Sayı 158 / Nisan 2013 - Bilim ve Aklın Aydınlığında EĞİTİM

Yorumlar

Transkript

Sayı 158 / Nisan 2013 - Bilim ve Aklın Aydınlığında EĞİTİM
Bilim ve Aklın Aydınlığında
İÇİNDEKİLER
Ay l ı k e - D e r g i • I S S N - 1 3 0 2 - 5 6 0 0
Yıl: 14 • Sayı: 158 • Nisan 2013
AHMED-İ CAN
Sahibi
NABİ AVCI
Millî Eğitim Bakanı
•
Genel Yayın Yönetmeni
YUSUF ESENER
Destek Hizmetleri Genel Müdürü
•
Yazı İşleri Müdürü
AZİZ ZEREN
Eğitim Araçları ve Yayımlar Grup Başkanı
•
Yayın Koordinatörü
ARİF BÜK ([email protected])
•
Yayın Kurulu
ARİF BÜK
HAKKI USLU
ÇAĞRI GÜREL
ŞABAN ÖZÜDOĞRU
AYSUN İLDENİZ
•
Tasarım
HAKKI USLU ([email protected])
•
Yönetim Merkezi
MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Atatürk Bulvarı Nu: 98
Bakanlıklar/ANKARA
•
http://baae.meb.gov.tr
•
e-posta: [email protected]
Tel: (0 312) 212 81 45 / 4188
Fax: (0 312) 212 81 48
•
Gönderilen eser ve çalışmalar yayımlansın
veya yayımlanmasın, iade edilmez.
Yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.
Yayın Kurulu yazılar üzerinde değişiklik
yapabilir. Yayımlanan yazılar için telif ücreti
ödenmez. “Bilim ve Aklın Aydınlığında
Eğitim” adı anılmadan alıntı yapılamaz.
ZİYA PAŞA AKYÜREK ................................................. 2
EĞİTİM
Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri
Genel Müdürlüğünün 28.03.2012 tarih ve
4309 sayılı oluru ile yayımlanmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 5860
Süreli Yayınlar Dizisi: 305
YURDUM
NURİ PEKSÖZ . ......................................................... 4
ATTİLÂ İLHAN VE ULUSAL SENTEZ DÜŞÜNCESİ
SERHAT IŞIK . ........................................................... 6
BEYBABA
ÖZCAN TEMEL .........................................................14
KAÇINCI VEDA
AYDIN ADNAN GÜMÜŞ ............................................21
KALABİLSEYDİK ÇOCUK
BETÜL GÜNEL ÇETİN . ............................................. 25
ÇANAKKALE GEÇİLEMEZ
KENAN ÇARBOĞA . ................................................. 27
GÜNDEM ............................................................... 30
AHMED-İ
CAN
ZİYA PAŞA AKYÜREK
Fatih Has’a
Bir hâlinden bin pencere açılır bu dünyanın
Binden biri, birden bini görmelisin Ahmed-i Can
Teveccüh edip hep Sevgiliye ona baksın her yanın
Ondan özge yâr olmaz ki bilmelisin Ahmed-i Can
Bir lütuf olarak bedenine fısıldanan şu canın
Meyvesi olarak O’nu dermelisin Ahmed-i Can
Nedir ki tatmini söyler misin bir türlü doymayanın
Tefekkür sofrasından hep sormalısın Ahmed-i Can
2 • NİSAN 2013 - SAYI 158
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Aşikâr bir sona doğru götürür ki her anın
Dost deyip mevtten evvel ölmelisin Ahmed-i Can
Gözden düşen yaşlar ile yanıyormuş yanağın
Sineyi kebap edip yanmalısın Ahmed-i Can
Dünyada dertsiz yoktur faydası yok aramanın
Kevserdir derdi O dostun kanmalısın Ahmed-i Can
Gel bu bezmde gönlümüzü kulu edelim Rahman’ın
O’nun için olmayanı silmelisin Ahmed-i Can…
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 3
YURDUM
NURİ PEKSÖZ
Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi
Edebiyat Öğretmeni - Bursa
Bir dağ gibi belledin mi yanmayı?
Aşka mekân kılmış erenler yurdu.
Öğretmişler gökler gibi dönmeyi;
Özünü erliğe verenler yurdu.
Keremler Aslı’yı aradığında,
Gül hicaba bürünürdü bağında.
“Hamdım, yandım, piştim” aşk ocağında,
Edeple bezemiş yârenler yurdu.
Aras’ım hazarda umman olurum,
Bade içer sonra Sümman olurum,
Ateşim düşmana yaman olurum,
Sahipsiz mi sanır vuranlar yurdu?
Edebi erkânı servet sayarım,
Sevgiyi çok büyük kıymet sayarım,
Bu vatanı bir emanet sayarım,
Aşkı iman ile karanlar yurdu.
4 • NİSAN 2013 - SAYI 158
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Toroslar’dan duy Ağrı’nın sesini,
Rüzgârlardan öğren, gülün yasını,
Doldur çeşmelerden bade tasını,
Gönlünü yollara serenler yurdu.
Erzurum’da bir mihmansın sevdiğim,
Dertler bende sen Lokman’sın sevdiğim,
Bülbülü çok gülistansın sevdiğim,
Nakış nakış örmüş örenler yurdu.
Karacoğlan sırrın ayan edende,
Mevlana aşkını beyan edende,
Niyazi aczini burhan edende,
Kulluk esrarına erenler yurdu.
Desen desen aşka çıkar sedamız,
Tarih aynı, dost eylemiş Mevla’mız,
Bir dağız ki, sevda açar yaylamız,
Anadolu’m Hakk’ı görenler yurdu.
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 5
ATTİLÂ İLHAN VE ULUSAL
SENTEZ DÜŞÜNCESİ
“…ulusal sentez bir zaruret…”*
Attilâ İlhan
“…ulusal bireşimden kaçan şair, kökünden kopmuş bir bitkiye benzer …”**
Attilâ İlhan
SERHAT IŞIK
S
entez, öğeleri belli bir ilişki ve kural
içerisinde bir araya getirip yeni bir
bütün oluşturma işidir. Ancak, sen-
tezde yenilik ve özgünlük esastır. Sentez,
öteden beri kültür hayatımızda karşımıza
çıkan ve bu düşünceye önem veren Türk
aydınları tarafından üzerinde sıkça durulan
bir konudur. Özellikle Tanzimat’tan sonra
başlayan Batılılaşma çabalarının istenilen
sonucu vermemesinden dolayı üzerinde
sıklıkla konuşulmaya başlanmıştır.
6 • NİSAN 2013 - SAYI 158
Cumhuriyet nesli aydınlarımızdan Attilâ
İlhan da kültür hayatımızda sentez düşüncesi -kendi ifadesiyle bileşim düşüncesi- üzerine eğilmiş ve bu konuda özgün fikirler ileri
sürmüştür. İlhan’a göre, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yeni bir kültür sentezi yaratılmaya çalışıldı. Türk Tarih ve Türk
Dil Kurumunun kurulması bu yönde atılmış
adımlardandır. Ancak, ardından gelen İnönü dönemi, bu çalışmaları sona erdirmiş
ve Tanzimat döneminin devamı niteliğinde
bir Batılılaşma çabası içine girilmiştir. Ona
göre, bu yöneliş, sentez çabalarını olumsuz
yönde etkilemiş ve bu çabalardan başarılı
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
bir sonuç alınamamıştır. Dikkati çeken bir
yor; karşıtların birliği ilkesine uygun olarak,
nokta da Attilâ İlhan’ın önerdiği ulusal sen-
feodal toplum içinden! Çerçevesi feodal
tez düşüncesinin, edebiyattan mimariye,
toplumdur ama, muhtevası feodallere kar-
müzikten sinemaya, dergiciliğe hatta kadın
şı yükselen, yeni şehirli kesimin (burjuvazi)
makyajına kadar uzanan farklı, kapsamlı
muhtevasıdır. Bu noktaya mim koyun. Fran-
ve ilgi çekici konuları içerisine almasıdır.
sız burjuvazisi, laik/ulusal kültürünü, dinsel/
Ulusal sentez düşüncesine geçmeden
önce konuya Attilâ İlhan’ın benimsediği kültür tanımıyla bir giriş yapmakta yarar var.
Attilâ İlhan, M. Rosenthal ve P. Yudin’in
Felsefe Sözlüğü’nde geçen: “Kültür, tarih
boyunca toplumda yaratılan bütün maddi
feodal çerçeve içinde oluşturmuş; yeni ulusal değerlerini, eski değerlerinin üzerine
oturtmuştur. Başka bir deyişle, bireyselleşme, rasyonelleşme, laikleşme, yabancı bir
kültürden aktarılmamış, eski çerçeve içinde
yaratılarak benimsenmiştir…”5
ve manevi değerler; bu değerlerden fayda-
Buradan hareketle, daha önce de be-
lanılması ve bu değerlerin gelecek nesille-
lirttiğimiz gibi, ulusal sentezi gerçekleştiren
re iletilmesidir.” şeklindeki kültür tanımını
ülkelerin bu konuda uyguladıkları yöntemi
benimsemektedir.
Kültürün bir tekâmül
alıp rasyonel bir yaklaşımla bizde de sen-
içerisinde ilerlediğini düşünen Attilâ İlhan,
teze gidilebileceğini düşünür. Selçuklu/Os-
bütün ulusal kültürlerin ümmet kültürü için-
manlı sentezini gerçekleşmiş ve başarılı bir
den filizlenerek çıkmış ve millî bir hüviyet
sentez olarak gören Attilâ İlhan, amacına
kazanmış olduğunu ifade eder. Ona göre
ulaşan bir sentez için Cumhuriyet öncesi
önemli olan, bunu başarabilmektir. Sentez
Türk kültürünü çok iyi tanımamız gerektiği-
kavramından söz ederken de:
ni belirtir:
3
“…sentez öyle bir sonuçtur ki, içerdi-
“…Cumhuriyet’in Türk kimliğini anla-
ği composant’lar [bileşen] özgüllüklerini
yabilmek için, önce Osmanlı’nın kimliğini
(specifique) onun bütünü içinde yitirmişler-
tanıyacaksın, çünkü ikincisi bunun içinden
dir: Suda, hidrojeni ve oksijeni göremeyiz
üretilecek, gelişmiş ülkelerde böyle ol-
ama vardırlar, daha da iyisi suyu ‘yapan’
muş. Selçuklu-Osmanlı kültür sentezi, Batı
onlardır.”4
Oğuzları’nın Orta Asya’daki kimliklerinden
şeklinde bir açıklama yapar. Ulusal kültüre diyalektik bir yöntemle ulaşacağımızı
söyleyen Attilâ İlhan, bunu şöyle açıklar:
“Ulusal kültür, ümmet kültüründen doğu-
farklı olarak geliştirdiği bir sentezdir; hele
Osmanlı’nın geliştirdiği sentez, büyük ölçüde, yayıldığı coğrafyada yaşanan kavimlerin kültürleriyle yoğrulmuştur. Osmanlı’nın
geliştirdiği müzik, Osmanlı’nın mutfağı,
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 7
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Osmanlı’nın mimarisi vs. Orta Asya’daki
memeli. Dini bilmeden ümmet sentezini
Türklerinkinden farklıdır. Çünkü senteze
zaten anlayamayız. Dini, eski harfleri, Os-
Rum, Ermeni, Boşnak, Arnavut, Çerkes,
manlıcayı öğreneceksin. Osmanlıca okul-
Laz, Gürcü, Arap, İranlı ve başka unsurlar
larda mecburi ders olmalı. Tarihimizi bilmek
yedirilmiştir; ortaya çıkan Osmanlı yaşama
için bunlar zaruret. Fakat Türkiye’nin geliş-
biçimi, yalnız Türklerin değil o coğrafya-
mesi için yapacağı hamlelerde dayanacağı
daki bütün kavimlerin yaşama biçimi hali-
temeller başka bir şey.”7
ne gelmiştir ki, başarılı bir sentez olduğunun ifadesi de budur; nitekim bugün bile
Boşnaklar’da ya da Irak Türkmenleri’nde
ya da Arnavutlar’da hatta Yunanlılar’da
Osmanlı
yaşama
biçiminin
havasını
buluyorsunuz.”6
Sentez düşüncesini çok farklı alanlara
yayan Attilâ İlhan, aynı zamanda kendi şiirlerinde de bu fikri uygulama yoluna gider.
Özellikle Belâ Çiçeği, Yasak Sevişmek,
Tutuklunun Günlüğü gibi şiir kitaplarında
yer alan şiirlerinde yoğun olmak üzere,
Eğer bugün, çağdaş uygarlık seviyesine
klasik Türk şiiri ile modern şiiri sentezleme
ulaşmak istiyorsak, sentez yapmamızın şart
denemeleri göze çarpar. Sentez düşün-
olduğunu söyleyen Attilâ İlhan, bu bağlam-
cesi ile ilgili yedinci şiir kitabı Tutuklunun
da kendi kültürümüzün yanında, Batı kültü-
Günlüğü’nde şöyle bir açıklamada bulunur
rünü iyi tanımamızın, sağlıklı ve başarılı bir
İlhan:
sentez için şart olduğunu önemle vurgular.
Kendi kültürümüzü iyi tanıyabilmek için de
-bir hayli eleştiri aldığı- okullarımızda Osmanlıcanın zorunlu bir ders olmasını ister:
“Baudelaire yöneliminde bir şiiri Türk şiir
geleneğine bağlamak, burdan kişisel olduğu kadar ulusal bir bileşime gitmek girişimi
Necip Fazıl’da belirmektedir. Necip Fazıl’ın
“Şimdi ulusal sentez bir zaruret… Halen
başladığı işi, kendi kişilikleri ve özellikleri
dünyada ümmet sentezini aynen sürdürüp
doğrultusunda geliştiren iki başka ozan, üs-
de güçlü olan bir tek ülke yoktur. Hepsi
tünde durulması gereken yapıtlar vermiş-
ümmet sentezinin üstünde bir millî sentez
lerdir: Ahmet Muhip Dranas ve Cahit Sıtkı
gerçekleştirmiştir. Müspet ilimlerin gelişme-
Tarancı. (……)
siyle sanayi toplumu sürecine girilmiş daha
sonra, sanayi sonrası toplum olmuş ve bilgi toplumuna gelinmiş. Bütün bunların kökünde rasyonalizm yatar. (……) Türkiye’de
yabancı dil de öğrenilmeli, insanlar dinlerini
de öğrenmeli. Ama bu bir furyaya dönüş-
8 • NİSAN 2013 - SAYI 158
27 Mayıs Devrimi, Türk şiirini, yeniden
toplumsal yöntemlerle ulusal özünü işlemek, giderek hem Türk hem Batılı bir bileşim yapmak yoluna sokmuştur……”8
Yasak Sevişmek adlı şiir kitabından aldı-
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
ğımız bir şiir, edebiyatta sentez çalışmasının güzel bir örneğidir:
düşman fısıltıları en dost bildiğin
ağızlardan gelir
“bahriye kahvesi’nden ayrılış gazeli
gerçi su şakırtısıdır bir uzak
şadırvandan gelir
kahveler zindan gibi simsiyah çaylar
neredeyse kan gelir
ufaldıkça ufalır aynalarda kötümser
lambaların alevi
duman duman ihtiyarlar çıkar yatsı
namazından gelir
korku o kaypak yılandır ki atlar insanın
koynuna
yanar harb divanlarında barut mavisi
mim-mim’ciler
evcil yıldırımlar saklıdır ceplerinde
dumlupınar’dan gelir
öyle boşaltır yanlış kılar ki istanbul’u
işgâl karanlığı
tek tük ayak sesleri sanki başka bir
dünyadan gelir
ocak sönmüş semâver paslı dağılmış
hasköy bahriye kahvesi
ona can vermeye bir gün elbet attilâ
ilhan gelir”9
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 9
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Şekil özellikleri bakımından klasik Türk
şiiri izlerini taşıyan şiir, modern bir insan
gözüyle yazılmış ve içerik, modern bir yaşamdan alınmıştır. Sentez çalışmalarının
başarılı örneklerinden olan bu şiir, İlhan’ın
ulusal sentez düşüncesini şiirde yoğun olarak uygulamaya başladığı dönemin ürünüdür. Halk edebiyatı nazım şekillerinden de
yararlanan İlhan, sentez fikrini bu ürünler
vasıtasıyla da dile getirmiştir. Böyle Bir
Sevmek’te görülen bazı nefes örnekleri bu
bakımdan ilgi çekicidir:
bu başarısızlığın kanıtını da şöyle açıklar:
“…..Türk edebiyatı hâlâ orada değil.
Çünkü Türk edebiyatında bir yazardan
bahsederken ‘Canım o sağcı, o müslüman’; ötekinden bahsederken ‘o komünist,
o alafranga’ deniyorsa, sentez fikri daha
yerleşmemiştir.”11
Bizde şiiri yenileştirmek isteyenlerin
Batı’da yazılanları taklitten öteye gidemediğini belirten Attilâ İlhan:
“Gerçek Türk şiirini yazmak için ulusal
“(……)
demiri tavında dövmeli
emekten ürünü sağmalı
yarını bugünden giymeli
yarı yolda durmak olmaz
değiştir ki değişesin
bir bireşimi bulmak gerek. Ulusal bireşimden kaçan şair, kökünden kopmuş bir bitkiye benzer…”12
şeklinde bir benzetme yaparak sentezin
şair için önemine değinir.
Türk gazete ve dergilerini de sentez fik-
karşıtınla çelişesin
rinden uzak olarak gören Attilâ İlhan, ga-
bileşim yollar uğrağı
zete ve dergileri, dizayn olarak da biçimsel
gelişim sınır tanımaz
yönden de Batı’dakilerin birer kopyası ola-
(…….)
rak niteler:
kuş tüyü balık puludur
yumurta civciv doludur
tavuk civcivlerle dolu
çelişme bileşim yoludur
(……)”10
“…hemen hepsi ecnebi bir dergi ya da
gazetenin ya tıpkıbasımı, ya benzeri; (….)
koşulların gerektirdiği sentezi hiç düşünememişler; o yüzden de, yayınları Türkçeye
çevrilmiş ecnebi dergisi oluyor…”13
Attilâ İlhan’ın Türk müziğine yönelmesi
Şiirimizde, daha da genelleştirirsek, ede-
ve bu alanda bir sentez yapma düşüncesi
biyatımızda henüz modern bir sentezin ya-
de Paris seyahatleri sonrasına rastlar. Bu
pılamadığı düşüncesinde olan Attilâ İlhan,
konu hakkında Tutuklunun Günlüğü adlı şiir
10 • NİSAN 2013 - SAYI 158
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
kitabında şöyle bir açıklama yapar İlhan:
“…paris yaşantısının beni ensemden
tutarak getirdiği ulusal bileşim düşüncesi ve zorunluluğu, istesem de istemesem
de, divan şiiriyle de, divan musikisiyle de
ilgilenmemi gerektiriyordu. işe musikiyle
başladım. o tarihte istanbul’da yaşıyordum,
akşamları saatlerce türk musikisi dinlediğimi çok iyi hatırlıyorum. bu, şiirimde etkisini göstermekte gecikmedi. sonradan belâ
çiçeği’nde yer alan emirgân’da çay saati,
mahûr sevişmek gibi şiirler bu dönemin
ürünüdür…”
14
Attilâ İlhan’a 1974’te TDK Şiir Ödülü’nü
kazandıran yedinci şiir kitabı Tutuklunun
Günlüğü’nde de -İncesaz bölümünde- Türk
müziğiyle ilişkili şiirlerini görmek mümkündür.
İlhan, Selçuklu-Osmanlı kültür sentezini
müzik alanında başarılı bulur15 ve birçok
konuda olduğu gibi, günümüz Türk müziği hakkındaki görüşlerini Tanzimat’a kadar
götürür. Ona göre, Tanzimat aydınları Batı
hayranı olduğu için, Batı müziğini daha modern bulur, kendi müziklerini ilkel olarak nitelerler. Türk müziğindeki teksesliliği Asya
müziğine bağlayan İlhan, çağdaş müziğimizde de ulusal sentez çalışmalarının yapılması gerektiğini ve bu yönde denemelerin olduğunu belirtir:
“…Büyük müzikte Hasan Ferit, Ahmet
Adnan, Ulvi Cemal, saygıyla anılacak isimler. Hafif müziğimizde, Ergüder Yoldaş,
Timur Selçuk, Barış Manço başka başka
düzeylerde ve biçimlerde, bileşim deneyleri
yapıyorlar.”
der ve bir öngörüde bulunur:
“Herhalde önümüzdeki yüzyıl içinde,
Batı Türkleri ulusal bileşim sorununu çözecekler, geleneksel müzik zenginliklerini değerlendirmesini öğreneceklerdir.”16
Ayrıca, günümüzün önemli bir sorununa
da değinir. Çağdaş Türk müziğinin arabeskin elinde olduğunu söyleyen Attilâ İlhan,
halkın arabeske yönelmesinde sorumlu
olarak aydınları görür.17
Mimaride ulusal sentez bakımından eksiklikler gören Attilâ İlhan, İstanbul ile Paris’i
karşılaştırarak çeşitli çıkarımlarda bulunur:
“…İstanbul’un siluetinden camileri ve minareleri kaldırınız, bir Türk şehri olduğunu
anlayamazsınız. Oysa bütün katedrallerini
ve çan kulelerini kaldırsanız da, Fransız şehirleri Fransızlıklarını, İngiliz şehirleri İngilizliklerini bağırırlar. Bu sivil mimaride, ümmet dönemi sentezinin korunması kadar,
millet dönemi mimarisinin -yeni koşullara
göre, elbette yeni tekniklerle- yine ondan
üretilmesi değil midir?”18
Mimaride taklit düzeyinde yanlışların
çok olmasına rağmen, Türk/Osmanlı mi-
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 11
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
mari geleneğinin zenginliğinin farkına varıl-
sun kızım; taa ulusal kültürün, kadın este-
maya başlandığını belirten İlhan, bu açıdan
tiğine uygun makyaj bileşimini buluncaya
gelecekten umutludur:
kadar!”20
“Ulusal mimari teşebbüsü olmamış değil,
Ulusal kültür sentezini çok farklı alanlara
galiba yanlış olmuştur: Öncüler, dini mima-
yayan Attilâ İlhan, çağdaşlığı yakalamış her
riden hareket ederek, sivil yapılar düşünü-
ulus-devletin bu yolu izlediğini ifade eder.
yorlardı: Kubbeli banka merkezleri, borsa
Mustafa Kemal Atatürk’ün -kendi ifadesiyle
sarayları, bu yanlıştan doğmuştur. Tashih
Gazi’nin- işaret ettiği ‘muasır medeniyetler
edilemeden ‘kübiklik’ bastırmasın mı, üste-
seviyesi’ne ulaşmada, kendi kültürel geç-
lik Reich mimarisinden esinlenen tumturak-
mişimize yönelip kendi iç dinamiklerimiz-
lı bir Nazi ‘kübikliği’dir bu; ‘tahribatını’ sa-
den yararlanarak yaratacağımız bir kültür
vaş ertesinde anlar gibi olduksa da, güneş
sentezinin son derece önemli ve gerekli
ülkesi Türkiye’ye, bulut ülkelerinin sırf cam
olduğunu belirtir.
duvarlarını aktaran ‘ilerici’ mimarlarımız
_____________________________________
hâlâ mebzuldü. Safranbolu evleri, Kula ev-
*
“Totaliter Laiklikten Demokratik Laikliğe”
leri, Amasya evleri ‘uyanışı’, daha çok yeni:
(Eyüp Can’ın Söyleşisi), Zaman, 12 Kasım
Türk/Osmanlı mimari sentezinin gerçekte
1995. Söyleşi, Zeynep Ankara’nın yayıma
fevkalade zengin bir composant’lar bileşke-
hazırladığı Yalnız Şövalye Attilâ İlhan adlı
si olduğunu nihayet anlayacak; bu anlayış-
kitaptan alınmıştır. Bkz. Bilgi Yay. Ankara
la, hem eski bileşkeden ölüme terk ettiği ne
kalmışsa kurtaracak, hem de yeni yapacaklarını o tabana yaslanıp da yapacaktır….”19
Makyajdan çok iyi anladığını belirten
Attilâ İlhan, kadın ve makyajdan bahsettiği
bir yazısında ilginç bir ulusal sentez konusuna da değinir:
“…yazıyı bağlarken sormadan edemeyeceğim: Türk kadınlarını iyice inceleyip,
kişiliklerine uygun kaş biçimi, ne zaman
araştırılacak? Al sana bir ulusal bileşim konusu daha! İster kalın kaşı, ister ince kaşı
seç; bunda bile, yabancı kültürlerin estetik
modellerine göre, kendine biçim veriyor-
12 • NİSAN 2013 - SAYI 158
1996, s. 114.
**
“Attilâ İlhan: Türk Sanatı Kökünden Kopmadıkça
Varlığını
Kimse
Yadsıyamaz”,
Tan, 7 Aralık 1972, Bu söyleşiye Belgin
Sarmaşık’ın, Attilâ İlhan’ın röportajlarını
derlediği (Açtırma Kutuyu!.. (Röportajlar-1
1946-1983), Bilgi Yay. Ankara 2004, s. 106.)
kitabından ulaşılmıştır
3 Attilâ İlhan; Ulusal Kültür Savaşı, Bilgi Yay.,
Ankara 1998, s. 15. Ayrıca bkz. Attilâ İlhan;
Hangi Edebiyat, s. 403.
4 Attilâ İlhan; Ulusal Kültür Savaşı, Bilgi Yay.,
Ankara 1998. s. 163.
5 Attilâ İlhan; a.g.e. s. 16.
6 Zeynep Ankara (Haz.); Yalnız Şövalye Attilâ
İlhan, (Nevval Çizgen’in Söyleşisi) Bilgi Yay.,
Ankara 1996, s. 85-86.
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
7 “Totaliter Laiklikten Demokratik Laikliğe”
Attilâ İlhan’ın söyleşilerini derlediği (Açtırma
(Eyüp Can’ın Söyleşisi), Zaman, 12 Kasım
Kutuyu!.. (Röportajlar-1 1946-1983), Bilgi
1995. Söyleşi, Zeynep Ankara’nın yayıma
Yay. Ankara 2004, ss. 104-107.) kitabından
hazırladığı Yalnız Şövalye Attilâ İlhan adlı
ulaşılmıştır.
kitaptan alınmıştır.Bkz. Bilgi Yay. Ankara
1996, ss.106-117.
8 Attilâ İlhan; “Şiir Sanatı’nın Soruşturmasına
13Attilâ İlhan; Ulusal Kültür Savaşı, ss. 258259.
14Attilâ İlhan; Tutuklunun Günlüğü, s. 141.
Cevap”, Şiir Sanatı, Mayıs 1967. Bu yazıya
15Attilâ İlhan; Hangi Edebiyat, s. 404.
Tutuklunun Günlüğü’nden ulaşılmıştır. Tu-
16Attilâ İlhan; “Müzik Soruşurması”, Var-
tuklunun Günlüğü, İş Bankası Kültür Yay.,
lık, nr.899, Ağustos 1982. Bu yazıya Bel-
İstanbul 2002, ss. 149-151.
gin Sarmaşık’ın, Attilâ İlhan’ın söyleşilerini
9 Attilâ İlhan; Yasak Sevişmek, İş Bankası
Kültür Yay., İstanbul 2003, s. 87.
10Attilâ İlhan; Böyle Bir Sevmek, İş Bankası
Kültür Yay., İstanbul 2004, ss. 64-69.
derlediği (Açtırma Kutuyu!.. (Röportajlar-1
1946-1983), Bilgi Yay. Ankara 2004, ss. 338339.) kitabından ulaşılmıştır.
17Attilâ İlhan; Ulusal Kültür Savaşı, s. 233.
11 Zeynep Aliye; a.g.e. s. 260.
18İlhan; a.g.e. s. 255.
12“Attilâ İlhan: Türk Sanatı Kökünden Kopma-
19İlhan; a.g.e. s. 256.
dıkça Varlığını Kimse Yadsıyamaz”, Tan, 7
Aralık 1972, Bu söyleşiye Belgin Sarmaşık’ın,
20Attilâ İlhan; Kadınlar Savaşı, Bilgi Yay., Ankara 1997, s. 163.
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 13
BEYBABA
ÖZCAN TEMEL
Âşığın muradı dolaşmak il il
Çizer rotasını istemez delil
Kırk sene boyunca gezdi yurdunu
Dinletti sazını sözünü Cemil.
D
örtlük, Cemil Sabri Uzunömeroğlu’nun
kaleminden çıkma. Kendini ele veriyor bir bakıma, dizelerde Uzunöme-
roğlu. Görele’de yaşadığı yıllar; memurluk
yaptığı yıllar; emeklilik yılları… Yakınları
ve sevenlerince kendisine Beybaba denilir. Bu, kendisine değer vermek, saygı
göstermek amaçlı bir hitaptır, kuşkusuz.
Bu nedenle yadırgamaz, bu hitap şeklini,
14 • NİSAN 2013 - SAYI 158
Beybaba. Cumhuriyetle yaşıt dersek abartı
yapmış olmayız. Cumhuriyet 1923’te kurulmuş, Beybaba 1924’te doğmuş.
İyi bir okuyucudur Beybaba. Ondaki okuma, öğrenme, araştırma güdüsü, ilkokul yıllarına uzanır. Daha ilkokul yıllarında, Cumhuriyet ilkokulunda kendi çabasıyla duvar
gazetesi hazırladığını, şiirler yazdığını çokça dinledim, kendisinden. İlkokul yıllarından
arkadaşı Ahmet Kaçar da Merkez İlkokulunda duvar gazetesi çıkarıyormuş. Daha
o yıllarda, başlamış iki kafadarın edebiyat
dünyasına yolculukları… Bu güdü, giderek
bir aşka, sevdaya dönüşmüş, Beybaba’da.
Evindeki oturma odasının duvarlarını boydan boya kapatan kitaplıkta, yıllarca dam-
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
laya damlaya biriken onlar-
yöntemleriyle
ca kitap… Raflardaki her bir
fakat hastalığın üzerinde bı-
kitapta ellerinin, parmakları-
raktığı aşırı titizliği silip ata-
nın izleri sayfalarında gözle-
mamış bir türlü. Bu hâliyle
rinin izleri…
dost, arkadaş olmuş yıllar
yılı… Belli ki kendinin de
Birikimli, donanımlı bir
hoşnut olmadığı bu kendine
adam Beybaba. İlerlemiş
özgü durumundan, “hasta-
yaşına rağmen onu genç
lıktan kurtuldum ama üze-
kılan, yaşama bağlayan bu
rimde bu hal kaldı” diyerek
ayrıcalığı olsa gerek. O tari-
yakınır. “Kimsenin huyuna
he, edebiyata, kültüre derin
benzemez huyum” dizesiyle
ilgi duyan, bu konuda daima
kendini aşmaya çabalayan bir yolcu…
Ne eline girebi, kazma yakışmış ne beline sepet ne sırtına harar… Daima uzak
durmuş kırsalın yorucu, yıpratıcı işlerinden.
Hiç ilgisini çekmemiş tarla, bahçe… Tek işi
okumak, okumak, okumak ve düşünmek
olmuş.
kurtulmuş;
başlayan bir dörtlüğünde anlatır kendini Beybaba:
Kimsenin huyuna benzemez huyum
Baştanbaşa hasret, ümit doluyum.
Aşkın havuzunda biriken suyum
Şimdi gürül gürül akmak isterim.
Şiire ilgisi ilkokul yıllarına dayanır; o gün
Düşünen, üreten, konuşan, yazan, hoş
bu gündür hâlâ öz şiir yazmanın uğraşı
sohbet, eskilerin ‘nevi şahsına münhasır’
içinde. Aşk, özlem, gurbet, ayrılık, güzellik,
dedikleri duygulu, ince ruhlu; kızmayı, küs-
ölüm temalarını yansıtan birçok şiir kaleme
meyi, darılmayı beceremeyen, kendisiyle,
almış. Ayrıca, tasavvuf içerikli, metafizik (fi-
çevresiyle barışık, “nağmelerin göğsüne
zik ötesi) konulu şiirlerle; kıtalara döktüğü
baş koyan”, “gözyaşlarını okşayan” bir
düşün (felsefi) ve yergi türü şiirlere de imza
ozan…
atmış. Hâlâ yeni yeni şiirlere imza atmak
Yokluk, yoksulluk, kıtlık yıllarında geçmiş
çocukluk ve gençlik dönemleri. Giresun’da
okumuş ortaokulu, sonrası liseye devam
etmiş bir süre Trabzon’da. Yakalandığı ince
için çabalamakta… Ondaki şiir yazma isteğini, kutupta parlayan bir yıldıza benzetirim.
Son nefesine kadar yüreğini aydınlatacak
bir yıldıza... hastalığın pençesinden tıbbi tedavinin yanı
Şiirlerinin çoğunda halk şiirimizin dörtlük
sıra, kendine uyguladığı özel beslenme
ve hece ölçüsü geleneğine bağlıdır. İçerik
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 15
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
olarak sembolist şiir anlayışına yakındır.
Cenazemi gördüğün zaman firak, ayrılık
Bunların dışında, klasik (divan) şiirin beyit
deme,
birimiyle ya da Batı şiirinin özgür koşuk ve
Benim kavuşmam, buluşmam işte o
sone tarzında da şiirler yazmıştır.
Tema ve konu yönüyle renkli, ışıklı, gölgeli… Kocaman bir manzara tablosuna
ustaca yerleşmiş gibidir şiirleri. Önde aşk,
ölüm ve doğa güzelliğini yansıtan iri motifler; ortada özlemler, acılar, yokluklar, yoksulluklar; arkada fizik ötesi algılamalar, yergiler, övgüler… İçten dışa, önden arkaya,
koyudan mata sıralanışlar… Deniz, doğa,
dağ, gök; yıldızlar, yıldızlar ötesi arayışlar;
bir de yüzünü ellerinin arasına almış; daima düşünen adam…
Şiirlerine göz atıldığında ölüm temalı
olanların sayıca ilk sırayı aldığı görülür. Bu
tema, hemen hemen her şairde yer bulmuş;
kimini korkutmuş, ürkütmüş; kimini hüzünlendirmiş, kimini duygulandırmış, kimini
sevindirmiştir. Cahit Sıtkı’yı korkutan ölüm,
kişneyen, sabırsız bir at imgesiyle dökülür
dizelere...
Kalmadı ümidin soluk ve cılız
Işığında bereket.
Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız
zamandır.
Şair-i âzâm (büyük şair) olarak bilinen
Hamid’de soğuk, acı bir duygu fırtınasıdır
ölüm. Gençken ölen eşi, onu isyan notasına
getirir: “Görsem yeridir seni karanlık /Nurum benim ey İlah gitti!”. “Âsûde (dingin,
huzurlu, sakin) bir bahar ülkesidir” Yahya
Kemal’in duygu ikliminde, ölüm; “daha bitmeden yaşama sevinci” yitip gitmesidir bir
insanın, Halide Edip’te:
Yapraklar üşürken dökülür;
Ağaçlar kışa soyunurken ölür.
Nedir acelesi ecelin?
Daha bitmeden yaşama sevincim.
Hangi yürek dayanabilir ölüme? İçine
ateş düşen susturabilir mi dilini? Avutabilir mi günlünü? Düğümleyebilir mi acılarını
bağrına taş basa basa? Daha genç yaştayken ölen babası, ilk ölüm acısını yaşatır
Beybaba’ya. Bunun etkisinde kalır, uzun
yıllar. Ruhunda derin sızı, yüreğinde iyileşmez yaradır ölüm. Belendikleri boncuklu
Bir at oldu nihayet.
beşikte ölen çocuklar, zamansız ölen yakın-
Mevlana için şeb-i arus’dur; yani dü-
yüreğine. Dökülür duyguları, dizelere…
ğün gecesidir, Tanrı’ya kavuşma zamanıdır. Sıradan, yalın bir ayrılık değildir. İşte
Mevlana’nın sözleri:
16 • NİSAN 2013 - SAYI 158
lar, dostlar, arkadaşlar, tanıdıklar dokunur
Beni de yakıyor çektiğin sevda
Her günüm bir azap düştükçe yâda
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Ölmekte bir zevkmiş yalan dünyada
dan sana akacak mıyım? / Ey deniz, şöy-
Kendimi bu zevke atmak isterim
le bir gün sana bakacak mıyım?” diyerek
özlemini dile getirmiş...
Doğası oldukça güzel ve çekicidir doğduğu, büyüdüğü yörenin. İnsanların özlem
duydukları yeşiller, maviler, beyazlar… Deniz, dere, dağ, yayla, bağ, bahçe hiçbir şeyi
esirgememiş her şeyi cömertçe sunmuş
yüce el buralara. Güneş, sis, duman, yağmur, kar; sakin dere, dingin deniz, ulu dağlar, huzurlu yaylalar, yeşilin bin bir tonunu
yansıtan ağaçlar, fındık bahçeleri, yemyeşil
topraklar… İşte, buralarda arar, Beybaba;
şiirin soluğunu, ışığını, sesini; söylenen türkülerin kayıp nağmelerini: “Ararım türkülerin kayıp nağmelerini / Şimal ayazı yemiş fındık bahçelerinde.”. Görele sonsuz
bir esin kaynağıdır, Beybaba için; onun her
görünümü, her anı, her rengi gönül tellerini
titretir…
Çömlekçi deresinin yazın azalan suyu
Arıyor kuytularda kaybettiği uykuyu
Kara su yılanları bunalmış pusularda
Geziniyor balıklar yosun tutmuş sularda.
Beybaba, gözlerini açtığı günden beri
derenin su şırıltısını dinlemiş; denizin dalga
sesini. Kıyılarda yürümüş, kumsallarda gezinmiş, derede çimmiş, denizde yüzmüş...
Beyaz köpükler, mavi dalgalar, uçan martılar… Ruhuna dolmuş, esin tellerini titretmiş
ve dizeler art arda dile gelmiş:
Beyaz köpüklerden uçtu martılar
Dalgalı ruhumda şimdi hüzün var
Şimdi ufuklarda başka bir gün var
Dalgalar dalgalar mavi dalgalar…
Dün hazzı yaşardım kumlar yorgundu
Oynaşan ışık, renk bana vurgundu
Güneş sevimliydi, derya durgundu
Berraktı, coşkundu mavi dalgalar…
Aşkı, sevdayı, sevgiyi dile getirmede,
sevgiliyi dizelerde resmetmede, betimlemede oldukça başarılıdır Beybaba. Güzelleme tadındadır, edasındadır dörtlükler.
Karacaoğlan’ın, Emrah’ın, Âşık Ömer’in
Enginliği, büyüklüğü, derinliği ile daima
kendine çekmiştir deniz, şairleri. Daima
güzellemelerindeki rahat söyleyiş, hoş
koku, sıcak doku sezilir dörtlüklerinde.
onlara esin kaynağı olmuştur. Kimi ona
bakarak “Yürü! Hür maviliğin bittiği son
Sevgilim yine kumral saçların dalgalı mı?
hadde kadar! / İnsan âlemde hayal ettiği
Kıvrım kıvrım mı yine alnında tokalı mı?
müddetçe yaşar.” diyerek duygularını dile
Ah yine sevdalı mı ince keman kaşların?
getirmiş kimi “Bir gün nehirler gibi çağ-
Yine ufuk rengi mi o tatlı bakışların?
layarak derinden / Dağlardan, ormanlar-
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 17
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Beyit birimi ile yazdığı şiirlerinde, Arap
ve Fars geleneğine bağlı klasik (divan) şiiri-
Çalamazdı Görele kemençeyi üç telden
nin kendine özgü ses ritmini, sanatlı söyle-
Küflü çökelek ile yağlı lavaş olmasa.
mini yansıtma çabasındadır. Konusu övgü
………………
ya da yergi olan kimi şiirlerinde, klasik şiiri
Ağaç şüpheye düştü dalındaki filizden
bicimce benimseyen Tanzimat edebiyatı
Diyor ki anlamıyor kimse melalimizden…
şairleri Ziya Paşa ile Namık Kemal’in dil ve
söyleyiş edası sezilir yer yer .
Klasik tarz denemeleri, uyak örgüsü gazel tipi olan kasidelere benzese de teknik
olarak tam bir kaside sayılmaz. Beybaba,
bu denemelerinde aruz yerine hece ölçüsünü yeğlemiştir. Yahya Kemal eski şiiri (klasik) yeni bir anlayışla gün yüzüne çıkarırken onun dış ve iç dokusunu, yani uyak ve
ölçüsünü, dönemsel dil özelliklerini, anlatımını; konu ve temasını dikkate almıştı. Bu
tarz şiirdeki başarısının özünü bunlar oluşturuyordu. Her ne kadar, Beybaba da Yahya Kemal’in izinden gitmek için yola çıkmış;
onun başardıklarına yeni yeni eklemeler
yapmak; yeni bir soluk katmak istemişse
de bunu yaparken birkaç “kıt’a”sı dışında,
aruz yerine heceyi yeğlemesi; böylece yeni
bir harmanlama denemesine girişmesi her
ne kadar yenilik gibi algılansa da “Bunda,
ne kadar başarılı olabilmiştir?” ya da “Böyle
yapması ne kadar doğru olmuştur?” sorusu
Aruzun; ‘fe i lâ tün / fe i lâ tün / fe i
lâ tün / fe i lün’ kalıbıyla kaleme aldığı
bir iki ‘kıt’a’sında, klasik şiire el atması,
Beybaba’nın şiir atmosferinde ne denli geniş bir bilgi ve birikime sahip olduğunu göstermesi açısından önem taşır. İşte onlardan
biri:
Güle baktım yeni doğmuş güneşin dengi
gibi
Yine sevdâ dolu akşamların âhengi gibi
Düşünür gönlümü ihyâ eden îrfanı felek
Kara hülyâlara dalmış gecenin rengi gibi.
Yine aruzun aynı kalıbı ile kaleme aldığı bir şarkısı “Acılar nağmelerin göğsüne
koymuş başını / Akıtır gözlerimin rengine hicran yaşını” dizeleriyle başlar; “Görürüm her neye baksam o güzel sevgiliyi
/ Akıtır gözlerimin rengine hicran yaşını”
dizeleriyle son bulur.
zihinleri kurcalamaktan geri kalmayacaktır.
Geniş anlamda edebiyatı, dar anlamda
İşte beyit birimi ve hece ölçüsü ile oluştur-
şiiri sevmesinde; şiire gönül vermesinde, il-
duğu klasik tarz şiirlerinden birkaç örnek:
kokul öğretmeni Rahmet Bey’in önemli katkısı olmuş Beybaba’ya. İlk kıvılcımı ondan
Yıkılırdı evimiz temeli taş olmasa
almış. Sonrası halk şiirimizin ünlü temsilci-
Boş kalırdı midemiz sofrada aş olmasa.
leri, beş hececiler, öz şiir anlayışının önem-
18 • NİSAN 2013 - SAYI 158
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
li temsilcisi Necip Fazıl, Fransız sembolik
Varsa henüz nefesim
şairler… Baudelaire, Mallarme, Verlaine,
Bir cılız nağme sesim
Rimbaud, Valery ve bizdeki temsilcileri Ha-
Çırpınıyor hevesim
şim, Cenap, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi,
Limon kabuklarında
Cahit Sıtkı, Ahmet Muhip… Onların şiirleriyle yoğrulmuş, beslenmiş, mayalanmış…
Dalınca bakışlarım
Nihayet kendi kozasını örmeye başlamış.
Çatılıyor kaşlarım
En güzel nakışlarım
Açıldı yaprak yaprak
Limon kabuklarında
Bende her şeyin hası
Mavi gök, gülen toprak
Kimsenin yok tasası.
Niçin şair olduğunu, neden şiire yöneldiğini “Şiir sevgisi ağır bastığı için şairliği tercih ettim. Kardeşlerimden Turgut ressam,
Bahar dallara âşık
Erol Türk sanat musikisi bestekârı oldu.”
Dallar karma karışık
cümleleriyle anlatır. Şiir bir sevdadır, bir
Penceremde sarmaşık
aşktır dahası, tanıdık bir güzeldir:
Ve şeytanın rüyası…
Sözleri şiirleşen
İlkokul yıllarından beri kalemini elden
Bir güzel tanıyorum
düşürmemiş yazmış, yazmış, yazmış; ken-
Onu her dalgası şen
di tabiriyle “türküler söylemiş” Beybaba…
Bir alev sanıyorum.
Bir de keman yapmış; kendi elleriyle. Özel
bir sevgisi var; el emeği, göz nuru ile yaptı-
Memuriyeti nedeniyle, uzun yıllar doğ-
ğı kemanına karşı. Boynuna dayayıp keyif-
duğu, büyüdüğü topraklardan ayrı kalan
le çalıyor zaman zaman. Kemanın kendine
Beybaba, kendini yabancı hissetmiş, tek
benzediğini söylüyor gururla; “ bu kemanda
tanıdığın olmadığı, dağları dağlarına ben-
sesim, sevgim, sevdam, gönlün var” diyor.
zemeyen gurbette, hep sılaya özlem duy-
Bir şair, bir okur, bir düşünür, bir usta; “his-
muş; kavuşma ümidi, bütün sıcaklığı ile
lerini limon kabuklarında ezen” bir adam.
minik bir kuş gibi çırpınmış içinde ve son
dizeler dökülüvermiş ak kâğıtlara: “Ve ak-
Bir inilti sezerim
Limon kabuklarında
Hislerimi ezerim
Limon kabuklarında
lıma bembeyaz saçlarıyla /Anacığım geliyor.”. Annesine aba, babaannesine nene
derdi Beybaba. Anacığım dediği, nenesidir kuşkusuz. Çocukluğundan okul yılları-
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 19
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
na, delikanlılığından evlenmesine kadar
den önce. Çiçekler, kuşlar, böcekler ona ve
üzerinde derin etkileri, izleri olmuş nene-
sevgilisine yollarda şarkı söylerken Beyba-
sinin. Yoksulluk, yokluk ve kıtlık yıllarında
ba suskun kalabilir mi?
Beybaba’yı Giresun’da ortaokula yazdıran,
kalenin eteklerinden topladığı sebzelerden
Her çiçekte bir beste var,
çorba yapıp Beybaba ve yakın arkadaşları-
Her gagada bir ötüş.
na yediren yiğit, okuma yazması olmadığı
Gel sevgilim, gel güzelim
hâlde ileriyi görebilen, toparlayıcı bir kadın-
Artık gel.
mış Zernişan (halk dilinde Zelişan) Nene.
Şarkımızı söylüyorlar yollarda…
Bu ince, uzun yapılı, çakır gözlü, akıllı, bilge, korumacı, çalışkan, ekmeğini taştan çı-
Sabır isteyen, gönül isteyen, yürek is-
karan, güler yüzlü, tatlı dilli neneyi çocukluk
teyen, emek isteyen bir uğraştır şairlik, ta-
yıllarımda yakından tanıyan şanslı biriyim.
nımlamasını kullanmıştım, Ahmet Kaçar’la
Çeşmeden doldurduğu su küpünü el doku-
ilgili bir yazımda. Bu tanımda dile getir-
ması odun ipiyle sırtına bağlamış durumda,
diğim özelliklerin fazlası var, eksiği yok
elinden düşürmediği girebisi ile patika yol-
Beybaba’da. Bu bağlamda, “Doğuştan
dan evine gidişi, ölümünün üzerinden uzun
özgürüm, gönlümce hürüm / Kristal va-
yıllar geçmesine rağmen hâlâ dün gibi canlı
zoda solmak istemem.” dizeleriyle şair
bende.
kimliğine gönderme yapar Beybaba. İste-
Hayatında daima iki güçlü, destekleyici,
yapıcı, yönlendirici kadın: Biri hayatta olmayan nenesi; biri hayat arkadaşı, eşi. Huzurlu, rahat bir ortam… Her çiçekte bir güzellik bulmasının, bir beste hissetmesinin,
kısacası şair ruhlu olmasının “bu iki kadınla
yakın bağlantısı var mı?” sorusunun yanıtını kestirmek öyle kolay olmasa gerek.
Şiir ses ve imgeden oluşan estetik kaygı
taşıyan, gönle, duyguya, düşünceye yönelik bir söylem, bir anlatım biçimi, her şey-
20 • NİSAN 2013 - SAYI 158
dim ki bu yazıda son söz, onun duygulu bir
dörtlüğü olsun; böylece, onun bir dörtlüğü
ile başlayan yazı yine onun bir dörtlüğü ile
son bulsun.
Gönül çekemiyor hasretini ah
Her gece hayalin bana yar olur
Söyler son türküyü bahçede sabah
Kırılır dallarım sonbahar olur.
Ve nihayet, iki bin on ikinin bir yaz sabahı türküler sustu.
KAÇINCI VEDA
AYDIN ADNAN GÜMÜŞ
Fethiye Anadolu İmam Hatip Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
A
Neyin keşkesini yapıyorum ki? Neyin?
Bir iz arıyorum mazinin içinde zihnimi kurcalayan. Sadece bir iz. Zaten benden de bu
izin cevabını yazmamı istiyorlar. İtiraf edi-
nılar, kiralık anlardır. Kiralık anlar
yorum diye başlamalı bu yazıya. En zoru
yeryüzünün bitmez tükenmez za-
bu galiba, itiraf ve dört gözle beklenen söz-
man dilimlerinde yer alır ve zama-
cükler.
na yenik düşer. Bir ses olarak o günlerden
bugüne uğrar. Üç şekerli demli çayda erir.
“Veda etmeseydin” sen diye sordu bir
adam bana. Gözüme vedalar dokundu.
Ne zor bir soru. Keşke yapmasaydım.
Keşke dağları yarıp gelmeseydim. Keşke
çöllerde onu aramasaydım. Keşke yolculuğa çıkmasaydım ve keşke demeseydim.
İtiraf ediyorum.
Sabah tıraş olmadan okula gittim. Ayakkabılarımı ilk kez boyamadım. İlk kez derse
hazırlıksız girdim. İlk kez elimde kitap götürmedim, okumasam da masaya koyduğum kitabı…
Hangisini yazsam. Bir türlü bilemedim.
En iyisi “veda”larımı yazayım ama kaçıncı
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 21
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
vedayı? Belki de her veda içinde zihnimde
bağdaş kurmuş oturan ‘an’ları…
Lisesi’ne öğretmen seçimi”.
Başvuruyu yapıyorum ve dönem sonu-
Milenyumun ilk ayak seslerinde; öğret-
nu beklemeden başka bir okula daha atanı-
menliğe başladığımın ikinci yılının kasım
yorum. Benden sonra yerime kadrolu Türk-
ayında öğrenim özrü nedeniyle tayinim çık-
çe öğretmeni uzun bir süre atanmıyor. Şiir
tı. Memleketime olan bu tayini çok istemiş-
dolu yürekleri geride bıraktığım “an”a şiirler
tim oysa. Ama günler günleri kovaladıkça
cevap vermiyor. Keşke gitmese miydim, di-
ilk öğrencilerime olan özlemim arttı. Yeni bir
yorum ama ben istedim.
öğretmen, yeni bir anlayış onları üzmüştü.
Bırakmamalıydım. En azından dönem sonuna kadar beklemeliydim. Aslında ben de
öyle olacağını umuyordum. Belki özlemim
az olurdu. Tayinimden sonra öğrencilerimin
mektubu hâlâ zarflarında duruyor.
Zorunlu hizmette; zor gelince hayat, insan öğrencilerine sarılıyor. Horlanan, dışlanan, iteklenen meslek lisesi öğrencileri
arasında olsan bile. İlk duyduğumda anlamakta zorluk çektiğim “insan taklidi yap”
sözü gölgesinde yaşanan anlara şiirle sarı-
Elime tutuşturulan kâğıtta beklediğim an
lıyorum. Ortak paydam oluyor şiir. Güvenil-
vardı. “Gitmek ya da gitmemek bütün me-
meyen öğrencilerle Öğretmenler Günü’nde
sele bu…” Gitmek; yeni yolculuk, sevdikle-
salon programında yer alıyoruz. Arkasın-
rinden ayrılmak ya da yeni dostlar bulmak
dan okul gecelerindeki şiir dinletileri izliyor.
demekti.
Kimse inanamıyor. Müdürüm teşekkür ya-
İkinci okulumda; öğrencilerin sıcaklığı-
zısına şöyle başlıyor:
nı duyunca bir başka mevsime geçiyordu
“Yaptığınız program ilde beğenildiğin-
insan. Hüzün ertesine… Şiir üzerine kuru-
den dolayı…” Beğenilmeseydi… İşte, orası
lu bir düzene… Bedenleri ve dimağları şiir
muamma!
yakalıyordu. Dinletiler düzenliyoruz, şiirler okuyoruz. Şiir yolculuğu “Öğretmenler
Günü” ile başlıyor. Bunu “Ve İnsan” ve arkasından “Dostluk ve Umut Küçük Şeyler
de” izliyor.
Yine millî eğitimde davalar açılıyor bir
şeyler değişiyor ve ben Anadolu kadrosu
hakkımı kaybediyorum. Sınav ve sonucunda başvuru ile bir başka okula tayin oluyorum. Biliyor musunuz? Bu okula da dönemi
Ve bir yazı, “herkes kendi branşında
bitiremeden, bir nisan günü, gidiyorum. Gi-
çalışsın” diyor. Mezuniyetim Türk Dili ve
dince bir süre dersler boş geçiyor ve ücretli
Edebiyatı ve ben Türkçe öğretmenliği yapı-
bir öğretmenle işler hallediliyor.
yorum. Bu arada bir yazı daha “Öğretmen
22 • NİSAN 2013 - SAYI 158
Aslında her vedanın bağdaş kurup otu-
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
ran ‘an’larını bulup buluşturup valizden çı-
çiçek saksısını ayarlar ve muhabbetin ta-
karınca bir başka ışıkla parlıyor. Duvarların
dını çıkarırdım sessizce. Çay saatinin bir
sessiz çığlığı örülüyor her kapının ardında.
an önce gelmesini beklerdim. Çantamda
Sınıfta başka, öğretmenler odasında baş-
simit yalnız kalmasın diye. Çayla anlam ka-
ka ve başka kapı arkalarında bambaşka
zanırdı bol susamlı simit. Çay, demlenmiş
‘an’lar.
demliğiyle dururdu masada. Önce çayın
Buralarda sığındığım limanlardan biri
kütüphane bir diğeri de öğretmenler odasıdır. Buralarda kitaplar dolaplara sevdalıdır.
Ama öğretmenler odasında kitap sevda-
kokusu yayılır sonra muhabbeti. Simidin de
talipleri kuyruğa girer bir bir. Bir lokmadan
sonra boğazımıza inen sıcaklık yüreğimizi
ısıtıverirdi.
sının üstünde bir sevda tüter: Çay. Orada
Öğretmenler odası her teneffüste sır-
geçen zaman insanı dinlendiren bir yerdi
daşlarını beklerdi. Öğrenci merkezli konuş-
benim için. Önce her zaman oturduğum
malar sıralanırdı.
koltuğa kurulur, ardından masada duran
- Ya Muammer Hoca sen şu Ferrari
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 23
Hatta Kerem Bey’e tekrar baktırdık. Sonuç
aynıydı. Bu çocuğun acilen donanımlı bir
hastanede ameliyat olması gerekiyor. Pazar günü yola çıkacak şekilde biletlerini
ve kalacak yerlerini ayarladım ama ailenin
maddi desteğe ihtiyacı var. Yol paraları bile
yok.”
İdareci arkadaş bunu der demez daha
kimseden bir talep bile gelmeden orada
bulunan öğretmenler sanki ceplerindekini
masaya bırakıyorlardı. Bir yandan ders zili
bizi çağırıyor bir yandan da masanın yükü
gittikçe artıyordu.
Edip Cansever’in şiirindeki gibi
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
hikâyesini bir kez daha anlatsana. Sen anlatınca gülmekten kırılıyoruz.
oldukça çıkarır ve onları yeniden düzenle-
- Arkadaşlar, Ferrari eskidi artık ben size
yeni bir şey buldum. Onu anlatayım.
latılacak fıkranın som anını bekliyordu tebessüm dolu yürekler. Ama çayın tadı da
tebessüm de birden donakaldı.
bir konunun havası vardı.
da şiirler ezberletsem, “veda” mısraları hiç
dilime dolanmasa diyorum.
Yine bir veda düştü. Uzaklardan süzülyolculuğun görünmez sıcaklığını, yollara
nakşediyordu. Uzanan, uzandıkça yak-
birinin
acilen ameliyat olması lazım. Bugün buraya annesi geldi. Çocuğu doktorda muayene olması için gerekli girişimleri yaptık.
24 • NİSAN 2013 - SAYI 158
hep zorluyor. Yüreğime bir ok gibi saplanı-
düm, bir kar tanesi gibi koynuna. Saatler
Kapıdan giren idarecinin sesinde ciddi
öğrencilerimizden
rim. Ama valizler dolsa da bu vedalar beni
yor ve hep keşke bir okulda kalsam, kalsam
Dudaklarımızda çayın tadı dururken an-
“Arkadaşlar
Her vedayı bir valizde saklarım. Lâzım
laşan veda, kar taneleri ile düştü. Şiirle
örülen, sevgiyle taçlandırılan, yüzlerdeki
tebessümle, gözlerdeki ışıkla, kamaşan
anlara veda düştü.
KALABİLSEYDİK
ÇOCUK
BETÜL GÜNEL ÇETİN
Mümkün olabilseydi de,
Kalabilseydik çocuk, hep,
Masallarla uyuyup,
Salıncakta sallansaydık.
Özgür, mutlu, huzurlu,
Kar yağınca sevinç çığlıkları atıp,
Fırlayıverseydik sokağa.
Gömülüverseydik içine,
Aldırmadan kimseye,
Fırlatsaydık kartoplarını,
Bir bir rüzgâra doğru.
Düşünmeden, umarsızca, neşeyle…
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 25
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Mümkün olabilseydi de,
Kalabilseydik çocuk.
Anında tamir edip kalplerimizi,
Luna parka koşup,
Pamuk helva yiyip,
Avutsaydık tüm yalnızlıklarımızı.
Günahlarımızı dolayıp uçurtmaya,
Uçurtabilseydik rüzgârda.
Aldırmadan zamana,
Renk renk balonları,
Savursaydık yıldızlara.
Dertlerimiz de bizim gibi,
Küçücük kalıp,
Öyle saf, öyle haşarı,
Durabilseydik hayata karşı…
26 • NİSAN 2013 - SAYI 158
ÇANAKKALE
GEÇİLEMEZ
KENAN ÇARBOĞA
Bu ses Türk’ün gür sesidir
Engel bilmez hür sesidir
Bu bir bozkurt, gür sesidir
Bu ses büyür, küçülemez!
Çanakkale geçilemez!
İngiliz, Fransız ile
Anzak, Hintli, yamyam, köle
Saldırdı bu kutlu ele
Bu el zorla açılamaz!
Çanakkale geçilemez!
Yığın yığın kuduz kelpler
Saldırsa da korkmaz kalpler
Hak ipine bağlı alpler
Tespih gibi saçılamaz!
Çanakkale geçilemez!
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 27
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Güneş doğar, ay dolunur
Yurda kurban koç olunur
Can verilir, can alınır
Bu diyardan göçülemez!
Çanakkale geçilemez!
Kerküklü, Batumlu erler
Ocağı yetimli erler
Alevi, Kırmanç neferler
Birbirinden seçilemez!
Çanakkale geçilemez!
Yedi düvel durma, savuş!
Bize düğün, bayram dövüş
Sağken Seyit, Yahya Çavuş
Boğazlardan kaçılamaz!
Çanakkale geçilemez!
28 • NİSAN 2013 - SAYI 158
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Gölge olmaz tuğumuzda
Solumuzda, sağımızda
Bizden uğrun göğümüzde
Kuş olunsa uçulamaz
Çanakkale geçilemez
Bu bedenden can çıkmadan
Bu dünyadan el çekmeden
Yer yarılıp gök çökmeden
Türk’e kefen biçilemez!
Çanakkale geçilemez!
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 29
GÜNDEM
İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Âkif
Ersoy’u Anma Günü
Taceddin Dergahı’nda düzenlenen etkinliğe katılan Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı,
“İstiklâl Marşımızı milyonlarca çocuğa öğreten anlatan, öğretmenlerimizin bakanı
olmaktan gerçekten müftehirim” dedi.
A
nkara Valiliği, Ankara Büyükşehir
Belediyesi, Türkiye Yazarlar Birliği
(TYB) ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, İstiklâl Marşı’nın Kabulü ve
Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Günü dolayısıyla Taceddin Dergahı’nda etkinlik düzenlendi.
Etkinlikte konuşan Millî Eğitim Bakanı
Nabi Avcı, etkinliğe katılan çocukların üşüdüğünü belirterek konuşmasını uzatmak
istemediğini söyledi.
İstiklâl Marşı için ilk teşebbüsü başlatan
Maarif Vekaleti’nin yani Millî Eğitim Bakanlığının mensubu olmaktan gurur duyduğunu ifade eden Bakan Avcı, “İstiklâl
Marşımızı milyonlarca çocuğa öğreten
anlatan, öğretmenlerimiz bakanı olmaktan
gerçekten müftehirim. Mehmet Âkif’i, Taceddin Dergahı’nı, İstiklâl Marşı’nın yazılış
hikâyesini yıllardır millî hafızamızda tazeleyen Yazarlar Birliği’nin kurucu üyelerinden
olmaktan dolayı müftehirim” dedi.
Ankara Valisi Yüksel de Mehmet Âkif
Ersoy’un millî ve manevi anlayışı, çağdaş
30 • NİSAN 2013 - SAYI 158
düşünceyle yoğuran; toplumcu, millî ve ahlaki yeni bir çığırı Türk şiirine getiren büyük
bir şair olduğunu anlattı.
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Kurucu
Onursal Başkanı Mehmet Doğan, 92 yıl öncesinin hafızalarda yaşatıldığını belirterek,
“Biz millet olarak genelde zaferleri, savaşan
kahramanlarımızı hatırlarız. Edebiyatçılarımızı, söz ustalarını hatırlamak pek alışkanlığımız değildir fakat şunu unutmamalıyız.
İstiklâl Marşı’nın TBMM’de kabul edilmesi
büyük zaferlerimiz kadar önemli bir yıl dönümüdür” dedi.
Programa bazı milletvekilleriyle Vakıflar
Ankara Bölge Müdürü Aslan Yıldız da katıldı.
Bakan Avcı, programdan sonra Hamamönü’nde, vatandaşlar ve öğrencilerle sohbet etti, fotoğraf çektirdi.
Bakan Avcı daha sonra Ankara Millî Eğitim Müdürlüğünün, Başkent Öğretmenevinde düzenlediği “12 Mart İstiklâl Marşı’nın
Kabulü ve Mehmet Âkif Ersoy’u Anma”
programına katıldı.
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Öğrencilerden Ersoy’un eserlerini mutlaka okumalarını isteyen Bakan Avcı, ayrıca
Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu’nun yazdığı “Mehmet Âkif” isimli eserleri de okumaları için tavsiyede bulundu.
Bu kitapları Eskişehir’de lise öğrencisiyken okuduğunu belirten Bakan Avcı,
eserlerin tekrar tekrar okunması gerektiğini
söyledi.
Bakan Avcı, “Mehmet Âkif’i ve onun faziletli, kahraman arkadaşlarını, birinci meclisimizin değerli üyelerinin tümünü rahmetle
ve minnetle anıyorum” dedi.
Bakan Avcı, Ayrancı Anadolu Lisesi öğrencilerinin, Mehmet Âkif Ersoy’un hayatını
anlatan bir oratoryo da sergilediği etkinlikte, ortaokul ve liseler arasında düzenlenen
“Mehmet Âkif” konulu portre yarışmasında
dereceye girenlere ödüllerini verdi.
Etkinliğe katılan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Konfüçyüs Merkezi Direktörü
Wang Shangping de Çin’de bu tür etkinlerin çok fazla düzenlenmediğine dikkati çekti. Mehmet Âkif Ersoy gibi bir şairlerinin olmadığını da dile getiren Shangping, “Böyle
millî bir şairimiz yok ama millî marşımız da
bir savaş sonrasında yazıldı” diye konuştu.
Bakan Avcı, Filistinli Öğrencileri Kabul Etti
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, “Filistin, bir milletin onurlu, haysiyetli yaşam
mücadelesinin adıdır. Bu mücadele en fazla eğitim ve kültür alanında yapılacaklarla
zafere ulaşacaktır” dedi.
akan Avcı, Başbakanlık Kamu Diplomasi Koordinatörlüğünce yürütülen
program kapsamında çeşitli kurumları ziyaret etmek üzere Türkiye’ye gelen 35
Filistinli öğrenciyi kabul etti.
B
kalabalık olan sınıflar, Filistin’e uygulanan
ambargolarla yapılan yardımların azalması
nedeniyle daha da kalabalıklaşmış ve okulların finanse edilmesi zorlaşmıştır” diye konuştu.
Bakan Avcı, 1994’te geçici olarak kurulan Filistin Ulusal Yönetimi’nin kalkınma
yolunda belirli mesafe kaydettiğini ancak
içinde bulunduğu işgâl, bölgesel kısıtlama,
abluka ve ambargo nedeniyle ilerlemenin
Filistin’in gerçek potansiyelinin altında ve
sınırlı kaldığını söyledi.
Filistinlilerin eğitime çok önem verdiğine
işaret eden Bakan Avcı, Filistinli makamlarca hazırlanan raporlarda İsrail işgâlinin
olumsuz etkilerine dikkat çekildiğini bildirdi.
Doğrudan ve dolaylı baskıların en çok
Filistinli gençleri, çocukları, öğretmenleri
etkilediğini vurgulayan Bakan Avcı, “Zaten
Bakan Avcı, raporlara göre, 29 Eylül
2000 ile Ocak 2003 arasındaki sürede 98
kız ve erkek öğrencinin işgâl güçlerinin saldırılarıyla hayatını kaybettiğini, 2 bin 780
öğrencinin de yaralandığını ifade etti.
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 31
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
Filistin eğitim sisteminin, işgâl ve ablukada uğradığı maddi hasarın milyonlarca
doları bulduğunu anlatan Avcı, tüm bunlara
rağmen Filistinlilerin eğitime verdiği önemin
takdire değer olduğunu söyledi.
Bakan Avcı, “Sizler Filistin’in sadece toprak adı olmadığını en iyi bilenlerdensiniz.
Filistin, aynı zamanda bir milletin onurlu,
haysiyetli yaşam mücadelesinin adıdır. Bu
mücadele en fazla eğitim ve kültür alanında
yapılacaklarla zafere ulaşacaktır” dedi.
Türkiye’de geçen yıl köklü bir değişimle
zorunlu eğitimin 8 yıldan 12 yıla çıkarıldığını hatırlatan Bakan Avcı, bugün pek çok
Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan daha
fazla öğrencinin eğitimine devam ettiğini
aktardı.
Bakan Avcı’nın, Filistinli öğrencilere yönelik “Türkiye’ye gittik, Millî Eğitim Bakanı
dura dura yavaş yavaş konuşuyordu, anlamadık, neden diye merak ettik’ derseniz,
Millî Eğitim Bakanımız arkada simültane
çeviri yapanlara yardımcı olmak için dura
dura konuşuyor. Yoksa ben hızlı da konuşabilirim” sözleri gülüşmelere neden oldu.
Türkiye’de 12 yıllık zorunlu eğitime geçişin kolay bir hamle olmadığını dile getiren
Bakan Avcı, Türk eğitim sisteminin, okulların altyapısının yeniden düzenlenmesi ve
öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, eğitim
çalışanlarının özverili çabalarıyla geçiş sürecinin sarsıntısız gerçekleştiğini kaydetti.
Filistinli öğrencileri üniversite eğitimi için
Türkiye’ye davet eden Bakan Avcı, daha
sonra öğrencilerin sorularını yanıtladı.
Bir öğrencinin “48 yıldır Filistinli gençlerin bilimselliği bırakıp silaha sarılarak mücadele ettiğini ayrıca yardımlarından dolayı
Türk halkını sevdiklerini” söylemesinin ardından Bakan Avcı, “Arkadaşlarımıza işa-
32 • NİSAN 2013 - SAYI 158
ret verdim. O konuşmaya başladı, gayet
güzel anlaşıyorduk. Yanımdaki arkadaşım
Arapça dinlemekte olduğumu, Türkçe’ye
çevrildiğini söyledi. Ben nece dinlediğimin
de farkında olmadan söylediklerinizi anlıyordum. Muhabbet olunca anlaşmak kolay
oluyor” ifadelerini kullandı.
Filistinli öğrencinin “Türkiye’den mesleki
eğitimle ilgili yardım istemesi” üzerine Bakan Avcı, Gazze’de mesleki eğitim konusunda neler yapılabileceklerine ilişkin bir
çalışmaları bulunduğunu, Millî Eğitim ve
TOBB’dakilerle projenin durumunu ve bunun daha ileriye götürülmesi için yapılması
gerekenleri görüşeceğini söyledi.
Bakan Avcı, “Son yıllarda Başbakan Erdoğan ile çalıştınız, aklınızda kalan önemli anekdotları paylaşır mısınız” şeklindeki
sözler üzerine, şunları kaydetti:
“10 yıl oldukça uzun bir süre, bunu günlerce anlatmamız gerekir. Ama Sayın Başbakan ile özellikle Ramallah’a yaptığımız
geziyi, ziyaretiniz vesilesiyle bir kez daha
hatırladım. Sayın Başbakanımızın orada
Filistinli kardeşlerimize verdiği mesajları bir
kez daha hatırladım. Ramallah’a geçmeden önce İsrailli yetkililere verdiği mesajları
tekrar hatırladım. Zaman içinde bu mesajların, ikazlarımızın, özellikle İsrail’e yönelik
uyarılarımızın tutulmamasının nelere mal
olduğunun acı örneklerini nasıl yaşadığımızı hatırladım. Bir de Gazze’ye gitmek üzere
yola çıkan Mavi Marmara gemisine yapılan
baskın sürecini hatırladım.”
Bakan Avcı, Mavi Marmara baskınının
yapıldığı gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Şili’de olduklarını, baskın haberini
alınca Başbakan Erdoğan’ın heyeti toplantıya çağırarak “hemen Türkiye’ye dönmeleri gerektiğini” söylediğini bildirdi.
Farklı milletlerden 600’e yakın gönül-
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
lünün, Mavi Marmara baskınından sonra
İsrail’de tutulduğunu belirten Bakan Avcı,
“Başbakan’ın o gece Obama ile telefon görüşmesinde 600 gönüllünün 24 saat içinde
serbest bırakılmaması halinde Türkiye’nin
kendisine yakışanı yapacağını söylediğini
hatırladım” diye konuştu.
Telefon görüşmesinin akabinde saat
05.00’te dört kişilik heyet halinde 3 uçakla
Tel Aviv’e gittiklerini, 12 saat içinde gönüllüleri hastanede kalanlar da dahil olmak
üzere teslim aldıklarını ifade eden Bakan
Avcı, gönüllüleri Hava Kuvvetlerinin uçaklarıyla Türkiye’ye getirmelerini hatırladığını
kaydetti.
Türk ve Filistin üniversitelerinin kardeş
olmasına önem verdiklerini vurgulayan
Bakan Avcı, Anadolu Üniversitesi ve daha
önce çalıştığı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin
yetkilileriyle bu konuyu görüşeceğini ifade
etti.
Bakan Avcı, Filistin mülteci kamplarında
öğrenci, çocuk ve gençlere doğrudan değil hükümetler aracılığıyla yardım edildiğini
kaydetti. Bu konuda son yıllarda Türkiye’nin
tecrübe birikiminin olduğunu anlatan Bakan
Avcı, Türkiye Hükümeti’nin ülkeye sığınan
yüz binlerce Suriyeli için ciddi kaynak ayırdığını, eğitimleri konusunda da iyi bir organizasyon gerçekleştirdiğini söyledi.
Suriye konusunda dünya kamuoyunda
farkındalık olmadığına dikkati çeken Bakan Avcı, bu konuda Filistinli öğrencilerden
destek istedi.
Türkiye’de kamplarda barınan Suriyelilerin eğitim durumlarıyla ilgili bilgi veren Bakan Avcı, kamplarda 26 bin 693 öğrencinin
eğitim gördüğünü, 1174 Arap ve Türk öğretmen bulunduğunu, 27 bin 221 yetişkine de
değişik meslek alanlarında kurs verildiğini
anlattı.
Arap İslam Üniversitesi öğrencisi Şuheda Nisa Kaya’nın “İki ülke arasında Erasmus yöntemiyle öğrenci takası olabilir mi”
sorusuna Bakan Avcı, Türkiye’nin, Erasmus benzeri yöntemler dışında hükümetten hükümete burs programını uyguladığını
vurgulayarak, “Hemen hemen tüm Arap ülkeleriyle karşılıklı burs programlarımız var.
Bunlar içinde de en büyük payı Filistinli kardeşlerimize ayırıyoruz” cevabını verdi.
Bakan Avcı, kendisine Türkçe soru soran
Şuheda Nisa Kaya’dan, Sezai Karakoç’un
“Ötesini Söyleyemeyeceğim” şiirini okumasını istedi.
Bakan Avcı, Filistinli öğrencilerin iş imkanlarının artırılmasına ilişkin şunları kaydetti:
“Bizim Erasmus benzeri, Türk Cumhuriyetleri dahil olmak üzere tüm İslam ülkeleri
arasında öğrenci ve araştırmacı değişimini
içeren bir Mevlana projemiz var. Proje, inşallah en yakın zamanda hayata geçtiğinde
ülkelerimiz arasındaki öğrenci, araştırmacı
veya sanatçı dolaşımı artacak. Bu şüphesiz istihdam imkanlarının da genişlemesi
anlamına gelecek.”
Bakan Avcı, öğretmenlerin hizmet alanlarıyla ilgili sorunların bulunduğunu dile getirerek, “Bazı illerde öğretmen açıklarımız
var. Çok sayıda öğretmenlik formasyonu
alıp öğretmen olmak isteyen ama kadrolar
yeterli olmadığı için görev veremediğimiz
öğretmen adaylarımız var” dedi.
İktidarları döneminde bütçeden en büyük payın eğitime ayrıldığını aktaran Bakan
Avcı, altyapıya ilişkin sorunların büyük kısmının da çözüldüğünü ancak hâlâ yapılacak çok işleri bulunduğunu anlattı.
Bakan Avcı, görüşmenin sonunda öğrencilere Mesnevi hediye etti.
NİSAN 2013 - SAYI 158 • 33
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
‘Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti’
Etkinlikleri Başladı
Etkinliklerinin başlaması dolayısıyla Atatürk Stadı’nda düzenlenen törene, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Millî
Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım,
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Eskişehir Valisi Kadir Koçdemir ile diğer
protokol üyeleri katıldı.
“E
skişehir 2013 Türk Dünyası Kültür
Başkenti” etkinliklerinin başlaması
dolayısıyla Atatürk Stadı’nda düzenlenen törene, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, eşi Emine Erdoğan, Başbakan
Yardımcısı Bekir Bozdağ, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Orman
ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Eskişehir Valisi Kadir Koçdemir ile diğer protokol
üyeleri katıldı.
Törende konuşan Millî Eğitim Bakanı
Nabi Avcı, Nasreddin Hoca’nın, “Dünyanın
merkezi burası” dediğinde, dünyanın merkezinin sahiden aşağı yukarı Eskişehir ve
çevresi olduğunu belirtti.
O yıllarda yeryüzünde yaşayan birkaç
yüz milyon insanın çoğunu birbirine bağlayan yolların da bu coğrafyada kesiştiğini
dile getiren Bakan Avcı, şunları söyledi:
“Dertli bir coğrafyaydı burası. Açlık, yoksulluk, güvensizlik kol geziyordu. Nasreddin Hoca’mız ve Yunus’umuz, Mevlana’mız
ve Hacı Bektaşımızla birlikte sancılı bir
dönemin şahidiydiler ama gülümsediler,
gülümsettiler. İnsana ve hiç gelmeyecekmiş gibi görülen geleceğe güvendiler. Onların sayesinde bir medeniyetimiz oldu,
34 • NİSAN 2013 - SAYI 158
bu toprakların acılarını dindirdik. İnsanlık
tarihine göz alıcı, gönül ferahlatıcı sayfalar
ilave ettik. Yine yapabiliriz. Dertli coğrafyaların ortasında bir ümit adasında yaşıyoruz. Dertlerimiz yok değil. Evet, daha yapacak çok işimiz var ama unutmayalım az
zamanda çok ve büyük işler de başardık.
Mesela bugün Sayın Başbakanımızın teşrifiyle Mevlana’nın şehrini Yunus’un şehrine daha çok yaklaştıran seferleri başlattık.
Mevlana’nın hemşehrileri artık Yunus’un
hemşehrilerine daha yakın. Sadece birkaç
merkeze değil, Anadolu’nun her yerine demir ağlarla hizmet götürme kararlılığımız
inşallah bundan sonra da devam edecek.
Bu hamlelerle ihtiyar Avrupa’nın gençliği,
dağınık Ortadoğu’nun ilham kaynağı, uzak
Orta Asya’nın yakını olmalıyız. Tarihin bu
kırılma döneminde üzerimize düşeni, Yunus gibi tevazu içinde Nasreddin Hoca gibi
mütebessim bir edayla sızlanmadan, arkaya bakmadan, bir tek gönlü kırıp dökmeden
yapmamız gerekiyor.”
Düne kıyasla bugün çok daha ümitli, her
bakımdan daha güçlü ve zengin olduklarını
ifade eden Bakan Avcı, Türkiye’nin, dünyanın her yerinde saygı gördüğünü vurguladı.
Bakan Avcı, bu saygının hakkını vermek
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
için dünle beraber gidenlere hayıflanmayı
bırakıp yeni şeyler söylemek gerektiğine
dikkati çekerek, “Bunun için de önce kendimize, yani bizi bir millet yapan değerlerimize güvenmemiz gerekiyor. Bugün hep
birlikte kendimize, Eskişehir’e, Türkiye’ye,
çocuklarımıza, gençlerimize güvendiğimiz
için buradayız. Tanış olmak, işi kolay kılmak, gönüller yapmak için buradayız” ifadesini kullandı.
Oyuncu ve karikatürist Hasan Kaçan’ın
canlandırdığı Nasreddin Hoca’nın stada
girmesiyle başlayan törende ve Dede Korkut hikâyelerinden bölümler anlatıldı. Oğuz
Kağan, Cengiz Han, Alparslan, Yunus
Emre gibi Türk büyüklerinin yaşam öyküleri ile Türkler’in tarih sahnesine çıkışından
günümüz Türkiye’sine kadar geçen süreç,
görsel efekt ve müzikler eşliğinde yaklaşık
500 sanatçı tarafından danslarla sunuldu.
Yunus Emre’nin ilahilerinin seslendirilmesi, sanatçı Ahmet Özhan’ın Türk Tasavvuf Musikisi’nden bazı eserleri yorumlamasıyla devam eden etkinlik, havai fişek
gösterisi sunulması ve balonlardan oluşan
Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti logosunun gökyüzüne salınmasıyla
sona erdi.
3 Bin Öğrenci Çanakkale Şehitliği’ne Gidiyor
Millî Eğitim Bakanlığı ile Ankara Ticaret Odasının öncülüğünde düzenlenen Çanakkale
Şehitliği’ne 3 bin öğrencinin ilk etap uğurlama törenine, Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı da katıldı.
B
aşbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın
Çanakkale’ye çok önem verdiğini ve
bu toplantıya katılmayı çok istediğini dile getiren Başbakan Yardımcısı Arınç,
gelişen bir olay nedeniyle programa kendisinin katıldığını ifade etti ve Başbakan
Erdoğan’ın selamlarını iletti.
liklerde yazan isimlere ve memleketlerine
dikkat etmelerini isteyen Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle devam etti:
Başbakan Yardımcısı Arınç, “Çanakkale
zaferdir. ‘Çanakkale geçilmez’ sözünü siz
de biraz önce güçlü bir şekilde haykırdınız.
Ayağının birisini boğazın bir tarafına, birisini diğer tarafına koyup 7 düvele karşı ‘Çanakkale geçilmez’ diye haykıran şanlı bir
ecdadın torunlarısınız. Sizler çok mübarek,
çok kutsal bir neslin çocuklarısınız” dedi.
“Mesela orada Diyarbakır Lice’den şehit olmuş Mehmet’i, Bursa’dan Ahmet’i,
Trabzon’dan,
Çaykara’dan,
Rize’den
Hüseyin’i göreceksiniz. Muğla’dan bir başka ismi göreceksiniz. Lazkiye’den gelmiş,
Kudüs’ten gelmiş askerlerimizi göreceksiniz. Yemen’den, Galiçya’dan, Balkanlar’dan
gelenleri göreceksiniz. Osmanlı coğrafyasının her tarafından koşarak bu harpte şehit
olmak için gelen, aynı ideal uğruna birbirinin kucağında şehit olmuş gençleri göreceksiniz.
Öğrencilerden ziyaret edecekleri şehit-
Diyarbakırlı, Liceli, Hanili, Kulplu HaNİSAN 2013 - SAYI 158 • 35
BİLİM ve AKLIN AYDINLIĞINDA EĞİTİM
sanlar, Hüseyinler, Manisalı Ahmetlerin,
Mehmetlerin kucağında şehit oldu. Hiç birbirlerinin ırkına, kökenine bakmadılar. Bayrakları birdi, devletleri birdi, inançları birdi,
çok şükür vatanseverlikleri birdi. Bugün
Türkiye, yine aynı ideal etrafında aynı birlik
ve bütünlük içerisinde Çanakkale’de sahip
olduğu bu güce Allah’ın izniyle yine mutlaka ve en kısa zamanda sahip olacaktır.
Sizin Çanakkale’de göreceğiniz güzelliklerden biri de bu olmalı.”
Bu memlekette bin yıldır aynı bayrak altında aynı idealler için yaşayan insanların
fitneden, ırkçılıktan, fesattan uzak kalarak
Çanakkale’ye koştuklarını vurgulayan Başbakan Yardımcısı Arınç, “Ellerinizdeki bayraklar her zaman özgür şekilde dalgalandı.
Bundan sonra da özgür şekilde dalgalanacak. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar
olacak” dedi.
Savaşın muzaffer komutanlarından Büyük Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki
başarılarda ne büyük payı olduğunun bilinmesi gerektiğini ifade eden Başbakan Yardımcısı Arınç, bu ülkenin insanlarının tarihe
silinmeyecek bir destan yazdığını söyledi.
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı da konuşmasına başlarken, “Böyle çiçek bahçesi
gibi çocukların arasında”, klasik bir konuşma yapmanın içinden gelmediğini, çok kısa
ve içinden geldiği gibi konuşmak istediğini
söyledi.
Bunun üzerine salondakiler Bakan
Avcı’yı alkışladı. Bakan Avcı, da esprili bir
dille “Bu alkışlar çok kısa konuşacağım de-
36 • NİSAN 2013 - SAYI 158
diğim için mi” diye sordu.
Bakan Avcı, son 10 yıldır, aşağı yukarı
Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan derslik
sayısı kadar derslik yapıldığını ifade ederek,
“Bunların içinde bir tanesi var ki hepsi bir
kenara o bir kenara. O da Çanakkale’deki
şehitliklerimiz, açık hava dersliğimiz. Oraya
gittiğiniz zaman siz de bugüne kadar gördüğünüz, aldığınız, izlediğiniz bütün derslerden daha farklı ve bundan sonra normal
dersliklerde aldığınız, alacağınız derslerden farklı bir derse şahit olacaksınız. Onun
için bu gezinizi çok ama çok önemsiyorum”
dedi.
Öğrencilerin öğretmenlerinden tarihle
geçmişle bugünle ve gelecekle ilgili çok anlamlı sözler duyacaklarını ifade eden Bakan Avcı, öğrencilerin bu dersin kıymetini
bileceklerini ve unutmayacaklarını belirtti.
1915 yılının ders yılı sonunda birçok lisede mezuniyet törenlerinin yapılmadığını
ve birçok lisenin hiç mezun vermediğini
hatırlatan Avcı, “Siz o kahramanları ziyaret
ediyorsunuz. Çünkü onlar okullarını bıraktılar ve Çanakkale’ye gittiler. Çanakkale’de
o günden bugüne hiçbir millî eğitim bakanının imzalamadığı kadar, güzel, şerefli, mübarek şahadetnamelerini kendileri aldılar.
Onun için sizin bu seyahatiniz çok anlamlı
bir seyahat” şeklinde konuştu.
ATO Başkanı Salih Bezci de Çanakkale
gezilerinin bu yıl dokuzuncusunu düzenlediklerini, bugüne kadar 15 bin öğrencinin
Çanakkale’ye gönderildiğini söyledi.

Benzer belgeler