30 sayfalar

Transkript

30 sayfalar
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 21/124
Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur.
Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu
gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki
köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle nitelerken, Yörüklerin topluca
yerleştiği bir köye gitseniz “Burası Yörük köyü” derler Türkiye’nin hemen her tarafında bu tür nitelemeleri
duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke
sahiptir ve Türk’tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak görürler.
Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden
biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç
küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez. Hazin bir biçimde, o hayat
tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş,
çanlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz. İşte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer’de ve
Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze
görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile
imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek, atalarından kalan bir
hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında
dağdan indirilerek ilçe merkezine getirildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını
görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.
Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme tarzının temelini,
hayvancılık ve buğdaydan elde edilen besinler belirler. Kıyı
şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere
gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da
dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokantalarında
bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır:
Saç kavurması, Tandır kebabı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve
bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı
İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman
ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.
Ulaşımı: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava
trafiğine açıktır.
Kaynak:www. antalyakulturturizm. gov. tr/Genel/BelgeGoster. aspx?F6E10F8892433CFFC528AE8C1C09BBCEB6FAF75C3ACDF77C
TERMESSOS
Termessos, Türkiye’nin en iyi korunmuş antik şehirlerindendir. Antalya’nın 30
kilometre kuzeybatısında yer alır. Denizden ortalama yüksekliği 200 metre olan
Antalya dağları çevresindeki travertenlerden 1. 665 metre yükseklikte, Güllük
Dağı’nın tepesinde doğal bir platform üzerine kurulmuştur. Bir çok vahşi bitkinin
arasında saklanmış ve sık çam ormanlarıyla sınırlanmıştır. Termessos’un, huzur
veren ve el değmemiş görünümüyle diğer antik şehirlerden daha farklı ve etkileyici
bir havası vardır. Doğal ve tarihi zenginliklerinden ötürü, şehir adını taşıyan Milli
Park kapsamına alınmıştır.
Termessos’taki çift “s”, şehrin Anadolu insanları tarafından kurulduğuna dair
dilbilimsel bir kanıt sağlar. Strabo’ya göre, Pisidia halkı olan Termessos sakinleri
kendilerini Slymi olarak çağırırlardı. Yaşadıkları dağa da verilen bu isim, sonraki
yıllarda Zeus’la özdeşleştirilen ve burada da Zeus Solymes kültünün yükselmesine
sebep olan Anadolu tanrılarından Solymes’den gelmektedir. Termessos madeni
paralarında genelde bu tanrı vardır ve paralara adını verilmiştir.
Tarih sahnesinde bu şehirle ilk karşılaşmamız meşhur Büyük İskender
kuşatmasıyla bağlantılıdır. Bu olayla ilk ilgilenen ve Termessos’un stratejik önemini
kaydeden eski tarihçilerden biri olan Arrianos, şehri kuşatan başa çıkılamaz doğal
engellerden dolayı şehrin küçük bir birlikle bile savunulabileceğini belirtmiştir.
İskender, Pamphylia’dan Frigya’ya geçmek istemişti ve Arrianos’a göre Frigya’ya yol Termessos’tan
geçiyordu. Gerçekten de, daha alçak ve kolay geçitler varken İskender’ın neden o kadar sarp olan Yenice
geçidini tırmanmayı seçtiği hala tartışma konusudur. Perge’deki düşmanlarının İskender’i yanlış yola
gönderdiği de söylenir. İskender, Termessosluların kapattığı geçidi geçmek için oldukça çaba ve zaman
harcamıştır ve bu sinirle geri dönerek Termessos’u kuşatmıştır. Muhtemelen Termessos’u zaptedemeyeceğini
bildiğinden, İskender hücuma geçmemiştir fakat bunun yerine kuzeye doğru yürümüş ve öfkesini
Sagalassos’dan çıkarmıştır.
Tarihçi Diodors, Termessos tarihinde bir başka unutulmaz olayı da tüm detaylarıyla kaydetmiştir.
M. S. 319’da İskender’in ölümünden sonra, generallerinden biri, Antigonos Monophtalmos, kendisini Küçük
Asya’nın hükümdarı ilan etmiştir ve esas destekçisi Pisidia olan rakibi Alcetas ile savaşmak için hazırlanmıştır.
Antigonos Monophtalmos’un kuvvetleri, 40. 000 piyadeden, 7. 000 süvariden ve ayrıca sayısız filden meydana
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 22/124
gelmiştir. Bu üstün nitelikli kuvvetlerin hakkından gelemeyen Alcetas ve arkadaşları Termessos’a
sığınmışlardır. Termessoslular, onlara yardım etme sözü vermişlerdir. Bu
sürede, Antigonos şehrin önüne gelmiş ve burada kamp kurarak düşmanının
kendisine iade edilmesi için çabalamıştır. Yabancı bir Makedon uğruna
şehirlerinin felakete sürüklenmesini istemeyen Termessos yaşlıları Alcetas’ın
iade edilmesine karar vermişler ancak genç Termessoslular verdikleri sözü
tutmak istemişler ve bunun dışına çıkmayı reddetmişlerdir. Yaşlılar, Alcetas’ı
bırakma niyetleriyle ilgili bilgilendirmek amacıyla Antigonos’a heyet
yollamışlardır. Savaşa devam etmek için yapılan gizli bir plana göre,
Termessoslu gençler şehri terk etmeyi başarmıştır. Yakında tutsak olacağını
öğrenen Alcetas, düşmanın eline verilmektense ölmeyi tercih etmiş ve
kendini öldürmüştür. Yaşlılar, Antigonos’a Alcetas’ın cesedini yollamışlardır.
Üç gün boyunca cesede her türlü eziyeti yapan Antigonos, daha sonra cesedi
gömmeden bırakarak Pisidia’dan ayrılmıştır. Olanlara kızan gençler,
Alcetas’ın cesedini geri almışlar, saygı içerisinde gömmüşler ve anısına bir
güzel bir anıt dikmişlerdir.
Termessos, açıkça bir liman şehri değildi ancak, toprakları güneybatıda Attaleia (Antalya) Körfezi boyunca
uzanırdı. Şehrin denize olan bu bağlantısından dolayı şehir, Ptolemyler tarafından alınmıştır. Daha 40 yıl önce
İskender’in güçlü dönemlerinde bile direnen bir şehrin, Mısır egemenliğini kabul etmesi çok şaşırtıcıdır.
Likya’nın Araxa şehrinde bulunan bir yazıt, Termessos hakkında önemli bilgi verir. Bu yazıta göre, M. Ö.
200’lerde Termessos bilinmeyen sebeplerden dolayı Likya şehirleri birliği ile savaştaydı ve M. Ö. 199’da
Termessos kendini tekrar Pisidialı komşusu İsinda ile savaşta buldu. Bu dönemde M. Ö. 2. yüzyılda Küçük
Termessos kolonisinin şehrin yanında kurulduğunu görüyoruz. Termessos, eski düşmanı Serge ile daha iyi
mücadele edebilmek için Pergamum Kralı II Attalos ile dostça ilişkiler içine girdi. II. Attalos da bu dostluğun
anısına Termessos’da 2 katlı bir stoa inşa ettirdi.
Termessos, Roma’nın müttefikiydi ve böylelikle M. Ö 71’de Roma Senatosu tarafından bağımsızlığı kabul
edildi; bu kanuna göre Termessos’un özgürlüğü ve hakları garanti altına alındı. Bu bağımsızlık, Galatia Kralı
Amyntas ile yapılan ittifak haricinde (M. Ö. 36-25 yılları hükümdarlık sürdü) uzunca bir süre devam etti.
Termessos’un bağımsızlığı, “Autonomous” (Özerk) adını taşıyan madeni parasıyla da belgelenmiştir.
Ana yoldan sarp bir yolla şehre ulaşılır. Bu yoldan geçen biri, etrafında Termessosluların “Kral Caddesi” olarak
isimlendirdikleri eski yolun yanı sıra Helenistik dönem istihkam duvarlarının, sarnıçların ve diğer bir çok
kalıntının bulunduğu meşhur Yenice Geçiti’ni görebilir.
Termessos halkının katkılarıyla M. Ö. ikinci yüzyılda yapılan Kral Caddesi, yükselen şehrin duvarlarının
yanından geçer ve düz bir yol şeklinde şehrin merkezine kadar uzanır. Şehir kapısının doğusundaki
duvarlarda zarlarla kehanet içeren oldukça enteresan yazıtlar vardır. Roma İmparatorluğu tarihi boyunca bu
tür büyüler, sihirler ve batıl inançlar yaygındı. Büyük olasılıkla Termessoslular, geleceği tahmin etmeye
oldukça meraklıydılar. Bu tür yazıtlar, genellikle dört beş satır uzunluğundadır ve zarlarla belirlenen sayılar
içerir, kehanet için tanrının adı istenir ve kehanetin içeriği o tanrının öğütleri içinde verilir.
Resmi binaların bulunduğu Termessos şehri, iç duvarların az ilerisindeki düz arazide yer alır. Bu yapılardan en
dikkat çekici olan çok özel mimari özelliklere sahip bulunan agoradır. Açık hava pazar yeri olan bu yapının
zemini taş bloklar üzerinde yükselmiştir ve kuzeybatısında beş büyük sarnıç oyulmuştur. Agora üç yandan
stoalarla çevrilmiştir. İki katlı stoada bulunan bir yazıta göre, stoa, Pergamum Kralı (M. Ö. 150-138 yılları
arasında hükümdarlık sürmüştür) II. Attalos tarafından dostluklarının kanıtı olarak Termessos’a hediye
edilmiştir. Kuzeydoğu stoa, muhtemelen Attalos’un stoası taklit edilerek Osbaras isimli varlıklı bir Termessoslu
tarafından yaptırılmıştır. Agoranın kuzeydoğusunda bulunan kalıntıların gymnasyuma ait olduğu
düşünülmektedir ancak sık ağaçların arasından bunu anlamak zordur. İki katlı stoa içerde tonozlu odalarla
çevrelenmiş avludan oluşur. Stoanın dışı nişlerle ve Dor nizamında diğer süslemelerle dekore edilmiştir. Bu
yapı M. S. birinci yüzyılı işaret eder.
Agoranın hemen doğusunda tiyatro vardır. Pamphylia Ovasının üzerinde
manzaraya hakim olan tiyatro hiç şüphesiz Termessos ovasının en göz
alıcı yapısıdır. Helenistik dönem tiyatro planını koruyan bu tiyatro, Roma
tiyatrosunun en belirgin özelliklerini sergiler. Helenistik caeva ya da yarım
dairesel oturma alanı, diazoma ile ikiye ayrılır. Diazoma’nın üzerinde
sekiz, aşağısında on altı oturma sırası vardır. Tiyatro, yaklaşık 4000 –
5000 seyirci kapasitesine sahiptir. Geniş kemerli giriş yolu, cavea ile
agorayı bağlar. Güney parados’a daha sonraları kemer yapılmışsa da
kuzey parados orijinalindeki gibi üstü açık olarak bırakılmıştır. Sahne
binası M. S. ikinci yüzyılın özelliklerini gösterir. Bunun arkasında sadece
uzun, dar bir oda vardır. Burası, görkemli bir şekilde süslenmiş cepheyi
kesen beş kapı ile oyunun sahnelendiği podyuma bağlanır. Sahnenin altında vahşi hayvanların dövüşe
çıkarılmadan önce tutuldukları beş küçük oda vardır.
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 23/124
Diğer tüm klasik şehirlerde olduğu gibi tiyatronun yaklaşık 100 metre ilerisinde odeon vardır. Küçük bir
tiyatroyu andıran bu yapı, M. Ö. birinci yüzyıla kadar uzanabilir. Çatı seviyesine kadar oldukça iyi korunmuş
olan odeon en iyi kalite yontma taş duvarcılığı örneği sergiler. Alt kat sadeyken ve iki kapıyla ayrılmışken, üst
kat Dor düzeninde süslenmiş ve kare şeklinde kesilmiş taş bloklardan yapılmıştır. Yapının orijinalinde çatısının
olduğu kesindir çünkü ışığı doğu ve batı duvarlarındaki 11 geniş pencereden almaktadır. 25 metre
uzunluğundaki bu çatının binanın üzerinde nasıl durduğu hala belirlenememiştir. Günümüzde içi toprak ve
moloz dolu olan harabedeki oturma düzeni ya da oturma kapasitesi değerlendirmek pek mümkün değildir.
Oturma kapasitesi muhtemelen 600-700 kişiden fazla değildi. Molozların arasında, renkli mermer parçaları
çıkartılmıştır bu da iç duvarların mozaiklerle süslü olabileceğini göstermektedir. Bu güzel yapının, bouleuterion
ya da konsey odası olarak hizmet vermiş olması da mümkündür.
Termessos’ta değişik büyüklüklerde ve çeşitlerde altı tapınak vardır.
Bunlardan dört tanesi odeonun yanında kutsal olduğu tahmin edilen alanda
bulunmuştur. Bu tapınaklardan ilki odeonun tam arkasında yer alır ve
gerçekten görkemli bir duvarcılık işçiliği sergiler. Bu tapınağın şehrin asıl
tanrısı Zeus Solymeus’a ait olduğu ileri sürülmektedir. Ancak ne yazık ki,
geriye 5 metre yüksekliğindeki tapınağın iç duvarlarından başka çok az şey
kalmıştır.
İkinci tapınak odeonun güneybatı köşesinde uzanır. Bu tapınağın cella’sının
duvarlarının boyutları 5. 50 x 5. 50 metredir ve prostylos tarzındadır. Halen
ayakta duran ve tamamlanmış olan girişte bulunan bir yazıta göre, bu
tapınak Artemis’e ithaf edilmiştir ve hem harabe hem de içindeki kült heykel
Aurelia Armasta isimli bir kadın ve kocası tarafından kendi gelirleri
kullanılarak yaptırılmıştır. Girişin diğer tarafında yazılı bir zemin üzerinde bu
kadının amcasının heykeli durur. Tarzına bakılarak tapınağın tarihinin M. S.
ikinci yüzyılın sonlarına kadar uzandığı söylenebilir.
Artemis tapınağının doğusunda Dor tarzı tapınağın kalıntıları vardır. Bir kenarda altı veya 11 sütundan oluşan
tapınak peripteral tiptedir; boyutlarına göre değerlendirilecek olursa bu tapınak, Termessos’un en büyük
tapınağı olmalıdır. Rölyeflerden ve yazıtlardan bu tapınağın da Artemis’e ithaf edildiği anlaşılmıştır.
Daha ileride doğuda kesilmiş taşlardan yapılan terasın üzerinde küçük bir başka tapınağın kalıntıları vardır.
Tapınak yüksek bir podyum üzerinde yükselir, ancak hangi tanrıya ithaf edildiği bugün bilinmemektedir. Yine
de, klasik tapınak mimarisinin genel kurallarına karşı bu tapınağın girişi sağdadır ve bu da tapınağın bir yarı
tanrıya ya da kahramana ait olabileceğine işaret eder. Bu tapınağın tarihi M. S. üçüncü yüzyılın başlarına
kadar uzanabilir.
Diğer iki tapınak Korinth düzenindeki Attalos Stoası’nın yanında yer alır ve prostylos tarzındadır. Yine bugün
halen bilinmeyen tanrılara ve tanrıçalara ithaf edilen bu tapınaklar, M. S. ikinci ya da üçüncü yüzyılı işaret
ederler.
Bu geniş merkezi alanda bulunan tüm resmi ve kült yapılar arasında, en ilginçlerinden biri tipik Roma dönemi
evi formundadır. Altı metre yüksekliğe ulaşan Batı duvarında bulunan Dor düzenindeki kapı aralığının
üzerinde bir yazıt görülebilir. Bu yazıtın üzerinde evin sahibinden, şehrin kurucusu olarak övgüyle söz edilir.
Şüphesiz, bu ev Termessos’u kuranın değildi. Belki bu, şehre fevkalade hizmetler sunan ev sahibine bir
ödüldü. Bu tür evler genellikle soylu kimselere ve zenginlere ait olurdu. Ana giriş, ikinci bir kapıya giden bir
salona, bu ikinci kapı da merkezi avluya ya da atrium’a açılır. Yağmur sularını tutmak için avlunun ortasında
impluvium ya da havuz vardır. Atrium, evin bu gibi günlük faaliyetlerinde önemli yer tutardı ve aynı zamanda
konuk kabul odası olarak da kullanılırdı. Bu yüzden de sık sık gösterişli bir şekilde süslenirdi. Evin diğer
odaları düzenli bir biçimde atriumun etrafında yer alır.
Geniş, dükkanların sıralandığı portico’ları olan bir cadde, şehir boyunca kuzey-güney istikametinde uzanırdı.
Sütunlar arasındaki boşluklar genellikle, çoğu güreşçilere ait olan başarılı sporcuların heykelleriyle
doldurulmuştur. Bu heykellerin yazılı kaideleri hala yerlerindedir ve bu yazıları okuyarak bu caddenin eski
ihtişamını yeniden canlandırılabiliriz.
Şehrin güneyi, batısı ve kuzeyinde çoğu şehir duvarları içerisinde olan, kayaya oyulmuş mezar taşları bulunan
geniş mezarlar vardır ve bunlardan bir tanesinin Alcetas’a ait olduğu düşünülmektedir. Ne yazık ki, mezar
hazine avcıları tarafından yağmalanmıştır. Mezarın içerisinde kline’nın arkasında sütunların arasında bir çeşit
kafes oyulmuştur ve bunun yukarısında muhtemelen süslenmiş bir friz vardı. Mezarın kalan kısmı M. Ö.
dördüncü yüzyıla tarihlendirilebilecek ata binen bir savaşçının betimlemeleriyle bezenmiştir. Genç
Termessosluların General Alcetas’ın trajik ölümünden ne kadar fazla etkilendikleri ve onun için görkemli bir
mezar yaptıkları bilinmektedir ve tarihçi Diodoros, Alcetas’ın Antigonos ile at üzerinde savaştığını kaydeder.
Çakışan bu olaylar, aslında mezarın Alcetas’a ait olduğuna ve rölyefde betimlenenin de o olduğuna işaret
eder.
Yüzyıllardır şehrin güneybatısında sık ağaçların arasında saklanan lahit, insanı bir anda tarihi törenin
derinliklerine götürür. Ölüler, kıyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarlarıyla bu lahitlere konurdu.
Yoksulların bedenleri, sade taş, kil ya da ahşap lahitlerde yakılırdı. Tarihi M. S. ikinci yüzyıla uzanan bu
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 24/124
lahitler, yüksek kaideler üzerinde durur. Öte yandan zengin aile mezarlarında, lahitler soyuyla ya da onun
yanına gömülme izni olanlarla birlikte ölen kişi için hazırlanmış şatafatlı bir şekilde bezenmiş yapının içine
yerleştirilmiştir. Böylelikle, kullanım hakkı resmi olarak garanti altına alınmış oluyordu. Bu biçimde, belirli bir
mezarın tarihi belirlenebilir. Ayrıca, lahitlerinin açılmasını engellemek ve mezar soyguncularını korkutmak için
tanrıların öfkesini çağıran yazıtlar da bulunabilir. Bu yazıtlar aynı zamanda kurallara uymayanlara uygulanan
para cezalarını da belirtir. 300 ile 100. 000 denari arasında değişen bu para cezaları genellikle Zeus Solymeus
adına şehir hazinesine ödenirdi ve yasal hükümlerin yerini alırdı.
Şu ana kadar Termessos’ta herhangi bir kazıya başlanılmamıştır.
Bu sayfalar, Keskin Color A. Ş. tarafından yayımlanan Kayhan Dörtlük’ün “Antique Cities Guide - Antalya”
(Antik Şehirler Rehberi – Antalya) isimli kitabındaki bilgilerden hazırlanmıştır.
Kaynak: http://www. kultur. gov. tr/TR/Genel/BelgeGoster. aspx?F6E10F8892433CFF060F3652013265D6DB8CB7569A18343F
4. Gün: 26. 01. 2010 SALI:
ANTALYA – FASELİS – DEMRE – KEKOVA – KAŞ
Demre (Kale)
Antik adı “Myra”dır ve Hristiyanlar’ın kutsal ismi Aziz Nikolaus’un piskoposluk
yaptığı kent olarak büyük üne sahiptir. Nüfusu 22 bindir.
Finike ile Kaş arasında Teke Yarımadası’nın iç kesimlerinden gelen 65 km.
uzunluğundaki Demre Çayı’nın taşıdığı alüvyonlardan oluşan küçük birikinti
ovası üzerine kurulmuştur.
Coğrafya
İlçenin yüzölçümü 473. 220 dekardır. Bu alanın 319. 420 dekarı orman alanı,
500 dekarı mera, 99. 800 dekarı su yüzeyi, yerleşim ve kullanılmayan alanlar,
53. 500 dekarı da tarım alanıdır
Ekonomi
Demre’nin verimli topraklarında geleneksel olarak turunçgiller yetiştirilir. Ayrıca seralarıyla Türkiye’nin gözde
bir turfanda sebze merkezidir. Bölgede yılda birkaç kez turfanda ürün alınabilmektedir. Burada yetiştirilen bir
sivribiber türü de “Demre Biberi” olarak ün salmıştır. Seraların verimli Demre Ovası’nda kapladığı alan 17. 000
hektardır.
Noel Baba adıyla bilinen Aziz Nikolaus’un uzun süre Demre’de yaşamış olması, özellikle dış turizm açısından
yörenin önemini artırmıştır.
Tarih
Likya Birliği’nin merkezinde yer alan Myra, imparatorluk devrinde geçici bir süre metropol olmuş, Bizans
zamanında ise 32 kilisenin bağlı olduğu bir dini merkez konumuna geçmiştir. 1987 yılında ilçe yapılmıştır.
Önemli Yerler
Burada kalıntıları bulunan antik Myra kenti yakınında, 4. yüzyılda yapıldığı sanılan Aziz Nikolaus Kilisesi’nin
kalıntıları vardır. Noel Baba’nın ölüm yıldönümü olan 6 Aralık’ta Demre’de sanatsal etkinlikler yapılmakta,
Ortodokslar tarafından da Noel Baba Kilisesi’nde bir ayin düzenlenmektedir. Kentin 2 km. güneybatısında
bulunan Çayağzı Plajı da, Demre’nin önemli bir turizm merkezidir.
Myra (Demre, Kale)
Antik Şehirler
Myra (Demre, Kale)
Antalya'nın Kale (Demre) ilçesinde bulunan Kaş - Finike arasındaki çarpıcı kaya
mezarlarıyla ünlü Myra'ya düzgün bir yolla kolayca ulaşılır. Aziz Nicholaos'ın piskoposluk
yaptığı ve bu nedenle tüm Orta Çağ boyunca ününü sürdüren Myra önemli bir Lykia kenti
olup isme "Yüce Ana Tanrıçasının yeri" anlamına gelmektedir. Lykia dilinde "Myrrh" olarak
geçen Myra, Demre ovasını kuzeybatıdan çeviren dağların denize bakan yamacına
kurulmuştur. Önce bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepeden kurulan şehir daha
sonraları aşağıya inerek genişlemiş ve Lykia'nın çok önemli altı büyük
kentinden birisi olmuştur. Kentin M. Ö. IV. yüzyılda basılan ilk sikkesi
üzerinde ana tanrıça kabartması vardır.
Antik kaynakların M. Ö. I. yüzyıldan itibaren Myra'dan bahsetmelerine
rağmen, kaya mezarlarından ve bastıkları sikkelerden, şehrin en az M. Ö. V. yüzyılda
varolduğu anlaşılmaktadır.
Şehrin içinden geçen Demre Çayı (Myros) deniz ticaretini geliştirmiş ancak korsanların
kolayca baskın yapmalarına neden olmuştur. Bu nedenle Myralılar limanları Andriake'de,
nehrin ağzına bir zincir gererek bu baskınları durdurmaya çalışmışlardır. M. Ö. 42'de
Sezar'ı öldüren Brutus asker toplamak için Lykia'ya gelmiş, Xanthos'u aldıktan sonra
komutan Lentulus'u para toplamak için Myra'ya göndermiştir. Myralılar buna karşı çıkmışlar
ve kendilerini müdafaa etmeye çalışmışlarsa da komutan nehrin ağzına gerilen zincirleri kırarak şehre
girmiştir. M. S. 18'de Tiberius'un evlatlığı olan Germanicus ve karısı Agrippina burayı ziyaret etmişler ve
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 25/124
Myralılar limanları olan Andriake'ye onların heykellerini dikerek kendilerine olan saygılarını göstermişlerdir. M.
S. 60'da ise St. Paul Roma'ya giderken Myra'da gemi değiştirir. Eski kaynaklar Myra ile Limyra arasında gemi
seferlerinin yapıldığını kaydederler.
Lykia Birliği'nin metropolisi olan Myra M. S. II. yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş, burada
Lykialı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı yapılmıştır. Örneğin Oinoandalı Licinius Langus
10. 000 dinar vererek tiyatro ve portikoyu yaptırmıştır. Ayrıca Rhodiapolisli ve Kyeanaili
Iason'un da Myra'nın imarı için çok yardım ettigini kitabelerden anlıyoruz. Aziz Nicholaos'ın
Myra'da başpiskoposluk yaptığı II. Theodosion (408 - 450) zamanında Myra'nın Lykia
Bölgesi'nin başşehri olduğu bilinmektedir. Şehir VII. yüzyıldan başlayarak IX. yüzyıla kadar
devamlı Arap akınlarına uğramış, 809 yılında Harun El Reşit'in komutanlarından birisi Myra'yı
zaptetmiştir. 1034 tarihinde Arapların yaptığı deniz hücumlarında St. Nicholaos Kilisesi
yıkılmıştır.
Arap akınlarının verdiği huzursuzluk, Myros Çayı'nın sık sık taşması, bu taşma nedeniyle gelen
toprakla bazı yapıların dolması ve bu arada meydana gelen depremler şehrin terk edilmesine ve Myra'nın köy
hüviyetine bürünmesine sebep olmuştur. Türkler bu bölgeye geldikleri zaman böylesine küçülmüş bir Myra
bulmuşlardır.
Tiyatronun üzerindeki dağda bulunan akropolde fazla birşey kalmamıştır. 1842'de Myra'yı ziyaret eden ve
akropole çıkan Spratt burada küçük taşlardan başka birşey kalmadığını görmüştür. Roma Devri'nden kalma
şehir surlarında yer yer Hellenistik Devir'den kalma ve hatta M. Ö. V. yüzyıla ait olan duvar kalıntıları
bulunmaktadır. Tiyatronun yakınında şehre doğru giderken, yolun sonunda hamam veya bazilika olabilecek
geç devir kalıntıları görülmektedir.
Myra'nın su ihtiyacı Demre deresinin aktığı vadi kenarındaki kaya yüzüne açılan kanallarla karşılanmaktaydı.
Bugünde bu kanalları görmek mümkündür. Myra'nın diğer yapıları bugün toprak altında olup gün ışığına
kavuşacakları zamanı beklemektedirler. Myra'ya gelirken yol üzerindeki Karabucak mevkiinde, günümüze
kadar iyi korunmuş Roma Devri mezar anıtı dikkati çeker.
Çay ağzındaki Myra'nın limanı olan Andriake'nin üzerinde kehanet merkezi olmasıyla ünlü Sura antik kenti
Sura'dan birkaç km uzaklıktaki Gürses'te ise Trebenda antik kenti yer alır. Şimdi tiyatrodan başlayarak kaya
mezarlarını ve St. Nicholaos Kilisesi'ni tanıyalım:
Myra'nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Arkasındaki dik dağın
yamacında kurulan tiyatronun caveası büyük ölçüde kayalara oyulmuştur. Tiyatro daha sonraları arena olarak
da kullanılmış, bu nedenle bazı düzenlemeler yapılmıştır.
Kaya mezarlarıyla ünlü Myra'da mezarlar hemen tiyatronun üzerinde ve doğu taraftaki nehir nekropolü denilen
yerde olmak üzere iki yerde toplanmıştır.
Bu sayfanın hazırlanmasında İlhan AKŞİT'in "Işık Ülkesi LYKİA" kitabından yararlanılmıştır.
Kaynak: http://www. kultur. gov. tr/TR/Genel/BelgeGoster. aspx?F6E10F8892433CFF060F3652013265D6506ACF58093CAB42
Myra - Noel Baba Kilisesi
NOEL BABA
Bütün dünyada Noel Baba olarak tanınan Aziz Nicholaos, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında
önemli bir Lykia kenti olan Patara'da doğmuştur.
M. S. 300'e doğru Patara refah içindeyken kentte yaşayan zengin buğday tüccarının bir oğlu
olur ve ona Nicholaos adı verilir. Doğduğunda göğün bir hediyesi, ana-babasının dualarının
ve sundukları adakların bir meyvesi, fakirlerin bir kurtarıcısı olarak dünyaya geldiğine işaret
edilmiştir. Daha gençliğinde bile mucizeler yarattığına inanılır. Bu inanca göre inşa halindeki
bir kilisenin yıkılmasıyla enkaz altında kalan Nicholaos, annesi ağlayıp inlerken, üzerine
yığılan taşların altından sağlam olarak kurtulmuştur.
Bir süre sonra babası öldüğünde büyük bir servetin tek mirasçısı olmuş ve servetini
yoksullara yardım için harcamaya karar vermiştir. Bu sırada Patara'da önceleri çok zengin
olan bir şahıs fakirleşmiş ve kızlarının çeyizini yapamayacak duruma gelmiştir. Çaresizlikten kızlarını satmayı
bile düşündüğü bir anda, Nicholaos durumu görerek onlara yardım etmeye karar verir. Kendini belli etmemek
ve aynı zamanda gururlarını kırmamak için kızların evine gece gider. Onlar uykuda iken büyük kızın açık olan
penceresinden çeyizine yetecek olan bir kese altını içeri atar. Sabah parayı bulan büyük kız çok sevinir ve
kötü durumdan kurtulur.
Daha sonra ortanca ve küçük kızın çeyiz paralarını da karşılamak isteyen Nicholaos, pencereleri kapalı
olduğu için bacadan atar. İşte Noel Baba'nın yılbaşında hediye bırakma öyküsü böylece doğar. İkonalarda ve
resimlerde de Nicholaos'ın üç altın top ile gösterilmesi bu yüzdendir.
Aziz Nicholaos'un yaşamıyla ilgili bir öykü de şöyledir;
Nicholaos hacı olmak üzere Kudüs'e gider. Geri dönüşünde fırtınaya tutulan gemiyi dualarıyla batmaktan
kurtarır, ayrıca denize düşerek boğulan bir denizciyi de diriltir. O günden sonra Aziz Nicholaos denizcilerin de
koruyucu azizi olarak kabul edilmiştir.
Nicholaos bir müddet sonra Patara'nın komşu kenti Myra'ya göç eder. Myra Başpiskoposu ölmüş yerine
geçecek kişi üzerinde anlaşma sağlanamamıştır. Bunun üzerine sabah kiliseye ilk gelen kişinin başpiskopos
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 26/124
olması kararlaştırılır. Aziz Nicholaos kiliseye ilk gelen kişi olarak başpiskopos seçilir. Burada da mucizelerine
devam ederek üç generali ölümden kurtarır. Diğer bir öyküsü ise şöyledir:
0 yıl Myra'da kıtlık çıkar. İskenderiye'den Byzantion'a mısır götüren bir filo Myra'nın limanı olan Andriake'ye
uğrar. Nicholaos hemen limana koşar ve her gemi başına bir miktar mısır vermelerini ister. Gemiciler
Byzantion'a vardıklarında istemeyerek verdikleri mısırların yerlerinde olduğunu hayretle görürler.
Hıristiyanlara karşı olan İmparator Diocletianus ve Licinius zamanında Nicholaos da diğer Hıristiyanlar gibi bir
ara hapsedilmiştir. M. S. 325 tarihinde Hıristiyanlık içindeki problemleri çözmek için İznik'teki (Nikaea) meclis
toplantısına Myra Başpiskoposu olarak katılır. Yolda giderken bir handa öldürülerek salamura yapılmış üç
çocuğu dirilttiği daha sonra Bonaventure adlı bir kilise adamı tarafından iddia edilmiştir. Ögrencilerin de
koruyucusu olduğuna inanılan Aziz
Nicholaos'un 6 Aralık 343'te 65 yaşında iken öldüğü sanılmaktadır. Myralılar onun adına bir kilise yaparak
içindeki lahitte onu sonsuz uykusuna bırakmışlardır.
Haçlı Seferleri sırasında 20 Nisan 1087'de Bari'den gelen tüccarlar kemiklerini çalıp Bari'ye götürmüş ve
yaptıkları bazilikaya gömmüşlerdir. onun olduğu sanılan geride kalmış bir kısım kemik ise bugün Antalya
Müzesi'nde saklanmaktadır.
Noel Baba Kilisesi
Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki zelzelede yıkılınca daha büyük belki de
bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır. Peschlow, büyük apsisin güney tarafında
eşit
apsisli iki küçük mekân ile bugünkü binanın kuzey yan nefinin büyük
kısmının
bu ilk yapıya ait olduğunu tahmin etmektedir. Bu kilise VIII. yüzyılda zelzele
veya Arap
akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034 yılında Arap
donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On yıl harap
durumda
kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos ve
eşi Zöe
tarafından tamir ettirildiği kitabesinden anlaşılmaktadır. XII.
yüzyılda
binaya bazı ekler yapılmış, kilise tekrar onarılmıştır.
XIII. yüzyılda Türklerin eline geçen Myra'da, kiliseyi serbestçe
ibadet
etmek için kullandığını ve kilisede bazı onarımların yapıldığını
anlıyoruz.
1738'de büyük kilisenin yanındaki şapel tamir edilmiştir. 18331837
yılları arasında Anadolu'yu gezen C. Texier, Myra'ya da
uğramış
ve kitaplarında kiliseden bahsetmiştir. Ondan on yıl kadar
sonra
1842 yılı Mart ayında Teğmen Spratt ile Prof. Forbes de Myra'ya gelmiş, kilisenin bir krokisini
çıkarmışlar ve kilisenin yanında bir manastırın olduğunu görmüşlerdir.
1853 yılında Kırım Harbi sırasında Ruslar kilise ile ilgilenmişler ve burada bir Rus kolonisi
kurmak için Anna Golicia adındaki Rus kontesi adına toprak almışlardır. Ancak Osmanlı Devleti
işin siyasî yönünü farkedince Rusların aldıkları toprakları geri almış, yalnızca kilisenin onarım
istekleri kabul edilmiştir. Böylece 1862 yılında August Salzmann adında bir Fransız, Nicholaos Kilisesi'nin
onarımı ile vazifelendirilmiştir. Bu restorasyonlar kilisenin aslını bozacak kadar kötü yapılmıştır. Bu
restorasyon sırasında 1876'da bugün görülen çan kulesi de ilave edilmiştir.
Birçok kentin koruyucu azizi olan Noel Baba'ya adanmış iki bine yakın kilise bulunmaktadır. O'nun yaşam
öyküsü ve mucizeleri birçok kitapta yer almış, ancak en eskisi 750-800 yılları arasında Byzantion'da Stadion
Manastırı Başkeşişlerinden Michael tarafından yazılmıştır. Şimdi biz Anadolu Bizans mimarisinin ilgi çekici bir
yapısı olan St. Nicholaos Kilisesi'ni beraberce gezelim.
Müze girişinden sonra taş döşeli yoldan aşağıya doğru inilir. İnerken Noel Baba'nın heykeli solumuzda
yeşillikler içinde görülür.
IV. yüzyılda burada bulunan tek kubbeli kilisenin güneyine VIII. yüzyılda haç şeklinde bir şapel ile kuzey
tarafına da eklemeler yapılmıştır. Ayrıca 1862-63 senelerinde de binaya dış narteks ile iç narteksin bazı
kısımları ilave edilmiştir.
Binanın esas girişi batı yönünde olmasına karşılık biz gezi yönünde anlatmayı
daha uygun bulduk. Bugün iki sütunu ayakta kalmış bir avludan bir iki basamakla
Bizans Devri'nde ilave edilmiş güney nefine inilir. Haç biçimli bu bölümün doğu
kısmında üç kemerli pencereye sahip bir apsis yer alır. Apsisin önünde orijinal
stylobat ile ortasında altar kaidesi hâlâ görülür. Apsis nişinin içinde yer yer renkleri
kaybolmuş ve belirsizleşmiş aziz figürleri vardır. Bunların altındaki küçük niş
içindeki fresko Noel Baba'ya aittir. Bu bölüm ve esas kilisenin güneydoğu şapelinin
tabanlarında farklı desenlerde mozaik panolar görülür. Batı yönünde merdivenlerin
karşısındaki niş içerisinde İsa, Meryem ve Yahya freskoları vardır.
Buradan iyi muhafaza edilmiş kapı çerçevesi bizi lahitlerin bulunduğu kısma, yani
haç biçimli şapelin uzun kısmına çıkartır. Lahitlerin yer aldığı nişler içindeki
freskolar bugün net olarak görülmese bile çeşitli aziz tasvirlerini içeren freskolar ile
bezenmiştir. Kuzey duvarındaki ilk nişle sütunların üzerinde Meryem freskosu
ilginç örneklerdir. Noel baba freskosunun bulunduğu ikinci niş sütununun ters
konduğu yazılarından anlaşılmaktadır.
Nişler içinde yer alan lahitlerden birinci niş içindeki akarthus yaprakları ile süslü Roma Devri lahdinin Noel
Baba'ya ait olduğu kabul edilir. Hatta Noel Baba'nın denizcilerin de azizi olmasından dolayı lahdin üzerinin
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 27/124
balık pulu desenleriyle süslendiği söylenir. 20 Nisan 1087'de Bari'li korsanlar, Noel Baba'nın kemiklerini almak
için lahdi kırmışlar, bazı kemikleri alarak Bari'ye götürmüşlerdir.
İkinci niş ile karşısındaki nişte bulunan lahitler sadedir. Burada nişler içindeki lahitlerden başka yerde iki mezar
daha bulunmaktadır. Buradan bir kapı ile kilisenin iri blok levhalarla döşeli avlusuna geçilir. Avluda ise bir niş
içerisinde boşaltılmış iki mezar bulunur. Yanında bulunan mermer üzerinde haç ve çapa motifi Noel Baba için
yapılmış olmalıdır. Solda duvar içine yerleştirilmiş mezardaki kitabede 1118 tarihi yer alır. Avludan önce dış
nartekse, sonra üç kapı ile ana mekâna (naos) açılan iç nartekse geçilir. Burası gruplar halinde piskoposların
resmedildiği freskolarla süslenmiştir. Buradan geçilen esas mekân üç kemerle yan neflere açılır. Ana mekânın
güneyinde iki nef vardır. İkinci nefte niş içindeki lahitte Noel Baba'nın mezarı olduğu söylenir ise de üzerindeki
kadın erkek kabartması bunun böyle olmadığını gösterir. Yan nefin karşısındaki niş içerisinde ise birbaşka
mezar vardır. Kuzey nefin kubbesinde Hz. İsa ve 12 havarinin freskoları bulunur. Yanda ise yan nefin kazısı
yapılmaktadır. Bu kazının yapıldığı nefin batı kısmında ise üç oda bulunur. Binanın ortasında pencereli ve
kasnaklı bir kubbenin olması gerekirken, Salzmann yaptığı tamir sırasında mekânın üstünü kapatarak, kesme
taştan kaburgalı büyük bir çapraz tonoz kullanmıştır.
KEKOVA HAKKINDA
Lykia bölgesinin kıyısında Demre’nin (Kale)
batısında yer alan Kekova kayalık bir adadır. Burası
ismini ilk defa XIX. yüzyılın başında Cramer
tarafından duyurmuştur. Çoğu kez de kaynaklara
Kakava olarak geçmiştir.
Kekova Adası ismini çevresindeki bölgeye de
vermiştir. Ancak bu ada depremler sonucu deniz
altında kalmış ve buraya batık şehir ismi de
verilmiştir. Bu adanın yakınında Aperlai, batık Kent,
Kaleköy’deki Simena, Üçağızdaki Theimussa,
Gökkaya koyundaki Istlada isimli antik kentler
bulunmaktadır.
En yüksek tepesi 188 m. karşısındaki anakara ile
arasındaki kanal görünümündeki denizin derinliği
ise 105 m. ’dir. Kekova adı son yıllardaki güncelliğinden dolayı turizm ve korumacılık alanlarında da sıkça
kullanılır olmuş, Çayağzı'ndan (Andriake) yapılan tekne turları "Kekova Turu" olarak anılmaya başlamış, daha
da önemlisi ada ve çevresindeki arkeolojik doğal koruma alanları "Kekova Sit Alanı" olarak adlandırılmıştır.
Ada, hiçbir zaman karşısındaki iki küçük liman gibi kent özellikleri taşımamış, daha çok iki kenti perde gibi
Akdeniz'e karşı koruyup denizcilerin sığınak, gemi inşaa ve onarım üssü olarak kullanılmıştır. Bu çevrede
bugün "Batık Kent" olarak adlandırılan adanın kuzeybatı kıyılarındaki kalıntılar en az İ. Ö. 5. yy. 'dan beri ticari
ve askeri üs olarak kullanılmış olan Kekova'nın en renkli
köşesidir. Tersane koyu ise hem yüzülebilecek tek yer
hem de Bizans dönemine ait bazilika apsisi ile arkeolojik
kalıntıların en yoğun olduğu alandır.
Yakınındaki batık kent olarak anılan köşede genellikle ana
karaya oyulmuş yerleşim kalıntıları ve su içindeki temeller
yer alırlar ki orijinal durumlarını canlandırmak için taşın
yanında ahşap mimarinin de yoğun olarak kullanıldığını
unutmamak gerekir. Sadece bu köşedeki yapıların batmış
olması büyük bir ihtimalle deprem sonrası adanın bu
köşesinden ana karaya doğru yatmasıyla açıklanabilir.
Kaynak: http://www. kekova. gen. tr/kekova-hakkinda. htm
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 28/124
5. Gün: 27. 01. 2010 ÇARŞAMBA
KAŞ – PATARA – XANTHOS – FETHİYE (150 km)
KAŞ'IN TARİHİ
Arkeolojik buluntularla kanıtlanan
Habesos adı, antik kentin en eski
adıdır. Antik kent tarihte
Antiphellos ismi ile anılmıştır.
Karia ve Likya Bölgeleri
arasındaki bağlantıyı sağlayan
yolların kesişme noktasında
bulunan Antiphellos, aynı
zamanda bir ticaret limanıdır.
Makedonya Kralı Büyük İskender'in, Anadolu seferi
sırasında, Krallığın egemenliği altına girmiştir. İskender'in
genç yaşta ölümünden sonra bölge, Seleukoslar'la Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir.
Antik kent, Roma Dönemi'nde önem kazanmış ve Bizans Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmuştur. Bu
dönemde Arap akınlarına uğramış daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasını takiben Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti
ilçeyi Yıldırım Beyazıt zamanında topraklarına katmıştır.
Antik çağlarda, bugün "Teke Yarımadası" olarak bilinen Antalya ile Fethiye körfezleri
arasındaki yarımadada yurtlanan Likyalılar'ın, Hitit metinlerinde Lukkalılar olarak
adlandırıldıkları ve İ. Ö. 2. binyıl gibi erken bir zamanda güçlü bir ulusal bilince sahip oldukları
bilinmektedir. Luwiler'le akraba bu Anadolu halkında "Birlik" kavramı, daha İ. Ö. 15. yüzyıl
sonlarında Anadolu halklarının Hititler'e karşı kurduğu Assuwa Konfederasyonu'na girişle
vardır. Kadeş'te Mısırlılar'a karşı Hititler'in yanında olmaları, Homeros'un İlyada Destanı'nda
Akha Hellenleri'ne karşı Troyalılar'ın yardımına koşmaları, bu bilincin "Anadolu bütünlüğüne"
genişleyen somut göstergesidir. İ. Ö. 540 dolaylarında Perslere karşı direnemeyeceklerini
görerek, eli silah tutamayan halkını Ksanthos Kalesi'nde toplayıp ateşe verdikleri ve
askerlerin son kişiye kadar çarpışarak özgürlük uğruna benzersiz bir kahramanlık destanı
yazdıkları Herodot'tan okunur. Bunun kendilerini birliğe taşıyan ulusal dayanışma bilincine
dönüşmesi, İ. Ö. 5. yüzyılda Pers ve Atina egemenliğini içlerine sindiremeyişle ve salt bazı
kentlerin kendi aralarında birleşmesi biçiminde sürer; Atinalı İsokrates'in İ. Ö. 4. yüzyıl
başlarında, "Likyalılara hiçbir zaman hiçbir kimse bey olamadı" demesi de bundandır.
Likyalıların erken tarihlerde Anadolu halklarıyla ve kendi aralarında birleşerek sergiledikleri bu ulusal bilinç, İ.
Ö. 2. yüzyılın ilk yarısında resmen kurumsallaşmıştır. Ve sonuçta, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının
demokratik bir yasa çerçevesi içinde oylama esaslı seçimle yönetilmelerine dayanan 'Likya Birliği' kurulmuştur.
Çünkü İ. Ö. 187-168 arası süreçte Rhodos'a karşı bağımsızlığı hedefleyen başkaldırı ve ayaklanmalarda tüm
ülkeyi saran birlik ve beraberlik ruhu doruğa ulaşmıştır. İ. Ö. 168/67 yılında kazanılan özgürlüğün ardından da
bu tarihsel karara varılmıştır. Çağdaş batı yönetimlerine örnek olan bu "birlik" anayasası antik dünyada tektir.
İ. Ö. 507'de kurulan ve sözde batı dünyasının ilk demokratik hareketi olan seçmeci ve ayrıcalıkçı Atina
Demokrasisi yanında, çoğulcu yapısı ve hakça yönetim biçimiyle gerçek anlamda uygulanan ilk demokrasi
olma önemiyle farklıdır. Bu nedenle de Montesquieu'yü çok etkilemiş, 1748'de basılan 'De L'Esprit des Lois'
kitabında ünlü Fransız tarihçisi ve filozofu bu yasayı demokrasi bağlamında, "antik dünyanın en mükemmeli"
sözleriyle övmüştür. Ve 1787'de Amerika Birleşik Devletler Anayasası'nın biçimlenişinde, özellikle Alexander
Hamilton ve James Madison'un konuşmalarıyla, çağdaş bir model öneminde baş etken olmuştur.
Likya Birliği antik çağlarda bilinen ilk ve tek birlik değildir, öncesinde İ. Ö. 8. yüzyılda Anadolu'da "İyon Birliği"
ve ardından Yunanistan'da çok sayıda yerel birlikler kurulmuştur. Bunların çoğunda, Akha, Teselya ve
Makedonya birlikleri gibi, farklı etnik gruplar bir araya gelmişler ve bir birlik oluşturmuşlardır. Likya Birliğini
bunlardan ayıran en önemli ve belirleyici fark, "ulusal" olmasıdır; çünkü birliği oluşturan kentlerin aynı soydan
halklar olarak ortak bir tarihi geçmişi ve kültürü vardır. Tarih boyu ödünsüzce sahiplendiği özgürlük uğruna, en
son Rodos'a karşı kazanılan bir bağımsızlık savaşı sonucunda kurulmuş bir "Cumhuriyet' gibi algılanmalıdır.
Devlet yapısı, antik çağ birlikleri arasında en demokratik olanıdır; çünkü Yunanistan birliklerinin milletvekilleri
ve meclis başkanları genelde asker kökenli iken, Likya'da yöneticiler ve milletvekilleri daha çok sivillerden
oluşmaktaydı. Atina demokrasisinde başkanlar "ömür boyu" o görevde kalma hakkına sahipken, Likya'da
başkanlar bir yıllığına ve her seferinde bir başka kentten seçilmekteydi. Ve de antik çağ birliklerinin hiç birinde
kadın üye bulunmazken, Likya Birliği'nde kadınlar olasılıkla meclis başkanı seçilebilmekteydi.
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 29/124
Romalı tarihçi Livius, Patara'yı "Likya Birliği'nin merkezi" olarak tanımlamıştır. 1988'de başlayan Patara
kazılarının daha ilk yılında, Tiyatro'nun kuzey karşısında ve yönü doğudaki Agora'ya dönük görkemli kalıntının
ancak bir Birlik Meclisi olabileceği savlanmış; 2000 yılında başlanan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkan tiyatro
benzeri mimarisi ve önündeki revakta ele geçen, değişik kentlerden Lykiarkhların heykelleri için yazılmış, çok
sayıda kaide yazıtı ile bu görüşün doğrulandığı düşünülmektedir.
http://www. kas. bel. tr/Tarihi. aspx
Antiphellos:Antik kentten günümüze ulaşan eserlerin başında şehrin
kuzeyinde kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir tarafa serpilmiş Likya
lahitleri gelir. Lahitlerin en görkemlisi, bugün Uzunçarşı Caddesi'nde
bulunan ve halk arasında Kral Mezarı olarak adlandırılan Likya Yazıtlı
Anıt Mezar'dır (M. Ö. 4. yy. ).
Antiphellos'da bulunan önemli eserlerden bir tanesi de Kaş Antik
Tiyatrosu' dur (M. Ö. 1. yy). 4 bin kişilik seyirci kapasitesine sahip olan
yapı M. S. 2. yüzyılda onarım görmüştür. 26 basamaktan oluşan
tiyatronun sahnesi yoktur ve yapının en önemli özelliği Anadolu'daki
denize cepheli tek tiyatro oluşudur.
Tiyatronun kuzey-doğusunda Akdam olarak adlandırılan dor tipinde M.
Ö. IV. yüzyıla ait ev tipi bir mezar vardır. Yapı, doğal kaya kesilerek yapılmıştır. 3. 5 metre yüksekliğindedir ve
içerisinde elele tutuşarak dans eden 24 kız figürü bulunmaktadır. Hastane Caddesi üzerinde, dış yüzü
muntazam kesme taş kullanılarak yapılmış olan Tapınak bulunur. Yapının temel taşlarının Roma Dönemi'nden
kaldığı tespit edilmiştir.
http://antalya. kultur. gov. tr/Genel/BelgeGoster. aspx?F6E10F8892433CFFC528AE8C1C09BBCE7A68898AA874493B&
LİKYALILAR
Anlatımlara göre Likyalılardan; "Likyalılar Girit’ten gelmedir. Eskiden Girit’te barbarlar otururdu. Europe’nin
oğulları Sarpedon (Likya’nın kahraman Kralı) ve Minos Girit Krallığı için savaşmışlardır. Minos, savaşı
kazanınca Sarpedon’u yandaşlarıyla birlikte Girit’ten kovdu. Bunlar Asya’ya Milyas’a geldiler. Bugün
Likyalılar’ın oturduğu toprakların adı Milyas idi. Milyaslılar’a Solymler denirdi. Likyalılar Milyas’a geldiklerinde
Termil adını taşıyorlardı. Bugün de komşuları onlara Termil (Termilai) der. Ayrıca Hitit’ler Likya’dan “Işığın
Ülkesi” diye sözetmektedirler.
Atinalı Pandian oğlu Lykos (Lycos:Yunanca Kurt demektir. ) da kardeşi Aigeus tarafından sürülmüş, o da
Likya’ya Sarpedon’un yanına gelmiştir. İşte bu Lykos (Lycos) dan kinaye ile Termiller’e Likyalılar denmiştir. "
şeklinde söz edilmektedir.
İnsanların ölümden sonra da yaşamlarını sürdürdükleri ve bu nedenle de ölümden sonra da yaşamlarındakine
uygun bir konut yaptırma inançları birçok kültürde olmasına karşın, hiçbir yerde Anadolu’daki kadar yaygın bir
şekilde görülmemektedir. Ölüyü eve benzer bir mezara gömme adeti Anadolu’da İ. Ö. 3. Binin 2. yarısından
başlayarak Roma İmparatorluk devrinin sonlarına değin kesilmeksizin sürmüş ve bunun sonucunda da mimari
anlamdaki birçok mezar yapısı oluşturulmuştur. Anadolu’da görülen değişik mezar tiplerinden birisi de Lahit’tir.
Likyalılardan günümüze ulaşan eserlerin başında Likya Kentlerinin bazılarında kayalara oyulmuş mezarlar ile
dört bir tarafa serpilmiş Lahitler gelir. Bu Lahitlerin en görkemlisi bugün Kaş (Andifli)’ta Uzunçarşı Caddesinde
bulunan ve halk arasında Kral Mezarı olarak adlandırılan Likya Yazılı Anıt Mezardır. (M. Ö. 4. yy. ) Eser, tek
bloktan oluşmuştur ve üzerinde sekiz satırlık Likya dilinde (Bazı kaynaklarda Likçe'de denmektedir. ) kitabe
vardır.
Günümüze iyi bir konumda gelen ve tek bir bloktan yapılmış olan bu lahdin 1, 5 m. uzunluğundaki alt kısmında
boncuk motifleri ve sekiz satırlık Likçe bir kitabe vardır. M. Ö. IV. yy. a tarihlenen bu mezarın kitabesi
okunamadığından kime ait olduğu anlaşılamamıştır. Bu kaidenin üzerine dikdörtgen prizma şeklindeki anıtın
sandukası oturtulmuştur. Kapağın kuzey-batı alınlığında sopasına dayanmış, sağ bacağını sol bacağının
üzerine atmış, üzgün görünümlü bir erkek ile bir kadın figürü işlenmiştir.
Güney-doğu alınlığında ise ayakta duran ve uzun bir manto giymiş bir kadın figürü görülmektedir. Ayrıca lahit
kapağının her iki yanına da aslan kabartmaları işlenmiştir. Kapağın batı tarafı pencere şeklindedir.
http://www. kas. bel. tr/Tarihi. aspx
Patara (Ovagelemiş): Kaş'a 41 km. mesafededir. Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış
durumdadır. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişindedir. Patara Limanı, Xanthos (Eşen)
Çayı'nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Kentin adından ilk kez Herodotos söz
eder. Rivayete göre Patara, kentin kurucusu, Su perisi Lykia ile Apollon'un doğduğu yerdir. Şimdilik şehrin
tarihi M. Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarılmaktadır.
Şehir Bizans Dönemi'nde de önemli bir konum edinmiştir. Zira 'Noel Baba' olarak adlandırılan Saint-Nicholas
Patara'lıdır. Hz. İsa'nın havarilerinden Saint Paul, Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir ve Patara,
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.
Rehberlik Gezisi Programı Sayfa 30/124
Erken Hiristiyanlık Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmuştur.
Patara'ya girilirken yol üzerinde Likya tipi Roma Devri mezar anıtları görülür.
Girişte üçgözlü Zafer Takı, sular altında kalmış üç nefli Liman Kilisesi ve Hurmalık
Hamamının kalıntıları vardır.
Bunun 100 m. ilerisinde son kazılarda Likya şehirleri arasındaki mesafeyi gösteren
yol kılavuzu bulunmuştur. Klavuz, Dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol
levhasıdır. Antik kentte yer alan Vespasianus Hamamı M. S. 69-79 yılında inşa
edilmiştir. Hamamın yanındaki patika izlenirse, Patara'
nin mermer döşeli ana caddesine ulaşılır. Caddenin
ilerisinde Bizans Kalesi'nin geniş duvarları ile
karşılaşılır. Bu kalenin doğusunda Korint Tapınağı ve
baıi ucunda Bizans Kilisesi yer alır.
Patara Tiyatrosu (M. Ö. 2. yy. ) bir yamacın eteğine kurulmuştur ve tahmini 10. 000
kişiliktir. Tiyatronun kumla kaplı olan bölümleri temizlenmiş ve yapı ortaya
çıkarılmıştır. Patara antik kentinde yapılan arkeolojik kazı çalışmaları devam
etmektedir.
Patara Plajı, 18 km. uzunluğu (en dar 280m. en geniş bölümü 1500 m. ulaşan
ölçümü) ile Türkiye'nin en uzun kumsalına sahip plajıdır. Çevre Bakanlığınca 'Özel
Çevre Koruma Bölgesi' ilan edilen Patara plajı, Caretta-Caretta deniz
kaplumbağalarının üreme alanıdır. Bölgede, Caretta-Caretta' ların üreme
dönemlerinde kaplumbağaların ekolojik ortamlarının devamı için, koruma tedbirleri
titizlikle uygulanmaktadır.
Turistik bir yöre olan Patara' da çok sayıda konaklama tesisleri, otel, motel,
pansiyon, alışveriş merkezleri ve leziz yöresel yemeklerin yapıldığı restoranlar
bulunmaktadır. Ayrıca seracılık da büyük gelişim kaydetmiştir.
http://antalya. kultur. gov. tr/Genel/BelgeGoster. aspx?F6E10F8892433CFFC528AE8C1C09BBCE7A68898AA874493B&
Xanthos:Kaş'a 45 km. mesafede Kinik beldesindedir. Eşen Çayı'nın doğu kıyısında kurulmuş, Likya Birliği'nin
başkentidir. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin M. Ö. 8. yüzyıla kadar
uzandığını ortaya koyar.
Antik kentteki ilk araştırmalar 1838'de İngiliz Charles Fellows tarafından yapılmıştır ve ne yazık ki görkemli
mezar anıtları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave lahdi, Aslanlı Mezar, British Museum'a kaçırılmıştır.
Kent surları Roma ve Bizans Dönemleri'nde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiştir. Güneyde, M. Ö. 2.
yüzyıla ait kapı yer alır. Bu kapının arkasında İmparator Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri görülür.
Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Likya Akropolisi vardır. Artemis'e ait olduğu düşünülen bir tapınağın
kalıntıları ile bir Bizans Kilisesi akropoliste bulunur. Kuzeydeki Roma Akropolisinde ise görkemli bir manastır
dikkati çeker. Tiyatro, Roma Dönemi'ne aittir ve 2. yüzyıla tarihlendirilir.
Xanthos Antik Kenti
Fethiye-Kas karayolu üzerinde Fethiye'ye 46 km. uzakliktaki Kinik Köyü'nde yer alir. Sehir
Xanthos nehri (bugün Esen Çayi) kenarindaki ovaya hakim iki tepe üzerinde kurulmustur.
Ilki Esen Çayi'nin kenarindan sarpça bir kayalik seklinde yükselen surla çevrili Likya
akropolü; ikincisi ise kuzeydeki daha yüksek ve genis olan Roma akropolüdür.
Xanthos kenti, birçok önemli özelliklerinin yaninda tarihi en çok acilarla dolu kent olarak
bilinir. Tarihçiler, kentin birçok kez yerle bir oldugunu veya yandigini fakat yeni sehrin
küller arasindan yeniden yeserdigini yazarlar.
Likya'nin baskenti olan Kanthos'un adi, Likya yazisi ile yazilmis kitabelerde ARNNA olarak
geçer. Homeros, Sarpedon yönetimindeki Xanthos'lularin Troya savaslarina katildiklarini
yazar ki bu olay sehrin en eski yazili tarihine isaret eder. Sehir, M. Ö. 546'da Pers
kumandani Harpagos tarafindan kusatilir. Xanthos'lularin kahramanca karsi koyup
direnmelerine ragmen çaresiz duruma düstüklerinde, kadin ve çocuklarini öldürüp sehri
atese vererek insansiz ve harap bir sehri Harpagos'a birakirlar, bu toplu intihardan o
sirada sehirde bulunmayan 80 aile kurtulur ki sehirlerini yeni gelen göçmenlerle yeniden
kurarlar.
M. Ö. 475-450 arasinda Xanthos, bu kez yangin felaketi ile karsilasir. Kazilarla da
belirlenen bu yangin katindan sonra sehir büyük bir gelisme göstererek bati dünyasi ile
özellikle de Atina ile sicak iliskiler kurar.
Büyük Iskender'in seferi sirasinda Xanthos'lular Pers Harpagos'a oldugu gibi direnme
göstermisler. M. Ö. 309'dan itibaren misir hanedani Ptolemaios'larm, ardindan birçok
Likya sehri gibi Suriye Krali III. Antiokhos'un egemenligini kabul etmek zorunda kalmislardir.
Hazırlayan: Kültür ve Turizm Bakanlığı Profesyonel Turist Rehberi Muammer Çelik. Tel: 0532-2643999 [email protected] com
Kaynaklar metinlerin altında belirtilmiştir. Bu çalışma tamamen ücretsizdir. Ticari kullanımlar için kaynaklarda belirtilen adreslere başvurun.

Benzer belgeler

Please Click Here For

Please Click Here For www.Transferchi.com - [email protected] / GSM 0 532 566 04 19 Transferchi.com Bir Okan & Ceren Turizm Acentası Kuruluşludur (Belge No : 5909) – TERMİNAL HAVACILIK Tur. Tic. Ltd. Şti.

Detaylı

Kaş - antalya il kültür ve turizm müdürlüğü

Kaş - antalya il kültür ve turizm müdürlüğü Bu geniş merkezi alanda bulunan tüm resmi ve kült yapılar arasında, en ilginçlerinden biri tipik Roma dönemi evi formundadır. Altı metre yüksekliğe ulaşan Batı duvarında bulunan Dor düzenindeki kap...

Detaylı

LIKYA VE PERSLER - Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi AKADEMİK

LIKYA VE PERSLER - Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi AKADEMİK Anıtı” Küçük Podyum Frizi’nde yer alan sahnedir. Sahnede J. Borchhardt’ın, Pers Büyük Kralı II. Artakserkses (MÖ 404-358) olarak

Detaylı