren Arkman’s piece. New media artists, trendsetters,
curators tell about their experiences in that field as well as the
influence of technology in arts.
In Berlin studio, Nasan Tur tells about his latest exhibition. An
art collection, also from Berlin; Boros’ tell us about their recent
acquisitions and perspectives on their collection, in a place which
has been transformed from an old shelter into an exhibition space.
With its new issue, ICE keeps celebrating new ideas…
Mevsimler kentte yaşayanlar için daha farklı dönüşümleri ifade
ediyor. Havalar soğudukça, kentin kalabalığı ve ısısı artıyor.
Sanatın mevsimi, kış.
Bu yaz diğer yazlardan daha farklıydı. İstanbul’u bırakmak da
zordu bu yaz. Eylül geldi, 13. İstanbul Bienali yine binlerce
izleyiciyi kente çekerek İstanbul’un önemli bir sanat durağı olduğu
gerçeğinin altını bir kez daha çizdi. 7-10 Kasım tarihlerinde ise
Contemporary Istanbul, sanat dünyasının yeniden İstanbul’da
buluşması için diğer bir sebep.
ICE’ın 12. ve Contemporary Istanbul özel sayısında, fuarla birlikte
gelen yeniliklere yer açtık. CI’ya ilk kez katılanlar, sekiz yıldır
etkinliğin bir parçası olmuş galeriler ve ilk yıllarında uluslararası
bir platforma adım atmak isteyenler burada buluşacak. Sanat
piyasasını, öne çıkanları, yılın tahminlerini galerilerden dinleyin…
Küratör Iara Boubnova’nın Rusya güncel sanatı üzerine
değerlendirmesi ve notlarına, bu yıl CI’da da Yeni Ufuklar
kapsamında göreceğimiz Rusya sanatından örneklerle
karşılaşmadan önce göz gezdirmenizi öneriyoruz.
CI’ın yenilikleri ICE’ta bir diğer ufuk açıcı konuya da sebep oldu…
Fuarın yeni girişimi Plugin Yeni Medya Fuarı, bu yıl teknolojinin
sanatla buluşma noktası olarak yeni bir karşılaşma ve deneyim
alanı açacak. Yeni medya ve Plugin hakkında notlar, Ceren
Arkman’ın yazısında. Yeni medya sanatçıları, trendsetter’ları ve
küratörleri ICE’ta deneyimlerini aktarıyor ve teknolojinin sanata
etkisini değerlendiriyor.
Nasan Tur, Berlin’deki atölyesinde, son sergisini anlatıyor.
Berlin’den bir koleksiyon; Eski bir sığınaktan dönüştürdükleri sergi
mekanındaki yeni eserlerini ve koleksiyona bakış açılarını anlatıyor
Boros çifti.
ICE yeni sayısında, yeni fikirleri kutlamaya devam ediyor…
Zeynep Berik
Editor in Chief
Yayın Yönetmeni
2
24
Geçmişsiz Gelecek için desenler /
Drawings for Futur Imparfait,1986-1999,
mylar üzerine mürekkep ve kalem / ink
wash and crayon on mylar, 36x28 cm. /
14x11 inches
60
4-27 Upcoming Shows and
Events
Gelecek sergi ve etkinlikiler
52-54 Art Scene from Russia
Rusya’dan Sanat
Iara Boubnova
28-33 A Bunker for Contemporary
Arts: Boros Collection
Çağdaş Sanata Bir Sığınak:
Boros Koleksiyonu
Interview / Röportaj
Bilgen Coşkun
56-57 In ‘Dialogue’ with Austria
Avusturya ile diyaloglar
Interview with Barbara Baum
ile söyleşi
34-39 Hermann Nitsch
Interview / Röportaj
Burcu Fikretoğlu
60-70 Dossier: New Media
Dosya: Yeni Medya
Plug-in by Ceren Arkman
Memo Akten by Ebru Yetişkin
Rory Blair, Annette Doms
by Zeynep Berik
Roy Halstead
40-50
4
Dossier: Time for Contemporary Istanbul
Dosya: Contemporary Istanbul Zamanı
Zeynep Berik
58-59 Robert Montgomery
Installation shots © Kate Elliott for Media Space
94
Gülsün Karamustafa, The Monument and the Child [Abide ve Çocuk] enstalasyonundan detay, 2010
72-77 Nasan Tur
Interview / Röportaj
Ece Pazarbaşı
90-93
Vicious Circular Breathing
Rafael Lonzano Hammer
Çiğdem Zeytin
78-81 Pi Artworks Opens in
London
Türkiye Pavyonu
Pi Artworks Londra’da
Interview with Yeşim Turanlı
ile söyleşi
82-85 Taking Initatives
İnisiyatif Almak
Apartman Projesi & Unknown
76-90 Black, White and Multicolored
Siyah, Beyaz ve Çok Renkli
Hasan Bülent Kahraman
94-96
A Reminiscened Memory
Yadedilmiş Bir Bellek
Gülsün Karamustafa
Evrim Altuğ
98-100
The Last Exhibition of Tanas
Tanas’tan Son Sergi
Seda Niğbolu
6
102-103 Notes from Frieze
Frieze Notları
Merve Ünsal
104-108 Events
Katkıda
Bulunanlar
Contributers
Bilgen Coşkun
Bilgen Coşkun, lives in Istanbul and Berlin, works in
the field of brand experience and communication.
He completed his Ph.D. in intercultural marketing
communication. He is now working as a consultant for
global fashion and life style brands and contributing to
various magazines in the field of art and design. Besides
his position as the academic coordinator and lecturer at
Istanbul Moda Academy, he is a visiting lecturer at the
Mediadesign Hochschule in Munich.
İstanbul Ve Berlin’de yaşayan Bilgen Coşkun marka
deneyimi ve iletişim üzerine çalışıyor. Doktorasını
kültürlerarası pazarlama iletişimi alanında doktorasını
tamamlayan Coşkun, global life style ve moda
markalarına danışmanlık yapıyor, sanat ve tasarım
dergileri için bağımsız yazarlık yapıyor. İstanbul Moda
Akademisi ve Münih’teki Mediadesign Hochschule’de
ders veriyor.
Ceren Arkman
Graduated from Robert College and Marmara University,
Faculty of Economics and Administrative Sciences,
Department of International Relations and Political
Science, and received a master’s degree from the
Sabancı University History Department. Professional
academic translator for 14 years, in the field of art and
social sciences. Worked as a Project Coordinator for
Contemporary Istanbul Art Fair in 2008. One of the
managers of “Kurye Video Organization”, Turkey’s sole
archive and platform for video art, since 2006.
Robert Kolej ve Marmara Üniversitesi İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset
Bilimi bölümünü bitirdi, Sabancı Üniversitesi Tarih
Bölümü’nde yüksek lisans programını tamamladı. 14
senedir profesyonel olarak, sanat ve sosyal bilimler
alanında akademik çevirmenlik yapmaktadır. 2008
yılında Contemporary Istanbul Çağdaş Sanat Fuarı Proje
Koordinatörü olarak çalıştı. 2006 yılından beri, Türkiye’nin
tek uluslararası video sanatı arşiv ve platformu olan
“Kurye Video Organizasyonu” yöneticilerindendir.
Çiğdem Zeytin
Born in 1981 in Krefeld, Germany. Received her
bachelor’s degree in Anadolu University, Faculty
of Communication Sciences, Department of PR &
Advertising, master’s degree again in Anadolu University,
Institute of Social Sciences, Department of Science
of Art, on theory and criticism. Writes critical reviews
on plastic and interactive arts. She is one of the board
members of Body-Process Arts Association.
1981 yılında Almanya, Krefeld’te doğdu. Lisans eğitimini
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Reklamcılık
Halkla İlişkiler BoÅNlümü’nde, Yüksek Lisansını ise Anadolu
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Bilimi Ana
Bilim Dalı Güzel Sanatlar Kuram ve Eleştiri Bölümü’nde
gercekleştirdi. Güncel ve interaktif sanat üzerine eleştiri
yazıları kaleme alır. Beden İşlemsel Sanatlar Derneği
Yönetim Kurulu üyelerindendir.
Ebru Yetişkin
Ebru Yetiskin is an art critic and a sociologist based in
Istanbul. As a full time lecturer, she teaches ‘sociology’
and ‘media’ in Istanbul Technical University. Yetiskin is a
member of International Association of Art Critics (AICA)
and she is also one of the organizers of Amber Arts and
Technology Festival. Currently, she is working on curating
two new media art exhibitions, ‘Speculative Curves’ and
‘Cacophony’.
Ebru Yetiskin Istanbul’da yaşayan bir sanat eleştirmeni ve
sosyologtur. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tam zamanlı
öğretim üyesi olarak ‘sosyoloji’ ve ‘medya’ derslerini
vermektedir. Yetişkin Uluslararası Sanat Eleştirmenleri
Derneği üyesidir. Ayrıca Amber Sanat ve Teknoloji
Festivali’nin de düzenleyecileri arasındadır. Şu anda,
‘Spekülatif Eğriler’ ve ‘Kakofoni’ başlıklı iki yeni medya
sanatları sergisi üzerinde çalışmaktadır.
Ece Pazarbaşı
Lives and works in Istanbul and Berlin. Since 2007, she
has been generating public space projects in urban and
rural domains. Since April 2013 she has been continuing
her projects at Olafur Eliason’s Institution for Spatial
Experiments. Among her recent projects are; Istanbul
Coordinator for New Museum - New York’s Ideas City,
curation of Sophia Pompery-Shape of Things at Istanbul,
ARTER Istanbul (2012), and co-curation of Turkish Art
New and Superb (2012) ve Zwölf im Zwölften (2011)
Tanas Berlin (2011- 2012) together with René Block. She
continues her artistic projects with CAMP. Contemporary
Amplifier for Multidisciplinary Practices.
İstanbul ve Berlin’de yaşıyor ve çalışıyor. 2007’den beri
hem kent ve hem de kırsal ortamlarda çeşitli kamusal
alan projelerinin, sergilerin ve ses turlarının küratörlüğünü
yapıyor. Nisan 2013’den beri, çalışmalarına Olafur
Eliasson’un yönetmenliğindeki Berlin’deki Uzamsal
Deneyler Enstitüsü’nde devam ediyor. En son projeleri
arasında New Museum-New York’un Ideas City
projesinin İstanbul koordinatörlüğü, 2012’de ARTER
İstanbul’da açılan Sophia Pompery - Şeylerin Sessiz Şekli
sergisi küratörlüğü, TANAS- Berlin’de René Block ile
beraber eş-küratörlüğünü üstlendiği Turkish Art New and
Superb (2012) ve Zwölf im Zwölften (2011) sergileri yer
alır. Sanatsal projelerine CAMP.Contemporary Amplifier
for Multidisciplinary Practices altında devam ediyor.
Evrim Altuğ
After having received his Bachelor’s degree in MSFAU
Department of TV, Bilgi University – Department of
Performing Arts, Altuğ Completed the certificate program
on Design Culture and Management in the same
university. Worked for 9. Kanal TV. Worked as culturearts reporter for Radikal Newspaper. One of the founding
members of AICA Turkey. Altuğ is currently writing for
several publications and is the editor in chief
for Art Unlimited culture newspaper.
MSGSÜ Televizyon Bölümü, Bilgi Üniversitesi Sahne
Sanatları Bölümü’nde Lisans eğitiminin ardından aynı
üniversitede Tasarım Yönetimi Sertifika Programı’nı
tamamladı. 9. Kanal TV’de çalıştı. Radikal Gazetesi’nde
kültür-sanat muhabirliği, Birgün gazetesinde kültür-sanat
editörlüğü yaptı. AICA Türkiye’nin kurucuları
arasında yer aldı. Birçok yayın için yazı yazmaya devam
eden Altuğ, Art Unlimited kültür gazetesi yazı işleri
müdürü olarak çalışmalarına devam ediyor.
Hasan Bülent Kahraman
Hasan Bülent Kahraman is the vice rector in Kadir Has
University who has been in the foundation process of
Sabancı University and worked there. Kahraman, has
held the position as the Ertegün Professor in Princeton
University Near Eastern Studies. He is the advisory
board member of Akbank Sanat, Sabancı Museum and
is the general coordinator of Contemporary Istanbul.
Kahraman’s book on contemporary art after 1980’s will
be published in December 2013.
Kadir Has Üniversitesi rektör yardımcısı olan Prof. Dr.
Hasan Bülent Kahraman daha önce Bilkent ve Sabancı
Üniversitesi’nde görev yapmıştır. Ayrıca Sabancı
Üniversitesi’nin kuruluşunda yer almıştır. Princeton
Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü’nde
Ertegün Profesörlüğü yapmış olan Kahraman, Akbank
Sanat danışma kurulu ve Sabancı Müzesi yönetim
kurulu üyesidir. Contemporary Istanbul’un genel
koordinatörüdür. Kahraman’ın 1980 sonrası çağdaş
sanatı irdelediği kitabı Aralık 2013’te yayınlanacak.
Iara Boubnova
Iara Boubnova is a curator and art critic, founding
director of the Institute of Contemporary Art in Sofia,
curator at the National Gallery for Foreign Art, lecturer
at the Sofia State University. She has curated numerous
shows such as the 2nd Ural Industrial Biennial
(Yekaterinburg, 2012), the 1st Sofia Contemporary
(2012), the 2nd Moscow Biennial (2007), and Manifesta
4 (Frankfurt, 2002) among many others. She has been
juror, selector and nominator of various awards and is
director of the Bulgarian section of AICA (International
Association of Art Critics).
Küratör ve eleştirmen Iara Boubnova, Sofya’daki
Çağdaş Sanat Enstitüsü’nün kurucu direktörü olup,
Ulusal Yabancı Sanat Galerisi’nde küratörlük, Sofya
Devlet Üniversitesi’nde ise eğitmenlik yapmaktadır. 2.
Ural Endüstriyel Bienali (Ekaterinburg, 2012), 1. Sofya
Contemporary (2012), 2. Moskova Bienali (2007), ve
Manifesta 4 (Frankfurt, 2002) gibi organizasyonlar
da dâhil olmak üzere, birçok serginin küratörlüğünü
yapmıştır. Çeşitli ödüller için jüri üyeliği ve seçici
üyelik yapmış, aday belirlemiştir ve AICA (Uluslararası
Sanat Eleştirmenleri Derneği) Bulgaristan bölümünün
direktörüdür.
Merve Ünsal
Merve Ünsal (b.1985, The Hague) is an artist based
in Istanbul. She is currently interested in tracing
artistic production through the lecture format. She
has previously explored this topic through writing,
editing, and visual and verbal collages that employ
automatization and found imagery. She is the cofounder
of m-est.org, an artist-centered online project. She
received her MFA from Parsons The New School for
Design in Photography and Related Media and her BA
from Princeton University in Art and Archaeology.
Merve Ünsal (1985, Lahey doğumlu) Istanbul’da
yaşayan bir sanatçı. Şu sıralar konferans türünde
sanatsal üretimin izini sürüyor. Bu konuyu daha önce
yazma, düzenleme, otomasyon ve buluntu imgelerini
kullanan görsel ve sözlü kolajlarda da işlemişti. Sanatçı
merkezli online proje m-est.org’un kurucularından.
Princeton Üniversitesi’nde Sanat ve Arkeoloji
bölümünden mezun oldu, yüksek lisansını Parsons
The New School for Design’da Fotoğraf ve İlgili Medya
üzerine yaptı.
Nihan Bora
Received her education on journalism. Worked as
an editor or a reporter for numerous magazines and
newspapers. Currently workin in zete.com as an editor.
Writes articles on plastic arts and performing arts for
several art and culture magazines.
Eğitimini gazetecilik üzerine tamamladı. Birçok dergi
ve gazetede editörlük ve muhabirlik yaptı. Şu an zete.
com’da editör olarak çalışıyor. Bazı kültür-sanat yayınları
için plastik sanatlar ve sahne sanatları üzerine makaleler
yazıyor.
Roy Halstead
Marketing consultant for a variety of mobile related
startups working in different fields. With ArtNetWorth he
launched the first tamper proof digital tracker for works
of art that can be read directly by smartphones and
tablets. With the aid of this system information on the
works are stored in cloud servers and are used as an anti
forgery mechanism.
Birçok farklı alandaki mobil girişime pazarlama
danışmanlığı yapan Roy Halstead ArtNetWorth ile,
sanat eserlerinin akıllı telefon ve tabletler üzerinden takip
edilebilmesini sağlayan ilk uygulamayı geliştirdi. Bu sistem
sayesinde eserler hakkındaki bilgi cloud’da saklanarak
eser hırsızlığı önleniyor.
Seda Niğbolu
She studied cultural management in Istanbul. Then she
received her MA in UDK Berlin on cultural journalism.
She’s been working as a freelance journalist in Berlin
since 2008. She’s been writing for various publications in
Turkey and Germany and doing radio shows.
1982 doğumlu Seda Niğbolu, İstanbul’da kültür yönetimi
ve medya alanındaki çalışmalarının ardından UDK
Berlin’de kültür gazeteciliği master’ını tamamladı. 2008
yılından bu yana yaşadığı Berlin’de serbest gazeteci
olarak faaliyet gösteriyor. Türkiye ve Almanya’daki çeşitli
yayınlar için kültür-sanat yazıları yazıyor, radyo programları
hazırlıyor.
SHOWS / SERGİLER
Seyhan Topuz
Proje 4L / October 24-December 27 / 24 Ekim-27 Aralık 2013
Elgiz Müzesi’nin Süreli Sergi alanında, Seyhun Topuz’un 42 yıllık sanat hayatı boyunca minimalist tavrı
ve üçgen, kare, daire gibi temel geometrik formların çeşitlemelerini kullanarak realize etmiş olduğu
yapıtlarından bir seçki gösterime sunuluyor. Sergide, özgün ifadelerin, samimi, renk ve formların yalınlığı
ile ortaya çıkmış soyut biçimlerle karşılaşıyoruz.
Elgiz Müzesi’nin Süreli Sergi alanında, Seyhun Topuz’un 42 yıllık sanat hayatı boyunca minimalist tavrı
ve üçgen, kare, daire gibi temel geometrik formların çeşitlemelerini kullanarak realize etmiş olduğu
yapıtlarından bir seçki gösterime sunuluyor. Sergide, özgün ifadelerin, samimi, renk ve formların yalınlığı
ile ortaya çıkmış soyut biçimlerle karşılaşıyoruz.
Kırmızı Düğüm/ Red Knot, 2013,
Alüminyum/ Aluminium, 200x200x248cm
represented artists
BURCU PERÇİN
ERCAN AKIN
FIRAT ENGİN
HAYAL İNCEDOĞAN
HÜSEYİN AKSOYLU
ILGIN SEYMEN
İLKER CANİKLİGİL
KEMAL SEYHAN
OLCAY KUŞ
ONUR MANSIZ
SENCER VARDARMAN
YAHYA BAĞCI
The Observatory / Rasathane
Istanbul Modern / November 27-April 27 / 27 Kasım-27 Nisan
With the Observatory selection, İstanbul Modern presents a retrospective of the late collective productions of Barbara and Zafer Baran, from 1999 to this
day. Working in a wide spectrum ranging from the smallest parts of life to the depths of the sky, the Barans visualize an idea of integrity, which grays the
borders of nature, science and aesthetic, while enriching the narrative with an experimental approach. Barbara and Zafer Baran bring together the pieces
of the hidden motion in life by chasing after the simplest forms and movements in nature. By looking at a decomposing flower, the traces we leave on the
sky or the earth, or beams of light extending from the moon and the stars, the Barans convey into the photograph the plainest drawings in life without
travelling far, like a journey to our current location. They record the forms they treat with the desire of an amateur observer to understand every layer of
life, and without any interruption, as they are, with all their flaws and charms. The artificial borders drawn by modernism between disciplines become
meaningless; art, nature and science start to speak in one visual language. The Observatory is the place where the endless observations of Barbara and
Zafer Baran meet with experimental photography techniques and art history.
Rasathane seçkisiyle İstanbul Modern, Barbara ve Zafer Baran’ın 1999’dan günümüze son dönem ortak üretimlerinden bir retrospektif sunuyor. Yaşamın
en küçük parçalarından gökyüzünün derinliklerine uzanan geniş bir spektrumda çalışan Baranlar, anlatıyı deneysel bir yaklaşımla zenginleştirirken doğa,
bilim ve estetiğin sınırlarını silikleştiren bir bütünlük fikrini görselleştiriyor. Barbara ve Zafer Baran doğadaki en basit formların ve hareketlerin peşine düşerek,
yaşamdaki saklı devinimin parçalarını bir araya getiriyor. Uzaklara gitmeden, bulunduğumuz noktaya gerçekleşen bir yolculuk gibi, Baran’lar çürümekte
olan bir çiçeğe, gökyüzünde ve yeryüzünde bıraktığımız izlere veya ay ve yıldızlardan uzanan ışık huzmelerine bakarak yaşamdaki en yalın çizimleri
fotoğrafa aktarıyor. Amatör bir gözlemcinin hayatın her tabakasını anlama isteğiyle, hiçbir müdahalede bulunmadan ele aldıkları formları, olduğu gibi, tüm
kusur ve güzellikleriyle kaydediyorlar. Baranların fotoğraflarında sıklıkla konu ettiği, kaybolmakta olan veya çok eskiden beri orada bulunmasına rağmen
göze çarpmayan nesnelerde, sıradan olanın cazibesi ve basitin barındırdığı karmaşa göze çarpar. Bu fotoğraflara bakıldığında botanik öğeler, coğrafi
nesneler, uzay cisimleri bir bütünün parçasıdır; bakış açısı değiştikçe birbirine benzer, hatta karışırlar. Modernizmin disiplinler arasında kurduğu yapay
sınırlar anlamsızlaşır; sanat, doğa ve bilim tek bir görsel dilde konuşmaya başlar. Rasathane, Barbara ve Zafer Baran’ın bitmeyen gözlemlerinin deneysel
fotoğraflama teknikleri ve sanat tarihiyle buluştuğu yerdir.
exhibited artists
BEHRUZ HESCHMAT
DANIEL CANOGAR
DENİZ AKGÜNDÜZ
KLAUS MOSETTIG
7-10 KASIM/NOVEMBER 2013
11.00-20.00
IKM 107
www.artonistanbul.com
10
I’m Cross With You, I’m Not Playing / Küstüm
Oynamıyorum
Rezan Has Museum / November 20-February 30
Rezan Has Müzesi / 20 Kasım-30 Şubat
In her exhibition I’m Cross With You, I’m Not Playing, the photograph artist Naz
Köktentürk starts from a personal story and aims to tell the desperation of destroyed
lives, and the cry of recent past by following the traces of barren people who we
don’t see in our lives. “In Tarlabaşı, I wanted to tell more about life, the human, and
the human condition, rather than the buildings. Even beyond Ağır Roman, the twice
aggravated tale of a neighborhood…” she says.
Fotoğraf sanatçısı Naz Köktentürk’ün “Küstüm Oynamıyorum” isimli sergisinde
sanatçı, kişisel bir hikayeden yola çıkarak yok edilen hayatların çaresizliğini,
kısırlaşmış hayatımızda göremediğimiz insanların izlerini takip ederek yakın geçmişin
haykırışını anlatmayı amaçlıyor. Sanatçı, “Tarlabaşı’nda binadan çok hayatı, insanı,
insan hallerini anlatmak istedim. Ağır Roman’dan da öte; iki kere ağırlaştırılmış
masalını bir semtin...“ diyor.
Be A Good Boy, Blossom With Your Pain
İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü
Sanatorium / Until November 24 / 24 Kasım’a kadar
TH E A RT O F
H O SP I TA LI TY,
TH E H O SP I TALITY
O F A RT
The second personal exhibition of Kemal Özen throws a melancholic and keen glance
to the living conditions in a society, in which we are preached and taught to be “good
kids”. Özen presents images that once again touch our personal histories and reminds
us of ourselves in his exhibition “Be a Good Boy, Blossom with Your Pain”, a quote from
recently passed away poet Ahmet Erhan’s poem; “Zamanı Oy, Sesini Sakla”. Özen’s
works depicts our lives cornered by social rules, incomplete ambitions, desires that we
had to hide and our crippled childhoods.
Kemal Özen’in ikinci kişisel sergisi, ‘iyi çocuk’ olmamızın öğütlendiği ve öğretildiği bir
toplumda yaşama hallerine melankolik ve keskin bir bakış atıyor. Özen, yakın zamanda
kaybettiğimiz Ahmet Erhan’ın ‘Zamanı Oy, Sesini Sakla’ isimli şiirinden alıntılayarak
“İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” adını verdiği sergisinde, bir kez daha kişisel tarihlerimize
dokunacak, baktığımızda bizi bize hatırlatacak görüntüler sunuyor. Özen’in işleri,
toplumsal kurallarla çevrili hayatlarımızın kıstırılmışlığını, eksik bırakılmış heveslerimizi,
gizlemek zorunda kaldığımız arzuları ve sakatlanmış çocukluklarımızı resmediyor.
T.Ü.Y.B., 100 cm., 2012
Entropy / Entropi
Galeri Zilberman / Until January 4
4 Ocak’a kadar
The “Entropy” exhibition, curated by Vassilios Doupas,
features new and current works from artists such as
Christoph Büchel, Maurizio Cattelan, William E. Jones,
Annika Von Hausswolff, Kay Rosen and Frank Selby.
Küratörlüğünü Vassilios Doupas’ın gerçekleştirdiği
“Entropi” sergisinde Christoph Büchel, Maurizio
Cattelan, William E. Jones, Annika Von Hausswolff, Kay
Rosen ve Frank Selby gibi sanatçıların yeni ve güncel
işleri bulunuyor.
Annika von Hauswolff, The 21st Century Transitional Object (21. Yüzyıl Geçişsi
Nesnesi), 2004, C-Print, 120x150 cm., Ed. 4
A member of the prestigious
Design HotelsTM chain and
chosen among Europe’s
top 10 art hotels,
The Sofa Hotel’s innovative
and cosmopolitan approach to
accommodation is reflected in
every detail of its ambience,
enriched by commissioned and
acquired works of art.
Hallarts; a sought after meeting
point for contemporary art
events, live performances,
exhibitions and concerts, is a
multi-functional venue located
within the hotel that can be
customized according to specific
needs, met with the signature
style of The Sofa Hotel.
Highly Individual Place
Teşvikiye Caddesi Nº 41-41A Nişantaşı · 0 212 368 1818 · [email protected] · thesofahotel.com
12
OFFICIAL ACCOMMODATION SPONSOR
‹ y i Ço c u k Ol, Ac › n l a Bü y ü
A Fall From Grace / Düşüş
Daire Gallery / Until December 7
Daire Galeri / 7 Aralık’a kadar
KEMAL ÖZEN
Sibel Horada examines the displacement story of a Pegasus sculpture with one of its wings broken, and aims
also to start a discussion on the use of public space from this viewpoint. The research period of Sibel Horada
begins with her participation to the artist residence program, as part of a project called “HereTogetherNow”
at MataderoMadrid, February 2013. A sculpture covered with cloth, residing for 8 years in Madrid’s Plaza de
Legazpi catches the attention of Horada. Horada then learns that the sculpture, which seems like of a horse from
the outside, is actually of a Pegasus and one of its wings had been broken after its initial construction. The artist
shared the first findings, interviews, visuals and the audio installation she prepared in January 2013, as part of the
residence project at Matadero. In the researches she conducted in the meantime, she wasn’t able to reach the
broken original wing, save for its replicas.
Sibel Horada, “Düşüş” isimli sergisinde, tek kanadı kırılmış bir Pegasus heykelinin yerinden ediliş hikayesini
irdeliyor ve bu noktadan hareketle kamusal alanın kullanımı üzerine de bir tartışma başlatmayı hedefliyor. Sibel
Horada’nın araştırma süreci Ocak 2013’te, MataderoMadrid’de ‘HereTogetherNow’ adlı projenin bir parçası
olarak sanatçı rezidans programına katıldığında başlıyor. 8 yıldır Madrid, Plaza de Legazpi’de üstü kumaşla
kaplanmış bir şekilde duran bir heykel Horada’nın ilgisini çekiyor. Horada, araştırmaya başladıktan sonra
dışarıdan at gibi görünen heykelin aslında bir pegasus olduğunu, ilk yapımından sonra hasar görüp tek kanadının
kırıldığını öğreniyor. Sanatçı araştırmasına ait ilk bulguları, röportajları, görselleri ve hazırladığı ses enstalasyonunu
Ocak 2013’de Matadero’daki residence projesi kapsamında paylaştı. Bu süre içinde yaptığı araştırmalarda ise
replikasyonları dışında, kırılmış orijinal kanada ulaşamadı.
23 Ekim - 24 Kas›m
Bodies That Matter / Anlamlanan Bedenler
Galeri Manâ / Until November 16 / 16 Kasım’a kadar
Curated by Rebecca Heald, “Bodies That Matter” (Anlamlanan Bedenler) exhibition is held in
collaboration with Delfina Foundation, London. The exhibition is presenting works by Basel
Abbas and Ruanne Abou-Rahme, Jumana Emil Abboud, Bashar Alhroub, Mustafa al Hallaj,
Jeremy Hutchison, Jawad al Malhi and Olivia Plender. The exhibition takes its title from
Judith Butler’s 1993 dated book of the same name. It brings together artists contemplating
on the body and structures of power in Palestine, one of the most highly charged political
laboratories of our time.
Rebecca Heald küratörlüğünde düzenlenen “Anlamlanan Bedenler” adlı sergi, Delfina
Foundation, Londra işbirliğinde gerçekleştiriliyor. Sergide Basel Abbas ve Ruanne AbouRahme, Jumana Emil Abboud, Bashar Alhroub, Mustafa al Hallaj, Jeremy Hutchison, Jawad
al Malhi ve Olivia Plender’in yapıtları yer alıyor. Başlığını Judith Butler’ın 1993 tarihli aynı
adlı kitabından alan “Anlamlanan Bedenler (Bodies That Matter)”, çağımızın en yüklü siyasi
laboratuvarlarından biri olan Filistin’de beden ve iktidar yapıları üzerine düşünmekte olan
sanatçıları bir araya getiriyor.
Black Album / Kara Albüm
Rampa / Until January 4 / 4 Ocak’a kadar
“Black Album” (“Kara Albüm”), Vahap Avşar’s second exhibit at Rampa, will provide an overall look into Avşar’s
work in the last three years. Some surprise works produced in the past years by the artist will also come to light.
The exhibition, entitled “Black Album” (“Kara Albüm”) focuses on the cycles various systems involve. With the
works he presents in this exhibition, Avşar turns to the financial cycles in the liberal economy, and the art historical
cycles regarding the creation of an artist / an artwork. Every example is formed of fragile repetitions of feedback.
Avşar’s artistic gesture finds its place right here, in the decision of preserving or destroying this cycle. In every work,
Avşar decides whether he’s going to add another link to this process, or break another one.
Vahap Avşar’ın Rampa’daki ikinci sergisi olan “Kara Albüm”, Avşar’ın son üç yıl içindeki üretimine toplu bir bakış
olanağı sunacak. Sergide, sanatçının geçmiş yıllarda ürettiği bazı sürpriz işleri de gün ışığına çıkaracak. “Kara
Albüm” isimli sergi, çeşitli sistemlerin içerdiği döngülere odaklanıyor. Avşar, bu sergide yer verdiği işleriyle liberal
ekonomik sistem içindeki finansal döngülere, bir sanatçının/sanat yapıtının oluşumuna dair sanat tarihsel döngülere
bakıyor. Örneklerin herbiri kırılgan bir geribildirim tekrarından oluşuyor. Avşar’ın sanatsal jesti de işte tam burada, bu
döngüyü koruma veya yok etme kararında yer alıyor. Avşar, her yapıtta bu süreç içine bir halka daha ekleyip ya da
başka bir halkayı kırıp kırmayacağına karar veriyor.
Negatif II / Negative II, 1990, Fotoğraf /
Photograph, 100 x 70 cm
Sanatçı ve Rampa’nın izniyle / Courtesy
of the artist and Rampa Istanbul
Asmalı Mescit Mahallesi Asmalı Mescit Sokak No:32/A Beyoğlu İstanbul
www.sanatorium.com.tr / [email protected] / +90 212 293 67 17
14
15
ABROAD / YURTDIŞI
Dayanita Singh: Go Away Closer
Hayward Gallery
Until December 15 / 15 Aralık’a kadar
Dayanita Singh, Zeiss Ikon 1996, 2013,
Courtesy the artist and Frith Street Gallery,
London, © The artist 2013
Dayanita Singh was always a photographer of unorthodox practices, and now she’s introducing the
innovative presentation of her 2D visuals. Singh presents the first exhibit retrospectively opened by
Hayward in England, in a dynamic wooden environment like a mobile museum, and as one of the most
prominent photographers of our time, with a project which can be a turning point for her art life. Dayanita
Singh’s unique production which differs from the traditional wall photo prints, receives great attention from
international art enthusiasts. The photograph, which is used as a raw material, for Singh is an end in itself,
rather than a starting point. Singh’s mobile “museum” comprises of large wooden structures which can
be placed and extended with multiple configurations. Every single photograph is arranged, viewed as
slideshows and archived within the structures in a manner that the artist refers to as “photo-architecture”.
In this exhibition, which, in addition to stories, themes and Singh’s extensive archive, includes images from
new photographs and series about fashion, Singh expands the perception of not only the world of sculpture
and architecture, but of fiction and poetry.
Her zaman alışılmışın dışında çalışmış bir fotoğrafçı olan Dayanita Singh, 2D görüntülerinin yenilikçi sunumu
ile karşımızda. Hayward’ın İngiltere’de retrospektif olarak açtığı ilk sergiyi, Singh taşınabilir bir müze gibi
dinamik bir ahşap ortamda ve zamanımızın önde gelen fotoğrafçılarından biri olarak sanat hayatında dönüm
noktası olabilecek bir projeyle sunuyor. Dayanita Singh’in duvarda fotoğraf baskı geleneğinden farklı olarak
benzersiz üretimi, uluslararası sanatseverler tarafından ilgiyle karşılanıyor. Bir hammadde olarak kullanılan
fotoğraf Singh için bir başlangıç noktası yerine, kendi içinde bir amaç. Singh’in taşınabilir ‘müze’si çeşitli
konfigürasyonlarda yerleştirilir ve açılabilir büyük ahşap yapılardan oluşuyor. Fotoğrafların her biri sanatçının
“foto-mimarlık” olarak adlandırdığı şekilde sonsuz versiyonda düzenlenebilir, sıralı görüntülenir ve yapıları
içinde arşivlenir. Hikayeler, temalar ve Singh’in geniş arşivinin yanı sıra yeni fotoğraflardan moda ile ilgili
dizilerinden görüntüler de içeren bu sergide Singh sadece heykel ve mimarlık dünyasına ait vizyonu değil,
aynı zamanda kurgu ve şiir konusundaki algıyı da genişletir.
Kaws, Pass The Blame
Galerie Perrotin
Brian Donnely, better known as Kaws, continues to produce new work by mixing cartoon and
graffiti images. After he burst into the scene by painting graffiti on the streets, bus stops and
phone booths in New York for a long time, Kaws carried on his carrier designing characters for
Disney. Cartoon characters such as 101 Dalmatians, Spongebob Squarepants, and Mickey
Mouse are among his most renowned drawings. Known for the new dimensions he added to
these characters, Kaws, later on, produced a limited number of toys. In his new exhibition “Pass
The Blame”, Kaws’s inclination towards entertaining pieces continue. He counts among his
inspirations iconic names of popular culture such as Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Frank Stella
and Ellsworth Kelly. Again, he presents popular images and cartoon characters through animation,
drawing and mixed media.Brian Donnely, bilinen ismiyle Kaws, çizgi film ve graffiti imajlarını
karıştırıp yeni işler üretmeye devam ediyor. Uzun süre New York’ta sokaklara, otobüs duraklarına,
telefon kulübelerine graffiti yaparak ünlenen Kaws, kariyerine Disney’de karakter tasarlayarak
devam etti. En bilinen çizimleri arasında 101 Dalmaçyalı, Spongebob Squarepants, Mickey Mouse
gibi çizgi film karakterleri var. Bu karakterlere kattığı yeni boyutlarla bilinen Kaws, daha sonraları
sınırlı sayıda oyuncaklar üretti. Kaws yeni sergisi “Pass The Blame”de, eğlenceli işlere yönelmeye
devam ediyor. Popüler kültürün ikonik isimleri Andy Warhol, Roy Lichtenstein, Frank Stella ve
Ellsworth Kelly’den ilham aldığını söylüyor. Yine popüler imajları, çizgi film karakterlerini animasyon
çizim ve karışık medya kullanarak sergiliyor.
16
Kaws, Companion (Passing Through), 2010, Fiberglass,
metal structure and paint, 520 x 430 x 185 cm
17
Ayşe Erkmen: Intervals
Barbican Centre
Until January 5, 2014 / 5 Ocak 2014’e kadar
Ayşe Erkmen: Intervals, Installation shot by Jane
Hobson, 2013, Courtesy of Barbican Art Gallery
Barbican Centre in London is hosting the personal exhibition of Ayşe Erkmen.
Ayşe Erkmen produced in Barbican Curve Gallery, a new installation work based
on kinetics and space. In the 90 meter long space encircling the concert hall of
Barbican Gallery, Erkmen presents a dozen of stage curtains, fluctuating softly with
an automatic flight system. An artist talk, a workshop attended by artists and a
round-table meeting will also be held as part of the program organized parallel to the
exhibition.
Londra’da bulunan Barbican Centre, Ayşe Erkmen’nin kişisel sergisine ev sahipliği
yapıyor. Ayşe Erkmen, Barbican Curve Galeri’de kinetik ve mekana dayalı yeni bir
enstelasyon çalışması üretti. Barbican Galeri’nin konser salonunun etrafını dönen
90 metre uzunluğundaki mekanda Erkmen, otomatik uçuş sistemiyle hafifçe alçalıp
yükselen bir düzine sahne perdesi sergiliyor. Sergiye paralel olarak düzenlenecek
program kapsamında da, sanatçı konuşması, sanatçıların katılacağı bir atölye
çalışması ve yuvarlak masa toplantısı düzenlenecek.
Francis Bacon and Henry Moore: Flesh and Bone
Ashmolean
Until January 19 / 19 Ocak’a kadar
Two giants of 20th century western art got together for this big exhibition of human figures. Containing images which reveal the fantastic parallelism in
their exceptional work, the exhibition, the exhibition includes Moore’s sculptures and drawings, along with paintings by Bacon. Although they had different
styles, works of Bacon and Moore were exhibited together in 1960, at the end of World War II. This exhibition also aims to discover certain themes in the
works and provide new insight for these two artists by underlining important effects and experiences shared. The eloquent drawings of shelters in Moore’s
first exhibition as a war artist he opened back in the early 40’s earned him rightful recognition. With the majority of works from 50’s and 60’s, this is one
of the most intriguing exhibitions that will be held in Ashmolean. It is difficult to picture in this exhibition of Francis Bacon and Henry Moore, the shapelyedged, recumbent mother earth pieces of the sculptor, presented side by side with the painter’s works which reflect his tortured soul through diseased
animal maws and maimed limbs. But, even though the reaction from modern artists to this big exhibition is completely different, it is obvious that the
driving force for war experienced Picasso, Michelangelo and Rodin to the new directions which adapts to the modern world was the human figure.
20. yüzyıl batı sanatının iki devi unutulmaz insan figürlerinden oluşan bu büyük sergi için buluştu. Nadir görülen işlerindeki inanılmaz paralellikleri ortaya
çıkaran görüntülerin yer aldığı sergide Bacon’un resimleri yanında Moore’un heykelleri ve çizimleri de yer alıyor.
Farklı tarzlarda çalışmalarına rağmen Bacon ve Moore’un işleri 1960’ta İkinci Dünya Savaşı sonunda bir arada sergilendi. Bu yeni sergi de paylaşılan
önemli etkileri ve deneyimleri vurgulayarak çalışmalardaki belirli temaları keşfetmek, bu iki sanatçı için yeni bir bakış açısı getirmeyi amaçlıyor. Moore’un
1940’lı yılların başlarında bir savaş sanatçısı olarak açtığı ilk sergide yer alan dokunaklı barınak çizimleri ona haklı bir ün getirmiştir. 1950’lerde ve 1960’larda
kalma eserlerin çoğunluğu ile bu sergi Ashmolean’da düzenlenecek en iddialı sergilerden biri. Francis Bacon ve Henry Moore ortaklığındaki bu sergide,
heykeltıraşın düzgün kenarlı uzanmış toprak analı işleriyle, ressamın hastalıklı hayvan ağızları ve sakat organlarından oluşan, işkence çeken ruhunu yansıttığı
işlerini aslında bir arada hayal etmek zor. Ancak bu büyük sergiye modern sanatçıların tepkisi tamamen farklı olsa bile, yine de açıkça görülüyor ki savaş
yıllarından deneyimli, Picasso, Michelangelo ve Rodin’i de modern dünyaya uyum gösteren yeni yönlere insan figürü itmişti.
Magritte: The Mystery of the Ordinary, 1926–1938
MoMA
Until January 12 / 12 Ocak’a kadar
Collectively organized by Menil Collection, the Art Institute of Chicago and Museum of Modern Arts, the exhibition comprises images of René Magritte,
focusing on the surrealist breakthrough of the 20th century.
Magritte presents in his historical and biographical works, which also carry traces of the war began on 1926 and lasted until 1938 with the eruption of
World War II, strategies and themes from the most creative and experimental era of his productive career. Magritte takes his place among progressive
artists on these years in which the objects represent nameless, and governments represent semiconscious visions with images of transformation and
metamorphosis. With photographs, magazines and commercial works which gathers together almost 80 paintings, collages and object, the exhibition
provides new insight about the identity of the modern painter and surrealist artist Magritte.
Menil Collection, Houston ve Chicago Sanat Enstitüsü ile Modern Sanat Müzesi tarafından ortaklaşa düzenlenen sergide René Magritte’in 20. yüzyılın
sürrealist atılımına odaklanan olağanüstü görüntüler bulunuyor.
Magritte, 1926 yılında başlayan ve İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle 1938’e dek süren savaştan da derin izler taşıyan tarihsel ve biyografik işlerinde
üretken kariyerinde en yaratıcı ve deneysel döneminden stratejiler ve temalar sunuyor. Dönüşüm, başkalaşım imgeleriyle, nesnelerin isimsiz ve devletlerin
yarı uyanık vizyonları temsil ettiği bu yıllarda Magritte yenilikçi sanatçılar arasında yer alır.
18
19
FAIRS / FUARLAR
Artissima
November 8-10 / 8-10 Kasım
NEW ENTRIES 2013, Gea Casolaro, Still here AngelA
Pont Alexandre III, 2009/2013, Courtesy The Gallery
Apart, Roma
The Artissima, which will be organized on November 8-10 in Torino, with the art direction of Sarah
Cosulich Canarutto, has a special place among international fairs. The fair, which was developed
in 2012 for new initiatives and projects and was established on achieving quality while preserving
cultural talents, now has its international scope extended. Drawing attention from professionals and
attracting great interest by the broad participation of public and press, Artissima will be held this year
with the participation of 190 galleries in total; 60 from Italy, and 130 from other countries.
8-10 Kasım tarihleri arasında Sarah Cosulich Canarutto’nun sanat yönetiminde Torino’da yapılacak
olan Artissima’nın uluslararası fuarlar arasında özel bir yeri var. 2012 yılında, yeni girişimler ve projeler
için geliştirilmiş ve kültürel yetenekleri koruyarak kalite üzerine kurulu fuarın,uluslararası kapsamı
genişletildi. Profesyonellerin ilgisini çeken, halkın ve basın mensuplarının da yoğun katılımıyla yoğun
ilgi gören Artissima, bu yıl İtalya’dan 60, diğer ülkelerden 130 olmak üzere toplam 190 galerinin
katılımıyla gercekleşecek. Bu galeriler, fuardaki beş ana bölümde sanatçı ve eserlerini sanatseverle
buluşturacak.
Shanghai Art Fair
November 14-17
14-17 Kasım
İBRAHİM ÖRS
24.10. - 24.11.2013
With its long history and its high degree of internationalization, Shanghai Art Fair is Asia’s
most famous shopping place for art. Presenting a magnificent art activity for both domestic
and international collectors, the fair, same as before, will be held at Shanghaimart, on
November 14-17. First held in 1997, the Shanghai Art Fair has been a successful bridge
worldwide, and filled the gap between public and art.
Şangay Sanat Fuarı uzun geçmişiyle Asya’nın en bilinen sanat etkinliği. Yurtiçi ve
yurtdışında koleksiyonerlere uluslararası bir bakış açısı sunan fuar, daha önce olduğu gibi
Shanghaimart’te 14-17 Kasım tarihleri arasında yapılacak. 1.000’den fazla sanat galerisi,
50’den fazla ülke ve bölgelerden gelen ajanslar son 12 yıl boyunca bu canlı sanat fuarına
katılmaya devam ediyor.
Art Basel Miami
December 5-8 / 5-8 Aralık 2013
In 2013 the Art Basel show in Miami Beach will feature 258 leading international galleries, drawn from 31 countries
across North and South America, Europe, Asia, and Africa. The show presents artwork ranging from Modern
masters to the latest contemporary works and includes, for the first time in Miami Beach, a sector dedicated to
editioned works.
8-10 Kasım tarihleri arasında Sarah Cosulich Canarutto’nun sanat yönetiminde Torino’da yapılacak olan
Artissima’nın uluslararası fuarlar arasında özel bir yeri var. 2012 yılında, yeni girişimler ve projeler için geliştirilmiş ve
kültürel yetenekleri koruyarak kalite üzerine kurulu fuarın,uluslararası kapsamı genişletildi. Profesyonellerin ilgisini
çeken, halkın ve basın mensuplarının da yoğun katılımıyla yoğun ilgi gören Artissima, bu yıl İtalya’dan 60, diğer
ülkelerden 130 olmak üzere toplam 190 galerinin katılımıyla gercekleşecek. Bu galeriler, fuardaki beş ana bölümde
sanatçı ve eserlerini sanatseverle buluşturacak.
Sean Scully
Figure (5/20/04), 2004
Copyright of the Artist, Courtesy of
Galerie Lelong, Paris
20
ERCAN YILMAZ
28.11. - 5.1.2014
P: +90 (216) 369 80 50
[email protected]
www.art350.com
BOOTH: LK705
Bağdat Caddesi No: 350
ARTIST:
34738 Erenköy
Ekin Koç
İstanbul/Turkey
Brigitte Spiegeler
21
Humboldt
Forum
Manfred Rettig
Humboldtforum
Wettbewerb, Bauliches
Corporate Design
Holzer Kobler
Architekturen Zürich,
Eingangshalle 2
© Holzer Kobler
Architekturen Zürich
The Humboldt Forum makes far more than just a museum of the Berlin
Palace. A forward-looking dialogue of world cultures is to take place
here, featuring major exhibitions with overarching themes, readings, film,
theatre, dance and the many other opportunities offered by museums,
the library and the university. The result is a new ‘house of the people’
with a vibrant and imaginative programme of events.
Humboldt Forum, Berlin Sarayı’nın bir müzesi olmaktan çok daha fazlası.
Kapsayıcı temaları olan büyük sergiler, okumalar, film, tiyatro, dans
eserleri ve müzeler, kütüphane ve üniversite tarafından sunulan birçok
çalışmayı içeren, ileri görüşlü bir dünya kültürleri diyaloğu yaşanacak
burada. Sonuç ise enerjik ve yaratıcı etkinlik programı olan, yeni bir “halkın
evi” olacak.
The reconstructed palace with its baroque façades will be rebranded in
contemporary style as a showcase for world cultures and for the history
of knowledge in the spirit of the Humboldt brothers. This is to be the
future Humboldt Forum. The Ethnological Museum’s non-European
collections and the Museum of Asian Art will be moved from Dahlem
into the centre of the capital. This will also ensure greater international
attention for Berlin’s world-class collections.
Barok cepheleriyle yeniden düzenlenen saray, dünya kültürleri ve bilgi
tarihi için bir vitrin olacak şekilde, Humboldt kardeşlerin ruhuyla, çağdaş
stilde yeniden markalandırılacak. Geleceğin Humbolt Forum’u böyle
olacak. Etnoloji Müzesi’nin Avrupa temelli olmayan koleksiyonları ve Asya
Sanatı Müzesi Dahlem’den, başkentin merkezine taşınacak. Bu mekân
değişikliğinin Berlin’in birinci sınıf koleksiyonlarına yönelik uluslararası ilgiyi
artıracağına şüphe yok.
The future Humboldt Forum will be a place where the monuments of
European art and cultural history housed on the nearby Museum Island
can engage in a well-informed and readily comprehensible dialogue with
other world cultures. Supplemented by a series of special exhibitions held
by the Humboldt University in Berlin and the Central and Regional Library
in Berlin’s ‘World of Languages’ initiative, a well-judged concentration of
art and culture is created in a prominent urban position – a rare event in
any world metropolis.
Geleceğin Humboldt Forum’u, Avrupa sanatının abideleri ile yakınlardaki
Müzeler Adası’nda muhafaza edilen kültürel tarihin, diğer dünya kültürleri
ile iyi bilgilendirilmiş ve rahatlıkla kavranabilecek bir diyalog kurabileceği
bir mekân olacak. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi ve Berlin’deki
“World of Languages” inisiyatifinin Merkez ve Bölgesel Kütüphaneleri
tarafından düzenlenecek bir dizi özel sergi ile tamamlanan bu etkinlik,
önemli bir kentsel mekânda, iyi tasarlanmış bir sanat ve kültür toplaşması
gerçekleştirecek - dünyadaki metropoller için bile nadir bir olay.
The Humboldt Forum at the Berlin Palace will be a focal point for
Germany’s capital. The composition of the content – which represents
the real mission of the new structure – must therefore be exemplary and
forward-looking.
Berlin Sarayı’ndaki Humboldt Forum, Almanya’nın başkenti için bir odak
noktası hâline gelecek. Bu yüzden, yeni yapının gerçek görevini temsil
eden içeriğin kompozisyonu emsal niteliğinde ve ileri görüşlü olmalıdır.
The commissioning body, the Berlin Palace–Humboldt Forum
Foundation, worked closely with its partners – the Prussian Cultural
Heritage Foundation–National Museums in Berlin, the Central and
Regional Library in Berlin and the Humboldt University in Berlin. The plan
is to create a permanent exhibition on the theme of ‘The Historic Heart of
Berlin – Identity and Reconstruction’. The Foundation is also the point of
contact for sponsors and for societies involved in supporting the Berlin
Palace–Humboldt Forum project.
22
ARMAGGAN
İLAN
Kabul kurulu, Berlin Sarayı–Humboldt Forum Vakfı, ortakları Prusya
Kültür Mirası Vakfı, Berlin’deki Ulusal Müzeler, Berlin Merkez ve Bölgesel
Kütüphaneleri ve Berlin’deki Humboldt Üniversitesi ile yakın şekilde çalıştı.
Plan ise “Berlin’in Tarihsel Kalbi – Kimlik ve Yeniden Düzenleme” temasını
kalıcı bir şekilde taşıyan bir sergi yaratmak. Vakıf, aynı zamanda Berlin
Sarayı-Humboldt Forum projesini destekleyen sponsorlar ve derneklerin
irtibat noktası niteliğinde.
23
Canan Tolon in Parasol Unit
Canan Tolon, Parasol Unit’te
Next January, Parasol Unit will host the personal
exhibition of Canan Tolon. Recently added to the
British Museum collection, the artist’s 33-piece
drawing series, titled “Futur Imparfait”, will also
debut in the exhibition.
Geçmişsiz Gelecek için desenler / Drawings for Futur
Imparfait,1986-1999, mylar üzerine mürekkep ve kalem /
ink wash and crayon on mylar, 36x28 cm. / 14x11 inches
İsimsiz / Untitled, 1990, karışık teknik / mixed media, 61x71 cm. / 24x28 inches
Canan Tolon’s works will be displayed at Parasol Unit, a non-profit
institution in London, in January. The curator of the exhibition, also the
founder of Parasol Unit, Ziba Ardalan, first saw the artist’s work in the
exhibition she had at Galerie Nev. Impressed by the use of space and
layers in the artist’s paintings, she also obtained information on her early
works. Then she was thoroughly convinced to have the artist’s work
displayed at Parasol, in an exhaustive exhibition ranging from her early
works to her late ones.
In the exhibition, Ziba Ardalan will include a wide range of Canan Tolon’s
works. The first gallery will host the artist’s early works, in which she
used all sorts of materials in collages and layers. “’She also grow grass
on some of her works during the exhibition that by the end of show
could turn brown. This process of transformation, maybe decay alludes
to time lapsed which is very important in her work.” says the curator,
then indicating that these works reflect on the conflict between reality
and illusion. “In the second gallery, we show a series of Glitch paintings
and the amazing sense of space through layering paint.” says Ardalan.
She indicates that the use of space and layers on the canvas of Canan
Tolon’s work points to Piranesi’s work, by whom the artist also was
taken. In the upstairs gallery, a group of rust works will be displayed, also
24
Önümüzdeki Ocak ayında, Parasol Unit Canan
Tolon’un kişisel sergisine ev sahipliği yapacak.
Sergide, aynı zamanda British Museum
koleksiyonuna katılan, sanatçının 33 çiziminden
oluşan ‘Futur Imparfait’ adlı serisi de ilk kez
izleyicilerle buluşacak.
Canan Tolon’un eserleri Ocak ayında Londra’da bulunan kar amacı
gütmeyen kurum Parasol Unit’te sergilenecek. Serginin küratörü, aynı
zamanda Parasol Unit’in kurucusu Ziba Ardalan, sanatçının eserleriyle
ilk kez Galeri Nev’deki sergisi sırasında karşılaşmış. Ardalan, sanatçının
tuvallerindeki yüzey ve katmanlarının kullanımından etkilenerek erken
dönem işleri üzerine de bilgi edinmiş. Parasol’da, sanatçının erken
döneminden başlayarak bugüne kadar işlerini sergilemeye karar vermiş.
Ziba Ardalan, sergide Canan Tolon’un işlerinden geniş bir döneme yer
verecek. Serginin ilk bölümünde sanatçının, kolaj ve katmanlar halinde
birçok malzemeyi bir arada kullandığı erken dönem işleri yer alıyor olacak.
‘“Ayrıca, sergi esnasında bazı eserlerinin üzerine, serginin sonuna doğru
renkleri kahverengiye dönen çimenler ekti. Bu dönüşüm, belki de çürüme,
eserlerinin çok önemli bir parçası olan zamansal dönüşüme işaret ediyor.”
diyen küratör aynı zamanda bu işlerin gerçek ve ilüzyon arasındaki
çatışmayı da yansıttığını belirtiyor. Serginin ikinci bölümünde, ‘’Glitch
resimlerini ve yine birçok katmanla, alan kullanımının da katmanlaştığını
görüyoruz diyor’’, Ardalan. Canan Tolon’un işlerinde, tuvallerdeki yüzey
ve katman kullanımını, sanatçının da etkilendiği Piranesi’nin eserlerine
yakın buluyor. Mekanın üst katında, bir grup pas işi göstereceğiz. Bu
işler de yine, zamansal bir dönüşüme işaret ediyor. Galerinin daha dar
Time After Time, 2012, Installation view from University of Michigan - Institute for the Humanities / Michigan Üniversitesi - Institute for the Humanities’den sergi görüntüsü
referring to time lapsed. She indicates that an installation titled “Time
After Time”, a black and white work made of many smaller pieces put
together, will be shown in the narrower part of the upstairs gallery. “We
hope that the contrast between light and darkness in these works should
be a unique experience for the viewers.”
‘Futur Imparfait’ will be part of the exhibition and I am so grateful to
British Museum to have made the loan possible. Venetia Porter has
been very supportive. This is a very important, very personal group of
drawing and has an incredible and visceral power. These 33 drawings
were illustrated in a book that Canan published about 15 years ago by
the same title. Anyone interested in the work of Canan and even anyone
interested in visual art should read this book. This work was crucial to the
success of the show and I am so happy and feel privileged that they are
included in Canan’s exhibition at Parasol.
Recently added to the British Museum collection, “Futur Imparfait”,
Canan Tolon’s 33-piece sketch series is also among the works that will
be displayed in the exhibition. Published into a book 15 years ago by the
artist, this work is deemed a “must read and see for everyone interested
in visual” art says Ardalan.
olan üst bölümünde Time After Time adında, birçok küçük işten oluşan
siyah ve beyaz bir enstalasyon göstereceklerini belirtiyor. ‘’Buradaki ışık
ve gölge ilişkisinin ilişkisinin izleyenler için de farklı bir deneyim olacağını
düşünüyoruz’’.
Canan Tolon’un British Museum koleksiyonuna yeni eklenen, 33
desenden oluşan ‘Futur Imparfait’* de sergide gösterilecek olan eserler
arasında. On beş yıl önce, sanatçının bir kitap haline getirdiği bu iş için
‘’herkesin okuması ve görmesi gereken bir iş’’ diyor Ardalan.
Eda Kehale Argun
Ebru Yetişkin
Georg Scholhammer
CI Dialogues
Derya Yücel
Edelbert Koeb
Jack Pam
Vanessa Muller
Jean Conrad Lemaitre
NEW MEDIA: THE FUTURE OF ART, THE ART
OF THE FUTURE
YENİ MEDYA: SANATIN GELECEĞİ,
GELECEĞİN SANATI
DIALOG: ART FROM VIENNA
DİYALOG: VİYANA’DAN SANAT
NEW HORIZONS: RUSSIA
YENİ UFUKLAR: RUSYA
CI Dialogues, the conferences series of Contemporary Istanbul, builds
this year’s theme on the unity of new technologies with art. For three
days, new media artists, collectors, theoreticians and institution directors
will come together in the program, entitled “The Future of Art, The Art
of the Future”. Additionally, the program includes; contemporary art
from Russia, this year’s New Horizons guest country, and Austrian
contemporary art. The program, which will be aired live on Bloomberg
HT, in November 8, will bring together experts on art markets.
CI Dialogues will begin on the opening day of the fair, with the artist
speech by Hermann Nitsch. As part of the new media program, Turkish
academician and an expert on this field, Ebru Yetişkin, and artists
Candaş Şişman and Ozan Türkkan will give the first speech. The director
of Art Tactic website, Anders Petterson, directors of online art platforms,
such as ArtNetWorth, Sedition, and ikono.tv; Roy Halstead, Rory Blain
and Jack Pam will review the new forms of art viewing, purchasing and
displaying, progressing with the rise of new technologies. Derya Yücel
and Lanfranco Aceti will converse with Ceren Akman, curator of Plugin,
on new media curating. Owners of one of the most comprehensive
archives on new media, collectors Isabel and Jean Conrad Lemaitre will
talk with author and critic Louisa Buck on their collection.
26
Contemporary Istanbul’un konferans serisi CI Dialoues bu yıl temasını
yeni teknolojilerin sanatla buluşması üzerine kuruyor. ‘Sanatın Geleceği,
Geleceğin Sanatı’ başlıklı programda üç gün boyunca yeni medya
sanatçıları, koleksiyonerleri, teorisyenleri ve kurum direktörleri bir aray
gelecek. Bunun yanı sıra program dahlinde; CI’ın bu yıl Yeni Ufuklar
konuk ülkesi Rusya’dan güncel sanat, ayrıca Avusturya güncel sanatı da
konuşulacak. Bloomberg HT’nin 8 Kasım günü canlı olarak yayınlayacağı
program ise sanat piyasası üzerine uzman isimleri bir araya getirecek.
CI Dialogues, fuarın ön açılış günü Hermann Nitsch’in sanatçı
konuşmasıyla başlayacak. Yeni medya programı kapsamında ise;
Türkiye’den bu alanda uzman ve akademisyen Ebru Yetişkin, sanatçılar
Candaş Şişman, Ozan Türkkkan ilk konuşmayı gerçekleştirecek. Art
Tactic web sitesi direktörü Anders Petterson, ArtNetWorth, Sedition,
ikono.tv gibi online sanat platformlarının direktörleri; Roy Halstead, Rory
Blain ve Jack Pam de yeni teknolojilerle gelişen sanat izleme, alma
ve gösterim biçimlerini değerlendirecekler. Derya Yücel ve Lanfranco
Aceti, yeni medya küratörlüğü üzerine Plugin direktörü Ceren Arkman
ile konuşacak. Dünya çapında en geniş yeni medya arşivine sahip
koleksiynerlerden Isabel ve Jean Conrad Lemaitre çifti, yazar ve
eleştirmen Louisa Buck ile koleksiyonları üzerine sohbet edecek.
As part of this year’s New Horizons, the program welcomes two expert
speakers on regional art to talk about and discuss the contemporary
art on this year’s guest, Russia. The guests of the program are curator
and author Iara Boubnova and the director of Modern Arts Museum of
Moscow, Vasili Tsereteli.
On Bloomberg HT live broadcast, Christie’s consultant for Turkey, Eda
Kehale Argun, Vice Chairman of the Management Board in Alarko and
collector Leyla Alaton, and General Coordinator of Contemporary Istanbul
Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman will review the situation of art market in
Turkey and worldwide.
In collaboration with Austrian energy company OMV, one of the sponsors
of this year’s fair, a panel entitled “Dialogue: Art from Vienna” will be held.
Founding editor of Springerin Magazine Georg Schölhammer, former
director of MUMOK and curator Edelbert Köb and assistant director of
Kunsthalle Wien, Vanessa Muller will attend to the panel as speakers.
Program bu yıl Yeni Ufuklar kapsamında konuk ülke Rusya’dan güncel
sanatı konuşmak ve tartışmak üzere bölge sanatı üzerine uzman iki
konuşmacıyı ağırlıyor. Küratör ve yazar Iara Boubnova ve Moskova
Modern Sanatlar Müzesi direktörü Vasili Tsereteli programın konukları.
Bloomberg HT canlı yayınında, Christie’s Türkiye danışmanı Eda Kehale
Argun, Alarko Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve koleksiyoner
Leyla Alaton ve Contemporary Istanbul Genel Koordinatörü Prof. Dr.
Hasan Bülent Kahraman Türkiye’deki ve dünyadaki sanat piyasasını
değerlendirecekler.
Bu yıl fuarın sponsorlarından Avusturyalı enerji şirketi OMV işe işbirliği
kapsamında Diyalog: Viyana’dan Sanat adlı panel gerçekleşecek. Panele;
Springerin Dergisi kurucu editörü Georg Schölhammer, MUMOK eski
direktör, ve küratör Edelbert Köb ve Kunsthalle Wien’in yardımcı direktörü
Vanessa Mueller konuşmacı olarak katılacaklar.
Detaylı program için: contemporaryistanbul.com
For the program details: contemporaryistanbul.com/programming
27
A Bunker for
Contemporary Art
Interview: Bilgen Coşkun
Tomas Saraceno
Flying Garden / Air-Port City / 32SW 2007
Photo: Nosche
Michael Sailstorfer
Zeit ist keine Autobahn, Frankfurt, 2008
Photo: Nosche
I read in one of your interviews that you started to collect art
with Wolfgang Tillmanns’s photography already in the 90s. Can
we see the collector-artist relationship as a symbiosis or is there
always a winner party?
A symbiosis is not my ideal, some friction makes a relationship
more exciting. But as a collector I have a responsibility for the work
of an artist.
Christian and Karen Boros, Photo: © Wolfgang Stahr
Karen and Christian Boros own one of the most exciting and impressive private contemporary art
collections. The exhibition space which is a former Nazi air raid shelter built in 1942 creates an
exceptional surrounding. The 3,000 square meter bunker was deconstructed and transformed into
an exhibition space by architect Jens Casper. The exhibition rooms in different shape and size create
a unique experience of the artworks exhibited as the remarks of the past seventy years are visible on
the walls. Boros exhibit artworks of established artists such as Olafur Eliasson and Elizabeth Peyton as
well as young artists such as Alicia Kwade and Michael Sailstorfer. I had the chance to see the current
exhibition of Boros Collection during one of their invitations. Today we are talking about their passion
for art, their contemporary art collection, the fast changing art world and how it effects collecting art.
28
What are the most important qualities while deciding to buy an
artwork for you?
A work of art has to be irritating and disturbing, it should challenge
my perception of art and life. It’s a gut feeling that makes me want
to have it. I am a visual person and the visual power is important.
Do you face with the dilemma of passion versus investment while
buying an artwork? If yes, how do you solve it?
If you have passion it’s hard not to follow it.
You changed the part of your private art collection exhibited
in the bunker in September 2012. How do you curate your
exhibition and decide which artworks to share with public?
Our starting point is not a thematic one. The process of selecting
begins a long time before…it can be a moment when my wife and
I decide to buy works from an artist. We get so absorbed that it is
immediately decided that we will show it in the next exhibition. And
we prefer to show groups of works, so we select the artists whose
works we want to see again and whose approach arises questions
we want to share. For example, for the current exhibition we
choose Alicia Kwade and Klara Lidén whose works we acquired not
long ago. The works tangle very different themes. With Wolfgang
Tillmanns being one of the first artists in the collection we were
curious to see his portraits and still lives again in the context of this
younger generation.
The artworks of Olafur Eliasson who employs optical illusion as
a major theme and works together with architects and engineers
besides the art related creatives, constitute an important part of
your collection. Is it related to your fascination to see science in
the context of art?
OE challenges the way we see and experience life around us, not
only nature but also our everyday surrounding. It’s not the scientific
phenomena within nature but the sheer beauty we are forced to
discover.
You exhibit your art collection not in a white cube but in a
former Nazi air raid shelter built in 1942, which changed its
29
Manon & Benjamin Awst & Walther
Latent Measures (Component 17), 2011
Photo: Nosche
function by time: bunker, textile warehouse, warehouse for
imported tropical fruits from Cuba, fetish techno club, an erotic
trade fair and finally an exhibition space. You didn’t prefer to
convert this historically meaningful space into a white cube. The
visitors can see the remarks of the time passed in these rooms
on the walls, such as the neon paints and graffiti on the walls.
Do you believe that this serves as a stronger background for the
artwork and brings the artwork to a different light?
First of all, it was important to us to keep the history of the
building, the different layers of the last seventy years that were so
extreme in the city of Berlin. With its claustrophobic, rigid structure
the bunker still makes you experience not only what it must have
been like to find protection here but also the frame of mind behind
the architects. Hopefully, it works as a negative example. We tried
to find a balance between the historical background and the space
for art, keeping some of the original rooms and making some as
neutral as possible. It was an experiment which was strongly
supported by the artists who confirmed that they would help to
install their works. Looking at the installation now some works
become more intense and powerful. Most works are alone in one
room, it’s a concentration we don’t get to experience any more. For
example, the room of Thomas Ruff. Inside you forget about all the
other works in the bunker, you are just there looking at the stars.
Being a collector in the digital age, how did it effect art buying
and presentation of a collection?
Everything is faster, we see more art than ever, we see a collection
without travelling, we buy at an art fair without being there.
30
But it’s not satisfying. At the end of the day to experience a good
exhibition in real time and space is what makes me happy.
Christie’s has recently sold a painting of Basquiat for $48 million
at its New York sale. Museums mostly cannot afford the highly
priced art works and therefore it looks like they lost the battle
with the private collectors. Doesn’t this situation put the public
view of artwork into danger?
One day every work of art will find its way into the museum…
Which upcoming artists do you follow right now?
My wife and I were impressed by the first show of Justin Matherly
at Johann König. His sculptures confront us with creatures of
prehistorical sites and raise questions about art production of
ancient communities in relation to our time. The Brazilian artist
Adriano Costa who was shown at abc in Berlin also drew our
attention.
The pace and direction of the artistic production is changing
nowadays constantly. Which city or region do you think has an
emerging and progressive art scene right now? And which are the
upcoming ones?
Our next travels will take us to Brazil and Columbia as we are
curious about the art scene there. Istanbul as the hinge between
East and West will surely be a growing art production. And though
I am not so familiar with the Middle East I believe that we will see
more interesting artists from there. But of course, New York and
Berlin will remain their central position.
ANTONIO COSENTINO
MARMARADAN GİDENLER
( B İ R K A Ç I Ş H İ K AY E S İ )
14 KASIM -26 ARALIK 2013
G AY R E T T E P E M A H . H O Ş S O H B E T S K . S E L E N İ U M PA N O R A M A R E S İ D E N C E
M A Ğ A Z A 1 G AY R E T T E P E - İ S TA N B U L 0 2 1 2 3 5 6 1 0 5 3 – 5 5 • 0 2 1 2 2 7 0 7 0 6 4
PAZAR HARİÇ HER GÜN 10.00-19.00
Güncel Sanata Bir Sığınak
Söyleşi: Bilgen Coşkun
Karen ve Christian Boros, en
heyecan verici ve etkileyici güncel
koleksiyonlarından birine sahip. Sergi
mekânı, 1942’de bir Nazi hava saldırısı
sığınağı olarak inşa edilmiş. 3000
metrekarelik sığınak, mimar Jens Casper
tarafından dekonstrüksiyona tabi tutuldu
ve bir sergi mekânına dönüştürüldü.
Farklı şekil ve boyutlardaki sergi odaları,
sergilenen eserler için eşsiz bir deneyim
yaratırken, duvarların üzerinde de geçen
yetmiş yılın izleri görülebiliyor. Boros
burada, Olafur Eliasson ve Elizabeth
Peyton gibi tanınmış sanatçılara ait
eserlerin yanı sıra, Alicia Kwade ve
Michael Sailstorfer gibi genç isimlerin
eserlerini de sergiliyor. Düzenledikleri bir
davet sırasında, Boros Koleksiyonu’na
ait mevcut sergiyi görme şansı buldum.
Ardından sanata olan tutkuları, güncel
sanat koleksiyonları, hızla değişen sanat
dünyası ve bunun sanat koleksiyonerliği
üzerine etkilerini konuştuk.
Ai Weiwei
Tree, 2009-2010
Photo: Nosche
Önceki röportajlarınızdan birinde, koleksiyonerliğe 90’lı yıllarda,
Wolfgang Tillmanns’a ait fotoğraflarla başladığınızı okudum.
Koleksiyoner-sanatçı ilişkisini bir simbiyoz olarak görebilir miyiz
yoksa her zaman kazanan bir taraf var mıdır?
Bir simbiyoz benim için ideal değil, biraz sürtüşme bir ilişkiyi
daha heyecanlı hâle getiriyor. Fakat bir koleksiyoner olarak, bir
sanatçının işlerine karşı bir sorumluluğum mevcut.
hayat algıma meydan okumalıdır. Bir esere sahip olma hissi içime
doğuyor. Görsel bir insanım, bu yüzden görsel güç önemli.
Bir sanat eserini almaya karar vermenizi sağlayan en önemli
özellikler nelerdir?
Bir sanat eseri sinir bozucu ve rahatsız edici olmalıdır, sanat ve
Koleksiyonunuzun sığınakta sergilenen kısmını 2012 Eylül’ünde
değiştirdiniz. Serginizin küratörlüğünü nasıl yapıyorsunuz
ve hangi eserleri insanlarla paylaşacağınıza nasıl karar
veriyorsunuz?
32
Bir eser satın alırken tutku ve yatırımı karşı karşıya getiren
ikilemi yaşıyor musunuz? Eğer yaşıyorsanız, nasıl üstesinden
geliyorsunuz?
Eğer bir tutkunuz varsa, onu takip etmemek zordur.
Thomas Scheibitz, Tinte und Zucker, 2007; Carlo Crivelli, 2006, Photo: Nosche
Tematik bir başlangıç noktamız yok. Seçme süreci çok öncesinde
başlıyor. Benim ve karımın bir sanatçının eserlerini almaya karar
vermemiz bile bir başlangıç sayılabilir. Esere öyle kapılıyoruz ki
gelecek sergide bulunmasına o anda karar veriyoruz. Eserleri
gruplar olarak sergilemeyi tercih ettiğimiz için, işlerini tekrar
görmek istediğimiz ve yaklaşımları, paylaşmak istediğimiz
sorular doğuran sanatçıları seçiyoruz. Örneğin, mevcut sergi
için eserlerini kısa süre önce edindiğimiz Alicia Kwade ve Klara
Lidén’i tercih ettik. İşler çok farklı temalar arasında dolaşıyor.
Eserlerini koleksiyona kattığımız ilk sanatçılardan olan Wolfgang
Tillmanns‘ın portrelerini görmeyi çok istiyorduk ve kendisi bu genç
nesil bağlamında hâlen yaşamakta.
Asıl temalarından biri olarak optik illüzyonu kullanan ve
sanatçıların yanı sıra mimar ve mühendislerle çalışan Olafur
Eliasson’un eserleri koleksiyonunuzun önemli bir bölümünü
oluşturuyor. Bunun bilimi sanat bağlamında görme merakınız ile
bir ilgisi var mı?
Olafur Eliasson etrafımızdaki hayatı görüş ve deneyimleme
şeklimize meydan okuyor; yalnızca doğaya değil, günlük ortamlara
da. Keşfetmek zorunda bırakıldığımız şey doğa içindeki bilimsel
olgular değil, katıksız güzellik.
Koleksiyonunuzu beyaz bir küpün içinde değil, 1942 yılında inşa
edilen ve zaman içinde sığınak, tekstil deposu, Küba’dan ithal
edilen tropik meyveler için bir depo, fetiş tekno klübü, erotik
ticaret fuarı ve son olarak bir sergi mekânı işlevlerini gören,
eski bir Nazi hava saldırısı sığınağında sergiliyorsunuz. Tarihsel
bir anlam taşıyan bu mekânı, beyaz bir kübe dönüştürmek
istemediniz. Ziyaretçiler oda duvarlarındaki geçmiş zamanlara
ait izleri görebiliyorlar; neon boyalar ve duvardaki grafitiler gibi.
Bunun eserler için daha güçlü bir arka plan görevi gördüğünü ve
eserlere farklı bir ışık tuttuğunu düşünüyor musunuz?
Öncelikle, binanın tarihini, Berlin şehrinin uç bir şekilde geçirdiği
70 yılın farklı tabakalarını korumak bizim için önemliydi.
Klostrofobik, katı yapısı ile sığınak, orada korunabilmenin nasıl
bir şey olduğunun yanı sıra, mimarların arkasındaki düşünce
yapısını da, hâlen tecrübe edebilmenizi sağlıyor. Negatif bir örnek
teşkil etmesini umuyoruz. Orijinal odalardan bazılarını muhafaza
ederek ve bazılarını olabildiğince yansız tutarak, tarihsel arka plan
ve sanat mekânı arasında bir denge bulmaya çalıştık. Eserlerinin
kurulmasına yardım edeceği kesinleşen sanatçılar tarafından
tamamen desteklenen bir deneydi. Enstalasyona baktığımda, bazı
Cerith Wyn Evans, Untitled, 2008, Photo: Nosche
eserlerin daha yoğun ve güçlü bir hâle geldiğini görüyorum. Çoğu
eser bir odada tek başına duruyor; bu, artık tecrübe etme şansı
bulamadığımız bir yoğunlaşma. Thomas Ruff ’ın odasını ele alalım.
Odanın içindeyken, sığınağın içinde bulunan diğer tüm eserleri
unutuyor ve yalnızca orada durup, yıldızları seyrediyorsunuz.
Dijital çağda bir koleksiyoner olmak, koleksiyon alım ve
sunumunu nasıl etkiledi?
Her şey daha hızlı, daha önce olmadığı kadar fazla eser görüyoruz,
seyahat etmeden bir koleksiyonu gezebiliyoruz, bulunmadığımız
bir sanat fuarında alışveriş yapabiliyoruz. Ama yine de tatmin
edici değil. Ancak her şey göz önünde bulundurulduğunda, beni asıl
mutlu eden şey, iyi bir sergiyi, gerçek zaman ve mekânda tecrübe
etmek.
Christie’s, geçenlerde yaptığı New York mezadında Basquiat’a
ait bir tabloyu 40 milyon dolara sattı. Yüksek fiyatlı eserleri
karşılayamayan müzeler, kişisel koleksiyon oluşturanlarla
girdikleri mücadeleyi kaybetmiş gibi duruyorlar. Bu durum, sanat
eserlerinin kamuya açıklığını tehlikeye atmıyor mu?
Bir gün, tüm sanat eserleri müzelerde sergilenecek...
Yükselen sanatçılar arasından takip ettiğiniz isimler hangileri?
Karım ve ben, Justin Matherly’nin Johann König’de düzenlediği
ilk sergiden çok etkilendik. Heykelleri, bizi tarih öncesi alanların
yaratıkları ile karşı karşıya getiriyor ve zamanımız ile bağlantılı
olarak, antik toplumlardaki sanat üretimi ile ilgili sorular soruyor.
Eserleri Berlin’deki abc’de sergilenen Brezilyalı sanatçı Adriano
Costa da dikkatimizi çeken isimlerden.
Sanatsal üretimin temposu ve yönü bugünlerde hızla değişiyor.
Sizce hızla gelişen ve ilerleyen sanat ortamlarına sahip olan şehir
veya bölgeler hangileri? Yükselen sanat ortamlarının nerede
olduğunu düşünüyorsunuz?
Gelecekteki seyahatlerimizde Brezilya ve Kolombiya’ya uğrayacağız
ve bu ülkelerdeki sanat ortamlarını merak ediyoruz. Doğu ve Batı
arasındaki dayanak noktası olarak İstanbul’un da gelişen bir sanat
üretim merkezi olacağı kesin. Her ne kadar bölgeye pek aşina
olmasam da, Orta Doğu’dan çıkan ilgi çekici sanatçılar göreceğimize
de inanıyorum. Fakat tabii ki, New York ve Berlin merkezi
pozisyonlarını koruyacaklar.
33
Hermann Nitsch
Interview: Burcu Fikretoğlu
Herman Nitsch, born in 1938 in Vienna, is one of the most controversial figures in contemporary art. His
large canvases, which remind of flesh and dismembered bodies, his bloody performances are shown in
the most important museums of the World. Art critiques have placed him in an important place in art
history and his supporters follow him with almost a religious devotion. His 50 year career has always
been plagued by strong objections. He has been called blaspehemous, immoral, obscene and was
even arrested for his Orgy Mystery Theater, a performance art group that staged nearly 100 ritualistic
performances from the earlyn 60s tok the late 90s. We discussed with him his personal history, its effects
on his artitic production, his individual projects before and after the Actionists and his performance to
take place at Contemporary Istanbul this year.
34
Do you attach more importance to the process and the execution,
than to the end result presented to the viewer?
Actually, the movement itself, the dramatic process of painting is
very critical. It’s usually more important than the result. But, at the
same time, you paint a very nice picture and get a good result. So,
both of them are important. What’s new is the transformation of the
process into a truly artistic activity. In the past, you could watch old
masters while painting. This is a very interesting situation. But, in
this area, where subconscious, psychology, expression and autoanalysis play roles of such importance, this dramatic process turns
into an important and observable structure. That’s why it’s called
action painting.
It’s possible to say that you’ve surpassed “Wiener Aktionismus”,
for which you’re a founding member. Did you know, from the
start, that you would continue individually at some point?
I’ve already been developing my own theater project when I was
18. Back then, I wanted to write a somewhat pioneering play,
develop a drama, equivalent of a religious ceremony. I have nothing
but developing my theater since then. My colleagues’ aspirations
were also similar in nature. Our common ground was reflecting
true stories to the stage. Action is an example of the sudden
transformation of formal painting into a dynamic, dramatic process.
Due to our common areas of interest, the similarities between the
problems in our lives, we experienced a period where we all worked
35
What are your opinions on politics? Certainly, one can’t isolate
oneself from the experience one encountered, but I’d like to ask
anyway; how were you affected by the losses and traumas?
After two horrible world wars, I didn’t want anything to do with
politics and I still don’t. I was always interested in philosophy with
regard to my work. I’m opposed to politics, as the shallow structures
of political ideas cause blood and demise. I’ve spent my childhood in
the times of war and the horrible post-war period following them.
Back then, I had to give the Hitler salute. I was hearing political
parties, constantly cursing each other through media.
Why did you study graphic design? Isn’t this actually a
traditional choice?
I was a bad, failing student. I was expelled from all schools and my
bourgeois family put me into an art vocational school, making use
of my painting abilities. They were pondering on how I was to make
money in there, with my painting abilities. Since then, I wasn’t at
all interested with the area of applied graphics. Back then, some
great artists, noticing my ability and my indifference towards
design, supported me greatly.
How was the art scene in Europe, especially in Vienna like when
you first started producing work?
Vienna was very much reactional. There was a gallery in there
run by a priest: St. Stephan Gallery. A gallery which supported an
important painter such as Arnulf Rainer. But, apart from that, they
were extremely conservative. There was the Wiener Gruppe back
then. It was a pioneering group which had been giving new impulse
to the city, and consisting of writers such as Artmann, Achleitner,
Konrad Baier, Oswald Wiener and Rühm. There was a music
band called “Die Reihe”. They introduced us to musicians such as
Schönberg and Weber, and international contemporary art. But
these would only amount to, maybe 5% of all artistic activities in
the scene. The scene we emerged into was as such.
36
You haven’t used your own body in your performances, like
Rudolf Schwarzkogler, have you?
I’ve also used my body in my performances. We’ve all hurt and done
damage to ourselves in some way. Brus was able to continue to
some point, but then he said that he did not want to leave himself
disabled. It’s fine to the extent that I use the torture processes for
my art but I don’t want to go further. Brus has never hurt himself.
What you see are bandages that should belong to the make-up
section of theater. My passive actors do not suffer more than a
common athlete has to. Art and blood… Artists were fascinated by it way before the
Renaissance but what, do you think, was the trigger for its use
on themes, such as disgust and cruelty?
Blood is the liquid marrow of both life and death. For old artists,
this obscurity, this curiosity was determining. Leonardo and
Michelangelo have risked their lives by participating autopsies.
Why? Because they wanted to know what was inside of us.
Your performances vary from solo to you being accompanied
by, sometimes up to 100 actors. What’s waiting for us in
Contemporary Istanbul?
I will have 10 assistants to help me deal with this wide space. So,
this will be a painting performance. We will pour our hearts out on
the screen in some way, that is to say, we will relax through the use
of our senses.
Fahrelnissa Zeid
Are there limits to your work? Or what does a limit mean to you
when it comes to artistic creation?
To me, art is without limits and everything can become art. This
also goes for immoral elements. The process which continues in my
heart, actualizes right there. I don’t want to do any harm to any
animal or human being. This is really important. I’m not saying
that a war or a murder cannot be an artwork but I just reject to
create such art.
Tony Cragg
Canan Tolon
Back in the 50’s, you’ve started the Orgien Mysterien Theater.
Where were you presenting your performance back then? At your
castle?
In the 50’s, only the outline of the theoretical structure had taken
shape. I’ve presented my first action painting pieces in 1960, at
Vienna Technical Museum, where I worked as a graphic designer.
But the basic elements of my theater were already ready in 1958.
I’ve put my first action on the stage in 1962. It was a small action,
performed in the workshop of Otto Muehl. Prinzendorf Castle was
purchased much later on, in 1971. The first big Orgien Mysterien
Theater piece was presented here.
YENİ SEZONU 10 KASIM PAZAR GÜNÜ
TÜRK VE DÜNYA ÇAĞDAŞ USTALARI İLE AÇIYORUZ...
Erol Akyavaş
together. Again, I would like to stress that the most important thing
for me has always been my theater.
You present us scenes where figures cut, tear each other. You rid
bodies of all aesthetic meaning. All this primal ritualistic acts,
do they include the rage, and aggression towards the “lost”?
At this point, I would like to ask about your relationship with
psychoanalysis. It seems to me that you offer us images on that
edge of the conscious and the unconscious. For instance, what is
released free with all that blood?
I’m a playwright, and a playwright faces, along with the tragic and
the horrible, with wounds and death. I want display all this in my
theater. I want to present pain, sickness, wound and death as parts
of life. I’m a supporter of life but, with my theater, I want to display
everything that exists.
In short, I’d like to talk about Schopenhauer and eastern mysticism.
It’s mainly because of eastern mysticism that I almost became
a sequestered person. But then Nietzsche reversed everything
I’ve learned from Schopenhauer. The will that should have been
rejected, transformed into the will of power. I don’t want to use
the term power, because of the many disasters induced by that
word. But I’ve chosen an orgiastic life, overflowing with a desire
to live and in immense speeds. My transition from Nietzsche into
psychoanalysis was quick and some, or even most of my initial
works carry a lot of psychoanalytic treats. For an intense living
experience, I want to reveal, through severe sensual experiences,
everything that is repressed. My theater is actually the theater of
psychoanalysis. My theater also deals a lot with mysticism, like
the Greek theater since I’ve arrived to Jung through Freud. The
purpose is to extract the repressed with a dramatic process and
reveal it to the consciousness.
About the blood; all living creatures carry and pump liters of blood
in their bodies, which also affect their health. To some extent, I
want to display the unseen in our bodies, using this blood.
25. BEYAZ ÇAĞDAŞ VE MODERN
SANAT MÜZAYEDESİ
10 Kasım Pazar, Saat 13:30
Sofa Hotel, Hallarts Salonu - İstanbul
Eserlerin Sergilenmesi; 6-9 Kasım Saat 10:00-20:00
Maçka Residences, İstanbul
Hüsrev Gerede Caddesi, Şehit Mehmet Sokak No:9 B-Kule Kat:13
KATALOG VE ÜYELİK BAŞVURULARI İÇİN
0212 290 70 50 | www.beyazart.com | [email protected]
Hermann Nitsch
Söyleşi: Burcu Fikretoğlu
1938 yılında, Viyana’da doğan Hermann Nitsch, güncel sanatın
en tartışmalı isimlerinden biri. Et ve uzuvları sökülmüş vücutları
anımsayan geniş tuvalleri ve kanlı performansları, dünya
üzerindeki en önemli müzelerde sergilendi. Sanat eleştirmenleri
tarafından, sanat tarihinde önemli bir yere koyulan Nitsch,
destekçileri tarafından adeta dini bir bağlılıkla takip edilir.
50 yıllık kariyeri, sert itirazlarla dolu. Günahkar, ahlaksız ve
müstehcen olmakla suçlanmış, hatta 60ların başından, 90ların
sonuna kadar, neredeyse 100 ritüelistik performans sergileyen
bir performans sanatı grubu olan Orgien Mysterien Theater
projesi nedeniyle tutuklandı. Kendisiyle, sanatçının geçmişini,
bunun sanat üretimine olan etkilerini, Aksiyonistler’den önceki
ve sonraki şahsi projelerini ve bu sene Contemporary Istanbul’da
sergileyeceği performansı konuştuk.
Sizin için izleyiciye sunulan nihai sonuçtan, nesnedense süreç ve
edim mi önemli?
Aslında hareketin kendisi, resim yapmanın dramatik süreci çok
kritiktir. Çoğu kez süreç sonuçtan daha önemlidir. Ama aynı
zamanda çok iyi bir resim yapar, iyi bir sonuç elde edersiniz. Yani
ikisi de önemli. Yeni olan, sürecin gerçekten sanatsal bir etkinliğe
dönüşmesidir. Geçmiş zamanlarda eski ustaları resim yaparken
izleyebiliyordunuz. Bu çok ilgi çekici bir durum. Ama bilinçaltının,
psikolojinin, dışavurumun ve oto-analizin bu kadar önemli yer
tuttuğu bu alanda dramatik süreç önemli ve izlenebilir bir yapıya
bürünüyor. Zaten adı da onun için aksiyon resmi.
Kurucu üyesi olduğunuz “Wiener Aktionismus”u aştınız, onun
önüne geçtiniz diyebiliriz. Bir noktada bireysel olarak devam
edeceğinizi biliyor muydunuz başından beri?
Ben daha 18 yaşındayken kendi tiyatro projemi geliştirmeye
başladım. O zamanlar bir tür öncü tiyatro oyunu yazmak, dini
bir törene eşdeğer bir dram geliştirmek istiyordum. Bu vakte
kadar kendi tiyatromu geliştirmek dışında başka hiçbir şey
yapmadım. Meslektaşlarım da buna benzer amaçlar edinmişlerdi.
Hepimizin paylaştığı ortak nokta gerçek olayları sahneye
yansıtmamızdı. Aksiyon, resmin, resim gibi algılanmasının bir
anda dinamik, dramatik bir sürece dönüşmesinin bir örneğidir.
Biz benzer alanlarla ilgilendiğimizden, benzer hayat sorunları ile
yüzleştiğimizden, bir arada çalıştığımız belirli bir dönem yaşadık.
Tekrar altını çizmek istiyorum, benim için her zaman en önemli şey
kendi tiyatromdu.
1950’li yıllarda Orgien Mysterien Tiyatrosu’na başladınız. O
zamanlar performansınızı nerede sahneliyordunuz? Şatonuzda mı?
1950’li yıllarda aslında sadece teorik yapının krokisi ortaya
çıkmıştı. İlk aksiyon resim örneklerini 1960 yılında grafiker olarak
38
çalıştığım Viyana Teknik Müzesi’nde sahneledim. Ama tiyatromun
temel unsurları 1958 yılında hazırdı bile. İlk aksiyonumu 1962
yılında sahneye koydum. Bu Otto Muehl’in atölyesinde gerçekleşen
küçük bir aksiyondu. Prinzendorf Şatosu çok daha sonra, 1971
yılında alındı. İlk büyük Orgien Mysterien Tiyatro işi de burada
sahnelenmişti.
Siyaset hakkında ne düşünüyorunuz? Muhakkak ki insan,
yaşadığı deneyimden soyutlayamaz kendini. Ben yine de sormak
istiyorum, kayıplar, travmalar sizi ne kadar etkiledi?
İki korkunç dünya savaşından sonra siyasetle hiç alakam olsun
istemiyordum ve hala da istemiyorum. İşimle ilgili olarak sadece
felsefe ilgimi çekmiştir. Siyasete karşıyım, zira siyasi düşünceler
sığ yapılarından dolayı kan ve felakete neden oluyorlar. Benim
çocukluğum savaş ve takibindeki korkunç savaş sonrası dönemde
geçti. O zamanlar Hitler selamını vermek zorundaydım. Medya
üzerinden siyasi partilerin birbirlerine sürekli karşılıklı olarak
küfür ettiklerini duyuyordum.
Siz üretmeye başladığınız tarihte Avrupa, özellikle Viyana sanat
ortamı nasıldı?
Viyana çok tepkiseldi. Orada bir rahip tarafından yönetilen bir
galeri vardı: St. Stephan galerisi. Arnulf Rainer gibi önemli bir
ressamı desteklemiş bir galeri. Ama onun dışında korkunç derecede
muhafazakarlardı. O zamanlar Viyana Grubu [Wiener Gruppe]
vardı. Şehre yeni bir soluk getiren, Artmann, Achleitner, Konrad
Baier, Oswald Wiener ve Rühm’in de aralarında bulunduğu
yazarlardan oluşan öncü bir topluluktu. “Die Reihe” diye bir müzik
grubu vardı. Onlar bizi Schönberg, Weber gibi müzisyenler ve
uluslararası çağdaş sanat ile tanıştırdılar. Tüm sanatsal faaliyetleri
yüzde üzerinden hesaplasan bunlar belki %5’ine denk gelirdi. Biz
bu tarz bir ortamda ortaya çıktık.
İnsanların kesildiği, parçalandığı ve yok edildiği sahneler
gösteriyorsunuz bize. Vücutların estetik değerleri tamamen
ortadan kalkıyor. Bu ayinsel hareketler “kayıp” olana yönelen
kin ve saldırganlığı mı barındırıyor? Bu noktada Psikanalizle
olan ilişkinizi de sormak istiyorum. Bilinç ve bilinçdışının
sınırında olan görüntüler sunuyorsunuz gibi geliyor bana.
Örneğin akan onca kanla serbest kalan ne?
Ben bir oyun yazarıyım ve bir oyun yazarı acı, trajik ve korkunç
olanın yanında yaralar ve ölüm ile yüzleşir. Ben tiyatromda tüm
bunları göstermek istiyorum. Acıyı, hastalığı, yarayı ve ölümü
hayatın bir parçası olarak sunmak istiyorum. Hayat taraftarıyım
ama tiyatrom ile var olan her şeyi göstermek istiyorum.
Schopenhauer ve doğunun mistisizminden söz etmek isterim. Ben
özellikle doğu mistisizmi sayesinde dünyadan elimi ayağımı çeker
gibi oldum. Sonra Nietzsche, Schopenhauer’dan öğrendiğim her
şeyi ters yüz etti. Reddedilmesi gereken irade, gücün iradesine
dönüştü. Güç tabirini kullanmak istemiyorum çünkü bu kelime o
kadar çok felakete önayak oldu ki. Ama yaşama arzusu ile taşan,
çılgın hızda orjiastik bir hayatı seçtim. Nietzsche’den psikanalize
geçişim çok kısa zamanda oldu ve başlangıçtaki işlerim, hatta çoğu
işim, birçok psikanalitik özelliğe sahip. Yoğun bir hayat tecrübesi
için, bastırılmış her şeyi şiddetli duyumsal tecrübeler aracılığı
ile ortaya çıkarmak istiyorum. Benin tiyatrom aslında psikanaliz
tiyatrosu. Freud üzerinden Jung’a ulaştığımdan tiyatrom mistisizm
ile de çok ilgilenir, yani Yunan tiyatrosu gibi. Amaç bastırılmış
olanı dramatik bir süreç ile dışarıya çıkartıp bilincin önüne sermek.
Kan ile ilgili... Tüm canlılar bedenlerinde sağlıklarını da etkileyen
litrelerce kan taşıyor ve pompalıyor. Bir dereceye kadar bu kan ile
vücudumuzdaki görünmeyeni göstermek istiyorum.
Çalışmalarınızda herhangi bir sınırdan söz edilebilir mi? Sanatsal
süreçten söz ettiğimizde sınır sizin için ne ifade ediyor?
Benim kanımca sanat sınırsızdır ve herşey sanat olabilir. Yani
ahlak dışı olan bir öğe de. Kalbimde devam eden süreç işte tam
orada başlıyor. Herhangi bir insana veya hayvana zarar vermek
istemiyorum. Bu çok önemli. Bir savaş ve cinayetin bir sanat
eseri olamayacağını söylemiyorum ama ben öyle bir eser yapmayı
reddediyorum.
Rudolf Schwarzkogler’in yaptığı gibi kendi vücudunu
performanslarında hiç kullanmadın değil mi?
Ben kendi vücudumu da performanslarımda kullandım. Hepimiz
bir şekilde kendimizi yaralayıp zarar vermişizdir. Brus, ancak
bir yere kadar devam etti. En sonunda “kendimi sakat bırakmak
istemiyorum” dedi. İşkence süreçlerini sanatım için kullandığım
sürece sorun yok ama daha ileriye gitmek istemiyorum. Brus hiçbir
zaman kendisine zarar vermedi. O gördüğünüz tiyatronun makyaj
bölümüne ait olması gereken bandajlar. Benim pasif aktörlerim
herhangi bir sporcunun çekmek zorunda kaldığı acıdan daha fazla
acı çekmiyor.
Sanat ve kan... Sanatçılar Rönesans’dan çok daha önce bu
konuyla ilgilendiler ama kanın iğrençlik, vahşet gibi temalarla
kullanılışını tetikleyen neydi sizce?
Kan hem hayatın hem de ölümün sıvı özü. Eski sanatçılar için bu
bilinmezlik, bu merak belirleyiciydi. Leonardo ve Michealangelo
hayatlarını tehlikeye atarak otopsilere katıldılar. Niye? Çünkü
içimizde ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı.
Performanslarınız bazen tek, bazen 100 oyuncuyla gerçekleşiyor.
Contemporary Istanbul’da ne bekliyor bizi?
Bu geniş alan ile baş etmemde yardımcı olacak on tane ressam
asistanım olacak. Yani bu bir resim performansı olacak.
Ekran üzerinde dramatik bir şekilde içimizi dökeceğiz, yani
duyularımızdan faydalanıp rahatlayacağız.
39
This year, the fair will host galleries
such as Malborough, Lelong, Andipa,
Opera Gallery, Galeria Filomena
Soares, Galeria Javier Lopez, Michael
Schultz, Klaus Steinmetz; and Dirimart,
Galerist, Galeri Mana, Galeri Nev,
Pi Artworks, Rampa, and x-ist from
Turkey, along with the works of young
and emerging artists in the prime of
their careers, coming from different
experiences and perspectives.
CI
8th Edition
Time for
Contemporary
Istanbul
Contemporary
Istanbul Zamanı
Hayat, Les Parfums De Revolte / Perfumes Of Revolt, 2013
Digital prints on transparent film, burnt and enclosed in plexiglas boxes, 20 x
15 x6 cm, Mark Hachem Gallery
Fuara bu yıl Malborough, Lelong,
Andipa, Opera Gallery, Galeria
Filomena Soares, Galeria Javier Lopez,
Michael Schultz, Klaus Steinmetz;
Türkiye’den Dirimart, Galerist, Galeri
Mana, Galeri Nev, Pi Artworks, Rampa,
x-ist gibi galeriler, hem kariyerinde
olgunluk çağına erişmiş hem de
genç ve yükselme noktasındaki farklı
deneyim ve perspektiften sanatçıların
eserlerine yer veriyor.
Sarkis, Davetli Portreler (V. 17),
Invited Portraits (V. 17), 2012
Vitray, floresan lamba, metal yapı
/ Stained glass, fluorescent tube,
metal sheet, 100 x 45 cm,
Galeri Mana
In its 8th year, Contemporary İstanbul will host
thousands of art enthusiasts, 650 artists, 3000
artworks, and 92 galleries from 21 countries,
presenting numerous innovations. Along with the
galleries attending to fair, “Dialog” exhibition on
Austrian contemporary art, held by one of the
sponsors of the fair, OMV; New Horizons Section:
Russia; the New Media Fair, Plug-in; CI Dialogues
conference programme; art department from
Armenia; performances, and exhibitions of art
collectives will also be included in the event with an
international selection.
Contemporary Istanbul 8. yılında birçok yenilikle
bu yıl binlerce sanatseveri; 650 sanatçı, 3000
eser, 21 ülkeden 92 galeriyi ağırlayacak. CI’da
bu yıl fuara katılan galerilerin yanı sıra; fuar
sponsorlarından OMV’nin Avusturya güncel sanatı
üzerine gerçekleştireceği ‘Diyalog’ sergisi, Yeni
Ufuklar Bölümü: Rusya, Yeni Medya Fuarı Plugin, CI
Dialogues konferans programı, Ermenistan’dan sanat
bölümü; performanslar ve sanat kolektiflerinin sergileri
uluslararası bir seçkiyle yer alacak.
Kendell Geers, ‘Mutus Liber
50’, Ink, Resin and Paint on
Found object, 110 cm x 38 cm
x 32 cm, 2008, Galerist
40
Manit Sriwanichpoom, Pink Man Meets Guan Yu
Opening performance by Hermann Nitsch
Hermann Nitsch, one of the pioneers of Viennese Actionism,
surfaced back in the 70’s, will deliver the opening performance of
CI. Throughout the fair, Nitsch, together with the artists included
in the performance, will present the 66th of his “Malakt” series,
in which he brought painting together with art, in a space of 680
square meters. Including the “Malakt” series, Nitsch has delivered
138 performances to this day, first of which was given at Vienna in
1960, and the last in the August of 2013 at Pinzendorf.
In the eight year of Contemporary Istanbul, a leading event for
the increase of quality and production in the artist field in Turkey,
allows a wide perspective, presented by 92 international galleries.
Açılış performansı Hermann Nitsch’ten
CI’ın açılış performansı 70’li yıllarda ortaya çıkan Viyana
Aksiyonizmi’nin öncülerinden Avusturyalı sanatçı Hermann
Nitsch tarafından yapılacak. 680 metrekarelik bir alanda fuar
boyunca performansa katılan sanatçılarla birlikte Nitsch, resim ve
performansı bir araya getirdiği ‘Malakt’ serisinin 66.sını burada
gerçekleştirecek. Nitsch bugüne kadar, ‘Malakt’ serisinin de dahil
olduğu 138 performans yaptı; bunlardan ilki 1960 yılında Viyana’da
ve sonuncusu 2013 Ağustos’unda Pinzendorf ’ta gerçekleşti.
Türkiye’de sanatsal alanda üretimin ve kalitenin artmasına öncülük
eden etkinliklerden Contemporary Istanbul sekizinci yılında,
uluslararası 92 galerinin sunacağı geniş bir perspektife yer veriyor.
41
30
CI
8th Edition
This year’s fair includes the Art from Armenia selection
for the third time. Exhibiting examples from his mainly
figurative selection, Onno Ayvaz will display internationally
recognized Armenian artists this year, such as Ara Mikalyan,
and Vahram Davtiyan. Artists who attended ArtOn this
year, Ercan Akın, İlker Canikligil, Klaus Mosttig ve Behrux
Heschmat, will also be included in the fair. Additionally,
ArtOn has developed a project, titled Max5, a new section
providing the art enthusiasts with a chance to acquire
qualified artworks with accessible prices. The projectspecific works by the artists will be sold at a price of 5000
USD or under. In CI, the gallery, after last year’s solo
exhibition by x-ist artist Ansen Atilla, will display the solo
presentation of Ali Elmacı.
Fuarda bu yıl üçüncü kez Ermenistan’dan Sanat seçkisine yer
veriliyor. Figüratif ağırlıklı seçkisinden örnekler sergileyen
Onno Ayvaz; bu yıl Ara Mikalyan, Vahram Davtiyan gibi
Ermenistan’ın dünyaca bilinen sanatçılarına yer verecek.
ArtOn’a bu yıl katılan sanatçılar Ercan Akın, İlker Canikligil,
Klaus Mosttig ve Behrux Heschmat, fuarda da yer alacaklar.
ArtOn ayrıca; sanatseverlerin ulaşılabilir fiyatlara nitelikli
sanat eserlerine sahip olmalarını sağlayacağı yeni bir
bölüm olan Max5 projesini geliştirmiş. Sanatçıların projeye
özel ürettikleri işler 5000 USD ve altında fiyatlara satışa
sunulacak. CI’da, geçtiğimiz yıl solo bir alanda projesini
gerçekleştiren x-ist sanatçısı Ansen Atilla’nın ardından bu yıl
galeri, Ali Elmacı’nın solo sunumuna yer verecek.
Daron Mouradian 120X100
Oil On Canvas,
Art from Armenia
CONTEMPORARY ISTANBUL
booth IKM 401
ardan özmenoğlu, ali kotan, tuğberk selçuk
07.11.2013 - 10.11.2013
ESAT TEKAND
With Plugin New Media Fair, organized for the first time
this year, Contemporary Istanbul celebrates the unity of new
technologies with art. Focusing on the effects of video, new media
and digital technologies on art, Plugin will offer the viewers an
experience comprised of audio and light installations, interactive
and generative art pieces, interior mapping projects, and robotic
designs. The event aims to draw galleries, design and architecture
studios and software and technology firms working in this field
inside the project.
Young and experienced artists, new works, new projects at one
place
Galleries which attend to the fair from different parts of the
world, such as Europe, America, Southern Asia, South America
and Middle East, offer a selection comprised of works deemed
masterpieces, from artists of different periods, such as Botero,
Robert Mapplethorpe, and Lucien Freud, along with the works of
young artists who are in the beginning of their careers. We can
also see that the galleries in Istanbul have been giving more place
to international artists this year. Galerist will debut the works
42
Contemporary Istanbul bu yıl ilkini gerçekleştireceği Plugin
Yeni Medya Fuarı’yla yeni teknolojilerin sanatla birlikteliğini
kutluyor. Video, yeni medya ve dijital teknolojilerin sanattaki
etkilerine odaklanan Plugin, izleyicilere ses ve ışık enstalasyonları,
etkileşimli ve jeneratif sanat işleri, iç mekan mapping projeleri,
robotik tasarımların olduğu bir deneyim sunacak. Etkinlik;
halerileri, tasarım ve mimari stüdyolarını ve bu alanlarda çalışan
yazılım ve teknoloji firmalarını projenin içine çekmeyi amaçlıyor.
Genç ve deneyimli sanatçılar, yeni eserler, yeni projeler bir
arada
Fuara Avrupa, Amerika, Güney Asya, Güney Amerika ve Ortadoğu
gibi dünyanın farklı bölgelerinden katılan galeriler Botero, Robert
Mapplethorpe, Lucien Freud gibi farklı dönemlerden sanatçılara
ait başyapıt olarak kabul edilen eserlerin yanı sıra kariyerinin
başlangıcındaki genç sanatçılardan oluşan bir seçki sunuyor.
Bu yıl, İstanbul’daki galerilerin uluslararası sanatçılara daha
fazla yer vermeye başladığını görebiliriz. Galerist, Arik Levy’nin
tasarımlarından farklı bir çizgide olan sanat eserlerini fuarda
ilk kez gösterecek. Galeriye yeni katılan sanatçılardan ve fuarda
Otobiyografik Karalamalar I - II Autobiographic Drafts I – II
01.11.2013 - 20.11.2013
MİTHAT ŞEN
Ihtimaller Possibilities
22.11.2013 - 18.12.2013
CI
8th Edition
Drew Tal Üç incilerle
/ Three Pearls, 2012,
Duraflex Baskı
Alüminyum / Duraflex
Print on Aluminum,
50 x 40 cm,
Emmanuel Fremin
İdil İlkin,
İsimsiz /
Untitled, 2013
Kromojenik
baskı, Diasec,
120 x 80 cm,
Galerist
Yiğit Yazıcı, RTU 181213, 2013
Tuval üzerine akrilik / Acrylic on canvas,
140 x 130 cm, ArtOn
Aras Seddigh İsimsiz / Untitled, 2013 Tuval üzerine karışık
teknik/ Mixed media on canvas, 200 x 254,5 cm, Galeri Nev
Michel Comte, Jeremy Irons, 377, 1990
Arşivsel Pigment Baskı / Archival Pigment Print, 56x68 cm, Elipsis Gallery
which now differ from Arik Levy’s designs, at the fair. Another
artist attending to the fair and presenting her works for the first
time is İdil İlkin, who will be opening her first solo exhibition in
December. According to Eda Berkmen, the director of the gallery,
the development of art in Turkey continues intensely and strongly.
The increase in the numbers of galleries, artists, and production
and art institutions is a state which nurtures all of us. Another
artist who will have her work presented in the fair for the first
time is Çağla Köseoğulları. Treating the issue of migration, the
works of the artist will be on display in CI for the first time after
Vienna Art Fair. Galeri Nev, one of the oldest galleries of Istanbul,
is attending to this year’s fair with the works of Erdoğmuş, Canan
Tolon, Nermin Er, and Ani Çelik Arevyan, specially performed for
CI. When commenting on the art scene in Turkey, Dostoğlu points
a finger at the increasing number of visitors in the 13th Istanbul
Biennial. Visited by a total of 350.000 people, the biennial is an
indicator of the interest towards art.
Elipsis, a supporter and a representative of current photography
in Turkey, will bring together internationally recognized young
44
işlerini ilk kez göreceğimiz sanatçılardan biri de, Aralık ayında
ilk solo sergisini açacak olan İdil İlkin. Galerinin direktörü Eda
Berkmen’e göre Türkiye’deki sanatın gelişimi oldukça yoğun ve
güçlü bir şekilde devam ediyor. Galeri, sanatçı sayısı, üretim ve
sanat kurumlarının artması hepimizi besleyen bir durum. Bu
yıl fuarda işleri ilk kez sergilenecek sanatçılardan biri de Çağla
Köseoğulları. Göç meseleleriyle ilgilenen sanatçının işlerini Viyana
Sanat Fuarı’ndan sonra ilk kez CI’da göreceğiz. İstanbul’un en eski
galerilerinden Galeri Nev fuara bu yıl Tayfun Erdoğmuş, Canan
Tolon, Nermin Er, Ani Çelik Arevyan’ın CI için gerçekleştirdikleri
özel işlerle katılıyor. Dostoğlu, Türkiye’deki sanat ortamını
değerlendirirken 13. İstanbul Bienali’nin artan ziyaretçi sayısına
dikkat çekiyor. Bu yıl 350.000 kişinin ziyaret ettiği bienal, sanata
olan ilginin göstergesi.
Türkiye’de güncel fotoğrafın destekçisi ve temsilcisi Elipsis
uluslararası alanda isimlerini duyurmuş genç fotoğraf sanatçıları
Yusuf Sevinçli, Serkan Taycan ve Metehan Özcan’ın yanı sıra,
Isabel Munoz, Michel Comte, Gilbert Garcin gibi sanatçıları
da sanatseverlerle buluşturuyor. Uluslararası ve Türkiye’den
Kiluanji Kia Henda, Muriege, Luanda Sul, 2010, Mat kağıt üzerine inkjet baskı, alüminyumla birleştirilmiş/ Ink jet print on matte paper, mounted on aluminum, 130 x 86 cm
photograph artists, including Yusuf Sevinçli, Serkan Taycan and
Metehan Özcan, along with Isabel Munoz, Michel Comte, and
Gilbert Garcin, with art lovers. Another gallery representing
international and Turkish artists, Dirimart will present the new
works of numerous artists, including Darren Almond, Franz
Ackermann, Shirin Neshat, Fabian Marcaccio with Yeşim Akdeniz,
Ekrem Yalçındağ, and Ebru Uygun. Murat Akagündüz, whose
work we have the chance to encounter in the Biennial and many
other international exhibitions, will present a selection from Canan
Dağdelen, Ayşe Erkmen, Deniz Gül, Sarkis and Pınar Yolaçan.
Celebrating its 15th year, Galeri Apel is one of the highlights of the
fair with the works of Şakir Gökçebağ, Yıldız Şermet, and Aslımay
Altay Göney. With artists like Murat Germen, Olgu Ülkenciler,
Yusuf Aygeç, and Dieter Mammel, another gallery which will be
presenting artists from different practices with an international
selection will be C.A.M. Rampa Galeri will offer us the late
productions of artists, such as Nevin Aladağ, Güçlü Öztekin, Vahap
Avşar, CANAN, Nilbar Güreş, and Erinç Seymen. ArtNext Istanbul,
Contemporary Erbil, Armaggan, Ekavart, Art350, GaleriMiz, Mixer,
Redart, and Arda Sanat are also among the Turkish galleries which
are having their first time in the fair.
sanatçıları temsil eden bir diğer galeri Dirimart; Darren Almond,
Franz Ackermann, Shirin Neshat, Fabian Marcaccio ile Yeşim
Akdeniz, Ekrem Yalçındağ, Ebru Uygun ve birçok sanatçının
yeni işlerini sergileyecek. Bienal ve uluslararası birçok sergide
eserleriyle karşılaştığımız Murat Akagündüz, Canan Dağdelen,
Ayşe Erkmen, Deniz Gül, Sarkis ve Pınar Yolaçan’dan bir seçki
sunacak. Bu yıl on beşinci yılını kutlayan Galeri Apel’de Şakir
Gökçebağ, Yıldız Şermet, Aslımay Altay Göney’in işleri fuarın öne
çıkanlarından. Murat Germen, Olgu Ülkenciler, Yusuf Aygeç, Dieter
Mammel gibi sanatçılarla uluslararası bir seçkiyle farklı pratikten
sanatçılara yer verecek olan galerilerden biri de C.A.M. olacak.
Rampa Galeri’de Nevin Aladağ, Güçlü Öztekin, Vahap Avşar,
CANAN, Nilbar Güreş, Erinç Seymen gibi sanatçıların son dönem
üretimlerini görmek mümkün. ArtNext Istanbul, Contemporary
Erbil, Armaggan, Ekavart, Art350, GaleriMiz, Mixer, Redart, Arda
Sanat ise Türkiye’den fuara ilk kez katılan galeriler arasında.
45
What Do The Galleries Say?
Galeriler Ne Diyor?
“The galleries in Europe and America will move
their new spaces to Asia.”
‘’Avrupa ve Amerika’daki galeriler yeni
mekanlarını Asya’ya taşıyacak.’’
Rüdiger Voss
Galerie Voss, Düsseldorf
We will present in this year’s CI, the hyperrealist paintings of Frank
Bauer, the photography of Iwajla Klinke, paintings of Davide Le
Rocca from Italy, Kate Waters from Canada and Brazil’s Harding
Meyer and the photography of Claude Rogge. The galleries in Europe
and America are searching for markets in Asia. The effect of the crisis
was potently felt in the art environments in Germany, though artists
such as Kiefer and Richter were still able to find buyers, but the
situation looks harsh for young artists.
CI’da Frank Bauer’in hiperrealist resimlerini, Iwajla Klinke’in
fotoğraflarını, İtalya’dan Davide La Rocca ve Kanada’dan Kate
Waters, Brezilya’dan Harding Meyer’in resimlerini ve Claude Rogge’in
fotoğraflarını sergiliyoruz. Avrupa ve Amerika’daki galeriler Asya’da
da bir pazar arayışı içinde. Almanya’daki sanat ortamında krizin etkisi
oldukça hissedildi fakat Kiefer ve Richter gibi sanatçılar yine de alıcı
buldu, genç sanatçılar için ise durum kolay görünmüyor.
Iwajla Klinke, “o.T.”, Serie Pfingstkönige, 2012
Fotoğraf / Framed photography, 150 x 111 cm, Galeri Voss
“We have met with the collector audience in Turkey, and decided to attend to the fair for a second time.”
‘’Türkiye’deki koleksiyoner kitlesiyle tanıştık, fuara ikinci kez katılmaya karar verdik.’’
Michael Schultz
Galerie Michael Schultz, Berlin
When we first attended to CI, we’ve met with several collectors and for this reason we have decided to revisit. In this year’s fair, along with prominent
artists, such as Picasso, Warhol, and Richter, we will also display the works of young artists such as SEO, Andy Denzler and Römer + Römer. We think
that the art market will grow by expanding to new and unknown geographies. But the art market in Germany is stable and difficult for young artists.
CI’ya ilk katıldığımızda birçok koleksiyonerle tanıştık ve tekrar gelmeye karar verdik. Bu yıl fuarda Picasso, Warhol, Richter gibi tanınmış sanatçıların yanı
sıra, SEO, Andy Denzler ve Römer + Römer gibi genç sanatçıları göstereceğiz. Sanat piyasasının yeni ve bilinmedik coğrafyalara açılarak büyüyeceğini
düşünüyoruz. Almanya’daki sanat piyasası ise stabil ve genç sanatçılar için zor.
46
CI
8th Edition
“Istanbul, Johannesburg, Bogota and Abu
Dhabi are the emerging cities of art.”
‘’İstanbul, Johannesburg, Bogota, Abu Dhabi
sanatın yükselen şehirleri.’’
Carlos Baste
Senda Gallery, Barcelona / Barselona
“’Miro, Tapies, Bacon and Plansa, together in
Scully Galeri Lelong.”
‘’Miro, Tapies, Bacon ile Plansa, Scully Galeri
Lelong’da bir arada.’’
Francois Dournes
Galerie Lelong, Paris
We have decided to attend CI for the first time because of the
interest we have come across in the fairs we’ve took part in the
last years, especially from the collector audience from Turkey.
We will present in the fair, works of a familiar face from Turkish
art environment, Ramazan Bayrakoğlu, along with artists such as
Miro and Tapies, Sean Scully, who will debut his latest effort in CI,
and Jaume Plensa, one of the most important sculptors of late
years.
Son yıllarda katıldığımız fuarlarda Türkiye’den yoğun bir
koleksiyoner kitlesinin ilgisiyle karşılaştık ve CI’ya katılmaya karar
verdik. Fuarda, Türkiye’nin tanıdığı bir sanatçı olan Ramazan
Bayrakoğlu’nu, ayrıca Miro, Tapies gibi sanatçıları, yeni işini ilk
kez CI’da göreceğimiz Sean Scully ve son yılların en önemli
heykeltıraşlarından Jaume Plensa’ı sergileyeceğiz.
Turkey is a developing market. We wanted to get to know the
collectors, institutions and the cultural environment. We will display
the paintings of Chinese painter Gao Xingjan, photography of
Ola Kolehmainen from Finland, and the works of Massimo Vitali
from Italy. There also is a photography selection from Robert
Mapplethorpe. Videos of Cuban artist Glenda Leon and James
Clar are included in Plug-in. I think Johannesburg, Bogota and
Abu Dhabi are artistically emerging cities.
Türkiye gelişen bir piyasa. Koleksiyonerleri, kurumları ve kültürel
ortamı tanımak istedik ve fuara katılmaya karar verdik. Çinli ressam
Gao Xingjan’ın resimlerini, Finlandiya’dan Ola Kolehmainen’in
fotoğraflarını ve İtalya’dan Massimo Vitali’nin işlerini göstereceğiz.
Robbert Mapplethorpe’dan da bir fotoğraf seçkisi bulunuyor.
Plugin’de ise Kübalı sanatçı Glenda Leon ve James Clar’ın videoları
yer alacak. İstanbul, Johannesburg, Bogota, Abu Dhabi’nin sanat
anlamında yükselen şehirler olduğunu düşünüyorum.
What Do The Galleries Say?
Galeriler Ne Diyor?
“The reason for the rise of art in Middle East is the people seeing
art as an escape from the problems of the region.”
‘’Ortadoğu’da sanatın yükselmesinin sebebi, insanların sanatı
bölgedeki problemlerden bir kaçış olarak görmesi.’’
Noah Moharrem
Arton56, Lebanon / Lübnan
We will participate with the works of the recognized artists of the region, including Fuara,
Tarek Butayhi, Naim Doumit, Bassam Geitani, Hasko Hasko, and Nazir Ismail. People in the
Middle East see art as a way of escape from the problems, and this triggers the emergence
of art markets in the region.
Fuara, Tarek Butayhi, Naim Doumit, Bassam Geitani, Hasko Hasko, Nazir Ismail gibi bölgenin
bilinen sanatçılarıyla katılacağız. Ortadoğu’da insanlar sanatı problemlerden uzaklaşmanın bir
yolu olarak görüyor, bu sanat piyasasının bölgede gelişmesini tetikliyor.
Fırat Engin, İktidar, 2013 LED ekran, elektrik süpürgersi,
DVD, metal / LED screen, vacuum cleaner, DVD, metal /
100 x 155 x 75 cm, ArtOn
“The future of art markets is in Asia and South
America.”
‘’Sanat piyasasının geleceği Asya ve Güney
Amerika’da’’
Michael Gitlitz
Malborough Gallery, New York, London / Londra
“It’s the right time to be a part of the art
world!”
‘’Sanat dünyasının bir parçası olmak için çok
doğru bir zaman!’’
This our second time in CI. This year we will present works from
Magdalena Abakanowicz, Fernando Botero, Claudio Bravo, Richard Estes,
Jonah Freeman & Justin Lowe, Juan Genovés, Ahmet Güneştekin, Henri
Matisse, Tom Otterness, Pablo Picasso, and Manolo Valdés. One of the
reasons behind the expansion of art markets towards Asia and South
America artists and collectors travelling more.
Bu yıl ikinci kez katılıyoruz CI’ya. Fuarda Magdalena Abakanowicz,
Fernando Botero, Claudio Bravo, Richard Estes, Jonah Freeman &
Justin Lowe, Juan Genovés, Ahmet Güneştekin, Henri Matisse, Tom
Otterness, Pablo Picasso, Manolo Valdés’in eserlerini sergileyeceğiz. Sanat
piyasasının Asya ve Güney Amerika’ya doğru genişlemesinin sebeplerinden
biri, sanatçıların ve koleksiyonerlerin daha fazla seyahat etmeleri.
James Dwyer
Andipa Gallery, London / Londra
We will present works from artists in the start or in the middle of
their career, alongside with works from Marc Quinn, Banksy, Roy
Lichtenstein, Joan Miro, and Matisse. The video installation of
Spotlight Award 2013 Winner William Mackrell will be displayed
in Plug-in. Today’s art market is variable and collectors of all
geographies and ages are interested in contemporary art. The new
market is a global market which incorporates Turkey because of its
position and dynamism.
Marc Quinn, Banksy, Roy Lichtenstein, Joan Miro, Matisse’in yanı
sıra kariyerinin başlangıç ve ortalarındaki sanatçıların eserlerini
de sergileyeceğiz. Plugin’de ise 2013 Spotlight Ödülü kazanan
Willam Mackrell’in video enstelasyonu yer alacak. günümüzde
sanat piyasası değişken; her coğrafyadan ve yaştan koleksiyonerin
güncel sanatla ilgileniyor. Yeni piyasa, konumu ve dinamizminden
dolayı Türkiye’nin de içinde bulunduğu global bir piyasa.
Juan Genovés
Equidistante , 2013 Tuval üzeri akrilik
/ acrylic on canvas , 47 1/4 x 35 3/8 in,
120 x 90 cm, Malborough Gallery
Fabbrica Eos, Italy / İtalya
Banksy
Kids on Guns, 2003
Spray paint on canvas,
51 x 51 cm, Andipa Gallery
48
We decided to attend the fair for a second time because of the cultural and artistic motivation we observed in Turkey, similar in nature to what we’ve
experienced in Italy back in the 60’s. For 20 years, our gallery’s program has been focused on displaying young artists; in CI the works from Manuel
Felisi, Fabio Giampietro, Troilo, Giovanni Sesia, and Robert Gligorov, some of whose work is already available in Elgiz Collection.
Türkiye’de 60’larda İtalya’da yaşadığımız kültürel ve sanatsal motivasyonu gördüğümüz için fuara ikinci kez katılmaya karar verdik. Galerimiz 20
yıldır genç sanatçıları sergilemeye odaklı bir program çiziyor; CI’da bu yıl Manuel Felisi, Fabio Giampietro, Troilo, Giovanni Sesia ve eserleri Elgiz
Koleksiyonu’nda yer alan Robert Gligorov’un işleri görülebilir.
49
“We want to build strong institutional
and collector based relationships
between Southern Asia and Turkey.”
‘’Güney Asya ve Türkiye arasında
kurumsal yönden ve koleksiyoner
bazında güçlü ilişkiler kurmak
istiyoruz.’’
CI
8th Edition
ci
Can Yavuz
Yavuz Fine Arts, Singapore / Singapur
In our first attendance to CI, we want to start a
dialogue between Turkey and Southern Asia, on
the bases of collectors and art institutions. Along
with internationally recognized artists, such as Navin
Rawanchaikul, Jumaldi Alfi, Manit Sriwanichpoom,
Michael Lee and Pinaree Sanpitak, we will also display
works from young artists in the fair. Singapore is not a
distant land in the increasingly globalized art markets.
The interest of local collectors towards international
markets is growing day by day.
CI’ya ilk katılımımızda Türkiye ve Güney Asya arasında
hem koleksiyoner hem de sanat kurumları bazında
bir diyalog başlatmak istiyoruz. Fuarda, Güney
Asya’dan Navin Rawanchaikul, Jumaldi Alfi, Manit
Sriwanichpoom, Michael Lee ve Pinaree Sanpitak
gibi uluslararası alanda isim yapmış sanatçıların yanı
sıra genç sanatçılara da yer vereceğiz. Gün geçtikçe
globalleşen sanat piyasasında Singapur artık uzak
bir ülke değil. Bölgedeki koleksiyonerlerin uluslararası
pazarlara ilgisi de giderek yükseliyor.
Navin Rawanchaikul, Taximan 03
contemporary
istanbul
7-10 Kasım / November 2013
stand IKM406
MURAT KÖSEMEN
“In CI, we will display examples of contemporary art from Norway.”
‘CI’da Norveç’ten güncel sanatın örneklerini sergileyeceğiz.’’
PINAR DU PRE
Julian Sunyer
Son Espace, Spain and Norway / İspanya ve Norveç
SARA BARUH
It is our first time in CI. Our decision to attend was influenced by the long running exhibitions of Istanbul Biennial which are improving in quality day
by day, and the increase in the number of the art institutions in Turkey. We also observe the development of art in Istanbul, artistically, curatorially, and
critically. In the fair, we will display exampled from the art of Norway, such as Morten Viskum, Virg, Bjarne Melgaard, Fredrik Værslev. In addition, the
works of Spanish artist Luis Vidal (1970) and Colombian artist Herikita con K (1986) will also be available.
CI’ya ilk kez katılıyoruz. İstanbul Bienali’nin uzun soluklu ve kalitesi gün geçtikçe artan sergileri, Türkiye’deki sanat kurumlarının artışı katılım kararımızı
etkiledi. Ayrıca İstanbul’daki sanatsal, küratöryel, eleştirel ve küratöryel anlamda sanatın geliştiğini görüyoruz. Fuarda Norveç sanatından örnekler
sunacağız; Morten Viskum, Virg, Bjarne Melgaard, Fredrik Værslev. Bunun yanı sıra, İspanyol sanatçı Luis Vidal (1970) ve Kolombiyalı sanatçı Herikita
con K’nın(1986) işleri yer alacak.
ÖZLEM PAKER
Melike Narin
Melike Narin Fine Arts, Hong Kong
Melike Narin Fine Arts was established last year in Hong Kong. In CI, we will present
works from Hong Kong’s Tsang Chui and Tao Ulusoy from Şanlıurfa. Our gallery
aims to create a dialogue between two countries and also to address to new and
innovative collectors.
Melike Narin Fine Arts Hong Kong’da geçtiğimiz yıl kuruldu. CI’da Hong
Kong’danTsang Chui Mei ve Şanlıurfa’dan Tao Ulusoy’un eserlerini sergileyeceğiz.
Galerimiz, iki ülke arasında bir diyalog oluşturmayı, ayrıca genç ve yenilikçi
koleksiyonerlere hitap etmeyi amaçlıyor.
ESRA ŞATIROĞLU
What Do The Galleries Say?
Galeriler Ne Diyor?
50
JEONG MIN SUH
UĞUR ÇAKI
Abdi İpekçi Caddesi, Gülen Apt. No: 24 Kat 1 D. 4 Nişantaşı - İstanbul T: +90 212 247 47 29 F: +90 212 247 95 40
www.g-linart.com
Contemporary Art from Russia
Rusya’dan Güncel Sanat
Iara Boubnova
Olga Bozhko, Birch tree 2013, Knitting
215х23cm, 2011, Galerie Iragui
Maria Arendt, Updrafts 2013, linen embroidery
145x190cm, 2013, Artreflex Gallery
It is hard to present the Russian art scene in just a few sentences
because of its scale. I think one of its newest characteristics
is its decentralization. Few years back most of the events, the
institutions and the artists were concentrated in Moscow; now we
can talk about at least 6-7 other cities as well. I do not mean visits
from the capital city but projects organized locally in Yekaterinburg,
Nizhniy Novgorod, St Petersburg, Kaliningrad, and Voronezh and
so on. Often the process is motivated by the activities of the State
Center of Contemporary Art in Moscow and its branches in the
other cities. Similar tendencies are manifested concerning the
commercial institutions as well – no longer it is only galleries from
Moscow that take part in the art fairs; recently in Yekaterinburg
the new Ural Vision Gallery opened as a partner of the well known
Marina Gisich Gallery in St Petersburg. Of course Moscow is
still the most developed in terms of the art scene infrastructure.
There are events such as the Moscow Biennial, the art fair, and
the recently held “Vladey” auction by the Regina Gallery; as well
as the numerous private initiatives such as the Garage Center for
Contemporary Culture in the Gorki Park, the Strelka Institute
for Media, Architecture and Design among others. Apart from
its brilliant exhibition projects Garage for instance, is becoming
famous with its publishing program as well as for the massive
gathering and research on the archives of Russian contemporary
art from the last 30 years. The Strelka Institute is offering an
exceptionally good educational program in the field of urbanism
and city culture under the guidance of world stars while providing
stipends to its students. The emergence of Strelka supplements
the activities of the famous since the early 1990ies Institute for the
Problems of Contemporary Art and the Rodchenko Moscow School
52
Alexander Dashevskiy, From the seria Partial
losses, oil on canvas, 120x120cm
2013 Anna Nova Art Gallery
Büyük ölçekli Rusya sanat ortamını yalnızca birkaç cümleyle
sunabilmek zor. Sanırım bu ortamın en yeni özelliklerinden bir
tanesi merkezden kopuyor olması. Birkaç yıl önce etkinliklerin,
kurumların ve sanatçıların çoğu Moskova’dayken şimdi bu
senaryonun içine en az 6-7 şehri daha dâhil edebiliyoruz.
Başkentten bu bölgelere yapılan ziyaretlerden değil, direkt olarak
Ekaterinburg, Nizhniy Novgorod, St Petersburg, Kaliningrad ve
Voronezh gibi bölgelerde, yerel olarak düzenlenen projelerden
söz ediyorum. Süreç genel olarak Moskova’daki Ulusal Çağdaş
Sanat Merkezi ve bu kurumun diğer şehirlerdeki şubelerinde
yapılan aktivitelerle harekete geçiriliyor. Ticari kurumlarda
da benzer yönelimler ortaya çıkmaya başladı – artık fuarlarda
yalnızca Moskova’daki galeriler yer almıyor; geçtiğimiz günlerde
Ekaterinburg’da, St. Petersburg’daki Marina Gisich Gallery’nin
ortağı olarak açılan Ural Vision Gallery de buna bir örnek.
Moskova elbette sanat altyapısı açısından en gelişmiş şehir olma
konumunu koruyor. Moskova Bienali, sanat fuarı ve yakın zaman
önce, Regina Gallery tarafından düzenlenen “Vladey” müzayedesi
gibi etkinliklerin yanında, Gorki Parkı’ndaki Garage Çağdaş
Sanat Merkezi ve Strelka Medya, Mimari ve Tasarım Enstitüsü
gibi birçok şahsi girişim de mevcut.Örneğin Garage, muhteşem
sergi projelerinin yanı sıra, yayımcılık programı ve Rusya’daki
son 30 yılın çağdaş sanat arşivleri üzerine gerçekleştirdiği büyük
çaplı toplama ve araştırmalarıyla ün kazanıyor. Dünyaca ünlü
isimlerin rehberliğinde, üstün seviyede bir şehircilik ve şehir
kültürü programı sunan Strelka Enstitüsü ise öğrencilerine burs
imkânı da sağlıyor. Strelka’nın yükselişi, 90’ların başından beri
ünlü olan Çağdaş Sanat Konuları Enstitüsü, Rodchenko Moskova
Fotoğraf ve Multimedya Okulu gibi yerlerin, alternatif modern
Oleg Khvostov, Provence View 2013, Oil on canvas, 60x80cm, Al Gallery
for Photography and Multimedia as alternative modern educational
institutions. There are however some disturbing facts as for
instance, the closure of some of the oldest commercial galleries
while one of the most active Moscow locations for contemporary art
The Vinzavod, where they were located, has lost much of its appeal.
The close by center for design Artplay is still at the stage of defining
its own exhibition profile.
Parallel to these newer locations in Moscow are still functioning
also the traditional museums, commercial galleries, private noncommercial exhibition spaces as well as many art clusters, artists’
associations, exhibition and educational initiatives hosted in
studios and apartments. The Russian ownership and management
of the ViennaFair on their part are contributing to the development
of the market for Russian art attracting interest with the expert
knowledge of the art scene, the invitation of quality galleries
alongside the established and starting collectors.
Though the institutional development looks quite promising
the Russian artists not only do not feel secure but actually feel
threatened by the obvious effects of the global financial crisis as
well as by the allover cultural policies of the country. More often
now there are cases of censorship of works by artists and curators;
more often there are actual court verdicts that sometimes force
the authors to leave the country. The legislature restricting the
freedom of expression as well as that treating minorities in a
negative way, are causing many active protests among the artists;
these are also threatening their international contacts. The curator
of the newest 5th Moscow Biennial had to write an open letter to
the international art community in order to prevent the boycott
of the event. Catherine de Zegher made an appeal to support the
eğitim kurumları olarak düzenlediği etkinlikleri tamamlıyor.
Ancak bazı rahatsız edici durumlar da yaşanmıyor değil. En eski
ticari galerilerden bazılarının kapanması ve Moskova’daki en aktif
çağdaş sanat mekânlarından biri olan Winzavod Çağdaş Sanat
Merkezi’nin bulunduğu yerdeki çekiciliğinin çoğunu kaybetmesi
gibi durumlar, buna örnek verilebilir. Yakınlardaki tasarım merkezi
Artplay ise hâlen kendi sergi profilini tanımlama safhasında.
Moskova’da hâlen aktif olan bu yeni mekânlara paralel olarak,
geleneksel müzeler, ticari galeriler ve ticari olmayan şahsi sergi
mekânlarının yanında, sanat kümelenmeleri (“art cluster”), sanatçı
dernekleri ve stüdyo ve dairlerde düzenlenen sergi ve eğitim amaçlı
girişimler bulunuyor. Rusların yönetiminde düzenlenen Viyana
Sanat Fuarı da, sanat ortamı hakkındaki uzmanlıklarıyla ilgi
çekme ve hem yerleşik, hem de yeni başlayan koleksiyonerlerin
galerilerine davet sunulması gibi faaliyetlerle, Rusya sanat
piyasasının gelişimine katkı sağıyorlar.
Kurumsal gelişmeler oldukça ümit verici görünüyor olsa da,
küresel finansal kriz ve ülkenin her yöndeki kültürel politikaları
Rus sanatçıları emniyetsiz hissettirmekle kalmıyor, onları tehdit
de ediyor. Sanatçı ve küratörlerin sansürlendiği olayların ve
bazen yazarları ülkeyi terk etmeye zorlayan gerçek mahkeme
hükümlerinin sayısı gittikçe artıyor. İfade özgürlüğünü kısıtlayan
ve azınlıklara olumsuz şekillerde davranan hükümet, sanatçılar
tarafından devamlı olarak, aktif şekilde proteste ediliyor.
Hükümetin bu tutumu, sanatçıların uluslararası bağlantılarını da
kötü etkiliyor. 5. Moskova Bienali’nin küratörü, etkinliğin boykot
edilmemesi için uluslararası sanat camiasına bir açık mektup
53
Olga Tatarintseva, The Shape of Sound 2010, Chamotte glaze
58x370x46cm, Popoff Art Gallery Moscow Berlin
Russian art scene through involvement and presence. This appeal
might still be valid next year as well when in St Petersburg there
will be the next edition of Manifesta. The younger generation of
artists in Russia working now at a time that might be defined as
a period of stabilization of the political processes in the country, is
ever more actively integrated into the international context. These
artists feel less and less the link and the heritage of the generation
of the Moscow conceptualists from the 1970s who existed in cultural
isolation and was very late to receive wide acknowledgement. The
younger generation however has not lived neither through the high
powered wave of the engaged performative art of the 1990s, nor
through the financial comfort born out of the speculative collecting
trend from the first decade of the new century. They are looking
for visual metaphors that give form to the notion of trauma that
is specific for their time. In the controversial politicized space of
the local culture they are asking questions about the interactions
between the political engagement and aesthetical actuality.
For the first time in recent memory though the Russian art scene
is hugely diverse with unclear conceptual future and many exciting
questions hanging in the air. The several active generations of
artists, the variety of approaches and the abundant artistic activity
in the cities away from the two traditional art centers provide for
a new kind of energy in times of narrowing options in the public
sphere. The maturity of the scene is higher than ever especially
when one takes all the players and existing infrastructure in view;
but so is higher than ever the stakes for finding the new own way
for making an impact on the local and international scene alike
at a time when the tensions between the art scene and the public,
including the state, are more intense as well.
54
Tiff Maiofis, Pound Behind the Piano, Acrylic bromoil transfer on canvas,
160x22cm, 2012, Marina Gisich Gallery
yazdı. Catherine de Zegher, Rus sanat ortamının desteklenmesi
için katılım ve duruş sergileme çağrısında bulundu. Bu çağrı,
Manifesta’nın bir sonraki edisyonu gelecek sene St. Petersburg’da
basılırken de geçerliliğini koruyabilir. Ülkedeki politik süreçlerde
istikrarın sağlandığı bir döneme girilmesi için çalışan genç nesil
sanatçılar, uluslararası bağlama çok daha aktif bir şekilde entegre
olmuş durumdalar. Bu sanatçılar, 70’li yıllarda, kültürel bir
tecrit içinde yaşamış ve son zamanlarına kadar kendilerini geniş
kitlelere duyuramamış olan Moskova kavramsalcılarının nesli ile
olan bağlantılarını ve bu neslin miraslarını her geçen gün daha az
hissediyorlar. Genç nesil ise ne 90’ların angaje edimsel sanatının
yarattığı yüksek güçlü dalgayı, ne de yeni yüzyılın ilk on yılında,
spekülatif koleksiyon yapma trendinin doğurduğu finansal rahatlığı
tecrübe etti. Kendi zamanlarına has olan travma kavramına şekil
verebilecek görsel metaforların arayışı içindeler. Yerel kültürün
ihtilaflı bir şekilde siyasallaşmış mekânı içinde, siyasal katılım ve
estetik gerçeklik arasındaki karşılıklı etkileşim üzerine sorular
soruyorlar.
Rus sanat ortamı, yakın zaman içinde ilk defa kavramsal geleceğin
belirsiz olduğu, devasa bir çeşitlilik yaşıyor ve havada asılı kalan
birçok heyecan verici soru mevut. Aktif şekilde çalışan, birkaç farklı
nesilden sanatçılar, yaklaşımların çeşitliliği ve iki geleneksel sanat
merkezinin dışında kalan şehirlerdeki sanat aktivitelerinin bolluğu,
kamusal alandaki seçeneklerin azaldığı zamanlarda yeni bir tür
enerji sağlıyor. Ortam, özellikle tüm katılımcılar ve mevcut altyapı
beraber düşünüldüğünde, daha önce hiç olmadığı kadar olgun bir
seviyede. Ancak kendine ait ve yerel ve uluslararası çevrelerde etki
yaratabilecek bir yol bulmanın riskleri de, sanat ortamı, halk ve
devlet arasındaki gerginliklerin giderek yoğunlaştığı bu dönemde,
daha önce hiç olmadığı kadar fazla.
OMV
In Dialogue with Austria
Avustuya ile Diyaloglar
OMV, Contemporary Istanbul sırasında fuar alanında
Avusturya’dan güncel sanatın örneklerini bir araya
getirdiği bir sergi gerçekleştirecek. OMV Art Projects’in
sanat danışmanı Barbara Baum, şirketin kültürü
desteklediği alanları ve ülkeleri anlattı.
Interview with Barbara Baum ile söyleşi
OMV will realize an exhibition at the fairground during Contemporary Istanbul
where a selection of contemporary artworks from Austria will be curated. Barbara
Baum, the art advisor of the company tells about the fields where the company
supports the culture.
How long have you been working as the advisor for OMV Art
Projects and how did it start?
OMV Art Projects is part of the cultural sponsoring department of
OMV. The integrated, international oil and gas company OMV focuses
its cultural sponsoring activities on cultural exchange in the area of
contemporary art between the company’s core markets in Austria,
Romania, and Turkey. For OMV it makes sense to realize projects in its
core markets and to strengthen the cultural dialogue. What OMV wants
to do is to support some few and also strategically planned but vivid and
growing projects with a benefit for the art scene, our partners and the
company and not to build up a collection.
How does curating a corporate collection and a private or a
museum collection differ and what are the challenges of curating the
OMV collection?
An OMV Art Collection is not planned. We show some representative
artworks at the OMV Headquarters in Vienna, important pieces of Brandl,
Scheibl and Turkish artists like Ahmet Oran or İnci Eviner. These artworks
belong to the company. So people know that art becomes more and
more an important issue for OMV and all employees and the artscene is
informed about our art projects.
OMV has been supporting the Turkey section at Vienna Fair and has
supported art from Turkey for the last years in exhibitions and talks.
What are your future plans?
The dialog and cultural exchange between Vienna and Istanbul has
been fostered through several OMV projects already, such as DIYALOG:
Art from Istanbul at the VIENNAFAIR 2011/2012 and through the large
exhibition of Turkish art Signs taken in wonder in the MAK, Museum
of Applied Arts / Contemporary Art, Vienna in 2013. The collaboration
with Contemporary Istanbul takes this dialog now for the first time
to Istanbul. For the future we hope to build up collaborations with
Turkish art institutions to strengthen the cultural exchange in the field of
contemporary art. And we do also have projects in the pipeline in Austria
and Romania. We want to support the younger generation with essential
projects. Art should be for everyone, following our motto:
ART / OMV moves.
Could you also tell us about the exhibition you will be holding at
Contemporary Istanbul? The conceptual frame and the choice of
the works.
56
The exhibition DIYALOG: ART FROM VIENNA presents Vienna based
artists whose work reflects the enormous artistic potential of Austria’s
multicultural art capital. The artworks in the exhibition were selected by
a pool of renowned curators made up of art specialists from different
fields. The curators each chose one important, prominent artist from
the older generation and one emerging artist with great promise. These
artists were presented in Istanbul with a representative and characteristic
artwork – a key piece that embodies important contemporary aspects
and makes a clear statement: Art as a sign of today´s world and society.
The show raises several questions: How does Viennese art position
itself internationally? Is Viennese art different? What forms of expression
concerning content, formality, or aestheticism does it follow? How does
the Viennese artist process the consequences of his/her time? The OMV
special project DIYALOG: ART FROM VIENNA attempts to find answers
to these questions through an exemplary, but extremely individually
defined presentation in the wide field of Viennese art.
What are the determining aspects of the contemporary art from
Austria? Could you tell any specific approaches, trends lately?
The special project includes important perspectives of Austrian painting
and drawing, room and wall installations, objects and photographs,
and invites visitors to actively participate. Themes such as the personal
environment as an experiential space, the reception of art history,
socio-politics and gender are present in the exhibited works. Forms
of abstraction and concepts strongly influenced by intellect encounter
intimate, poetic visual worlds in the exhibit. In the last years we could
observe strong tendencies towards installations and object art, by using
mixed media. Also art in public space becomes more interesting in the
capital Vienna but also on the country. On the other hand academic
painting has a long and strong tradition in Vienna - for the younger
generation it is important to learn intensively before experimenting –
painting tendencies come and go, but painting will rise again like about
10 years ago. Important for an artist is to find his way and to develop his
personal unique style and personality – like a trademark.
Herbert Brandl, Untitled, oil on canvas,
320x600cm, aluminium frame
Hubert Scheibl, Pardes II, oil canvas, 240 x 440 cm Brigitte Kowanz, What
Why wall light object,
neon and stainless steel,
150 x 150 x 12 cm
OMV’nin kültürel sponsorluk departmanı olan OMV Art Projects
hangi alanlarda faaliyet gösteriyor?
OMV Art Projects, OMV’nin kültürel sponsorluk departmanının bir
parçası. Entegre, uluslararası petrol ve doğalgaz şirketi OMV, şirketin
çekirdek pazarları olan Avusturya, Romanya ve Türkiye arasında,
çağdaş sanat alanında kültürel etkileşim sağlamaya odaklanan kültürel
sponsorluk faaliyetlerinde bulunuyor. OMV, çekirdek pazarları içinde
projeler gerçekleştirmenin ve kültürel diyaloğu güçlendirmenin anlamlı
olduğunu düşünüyor. Burada amaç bir koleksiyon oluşturmaktansa, sanat
ortamının, ortaklarımızın ve şirketin yararı için, stratejik olarak belirlenen,
güçlü ve büyüyen birkaç projeyi desteklemek.
Bir şirket koleksiyonunun küratörlüğünü yapmak ile kişiye veya bir
müzeye ait bir koleksiyonun küratörlüğünü yapmak arasında ne gibi
farklar var? OMV koleksiyonunun küratörlüğünü yapmanın zorlukları
nelerdi?
OMV bir eser koleksiyonu başlatmayı planlamıyor. Viyana’da bulunan
OMV Genel Merkezi’nde, Brandl, Scheibl ve Ahmet Oran veya İnci Eviner
gibi Türk sanatçılara ait önemli parçalar gibi sembolik eserler sergiliyoruz.
Bu eserler şirkete ait. Böylelikle, insanlara, OMV’nin sanata verdiği önemin
giderek arttığını göstermek istiyoruz ve tüm çalışanlar ve sanat çevreleri,
sanat projelerimiz hakkında bilgilendiriliyor.
OMV, Viyana Fuarı’nda Türkiye bölümüne katkıda bulunmakta ve son
yıllarda gerçekleşen sergi ve konuşmalarda da Türk sanatına destek
gösteriyor. Gelecek planlarınız nelerdir?
Viyana ve İstanbul arasındaki diyalog ve kültürel etkileşim, VIENNAFAIR
2011/2012 dâhilinde gerçekleştirilen DIYALOG: Art From Istanbul sergisi
ve Viyana’daki Uygulamalı Sanatlar / Çağdaş Sanat Müzesi MAK’ta,
2013’te gerçekleştirilen “Signs Taken in Wonder” adlı geniş sergi gibi OMV
projeleri ile geliştirildi bile. Contemporary Istanbul ile yapılan iş birliği, bu
diyaloğun ilk defa İstanbul’a taşınmasını sağlayacak. Gelecekte, çağdaş
sanat alanındaki kültürel etkileşimi güçlendirmek için Türk sanat kuruluşları
ile iş birlikleri sağlamak istiyoruz. Avusturya ve Romanya’da da üzerine
çalıştığımız projeler mevcut. Genç nesli, temel projeler ile desteklemek
istiyoruz. ART / OMV Moves olarak, “Sanat herkes için olmalı” mottosunu
benimsedik.
Contemporary İstanbul’da düzenleyeceğiniz sergiden de
bahsedebilir misiniz? Kavramsal çerçevesi ve eser seçimleri ile ilgili
bilgi verebilir misiniz?
Rita Nowak, The
Heinz Frank, The
danger of fear, c print pedestal problem of
framed, 120x160cm
Brancusi, Installation
with table heads
objects and tapestry
DIYALOG: ART FROM VIENNA adlı sergi, Avusturya’nın çok kültürlü
sanat başkentinin devasa sanatsal potansiyelini yansıtan eserler sunan,
Viyana temelli sanatçıları içeriyor. Sergideki eserler, farklı sanat alanlarında
uzmanlaşmış, ünlü küratörlerinden oluşan bir ekip tarafından seçildi.
Her küratör, biri eski nesilden, önemli ve tanınmış bir sanatçı, diğeri de
büyük umut vadeden, genç bir sanatçı olmak üzere iki sanatçı seçti.
Bu sanatçıların İstanbul’da sergilediği eserler sembolik ve karakteristik
nitelikteydi – çağdaş boyutları bünyesinde toplayan bu anahtar özellik,
net bir beyanda bulunuyordu: Sanat, bugünün dünyası ve toplumunun
bir işaretidir. Sergi, kafalarda bazı soru işaretleri doğurdu: Viyana sanatı,
kendisini uluslararası boyutta nasıl konumlandırıyor? Viyana sanatı farklı
mı? İçerik, biçimcilik veya estetizm açısından takip ettiği ifade biçimleri
neler? Viyana sanatçısı, zamanının akıbetini nasıl işliyor? OMV özel projesi
DIYALOG: ART FROM VIENNA, bu sorulara Viyana sanatının geniş
alanında yapılan, örnek niteliğinde, ancak son derece bireysel olarak
tanımlanmış bir sunum ile cevap bulmaya çalışıyor. OMV, Avusturya ve
Türkiye’den sanatı ve sanatçılarını bir araya getirmeyi ve bir arada çalışan,
geleceği ve geleceğin vizyonlarını beraberce geliştiren insanlardan oluşan,
sınır ötesi bir ağ oluşturmayı amaçlıyor.
Avusturya’da güncel sanatını belirleyen unsurlar neler?
Bize yakın zamanda gelişen belirli bazı yaklaşımlar ve trendlerden
bahseder misiniz?
Özel proje, Avusturya resmi ve çizimi, oda ve duvar enstalasyonları,
nesne ve fotoğrafları ile ilgili önemli perspektifler içeriyor ve ziyaretçileri
aktif olarak katılım göstermeye davet ediyor. Sergilenen eserler arasında
deneysel bir mekân olarak kişisel çevre, sanat tarihi alımlaması,
sosyopolitik ve cinsiyet gibi temalar mevcut. Soyutlama biçimleri ve
zekâdan yoğun bir şekilde etkilenen konseptler, sergide samimi ve şiirsel
görsel dünyalar ile karşılaşıyor. Son yıllarda, karma iletişim ortamları
kullanarak yapılan enstalasyonlar ve nesne sanatına yönelik güçlü
yönelimler gözlemledik. Ayrıca kamusal alanda yapılan sanat, başkent
Viyana’da olduğu gibi, ülkenin genelinde de daha fazla ilgi çekmeye
başladı. Diğer yandan, Viyana’da köklü ve güçlü bir akademik resim
geleneği mevcut. Genç nesillerin, deney yapmadan önce yoğun bir
eğitimden geçmeleri önemli – resim eğilimleri gelip geçer, fakat resim,
tıpkı yaklaşık 10 yıl önce olduğu gibi yeniden yükselecek. Bir sanatçı için
kendine has bir stil ve kişilik bulmak ve geliştirmek, yani adeta bir marka
oluşturmak, çok önemli.
57
Robert
Montgomery
MY WORK IS JUST MADE BY SOMEONE
WHO EXPECTED TO GROW UP IN A NEW
PARADISE THAT WASN’T DELIVERED.
ESERLERİM YALNIZCA, HİÇBİR ZAMAN
VAAT EDİLMEMİŞ BİR YENİ CENNETTE
BÜYÜYECEĞİNİ ZANNEDEN BİRİ
TARAFINDAN YAPILIYOR.
The Slow Disappearance of Meaning and Truth, 2009, Steel, acrylic, neon lights,
carnival lights, fluorescent lights, 40 x 77 in. (101.6 x 195.6 cm)
These are the times that we live things in snapshots. And
your works make us stop and read while a twitter text is 140
characters long. What made you start using the text as image, as
a work of art?
What made me do that is the first 2 paragraphs of The Society of
The Spectacle by Guy Debord, which says, “In societies dominated
by modern conditions of production, life is presented as an immense
accumulation of spectacles. Everything that was directly lived has
receded into a representation. The images detached from every
aspect of life merge into a common stream in which the unity of
that life can no longer be recovered. Fragmented views of reality
regroup themselves into a new unity as a separate pseudo world
that can only be looked at. The specialization of images of the
world evolves into a world of autonomized images where even the
deceivers are deceived. The spectacle is a concrete inversion of life,
an autonomous movement of the nonliving.” I was 19 when I read
that and I thought it might be a good time to make art that thinks
before it makes pictures.
What is the difference between your work and the conceptual
works back in the 70’s where we also used to see a lot of text
and messages?
My art is later, by someone who was born in the 70s and expected I
would grow up in the future the hippie dream promised us. So my
work is just made by someone who expected to grow up in a new
paradise that wasn’t delivered. So my work is exactly the same kind
of work but made later, so its angrier, and it’s sadder.
How do you define your work? Sculpture, poem, installation?
Poem first, sculpture second, installation last. Installation just
before the show opens.
Your works are very poetic and they are actually poems. How did
you start writing and which poets and artists influenced you?
I just started writing poems in my bedroom when I was a teenager
but I could never really get them finished, and then I realized I had
an art degree I was studying for, and then the poems distracted
me from the paintings I was supposed to be making so in the end I
just panicked and did some drawings of the poems and people liked
them and I got good grades and then I realized being an artist was
the perfect vocation for a poet who couldn’t finish anything.
Are your writing desk, library and computer your studio, since
58
Bazen enstantanelerle yaşadığımız zamanlar olur. Bir Twitter
metni 140 karakter uzunluğunda iken, sizin eserleriniz bizi
durup okumaya teşvik ediyor. Metni bir görüntü, bir sanat eseri
olarak kullanmaya ne sebeple başladınız?
Bunu yapmamı sağlayan şey, Guy Debord’un “Gösteri Toplumu”
(“Society of the Spectacle”) adlı kitabının ilk iki paragrafıydı:
“Modern üretim koşullarının hâkim olduğu toplumların tüm yaşamı
devasa bir gösteri birikimi olarak görünür. Dolayısıyla yaşanmış
olan her şey yerini bir temsile bırakarak uzaklaşmıştır. Yaşamın
her bir görünümünden kopmuş olan imajlar, bu yaşamın birliğini
yeniden kurmanın mümkün olmadığı ortak bir akışta kaynaşırlar.
Kısmî olarak göz önünde bulundurulan gerçeklik, ayrı bir sahtedünya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliğinde
sergilenir. Dünyasal imajlardaki uzmanlaşma, aldatıcı şeyin
hakikatle yüz yüze gelmekten kaçındığı özerkleşmiş imaj âleminde
kendini tamamlanmış bulur. Genel anlamda gösteri, yaşamın
somut ters yüz edilişi olarak, canlı olmayanın özerk devinimidir.”1
Bunu okuduğumda 19 yaşındaydım ve resim yapmadan önce
düşünen sanat yapmak için iyi bir zaman olacağını düşündüm.
Sizin eserleriniz ile 70’lerdeki bolca metin ve mesaj içeren
kavramsal eserler arasındaki fark nedir?
Benim sanatım daha geç; 70’lerde doğan ve hippi rüyasının bize
vadettiği gelecekte büyüyeceğimizi zanneden birinin imzasını
taşıyor. Yani eserlerim yalnızca, hiçbir zaman verilmemiş bir yeni
cennette büyüyeceğini zanneden biri tarafından yapıldı. Yani
eserlerim, o zamanın eserleri ile aynı türde, ancak onlardan daha
sonra yapıldı, bu yüzden daha kızgın ve üzgünler.
Eserlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Heykel, şiir, enstalasyon?
İlk olarak şiir, ikinci olarak heykel, son olarak ise enstalasyon olarak
tanımlıyorum. Enstalasyon sergi açılmadan hemen önce yapılıyor.
Eserleriniz çok şiirsel ve aslen şiir niteliğindeler. Yazmaya nasıl
başladınız ve sizi etkileyen şair ve sanatçılar kimler oldu?
Şiir yazmaya gençken, yatak odamda başladım fakat hiçbir zaman
tamamlayamıyordum, sonra birden bir sanat diploması almak
için çalıştığımı ve şiirlerin, beni yapmam gereken resimlerden
alıkoyduğunu fark ettim. En sonunda şiirlerimin çizimlerini
yaptım. İnsanlar bunları sevdi ve iyi notlar aldım. Sonra da bir
sanatçı olmanın, hiçbir şeyi tamamlayamayan bir şair için en iyi
meslek olduğuna karar verdim.
your works are based on texts and in-situ installations?
Yeah my desk, library, computer, and smart phone are my studio
but my works are not based on texts and in-situ installations, my
work comes from 40 years of repressed hippie anger loss and pain.
My work is just really gushing anger against everyone who wasn’t
brave enough to make the hippie dream a reality when we all knew
it was the best call. It’s an already-defeated panegyric wolf howl
against Reaganomics.
Your work sometimes might be invisible, as it is sometimes
printed on a billboard while it can be a neon work as well.
However, it generally looks like an advertisement copy
especially when today, advertisement copies are like poems...
How do you feel about this commercial versus art versus
commercial space and artistic space?
Apollinaire said in his poem Zone, written in 1913, “Billboards sing
aloud, and that’s all you are left with as poetry this morning and
this century. For prose, you have the tabloids.” In the 20th Century
we got rich but did not remember the implicit value of education
just as a thing in itself. By the 1950s we just wanted to get in
to good colleges so we could buy nicer cars than our fathers had
and in the end we all got the cheap refrigerators and the tabloid
newspapers we deserved. Apollinaire died in 1918 from wounds he
got as a soldier in the first world war. He never even really saw the
20th Century, but I think I he had a pretty psychic premonition of
it. He guessed the next 100 years pretty good.
Eserleriniz metin ve mekânda yapılan enstalasyonları temel
alıyor. Yazım masanız, kütüphaneniz ve bilgisayarınızı
stüdyonuzda mı bulunduruyorsunuz?
Evet masam, kütüphanem, bilgisayarım ve akıllı telefonum
stüdyomda duruyor ama işlerim metinler ve mekânda yapılan
enstalasyonları değil, bir hippinin 40 yıldır bastırdığı öfke,
kayıp ve acılarını temel alıyor. Eserlerim, aslında hepimizin
bunu gerçekleştirmenin en iyi karar olduğunu bildiği hippi
rüyasını gerçekleştirecek kadar cesur olmayan herkese karşı öfke
püskürtüyor. Reaganomics ’e karşı baştan mağlup methiyeler düzen
bir kurt uluması.
Eserlerin bazen görünmez, bazen bir billboard’a basılı, bazen
de bir neon çalışması olabiliyor. Ancak, özellikle de reklam
metinlerinin şiirleri andırdığı günümüzde, genel olarak reklam
metinlerine benziyorlar. Reklam ve sanat, reklam mekânı
ve sanatsal mekân arasındaki bu mücadele ile ilgili neler
düşünüyorsun?
Apollinaire, 1913 yılında yazdığı “Bölge” (“Zone”) şiirinde şöyle der:
“Bar bar bağıran el ilanlarını, katalogları, afişleri okuyorsun. İşte
bu sabah şiir, nesir için de gazeteler var.” 20. Yüzyıl’da zengin
olduk ancak eğitime içkin olan değeri hatırlamadık. 50li yıllara
gelindiğinde ise yalnızca, babamızın sahip olduğundan daha güzel
arabalar alabilmek için iyi üniversitelere girmek istiyorduk, sonunda
ise elimizde, hak ettiğimiz ucuz buzdolapları ve tabloit gazeteler
kaldı. Apollinaire, 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşırken
aldığı yaralar nedeniyle öldü. 20. Yüzyıl’ı neredeyse hiç görmedi ama
onun hakkında ruhani bir öngörüde bulunduğunu düşünüyorum.
Gelecek 100 yıl içinde yaşanacakları gayet iyi tahmin etti.
Kitabın Ayrıntı Yayınları tarafından, 1996 yılında yapılan basımından
alıntılanmıştır. Fransızcadan orijinal çeviri Ayşen Ekmekçi – Okşan Taşkent
tarafından yapılmıştır.
1
59
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
Plug-in
New Media New Fair / Yeni Medya Yeni Fuar
Ceren Arkman
Directly applicable to our period, fast, innovative,
exciting. Ambiguous while broad in limits, open
to discussion and above all these, pointing to the
unknown; new media. Ceren Arkman, director of
the new media event Plugin, a new initiative from
CI, draws up the trends of new media art, latest
developments and the highlights in Plugin.
Matt Pyke Portrait Photography by Shaun Bloodworth
Installation shots © Kate Elliott for Media Space
We increasingly encounter video works along with light and audio installations, interactive and generative works, kinetic and robotic designs, all kinds
of new technologies and code based works that fall in the new media category taking the most space in artistic events and galleries.Digital works sit
on the border between art, design and technology and refuse to fit into one of these categories. The creation process of the art piece in digital works
is also considerably complicated. The artist works closely with architects, software developers, etc. To what extent is the final work art, technology
or design usually remains questionable, along with whom the actual artist is. To provide an example, London’s Science Museum has opened a New
Media space a month or so ago. Prominent names of digital art and design in England have been invited for the first presentation to be held at this
place. Not to create works to be included in an exhibition, but to collectively build one sole work. Keri Elmsly, one of the leading names of this field,
was included in the production of the work. Keri also brings together an exhibition for the first year of Plugin.
Sanat etkinliklerinde ve galerilerde yeni medya alanı içinde kalan video işleri, ışık ve ses enstalasyonları, interaktif ve jeneratif işler, kinetik ve robotik
tasarımlar, her tür yeni teknoloji ve kod tabanlı işlerle giderek daha fazla karşılaşıyoruz. Dijital işler sanat, tasarım ve teknoloji arasındaki sınırda duruyor
ve bu kategorilerden birinin içine sığmayı reddediyor. Dijital işlerde sanat eserinin yaratım süreci de oldukça komplike. Sanatçı mimarlarla, yazılımcılarla,
vs. birlikte çalışıyor. Sonuçta ortaya çıkan işin ne kadar sanat, ne kadar teknoloji, ne kadar tasarım olduğu çoğu zaman tartışmalı kalıyor, asıl sanatçının
kim olduğu da. Örnek vermek gerekirse; bir ay kadar önce Londra’da Science Museum bir Yeni Medya alanı açtı. Burada sergilenecek ilk iş için
dijital sanat ve tasarım konusunda İngiltere’nin önde gelen isimleri davet edildi. Bir serginin parçası olacak işleri yapmaları için değil, tek bir işi birlikte
kurgulamaları için. İşin prodüksiyonunda ise bu alanın en iyi isimlerinden Keri Elmsly vardı. Keri Plugin’in ilk senesi için de bir sergi hazırlıyor.
60
Birebir çağımıza uyan, hızlı, yenilikçi, heyecan
verici. Sınırları geniş olduğu kadar belirsiz,
tartışmaya açık ve tüm bunların ötesinde,
bilinmeyene işaret eden bir alan, yeni medya. CI’ın
yeni girişimi yeni medya etkinliği Plugin’in direktörü
Ceren Arkman yeni medya sanatındaki trendleri,
son gelişmeleri ve Plugin’de öne çıkanları yazdı.
From Presence, Universal Everything & You © Universal Everything.
Universal Everything & You
The role of the producer, especially in big scale new media works
is important. This not being established is one of the major reasons
why our country is not producing big scale works, and most
attempts towards these are carbon copies of their abroad originals.
The work was led by Matt Pyke. His studio, named Universal
Everything, was deemed many times as one of the 10 leading
studios of England. He creates code based generative works but he
doesn’t usually write the code himself. We will have the chance to
see his works as well within Plugin.
Universal Everything & You
Özellikle büyük ölçekli yeni medya işlerinde prodüktörün rolü
önemli. Bunun ülkemizde daha oturmamış olması büyük ölçekli
işlerin çıkmamasının, bu yöndeki denemelerin çoğunun da yurt
dışı örneklerin karbon kopyaları olmasının nedenlerinden biri bu.
İşin başında Matt Pyke vardı. Universal Everything adlı stüdyosu
defalarca İngiltere’nin ilk on stüdyosu arasında gösterildi. Kod
tabanlı generetif işler yapıyor ama çoğu zaman kodu kendi
yazmıyor. Plugin kapsamında onun işlerini de görme şansımız
olacak.
Matt Pyke collaborated with an architect for a work in Science
Museum and got screens which form two nestled circles made. With
the applications he developed, you can input specific parameters,
make a design and instantly upload the images to the screens
within the inner circle. The work you create commingles with
images from many other viewers and people kilometers away, who
have merely downloaded the application. These images interfuse
with each other and moves with the background music. That is the
reason behind the name “Universal Everything & You”.
Matt Pyke, Science Museum’daki iş için bir mimarla çalışmış ve içiçe
iki daire oluşturan ekranlar tasarlatmış. Geliştirdiği aplikasyonla
belirli parametreleri girip bir tasarım yapıyorsunuz ve görselleri
anında iç dairedeki ekranlara atabiliyorsunuz. Yaptığınız iş diğer
pek çok izleyicinin ve km.lerce uzakta sadece aplikasyonu indirmiş
insanların görüntüleriyle karışıyor. Bu görüntüler belirli bir algoritma
içinde birbirlerine karışıyor ve arka plandaki müzikle hareket ediyor.
Bu nedenle işin adı Universal Everything&You.
Dış çember üzerinde ise çalan müzikle hareket eden renk ve ışıktan
oluşmuş objeler görüyorsunuz başta. Biraz dikkat edince bunların
insan olduğunu fark ediyorsunuz. Bu iş için LA Dance Project bir
koreografi hazırlamış, dansçıların hareketleri kaydedilmiş, sonra
bu dansçıların bedenleri sürekli değişen kod tabanlı elbiselere
dönüştürülmüş. Bu yazılım arkasındaki ekipte dikkat çeken isim
interaktif işlerde çok başarılı bir yazılımcı olan Andreas Müller.
Nanika adlı şirketiyle hem sanat işleri üretiyor hem de müşteriler
için yazılım temelli projeler hazırlıyor. Bu alandaki bir çok isim gibi
kurumsal işlerinin bazıları ortak hafızada daha fazla yere sahip.
In the outer circle, you initially see objects composed of color and
light, moving with the background music. Looking a little closer, you
notice that these are actually humans. LA Dance Project prepared
the choreography for this project, recorded the movements of the
dancers and finally, the bodies of these dancers were transformed
into ever changing, code based garments. The eye catching name in
the team behind this software is Andreas Müller, a very successful
software developer in interactive works. He creates artworks with
61
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
his firm Nanika, and designs software based projects for the clients.
Like many of the names in this field, some commercial works take
more space in the common memory. Like the holographic fashion
show they designed for Diesel. In the fair, you will have the chance
to see one of Andreas’ works. The composer of the music surely plays
an important role in the finalized work. In conclusion, the owner of
the signature under this work is not actually clear; is it the producer,
the software developer, the choreographer, or the architect? Or is it
me, the one who downloaded the app to her phone? Grid Festival),
we have full command of the inner dynamics of this world. We
believe that, when we combine that experience with the background
of Contemporary İstanbul on art market and fair organization, we
can create a platform of such nature in a short time.
Diesel için yaptıkları holografik moda şovu. Fuarda Andreas’ın
da bir işini görme şansı yakalayacaksınız. Elbette son çıkan işte
müziğin bestecisinin de önemli payı var. Vardığımız son noktada, bu
işin sahibi kim çok da net değil: prodüktör mü, yazılımcı mı, koreograf
mı, mimar mı? Yoksa telefonuna aplikasyonu indiren ben miyim?
Mustafa Hulusi, Extasis displayed on a laptop digital limited edition
© Mustafa Hulusi, courtesy of www.seditionart.com
Matt Pyke, Presence 2.1 displayed on TV, digital limited edition
© Matt Pyke, courtesy of www.seditionart.com
Yoko Ono, Painting To Shake Hands on iPad, digital limited edition
© Yoko Ono, courtesy of www.seditionart.com
Open Source Movement and New Media Collecting
The open source movement, making things even more complicated. Prominent software for this field is published on the
internet, open to everyone, by many designers and developers. In the digital world, the rules run differently; rather than keeping
their techniques and processes for themselves, artists make them available for everyone, granting everyone the opportunity to
become an artist.
In short, in terms of production and viewing processes, new media is not similar to the art practices we are familiar with. Internet
access, smart devices and applications seriously increase the number of the forms of viewing and spreading speed of these
works. And when this is the case, collecting art in this field does not work in traditional, familiar ways.
Açık Kaynak Hareketi ve Yeni Medya Koleksiyonerliği
İşi daha da karmaşıklaştıran açık kaynak hareketi. Bu alanda çok önemli yeri olan yazılımların çoğu tasarımcı ve yazılımcılar
tarafından internette herkesin kullanımına açık şekilde yayınlanıyor. Dijital dünyada kurallar farklı işliyor; sanatçılar tekniklerini ve
süreçlerini kendilerine saklamak yerine herkese açıyor, herkesin sanatçı olması için imkan sağlıyor. Özetle yeni medya hem
üretim hem de izlenme süreçleri açısından bildiğimiz sanat pratiklerine benzemiyor. İnternet ulaşımı, akıllı cihazlar ve aplikasyonlar
bu işlerin izlenme şekillerini ve yayılma hızını ciddi anlamda artırıyor. Tabi böyle olunca bu alanda koleksiyonerlik de bildiğimiz
şekillerde çalışmıyor.
62
Also included in the scope of Plugin, Sedition is very popular all
around the world, especially in England. They sell digital works
online and you can download these works to your computer or your
smart devices. They have reached sales amounts of considerable
numbers. They have released Matt Pyke’s Transfiguration, limited to
1000 copies. I have checked it minutes ago and there was only one
copy left. The founders of Sedition are Harry Blain of Blain/Southern
and the former CEO of Saatchi Online, Robert L. Norton. This alone
is a good sign on the direction to which art collecting is headed.
The director of the legendary gallery of the 2000’s, Rory Blain is
directing Sedition at the moment and as part of CI Dialogues, he
will be in the fair to talk about the “new collector” and the new
art enthusiast. He will be accompanied by Jack Pam, the director
of ikono.tv, an innovative art channel which can be watched on
satellite in the Middle East and most of Europe. ikono.tv are trying
to establish a new art enthusiasm concept, and they will soon start
to sell the videos they air on television on iTunes as open editions,
for 1 Euro per piece. These works will also be downloadable to
your devices, just like MP3’s. In the long term, this approach can
represent a revolution in the art world.
Plugin kapsamında da göreceğiniz Sedition şu an dünyanın her
yanında, özellikle de İngiltere’de çok popüler. İnternet üzerinden
dijital işler satıyorlar. Bu işleri bilgisayarınıza ve akıllı cihazlarınıza
yükleyebiliyorsunuz. Çok ciddi şatış rakamlarına ulaştılar. Matt
Pyke’ın Transfiguration işini 1000 kopya olarak satışa sundular. Az
önce baktığımsa sadece tek kopya kalmıştı. Sedition’ın kurucuları
Blain/Southern’dan Harry Blain ve Saatchi Online’ın eski CEO’su
Robert L. Norton. Sadece bu bile sanat koleksiyonerliğinin nereye
gittiğine dair iyi bir işaret. 2000‘lerin efsanevi galerisi Hunch of
Venison’ın direktörü Rory Blain şu an Sedition’ın direktörlüğini
yapıyor ve CI Dialogues kapsamında “yeni koleksiyoner” ve yeni
sanat izleyicisi hakkında konuşmak için fuarda olacak. Ona
konuşmada Ortadoğu ve Avrupa’nın büyük kısmında uydudan
izlenilebilen yenilikçi sanat kanalı ikono.tv’nin direktörü Jack
Pam eşlik edecek. ikono.tv hem yeni bir sanat izleyiciliği kavramı
oturtmaya çalışıyor hem de yakın zamanda televizyonda
yayınladığı videoları açık edisyon olarak tanesi 1 Euro’ya itunes
üzerinden satmaya başlayacak. Bu işleri aynı mp3 gibi cihazlarınıza
indireceksiniz. Bu yaklaşım uzun vadede sanat dünyası için devrim
niteliğinde olabilir.
Completely different from all known art branches in terms of
production, viewing processes and forms of collecting, new media
and digital art bring along with them new practices of displaying.
These works vanish next to sculptures and canvases, displayed in
the well-lit environment of commercial fairs with walls of white,
or get stuck into isolated black cubes. Plugin was primarily based
on the idea of the necessity of specially and distinctively designed
spaces for the exhibition of the works of this nature. Compared to
other organizations, Plugin defines its scope much wider. We have
widened our participant profile within this field width and the
creation processes of the field. Plugin aims to draw in this work not
only the commercial galleries and art initiatives, but architecture
and design studios operating in this field, even game developers
and technology and software companies providing the technical
basis for digital art and design.
Üretim ve izlenme süreçleri ve koleksiyonerlik şekilleri gibi farklı
açılardan bildiğimiz sanat dallarından tamamen farklı olan yeni
meda ve dijital sanat sergilenme açısından da yeni pratikleri
beraberinde getiriyor. Bu işler ticari fuarların bol ışıklı, beyaz duvarlı
ortamında heykel ve tuvallerin yanında kaybolup gidiyor ya da
izole siyah küplerin içine sıkıştırılıyor. Plugin öncelikle bu işlerin
sergilenmesi için özel alanların ve farklı mekan tasarımlarının
gerekli olduğu fikrinden yola çıktı; alanını, diğer organizasyonlara
göre daha geniş tanımlıyor. Katılımcı profilini de bu alan genişliği ve
alanın üretim süreçleri dahilinde genişletiyor. Sadece ticari galeriler
ve sanat insiyatiflerini değil, aynı zamanda bu alanda faaliyet
gösteren mimarlık ve tasarım stüdyolarını, oyun geliştiricilerini,
dijital sanat ve tasarımın teknik altyapısını sağlayan teknoloji ve
yazılım şirketlerini de bu işin içine çekmeyi hedefliyor.
63
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
Ars Electronica and Transmediale or grand seminars, such as
Resonate or Offf are events necessary to go in order to follow the
newest and the best works in these fields. But these fields do not
attract the collectors or managing audiences who could order big
scale works. There is a need for a platform, which is able to perceive
the inner dynamics of digital art and design, while bringing these
works together with collectors and investors.
Ars Electronica, Transmediale gibi büyük festivaller ya da Resonate,
Offf gibi büyük seminerler bu alanlarda en yeni ve en iyi işleri takip
etmek için gidilmesi gereken yerler. Ama bu alanlar koleksiyoner
ya da büyük işler ısmarlayabilecek yönetici kitleyi çekmiyor. Hem
dijital sanatın ve tasarımın iç dinamiklerini anlayacak hem de bu
işleri koleksiyoner ve yatırımcılarla bir araya getirecek bir platform
ihtiyacı var.
Through many video, digital art and design festivals we organized
in the last 10 years as Grid İstanbul, we have first-hand information
regarding the needs of new media in terms of creation processes
and exhibition. Moreover, as the only team who organize the
abovementioned types of events in İstanbul (Offf İstanbul and
Grid Festival), we have full command of the inner dynamics of this
world. We believe that, when we combine that experience with
the background of Contemporary İstanbul on art market and fair
organization, we can create a platform of such nature in a short time.
Grid İstanbul olarak 10 senedir düzenlediğimiz çok sayıda video,
dijital sanat ve tasarım festivali sayesinde yeni medyanın üretim
süreçleri ve sergilemeye yönelik ihtiyaçlarına dair birinci el
bilgi sahibiyiz. Dahası yukarıda bahsettiğimiz türde etkinlikleri
İstanbul’da düzenleyen (Offf İstanbul ve Grid Festival) tek ekip
olarak bu dünyanın iç dinamiklerine hakimiz. Bunu Contemporary
İstanbul’un sanat piyasasına ve fuar organizasyonuna dair
birikimi ile birleştirdiğimizde, bu tarz bir platformu kısa sürede
yaratabileceğimize inanıyoruz.
To the New Collector
Yeni Koleksiyonere
Interview / Röportaj: Zeynep Berik
Shepard Fairey, Peaceguard
displayed on iPad
© Shepard Fairey, courtesy of
www.seditionart.com
64
Sedition... Enables collectors to purchase works by some of the world’s
most renowned contemporary artists, at an accessible price. The idea for
Sedition first arose back in the 1990s, but only recently has technology
reached a point where the concept could be realized - developments
in screen resolution and internet bandwidth/access have been the key
drivers.
Yeni koleksiyoner... Eski koleksiyoner ile aynı kişi, en azından birçoğu
öyle. Sedition’daki koleksiyonerlerin çoğu, galeriler ve müzayede evleri
aracılığıyla alım yapman kişiler. Koleksiyonlarında en güncel medyanın
sergilenmesini istiyorlar.
The new collector... is actually the old collector - or at least a large
number of them. Many of the collectors on Sedition are experienced art
buyers - people who are accustomed to buying through galleries and
auction houses. They want to ensure the latest media is represented in
their collections.
Değişen şey... İnsanların sanatçıları ve eserlerini keşfetme biçimleri.
İnternet, koleksiyonerlerin eserleri aramasını, görüntülemesini ve fiyatları
karşılaştırmasını sağlıyor. Geleneksel medya işlerinde bile bir eserin ilk
defa bir ekranda gösterilmesi yaygınlaştı.
Rory Blain
TRENDS IN NEW MEDIA ART AN ‘THE NEW
COLLECTOR’ FROM RORY BLAIN, THE DIRECTOR OF
AN ONLINE NEW MEDIA PLATFORM.
ONLINE YENİ MEDYA PLATFORMU SEDITION’IN
DİREKTÖRÜ RORY BLAIN’DEN YENİ MEDYA
TRENDLERİ VE ‘YENİ KOLEKSİYONER’.
Sedition... Koleksiyonerlerin, dünyanın en ünlü çağdaş sanatçılara ait
eserleri, uygun fiyata satın almalarını sağlıyor. Sedition’ı kurma fikri 90’lı
yıllarda doğdu, ancak konseptin gerçekleştirebilmesine imkân sağlayacak,
teknoloji şartlar yakın zamanda oluştu. Bu konuda ekran çözünürlüğü,
Internet bant genişliği ve erişimi gibi alanlardaki gelişmeler anahtar
niteliğinde oldu.
Tracey Emin, Love is What You Want displayed on iPhone
© Tracey Emin, courtesy of www.seditionart.com
Trendler... Sanat yaratımı açısından, sanatçıların elinde, yaratım içinde
deney yapmalarını sağlayan birçok araç var; en son teknolojiler, 3D baskı,
uygulamalar, programlama, sosyal medya ve internet. Yeni medya sanatı,
geniş kitlelerce kabul edilmeye başlanmadan önce sanatın sınırlarında
bulunuyordu, ancak şimdi, teknoloji günlük hayatımızın her yerinde
hazır bulunuyorken, birçok sanatçının pratiğinin büyük bir parçası. Yeni
medyanın etkisiyle, sanatçının eserin tek sahibi olması durumundan
değişti ve eserler tek yönlü bir deneyim olmaktan çıktı. Kitleler artık
eserin yaratım sürecine katılabiliyor veya yaratılan bir eseri geliştirmeye
devam edebiliyorlar. Sanat eserleri, interaktif enstalasyonlara veya Yoko
What has changed is ... how people first discover artists and their
works - the internet has been an incredible tool for this, allowing a
collector to search out works, compare prices, view images - even for
traditional media works it’s quite common now for the first view of an
artwork to be on a screen.
Trends... In terms of art creation, artists now have new tools to
experiment within art production – including all the latest technologies in
robotics, 3D printing, apps, programming, social media and the internet.
New media art has always sat on the fringes of the art world before
gaining wider acceptance, but is now becoming a major part of many
artists’ practices as technologies become ubiquitous in our everyday life.
With the influence of new media, there has been a shift away from the
artist as the sole author of the work, where works are no longer a one-
65
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
way experience. Audiences can now participate in creation process, or
continue to the development of a piece after its initial creation. Artworks
are taking the form of interactive installations or user-generated projects
like Yoko Ono’s #Smilesfilm project where audiences are asked to submit
photos of their smiles to Instagram from around the world using the
hashtag, or Matt Pyke’s 1000 Hands installation now on at the Science
Museum in London.
The role of the artist The participatory culture brings up questions about
the role of the artist today in bringing people together and inspiring them
through creation. Young artists, or the post-internet generation who grew
up with smart phones and iPads in their hands are creating works using
the internet and employing social media as a means to share work. An
example would be the artists presented by Hans Ulrich Obrist’s 89+
project, which presents a new generation of artists born after 1989.
Today’s artists are inspired by the aesthetics of the internet either
through nostalgia of low-fi or obsolete technologies, glitch, pixellation,
gifs, or ‘the selfie’. This generation is socially networked and express
themselves through the mediums that are familiar to them. We will
continue to see the increasing influence of technology in the creative
practices of a younger generation of artists.
Rory Blain’s recommendations
http://1000hands.universaleverything.com/detail/5316
http://www.smilesfilm.com/
Ono’nun, dünyanın her yerinden insanlardan gülümsemelerinin fotoğrafını
Instagram’a, aynı adlı etiket ile yüklemeleri istenen #Smilesfilm projesi
veya Matt Pyke’ın; ziyaretçilerin, bir uygulama indirerek, sergi içindeki 360
derecelik ekranda görüntülenecek çizimler yapmasını sağlayan ve şu an
Londra’daki Bilim Müzesi’nde görülebilen 1000 Hands enstalasyonu gibi,
kullanıcıların katılımlarının olduğu projelere dönüşüyorlar.
Sanatçının rolü Katılım kültürü, bugünkü sanatçının insanları bir araya
getirme ve onları yaratım ile etkileme rolüyle ilgili soru işaretleri yaratıyor.
Genç sanatçılar veya ellerinde akıllı telefonlar ve iPad’lerle büyümüş olan
internet sonrası nesil, interneti kullanarak eserleri yaratıyor ve eserin
paylaşımı için de sosyal medyadan yararlanıyor. Hans Ulrich Obrist’in,
1989’den sonra doğan yeni bir sanatçı neslinin sunan 89+ projesi
dâhilinde eserleri sergilenen sanatçılar buna örnek.
Bu sanatçıların etkilendikleri alanlar low-fi’ın nostaljisi veya artık
kullanılmayan teknolojiler, glitch, pikselasyon, GIF’ler veya kendi
fotoğrafları (“selfie”) üzerinden, internet estetiği. Bu nesil sosyal ağlarla
birbirine bağlı ve kendilerini en iyi şekilde ifade etmek için, kendilerine
tanıdık gelen medyaları kullanıyor. Daha genç nesil sanatçıların
pratiklerinde teknolojinin artan etkisini görmeye devam edeceğiz.
Rory Blain’in önerileri:
http://1000hands.universaleverything.com/detail/5316
http://www.smilesfilm.com/
Forms Formlar
Memo Akten & Quayola
Interview / Röportaj: Ebru Yetişkin
Forms is an ongoing collaboration between visuals artists Memo Akten and
Quayola, a series of studies on human motion, and its reverberations through space
and time. It is inspired by the works of Eadweard Muybridge, Harold Edgerton,
Étienne-Jules Marey as well as similarly inspired modernist cubist works such as
Marcel Duchamp’s “Nude Descending a Staircase No.2”. Rather than focusing on
observable trajectories, it explores techniques of extrapolation to sculpt abstract
forms, visualizing unseen relationships – power, balance, grace and conflict –
between the body and its surroundings. The project investigates athletes; pushing
their bodies to their extreme capabilities, their movements shaped by an evolutionary
process targeting a winning performance.
Audio-visual installation / Ses ve görüntü
enstalasyonu, 1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch
sound / ses, 02:00 min / dk
66
Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu
1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk
Formlar, insan hareketleri ile bunların zaman ve mekan içerisindeki etkileri üzerine bir
dizi araştırmadan oluşan bir çalışma olup görsel sanatçılar Memo Akten ile Quayola
arasında süregelen bir işbirliğidir. Bu çalışma Eadweard Muybridge, Harold Edgerton,
Étienne-Jules Marey’nin eserleri ile Marcel Duchamp’ın “Nude Descending a
Staircase No.2” isimli eseri gibi benzer modernist kübist eserlerden ilham almaktadır.
Beden ile çevresi arasındaki görünmeyen ilişkileri (güç, denge, zarafet, çatışma)
görselleştirerek gözlemlenebilir yörüngelerden ziyade soyut heykel formlarının dış
değerlendirme (ekstrapolasyon) tekniklerini incelemektedir. Bu proje, bedenlerini
yeteneklerinin son raddesine kadar zorlayan, kazanmaya yönelik bir performansı
hedefleyen evrimsel bir süreçle şekillenen hareketleriyle atletleri ele alır.
Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu
1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk
Audio-visual installation / Ses ve görüntü enstalasyonu
1ch HD projection, 1ch HD LCD, 2ch sound / ses, 02:00 min / dk
Between documentary filmmaking and art
I think it’s a really nice analogy between this work and a
documentary filmmaking in there. When you are making a
documentary, you know the area you want to explore but not the
message you want to give. The whole point is that you want to
research and explore and find out more.
Belgesel yapımcılığı ve sanat arasında...
Bu eser ile belgesel yapımcılığı arasında gerçekten de hoş bir
benzerlik olduğunu düşünüyorum. Bir belgesel yaparken incelemek
istediğiniz alanı bilseniz de vermek istediğiniz mesajı bilmezsiniz.
Bütün mesele araştırmak, keşfetmek ve daha fazla bulguya
ulaşmak istemenizdir.
Unfamiliar Familarity
We wanted to visualize the motion from the very start, with one
sentence. In this new world we design and create the movements in
that universe, and we visualize it.
I really like the phrase ‘’unfamiliar familiarity’’. When you face
that, your brain latches on to what is familiar and amplifies it
co’s that’s the thread that connects you to it. That’s a great way of
pulling people in to focus on that. When you are looking at a sports
footage, you are not looking at the motion but all kinds of things
around it. In a way, we taking that essence and amplifying it.
Alışılmadık Benzerlik
En başından beri tek bir cümleyle devinimi görselleştirmek istedik.
Bu yeni dünyada o evrendeki hareketleri tasarlıyor, yaratıyor
ve görselleştiriyoruz. “Alışılmadık benzerlik” terimini gerçekten
çok seviyorum. Bununla karşılaştığında beyniniz alışıldık olanı
kavrayıp genişletir çünkü bu, onunla sizin aranızda ilişki kuran
bir bağ gibidir. İnsanların buna odaklanmasını sağlamak için
harika bir yoldur. Spor çekimlerini seyrederken harekete değil de
çevresindeki her türlü şeye bakarsınız. Bir bakıma o özü alır ve
çoğaltırız.
Sports and its transformation
It’s a project about sport but its also not. We are interested in
physics, in natural phenomena more than sports. But the thing
we care about is the specific motion. Idea of taking sports is an
interesting layer for me, almost a challenge since we have an
experimental approach to it as a social study. You take something
that is so familiar, so iconic, so banal and transform it into a
beautiful creation like a sculpture.
Spor ve dönüşümü
Bu sporla ilgili bir proje olduğu kadar değildir de. Fiziğe, doğal
olgulara spordan daha fazla alaka duyarız. Fakat asıl önem
verdiğimiz şey spesifik harekettir. Konu olarak sporu seçmek
benim için ilginç bir katman oluşturduğu gibi aynı zamanda da
sporu toplumsal bir araştırma olarak deneysel bir yaklaşımla
ele aldığımızdan dolayı bizim için bir zorluk da teşkil ediyor. Son
derece alışıldık, ikonik ve banal bir şeyi alıp heykel gibi güzel bir
oluşuma dönüştürüyorsunuz.
67
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
A number of international art organizations, such as rhizome.org, have
supported new media art for many years, and the number of museums
and galleries all over the world displaying this art continuously increases.
What Comes Next After New Media?
Yeni Medyadan Sonra Ne Var?
rhizome.org gibi birkaç uluslararası sanat kurumu uzun yıllar boyunca
yeni medya sanatını destekledi, ayrıca dünyanın birçok yerinde sayıları
giderek artan müze ve galeriler de bu sanatı sergiliyor.
The first digital art auction up to this present was held at Phillips, in
October 2013. Paddles On!, with the collaboration of Tumblr and curator
Lindsay Howard, presented works from 18 artists, who use digital
technologies to create the next generation of contemporary art.
Ekim 2013’te bugüne kadar düzenlenen ilk dijital sanat müzayedesi
Phillips’te gerçekleşti. Tumblr ve küratör Lindsay Howard’ın işbirliğiyle
Paddles On! çağdaş sanatın gelecek neslini yaratmak için dijital
teknolojileri kullanan 18 sanatçının eserlerini sergiledi.
Interview / Röportaj: Zeynep Berik
Notes of Annette Doms, managing director of UNPAINTED Media Fair which is debuting at
Munich in January 2014, on the art of today and the future.
2014 Ocak ayında Münih’te ilki gerçekleşecek olan UNPAINTED Medya Fuarı’nın kurucu
direktörü Annnette Doms’un bugünün ve geleceğin sanatına dair notları.
Annette Doms
Courtesy of DAM Gallery
copyright Miguel Chevalier Hermes
The future of the new media art market New media art is the art of
today. A world without computers will be unknown to the collectors
of the future; so, collecting new media art will not be perceived as
an unusual habit.
Yeni medya sanat piyasasının geleceği Yeni medya sanatını şimdiki
zamanın sanatı. Geleceğin koleksiyonerleri, bilgisayarların olmadığı
bir dünyayı hiç tanımamış olacaklar; bu nedenle de yeni medya
sanatına ait eserlerin koleksiyonunu yapmak sıradışı bir şey olarak
algılanmayacak.
Network art, tablet art, smartphone art, virtual realities… Exciting,
isn’t it? People show strange respect to new media art.
Net sanatı, tablet sanatı, akıllı telefon sanatı, sanal gerçeklikler…
Heyecan verici değil mi ama? İnsanlar yeni medya sanatına karşı
tuhaf bir saygı gösteriyorlar.
Unpainted New media art still needs an extensive explanation. The
concept of the fair was included in an exhaustive program, which
gives a substantial amount of informational regarding new media
art. This program aims to reach not only to the experts of the art
world, but people who are not professionally interested with art.
Unpainted Yeni medya sanatı halen daha geniş bir açıklamaya
ihtiyaç duyuyor. Fuarın konsepti yeni medya sanatı konusunda
büyük ölçüde bilgi veren geniş bir programa dahil edildi. Bu program
yalnızca sanat dünyasının uzmanlarını değil sanatla profesyonel
anlamda ilişkisi olmayan kişileri de hedefliyor.
In Unpainted, artists who don’t have access to the gallery can apply
for a specially designed section titled “Lab3.0”. In this section, artists
will have the chance to gain a supported position from both the
newly-opened, and the famous galleries nearby. Galleries will also
have the chance to discover some new talent.
Unpainted’da Galeriye erişimi olmayan sanatçılar “Lab3.0” isimli
özel olarak düzenlenmiş bir bölüm için başvuruda bulunabiliyor. Bu
bölümde sanatçılar, hem yeni açılan hem de ünlü katılımcı galerilere
yakın bir konumda, destek gören bir mevki edinebilmek için fırsat
sahibi olacaklar. Galeriler bu sanatçıları keşfedebilir.
Post-new media, after new media.
Yeni medyadan sonra Post-yeni medya.
Courtesy DAM, Sommerer & Mignonneau, The Value of Art, Unruhige
68
Labau, f5x5x5 Saint-denis
Photo Natalia Kolesova
69
Dossier / Dosya: New Media / Yeni Medya
Can The Screen in
Your Pocket Rule
The Arts?
Cebinizdeki
Ekran Sanata
Hükmedebilir mi?
Roy Halstead
Evan Roth, Offlineart, courtesy of XPO Gallery
How is the art world influenced by the changing technology. A notoriously
unchanging sector ensconced within the security of a niche market that
has resisted change over the years.
Gelişen teknoloji sanat dünyasını nasıl etkiler? Herkesin bildiği gibi niş bir
piyasanın güvenli ortamına yerleşmiş, yıllar geçse de değişime direnen bir
sektör.
Can the opportunities of generating business through the internet in the
art sector be greater than the reasons that have delayed it? The answer
is yes. Tech ventures have already moved into the sector offering multiple
opportunities in which mobile devices have chimed in, reaching out to
a large number of users. We distinguish those that have enhanced their
services through the web and those that were purposely built because
there was a hole in the market or an opportunity to seize. The Art Loss
Register and Artsy can be two valid examples to explain the difference,
whilst the former can be identified as a company that has augmented its
scope of work thanks to the web the latter is a child/product of the .com
age. Both business give an insight of the works.
Sanat sektöründe internet aracılığıyla iş alanı yaratma fırsatları bunun
geciktirici sebeplerinden daha fazla olabilir mi? Bu sorunun yanıtı
evet. Teknoloji girişimcileri halihazırda mobil aygıtların da dahil olduğu,
geniş kulanıcı kitlelerine ulaşabilen çok sayıda fırsat sunarak sektöre
girmiş bulunuyorlar. Hizmetlerini internet aracılığıyla arttırmış olanlarla
tasarlayarak kurmuş olanlar arasında ayrım yapıyoruz çünkü piyasada bir
boşluk veya yakalanacak bir fırsat vardı. The Art Loss Register ile Artsy bu
farkı açıklamak için iki iyi örnek olabilir. Bunların ilki iş kapsamını internet
sayesinde arttırmış bir şirket olarak tanımlanabilir; diğeri ise .com çağının
bir çocuk ürünüdür. Her iki iş girişimi de eserlere ilişkin bilgi veriyor.
Kickstarter in 2011 raised more than a 100 m in pledges for 27.000 art
related projects, a clear sign that the tech scene is looking into the art
market with great interest. It is a case of a real “bottom- up revolution”,
the web is emancipating people and the “do it yourself” approach is
breaking all previous frameworks. How we relate with our curiosity, fears
and concerns. Our smartphone has become a pocket sized oracle
shedding light on doubts. Questions that can be answered with no
delay, opinions which can be consulted, provide feedback for a broader
community of people are only a few elements that prove the reality of
things.
My personal experience working in both the tech scene and the
art sector has made me aware of the resistance to change and the
opportunities that nurture this very fear. With ArtNetWorth in Milan we’ve
been working in attempting to deliver some form of transparency within
the sector with the aid of mobile devices and web. By assembling a
tamper proof label that can be read by smartphones we’ve worked in
building a catalogue of works that get marked both into our database
and physically with our digital label. The opportunities and potential
partnerships that have arisen prove that there’s room for more work and
development and that the sooner the art sector embraces this inevitable
change the quicker it will start producing a beneficial result for all parties
involved.
70
Kickstarter 2011 yılında 27.000 sanatla ilgili proje için toplamda 100
milyondan fazla bağış topladı. Bu da teknoloji sahnesinin sanat piyasasına
ilgiyle yaklaştığının açık bir göstergesi sayılabilir. Bu gerçek bir “tabandan
zirveye devrim” vakası; internet insanları özgürleştiriyor ve “kendi başına
yap” yaklaşımı bütün eski sistemleri yıkıyor. Bizim kendi merak, korku
ve endişelerimizle kurduğumuz bağlantıları yıkıyor. Akıllı telefonumuz
şüphelerimize ışık tutan cep boyu bir kâhine dönüştü. Vakit kaybetmeden
yanıtlanabilecek sorular, danışılabilecek fikirler, daha geniş bir insan
topluluğu için geri bildirim sağlama imkanı birtakım şeylerin gerçekliğini
kanıtlayan sadece birkaç öğe sayılabilir.
Hem teknoloji sahnesinde hem de sanat sektöründeki kişisel iş
tecrübelerim benim bu korkuyu besleyen değişime ve fırsatlara karşı
gösterilen direnişin farkına varmamı sağladı. Bir süredir Milano’da bulunan
ArtNetWorth ile birlikte mobil aygıtların ve internetin yardımıyla sektörde
bir tür şeffaflık sağlama girişimi üzerinde çalışıyoruz. Akıllı telefonların
okuyabileceği kurcalamaya dayanıklı bir etiket monte ederek hem bizim
veritabanımızda hem de dijital etiketimizle fiziksel olarak işaretlenen
eserlerden bir katalog oluşturmaya çalıştık. Ortaya çıkan fırsatlar ile
potansiyel ortaklıklar kanıtlıyor ki daha fazla çalışmaya ve gelişmeye imkan
var. Ayrıca, sanat sektörü bu kaçınılmaz değişime ne kadar çabuk kucak
açarsa bütün tarafların faydalanabileceği bir sonuç üretmeye de o kadar
çabuk başlayacaktır.
EKAV İLAN
Nasan Tur
Interview: Ece Pazarbaşı
We met with Nasan Tur at his
studio in Kreuzberg/Berlin,
Kunstraum Bethanien, originally
built in 1847 as a hospital,
and housing artist workshops
today. We talked about his
latest exhibitions, his workshop
practice and his sense of art.
Your work has a general sense of humor. But it’s not exactly in
the sense that it’s taking everything lightly. It’s a humor that
you use together with the severity of the problems. I would like
to begin from the end –also the chronologically latest exhibition
you took part in- and the “latest”. Let’s start with your work in
the The Unanswered Question - Stage 2 exhibit, open until the
first week of November, and curated by Rene Block. Can you tell
us a bit about the creation process of Countdown?
For Countdown, I worked with professionals for calculating the human
lifespan. After a number of verbal and physical tests, they averagely
calculated how much time I’ve left statistically. And I made a counter
out of it, counting down to zero, and placed it in a golden box. When the
counter hits zero, when my time is over, the work, in fact, also finishes.
If a collector acquires this work of yours, does it mean that he’s,
in fact, purchasing your lifespan?
If collectors come into question, I do the same work for their lifespan. I
find it interesting that collectors purchase this, because it’s completely
based on the purchaser. It’s not just like a self-portrait, it’s like a watch,
but it’s an object reminding you of the time you’ve left. Of course, it
actually is a reference to the appreciation of the artwork after the
passing of the artist. But it also carries a side of black humor to show
it in the last big exhibition of Rene. When I first talked with Rene and
suggested the idea, he really liked it. Although it seems like a tasteless
joke, everything has an end, and who knows, this might even be our last
conversation. In the end, it reminds us a reality.
Is the ironic language in your work connected with your general
perspective on life? For example, in Countdown, you call
attention to the shelf life of the collector, as much as to the
meaning, and the shelf life of the work and the shelf life of the
artist. Aren’t all these actually the approaches that question
the value dynamics of art, the artist and her work? This irony
can also be felt in your latest personal exhibition at the Blain
Southern (Berlin) Gallery. It is obvious that you present works
in which you question the conditions a commercial gallery is in…
I’ve really put a lot of thought about the place where I can present
“Kapital”. Presenting it in a museum would not be efficient as this.
Presenting it in a gallery is directly opposes their own system. I was
really lucky about that. A today’s gallery should be in a state that it
is able to be sensitive and self-criticizing about these issues. But you
can rarely find a commercial gallery like that. The difference between
presenting the work in a gallery or in a museum is also important in
terms of reaching out to different audiences. Because the place you
choose to present the work affects both its content, and its manner of
perception. Both conditions allow you to reach different people and
make different audiences think.
In this context, you presented the word “Kapital” with 41,000
different variations, handwritten by you, in a commercial gallery.
Can you tell us about this work?
Kapital concerns itself with the artist’s requirement of creating the
unique work, which is deemed genius and sought by everyone. This
work treats the exact opposite of that. Even though every “Kapital”
I wrote is unique in itself, their numbers amount to a total of 41,000,
despite the signature of the artist under them. When you purchase this
work, not only that you acquire a unique work, but you also possess a
piece with 40,999 other variations.
Which also is a glance on editions…
Yes, but while dealing with this issue, it also points out, in
another platform, to the creation process of this unique piece
you’re executing. You consistently have to produce as a human
being, let alone as an artist. This work is purely your handicraft,
made on Tibetan paper with ink, a material which does not
tolerate errors. Why was this choice of material important to you?
Tibetan paper is handmade. The idea is about the valuable production
Nasan Tur, Variationen von Kapital, 2013, indian ink and Tibetan paper, framed 42.2 x 62.2 cm each
72
73
Nasan Tur, Cloud no. 1 - 7 March, 2011 Ra´s Lanuf, Libya, 2012, c-print, 135 x 180cm
process. Instead of a mass produced product, it’s an artisanal work;
handmade, torn by hand into desired dimensions, and has the variations
of the work “Kapital” individually written on it with Indian ink. But,
while writing that, you had a digital “partner” instead of analogue
production. A computer program produced and chose the variations
of the words. It actually was the source of this manual process. It
produced for me words that phonetically read the German word Kapital,
regardless of how they are written.
You have videos in parallel with this work.
Yes, I’ve worked with 65 bankers for that. Every one of them
individually read the words floating on the prompter in front of them
for 30 minutes. Laboriously, and with difficulty, but just as they are… It
was an interesting process for me and an easy collaboration. Because
the issue of Kapital was clear as day for them. Kapital is already
an important and a natural part of their lives. In “Magic”, there’s a
magician who’s able to change the course of events with a natural
gift. We don’t actually see and know in our daily lives what exactly
is going on. We just see how we get manipulated every day. We just
have ideas regarding what might happen. It’s like we can only see with
the interference of a magician. We can only perceive what’s going on
around us only through media. A magician converting a 1 dollar bill to
100 dollars, disappearing news reports, sticks turning the Israeli flag to
a Palestinian flag, then turning it back…
Isn’t your piece “Clouds” in the exhibition all about that?
Exactly. My reaction to this kind of news is to close my eyes in a
childlike fashion. You know, when you don’t want to remember the
fights you’ve had with your girlfriend or your family and just stare into
the sky and try to forget. We see thousands of photographs of moments
of terror and I’m having a hard time dealing with that. What I did on
Clouds is to take the images of violence, war, protests, etc. and see only
the beauty in them.
On the other hand, you’re distracting yourself from these events.
Yes, there are those terrorist attacks happening but you choose
to focus on clouds.
It’s more like erasing. I erase all those contradictions and leave only the
clouds.
Doesn’t the word “erasing” reference something which existed in
the past?
Yes, remnants of these events are present in the image, even if I erase
the frame of this work. Such as the smoke from the flames of rebellion
commingling with the clouds in the sky. Also the pixels and the texture
of the newsprint paper is still there. This actually shows my weakness.
74
You work and strive for something, maybe trying to fix the things around
you. But you’re not sure. There’s thing which I’m not sure of in all of my
works. I continue my production through this state of unsureness.
And you also present a different version of Demonstration Kit.
Yes, Demonstration Kit is a work which prepares you for a
demonstration in the shortest time spent in front of a vending
machine. You put 2 Euros in the machine and immediately acquire a
demonstration kit made out of the cheapest fabric, board and paint. I’ve
also displayed this work on supermarkets as part of an exhibition.
This also is a work which, again, treats the issue of being another
work’s edition.
Yes, because this also depicts the matter of being or not being a work
of art. Is this thing which is sold at a supermarket and doesn’t carry my
signature a work of art? I wanted Demo Kit to be displayed on outdoors
as much as possible. The logic behind it is actually it being shaped like a
fire extinguisher. It always stands ready behind the door and you grab it
while there is an emergency and go out to the street.
How is it different from the Demo Kit Deluxe that you’ve made
for this exhibition?
In Demo Kit Deluxe, I’ve made every kit with unique and the most
expensive materials. I used silk for the banner, and used silver and
golden colored paints. It still has the same function as the Demo Kit.
You can unwrap the kit and use it. I also question activism a little bit. At
what point do you become an activist? In Turkey, at what phase did the
people go out to the streets, even though they were afraid? Similarly in
Egypt, after what point have the people, who would not normally go out
to the street and protest, in fact done so? I question it with the context
of art. Did the people purchase this because of its functionality or
because it’s a beautiful, glittering product? It’s one of the tricky works.
These also seem like demo kits for rich and not so rich people. Is
there also a segregation of classes?
This can be questioned. Maybe, but then we need to question what kind
of rich people went out to streets to protest.
Finally, what are your future projects?
Firstly, I will take part in a group exhibition focusing on wall paintings
in a range from 70’s to our day, in Berlin’s Hamburger Bahnhof, at the
end of November. Apart from this, I will open personal exhibitions at
Blain Southern in London, Moen 44 in Denmark, Kunstraum Innsbruck
in Austria, Poznan and Paris. And I will spend next year at the Villa
Massimo residency in Rome.
Nasan Tur
Söyleşi: Ece Pazarbaşı
Nasan Tur’la 1847’de hastane olarak inşa edilmiş, günümüzde ise sanatçı atölyelerine ev sahipliği
yapan Kunstraum Bethanien – Kreuzberg/Berlin’deki stüdyosunda buluştuk. Sanatçının en son sergileri,
atölyesindeki işleri ve sanata bakışı üzerine sohbet ettik.
İşlerinde genel bir mizah duygusu var. Ama bu her şeyi çok da
hafife alan bir yaklaşım değil. Problemlerin ağırlığıyla birlikte
kullandığın bir mizah. Konuşmamıza sondan – hem kronolojik
olarak içınde yer aldığın en son sergiden – ve ‘sonlardan’
bahsederek başlamak istiyorum. Berlin’de, Kasım ayının ilk
haftasına kadar açık olan Rene Block’un küratörlüğünü yapmış
olduğu The Unanswered Question. İskele 2 sergisindeki işinle
başlayalım. Countdown’u oluşum sürecini biraz anlatır mısın?
Countdown’da insan hayatının süresini hesaplayan profesyonellerle
çalıştım. Bir dizi sözlü ve fiziksel testten sonra istatistiklere göre,
ortalama olarak ne kadar zamanım kaldığını hesapladılar. Ben de
bunu sıfıra doğru giden bir sayaç haline getirip altın bir kutunun
içine yerleştirdim. Sayaç sıfırlandığında, yani benim zamanım
bittiğinde, aslında iş de sona eriyor.
Bir koleksiyoner bu işini satın aldığında bir anlamda senin yaşam
sürecini mi satın almış oluyor?
Koleksiyonerler söz konusu olduğunda aynı işi onların yaşam
süresine göre yapıyorum. Koleksiyonerlerin bunu satın almasını
ilginç buluyorum çünkü tamamen alan kişiye bağlı. Sadece otoporte
değil, bir saat gibi, ama ne kadar zamanının kaldığını hatırlatan
bir obje. Aslında sanatçı ölünce fiyatı artan, değerlenen sanat
eseri konusuna da bir gönderme. Bir yandan Rene’nin son büyük
sergisinde bunu göstermen de biraz kara mizah gibi sanki. Rene ile
konuştuğumuzda ve sergiye bunu önerdiğimde çok hoşuna gitti. Her
ne kadar kötü bir şaka gibi görünse de her şeyin bir sonu var, kim
bilir belki bu da bizim son konuşmamız olabilir. Sonuçta bir gerçeği
hatırlatıyor bize.
İşlerinde var olan bu ironik dil aslında hayata genel bakış
açınla mı ilgili? Mesela Countdown’da işin anlamı, işin raf
ömrü, sanatçının raf ömrüne olduğu kadar koleksiyonerin de
raf ömrüne dikkat çekiyorsun. Aslında tüm bunlar sanatın ve
sanatçının değer dinamikleri ve üretiminin değer dinamiklerini
sorgulayan yaklaşımlar değil mi? Blain Southern (Berlin)
Galerisi’ndeki son kişisel serginden de bu ironik durum
hissediliyor. Ticari bir galerinin içinde bulunduğu durumu
sorguladığın işler sundun orada…
“Kapital”i nerede gösterebilirdim diye çok düşündüm. Bir müzede
göstermek bu kadar etkili olmazdı. Bir galeride göstermek tam
da kendi sistemlerine karşı bir şey. O konuda çok şanslıydım.
Günümüzde bir galerinin kendini bu konulara hassas kılma ve
kendini eleştirebilme durumuna gelmesi lazım. Bunu yapabileceğin
ticari bir galeri nadiren bulabilirsin. Ayrıca farklı insan kitlelerine
ulaşmak açısından işi bir müzede mi, yoksa galeride mi gösterdiğin
de çok önemli. Çünkü nerede gösterdiğin hem işin içeriğini, hem
de algılanış biçimini etkiliyor. Her iki koşulda farklı insanlara
ulaşıyorsun ve farklı kitlelerin düşünmesini sağlıyorsun.
Bu bağlamda kendi elinle 41.000 farklı varyasyonlarını yazdığın
“Kapital” kelimesinini bir ticari galeride göstermiş oldun. Biraz
bu işten bahsedebilir misin?
76
Kapital, sanatçının bir deha olarak kabul gördüğü, herkesin aradığı
o eşsiz özel eseri yaratıyor olması gerektiğiyle ilgili. Bu iş tamamen
bunun zıttını işliyor. Yazdığım her “Kapital” varyasyonunun bir eşi
olmasa da, sanatçı tarafından imzalanmış olmasına rağmen, 41.000
adete kadar çıkıyor sayıları. Bu işi satın aldığınızda hem eşsiz bir iş
alıyorsunuz, diğer yandan 40.999 tane varyasyonu olan bir esere de
sahip oluyorsunuz.
Edisyon konusuna da bir bakış.
Evet, ama bir diğer yandan bu konuyla ilgilenirken başka bir
düzlemde de yapmakta olduğun bu eşsiz eserinin üretim sürecine
de işaret ediyor. Sanatçı olmak bir yana, bir insan olarak da sürekli
üretmen gerekiyor.
Bu işleri elle, yanlış kabul etmeyen bir malzeme olan mürekkep
ile tibet kağıdı üzerine yaptın. Bu seçimin işin için önemi nedir?
Tibet kağıdı el yapımı bir kağıt. Tüm fikir değerli üretim süreci
üzerine. Bir seri üretim yerine zanaatkar gibi elle yapılmış, elle
istenilen boyuta yırtılarak getirilmiş, hint mürekkebiyle teker teker
“Kapital” kelimseinin varyasyonları yazılmış bir iş.
Ancak bunu yazarken tam da analog üretimin tersine, dijital bir
‘partnerin’ vardı.
Kelimelerin varyasyonlarını bir bilgisayar programı üretti ve
seçti. Tüm elle yapılan bu sürecin bilgi kaynağı bir bilgisayar
oldu aslında. Nasıl yazılırsa yazılsın, okunduğunda fonetik olarak
Almanca Kapital kelimelerini üretti benim için.
Bu işe paralel videoların var.
Evet, onun için 65 bankacıyla beraber çalıştım. Hepsi teker
teker, 30 dk boyunca önlerindeki bir prompterdan teker teker bu
kelimeleri okudular. Terleyerek, zorlanarak ama oldukları gibi. Bu
benim için ilginç bir süreçti ve çok kolay bir işbirliği oldu. Onlar
için Kapital konusu çok netti çünkü. Zaten onların hayatlarının
önemli ve doğal bir parçası Kapital. “Magic”te doğal bir yetenekle
olayları değiştiren bir sihirbaz var. Aslında gündelik yaşamda
tam olarak neyin olduğunu bilmiyoruz, görmüyoruz. Sadece her
gün nasıl manipule edildiğimizi görüyoruz. Sadece ne olabileceği
hakkında fikrimiz var. Sanki sadece bir sihirbazın müdahalesiyle
görebiliyoruz. Etrafımızda olup bitenleri sadece medya aracılığıyla
algılayabiliyoruz. Bir sihirbazın 1 USD’lik banknotu 100USD’ye
çevirmesi, yok edilen gazete haberleri, İsrail bayrağını Filistin
bayrağına, daha sonra tekrar İsrail bayrağına dönüştüren
çubuklar...
Sergideki Clouds işin tam da bunula ilgili değil mi?
Kesinlikle. Bu haberlere çocuksu bir reaksiyonla sadece gözlerimi
kapatıyorum. Hani sanki kız arkadaşın ya da ailenle tartışmaları
hatırlamak istemezsin, sadece göğe bakıp unutmaya çalışırsın.
Gazetelerde dehşet anlarının fotoğraflarının binlercesini görüyoruz
ve ben bununla baş etmekte zorlanıyorum. Clouds’da yaptığım şey,
bu şiddet dolu, savaş, protesto ve benzeri şeylerin gazetelerdeki
imajlarını alıp; sadece o imajdaki güzelliği görmek.
‘Countdown’, digital countdown display in seconds, 18 digits, variable dimensions, 2011
Bir yandan da dikkatini başka bir yöne çeviriyorsun. Evet, orada
o terorist saldırılar var ama sen bulutlara odaklanmayı tercih
ediyorsun.
Daha çok silmek gibi. Tüm o çelişkileri silip sadece bulutları
bırakıyorum.
‘Silmek’ kelimesi de daha önce var olan bir şeye referans
vermiyor mu?
Evet, zaten bu işin çerçevesini silsem bile halen olayın kalıntıları
imajda kalıyor. Yakılmış başkaldırı ateşlerinin dumanları gökteki
bulutlarla karışıyor mesela. Ayrıca gazete kağıdının pikselleri
ve dokusu da orada. Bu zayıflığımı da gösteriyor. Bir şeyler için
uğraşıyorsun, çalışıp çabalıyorsun, belki etrafındaki şeyleri
düzeltmeye çalışıyorsun. Ama emin değilsin. Tüm işlerimde emin
olmadığım şeyler var. Bu emin olmama hali üzerinden üretimimi
sürdürüyorum.
Bir de Demonstration Kit’in başka bir versiyonunu
gösteriyorsun.
Evet, Demonstration Kit otomat makinesinden alabileceğin en
kısa zamanda seni protestoya hazırlayan bir iş. Makinaya 2
Euro atıp, en ucuz kumaştan, tahtadan, boyadan yapılmış bir
demostrasyon kitine hemen ulaşabiliyorsun. Bu işi daha önce bir
sergi kapsamında süpermarketlere de koymuştum.
Bu tekrar bir işin edisyonu olma konusuyla da ilgilenen bir iş.
Evet çünkü bir yandan bu bir sanat eseri olup olmama durumunu
da dile getiriyor. Süpermarkette satılan ve imzamı taşımayan bu
şey bir sanat eseri midir? Demo Kit’in ben mümkün olduğu kadar
dış mekanlarda olmasını istedim. Mantığı aslında tam bir yangın
söndürme tüpü gibi olması. O her zaman hazır bir şekilde kapının
Nasan Tur, Demo Kits Deluxe, 2009, precious metals, spray paint cans
and satine
arkasında durur ve acil onu alır ve sokağa çıkarsın.
Bu sergi için yaptığın Demo Kit Deluxe’tan farkı ne?
Demo Kit Deluxe’da her bir kiti eşsiz ve en pahalı malzemelerle
oluşturdum. Bez afişi ipekten yaptım, gümüş ve altın rengi
boyalar kullandım. Halen Demo Kit ile aynı fonksiyona sahip.
Kitin ambalajını bozabilir ve kullanabilirsin. Biraz aktivizmi
de sorguluyorum. Hangi noktada aktivist oluyorsun. Türkiye’de
insanlar korksa bile hangi aşamada sokağa çıktı? Aynı şekilde
Mısır’da normalde çıkmayacak insanlar, hangi noktadan sonra
sokağa çıktı? Burada sanat bağlamı içinde sorguluyorum. İnsanlar
bunu fonkisiyonu için mi yoksa güzelliği ve parıldayan bir şey
olduğu için mi aldılar? Bu da biraz tuzak işlerden birisi.
Bu iş biraz da, zengin ve o kadar zengin olmayan insanların demo
kiteleri gibi duruyor. Bir sınıf ayrımı da mı var?
Bu sorgulanabilir. Belki, ama o zaman ne tür zengin insanların
sokağa çıkıp protesto ettiklerini de sorgulamak lazım.
Önünde ne gibi projeler var?
İlk önce Berlin’de Kasım sonunda Hamburger Bahnhof ’da
70lerden günümüze uzanan, duvar resimleri üzerine odaklanan
bir grup sergisinde yer alacağım. Bunun dışında Londra’daki
Blain Southern’da, Danimarka’da Moen 44’de, Avusturya’da
Kunstraum Innsbruck ve Poznan’da ve Paris’te birer kişisel sergim
olacak. Önümüzdeki seneyi ise Roma’da Villa Massimo misafirlik
programında geçireceğim.
77
Pi Artworks’s
‘House Warming’ in London
Pi Artworks, founded in 1998 in Istanbul, opened its new gallery space in London. The
founder of the gallery, which opened its doors with the exhibition ‘House Warming’ on
October 15th, Yeşim Turanlı says that ‘I would like to create some cross-fertilisation, as it
were, and exchange between Turkey and the wider world through my artists’.
What has changed in Turkey in terms of the gallery scene since
you started?
Back in 1998 there was almost no contemporary art scene in
Istanbul, it was in its nascent stages and Pi Artworks was one of
the first commercial galleries to open at the time. Then I acquainted
myself with emerging and contemporary artists through studio
visits, and began my current roster with just one artist. I worked
closely with them to manage their career, and by 2004 had built up
to four artists, with a full roster in 2007. I built up my selection of
artists very slowly, as I wanted it to be an organic process in which
each artist has a strong, long-term relationship with Pi Artworks.
It is important to me that the artists have a strong connection with
the gallery. Originally, Pi Artworks also comprised an art school,
in which the artists taught – the revenue we created went straight
back into the gallery to cover our running costs. By 2007, however,
I felt confident that the art market in Istanbul could support the
gallery, and we closed down the art school side and focused solely
on running the gallery. I have never looked back. Another change I
have seen over the years is the demographic of the collector base in
Turkey. Whereas before collectors were aged mostly 55 and above,
78
with a taste for more classical art, today’s young collectors are often
under the age of 25 and have a real appetite for emerging, inventive
and challenging art – it is really refreshing and encourages me as a
gallerist.
Why did you decide to open a branch abroad of the gallery?
As the two great cosmopolitan capitals of the world, New York and
London have thriving art scenes. I felt it was important to provide
my artists – and through that, art from Turkey – a platform in
such a capital in which to expand and introduce their work to
international audiences. Several of my collectors also have bases in
London, so it felt like a natural next step. It is so important to me to
provide the links for people to discover some of the wonderful talent
we have coming out of Turkey, where we have a thriving, talented
and creative arts scene that is still, sadly, so under-publicized
outside of our borders.
Abroad, Turkey at galleries representing artists. You are the
first in this sense has a mission. How do you see interest in
contemporary art in Turkey?
This ties in with my answer above – to give you an idea of how
much perceptions have changed, back before 2007, if I approached
an international gallery to suggest an exchange program, the
answer almost always came back as a no – people just didn’t see
Turkish art as something worth investing in, or they didn’t know
enough about it. Now, especially with Istanbul’s recent position as
European Capital of Culture, we have received a real boost and the
appeal of Contemporary Turkish art has been rapidly increasing.
They are artists who address global issues but use the geography
that they live in – I think this makes them easy to access as the
issues are understood by people everywhere, yet they have a
unique aesthetic to them that is rooted in their homeland. Now,
if I approach galleries for such exchanges, there is very much a
willingness to interact.
Will there be new artists who will participate at Pi Artworks in
London? Will it be the same as the line continues to the gallery?
It is important for me that I always maintain at least half of my
artist roster as being artists who are based in Turkey. However,
the gallery does have an international outlook, and already we
have added names such as Egyptian/German Susan Hefuna and
Bangladeshi Rana Begum Lipi to the gallery. I am extremely keen
to open up the gallery roster to new emerging artists as well as
other international names, and look forward to exploring the arts
scene in London. We will always keep working with artists from
Turkey and that’s what have made Pi what it is today. I would like
to create some cross-fertilisation, as it were, and exchange between
Turkey and the wider world through my artists.
What will the first exhibition ‘House Warming’ be like?
It will act as a ‘sneak peek’ of the solo exhibitions that I will be
presenting in London over the coming 12 months. It is a chance for
Pi to showcase some of our strongest artists and introduce London
audiences to art from Turkey, so this will act as a bit of a ‘flavour’ of
what the gallery will be introducing here. We will then delve more
in depth for each artist’s work through solo presentations and allow
for audiences to discover the full variety of each artist’s oeuvre.
79
Pi Artworks’ten
Londra’da ‘House Warming’
1998’de İstanbul’da kurulan Pi Artworks’ün şimdi Londra’da da yeni bir mekanı var. ‘House
Warming’ adlı sergiyle 15 Ekim’de kapılarını açan galerinin kurucusu Yeşim Turanlı, ‘’bir
çapraz üreme yaratmak ve sanatçılarım vasıtası ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında bir
değişim başlatmak istiyorum’’ diyor.
Başladığınızdan beri, Türkiye’de galeri ortamında ve galerilerde
neler değişti?
1998’de İstanbul’daki çağdaş sanat ortamı yok denecek kadar
azdı. Olgunlaşma dönemindeydi ve Pi Artworks, o tarihlerde
açılan ilk ticari galerilerdendi. Pi Artworks’ü kurmamla stüdyoları
ziyaret ederek genç çağdaş sanatçılarla tanıştım ve beraber
çalıştığım sanatçıların şimdiki listesinin başlangıcını, yalnızca
bir isimle yaptım. Kariyerlerinin yönetimi için onlarla yakın bir
şekilde çalıştım ve 2004 yılında listemdeki sanatçıların sayısını
dörde çıkarmışken, 2007’de tam bir isim listesi oluşturdum. Her
sanatçının Pi Artworks ile güçlü, uzun dönemli ilişkiler kurabildiği,
organik bir süreç olmasını istediğim için, eserler arasından
yaptığım seçkiyi çok yavaş bir şekilde oluşturdum. Sanatçıların
galeri ile güçlü bir ilişkisinin olması benim için önemli.
Aslen, Pi Artworks dâhilinde, sanatçıların ders verdiği bir
sanat okulu da bulunuyordu – elde ettiğimiz gelir de, işletme
giderlerimizin karşılanması için direkt olarak galeriye gidiyordu.
Ancak 2007 yılına gelindiğinde, İstanbul’daki sanat piyasasının
galeriyi ayakta tutabileceğine inanmaya başladım ve sanat okulunu
kapatarak, yalnızca galerinin işletimine odaklandık. Bundan asla
pişman olmadım. Yıllar içinde gördüğüm değişikliklerden biri de,
Türkiye’deki koleksiyoner tabanının demografisi oldu. Önceden,
koleksiyonerler genellikle 55 ve üstü yaşlarda, klasik sanat ağırlıklı
zevkleri olan kişilerken, bugünün genç koleksiyonerleri genellikle
25 yaş altındalar ve gelişmekte olan, özgün ve iddialı sanata büyük
ilgi gösteriyorlar. Bu insanı ferahlatan bir yenilik ve bir galerici
olarak beni cesaretlendiriyor.
Galeriye bir yurtdışı şubesi açmaya nasıl karar verdiniz?
Dünyanın iki harika kozmopolit başkenti olan New York ve Londra,
çok başarılı sanat ortamlarına sahipler. Sanatçılarıma –ve onlar
aracılığı ile Türkiye’den sanata– eserlerini uluslararası kitleler ile
paylaşabilecekleri ve genişletebilecekleri bir başkent içerisinde bir
platform sağlamanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Koleksiyonerlerimin birçoğunun Londra’da da mekanları mevcut,
bu yüzden burası bir sonraki adım için doğal bir seçim oldu.
Türkiye’nin gelişen, başarılı ve yetenekli, ancak ne yazık ki ülke
sınırları dışında hâlen yeterince tanıtılamayan sanat ortamından
çıkan, harika eserleri insanların keşfetmelerini sağlayacak
bağlantılar sağlamak benim için çok önemli.
Yurtdışındaki galerilerde Türkiye’yi temsil eden sanatçılar
bulunuyor. Bu anlamda bir görev ilk defa sizin tarafınızdan
80
benimsendi. Türkiye’de çağdaş sanata olan ilgiyi nasıl
buluyorsunuz?
Algıların ne kadar değiştiği ile ilgili bir örnek vereyim; 2007
yılından önce, bir değişim programı teklif etmek için bir
uluslararası galeriye gittiğimde, neredeyse her seferinde hayır
cevabını aldım. İnsanlar Türkiye’den sanatı yatırım yapılacak bir
şey olarak görmüyorlardı veya bunun hakkında yeterince bilgi
sahibi değillerdi. Şimdi ise, özellikle de İstanbul’un Avrupa Kültür
Başkenti olarak ilân edilmesinden sonra, ciddi bir yükseliş ile
karşılaştık ve buraya ilgi artmaya devam ediyor. Bu sanatçılar
yaşadıkları coğrafyayı kullanarak küresel sorunları ele alıyorlar. Bu
sorunların dünyadaki herkes tarafından anlaşılabilmesinin onlara
erişimi kolaylaştırdığını düşünüyorum, fakat kökü anavatanlarına
dayanan, eşsiz bir estetiğe de sahipler. Şimdilerde, galerilere bu tip
değişim teklifleri ile gittiğim zaman, karşılıklı etkileşim için büyük
bir istekle karşılaşıyorum.
Londra’daki Pi Artworks’e katılacak yeni sanatçılar olacak mı?
Şu anki isimler ile benzer seçimler mi yapılacak?
Galeri bünyesinde çalışan isimlerin en az yarısının her zaman
için Türkiye temelli sanatçılardan oluşuyor olması benim için
önemli. Ancak galerinin uluslararası bir bakışı da mevcut ve galeri
bünyesine Mısırlı/Alman Susan Hefuna ve Bangladeşli Rana Begum
Lipi gibi isimleri dâhil ettik bile. Galeri bünyesine yükselişte
olan yeni sanatçıların yanında, diğer uluslararası sanatçıları da
dâhil etmeye her zaman istekliyim ve Londra’daki sanat ortamını
keşfetmek için sabırsızlanıyorum. Son derece gurur duyduğum ve
Pi’yi bugün olduğu yere getiren Türkiye’den sanatçılarla çalışmaya
her zaman devam edeceğiz, ancak deyim yerindeyse bir çapraz
üreme yaratmak ve sanatçılarım vasıtası ile Türkiye ve diğer
ülkeler arasında bir değişim başlatmak istiyorum.
“House Warming” adlı ilk sergi nasıl olacak?
Londra’da, gelecek 12 ay içinde düzenleyeceğim solo sergilere bir
“hızlı bakış” niteliğinde olacak. Pi olarak, çalıştığımız sanatçılar
arasından en iddialı olanları tanıtma ve Londra’daki kitleleri
onlarla tanıştırma imkânı sağlayacak; yani bu sergi, galerinin
buraya getireceği şeyler için bir “tadımlık” görevi görecek. Gelecekte
düzenleyeceğimiz solo sergiler ile her sanatçının eserlerine daha
derin bir bakış sunacağız ve kitlelerin her sanatçının ürettiği tüm
eserlerdeki çeşitliliği keşfetmelerini sağlayacağız.
81
Taking Initiatives
İnisiyatif Almak
Interview / Söyleşi: Zeynep Berik
Selda Asal, Photograph by /
Fotoğraf: Samed Akman
Joana Kohen and Lara Ogel, Photograph by / Fotoğraf: Samed Akman
Let’s start from the most recent one… Could you tell me about
Unknown?
J.K: I have been thinking about such a space like Unknown for 4-5
years. For this reason, I considered the year 2012 as the right time.
I had some savings, I talked to Lara and we got it started. The aim
of the project was to gather people who nourish each other. I don’t
think I’d be sufficient on my own, I don’t think nobody would be. In
this space, we’re all artists and curators of each other. Nobody is
more or less than each other.
L.O: Unknown is a project and we are a collective made up of 5
artists. 3 new artists join us every year. This is not a public gallery
space because it’s our working space. Entrance is rendered by
appointment. A little introvert and “living on its own name” are
adjectives that we use a lot for describing Unknown.
J.K. : For example I made a special list for my exhibition. I only
invited my own friends. Lara’s show was public, though.
What kind of conflicts occur while working and producing
together? How does it affect your practice?
J.K: We’re listening to the same music and chatting on the same
topics in a 150 square meter space. We expect the people who join
us to enjoy this kind of a production process. I studied contemporary
art, I try to understand everything a little. Everyone has his own
practice, we learn a lot from each other. I’ve been talking to Ömer
(Ağustoslu), we want to make statues but we haven’t been able to
yet. For instance, we’re sharing this desire of ours. The utmost aim
is information exchange. It’s very important for us, we’re 5 people
but each of us has different production and sharing forms. Lara
and I are both artists, we’re old friends and both women. This is the
starting point where we approach our production.
82
We came together with
Joana Kohen and Lara Ogel,
the founders of the young
initiative Unknown, and Selda
Asal, the founder of one of the
first independent art spaces
Apartment Porject. We talked
about the today and 20 year
ago of the independent art
projects.
Genç inisiyatif Unknown’un
kurucuları Joana Kohen’le
Lara Ogel ve ilk bağımsız sanat
mekanlarından Apartman
Projesi’nin kurucusu Selda
Asal ile bir araya geldik.
İstanbul’daki bağımsız sanat
oluşumlarının 20 yıl öncesini
ve bugününü konuştuk.
En yeniden başlayalım... Unkown’u anlatır mısınız?
J.K: Unknown gibi bir yer 4-5 senedir aklımdaydı. Bunun için
2012 yılında doğru zaman olduğunu düşündüm. Biriktirdiğim
bi para vardı, Lara’yla konuştum ve başladık. Projenin amacı,
birbirini besleyen insanları bir araya getirmekti. Tek başıma bir
şeylere yetebileceğimi düşünmüyorum, kimsenin yetebileceğini
düşünmüyorum. Ben mekanda hepimiz birbirimizin küratörü ve
sanatçıyız. Kimsenin artısı eksisi yok.
L.O: Unknown bir atölye ve biz 5 sanatçıdan oluşan bir kolektifiz.
Her yıl 3 kişi katılıyor aramıza. Burası halka açık bir sergi mekanı
değil çünkü çalışma alanımız. Randevuyla giriş yapılabiliyor.
Biraz içe kapalı ve ‘kendi yağımızda kavrulmak’ Unknown’u ifade
ederken çok kullandığımız bir kavram.
J.K. :Örneğin ben sergimde özel bir liste yaptım. Sadece kendi
arkadaşlarımı çağırdım. Lara’nın sergisi ise herkese açıktı.
Birlikte çalışıp üretirken ne gibi çatışmalar çıkıyor? Pratiğinizi
nasıl etkiliyor?
J.K: 150 metreklareki alanda aynı müziği dinleyip aynı sohbeti
yapıyoruz. Bize katılanların da bu şekilde bir üretimden keyif
alması gibi bir beklentimiz var. Ben güncel sanat okudum, her
şeyden biraz anlamaya çalışıyorum. Herkesin kendi pratiği
var, birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Ömerle (Ağustoslu)
konuşuyorduk, heykel yapmak istiyoruz, ama hiç yapmadık. Bunu
paylaşıyoruz, örneğin. En büyük amaç, bilgi alışverişi. Bizim
için çok önemli biz 5 kişiyiz ama 5 kişinin içinde farklı üretim ve
paylaşım biçimleri var. Lara ile hem iki sanatçıyız, eski dostlarız ve
kadınız. Böyle bir yerden yaklaşıyoruz yaptıklarımıza.
Selda, peki Apartman Projesi’nin başladığı dönemi anlatır mısın?
Unknown
Selda, could you tell us about the times you started Apartment
Project?
S.A.: There were communes in the regions where I lived in
Germany and Austria in the 80s. Artists were living in little
communes. Upon returning Turkey, I wondered if I could establish
a similar neighborhood here. I wanted it to include dancers, artists,
authors. At that time, you could buy places in Beyoğlu, they were
cheap and nobody believed that the neighborhood was going to
change. Everyone was afraid of going to Galata and the Tunnel
region. There was a party held by Komet in ’88, in the Tunnel
neihgborhood… We wanted to go to the party but we decided not to,
cause we were afraid. I bought my workshop in the Tunnel in ’92.
I was the only woman in that street, I let everyone know because
I was a little afraid. I reinvigorated there within a little time.
Nevzat Sayın, Gülsün Karamusta, Ahmet Ağaoğlu, İpek Duben
and I started. I started with the intention of setting up a commune;
since it did not happen, there may be only 5 artists left from that
period…
I studied musicology, I was producing art. We were trying to find
answers to some questions together with the disciplines. Everyone
used to bring informations and their own means; disciplines were
not independent from each other in the 90s. Artists only become
friends with artists nowadays. Orhan Pamuk used to be our friend
those days. Emre Koyuncu, Zeynep Günsür… There were not
many art spaces at that time, Biennial was new, there was the
Biennial held by Vasıf Kortun in ’93. We started our first project as
Apartment Project in ’99. I named it as ‘Ayakkabı Dükkanı’ (Shoe
Shop) with a rather romantic point of view. I invited everyone to the
exhibition… Hüseyin Alptekin, Gülsün Karamustafa, Selim Birsel,
Vasıf Kortun, Haldun Dostoğlu...
J.K.: Nowadays everyone is limited to their own media. I was
influenced by beat. The documentary titled Black Generation
Apartment Project / Apartman Projesi, Berlin
S.A.: 80’lerde Almanya ve Avusturya civarında yaşadığım yerlerde
komünler vardı. Sanatçılar küçük adacıklar içinde yaşıyordu.
Türkiye’ye döndükten sonra benzer bir mahalle kurabilir miyim
diye düşündüm. İçinde dansçılar olsun, sanatçılar olsun, yazarlar
olsun istedim. O zaman Beyoğlu’ndaki yerleri alabiliyordun,
ucuzdu ama kimse inanmıyordu buraların değişebileceğine.
Herkes korkuyordu, Galata’ya ve şimdiki Tünel tarafına gitmeye.
Komet’in bir partisi vardı 88’de, Tünel’de… Gitmek istiyorduk
ama gitmemeye karar verdik, korktuk çünkü. 92’de Tünel’deki
atölyemi aldım. Sokaktaki tek kadındım, biraz da korktuğum
için herkese haber verdim. Kısa zamanda orayı biraz harekete
geçirdim. Nevzat Sayın, Gülsün Karamusta, Ahmet Ağaoğlu, İpek
Duben ve ben başladık. Bir komün kurmak üzerine başlamıştım,
bu gerçekleşemeyince o dönemden 5 kişi kaldı şu an belki, sanatçı
olarak devam eden…
Müzikoloji okumuştum, sanat yapıyordum. Disiplinlerle birlikte
bazı soruların cevaplarını bulmaya çalışıyorduk. Herkes, bilgisini
ve aracını getiriyordu, 90’lı yıllarda disiplinler birbirinden ayrı
değildi. Sanatçılar sadece sanatçılarla arkadaş şimdi. Eskiden
Orhan Pamuk da bizim arkadaşımızdı. Emre Koyuncu, Zeynep
Günsür… O dönemde çok sanat mekanı yoktu, Bienal yeniydi,
93’te Vasıf Kortun’un yaptığı Bienal vardı. Apartman Projesi olarak
99’da ilk projeye başladık. ‘Ayakkabı Dükkanı’ koydum adını, çok
romantik bir bakış açısıyla. Herkesi çağırdım sergiye... Hüseyin
Alptekin, Gülsün Karamustafa, Selim Birsel, Vasıf Kortun, Haldun
Dostoğlu...
J.K.: Şimdi herkes kendi mecrasına sıkışık. Ben beat’ten
etkilendim. Black Generation belgeseli şöyle der: Ben direktörüm,
band’im de var, aktörlük de yapıyorum… Bu kimseyi rahatsız
etmiyor. Şimdi farklı bir şey yaptığında yetkinliğini düşünüyorlar.
S. A.: O zaman Safran vardı, dans edilirdi orada. Ben tüm
gazetecileri tanırdım. Sanatçılar da oradaydı, müzisyenler de
83
Unknown
Unknown
says that: I’m a director, I have a band and I’m also an actor…
It disturbs no one. Now when you do something different, they
question your competence.
S. A.: Back then there was Safran, it was a dancing space. I used to
know all the journalists. The artists were there, the musicians were
there. Everyone used to enjoy this togetherness. We used to gather
in Beyoğlu.
J.K.:There were one or two venues, you used to go to the same
venues all the time.
S.A.: I’m telling the young artists. Get out of here, don’t you have
any poets, men of letters? I go to the concerts of MIAM for instance.
I survey what kind of a production they offer. Back then there were
the gatherings of Bilar. Gatherings of Tuesday. Actually, the milieu
was quite intellectual.
L.O.: There is nothing such as producing together these days. I
have friends who are film producers, authors. However, everybody
is busy with their own jobs and meetings all day long.
J.K.: They are individualistic these days.
S.A.: Firstly, we were making an effort to understand the issues
of the time. We organized a show titled ‘Düş Satın Alma Dükkanı’
(The Shop to Buy Dreams) when the war in Afghanistan broke out.
The Susurluk Incident broke out after ’97. Suddenly I thought.
We prepared a display window in Apartment, everyone used to
put everything in the window and go to their own workshop. We
were lucky back then, we used to visit the companies and receive
support. Once we received a 27 display monitor.
J.K. Now you can’t even receive support.
84
Apartment Project / Apartman Projesi, Berlin
oradaydı. Herkes karşılayabiliyordu da bunu. Beyoğlu’nda
toplanıyorduk.
J.K.: Bir veya iki mekan vardı belki, hep aynı yerlere gidiyordunuz.
S.A.: Ben genç sanatçılara söylüyorum. Çıkın şuradan, yok mu
sizin şairiniz, edebiyatçınız? MIAM’ın bir konseri varsa gidiyorum
örneğin. Nasıl bir üretim yapıyorlar diye bakıyorum. O zaman
da Bilar’ın toplantıları vardı. Salı toplantıları vardı. Etraf çok
entellektüeldi aslında.
L.O.: Beraber üretmek diye bir şey yok şimdi. Film yapan
arkadaşım var, yazar arkadaşım var. Ama herkesin bütün gün işi
ve toplantısı var.
J.K.: Bireyseller artık.
S.A.: İlk başta zamanın meselelerini anlamaya çalışıyorduk.
Afganistan savaşı başladığında Düş Satın Alma Dükkanı diye bir
sergi yaptık. 97 sonrası, Susurluk Olayı çıktı. Bir anda düşündüm.
Apartman’da vitrin yaptık, her şeyi camlara koyup herkes kendi
atölyesine gidiyordu. O zaman çok şanslıydık, şirketlere gidip
anlatıyorduk, destek alıyorduk. Bir keresinde 27 ekran aldık.
J.K. Şimdi o da yok.
S.A.: Şu anda daha çok anlıyor insanlar aslında. Mutfak
projesi yaptık. Çeşitli küratörler geldi, yemek yaptık. Mutfak
malzemelerinden müzik yaptık. Dünya meselelerine her disiplin
kendi tarafından cevaplıyordu. Daha sonra üretim ve workshop
alanları açmaya başladık.
Unknown da böyle bir yer hayaliyle kuruldu demiştiniz...
J.K.: Böyle bir yerin hayaliyle büyüdüm… Ama bireysellik sonuna
S.A.: Actually, people understand more now. We had a kitchen
project. Various curators came, we cooked. We played music using
kitchenware. Every discipline used to answer the worldly issues
from its own point of view. After that, we started to open up
production and workshop spaces.
You said that Unknown was established with the dream of
establishing such a space…
J.K.: I grew up with the dream of such a space… However,
individualism won’t continue till the end. Actually, now everybody
has the strength to become a name on its own but I don’t believe
that it will make people develop enough. When I chat with you
Selda, I think “look, she has experienced those days, maybe we still
have a chance”. In my opinion, the four of us now sitting at this
table is the most important thing. Your alternatives increase when
you share. Nevertheless, your time, poets, dancers, musicians…
Everyone’s being together. Now you can’t gather those people
together. You should call and invite them to a party.
L.O.: We’ve tried to organize a poetry reading night so many times
so far. But we haven’t been able to. Tell your friend, tell your
curator. The problem is everyone’s so busy.
J.K.: We don’t have internet connection in the workshop, so that
everyone won’t get lost in their own worlds. However, people don’t
come since there is no internet access. They say that they can’t
conduct research without internet.
kadar gitmeyecek. Şimdi aslında herkes kendi başına bir isim
olabilecek güçte ama bunun kişileri yeterince geliştirebileceğine
inanmıyorum. Selda, sohbet ettiğimiz zaman senin söylediklerin
için ‘’bak o bunları yaşamış, belki hala şansımız var ‘’, diyorum.
Bence en önemlisi şu anda dördümüzün bu masada oturuyor
olması. Paylaştığında, seçeneklerin artıyor. Yine de sizin döneminiz,
şairler, dansçılar, müzisyenler... Herkesin birlikte olması. Şu anda
bu insanları bir araya getiremiyorsun. Arayıp ancak parti yapman
gerekiyor.
L.O.: Kaç kez şiir okuma gecesi yapmaya çalıştık. Olmadı.
Arkadaşına söyle, küratöre söyle. Herkes bir kere çok dolu.
J.K.: Atölyeye internet koymadık, herkes kendi dünyasında
kaybolmasın diye. Bu sefer de insanlar gelmiyor. İnternet yoksa
araştırma yapamayız orada diyorlar.
Bir atölye, bir bilgisayardan da ibaret olabiliyor. Berlin’deki
Apartman Projesi’ni anlatır mısın Selda? Orada birlikte yaşıyor,
üretiyor ve sergiliyorsunuz...
S.A.: Berlin’de bir üretim alanı oluşturduk aslında. Birlikte
pişiriyorlar, yiyorlar, kalıyorlar… Birlikte üretim modelleri üzerine
düşünüyoruz.
A workshop might only be made up of a computer. Could you
tell about Apartment Project in Berlin, Selda? There you live,
produce and exhibit together…
S.A.: Actually we formed a production space in Berlin. They cook, eat
and stay together… We reflect on the production models together.
The interview will continue on the next issue.
Röportajın devamı sonraki sayıda yayımlanacaktır.
85
Black, White and
Multicolored
Siyah, Beyaz ve
Çok Renkli
Hasan Bülent Kahraman
To be held at Akbank Sanat, between
November 8-December 8 , the exhibition
is created in a period of 20 years, and with
the selection of works, shaped within
the personal efforts and expressions of
unrelated artists.
Taner Ceylan, Genç Osman, 70x87, litography / litografi, 2000
The works in the exhibition are based on various perceptions of a long
period of time. On another ground, it sheds light upon the expressions,
which are born and lost, in progress and interrupted within a period of
20 years. Standing before us are works, covering history from end to
end. Besides, “this” 20 years is a period, in which the visual perception
and ideology in Turkey has completely changed, renewed and “became
contemporary”. With this attribute, the exhibition forms a strong theme.
There’s an extremely critical relationship in Turkey, formed between
the cultural texture and visuality. This is a result of the modernization in
Turkey. It is generally presumed that modernization in Turkey preceded
“modern visuality”, which was articulated to it later on. This is wrong.
History functioned inversely. First the visuality became modernized,
and with the new ground it broke, the modernization of perception and
consciousness began. Therefore, everything that belongs to the history of
visuality brings us to the history of society and consciousness.
It is clear that this exhibition serves a similar function. In this context, what
does the prints in the exhibition, the oldest being dated 1994 and the
newest, 2012, say to us?
The first answer for a question in such nature is related to the panorama
works create. Beginning with Sadi Diren of a much older generation, and
continuing with today’s prominent names of the 90’s, this adventure,
when carefully studied, accounts to a great diversity above all. This
diversity is an opportunity, provided by periods and expressions. In
accordance with the contemporizationin the 90’s, a visuality searching
for itself is a reflection of the modern tones, which came out of the
modern consciousness. This tone is not detached from the reality it
expresses. It is intertwined with it. If looked carefully, there are very few
works that directly go into the discussion of object or landscape. This
visuality is rather developed through individualities and certain humane
dramatizations. Meanwhile, an effort directed to the extensive abstraction
of the object is being presented.
It can be observed in 2000’s that this image has changed. Now, a
harsh “objectivity” is taking the “abstracted” and occasionally alienating
object’s place. It is also possible to call it objectism. The object is not an
entity which the artist sees it through the human no more. It is a reality
which directly belongs to itself. That is why it’s opening itself towards it.
Moreover, the object doesn’t have to be a natural element which can only
be found in nature. Any made thing is considered to be in that category
and evaluated and approached accordingly. And it can be stated that a
wider world is thusly shaping.
This development has a much more interesting dimension when
examined within a 20 year history: the line from the human to the
object is putting another phenomenon into effect. While, in the previous
period, he was wandering on the surface of the harsh and almost nonconciliatory tragic works and almost a natural extension of seeing this
object through the human, the artist, when gravitated directly towards the
object, does not avoid leaving himself exposed to irony with the freedom
he experiences. On the contrary, on his late works, the state of the
object, sometimes exaggerated, sometimes distorted, and sometimes
abstracted of its context, externalizes itself as an irony mediation in itself.
Covering a history of 20 years, Akbank Sanat’s effort embraces a wide
diversity. Diversity is one of the important conditions that works depict all
together. It is also possible to call it pluralism. It really is one of the most
important phenomena this exhibition depicts and brings forward. Busy
with preparing its consciousness, which, for years, provided basis rather
to painting, as of 1990’s the Turkish visuality was reaching to an extremely
rich diversity of choices, while experiencing certain natural depressions at
the level of expression. This meant that pluralism was to encapsulate the
visual surface in every sense. Now, when this exhibition is examined by
tone, style, manner, and problematic, the level and the dimensions of the
diversity in question can easily be observed.
Erdağ Aksel, M-arch M-arch, 59-x74, litography / litografi, 2013
86
87
İpek Duben, Kosova, 70x50cm, serigraphy/ serigrafi, 2009
Akbank Sanat’ta 8 Kasım-8 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, 20 yıllık bir süre
içinde ve birbiriyle ilişkisi olmayan sanatçıların bireysel çaba ve ifadeleri içinde ortaya
çıkmış yapıtlardan seçilerek meydana getirildi.
Sergideki eserler uzun bir zamanın zamanın çeşitli duyuşlarına dayanıyor.
Bir başka yüzüyle de 20 yıllık bir süre içinde doğan ve kaybolan, süren ve
kesilen ifadelere ışık tutuyor. Karşımızda bir tarihi boydan boya kat eden
yapıtlar var. Kaldı ki, ‘bu’ 20 yıl Türkiye’de görsel algının ve ideolojinin
tamamen değiştiği, yenilendiği ve ‘çağdaşlaştığı’ bir dönemdir. Sergi bu
niteliğiyle de güçlü bir izlek oluşturuyor.
Türkiye’deki kültürel dokunun görsellikle son derecede kritik bir ilişkisi
söz konusudur. Bu Türkiye’deki modernleşmenin bir sonucudur.
Genellikle sanılır ki, Türkiye’de önce modernleşme başlamış ‘modern
görsellik’ ona eklemlenmiştir. Bu yanlıştır. Tarih tersine işlemiştir. Önce
görsellik modernleşmiş, onun açtığı çığırda algı ve bilinç modernleşmeye
başlamıştır. Dolayısıyla görselliğin tarihine ait olan her şey bizi toplumun ve
bilincin tarihine götürür.
Bu serginin de benzeri bir işleve sahip olduğu çok açık. Sergide yer alan
ve en eskisi 1994 yılına en yenisi 2012 yılına kayıtlı olan baskılar bize ne
söylüyor, bu bağlamda?
Böyle bir sorunun ilk yanıtı yapıtların oluşturduğu panoramayla ilgilidir.
Çok daha eski kuşaktan Sadi Diren’le başlayan, 1990’lı yıllarda bugün
hepsi birer değer olmuş isimlerle devam eden bu serüven dikkatle
irdelendiğinde her şeyden önce büyük bir çeşitliliğe tekabül ediyor. Bu
çeşitlilik dönemlerin ve ifadelerin sağladığı bir olanaktır. 1990’larda
çağdaşlaşma doğrultusunda kendisini arayan bir görsellik modern bilincin
içinden çıkmış modern üslupların bir yansımasıdır. Bu üslup ifade ettiği
gerçeklikten kopuk değildir. Onunla iç içedir. Dikkat edilirse doğrudan
doğruya nesnenin veya peyzajın tartışmasına giren çok az yapıt vardır.
Daha ziyade bireylikler ve insani bazı dramatizasyonlar üstünden geliştirilir
bu görsellik. O arada nesnenin geniş ölçüde soyutlanmasına dönük bir
çaba da sahnededir.
2000’lerde bu görüntünün değiştiği gözlemlenebilir. Artık ‘soyutlanan’
ve bazen de kendisinden uzaklaştırılan nesnenin yerini çok sert bir
88
‘nesnellik’ alıyor. Buna nesnecilik demek de mümkündür. Nesne artık
sanatçının insanın içinden gördüğü bir varlık değil. Doğrudan doğruya
kendisine ait olan bir gerçeklik. Bu nedenle de kendisini ona doğru
açıyor. Üstelik nesnenin sadece doğada bulunan, doğal bir eleman
olması da gerekmiyor. Herhangi bir yapılmış şey de o kategoride görülüp,
değerlendirilip, ele alınıyor. Öylelikle de ortaya çok daha geniş bir dünyanın
çıktığından söz edilebilir.
Bu gelişmenin 20 yıllık bir tarih içinde bakınca çok daha ilginç bir boyutu
var: insandan nesneye giden çizgi hızla başka bir olguyu daha devreye
sokuyor. Daha önceki dönemde çok sert ve neredeyse hiç ödün
verilmez bir trajik yapıtların yüzeyinde dolaşırken ve bu nesneyi insanın
içinden görmenin neredeyse doğal bir uzantısıyken, doğrudan nesneye
yöneldiği zaman sanatçı yaşadığı özgürlükle kendisini ironiye açmaktan
da kaçınmıyor. Aksine, son dönem yapıtlarında nesnenin bazen abartılı,
bazen çarpıtılmış, bazen bağlamından soyutlanmış durumu bizatihi bir
ironi dolayımı olarak kendisini dışa vuruyor.
Akbank Sanat’ın 20 yıllık bir tarihi kuşatan bu çabası büyük bir çeşitliliği
kucaklıyor. Yapıtların bir arada dile getirdiği önemli koşullardan biri de bu:
çeşitlilik. Buna çoğulculuk demek de kabildir. Gerçekten de bu serginin
dile getirdiği ve önce çıkardığı en önemli olgulardan biri budur. Yıllarca
daha ziyade resme zemin olan bilincini hazırlamakla meşgul Türk görselliği
ifade düzeyinde doğal bazı daralmaları yaşarken 1990’şardan başlayarak
son derecede zengin bir tercih çeşitliliğine erişmekteydi. Bu çoğulculuğun
görsel yüzeyi her anlamda kapsaması demekti. Şimdi bu sergide yer alan
üslup, tarz, tutum, sorunsal diye bakıldığında söz konusu çeşitliliğin düzeyi
ve ölçüleri rahatlıkla gözlemlenebiliyor.
Vicious Circular
Breathing
Çiğdem Zeytin
Borusan Contemporary is hosting one of the most successful
exhibitions of the year. Curated by Kathleen Ford, the artist behind
Vicious Circular Breathing is Rafael Lozano-Hemmer.
“Voice Array, Subsculpture 13”, 2011. Photo / Fotoğraf: Antimodular Research
Comprised of interactive installations, the bases of the exhibition are
the visitors and their actions. But these actions keep one step ahead
movement based experience designs, which remain predominant in the
interactive works, and prosper from elements which convey personal
awareness to the level of consciousness, such as voice, breathing,
touching and participation. The distribution of works and the experience
design to the exhibition space is also considerably important.
On the entrance, a work titled Surface Tension greets us. A giant eye,
looking directly at you, pries into your movements and directly into your
being throughout the time you’re answering to it. The awareness of the
eye about your existence and its looks gravitating towards you, creates
an uncanny pressure, while the axis of its glance arouses a Panopticonlike effect. Influenced from The Solar Anus, a text by Georges Bataille,
the work refers to the computerized surveillance techniques, legitimized
under the Patriot Act of the United States. On the other hand, this
technical and cold state of surveillance, creates a contradictory condition
with the deepening glances of and eye of flesh and bone, directly looking
at you. The prying eye transforms into a state of limitation, incarceration,
ranging from our interpersonal communications in society, to the
surveillance techniques of authorities.
We move along. The work titled Voice Array, transforms your voice when
90
you speak into the diaphone, into flashes of light, while recording your
voice and starts pushing the earlier recording aside with its repetitions.
In the work Pulse Index, which basically serves the same purpose, the
interaction is made through your fingerprint and your heartbeats and
fingerprint get archived right next to the previous records. But with
each new record, your giant finger print slowly wanes along with the
others, disappearing pixel by pixel. In both arrangements, your identity
and perception of existence, soaring with the conspicuous visibility of
voice and your fingerprint, two of the most determinative elements of
your identity, slowly vanishes with your voice merging into other voices,
and your fingerprint and heartbeats merging into the previous records.
With the installations following the “giant prying eye” emphasizing your
existence at the entrance of the exhibition, the sense of transforming into
a work, neutralized with the whole, becomes a burden on your soul.
The arrangement, which the exhibition is named after, Vicious Circular
Breathing takes its place on the fourth floor and is composed of a pair of
automatic doors, two emergency exits, an airtight system of blowers and
tubes, a valve manifold system and 61 paper bags attached to breathing
tubes. You encounter a living, breathing system. Paper bags contracting
and expanding so long as the circulation of air continues and all those air
funnels may arouse the feeling of being in a science fiction movie.
When you step inside the work, which also is a part of the experience,
every breath you take in the room, which interacts with the pressure
created by the space your body takes, gets included in a vicious
circle. Breaths of trillions of people in a gigantic galaxy, point out to our
impermanence as an unending vicious circle. In this unending vicious
circle, we disappear with every breath we take.
The artist’s work, which carries us to the opposite point of the state of
“feeling small within the whole” appears before us in the shape of a giant
sun. Be careful, if you get too close to the sun, you may cause great solar
flares on its surface. After your little breaths, which disappear within life,
you hang in the air between some place in your will which causes solar
flares.
We move away from the solar flares and arrive at some kind of production
line. In the work, which copies and archives your belongings when
you put one in the entrance, your belongings get placed next to the
belongings of other visitors and recorded. Carrying references to our
identities in the memory constructed on the production line, objects take
their place alone and in an ambiguous fate.
In the last sequence, we encounter works which question the roots of the
individual through her/his relationship with the space and with the whole
she/he belongs to. Hands pointing to your current location in the area,
interactive mirrors who visualize your location in the exhibition space and
a branch which continues its search, maybe for the water of life, while
carrying the tree trunk it belongs to like an archetypal shadow…
Vicious Circular Breathing transforms into an exhibition which questions
the place of our existence in the collective structure by exposing all of
our vital functions from our moving bodies, resonance of our voice, our
heartbeats, to our breaths and our touches. In the exhibition, which, while
we’re moving by ourselves, heightens the tension between the effectual
power of our will and our existence, vanishing within collective structures,
we find ourselves within a vicious circle, whose beginning and end is
unseen, its place unperceived to us, and in which we are not sure of
where we come from and what we are going to transform to.
While this state of incarceration reminds us the questions, which we
may never find answers to, regarding our existence and what it identifies
with, it also carries with it the acceptance of our helplessness against
this condition. Flowing from the whole to the part, and from the part, to
the whole, this exhibition is a must-see for comprehending where our
existence is placed within the collective structure and how we perceive
the “state of living” in the vicious circle of life.
91
Borusan Contemporary yılın en başarılı sergilerinden birine ev
sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Kathleen Forde’nin yaptığı sergi,
Vicious Circular Breathing, sanatçısı Rafael Lozano-Hemmer.
Pulse Index, 2010. Installation / Yerleştirme. Photo/ Fotoğraf: Kate Russel
Etkileşimli enstalasyonlardan oluşan serginin yapıtaşları ziyaretçiler ve
ziyaretçilerin aksiyonları. Fakat bu aksiyonlar etkileşimli işlerde ağırlıklı olan
hareket odaklı deneyim tasarımlarından bir adım öteye geçerek kişinin
bireysel farkındalığını bilinç düzeyine taşıyacak ses, nefes, dokunuş ve
katılım gibi öğelerle zenginleşiyor. Eserlerin ve deneyim tasarımının sergi
alanına dağılımı da oldukça etkili.
Girişte bizleri Surface Tension adlı eser karşılıyor. Doğrudan size bakan
dev bir göz kendisiyle muhatap olduğunuz süre içinde hareketinizi ve
doğrudan varlığınızı gözetliyor. Gözün varlığınıza dair farkındalığı ve size
yönelen bakışları, bulunduğunuz alan içinde üzerinizde tekinsiz bir baskı
yaratırken bakışının çizdiği aksla bir nevi Panoptikon etkisi uyandırıyor.
George Bataille’ın The Solar Anus adlı metninden esinlenilerek üretilmiş
olan çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nde Vatanseverlik Yasası altında
meşrulaşmış bilgisayarlı gözetleme tekniklerine atıfta bulunuyor. Diğer
yandan bu teknik ve soğuk gözetlenme hali, eti kemiği olan ve doğrudan
size bakan gözün derinleşen bakışlarıyla çelişkili bir durum yaratıyor.
Bakan göz, toplum içinde bireylerarası iletişimlerimizden otoritelerin
gözlem tekniklerine uzanan bir sınırlanma, hapsolma haline dönüşüyor.
İlerlemeye devam ediyoruz. Diyafona konuştuğunuzda sesleri otomatik
olarak ışık parıltıları haline getiren Voice Array adlı eser etkileyici bir ışık
görüntüsü yaratırken sesinizi kayıt altına alarak tekrarlarıyla önceki kayıtları
92
Flatsun, 2011 Installation / Yerleştirme Photo / Fotoğraf: Antimodular Research
arka plana itmeye başlıyor. Yaklaşık olarak aynı hedefe hizmet eden,
parmak izinizle etkileşime geçirdiğiniz Pulse Index adlı çalışmada ise kalp
atışlarınız ve parmak iziniz sizden önceki kayıtların yanına arşivleniyor.
Fakat her yeni gelen kayıtla dev parmak iziniz diğerleriyle birlikte küçülerek
piksel piksel kayboluyor. İki düzenlemede de kimliğinize ait en belirleyici
öğelerden olan sesiniz ve parmak izinizin çarpıcı bir şekilde görünürlük
kazanmasıyla yücelen kimliğiniz ve varlık algınız; sesinizin diğer sesler
arasında, parmak izinizin ve kalp atışlarınızın sizden öncekilerin kayıtlarının
arasına karışmasıyla birlikte silikleşerek kayboluyor. Serginin girişinde
bakışıyla varlığınıza vurgu yapan “bakan dev göz”ün ardından takip eden
enstalasyonlarla bütünde etkisizleşen bir parçaya dönüşme hissi ruhunuzu
ağırlaştırıyor.
Sergiye adını veren dördüncü katta konuşlanmış Vicious Circular
Breathing adlı düzenleme bir çift otomatik kapı, iki acil çıkış, hava
sızdırmaz bir körük ve tüp sistemi, bir manifold(çıkış borusu) valf sistemi
ve nefes tüplerine bağlı 61 adet kese kâğıdından oluşuyor. Nefes alıp
veren, yaşayan bir sistemle karşılaşıyorsunuz. Havanın sirkülasyonu
devam ettikçe daralan ve genişleyen kese kağıtları ve onca hava kanalı bir
bilim kurgu filminde olduğunuz hissini uyandırabilir.
Eserin bir parçası olan içine girdiğinizde bedeninizin kapladığı alanın
yarattığı basınçla etkileşime geçen odada alıp verdiğiniz her nefes kısır
bir döngüye dâhil oluyor. Kocaman bir galaksinin içinde trilyonlarca
insanın nefes alıp verişleri bitmeyen kısır bir döngü olarak geçiciliğimize
işaret ediyor. Bu bitmeyen kısır döngü içinde aldığımız her nefesle birlikte
kayboluyoruz.
Sanatçının bizleri “bütünde küçücük hissetme” halinin tam tersi bir
noktaya taşıyan eseri ise dev bir güneş şeklinde karşımızda beliriyor.
Dikkat edin eğer güneşe yaklaşırsanız yüzeyinde büyük güneş
patlamalarına yol açabilirsiniz. Hayatın içinde kaybolan küçük nefes
alışverişlerinizin ardından güneşin üzerinde patlamalara sebep olan
iradeniz arasında bir yerde havada asılı kalıyorsunuz.
Güneş patlamalarından uzaklaşıp bir çeşit üretim bandının başına
geliyoruz. Giriş kısmından kendinize ait bir nesneyi koyduğunuzda
kopyasını çıkararak arşivleyen çalışmada size ait objeler diğer ziyaretçilere
ait objelerin yanında yerlerini alarak kayıt altına alınıyor. Üretim bandında
inşa edilen bellekte kimliğimize dair referanslar taşıyan objeler,
tanımadığımız kişilere ait objelerle kurdukları dolaylı ilişkiye rağmen yalnız
ve akıbetleri belirsiz bir şekilde yerlerini alıyor.
kılan etkileşimli aynalar ve belki de ab-ı hayat’ı ararken ait olduğu ağaç
gövdesini arketipik bir gölge gibi yanında taşıyarak arayışına devam eden
bir ağaç dalı…
Vicious Circular Breathing, hareket eden bedenimizinden, sesimizin
tınısına, kalp atışlarımızdan nefesimize ve dokunuşumuza kadar
yaşamsal bütün işlevlerimizi ifşa ederek varlığımızın kolektif yapı içindeki
yerini sorgulayan bir sergi. Tek başımıza hareket ederken irademizin
etki yaratabilen gücü ile kolektif yapılar içinde silikleşen varlığımız
arasında gerilimi artıran sergide kendimizi gerçekten başını ve sonunu
göremediğimiz, nerede durduğumuzu algılayamadığımız, nereden
geldiğimizden ve veya dönüşüceğimizden emin olamadığımız kısır bir
döngünün içine hapsolmuş buluyoruz.
Bu hapsolma hali belki asla net bir cevap bulamayacağımız varlığımıza ve
ilişkilendiklerine dair sorularımızı bize hatırlatırken, bu durum karşısındaki
çaresizliğimizin kabulünü de beraberinde getiriyor. Bütünden parçaya,
parçadan bütüne akan bu sergide varlığınızın kolektif yapı içinde nerede
durduğunu ve yaşamın kısır döngüsü içinde “yaşama hali”ni nasıl
algıladığınızı kavramak için mutlaka gidilmesi gereken bir sergi.
Son bölümde ise bireyin köklerini, mekânla olan ilişkisi ve ait olduğu
bütünle ilişkisi üzerinden sorgulayan çalışmalarla karşılaşıyoruz. Mekan
içindeki yerinize işaret eden eller, sergi alanındaki konumunuzu görünür
93
Gülsün Karamustafa, an installation shot from A Promised Exhibition / Vadedilmiş Bir Sergi’den fotoğraf, SALT Beyoğlu, 2013,
Photo / Fotoğraf: Cem Berk Ekinil
Gülsün Karamustafa, Etiquette [Adab-ı Muaşeret], 2011
A Reminisced Memory
Yâdedilmiş Bir Bellek
Evrim Altuğ
Gülsün Karamustafa’s exhibition at SALT Galata and Beyoğlu is an example of mass
exposure, which succeeds in bringing together, with its most permanent examples,
the traces left by the artist to the geography she lives in and the ones injected by that
geography into the artist’s memory, and preventing the works from overwhelming each
other. The exhibition carries with it the chance to look into the global memory regarding
an idea and act which has crept into Karamustafa’s life, “Gesamtkunstwerk”.
94
Displayed at SALT Beyoğlu (and at SALT Galata, with two video
arrangements) until January, with the title of “Vadedilmiş Bir Sergi” (A
Promised Exhibition), Gülsün Karamustafa’s exhibition stands out by
presenting, again with a cacophonic harmony peculiar to this city, the
tragedy of a past, prospering with the artist escorting the visitor with
an audio guide, and spreading layer to layer just like Istanbul, as if to
three levels (Turkey, Ottoman Empire, Byzantium). It’s not a summerlike,
commercial or an entertaining exhibition; it’s “A Promised Exhibition”.
But it looks like İstanbul’s historical peninsula at the most. The works get
smeared on one’s nasal passage more like a bitter syrup coated with
sugar. To speak by SALT’s press release, being the most exhaustive art
map event, both international and for Turkey, organized in the name of
the artist, the exhibition leaves in front of us how Turkey, in the case of
İstanbul, after numerous obtainments, has lost its cultural and political
memory, with all sorts of aesthetic certificates, transformed into today’s
documents, making art history with their residues alone. In this sense,
giving us the opportunity to reminisce on the cultural identity of the past,
from which today was produced, especially on the sense of arabesque
(which, according to editor, art columnist, and critic Mine Haydaroğlu,
evolved into the Hip-Hop culture) and leaving it to the viewer’s orientation
with the disorganization of a comparative critique, the exhibition
begins with the group of paintings by the same name, greeting us at
the top of the three floors (1998-2004) on which the exhibition is held.
Accompanied by Karamustafa’s calm, stored up, tired but rightful voice,
it’s not actually possible to easily forget the directionlessness on the
figures of these works and the dreamy, Byzantium-flavored sour reverie
of their eyes. With her painting practice, which some encountered in
the exhibition space for the first time, as much as with her works, which
pulpify with the objects and imagery she acquired from Istanbul, the
city she nurtured on and used as an organic and inorganic palette, and
most of which were awarded or presented to the viewer on numerous
occasions and events, Karamustafa, having us wish to be accompanied
by her voice through her every work, is telling us with a kind tone that art
production is independent of form. In the sense that it brings together
extremely fulfilling examples of work, the exhibition, in fact, properly
satisfies its didactic duties. The event provides an important opportunity
Gülsün Karamustafa, Vaat Edilmiş Resimler
serisinden, 2004
by presenting us the “cultic” ex-kitsch/prepared object works of
Karamustafa, such as “Venus in the Jar” (“Kavanozdaki Venüs”) (1988),
“Double Truth” (“Çifte Hakikat”) (1987), and “Panther Seat” (“Panter
Oturak”) dated 2007, as much as her ex-notion / cultural critique and art
practice analysis intensive works, such as “Fragmenting the Fragments”
(“Fragmanları Fragmanlamak”) (1999) and “The Presentation of an
Early Representation”. In the exhibition, which carries critical clues and
heaps of information and inventory for the ones who are interested in
understanding and learning the Turkish contemporary art history, and
young people overcome with the idea of a career in fine arts, it can
surely be regarded as an error not to cite among the milestones the
works such as “Mystical Transport” (Mistik Nakliye) (1992, 3rd Biennial
of Istanbul), “Notebook” (“Okul Defteri”) (1993) and “My Roses My
Apprehensions” (“Güllerim Tahayyüllerim”) (1998). Also within this scope,
finding, by courtesy of SALT, the opportunity to view Karamustafa’s
Prison Time Paintings, in which she speaks in praise of the privacy and
the intimacy of civil memory, is just a few of the most meaningful gifts
of the exhibition. Succeeding in documenting the testimony she bore to
İstanbul, by acquainting herself with the grade level, independent of any
race, language, ideology, and –ism, Karamustafa’s exhibition also houses
works, which, on this sense, are not to be missed, such as “Emigree”
(“Muhacir”) (2003), “Apartment” (“Apartman”) (2013), “Chronography”
(“Kronografya”) (1994), “Double Jesus and Dual Antelope” (“Çifte İsa ve
İkili Antilop”) (1984), “The Monument and The Child” (“Anıt ve Çocuk”)
(2011), “Tailor’s Needlework” (“Terzi Dikişi”) (2005) or “Buy One Get One
Free” (“Bir Alana Bir Bedava”), her art project regarding the portraits
of Ottoman Sultans, prepared in collaboration with Gallery BM back in
the 90’s. Gülsün Karamustafa’s exhibition at SALT Galata and Beyoğlu
is an example of mass exposure, which succeeds in bringing together,
with its most permanent examples, the traces left by the artist to the
geography she lives in and the ones injected by that geography into the
artist’s memory, and preventing the works from overwhelming each other.
The exhibition carries with it the chance to look into the global memory
regarding an idea and act which has crept into Karamustafa’s life,
“Gesamtkunstwerk”.
95
Gülsün Karamustafa, an installation shot from A Promised Exhibition / Vadedilmiş Bir Sergi’den
fotoğraf, SALT Beyoğlu, 2013, Photo / Fotoğraf: Cem Berk Ekinil
Gülsün Karamustafa, Kavanozda Venüs, 1988
Gülsün Karamustafa’nın SALT Galata ve Beyoğlu sergisi, bir sanatçının yaşadığı coğrafya
bütününe bıraktığı ve o coğrafyanın da sanatçı belleğine zerk ettiği izleri en kalıcı
örnekleriyle buluşturmayı başaran, işleri birbirine boğdurmayan bir toplu teşhir örneği.
Sergi beraberinde, Karamustafa’nın hayatına sızmış “Gesamtkunstwerk” fikri ve eylemine
dair küresel bir bellek yoklaması fırsatını da veriyor.
SALT Beyoğlu’nda (ve iki video düzenlemesi ile SALT Galata’da) Ocak
ayına değin “Vadedilmiş Bir Sergi” başlığı ile izlenen Gülsün Karamustafa
sergisi, sanatçının izleyiciye sesli rehberlikle refakati ile zenginleşen,
İstanbul gibi katman katman, sanki üç kata (Türkiye, Osmanlı, Bizans)
yayılan bir geçmişin trajikliğini, yine bu kente özgü kakofonik bir uyumla
ortaya koyması açısından dikkat çekiyor. Bir yazlık, pozitif, tecimsel veya
eğlencelik sergi değil, “Vadedilmiş Bir Sergi”. Ama en çok da İstanbul’un
tarihi yarımadasına benziyor. İşler, daha çok şekere bulanmış acı bir
şurup gibi insanın genzine bulaşıyor. SALT’ın kamuoyuna önermesiyle
konuşursak, sanatçı adına bugüne değin düzenlenen en kapsamlı
Türkiye ve uluslar arası sanat haritası etkinliği olan sergi İstanbul özelinde,
Türkiye’nin kültürel ve siyasal belleğini nasıl üst üste bulup bulup
kaybettiğini, bugün artık belgeleşmiş, tortusuyla sanat tarihine mal olmuş
türlü biçimde estetik vesikalarla önümüze bırakıyor. Bu açıdan, vaat
etmekten öte, bize bugünü üreten geçmişin kültürel kimliğini, özellikle
(editör ve sanat yazarı, eleştirmen Mine Haydaroğlu’nun deyişiyle HipHop kültürüne evrilen) arabesk duygusunu yâdetme imkânı veren ve
bunu da karşılaştırmalı bir tenkit dağınıklığıyla izleyicinin oryantasyonuna
bırakan sergi, izlendiği üç katın en üst kısmında bizi karşılayan (19982004) aynı adlı resim öbeği ile başlıyor. Karamustafa’nın sakin, diyecek
şeyi çok birikmiş, yorgun ama haklı sesiyle, bu yapıtların figürlerindeki
yönsüzlüğü ve gözlerindeki hülyalı, Bizans lezzetli buruk dalgınlığı, daha
sonra unutmanız pek mümkün olamıyor. Keşke tüm yapıtlarda bize
sesiyle rehberlik etse dedirten Karamustafa, organik ve inorganik bir
palet olarak beslenip kullandığı İstanbul’dan edindiği nesne ve imgelerle
hamurlaşmış ve pek çoğu daha önce izleyici karşısına türlü etkinlikler
vesilesiyle çıkmış ya da ödüllendirilmiş işleriyle olduğu kadar, sergi
mekânında kimini ilk kez buluşturduğu resim pratiği ile de, sanat üretiminin
biçimden bağımsız olduğunu bizlere nazik bir üslûpla söylüyor. Sergi
96
aslen son derece doyurucu iş örneklerini buluşturması bakımından da
öğreticilik vazifesini hakkıyla yerine getiriyor. Etkinlik, Karamustafa’nın
gerek “Kavanozdaki Venüs” (1988), gerek “Çifte Hakikat” (1987) ve
gerekse 2007 tarihli “Panter Oturak” gibi kitsch-hazır nesne çıkışlı ‘kült’
işleriyle olduğu kadar, kendisinin “Fragmanları Fragmanlamak” (1999) ve
“Erken Bir Temsiliyetin Sunumu” gibi daha kavram çıkışlı-kültürel eleştiri ve
sanat pratiği analizi yoğun çalışmalarını da bizlerle buluşturarak önemli bir
imkân sağlıyor. Özellikle Türk çağdaş sanat tarihini anlamak ve öğrenmek
isteyenlerle, güzel sanatlar alanında kariyer hevesine kapılan gençler
için çok önemli ipuçları, hatta yumak yumak bilgi ve dökümler taşıyan
sergideki diğer kilometre taşı işler arasında, elbette “Mistik Nakliye”
(1992 3. İst. Bienali), “Okul Defteri” (1993) ve “Güllerim Tahayyüllerim”
(1998) gibi işleri de anmamak, büyük bir eksiklik sayılabilir. Bu kapsamda
ayrıca, Karamustafa’nın sivil belleğin mahremiyeti ve samimiyetine
övgüler düzdüğü ve SALT sayesinde ilk defa izleme imkânı bulduğumuz
Hapishane Dönemi Resimleri ise, serginin en anlamlı armağanlarından
yalnızca birkaçı. İstanbul’a tanıklığını hiçbir ırk, dil, ideoloji ve izm’e bağımlı
kalmaksızın, hemzeminden bilgilenmek suretiyle belgelemeyi başaran
Karamustafa’nın sergisinde bu yönüyle es geçilmemesi gereken öteki işler
arasında ise, “Muhacir” (2003), “Apartman” (2013), “Kronografya” (1994),
“Çifte İsa ve İkili Antilop” (1984), “Anıt ve Çocuk” (2011) “Terzi Dikişi”
(2005) veya promosyon kültürüne göndermede bulunduğu, 1990’larda
Galeri BM ile hazırladığı Osmanlı Padişahları portreleri sanat projesi “Bir
Alana Biri Bedava” sayılabiliyor. Gülsün Karamustafa’nın SALT Galata ve
Beyoğlu sergisi, bir sanatçının yaşadığı coğrafya bütününe bıraktığı ve
o coğrafyanın da sanatçı belleğine zerk ettiği izleri en kalıcı örnekleriyle
buluşturmayı başaran, işleri birbirine boğdurmayan bir toplu teşhir örneği.
Sergi beraberinde, Karamustafa’nın hayatına sızmış “Gesamtkunstwerk”
fikri ve eylemine dair küresel bir bellek yoklaması fırsatını da veriyor.
The Last Exhibition of Tanas
Tanas’tan Son Sergi
Dan Perjovschi,
Lawrence Weiner,
exhibition view TANAS,
2013
© TANAS / Jens Ziehe
Seda Niğbolu
“The Unanswered Question.İskele2” exhibition is a reference to the
past, an examination of today, and a goodbye at the same time. It’s a
goodbye, because TANAS, the independent project space, which was
opened in 2008 as a neighbor and a partner to the Edition Block in Berlin
Heidestrasse, to represent Turkish art, closes its doors on November 3.
Having hosted the first solo exhibitions of artists such as Halil Altındere,
Vahap Avşar, Ali Kazma, and presented young artists living in Germany,
such as Nasan Tur and Nevin Aladağ, to wide audiences for the first
time, TANAS, while saying goodbye to its viewers, circles back to the
point where the relationship between René Block and Turkish art first
started. İskele was the name of the exhibition, which was held 20 years
ago, at ifa Galleries in Bonn and Stuttgart. Block, with the curation of
Beral Madra, for the first time, presented the young Turkish art to foreign
audiences in this exhibition. But the interesting thing was that the names
he presented and the artist discourses back then were evenly alien to
the art audiences in Istanbul. After İskele, came “Orient/ation”, the 4th
Istanbul Biennial, dated 1995 and curated by Block. The contemporary
art scene in Istanbul in that period was slowly getting into action. The
infrastructural problems or the difficulty of finding financial sources are
still debatable but at least there was progress in terms art collectors, the
viewer and supporting institutes. And Block remained as one of the key
actors through the passing period. Today, with İskele 2, Block finishes
the journey set out with İskele. With an exhibition that is an open ended
manifesto like the former, constitutes a statement and like TANAS itself,
stable, hardened, willingly leaving certain questions unanswered by
avoiding turning into an academic institute.
Pieces of a historical puzzle
The contributors are not limited to the representatives of Turkish art.
Broadening the limits of local art since the beginning and enabling its
curators to work freely, TANAS adopts the “citizen of the world” ideal,
which it is a representative of, by evaluating Turkish art through its
position worldwide. It’s not a thematic wholeness that brings the works
presented in the exhibition together, but a temporal continuity and
98
“The Unanswered Question.İskele2” aynı anda hem geçmişe bir referans,
hem bugünün muhasebesi hem de bir veda. Veda, çünkü 2008 yılında
Berlin Heidestrasse’de Edition Block’un komşusu ve partneri olarak
Türk sanatını temsil etmek üzere açılan bağımsız proje mekanı TANAS
kapılarını 3 Kasım’da kapatıyor. Halil Altındere, Vahap Avşar, Ali Kazma
gibi isimlerin ilk solo sergilerini gerçekleştiren; Nasan Tur ve Nevin
Aladağ gibi Almanya’da yaşayan genç sanatçıları ilk kez büyük kitlelerle
buluşturan TANAS izleyicisiyle vedalaşırken yöneticisi René Block’un Türk
sanatıyla ilişkisinin ilk başladığı yere dönüp daireyi tamamlıyor. 20 sene
önce Berlin, Bonn ve Stuttgart’taki ifa Galerileri’nde gerçekleşen serginin
adıydı İskele. Block, Beral Madra’nın küratörlüğünde genç Türk sanatını ilk
kez burada yurtdışına takdim etmişti. Ama işin ilginci o dönem sunduğu
isimler ve sanatsal söylemlerin İstanbul’daki sanat izleyicisine de aynı
oranda yabancı olmasıydı. İskele’nin ardından Block’un küratörlüğünü
yaptığı 1995 tarihli 4. İstanbul Bienali “Orient/ation” geldi. İstanbul’daki
çağdaş sanat ortamı o dönemde yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı.
Altyapısal sorunlar ya da finansal kaynak bulma zorluğu tartışılır ama
en azından sanat koleksiyonerleri, izleyici ve destek veren enstitüler
açısından gelişme olumlu yöndeydi. Ve aradan geçen tüm bu dönem
içerisinde Block baş aktörlerden biri olarak kaldı. İskele ile çıktığı yolculuğa
bugün İskele2 ile nokta koyuyor Block. İlki gibi ucu açık bir manifesto, bir
söylem niteliği taşıyan, TANAS’ın kendisi gibi sabit, katılaşmış, akademik
bir enstitü olmaktan kaçınıp bilerek isteyerek kimi soruları yanıtsız bırakan
bir sergi ile...
Tarihi bir puzzle’ın parçaları
Katılımcılar sadece Türk sanatının temsilcileri değil. Başından bu yana
yerel sanatın sınırlarını genişleten ve küratörlerine bu konuda serbestlik
tanıyan TANAS, 20 yılın Türk sanatını dünya içerisindeki konumu
üzerinden değerlendirerek temsilcisi olduğu “dünya vatandaşı” idealine
sahip çıkıyor. Sergide yer alan işleri bir araya getiren tematik bir bütünlük
değil, zamansal bir devamlılık ve etkilendikleri coğrafyalar ve olaylar
arasındaki bağlantılar. Bu da İskele2’ye kendiliğinden bir retrospektif
karakteri kazandırıyor. Eserler tek başlarına çok sağlam söylemler
the connections between both the geographies and events they were
influenced of. This grants İskele2 a character, which is retrospective
by itself. While the works carry solid statements on their own, taking
a step backmakes them look like pieces of a historical and an artistic
puzzle. The exhibition includes artists, such as Ayşe Erken and Gülsün
Karamustafa, who participate in İskele for the first time, along with the
guests of 4th İstanbul Biennial, including Rosa Barba, Olaf Metzel and
Rosemarie Trockel. Along with young artists, who, following that period,
came into our lives, such as Şener Özmen, Cengiz Tekin, and Nasan
Tur, several artists, including Andrea Faciu and Anri Sala, whom Block
work together in Balkanic projects, also represent the continuation of the
process. Ayşe Erkmen greets us with her work “The Answer”, referencing
the name of the exhibition, a question mark made out of steel pipes. In
“Stiletto”, a work by Nevin Aladağ of the younger generation, we see
metal plates carrying the heel marks of a dance performance. These
plates carry traces of the moment like a negative photograph, the traces
left by women on the male dominant society. In Adel Abidin’s video,
“Ping Pong”, which was presented in Istanbul in the past, the ones who
are leaving traces are men. A struggle between two male players injures
a woman’s body. Alicja Kwade, one of the youngest contributors in the
exhibition, questions our place against time and space by manipulating
the functions of daily objects like clocks and lamps. While Sunah Choi
wants us to look differently at what’s always under our eyes, with the new
connections she established between natural and manmade objects. In
his video, “Red Carpet”, Cengiz Tekin alienates us also to spatial reality
by snorting at the absurdity of ceremonies, with a red carpet rolling out to
a lake. There many works in the exhibition which reference the artworks
of the past, history and artists’ own histories. We witness the days Jonas
Mekas, one of the pioneers of the American avant-garde cinema who
escaped from Nazis and the Red Army during World War II, spent with
his brother at the Displaced Persons Camp in Kassel. One of the most
interesting works in the exhibition is a desert scene section from Christian
Jankowski’s “The Eye of Dubai”. With his eyes closed, in reference to
Joseph Beuys’s “I Like America and America Likes Me”, Jankowski tells
barındırırken bir adım geriye çekildiğinde tarihi ve sanatsal bir puzzle’ın
parçaları gibi görülüyorlar. İskele2’ye katılanlar arasında Ayşe Erkmen ve
Gülsün Karamustafa gibi ilk İskele’ye katılan sanatçılar da var, 4. İstanbul
Bienali’nin Rosa Barba, Olaf Metzel, Rosemarie Trockel gibi konukları da.
O dönemi takiben hayatımıza giren Şener Özmen, Cengiz Tekin, Nasan
Tur gibi genç sanatçıların yanında Block’un Balkan projelerinde birlikte
çalıştığı Andrea Faciu ve Anri Sala gibi bir çok sanatçı da sürecin devamını
temsil ediyorlar.
Ayşe Erkmen serginin ismine gönderme yapan “The Answer”ın çelik
borulardan soru işareti ile girişte karşılıyor bizi. Genç kuşaktan Nevin
Aladağ’ın ‘Stiletto’sunda bir dans performansından kalma topuk izlerini
üzerlerinde taşıyan metal plakalar görüyoruz. Fotoğraf negatifi gibi
anın izlerini taşıyor bu plakalar, kadınların erkek egemen toplumda
bıraktığı izler. Adel Abidin’in daha önce İstanbul’a konuk olan Ping
Pong videosunda izleri bırakan bu sefer erkekler. İki erkek oyuncunun
arasındaki mücadele bir kadının vücudunu yaralıyor. Serginin en genç
katılımcılarından Alicja Kwade saat veya lamba gibi gündelik objelerin
işlevlerini manipüle ederek zaman ve mekana karşı konumumuzu
sorguluyor. Sunah Choi ise doğa ve insan yapımı nesneler arasında
kurduğu yeni bağlantılarla hep gözümüzün önünde olana farklı şekilde
bakmamızı istiyor. Cengiz Tekin ‘Red Carpet’ videosunda bir göle uzanan
kırmızı halı ile seremonilerin absürdlüğüne burun kıvırarak mekansal
gerçekliğe de yabancılaştırıyor bizi.
Sergide geçmişin sanat eserlerine, tarihe ve sanatçıların kendi tarihlerine
atıfta bulunan çok sayıda iş de var. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden
ve Kızıl Ordu’ndan kaçan Amerikan avantgarde sinemasının öncülerinden
Jonas Mekas’ın kardeşiyle birlikte Kassel’deki ‘Yersiz İnsanlar Kampı’nda
geçirdiği günlerine şahit oluyoruz. İskele’nin en ilginç işlerinden birisiyse
Christian Jankowski’nin ‘The Eye of Dubai’sinden bir çöl sahnesi kesidi.
Jankowski, Joseph Beuys’un ‘I like America and America likes me’sine
göndermeyle gözleri bağlı şekilde bir şahine Beuys ve kır kurdunun
hikayesini anatıyor. Sarkis, ‘Le Crie de Sainte Sophie’de Munch’un
‘Çığlık’ını hayvan derisinden bir tefe yağlıboya ile aktarıyor. Andrea Faciu
99
Ayşe Erkmen,
The Answer,
exhibition view
TANAS, 2013,
© TANAS /
Jens Ziehe
the story of Beuys and the coyote to a hawk. Sarkis, in “Le Crie de Sainte
Sophie”, conveys, using oil paint, Munch’s “Scream” to a tambourine
made out of animal hide. The jukebox of Andrea Faciu and Florin Bobu’s
“Cradle Count” carries to the atmosphere the voices of children, who
grew up as orphans in Romania. A substantial percentage of the works
are new and created for this exhibition. In fact, Olaf Metzel’s aluminum
print, titled “Taksim”, carries the Gezi protests into the exhibition space in
the form of a crumpled up newspaper.
The end of an era
As shown by the aesthetic and discursive diversity of İskele2, Block
has never repeated himself since the beginning. Began in Berlin, his
journey then evolved into his interest on New York and Fluxus in the
60s, countries which were outside of the art centers in the 90s, and
Turkey and the Balkans after the 90s. The ultimate point for this process,
which branched out from his series of artist monographies, published
by Yapı Kredi Publishing, to “Starter” exhibition he displayed at ARTER
two years ago, was TANAS. Considering the point of origin, the decision
of closing the project space is not so surprising. TANAS was founded,
from the start, as a non-commercial project, unwilling to institutionalize
and Block believes that it has achieved its task. The application of the
closing decision he reached a year ago is also connected with the
periphery of the space. Continuous construction works in the industrial
area of Heidestrasse had been a problem for enthusiasts, who had a
time finding the place. But Block has never even considered moving
away from the building, in which he hosted 22 exhibitions. According
to Block, its manager, the building secretly resembled an Istanbul art
center when it was initially opened. Nowhere in that period, except for
Istanbul Modern, was dedicated to contemporary Turkish art. But today,
Block believes that art spaces such as ARTER or SALT have taken over
some of the tasks of TANAS. His first project in mind is analyzing and
archiving the past 5 years and all of his projects on Turkey. When all of
his old projects taken into account, this amounts to a total of 50 years.
Block lets us know in advance that his organization of the archive will
make way to a new exhibition next year. It’s certain that the absence of
TANAS will be felt as a meeting point for Turkish art which developed
in different geographies. But Block’s hopes lie with the creation of new
initiatives after the closing. TANAS has left as with many questions so
far: Art for which audience? Istanbul or Berlin? Where does an abroad
representative carry Turkish art? At what rate is it possible to get rid of
the identity issues? The question he posed with İskele2, maybe never to be
answered, is in the center of all activities of René Block from the beginning.
As he stated in an interview he gave to Maria Eichhorn, it’s the same issue
as the one posed by Serbian artist Raša Todosijevic: “What is art?”
100
ve Florin Bobu’nun ‘Cradle Count’ının jukebox’ı Romanya’da ailesiz
büyümüş çocukların seslerini atmosfere taşıyor. İşlerden önemli bir
kısmı yeni ve sergi için oluşturulmuş. Hatta Olaf Metzel’in ‘Taksim’ isimli
alüminyum baskısı Gezi olaylarını buruşturulmuş devasa bir gazete kağıdı
halinde sergi alanına taşıyor.
Bir dönemin sonu
İskele2’nin estetik ve söylemsel çeşitliliğinin de göz önüne serdiği
şekilde Block başından bu yana kendini hiç tekrarlamadı. Berlin’de
başlayan yolculuğu 60’larda New York ve Fluxus ilgisine, 80’lerde
sanat merkezlerinin dışında kalan ülkelere ve 90 sonrasında Türkiye ve
Balkanlara evrildi. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan sanatçı monografileri
serisinden ARTER’de iki sene önce gerçekleştirdiği Starter sergisine
dallanıp budaklanan bu sürecin nihai noktası TANAS’tı. Proje mekanını
sonlandırma kararıysa, yola çıkış noktası düşünüldüğünde çok da şaşırtıcı
değil. TANAS başından bu yana ticaret amacı gütmeyen, enstitüleşmek
istemeyen geçici bir proje olarak kurulmuştu ve Block bugün artık
mekanın görevini tamamlandığına inanıyor. Bir sene önce verdiği kapatma
kararını uygulama zamanı, mekanın çevresi ile de ilintili. Endüstri bölgesi
Heidestrasse’de süregiden inşaat çalışmaları ilgililerin TANAS’ın yolunu
bulmasını zorlaştırmaya başlamış. Block ise 22 sergi gerçekleştirdiği
mekandan başka bir yere taşınmayı asla düşünmemiş.
TANAS ilk açıldığında yöneticisi Block’a göre gizli bir İstanbul sanat
merkezini andırıyordu. O dönemde İstanbul Modern hariç kendini çağdaş
Türk sanatına adamış bir mekan yoktu. Ama bugün ARTER ya da SALT
gibi sanat mekanlarının TANAS’ın görevlerinin bir kısmını devraldığına
inanıyor Block. Bundan sonra hayata geçireceği ilk projesi geçen beş
yılı ve Türkiye ile ilgili tüm projelerini analiz edip arşivlemek. Tüm eski
projeleri ile bir araya geldiğinde 50 sene anlamına geliyor bu. Block,
arşive düzen getirmesinin önümüzdeki sene başka bir serginin yolunu
açacağının haberini şimdiden veriyor. Farklı coğrafyalarda gelişen Türk
sanatının bir buluşma noktası olarak TANAS’ın eksikliğinin hissedileceği
muhakkak. Ama Block’un ümidi kapanma sonrası yeni inisiyatiflerin
oluşması yönünde. TANAS bugüne kadar çok soru ile başbaşa bırakmıştı
bizi: Hangi seyirci için sanat?, İstanbul mu Berlin mi?, Yurtdışında bir
temsilci Türk sanatını nereye taşır?, Kimlik sorunundan kurtulmak ne
oranda mümkün? İskele2 ile belki asla cevaplanmamak üzere ortaya attığı
soru ise başından bu yana René Block’un tüm faaliyetlerinin merkezinde.
Maria Eichhorn ile yaptığı bir röportajında söylediği gibi Sırp sanatçı Raša
Todosijević’in ortaya attığı sorunun aynısı bu: “Sanat nedir?”
CI
İLAN
101
Notes from Frieze Frieze’den Notlar
Merve Ünsal
Lili Reynaud - Dewar, Photograph Polly Braden, Courtesy Frieze
Of the high-profile sales was a Oscar Murillo, 27-year-old Colombian
artist, whose work sold for 120,000 USD at David Zwirner.
Yüksek profil satışlar arasında, eserleri 120,000 Dolar fiyata David Zwirner’e
satılan, 27 yaşındaki Kolombiyalı sanatçı Oscar Murillo da yer alıyor.
As always, 303 Gallery from New York had a selection of works of
minimal yet somehow glitzy aesthetics, including a Doug Aitken and
Jeppe Heim.
New York’taki 303 Gallery, her zamanki gibi minimal ancak bir
şekilde gösterişli estetikler barındıran ve Doug Aitken ve Jeppe
Heim gibi isimlere ait eserlerden oluşan bir seçki ile karşımızdaydı.
Salon 94, another New York gallery, had some of the most striking threedimensional works, that represented perhaps the recent New York-Berlin
aesthetic of household objects or furniture-gone-bad. Unmonumental
in size and material, the three-dimensional works were juxtaposed with
banner-like works that complemented the familiar, somehow personal
gist of the booth.
Başka bir New York galerisi olan Salon 94 ise fuardaki üç boyutlu işler
arasında en çarpıcı olanlara sahipti. Seçki, yakın dönem New York-Berlin
estetiğine ait olan çürümüş ev eşyaları ve mobilyaları temsil ediyor. Boyut
ve materyal bakımından heybetli olmayan bu üç boyutlu eserler, standın
tanıdık ve nedense kişisel gelen ana fikrini tamamlayan, afiş benzeri işler
ile yan yana dizilmişlerdi.
Bernadette Corporation’s advertisement-like aesthetic was another
highlight, taking over one of Greene Naftali’s outward-facing walls.
Reminding the viewers where they are and what they are looking at,
this banner is an appropriate rendition of the collective’s work in the
specific context.
Bernadette Corporation’ın, Greene Naftali’nin dışa bakan duvarlarını
benimseyen, reklamvari estetiği de ilgi çeken ayrıntılar arasındaydı.
İzleyicilere ne olduklarını ve neye baktıklarını hatırlatan afiş,
kolektifin spesifik bir bağlama ait olan işlerini uygun bir şekilde
yorumluyor.
team (gallery inc.), with a video of P Diddy (Diddy/Lakes) (2013) brings
the celebrity element into the fair, which reportedly was amiss at this
year’s VIP opening.
Fuara P Diddy’nin bir videosu (Diddy/Lakes) (2013) ile katılan team
(gallery inc.), fuara, bu yılın VIP açılışına ters düştüğü belirtilen, bir şöhret
ögesi kattı.
Amalia Pica’s Catachresis #45 (leg of the sofa, leg of the table, teeth
of the saw, head of the screw) (2013), a, literally, twisted saw, was
again pointing to the household staple aesthetic, shown at Johann
König Gallery.
Amaila Pica’nın, kelimenin gerçek anlamı ile bükülmüş bir testere
olan, Kaydırmaca #45 (kanepenin ayağı, masanın ayağı, testerenin
dişi, vidanın başı) (Catachresis #45 (leg of the sofa, leg of the table,
teeth of the saw, head of the screw) (2013) adlı eseri, Johann König
Gallery’de sergilenen hane unsurlarına işaret eden eserlerden bir
başkasıydı.
With a much better, spacious architecture than the last few years,
Frieze London has again made a selection of galleries that is
supported by the curated sections of Frame and Focus.
Önceki yıllara nazaran çok daha iyi ve geniş olan mimarisi ile Frieze
Londra, düzenlenen Frame ve Focus bölümleri ile desteklenen bir
galeri seçkisi ile bir kez daha karşımızda.
Rineke Dijkstra’s striking new portraits arrested the viewers on their way
from somewhere to somewhere else with the intensity of the artist’s
compositions and the subjects’ unflinching gaze.
The Art Newspaper reported a 1994 clay work by Richard Long sold
to an undisclosed Middle-Eastern collector for an estimated 80,000
USD (from Frieze Masters.) The artist, who has been working with other
galleries for the last thirty years, has returned to Lisson Gallery this year.
Each one of Long’s works is destroyed after one re-iteration, to be reproduced on site again.
The Art Newspaper, Richard Long’a ait 1994 tarihli bir kil çalışmasının,
ismi açıklanmayan Orta Doğulu bir koleksiyonere, 80,000 dolara satıldığını
duyurdu (Frieze Masters’dan). Son 30 yıldır diğer galeriler ile çalışmakta
olan sanatçı, bu sene Lisson Gallery’e geri döndü. Long’un tüm eserleri
bir kez sergilendikten sonra, mekânda tekrar üretilmesi için yok ediliyor.
Scott King’s playful prints were a moment of comic, simple relief, in
juxtaposition to the heftier works that were omnipresent especially
in the vicinity of the main entrance.
Rodeo Gallery from Istanbul was among the four galleries from
which Frieze/Outset Fund acquired works for the Tate Collection.
Each year, two curators who are not from the Tate, acquire works
from the fair for the museum. This year’s curators Beatrix Ruf,
director of Kunsthalle Zürich, and Tobias Ostrander, the chief
curator of the Pérez Art Museum Miami, with 150,000 GBP to spend,
selected James Richards’s Not Blacking Out, Just Turning the
Lights Off (2011) video installation in an effort to select younger and
relatively less-recognized.
102
İstanbul’daki Rodeo Galeri, Frieze/Outset Fonu’nun Tate
Koleksiyonu için eser edindiği dört galeriden biriydi. Her yıl, Tate’ten
olmayan iki küratör fuardan, müzede sergilenmesi için eser edinirler.
Bu yılın küratörleri Kunsthalle Zürich’in yönetmeni Beatrix Ruf ve
Pérez Art Museum Miami baş küratörü Tobias Ostrander, seçimlerini
daha genç ve kısmen daha az sanatçılardan yana kullandılar
ve ellerindeki 150,000 İngiliz sterlini fon ile James Richards’ın
“Bayılmıyorum, Yalnızca Işıkları Kapatıyorum” (“Not Blacking Out,
Just Turning the Lights Off”) (2011) isim video enstalasyonunu
edinmeyi tercih ettiler.
Ian Hamilton Finlay’s not-so-subtle Four Guillotine Blades (1987), while
photographed a lot, represented the weaker, over-the-top political
aesthetic at the fair, perhaps left outside Regent’s Park.
Sandra Gamarra’s oil paintings of newspapers from 2013 is a smallscale, personal intervention that treads the boundary between the
personal and the political—if there could be such a distinction—
reminding the viewers of the small-scale importance and of course the
privacy of such gestures.
Rineke Dijkstra’nın çarpıcı yeni portreleri, sanatçının yarattığı
kompozisyonların yoğunluğu ve öznelerin korkusuz bakışları ile bir yerden
başka bir yere gitmekte olan izleyicileri hapsetti.
Scott King’in eğlenceli baskıları, fuarın her yanına, özellikle de ana
girişin etrafına ağırlığını koymuş olan ağır işlerin yanında komik,
basit bir ferahlama sağlıyordu.
Ian Hamilton Finlay’in, o kadar da üstü kapalı olmayan eseri Dört Giyotin
Bıçağı (Four Guillotine Blades) (1987), çok fotoğraflanmasına rağmen,
fuarın Regent’s Park dışında kalan tarafının zayıf, aşırı politik estetiğini
temsil ediyordu.
2013 yılındaki gazetelerin yağlı boya tablolarını yaparak, kişisel
ve politik arasındaki sınırı –böyle bir ayrım yapılabilirse- işleyen
ve seyircilere bu gibi jestlerin küçük ölçekli önemini ve tabii ki,
mahremiyetini hatırlatan Sandra Gamarra’nın bu çalışması, küçük
ölçekli ve kişisel bir müdahale niteliğinde.
103
CI Events
CI Frieze Reception / Resepsiyonu
London / Londra
Izak Uziyel-Ali Güreli-Acoris Andipa (Andipa Gallery)
Stephanie Bailey (Art Forum)-Joao Laia (Frieze)Sarah Perks (Cornerhouse Visual Art Center)
104
Aya Mousawi (The Moving Museum)-Hüma Kabakçı
Simon Sakhai (The Moving Museum)-Will Lawrie (Lawrie Shabibi Gallery)
Hasan Bülent Kahraman-Yasemin Kahraman-Izak Uziyel
Yeşim Turanlı (Pi Artworks)-Omar Kholeif(Ibraaz Publishing)-Nigel Rubenstein
(Brunswick Arts)
Ali Güreli-Yeşim Turanlı (Pi Artworks)
Ben Rawlingston (Brunswick Arts)-Garreth Harris (The Artnewspaper)
105
Contemporary Art Talks / Çağdaş Sanat Buluşmaları
İzmir - 03 October Ekim 2013
Adana - 08 October Ekim 2013
Ankara - 26 September Eylül 2013
106
Bursa - 10 October Ekim 2013
107
FIAC October 22 Ekim
Maria & Yahşi Baraz - Hasan Bülent Kahraman
Susanne Van Hagen (Art Club
Tokyo) - Ali Güreli
Daniel Stork - Metin İlktekin - Michael Cohn (Fine Art Projects)
David Lepoujade (Küratör) - Catherine Mac Gerry - Ali Akay - Seza Paker
108
Ali Güreli - Nazy Nazhand (BLOUIN ARTINFO) - Jerome Neutres (Ulusal Müzeler
Birliği Grand Palais)
Selen Evcit - Jerome Neutres (Ulusal Müzeler Birliği Grand Palais)
Michael Kohn - Nicholas Cohn (Fine Art Projects)

Benzer belgeler

Sergi broşürü için tıklayınız.

Sergi broşürü için tıklayınız. topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open a new space for encounter and experience which will be the meeting point of technology with art. You can read about new media ...

Detaylı

Untitled - Contemporary Istanbul

Untitled - Contemporary Istanbul topic. The new initiation of the fair, Plugin New Media Fair will open a new space for encounter and experience which will be the meeting point of technology with art. You can read about new media ...

Detaylı

PDF olarak indir

PDF olarak indir the season for arts. This summer was different from the previous ones. Leaving Istanbul was also very hard, this summer. September came and the 13rd Istanbul Biennale attracted thousands of visitor...

Detaylı

amber`15 Broşür-Poster

amber`15 Broşür-Poster Seasons have a different meaning for those who live in the city. As it gets cold, the crowd and the warmth of the city increase. Winter is the season for arts. This summer was different from the p...

Detaylı