jeolojik oluşumların kültür varlıkları açısından değerlendirilmesi ve

Yorumlar

Transkript

jeolojik oluşumların kültür varlıkları açısından değerlendirilmesi ve
T.C.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
KÜLTÜR VARLIKLARI VE MÜZELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
JEOLOJİK OLUŞUMLARIN KÜLTÜR VARLIKLARI AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ VE TURİZME KAZANDIRILMASI:
PAMUKKALE ÖRNEĞİ
UZMANLIK TEZİ
Engin YILMAZ
EKİM - 2013
ANKARA
T.C.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
KÜLTÜR VARLIKLARI VE MÜZELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
JEOLOJİK OLUŞUMLARIN KÜLTÜR VARLIKLARI AÇISINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ VE TURİZME KAZANDIRILMASI:
PAMUKKALE ÖRNEĞİ
UZMANLIK TEZİ
Engin YILMAZ
Tez Danışmanı
Prof. Dr. Erhan ALTUNEL
EKİM - 2013
ANKARA
KÜLTÜR VE TURĠZM UZMANLIK TEZĠNĠN ÇOĞALTILMASI
VE YAYIMI ĠÇĠN ĠZĠN BELGESĠ
Tezi Hazırlayanın Adı Soyadı
: Engin YILMAZ
Tez Konusu
: Jeolojik OluĢumların Kültür Varlıkları
Açısından Değerlendirilmesi ve Turizme
Kazandırılması: Pamukkale Örneği
Tez DanıĢmanı
: Prof. Dr. Erhan ALTUNEL
Kültür ve Turizm Uzmanlık Tez çalıĢmamın, Kültür ve Turizm Bakanlığı
tarafından yayımlanarak Milli Kütüphane ve Ġhtisas Kütüphanesinde her türlü
elektronik formatta arĢivlenmesini ve kullanıma sunulmasını kabul ediyorum.
…/…/2013
SINAV YETERLİK KOMİSYONUNA
BEYAN
Bu belge ile bu uzmanlık tezindeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik
davranıĢ ilkelerine uygun olarak toplayıp sunduğumu; ayrıca, bu kural ve ilkelerin
gereği olarak, çalıĢmada bana ait olmayan tüm veri, düĢünce ve sonuçları andığımı ve
kaynağını gösterdiğimi beyan ederim.
…./..../2013
Engin YILMAZ
Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı
ÖNSÖZ
Yerküre'nin jeolojik süreçler ile meydana getirdiği oluĢumlarının en
değerlilerini içerisinde barındıran jeolojik miras alanları, güzellikleriyle ve
yaĢanabilir, cazip yerler olmaları nedeniyle tarihte de insanların dikkatini çekmiĢ ve
bu alanların yakınlarında kültürel geliĢim sağlanmıĢtır. Bu uzmanlık tezi çalıĢması
kapsamında, Bakanlığımız sorumluluğunda bulunan kültür konusunda, jeolojik
oluĢumların kültürel geliĢime nasıl bir katkı sağladığı üzerinde durularak genel
değerlendirmeler yapılmıĢ, turizm konusunda ise alternatif turizm türlerinin ortaya
çıkarılarak turizmin çeĢitlendirilmesi misyonuna uygun olarak jeolojik miras
alanlarının bu doğrultuda nasıl değerlendirilebileceği anlatılmıĢtır.
Bu nedenle, Bakanlığımızın misyonu içerisinde yer alan "Ülkemizin doğal,
kültürel ve tarihi değerlerini ortaya çıkarmak, korumak, geliştirmek, gelecek
nesillere aktarmak..." ve "...turizmi çeşitlendirmek..." (kultur.gov.tr, 14.08.2013)
eylemlerinden yola çıkılarak hazırlanan bu tez çalıĢması, genellikle kültürel
geliĢimin de yaĢandığı jeolojik miras alanlarının turizmin çeĢitlendirilmesi
kapsamında
değerlendirilebilecek ve korunması gereken en önemli alanlardan
olduğunu anlatması nedeniyle önem arz etmektedir. Bununla birlikte, bu uzmanlık
tezi çalıĢması, yukarıda bahsi geçen ve genel anlamda jeolojik miras alanlarının
korunarak gelecek kuĢaklara aktarılması ve ülkemiz turizminin çeĢitlendirilmesi
konusunda önemli olması yanında, özel anlamda Dünya Miras Listesinde yer alan
Pamukkale'deki traverten çeĢitlerinin jeolojik açıdan anlatılması, travertenlerin
kültürel geliĢime olan katkısını ele alması, yok olma tehdidi altında bulunan bazı
traverten oluĢumlarının tespit edilmesi ve esasında kırık, fay ve çatlak sistemlerine
bağlı olarak geliĢen travertenlerin oluĢumunda etkin olan ve Hierapolis antik kentini
bir çok kez tahrip eden tarihsel depremler hakkında bilgi vermesi açısından da önem
arz etmektedir.
i
Sonuç olarak, Bakanlığımızın misyonu çerçevesinde hazırlanan bu tez
çalıĢmasının, jeoloji bilimi ile kültür varlıkları ve turizm arasındaki iliĢkiyi
yansıtması açısından yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebileceğini sayın
okuyuculara arz ederim.
Bununla birlikte, tez çalıĢmam sürecinde maddi ve manevi olarak her zaman
yanımda olan sevgili aileme, bilgi ve birikimi ile beni yönlendiren sayın danıĢmanım
Prof. Dr. Erhan ALTUNEL'e ve tezin geliĢimine doğrudan katkı sağlayan çok değerli
arkadaĢlarım Fatih Murat SAĞLAM, Murat ZORLU, Nihat Can DEMĠR, Onur
YILDIRIM ve Orçun GÜLER ile kuzenim Evrim TURAL'a teĢekkürü bir borç
bilirim.
ii
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ ……………………………………………............................…………...… i
İÇİNDEKİLER ……………………..…………………............................……….. iii
SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ ………….............................……… vii
TABLOLAR, RESİMLER, ŞEKİLLER VE HARİTALAR …......…............... viii
GİRİŞ ………………………………………………...........................……….…… 1
BİRİNCİ BÖLÜM
JEOLOJİK OLUŞUMLARIN KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERİ
1. JEOLOJİK OLUŞUMLARIN KÜLTÜR VE TURİZM DEĞERİ………..... 5
1.1. Jeolojik OluĢumların Kültür Varlıkları Açısından Değerlendirilmesi............ 5
1.1.1 Kültürel GeliĢim Bağlamında Tarihte Yaygın Olarak
Kullanılan Kayaçlar................................................................................. 8
1.1.1.1. ÇakmaktaĢı-Obsidiyen................................................................10
1.1.1.2. KireçtaĢı..................................................................................... 12
1.1.1.3. Andezit-Bazalt........................................................................... 13
1.1.1.4. KumtaĢı...................................................................................... 14
1.1.1.5. Traverten.................................................................................... 14
1.1.2. Anadolu Coğrafyasında Tarihte Yaygın Olarak Kullanılan
Kayaçlar................................................................................................. 15
1.1.3. Fay Zonlarının Ġnsanoğlunun YaĢamıyla ĠliĢkisi................................... 17
1.1.4. Süs TaĢları.............................................................................................. 18
1.1.5. Jeotermal Kaynaklar.............................................................................. 19
1.1.6. Kültür Tarihi AraĢtırmalarında Yerbilimsel Metotlar............................ 20
1.1.6.1. Jeoarkeoloji................................................................................. 20
1.1.6.2. Kültürel Jeoloji............................................................................ 21
1.1.6.2.1. Türkiye'de Örnek Bir Kültürel Jeoloji ÇalıĢması.......... 22
1.2. Jeolojik OluĢumların Korunması ve Turizm Kapsamında
Değerlendirilmesi.......................................................................................... 24
iii
1.2.1. Jeolojik Miras..........................................................................….......... 25
1.2.1.1. Jeolojik Mirasın Korunmasında Ulusal ve Uluslararası
ÇalıĢmalar....................................................................…......... 26
1.2.1.2. Jeolojik Miras Ulusal Envanteri............................................... 27
1.2.2. Jeosit..................................................................................................... 28
1.2.3. Jeodeğer................................................................................................ 28
1.2.4. Jeoyol.................................................................................................... 28
1.2.5. Jeotur..................................................................................................... 29
1.2.6. Jeotop.................................................................................................... 29
1.2.7. Jeoturizm............................................................................................... 30
1.2.8. Jeoparklar……………………………………..……............................ 31
İKİNCİ BÖLÜM
PAMUKKALE'NİN TARİHSEL MİRASLARI VE KORUNMASI
2. PAMUKKALE'NİN TARİHSEL MİRASLARI VE KORUNMASI.......….. 42
2.1. Pamukkale'nin Kültürel Mirası: Hierapolis Antik Kenti.............……........... 46
2.1.1. Hierapolis Antik Kentinin Kısa Tarihçesi ve KuruluĢu............…........ 46
2.2. Pamukkale'nin Jeolojik Mirası: Travertenler....………………….................. 50
2.2.1. Travertenler..........................................................................…............. 51
2.2.1.1. Travertenlerin OluĢumu ve Sınıflandırılması............…........... 51
2.2.1.2. Türkiye'de Traverten OluĢumu................................................. 53
2.2.1.3. Pamukkale'deki Traverten ÇeĢitleri.......................................... 54
2.2.1.3.1. Kendiliğinden OluĢan Kanal Tipi Travertenler......... 56
2.2.1.3.2. Teras Tipi Travertenler.............................................. 57
2.2.1.3.3. Sırt Tipi Travertenler................................................. 59
2.2.1.3.4. Fay Önü Travertenleri............................................... 61
2.2.1.3.5. AĢınmıĢ Örtü Travertenler........................................ 62
2.3. Pamukkale'nin Mevcut Koruma Statüsü....................................................... 62
iv
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
PAMUKKALE'NİN JEOLOJİSİ
3. PAMUKKALE'NİN JEOLOJİSİ.........................................………………..... 64
3.1. Stratigrafi..........................................………………….............................…. 65
3.2. Yapısal Jeoloji................................................................................................. 66
3.3. Hidrojeoloji..................................................................................................... 69
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
PAMUKKALE'NİN BİLİNMEYEN JEOLOJİK MİRASLARI
4. PAMUKKALE'NİN BİLİNMEYEN JEOLOJİK MİRASLARI................... 71
4.1. Fay Aynası……………………………….................................................… 73
4.2. Sırt Tipi Travertenler...................……………………….............................. 83
4.2.1. Tabiat Varlığı Niteliğindeki Sırt Tipi Traverten................................... 84
4.2.2. Kültür Varlığı Niteliğindeki Sırt Tipi Travertenler.............................. 86
4.3. Pamukkale'de Ġnsan Yardımıyla OluĢan Doğal Yapılar (Kanal
Tipi Travertenler)........................................................................................... 97
4.4. Kanal Tipi Traverten Köprüleri................................................................... 100
4.5. Yelderesi Vadisi........................................................................................... 108
4.6. Pamukkale Traverten Jeoparkı Önerisinin Değerlendirilmesine Esas
GZFT (SWOT) Analizi................................................................................ 113
4.6.1. Güçlü Yönler (Strengths).................................................................... 114
4.6.2. Zayıf Yönler (Weakness).................................................................... 115
4.6.3. Fırsatlar (Opportunities)...................................................................... 116
4.6.4.Tehditler (Threats)............................................................................... 117
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ ………….………………........................… 118
KAYNAKÇA ………………………………............................………….………127
EKLER ……………………………………………................................……… 136
v
ÖZET ………………………..............................……………………………… 139
ABSTRACT …………………………………………….........................…….. 140
ÖZGEÇMİŞ ……………………………………...........…................………… 141
vi
SİMGELER ve KISALTMALAR DİZİNİ
AKVKBKMA
Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü
ArĢivi
bkz.
Bakınız
BM
BirleĢmiĢ Milletler
Çev.
Çeviren
GZFT (SWOT)
Güçlü ve Zayıf Yönler, Fırsat ve Tehditler (Strengths and
Weakness, Opportunities and Threats)
JEMİRKO
Jeolojik Mirası Koruma Derneği
KÇJJP
Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark ve Jeoturizm Projesi
M.Ö.
Milattan Önce
M.S.
Milattan Sonra
MTA
Maden Tetkik Arama
ProGeo
The European Association for the Conservation of the
Geological Heritage (Avrupa Jeolojik Mirası Koruma
Derneği)
TÜBİTAK
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik AraĢtırma Kurumu
UNESCO
United Nations Educational, Scientific and Cultural
Organisation (BirleĢmiĢ Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür
Örgütü)
3S
Sea, Sand, Sun (Deniz, Kum, GüneĢ)
vii
TABLOLAR, RESİMLER ŞEKİLLER ve HARİTALAR
Birinci bölümün tablo ve şekilleri
Tablo 1.1. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki
buluntulardan hazırlanan zaman tablosu.................................................... 9
ġekil 1.1. Farklı renklerdeki çakmaktaĢları............................................................... 10
ġekil 1.2. Obsidiyenden yapılmıĢ ok uçları............................................................... 11
ġekil 1.3. ġanlıurfa Göbeklitepe'deki kireçtaĢı sütunlarından bir örnek.................... 12
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar……..................... 33
ġekil 1.4. KÇJJP broĢür kapağı ve kapak üzerinde Güvem sütun
bazaltlarının bir görünümü........................................................................ 38
ġekil 1.5. Jeopark konseptine uygun olarak tanzim edilmiĢ ve ziyarete hazır
hale getirilmiĢ Soğuksu Milli Parkı Kuzcapınar Fosil Ağaç Jeositi.......... 40
ġekil 1.6. Kızılcahamam – Çamlıdere Jeoparkı içinde yer alan duraklara
ulaĢım için yerleĢtirilen mesafe ve yön levhaları....................................... 41
İkinci bölümün resim, şekil ve haritaları
ġekil 2.1. Pamukkale'de bulunan Homo erectus fosili............................................... 43
Harita 2.1. Pamukkale ve çevresinin jeolojik formasyonları, tektonik unsurları
ve bölgedeki diğer antik kentler.............................................................. 44
ġekil 2.2. YapıtaĢı olarak travertenin kullanıldığı Akhan Kervansarayı................... 45
ġekil 2.3. Laodikeia Antik Kenti içinde traverten kullanılarak yapılmıĢ bir köprü... 45
Resim 2.1. Hierapolis Antik Kentinde bulunan kuzey nekropolünden
bir görünüm............................................................................................. 49
Resim 2.2. Hierapolis Antik Kentinde bulunan Frontinus Caddesi
üzerindeki yıkılmıĢ yapılar...................................................................... 49
Resim 2.3. Hierapolis Antik Kentinde bulunan tiyatro yapısı................................... 50
Harita 2.2. Türkiye'de travertenlerin bulunduğu alanlar............................................ 53
Harita 2.3. Traverten çeĢitlerinin Pamukkale bölgesindeki dağılımı......................... 55
viii
ġekil 2.4. Kanal tipi travertenlerin oluĢumunu gösteren Ģematik kesit...................... 56
Resim 2.4. Hierapolis'in merkezinde yer alan kanal tipi traverten oluĢumu............. 57
ġekil 2.5. Teras tipi traverten morfolojisinin blok diyagramdaki görünümü............ 58
Resim 2.5. Pamukkale'ye ismini veren beyaz renkli teras tipi travertenler............... 59
ġekil 2.6. Sırt tipi travertenlerin oluĢumunu gösteren Ģematik kesit......................... 60
Resim 2.6. Pamukkale’de bulunan bir sırt tipi traverten oluĢumu............................. 61
Üçüncü bölümün tablo, resim, şekil ve haritaları
Harita 3.1. Pamukkale bölgesinin jeolojik haritası.................................................... 64
Harita 3.2. Pamukkale ve çevresinde yer alan formasyonların konumlarını
ve yapısal özelliklerini gösteren hidrojeoloji haritası.............................. 65
Resim 3.1. Tarihi depremler sonucu kanal tipi travertende oluĢan çatlak................. 66
Resim 3.2. Deprem sonucu Hamam-Bazilika yapısında meydana gelen yıkılma..... 67
Resim 3.3. Depremler sonucu devrilmiĢ olan kaya mezarları................................... 67
Tablo 3.1. M.Ö. 65 ve M.S. 1990 yılları arasında Pamukkale
ve çevresinde kaydedilmiĢ depremlerin listesi......................................... 68
ġekil 3.1. Ġnceleme alanının Ģematik hidrojeoloji kesiti............................................ 70
Dördüncü bölümün resim, şekil ve haritaları
Harita 4.1. Pamukkale bölgesinin basitleĢtirilmiĢ haritası......................................... 72
Harita 4.2. Pamukkale ve çevresinde jeosit olarak önerilen oluĢumlar..................... 73
Resim 4.1. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası.......................................................... 74
Resim 4.2. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası ve bloklarda oluĢan kopma.............. 75
Resim 4.3. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynasında kayma
yönünü gösteren fay çentikleri................................................................. 76
Resim 4.4. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası üzerinde
in-situ durumundaki kabartma................................................................. 77
ġekil 4.1. Karahayıt kabartması................................................................................. 78
ix
Resim 4.5. Karahayıt Kabartmasının çalınmasından sonra fay
aynasının mevcut durumu........................................................................ 79
Resim 4.6. Fay ile kesilerek 1.5 m yükseklikte asılı kalan su kanalı
ve fay aynası............................................................................................ 80
Resim 4.7. Hierapolis'e içme suyu sağlayan su kanalının devamı............................. 81
Resim 4.8. Su kanalı istikametinde suyun dereden karĢıya geçmesini
sağlayan kemer......................................................................................... 82
Harita 4.3. Fay aynası ve iliĢkili olduğu kültür varlıklarının
bulunduğu yerleri gösteren uydu haritası................................................. 83
Resim 4.9. Yarıkkaya doğal sırt tipi traverten oluĢumu............................................ 85
Resim 4.10. Yarıkkaya doğal sırt tipi traverten oluĢumunun hemen
karĢısında devam eden madencilik faaliyetleri...................................... 85
Harita 4.4. Yarıkkaya Mevkii'nde bulunan sırt tipi travertenlerin yerlerini ve
günümüz traverten ocakları ile iliĢkisini gösteren uydu haritası............. 86
Resim 4.11. Antik dönemde taĢ ocağı olarak iĢletilen "Çukurbağ
Sırt Tipi Traverteni" yanında bulunan sütun parçası............................. 88
Resim 4.12. Bantlı traverten örneği.......................................................................... 88
Resim 4.13. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan
"Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni".............................................. 90
Resim 4.14. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde antik
dönem alet izleri.................................................................................... 90
Resim 4.15. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde yapıtaĢı
olarak kullanılmak üzere traverten bloğunun çıkarıldığını
gösteren izler......................................................................................... 91
Resim 4.16. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde güncel
madencilik faaliyetleri ve oluĢan büyük tahribat.................................. 92
Resim 4.17. Madencilik faaliyetleri sonucunda antik taĢ ocağına
giriĢ kısmında meydana gelen tahribat.................................................. 93
Resim 4.18. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" yanında
madencilik faaliyetleri........................................................................... 93
x
Resim 4.19. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan
"Çukurbağ Sırt Tipi Traverteni"............................................................ 94
Resim 4.20. "Çukurbağ Sırt Tipi Traverteni" içindeki niĢler.................................... 95
Resim 4.21. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan
"Çukurbağ Sırt Tipi Traverteni" içine giriĢ kısmı.................................. 96
Harita 4.5. Çukurbağ sırt tipi traverteninin sınırlarını ve bulunduğu
konumu gösteren uydu haritası............................................................... 96
ġekil 4.2. Hierapolis Antik Kentinde kültürel jeosit özelliğindeki
kanal tipi traverten ağı ve kanalları kesen kırıklar.................................... 98
Resim 4.22. Aktif beyaz travertenlerinin yanında oluĢmuĢ duvar
Ģeklindeki kanal tipi traverten................................................................ 99
Resim 4.23. Çaltılı Dereyi karĢıdan karĢıya geçen ve güncel olarak oluĢumu
devam eden beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsü......................... 101
Resim 4.24. Beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsünün üst kısmı...................... 102
Resim 4.25. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen suyun
oluĢturduğu kanal tipi traverten ve devamındaki traverten
köprüsü................................................................................................. 102
Harita 4.6. Beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsünün konumunu
gösteren uydu haritası............................................................................ 103
Resim 4.26. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen
suyun oluĢturduğu kanal tipi traverten oluĢumu ve
devamındaki yıkılmıĢ traverten köprüsü.............................................. 104
Resim 4.27. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen suyun
Kadı Deresini geçmesi amacıyla inĢa edilmiĢ antik su
kemerinin ayağı.................................................................................... 105
Resim 4.28. Su kemeri aracılığıyla Kadı Deresini karĢıdan karĢıya
geçen kanal tipi traverten oluĢumu...................................................... 106
Resim 4.29. Kanal tipi traverten üstünden ve devamındaki
yıkılmıĢ kemerden bir görünüm........................................................... 107
Harita 4.7. YıkılmıĢ kanal tipi traverten köprüsünün konumunu
gösteren uydu haritası............................................................................ 108
xi
Resim 4.30. Yelderesi Vadisi içinden bir görünüm................................................. 109
Resim 4.31. Yelderesi Vadisi................................................................................... 110
Resim 4.32. Yelderesi Vadisi içerisinde kireçtaĢı formasyonu............................... 111
Resim 4.33. Yelderesi Vadisinin giriĢ kısmında bulunan su kanalı........................ 112
Harita 4.8. Yelderesi Vadisi ile kültür varlığı olarak tescilsiz
olan su kanalının konumu gösteren uydu haritası.................................. 113
xii
GĠRĠġ
Türkiye, tarihi boyunca toprakları üzerinde barındırmıĢ olduğu çeĢitli
uygarlıklardan kalma kültür hazineleri, dünyada nadir olarak bulunan doğa
güzellikleri ve her mevsimde yapılabilecek farklı etkinlikleri ile büyük bir turizm
potansiyeline sahiptir. Türkiye, dağları, yaylaları, mağaraları, akarsuları, gölleri,
termal kaynakları ve jeolojik miras alanları ile bir çok alternatif sunabilecek geniĢ bir
turizm yelpazesini oluĢturmaktadır (Akpınar ve Bulut, 2010: 1577).
Dünyada turizmin çeĢitlendirilmesi ve pazarlanması çerçevesinde yoğun
çalıĢmalar yapılmakta ve sürdürülebilir nitelikte yeni turizm alanları ortaya
çıkmaktadır. Son dönemlerde ortaya çıkan ve turizme kazandırılmaya çalıĢılan
jeolojik miras alanları özellikle yurtdıĢındaki çalıĢmalarda yoğun olarak ele
alınmaktadır. Ülkemizde de bu çalıĢmalar baĢlatılmıĢ olup jeolojik miras alanlarının
korunması ve gelecek kuĢaklara en iyi Ģekilde aktarılmasını amaçlayan jeopark
olgusunun
yasal zemine oturtulması için uğraĢ verilmektedir. Jeoparklar,
Bakanlığımızın misyonu çerçevesinde ele alınarak değerlendirilmesi gereken doğal,
kültürel, tarihi ve bilimsel değerlerin iç içe olduğu turizm alanlarıdır. Ülkemizde en
yaygın olarak deniz, kum, güneĢ (3S) turizmi rağbet görmekte olup, turizmin
çeĢitlendirilmesi adına alternatif turizm olgusunun daha fazla yaygınlaĢtırılması
açısından milli parklar, özel çevre koruma bölgeleri, antik yerleĢimler, tarihi sit
alanları, doğal sit alanları, jeolojik miras alanları ve benzeri diğer alanlar farklı
yönleriyle ele alınmalıdır.
Alternatif yeni bir turizm türü olan ve insanların doğayı eğitsel açıdan
tanıyarak hem eğlenmelerini hem de kültür birikimlerini arttırmayı amaçlayan
jeoturizm kapsamında, ülkemizdeki doğal ve görsel güzelliği ile bilimsel değeri olan
ve bazıları kültürel geliĢmelere de katkı sağlayan (örneğin Kapadokya, Pamukkale)
veya hepsinin bir arada bulunduğu jeolojik miras alanlarının ziyaret edilir hale
gelmesi veya var olan cazibesinin arttırılarak turizm değerinin yükseltilmesi doğa,
tarih ve kültür için eğitim alanlarının oluĢmasına, yoğun turizm faaliyetleri ile de
yöresel ekonominin ve bu doğrultuda ülke ekonomisinin geliĢmesine katkı
sağlayacaktır.
Ülkemizde en yüksek turizm potansiyeline sahip yerlerden biri Pamukkale
bölgesidir. 1972 Dünya Doğal ve Kültürel Mirasın Korunması SözleĢmesi’ne göre
oluĢturulan ve Dünya Miras Komitesi tarafından yönetilen Dünya Miras Listesi'nde
Dünya Miras Alanı olarak ilan edilen 981 doğal ve kültürel mekân yer almaktadır.
Bunlardan 759’u kültürel, 193’ü doğal ve 29’i karma (doğal ve kültürel) miraslardır.
Türkiye’nin bu listede 9’u kültürel, 2’si karma olmak üzere 11 mirası bulunmaktadır.
Pamukkale bölgesi de doğal ve kültürel özellikleri göz önünde bulundurularak
yapılan değerlendirmeler sonucunda 1988 yılında karma (doğal ve kültürel) miras
olarak bu listede yerini almıĢtır (unesco.org.tr, 14.08.2013).
Bu doğrultuda; ülkemizdeki jeolojik miras alanlarının korunarak gelecek
kuĢaklara aktarılması, koruma kullanma dengesi içinde turizme kazandırılarak
turizmin çeĢitlendirilmesinde ve kültür tarihi araĢtırmalarında Bakanlığımız adına
yapılan çalıĢmalara örnek teĢkil etmesi amacıyla Pamukkale bölgesinde göz ardı
edilmiĢ bulunan bazı jeolojik oluĢumlar (Pamukkale bölgesinde kültür ve tabiat
varlığı özelliği gösteren ve dünyada eĢine zor rastlanan traverten çeĢitleri, Hierapolis
Antik Kentinde izleri görülen depremlerin tetikleyicisi konumundaki tektonik
unsurlar ve doğal güzellikleriyle ön plana çıkan bazı jeomorfolojik alanlar) ele
alınmıĢtır.
2
Bu tez çalıĢması kapsamında genel ve özel ölçekte yapılan araĢtırma ve
değerlendirmeler sonucunda; Bakanlığımızın son dönemlerde ortaya çıkan ve birçok
Ülke tarafından desteklenen jeopark kavramı ile mevsimsel 3S turizmi ve ilgi çeken
diğer turizm dalları yanında alternatif turizm dallarından biri olan jeoturizmin
desteklemesinin gerekliliği, Pamukkale'deki kültür veya tabiat varlığı niteliğindeki
jeolojik miras öğelerinden örnekler verilerek ortaya konulmaya çalıĢılmıĢtır.
Jeolojik oluĢumların kültür varlıkları açısından değerlendirilmesi ve turizme
kazandırılmasını konu edinen ve Pamukkale'nin örneklem alanı olarak seçildiği bu
tez çalıĢması dört ana bölümden oluĢmaktadır. Her bölüm kendi içinde alt bölümlere
ayrılmıĢ ve bu alt bölümlerde tez çalıĢmasına iliĢkin bütün veriler detaylı olarak ele
alınmıĢtır. ÇalıĢmanın bu kısmında tezin kapsamı, amacı ve öneminden kısaca
bahsedilmekte olup; birinci bölümde, jeolojik oluĢumların kültür ve turizm değeri
ana baĢlığı altında jeoloji ve kültür - turizm iliĢkisi genel hatlarıyla ele alınarak
jeolojik oluĢumların kültürel geliĢmelerdeki yeri ve bu oluĢumların jeopark ve
jeoturizm kapsamında nasıl değerlendirilebileceğine dair bilgilere yer verilmiĢtir.
Ancak, jeoloji ve kültür iliĢkisinin geniĢ kapsamlı bir konu olması nedeniyle, bu tez
çalıĢması kapsamında yalnızca örneklem alanı olarak belirlenen Pamukkale'deki
kültürel geliĢmeleri etkileyen jeolojik unsurlar ele alınmıĢ ve tez çalıĢması bu
kapsamda sınırlandırılmıĢtır.
Ġkinci bölümde; tez çalıĢmasında örneklem alanı olarak seçilen Pamukkale'ye
iliĢkin konulara geçilmiĢ olup, Pamukkale'nin tarihsel mirasları ve korunması ana
baĢlığı altında, Türkiye'deki en önemli kültürel miraslardan olan, antik çağda kutsal
kent olarak bilinen, Ģifalı suları ile de çok önemli bir sağlık merkezi haline dönüĢen
Hierapolis Antik Kentinin kısa tarihçesi ve antik çağda Hierapolis gibi bir kentin
kurulmasındaki en büyük etken olan jeolojik mirasımız travertenler detaylı bir
Ģekilde anlatılmıĢtır. Ġkinci bölümün son kısmında ise bu tarihsel mirasların nasıl ve
ne Ģekilde korunduğuna iliĢkin bilgilere yer verilmiĢtir.
3
Üçüncü bölümde; örneklem alanı olarak seçilmiĢ Pamukkale'deki tarihi
depremlerin ve traverten oluĢumlarının nasıl meydana geldiğini açıklamaya yardımcı
olmak amacıyla bölgenin jeolojisi kısaca anlatılmıĢ olup, stratigrafik, yapısal ve
hidrojeolojik verilere yer verilmiĢtir.
Dördüncü bölümde ise; Pamukkale'nin bilinmeyen jeolojik mirasları ana
baĢlığı altında, bölgenin ana çekim merkezi olan Hierapolis Antik Kenti ile beyaz
renkli teras tipi travertenlerin gölgesinde kalan ve jeopark kavramı içerisinde
değerlendirilebilecek doğal, kültürel, görsel ve bilimsel anlamda son derece ilgi
çekici, ancak oldukça korumasız durumda kalmıĢ olan değerli jeolojik oluĢumlara
yer verilmiĢtir.
Tez çalıĢmasının son kısmında ise; tez çalıĢmasına iliĢkin değerlendirme ve
sonuçlara yer verilerek kültür ve turizm çalıĢmaları kapsamında Bakanlığımızca
Pamukkale özelinde ve ülke genelinde değerlendirilebilecek yeni öneriler
sunulmuĢtur.
4
BĠRĠNCĠ BÖLÜM
1. JEOLOJĠK OLUġUMLARIN KÜLTÜR VE TURĠZM DEĞERĠ
Jeolojik oluĢumların kültür ve turizm değeri baĢlıklı bu bölümde, jeolojik
miras niteliğindeki oluĢumlar kültür ve turizm konuları altında ayrı ayrı ele
alınmıĢtır. Kültürel değer anlamında, jeolojik oluĢumların kültürel geliĢim ile olan
bağlantısı ve bu oluĢumların insanoğluna yaptığı katkılardan genel olarak
bahsedilmiĢtir. Turizm değeri kapsamında ise, dünyada nadir olarak bulunan,
yerkabuğunun oluĢumuna ayna tutan ve bazı bölgelerde kültürel geliĢmeleri de
doğrudan veya dolaylı yoldan etkileyen doğal, bilimsel veya kültürel miras
özelliğindeki jeolojik oluĢumların korunması ve turizme kazandırılması kapsamında
dünyada yapılan ve ülkemizde de yapılması gereken jeolojik koruma, jeopark ve
jeoturizm uygulamalardan bahsedilmiĢtir.
1.1. Jeolojik OluĢumların Kültür Varlıkları Açısından Değerlendirilmesi
Doğanın çekirdeği konumundaki jeoloji, içinde yaĢadığımız koĢulların
ilkelerini belirleyen ve dünyanın farklı bölgelerinde yaĢayan insan topluluklarının
yaĢam biçimini etkileyen dinamik yerkabuğu süreçlerini inceleyen bilim dalıdır.
Jeolojik faaliyetler sonucu ortaya çıkan oluĢumlar ekosistemin bir parçası
olmalarının yanında, aynı zamanda tabanını da oluĢturmaktadır (Yusufoğlu,
2009:15).
Jeolojik olaylar ve farklı yeryüzü Ģekilleri gezegenimizin topluluklarını,
uygarlıklarını ve kültürel çeĢitliliğini derinden etkilemiĢtir (Zouros, 2007:169).
Ġnsanoğlu, varoluĢundan beri her zaman içinde yaĢadığı doğal çevreyi sorgulamıĢ ve
algıladığı ilginç jeolojik oluĢumları, jeolojik faaliyetler sonucu meydana gelen doğal
afetleri tarihsel dönemlerde mitolojik yönden açıklamaya çalıĢmıĢtır (Vitaliano,
2007; aktaran Yusufoğlu, 2009:15). Denilebilir ki; jeolojik oluĢumlar ve olaylar
insan yaĢamında soyut veya somut olarak daima var olmuĢtur. Burada; kayaçlar,
mineraller, süs taĢları, hidrotermal kaynaklar, yer Ģekilleri, madenler ve daha birçok
jeolojik ürünün insanoğlunun tarihi boyunca yaĢamında sürekli ihtiyaç duyduğu
varlıklar olduğu ve bunların kullanımlarına göre önemli birer kültürel değere
dönüĢtüğü
söylenebilir.
Ġnsanların
yaĢamlarını
sürdürmeleri
için
gereken
hammaddelerden en önemlilerini jeolojik oluĢumların sunduğu aĢikârdır.
Jeoloji ve kültür varlıkları arasındaki iliĢkinin esasında temelini oluĢturan
kayaçların burada vurgulanması önem arz etmektedir. Ġnsanlık tarihinin üç milyon yıl
öncesine kadar uzandığı ve yaklaĢık iki buçuk milyon yıl önce de jeolojinin kökenini
oluĢturan kayaçların, yani diğer bir deyiĢle taĢların alet yapımında kullanıldığı
tahmin edilmektedir. Günümüzden yaklaĢık 12.500 yıl önce, dünya iklimi ve
coğrafyası bugünkü haline yaklaĢmaya baĢlamıĢ ve son buzul dönemi olan
Pleistosen'in sona ermesiyle insanoğlunun yaĢaması için gerekli Ģartlar oluĢmuĢtur.
Tarih öncesi dönemlerden olan ve yaklaĢık M.Ö. 10.000-5.000 yılları arasındaki
bölümü kapsayan Neolitik dönemle birlikte insanlar yerleĢik hayata geçmeye
baĢlamıĢlardır. Bu dönemle birlikte özellikle taĢ malzeme endüstrisi de büyük
geliĢmelere sahne olmuĢ ve taĢ malzemelerin, özellikle de taĢ baltaların cilalanması
gerçekleĢtirilmiĢtir (Erol ve Özbek, 2002: 72).
Yerbilimcilerin, yerkürenin geçmiĢi hakkında bilgi edinme gereçleri olan
taĢların toplumsal önemi kültürel değerlerinden çok, ekseriyetle "ekonomik değer"
6
Ģeklindedir. Bu ekonomik yaklaĢım nedeniyle özellikle ülkemiz delik deĢik edilmiĢ
ve her yerde ocak açma yarıĢı baĢlamıĢtır. Ankara civarında andezit bulma-iĢletme
çukurlarının açılması, Denizli'de antik traverten ocaklarının tahrip edilmesi (bkz.
Resim 4.16) ve Muğla'daki kayrak taĢı avı bu duruma en iyi örneklerdir. Esasında,
geçmiĢten günümüze doğru tüm uygarlıklarda taĢlar, özellikle de karbonatlı kayaçlar,
var olmanın, kalıcı olmanın ve ihtiĢamın temel maddesi olmuĢtur. TaĢların yaygın
kullanımı ve kalıcılığı sayesinde antik kentler günümüze kadar ayakta kalabilmiĢ ve
bu jeolojik oluĢumların kültürel değeri sayesinde geçmiĢ dönemler hakkında bilgi
edinilebilmiĢtir. Burada denilebilir ki, Arkeoloji bilimi varlığını kültürel jeolojik
değeri olan taĢlara borçludur (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005:17).
Ġnsanlık tarihi, tarih öncesi dönemler ve taĢ malzemeler buraya kadar
arkeoloji biliminin uğraĢı alanındadır. Ancak taĢ endüstrisinde, özellikle de cilalı taĢ
baltalarının, bunların yapımında kullanılan malzemelerin türü, kökeni, yaĢı ve
kaynağı gibi soruların yanıtını arkeoloji tek baĢına bulamamaktadır. Bu soruların
çözümünde diğer bilim dalları devreye girmektedir. Bu bilim dallarından biri de
jeolojidir. Maisels (1999), arkeoloji ile jeoloji arasındaki iliĢkiyi Ģöyle ifade etmiĢtir:
"Arkeoloji ile jeoloji, ondokuzuncu yüzyıl aydınlanmasının ikiz kardeşleridir. Antika
düşkünlüğünü arkeolojiye dönüştüren jeoloji olmuştur. Arkeoloji ise, jeoloji ile tarih
arasındaki halkayı oluşturur." (Maisels, 1999; aktaran Erol ve Özbek, 2002: 72).
Buradan anlaĢılacağı üzere, arkeolojik çalıĢmalarda jeoloji bilgisinin aranmayacağı
bir alan hemen hemen yok gibidir. Arkeolojik örneklerde jeoloji bilimi yardımı ile,
köken, yaĢ, kaynak bölge, yapım teknolojisi ve olası taĢınma yolları gibi konulara
açıklama getirilebilir (Erol ve Özbek, 2002; 72).
Cilalı taĢ baltalar sadece toplulukların geliĢmesinde bir etken olarak
kalmayıp, aynı zamanda bu toplulukları birbirinden ayıran sosyal bir öğe de
olmuĢtur. Öyle ki; taĢ baltaların imal edildiği malzemenin türünün bilinmesi ve bu
7
malzemenin orijinal kaynağının tespit edilmesi, dolayısıyla o dönemde yaĢamıĢ
insanların ticaret yollarının belirlenmesi açısından da önemlidir. Bu bağlamda,
Neolitik döneme ait cilalı taĢ baltaların jeolojik yöntemler ile incelenmesi, arkeolojik
anlamda önemli sonuçlar vermekte olup, günümüzden binlerce yıl önce yaĢamıĢ
insan toplulukların sosyal yaĢamlarına ait önemli ipuçları hakkında bilgi sahibi
olunabilmektedir (Erol ve Özbek, 2002; 73-74). TaĢların insanlar ile olan iliĢkilerinin
tarihi çok eskilere kadar uzanır ve geçmiĢ zaman hakkında çok fazla Ģey söyler.
Tanrı krallar, kölelik, uygarlık, inançlar, estetik ve sanat; kısacası somut ve soyut
kültürel miras olarak geçmiĢe ait ne varsa hepsi jeolojik bir ürün olan iĢlenmiĢ
taĢlarda korunmaktadır (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005:20).
Jeolojik oluĢumların kültür varlıkları açısından değerlendirilmesini genel bir
bakıĢ açısıyla yansıtmak üzere, ilerleyen baĢlıklarda hepsi birer jeoloji ürünü olan ve
bu tez çalıĢmasında örneklem alanı olarak belirlenmiĢ Pamukkale'deki kültürel
geliĢmeleri de doğrudan etkilemiĢ olan kayaçlar (örneğin Pamukkale travertenleri),
süs taĢları, faylar ve jeotermal kaynaklar örnek olarak ele alınacak olup, sonraki
baĢlıklarda ise jeoloji ve kültür iliĢkisi arasında bir köprü görevi gören ve kültür
tarihi araĢtırmalarında kullanılan yerbilimsel metotların (Jeoarkeoloji, Kültürel
Jeoloji) tanıtımına yer verilecektir.
1.1.1. Kültürel GeliĢim Bağlamında Tarihte Yaygın Olarak Kullanılan Kayaçlar
TaĢlar, diğer bir deyiĢle kayaçlar, jeolojinin kökenini oluĢturmaktadır ve
insanlık tarihi boyunca avcılıktan barınmaya ve estetiğe kadar kültürel birçok
eylemde sürekli olarak var olmuĢ ve bir geliĢmiĢlik ürünü olarak da sürekli var
olmaya devam edecektir. Jeolojik oluĢumların kültürel değerini açıklamaya yardımcı
olması açısından, jeolojinin kökenini oluĢturan kayaçların genel olarak hangi
türlerinin tarihte insanoğlu tarafından ne Ģekilde kullanıldığının anlatılması faydalı
olacaktır.
8
Jeolojinin bu önemli malzemesinin insanlık tarihindeki yerini öğrenmek
adına, ilk insan yerleĢimleri ve uygarlıklarının en göze çarpanlarının yaĢadığı
Anadolu topraklarından çıkarılan buluntuların sergilendiği Ankara Anadolu
Medeniyetleri Müzesi’ndeki sergi malzemesi ile envanter kayıtlarında yapılan
incelemeler neticesinde genel olarak, geçmiĢten günümüze sırayla çakmaktaĢı,
obsidiyen, kireçtaĢı, andezit, bazalt, kumtaĢı ve travertenin tarihte insanlar tarafından
en yaygın olarak kullanılmıĢ kayaç türleri olduğu belirlenmiĢ ve bu doğrultuda
Tablo1.1 hazırlanmıĢtır (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005:18).
Tablo 1.1. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki
buluntulardan hazırlanan zaman tablosu.
(Kaynak: Boyraz; Uysal ve Engin, 2005: 18)
9
1.1.1.1. ÇakmaktaĢı - Obsidiyen
ÇakmaktaĢı, denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin çökelmesi ile
kahverengi, gri, beyaz ve siyah renklerde oluĢan çok sert bir kayaçtır. Çok sert bir
kayaç olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması sayesinde ilkel insanlar tarafından
alet yapımında kullanılan çakmaktaĢı demir veya çeliğe sürtüldüğünde kıvılcım
çıkarabilmektedir. Bu özelliği ile 17. ve 18. yüzyıllarda ateĢli silahların horozunda,
barutu ateĢleyici madde olarak kullanılmıĢtır (tr.wikipedia.org, 14.05.2013).
ġekil 1.1. Farklı renklerdeki çakmaktaĢları (paleoberkay.blogspot.com, EriĢim
Tarihi: 14.05.2013)
Obsidiyen, magmadan çıkan lavın kristalleĢmeye yetecek zaman geçmeden
hızlıca soğuyarak donmasıyla oluĢan volkanik kökenli bir cam türüdür. Kristal
yapıda olmamalarından dolayı keskin kenarları moleküler inceliğe kadar ulaĢabilir.
Bu özelliğinden dolayı eski çağlarda ok ucu olarak kullanılmıĢ olan obsidiyen,
günümüzde ise neĢterlerin kesici kısımlarında kullanılmaktadır (tr.wikipedia.org,
10.04.2013).
10
ġekil 1.2. Obsidiyenden yapılmıĢ ok uçları (woodcocompany.com, EriĢim Tarihi:
15.05.2013)
Buradan anlaĢılacağı üzere, insanların ilk kullandığı taĢlar çakmaktaĢı ve
obsidiyendir. GeçmiĢte el baltaları Ģeklinde kullanılan bu taĢlar zaman içinde mızrak
ucu, ok baĢı ve diğer keskin aletlere dönüĢmüĢtür. Ġlk zamanlarda kendilerini
korumak ve yaĢamlarını sürdürmek amacıyla bu taĢları iĢleyen insanoğlu, zamanla
bunların gizledikleri güzellikleri ortaya çıkararak mücevherat ya da sanatsal objelerin
yapımında da kullanmıĢlardır. Günümüzde de yarı değerli süs taĢları olarak
önemlerini sürdürmektedirler (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005: 19).
11
1.1.1.2. KireçtaĢı
KireçtaĢı, kalsiyum karbonat tuzundan (CaCO3) oluĢan tortul bir kayaçtır.
(tr.wikipedia.org, 10.04.2013). KireçtaĢları, mineraller dıĢında, insanlar tarafından
kullanılan en eski taĢlar olup ilk kullanımları 10.000 yıl öncesine kadar
uzanmaktadır. Sert ve gösteriĢli olanları, yerleĢik medeniyetlerin ortaya çıkmasından
itibaren çoğunlukla bina gövdeleri, sütun, sütun baĢları, heykel, kapı ve duvar
süslemelerinde kullanılmıĢlardır. Bu özellikleri sayesinde kireçtaĢları, Helenistik ve
Roma dönemlerindeki en gözde yapı malzemesi olmuĢtur. KireçtaĢları, bol olmaları
ve yerleĢim yerlerine yakın yerlerde bulunmaları nedeniyle Anadolu uygarlıklarında
da yaygın olarak kullanılmıĢ bir kayaç türü olarak karĢımıza çıkmaktadır. Çoğu
zaman da yerleĢim yerleri bu hammaddenin sağlandığı alanlara kurulmuĢtur. Son
yüzyılda kimya, endüstri, ziraat ve yine mimari alanlarda kullanımı daha da
yaygınlaĢmıĢtır (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005: 20).
ġekil
1.3.
ġanlıurfa
Göbeklitepe'deki
kireçtaĢı
(gobeklitepe.info/tr/, EriĢim Tarihi: 18.07.2013)
12
sütunlarından
bir
örnek
1.1.1.3. Andezit - Bazalt
Andezit, Tersiyer ve Kuvaterner dönemlerinde geliĢen volkanik hareketlere
bağlı olarak oluĢmuĢ bir kayaç türü olup, Ankara'nın GölbaĢı bölgesinde bolca
bulunması
nedeniyle
Türkiye'de
Ankara
taĢı
olarak
da
bilinmektedir
(tr.wikipedia.org, 10.04.2013).
Bazalt, volkanik bir kayaç türü olup, siyah renkte ve kesif yığınlar halinde
oluĢur. Doğada kütle, damar ve akıntı halinde bulunur ve baĢlıca özelliklerinden
birisi, altıgen prizmalar biçiminde, büyük sütunlar meydana getirmesidir (bkz. ġekil
1.4). Sert ve dayanıklı bir taĢ olduğundan kaldırım, yapı taĢı, demiryolu, köprü
malzemesi olarak kullanılır. Yeryüzünde çok bol olarak bulunan bazalt, bazı
bölgelerde binlerce kilometrekarelik yerleri örter (tr.wikipedia.org, 10.04.2013).
Andezit ve bazalt türünde olan kayaçlar insanlar tarafından çok sonra
kullanılmaya baĢlayan kayaçlardır. Bu gecikmenin temel sebebi, andezit ve bazaltın
iĢlenmesinin zor ve büyük bloklar elde etmenin güç olduğu kayaçlar olmalarıdır.
Genellikle andezit ve bazalt kaya buluntuları heykel ve kabartma duvar süsleri
Ģeklindedir ve bu kayaçlar ilk kullanılmaya baĢlandığı tarihlerden itibaren günümüze
doğru kullanımı yaygınlaĢan volkanik kayaçlardır. AĢınma ve iklime bağlı
bozunmalardan daha az etkilendikleri için özellikle mimari alanlarda yaygınca tercih
edilen kayaçlar arasındadır (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005: 20).
13
1.1.1.4. KumtaĢı
KumtaĢı, kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapıĢması
sonucu oluĢan ve kuvars taneleri oranı yüksek olan fiziksel tortul bir kayaçtır.
(tr.wikipedia.org, 10.04.2013).
KumtaĢı, kullanım tarihçeleri volkanik kayaçlarla birlikte baĢlayan, ancak
volkanik kayaçlara oranla geçmiĢ dönemlerde çok daha az tercih edilen bir kayaç
türüdür. Örneklerinin çoğu kabartma Ģeklinde olduğu gibi, zaman zaman mimari
alanlarda da kumtaĢından yararlanılmıĢtır (Boyraz; Uysal ve Engin, 2005: 20).
1.1.1.5. Traverten
Travertenlerin kültürel tarihteki yeri bu baĢlık altında yüzeysel olarak ele
alınacak olup, Pamukkale'nin örneklem alanı olarak belirlenmesi ve bu bölgenin
varlığını travertenlere borçlu olması nedeniyle bu kayaçlar daha detaylı olarak tezin
ikinci bölümünde anlatılacaktır.
Traverten, basınç altında, bünyesinde erimiĢ karbondioksit bulunan yeraltı
sularının, geçtikleri bölgelerdeki kalsiyum karbonatı (CaCO3) eriterek taĢıması ve bu
suların aniden basınçsız ortama çıkarak karbondioksitin uçması ile, suda erimiĢ
bulunan kalsiyum karbonatın çok ince katmanlar halinde birikmesi sonucunda oluĢan
bir kayaç türüdür (tr.wikipedia.org, 10.04.2013).
14
Travertenler, bina ve sur gövdelerinde yakın dönemlerde kullanılmaya
baĢlanmıĢtır. Son dönemlerde ise bina kaplama malzemeleri arasında en ön sıralarda
kullanılan kayaç türü olarak ön plana çıkmaktadır (Boyraz; Uysal; Engin, 2005: 20).
Fay, kırık ve çatlaklara bağlı olarak yeryüzüne çıkan sıcak su kaynakları
çevresinde oluĢan travertenlerin etrafında birçok medeniyet var olmuĢtur. Bunun
temel nedeni olarak, traverten kayacının iĢlenmeye, yontulmaya uygun olması
sayesinde yapı taĢı olarak çeĢitli birçok yapının inĢa edilmesinde kolaylıkla tercih
edilebilen bir kayaç türü olması söylenebilir. Bu özelliklerinden dolayı travertenlerin
çevresinde genellikle antik kentler görülmektedir. Bu travertenler tarih öncesinden
günümüze kadar bilim, kültür, din ve güzel sanatlara tanıklık edip çeĢitli
medeniyetlerin ürünü olarak yaĢadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve mimari
özelliklerini yansıtmaktadırlar (Atabey, 2003:97).
Ülkemizde, yüksek bir traverten rezervine sahip olan Denizli yöresindeki
dünyaca ünlü Hierapolis, Laodikeia, Tripolis ve Colossae gibi antik kentlerde ve
Selçuklu kervansaraylarında yapıtaĢı olarak traverten kullanılmıĢtır. Bununla birlikte,
Anıtkabir'de de yapıtaĢlarından biri olarak Ankara ve çevre illerdeki ocaklardan
çıkarılan traverten kayacı kullanılmıĢtır. Anıtkabir'in inĢaatı sırasında, Eskipazar'a
(Karabük) yaklaĢık 5 km uzaklıktaki Budaklar köyü civarındaki taĢ ocaklarından
getirilen sarı travertenler, tören alanındaki kolonlar ve mozole kolonları ile Aslanlı
Yol çevre duvarlarında oldukça fazla miktarda kullanılmıĢtır (Akın, 2006:34).
1.1.2. Anadolu Coğrafyasında Tarihte Yaygın Olarak Kullanılan Kayaçlar
Anadolu coğrafyası, iklimi, suyu, bereketli toprakları, yeraltı ve yerüstü
zenginlikleri sayesinde tarihin her döneminde insanların ilgisini çekmiĢ ve yaĢam
15
için elveriĢli bir bölge olduğundan burada medeniyetler kurulmuĢtur. Günümüzde
olduğu gibi antik dönemlerde de insanlar önce yakın çevrelerinde var olan doğal
malzemelerden yararlanma yolunu seçmiĢlerdir. Bu malzemelerin yakın çevrede
yeterli olmadığı veya bulunmadığı durumlarda ise daha uzaklardan karĢılamaya
çalıĢmıĢlardır. Ülkemizin müzeleri gezildiği zaman hemen hepsinde o bölgeden
çıkartılmıĢ, her antik döneme ait tarihi eserler görülebilir (Sevin vd., 2008:38).
Karbonatlı kayaçlar Türkiye’deki tortul kayaçlar içinde en yaygın olarak
bulunan litolojidir. Ancak, bu karbonatlı kayaçların bolluğu stratigrafik yaĢlara ve
tektonik bölgelere göre değiĢiklik göstermektedir. Örneğin, denizel kireçtaĢları ve
dolomitler Mezozoik ve Tersiyer yaĢlı Toros KuĢağının kuzeyinde ve güneyinde yer
alırken, gölsel kireçtaĢları ve travertenler Kuvaterner ve Neojen yaĢlı Ġç Anadolu’da
hâkimdir. Mermerler genellikle Paleozoik yaĢlı metamorfik kayaçlar ve Mezozoik
yaĢlı ofiyolitlerle bir arada bulunmaktadır. Diğer yandan, Mezopotamya ile birlikte
Anadolu, Erken ve Orta-Holosen (paleolitik ve neolitik zamanlar) dönemindeki ilk
insan yerleĢimlerinin bulunduğu coğrafik bölge olmakla birlikte; Sümerler ve
Romalılar'dan Osmanlı’ya kadar farklı birçok medeniyet tarafından iĢgal görmüĢtür.
Bu zaman zarfında, karbonatlı kayaçlar antropojenik (insan kaynaklı) faaliyetlerin
tümünde önemli bir rol oynamıĢtır. Anadolu’daki müzelerde yer alan buluntular ve
arkeolojik sit alanlarındaki inĢaat malzemeleri (taĢlar) medeniyetin geliĢiminde
karbonatlı kayaçların önemini göstermektedir. Bu yüzden, insan eliyle yapılmıĢ
Ģeylerin üretimi ve yerleĢimler için kullanılan karbonatlı kayaçların çıkarıldığı yerler
kültürel jeo-miraslardır (Kazancı; Boyraz ve Uysal, 2005:334).
Bu kültürel jeo-miraslar yerbilimlerinin yeni bir dalı olan kültürel jeolojinin
ilgi alanı içerisinde yer almakta olup, ilerleyen baĢlıklarda kültürel jeolojinin tanımı
ve ilgi alanları detaylı olarak açıklanacaktır. Bu tez çalıĢmasının ana amaçlarından
bir tanesi olan jeoloji ve kültür varlığı iliĢkisinin değerlendirilmesi açısından,
yerbilimlerinin bu yeni dalının tez kapsamında tanıtılması faydalı olacaktır.
16
1.1.3. Fay Zonlarının Ġnsanoğlunun YaĢamıyla ĠliĢkisi
Yerkabuğunun Ģekil ve yapısı iki grup faktörün etkisi altında sürekli olarak
değiĢim göstermektedir. Bu faktörlerden biri bizzat yerin içinde doğan ve biriken
enerji kaynakları olup, diğer faktör ise güneĢ enerjisidir. Yerkabuğunun Ģekil ve
yapısında değiĢikliğe neden olan iç enerji kaynaklarının oluĢturduğu faylanmalar ve
özellikle aktif faylar, etkin olduğu dönemlerde yeryüzünün Ģekillenmesinde önemli
rol oynarlar (Altunel, 2011:1).
Dinamik jeolojik hareketlerin (tektonik hareketler) geliĢtiği fay zonlarının,
insanoğlunun yaĢamını her ne kadar olumsuz etkilemiĢ olduğu bilinse de, geçmiĢte
kültürel geliĢmelerin yaĢanmasına olanak tanıyan alanlar olduğu da bilinmelidir.
GeçmiĢ dönemlerde, insanoğlu zararlarının farkına varamadan fay zonları üzerinde
ya da yakınında yaĢamını elveriĢli hale getirmiĢtir (Yusufoğlu, 2009:16).
Bakıldığında, geliĢmiĢ Ģehir veya bölgelerin çoğunlukla fay zonları üzerinde veya fay
zonlarına yakın alanlarda bulunduğu görülmektedir.
Ġnsanoğlu, yeryüzüne ayak bastığı andan itibaren yerleĢim yeri belirlemede
bir arayıĢ içindedir. YaĢadığı dönemdeki koĢullar içinde yerleĢeceği yere karar
vermede özellikle iklim, su kaynakları, verimli topraklar, savunma, geçiĢ
güzergahları gibi faktörleri göz önünde bulundurmak zorundadır. Su kaynakları,
verimli topraklar ve geçiĢ güzergahı gibi faktörler büyük ölçüde aktif tektonik yapılar
tarafından kontrol edilmektedir. Fay zonları veya fay sistemleri, insanoğlunun temel
ihtiyaçlarından olan su ve toprağın geliĢtiği verimli alanlardır ve aynı zamanda
morfolojik olarak barınmasına elveriĢli doğal yapıların da oluĢtuğu yerlerdir.
Dolayısıyla ilk insanlar yeryüzüne yayılırken büyük ölçüde fay zonlarını takip etmiĢ,
fay zonları boyunca çıkan sıcak ve soğuk su kaynakları, fay hareketine bağlı olarak
17
geliĢen kolay iĢlenebilir toprak alanlarında (alüvyonlar) tarımın yapılabilmesi sonucu
olarak da yerleĢim yerleri hem tarihsel dönemlerde hem de günümüzde fay zonları
boyunca veya fay zonlarına yakın yerlerde kurulmuĢtur. Jeoloji, bir yandan
insanoğluna yerleĢim yeri kurmak için cazip mekanların oluĢmasına katkıda
bulunurken diğer yandan da insanoğlunu yerleĢtiği yerden baĢka yerlere göç etmeye
zorlamıĢtır. Aktif fay zonları boyunca yerleĢim yerleri kuran insanoğlu, bu fay
zonları üzerinde meydana gelen büyük depremler sonucu yaĢadıkları yerleri terk
etmek zorunda kalmıĢtır (Yusufoğlu, 2009:16; Altunel, 2011:1). Burada, fay
zonlarının insanoğlunun hayatında ve kültürel geliĢmelerde büyük bir rolü olduğunu
söyleyebiliriz.
1.1.4. Süs TaĢları
Jeoloji biliminin alt dallarından biri olan Gemoloji'nin ilgi alanına giren süs
taĢları, geçmiĢten günümüze kadar insan hayatında her zaman var olmuĢtur ve
bundan sonra da varlığını sürdürecektir. Tarih öncesi dönemlerde alet veya silah
olarak kullanılan bazı taĢ ve mineraller, daha sonraları güzellikleri ile insanların
dikkatini çekmiĢtir. Parlak ve güzel renkli olan bu jeolojik ürünler gücünün varlığına
inanılan efsanevi, hatta tanrısal objeler haline gelmiĢtir. Arkeolojik bulgulardan da
yola çıkıldığında, güzel renkli ve etkileyici taĢ ve minerallerin ilk çağlardan beri
çekici görünümleri ile süs malzemesi olarak kullanılmıĢ olduğu ve bunların somut
birer kültürel mirasa dönüĢtüğü görülmüĢtür. Zamanla taĢları iĢlemeyi öğrenen
insanoğlu, bu sert, dayanıklı ama bir o kadar da çekici malzemelerin en değerlilerini
ve en nadidelerini hep en iyiye layık bularak tanrılarına, liderlerine sunmuĢ,
tapınaklarını süslemiĢ, bir soyluluk ya da toplumsal sınıfın iĢareti olarak kabul
etmiĢtir. Bu konuda, tarih öncesinde obsidiyen ve çakmaktaĢından yapılan ok
uçlarından Aztekler'in turkuaz tören masklarına, Uzakdoğu'da kutsal sayılan
jadeitlerden tapınakları süsleyen değerli taĢlara, sepiolit olarak bilenen bugünkü
lületaĢından, tek taĢlı elmas alyanslara kadar pek çok örnek verilebilir (Lüle,
2001:32).
18
Süs taĢları tarihi dönemlerde kültürel anlamda ne kadar değerliyse, günümüz
kültüründe de vazgeçilmeyen ve giderek popülaritesi artan kültürel jeolojik değerler
olarak karĢımıza çıkmaktadır. Çoğunlukla kültürel miras alanlarının bulunduğu
turizm bölgelerinde açılan dükkan, stand vb. yerlerde sergilenen bu süs taĢları
güzellikleri ve enerji verici özellikleriyle insanlar tarafından rağbet görmekte ve bu
alan geliĢen bir sektöre dönüĢmektedir.
1.1.5. Jeotermal Kaynaklar
Jeotermal kaynaklar Ģimdiki zamanda olduğu gibi tarihte de insanlar
tarafından Ģifa bulmak için kullanılmıĢtır. Tektonik faaliyetler sonucu oluĢan fay
sistemlerinin bulunduğu alanlardan yeryüzüne çıkan jeotermal kaynakların çevresi
tarihi dönemlerde de cazibe merkezi olmuĢtur. Bu durumu sıcak su kaynaklarına
yakın yerlerde inĢa edilen antik kentlerin varlığından çıkarmaktayız. Buna örnek
olarak Pamukkale'deki Hierapolis Antik Kentini verebiliriz. Bugün, Pamukkale'deki
traverten oluĢumlarının da kaynağı olan kırık ve çatlaklardan yüzeye çıkan, kalsiyum
tuzu ve karbondioksit içerikli termal suların yüzyıllardan beri çeĢitli hastalıkları
iyileĢtirici etkisi oluğuna inanılmıĢ ve bu alan Ģifa arayan insanların en önemli uğrak
yeri olmuĢtur. Bu ilgi, kaynakların etrafında Hierapolis adıyla önemli bir yerleĢim
merkezinin oluĢmasına neden olmuĢtur. Hierapolis, kalsiyum karbonatlı suların
binlerce yıldır Ģekillendirdiği olağanüstü ve dünyada eĢine zor rastlanan bir traverten
coğrafyasına yaslanarak biçimlenen kutsal bir kent olmuĢ ve ünü tüm Akdeniz
havzasına yayılarak Helen ve Roma uygarlıklarının ihtiĢamlı merkezlerinden biri
haline dönüĢmüĢtür (kulturvarliklari.gov.tr, 28.02.2012).
19
1.1.6. Kültür Tarihi AraĢtırmalarında Yerbilimsel Metotlar
Eski çağlardan günümüze miras kalan jeoloji kökenli taĢınır veya taĢınmaz
kültür varlıkları kültürel jeo-miras olarak tanımlanmaktadır (bkz. Kazancı; Boyraz ve
Uysal, 2005:334). Bu kültürel jeo-miraslara süstaĢları, obsidiyen ok ucları, karbonatlı
kayaçlardan yapılmıĢ mimari sütun parçaları, yerleĢim görmüĢ peribacaları, tez
kapsamında anlatılacak olan kanal tipi travertenler ve daha birçok jeolojik oluĢum
örnek olarak verilebilir. Son dönemlerde, kültürel jeo-mirasların araĢtırılması
konusunda Jeoarkeoloji ve Kültürel Jeoloji disiplinlerinden faydalanılmaktadır.
Tezin bu kısmında, Bakanlığımızın çalıĢmalarını da yakından ilgilendiren bu iki yeni
dalın tanıtılması faydalı olacaktır.
1.1.6.1. Jeoarkeoloji
Ġnsanoğlu, avcılık ve göçebelikle geçen bir hayat tarzından sonra
günümüzden yaklaĢık 15.000 yıl önce Anadolu’nun da içinde bulunduğu yakın
doğuda yerleĢik düzene geçerek ilk köyleri oluĢturmuĢtur. Ġnsanlar yerleĢeceği
bölgeyi seçerken, ilk etapta doğal Ģartların uygunluğuna bakmıĢ ve bu yerleĢim yeri
seçiminde bölgenin antik bitki örtüsü, iklim Ģartları, tabii kaynakları, sulak oluĢu,
tarıma elveriĢliliği ve coğrafi konumu önemli etkenler olmuĢtur. Bu bakımdan bir
bölgenin kültür tarihi araĢtırılırken, antik çevre ortamının da bilinmesi gerekmekte
olup burada yerbilimsel metotlar devreye girmektedir. Ġnsanların eski dönemlerde
yerleĢtikleri bir bölgenin jeolojik yapısı, yeraltı su kaynakları, maden yatakları,
erozyonun tespiti ve doğal ortamdan bugünkü ortama geçiĢ nedenleri ancak çok
disiplinli projeler kapsamında ve özellikle uygulamalı yerbilimsel metotlarla
araĢtırılabilir. Bu araĢtırmalar “Jeoarkeoloji” kavramı altında toplanır. Jeoarkeoloji,
20
arkeoloji bilimindeki birçok sorunun cevabının yerbilimsel (jeoloji, mineraloji,
jeofizik, coğrafya) metotlarla araĢtırılması olarak da tanımlanabilir (jmo.org.tr,
28.02.2013).
Ülkemizin önemli kültürel tarihi ve arkeolojik sit alanlarının fazlalığı göz
önünde bulundurulduğunda, Jeoarkeoloji'nin ülkemiz için geliĢmesi gereken bir dal
olduğu görülmektedir. Arkeolojik araĢtırmalarda Jeoarkeoloji uygulamalarının
gerçekleĢtirilmesi antik çevre ortamlarının daha kolay olarak belirlenmesine imkan
tanıyacaktır.
1.1.6.2. Kültürel Jeoloji
Arkeolojik eserlerin büyük bir bölümü jeolojik oluĢumlardan üretilmiĢ
malzemelerdir. Bu doğrultuda, yerbilimlerinin ilgi alanına giren birçok konunun
insan yaĢamını doğrudan veya dolaylı yönden etkilediği aĢikârdır. Bu kapsamda,
araĢtırmacılar Jeoloji biliminin yeni geliĢen bir dalı olan Kültürel Jeoloji’yi,
Bakanlığımızın da ilgili olduğu birçok alanda kullanmaktadırlar.
Kültürel Jeoloji, kültürün oluĢumuna etki eden veya ona katkıda bulunan her
türlü jeolojik olayı ve bunların etki biçimini inceleyen bilim dalı olup, inceleme
materyali olarak kültürel jeo-mirasları kullanır (bkz. Kazancı; Boyraz ve Uysal,
2005:334). Kültürel jeo-miraslar, insanların yerküreyi kullanarak veya ondan
etkilenerek bıraktığı izlerdir. Kültürel jeo-miras elemanları veya yapıtaĢları olan ilk
insan yerleĢim yerleri (mağaralar), el baltaları, aletler (silisli kayalar, mineraller),
yapı taĢları, yontular (kayaçlar), insanlara ait kemik-diĢ parçaları, süs eĢyaları, yaĢam
kalıntıları, tarihsel doğal afetler, iklim değiĢimleri ve insan göçü gibi unsurlar
21
Kültürel Jeoloji'nin materyali ve inceleme konularıdır. Ġlk el baltalarının ortaya
çıkıĢından günümüze kadar olan insan-doğa iliĢkilerini temel alır. Tüm su
kaynaklarının tuzlu olduğu yöredeki eski bir yerleĢim yerinin neden orada olduğu
(suların niçin tuzlandığı), onarımı yapılacak bir yapının taĢlarının hangi
kaynaklardan getirildiği, tarihsel ve tarih öncesi dönemlerdeki büyük insan
göçlerinin doğal nedenlerinin araĢtırılması gibi konular kültürel jeoloji konularıdır
(Kazancı, 2010:37-39).
Türkiye, coğrafik konumu ve özellikleri sayesinde tarihte birçok uygarlığı
üzerinde barındırmıĢtır. Bu özellikleri ile Türkiye’de Kültürel Jeoloji'nin ilgi alanına
giren birçok materyal birikmiĢ olup bu dalın geliĢmesi ve uygulanır hale gelmesi
önem arz etmektedir. Örnek olarak, Bakanlığımızın sorumluluğunda bulunan antik
kentlerin veya tarihi binaların onarımının orijinal malzemeleriyle yapılması Kültürel
Jeoloji araĢtırmaları ile sağlanabilir. Bunun için, tarihi yapıların inĢasında kullanılan
taĢların yaĢ ve köken tayini yapılarak ilk çıkarıldıkları kaynaklara ulaĢılabilir ve
yapının restorasyonu orijinal malzemeyle yapılabilir. Kültürel Jeolojinin daha iyi
anlaĢılabilmesi için tez çalıĢmasının dördüncü bölümünde Pamukkale'de yer alan
bazı kültürel jeo-miraslar (sırt ve kanal tipi travertenler) ele alınarak somut örnekler
ortaya konulmuĢ ve Kültürel Jeoloji'nin yararları gösterilerek tez çalıĢması
desteklenmiĢtir.
1.1.6.2.1. Türkiye'de Örnek Bir Kültürel Jeoloji ÇalıĢması
Ülkemizde, Bakanlığımız sorumluluğunda bulunan müze ve ören yerlerinde,
karbonatlı kayaçlardan üretilmiĢ veya karbonatlı kayaç bileĢimi olan objelerin
sayılması ve gruplandırılması suretiyle yapılan bir Kültürel Jeoloji çalıĢmasında,
Kazancı vd. (2005); hayvan ve insan heykeli, sütun, duvar, zemin gibi büyük ölçekli
nesneler ile süs eĢyası gibi küçük ölçekli nesnelerin yoğun olarak traverten ve
22
mermer gibi karbonatlı kayaçlardan üretildiğini; birkaçı dıĢında, neredeyse tüm
arkeolojik yerleĢim alanlarının karbonatlı kayaçlar ile yapılmıĢ olduğunu; özellikle
duvar ve zeminlerin kireçtaĢı veya travertenden yapılırken, sütunların mermerlerden
yapılmıĢ olduğunu; kaya mezarlarının çoğunlukla Anadolu’nun güneyinde yer alan
Ermenek ve Mut Ġlçelerindeki Tersiyer yaĢlı kireçtaĢlarında görüldüğünü; Ġç
Anadolu’da Cihanbeyli ve Karaman Ģehirlerinde yer alan karbonatlı kayaçlar üzerine
kazılarak yapılmıĢ olan tipik evlerin Likya ve Frigya’nın taĢ evleri olduğunu; bu
evlerin bazılarının da derin vadiler içinde saklı durumda olduğunu ileri sürmüĢ olup;
bunların, sadece korumak ve gelecek kuĢaklara aktarılmak için değil, aynı zamanda
araĢtırma yapmak ve Ģimdiki topluma tanıtmak adına tipik ve önemli kültürel jeomiraslar olduğunu ifade etmiĢlerdir (Kazancı; Boyraz ve Uysal, 2005:334).
Türkiye, üzerinde barındırdığı eski birçok uygarlıktan kalan mağara, taĢ ev,
antik yerleĢim vb. birçok kültürel jeo-miras sayesinde büyük bir Kültürel Jeoloji
potansiyeline sahiptir. Bu doğrultuda, Bakanlığımızca Kültürel Jeoloji çalıĢmalarının
desteklenmesi özellikle arkeolojik kazılarda, yüzey araĢtırmalarında ve müzecilik
faaliyetlerinde yürütülen çalıĢmalarda yarar sağlayacaktır.
23
1.2. Jeolojik OluĢumların Korunması ve Turizm Kapsamında Değerlendirilmesi
Dünyadaki, ekonomik, siyasal ve teknolojik geliĢmelere paralel olarak,
turizmin tüketim Ģekillerinde de son yıllarda önemli değiĢimler gözlenmekte,
alıĢılmıĢ tatil anlayıĢının değiĢimi ile turizm merkezlerinden uzaklaĢma ve doğa ile iç
içe olan turizm türlerine yönelme gibi bir eğilim yaĢanmaktadır (Akpınar ve Bulut,
2010:1576). Bu yeni eğilime sahip turistler, doğa ile iç içe olan ve tatil yapıp
gezerken alıĢılmıĢtan tamamen farklı Ģeyler görme ve öğrenme beklentisi
içerisindedir. Bu eğilim alternatif turizm türlerinin ortaya çıkmasını tetiklemektedir.
Alternatif turizm kavramı, ülkelerin dünya turizminden daha fazla pay alabilmek
amacıyla, rekabetçi ve satılabilir ürünler geliĢtirme ve buna iliĢkin stratejiler
oluĢturmaları sonucu ortaya çıkmıĢ (ġahin, 2012) olup, turizmin çeĢitlendirilmesi
politikasının bir gereği olarak pek çok alternatif turizm türü geliĢtirilmeye
çalıĢılmıĢtır (Akpınar; Bulut, 2010:1577). Son yıllarda ortaya çıkan jeoturizm,
jeolojik miras alanlarının korunması ve bu alanların turizme kazandırılmasına
odaklanan jeoparklar içinde gerçekleĢtirilen alternatif yeni bir turizm uygulamasıdır.
Ülkemizde uzun yıllar turizm denince akla hep 3S turizmi gelmiĢ (Akpınar;
Bulut, 2010:1576) ve alternatif turizm alanları hep ikinci planda bırakılmıĢtır. Oysa
dünyanın birçok ülkesinde organik doku veya doğal güzellikleriyle ön plana çıkan
jeolojik miras alanları çok iyi korunarak ya da bazı görsel ilaveler ve peyzaj
çalıĢmaları ile alternatif turizm kapsamında değerlendirilmektedir. Jeolojik miras
alanlarını
zenginliği
ile
ülkemiz,
potansiyel
olarak
dünyadaki
örneklerle
yarıĢabilecek düzeydedir.
1980’li yıllarda Avrupa eksenli olarak baĢlayan “Jeolojik Miras” ve
“Jeopark” çalıĢmalarının, “Jeoturizm” baĢlığı altında tariflenen ve gittikçe
yaygınlaĢan bir alternatif turizm etkinliğinin de tetikleyicisi olduğu görülmektedir.
24
Global Geoparks Network ve European Geoparks baĢlıkları ile uluslararası planda
örgütlenmiĢ jeolojik koruma çalıĢmaları, son yıllarda kurumsallaĢma ve bilgi/iletiĢim
altyapısı anlamında oldukça önemli mesafeler kaydetmiĢ bulunmaktadır (Gürler vd.,
2008).
Ülkemiz, üzerinde yer aldığı Alp-Himalaya KuĢağının da etkisi ile jeolojik
dönemler içerisinde geçirmiĢ olduğu hareketli ve değiĢken süreçlerin yaygın izlerine
ev sahipliği yapmaktadır. Üç büyük kıtanın kavĢak alanını oluĢturan hareketli
jeolojik yapısı ile ülkemiz, “Jeolojik Miras Alanları” açısından oldukça yüksek bir
potansiyele sahiptir. Kapadokya, Pamukkale, Köprülü Kanyon ve Olympos Beydağları gibi uluslararası düzeyde ün yapmıĢ örneklerin yanı sıra, yerel ve
bölgesel ölçekte bilinen, hatta bazıları ilgi alanları nedeni ile yalnızca yerbilimleri
uygulamalarında görev yapanlarca görülmüĢ jeolojik mirasları ile Anadolu, adeta
büyük ölçekli bir “Jeoloji Parkı” özelliği sunar (Gürler, 2007).
Jeolojik oluĢumların korunmasına yönelik yapılan çalıĢmaların anlaĢılması ve
bu oluĢumların turizm değerini ortaya koyması açısından, Jeolojik Mirası Koruma
Derneğinin "Jeolojik Koruma Kavram ve Terimler" (Kazancı, 2010) kitapçığında
tanımını yaptığı, birbiriyle doğrudan iliĢkili, ancak ülkemizde yasal boyutta henüz
kabul görmeyen jeolojik miras, jeosit, jeodeğer, jeotop, jeoyol, jeotur, jeoturizm ve
jeopark kavramlarının detaylı bir Ģekilde açıklanması gerekmektedir.
1.2.1. Jeolojik Miras
Dünyanın milyarlarca yıllık jeolojik tarihine tanıklık etmiĢ, olağandıĢı görsel
özelliği nedeniyle benzerlerinden ayrılan, bilimsel anlamda jeolojik belge niteliği
25
taĢıyan, asla yeniden oluĢturulamayacak ve yerine konulamayacak, değiĢik
nedenlerden dolayı yok olma tehdidi altında bulunan doğal oluĢumlar jeolojik miras
olarak kabul edilmektedir. Jeolojik geçmiĢin kanıtı olan bu oluĢumlar, fosiller,
mineraller, kristaller, süs taĢları, madenler, mağaralar gibi her türden karstik
oluĢumlar, vadiler, kanyonlar, kaplıcalar, peri bacaları gibi volkanik ve jeomorfolojik
oluĢumlar, kıyı ve kumul yapıları gibi doğal anıtların tümünü kapsar. Bu oluĢumların
bir çoğu doğal olmalarının yanında, insanların ihtiyaçlarına yönelik kullanımlarına
göre birer kültürel varlığa da dönüĢmüĢtür. Bu özellikleriyle jeolojik miraslar, doğal,
kültürel ve turistik değerler olmaları bakımından tüm insanlığın ortak mirası olarak
bütün dünyaya aittirler (Ġnan, 2008:80).
1.2.1.1. Jeolojik Mirasın Korunmasında Ulusal ve Uluslararası ÇalıĢmalar
"Jeolojik Miras Alanları" dünyanın baĢlangıçtan günümüze değin geçirdiği
jeolojik evrelerin izlerinin kayıtlı olduğu, açık laboratuar niteliği taĢıyan yüzey
formlarının bulunduğu özel alanlardır ve bu alanların özenle korunması
gerekmektedir. Sahip oldukları alan büyüklüklerine göre "Jeopark", "Jeosit" ve
"Jeotop" kavramları ile tarif edilen "Doğal Anıt Nitelikli Jeolojik Oluşumlar"ın
korunması konusunda, son yıllarda artan bir ivme ile uluslararası yasal düzenlemeler
gerçekleĢtirilmektedir (Gürler; Uğuz ve Öztan, 2009:11).
Jeolojik miras öğelerini de içinde barındıran doğal mirasların korunmasına
iliĢkin ilk çalıĢmalar Paris’te 16 Kasım 1972’de düzenlenen 17. UNESCO Genel
Konferansı’nda kabul edilen Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair
SözleĢme’de ortaya konmuĢ olup, yok olma tehdidi altında bulunan doğal miraslar
BM ve UNESCO bütçesinden sağlanan kaynak ile uluslararası düzeyde koruma
altına alınmıĢtır (Ġnan, 2008:80). Jeolojik miras kavramı sonraki dönemlerde sözcük
dağarcığımızda yer etmeye baĢlamıĢ ve jeolojik mirasın korunması amacıyla
26
Avrupa'da düzenlenen I. Uluslararası Jeolojik Mirası Koruma Sempozyumu'nda
öncelikle "Avrupa Jeolojik Mirası Koruma Derneği" (ProGeo) adında bir dernek
oluĢturulmuĢtur. Daha sonraları, 1996, 2000 ve 2002’de yapılan toplantıların
sonucunda da jeolojik mirası koruma çalıĢmalarının kapsamı dünya çapında
geniĢletilerek "Dünya Jeolojik Miras Listesi" adlı büyük UNESCO projesi hayata
geçmiĢtir (Ġnan, 2008:80). Ülkemizde de jeolojik mirasın korunmasına iliĢkin
çalıĢmalar Avrupa ile eĢzamanlı olarak baĢlatılmıĢ olup, "Jeolojik Mirası Koruma
Derneği" (JEMĠRKO) adında bir dernek oluĢturulmuĢtur. Jeolojik miras alanlarının
belirlenmesi, bunlardan özgün yapıda olanların koruma altına alınarak UNESCO’nun
Küresel Jeopark Ağı’na katılması amacıyla kurulan JEMĠRKO sonraki dönemde
ProGeo üyesi olmuĢtur (Ġnan, 2008:81).
1.2.1.2. Jeolojik Miras Ulusal Envanteri
Dünya
çapında
gerçekleĢtirilen jeolojik miras
envanteri çalıĢmaları
kapsamında, geliĢmiĢ birçok ülke jeolojik miras envanterlerini çıkarmıĢ bulunmakta
olup, çok sayıda doğa tarihi müzesi, jeopark, jeosit, jeotop ve milli park oluĢturarak,
bunların arasında bilgi alıĢveriĢini sağlayan teknik ağlar geliĢtirmiĢtir. Böylece hem
bilimsel sonuçlar elde edilmiĢ, hem de insanların yerbilimlerini tanıması, yaĢadıkları
dünyanın geçirdiği süreçlere iliĢkin bilgi edinmesi ve koruma bilincinin
oluĢturulması sağlanmıĢ, uluslarının kültürel geliĢmiĢliği ve turizm gelirleri artmıĢtır
(Ġnan, 2008:81). Ülkemizde de sahip olunan jeolojik miras zenginliğinin belirlenip,
tanımlanması ve ulusal kaynak potansiyelinin ortaya çıkarılması amacıyla, MTA
Genel Müdürlüğünce 2003 yılından günümüze sürdürülmekte olan "Türkiye'nin
Jeolojik Miras Alanları ve Bu Alanların Koruma Kullanım Kriterlerinin Belirlenmesi
Projesi" sayesinde, doğa koruma bilincinin yaygınlaĢtırılarak sahip olduğumuz
jeolojik mirasın yok olma tehlikesinin önlenmesi, öte yandan turizm gelirlerinin
artırılarak ülkemizin sosyo-kültürel kalkınmasına ve ülke bütçesine katkı yapılması
amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, MTA Genel Müdürlüğü, Doğa ve Çevre Derneği ile
27
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü arasında 2007 yılında ortaklaĢa
olarak "Jeolojik Miras Ulusal Envanteri Protokolü" imzalanmıĢ olup, bu protokol ile
"Jeolojik
Koruma"
ve
"Jeolojik
Miras"
çalıĢmalarının
ülke
çapında
yaygınlaĢtırılarak, uluslararası statülere paralel koruma uygulamalarının alt yapısının
olgunlaĢtırılması planlanmaktadır (Gürler; Uğuz ve Öztan, 2009:11).
1.2.2. Jeosit
Jeosit; jeolojik miras, jeolojik koruma, jeopark ve jeoturizm olgularının
temeli veya yapı taĢıdır. Jeositler, ulusal ve uluslararası düzeyde önemli doğal olay
veya süreçlerin temsilcileri olan, her yerde rastlanmayan, belli bir süreci, olayı,
zamanı veya sonucu temsil eden kaya topluluğu, stratigrafik istif, fosil, mineral, yapı,
yer Ģekli vb. jeolojik ürünler ve yerkabuğunun geçmiĢine ait bilimsel belgelerdir
(Kazancı, 2010:13). Arkeolojik veya tarihi değeri olanlar ise kültürel jeositlerdir
(jemirko.org.tr, 27.08.2013).
1.2.3. Jeodeğer
Jeodeğer, az veya çok bilimsel bilgi içeren yerbilimi nesneleri, eğitsel,
ekonomik veya kültürel potansiyele sahip doğal varlıklar ya da bunların iĢlenmiĢ
ürünleridir. Bir jeosit olabileceği gibi, antik bir maden ocağı, yontu veya çömlek
hammaddesi kaya-toprak, heykel veya arkeolojik figür taĢıyan kaya, bilimsel bir
sorunu ele alan inceleme raporu ve hatta tek harita bile olabilir (Kazancı, 2010:23).
1.2.4. Jeoyol
Jeoyol, varlığı bilinen, ilan ve tescil edilmiĢ birden çok jeosit veya jeolojik
28
miras elemanını gezme-görme amacıyla izlenecek yol veya güzergahtır. Jeoyollar,
uğranacak durakların bilimsel ve görsel olarak düzenlendiği, izlenecek yolun durumu
ve özelliklerinin basılı olarak duyurulmuĢ (kılavuz kitapçığı yapılmıĢ) olduğu ve
üzerinde uzaklık ve açıklama tabelalarının bulunduğu jeoturizm parçalarıdır. Bu
güzergahlar yaya gezme mesafesinde olabileceği gibi, araçla izlenecek Ģekilde de
düzenlenebilir (Kazancı, 2010:27).
1.2.5. Jeotur
Jeotur bir noktadan baĢlayıp tekrar aynı yere ulaĢan jeoyollardır. Sürekliliği
olan tek jeoyol ile kurulabileceği gibi, çok sayıda jeoyol birbirine eklenerek de jeotur
teĢkil edilebilir. Bununla birlikte, jeotur rastgele izlenecek gezi yolu veya sıradan
seyahat güzergahı değildir. Yüksek bilimsel değeri olan jeoyollar gerektirir. BaĢarılı
jeotur, durakları ve uzaklıkları sahada iĢaretlenmiĢ jeoyollar ile amacı ve kapsamı
hakkında basılı kaynak bulunan, sınırları belirlenmiĢ bilimsel gezi alanlarıdır
(Kazancı, 2010:28).
1.2.6. Jeotop
Jeotop, bilimsel önemi olan veya olmayan, belirli doğal süreci temsil eden
veya belirli coğrafik yöreye ait olan jeolojik nesnelerin genel adıdır. Bazı durumlarda
doğrudan jeosit veya jeolojik miras yerine, bazen de "türünün en iyisi", "bölge veya
ülke temsilcisi jeolojik oluşum" anlamlarında kullanılmaktadır (Kazancı, 2010:29).
Kapadokya'nın peribacaları veya Pamukkale'nin travertenleri bölge temsilcisi
jeolojik oluĢum olmaları nedeniyle jeotop olarak örneklendirilebilir.
29
1.2.7. Jeoturizm
Günümüzde kent yaĢamından sıkılan insanlar doğal alanlara yönelik alternatif
turizm dallarına ilgi duymaya baĢlamıĢlardır. Jeolojik oluĢumlar, jeolojik devirlere
ait izleri günümüze taĢımaları, ilginç hikayeleri ve görsel özellikleriyle alternatif
turizm anlamında doğaseverlere farklı birçok güzellik sunmaktadır. Kentsel yaĢam
koĢullarının her geçen gün güçleĢmesi kentlerde yaĢayan insanları doğal alanlara ve
yöresel kültürlere yönelik turizm hareketlerine teĢvik etmektedir (Koçan, 2011:47).
Önemli doğal ve kültürel değerlerin bulunduğu alanların sürdürülebilirlik ilkesiyle
korunmasına ve çevresel duyarlılığa hizmet eden turizm, ziyaretçilere bilimsel,
estetik, rekreasyonel, kültürel ve eğitsel yönlerden yeni bilgi ve deneyimler
kazandırmakta, bölgede yaĢayan nüfusun sosyo-ekonomik geliĢmesine de kaynak
yaratabilen bir araç olmaktadır (Weaver, 1999; aktaran Koçan, 2011:48).
Günümüzde gezme, dinlenme, sağlık, heyecan, eğlence ve kültüre dayalı
turizm alanındaki geliĢmelere bir de "eğitsel-bilimsel" temalı turizm eklenmiĢtir.
Öyle ki eğitim, öğretim düzeyinin yükselmesi ile birlikte insanların değiĢik konular
çerçevesinde beklentileri artmıĢ ve örnek olarak 3S gibi doyum noktasına ulaĢmıĢ
turizm dallarından sıkılan insanlar alternatif yeni turizm ürünlerine ilgi göstermeye
baĢlamıĢlardır. Alternatif bir turizm dalı olarak doğal çevrenin jeolojik karakteri
üzerine odaklanan jeoturizm eğilimi de bunlardan biridir. Örneğin, Kapadokya'da
veya Pamukkale'deki olağanüstü jeomorfolojik görüntülerin nasıl oluĢtuğunu,
Anadolu'da yol boyunca rastlanan rengarenk kayaların neden bu renklere
bezendiğini, bir ağacın nasıl olup da taĢ haline geldiğini veya 2000 m rakımda
bulunan kayaların içinde neden deniz hayvanlarının fosillerinin bulunduğunu
insanlar merak etmeye baĢlamıĢtır. Bu doğrultuda, son dönemlerde jeomorfolojik
öğeleri ile önem taĢıyan doğal ve kültürel yöreler jeoturizm kapsamında
değerlendirilmek üzere ele alınmıĢtır (Güngör, 2009:5; Koçman, 2004; aktaran
Koçan, 2011:48).
30
Jeoturizm; jeolojik miras ve jeopark gibi jeolojik kavramları esas alan
sürdürülebilir bir turizm Ģeklidir ve bu kavramın özünde doğanın dilini anlamak ve
yeryuvarına bu gözle bakmak yatmaktadır. DalıĢtan dağcılığa, kültür turizminden
eko turizme kadar içinde jeoloji barındırmayan bir turizm dalı hemen hemen yok
gibidir. Örneğin, kültür turizminin yapıldığı bir antik kentin sütunlarının veya diğer
yapı malzemelerinin nereden getirildiği ve hangi kayaç türünden elde edildiği, bu
kayaç türünün doğada nasıl oluĢtuğu, kent kurulurken coğrafi olarak nelere dikkat
edildiği, hangi su kaynaklarının kullanıldığı veya kentin neden terk edildiği gibi
soruların yanıtı hep jeolojide yatmaktadır (Güngör, 2009:4; Kazancı, 2010:25). Bu
örnekten de görüleceği üzere, kültür turizmi anlamında değerli olan bir antik kentin
jeoturizm kavramı ile de desteklenmesi halinde daha da fazla
ilgi göreceği ve
değerleneceği söylenebilir.
1.2.8. Jeoparklar
Jeoparklar, yerkabuğunun geçmiĢine ait olan doğal, kültürel veya bilimsel
yönden son derece değerli aynı veya farklı türden birçok jeositin topluca bir arada
bulunduğu, yaya gezme mesafesinden küçük olmayan, idaresi kurulmuĢ ve ziyarete
açık özel doğa koruma, araĢtırma, eğitim ve jeoturizm alanlarıdır (Kazancı, 2010:20).
Jeopark kavramı, BM ve UNESCO tarafından da desteklenmekte olup, aynı
amaçla kurulmuĢ olan Avrupa Jeopark Ağı ve Küresel Jeopark Ağına katılım
konusunda ülkeler teĢvik edilmektedir. Bu jeopark ağlarına katılabilmek için konulan
bazı kriterlerin yerine getirilmesi istenmektedir (Kazancı, 2010:21). Bu kriterlerin
yerine getirilebilmesi için; ülkesince jeopark olarak nitelendirilen bir alanın belirgin
yerbilimsel özelliğe sahip olması, çok sayıda jeosit/jeolojik miras kapsaması, idari
birimi kurulmuĢ iĢleyen bir park olması, idaresinin yerel yönetimlerce (belediye veya
valilik) üstlenilmiĢ olması, toplum kalkınmasına ve doğa korumaya hizmet ediyor
31
olması, topluma yerküreyi ve doğal çevreyi tanıtıyor ve ziyarete açık olması
gerekmektedir (turkjeopark.org, 07.04.2013). Mevcutta bu ağlara katılmıĢ olan
birçok ülke bulunmaktadır ve diğer ülkelerin de bu ağlara katılım istekleri hızla
artmaktadır. Ülkemizin yasal mevzuatında bulunmamakla birlikte, çeĢitli birçok
kurum ve kuruluĢun desteği ile Türkiye'de de jeolojik mirasımızın korunması ve söz
konusu ağlara katılımın sağlanması amacıyla jeopark çalıĢmaları yapılmaktadır
(Kazancı, 2010:21). Manisa Ġli sınırları içerisinde yer alan “Kula Volkanik Jeoparkı”
2013 yılı eylül ayında UNESCO Küresel Jeopark Ağına katılmaya hak kazanarak
Türkiye’nin bu ağa katılan ilk jeoparkı olmuĢtur (unesco.org.tr, 30.09.2013).
Ülkemizde yapılan jeopark çalıĢmalarına örnek teĢkil etmesi amacıyla, Türkiye'nin
UNESCO Küresel Jeopark Ağına girmeye aday diğer bir jeoparkı olan
"Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı" tez kapsamında anlatılacaktır.
Avrupa Jeopark Ağı, Yunanistan'ın Midilli ve Girit'te kurduğu iki adet
jeoparkın öncülüğünde, çeĢitli Avrupa ülkelerindeki faal jeoparkların bilgi ve
tecrübelerini paylaĢmaları amacıyla kurulmuĢtur. BaĢlangıçta gönüllü teĢebbüs olan
ağ, giderek resmiyet kazanmıĢtır (Kazancı, 2010:21). Bu ağa mevcutta 21 farklı
ülkeden 58 jeopark üyedir. Avrupa Jeopark Ağı'nın üyesi olan jeoparklar aynı
zamanda
UNESCO'nun
desteklediği
Küresel
Jeopark
Ağına
da
üyedir
(europeangeoparks.org, 30.09.2013).
UNESCO’nun önemli projelerinden birisi “Jeopark Programı” olup, koruma,
kullanma ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerine model olması dolayısıyla, jeoparkların
kurulması önemle tavsiye edilmektedir. Kurulan jeoparkların amaca hizmet edecek
düzeyde olması, aralarında bilgi alıĢ veriĢi sağlanması ve kötü kullanımların
önlenmesi için, UNESCO kontrolünde Küresel Jeopark Ağı kurulmuĢtur
(unesco.org.tr, 19.05.2013). Uluslararası prestij listesi durumundaki Küresel Jeopark
Ağına çoğu Çin’de olmak üzere, 29 farklı ülkeden 100 adet jeopark üye olarak
katılım sağlamıĢtır (unesco.org, 30.09.2013). Söz konusu jeoparklar yer aldığı
ülkeler ile birlikte Tablo 1.2'de gösterilmiĢtir.
32
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar
ÜLKELER
Avusturya
KÜRESEL JEOPARK ÜYELERĠ
 Carnic Alps
 Nature Park Eizenwurzen
Brezilya
 Geopark Araripe
Kanada
 Stonehammer Geopark (Dünya Miras Listesinde)
Hırvatistan
Çek Cumhuriyeti
Finlandiya
 Papuk Geopark
 Bohemian Paradise Geopark
 Rokua
 Chablais Geopark
Fransa
 Massif des Bauges Geopark
 Parc Naturel Régional du Luberon
 Réserve Géologique de Haute Provence
 European Geopark Bergstrasse-Odenwald
 Geopark Harz Braunschweiger Land Ostfalen
Almanya
 Geopark Swabian Albs
 Nature Park Terra Vita European Geopark
 Vulkaneifel European Geopark
Almanya/Polonya
 Muscau Arch
Ġzlanda
 Katla Geopark
Ġrlanda Cumhuriyeti
/ Kuzey Ġrlanda
 Marble Arch Caves
33
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar (Devam)
 Chelmos-Vouraikos Geopark
Yunanistan
 Lesvos Global Geopark
 Psiloritis Natural Park
 Vikos-Aoos Geopark
Ġrlanda Cumhuriyeti
 Burren and Cliffs of Moher Geopark
 Copper Coast
 Adamello-Brenta Geopark
 Apuan Alps Geopark
 Cilento and Vallo di Diano (Dünya Miras Listesinde)
 Madonie Natural Park
Ġtalya
 Parco del Beigua
 Rocca di Cerere
 Sardinia Geopark
 Tuscan Mining Geopark
 Sesia-Val Grande Geopark
 Itoigawa Geopark
 Muroto Geopark
Japonya
 San'in Kaigan Geopark
 Toya Caldera and Usu Volcano
 Unzen Volcanic Area Geopark
 Oki Islands Global Geopark
Slovenya /Avusturya
 Karawanke / Karawanken Global Geopark
34
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar (Devam)
Malezya
Norveç
 Langkawi Geopark
 Gea-Norvegica
 Magma
 Arouca Geopark
Portekiz
 Naturtejo Geopark
 Azores Global Geopark
Romanya
 Hateg Geopark
 Basque Coast Geopark
 Cabo de Gata-Nijar
 Central Catalonia Global Geopark
Ġspanya
 Maestrazgo Cultural Park
 Sierra Norte di Sevilla Geopark
 Sierras Subbeticas Geopark
 Sobrarbe Geopark
 Villuercas-ibores-jara Geopark
 English Riviera Geopark - Ġngiltere
 Fforest Fawr Geopark - Galler
BirleĢik Krallık
 Geo Mon Geopark - Galler
 North Pennines AONB Geopark
 North West Highlands - Ġskoçya
Uruguay

Shetland Geopark - Shetland Adası

Grutas del Palacio Global Geopark
35
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar (Devam)
 Alaxa Geopark
 Danxiashan Geopark
 Fangshan Geopark
 Funiushan Geopark
 Hexigten National Geopark
 Hong Kong Geopark
 Huangshan Geopark (Dünya Miras Listesinde)
 Jingpohu Geopark
 Leiqiong Geopark
 Leye-Fengshan Geopark
 Longhushan Geopark (Dünya Miras Listesinde)
Çin
 Mount Lushan Geopark (Dünya Miras Listesinde)
 Mount Taishan Geopark (Dünya Miras Listesinde)
 Ningde Geopark
 Qinling Zhongnanshan Geopark
 Sanqingshan Global Geopark
 Shilin Geopark (Dünya Miras Listesinde)
 Songshan Geopark
 Taining National Geopark
 Tianzhushan Geopark
 Wangwushan-Daimeishan Geopark
 Yanqing Global Geopark
 Sennongjia Globa Geopark
36
Tablo 1.2. UNESCO Küresel Jeopark Ağına üye olan jeoparklar (Devam)
 Wudalianchi Geopark
 Xingwen National Geopark
Çin
 Yandangshan National Geopark
 Yuntaishan Geopark
 Zhangjiajie Geopark
 Zigong Geopark
Endonezya
 Batur Global Geopark
Vietnam
 Dong Van Karst Geopark
Macaristan
 Bakony-Balaton Geopark
Macaristan/Slovakya
 Novohrad-Nograd
Türkiye
 Kula Volcanic Global Geopark
Hollanda
 Hondsrug Global Geopark
Kore
Slovenya
 Jeju Geopark (Dünya Miras Listesinde)
 Idrija Global Geopark
(Kaynak: UNESCO, www.unesco.org, EriĢim Tarihi: 30.09.2013)
Bu tez çalıĢması kapsamında örneklem alanı olarak seçilmiĢ olan Pamukkale,
doğal ve kültürel mirasının varlığı ve aynı zamanda bu mirasın yukarıda verilen
tablodaki bazı jeoparklar gibi dünya mirası olarak tescil edilmiĢ olması ayrıcalığı ile
anılan bütün kriterleri yerine getirerek jeopark ilan edilebilecek ve bu sayede
alternatif turizm kapsamında jeolojik oluĢumlardan en iyi Ģekilde faydalanılabilecek,
yani jeoturizm etkinliği yapılabilecek Türkiye'deki en önemli alanlardan bir tanesidir.
37
Ülkemizde,
2006-2009
yılları
arasında,
Ankara
Üniversitesi
ve
JEMĠRKO'nun öncülüğü, TÜBĠTAK'ın desteği ve Maden Tetkik Arama Genel
Müdürlüğü (MTA) ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün
paydaĢlığı ile “Orta Anadolu'daki Milli Parklar ve Yakın Civarındaki Jeosit ve
Jeomiras Öğelerinin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi” konulu proje çalıĢması
yapılmıĢtır. AraĢtırmalar sırasında Kızılcahamam çevresinde çok sayıda jeosit olduğu
gözlenmiĢ ve bütün bunların hem korunması hem de yöre halkına ekonomik gelir
sağlamaları amacıyla 2008 yılında “Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark ve Jeoturizm
Projesi” (KÇJJP) geliĢtirilmiĢtir (Boyraz ve Yedek, 2012:21).
ġekil 1.4. KÇJJP broĢür kapağı ve kapak üzerinde Güvem sütun bazaltlarının bir
görünümü (jeoparkankara.com, EriĢim Tarihi:18.05.2013)
38
Projede, Ankara Valiliği, Ankara Üniversitesi, Kızılcahamam Belediyesi,
Kızılcahamam Kaymakamlığı ve JEMĠRKO ile ortaklaĢa çalıĢılmıĢ ve birçok
toplantı ile çalıĢtay düzenlenerek jeoparkın alt yapısı oluĢturulmuĢtur. Bu çalıĢmalar
esnasında yöre halkı ile devamlı temas halinde olunmuĢ ve jeoparkın yerel
kalkınmadaki
rolünden
bahsedilmiĢtir.
Tüm
bu
çalıĢmaların
sonucunda
“Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı”nın açılıĢı Atatürk’ün Kızılcahamam’a geliĢ
yıldönümü olan 16 Temmuz 2010’da gerçekleĢmiĢtir. Böylelikle söz konusu bölgede
jeoturizm için ilk adımlar atılmıĢ, ulaĢımı kolay bazı jeositler düzenlenerek ziyarete
açılmıĢtır (Boyraz ve Yedek, 2012:22).
KÇJJP, Ģimdilik sadece 23 ayrı duraktan oluĢmakta olup, gelecekte
geniĢleyebilecek ve çok daha geniĢ alanları kapsayabilecek bir durumdadır. Bu
jeositler (duraklar), yaklaĢık 23 milyon yıl ile 20 bin yıl arasında değiĢen zamanlarda
oluĢumu tamamlanmıĢ olan, doğal, kültürel, bilimsel veya görsel özellikler içeren
farklı jeolojik oluĢumlardan meydana gelmektedir. Bu oluĢumlar yeryüzü, toprak ve
kayaların en özel olanlarıdır ve aynı zamanda bölgeye özgü hayvan (Karaakbaba,
Sarı Tilki, Kepçe Kulaklı Fare) ve bitki topluluğuna (meĢe - maki - çam birlikteliği,
kaya lalesi) alt yapı teĢkil etmektedirler. DeğiĢik bilgi düzeyindeki kiĢilere hitap
edecek Ģekilde açıklama tabelaları ile donatılan bu duraklar, gerektiğinde rehber
eĢliğinde gezilecek durumdadır ve ziyaretçilere doğa hakkında daha geniĢ bilgi
edinme olanağı vermektedirler (bkz. ġekil 1.5). Bununla birlikte, Kızılcahamam ilçe
merkezinde proje kapsamında gezilecek duraklar hakkında ön bilgi sağlamak ve
ziyaretçileri yönlendirmek amacıyla bir "Jeoturizm Meydanı" oluĢturulmuĢtur.
Yukarıda da belirtildiği üzere proje zaman içinde geniĢletilecek olup, ilk etapta
hizmete konulan duraklar ve buralarda görülecek yerler aĢağıda verilmiĢtir:

Sey Hamamı,

Güvem sütun bazaltları ve lav akmaları,

BeĢkonak balık, yaprak ve böcek fosilleri,

IĢıkdağı,

Karagöl,

Mahkemeağcin Köyü yapay mağaraları ve Erken Roma Dönemi kiliseleri,
39

Abacı Köyü peribacaları,

Alicin Manastırı ve Kirmir Vadisi,

Kızık Köyü fayı,

Pelitçik-YahĢihan Köyü silisleĢmiĢ ağaç ormanı,

Kızılcahamam sıcak su kaynakları,

Soğuksu Milli Parkı andezitleri,

Soğuksu Milli Parkı volkanik piĢme zonu,

Soğuksu Milli Parkı silisleĢmiĢ ağaç fosili,

Kızılcahamam madensuyu ve travertenleri,

TaĢlıca Köyü Gelin Kayası,

TaĢlıca Köyü Kaplumbağa KardeĢler,

Kazan memeli fosilleri,

Çamlıdere tüfleri,

Azaphane volkanitleri,

Akyarma tüfleri,

Özdere volkanitleri (jeoparkankara.com, 18.05.2013).
ġekil 1.5. Jeopark konseptine uygun olarak tanzim edilmiĢ ve ziyarete hazır hale
getirilmiĢ
Soğuksu
Milli
Parkı
Kuzcapınar
(www.jeoparkankara.com, EriĢim Tarihi: 13.06.2013)
40
Fosil
Ağaç
Jeositi
KÇJJP kapsamında ziyaret edilecek durakların belirlenmesinin ardından, bu
duraklara ulaĢımın sağlanması için gerekli olan yön ve mesafe levhaları, Karayolları
Genel Müdürlüğünce yapılan çalıĢmalarla gerekli yol ayrımları ve kavĢaklara
yerleĢtirilmiĢtir. Böylece, bu jeopark duraklarını ziyaret etmek isteyenler kolaylıkla
hedeflerine ulaĢabileceklerdir.
ġekil 1.6. Kızılcahamam – Çamlıdere Jeoparkı içinde yer alan duraklara ulaĢım için
yerleĢtirilen mesafe ve yön levhaları (www.jeoparkankara.com, EriĢim Tarihi:
12.06.2013)
41
ĠKĠNCĠ BÖLÜM
2. PAMUKKALE'NĠN TARĠHSEL MĠRASLARI VE KORUNMASI
Türkiye'de yerli ve yabancı turistlerin en çok ilgisini çeken turizm bölgelerini
sıraladığımızda, kültür ve tabiat varlıklarının en güzide örneklerini bir arada
bulunduran Pamukkale bölgesi bu sıralamada ilk sıralarda yer alır. Dünyada eĢine
zor rastlanan ve hatta bazı türleri yalnızca Pamukkale'de bulunan travertenler ile
birlikte tektonik unsurlar jeolojik olarak, Hierapolis Antik Kenti ise kültürel olarak
Pamukkale
bölgesinin
ulusal
ve
uluslararası
düzeyde
tarihsel
miraslarını
oluĢturmaktadır. Bölgedeki sıcak suların Ģifalı özellikleri ve en az 400.000 yıldan bu
yana aralıksız oluĢumlarını devam ettiren travertenlerin güzellikleri kuĢkusuz
insanların ilgisini çekmiĢ ve dolayısıyla bölge çok erken tarihlerden bu yana önemli
bir yerleĢim merkezi haline gelmiĢtir (cumhuriyetarsivi.com, 03.11.2012).
UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescil edilmiĢ olan Pamukkale,
doğal, kültürel, bilimsel ve görsel olarak değerli jeolojik oluĢumları yanında,
Hierapolis Antik Kentinin varlığı ile Türkiye'deki jeopark ve jeoturizm kavramının
uygulanabilirlik potansiyelinin en yüksek olduğu alanlardan biridir.
Pamukkale bölgesinde, hidrotermal kaynakları, fayları, açılma çatlaklarını,
traverten çeĢitlerini, arkeolojik öğeleri ve depremselliğin izlerini bir arada görmek
mümkündür. Kültürel miras anlamında, kutsal kent olarak tabir edilen Hierapolis
Antik Kenti ve çevresindeki arkeolojik unsurlar bölgeyi eĢsiz kılarken, jeolojik miras
olarak travertenler, tektonik yapılar, jeotermal kaynaklar ve paleontolojik bulgular
Pamukkale'ye artı değerler katmaktadır. Bölgedeki tektonik kökenli jeolojik miraslar,
kırıklar, açılma çatlakları ve traverten sahaları dıĢında havzayı sınırlayan, fay zonları
boyunca rastlanan fay aynalarıdır. Fay aynalarının en güzel örnekleri kuzeyde
Pamukkale-Karahayıt’ta
ve
güneyde
MenteĢe
Köyü
yakınlarında
izlenir.
Paleontolojik kökenli jeolojik miraslar ise, baĢta Homo erectus olmak üzere,
traverten ocaklarında bulunan omurgalı fosilleridir (Özkul vd., 2011).
Latincede "dik duran insan" anlamına gelen Homo erectus'un dünya
sahnesindeki yaĢamı Pleistosen dönemine (1,9 milyon yıl önce - 250 bin yıl önce)
denk düĢmektedir. Homo erectus'un ateĢi kullandığı ve mağaralarda yaĢadığı
bilinmektedir. Dünya üzerinde çok farklı alanlarda yayılım göstermiĢ olan Homo
erectus'ların bir fosili de Pamukkale'de bulunmuĢtur. Fosilin termolüminesans
metotlarla yapılan analizinin sonuçları doğrultusunda 500.000 yaĢında olduğu tahmin
edilmektedir (bilimvegelecek.com.tr, 21.05.2013).
ġekil 2.1. Pamukkale'de bulunan Homo erectus fosili
(http://kozmopolitaydinlar.files.wordpress.com, EriĢim Tarihi: 21.05.2013)
43
Bununla birlikte, jeolojik miras olarak önem arz eden travertenler, Roma ve
Erken Bizans dönemlerinde Denizli Havzası'nda kurulmuĢ olan Tripolis, Hierapolis,
Laodikeia ve Colossae gibi Antik Kentler ile Selçuklu Dönemine ait Akhan ve
Çardakhan Kervansaraylarında baĢlıca doğal yapıtaĢı olarak kullanılarak ülkemizdeki
bu önemli kültür varlıklarının oluĢmasına kaynak olmuĢtur (Özkul, 2010).
Harita 2.1. Pamukkale ve çevresinin jeolojik formasyonları, tektonik unsurları ve
bölgedeki diğer antik kentler (Özkul, 2010)
44
ġekil 2.2. YapıtaĢı olarak travertenin kullanıldığı Akhan Kervansarayı
(www.3dmekanlar.com, EriĢim Tarihi: 22.05.2013)
ġekil 2.3. Laodikeia Antik Kenti içinde traverten kullanılarak yapılmıĢ bir köprü
(Özkul, 2010)
45
Yukarıda genel bir bilgi verildikten sonra, Pamukkale'yi evrensel miras yapan
kültür mirası Hierapolis Antik Kenti ile Pamukkale'ye ismini veren jeolojik miras
olarak travertenler bu bölümün kalan kısmında detaylı olarak anlatılacak olup; bu
tarihsel mirasların Bakanlığımızca ve diğer kurumlarca nasıl ve ne düzeyde
korunduğuna iliĢkin bilgi sağlanması amacıyla Pamukkale'nin mevcut korunma
statüsüne değinilecektir.
2.1. Pamukkale'nin Kültürel Mirası: Hierapolis Antik Kenti
Honaz (Antik Kadmos), Babadağ (Antik Salbakos) ve Çökelez Dağları
arasında kalan Lykos vadisinin üst platosunda yer alan Hierapolis, Antik Çağ ticaret
yollarının merkezinde stratejik bir alanda kurulmuĢ bir Helenistik dönem kentidir
(Yıldız, 2010:4). Hierapolis Antik Kenti, Gediz grabeninin güneydoğu ucunun kuzey
kenarını sınırlayan Pamukkale fayı üzerinde yer almasından dolayı antik çağlarda
birçok depremden hasar görmüĢtür (Altunel ve Barka, 1996:65). Kent, doğal yapısı
uygun olduğu düĢünülen stratejik bir merkez üzerinde kurulmuĢtur, ancak kentin
kurulduğu yerin deprem bölgesi olduğu önceden kestirilememiĢ ve yaĢanan
depremler nedeniyle kent yerle bir olmuĢtur. Günümüzde, Hierapolis Antik Kentini
yıkan depremlerin etkilerini yapı kalıntıları ve traverten oluĢumları üzerinde görmek
mümkündür.
2.1.1. Hierapolis Antik Kentinin Kısa Tarihçesi ve KuruluĢu
Lykos nehri vadisi, güneyinde yer alan Babadağ (Antik Salbakos) ile
güneydoğusunda yer alan 2751 m yüksekliğindeki volkanik Honaz Dağı (Antik
Kadmos) arasında
kalmaktadır. Bu bölge, küçük vadiler ve nehir yataklarının
46
uzandığı güzergahları takip eden antik ve modern yolların kesiĢtiği bir noktada
bulunmaktadır. Güneyinde, Akdeniz kıyısındaki Antalya kentine (Antik Attaleia)
doğru uzanan ana yol yer alır. Kuzeyinde yer alan diğer bir yol, Tripolis kenti ve dağ
geçidini aĢtıktan sonra Lidya'ya doğru uzanır ve Hermos vadisindeki AlaĢehir (Antik
Philadelphia) ve Sardes kentlerinden geçerek Ege kıyısındaki Ġzmir'e (Antik Smyrna)
ulaĢır. Batıda, Maiandros (Büyük Menderes) ve kolu Lykos nehirleri Anadolu
platosunu Ege kıyılarına, Selçuk'a (Antik Ephesos) bağlar. Lykos vadisi, doğuda ise
Psidia ve Konya'dan (Antik Ikonion) geçerek Eğridir gölü bölgesinin verimli
topraklarına ulaĢır. Bu vadi, Antik Çağ'da Pers dünyasını Akdeniz'e bağlayan Kral
Yolu üzerinde yer alırken, günümüzde de Anadolu platosuyla Ege Denizi arasındaki
geçiĢ noktasında önemli bir mevkide yer almaktadır. Ortaçağ'da ise, kutsal topraklara
ulaĢmak isteyen haçlıların ilerlediği kara yolundaki bir bölümü teĢkil ettiği gibi, Pers,
Arap ve Selçuklu istilalarında ana arter olmuĢtur. Antik Çağ'da, diğer bir çok kent ile
birlikte, deniz seviyesinden yaklaĢık 350 m yükseklikte kalker bir plato üzerinde
kurulan Hierapolis kenti de, Lykos vadisinin üzerinde yer alan en önemli yerleĢim
merkezlerinden biri halini almıĢtır (Arthur, 2006:11-12).
Büyük Ġskender'den sonra, M.Ö. 3. yüzyılda Seleukos Hanedanlığı tarafından
yönetilen Hierapolis; aralarında Laodikeia, Apameia ve Psidya Antiocheia
kentlerinin bulunduğu Frigya bölgesinde bulunan dört Seleukos kolonisinden biri
olmuĢtur. Kent, daha sonra M.Ö. 190 yılında Roma desteğini alan III. Antiokhos'un,
Bergama Krallığı denetimine girmiĢtir (Yıldız, 2010:4). Bu tarihe kadar koloni bir
kent olan Hierapolis, kentin tanrısı olan Apollon'a; kentin koruyucu tanrısı "Apollon
Arkhegetes", adaklarda ve oyunlarda "Apollon Phytios" ve kehanetlerde (bilicilik) ise
"Apollon Kareios" gibi değiĢik sıfatlar eklenmesi ve bu amaçla kutsal alan
oluĢturulması nedeniyle artık dini kimlikli kutsal bir kent konumuna gelmiĢtir.
Kentin Arkeoloji literatüründe de "Holy City" yani Kutsal Kent olarak
adlandırılması, kentte bilinen birçok tapınak ve diğer dinsel yapıların varlığından
kaynaklanmaktadır (Birinci, 2006:29; Yıldız, 2010:5).
47
Kentte Roma Ġmparatorluğu'nun ilk yıllarında Augustus'un adına oyunlar
düzenlenmiĢ ve yine aynı dönemde kentin güneyinde 82 m uzunluğunda Gymnasium
yapısı inĢa edilerek, Leto, Artemis ve Apollon'a ithaf edilmiĢtir (Yıldız, 2010:5).
Kent, M.S. 17 ve daha sonra 60 yıllarındaki iki büyük depremle tamamen
yıkılmıĢ ve hippodomik (ızgara) plana göre yeniden inĢa edilmiĢtir. M.S. 129 yılında
kenti ziyaret eden imparator Hadrianus, kentin verdiği vergi ile anıtsal Agora'nın
inĢasını baĢlatmıĢ, yazdığı iki mektupla da kente sığınma, vergi muafiyeti ve özerklik
gibi ayrıcalıklar tanımıĢtır. Hierapolis M.S. 3. yüzyılda altın çağını yaĢamıĢtır.
Hierapolis'li Antipatros'un, Ġmparator Septimus Severus'un çocukları Caracalla ve
Geta'nın eğitmeni olması Hierapolis'in imparatorluk yardımlarından fazlasıyla
yararlanmasını sağlamıĢtır (Yıldız, 2010:7).
Hierapolis, Laodikeia ve Colossae kentleriyle oluĢturulan tekstil birliği ile,
Roma Ġmparatorluğu'na, Mısır ve tüm doğu ülkelerine yapılan tekstil ihracatı ile
Anadolu'nun en zengin kentleri arasına girmiĢtir. Hierapolis M.S. 7. yüzyıldaki
büyük deprem sonucunda büyük oranda tahrip olmuĢ ve kent kimliğini kaybetmiĢtir.
Gecekonduların egemen olduğu kent, tarımsal kimlik kazanmıĢ ve M.S. 12. yüzyılda
küçük bir kasaba haline gelmiĢtir. M.S. 13. yüzyılda Selçukluların egemenliğine
geçen kent, M.S. 14. yüzyıldaki depremden sonra tamamen terk edilmiĢtir. Kentin
kuruluĢundaki en büyük olgu bu alandaki termal su kaynaklarıdır. Apollon kutsal
alanının Pluton'un bulunduğu kırığın uzantısında bulunan kutsal su kaynakları, üç su
deposu ve önünde yer alan havuzlar Antik Çağ'da kentin en önemli unsurları olarak
göze çarpmaktadır (Yıldız, 2010:7).
48
Resim 2.1. Hierapolis Antik Kentinde bulunan kuzey nekropolünden bir görünüm
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 2.2. Hierapolis Antik Kentinde bulunan Frontinus Caddesi üzerindeki
yıkılmıĢ yapılar (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
49
Resim 2.3. Hierapolis Antik Kentinde bulunan tiyatro yapısı
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
2.2. Pamukkale'nin Jeolojik Mirası: Travertenler
Pamukkale bölgesinde bulunan jeolojik oluĢumlar geçmiĢte Hierapolis gibi
bir kültürel miras alanının bu bölgede doğmasına ve geliĢmesine etken olmuĢtur.
Bölgenin aktif bir fay sistemi içinde bulunması birbirini tetikleyen bir dizi jeolojik
olaya neden olmuĢ ve jeolojik miras olarak kabul edeceğimiz fay, kırık, çatlak, vadi,
hidrotermal kaynak, traverten ve daha birçok önemli oluĢum meydana gelmiĢtir.
Meydana gelen jeolojik yapı, insan hayatını sürdürmeye olanak sağlayan verimli ve
sağlıklı bir ortam oluĢturarak insanların ilgisinin bu bölgeye kaymasını sağlamıĢtır.
50
Bu baĢlık altında, yalnızca Pamukkale'ye ismini veren ve bölgedeki kültürel
geliĢmelerde önemli bir materyal olarak kullanılan travertenlere detaylı olarak yer
verilecek olup, diğer önemli ve tanıtımı yapılmamıĢ jeolojik oluĢumların anlatımı
dördüncü bölümde yapılacaktır.
2.2.1. Travertenler
Traverten, kalsiyum karbonat veya bikarbonatça zengin sıcak yer altı
sularının kaynaklar çevresinde oluĢturduğu kireçtaĢlarıdır (Guo ve Riding, 1998
aktaran Özkul vd., 2002:13). Traverten sözcüğünün kökeni Ġtalyanca dilindeki
"travertino" kelimesinden gelmektedir. Roma yakınlarındaki Tibur bölgesinde çok
büyük miktarda depolanan ve antik devirlerde Latince "Lapis Tiburtinus" olarak
adlandırılan bu kayaç, değiĢim sonucu "travertino" adını almıĢtır (Wyatt, 1986;
aktaran Altunel, 1993:8). Traverten kayacı, son dönemlerde özellikle mimari alanda
yaygın olarak tercih edilen bir kayaç olması nedeniyle ekonomik boyutuyla ön plana
çıksa da eĢsiz doğa güzellikleri sunabilen özel kayaçlardan biridir. Buna örnek teĢkil
eden Pamukkale travertenleri, zor Ģartlarda oluĢtuğundan ve birçok medeniyete
tanıklık etme özelliğinden dolayı Bakanlığımızca koruma altına alınmıĢ olsa da,
aslında alınan koruma önlemlerinin yeterli olmadığı ve buradaki bazı travertenler
oluĢumlarının ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle yok olma tehlikesi altında bulunduğu
tezin dördüncü bölümünde anlatılacaktır.
2.2.1.1. Travertenlerin OluĢumu ve Sınıflandırılması
Traverten; sızıntı veya kaynak suları tarafından taĢınan kalsiyum karbonat ya
da kalsiyum bikarbonatlı içeriğin fay hatları, açılma çatlakları, su kanalları,
mağaralar veya yer içindeki herhangi bir boĢlukta CO2 basıncının azalmasına bağlı
51
olarak hızlı bir Ģekilde çökelmesi sonucu oluĢan kayaç türüdür. Travertenin
oluĢumunda, oluĢtuğu bölgedeki biyolojik faktörler, suyun kimyasal özellikleri ve
bölgenin topoğrafik, klimatik ve jeolojik özellikleri önemli rol oynar. Genellikle
farklı renklerde, iri gözenekli, ince taneli ve bantlı yapıda oluĢan travertenlere sutaĢı,
kalktuf, sinter veya yollu mermer de denilir (Kadıoğlu, 2008:254).
Travertenler kısa mesafede, yanal ve düĢey yönde sıkça değiĢen karmaĢık bir
iç mimariye sahiptirler. Bu değiĢiklikler kaynağın konumu, taban topografyası,
traverten depolayan suların bileĢimi, organik faaliyetler ve yüzey suları gibi pek çok
faktörden
kaynaklanır
(Özkul
vd.,
2002:13).
Travertenler,
suların
farklı
fizikokimyasal özelliklerinden dolayı çeĢitli renklerde bulunabilmektedir. Örneğin,
Karahayıt travertenlerinin kırmızı rengi suda çözülmüĢ halde demir bulunması,
Sıcakçermik
travertenlerinin
sarı
rengi
ise
sudaki
kükürt
içeriğinden
kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, beyaz veya gri renk ise suların içerdiği
kalsiyum iyonundan ileri gelmektedir. Travertenler, çeĢitli araĢtırmacılar tarafından
litoloji, bitki içeriği, morfoloji, fiziksel özellikler veya depolanma Ģartlarına bağlı
olarak çeĢitli Ģekillerde sınıflandırmalara tabii tutulmuĢlardır (Polat, 2011:392).
Travertenlerin sınıflandırılmasında en kullanıĢlı kriter morfoloji olarak kabul
edilmektedir (Altunel, 1996b:50).
Travertenler ilk defa, Chafetz ve Folk (1984) tarafından "teras tipi
travertenler", "sırt tipi travertenler", "fay önü travertenler", "tabaka tipi
travertenler" ve "kanal tipi travertenler" Ģeklinde morfolojik sınıflara ayrılmıĢtır
(Chafetz ve Folk, 1984; aktaran Ayaz, 2002:124). Daha sonrasında bunlara "dom
(koni) tipi travertenler", "mağara travertenleri" ve "damar tipi travertenler"
eklenmiĢtir (Ayaz, 2002:124).
52
2.2.1.2. Türkiye'de Traverten OluĢumu
Travertenler, doğada ender olarak bulunan jeolojik oluĢumlardır. Ancak,
ülkemizin tektonik bakımdan aktif bir zonda olması, kalker, mermer gibi litolojik
birimlere yaygın olarak sahip olması, ayrıca iklim Ģartlarının elveriĢli olması gibi
nedenlerden dolayı bulunduğu bölge traverten alanları bakımdan oldukça zengindir
(bkz. Harita 2.2). Kırıklar boyunca yüzeye çıkan sıcak suların oluĢturduğu traverten
çökeltileri Kuzey Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu ve Batı Anadolu Fay
Sistemleri ve çevrelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Denizli (Pamukkale), Ağrı
(Diyadin), Erzincan (Otlukbeli Gölü), Erzurum (Hölenk), Van (BaĢkale), Konya
(Hadim, Cihanbeyli), Balıkesir (Sındırgı), Bolu (Akkale), Sivas (Sıcakçermik) ve
daha ülkemizin birçok yerinde hepsi birer doğa harikası olan traverten birikim
Ģekilleri oluĢmuĢtur (Polat, 2011:400).
Harita 2.2. Türkiye'de travertenlerin bulunduğu alanlar
(www.marmaracografya.com, EriĢim Tarihi: 27.07.2013)
53
Yeryuvarının geçirmiĢ olduğu süreçlerin içlerinde kayıtlı olduğu görsel,
bilimsel ve eğitimsel açıdan önemli ve turizm değeri olan travertenlerin gelecek
nesillere aktarılması için, ülkemizdeki bu traverten alanlarının envanterinin
çıkarılması ve doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınması
gerekmektedir (Polat, 2011:419).
2.2.1.3. Pamukkale'deki Traverten ÇeĢitleri
Büyük Menderes ve Gediz grabenlerinin birleĢtiği bölgede bulunan Denizli
Havzasının kuzey kenarında yer alan ve yaklaĢık 10 km2'lik bir alanı kapsayan
Pamukkale travertenleri (bkz. Harita 2.3), havzayı kuzeyden sınırlayan Pamukkale
fayının düĢen bloğu üzerinde oluĢmuĢ olup, bazı bölgelerde güncel olarak oluĢmaya
devam etmektedir (Altunel, 1996b:48).
Travertenlerin morfolojik özellikleri göz önünde bulundurularak ilk
sınıflandırılması Amerika'daki Yellowstone Milli Parkı'nda bulunan Mammoth Hot
Spring travertenleri kullanılarak yapılmıĢ ve burada tespit edilen traverten çeĢitleri
daha sonra Roma'nın 20 km doğusundaki Tivoli travertenlerinde de gözlenmiĢtir.
Daha önce tespit edilen traverten çeĢitlerinden iki tanesi (teras ve sırt tipi
travertenler) Pamukkale travertenlerinde de gözlenmiĢtir. Ancak, Amerika ve Ġtalya
gibi dünyada traverten örneklerinin en iyi bilindiği yerlerde daha önce tespiti
yapılmamıĢ üç ayrı traverten türü daha Pamukkale'de gözlenmiĢtir. Bunlar; fay önü
travertenleri, tabaka tipi travertenler ve kanal tipi travertenlerdir (Altunel, 1993:8).
Pamukkale'nin bu özelliğiyle dünyadaki diğer örnekleri karĢısında emsalsizliği ile
çok daha değerli olduğunu söylemek mümkündür.
54
Harita 2.3. Traverten çeĢitlerinin Pamukkale bölgesindeki dağılımı
(Altunel, 1996b: 51)
55
2.2.1.3.1. Kendiliğinden OluĢan Kanal Tipi Travertenler
Kanal tipi travertenler dünyada yalnızca Pamukkale'de mevcuttur. Ġnsanların
sulama amaçlı yönlendirdiği ya da teraslardan süzülen suyun doğal veya yapay
kanallar içinde akması sonucu kanal tabanında ve kenarında çökelen traverten
kanalın yükselmesine neden olmaktadır. Doğal veya yapay kanallardan akarak
oluĢan ve yükseklikleri yer yer 15 metreye varan bu duvar Ģeklindeki travertenlere
kendiliğinden oluĢan kanal tipi travertenler adı verilmiĢtir (Altunel, 1993:8).
Kanalların içindeki suyun akıĢı, kenarlarda merkeze göre daha çalkantılı
olduğu için traverten çökelimi kenarlarda daha fazladır. Dolayısıyla kanal tipi
travertenlerin dikey kesitleri genellikle "M" Ģeklinde bir görünüm sunarlar (Altunel,
1996b:54).
ġekil 2.4. Kanal tipi travertenlerin oluĢumunu gösteren Ģematik kesit (Altunel,
1996a:36)
Kanal tipi traverten oluĢumları, Hierapolis antik kentini bir ağ gibi sarmıĢtır
ve kentte yaĢayan insanlar tarafından sulama kanalı Ģeklinde kullanılarak aynı
zamanda kültür varlığı özelliği kazanmıĢtır.
56
Resim 2.4. Hierapolis'in merkezinde yer alan kanal tipi traverten oluĢumu
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
2.2.1.3.2. Teras Tipi Travertenler
Pamukkale'ye bugünkü çekiciliğini kazandıran ve buranın dünya çapında
tanınmasını sağlayan en önemli özellik Hierapolis Antik Kentinin yanında oluĢmuĢ
ve oluĢmaya devam eden teras tipi travertenlerdir. Bu tür travertenlerin dünyada en
tanınmıĢ örnekleri Amerika'da bulunan Yellowstone Milli Parkı'ndaki Mammoth
travertenleri olmasına rağmen, bunlar Pamukkale'deki travertenlerin ancak üçte biri
kadardırlar (Altunel, 1993:9).
57
Teras tipi travertenler aktif kırıklar ve fay segmentleri üzerinde yer alan
kaynaklardan çıkan suyun yamaç aĢağı akmasıyla oluĢurlar. Suyun yamaç üzerinde
bulunan kırık, blok, organik veya kırıntılı malzeme gibi akıĢında düzensizlikler
yaratan engeller üzerinde akması sonucu, yamaç üzerinde yarımküre Ģeklinde
tepecik, havuz, teras, sarkıt gibi boyutları birkaç cm ile m arasında değiĢen kar
beyazı renginde yapılar oluĢur ve bu yapılar bir bütün halinde teras tipi traverten
olarak adlandırılmaktadır (Altunel, 2001:58).
ġekil 2.5. Teras tipi traverten morfolojisinin blok diyagramdaki görünümü (Ayaz,
2002:125)
58
Resim 2.5. Pamukkale'ye ismini veren beyaz renkli teras tipi travertenler
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
2.2.1.3.3. Sırt Tipi Travertenler
Çatlaklar boyunca yüzeye çıkan sıcak suların yüzeyde çökeldiği travertenler
zamanla çatlak boyunca sırt oluĢtururlar. Traverten çatlak içinde bantlı, yüzeyde ise
tabakalı olarak çökelir. Çatlak boyunca yüzeye doğru yükselen sıcak su çatlağın her
iki yüzeyinde onikse benzeyen beyazdan kırmızımsı beyaza değiĢen renklerde, sert
59
ve sıkı dokulu, çatlak duvarına paralel bantlı traverten çökeltir. Çatlaktan çıkan
suyun, yüzeyde çatlağın her iki tarafında akması sonucunda ise tabakalı travertenler
oluĢur. Traverten tabakalarının eğimleri sırt eksininden uzağa doğru geliĢir ve sırt
tipi travertenler bir nevi çatı Ģeklinde görünüm sergiler (Altunel, 1996a:37).
ġekil 2.6. Sırt tipi travertenlerin oluĢumunu gösteren Ģematik kesit (Altunel,
1996a:37)
Sırt tipi travertenler Pamukkale bölgesindeki en yaygın traverten çeĢidi olarak
yaklaĢık 3 km2'lik bir alanı kaplamaktadır. Bu travertenler Pamukkale ve Karahayıt
arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda bir zon Ģeklinde uzanmakta olup
içerisinde çok sayıda aktif ve aktif olmayan sırt tipi traverten oluĢumu mevcuttur
(Altunel, 1996b:52).
Aktif olmayan bütün traverten sırtlarının uzun eksenleri boyunca geniĢlikleri
yer yer 10 metreyi bulan çatlaklar gözlenmektedir. Suyu yüzeye çıkaran bu merkezi
çatlaklar içinde geliĢen traverten depolanmasının durmasından sonra tektonik
hareketlerin devam etmesi sonucunda, çatlakların çoğunda bugün derinlikleri 30
metreyi bulan açıklıklar meydana gelmiĢtir (Altunel, 1993:9).
60
Resim 2.6. Pamukkale’de bulunan bir sırt tipi traverten oluĢumu
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
2.2.1.3.4. Fay Önü Travertenleri
Normal fayların düĢen bloğu üzerinde yer alan travertenler fay önü
travertenleri olarak adlandırılmaktadır. Bu tür travertenlere Pamukkale fayının
bulunduğu kısımda rastlanılmaktadır (bkz. Harita 2.3). Buradaki travertenlerin
tabanında, yamaç molozu veya kırıntılı malzeme traverten ile çimentolanmıĢken, üst
seviyelere doğru traverten ile çimentolaĢmıĢ kırıntılı malzeme yok denecek kadar az
seviyededir. Fay boyunca uzanan metamorfik kayaçlar içinde ise fay doğrultusuna
paralel olarak geliĢmiĢ olan çok sayıda bantlı traverten damarı bulunmaktadır
(Altunel, 1996b:53).
61
2.2.1.3.5. AĢınmıĢ Örtü Travertenleri
AĢınmıĢ örtü travertenleri, kenarları büyük ölçüde aĢınmıĢ olan ve diğer
traverten çeĢitleri ile yüzey bağlantıları olmayan tüm tabakalı travertenleri
kapsamaktadır. Pamukkale'deki sırt ve teras tipi travertenlerin çevresinde bu tür
oluĢumlar sık sık gözlenmektedir (bkz. Harita 2.3). Bu travertenlerin aĢınmadan önce
tabakalı-sırt tipi, fay önü veya teras tipi travertenlerin bir parçası olduğu
düĢünülmektedir. Bu tür travertenler aĢınmıĢ olmaları nedeniyle bulundukları
bölgedeki en yaĢlı traverten oluĢumlarını teĢkil ederler (Altunel, 1996b:54).
2.3. Pamukkale'nin Mevcut Koruma Statüsü
Pamukkale bölgesi, üzerinde barındırdığı uygarlıkların izlerini taĢıyan
Hierapolis Antik Kentinin tarihi ve kültürel değerleri ile dünya çapında benzerine az
rastlanan travertenlerin oluĢturduğu doğal güzellikler nedeniyle, 1970'li yıllardan beri
korunmak ve tanıtılmak istenmiĢ ve bu çabalar sonucunda yörenin yurtiçinde ve
yurtdıĢında tanınması sağlanmıĢtır. Böylece, Pamukkale uzun yıllardan beri yerli ve
yabancı turistlerin ilgisini çeken önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiĢtir.
BaĢlangıçta orman rejimine alınarak her türlü yapılaĢmadan ve kaynakların yanlıĢ
kullanımından korunmak istenen bölge, daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı
Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından arkeolojik ve doğal
sit alanı olarak tescillenerek potansiyel açıdan daha uygun yasal dayanaklarla
korunmaya çalıĢılmıĢtır (DurmuĢ; Güler ve Semenderoğlu, 1993:11). Söz konusu sit
sınırları Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 13.12.1980 ve A2587 sayılı Kararı ile belirlenmiĢtir (Acar, 2008:58).
62
I. (Bir) Derece Arkeolojik ve I. (Bir) Derece Doğal Sit olarak tescil edilen
Pamukkale / Hierapolis Antik Kenti sit sınırları, daha sonra Ġzmir II Numaralı Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 09.05.1990 gün, 1309 sayılı ve
01.04.1992 gün, 2585 sayılı Kararları ile geniĢletilmiĢtir (AKVKBKMA, 2013).
Bununla birlikte; gelecek nesillere bozulmamıĢ zengin bir biyolojik varlık mirası ve
yaĢanabilir, sağlıklı, temiz bir çevre bırakmak, dünya turizminden yeterli payı
alabilmek ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak amacıyla belirlenen “özel çevre
koruma bölgeleri” (Önez, 2008:59) arasında Pamukkale bölgesi de yerini almıĢtır.
22.10.1990 tarihinde, Özel Çevre Koruma Kurulu tarafından merkeze bağlı (Denizli)
Develi, Karahayıt, Yeniköy, Ataköy ve Pamukkale'deki traverten sahaları ile
Hierapolis antik kentinin bulunduğu 44 km2 alanı kaplayan bölge "Özel Çevre
Koruma Bölgesi" ilan edilmiĢtir (DurmuĢ; Güler ve Semenderoğlu, 1993:11).
1990'lı yıllarda, Pamukkale'yi ziyaret eden yıllık turist sayısı önceki yıllara
oranla artmaya baĢlamıĢ ve 2000'li yıllarda bu sayının 1,5 milyona ulaĢması
nedeniyle, alanın bir bütün olarak korunması, geliĢtirilmesi ve sunulması ihtiyacı
doğmuĢtur. Bu amaçla, Denizli Valiliği tarafından devlet desteği sağlanarak
“Pamukkale (Hierapolis) Koruma Amaçlı İmar Planı” çalıĢmalarına baĢlanmıĢ ve bu
çalıĢmalar 1991 yılında tamamlanmıĢtır. Sonraki süreçte, söz konusu koruma amaçlı
imar planı, Ġzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun
02.10.1991 tarihli ve 2172 sayılı kararı ile onaylanmıĢtır. Koruma Amaçlı Ġmar
Planı'nın onaylanmasından sonra ise, 2002 yılında Türkiye Cumhuriyeti ve Dünya
Bankası'nın ortak etkinliği olan “Türkiye'nin Kültür Mirası Projesi” kapsamında
“Pamukkale / Hierapolis Sit Alanı Yönetim Planı” hazırlatılmıĢtır. Bu planın
hedefleri dahilinde, sit alanı için bir yönetim sistemi oluĢturulması, koruma,
geliĢtirme ve sunum hedeflerinin operasyonel, yönetsel ve parasal alt yapılarının
oluĢturarak sürekliliğinin sağlanması, etkili bir sit alanı sunumu ve anlatımı için yeni
bir bakıĢ açısının yaratılması ve yerel toplumun bu olguya katılımının sağlanması
amaçlanmaktadır (Acar, 2008:61-62).
63
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
3. PAMUKKALE'NĠN JEOLOJĠSĠ
Pamukkale'nin jeolojik tarihine ıĢık tutmak ve bu doğrultuda bölgede
meydana gelen depremler ile jeolojik oluĢumların daha iyi anlaĢılabilmesi amacıyla
bölgenin stratigrafisi, yapısal jeolojisi ve hidrojeolojisi bu bölümde anlatılmıĢtır.
Harita 3.1. Pamukkale bölgesinin jeolojik haritası (Altunel, 1996b:47)
3.1. Stratigrafi
Pamukkale bölgesinde, Menderes masifine ait Neojen öncesi metamorfik
kayalar ile Neojen ve Kuvaterner yaĢlı çökel kayaları bulunmaktadır. Menderes
Masifinin metamorfitleri bölgedeki en eski birimleri oluĢturmakta olup, değiĢik
kesitlerde tabandan tavana doğru; gnayslar, Ģistler, kuvarsitler, mikaĢistler ve
mermerlerle temsil edilmektedir. Alt Pliyosen (Neojen) yaĢlı Kızılburun formasyonu
kireçtaĢı ve marndan oluĢurken, Sazak formasyonu silttaĢı, kiltaĢı ve kireçtaĢından
oluĢmaktadır. Yine Alt Pliyosen (Neojen) yaĢlı Kolankaya formasyonu kumtaĢından
oluĢurken, Üst pliyosen (Neojen) yaĢlı Tosunlar formasyonu ise bloklu çakıl taĢı,
kumtaĢı ve kireçtaĢından oluĢmaktadır. Kuvaterner döneminde ise, bölgede alüvyon,
yamaç molozu, alüvyon yelpazeleri ve traverten oluĢumları geliĢmiĢtir (Günay vd.,
1996; Özpınar vd., 2002, aktaran Acar, 2008:69-71).
Harita 3.2. Pamukkale ve çevresinde yer alan formasyonların konumlarını ve yapısal
özelliklerini gösteren hidrojeoloji haritası (Ukam, 1994; Gökgöz, 2007, aktaran Acar,
2008:69)
65
3.2. Yapısal Jeoloji
Pamukkale travertenleri ve Hierapolis Antik Kenti, Denizli havzasını kuzeyde
sınırlayan Pamukkale aktif normal fayının düĢen bloğu üzerinde yer almaktadır
(Altunel, 2000; aktaran Birinci, 2006:19). Pamukkale'nin de içinde bulunduğu Batı
Anadolu'da, neotektonik dönemin baĢlamasıyla geliĢen açılmanın ürünü olan Büyük
Menderes ve Gediz grabenlerini sınırlayan faylar, tarihsel dönemlerde ve
yaĢadığımız yüzyılda değiĢik büyüklüklerde depremlere neden olarak bölgedeki
yerleĢim yerlerini etkilemiĢlerdir (Birinci, 2006:19).
Pamukkale
travertenleri
ve
Hierapolis
Antik
Kenti,
günümüzde
depremselliğin izlerinin ve etkilerinin çok net bir Ģekilde görülebildiği (bkz. Resim
3.1, 3.2 ve 3.3) dünyanın en önemli doğal ve kültürel miraslarından biri olarak
bilimsel araĢtırmalara ıĢık tutmaları açısından da önemli değerlerdir.
Resim 3.1. Tarihi depremler sonucu kanal tipi travertende oluĢan çatlak
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
66
Resim 3.2. Deprem sonucu Hamam-Bazilika yapısında meydana gelen yıkılma
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 3.3. Depremler sonucu devrilmiĢ olan kaya mezarları (Kaynak: Engin Yılmaz,
KiĢisel ArĢiv / 2013)
67
Hierapolis ve yakın çevresinde M.Ö. 65 yılından günümüze kadar geçen
zaman diliminde magnitüdü 4'ün üzerinde toplam 32 deprem kaydedilmiĢtir (bkz.
Tablo 1.3). Bu depremlerin 10 tanesi 20. yüzyıldan önce meydana gelirken, 22 tanesi
de 20. yüzyılın içinde meydana gelmiĢtir. Burada tarihsel depremlerin sayılarının
azlığı dikkat çekmektedir. Çünkü, tarihsel depremlerin varlığı, büyüklüğü ve
lokasyonu depremin yerleĢim merkezinde verdiği hasar göz önünde bulundurularak
tespit edilebildiğinden, tarihsel devirlerde küçük çaplı depremler kayıt edilememiĢ
olup, yalnızca büyük ve Ģehir merkezine yakın depremler kayıt edilebilmiĢtir
(Altunel; Barka, 1996:68).
Tablo 3.1. M.Ö. 65 ve M.S. 1990 yılları arasında Pamukkale ve çevresinde
kaydedilmiĢ depremlerin listesi
No
Tarih
1
M.Ö. 65
2
M.Ö. 20
3
M.S. 60
4
1354
5
09.06.1651
6
1703
7
1744
8
Zaman
Enlem
Boylam
37.45
29.10
Magnitüd
Büyüklük
VII
VII
37.55
29.10
XI
37.50
29.20
VIII
37.50
29.20
VIII
04.1886
37.45
29.05
VI
9
01.1887
37.50
29.05
VII
10
12.1899
37.45
29.05
VI
11
20.09.1900
37.50
29.05
12
04.1901
37.50
29.00
13
21.06.1902
37.50
29.05
4.3
14
01.01.1904
37.50
29.05
4.8
15
1907
37.45
29.05
16
04.04.1911
37.45
29.05
4.00
11.38.24
15.43
68
6.1
VI
VI
7
Tablo 3.1. M.Ö. 65 ve M.S. 1990 yılları arasında Pamukkale ve çevresinde
kaydedilmiĢ depremlerin listesi (Devam)
No
Tarih
Zaman
Enlem
Boylam
Magnitüd
17
03.09.1925
9.52
38.00
29.00
4.5
18
24.07.1933
37.50
29.05
5.1
19
04.01.1940
37.45
29.05
20
02.06.1942
22.00.10
37.50
29.05
4.6
21
21.12.1945
18.35
37.55
29.00
4.7
22
27.02.1946
37.55
28.50
5.1
23
21.06.1961
16.04.51
37.50
28.45
5
24
11.03.1963
07.27.24
37.55
29.10
5.5
25
13.06.1965
20.01.51
37.50
29.20
5.7
26
17.06.1965
02.58.25
37.45
29.20
4.5
27
29.03.1966
02.36.37
38.00
28.45
4.9
28
02.12.1966
06.45.55
37.45
29.25
4.6
29
25.07.1967
12.39.28
37.55
28.45
4.5
30
13.11.1967
06.50.35
37.45
28.50
4.5
31
19.08.1976
01.12.20
37.45
29.00
5.1
32
04.05.1984
21.35.02
37.55
29.15
4.7
Büyüklük
VI
(Kaynak: Ambraseys ve Finkel, 1995; AteĢ ve Bayülke, 1982; Ergin vd., 1971;
Gencoğlu vd., 1990; aktaran Birinci, 2006:20)
3.3. Hidrojeoloji
Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniĢ bir
bölgeyi etkilemiĢ ve bu bölgede sıcaklıkları 35oC - 100oC arasında değiĢen 17
69
sıcak su kaynağı oluĢmuĢtur. Antik devirlerden beri kullanılmakta olan Pamukkale
termal kaynağı bölgesel termal potansiyel içindeki bir ünitedir (Uzel, 1991:38).
Pamukkale koruma alanındaki geçirimli birimler Paleozoyik yaĢlı mermerler, Neojen
yaĢlı çakıl
taĢı ve kumtaĢları ile Kuvaterner yaĢlı traverten ve alüvyonlardır.
Mermerler, bol çatlaklı ve kırıklı bir yapı kazanmıĢ olup, kırık, çatlak ve katman
yüzeylerinde çözünme boĢlukları ve fazla ilerlememiĢ karstlaĢma görülmektedir.
Mermerler, bu özellikleri ile alandaki en önemli akifer seviyesini oluĢturmaktadır.
Neojeni meydana getiren formasyonların çakıl taĢı ve kumtaĢı seviyeleri yine
bölgedeki önemli akiferleri oluĢturmaktadır. Travertenlerin oluĢumlarında ise yarık
ve çatlak sistemleri ile çözünme boĢlukları, mağara, düden vb. karstik yapılar
gözlenmektedir. Bu nedenle travertenler ikincil gözenekliği ve geçirgenliği yüksek
bir akifer özelliği taĢımaktadır. Yörede çıkan sıcak ve mineralli sular, yüzeye
eriĢirken travertenleri de eriterek ikincil boĢluklar oluĢturmakta, yüzeyde kaynak tüfü
ve yeni traverten oluĢumlarını meydana getirmektedir (Özpınar vd., 2002; aktaran
Acar, 2008:73-74).
ġekil 3.1. Ġnceleme alanının Ģematik hidrojeoloji kesiti
(UKAM, 1994 ve Gökgöz, 2007; aktaran Acar, 2008:74)
70
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
4. PAMUKKALE'NĠN BĠLĠNMEYEN JEOLOJĠK MĠRASLARI
Pamukkale'de bulunan ve turistik açıdan bugüne kadar gözden kaçmıĢ olan,
doğal, kültürel ve bilimsel miras niteliğindeki bazı jeolojik oluĢumlar ve
bulundukları alanlar bu bölümde ele alınarak tanıtılacaktır. Söz konusu jeolojik
oluĢumlar arasında fay aynası, sırt tipi travertenler, traverten köprüleri, kanal tipi
travertenler ve jeomorfolojik özelliğiyle dikkat çeken bir vadi bulunmakta olup,
birçoğu Bakanlığımızın görev alanında kalan kültürel jeo-miras öğeleri olarak göze
çarpmaktadır. Bu oluĢumların bulunduğu lokasyonların çoğu 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tescil edilen arkeolojik ve doğal sit
sınırları içerisinde kalmasına rağmen, bazılarının anılan sit sınırları dıĢında kaldığı
tespit edilmiĢtir. Söz konusu oluĢumların bulunduğu alanlar veya güzergahlar doğal,
kültürel, bilimsel veya görsel özellikler barındırmaları nedeniyle JEMĠRKO’nun
Pamukkale Traverten Jeoparkı ismiyle önerdiği (turkjeopark.org, 31.08.2013) alan
içerisinde değerlendirilebilecek birer jeosit olarak önerilmiĢ olup, bölgede yapılan
arazi çalıĢmalarında alınan koordinatlar doğrultusunda önerilen bu jeositlerin sınır
veya güzergahları MapInfo programı kullanılarak uydu görüntüsü üzerine kırmızı
renk çizgiler ile aktarılmıĢtır (bkz. Harita 4.2). Ayrıca, Pamukkale'nin dünyadaki
örneklerine benzer Ģekilde bir jeopark alanı olarak değerlendirilmesine esas olmak
üzere, alanın mevcut ve geliĢtirilebilir doğal, kültürel ve jeolojik özellikleri GZFT
(SWOT) analizi yöntemiyle ele alınmıĢtır.
Harita 4.1. Pamukkale bölgesinin basitleĢtirilmiĢ haritası (Altunel, 1996a:38)
72
Harita 4.2. Pamukkale ve çevresinde jeosit olarak önerilen oluĢumlar (Kaynak:
Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi:25.05.2013, Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
4.1. Fay Aynası
Depremler, diferansiyel gerilimin, yerkabuğunu kırdığı yerler olan yeni ve
önceden oluĢmuĢ faylar boyunca oluĢur (Helvacı, 2013:339). Pamukkale ve
Karahayıt arasındaki YokuĢyol mevkiinde yer alan ve önceki bölümlerde bahsi geçen
Pamukkale fayının (bkz. Harita 4.1) bir göstergesi olan fay aynası, Hierapolis Antik
Kentini etkilemiĢ olan depremler konusunda bilimsel belge özelliği barındırmasının
73
yanında, yakınında bulunan önemli kültür varlıkları ve bu kültür varlıkları ile olan
iliĢkileri açısından değerli ve tanıtılması gereken bir jeolojik mirastır (bkz. Resim
4.1, 4.2). Bu önemli jeodeğer, 2863 sayılı Kanun kapsamında arkeolojik ve doğal sit
olarak tescil edilen alan sınırları içerisinde kalmakta olup, jeopark ve jeoturizm
uygulamaları kapsamında jeosit olarak değerlendirilebilecek bir potansiyele sahiptir.
Resim 4.1. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
74
Resim 4.2. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası ve bloklarda oluĢan kopma
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
75
Fay aynası; yerkabuğunda yukarıdan aĢağı çatlak ve kırılma yüzeyleri
boyunca, gözle fark edilebilecek ölçüde bir kayma, yer değiĢtirme bölgesi olup,
kayma hareketinin meydana getirdiği düzleme denir. Bu ayna üzerinde çoğunlukla
sürtünme sebebiyle, kayma çentikleri meydana gelir (fay.nedir.com, 01.06.2013).
Resim 4.3. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynasında kayma yönünü gösteren fay
çentikleri (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
76
Aynı zamanda, geçmiĢ yıllarda Prof. Dr. Erhan ALTUNEL tarafından bu
bölgede yapılan arazi çalıĢmaları sırasında, Roma Dönemine ait bir kabartmanın
(bkz. Resim 4.4) bu fay aynası üzerine kazılmıĢ olduğu belirlenmiĢtir (Altunel,
2001:61).
Resim 4.4. YokuĢyol Mevkii'ndeki fay aynası üzerinde in-situ durumundaki
kabartma (Kaynak: Erhan Altunel, KiĢisel ArĢiv / 1992)
Söz konusu kabartma Roma Dönemine ait olup, Karahayıt Kabartması adı ile
tanınmaktadır (bkz. ġekil 4.1). Üzerinde üç figür görülmektedir. Sağda Efes Artemis
Kült Heykeli, solunda Apollon Kitharodos ve Dionysos tokalaĢması betimlenmiĢtir
(kulturvarliklari.gov.tr, 03.08.2013).
77
ġekil 4.1. Karahayıt kabartması (kulturvarliklari.gov.tr, EriĢim Tarihi: 03.08.2013)
Ancak, bu uzmanlık tezi kapsamında söz konusu alanda yapılan arazi
çalıĢmaları ve arĢiv kayıtlarında yapılan incelemelerde Karahayıt kabartmasının
bulunduğu fay aynası yüzeyinden kaçakçılar tarafından blok olarak kesilip kaçırıldığı
anlaĢılmıĢ olup, arkeolojik sit alanı içinde kalmasına rağmen bu çok değerli kültür
varlığı gerçek anlamda korunamayarak ortadan kaybolmuĢtur (bkz. Resim 4.5).
Konuya iliĢkin olarak, Bakanlığımız Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel
Müdürlüğünce
gerçekleĢtirilen
kaçakçılığın
önlenmesi
ile
ilgili
faaliyetler
kapsamında, Karahayıt Kabartması çalınan eserler listesine dahil edilmiĢ olmasına
rağmen henüz bulunamamıĢtır (kulturvarliklari.gov.tr, 03.08.2013).
78
Resim 4.5. Karahayıt Kabartmasının çalınmasından sonra fay aynasının mevcut
durumu (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Bununla birlikte, Hierapolis antik kent merkezinin yaklaĢık 1 km kuzeyinde
yer alan söz konusu fay aynası yakınında arka planda kalmıĢ ve tanıtılması gereken
önemli kültür varlıkları bulunmaktadır. Bunlar fayın kesmiĢ olduğu su kanalı ve su
kanalının devamındaki su kemeridir. Roma döneminde Hierapolis kentine içme suyu
sağlayan bu su kanalı M.S. 60 yılında meydana gelen depremde kesilmiĢ ve
günümüzde yaklaĢık 1.5 m yukarıda asılı kalmıĢtır (bkz. Resim 4.6) (Altunel,
2001:61).
79
Resim 4.6. Fay ile kesilerek 1.5 m yükseklikte asılı kalan su kanalı ve fay aynası
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Bahsi geçen su kanalının izleri, kendisini keserek askıda bırakan faydan
yaklaĢık 300 m kadar kuzeybatı istikametinde devam etmektedir (bkz. Resim 4.7).
80
Resim 4.7. Hierapolis'e içme suyu sağlayan su kanalının devamı
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Bu istikamette, kanal ufak çaplı bir dere yatağı ile kesilmiĢ olup, suyun
buradan karĢıya geçirilmesi alanda inĢa edilmiĢ tarihi bir kemer ile sağlanmıĢtır (bkz.
Resim 4.8).
81
Resim 4.8. Su kanalı istikametinde suyun dereden karĢıya geçmesini sağlayan kemer
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
82
Harita 4.3. Fay aynası ve iliĢkili olduğu kültür varlıklarının bulunduğu yerleri
gösteren uydu haritası (Kaynak: Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi: 25.05.2013,
Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
4.2. Sırt Tipi Travertenler
Pamukkale'de yer alan sırt tipi traverten oluĢumları gerek bilimsel değerleri
ve gerekse doğal ve kültürel özellikleri ile son derece önemli jeolojik miraslardır. Sırt
tipi
travertenler
Hierapolis
antik
kentinin
kuzeybatısında
yaygın
olarak
geliĢmiĢlerdir. Tezin ikinci bölümünde de açıklandığı üzere, çatlaklar boyunca
yükselen sıcak sulardan çökelen travertenler çatlak boyunca traverten sırtı
oluĢtururlar.
83
4.2.1. Tabiat Varlığı Niteliğindeki Sırt Tipi Traverten
Pamukkale, Yarıkkaya Mevkii'nde (bkz. EK-1) bulunan iki adet traverten
sırtından biri çok önemli bir jeolojik miras olup, görsel ve bilimsel değeri ile her
yerde rastlanmayan, belli bir süreci, olayı, zamanı veya sonucu temsil eden bir
jeolojik ürün olarak yerkabuğunun geçmiĢine ait bilimsel belge niteliğinde potansiyel
bir jeosit olarak karĢımıza çıkmaktadır (bkz. Resim 4.9). Bu oluĢum herhangi bir
kültürel değer içermemekte olup, tabiat varlığı özelliği göstermesi nedeniyle ve
Yarıkkaya Mevkii'nde bulunan antik taĢ ocağı özelliğindeki diğer traverten sırtı ile
karıĢtırılmaması amacıyla tez kapsamında "Yarıkkaya Doğal Sırt Tipi Traverteni"
olarak adlandırılmıĢtır (bkz. Harita 4.4). Ancak, bu önemli jeolojik miras,
Bakanlığımızın geçmiĢ dönemdeki çalıĢmalarında ve ilgili diğer kurumların yasal
mevzuatı çerçevesinde bugüne kadar koruma altına alınmamıĢ olup (bkz. EK-3),
hemen karĢısında gerçekleĢtirilen madencilik faaliyetleri ile yok olma tehdidi altında
bulunmaktadır (bkz. Resim 4.10).
YurtdıĢındaki birçok ülkede, jeolojik mirasın yasal yollarla korunmasında bir
araç olarak kullanılan jeosit kavramı ülkemizin yasal mevzuatında henüz
tanımlanmamıĢ olup, bu önemli jeolojik mirasın jeosit kavramı ile yasal olarak
korunması mümkün değildir. Ancak, söz konusu oluĢumun "korunması gerekli tabiat
varlığı" özelliği gösterdiği dikkate alındığında, yasal yollarla doğal sit olarak tescil
edilebilmesi mümkündür. Bu bağlamda, söz konusu traverten sırtının bulunduğu
alanın Bakanlığımızdan 648 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre ve
ġehircilik Bakanlığına devredilen doğal sit çalıĢmaları kapsamında değerlendirilerek
bu Bakanlığa bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce ivedilikle doğal
sit olarak tescil edilmesi gerekmektedir.
84
Resim 4.9. Yarıkkaya doğal sırt tipi traverten oluĢumu
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 4.10. Yarıkkaya doğal sırt tipi traverten oluĢumunun hemen karĢısında devam
eden madencilik faaliyetleri (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
85
Harita 4.4. Yarıkkaya Mevkii'nde bulunan sırt tipi travertenlerin yerlerini ve
günümüz traverten ocakları ile iliĢkisini gösteren uydu haritası (Kaynak: Altlık:
Google Earth, EriĢim Tarihi: 25.05.2013, Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
4.2.2. Kültür Varlığı Niteliğindeki Sırt Tipi Travertenler
Denizli Havzası’nın farklı noktalarında, antik traverten ocaklarının varlığı
bilinmektedir (Özkul, 2010). Denizli Havzasında bulunan Tripolis, Hierapolis,
Laodikeia ve Colossae gibi Antik Kentlerin traverten kayacından inĢa edilmiĢ olması
çevredeki traverten bolluğunun bir göstergesi olup, bu travertenlerin çıkarıldığı ve
iĢlendiği antik traverten ocakları hem kültürel hem de jeolojik açıdan önemli
değerlerdir.
86
Pamukkale, Yarıkkaya Mevkii'nde bulunan diğer bir sırt tipi traverten
oluĢumu ile Çukurbağ Mevkii'nde bulunan sırt tipi traverten oluĢumu jeolojik miras
olmaları yanında antik dönemde Hierapolis'in inĢası ve süs taĢı çıkarılması amacıyla
taĢ ocağı olarak iĢletilmiĢ olmalarıyla da dikkat çekmekte olup, potansiyel kültürel
jeositlerdir.
Antik dönemde, Hierapolis'te yaĢamıĢ olan Yunan, Roma ve Bizans sakinleri
kente yakın olan travertenlerin yapı malzemesi olarak oldukça kullanıĢlı ve değerli
kayaçlar olduğunu keĢfetmiĢlerdir. Yapı malzemesi olarak seçilen travertenler
baĢlıca kentten daha alçak kotta bulunan ve traverten çökelimi sona ermiĢ taĢ
ocaklarından çıkarılmıĢtır. Alandaki çoğu taĢ ocağının en belirgin özelliği enine dar
olarak geliĢen, derin ve dikey duvarlı hendeklerden oluĢmalarıdır. Aslında, her bir
hendek Frig Mermeri olarak adlandırılan bantlı traverten oluĢuklarını da içinde
barındıran sırt tipi traverten oluĢumlarıdır. Sırt tipi travertenlerin dıĢa eğimli
kenarında tabakalı traverten ve dikey iç kenarında ise bantlı travertenler oluĢumları
geliĢmiĢ olup bu tip traverten oluĢumlarının duvar kısımlarında, Hierapolis'in inĢası
için kullanılan birçok kayaç bloğunda da görülen balıksırtı desenli (iyi tanımlı) alet
izleri bulunmaktadır (Altunel vd., 2000:1).
Sırt tipi travertenlerin dıĢ kenar kısımlarındaki tabakalı travertenler, baĢlıca
sütun yapımında bir yapıtaĢı olarak kullanırken (bkz. Resim 4.11), çatlak merkezinde
geliĢen sık ve çekici bantlı travertenler ise özellikle süs taĢı (bkz. Resim 4.12) olarak
kullanılmıĢtır (Altunel vd., 2000:1).
87
Resim 4.11. Antik dönemde taĢ ocağı olarak iĢletilen "Çukurbağ Sırt Tipi
Traverteni" yanında bulunan sütun parçası (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv /
2013)
Resim 4.12. Bantlı traverten örneği (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
88
Antik Dönemin izlerini taĢıyan ve Hierapolis'in tarihinde önemli bir yeri olan
bu sırt tipi traverten oluĢumları, Pamukkale'nin en cazip yerleri olan Hierapolis Antik
Kenti ile beyaz traverten oluĢumlarından uzakta, Yarıkkaya Mevkii ile Çukurbağ
Mevkii'nde bulunmaktadır.
KarıĢıklılığa neden olmamak adına Yarıkkaya'da yer alan iki sırt tipi
traverten oluĢumundan bir tanesi tabiat varlığı özelliği göstermesi nedeniyle önceki
baĢlık altında "Yarıkkaya Doğal Sırt Tipi Traverteni" olarak, burada anlatılacak olan
sırt tipi traverten oluĢumu ise kültürel öğeler barındırması nedeniyle "Yarıkkaya
Kültürel Sırt Tipi Traverteni" olarak adlandırılmıĢtır (bkz. Harita 4.4).
Yarıkkaya Mevkii'nin yaklaĢık 2 km güney doğusunda bulunan Çukurbağ
sırt tipi traverteni antik dönemde bantlı traverten içeriği fazla olması nedeniyle
muhtemelen süs taĢı ocağı olarak iĢletilmiĢ, Yarıkkaya kültürel sırt tipi traverten
oluĢumu ise muhtemelen Hierapolis Antik Kentinin inĢasında kullanılan yapı
malzemelerinin çıkarıldığı taĢ ocağı (bkz. Resim 4.13, 4.14 ve 4.15) olarak
iĢletilmiĢtir.
Hem jeolojik hem de kültürel açıdan çok büyük bir öneme sahip bu
oluĢumların korunarak gelecek kuĢaklara aktarılması ve turizme kazandırılması
büyük önem taĢımaktadır. Pamukkale'ye gelen turistlerin bu oluĢumları göremeden
yöreden ayrılmaları turizm anlamında bir eksiklik olarak karĢımıza çıkmaktadır.
89
Resim 4.13. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan "Yarıkkaya Kültürel
Sırt Tipi Traverteni" (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 4.14. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde antik dönem alet izleri
(Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
90
Resim 4.15. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde yapıtaĢı olarak
kullanılmak üzere traverten bloğunun çıkarıldığını gösteren izler (Kaynak: Engin
Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Ancak, ilgili kiĢiler dıĢında varlığından habersiz olunan bu kültürel jeomiraslar
yaĢatılarak
gelecek
kuĢaklara
aktarılma
konusunda
problem
yaĢamaktadırlar. Öyle ki, traverten çıkarma telaĢı ile Yarıkkaya kültürel sırt tipi
traverten oluĢumuna günümüz teknolojisiyle yapılan fiziki müdahale sonucunda
oluĢumu binlerce yıl alan bu jeolojik miras büyük oranda tahrip edilmiĢtir (bkz.
Resim 4.16 ve 4.17). Söz konusu jeolojik oluĢuma ait koordinatların Aydın Kültür
Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü arĢivinden alınan koordinatlı sit sınırı
paftası üzerine aktarılması neticesinde, bu oluĢumun Pamukkale Koruma Amaçlı
Ġmar Planı içerisinde yer alan arkeolojik sit sınırları dıĢında kaldığı (bkz. EK-3) tespit
edilmiĢ olup (AKVKBKMA, 2013), bugüne kadar yasal yollarla koruma altına
alınmama durumu nedeniyle olası tahribatların önü açılmıĢtır. Bu nedenle, söz
91
konusu
kültürel
jeo-mirasın
tahrip
edilmesinin
önüne
geçebilmek
için,
Bakanlığımızın ilgili birimlerince acil olarak bu alanın 2863 sayılı Kültür
Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında I. (Bir) Derece Arkeolojik Sit olarak tescil
edilmesi gerekmekte olup, yapılmadığı takdirde söz konusu oluĢumun madencilik
faaliyetleri nedeniyle yok olacağı öngörülmektedir.
Resim 4.16. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" içinde güncel madencilik
faaliyetleri ve oluĢan büyük tahribat (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
92
Resim 4.17. Madencilik faaliyetleri sonucunda antik taĢ ocağına giriĢ kısmında
meydana gelen tahribat (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 4.18. "Yarıkkaya Kültürel Sırt Tipi Traverteni" yanında madencilik
faaliyetleri (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
93
Antik taĢ ocağı özelliğinde bulunan diğer bir sırt tipi traverten oluĢumu ise
yukarıda da belirtildiği gibi Çukurbağ Mevkii'nde bulunmaktadır.
Resim 4.19. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan "Çukurbağ Sırt Tipi
Traverteni" (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Çukurbağ sırt tipi traverteni, Pamukkale Koruma Amaçlı Ġmar Planı
içerisinde yer alan arkeolojik ve doğal sit sınırları içerisinde kalmakta olup, 2863
sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında koruma altına
alınmıĢ olması dolayısıyla madencilik faaliyetleri kapsamında herhangi bir tehlike
altında bulunmamaktadır.
94
Çukurbağ sırt tipi traverten oluĢumu daha önce yapılmıĢ olan arkeolojik
çalıĢmalarda ele alınmıĢtır. D'Adria (1987) tarafından bu oluĢumum tarım alanlarını
birbirinden ayırmak üzere insanların yaptığı bir kanal olduğu ileri sürülmüĢ, ancak
yanlıĢ yorumlanmıĢtır (D'Adria, 1987; aktaran Altunel, 1996a:38). OluĢumu insan
kaynaklı olmayan ve tezin ikinci bölümünde anlatıldığı üzere tamamen doğal jeolojik
süreçlerle meydana gelen bu jeolojik miras, aslında antik dönemde taĢ ocağı olarak
kullanılmıĢ olmasından dolayı kültür varlığı özelliği kazanmıĢtır. Bunu sırtın bir
kanadında görülen 3 adet niĢ (bkz. Resim 4.20) ile muhtemelen taĢ ocağına giriĢ
kısmı olarak belirlenen açıklık (bkz. Resim 4.21) ve dıĢ kısımda bulanan sütun
parçasından (bkz. Resim 4.11) anlamaktayız. Hem kültürel, hem de doğal
özellikleriyle Pamukkale Traverten Jeoparkı önerisi içerisinde kültürel jeosit olarak
değerlendirilebilecek bu jeolojik miras Pamukkale'nin en değerli varlıklarından
olmasına karĢın tamamen göz ardı edilmiĢ bir değerdir.
Resim 4.20. "Çukurbağ Sırt Tipi Traverteni" içindeki niĢler (Kaynak: Engin Yılmaz,
KiĢisel ArĢiv / 2013)
95
Resim 4.21. Antik dönemde taĢ ocağı olarak kullanılmıĢ olan "Çukurbağ Sırt Tipi
Traverteni" içine giriĢ kısmı (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Harita 4.5. Çukurbağ sırt tipi traverteninin sınırlarını ve bulunduğu konumu
gösteren uydu haritası (Kaynak: Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi: 25.05.2013,
Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
96
4.3. Pamukkale'de Ġnsan Yardımıyla OluĢan Doğal Yapılar
(Kanal Tipi Travertenler)
Pamukkale'de, beyaz renkli traverten teraslarını oluĢturan sıcak sular, antik
Ģehir merkezinde kuzeybatı - güneydoğu uzanımlı bir fay zonu boyunca yüzeye
çıkmaktadır. Yüzeye çıkan kalsiyum karbonatça zengin suların kanallar içinde
akmaları sonucu, kanalların tabanında ve kenarlarında traverten çökelmekte ve
kendiliğinden oluĢan kanal tipi travertenler meydana gelmektedir (bkz. ġekil 2.4). Bu
tip traverten oluĢumları, teraslardan boĢalan suların aktığı doğal kanallar veya
insanların sulama amaçlı inĢa ettikleri kanallar üzerinde geliĢmiĢlerdir. Teraslardan
boĢalan suların oluĢturduğu doğal kanal tipi travertenler daha az sayıda ve genellikle
traverten teraslarının iç kısımlarında gözlenmektedirler. Kanal tipi travertenlerin
oluĢtuğu kanalların çoğu sıcak suların sulamada kullanılmaları nedeniyle baĢlangıçta
insanlar tarafından yönlendirilmiĢlerdir. Kanallar baĢlangıçta insanlar tarafından
yapılmıĢ ancak daha sonra suyun akmasıyla doğal olarak, kendiliğinden oluĢmaya
devam ettikleri için bu tür yapıları tanımlamak amacıyla insan yardımıyla oluĢan
doğal yapılar terimi kullanılmıĢtır (Altunel, 1996a:36).
Hierapolis Ģehir merkezinde bir ağ gibi oluĢmuĢ olan kanal tipi travertenler
(bkz.
ġekil
4.2),
aktif
teras
tipi
travertenlerin
eteklerinde
oluĢumlarını
sürdürmektedirler. Ayrıca, Hierapolis'teki kaynak bölgesinden Karakaya ve Hanife
sırtlarına kadar uzanan birkaç km uzunluğunda kendiliğinden oluĢmuĢ aktif olmayan
kanal tipi travertenler mevcuttur (bkz. Resim 4.22) (Altunel, 2001:58).
97
ġekil 4.2. Hierapolis Antik Kentinde kültürel jeosit özelliğindeki kanal tipi traverten
ağı ve kanalları kesen kırıklar (Birinci, 2006:43)
98
Resim 4.22. Aktif beyaz travertenlerinin yanında oluĢmuĢ duvar Ģeklindeki kanal tipi
traverten (Kaynak: Erhan Altunel, KiĢisel ArĢiv / 1992)
Burada, kanal tipi travertenlerin çoğunun doğal oluĢumlar olmaları yanında
aslında kültürel değerler de içerdikleri anlaĢılmaktadır. Dünyada yalnızca
Pamukkale'de bulunan bu önemli jeolojik oluĢumlar, jeoloji ve kültür iliĢkilerini
gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tanıtılması ve jeoturizm kapsamında
değerlendirilmesi gereken varlıklardır. Hierapolis Antik Kentini baĢtan aĢağı bir ağ
gibi saran kanal tipi travertenlerin varlığı ile bu antik kent, Pamukkale Traverten
Jeoparkı önerisi içinde baĢlı baĢına bir kültürel jeosit olarak değerlendirilebilir (bkz.
ġekil 4.2).
99
4.4. Kanal Tipi Traverten Köprüleri
Pamukkale Traverten Jeoparkı önerisi içerisinde kültürel jeosit olarak
değerlendirilebilecek diğer önemli jeolojik oluĢumlar da kanal tipi travertenlerin
dereleri geçerek oluĢturdukları traverten köprüleridir. Bu oluĢumlardan bir tanesi
güncel olarak traverten çökelimi devam eden ve günümüzde halen ayakta olan güzel
görünümlü kanal tipi traverten köprüsüdür. Diğeri ise günümüze kadar ulaĢamayıp
bugün sadece bazı kısımları ayakta kalabilen, ancak jeoloji ve insan odaklı
kalıntılarıyla da oldukça etkileyici bir görünüm sunan yıkık kanal tipi traverten
köprüsüdür. Arkeolojik ve doğal sit sınırları içerisinde kalan (bkz. EK-3), ancak
varlıkları pek bilinmeyen bu kültürel jeo-miraslar Pamukkale'ye gelen ziyaretçiler
tarafından tanınması ve nasıl oluĢtuklarına dair fikir sahibi olunması gereken
etkileyici jeodeğerlerdir.
Hierapolis, Denizli havzasını kuzeydoğuda sınırlayan kuzeybatı - güneydoğu
uzanımlı Pamukkale normal fayının düĢen bloğu üzerinde yer almaktadır.
Dolayısıyla, Ģehrin kuzey ve doğu kısımlarında yüksek bölgeler bulunmaktadır. Bu
yüksek kesimlerden süzülerek toplanan yüzey suları kuzeyde yer alan Çaltılı Dere ve
güneyde yer alan Kadı Deresi gibi Denizli havzasının uzun eksenine dik bir Ģekilde
ulaĢan küçük yataklı dereleri oluĢturmuĢtur (bkz. Harita 4.1). Pamukkale'deki teras
tipi travertenleri oluĢturan sıcak su kaynaklarının bir kısmı, günümüzde olduğu gibi
antik dönemlerde de yakın bölgelerdeki tarım alanlarını sulamak için kullanılmıĢtır.
ġehir merkezindeki kaynaklardan çıkan suyun, Ģehrin dıĢında yer alan Çaltılı ve Kadı
derelerinden geçirilerek tarım alanlarına taĢınabilmesi amacıyla yapılan insan
kaynaklı çalıĢmalar kültürel jeo-miras niteliğindeki traverten köprülerinin oluĢmasını
sağlamıĢtır (Altunel, 1996a:37).
100
Kültürel jeo-miras özelliğindeki traverten köprülerinden bir tanesi, Çaltılı
Dereyi karĢıdan karĢıya geçen ve günümüzde oluĢumu halen devam etmekte olan
beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsüdür (bkz. Resim 4.23 ve 4.24; Harita 4.6).
Her ne kadar doğal gibi görünse de aslında bu oluĢum aynı zamanda kültür varlığı
özelliğindedir. Öyle ki, Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen su, içinde oluklar
açılmıĢ olan ağaç gövdesi aracılığıyla dereyi geçmiĢ ve suyun çökelttiği traverten
zamanla altla bulunan ağacı kaplamıĢtır. Bugün bu oluĢum duvar Ģeklindeki kanal
tipi traverten oluĢumunun köprü oluĢturarak dereyi geçtiği görünümü vermektedir
(bkz. Resim 4.25) (Altunel, 1996a:37).
Resim 4.23. Çaltılı Dereyi karĢıdan karĢıya geçen ve güncel olarak oluĢumu devam
eden beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsü (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv
/ 2013)
101
Resim 4.24. Beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsünün üst kısmı (Kaynak: Engin
Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Resim 4.25. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen suyun oluĢturduğu
kanal tipi traverten ve devamındaki traverten köprüsü (Kaynak: Engin Yılmaz,
KiĢisel ArĢiv / 2013)
102
Harita 4.6. Beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsünün konumunu gösteren uydu
haritası (Kaynak: Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi: 25.05.2013, Çizim: KiĢisel
MapInfo uygulaması)
Kültürel jeo-miras özelliğindeki diğer traverten köprüsü ise yukarıda da
bahsedildiği üzere, antik dönemde suyu Kadı Deresi’nden karĢıya geçirmek için
kullanılmıĢ olan, ancak depremler nedeniyle günümüzde yıkılmıĢ halde bulunan
kanal tipi traverten köprüsüdür (bkz. Resim 4.26).
103
Resim 4.26. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen suyun oluĢturduğu
kanal tipi traverten oluĢumu ve devamındaki yıkılmıĢ traverten köprüsü (Kaynak:
Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Antik dönemde, sulama sularının Hierapolis'in güneyindeki Kadı Dere
üzerinden karĢıya geçirilebilmesi amacıyla burada bir su kemeri inĢa edilmiĢtir (bkz.
Resim 4.27).
104
Resim 4.27. Hierapolis Ģehir merkezinden kanallar ile getirilen suyun Kadı Deresini
geçmesi amacıyla inĢa edilmiĢ antik su kemerinin ayağı (Kaynak: Engin Yılmaz,
KiĢisel ArĢiv / 2013)
ġehir merkezinden kıvrımlı bir kanal boyunca taĢınan sular, Kadı Deresini
alanda inĢa edilen bu su kemeri aracılığıyla geçmiĢ olup, suların akarken traverten
çökeltmeleri sonucunda kıvrımlı kanal boyunca uzanan ve Kadı Deresini köprü
Ģeklinde karĢıya geçen devasa kanal tipi traverten oluĢumunu meydana gelmiĢtir
(bkz. Resim 4.28) (Altunel, 1996a:37).
105
Resim 4.28. Su kemeri aracılığıyla Kadı Deresini karĢıdan karĢıya geçen kanal tipi
traverten oluĢumu (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Ancak, bu kemerin bazı kaynaklarda antik bir yol olduğu ileri sürülmüĢtür.
Öyle ki, Ferrera (1987) tarafından bu yapının Colossae ve Laodikeia'ya giden bir yol
olduğu yorumu yapılmıĢtır (Ferrera, 1987; aktaran Altunel, 1996a:37). Altunel
(1996a) tarafından ise; geniĢliği 1 metreden daha az olan bu yapının antik dönemde
yol olarak kullanılmasının mümkün görülmemesi, ayrıca derenin her iki tarafında
birbirinin devamı niteliğinde yaklaĢık 5 m yüksekliğinde kendiliğinden oluĢan kanal
tipi travertenlerin mevcut olması nedeniyle, bu yapının sulama suyunu taĢıyan
kanalın dereyi karĢıdan karĢıya geçmesini sağlayan bir kemer olduğu ifade edilmiĢtir
(Altunel, 1996a:37).
106
Resim 4.29. Kanal tipi traverten üstünden ve devamındaki yıkılmıĢ kemerden bir
görünüm (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
107
Harita 4.7. YıkılmıĢ kanal tipi traverten köprüsünün konumunu gösteren uydu
haritası (Kaynak: Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi: 25.05.2013, Çizim: KiĢisel
MapInfo uygulaması)
4.5. Yelderesi Vadisi
“Pamukkale
koordinatörlüğünde
Koruma
1991
Amaçlı
yılında
İmar
hazırlanmıĢ
Planı",
ve
Denizli
Valiliği’nin
onaylanarak
uygulamaya
geçirilmiĢtir. Bu planın temel hedefleri arasında, alan dıĢı ve alan içi yeni ulaĢım ve
gezi güzergahlarının belirlenmesi de yer almaktadır (Önez, 2008:63).
108
Yapılan arazi çalıĢmaları sırasında, YokuĢyol Mevkii'nin yaklaĢık 1 km
kuzeyinde, kurumuĢ Yelderesi yatağının bulunduğu vadinin görsel jeomorfolojik
güzellikleri ve doğa yürüyüĢüne imkan tanıyacak özellikleriyle yeni bir gezi
güzergahı olarak değerlendirilebileceği gözlemlenmiĢtir (Resim 4.30 ve 4.31).
Resim 4.30. Yelderesi Vadisi içinden bir görünüm (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel
ArĢiv / 2013)
109
Resim 4.31. Yelderesi Vadisi (Kaynak: Engin Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Pamukkale ve Karahayıt Beldesinin arasında, Kızılkaya Tepesi'nden Denizli
Havzasına ulaĢan Yelderesi'nin meydana getirdiği vadi (bkz. Harita 4.8). Neojen
yaĢlı birimler içerisinde yer almaktadır. Özellikle kireçtaĢı tabakaları kesit olarak
oldukça güzel bir görünüm sergilemekte olup, turistlerin gezerken jeoloji bilgisi
kazanması, yani vadinin doğa turizmi yanında jeoturizm kapsamında da gezilmesi
Pamukkale Traverten Jeoparkı önerisine bir destek olarak karĢımıza çıkacaktır (bkz.
Resim 4.31).
110
Resim 4.32. Yelderesi Vadisi içerisinde kireçtaĢı formasyonu (Kaynak: Engin
Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Ayrıca, vadinin giriĢ kısmının güney kanadında, Hierapolis Ģehir merkezine
antik dönemde su taĢımak üzere yapılmıĢ olan ve YokuĢyol Mevkii'ne doğru uzanan,
ancak faylanmalar sonucu belirli bir noktada kesilmiĢ olan su kanalı bulunmaktadır
(bkz. Resim 4.32). KireçtaĢına oyulmuĢ olan bu su kanalının Aydın Kültür
Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü arĢivinden elde edilen bilgi ve
belgeler doğrultusunda arkeolojik sit sınırları dıĢında kaldığı tespit edilmiĢ olup,
önemli bir kültür varlığı olmasına rağmen bugüne kadar tescil edilmediği
anlaĢılmıĢtır (bkz. EK-3) (AKVKBKMA, 2013).
111
Resim 4.33. Yelderesi Vadisinin giriĢ kısmında bulunan su kanalı (Kaynak: Engin
Yılmaz, KiĢisel ArĢiv / 2013)
Hem kültürel hem de jeolojik açıdan önemli bir jeosit olabilecek bu vadinin,
Bakanlığımız ve Çevre ve ġehircilik Bakanlığınca yapılacak çalıĢmalarla arkeolojik
ve doğal sit sınırları içerine alınarak korunması ve turizme kazandırılması
gerekmektedir. Vadi içerisinde, kaya düĢmeleri veya moloz akmalarına karĢı
alınacak tedbirler ve yapılacak peyzaj düzenlemelerinden sonra vadinin ziyaret
edilmesinin sağlanması halinde Pamukkale turizmine artı bir değer eklenecektir.
Çevre düzenlemesi kapsamında ziyaretçilerin rahatlıkla gezebilmeleri için vadinin
uygun kısımlarında tanzimi yapılacak korkuluklu ahĢap yol, merdiven veya köprü
benzeri parkurlar ve gerekli yerlere bağlanacak tırmanıĢ halatları sayesinde doğa
yürüyüĢüne imkân sağlanacak ve yöreye gelen turistlere farklı bir deneyim
yaĢatılacaktır.
112
Harita 4.8. Yelderesi Vadisi ile kültür varlığı olarak tescilsiz olan su kanalının
konumu gösteren uydu haritası (Kaynak: Altlık: Google Earth, EriĢim Tarihi:
25.05.2013, Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
4.6. Pamukkale Traverten Jeoparkı Önerisinin Değerlendirilmesine Esas GZFT
(SWOT) Analizi
Bu
baĢlık
altında
Pamukkale'nin
öneri
bir
jeopark
alanı
olarak
değerlendirilmesine esas olmak üzere, alanın mevcut ve geliĢtirilebilir doğal, kültürel
ve jeolojik özellikleri GZFT (SWOT) analizi yöntemiyle ele alınmıĢtır. GZFT analizi
ile öneri jeopark alanının güçlü (strenghts) ve zayıf (weakness) yönleri ile dıĢ
çevreden kaynaklanan fırsat (opportunities) ve tehditleri (threats) belirlenmiĢtir.
113
4.6.1. Güçlü Yönler (Strengths)
 Dünyada eĢine zor rastlanan veya sadece Pamukkale'de bulunan traverten
oluĢumlarının varlığı,
 Farklı türde birçok jeolojik miras barındırması (travertenler, vadiler, faylar,
kırıklar, çatlaklar, jeotermal kaynaklar),
 Anadolu'daki ilk Homo-erectus kafatasının burada bulunması,
 Hierapolis Antik Kenti ve civarındaki Tripolis, Colossae ve Laodikeia Antik
Kentlerin Varlığı,
 Arkeoloji Müzesinin kurulmuĢ olması,
 Kültürel jeoloji ve jeoarkeoloji çalıĢmalarına örnek teĢkil edebilecek bir alan
olması,
 Tarihsel deprem izlerinin kalıntılarda gözle görünüyor olması,
 GeçmiĢ dönemlerdeki yoğun bilimsel araĢtırmalar ile bölgenin jeolojik
evriminin ortaya çıkarılmıĢ olması,
 Bakanlığımızca ve diğer Bakanlıklarca yasal zeminde büyük ölçüde
korunuyor olması,
 Özel Çevre Koruma Alanı ilan edilmiĢ olması,
 Alan için koruma amaçlı imar planı hazırlanmıĢ olması,
 Dünya Miras Listesinde bulunması,
 Kültür turizmi, doğa turizmi ve sağlık turizmini bir arada sunuyor olması,
 Sıcak su kaynaklarının varlığı ve termal turizmin geliĢmiĢ olması,
114
 Turizm bilincinin oturmuĢ olması ve konaklama yerlerinin fazlalığı,
 UNESCO Küresel Jeopark Ağına dahil olabilmek için istenen bütün kriterlere
sahip olması,
 Önerilen jeositlerin birbirine yakın olması,
 Öneri jeopark alanı ve çevresinde mevcut iĢletme, altyapı, turizm tesisi
olanaklarının bulunması,
 Denizli Ġl merkezine yakın bir konumda olması,
 Ege bölgesinin yumuĢak iklimi sayesinde yıl boyunca ziyaretçi ağırlama
olanağı,
4.6.2. Zayıf Yönler (Weakness)
 Koruma bilincinin henüz oturmadığı yıllarda travertenlerin geri dönüĢü
olmayacak zararlar görmüĢ olması,
 Betonarme hotel, pansiyon ve konut alanlarının fazlalığı ve çarpık yapılaĢma
sonucunda doğal güzelliği bozan görüntü kirliliği,
 Turizmin yalnızca teras tipi travertenlerle anılması ve turizm değeri olan
diğer önemli traverten tiplerinin bilinmiyor olması,
 Kültür varlıklarının yoğunluğu nedeniyle Hierapolis Antik Kentinin dıĢ
bölgelerinde rastlanan kültür varlıklarının korumasız durumda bırakılması,
 Alanın kültürel özelliklerinin tanıtımına daha fazla önem verilmesi,
 Alanın tarihte cazibe merkezi haline gelmesindeki jeolojik olayların
anlatılmıyor olması,
115
 Bölgenin doğal oluĢumuna ıĢık tutacak ve ziyaretçilerin merakını giderecek
broĢür, poster, levha vb. tanıtım araçlarının hazırlanmamıĢ olması,
4.6.3. Fırsatlar (Opportunities)
 JEMĠRKO'nun jeolojik miras, jeopark ve jeoturizm konularındaki aktif
çalıĢmaları,
 Pamukkale'nin JEMĠRKO'nun öneri jeopark listesinde bulunuyor olması,
 Turizmin geliĢmiĢ olmasının getirmiĢ olduğu avantajlar,
 Türkiye'nin yurtdıĢı tanıtımlarında boy gösteriyor olması,
 Türkiye'nin diğer traverten alanlarının turizme kazandırılmasında öncülük
edecek etkileyiciliğe sahip olması,
 Dünyaca tanınır olması gibi bir avantaj ile jeopark olgusu kazanması halinde
ülkemizdeki
diğer
jeopark
alanlarının
tespit
edilmesi
ve
jeopark
uygulamalarının geliĢmesine ön ayak olması,
 Alternatif turizm aktivitelerine olanak verecek potansiyele sahip olması,
 Alana iliĢkin bu zamana kadar birçok dalda araĢtırmanın yapılmıĢ olması ve
arkeolojik kazıların sürmesi,
 Turizm cazibesinin arttırılmasına olanak sağlayacak somut ve somut olmayan
kültürel miras ve doğal mirasın çeĢitliliği,
 Yerel halkın turizm tabanlı bölgesel ekonomiye katılımı,
 Yerel yönetimlerce ülke çapında, Bakanlığımızca da dünya çapında
tanıtımların yapılması,
116
 Kula Volkanik Jeoparkı ile Kızılcaham-Çamlıdere Jeoparkının ulusal ve
uluslararası alanda tanınır hale gelmesi sayesinde, Pamukkale Traverten
Jeoparkı önerisi için de kullanılabilecek bir Ģablon ortaya çıkmıĢ olması,
4.6.4. Tehditler (Threats)
 Coğrafi ve beĢeri tehditler,
 Bölgede
traverten
formasyonlarının
fazla
olması
nedeniyle
maden
Ģirketlerinin bu alana gözünü dikmiĢ olması,
 Mevcutta bölgede bulunan maden Ģirketlerinin varlığı,
 Antik taĢ ocaklarının maden Ģirketleri tarafından tahrip edilmiĢ olması,
 Beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsünün günlük tarım iĢleri
doğrultusunda yol olarak kullanılması,
 Koruma amaçlı imar planı sayesinde beyazlatılan travertenlerin tekrardan
kararma riski,
 Koruma amaçlı imar planı içerisindeki arkeolojik ve doğal sit sınırlarının
yeteri kadar geniĢlikte tutulmamıĢ olması,
Yapılan analizden de görüleceği üzere Pamukkale'nin çok ciddi bir jeopark
adayı olduğu ve bu potansiyelin mutlaka değerlendirilmesi gerektiği ön plana
çıkmıĢtır. Kula Volkanik Jeopark veya Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark Projelerine
benzer bir modelin Pamukkale için de uygulanması burada bulunan bütün değerlerin
ortaya çıkarılmasına, korunmasına ve sürdürülebilir bir politikayla turizme
kazandırılmasına yarayacak olup, ülkemizde yoğun olarak bulunan diğer jeolojik
miras alanları için yapılacak çalıĢmaların hızlanmasına yardımcı olacaktır.
117
DEĞERLENDĠRME VE SONUÇ
Jeolojik devirlerden günümüze miras kalan jeolojik varlıklar, gerek
görsellikleri, gerekse jeolojik olayların aydınlatılmasındaki bilimsel kanıt olmaları
nedeniyle gelecek kuĢaklara da miras olarak bırakılması gereken değerlerdir. Ancak,
yerkürenin kötü kullanımdan kaynaklanan ve giderek artan çevre sorunları bu değerli
mirasların bir bir yok olmasına neden olmaktadır. Nüfus baskısı ve hammadde
ihtiyacı yüzünden, doğal güzelliğe, kültürel ve bilimsel öneme sahip bu yeryüzü
parçaları bilerek veya bilmeyerek hızla yok edilmektedir. Doğal kaynakların bilinçsiz
ve dengesiz kullanımı, çevrenin sürdürülebilirliğinin sağlanamamasına ve turizm
sektörünün olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Oysa, doğal, kültürel veya
bilimsel özellikleri sayesinde her biri ayrı jeosit olarak değerlendirilebilecek alanlar
ve
ilginç
jeolojik
oluĢumlar,
bulundukları
yörenin
kültürel
geçmiĢinin
araĢtırılmasına, tanıtımına ve zenginleĢmesine katkıda bulunabilirler. Jeolojik Miras,
jeopark, jeoturizm ve kültürel jeoloji olguları bu amaçlar için son yıllarda
geliĢtirilmiĢ, bütün dünyada hızla yaygınlaĢan araçlardır (calistay.turkjeopark.org,
27.04.2013).
Ülkemizde, Jeolojik Mirası Koruma Derneğinin (JEMĠRKO) bu konuda
olumlu giriĢimleri bulunmaktadır. Bu giriĢimler sayesinde önemli toplantılar,
çalıĢtaylar düzenlenmiĢ ve geliĢtirilen projeler ile jeolojik miras, jeopark ve
jeoturizm kavramları adından sıkça söz ettirmeye baĢlamıĢtır. Türkiye'deki jeopark
projelerinden birisi olan TÜBĠTAK destekli Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı,
JEMĠRKO'nun öncülüğü, Ankara Valiliği, Ankara
Kaymakamlığı, Çamlıdere
Üniversitesi,
Kızılcahamam
Kaymakamlığı ve Kızılcahamam Belediyesi'nin
paydaĢlığı ile kurulmuĢ olup, idari yapılanması tamamlanmıĢ, jeoturizm rotası
çizilmiĢ ve bazı jeositlerin tanzimi yapılarak ziyarete açılmıĢtır. Bununla birlikte;
118
2013 yılı içerisinde Westerwald-Lahn-Taunus Jeoparkı ile Kızılcahamam-Çamlıdere
Jeoparkı temsilcileri arasında iĢbirliğine imza atılmıĢtır. OluĢturulan iĢbirliği ile iki
taraf heyeti ve üniversitelerin de katkısı ile henüz tescil edilmemiĢ olsa da
Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkının uluslararası kriterlere uygun bir jeopark olma
potansiyeli bulunması sayesinde Küresel Jeopark Ağına katılması konusunda mesafe
kat edilebileceği vurgulanmıĢtır. Türkiye'de bir ilk olarak uluslararası düzeyde
gerçekleĢtirilen bu etkinliğin sadece il ve ilçe bazında değil ülke bazında da önemli
sonuçlar doğuracağı belirtilmiĢtir (jeoparkankara.com, 10.05.2013).
Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkının, uluslararası düzeyde tanınmaya
baĢlaması, Türkiye'deki jeopark olgusunun yasal zeminde de tanınması gerekliliğini
ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ülkemizdeki tüm jeolojik miras alanlarının
tespitinin yapılarak yasal zeminde koruma altına alınması ve hazırlanacak jeopark
projeleri ile de ülke turizmine artı değer sağlanması gerekmektedir. Ülkemizde
jeolojik mirasın korunması ve jeopark çalıĢmalarını baĢlatan JEMĠRKO, bu konuda
her türlü danıĢmalığı ve desteği sağlayabileceğini beyan etmiĢtir. Bakanlığımızın
JEMĠRKO ve diğer ilgili kurumlar ile eĢgüdümlü olarak jeopark ve jeoturizm
konularına sahip çıkması, hem kültür ve tabiat varlıklarının korunması hem de
turizmin çeĢitlendirilerek geliĢtirilmesi açısından önem arz etmektedir.
Dünya çapında, jeoparkların kurulması sonrasında gerçekleĢtirilen jeoturizm
etkinliği, Bakanlığımızın turizmin çeĢitlendirilmesi misyonuna hizmet edebilecek,
uygun ve dikkate değer bir alternatif turizm türü olmakla birlikte, kültür ve tabiat
varlıklarının korunarak gelecek nesillere aktarılmasındaki yegâne araçlardandır.
Jeolojik miras alanları eski devirlerde kültürel geliĢmeleri doğrudan veya dolaylı
yoldan etkilemiĢ olup, genellikle ilk yerleĢim yerleri yaĢamak için uygun olan bu
alanlarına kurulmuĢtur. Bakanlığımız sorumluluğunda bulunan kültür varlıklarının
bazılarının jeolojik miras alanları içerisinde veya çevresinde yer aldığı göz önünde
119
bulundurulduğunda; jeopark ve jeoturizm uygulamalarının, gezilip görülmeye
değmeyecek durumda bırakılmıĢ, kaçak kazı, definecilik veya baĢka türlü tehditler
ile yok olma tehlikesi altında olan kültür varlıklarımızın canlandırılması açısından
önemli bir koruma mekanizması olduğu ortaya çıkacaktır.
Jeolojik oluĢumların kültür ve turizm değerlerini anlatmak amacıyla tez
çalıĢması kapsamında örneklem alanı olarak seçilmiĢ olan Pamukkale, sahip olduğu
değerlerle dünyadaki ender güzellikte ve çekicilikteki jeolojik miras alanlarından bir
tanesidir. Kültürel jeoloji anlamında değerlendirme yapıldığında; bu alanda insanlar
için uygun yaĢam ortamının geliĢmesinin ve dolayısıyla kültürel geliĢimin
sağlanmasının baĢ aktörünün tektonik hareketler sonucu oluĢan kırık, çatlak ve
fayların oluĢması ve bu oluĢumların yarattığı jeotermal aktivitelerin varlığı olduğu
ortaya çıkacaktır. Jeotermal aktiviteler sonucu kırık, çatlak ve fay zonlarından
yüzeye ulaĢan kalsiyum karbonatlı sıcak suların Ģifa verici özellikleri yanında,
çökelttiği çeĢitli türde birçok travertenin gerek görsel özellikleri, gerek yapıtaĢı
olarak kullanılmaları, gerekse su kanalı olarak kullanılmaları gibi birçok faktör tarihi
devirlerde insanları bu alana çekmiĢtir. Ancak yine tektonik hareketlerin ürünü olan
depremler nedeniyle bu alan terk edilmiĢtir. Turizm anlamında değerlendirme
yapıldığında ise; Pamukkale’nin, ismini aldığı beyaz renkli teras tipi travertenleri,
Ģifalı suları ve Hierapolis Antik Kenti dıĢında farklı turist tiplerinin ilgisini
çekebilecek ve jeoturizm kapsamında değerlendirilebilecek önemli birçok jeolojik
oluĢuma ev sahipliği yaptığı görülecektir. Dünya Miras Listesinde yer alması ve
tanınırlığının sağlanmıĢ olması Pamukkale'nin turizm yönünü geliĢtirmiĢ olsa da, bu
tez çalıĢması kapsamında yapılan tespitler doğrultusunda alanın daha iyi korunarak
turizm potansiyelinin daha üst seviyelere çıkarılması için alternatif bir turizm türü
olan jeoturizmin Bakanlığımızca değerlendirilmeye alınması gerektiği görülmüĢtür.
Bakanlığımız ile destekçi diğer kurum ve kuruluĢların giriĢimleri sonucunda
Pamukkale'nin jeopark olgusuna kavuĢturulması halinde, alanda yapılacak jeoturizm
120
etkinlikleri ile Pamukkale'nin cazibesi ve dünyadaki tanınırlığı arttırılarak yöre ve
ülke turizminin çeĢitlendirilerek geliĢimine ve alandaki kültür ve tabiat varlıklarının
daha iyi korunmasına katkı sağlanabilir ve aynı zamanda bu çalıĢmaların tüm ülke
çapında yaygınlaĢtırılmasına ön ayak olunabilir. UNESCO'nun desteklediği Küresel
Jeopark
Ağına
katılımın
sağlanması
adına,
Kula
Volkanik
Jeoparkı
ve
Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark ve Jeoturizm Projesine benzer Ģekilde Pamukkale
için de bir jeopark projesi geliĢtirilerek, tüm kriterlere sahip olması sayesinde
Pamukkale'nin bu ağa girmesi sağlanabilir ve Traverten Jeoparkı adıyla dünya
çapında daha fazla turistin ilgisi Pamukkale'ye çekilebilir.
Bu amaçla, Pamukkale ve çevresinde tez çalıĢması kapsamında arazi
çalıĢması yapılmıĢ ve Pamukkale Traverten Jeoparkı önerisine destek olabilecek
doğal, kültürel ve bilimsel yönden önemli potansiyel jeositler belirlenmiĢtir. Tez
kapsamında önerilen bu jeositlerin ileride yapılacak uygulamalarda dikkate
alınmaları önem arz etmektedir.
Pamukkale; Hierapolis Antik Kenti, teras tipi travertenleri ve Ģifalı suları
yanında sırt tipi travertenleri, kanal tipi travertenleri, insan kaynaklı doğal oluĢumlu
traverten köprüleri, antik taĢ ocakları ve diğer jeolojik mirasları ile de anılmalı ve bu
değerlerin gözden kaçırılmaması sağlanmalıdır. Bu oluĢumların bulunduğu
lokasyonlara ziyaretçilerin yönlendirilmesi ve oluĢumlar hakkında jeoloji bilgisine
sahip rehberler eĢliğinde bilimsel anlatımların yapılması ile binlerce yıllık jeolojik
sürecin sonucunda oluĢan bu değerler hakkında bilgi sahibi olunması son derece ilgi
çekici bir deneyim olacaktır. Pamukkale'nin mevcutta yüksek olan turizm değerinin,
bahsi geçen oluĢumların tanıtımının sağlanarak daha yüksek seviyelere çıkarılması
mümkündür.
121
Pamukkale yukarıda sayılan birçok özelliğiyle Küresel Jeopark Ağına
girmeye hak kazanabilir. Ancak yasal mevzuatımız içinde "jeopark" tanımlaması
olmadığı için Ģu anda resmen jeopark kurulma olanağı bulunmamakta olup, gerekli
yasal çalıĢmaların yapılması gerekmektedir. Pamukkale ve Türkiye'de bulunan diğer
Jeolojik
Miras
alanlarının
yasal
mevzuatımızda
yapılacak
düzenlemeler
doğrultusunda resmi olarak Jeopark ilan edilmesi doğa korumaya, yöresel
kalkınmaya, turizmin yıl içerisine yayılarak geliĢmesine, eğitime, bilimsel
araĢtırmaların artmasına ve kültürel geliĢime doğrudan katkı sağlayacaktır.
Bunun dıĢında, Pamukkale'deki
bazı
kültür ve tabiat
varlıklarının
korunmasına esas olmak üzere, acil olarak bazı önlemlerin alınması gerekmektedir.
Pamukkale ve çevresinde yer alan, doğal ve kültürel yönden değerli jeolojik
oluĢumlar beĢeri tehditler altında yok olmaya yüz tutmuĢ durumdadır. Aynı zamanda
yapıtaĢı malzemesi olarak ekonomik boyutta oldukça değerli olan traverten
oluĢumları maden Ģirketlerinin iĢtahını kabartmaktadır. Yabancı ülkelerde benzeri
sahalardan en ufak bir taĢ parçası almak mümkün değilken, ülkemizde maden
Ģirketleri bu alanlarda yoğun bir Ģekilde faaliyet göstermektedir.
Altunel, (2001); Bakanlığımızca belirlenen koruma amaçlı imar planı sınırları
dıĢında da traverten alanlarının var olduğunu ve bu alanların tamamen korumasız
olduğunu belirtmiĢtir. Bununla birlikte, bu bölgedeki travertenleri ve traverten
oluĢumunu bir sistem olarak ele almak gerektiğini; dolayısıyla o sistemin herhangi
bir yerindeki değiĢikliğin bütün sistemi etkileyeceğini ifade etmiĢtir (Altunel,
2001:61). Bu doğrultuda yapılan arazi ve büro çalıĢmalarında, Yarıkkaya Mevkii'nde
bulunan doğal ve kültürel özellikli sırt tipi traverten oluĢumlarının Bakanlığımızın
belirlediği sit sınırları dıĢında kaldığı tespit edilmiĢ olup, bu konuya tezin dördüncü
bölümünde yer verilmiĢtir. Söz konusu traverten oluĢumlarının korunmasına yönelik
eğer önlem alınmazsa, bölgedeki maden Ģirketlerinin varlığı kültür ve tabiat varlığı
122
niteliğindeki bu oluĢumlarının yok olmasına neden olacak ve bir doğa katliamı
yaĢanacaktır. Bu nedenle, bölgenin dinamik olarak iĢleyen sisteminin bozulmaması
için bu sistemin sınırlarının iyi belirlenerek söz konusu arkeolojik ve doğal sit
sınırlarının geniĢletilmesi ve bu eĢsiz alanın her türlü etkiye karĢı gerçek anlamıyla
korunması gerekmektedir. Bu sayede binlerce yıllık jeolojik süreçte meydana gelen
bu jeolojik mirasların koruma altına alınarak kıyımının önüne geçilecektir. Bir baĢka
deyiĢle, bu oluĢumların ekonomik değerin ötesinde aslında önemli turizm değerleri
olduklarının anlaĢılması sağlanacaktır. Bu amaçla, jeopark çalıĢmalarına iliĢkin proje
veya yasal mevzuat beklenmeden Bakanlığımız ve ilgili diğer kurumlarca kültür ve
tabiat varlığı özelliği gösteren bu traverten oluĢumlarının ivedilikle tescil edilerek
koruma altına alınması gerekmektedir. Tescil iĢleminden sonra, her bir sırt tipi
traverten oluĢumun en iyi görünebilecek yerlerine ne zaman ve nasıl oluĢtuklarına
iliĢkin tanıtıcı levhalar konularak ziyaretçilerin bilgisine sunulmalıdır. OluĢturulacak
parkurlar ve yerleĢtirilecek yön/mesafe levhaları ile bu sırt tipi travertenlere ve aynı
zamanda bölgedeki önemli diğer jeolojik oluĢumların bulunduğu yerlere yürüyerek,
bisikletle veya herhangi bir araçla ulaĢım sağlanabilir. Ayrıca, Yerderesi Vadisinin
giriĢ kısmının güney kanadında bulunan su kanalı da korunması gerekli kültür varlığı
olmasına rağmen arkeolojik sit sınırları dıĢında kalmıĢ olup, bu kültür varlığının da
yok olmaması adına ivedilikle korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmesi
gerekmektedir.
Bunun yanında, Hierapolis'i yerle bir eden depremlerin tetikleyicisi
konumundaki Pamukkale fayının iĢareti olarak görünen YokuĢyol Mevkii'ndeki fay
aynası ve çizerindeki çalınmıĢ olan Karahayıt Kabartması tezin dördüncü bölümünde
ele alınmıĢtır. Bilimsel ve kültürel değerleri bir araya getiren bu oluĢum üzerinde
mevcutta kabartmanın orijinal yerinde bulunmuyor olması büyük bir eksiklik olarak
karĢımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, Bakanlığımızca, çalınan bu önemli eserin
bulunarak yerine yerleĢtirilmesi için çalıĢmaların hızlandırılması gerekmektedir.
123
Pamukkale ve yakın çevresinde bulunan traverten oluĢumları, fay zonları,
çatlak vb. gibi önemli jeolojik oluĢumlar ve tarihsel deprem izleri, jeoturizm
anlamında ulusal ve uluslararası düzeyde ses getirecek özellikte olup; bölgede
çalıĢmalarını sürdüren profesyonel rehberlerin kültür turizmi temelinde yalnızca
Hierapolis Antik Kentine odaklı hizmet vermelerinin yanında bölgedeki traverten
oluĢumları hakkında da bilgi sahibi olmaları ve gelen ziyaretçilere aynı zamanda
bölgedeki jeolojik evrim hakkında da rehberlik hizmeti vermeleri gerekmektedir.
Ayrıca, Pamukkale-Karahayıt yolunun kenarında bulunan ve Çaltılı Dere
yatağını karĢıdan karĢıya geçen, jeolojik ve kültürel açıdan son derece önemli olan
güncel beyaz renkli kanal tipi traverten köprüsü yine tezin dördüncü bölümünde ele
alınmıĢtır. Pamukkale'deki beyaz travertenleri oluĢturan eriyiklerin bir kanal yolu ile
bu noktaya ulaĢması neticesinde meydana gelen bu jeolojik oluĢum aktif olarak
kalsiyum karbonat birikimi devam eden beyaz renkli bir traverten köprüsüdür. Her
ne kadar oluĢumu doğal jeolojik faaliyetlerin bir sonucu olarak görülse de aslında bu
traverten köprüsünün oluĢumunda bir numaralı faktör insandır. Bakıldığında doğal
oluĢumlu bir varlık gibi görünen bu traverten köprüsünü oluĢturan suların dereyi
kendi baĢına karĢıdan karĢıya geçmesi mümkün görülmemektedir. Konuya kültürel
jeoloji gözüyle bakıldığında, antik dönemde insanların söz konusu derenin ötesinde
bulunan tarlalarına su taĢımak amacıyla muhtemelen içi oyulmuĢ bir ağaç gövdesini
su kanalı olacak Ģekilde derenin iki ucuna yerleĢtirdikleri ve ağaç gövdesi üzerinden
akan kalsiyum karbonat içerikli suyun traverten çökeltmesi sonucunda bu traverten
köprüsünün meydana geldiği tahmin edilmektedir. Doğal oluĢumlu olması, ancak
insan elinden çıkması nedeniyle bu traverten köprüsünü kültürel jeo-miras olarak
nitelendirebiliriz. Ancak, yerinde yapılan incelemelerde söz konusu oluĢumun yok
olma tehdidi ile karĢı karĢıya olduğu ve müdahale edilmezse yakın bir gelecekte artık
var olamayacağı öngörülmüĢtür. Pamukkale civarında devam eden tarım ve
hayvancılık faaliyetleri esnasında köprü patika yol olarak kullanılmakta ve oluĢumu
124
çok zor olan bu kültür ve tabiat varlığına geri dönüĢümü olmayacak zararlar
verilmekte ve çökme tehlikesiyle karĢı karĢıya bırakılmaktadır. Etrafı düzensiz bir
Ģekilde büyüyen sazlarla kaplanmıĢ, oldukça korumasız halde olduğu görülen bu
paha biçilmez mirasın yok olma tehdidine karĢı yerel halk tarafından kullanılmasının
önüne geçilerek ve tanıtılıp gün ıĢığına çıkarılarak kağıt üstünde sağlanan korumanın
gerçek anlamda bir korumayla bütünleĢtirilmesi gerekmektedir. Pamukkale'ye gelen
ziyaretçilere bu oluĢumun insan kaynaklı doğal bir oluĢum olduğunun anlatılması,
aĢina olunan teras tipi travertenlerin yanında artı bir turizm değerinin ortaya çıkması
sağlanacaktır.
Ayrıca, Prof. Dr. Erhan ALTUNEL'in Pamukkale'de yaptığı araĢtırmalar
sırasında tespit ettiği kanal tipi traverten köprüsünün basılı kaynaklarda Hierapolis
kentinden Colossae ve Laodikeia'ya giden yol olarak ve Çukurbağ sırt tipi
traverteninin tarım alanlarını birbirinden ayıran kanal olarak arkeologlar tarafından
yanlıĢ yorumlandığı yine dördüncü bölümde anlatılmıĢtır. Bu doğrultuda, jeoloji
biliminin ıĢığında aslında bir Roma yolu olduğu düĢünülen köprünün bir sulama
kanalı olduğu ve tarım alanlarını birbirinden ayıran kanal olduğu düĢünülen
oluĢumun aslında bir sırt tipi traverten olduğu bilimsel gerçekler ile gün ıĢığına
çıkarılmıĢ ve jeolojinin kültürel tarih araĢtırmalarında ne kadar önemli bir yere sahip
olduğu ortaya çıkmıĢtır.
Jeolojik oluĢumların kültür varlıkları açısından değerlendirilmesi ve turizme
kazandırılması esas alınarak hazırlanan bu tez çalıĢması kapsamında, yok olma
tehlikesi altında bulunan jeolojik mirasların korunmasına iliĢkin dünyada ve
ülkemizde gerçekleĢtirilen çalıĢmalar ele alınmıĢ olup, bu mirasların kültür ve turizm
ile olan iliĢkisi hakkında genel değerlendirmeler yapılmıĢ ve örneklem alanı olarak
seçilmiĢ olan Pamukkale'den somut örnekler verilerek özel anlamda Pamukkale ve
genel anlamda da ülkemiz adına Bakanlığımızın misyonu içerisinde uygulayabileceği
yeni öneriler sunulmuĢtur.
125
Sonuç olarak, Bakanlığımızca bu önerilerin dikkate alınarak, jeolojik miras
özelliği bulunan kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve turizme kazandırılması
amacıyla, dünyada yaygın olarak üzerinde çalıĢmaya baĢlanmıĢ olan jeopark ve
jeoturizm
uygulamalarının
ülkemizde
gerekmektedir.
126
de
uygulanabilir
hale
getirilmesi
KAYNAKÇA
ACAR, D., (2008). Jeoparklar: Pamukkale Örneği, Kültür ve Turizm Bakanlığı,
YayımlanmamıĢ Uzmanlık Tezi, Ankara.
AKIN, M. (2000), "YapıtaĢı Olarak Travertenler", Mavi Gezegen Popüler Yerbilim
Dergisi, Sayı: 3, s.32-36.
AKPINAR, E. ve BULUT, Y. (2010). "Ülkemizde Alternatif Turizmin Bir Dalı Olan
Ekoturizm ÇeĢitlerinin Bölgelere Göre Dağılımı ve Uygulama Alanları". III. Ulusal
Ormancılık Kongresi 20-22 Mayıs 2010 (s.1575-1594). Artvin Çoruh Üniversitesi
Orman Fakültesi.
ALÇĠÇEK, M. C., ÖZKUL, M. ve VAROL, B. (2002), "Denizli Travertenlerinin
Petrografik Özellikleri ve Depolanma Ortamları", MTA Dergisi, Sayı: 125, s.13-29.
ALTUNEL, E. (1993), "Pamukkale: Emsalsiz Travertenler", Cumhuriyet Bilim ve
Teknik Dergisi, Sayı: 339, s.7-10.
ALTUNEL, E. (1996a), "Pamukkale'de (Hierapolis) Arkeologlar Tarafından YanlıĢ
Yorumlanan Jeolojik Yapılar: Kendiliğinden OluĢan Kanal Travertenler ve Sırt Tipi
Travertenler", Jeoloji Mühendisliği Dergisi, Sayı: 48-49, s.35-40.
___________ (1996b), "Pamukkale Travertenlerinin Morfolojik Özellikleri, YaĢları
ve Neotektonik Önemleri", MTA Dergisi, Sayı: 118, s.47-64.
ALTUNEL, E. ve BARKA, A. (1996), "Hierapolis'teki Arkeosismik Hasarların
Değerlendirilmesi", Türkiye Jeoloji Bülteni, Sayı: 2, s.65-74.
127
ALTUNEL, E., BECHER-HANCOCK, A., CHALMERS, R. M. L., ÇAKIR, Z. ve
HANCOCK, P. L. (2000). "Creation and Destruction of Travertine Monumental
Stone by Earthquake Faulting at Hierapolis, Turkey", D. R. Griffiths, I. S. Stewart, P.
L. Hancock ve W. J. McGuire (Ed.), The Archaeology of Geological Catastrophes,
(s.1-14), London: Geological Society Special Publications.
ALTUNEL, E. (2001). "Hierapolis: Emsalsiz Tarihsel ve Doğal Abide", H. Sezgin
(Ed.), Taç Vakfı'nın 25 Yılı Anı Kitabı: Türkiye'de Risk Altındaki Doğal ve Kültürel
Miras, (s.57-65), Ġstanbul: Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı
Yayınları.
ALTUNEL. E. (2011). "Ġnsanoğlunun Yeryüzüne Dağılımında Jeolojinin Etkisi".
Aktif Tektonik Araştırma Grubu 15. Çalıştayı Bildiri Özleri 19-22 Ekim 2011 (s.1).
Adana: Çukurova Üniversitesi.
ARDA, S., COġAR, Y. Z., GÜRLER, G. ve diğerleri (2008). "Bir GeliĢmiĢlik
Göstergesi Olarak Koruma Alanları ve Jeolojik Miras Ulusal Envanteri
Protokolü'nün Önemi Üzerine GörüĢler". 61. Jeoloji Kurultayı Açılış Konuşmaları
24-28 Mart 2008. Ankara: TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası.
ARTHUR, P. (2006). Bizans ve Türk Dönemi'nde Hierapolis, Pamukkale, (N. Fırat,
Çev.), Ġstanbul: Ege Yayınları.
ATABEY, E. (2003), Tufa ve Traverten, Ankara: TMMOB Jeoloji Mühendisleri
Odası Yayınları.
AYAZ, E. (2002), “Travertenlerde Gözlenen Morfolojik Yapılar ve Tabiat Varlığı
Olarak Önemleri”, Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dergisi, Sayı: 2,
s.123-134.
128
BAYKARA, M. O., ERTEN, H., GÖKGÖZ, A ve diğerleri (2011). "Denizli
Havzası'nın (Batı Anadolu) Jeolojik Miras Öğeleri: Genel Bir Tanıtım ve
Değerlendirme". 64. Jeoloji Kurultayı Bildiri Özleri 25-29 Nisan 2011. Ankara:
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası.
BĠRĠNCĠ, B. M. (2006), Hierapolis Antik Şehrinin Arkeosismolojik Açıdan
İncelenmesi, Osmangazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, YayımlanmamıĢ
Yüksek Lisans Tezi, EskiĢehir.
BOYRAZ, S., ENGĠN, A. ve UYSAL, F. (2005), "Ġnsan - TaĢ ĠliĢkilerinin Özet
Tarihçesi", Mavi Gezegen Popüler Yerbilim Dergisi, Sayı: 12, s.17-20.
BOYRAZ, S., KAZANCI, N. ve UYSAL, F. (2005). "Geo-cultural Significance of
Carbonate Rocks in Anatolia: A Case Study Based on Findings in Local Museums
and on Archaeological Sites, Turkey". Proceedings of 1. International Symposium on
Travertine, Abstracts 21-25 Eylül 2005 (s.334). Denizli: Pamukkale Üniversitesi.
BOYRAZ, S. ve YEDEK, Ö. (2012), "Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı", TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası Haber Bülteni, Sayı: 2, s.21-24.
DURMUġ, H., GÜLER, S. ve SEMENDEROĞLU, A. (1993), “Pamukkale’nin
Dünü Bugünü Yarını”, Çevre Dergisi, Sayı: 8, s.9-12.
EROL, K. ve ÖZBEK, O. (2002), "Neolitik Dönem Cilalı TaĢ Baltalarında
Arkeometri ÇalıĢmaları ve Trakya'dan Bir Örnek", Mavi Gezegen Popüler Yerbilim
Dergisi, Sayı: 6, s.72-75.
GÜRLER, Y. (2009), "Doğanın Öyküsünü Anlamak: Jeoturizm", Mavi Gezegen
Popüler Yerbilim Dergisi, Sayı: 14, s.4-8.
129
GÜRLER, G., ÖZTAN, N. S. ve UĞUZ, M. F. (2009), "Türkiye'nin Ġlk Jeoparkı",
Mavi Gezegen Popüler Yerbilim Dergisi, Sayı: 14, s.9-20.
GÜRLER, G. ve TĠMUR, E. (2007). "Jeoparkların Koruma-Kullanım Yöntemlerinin
Belirlenmesi: Karapınar Potansiyel Jeopark Alanı Ġçin Bir Değerlendirme, Türkiye".
Proceedings of The Second International Symposium on Development Within
Geoparks-Environmental Protection and Education, Lushan-Jiangxi Province-China
12-15 Haziran 2007. Ankara: MTA Genel Müdürlüğü.
www.mta.gov.tr/v2.0/birimler/jeolojik_miras/.../tammetin_bildiri.pdf
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
ĠNAN, N. (2008), "Jeolojik Miras ve Doğa Tarihi Müzeleri", TÜBİTAK Bilim ve
Teknik Dergisi, Sayı: 493, s.80-83.
KADIOĞLU, Y. (2008), “Denizli Ġlinde Ekonomik Bir Fonksiyon Özelliği Kazanan
Endüstriyel Doğal TaĢlar: Mermer ve Traverten”, Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı:
18, s.253-271.
KAZANCI, N. (2010), Jeolojik Koruma Kavram ve Terimler, Ankara: TMMOB
Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları.
KOÇAN, N. (2011), "Jeoturizm Planlaması ve Peyzaj Mimarlığı Açısından Bir
Değerlendirme: Kızılcahamam - Çamlıdere Jeoparkı", Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, s.47-53.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü,
AKVKBKMA, 2013.
LUTGENS, F. K., TARBUCK, E. J. ve TASA, D. (2013). Genel Jeoloji Temel
Kavramlar, (C. Helvacı, Çev.), Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. (2004)
130
LÜLE, Ç. (2002), "Parlak ve Renkli Bir Dünya: SüstaĢları", Mavi Gezegen Popüler
Yerbilim Dergisi, Sayı: 5, s.32-35.
ÖNEZ, Z. (2008), "Özel Çevre Koruma Bölgeleri Yönetim Sorunları Kapsamında:
Pamukkale Özel Çevre Koruma Bölgesi", Akademik İncelemeler Dergisi, Sayı: 1,
s.55-73.
ÖZKUL, M. (2010). "Denizli Havzası'nın Antik Traverten Ocakları". Uluslararası
Jeolojik Koruma Sempozyumu Powerpoint Sunumu 15-19 Eylül 2010. Elazığ: Fırat
Üniversitesi.
http://web.firat.edu.tr/jeokoruma/jeo/PDF/M.%20%C3%96zkul.pdf
EriĢim Tarihi: 25.07.2013
POLAT, S. (2011), “Türkiye’de Traverten OluĢumu, YayılıĢ Alanı ve Korunması”,
Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı: 23, s.389-428.
SEVĠN, N. A., SEVĠN V., ġENER, S., ġENOL, M. ve YAKUPOĞLU, T. (2008).
"Doğu Anadolu'da Antik Dönemlerde KullanılmıĢ Yarı Kıymetli TaĢ Yataklarından
Örneklere: Granat, Oltu TaĢı, Obsidiyen ve Oltu Zümrütü". 61. Jeoloji Kurultayı
Bildiri Özleri 24-28 Mart 2008 (s.38-40). Ankara: TMMOB Jeoloji Mühendisleri
Odası.
ġAHĠN, F., (2012). Eskişehir İlinin Kültür Turizmi Potansiyeli: Mevcut Durum ve
Öneriler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, YayımlanmamıĢ Uzmanlık Tezi, EskiĢehir.
UZEL, A. (1991), Pamukkale (Hierapolis) Preservation and Development Plan and
The International Workshop on Pamukkale, Ankara: Dönmez Ofset.
YILDIZ, H. (2010), Su ve İnancın Kenti Hierapolis: Pamukkale, Ġstanbul: Biltur
Basım Yayın.
131
YUSUFOĞLU, H. (2009), "Ġnsanoğlunun Faylar ile ĠliĢkisine Bir YaklaĢım", MTA
Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Bülteni, Sayı: 7, s.15-17.
ZOUROS, N. (2007). "Geodiversity, Protection and Management of The European
Geopark Networks". A. Kutluay, E. Özsayın ve K. Dirik (Yay. Haz.), 60. Jeoloji
Kurultayı Bildiri Özleri 16-22 Nisan 2007 (s.168-171). Ankara: TMMOB Jeoloji
Mühendisleri Odası.
Ġnternet Kaynakları
http://www.kultur.gov.tr/TR,22960/misyon-ve-vizyonumuz.html
EriĢim Tarihi: 14.08.2013
http://www.unesco.org.tr/?page=15:0:1:turkce
EriĢim Tarihi: 14.08.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87akmak_ta%C5%9F%C4%B1_(silex)
EriĢim Tarihi: 14.05.2013
http://paleoberkay.blogspot.com/2010/08/bursa-cakmaktas-kaynaklar.html
EriĢim Tarihi: 14.05.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Obsidyen
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
http://woodcocompany.com/pro1434542.html
EriĢim Tarihi: 15.05.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kire%C3%A7_ta%C5%9F%C4%B1
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
132
gobeklitepe.info/tr/
EriĢim Tarihi: 18.07.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Andezit
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bazalt
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kumta%C5%9F%C4%B1
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
http://tr.wikipedia.org/wiki/Traverten
EriĢim Tarihi: 10.04.2013
http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,44432/pamukkale-hierapolis-denizli.html
EriĢim: 28.02.2012
www.jmo.org.tr/resimler/ekler/a77befc3b608d6e_ek.pdf
EriĢim Tarihi: 28.02.2013
http://www.turkjeopark.org/tr/jeopark/dunyada-jeoparklar.html
EriĢim Tarihi: 07.04.2013
http://www.europeangeoparks.org/?page_id=168
EriĢim Tarihi: 30.09.2013
http://www.unesco.org.tr/?page=9:211:3:turkce
EriĢim Tarihi: 19.05.2013
133
http://www.unesco.org/new/en/natural-sciences/environment/earthsciences/global-geoparks/members/ EriĢim Tarihi: 30.09.2013
http://www.jeoparkankara.com/
EriĢim Tarihi: 18.05.2013)
http://jeoparkankara.com/index.php/tr/proje/kapsam.html
EriĢim Tarihi: 18.05.2013
http://www.jeoparkankara.com/index.php/tr/bizden-haberler/99-tuerkyenn-lkjeopark-durainin-tanzm-tamamlandi.html EriĢim Tarihi: 13.06.2013
http://www.jeoparkankara.com/index.php/tr/bizden-haberler/86-jeoparkduraklarnn-yoen-levhalar-yerletirildi.html EriĢim Tarihi: 12.06.2013
http://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/4199/sayfa/1996/11/16/8.xhtml
EriĢim Tarihi: 03.11.2012
http://www.bilimvegelecek.com.tr/?goster=366
EriĢim Tarihi: 21.05.2013
http://kozmopolitaydinlar.files.wordpress.com/2012/01/homo-erectus-turkey709529.jpg EriĢim Tarihi: 21.05.2013
http://www.3dmekanlar.com/tr/akhan.html
EriĢim Tarihi: 22.05.2013
www.marmaracografya.com/pdf/23.19.pdf
EriĢim Tarihi: 27.07.2013
http:// www. fay.nedir.com/
EriĢim Tarihi: 01.06.2013
134
http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,44635/denizli-ili-karahayit-ilcesihierapolis-antik-kentinden-.html EriĢim Tarihi: 03.08.2013
http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,44493/calinan-eserler.html
EriĢim Tarihi: 03.08.2013
www.calistay.turkjeopark.org
EriĢim Tarihi: 27.04.2013
http://www.jeoparkankara.com/index.php/tr/bizden-haberler/88-tuerkyede-brlk-daha.html EriĢim Tarihi: 10.05.2013
http://www.jemirko.org.tr/index.php/tr/jeolojik-miras-nedir/jeolojik-mirasterimleri.html EriĢim Tarihi: 27.08.2013
http://www.turkjeopark.org/turkiyede-durum/
EriĢim Tarihi: 31.08.2013
http://unesco.org.tr/dokumanlar/duyurular/kula_jeopark.pdf
EriĢim Tarihi: 31.08.2013
135
EKLER
Ek-1: Pamukkale'de önerilen jeositlerin topoğrafik harita üzerindeki gösterimi
(Kaynak: Altlık: MTA ArĢivi, 2013; Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması).
136
Ek-2: Pamukkale'deki arkeolojik ve doğal sit sınırlarının kadastral pafta üzerindeki
gösterimi (Kaynak: AKVKBKMA, 2013)
137
Ek-3: Pamukkale'de önerilen jeositlerin yerlerini ve arkeolojik/doğal sit sınırları ile
olan iliĢkilerini gösteren uydu görüntüsü (Kaynak: Altlık: Google Earth,
EriĢim Tarihi: 25.05.2013, Çizim: KiĢisel MapInfo uygulaması)
138
ÖZET
Jeolojik Miras Alanları, sahip oldukları tabii değerler sayesinde insanlık tarihi
boyunca her zaman ilgi odağı olmuĢtur. Bu alanların birçoğu, nadir olarak
bulunmaları, görsellikleri ve yaĢam için uygun ortamlar sunmaları gibi özelliklere
sahip olmaları ile bulundukları bölgedeki kültürel geliĢmelerde etkin rol oynamıĢtır.
Ġnsanlığın ortak mirası olarak, korunması ve gelecek nesillere en iyi Ģekilde
aktarılması gereken Jeolojik Miras Alanları, son yüzyılda geliĢen endüstrileĢme
nedeniyle artan yok olma tehlikelerine karĢı birçok ülkenin destek verdiği jeopark
kavramı ile korunmaya ve alternatif bir turizm dalı olarak tanımlanan jeoturizm ile
tanıtılmaya çalıĢılmaktadır.
Son yıllarda, dünyadaki örneklere paralel Ģekilde ülkemizde de jeolojik miras
alanları ele alınmıĢtır. Bu alanlarda planlı olarak jeopark ve jeoturizm
uygulamalarına iliĢkin çalıĢmalar sürdürülmektedir. "Jeolojik Oluşumların Kültür
Varlıkları Açısından Değerlendirilmesi ve Turizme Kazandırılması" baĢlıklı bu tez
çalıĢmasında, Bakanlığımızın sorumluluğundaki kültür ve turizm konuları esas
alınarak, jeoloji, kültür varlıkları ve turizm arasındaki iliĢki genel hatlarıyla
incelenmiĢ ve bu konudaki örneklem alanı olarak ülkemizdeki en ciddi jeopark
adaylarından biri olan Pamukkale'nin doğal ve kültürel boyutta jeolojik miras değeri
bulunan jeolojik oluĢumları detaylı olarak araĢtırılmıĢtır. Yapılan araĢtırmalar
neticesinde, jeolojik miras niteliğindeki bu jeolojik oluĢumların kültür ve turizm
değeri ortaya konulmuĢtur. Sonuç olarak, sahip olduğu bu değerler sayesinde
Pamukkale'nin
dünyadaki
örneklere
benzer
Ģekilde
bir
jeopark
olarak
değerlendirilebileceği görülmüĢtür.
Anahtar Kelimeler: Jeolojik Miras, Jeopark, Jeoturizm, Kültürel Jeoloji, Pamukkale,
Hierapolis, Traverten, Kültür ve Turizm Bakanlığı.
139
ABSTRACT
Thanks to owning natural values, Geological Heritage Sites had always been
center of interest throughout the history of mankind. Owning the characteristics like
rarely presence, visuality and providing a suitable environment for life and health,
many of these sites had played an active role for cultural development of the region
where they located. As being common heritage of mankind, Geological Heritage
Sites that have to be protected and transferred ideally to future generations, are being
tried to be protected by geopark concept with many countries' supporting against
extinction dangers in consequence of growing industrialization at the last century and
also to be introduced by geotourism which is defining as a kind of alternative
tourism.
In recent years, Geological Heritage Sites are under debate also in our country
in parallel to other examples in the world. The studies related to geopark and
geotourism applications are being sustained within a plan on these sites. In this thesis
study which is titled "Evaluation of Geological Formations in Terms of Cultural
Assets and Gaining to Tourism", the relationship between geology, cultural assets
and tourism was examined with its general lines on the basis of culture and tourism
subjects which are the responsibilities of our Ministry, and as being the pattern area
of this subject where is one of the most serious geopark candidates in our country,
Pamukkale's geological formations having geological heritage value on the
dimension of culture and tourism had been studied in detail. As a result of research,
culture and tourism value of these geological formations having geological heritage
characteristic has been introduced. Consequently, thanks to owning this heritage, it
has been observed that Pamukkale can be evaluated as a geopark similar to other
examples in the world.
Keywords:
Geological
Heritage,
Geopark,
Geotourism,
Cultural
Geology,
Pamukkale, Hierapolis, Travertine, Culture and Tourism Ministry.
140
ÖZGEÇMĠġ
Engin Yılmaz 28.05.1985 tarihinde Trabzon'da doğdu. 2003 yılında Ankara
Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği bölümünü kazandı ve bu
bölümden 2008 yılında mezun oldu. 2009 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı
Erzurum Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nde Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı
olarak görev yapmaya baĢlayan Engin Yılmaz, 2010 yılı içerisinde EskiĢehir Kültür
Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne tayin olmuĢ ve burada 2012 yılının
sonuna kadar hizmet vermiĢtir. 2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür
Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne tayin olan Yılmaz burada Kültür ve
Turizm Uzman Yardımcısı olarak görevine devam etmektedir. Engin Yılmaz iyi
derecede Ġngilizce bilmektedir. Engin Yılmaz'ın temel ilgi alanları arasında doğal
alanların korunması, tarihi mekânların canlandırılması, yurtiçi-yurtdıĢı geziler ve
turizm sektörü bulunmaktadır.
141

Benzer belgeler

Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Jeopark ve Jeoturizm Projesi

Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Jeopark ve Jeoturizm Projesi alanı, endemik lalesi (Tulipa sp.) ve dünyada nesli tehlike altında olan ve Avrupa’nın birçok bölgesinde sayısı azalan kara akbaba (Aegypius monachus) türünün yaşam alanı olarak önemli ziyaretçi çe...

Detaylı

Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Bölgesi Jeolojik

Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Bölgesi Jeolojik heritage values situated in Kizilcahamam-Camlıdere were introduced, and evaluations were made on the total potential of area and potential activities were determinated for geosits stops. In terms o...

Detaylı

tufa ve traverten nedir

tufa ve traverten nedir İspanyolca konuşan ülkeler ve günümüz Avrupasında tufa teriminin yerine traverten kullanılmaktadır. Tufa ve travertenler; bir bölgenin hidrolojik yapısı, iklim ve mikrobiyolojik toplulukları, iklim...

Detaylı