sayı 82 - aralık 2006 - tc millî eğitim bakanlığı

Yorumlar

Transkript

sayı 82 - aralık 2006 - tc millî eğitim bakanlığı
editörden...
2006 y›l›n›n son say›s›yla karfl›n›zday›z..
Bu y›l, di¤er y›llara nazaran özel say›lar aç›s›ndan Bilim ve Akl›n Ayd›nl›¤›nda E¤itim dergisi
için oldukça yo¤un bir y›l oldu. Dergi mutfaklar›n›n havas›n› soluyanlar bunun nas›l bir yo¤unluk do¤urdu¤unu, nas›l bir hummal› çal›flma gerektirdi¤ini ve özellikle çal›flmalar bitip de dergi bas›l› bir hâlde ele
al›n›nca nas›l bir heyecan›n yafland›¤›n› tahmin etmekte zorlanmayacaklard›r.
Mart’ta Mehmet Âkif Özel Say›s›, Temmuz-A¤ustos’ta Divan Edebiyat› Özel Say›s› ve EkimKas›m’da Atatürk Özel Say›s› yay›mlad›k. Bu üç özel say›n›n her biri siz okuyucular›m›z›n yo¤un ilgisiyle karfl›land›¤› için y›l boyunca hissetti¤imiz yorgunluklar› da hemen hemen unutmufl gibiyiz. S›ras›
gelmiflken, siz de¤erli okuyucular›m›z›n bu s›cak ilgisine topluca bir teflekkür etmek istiyoruz. Sizlerden
gelen bu olumlu tepkiler, bizlere 2007 y›l›nda daha iyi fleyler yapmak için flevk ve heyecan vermektedir.
*
So¤uk Aral›k ay›, bildi¤iniz gibi biraz da fieb-i Arus’la, Mevlâna’yla, onun hoflgörüsüyle, sevgisiyle ›s›nan bir ay. Bizler de bu s›cakl›¤› dergi sayfalar›na yans›tmak istedik. Ancak bu niyetimizin baflka bir boyutu daha var elbette: 2007 y›l›, 1207 do¤umlu Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin 800. do¤um y›l›.
Bu vesileyle Bilim ve Akl›n Ayd›nl›¤›nda E¤itim dergisi olarak bizler de bahsetti¤imiz s›cakl›¤› dergi
sayfalar›na yans›tman›n yan› s›ra, Mevlâna’n›n 800. do¤um y›l›n› da karfl›lamak maksad›yla, Mevlâna’yla
ilgili yaz›lar› sizlerle paylaflmak istedik. Bu paylafl›m›n 2007 y›l› boyunca sürmesi için Mevlâna ile ilgili
çal›flmalar›n›z› bekledi¤imizi flimdiden haber vermifl olal›m.
*
Yeni bir y›lda, yeni say›larda görüflmek ümidiyle…
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Ayl›k E¤itim Dergisi
SAHİBİ
Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK
Millî Eğitim Bakanı
YIL: 7
SAYI: 82
Genel Yayın Yönetmeni
Şadi KESKİN
Yayımlar Dairesi Başkanı
Yayın Kurulu
Dinçer EŞİTGİN
Şaban ÖZÜDOĞRU
Hakkı USLU
Çağrı GÜREL
Aysun İLDENİZ
Celal ASLAN
Yazı İşleri Müdürü
Selâmi YALÇIN
([email protected])
Tasarım
Hakkı USLU
([email protected])
ARALIK 2006
ISSN-1302-5600
Dizgi
Reyhan İLKER
Abone / Dağıtım
Fikri NAYIR
Tel: (0312) 212 76 63 / 14
Baskı
Devlet Kitapları Müdürlüğü
Yönetim Merkezi
Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar/ANKARA
http://yayim.meb.gov.tr e-posta: [email protected]
Tel: (0 312) 212 81 48 - 213 65 12
Fax: (0 312) 212 81 48
Gönderilen eser ve çalışmalar yayımlansın veya yayımlanmasın, iade edilmez. Yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. Yayın Kurulu
yazılar üzerinde değişiklik yapabilir. “Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim” adı anılmadan alıntı yapılamaz. Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar
Dairesi Başkanlığının 22.12.2005 tarih ve 6088 sayılı oluru ile basılmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 4345
Süreli Yayınlar Dizisi: 217
Dergimizin yıllık abone bedeli 20 YTL (öğretmen ve öğrenciler için 15 YTL)’dir.
Abone bedelinin Ziraat Bankası Şehremini-İstanbul şubesindeki Devlet Kitapları Döner Sermayesi Müdürlüğünün 130978 numaralı hesabına
yatırılarak makbuzun ve açık adresin Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar - ANKARA adresine gönderilmesi gerekmektedir.
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
‹Ç‹NDEK‹LER
7
11
14
2
Mavi Düfl • Bestami YAZGAN I
4
I
Vardiyal› Ölüm Saatleri • Beria ÖZKAYA I
5
I
Çanakkalenin Gözyafllar› • Ömer EKEN I
6
I
Mevlâna, fiiir ve Çi¤ Tanesi • ‹smail KARAKURT I
7
I
Mevlâna’ya Yolculuk • Nazire AYDIN I
9
I
Ses Neyden Geçer mi • ‹brahim KALABALIK I
11I
Kam›fllar›n H›fl›rt›s›ndan Yan›k Sese • Bayram ÖZMAN I
13I
Ney Sesi • Kibar AYAYDIN I
14I
Ruhumuzla Buluflmak • Gül D‹VARCI I
16I
Onlar da Ö¤renciydi • Ali CAN I
18I
Son Zeybek • Hande YAVAfi I
21I
Bir Karakter Abidesi “Mehmet Âkif Ersoy” • Tuncay BÖLER I
23I
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
ARALIK 2006
I
26I Osman YILMAZ • Tar›k Bu¤ra’n›n Edebî Yönü
I
31I Fuat ARPA •
I
34I Duygu YILMAZ • Güvercin Kanatlar›ndaki Umut
I
35I Selahattin KOÇY‹⁄‹T • Kitap ve Kütüphane
I
39I Nazike KULANTAfi • Elefltirel Düflünme
I
42I Hasan EFE • Köy Okullar›nda Gezici Karikatür Sergileri
I
44I Nida BAYINDIR • Hangisi Ödül? Hangisi Ceza?
I
46I Turgut KARAKÖSE • Okul Yöneticisinin Kültürel Liderli¤i
I
51I ‹smail KILIÇ • E¤itim Örgütleri ve Bilgi Yönetimi
23
Sezai Karakoç’un Anneler ve
Çocuklar fiiirinin Tahlili
I
55I Eftal ÇEK‹ • Özel E¤itim ve Üstün Yeteneklilerin E¤itimi
I
59I Ça¤r› GÜREL • Foto¤raf Alt› Yaz›lar
I
60I GÜNDEM
aralık 2006
e¤itim
51
59
3
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
MAV‹ DÜfi
BESTAM‹ YAZGAN
‹pek saç›n yüre¤ime flal diye,
Yanaklar›n yediveren gül diye,
Al duda¤›n bir petekli bal diye,
Seni sana öve öve yoruldum.
Üç ö¤ünde yüre¤ime afl oldun,
Gel deyince kanatlan›p kufl oldun,
Semâda süzülen mavi düfl oldun,
Hayalini seve seve yoruldum.
Ard›mda uçurum, önümde kuyu,
Cefa çöllerinde sevdim korkuyu.
Derin gecelerde tatl› uykuyu
Gözlerimden kova kova yoruldum.
Cilve, güzellerin nam› diyorlar,
Hasret, aflk›n intikam› diyorlar,
Bofla çektin bunca gam› diyorlar,
Döfllerimi döve döve yoruldum.
4
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
VARD‹YALI ÖLÜM SAATLER‹
BER‹A ÖZKAYA*
Ustura ile kesilmifl zaman›n burnunda
Buruflturulmufl ceset kokusu.
Hangi yamyam kelime anlat›r
Vicdan›na batm›fl histerik korkuyu?
Ölçülü ölçülerin, eflit mesafelerinle,
Ellerin simsiyah lefl kargas›.
Dikey mutluluklar diliyorum sana sevgilim..
Koynumda birikmifl mezar tafllar›.
Çürümüfl vehimler çöplü¤ünde
Hangi imgeyi kuflan›rsan kuflan flimdi
Ç›plak kalacaks›n.
Olmayacak,
Vardiyal› ölüm saatlerinin
Tehiri…
_____________________
* fiehit Adildo¤an ‹lkö¤retim Okulu Beykoz/‹STANBUL
aralık 2006
5
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
ÇANAKKALEN‹N GÖZYAfiLARI
ÖMER EKEN*
Bir çocuk a¤l›yor Çanakkale’de,
fiehit o¤luymufl flehit torunu…
Yan› s›ra Seddülbahir a¤l›yor, Kireçtepe a¤l›yor,
fiehitlerine a¤l›yor bir millet.
Süngü takm›fl Mehmed’im
Düflman› bekliyor Çanakkale’de.
Ne imifl kraliyet donanmas›n›n demir y›¤›nlar›
Seyit Ali’nin topunun mermisine…
Yer a¤l›yor gök a¤l›yor,
Kurflun ya¤mur olmufl damla damla,
Topra¤›n ba¤r›na düflüyor.
fiehidime ana olmufl toprak, ba¤r›na bas›yor.
Bir milet a¤l›yor Çanakkale’de,
Da¤ tafl yürüyor düflman üstüne,
Ecdat gelmifl at sürüyor düflmana.
Bir mavi gözlü flahin uçuyor ufukta,
Arkas›na bir millet alm›fl yürüyor.
Mermi kokuyor, ölüm kokuyor, toprak titriyor,
Önde Mustafa’m, arkas›nda yi¤itleri…
Çanakkale, gördün mü böyle savafl!
fiehadet için yar›fl›yor Mehmed’im,
A¤lama Seddülbahir, a¤lama Kireçtepe,
A¤lama fiehit o¤lu,
Bak, cennet müjdeliyor Peygamber,
A¤lama flehit o¤lu,
Unutma, unutamaz bu millet Çanakkale’nin gözyafllar›n›.
* Tokat Fen Lisesi 11/A
6
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
MEVLÂNA, fi‹‹R VE Ç‹⁄ TANES‹
‹SMA‹L KARAKURT
“Bizim varl›¤›m›z da yokluktur.”
Mevlâna
Sanat alan›nda insan
eme¤i ile yap›lan her etkinlik
bir flekilde geçmiflten gelece¤e
uzan›r.
Her kuflak kendi döneminin zevk, anlay›fl, düflünce,
duyarl›l›k ve bilgi birikimiyle
varl›¤›n› gelece¤e tafl›r, tafl›maya çal›fl›r. fiiir de bu çerçevenin
içindedir. Her milletin oluflturup devam ettirdi¤i fliir gelenekleri vard›r ve bu gelenekler
kendilerine has malzemeyle;
zihniyet, ilham, yo¤unlaflma,
sezgi, ses, söyleyifl, yap› gibi
ögelerle gelece¤e tafl›nma sürecini devam ettirir. Çünkü,
varl›kta aslolan iyilik ve güzelli¤e ulaflmakt›r. Sanat›n, s›n›rland›r›rsak fliirin de amac› budur.
Gelene¤in, daha do¤ru-
aralık 2006
su fliir geleneklerinin en önemli
arac› dildir. Dil hiçbir fleyi unutmaz.
fiiir de dili unutmaz. Çünkü fliir, düfl gördürür her daim
dile…
“fiiir, Türk’ün iklimi” der
günümüz flairlerinden ‹smet
Özel. Bu iklim co¤rafyas› öyle
genifl ki… Ben sadece bu fliir ikliminin ummanlar›ndan Hazreti
Mevlâna’n›n fliirinde bir küçük
damla üzerinde duraca¤›m: Ç‹⁄!
Çi¤ tanesi.
“Onun içindeki içindedir, içinde içindekiler vard›r.” 1
Her çi¤ tanesinin kabarc›¤›nda bir imge, bir fliir, bir masal, bir öykü vard›r. Çünkü orada çi¤in yüre¤i vard›r.
Çi¤ de kader iledir. Zay›f
bir evi(bedeni), duygu dolu bir
7
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
yüre¤i vard›r.
Çi¤ tanesi; masumiyetin, safl›¤›n, beyazl›¤›n
ve fleffafl›¤›n sembolüdür.
Çocuklu¤un çimeninde gül yapra¤›n›n üzeri
hep çi¤ tanesi. Bülbüle haber tafl›yan saba rüzgâr› ne
zaman esecek diye beklenip durur? Kelimeleri soyan
dil güzelleri ça¤r›fl›m›nda
bir Yusuf güzelli¤i var çi¤de. Bir Yakup özlemi.
Çi¤, (efl anlaml›lar›
jale ya da flebnem) klasik
fliirin vazgeçilmez imgelerinden. Çünkü klasik fliir
kültüründe, çeflitli anlamlar›, karfl›l›klar› ve de¤erleriyle ifllenmifl, kristalize edilmifl ve mazmunlaflt›r›lm›flt›r çi¤. Çi¤, sabahleyin ve
özellikle bahar mevsiminde baz› çiçekler üzerine düfler, günefl do¤unca da buharlaflarak gö¤e yükselir.
Onun gül, lale, süsen gibi çiçekler üzerinde müflahedesi, birbirinden güzel hayallerin do¤mas›na sebep olur.
Çi¤ taneleri ise, renk, flekil, parlakl›k ve çokluk yönünden cevher, difl, gözyafl›, inci, pervane, âfl›k vb. unsurlarla benzerlik içinde birçok hayallere konu olmufltur.
Farkl› flairlerde farkl› fleyleri temsil eder ya da gönlümüzde farkl› fleylere tekâbül eder hâle dönüflmüfltür
çi¤. ‹flte onlardan bir kaç›:
Gül üzerinde, bülbülün kan a¤lay›fl›; lale üzerinde olunca inci; gonca üzerinde ise sevgilinin difli; nergis üzerinde de bekleyenin gözyafl›’d›r. Mitolojiye göre
y›ld›r›m, yapra¤›n üstündeki çi¤ tanesine düflmüfl, çi¤
tanesi ve yaprak alev alarak yanm›fl, lale de böylece ortaya ç›km›flt›r. Lalenin ortas›ndaki karal›k da y›ld›r›m
yan›¤› imifl.
Yüre¤i yang›n içinde Hak âfl›¤›:“Tanr› nuru bir
denizdir, duygu ise bir çi¤ tanesi gibi. Fakat duyguya
binmifl olan meydanda de¤ildir, iyi eserlerinden, güzel sözlerinden baflka bir fley görünmez. Duyguya
mensup olan nur bile, kesif ve cismani olmakla beraber gözlerin karas›nda gizlidir. Öfkenden sen duygu
nurunu bile görmüyorsun, dine mensup nuru nas›l
görürsün? Duygu nuru, bu kadar kesafetiyle beraber
gizli olursa ap-ar› olan bir ›fl›k nas›l olur da gizli ol-
8
maz?” diyerek, insan için
sonsuzlu¤un idrakiyle, ayn›
zamanda duygular›m›z› aflman›n gereklili¤ini vurgulanmaktad›r. Çünkü kainat›n yarat›l›fl›nda ve özünde
var olan “Hakk’›n nuru deniz gibidir; duygu ise çi¤
tanesine benzer.” hakikatidir. Duygular›m›z bizi sadece insana s›n›rlar›m›z içinde
tatmin edebilir; deryaya
nispeten bir çi¤ tanesi kadar de¤eri olabilir ama
Hakk’›n nuru içinde nice
çi¤ taneleri vard›r.
Onun için, yoklu¤unu yok olarak bilen varl›ktan hareketle, varl›¤›n Bir’i u¤runa, duygunun içimizi
ürperten sesi, hayat sahibi her varl›¤›n sonu oluyor.
Çünkü ömür denen fley, “göz yumup açmak gibi”, çi¤
tanelerinin varl›¤› gibi k›sac›kt›r. Sabaha karfl› hayat›n
karelerine düflüyor ve günefl ç›k›nca buharlafl›yor. Geriden gelenlere de, onlar› eriten günefle bakmak kal›yor.
Güneflin yeryüzüne gülümsemesi, çi¤in ölümüdür. Gönüller Sultan›’n›n tabiriyle “fieb-i Arus”tur. Çünkü hakikat günefline bakmak, onda yok olmak içindi.
“Atlar›n gözleri, ottan, otlaktan baflka bir yerde” olmad›¤› gibi, mutlak hakikate âfl›klar›n gözü de ondad›r
sadece. Ölerek birlik Sevgilide…
Bunu âfl›kl›kta aslolan kavuflman›n bir sevinç
ifadesi olarak:
“Can›ma bir merhaba sundu ezelde çeflm-i yâr,
fiöyle mest oldum ki gayr›n merhabas›n bilmedim.”
diye söyleyenden baflkas› de¤ildir. Çünkü “Yüz kiflinin
içinde âfl›k, gökte y›ld›zlar aras›nda par›ldayan ay gibi belli olur.”
Siz de can-ci¤er yeflil yapraklar üzerindeki çi¤
tanelerini gözlemlemeyi denediniz mi hiç? Cevab›n›z
hay›rsa, art›k benim bir fley söylememe gerek yok!..
______________
1
Yaz›da e¤ik yaz› olarak kullan›lan veciz söz ve dizeler Mevlâna’ya aittir.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
MEVLÂNA’YA YOLCULUK
NAZ‹RE AYDIN *
Bir muhabbet türküsü söyleyelim gelece¤e dair
mazinin kaybolan sayfalar›ndan. Sevginin ›rmak olup
ça¤lad›¤›, yürekleri yeflertti¤i bir türkü olsun ruh-› ‹lahî’den gelen..
Kam›fl›n suya kanmas› gibi yüre¤imiz, sevgi ›rma¤›ndan susuzlu¤unu gidersin na¤me na¤me. Irmak
suyunu tümden içmenin imkân› yok ama susuzlu¤u giderecek kadar da içmemenin imkân› yok, diyenlerin
sedas›yla yudumlas›n doya doya…
Gönül, sevdalara yelken açs›n. Baflka baflka diyarlarda, nice limanlarda duraklas›n. Her limanda sevgi yolcular›na ulafls›n. Gönülden gönüle yol bularak
ço¤als›n… fiems-i Tebrizi gibi gönüller aç›ls›n, kutsi
nurlar ayd›nlats›n gönül bahçelerimizi. Yakup’un Yusuf’a kavuflma kokusunu gömle¤inden hissedip koklamas› gibi dostlu¤un kokusu yay›ls›n âleme.
Gönüllerimiz gül ve fesle¤en rayihas›yla ferahlas›n cihan› sararcas›na. It›r ›t›r da¤›ls›n siyah gecelerde
gül, göremeyenlere kokusuyla ulafls›n… Dikende gülü
*Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retmeni, Turgutlu A. L./ MAN‹SA
aralık 2006
9
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
bitiren k›fl› da bahar hâline döndürür. Serviyi hür bir hâlde yücelten kederi
de sevinç hâline sokabilir. Her
ayr›l›k bir vuslat habercisi de¤il
midir? Ayr›l›¤›n kederiyle piflerken kavuflma ümidiyle yans›n gönüllerimiz… Yans›n ki dostluk p›nar›n›n k›ymetini anlas›n. Kimsenin kinini
yüre¤inde tutmas›n. Diken gibi de¤il çiçek gibi olsun. Fena söyleyici, fena ö¤retici, fena düflünceli olmas›n. Dostlar›n› and›¤› vakit gönül bahçesi
ayd›nlans›n, flenlensin, çiçeklerle bezensin… Bulutlar
a¤lamazsa yeflillikler nas›l
güler? Vücûd binas› y›k›lmadan benlik ortadan
kalkmaz. Göz yafl› dalga dalga ço¤als›n, duvarlar y›k›ls›n, benlik
ortadan
kalks›n…
Gönül bahçeleri güllerle donans›n. Donans›n ki bülbül en güzel na¤melerini âfl›klar için flak›s›n maflukuna. Asl›nda gönül
aynas›na bak›ld›¤›nda âfl›k da odur, mafluk da…
Deryan›n ard›ndan yürüyen okyanusa ulafls›n
diye yüre¤imiz rüzgâr rüzgâr bulutlarda dolafls›n…
Öyle bir okyanus ki bir tek bal›k kanmam›fl tad›na. Y›llarca dolanm›fl damla ard›nda. Döne döne ço¤alm›fl,
her ço¤al›flta baflka bir âflk yaflam›fl vuslatlara inat, hicran gecelerinde… Y›kanm›fl nuruyla her damla, ayd›n-
10
l›k sabahlara uyanm›fl
çiçe¤in koynunda. Bir
çi¤ tanesi olup uçmufl
bulutlara, tekrarlanan
vuslatlara ulaflmak için.
“Yok”lukla “Var”l›k
aras›nda yinelenen dönüfller,
bulut ve derya aras›nda gel-gitler,
ayr›l›klar- kavuflmalar, geceler- gündüzler, y›ld›zlaflan, evrene taflan
dönüfller. Bir elle semaya
bir elle arza tutunarak: “Hak’tan
ald›m, halka verdim, kabir topra¤›n›
s›rt›mdan,
kefenimi
üstümden
kabir tafl›m› bafl›mdan “Bir”li¤i akl›mdan silmedim.” diyerek varl›k
okyanusunda dirilifller… ‹limsiz vücut susuz flehre
benzer bilgi deryas›nda bal›k olamay›z; ama bilgine
ulaflmaya çal›flan bir dalg›ç olsun gönüllerimiz. Ak›llar›m›z tutsun elinden âlemdeki semaya kat›ls›n...
“ Bana kul olsun deyu hacet ne ferman etme¤e
/ Ben senin çoktan efendim, bende-i ferman›n›m” diyen dillerimiz; “Hamd›m, pifltim, yand›m” sözüyle parlayan ›fl›¤a pervane olsun, yans›n gönüllerimiz!
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
SES NEYDEN GEÇER M‹
‹BRAH‹M KALABALIK*
Ses, etraf›m›zda maddi veya manevi çevremizde soyut veya somut yans›malar›yla o denli dalgalanmakta ki; âdeta bir sebili and›rmakta. Bu kadar ucuz ve bu kadar bol olmas›na ra¤men mihenklere vurulamayan de¤eri nereden geliyor? Acaba insan sese göre yarat›lm›fl olabilir mi?
Anlatmas› zor. Anlatmas› zor da olsa çevremizde onun
gücünü her daim hissediyoruz, yafl›yoruz: Y›lan› deli¤inden
ç›karan, tatl› bir sesin na¤meleriyken; bir insan› yoldan ç›karan da her aç›dan ç›ld›rt›c› bir sesin kalbi paramparça
etmesidir. Bundan dolay› kap› aral›¤›ndan da olsa sesin
s›rr›n›n karfl› tarafa aktar›lmas› istenmemifltir.
Ahmet Kutsi’ye geceyi böldüren ses, dilsizli¤i
ile Yahya Kemal’de “Sessiz Gemi”ye dönüflür. Amasya
bimarhanelerinde duvarlardan alçalarak akan suyun fl›r›lt› sesleri, ruhlara ferah- verâs›nda rahatl›k
sunar. Deniz sahilindeki küçük dalgalanmalar›n, tafllar› bir içeri, bir sahile çekip itmelerinden oluflan fl›k›rt›lar, dinleyenler için âdeta
besteye dönüflür. Öte yandan ahengini yitirirse, suyun her damlas›ndan oluflan sesler
Çin iflkencesi oluverir.
*Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retmeni,Turgutlu A. L. / MAN‹SA
aralık 2006
11
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Ses olmazsa, sözün anlam› da olmaz; fakat ses
dizginlenmezse bir sayha olur, cezaland›r›c› olur.
Nasrettin Hoca’n›n âmâlar›n› kan revan içinde
b›rakt›r›r. fiu koskoca dünyay› kör dövüflü meydan›na
çevirir. Bütün bunlar›n yan›nda kula¤› sese kapal›,
gönlü o denli aç›k olan ise ne mahzundur…
Ses, yokluk varl›¤›n›n var olma simgesidir. Öz
benli¤i ile kendini göstermese bile, hofllu¤unu bülbülün flak›mas›nda, çirkinli¤ini merkebin an›rmas›nda
gizlemifltir.
Ses, “ney”le dizginlenir?
S›n›r› nerede bafllar, nerede biter? Bunu belirleme gücüne sahip olan, ancak ney’dir. Sedaya ak›fl sunar, onu varl›k amac›na yönlendirir.
Ney!
S›radanl›¤› kabul etmeyen ve kiflisel nitelikleriyle baflkalar›na benzemeden varl›¤›n› kabul ettiren saz.
Belki on bin kam›fl›n aras›ndan seçilerek bulunan, en
az befl y›l ölüm s›rr›yla tan›flt›ktan sonra; bu¤day gibi,
as›l varl›k âlemine binler aras›ndan ulaflan olgun insan
gibi, hayat nefesine kavuflan bu nazenin, kendisini anlayacak, sevecek dudak beklemeye bafllar.
Peki, ney üflemek o kadar kolay m›? Onun duda¤a olan hasreti öyle her saza benzemez. Kendi yang›n›n› dudak hissetmedikçe sesini vermez. Önce yüksek bir edeble diz üstü oturulacak, bafl bir yana mahcubiyetin aynas› olarak hafifçe e¤ilecek. Simurg tutufluyla dokuz bo¤umun yedi deli¤i üzerinde parmak
bo¤umlar› okflarcas›na dolaflacak. ‹lk olarak da dem
çekilecek. Demde yoklu¤un sesi duyulmazsa neyde
makama geçmenin bir anlam› da olmaz.
Ney bir üflendi mi, atomlardan en büyük gezegenlere kadar aflk ile dönen seyyarelerin ›st›rap hayk›r›fllar›n› dünya üzerinde duyuran en içli ve en tutkulu
saz olur.
12
“Âvâzeyi bu âleme Dâvut gibi sal.
Bâkî kalan bu kubbede bir hofl sada imifl.”
diyen flairler sultan› Baki, Davut’a benzer sesin
gök kubbeye sal›nmas›n›, ne kadar da güzel seslendirmifl Seday›, varl›¤›ndan ziyade inleyen, coflturan, nesneleri saydamlaflt›racak derecede bin bir türlü rengiyle
ön plana ç›karmas› ‘ses’e varl›k amac›n› belirten en
kapsay›c› ve çarp›c› özelliklerinden biri olmufl.
Davudî dalgalarla semaya sal›nan sedalar› evirip
çeviren, kendine âfl›k eden “ney”dir? E¤er atefle dönmeden neyin bo¤umlar› aras›ndan yuvarlan›p giderse
kâinat›n bofllu¤una o c›l›z sesler… O sesler ki, hiçbir
fleydir. Çünkü ney’in as›l sesi atefltir. Hem çat›rdayan,
hem de çat›rdad›kça geçti¤i yerleri, yürekleri kas›p kavuran günefle efl alev yelkenleridir.
Yirminci yüzy›l›n flairler sultan› Necip Faz›l da
“Ak›flta demetlenmifl büyük küçük kâinat.” tespitini
yap›yor. Bu ak›fl neyden süzülerek geçmezse as›l anlam›n› bulmuyor. Çünkü ney, bu iki ucu delik özelli¤i ile
kendine has olmaman›n, kendinden olmaman›n ve
her yolu ac›lara ç›kan âlemlerin surudur. Dönüflün ve
dönüflümün surudur. Bir döndü mü ses aleve; kâinat
döner, dünya döner, insan döner. Hazreti Mevlâna
fiems-i Tebriz’e döner.
Neyden ses geçer mi?
Neyden her türlü ›st›rab›n akisleri geçer de ses
geçmez. Yap›fl›r kal›r… Çünkü o bir temsildir. Ney ancak “Ney”i temsil eder. Ney “Mesnevî” dir. Ney, Mevlâna Hazretlerinin kendisidir. Ney, Mevlâna Hazretlerinin de afl›k oldu¤u, iki cihan›n sonsuzluk flerbetlerini
kana kana içip de varl›¤› bir gözle gören varl›k sultan›n›n lütfudur.
Ney, varl›k gücünü yoklu¤un s›rr›nda buldu¤u
için, ondan hiçbir fley geçmez, geçemez… Ne ses, ne
seda...
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
KAMIfiLARIN HIfiIRTISINDAN
YANIK SESE
BAYRAM ÖZMAN*
Dinle neyden kim hikayet etmede
Ayr›l›klardan flikayet etmede
MEVLÂNA
Hayyam’a görünmüfl kadehte meyde
Neyzene görünmüfl kam›flta neyde
Veysel’e görünür mevcut her fleyde
AfiIK VEYSEL
Do¤u ülkelerinde çok eski ça¤lardan beri kullan›lan neyin ilk örne¤i Sümerlerde görülür. M.Ö
280’den kalma bir tablette bu çalg› hakk›nda bilgi vard›r. Sümerlerin “Na” ad›n› verdi¤i bu çalg› ‘do, re, mi,
fa, sol, la, si’ seslerini ç›kar›yordu. ‹ran ve Anadolu’da
XII. ve XIII. yy.’da ney çok kullan›lan bir müzik aletiydi. Mevlâna’n›n Mesnevîsinde bu saz›n ad› çok geçmektedir. Hoca G›yasettin Nakkafl’›n eserinde ise neyin Do¤u Türkistan’da da kullan›ld›¤› anlafl›lmaktad›r.
Ayr›ca Divan-› Lügat-it Türk’te ve Genceli Nizami’nin
fliirlerinde Nayi Türk ad›yla, neyden bir asker çalg›s›
olarak söz edilir.
Ney, sar› ve budakl›, düzgün kam›fltan yap›l›r.
Dokuz bo¤umludur. Alt›s› üstte, biri altta olmak üzere
yedi deli¤i vard›r. Bafl taraf›na a¤›z bölümüne fildifli veya kemikten birer parça eklenir. Üflenen bölüme eklenen parçaya “baflpâre” denir. Diatonik (ikili) ve kromatik(yar›m tonlu ses dizisi) sesleri kolayl›kla verebilir.
Neylere, ç›kard›klar› ses dizilerine ve yap›l›fllar›na göre
flu isimler verilir; mensur, mensur mabeyni, flah, Davut,
Davut mabeyni, bol ahenk, bol ahenk mabeyni, süpürde, müstahsan, müstahsan mabeyni, k›z neyi, k›z neyi
mabeyni, n›sfiye(tiz ses veren).
Bir halk müzi¤i parças›nda duydum o sesi.
Uzaklardan gelip ruhumun derinliklerine iflleyen bir
ezgiyi seslendiren çalg›y› tan›mak istedim. Neyi üflerken mistik mekânda hissediyor insan kendini. Konya’da fieb-i Arus töreninde, iftar sofras›nda, camide, bir
sarayda ya da bas›k tavanl› bir kulübede yank› bulur
neyin sesi. Nerede olursan›z oran›n havas› büyülü bir
güzelli¤e bürünür. Üfledi¤iniz hava ruhunuzu temizliyor sanki...
Yan›k bir ses veriyor. Hüznü yafl›yorsunuz
sonbahar misali yaprak dökümünü. Tasavvuf flairlerinin ortak tutkusu, ilahi yakar›fl, gönüllerde yefleren
sevgi filizlerini büyüten umut ve umutsuzluk... K›sacas› üzüntüler ve sevinçler ayn› potada eritilir. Tad› buruk özlemler kucaklar sizi o anda.
‹flte budur ney! Bir tutku, bir aray›fl, kendinden kaçmak isterken, tutsakl›k kucaklar bir anda ellerini, ayaklar›n›, tüm bedenini. E¤ip bafl›n›, bükerek
boynunu bir yana. Mahsun bir çocuk olursun bir anda.
Ne keder kal›r, ne de tasa. Üfle, aç›l, dök derdini rahatla, zannet kendini büyülü bir mekânda. O ses ve sen
bir bütün ol, bir sazl›¤›n k›y›s›nda sallanan kam›fllar›n
h›fl›rt›s›nda.
* Turgutlu Anadolu Lisesi 11 Fen D / MAN‹SA
aralık 2006
13
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
NEY SES‹
K‹BAR AYAYDIN*
Kitapla dolu olan odam›n bir köflesinde askere
gitmeden önce ald›¤›m müzik seti durur. Müzik setinin
iki gözlü raf›nda çift s›ra hâlinde duran kasetler vard›r.
Bunlar›n hemen yan›nda da yeni al›nm›fl cd’ler dizilidir. Arada s›rada fliir kasetlerini dinlerim. Kasetlerden
ç›kan ses, kitapla dolu olan raflar› âdeta okflayarak ilerlerdi. Okunan her fliirle ruhum kanatlan›r, çok uzaklara giderdim. Bazen lofl bir ›fl›k alt›nda dinlerdim fliirleri. O zaman da romantizmin k›y›lar›nda dolafl›rd›m. Bazen de yüre¤imi çatlatan fliirler okunurdu: a¤lard›m.
Bir yanda Attila ‹lhan’›n okudu¤u “Ben Sana Mecburum”u, bir yandan kendi sesinden Necip Faz›l’›n “Sakarya Türküsü”, bir yandan da Ayfle Egesoy’un okudu¤u “Kardelen”, bir yandan da “Aflk Risalesi” ile Erdem
Beyaz›t... Bu fliirlerin hepsi k›z›l bir akflam günefli gibi
ruhumu okflard›.
Dinledi¤im bu fliir kasetlerinin yan›nda, klasik
Osmanl› musikisi ile klasik Bat› müzi¤inin ayr› bir yeri
vard›r. Sözün sihrinden, melodinin uhrevili¤ine ça¤›ran bu müzik; ister istemez insan ruhunu kanatland›ran harmonik bir yap›ya sahiptir. Beethoven, Mozart,
Chopin, Vivaldi, Haydn, Bach klasik müzi¤in Bat›’dan
yükselen de¤erleri oldu¤u gibi; Esrar Dede, Yesarî
As›m, Tamburi Cemil Bey, Hac› Arif, Münir Nurettin,
Saadettin Kaynak Do¤u’dan yükselen meflk ustalar›d›r.
‹nsan›n müflterek duygular›n›, aflk k›v›lc›mlar›yla tutuflturan bu namelere hiçbir gönül bigane kalamaz. Onun,
ruhlar› sarsan sesine kim kap›lm›flsa bir dinginli¤e ermifl; “mutlak güzelli¤e” karfl›, sonsuz bir ifltiyak duymufltur.
Bu yaz›y› kaleme ald›¤›m saatlerde Türk Edebiyat›, Mostar ve Varl›k Dergileri’nin Nisan(2006) say›lar›n› bayiden yeni alm›flt›m. Ne güzel bir tevafuk ki dergiler bu ay “Müzik ve Edebiyat” konusunu ifllemifllerdi.
Dergileri büyük bir zevk ve ifltiyakla okudum. Daha
önce Cinüçen Tanr›korur Dergâh’tan ç›kan kitaplar›n›
kar›flt›rm›fl, musikimizin köklerini ö¤renmeye çal›flm›flt›m. Organolojinin bir çalg› bilimi oldu¤unu do¤rusu
yeni ö¤renmifltim. “Ney”de, toplam yedi delik oldu¤unu; insan simas›nda da iki göz, iki kulak, bir a¤›z ve
burundaki iki delikle beraber, toplam yedi adet menfezle “ney”e benzetildi¤ini biliyor muydunuz? “Ney”in
tasavvuf kitaplar›na geçen tarihi hikayesi flöyledir:
“Hazreti Peygamber Miraç’a ç›kt›¤› zaman; Cenab›
* Anadolu Meslek Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Edebiyat Ö¤retmeni / Ni¤de
14
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
Allah’tan, esmas›n›n tecellileriyle ilminin sonsuzlu¤una iliflkin doksan bin s›r ve kelime ö¤renmiflti. Bu s›rlar›n otuz binini halka ayan,
otuz binin havassa beyan, otuz binini de gizli sakl› olmayacak flekilde izhar etmifltir. Bu
s›rlardan baz›lar›n› da Hazreti Ali’ye söyleyerek bunlar› kimseye anlatmamas›n› tembihlemifltir. Fakat Hazreti Ali bu s›rlar›n yüre¤indeki a¤›rl›¤›na dayanamayarak bofl bir kuyuya bu s›rlar› söylemek zorunda kalm›flt›r. Zamanla bu kuyudan, söylenen s›rlar›n tesiriyle
bir kam›fl biter. O kam›fl› ise bir çoban keser ve
onunla üflendikçe ruhlar› sarsan bir alet ortaya ç›kar. Bu sesi duyan Hz. Peygamber Hz.
Ali’ye ‘Niçin s›rlar› iffla ettin ya Ali?’ der. Bunun üzerine Hz. Ali özür dileyerek: ‘Ya Resulallah, tahammül edememekten bofl bir kuyuya söylemifltim’ deyince ‘‹flte bu ney, bu esrar›,
k›yamete kadar söyler, buyurdular.”
Bütün bir medeniyetimizi musikide gören Tanp›nar; musikiyi maziyi açacak bir anahtar fleklinde izah eder. Onun özellikle Sahnenin D›fl›ndakiler isimli roman›nda ‹hsan’a söyletti¤i flu ifade kendi kültür ve medeniyetimiz
aç›s›ndan oldukça manidard›r: “Bana musikimiz tek ba¤lan›fl noktas› gibi geliyor. Kimbilir,
belki bir gün yaln›z onunla kendimizi anlayaca¤›z!” Yine Tanp›nar’›n Huzur roman›nda ney,
Emin Dede’nin nefesinde “mücevher par›lt›lar›yla nebat yumuflakl›¤›n› birlefltiren” s›rl› bir
sese dönüflür.
Neyden dökülen her na¤me onu üfleyen, onunla meflk eyleyen neyzenle hayat bulur. Ney üfleyen neyzen, marifetin hikmet kanatlar›yla donanmam›flsa “ney”e yaz›k eder.
‹lahî neflve, ancak “ney”in temsil etti¤i mistik
havan›n›n soluklanmas›yla yakalan›r. Ruhlarda
tutuflturulan bu flevk yang›n›, ayr›l›fl›n yeniden
büyük feryad›n› duyurur bize.
Ney ki çalg›lar aras›nda insana en yak›n
olan›d›r. Ney sesinde yarat›l›fl›n bütün efsunu
gizlidir sanki. S›rr›n› onunla meflk eden âfl›klar
neydeki hasreti bilseler bile onun vuslat arzusunu tam manas›yla anlayamayacaklard›r. Kâinat›n yarat›c›s› Yüce Mevla’n›n “kün” emr-i ila-
aralık 2006
e¤itim
hisindeki o estetize edilmifl hayat›, ancak neyden dökülen na¤meler anlatabilirdi. Neyin yan›k na¤meleriyle kanatlanan insan ruhu bir an
ötelere gider gelir. Mevlâna’n›n o veciz ifadeleri neydeki esrar› biraz olsun bize anlatm›yor
mu?
Dinle neyden kim hikâyet etmede,
Ayr›l›klardan flikâyet etmede
Der kam›fll›ktan ay›rd›lar beni
Nâliflim zâr eyledi merd ü zeni
fierha flerha eylesün sînem firâk
Eyleyim tâ flerh-i derd-i ifltiyâk
Bu tercüme, Asaf Halet Çelebi’nin “Mevlânâ ve Mevlevilik” isimli eserinde verdi¤i bilgiler çerçevesinde; ‹stanbullu flair Süleyman
Nahifî’nin(1738-H.1151) tamam›n› Türkçeye,
nazmen çevirdi¤i Mesnevî’den al›nm›flt›r. Beni
kam›fll›ktan ay›rd›klar›ndan beri 盤l›klar›m›
duyan herkes a¤lamaya bafllad›. Sevgiliye olan
ifltiyak›m› anlatabilmem için ancak parça parça
olmufl bir yürek isterim. Hakiki sevgiliden ayr›
düfltüm düfleli her meclis benim için matem oldu. Ben ayr› düflenlerin dostu olan bir nay›m,
beni ancak onlar anlayabilir. Aflk›n atefli içimi
da¤lad›kça feryatlar›m kesilmeyecektir. “Ney
nedir?” ‹simli fliiriyle ‹smail Özmel de neydeki
o esrar› flöyle dile getirir.
Neyde inleyen nedir?
Tefekkür ve na¤medir.
Elestü bezminde konuflan neydir.
Sarhofl eden iksir, günahs›z meydir.
Ney sesi, ayr›l›¤›n ac›s›n› tadan ruhlar
için bir hüzün olmaya devam edecektir. O ilahî neflveyi hissetmenin en kestirme yolu da, bir
ney sesine kulak kesilmekle mümkündür. Tanp›nar’›n “Ney, yap›c› ve y›k›c› hilkatin s›rr› olmufltu. Her fley, bütün kainat onun nefesinde
flekilsiz bir olufl içinde de¤ifliyordu.” ifadesi
asl›nda birçok fleyi anlatm›yor mu?
15
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
RUHUMUZLA BULUfiMAK
GÜL D‹VARCI*
Meksika’da ‹nka Tap›naklar›’na ç›kmak isteyen arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Da¤›n tepesindeki tap›naklara giden uzun yolu, k›sa bir sürede
yar›l›yorlar. Ayn› h›zla biraz daha yol ald›ktan sonra,
yerliler kendi aralar›nda konuflup birden yere oturuyor
ve böylece beklemeye bafll›yorlar. Tabii Avrupal› arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.
mekten baflka hiçbir fley olmayan maratonumuzda ruhumuz hep geride mi kal›yor? Art›k ruhumuzu bekleme, onunla hareket etme gere¤i bile duymuyor muyuz? Bize gösterilen yol boyunca yolumuzun nereye
varaca¤›n› bile bilmeden bize s›rf koflmam›z söylendi¤i için mi çaba sarf ediyor, önümüze ç›kan f›rsatlar› bilinçsizce geri mi tepiyoruz?
Saatler sonra, yerliler kendi aralar›nda konuflup
tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki
görkemli ‹nka Tap›naklar›’na geliyorlar.
Bu yüzden mi ne yaparsak yapal›m sonuçta hep
bir eksiklik duygusu, mutlu olmay› becerememe ve daha sonra cevab›n› veremedi¤imiz ‘niye’lerle ya da bizi
y›pratan ‘keflke’lerle bo¤ufluyoruz. Çünkü bu aptal, bafl› sonu belli olmayan hayat içinde öyle h›zl› yol al›yoruz ki ruhumuz bize yetiflmekte bizi anlamakta zorlan›yor. Hofl kendimiz bile ne yapt›¤›m›z› anlam›yoruz
ya...
Arkeologlardan biri, yafll› rehbere soruyor; “Hiç
anlayamad›m, niye yolun ortas›na oturup saatlerce yok
yere bekledik?”
Yafll› rehberin cevab› o kadar güzel ki; “Çok k›sa
sürede çok h›zl› yol ald›k, ruhlar›m›z bizden çok uzakta kald›. Oturup ruhlar›m›z›n bize yetiflmesini bekledik...”
Gerçekten böyle mi? Hayat›n dipsiz, keskin sular›nda akarken bir ruhumuz oldu¤unu unutuyor muyuz? Kimi zaman bu bitmek tükenmek bilmeyen, ama
sonuçta hep ayn› yere ç›kan, kendi etraf›m›zda dön-
Hep hayattan bir fleyler istiyoruz. Sürekli yenilerini ar›yoruz. Ald›klar›m›z, kazand›klar›m›z bizi mutlu
etmeye yetmiyor. Çünkü as›l olarak ne istedi¤imizi bilmiyoruz. “Beni neler mutlu ediyor? Ne yapmaktan hofllan›yorum?” gibi basit sorular› kendimize yöneltmek
yerine “Bir evim, bir spor arabam olsun; kariyer ve para sahibi olay›m, hatta mümkünse bir de yat›m olsun.”
* Hilmi F›rat Anadolu Lisesi Ö¤rencisi Söke / AYDIN
16
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
gibi afl›r› isteklerde bulunuyoruz.
Kimimiz de aflktan flikâyetçi. Kaç kifli var çevremizde aflk hayat› yolunda giden? Aflktan, sevgiden bile
kendimizi soyutluyoruz. Geri çekiliyoruz, birçok fleyde oldu¤u gibi... Sevgimizi ifade etmeye cesaret edemiyoruz. Hep ileriyi düflünüyor, davran›fllar›m›z›n bize
neler getirece¤ini beynimizde kurguluyoruz ya da sürekli geçmiflle bugünü k›yasl›yoruz. ‹nsanlar› birbiriyle
k›yaslad›¤›m›z gibi.
“An› yaflamak” kavram›n› hayat›m›zdan ç›kard›k
art›k. Yaflam›m›zdan zevk alm›yoruz. Israrla kendimizi
bo¤maya çal›fl›yoruz. Oldu¤umuz gibi de¤iliz ki... Olmam›z istendi¤i gibi, olunmas› gerekti¤i gibi olmaya
çal›fl›yoruz. Bu saçma amaç etraf›nda kendimizi paralarken komik duruma düflüyor, hatta ruhumuzu, benli¤imizi yitiriyoruz. Kim ne yöne isterse o tarafa çekiyor
bizi. Ve bir gün flu hayatta az, çok az zaman›m›z kald›¤› bir gün deliksiz uykumuzdan uyan›yor “Her fleye
ra¤men yaflamak güzeldi. Ama keflke hayallerimin peflinden gitseydim. ‹stedi¤im mesle¤i seçip istediklerimle yaflasayd›m.” diyerek piflmanl›¤›m›z› dile getiriyo-
aralık 2006
e¤itim
ruz. Sonra fark›nda olmadan çocuklar›m›z›, gençlerimizi kendimiz gibi deliksiz uykulara kayd›r›p hayallere zorluyoruz. “Ben olamad›m, bari çocu¤um doktor
olsun” diyerek onu baflka yönlere gitmeye zorluyor ve
istedi¤imiz yoldan dönerse de tav›r al›yoruz. Düflünemiyoruz ki bu onun hayat›, onun hatalar›, onun mutlulu¤u...
Peki ne zamana kadar böyle sürecek? Her fleyin
de¤erini kaybetmek üzereyken mi yoksa avucumuzun
içinden kaym›flken mi anlayaca¤›z? Hep trenleri kaç›racak m›y›z? Duygular›m›z› aç›kça ne zaman dile getirece¤iz? Ne zaman kendimiz oldu¤umuz için mutlu
olaca¤›z?
Düflünüyorum da bir bebek dünyaya geldi¤i anda
a¤lamaya bafll›yor. A¤lam›yorsa zaten yaflam›yor demektir. Neden neden bebekler dünyaya geldikleri anda kahkaha atm›yor ya da gülücükler saçm›yor? Acaba
yaflam›n yükünü kald›ramayacaklar›n› düflündükleri
için mi, yoksa ruhlar› kendilerinden geride kald›¤› için
mi, bafllar›na gelecekleri anlad›klar› için mi, bafltan, en
bafltan bir feryat kopar›yorlar?
17
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
ONLAR DA Ö⁄RENC‹YD‹
AL‹ CAN*
Ö¤retmenler odas›n›n en yafll› üyesi, Mösyö Cahen, bu¤ulanm›fl pencere cam›n› hafifçe silerek d›flar›y› seyre dalm›flt›. A¤açlar›n do¤al bir koridor oluflturdu¤u yoldan okula do¤ru gelen ö¤rencileri uzun bir
süre izledikten sonra, “kahveniz Mösyö” sesiyle kendine geldi. Kahve getiren Galatasaray Mektebi’nin en az
kendisi kadar yafll› hizmetlisi idi.
hen, ders verece¤i s›n›fa do¤ru a¤›r ad›mlarla ilerlerken “art›k emekli olma zaman› geldi” diye söylendi.
Bugün derse bafllayaca¤› s›n›f okulun en yaramaz ama
bir o kadar da baflar›l› bir s›n›f›yd›. Mösyö Cahen s›n›f›n kap›s›nda görününce s›n›ftan yükselen u¤ultu kesiliverdi. Emektar ö¤retmen bir süre ö¤rencileri süzdükten sonra eliyle oturun anlam›nda iflaret etti.
Mösyö Cahen, sert görünümüne ra¤men insan
sevgisi dolu yüre¤iyle okulda çal›flan herkesin ve bütün ö¤rencilerin sevgisini kazanm›flt›. Frans›z Dili’nin
bu usta ö¤retmeni mesle¤inin ilk y›llar›nda geldi¤i bu
mektebi ve ö¤rencilerini çok seviyordu.
Sayg› uyand›ran ses tonuyla. “çocuklar” dedi.
“Zor bir dönem geçiriyoruz. Savafl tüm fliddetiyle sürüyor. Ancak savaflta herkes ayn› fleyi yapamaz. Kiminin
görevi cephede kiminin görevi cephe gerisindedir. ‹flte
biz görevi cephe gerisinde olanlar›z” dedi.Tam konuflmas›na devam edecekti ki arka s›ralardan bir el kalkt›.
Dünya savafl› ç›km›fl olmas›na ra¤men ülkeyi
terk etmeyi hiç düflünmemiflti.
Ders zaman›n›n geldi¤ini bildiren zil sesi duyulunca okulun genifl koridorlar› bir anda ö¤rencilerle
doldu.
Kalabal›k aras›nda güçlükle ilerleyen Mösyö Ca-
“Buyur yavrum dedi”. Mösyö Cahen her zamanki “baba” tavr›yla.
Ö¤rencinin biri “Hocam onlar orada flehit olurken bizim burada co¤rafya, tarih, dil okumam›z bu görev bölümünü biraz adaletsiz k›lm›yor mu?” dedi.
* Acarlar ‹lkö¤retim Okulu Müdür Vekili Selçuk/‹ZM‹R
18
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
Mösyö Cahen sustu. S›n›fta derin bir sessizlik oldu. Emektar ö¤retmen bir fley söyleyecek oldu. Vazgeçti.
“Dersimize bafllayal›m” dedi. Yoklama defterini
açt›.
-280 Cevdet
Burada
255 Ethem Mehmet
Burada
476 Mehmet Ali
Burada
252 Aziz Ulvi
Burada
Tamam dedi emektar ö¤retmen, di¤erlerine
bakmaya gerek yoktu.
O günkü dersin neflesi kaçm›flt›.. Bafllayan bu
büyük savafl tüm Anadolu’yu oldu¤u gibi tüm okulu da
etkisi alt›na alm›flt›. Nas›l almas›nd› ki zaman f›rt›nalara
tutuldu¤umuz zamanlard›. Rüzgârlar›n yelelerimizi savurdu¤u ve aslan cesametimize hasta adam dendi¤i zamanlard›. Sonunda düflman karar›n› verdi. “Çanakkale’den girelim, Anadolu’yu alal›m.” Ve korkunç z›rhlar›yla yola ç›kt›lar.
Haber yay›l›r yay›lmaz Galatasaray Mektebinde
de hareketlilik bafllad›. Art›k durmaktan fayda gelmeyece¤ini anlayan gencecik fidanlar bir bir yollara, Çanakkale’ye dökülmeye bafllad›.
O günleri gören Azman Dede1 anlat›yor: Bir hücum s›ras›nda bölük erimiflti. Yüzbafl› telefonla takviye
istedi. Gece yar›s› siperleri takviye için istedi¤imiz askerler geldi. Hepsi askere al›nm›fl gencecik insanlard›.
Ama içlerinde daha çocuk denecek yaflta üç-dört asker
vard› ki hemen dikkatimizi çekti. Bölü¤ü düzene soktum. Yüzbafl› gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanl›kta
el yordam›yla üstlerini bafllar›n› düzeltiyor, sabah yap›lacak olan süngü hücumuna haz›rl›yordu.
S›ra o çocuklara geldi¤inde, o c›v›l c›v›l flark›
söyleyerek gelen çocuklar birden çak› gibi oldular.
Yüzbafl› sordu; “Yavrum siz kimsiniz?” ‹çlerinden biri;
“Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz. Vatan için
ölmeye geldik!..” diye cevap verdi. Gönlüm ak›verdi o
aralık 2006
e¤itim
çocuklara. Bu savafl için çok küçüktüler. Daha süngü
tutmas›n› bile bilmiyorlard›. Onlarla ilgilendim. “Mermi
böyle bas›l›r. Tüfek flöyle tutulur. Süngü böyle tak›l›r.
Düflmana flöyle sald›r›l›r!..” diye.
Onlar› karfl›ma al›p bir bir gösterdim. Siperlerin
arkas›nda ay ›fl›¤›nda sabaha kadar talim yapt›k. Gün
›fl›madan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortal›k hafif ayd›nlan›r gibi olunca hep yapt›klar› gibi düflman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya bafllad›lar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düfltü¤ünde minare gibi alevler yükseliyor bir gün önce
ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçalar› havaya kalkan toprakla siperlere düflüyordu. Mermiler üzerimizden ›sl›k çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde
kalm›flt›. Bir ara yüzbafl› “Azman yand›k!..” diye siperin
köflesini iflaret etti. O flark› söyleyerek sipere gelen,
sanki çiçek toplarm›fl gibi nefleli olan o çocuklar siperin bir köflesinde sanki bir yumak gibi birbirine sar›lm›fl
tir tir titriyorlard›. Çocuklar harbin gerçe¤i ile ilk defa
karfl›lafl›yorlard›. Ürkmüfllerdi. Yüzbafl› yand›k demekte hakl›yd›. Muharebede bir ürküntü panik meydana
getirebilirdi. Tam onlara do¤ru yaklafl›rken içlerinden
biri avaz avaz bir marfl söylemeye bafllad›!..
Annem beni yetifltirdi bu yerlere yollad›
Al sanca¤› teslim etti Allah’a ›smarlad›.
Bofl oturma çal›fl dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helâl olmaz sald›rmazsan düflmana
Bakt›m hemen biraz sonra ona bir arkadafl› daha kat›ld›. Biraz sonra biri daha... Marfl bitiyor yeniden
bafll›yorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!..
Gözleri çakmak çakmak... Hücum an› geldi¤inde hepsi süngü takm›fl, tüfeklerine s›ms›k› sar›lm›fl, gözleri yuvalar›ndan f›rlam›fl, difller kenetlenmifl bekliyorlard› . O
an geldi. Birden yüzbafl› “Hücum!..”diye ba¤›rd›. Bütün
bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden
f›rlad›k. ‹flte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmufl gibi siperlerden f›rlay›verdiler. ‹flte o an. Tam o an
bir makineli yavrular› biçiverdi. Hepsi sipere geri düfltüler.
Mösyö Cahen, mektebin merdivenlerini a¤›r
a¤›r ç›kt› ders verece¤i s›n›f›n önünde durdu..
S›n›ftan hiç ses gelmiyordu. Oysa ki o u¤ultuya
al›fl›kt›. Emektar ö¤retmen s›n›fa girdi. Kürsüye ilerledi.
19
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Her zaman yapt›¤› gibi yuvarlak caml› gözlüklerini takarak yoklama defterini açt›.
-280 Cevdet:
- ………..!?
Hiç ses yoktu.
255 Ethem Mehmet:
- …………!?
476 Mehmet Ali:
-…………..!?
Biliyordu ki Mösyö Cahen, o çocuklar bir daha
asla “burada” diyemeyecekler. Ama flunu da çok iyi biliyordu ki gelecekte “burada” diyecek milyonlarca
genç onlar› her seferinde minnetle anacaklard›.
“Burada” deyin arkadafllar. Ö¤retmenlerimiz
yoklamada ad›n›z› her okudu¤unda hayk›rarak “burada” deyin ve burada derken içinizden de flunu tekrarlay›n; “Bu vatan bizim.”
252 Aziz Ulvi:
Bu vatan bizim...
-…………..!?
_____________
S›n›ftan hiç ses ç›km›yordu. Hayk›rarak burada
diyen flen ö¤rencilerin kahkahalar› ortal›¤› inletmiyor-
20
du. Mösyö Cahen s›ralara göz gezdirdi. Bombofltu. Anlad›. ‹ki damla yafl yanaklar›ndan süzülerek yoklama
defterine döküldü.
Mall›ca Köyünden (Bal›kesir-‹vrindi) Çanakkale Gazisi. 104 yafl›nda vefat etmifltir.
1
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
SON ZEYBEK
HANDE YAVAfi*
So¤uk cama bafl›n› dayad›. Nefesi cam› bu¤uland›r›yordu. Sessiz bir bekleyifl içindeydi... Çok uzakta,
yo¤un bir sisin içinden zor seçilen, bafl› karl› da¤lara
bakt›. Sanki da¤lar bir baflka karfl›l›k verdiler ona.
Önünde selam duruyor gibiydiler. A¤açlar, evler, hatta
insanlar... Hepsi baflkayd›. Sahi, biliyorlar m›yd› acaba,
karfl›lar›nda Sar› Zeybek’in bir neferinin bulundu¤unu?
Titreyerek ald›¤› soluk içini yakarak geçti. Yeflil
gözlerinden damlayan iki damla gözyafl› ›slatt› yanaklar›n›. Hemen sildi gözlerini; a¤layamazd›... A¤lamamal›yd›... Art›k o, korkusuz bir askerdi, her Türk gencinin oldu¤u gibi... Ama a¤lamas› da zaten korktu¤undan de¤ildi. ‹çinde çok büyük, onurla kar›fl›k bir coflku
vard›.
Kula¤›na, yan odadan hafif bir müzik sesi geldi.
Gidip bakt›¤›nda annesini bir eli odan›n tam ortas›ndaki küçük bir masan›n üstünde duran eski radyonun
üzerinde, di¤er eli de ›slak yanaklar›nda, öylece otururken buldu. Gidip annesinin yan›na oturdu. Öyle bir
gurur gördü ki annesinin yafll› gözlerinde hiçbir fley
söyleyemedi. Aralar›ndaki sessizlik h›zla büyüyor gibiydi, ama bu sessizli¤i bozacak gücü de kendinde bu-
lamad›. Radyodan gelen kad›n sesi, bu hüzünlü ortam›
daha da kötülefltiriyordu. A¤›r bir flark›dan gelen sözler, kalbinde yank›land›:
“Ben asker anas›y›m, o¤lum
Göklerde uyuyorum
Sen menzil bafl› beklerken
Ben dualar ediyorum.”
Kapatt› radyoyu, öyle ya annesinin daha fazla
üzülmesini istemiyordu. Akrabalar›n gelmesiyle bu hüzünlü ortam biraz daha yumuflad›. Hepsi, bafllar›nda
yemeni ve gözlerinde buruklukla dolufltular odaya. Yine de gülümsüyorlard›. En arkadan bir k›z girdi. Bembeyaz teniyle odaya nur getirmiflti sanki. K›rm›z› yemenisinin rengi yanaklar›na vurmufltu. Üzerindeki beyaz
elbisesiyle bir mele¤e benziyordu. Yanaklar›nda hiç
gözyafl› yoktu ama gözleri dolu doluydu. Onu hiç b›rakmak istemiyormufl gibi sar›ld› niflanl›s›na. Ve iflte o
an gözyafllar› sel gibi boflald›. Kendisini geri çekti¤inde
gözlerinde kararl› bir bak›fl vard›.
Tam o anda afla¤›dan davul-zurna sesleri yükseldi.
* Hilmi F›rat Anadolu Lisesi Ö¤rencisi Söke/AYDIN
aralık 2006
21
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Hafifçe gülümsedi. Babas›n›n bir sözü geldi akl›na;
e¤er biricik o¤lunun askere gidiflini görebilirse davullu-zurnal› e¤lence düzenleyecekti...
Zaman daha önce hiç bu kadar çabuk ve ac›mas›z
geçmemiflti. Ayr›l›k kap›y› çal›yordu iflte. Annesine s›k›ca sar›ld›, babas›yla son kez vedalaflt›. En son sevdi¤inin yan›na gitti. Ona sar›lmaya bile k›yam›yordu.
Kahverengi gözlerine son kez, doyas›ya bakt›. Niflanl›s›n›n elini, kendi avucunun içinde hissetti. K›z omuzlar›nda a¤lamaya bafllay›nca gözleri doldu tekrar. Kendisini tutmak için s›kt›, k›z›n elini daha da s›k› kavrad›.
Bütün duygular› bir arada ve iç içe hissediyordu.
Ne hissetti¤ini tam olarak kendisi bile bilmiyordu.
Âfl›kt›, heyecanl›yd›, özlem yaflayaca¤› için hüzünlüydü... Sadece bir tek duyguyu hissetmiyordu: Korku...
Sessizce f›s›ldad› sevdi¤ine:
“Hayat›n bedeli ölümmüfl. Ben ölsem ne?... Seninle geçirdi¤im flu günler bile bana yetti. E¤er bir gün eline bir künye verilirse, bil ki, kurflunlara sen diye sar›l-
22
m›fl›md›r. Bil ki, senin yapt›¤›n gibi, onlar›n da beni
kalbimden vurmalar›na izin vermiflimdir...”
Otobüsün bu¤ulu camlar›n› eliyle sildi. ‹zin verseydi gözyafllar› ya¤murla yar›flacakt›. D›flar›da onu
bekleyenlere bakt›, yavaflça el sallad›. Otobüs hareket
edince son kez, doya doya bakt› sevgilisine, annesine,
babas›na... fiunu anlad› ki giderken onlardan bir parçay› yan›nda götürüyordu ve ayn› zamanda da kendinden bir parçay› onlarla b›rak›yordu. E¤er öyleyse askerlik de güzel olmal›yd› ve elbette ölüm de...
Evin avlusundaki oyunlar› geldi akl›na... Sevdi¤iyle oynad›¤› son zeybek. Sa¤ eliyle silah iflareti yapt›,
baflparma¤›na ve iflaret parma¤›na yak›lm›fl k›naya
bakt›. K›na bir baflka kokuyordu bugün.
Ölüme karfl› oynanan oyuna gidiyordu, sevdi¤inin
yakt›¤› k›nay› da beraberinde götürerek...
O askerdi... Sar› Zeybek’in vatan› emanet etti¤i,
sonsuz gururlu bekçilerden biri...
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
B‹R KARAKTER AB‹DES‹
“MEHMET ÂK‹F ERSOY”
TUNCAY BÖLER*
fazilet adam›d›r ki bunu fliir ve yaz›lar› kadar, bilhassa
63 y›ll›k ömründe nice manidar davran›fllar›nda da
görmekteyiz.
Hilekârl›klar›n, fiiliyattan çok sözün egemen oldu¤u zaman›m›zda böyle seçkin kiflilere her zamankinden daha çok ihtiyac›m›z vard›r. Bu tür yüksek karakterli insanlara sahip ç›kmak ve onlar›n fikirlerini,
hayatlar›n› ö¤renip hazmetmek, bizleri kurtaracak ideallerin bafl›nda gelmektedir.
Toplumlar içerisinde günefl gibi, insanlar› ayd›nlatan; ziyas› ve samimiyetiyle hemen hissedilen insanlar vard›r. Onlar› biz, en yüksek mertebeye ç›kar›r ve
onlara sayg› ve sevgimizi cömertçe gösteririz.
‹flte, böyle vasfa sahip bir flahsiyet de Mehmet
Âkif Ersoy’dur. Mehmet Âkif, fliirlerinin de ötesinde bir
karakter abidesidir. Öyle halis yarat›l›fltad›r ve öyle bir
Mehmet Âkif, gönül sahibi bir insand›. Yüre¤i
sevgi doluydu. Ac›ma duygusu yüksekti. Günlük hayat›nda bir kar›ncay› bile incitmekten sak›n›rd›. Fakat vatan, millet, din ve ahlâk konular›nda ödün vermezdi.
Bu konularda en ufak bir hatay› affetmez, gerekirse en
yak›n arkadafllar›n› bile k›rmaktan çekinmezdi.
Semih R›fat Bey, üstad›n sevmedi¤i bir adam›
koluna takarak -güya Âkif’le bar›flt›rmak için- onun bulundu¤u bir yere getirir. Üstat, o zat› karfl›s›nda görür
görmez yay›ndan boflanm›fl ok gibi d›flar› f›rlar. Bir daha da dönmez.
Arkadafl› Hasan Basri Çantay, bu yapt›¤›n›n iyi
* Tokat Fen Lisesi Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retmeni
aralık 2006
23
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
olmad›¤›n› söyledi¤i zaman ona flöyle cevap verir:
“- Evet, ay›p ettim. Semih buna meydan vermeyecekti. Benim o adamla bir zorum yok. Fakat mukaddesat›ma sövdü o Basri. Evlad›m› öldürseydi belki affedebilirdim, hanüman›m› söndürseydi, yine affedebilirdim. Daha da ileri gideyim. Mademki bana gelmifltir ve
onu aziz bir dostum getirmifltir; insanlar›n ortas›nda
yüzüme tükürseydi yine vazgeçebilirdim. Fakat o, benim mukaddesat›ma sövdü, mukaddesat›ma. Onu affedemem.”
Âkif, “Haks›zl›k karfl›s›nda susan dilsiz fleytand›r.” inanc›ndayd›. Haks›zl›¤a tahammül etti¤i ve hele
dalkavukluk ederek menfaat peflinde kofltu¤u görülmemiflti.
Veteriner ‹flleri Müdür Yard›mc›l›¤› görevini üstlendi¤i y›llarda Veteriner ‹flleri Müdürünün bir haks›z
karar ile görevden al›nmas› üzerine o da vazifesinden
istifa etti. Kendisine bu hareketinin sebebi soruldu¤unda, baflkas›na yap›lan haks›zl›¤a tahammül etmesinin
mümkün olmad›¤›n› söylüyordu. “Arkadafl›ma yap›lan
haks›zl›k bana yap›lm›flt›r.” diye 20 y›ll›k memuriyetine
tereddütsüzce veda etmiflti.
Hiç kimse Âkif’in verdi¤i sözden döndü¤ünü,
hangi flartlarda olursa olsun sözünden bir sapma gösterdi¤ini görmemifltir.
Mithat Cemal Kuntay bununla ilgili olarak flunlar› anlat›r:
Balkan Harbi bafllarken, Âkif Bey, yegâne geçim
yolu olan resmî memuriyetinden istifa etti. Kirada oturdu¤u evine, bir cuma günü gittim. Befl çocu¤undan
baflka, dört çocuk daha vard›.
- Bunlar kim? dedim.
- Çocuklar›m, dedi. Sonra anlatt›
Âkif, Baytar Mektebinde iken bir arkadafl›yla anlaflm›fllar. “Kim önce ölürse, çocuklar›na sa¤ kalan baks›n.” demifller. Arkadafl› vefat etmifl Mehmet Âkif de,
verdi¤i söze ba¤l› kalarak anlaflma hükmünü yerine
getirmifl.
Mithat Cemal devam ediyor;
- Hâlbuki o zamanlar, Âkif Beyin befl paras› yoktu…
Yine çok yak›n dostlar›ndan Fatin Gökmen anlat›yor;
Fatin Gökmen, Vaniköy’de oturuyordu, Mehmet
24
Âkif de Beylerbeyi’nde. Bir gün, ö¤le yeme¤ini Fatin
Gökmen’de yemeyi, sonra da oturup sohbet etmeyi
kararlaflt›r›rlar. O gün, öyle ya¤murlu, boral› bir hava
olur ki her taraf sele bo¤ulur. Fatin Gökmen, Âkif’in
böyle kötü bir havada gelmeyece¤ini düflünerek yak›n
komflulardan birine gider. Ya¤mur, bütün fliddetiyle
devam etmektedir. Fatin Gökmen eve döndü¤ünde,
Mehmet Âkif’in s›r›ls›klam bir vaziyette geldi¤ini, onu
bulamay›nca, evdekilerin bütün ›srarlar›na ra¤men içeri girmeden gitti¤ini ö¤renir. Mehmet Âkif: “Selam söyleyin.” demifl ve o ya¤murlu havada dönmüfl gitmifl.
Fatin Gökmen, ertesi gün, kendisinden özür dilemek
ister.
Âkif: “Bir söz, ya ölüm veya ona yak›n bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir.” der ve
onunla alt› ay darg›n kal›r.
Mehmet Âkif zengin de¤ildi. Mütevaz› yaflar,
dünya mal›na itibar etmezdi. Kendi fliirinin TBMM taraf›ndan millî marfl olarak seçilmesinden sonra vadedilen ödülü almam›fl; bir hay›r kurumuna vermifltir. O zamanlar Mehmet Âkif’in maddi s›k›nt› içinde oldu¤unu,
k›fl günleri ceketle dolaflt›¤›n›, çok zorda kal›rsa Baytar
fiefik Beyin ya¤murlu¤unu ödünç ald›¤›n›, hatta cebinde para bulunmad›¤›n›, Zonguldak Milletvekili Hayri
Beyden iki lira borç ald›¤›n› onun yak›n arkadafllar› ifade etmifllerdir.
Ödülü bir hay›r kurumuna verdi¤ini duyan fiefik
Bey, “Âkif, bu mükâfat› al›nca kendisine bir palto yapt›rsayd› iyi olmaz m›yd›?” demiflti. Onun bu sözüne hiç
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
karfl›l›k vermeyen Âkif, iki ay onunla konuflmam›flt›.
Mehmet Âkif, Hasan Basri’yi Ankara’da evine
çay içmeye ça¤›r›r. Hasan Basri tam evinden ç›kmak
üzere iken Mehmet Âkif, kofla kofla gelir ve flunlar› söyler:
- Bu akflam çay› sizde içece¤iz.
Hasan Basri memnun olur ama bu de¤iflikli¤in
sebebini de ö¤renmek ister. Mehmet Âkif gülerek der
ki:
- Bizim odan›n kilimini bir fakire vermifller.
Yarat›l›flça gaml› ve biraz karamsar oldu¤u hâlde, kendi derdinden ve hâlinden bir kez olsun yak›nmam›fl, ümitsizlik saçmaktan korkmufl, flairli¤in mesuliyetini hakk›yla bilmifltir. Milletine ümit, azim ve sevinç tafl›ma görevlisi oldu¤una inanm›flt›r.
Büyük Taarruz zaferle sonuçland›ktan sonra, bu
zaferi ve ‹stiklâl Marfl›’nda geçen,
Do¤acakt›r sana va’detti¤i günler Hakk’›n,
Kim bilir belki yar›n, belki yar›ndan da yak›n.
m›sralar›n› hat›rlatarak:
- Bu bir kehanet miydi, bu kadar nas›l inand›n,
diye sorarlar.
Âkif, flu cevab› verir:
- Bafl›m›zdaki adam› (Mustafa Kemal’i), kim görse, zaferin do¤aca¤›na inan›rd›.
Mehmet Âkif, ‹stiklâl Marfl›’n› yazarken bütün
benli¤ini bu ifle vermifltir.
Eflref Edip Beyin belirtti¤ine göre, kald›¤› Taceddin Dergâh›’n›n üçüncü odas›nda bir gece uyan›r.
K⤛t bulamay›nca yata¤›n›n sa¤›ndaki duvara “Ben
ezelden beridir...” diye bafllayan dörtlü¤ü yazar. Sabahleyin, Konya Milletvekili Haf›z Bekir Efendi, Mehmet
Âkif’i elindeki çak› ile duvara geceleyin yazd›¤› dörtlü¤ü kaz›rken görür.
Mehmet Âkif’e bir gün sorarlar: Hiç sevmedi¤iniz kimlerdir?
Cevab› manidard›r: “Geçmifllerinin, vatan hesab›na on paras› geçmemifl, bir damla kan› dökülmemifl,
bir hizmeti vaki olmam›fl oldu¤u hâlde, a¤z›n› memleketin temiz kan damarlar›ndan birine yamayarak emmekte olan asalaklar yok mu, iflte en sevmedi¤im bunlard›r.”
Gaye u¤runda çal›flan, didinen ve gerekirse bu
aralık 2006
u¤urda ölümü göze alan Mehmet Âkif.
Hani; kar›ncaya, “Nereye gidiyorsun?” demifller.
“Hicaz’a.” demifl. “Sen bu bacaklarla Hicaz’a nas›l var›rs›n?” demek istemifller. “Varamazsam, yolunda ölürüm
ya.” cevab›n› vermifl. ‹flte Âkif de, bir amaç ve fazilet
yolunun dönüflsüz yolcusudur.
KAYNAKLAR
AYVAZO⁄LU, Beflir, ‹stiklâl Marfl›, Tarihi ve Manas›,
Tercüman Aile ve Kültür Kitapl›¤› Yay›nlar›, ‹stanbul 1986.
ÇA⁄BAYIR, Yaflar, ‹stiklâl Marfl›’n›n Tahlili, Türkiye
Diyanet Vakf› Yay›nlar›, Ankara 2000
KABAKLI, Ahmet, Mehmed Âkif, Türk Edebiyat› Vakf› Yay›nlar›, Edebî Eserler Dizisi: 4, 6. bask›, ‹stanbul 1987
KARANLIKTAGEZER, Nusret, ‹stiklâl Marfl› ve Mehmet Âkif Ersoy, Ankara 1986
KUNTAY, Mithat Cemal, Mehmed Akif: Hayat›, Seciyesi, Sanat›, Eserleri, Semih Lütfi Kitabevi, ‹stanbul 1939.
KUTAY, Cemal, Necid Çölleri’nde Mehmet Âkif, Posta
Kutusu Yay›nlar›, ‹stanbul 1978.
Mehmed Âkif ve Safahat, Tercüman Yay›nlar›, ‹stanbul 1986.
TANSEL, Fevziye Abdullah, Mehmed Âkif Ersoy, ‹rfan
Yay›n Evi, ‹stanbul 1973.
25
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
TARIK BU⁄RA’NIN EDEBÎ YÖNÜ
OSMAN YILMAZ*
Son dönem Türk edebiyat›n›n en meflhur yazarlar›ndan Tar›k Bu¤ra, ar› duru Türkçesiyle ak›c›, sade,
aç›k, özgün anlat›m›yla, insan›m›z› (köylü, kentli,
genç, asker, komutan, fakir, zengin, kad›nlar, yönetici,
memur, bürokrat...) özellikle iç dünyalar›yla tan›tm›flt›r.
Roman, hikâye, tiyatro eseri, deneme, f›kra,
sohbet, gezi yaz›s› gibi edebî türlerde eserleri bulunan
yazar›m›z, gazetecilik de yapm›flt›r. Dolay›s›yla çok
yönlü bir yazard›r Tar›k Bu¤ra.
Bütün eserleri ünlüdür, ancak “Küçük A¤a” ve
“Osmanc›k” ile Türkiye’de daha çok ad›n› duyurmufltur. Denilebilir ki bu iki eser onun iki flahikas›d›r...
Eserlerinde kulland›¤› dil, herkesin anlayabilece¤i yaflayan Türkçedir; bir anne sütü gibi s›cak, taze,
saf, yararl› ve tertemizdir. Öyle ki onun dili, eserlerini
okurken sözlük kullanma gere¤i duyurmuyor.
Kültür ve medeniyetimizin mayas›yla yo¤rulmufl bir yazar›n duygu ve düflüncelerini, eserlerini
okurken kolayca anlayabiliyoruz. Buradan hareketle
flunu rahatl›kla ifade edebiliriz: Tar›k Bu¤ra, millî ve
inanç de¤erlerimize son derece ba¤l›, vatanperver, saf,
temiz, idealist, dürüst, özü sözü ayn›, milliyetçi, muhafazakâr, demokrat bir Anadolu insan›d›r; ‹çimizden biridir.
* * Özel Ankara Aziziye Lisesi Edebiyat Ö¤retmeni Yenimahalle / ANKARA
26
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Sanat anlay›fl›n› de¤erlendirmeden önce kendisinin bir mülâkatta söyledi¤i flu sözlere bir bakmak isterim:
tanbul vard›. Kuvay› Milliye vard›, ordu çekirde¤i vard›.... Kitaplar kendi köflelerini bulabilecek, her köfle
kendi içinde do¤ru s›ralamay› bulabilecek miydi?...”
“Sanatç› bir ilim adam› kadar objektif olmal›d›r.
Sanat anlay›fl›m, insan› temel al›r. ‘Sanat, sanat içindir.’
ilkesine dayan›r. Sanatç› kültür ve medeniyet ile töreleri, hatta co¤rafyas› ile toplum olmasa sanatç› da elbet
düflünülemez. Evet, tekrarl›yorum: Sanatç› toplumun
kültür, medeniyet ve töreleriyle s›n›rl›d›r; onlarla beslenir. Sanatta tek birim, tek ç›k›fl noktas› insand›r; ‹nsan›n mutlulu¤u, hürlü¤ü ve problemleridir, onun toplumla ve öteki insanlarla, tabiatla çeliflkileri ve çat›flmalar›d›r.... insan yap›c›d›r, yarat›c›d›r.....”
“Sanki Anadolu kocaman bir kovand› da o¤ul
vermeye haz›rlan›yordu. Ölen ar›lar d›flar› at›lacak, bölümler temizlenecek, çiçek tarlalar›na do¤ru o yarat›c›,
o bitirici, o eflsiz uçufllar›n flevki bafllayacakt›” (Küçük
A¤a, s.373)
Tar›k Bu¤ra, insan› yüceltmeyi amaçlar, insanlar› çal›flmaya teflvik eder, huzura, mutlulu¤a kavuflturmada yard›mc› olmay› hedefler... Böyle bir sanat amac› olan yazara “sanat› sadece sanat için yapm›fl” demek
san›r›m vicdan ve hakikatle ba¤daflmaz. Nitekim eserlerini okuyunca bu yarg›m›z›n do¤ru oldu¤unu anl›yoruz.
Bir baflka mülâkat›nda da edebiyatla ilgili flu
sözlerine rastl›yoruz: “Edebiyatç›, bir bilim adam› gibi
ba¤›ms›z kafaya sahip olmal›, konular›na onlar ne
olursa olsun, tarafs›z gözle bakabilmelidir.... Edebiyat,
ispatlamaz gösterir; telkin etmez, düflündürür; hüküm
vermez, hüküm vermeye yol açar...” (Yeni Düflünce
dergisi, 1981). Bu sözlerinden de anlafl›laca¤› gibi o,
gerçekçi ve objektif düflünen bir yazard›r. Okuyucuyu
düflündürmeye yönelten, insan› olaylar›n içine çeken,
insan e¤itiminde etkin rol oynayan, dolay›s›yla insana
de¤er veren bir sanat anlay›fl›na ve karaktere sahiptir.
Anlat›mlar›nda sembolleri, benzetmeleri, mecazlar› çokça kullan›r. Belki de bu, onun okuyucuyu
düflündürme niyetinden kaynaklan›yor ki kanaatimce
bu, bir edip için olmas› gereken, do¤ru bir yöntemdir;
Yazar›m›z›n sanat görüflüyle de ba¤daflmaktad›r. Küçük A¤a’dan birkaç örnekle bu düflüncemizi belirginlefltirmek san›r›m yerinde olur:
“Ankara, bugün için tasnifi yap›lmam›fl bir kitap
deposuna benzetilebilirdi, karmakar›fl›k bir y›¤›nak hâlindeydi. ‹nsanlar, insanlar vard›, bunlar da ani göçten
sonra bir salona doldurulmufl kitaplar› and›r›yorlard›....
Kolayca söyleyebiliriz ki burada da cephede oldu¤u
gibi Yunan vard›. Kuv-y› Seyyare ve çeteler vard›. ‹s-
aralık 2006
Tar›k Bu¤ra, eserlerinde tabiat unsurlar›ndan
yararlanmay› da ihmal etmemifltir. Bu yarg›m›za iflte,
birkaç örnek: “Küllü¤ün yazl›k müflterileri vard›r. Biz
bu vefas›zlara k›rlang›çlar deriz. K›rlang›çlar daha kestaneler güzelim yapraklar›n› dökmeden fiehzadebafl›’na veya Aksaray’a göç ederler.” (Küllük adl› hikâyesinden)
“Ay, art›k, ay de¤ildir. Onun ›s›tt›¤› yerde,tam
kalbinin üstünde, flimdi, bir ç›nar fidan› büyümektedir.
Büyüme, gözle görülebilir ve ara vermeden sürüyor;
ç›nar y›ld›zlara ve yayvan tepelere ve Kartal Doru¤u’na
ve dört bir yana dal budak sal›yor; dallar, budaklar tepeleri, doruklar› afl›yor, ülkeleri gölgelendiriyor; rahmet ya¤d›r›yor, nur ya¤d›r›yor.” (Osmanc›k, S. 86)
Tasvirlerinde son derece baflar›l›; insan› s›kmayan ayr›nt›lar› bile ak›c›l›¤› bozmadan verebilmifl. Küçük A¤a’dan bir örnek verirsek tasvirlerinde ne kadar
ar›,duru ve sanatl› bir anlat›m sahibi oldu¤unu da görebiliriz:
“Önce Tekke Deresi’nin üstü karard›, sonra
flimflekler çakmaya bafllad›, k›sa bir zaman sonra da
ya¤mur ya¤maya bafllad›. Kasaban›n do¤uya meyilli
sokaklar›nda sa¤l› sollu ›rmaklar peyda olmufltu. Gökyüzü neyi var neyi yoksa boflaltacak gibiydi. Akflehir
1919’un bahar›n›, büyük çöküntülerden sonraki ilkbahar›n› karfl›l›yordu. Paras›zl›k, yokluk ve açl›¤a karfl›
belli belirsiz bir ümid bahar› bekliyordu.... Kasabada
yaln›z yafll›lar, kad›nlar ve çocuklar kalm›flt›...”
Anlat›mda özgünlü¤ü yakalayan yazar›n cümlelerinden birine “Hayat Böyledir ‹flte ” adl› hikâyesinden bir örnek: “Lokomotifin yan›nda duran lacivert elbiseli memur, su buharlar› içinde rüyada gibi görünüyordu.” Bu cümlesinde yazar›m›z, gözlem ve benzetme güç ve baflar›s›n› da göstermifltir.
‹nsan›n ruh dünyas›n› anlat›rken d›fl dünyan›n
27
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
unsurlar›ndan da yararlanm›fl, kahramanlar›n›n s›fatlar›n› eksiksiz yazm›fl olan Tar›k Bu¤ra, mesajlar›n› adeta insan›n zihnine yerlefltirmek için gayret sarf etmifl,
somut verilerden de faydalanm›flt›r. ‹flte, bu düflüncemize OSMANCIK adl› eserinden birkaç örnek:
“Gökyüzü bulutsuzdu ve mavili¤i iflte ancak,o
kadar güzel olabilirdi.Sanki bu mavilik son de¤ildi; ard›ndan mutlaka mutlaka bir fleyler olmal›yd›,bir fley olmal›yd›:Kopup gidenlerin ard›ndan omuz silkecek
kuvveti veren bir fley olmal›yd›.”(Hayat Böyledir ‹flte)
“Domaniç temmuzlar›ndan birinde, bir gecedir... Gökte Samanyolu, bir s›rma kemerdir. Sar›, mavi
y›ld›zlar par›l par›l par›ldamaktad›r. Yayla serinli¤i gönüllerde soylu yi¤itliklere, haf›zalarda büyük olaylara
özlem estirmektedir... Edebal› da kayaya ç›km›fl onun
omuz bafl›nda bir oyu¤a oturmufltur. Sesi yumuflac›kt›r,
sesi flefkatle gülümsemektedir:
Genel olarak kurall› cümleler kullanm›fl; k›sa,
orta, uzun s›ral›, ba¤l›, birleflik, basit yap›l› cümlelerle
yazm›flt›r. Az da olsa çözümleme tarz› anlat›mda uzun
cümlelerine rastl›yoruz. Mesela flu cümle: “Çift tand›r›n ›s›tt›¤›, taban›, sedirleri ve duvarlar› hal›larla kapl›
büyük odada a¤›r bafll›, ama hazlarla yüklü iç ar›tan bir
hüzün ipek kanatlar›n› çarpmaktad›r; çünkü Osman’ ›n
neyi az önce susmufltur.” (Osmanc›k, sayfa 61)
-Dünyay› bize büyük gösteren küçüklü¤ümüz,
h›rs›m›z, sab›rs›zl›¤›m›z, bencilli¤imiz... o¤ul.
“Edebal› Osman’›n dürüstlü¤ünü, fedakarl›¤›n›,
alçak gönüllü¤ünü, gücünü kuvvetini... bilirdi.”
“Osmanc›k, yi¤it öfkesini yenendir, gücünü
kuvvetini, gönlünü, bafl›n› öfkesinden ar›nd›rand›r;
benli¤inden s›yr›lan kuldur.”
Paragraflar› çeflitli boyutta; özellikle k›sa ve orta
uzunlukta, baz›lar› ise birer cümleliktir. Bu, okuyucuyu
kitaba ba¤layan; anlafl›lmay› kolaylaflt›ran baflka bir sanat mahareti olsa gerek...
fiiirimsi bir anlat›m özelli¤ine sahip olan Tar›k
Bu¤ra’n›n bu tarz tekni¤ine kitaplar›n›n ço¤u yerinde
rastl›yoruz. ‹ç kafiyelere, rediflere, devrik cümlelere,
tekrarlara, k›sa cümlelere ve yo¤un anlat›ma fazla yer
verdi¤i hâlde bu, sanatsal yönüne hiçbir halel getirmiyor; bilakis ilginçlik, ak›c›l›k ve duruluk kat›yor... ‹flte,
bu yönüne birkaç örnek:
“Osmanc›k, art›k haz›rd›r, huzurludur, mutludur.
A¤r›lar› dinmifltir. ‹çindeki burukluk silinip gitmifltir.”
“Osman Be¤in karar verdi¤i günlerdir bu günler.
Yay gibi gerildi¤i günlerdir.
Osman Be¤ gerilen yaydaki oktur art›k.
Ok sab›rs›zlan›yor; uçur beni diyor.
Yay tedbirli, k›l› k›rk yar›yor. Osmanc›k kab›na
s›¤am›yor.” (Osmanc›k, s.136)
Hareketli ve yo¤un anlat›m ile simgeli anlat›m
adeta iç içe girmifl. Bir örnek:
28
Kahramanlar›n›n duygu ve düflüncelerini anlat›rken yazar, soru cümlelerine de yer veriyor. Bu cümleler tabiî olarak kiflilerin a¤z›ndan ifade edilmifl ve yazara ait cümlelerdir. ‹flte bir örnek: “Al›fl›k (Osman
Bey’in at›), Kaf Da¤›’n› aflabilir miydi? Osman Malhun
Hatun’a ulaflabilir miydi?...
....a¤al›¤› kim yitirmifl ki biz bulal›m? Sade ben
miyim emanetçi? O da hepimiz de emanetçi de¤il miyiz? (Dönemeçte)
Yazar›n üslûbunun bir özelli¤i de s›kça baflvurdu¤u kelime tekrarlar›d›r. Bu tekrarlar cümlenin anlat›m›n› bozmuyor; pekifltiriyor, hatta söz sanatlar›ndan
tekrire de örnek oluyor. Buna bir örnek verirsek:
“....gelecek zamanlar için! Yaflayanlar de¤il, Osman
Be¤ kendisi hiç de¤il; Orhan için bile de¤il.....
“Çok de¤il, bir an önce de¤il; sa¤lam ve gelecek zamanlar için!... çok, çok ötelerdeki do¤umlar ve
zamanlar için!” (Osmanc›k, s.233)
Yazar›n baz› cümleleri Dede Korkut Hikâyelerini hat›rlatmaktad›r. Özellikle fieyh Edebal›, bu tarz sözlere daha çok yer verir. Bir örnek: “Soyuna soylu, boyuna boylu amma ki kötü huylu, öfkesine yenik, tek
güttü¤ü benlik.”
Malhun Hatun’un afla¤›daki sözleri Deli Dumrul
hikâyesindeki kad›n›n “Göz aç›p gördü¤üm, gönül verip sevdi¤im, koç yi¤idim, flah yi¤idim...” sözlerine ne
kadar benziyor:
“Yan›ma gel Kay› be¤i, yi¤it be¤. Beri gel bafl›m
taht›, gönlüm baht›, fleyh babam›n güveysi; anam atam
verdi¤i, beri gel de de bana: Ne kötülü¤üm ne geri kal-
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
m›fll›¤›m ne densizli¤im olmufltur ki bana gelmezsin?...
Kurban olay›m de bana!... (Osmanc›k, S.165)
Eserlerinde -özellikle tarihî kitaplar›nda- epik
olana de¤il dramatik olana yöneliflin a¤›r bast›¤›n› görüyoruz. Bu durumu kendisi bir mülakat›nda aynen
flöyle belirtiyor:
“...beni epik olan de¤il dramatik olan ilgilendirir.... Kurtulufl Savafl›’m›z epikten ayr› düflünülebilir ve
yap›mla ba¤daflabilir miydi? Destandan bana ne?...”
Savafl›n ve tarihin, kahramanl›k, destans› ya da
epik, güç kuvvet,ölme öldürme... yönlerinden ziyade
insan›n iç dünyas›n›, sosyal durumunu öne ç›karmak,
yazar›m›z›n mizac› ve s-nat anlay›fl›... Bu yönü, do¤al
olarak eserlerine de yans›yor... O nedenle eserlerindeki kahramanlar› olaydan daha fazla öne ç›karm›fl, ele
ald›¤› kiflilerin ruh dünyalar›n›n tahliline daha çok yer
ay›rm›fl, seciyelerini baflar›yla ortaya koymufl; gelecek
nesillere örnek flahsiyetler arma¤an etmifltir.
e¤itim
nek:
“Küçük A¤a, sars›lmaz iman› ile eninde sonunda zar zor olsa da, mutlaka iyinin do¤runun ve hakl›n›n kazanaca¤›na inan›yordu. Büyük tereddütü kazanç
cephesine s›zacak kötülü¤ün ve kötü ihtiraslar›n nisbetini kestirememekten do¤makta idi.”
Gözlemlerinde gerçekçi ve ince düflünceli olan
yazar›m›z, kahramanlar›n›n toplumcu anlay›fllar›n› da
flöyle tahlil ediyor: “Vurgunla zengin olmak, emeksiz
ve liyakats›z mevkii edinmek isteyenler böyle devrelerde p›nar›n bafl›nda kümelenmifllerdi.”
Küçük A¤a’n›n seciyesini anlat›rken soru-cevap
cümlelerini de kullanm›flt›r. ‹flte, buna ad› geçen eserinde bir örnek:
“-Küçük A¤a nas›l biri? diye sorduklar› zaman,
tereddüt etmeden flu cevab› verdi:
KAHRAMANLARININ SEC‹YELER‹
-Cin gibi biri. Zeki, nüktedan, san›r›m ki çok da
bilgili. Fakat mîrim, bana sorarsan›z en güzel taraf› da
ahlâk›. Mert,yi¤it, hürmetkâr...”
Bütün eserlerinde Tar›k Bu¤ra’n›n seçti¤i kahramanlar, genel anlamda halk›n içinden insanlard›r ve
bunlar genel anlamda vatansever, milliyetçi, dinine ve
kültürüne ba¤l›, dürüst, ümitli, iyimser, ak›ll›, ihtiyatl›,
çal›flkan, fedakâr, nüktedan, dinlemeyi bilen, az konuflan, duygu yüklüdürler. Tabiî olarak, kahramanlar›n›n
aras›nda az da olsa kötü huya sahip olanlara (Gençli¤im Eyvah’ taki ‹htiyar gibi) da rastl›yoruz.
Kahramanlar›n›n ruh hâllerini dile getirirken samimi bir üslûp tak›nan yazar›m›z, sanki onlar›n iç dünyalar›n›n bir tercüman›d›r. ‹flte, buna bir örnek: “Hakl›
bir durumda, bir çeliflkide dürüst tutumu, do¤ru yolu
bulmufl adam›n itici, ay›r›c›, k›r›c› olmamas›.... Tanr›’ya
karfl› ödevi idi. Hakl› davalar›n adamlar› itici, k›r›c›, ay›r›c› olmasalard› ça¤lar›n adlar› çok daha baflka, çok daha güzel olurdu...”
Baz› eserlerindeki kahramanlar›, özellikle de
öne ç›kanlar›, burada isim isim de¤erlendirmek san›r›m daha isabetli olur.
Küçük A¤a, ak›ll›, bilgili, genifl görüfllü, olaylar›
sa¤lam de¤erlendiren bir kiflilik, dahas› flahsiyet, kendine özgü tav›r ve davran›fl› olan, âdeta bilge bir insan.
Bu yönünü tahlil eden paragraflardan birini burada görebiliriz:
Kahramanlar›n›n kiflilik özelliklerini tahlilde son
derece gerçekçi ve baflar›l› olan yazar›m›z, olaylar›n
ak›fl›n› bozmayacak tarzda, edebî sanatlar› yerinde kullanarak ve özgün ifadelerle onlar› okuyucuya tan›t›yor.
Kahramanlar›n›n zaaflar›n›, iyi kötü yanlar›n› ayr›nt›larla çiziyor. fiah›slar› idealize etmiyor, dolay›s›yla onlara
realist yaklafl›yor.
KÜÇÜK A⁄A
Küçük A¤a (‹stanbullu Hoca), bafllang›çta padiflaha ba¤l›, Kuva-y› Millîye aleyhtar›, ama inançl›, bin
y›ll›k kültür ve medeniyetimizi özümsemifl, vatansever
bir insan, ümitli ve iyimser... Bu yönünü anlatan bir ör-
aralık 2006
“....Tarih bilgisi kuvvetli idi. Hadiselerden hüküm ç›karabilecek bir kafas› vard›. ‹çinde bulundu¤u
zaman›n flartlar›na tak›l›p kalan, toplumun fevkalade
anlar›n› yaln›z kendi s›n›rlar› içinde de¤erlendirmeye
kalk›flan budalalardan de¤ildi. fiimflek çakt› deyip geçmez,flu sebeplerden flimflek çakt› demeye çal›fl›r ve ayn› sebepler bir araya gelince flimfle¤in yeniden çakaca¤›n› düflünürdü....”
Küçük A¤a’n›n din ilimlerindeki derin bilgisini,
hitabet gücü ve flahsiyetiyle etkili hâlini de anlatan yazar, henüz de¤iflmemifl, ‹stanbul ve padiflaha ba¤l›
29
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
kahraman›m›z› flu paragraflar›nda anlat›yor:
“Akflehir’deki vaaz›ndan: Sen kendini yenilmifl,
aç›k düflmüfl bir pehlivan say›yorsun.... Yola tek ç›kmaya kalk›yorsun. O ne atefllik gaflettir ki seni cemaatinden koparm›fl, seni iman›ndan, emirinden ay›rm›fl....
fiimdi sen a¤›l›nda aç kurtla karfl› karfl›ya kalm›fl bir kuzu gibisin.
Seni birlik, beraberlik do¤urdu, büyüttü, yüceltti. Bunu unutmufl, kendi bafl›na gidiyorsun. Nereye?
Uçuruma! Sen Müslümans›n ve Osmanl›s›n.”
De¤iflime u¤ram›fl, Kuvvac› olmufl ‹stanbullu
Hoca ise flu paragrafta anlat›l›yor:
“Küçük A¤a, hayat› çap›ndaki bu karardan hiçbir fley beklemiyordu, bekleyemezdi. O, erdi¤i hidayetin, vard›¤› inanc›n, yaratt›¤› yeni iman›n pefline düflmüfl, en asil mânâs›yla, gönüllü bir er kifliydi. Yola ç›r›lç›plak bir can›yla ç›km›flt›, yolun sonuna da ç›r›lç›plak varacakt›. Umdu¤u en büyük fleref, en parlak kazanç gazilikti, flehadetti.”
30
bir anda flöyle ifadeler kullanm›flt›r: “Ben Ankara hükümetiyle bütün münasebetlerimi kestim. Son olarak
gelen arac›lar› da geri çevirdim, çünkü art›k benim için
ha Ankara ha Yunan. (S.539) Vatanseverli¤ini anlatan
bir paragrafta Tar›k Bu¤ra, onun karakterini tahlil ederken flu cümleyi kullan›r: “Körü körüne inat etmem
ben... mankafa de¤ilim, deneni anlar›m; ikna etsinler
beni ‹smet’in de ‹smet’ten beterinin de emirberi olal›m,
olmazsam namerdim. Vatan›n kurtuluflundan, küffar›n
definden baflka ne düflünürüz?” (S.564)
Doktor Haydar Bey, Akflehirlidir, sorumlu, bilgili, aktif, yard›msever bir Kuvvac›. Ankara’ya gelen Küçük A¤a’y› orada karfl›lar. Doktorun Küçük A¤a’yla ilgili düflüncelerini yazar›m›z, flöyle anlat›yor:
“Doktor düflünüyordu ki ‹stanbullu Hoca, isteseydi, Küçük A¤a olacak yerde, pekala ‹stanbul’a geçebilir, bunu da kolayl›kla yapabilirdi.... Kar›s› ile çocu¤unu ‹stanbul’a yan›na ald›rmas› mesele olmayacakt›.
Fakat Hoca,bu yolu tutmam›fl, nefsini de¤il vatan›n›
düflünmüfltü.”
Çolak Salih, Osmanl› ‹mparatorlu¤unun simgesi
gibidir. Birinci Dünya Savafl›nda bir kolunu kaybetmifl,
bu nedenle de manevî bir çöküntü içindedir. Çocukluk
arkadafl› Niko, onun bu hâlini istismar ederek yaklafl›r;
ancak baflar›l› olamaz ve Salih vatanperverli¤ini gösterir. Kuvvac›lar›n saf›na geçer. Güçlü kuvvetli, görev
afl›¤›, iyi silah kullanan, cesur bir kahraman. Küçük
A¤a ile birlikte hareket eder, sad›k bir vatansever, gözünü budaktan esirgemez.
Küçük A¤a roman›nda öteki kahramanlar içinde
Ali Emmi, A¤›r Ceza Reisi, Fevzi Pafla, Kaz›m Karabekir, Yüzbafl› Naz›m ve baflkalar› da vard›r. Bunlar›n ortak karakter özellikleri vatansever, azimli, ölçülü, sorumlu, sevilen, mütevazi, fedakar, dürüst... olmalar›d›r.
Tevfik Bey, Çerkez Ethem kardefltirler, çete reisidirler, Ankara’ya muhaliflerdendirler. Kardefli ile birbirine son derece ba¤l›, hemen hemen ayn› huya sahipler. Ak›ll›, gururlu, mert, yi¤it insanlar, vatan için
her türlü riski göze alm›fllard›r. Yunanl›lar›n Anadolu’dan at›lmas› için kendi kurdu¤u yaklafl›k dört bin kiflilik müfreze ile mücadele etmifllerdir. Çerkez Ethem,
bir konuflmas›nda Küçük A¤a ile Çolak Salih’e flöyle
seslenir: “Delileri de delilikleri de pek severim. Muharebede yi¤idin ak›ll›s› yapt›¤› deliliklerden belli olur.”
Ankara’da birinci Meclisin içinde grup oluflturacak kadar taraftar› vard›r. ‹smet Pafla’y› sevmemifltir. Garp
Cephesi Komutanl›¤›n›n ‹smet Pafla’ya verilmesini uygun görmez. Mücadele devam ederken ümidini kesti¤i
Mehmet Tekin, Tar›k Bu¤ra Söylefliler, Çizgi Kitabevi,
Konya, 2004
KAYNAKÇA
M. Fatih And›, Tar›k Bu¤ra, fiule Yay. ‹stanbul, 2000
Mehmet Kaplan, Hikaye Tahlilleri, Dergah Yay. ‹stanbul, 1978
Beflir Ayvazo¤lu, Günefl Rengi Bir Y›¤›n Yaprak, Ötüken Yay. ‹stanbul, 1995
Hüseyin Tuncer, Tar›k Bu¤ra, Kültür Bakanl›¤› Yay.
Ankara, 1988
Mehmet Do¤an, Yaflayan Kimli¤imiz ve Tar›k Bu¤ra,
Türk Edebiyat›, Mart 1993
Birol Emil, Tar›k Bu¤ra’n›n Ard›ndan, Akça¤ Yay. Ankara.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
SEZA‹ KARAKOÇ’UN
ANNELER VE ÇOCUKLAR fi‹‹R‹N‹N TAHL‹L‹
FUAT ARPA*
ANNELER VE ÇOCUKLAR
Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yaln›z köflesinde
Elinde siyah bir çubuk
A¤z›nda küçük bir leke
Çocuk öldü mü günefl
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez ba¤layaca¤›n› anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne
I. fi‹‹R‹N D‹L VE ÜSLUP AÇISINDAN ‹NCELENMES‹
Otuz dokuz sözcükten oluflan Anneler ve Çocuklar adl› fliirde
üstat Sezai Karakoç bir yan›yla aç›k bir yan›yla yal›n fakat sehl-i
mümteni sanat›n› çok güzel örnekleyen bir üsluba yönelmifltir.
Hemen hemen hiçbir yabanc› sözcü¤ün kullan›lmad›¤› bu küçük
fliirde birinci ve üçüncü dörtlükte hep eksiltili cümleler kullan›lm›fl. Fakat ikinci dörtlükte genifl zamanl› kelimeler tercih edilmifltir. fiiirde yedi defa s›fat kullan›lm›flt›r. Üç çekimli fiil ve üç tane
zarf fiil, bir tane pekifltirmeli durum zarf› kullan›l›rken geriye kalan sözcüklerin tümü adlardan oluflmaktad›r. Simsiyah sözcü¤ü
d›fl›nda hiçbir türemifl sözcük kullanmam›fl olan flair daha çok iki
heceli sözcükleri tercih ederek kolay bir telaffuz imkân› sa¤lam›flt›r. Genifl zaman tipi ve ek fiilin genifl zaman›n›n ön plana ç›kt›¤›
bu fliirde "e" ve "r" sözcükleri âdeta bir f›s›lt› üslubunda fliiri insan
ruhuna yaklaflt›rmaktad›r.
Sezai Karakoç "Gün Do¤madan" adl› fliir kitab›nda (ki bütün
fliirlerini burada toplam›flt›r) anne ve çocuk sözcüklerini çok s›k
kullanm›flt›r. Titiz bir okuma sonucu bütün fliirlerinde yaklafl›k
olarak anne sözcü¤ünü 92 defa çocuk sözcü¤ünü ise 159 defa
kulland›¤› tespit edilmifltir, içerik (muhteva) aç›s›ndan tahlile giriflti¤imizde de de¤inece¤imiz gibi "anne ve çocuk" kavramlar› Sezai
Karakoç'ta çok önemli bir yer tutmaktad›r. Hatta bu kavramlar di¤er fliirlerinde o kadar yo¤unlukla ele al›nm›flt›r ki bizim seçti¤imiz bu k›sac›k fliirdeki anne ve çocuk sözcükleri di¤er fliirlerdeki
bu kavramlar›n sadece tamamlay›c›lar›d›r da denebilir.
Anne ve çocuk sözcükleri d›fl›nda dört defa da "ölüm" kavram›n› kullanan flair âdeta üç kavram etraf›nda bir fliir kurmufltur.
* Kaz›m Karabekir Lisesi Edebiyat Ö¤retmeni VAN
aralık 2006
31
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Ölüm Anne Çocuk
Bu üç kavram aras›ndaki ba¤lant› ile fliirin di¤er fliirlerindeki iliflkiye bakt›¤›m›z zaman bir bütünlük hemen
göze çarpmaktad›r. Bu bütünlü¤ün içerisinde yer alan
di¤er önemli sözcük ise "sevgili"dir.
Kolay okunan ama bir okumayla anlafl›lmayacak
olan Anneler ve Çocuklar adl› fliir "zorun kolay anlat›m›"
dedi¤imiz söz sanat›n›n mükemmel bir örne¤idir, diyebiliriz. Bu tarz Sezai Karakoç öncesinde de sonras›nda
da çok baflvurulan ama kolayca üstesinden gelinemeyen bir tarzd›r.
II. fi‹‹R‹N MUHTEVA AÇIDAN TAHL‹L‹
Anneler ve Çocuklar adl› fliirin üç bölümden oluflan
birinci bölümünde öncelikle annesini kaybeden bir çocukla karfl› karfl›yay›z. Bu çocuk bahçenin (dünyan›n)
en yaln›z köflesinde elinde bir siyah çubuk ve a¤z›nda
küçük bir leke ile öylece durmaktad›r. Siyah sözcü¤ü
gelene¤imizde matemin rengi oldu¤u için muhtemelen
flair de bunu bilinçli olarak kullanm›flt›r. Çünkü annesini kaybeden çocuk üzgündür ve siyah çubukla birlikte
matemi vard›r. Leke'nin de matemlidir, çünkü anne-sevgili-ölmüfltür.
fiiirin ikinci bölümünde ölen ise çocuktur, anne
ölünce çocu¤un ve çocuk ölünce bir annenin psikolojisini karfl›laflt›ran flair çocuk ölümünden sonra annenin
evreni siyah gördü¤ünden bahsetmektedir. Güneflin
simsiyah görünmesi ne kadar zor…
Fakat evlat yitirmenin ac›s›na dayanamayan bir anne-sevgili-günefl gibi muazzam bir varl›¤›n o dayan›lmaz ayd›nl›¤›nda simsiyah (karanl›k) bir atmosfere hapsoluyor. Bu
anne ayn› zamanda çaresizdir ve
karas›zd›r.
"Elinde bir ip nereye / Bilmez
ba¤layaca¤›n› anne"
Anne ve çocu¤un birbirlerinin
ölümlerinden sonraki bu karamsarl›k ve karars›zl›klar› bize hemen
sevgili ölümünden sonraki ruh hâlini hat›rlat›yor:
"Ah beni vursalar bir kufl yerine"
"Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocuklar›n
Anneler anneler eller balkonla-
32
r›n demirinde"
"Uzuyor, uzuyor alt›n saçlar›
U¤runda ölünen güzel k›zlar›n”
"Anne ateflin önünde periflan"
"Annenin bafl› elleri aras›nda"
"Annenin dizinde derman yok"
"Noldu zarif latif anneler noldular"
"Her kad›n ac›ma an›t› bir anne olsun
Çocuklara aç›lan mavi k›rm›z› pencere anne"
"Anne gitti ve sular burufltu testilerde"
"Anne ve babalar›n çilesinden
Çal›nm›fl miraslar›n›n içinden"
"Sen bir anne gibi tuttun ufuklar›"
"Sanki y›llarca önce"
“Koyup gitmemifl sevgili
Annem hiç ölmemifl gibi
Günden öç al›r geceler gibi”
"Ve o kad›nlar nereye gittiler
Anne olan sevgili olan o kad›nlar
Çocuklar›n›n üzerine titrene
Kirpiklerinde hep ayn›
Sevgi ve merhamet ›fl›¤›
O kad›nlar gökyüzüne mi çekildiler"
O anneler o sevgililer
Geri gelecekler
Ve ayd›n o yi¤it çocuklar›n› getirecekler"
“Anne” kavram›n›n Karakoç fliirlerindeki bu mahzun yans›mas› elbette zaman
zaman yerini ümide ve özgürlü¤e de b›rakmaktad›r. Yukar›ya al›nt›lad›¤›m›z
m›sralar aras›nda bunu görmek mümkün. Gerçi Karakoç'un fliirlerinde "anne
ve çocuk kavramlar›n›n temati¤i bafll› bafl›na büyük bir araflt›rma konusudur ama
ele ald›¤›m›z fliirde bu iki kavram›n ölüm
kavram›yla birlikte anahtar sözcükler
olarak kullan›lmalar› bizleri flairin di¤er
m›sralar›nda bu kavramlar› nas›l kulland›¤›n› merak ettirmesi pek tabiidir.
"Çocuk" sözcü¤ünün kullan›m›na gelince: Ça¤dafl fliirimizde çocuk, çocuk
sevgisi, çocuklar›n kayb› ile duyulan
ac›'y› konu edinen fliir say›s› az de¤ildir.
Ancak bu kavram› Karakoç kadar ve
onun ele ald›¤› düzeyde bu sözcü¤ü kullanan var m› bilemiyoruz. Bütün fliirlerin-
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
de yaklafl›k 200 defa bu sözcü¤ün etraf›nda âdeta farkl›
bir evren oluflturan Sezai Karakoç acaba neler söylemektedir:
"Bin parçaya böldü beni bir divane s›r
Sesi geliyor sesi günahkâr çocuklar›n”
"Ben do¤mayan bir çocuk için söylenen bir ninni
Eller hafifçe tutmufl birbirini"
"Tut elimden
Düflen tüyleri toplayal›m
Tut
‹simsiz çocuk a¤lamas›n”
"Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocuklar›n›n"
"Büyüyüp de çocuk kalmak
‹flte bu en büyük tehlike
"Çocukluk günün dökülen yapraklar› gibi"
"Bütün o çocuklar nerdeler"
"Çocuk dedi¤in bir eksik yan› olmal›"
"Ben erginli¤i çocuklu¤umda yaflad›m"
"Biz çocuklar bu¤ulu"
"Kufllar›n bir baflka biçimi olan o çocuklara"
"Çocuk ellerinden al›rlar son dünya yeflilli¤ini"
"Çocu¤u ölünce böyle ç›rp›n›r bir anne
Annesi ölünce bir çocuk öyle ç›rp›n›r
"Ay yeni do¤mufl
Ölü anneli
Bir çocuk gibi
Teslim edilmifltir bize"
"Solunda ölen çocuk Hiroflima Nagazaki"
"Gizli do¤rulan çocuktan bir sesim ben"
"Çocu¤u olmayan kad›nlar yaras›na"
"Ifl›ldayan ne bir göz kapa¤›nda
Çocuk anne monolo¤u mu"
Çocuklu¤un insan üzerindeki tesirleri "psikoloji ve
onun ilgili bilim alanlar›n›n en önemli konusudur, çocukluk tesirleri insan›n bütün hayat› üzerinde müessirdir. Sezai Karakoç'un da özellikle 1970'lerden sonra yazd›¤› fliirlerde bu etkileri aç›kça görürüz. Anneyi hat›rlama anneyle diyaloglar› aktarmalar, çocuklu¤un geçti¤i
mekânlar› mesela Dicle'yi an›msama…. Karakoç'un fliirlerinde çocuk ço¤u zaman annesizdir. Ayn› zamanda bir
sevgili olan yan›nda çocuk gelece¤in özlemi ve yar›n›n
umududur. fiiir sanat›n›n ölümsüz temlerinden olan hü-
aralık 2006
e¤itim
zün ve ölüm Karakoç fliirlerinde de önemli yer tutmaktad›r. Anneler ve çocuklar adl› fliirinin üçüncü önemli
kavram› ise ölümdür. Ölüm insanlar› (anne ile çocu¤u)
birbirinden ay›rmaktad›r. fiairin dünyas›nda ölüm bir
yok olufl de¤ildir. ‹slam düflüncesindeki ahiret kavram›
ölüm sonras› hayat Sezai Karakoç'un fliirlerindeki özgün
üslup ile ço¤u zaman sevimli bir hâle gelmektedir.
"Anlad›m onlar ölmediler
Ölüm ad›na
Ölüm maskesini tak›narak
Dönüfltüler bir ›fl›¤a"
"Ben a¤›t yazmay› sevmem
Ölümden de¤il diriliflten yanay›m
Ölümden de¤il ölüm sonras›ndan yana"
"Ölüm geldi bana dü¤ün arma¤an›n gibi"
"Ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim"
"Anlars›n ölüler niçin yaflarm›fl"
"Günah›n› s›rt›na yüklenen kaplumba¤a
Gibi ölüm önünde öz benli¤im yavafllar"
"Sokak fenerlerine as›lm›fl
Güzel ve canl› ölüm
Ayd›nlat›yordu gerçe¤i"
"Öldükten sonra insan nas›l dirilecekse
Ölmeden ben öyle dirildim"
"Ben o güzelli¤i söylüyorum
Ölümün ötesindeki güzellik"
"Ölümün ötesini bir rebab gibi çal"
" Nerde ölümün o ak o yeflil
O siyah k›rm›z› keskin rengi
Art›k ölüm ne gri ne kahverengi"
Mona Rosa'dan alt› y›l sonra yaz›lan Anneler ve Çocuklar fliiri (1958 yaz) sevgisiz ortamdan hem annenin
hem de çocu¤un uzaklaflmak istedi¤ini belirtir. Üzerinde iyi düflünüldü¤ünde bu fliirde dördüncü önemli kavram›n da "yaln›zl›k" oldu¤u görülecektir. Bugünü yaflayan ünlü flairimiz efsaneleflen fliirinin getirdi¤i flöhrete
ra¤men "yaln›z" bir insand›r. Fakat onun yaln›zl›¤› ve
hüzünleri bat› melankolisine benzemez. Anne, çocuk,
ölüm ve nihayetinde ölüm tefekkürü ona yeni dünyalar›n haberlerini sunmaktad›r. O elindekileri kaybedip
yoklukla teselli bulan bir insan de¤ildir. O yenilgi yenilgi büyüyen bir zafere ba¤lanmakta ve her kaderin üstünde bir kaderin bulundu¤una inanmaktad›r.
33
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
GÜVERC‹N KANATLARINDAK‹ UMUT
DUYGU YILMAZ*
Size sesleniyorum; güzel ülkemin, güzel gelece¤i! Türk gençleri! Sizi izliyorum cennetin penceresinden. Baz›lar›n›z mutlu ediyorsunuz beni, kanatlan›veriyorum. Baz›lar›n›zsa umutsuzlu¤a düflürüyorsunuz.
Ders alm›yorsunuz yaflan›lanlardan, içiniz titremiyor.
Üzülüyorum.
Ben on alt› yafl›nda ölü bir ruhum. Çanakkale’de
flehit düfltüm. Kehribar rengi tozlu ovalarda çarp›flt›m,
k›z›ll›¤›nda kan nehirlerinin. Su oldum. Oluk oluk ak›p, hayat vermek istedim yitirilmek üzere olan ülkeme. Ekmek oldum, afl oldum, soluk oldum, can oldum… Her fleyimi teslim ettim bu vatana. Ve hep inand›m. Atatürk’üm sayesinde hep inand›m. “Kazanaca¤›z!” diyordu. “Baflaraca¤›z!” Hep güneflli bir sabaha
uyanmak istedim. Siyah ve grinin olmad›¤›, ülkemin
kaderinin y›ld›zlarla çizilmifl oldu¤u ›fl›lt›l› bir sabaha.
Dumanlardan, atefllerden, etrafta uçuflan kol ve bacak-
lardan, ac›lardan, hasretlerden kurtulmak istedim.
Bir gün çarp›fl›rken düflmanla yi¤itçe; yüre¤imin
merdivenlerinden ruhumu inleten bir s›z› indi¤ini hissettim. Bir kere dahi sevdalanmam›fl, hasretler bar›nd›ran gencecik yüre¤im, bir flarapnel parças›yla paramparça olmufltu. Ayd›nl›k yar›nlarda ben olmayacakt›m
art›k.
Güzel ülkemin, güzel gelece¤i! Sizler içindi yapt›klar›m›z. Sizler için döküldü kanlar›m›z. Size teslim
ettik bu güzel memleketi. Da¤lar›nda, ovalar›nda umudun ve bar›fl›n çiçeklerini açt›ras›n›z diye. Gökkufla¤›ndan bir ba¤la sar›p yüceltesiniz diye.
Türk gençler, size sesleniyorum! Sizi izliyorum
cennetin penceresinden. Umutlar›m› ilifltiriyorum
güvercinlerin kanatlar› alt›na. Rüzgâr olup, hepinizin
yüreklerine dokunmas› dile¤iyle…
* Hilmi F›rat Anadolu Lisesi 10 Fen C Söke / AYDIN
34
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
K‹TAP VE KÜTÜPHANE
SELAHATT‹N KOÇY‹⁄‹T
Ülkemiz, geliflmifl ülkeler aras›nda kitap ve gazete
okuma al›flkanl›¤› s›ralamas›nda çok geridedir. Türk
halk› televizyon izleme sürecinde, bütün dünya ülkelerini geride b›rakarak neredeyse birinci s›raya yerleflmektedir.
aralık 2006
Çok kitap okuyan toplumlarda s›k›nt›lar, sorunlar
ve problemler çabuk çözülmekte, az okuyan ve okuma al›flkanl›¤› olmayan toplumlar da ise, çözüm yolu
zorlaflmaktad›r. Asl›nda, bir ulusun okumaya olan al›flkanl›¤› artmad›kça, o ulusun s›k›nt›, sorun ve problem-
35
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
lerden kurtulmas› mümkün de¤ildir.
Geliflmifl ülkelerdeki bas›lan kitap say›s› ile ülkemizde bas›lan kitap say›s›n› karfl›laflt›r›nca, oldukça
üzücü bir durum ortaya ç›kmaktad›r. Bu durum benim
gibi sizi de üzüp düflündürecektir.
Bugün afla¤›da belirtilen ülkelerde;
Rusya'da y›lda 80.000
Amerika'da y›lda 72.500
Japonya'da y›lda 42.000
Fransa'da y›lda 27.000
Türkiye'de ise y›lda 7.000 kitap bas›lmaktad›r.
Ülkelerde kifli bafl›na düflen kitap say›s›:
Rusya'da kifli bafl›na düflen kitap say›s› 18.000
Amerika'da kifli bafl›na düflen kitap say›s› 12.000
Almanya'da kifli bafl›na düflen kitap say›s› 2.700
‹spanya'da kifli bafl›na düflen kitap say›s› 1.070
Japonya'da kifli bafl›na düflen kitap say›s› 1.000
Türkiye'de ise, kifli bafl›na düflen kitap say›s› 7
adettir.
Bu tablo, Türk halk›n›n ne ölçüde okuma al›flkanl›¤› oldu¤unu gözler önüne sermektedir. Bu durum;
Avrupa Birli¤i’ne girmek isteyen ülkemizin kitap ve
kütüphane ile ne kadar ilgili oldu¤unun göstergesidir.
21. yüzy›l›n bafllar›nda hâlâ okumamaktan yak›nan bir ülkede yafl›yoruz. Geliflmifl ülkeler kitap ve kütüphanelere verdikleri önemden dolay› her alanda ileri gitmifllerdir. Biz de kitap ve kütüphanelere gereken
ilgiyi gösterebilseydik, bugün okumama gibi bir duruma düflmezdik.
Günümüzde kitap ço¤umuzun kolay kolay temin
edemeyece¤i kadar pahal›d›r. Bunun yan›nda kendi
zevk ve çal›flmam›z için ihtiyaç duydu¤umuz bütün kitaplar› sat›n almam›z da mümkün de¤ildir. Ama bu
okumam›fl olmam›z için geçerli bir neden de olamaz.
Çünkü okuma isteklerimizi, kütüphanelere giderek
karfl›layabiliriz. Kütüphaneyi kullanma al›flkanl›¤›m›z,
giderek okuma e¤ilimimizin temel hedeflerinden birisi
olur.
‹nsanlar›m›z e¤er okuyacak kitap bulam›yorlarsa
ya da zevklerine uygun kitaplara kolayca ulaflam›yorlarsa, okumaktan vazgeçebilirler. Az geliflmifl ülkelerin
ço¤unda, insanlar›n okulu b›rak›r b›rakmaz, okumay›
da b›rakt›klar› görülmüfltür. Bunun nedeni, hem kitap
36
alamam›fl, hem de kütüphane bulamam›fl olmalar›ndan kaynaklanmaktad›r.
Türkiye, Baflö¤retmen Atatürk'ün Millet Okullar›nda bafllatt›¤› okuma-yazma seferberli¤i ile büyük yol
alm›flt›r. Bugün Türk halk›n›n yüzde sekseni okur-yazar ise bu, Atatürk'ün açt›¤› yolda ilerlemenin sayesinde olmufltur. Fakat okuyan insan›m›z hâlâ yüzde yirmilerdedir. Okumay› bildi¤imiz hâlde, okumaman›n ac›
sonucu bu. Bir baflka deyimle, okur-yazarl›¤› ö¤reten
okullar›m›z›n okumay› al›flkanl›k hâline getirecek olan
kitap ve kütüphaneye önem vermemeleri ve kitap ve
kütüphaneden yoksun olufllar›n›n ac› göstergesidir.
Bugün okullar›m›z, kütüphaneyi kütüphane hâline getirecek kiflilerden yoksundur. Millî E¤itim Bakanl›¤›, okullarda görev yapan memurlar›, iki haftal›k Hizmetiçi E¤itim kursuna tabi tutarak bu iflleri yürütmeye
çal›flmaktad›r. Oysa üniversitelerimizin Kütüphanecilik
Bölümünden mezun olan kütüphanecilerden yararlan›lm›yor. Kütüphanecilerin okul kütüphanelerinde görevlendirilmeleri hem kitap okuma al›flkanl›¤› kazan›lmas›na hem de okullardaki kütüphanelerin çal›fl›r hâle
gelmesine olanak sa¤layacakt›r.
Okumak, insan›n düflünsel yetene¤ini gelifltirerek
ifllerinde baflar›l› olma, de¤iflen ortama uyma, yaflamdan gereken zevki alma gibi olanaklar sa¤lad›¤› gibi,
kendini, toplumu ve dünyay› gerçek boyutlar›yla da
tan›mas›n› sa¤lamaktad›r.
Kitap, gazete, dergi gibi yaz›l› ve bas›l› fikir ürünlerinde, geçmiflin ve günümüzün düflünce ve deneyimlerinin birikimi yatmaktad›r. ‹nsan ve toplum gelece¤inin parlak, yaflam standart›n›n yüksek olmas›, bu kaynaklardan yeterince yararlanmaya ba¤l›d›r. Bu da okumakla, okuma al›flkanl›¤› kazanmakla, birer bilgi hazinesi olan kütüphanelerimizden gere¤i biçimde yararlanmakla gerçekleflecektir.
Ulu Önder Atatürk, Millî E¤itimle ilgili olarak 1923
y›l›nda yapt›¤› bir konuflmada "Memleketimizi toplumumuzu gerçek hedefe, mutlulu¤a erifltirebilmek için
iki orduya ihtiyaç vard›r: Biri vatan›n hayat›n› kurtaran
asker ordusu, di¤eri milletin istiklalini yo¤uran kültür
ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de k›ymetlidir, yücedir, verimlidir, sayg›de¤erdir. Fakat bu iki ordunun ikisi de hayatidir" demifltir.
E¤er gelece¤imizin parlak olmas›n›, ça¤a uygun
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
olmas›n› istiyorsak resmî ve özel kifli ve kurumlar›n
e¤itim ve kültüre daha çok yat›r›m yapmalar› gerekmektedir. Bu do¤rudan do¤ruya insana yat›r›m yapmak demektir. Bunun yan›nda çocuklar›m›za ve gençlerimize okuma al›flkanl›¤› kazand›rmak için onlar› kütüphaneye çekmenin yollar›n› bulmam›z gerekmektedir.
Kütüphane, geçmiflle gelece¤i birbirine ba¤layan
bir köprüdür. Burada geçmifli bize yans›tacak olan kütüphanenin düzenlenmesinde Millî E¤itim Bakanlar›n›n resimlerinin bulunarak kütüphanenin d›fl duvar›na
as›lmas›nda, benim de katk›m olan MEB Yay›mlar Dairesi bünyesinde yer alan Ferit Rag›p Tuncor Arfliv Kütüphanesi'nden söz etmek istiyorum:
Millî E¤itim Bakanl›¤› Arfliv Kütüphanesinin temeli 1956 y›l›nda at›lm›flt›r. Bu kütüphanenin kurulmas›
fikrini 1956 y›l›nda Dairenin o zamanki ad› olan Neflriyat (Yay›m) Müdürü rahmetli Nam›k Kato¤lu ortaya atm›flt›r. Yeni kurulacak bu kütüphanede Millî E¤itim Bakanl›¤› yay›nlar› ile örgütlerinin yay›nlar›, matbaan›n
Osmanl›larda ilk kurulmas›ndan Millî E¤itim Bas›m Evi
ad›n› al›ncaya kadar sürede bas›lan ve bulunabilen kitaplar yer almas› uygun görülmüfltür.
1946 ve 1947 y›llar›nda iki y›l Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesinde aç›lan Kütüphanecilik kursuna kat›lan Ferit Rag›p Tuncor'a kütüphane
kurma görevi verilmifltir.
Arfliv kütüphanesinin temeli ilk önce, Ulus Posta
e¤itim
Caddesindeki Yay›m (Neflriyat) Müdürlü¤ünde at›lm›flt›r. Bir han›n ikinci kat›n› ve bodrumunu iflgal eden Yay›m (Neflriyat) Müdürlü¤ünün genifl bir odas› kütüphaneye ayr›lm›flt›r. ‹lk kuruldu¤unda odada üç, dört kitap
dolab› mevcutmufl.
Önce Yay›m Müdürlü¤ü deposunda mevcut olan
kitaplardan birer tanesi al›nm›fl, katalog fifli ç›kar›lm›fl,
dolaba yerlefltirilmifltir. Bu arada 24.12.1956 tarih ve
935 say›l› genelge bütün valiliklere gönderilmifltir. Bu
genelgede valilere; ilindeki ortaokul ve liselerdeki kütüphanelerde fazla olan eski ve yeni harfli kitaplar›n
Millî E¤itim Bakanl›¤› Yay›m Müdürlü¤üne gönderilmesi istenilmifltir. Söz konusu genelge do¤rultusunda
illerden paket paket kitaplar gelmeye bafllam›flt›r. Gelen kitaplar›n katalog fiflleri ç›kar›larak, kitap demirbafl
defterine kay›t edilip dolaplara yerlefltirilmifltir.
Okullardan gelen bu kitaplardan sonra, kütüphane için yeni kaynaklar aranm›flt›r. O s›rada Millî Kütüphane’ye resmî bir yaz› ile baflvurulmufl ve fazla olan kitaplardan Arfliv Kütüphanesine konulmak üzere istenilmifltir. Millî Kütüphane'den olumlu cevap gelince
Ferit Rag›p Tuncor kitap seçimi için görevlendirilmifltir.
Millî Kütüphane deposunda fazla olan ve Arfliv Kütüphanesinde bulunmayan Bakanl›k Yay›nlar› ile Millî E¤itim Bas›mevi (Matbaa-› Amire)'de bas›lan kitaplar seçilerek Arfliv Kütüphanesine getirilmifltir.Gelen kitaplar›n katalog fiflleri ç›kar›l›p Kitap Demirbafl Defterine ifllendikten sonra Demirbafl Numaras›na göre dolaplara
yerlefltirilmifltir.
Yay›m Müdürlü¤ü 1964 y›l›nda bugünkü Yay›mlar
Dairesinin bulundu¤u binaya tafl›nm›flt›r. Burada MEB
Bas›l› E¤itim Malzemeleri Haz›rlama Merkezi de bulunuyordu.11 fiubat 1966 tarihinde Yay›m Müdürlü¤ü ile
Bas›l› E¤itim Malzemeleri Haz›rlama Merkezi birlefltirilerek Yay›mlar ve Bas›l› E¤itim Malzemeleri Genel Müdürlü¤ü olmufltur.
MEB Bas›l› E¤itim Malzemeleri Haz›rlama Merkezince yay›nlanan ve kalorifer kazan›n›n yan›nda
bulunan ve kömür tozu içinde kalan ve Arfliv Kütüphanesinde bulunmayan Bakanl›k Yay›nlar›n› Ferit Rag›p Tuncor ile seçerek kütüphaneye yerlefltirdik.
Yine Ferit Rag›p Tuncor
aralık 2006
37
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
ile Yay›mlar Dairesine ba¤l› olarak hizmet veren ve ‹stanbul'da bulunan Devlet Kitaplar› ile Millî E¤itim Bas›mevi Döner Sermayesi Müdürlükleri depo ve kütüphanelerinde fazla olan ve Arfliv Kütüphanesinde bulunmayan kitaplar seçilerek Ankara'ya getirilmifltir.
Bunlar›n katalog fiflleri ç›kar›lm›fl, demirbafl defterine
kay›t edilmifl ve demirbafl numaras›na göre dolaplara
yerlefltirilmifltir.
Ayr›ca ilk Osmanl› Maarif Naz›r› (Millî E¤itim Bakan›)'ndan itibaren Millî E¤itim Bakanlar›n›n resimleri
yine Ferit Rag›pTuncor ile taraf›m›zdan araflt›r›larak
kronolojik s›raya göre Arfliv Kütüphanesinin d›fl duvar›na konulmufltur.
Osmanl› ve Cumhuriyet dönemi Millî E¤itim Bakanl›¤› yay›nlar›n› içine alan "Millî E¤itim Bakanl›¤›
Arfliv Kütüphanesi" 1956 y›l›nda ö¤retmen-kütüphaneci Ferit Rag›p Tuncor'un çabalar› sonucu Yay›m
Müdürlü¤ü bünyesi içinde oluflturulan ve bugün Yay›mlar Dairesi bünyesi içinde yer alan bu kütüphanenin ad›; Yay›mlar Dairesi Baflkanl›¤›n›n 15.07.1992 tarih ve 5941 say›l› Bakanl›k Oluru ile "Ferit Rag›p Tuncor Arfliv Kütüphanesi" olarak isimlendirilmifltir.
Bugün Ferit Rag›p Tuncor Arfliv Kütüphanesi'nde
21.500 üzerinde kitap ve 5.000 dolay›nda süreli yay›n
mevcuttur. Kütüphane kitap demirbafl numaras›na göre düzenlenmifltir. Katalog fiflleri kitap ad›na ve yazar
ad›na göre ç›kar›lm›flt›r. Arfliv Kütüphanesinin kitap
38
demirbafl defterinin 1 numaras›nda Atatürk'ün Gençli¤e Hitabesi kay›tl›d›r. En son demirbafl defterine; Millî
E¤itim Bakanl›¤› Yay›n› ve Millî E¤itim Bas›mevinde
bas›lan "Anayasa Hukuku Aç›s›ndan Türkiye'de E¤itim
ve Ö¤retim Hakk›" adl› kitap 21566 numara ile kay›t
edilmifltir. Yazar› Niyazi Altunya'd›r.
Millî E¤itim Bakanl›¤› "Ferit Rag›p Tuncor Arfliv
Kütüphanesi" bugün Millî E¤itim alan›nda eser haz›rlayacaklar için en verimli ve bulunmaz bir kaynakt›r. Osmanl› Dönemi Millî E¤itim Bakanl›¤› ile iptidai (ilkokul), rüfltiye (ortaokul) ve idadi (lise)lerin ders programlar›, yönetmelikleri, genelgeleri vb. ile Cumhuriyet
Dönemi ilk ve orta okullar ile lise ve meslek liselerinin
ders programlar›, yönetmelik, yönerge, genelge, ders
kitaplar› vb. gibi konular› araflt›rmak ve incelemek isteyenler için yararl› ve bulunmaz bir hazinedir.
Kitap ve kütüphane e¤itimin bir laboratuvar›d›r.
Allah, mide açl›¤› kadar zihin açl›¤›n› da insanlara hissettirseydi ve bu zihin açl›¤›ndan insanlar ölseydi, o zaman kitaba duyulan sevgi artar, herkes okur-yazar
olurdu. Kitap insano¤lunun akl›n›n ve gönlünün ihtiyaçlar›n› en k›sa yoldan karfl›layan bir araçt›r. Kitab›n
insan akl›n› çal›flt›ran, hayal gücü s›n›rlar›n› geniflleten
sihirli bir gücü vard›r. Ça¤›m›zda bilim ve teknik dev
ad›mlarla h›zla ilerliyor. Bu ilerlemeye ayak uydurabilmek için kitaplara sar›lmal› ve onlarda sakl› bulunan
güzellikleri almal›d›r. ‹nsanlar için en büyük ve ölümsüz araç kitaplard›r.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
ELEfiT‹REL DÜfiÜNME
NAZ‹KE KULANTAfi*
Günümüz dünyas›nda, bilim ve teknoloji alan›nda
sa¤lanan geliflmeler bireyleri ve dolay›s›yla toplumlar›,
olumlu veya olumsuz, çeflitli flekillerde etkilemektedir.
Bilim ve teknoloji alanlar›ndaki de¤iflime ba¤l› olarak
toplumun bireyden bekledi¤i davran›fllar da sürekli
olarak de¤iflmekte ve ço¤almaktad›r.
Birey yaln›zca içinde yaflad›¤› topluma de¤il ayn›
zamanda etkileflim içinde bulundu¤u di¤er toplumlara
ve evrensel de¤erlere de uyum sa¤lamak zorundad›r.
Bugün insanlardan, var olan bilgiyi do¤rudan al›p tüketmesi de¤il, bilgiyi üretmesi, aktar›lan bilgiyi sorgulamas›, yorumlamas› ve yeniden ortaya koymas› beklenmektedir.
Bir ülkenin sosyal, ekonomik ve teknolojik aç›dan
ça¤dafl toplumlar düzeyine ulaflabilmesi, o toplumu
oluflturan bireylerin sahip olduklar› özelliklere ba¤l›d›r. 21. yüzy›lda insanlar, kendisi ve dünya ile bar›fl›k,
özgüveni olan, yarat›c›, sorumluluk üstlenebilen ve
haklar›n›, sorumluluklar›n› bilen, sayg›l›, hoflgörülü,
elefltiriye aç›k, sorgulayan ve yorumlayan, de¤iflme ve
geliflmelere aç›k kifliler olmal›d›r. Bu özelliklere sahip
bireyler de ancak iyi ve etkili bir e¤itimle topluma ka-
zand›r›labilir. ‹yi e¤itim alm›fl insanlar›n oluflturdu¤u
toplumlar düzenli ve sa¤l›kl› toplumlard›r. Bir toplumun geliflmesi ve varl›¤›n› sürdürebilmesi, o toplumu
oluflturan bireylerin e¤itilmesi ile mümkün olmaktad›r.
Atatürk; “E¤itimdir ki, bir ulusu özgür, ba¤›ms›z, flanl›,
yüksek bir toplum olarak yaflat›r ya da bir ulusu köleli¤e ve yoksullu¤a düflürür.” diyerek e¤itimin önemini
vurgulam›flt›r.
Bilim büyük bir h›zla ilerlemekte, ö¤renilen bilgiler gün geçtikçe eskimekte, yerlerine yenileri almaktad›r. Bilimin bu derece h›zla geliflti¤i günümüzde hâlâ
gelenekselleflmifl ö¤retim tekniklerini kullanmaya devam etmek, bofla zaman ve emek kayb›d›r. Günümüzde birçok ö¤retim stratejisi ortaya konulmufl, bu da
stratejilerin hangilerinin daha çok etkili olabilece¤i sorusunu beraberinde getirmifltir. Bu konu üzerinde öne
sürülen birçok görüflün ortak noktas›, ö¤retmenin de¤il, ö¤renen insan›n aktif olaca¤› ö¤retim stratejilerinin
daha etkili ve kal›c› bir ö¤renmeye ortam oluflturdu¤udur. “Hak” kavram›, ö¤rencinin defterine tan›m yazd›r›l›p, haklar s›ralanarak kavrat›lamaz. Ö¤rencide bir
bilginin kal›c› olabilmesi, davran›fla dönüflebilmesi
için, o bilginin ö¤renci taraf›ndan sorgulanmas›, ince-
* Hun ‹lkö¤retim Okulu S›n›f Ö¤retmeni Keçiören / ANKARA
aralık 2006
39
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
lenmesi, araflt›r›lmas› gerekmektedir. Bu süreçten geçirilen bilgi, birey taraf›ndan yeniden oluflturulup yine
kendisi taraf›ndan ortaya konulaca¤›ndan, birey o bilgiyi özümseyecek, kendine mal edecek, her zaman
onun uygulay›c›s› ve savunucusu olacakt›r. Bu durum
dikkate al›nd›¤›nda tüm ö¤retmenlerin ö¤rencilerinde
elefltirel düflünme becerilerini gelifltirmesi gerekti¤i sonucuna ulafl›lmaktad›r.
Titiz (1997) “Peki ama neden?” adl› bir makalesinde okullar›m›zda yap›lan e¤itimi flöyle elefltirmektedir;
“Tüm dükkânlar, birisi düdük çalm›flças›na nas›l kapan›rsa bir anda, okullarda da bir düdük sesinde haz›r
olacak askerler olarak yetifltiriliriz. Do¤rular, yanl›fllar
ö¤retilir aile boyu yaflam süresince. Nedir do¤ru? Nedir
yanl›fl? Nedir ak? Nedir kara? Yöntem gösterip seçmesine, kendi çabalar›yla bulmas›n› ö¤retmeyiz insanlar›m›za, en bafl›ndan itibaren biz var›z ya! Çocuk için, en
iyisini biz biliriz, onun ad›na kararlar veririz kolayl›kla.
Tek do¤ruya ba¤l›l›¤›m›z pekiflir... Pekiflir okullarda,
ö¤retmen kanal›yla. Ö¤retmenden iyi mi bilecek ö¤renci? Do¤rular, yanl›fllar... Olaylara belirli bir dar aç›dan bakan, do¤ru ve yanl›fllar› baflkalar›ndan ö¤renme
al›flkanl›¤› kazanm›fl... Empoze edilmeye haz›r insanlar
yetifltiriyoruz. Herkese kendi do¤rusunu bulmas›n›n
yolu ve yöntemi ö¤retilmelidir. Herkes kendi sentezini
oluflturmal›d›r (Erdem, 1998, 88).
Düflünmenin bir boyutu olarak kabul gören elefltirel düflünme, bireyin topluma uyum sa¤lama sürecinde önemli bir kavramd›r. Ennis’e göre elefltirel düflünme, bireyin neye inand›¤› ya da ne yapaca¤›na karar
vermede odaklanan k›yaslanabilir bir yans›t›c› düflünmedir (Semerci, 2003, 65).
John Dewey, “Nas›l Düflünürüz” adl› kitab›nda
elefltirel düflünmeyi öz olarak, “karar› erteleme” veya
“sa¤l›kl› flüphecilik” olarak tan›mlamaktad›r (Meyers,
1988, 10).
Warnick ve Inch’e göre elefltirel düflünme; bir
problem, soru veya durumu araflt›rmak, onun hakk›ndaki bütün mevcut bilgilerle bütünlefltirmek, bir hipotez veya çözüme ulaflmak, durumun do¤rulu¤unu kan›tlamay› ve savunmay› içermektedir. Elefltirel düflünme ile ilgili olarak, genel psikoloji metninde yer alan
bir tan›m da flöyledir: Elefltirel düflünme, varsay›mlar›
gözden geçirmek, incelemek; önemli olanlar› seçmek;
kan›tlar› de¤erlendirmek ve karar vermektir (Raths, Lo-
40
uis E., 1986, 72).
Kökdemir’e (2003) göre ise elefltirel düflünme,
klasik e¤itim sisteminde yeri olmayan, ö¤renci merkezli e¤itim sisteminin ise do¤as›nda olan fakat nas›l
ortaya ç›kar›laca¤› belirsiz bir konudur. Elefltirel düflünme, san›lan›n aksine, olgular›n ya da bulgular›n sürekli elefltirilmesi ya da sürekli yanl›fllar bulmak anlam›na gelmemektedir. Elefltirel düflünmeden kas›t; okunan, bulunan ya da söylenen bilgiler hakk›nda mutlak
bir sonuca varmak yerine, alternatif aç›klamalar olabilece¤ini de göz önünde bulundurmakt›r. Elefltirel düflünmenin as›l önemi, özellikle sosyal bilimlerde var olmas› gereken sorgulama yetene¤ini ö¤rencilere anlatabilmektir. Bu tür bir yetenek sadece ders baz›nda dikkate al›nmamal›, bir yaflam ö¤retisi olarak da görülmelidir. Elefltirel düflünme do¤ufltan gelen bir özellik de¤il, ö¤retilebilir anlat›labilir ve rahatça uygulanabilir bir
sistemdir (Kökdemir, 2003, 3-5).
Elefltirel düflünme, Glaser’in 1940’l› y›llarda elefltirel düflünmenin gelifltirilmesi deneyimi ve gelifltirdikleri, Watson-Glaser elefltirel düflünme testine kadar bafllang›ç olarak uzanmaktad›r. Elefltirel düflünme, bir entellektüel geliflme arac› olarak da ilk defa 1970’li y›llarda Perry taraf›ndan ortaya konulmufl, daha sonra Paul
ve arkadafllar› taraf›ndan modellefltirilmifltir. Paul’e göre özgür bir toplumun oluflturulmas› için elefltirel düflünme becerilerinin güçlü bir biçimde kazand›r›lmas›,
e¤itimin uzun dönemli bir amac› olmal›d›r (Ak›nc›o¤lu, 2001, 16).
Richard Paul ve meslektafllar› elefltirel düflünme
esaslar› olarak, elefltirel düflünme becerilerine günlük
müfredat program›nda yer verilmesi gerekti¤ini belirtmifller ve bunlar› ö¤retmek için baz› öneriler ortaya
koymufllard›r. Paul’e göre elefltirel düflünme becerileri
flu yetenekleri içermektedir: “Genellemeleri ar›tmak ve
fazla basitlefltirmekten kaç›nmak; kavrad›klar›n› yeni
durumlara transfer etmek; farkl› bak›fl aç›s›, inanç, düflünce ve teoriler gelifltirme; bilgileri ve kaynaklar› de¤erlendirmek amac›yla kriter düzenlemek ve kullanmak; önemli sorular› izlemek ve ço¤altmak; düflünce,
inanç ve teorileri analiz etmek ve varsay›mlar› de¤erlendirmektir” (Black, 2005, 34).
Facione, Sanchez ve Gainen, elefltirel düflünen kiflilerin herhangi bir konuda karara varmak için yedi
özelli¤i kulland›klar›n› ileri sürmektedirler. Bunlar:
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
Merakl›l›k, aç›k fikirlilik, sistemlilik, çözümsellik, do¤ru araflt›rma, kendine güven ve olgunluk (Walker,
2005, 44).
Hannel ve Hannel (1998)’de elefltirel düflünme
becerilerinin ö¤retilmesinde izlenebilecek yedi ad›m
belirlemifllerdir. Bu ad›mlarla ard›fl›k yedi biliflsel becerinin ö¤rencilere sorularla kazand›r›lmas› hedefledi¤i
belirtilerek bunlar flu flekilde s›ralanm›flt›r:
1. Bilgiye göz atmak (Tan›mlama ve etiketleme)
2. Benzerlikleri ve farkl›l›klar› belirlemek (Karfl›laflt›rma / Ba¤lant› Kurma)
3. Genel temay› ve iliflkileri bulma (S›n›fland›rma
/ Bütünlefltirme / Ön özetleme)
4. fiimdi ne yap›yoruz? (Sonuç ç›karma)
5. Do¤ru cevaplama (Kan›tland›rma)
6. Benzer durumlara uygulama (Ç›kar›mda bulunma / Projelendirme / Uygulama)
7. Ne ö¤rendik? (Özetleme) (Ak›no¤lu, 2001, 26).
Ülkemizde geç de olsa elefltirel düflünmenin önemi kavranmaya bafllam›flt›r. Buna ba¤l› olarak 2005 y›l›nda ‹lkö¤retim I. kademe müfredat programlar›nda
yap›lan de¤ifliklikler incelendi¤inde, ö¤rencilerin özellikle elefltirel düflünmeye yöneltilmesinin amaçland›¤›
dikkati çekmektedir.
E¤itimin temel amac› ülkemizi ça¤dafl uygarl›k seviyesine ç›karmakt›r. Bu amaca ulaflabilmek için bilgi
tek bafl›na yetmez, onu yaflama geçirmek gerekir. Yaln›zca elefltirmek de¤il öneriler sunmak gerekmektedir.
Önemli olan etrafa elefltirel gözle bakmak, bakarken
ayn› zamanda görebilmek, gördü¤ü yanl›fl› düzeltip,
güzellikleri ço¤altabilmektir. Hemen yan› bafl›n›zda savafl›n so¤uk yüzünü görüp a¤layan çocuklar›n göz yafl-
aralık 2006
e¤itim
lar›na uzan›p silmeye gücü olmasa da yap›lan haks›zl›klara karfl› durabilmektir, kendini onlar›n yerine koyup gerekti¤inde o günkü harçl›¤›n› yard›m sand›¤›na
atabilmektir hayat› anlaml› k›lan...
Hedefimiz kendine güvenen, empati kurabilen,
düflünen, baflkalar›na ihtiyaç duymadan kendi ayaklar› üzerinde durabilen, kendi kendini yöneten, özgür
bireyler yetifltirmek. Kendi yolunu kendi bulan, araflt›ran, sorgulayan, aktar›lan bilgiye körü körüne ba¤l›
kalmayan bireyler... Baflkalar›n›n gösterdi¤i yolu bilinçsizce takip eden de¤il, yollar› keflfeden bireyler...
KAYNAKÇA
AKINO⁄LU, Orhan. (2001). Elefltirel Düflünme Becerilerini Temel Alan Fen Bilgisi Ö¤retiminin Ö¤renme Ürünlerine Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
(Yay›nlanmam›fl Doktora Tezi), Ankara.
BLACK, Susan. (2005). Teaching Students To Think Critically, Education Digest. 70(6), 46.
ERDEM, Ali R›za. (1998). 21. Yüzy›la Girerken Nas›l Bir
‹nsan Modeli Yetifltirelim, An› Yay›nc›l›k, Ankara.
KÖKDEM‹R, Do¤an. (2003). Elefltirel Düflünme ve Bilim E¤itimi, P‹VOLKA, 2(4), 3-5.
MEYERS, Chet. (1988). Teaching Students to Think Critically, San Francisco, London: Jossy-Bass Publihers.
RATHS, LOUIS E. (1986). Teaching for Thinking, Theory, Strategies and Activities for The Classroom. New York
and London: Teachers College, Columbia Universty.
SEMERC‹, Çetin. (2003). Elefltirel Düflünme Becerilerinin Gelifltirilmesi, E¤itim ve Bilim, 28(127), 64-65.
WALKER, S. (2005). Encouraging the Disposition to Critically Think, Human Kinetics, Mart 2005.
41
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
KÖY OKULLARINDA
GEZ‹C‹ KAR‹KATÜR SERG‹LER‹
HASAN EFE*
Arka duvar›nda, mevsimleri ve tarihi gösteren
bir flerit süslerdi s›n›f›. Yan duvardaki panolar› da arkadafllar›m›z›n yapt›klar›ndan seçilen resimler...
Yar›flma d›fl› kalan arkadafllar da ö¤retmen s›n›ftan ç›k›nca tahtan›n yan›ndaki duvara asard› seçilmeyen resimlerini.
On dakikal›k bir sergiydi bu!
Kap›daki bir gözcü, ö¤retmenimizin ad›mlar›n›
fark edince bir iflaret verirdi, duvara ö¤retmenden izinsiz as›lan resimleri ç›karmam›z için.
ler. Ders aras› dinlencelerdeki oyunlarla. On dakikal›k
sergilerin sürüp sürmedi¤ini pek bilmesem de.
Kentlerde yaflayan ö¤rencilerin büyük bir k›sm›
çal›flmalar›n› resim ve sanat galerileriyle müzelerde
sergileme olana¤› buluyor. Baflka sanatç›lar›n yap›tlar›
da buralarda görülebiliyor.
Büyük kentlerde yaflayan ö¤rencilerin böyle bir
f›rsat› olsa da, küçük kentler, beldeler ve köylerdekilerin yok.
Bu, resmi seçilenlerle seçilmeyenlerin bir yar›fl›yd›.
Bir e¤itim ve ö¤retim y›l› geçer giderdi böyle.
Bu yar›fl› kimler kazand› pek bilmiyorum, ama
seçilenlerle seçilmeyenlerin sürdürdü¤ü bu u¤rafl bizleri bugünlere getirdi. Amaç daha iyiyi, daha güzeli
bulmakt›. Her meslek için geçerliydi bu. Ö¤retmenler
için daha iyi ö¤renci yetifltirme, bir mimar için daha
sa¤l›kl› ve güvenli bina yapma....
Bugün de birçok yar›flmay› sürdürüyor ö¤renci* Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retmeni / ‹ZM‹R
42
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
etmekle kalmayacak, gördükleri karikatürleri de unutmayacaklard›r yaflamlar› boyunca. Çünkü karikatür
düflünce yo¤unlu¤u tafl›d›¤› için insan üzerinde çok etkilidir.
Fiziksel koflullar› uygun olan okullarda serginin
a¤açta olmas› gerekmez. Okul yönetiminin uygun görece¤i herhangi bir alanda da sergi aç›labilir.
Birbirine yak›n olan köy ya da belde okullar›nda bir günde birkaç sergi de gerçekleflebilir. Bugün
pratik ve hafif çerçeveler bulmak oldukça kolay. Gezici karikatürcü yan›nda tafl›d›¤› konulu ve konusuz yüz
veya yüz elli karikatürü köyün ya da belde okulunun
durumuna göre sergileyebilir. Ayr›ca konu ve ünitelerle iliflkilendirilebilen karikatürler de kullan›labilir.
Her bölgede iflini severek yapan birkaç uzman›n bu alandaki çabalar› bofla gitmeyecektir, çünkü bu,
e¤itimin farkl› bir yöntemidir. Bu alanda yap›lan sa¤l›kl› bir çal›flman›n sonuçlar›n› iki üç y›l sonra görebilece¤imizden rahatça söz edebiliriz.
Bu çal›flman›n gerçekleflmesi birkaç basamakl›
olabilir.
Birincisi, merkezi atamalarla hiyerarflik flekilde;
di¤eri, bölgesel olarak geçici görevle. Uzmanlar da
merkezin ya da bölgenin belirleyece¤i kifliler taraf›ndan seçilebilir.
O zaman ne yap›labilir?
Bu yöntem nerede mi uygulan›yor?
Gezici sergiler.
Geliflmifl ülkelerde!
Basit ve s›radan bir u¤rafl gibi görünse de görsel
bir etkinlik oldu¤u için ö¤renci belle¤inde kal›c› olacakt›r bu tür sergiler.
Gezici sergilerin bence en önemlisi karikatür-
Nerede mi uyguland›?
Düzensiz ve çok k›sa bir süre de olsa ülkemizde...
dür.
fiimdi bunun üzerinde dural›m.
Alan›nda uzman bir görevli bölgenin co¤rafi yap›s›n› göz önünde bulundurarak motosiklet, taksi,
traktör ve gerekirse da¤l›k arazide atla okullara ulafl›p
gezici karikatür sergisini açacakt›r. Bu durumda ö¤rencilerin dikkatini çeken ilk fley, bir yabanc› konuk olacakt›r. Bir süre dinlenen bu konuk, okul bahçesindeki
iki a¤aca gererek asaca¤› bir ipin üzerine karikatürleri
yerlefltirip ö¤rencilerin izlemesini sa¤layacakt›r.
Bu sergi flekli ö¤rencilerin zihninde y›llarca yer
aralık 2006
43
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
HANG‹S‹ ÖDÜL? HANG‹S‹ CEZA?
N‹DA BAYINDIR *
E¤itimin en bilindik tan›mlar›ndan biri de ‘bireyin davran›fllar›nda meydana gelen istendik türden de¤iflmelerdir’ fleklindedir. Bu tan›mdan da anlafl›ld›¤› gibi e¤itim sistemimizin davran›fl boyutu her anlamda
varl›¤›n› korumaktad›r. Birey, toplum ve do¤a üçlemesinin hem zihni hem de davran›flsal boyutlar›n›n oluflu
bu özelli¤i, bir ölçüde, zorunlu k›lmaktad›r. Buna göre,
çocuk hangi davran›fllar› ö¤renecek, bunlar› tam olarak ö¤rendi¤ini nas›l bilip pekifltirecek ya da hangi
yanl›fl davran›fllar›n fark›na varacak gibi sorular karfl›m›za ç›kmaktad›r.
Okullar›m›zda ö¤renci davran›fllar›n›n formal
yaflant›lar içindeki yeri, ö¤retimin yan›nda çok da sistemli bir flekilde devam edememektedir. Kalabal›k s›n›flarda, kubafl›k bir program› yürütmeye çabalayan
ö¤retmenlerimizi çocu¤un her alandaki e¤itimiyle yükümlü tutmak olanaks›zd›r. ‹flte bu da, özellikle ilk y›llarda ö¤retmenin çocu¤un ana babas›n›n yerini tutmas› ile onlar›n geliflmekte olan ama yeterli ilginin tam
olarak gösterilemedi¤i, davran›flsal e¤ilimlerini, ruh
sa¤l›¤›n› ve kiflili¤ini ikinci plana itmektedir. Asl›nda
bu durum, e¤itimin cevap verece¤i konulardan en
fonksiyoneli ve üzerinde en çok tart›fl›lan konular›n
odak noktas›n› oluflturmaktad›r. Binbafl›o¤lu; aile e¤itimini dizgeli ve programl› olmayan, ço¤u zaman, rastlant›sal bir e¤itim olarak nitelendirerek, e¤itimin bu anlamda bir uzman ifli oldu¤unu savunmaktad›r.
Formal s›n›f ortam›na bakt›¤›m›zda, gerçeklefltirilmeye çal›fl›lan rutin amaçlar ve bu amaçlara bir flekilde uydurulmaya çal›fl›lan ö¤renciler, belli davran›fl kal›plar› ile yönlendirilmeye çal›fl›l›rlar. Bu kal›plar, davran›fl› kabul, red ya da pekifltirme amaçl› süreklilik hedefleyen yap›lard›r. Bu yap›larla belirtilen s›n›f kurallar›na ve akademik yaflant›lara adapte edilen ö¤rencilere
demokratik bir zihniyet ile bilimsel düflünme becerileri kazanmalar› için okulun hayat içinde yaflamas› gerekmektedir. Bu hayat›n suni olmamas› için de gerçek
ihtiyaçlara dayanmas›, yapmac›k ve kal›plaflm›fl standart çabalar› aflmas› gerekmektedir. Böyle oldu¤unda
bu ihtiyaç ve yönelimleri hisseden çocuk kendi kendini bir anlamda yönetmek ihtiyac›n› duyar ve ona göre
davran›r. Yani olay ve durumlara karfl› yeni yeni organizasyonlar oluflturur. Peki bu organizasyonlar›n dengeleyicileri nelerdir? Piaget’e göre; her ö¤renci davra-
* Dr., P›narbafl› ‹lkö¤retim Okulu / ‹STANBUL
44
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
n›fl›nda bir denge bozulmas› ya da denge sa¤lamas› çabas› vard›r. Bu nedenle hiçbir davran›fl, öncülleri ile
karfl›laflt›r›ld›¤›nda anlams›z veya sebepsiz de¤ildir.
Her davran›fl›n alt›ndaki sebep ve ihtiyaçlar› bilerek
ö¤renmeyi yönlendirmek çok daha ak›lc› görülmektedir. Ö¤renme; biliflsel bir çerçevede, uyaranlara karfl›
verilen zihni ya da davran›flsal özümlemenin sosyal bir
çevre içinde uyum içinde dengelenmesi iflidir. Bir ifade
tarz›d›r.
Ö¤renenin organizasyonel bir flekilde e¤itim süreci içinde yeterli özellikleri ve de¤erleri kazanmas›nda ise onlar› ileriye dönük olarak teflvik etmenin bir di¤er ifade flekli de ödül ve cezad›r. Ödül; istendik davran›fllar› pekifltirme, tekrar›n› sa¤lama, yerini sa¤lamlaflt›rma iken, ceza; istenmeyen davran›fllar› ve tutumlar› ortadan kald›rma ile buna zemin haz›rlayan nedenleri yeniden analiz etmedir. Asl›nda, davran›fllar›n yönetiminde, ödül ve cezan›n verilmesinin temel amac›;
ö¤rencilere kendi davran›fllar›n› yönetmek için gerekli
olan duygusal, sosyal ve düflünsel yeterli¤i kazand›rmakt›r.
Baflka bir deyiflle, ödül ve ceza sistemi; ö¤renci
davran›fllar›na, onlar›n kiflilik geliflimlerine olumsuz bir
etki yapmadan, mekândan ba¤›ms›z olarak yön veren
bir referans kayna¤› olarak yans›mal› ve ö¤rencinin sahip oldu¤u olgunlaflma standartlar›na göre alg›lanmal›d›r. Ö¤retmenin, ö¤rencinin verdi¤i cevab› s›cak bir flekilde kabul etmesi bile ö¤renci aç›s›ndan ödül olarak
kabul edilirken, ö¤retmenin konuya ya da ö¤renciye
karfl› ilgisiz kalmas›, belki de, verilen en a¤›r ceza olarak nitelenebilmektedir. Hâl böyle olunca, ödül ve cezan›n sadece bir de¤erlendirme, test etme, dikkat çekme ya da yo¤un kullan›lan bir disiplin seti oldu¤u düflünülmemelidir.
Özellikle ödül ve cezan›n ö¤renci akademik,
sosyal ve duygusal özelli¤i düflünülmeden, sadece disiplin sa¤lama ya da basit s›namalar için tek yönlü olarak kullan›lmas›, ö¤rencide fark›nda olmadan ruh sa¤l›¤› bozulmas›, güvensizlik, anti sosyallik, k›skançl›k,
sayg›s›zl›k, dalg›nl›k, suçluluk ve toplumdan kaçma gibi pek çok uyumsuzlu¤a da neden olacakt›r.
Ö¤retmenin bu dengeyi kuramamas›ndan kaynaklanan bu süreç, çocu¤un sadece ruhsal geliflmesini
olumsuz yönde etkileyen bir kâbus olmaktan ç›k›p,
aralık 2006
e¤itim
demokratik bir yaflam biçimi ve felsefesine de uygun
düflmemektedir. ‹nsan, tamam›yla kontrol edilebilir
düzeyde sadece yaflayan bir organizma de¤ildir. Geçirdi¤i yaflant›lar›yla kültürlenip, toplumsallaflt›rm›fl oldu¤u davran›fl› ile zihni etkileflimler içindeki marjinal de¤er aktar›c›s›d›r.
Çocu¤un e¤itim temellerinin devam ettirildi¤i
bu aktar›m ortam› olan okulda, olumlu davran›fllar
edinmek çok önemli bir yer tutar. Çocuklara karfl› gösterece¤imiz davran›fllar, onlar›n olumlu davran›fllar
edinmelerine ve topluma yararl› bireyler olarak yetiflmelerine yard›mc› olacakt›r. Ayn› zamanda onlardan
beklenen davran›fllar›nda bir bütün içinde de¤erlendirilmesi büyük önem tafl›maktad›r. Yaflam›n amac›, bu
anlamda, içinde yaflad›¤›m›z kitle ile birlikte mutlu olmakt›r. Ö¤rencilerimizin ileriki yaflant›lar›nda mutlu olmas›, kiflilik bütünlü¤ünü gerçeklefltiren bir s›n›f ortam›nda demokratik olarak yetiflmesi, sistemli bir akademik yönlendirme ile olanakl›d›r. Bu ba¤lamda; davran›fl düzenleyicilerden ödül ve cezan›n çok da basite indirgenmeden incelikle ifllenmesi gerekmektedir. Dengeleyicilerden ödül ve cezan›n yap› tafllar›n›n; asl›nda,
içtenlik, empatik fark›ndal›k, sevgi ve hoflgörü oldu¤unu söylemek san›r›m yanl›fl olmayacakt›r.
KAYNAKLAR
AYDIN, Ayhan, SINIF YÖNET‹M‹, Ankara, 1998.
B‹NBAfiIO⁄LU, Cavit, RUH SA⁄LI⁄I B‹LG‹S‹, Ankara, 1983.
B‹LEN, Mürüvvet, BAfiARILI Ö⁄RET‹M ‹Ç‹N TEKN‹KLER, Ankara 1982.
ERTÜRK, Selahattin, D‹KTACI TUTUM VE DEMOKRAS‹, Ankara, 1978.
GÖZÜTOK, F. Dilek, OKULDA DAYAK, Ankara,
1003.
HESAPÇIO⁄LU, Muhsin, Ö⁄RET‹M ‹LKE VE YÖNTEMLER‹, ‹stanbul, 1988.
KÜÇÜKAHMET, Leyla, Ö⁄RET‹M ‹LKE VE YÖNTEMLER‹, Ankara, 1989.
SALZMAN, C.G., ÇOCU⁄U KÖTÜ E⁄‹TMEN‹N YOLLARI, çev. Ali Çank›r›l›, ‹zmir, 1992.
TAN, Hasan, PS‹KOLOJ‹K DANIfiMA VE REHBERL‹K,
‹stanbul, 1992.
YÖRÜKO⁄LU,Atalay, ÇOCUK RUH SA⁄LI⁄I, ‹stanbul, 1980.
45
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
OKUL YÖNET‹C‹S‹N‹N
KÜLTÜREL L‹DERL‹⁄‹
TURGUT KARAKÖSE *
Girifl
Örgütler farkl› alanlarda faaliyette bulunsalar da
ayn› amaçlar için kurulurlar. Bu nedenle, örgütlerin
hem birbirine benzer hem de birbirinden ayr› özellikleri vard›r. Bu özellikler örgütlerin iç ve d›fl mücadelesini, ifl süreçlerini, iletiflim modellerini, istihdam biçimlerini ve otoritenin uygulan›fl tarz›n›, k›saca iklimini belirler. Örgüt kültürünün ve örgüt ikliminin çal›flanlar
aç›s›ndan önemi, sinerjik bir etki do¤urmas›na ba¤l›d›r.
E¤er örgüt kültürü ve iklimi örgütsel ba¤l›l›¤› art›r›p
motive edici bir niteli¤e sahip ise, bunun sonucunda
verimlilik ve etkinlik ortaya ç›kar1. Bir örgütün hedefleri, kurallar›, paydafllar›yla kurduklar› iliflkiler, çal›flanlar ve müflteriler için sundu¤u olanaklar kendi kültürel
yap›s›n› oluflturan kriterlerden baz›lar›d›r. Bunlar›n uygulamadaki sonuçlar› ve zamanla gelifltirilmesi örgütsel kültürü de güvenilir hâle getirecek ve gelifltirecektir. Örgüt kültürünü sa¤lam bir zemine oturtmufl, kendini aç›k bir flekilde ifade edebilen örgütler çal›flanlar›n
ve müflterilerin gözünde iyi bir itibara sahip olacaklard›r.
Kültür, ayn› kurumda çal›flanlar›n tutum, inanç,
varsay›m ve beklentileri ile bireylerin davran›fllar›n› ve
bireyler aras› iliflkilerini belirleyen faaliyetlerin nas›l
yürütüldü¤ünü gösteren normlar denetimi olarak tan›mlanabilir2. Kültür, daha çok örgütün görünen ö¤elerini ortaya koyar, temel grupsal de¤erleri ve mesajlar›
kapsar; grup üyelerine mecazi ve paylafl›lm›fl örgütsel
düflünce ve duygular› sunar3. Örgüt kültürü denildi¤i
zaman ise, örgüt içindeki insanlar›n davran›fllar›n› yönlendiren normlar, davran›fllar, de¤erler, inançlar, al›flkanl›klar sistemi ve tüm çal›flanlar›n ortak bir ürünü akla gelmektedir. Di¤er bir tan›ma göre örgüt kültürü; çal›flanlar›n örgütte kendilerini gerçeklefltirmesine f›rsat
veren ve onlar›n inan›fl, düflünüfl, duyufl, davran›fl biçimlerini belirleyen ve örgüt üyelerinin gönüllü bir biçimde uymalar›n›n beklendi¤i normlar ve de¤erler bütünüdür4,5,6,.
Örgütsel kültür, bir örgütü di¤erlerinden ay›ran
ve kedine özgü davran›fl ve normlardan oluflan bir de¤erler sistemi olarak ifade edilmektedir. Kültür; örgütün iflleyifline, çevre ile etkileflimine, piyasadaki baflar›
ve baflar›s›zl›¤›na do¤rudan etki eden bir araçt›r. Her
örgüt belli amaçlar› gerçeklefltirmek için kurulur. Belir-
* Yrd. Doç. Dr., Dumlup›nar Üniversitesi, E¤itim Fakültesi /
46
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
lenen hedeflere ulaflabilmek için çal›flanlar araç olarak
kullan›l›r. Bu yüzden çal›flanlar›n motivasyonlar› ve ifl
doyumu, örgütsel kültürden olumsuz yönde etkileniyorsa baflar›ya ulaflmak kolay olmayacakt›r.
Örgütsel kültürün boyutlar› flöyle ifade edilebi7
lir : Örgütün tarihi, de¤erleri ve inançlar›, örgütü aç›klayan hikâyeler ve mitler, örgütün kültürel normlar›,
gelenekler, törenler, âdetler; kad›n ve erkek kahramanlard›r. Örgütlere göre farkl›l›k gösteren örgütsel kültür,
var oldu¤u örgütsel çevre içerisinde çal›flanlar›n örgütsel adanm›fll›¤›n› art›rmada, sa¤l›kl› iliflkiler kurulmas›nda ve örgütsel süreklili¤in sa¤lanmas›nda önemli ifllevler icra eder. Örgüt kültürü birkaç nedenden dolay›
önemlidir. ‹lk olarak örgütün benimsedi¤i vizyonun tan›mlanmas›n› kolaylaflt›r›r. Örgüt kültürü bir denge
kayna¤› oldu¤u için örgüt üyelerine güvenlik duygusu
sa¤lar. Ayn› zamanda örgütsel kültür, çal›flanlar›n ifllerini istekli bir flekilde yap›lmalar›nda teflvik edici bir rol
oynar8. Örgüt kültürü toplum kültüründen ba¤›ms›z
olarak düflünülmemelidir. Toplumsal kültür ile örgüt
kültürünü hastane örnekleminde inceleyen bir araflt›rmada, toplumsal kültürün birçok yönden kurumlar›n
kültürü üzerinde etkili oldu¤u bulunmufl ve örgütsel
uygulamalarda toplumun kültürel özelliklerin de göz
ard› edilmemesi gerekti¤i ifade edilmifltir9. Temel görevi ö¤rencinin sosyalleflmesi ve toplumsal kültürü ö¤renciye aktarmak olan ö¤retmenin bu görevini baflar›yla yerine getirebilmesi için içinde yaflad›¤› toplumu,
kültürel özellikleri ile birlikte tan›mas› gerekir. Ö¤retmen görev yapt›¤› yerleflim biriminin özelliklerini, ailelerin yaflam tarz›n›, de¤erlerini ve normlar›n› bilmelidir10.
Bu ba¤lamda okul kültürünü, okul çal›flanlar›n›n ve ö¤rencilerin paylaflt›klar› de¤erler, normlar ve
davran›fl kal›plar›ndan meydana gelen de¤erler sistemi
olarak ifade etmek mümkündür. Okulda hâkim olan
kültür çal›flanlar›n ve ö¤rencilerin tutum ve davran›fllar›na yön vermektedir. Okul kültürü, örgüt içindeki bireylerin yapmalar› gereken ifllerin s›n›rlar›n› belirleyerek onlar›n ortak bir vizyon gelifltirmesine bu yönde
ilerlemesine olanak sa¤lamaktad›r. Bunun için okul
personeli ve ö¤rencilerin örgütsel hedefler do¤rultusunda etkili bir flekilde yönlendirilmesi ve yönetilmesi
gereklidir.
Toplumlar›n kültürleri birbirinden farkl› olabile-
aralık 2006
e¤itim
ce¤i gibi okullar›n kültürleri de birbirinden farkl› olabilmektedir. Yani her okulun kendine has bir örgütsel
kültürü vard›r ve bu kültür onu di¤er kurumlardan
ay›rt eder. Ayr›ca okul kültürünün toplumsal kültürden
etkilendi¤i ifade edilebilir. Yöneticilerin okul kültürünün oluflmas›nda oldu¤u kadar, gelifltirilmesi ve yönetilmesinde de rolü büyüktür. Kültürel bir lider olarak
okul yöneticisi, içinde yaflad›¤› toplumun kültürüne
paralel bir okul kültürü oluflturarak etkili bir flekilde
yönetmelidir. Okul yöneticisi, okulun misyonunu ve
vizyonunu benimseyerek di¤er çal›flanlarla paylaflmal›
ayr›ca okul çal›flanlar›na ve ö¤rencilere okulun kültürel de¤erlerini afl›lamal›d›r. Kültürel bir lider olarak
okul yöneticisi, kültürel de¤erler arac›l›¤›yla tüm çal›flanlar› örgütsel hedefler do¤rultusunda yönlendirerek
okulun baflar›s› için çaba sarf etmelidir.
Çal›flanlar›n davran›fllar› üyesi oldu¤u kurumun
kültürü ve iklimi taraf›ndan etkilenmektedir. Kurumda
çal›flmaya bafllayan bir personel ayn› zamanda tüm bireysel özellikleri ve sahip oldu¤u kültürel de¤erleri ile
sisteme kat›lm›fl demektir. Her kurumun kendine has
kültürü ve varl›¤›n› idame ettirebilmesine olanak sa¤layan stratejik hedefleri bulunmaktad›r. Bu yüzden kurum kültürü çal›flanlar›n tutum ve davran›fllar›ndan
do¤rudan etkilenmektedir.
Bir örgütün sahip oldu¤u kültürel de¤erlerden
baz›lar› flunlard›r11:
• Dürüstlük: Topluma ve çal›flanlara verilen
sözlere uyarak yaflamak.
• Müflteride odaklanma: Tamamen müflteriye
yönelik çal›flmak ve müflterilerin tepkilerini sürekli olarak denetlemek.
• Yenilik: Çal›flanlar› yenilikçi, araflt›r›c› olmalar› için sürekli teflvik etmek.
• Sorumlulu¤un da¤›t›lmas›: Sorumlulu¤un da¤›t›lmas› konusunda kararl›l›k. Tutarl›l›k amac›yla genel kontrol sürdürülürken, çok say›da karar›n iflletmenin alt düzeylerinde al›nmas›na özen gösterilmelidir.
• ‹nsanlar: Biz ancak mükemmellik, ekip çal›flmas›, yenilikçilik ve verimli olmak için çabalayan insanlar›m›z kadar iyi olabiliriz.
Her okulun kendine özgü bir örgütsel kültürü
vard›r. Farkl› kültürler örgütsel sürecin iflleyiflini ve ça-
47
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
l›flanlar›n yaflam biçimlerini, davran›fllar›n› etkilemektedir. Okul örgütünde tüm çal›flanlar ve ö¤rencilerden
beklenen ayn› zamanda okulun iflleyifline yön veren
kurallar ve davran›fl kal›plar› bulunmaktad›r. Örgütsel
hedeflere ulaflmada bir araç olarak görülen bu davran›fl kal›plar› okul kültürünün temel yap› tafllar› olarak
karfl›m›za ç›kmakta, çal›flanlar›n duygu ve düflüncelerini etkilemektedir. Okul yöneticileri, öncelikle okulda
hâkim olan kültürü sa¤lam bir zemine oturtmaya çal›flmal›d›rlar. Bu noktada okul yöneticilerinin kültürel liderli¤i ortaya ç›kmaktad›r. Kültürel bir lider olarak
okul yöneticisi kurumun nereye ve nas›l gitti¤ini aç›kça gösteren ayr›ca tüm çal›flanlar taraf›ndan paylafl›lan
bir vizyon gelifltirmelidir.
Kültürel liderli¤i; okul kültürünü oluflturan ortak düflünüfl, inan›fl, sembol, kabul, gelenek ve normlar arac›l›¤›yla çal›flanlar›n amaç do¤rultusunda eyleme
geçirilebilmesi süreci olarak tan›mlamak mümkündür12. Çelik’in Mitchell’den aktar›m›na göre13, okul yöneticisinin kültürel liderlik rolleri üçe ayr›lmaktad›r. Bu
roller; yorumlay›c›, sunucu ve resmi rollerden oluflmaktad›r. Okul yöneticisinin yorumlay›c› rolleri flunlard›r: Okulun kültürel misyonunu, de¤erlerini, normlar›n› ve inançlar›n› yorumlama ve üyelerin de okulun
kültürel yap›s›n› anlamalar›na yard›mc› olma. ‹kinci
olarak okul yöneticisinin sunucu rolü flöyle aç›klanabilir: Yorumlay›c› rol daha çok sözel iletiflime dayanmas›na karfl›n, sunucu rol sözel olmayan iletiflime dayan›r. Bu ba¤lamda okul yöneticisi ö¤retmenlerle, anne-babalarla sadece ö¤renme ve akademik konularda
de¤il; okul iklimi, spor, tatil gibi konularda da görüflür.
Üçüncü olarak okul yöneticisi resmi rolünü oynarken,
bireysel ve grup etkinliklerinde ve di¤er günlük etkinliklerde temel kültürel de¤er ve normlara uyar. Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, bir taraftan mevcut
kültürel de¤erleri en iyi flekilde yorumlay›p sunmaya
çal›fl›rken, bir taraftan da bu kültürel de¤erlerin kamu
yarar› ad›na temsilcili¤ini yapmak zorundad›r.
Okul yöneticisi okul kültürünün en iyi temsilcisi olmak durumundad›r. Okulda oluflan kültürel de¤erler, yasal yetkileri elinde bulunduran yöneticiler arac›l›¤›yla geliflip kökleflebilir ve di¤er üyelere de yans›t›labilir. Okul yöneticisinin, okuldaki tüm ö¤retmenler ve
di¤er tüm çal›flanlar› da içine alacak flekilde okulun yasal iflleyifliyle çeliflmeyen, toplumsal kültürle ba¤lant›l›
48
ve çevresel de¤ifliklikleri de içine alan de¤erler, normlar ve kurallar oluflturmas› okul kültürünün temelini
oluflturur. Kültürel liderin okulda baflar›y› ve etkilili¤i
yakalayabilmesi, okulu toplumsal yap›ya dönüfltürebilmesine, kültürel de¤erlerin okulda yaflat›labilmesine
ve gelifltirilebilmesine ba¤l›d›r14. Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, okulda hakim olan örgütsel kültüre uygun davran›fllar gelifltirerek tüm çal›flanlara iyi bir
model olmaya özen göstermelidir. Bunun için tüm çal›flanlarla aç›k bir iletiflim kurarak onlar› okulun hedefleri do¤rultusunda kanalize etmelidir.
E¤er çal›flanlar örgüt kültürünü benimsiyorlarsa,
örgüt iklimi iyidir; aksi halde zay›f veya kötüdür. Örgüt
iklimi, örgüt kültürüne göre daha k›sa sürelidir. Yani
genellikle geçicidir ve nispeten k›sa zaman aral›klar›
içinde farkl›l›klar gösterebilir. Ancak örgüt içinde çal›flanlara hâkim olana hava, onlar›n motivasyonunu,
moralini ve dolay›s›yla baflar›y› önemli oranda etkiler.
Kötü bir iklimden örgüt zarar görebilir15. Her örgüt, çal›flanlar›na hayati öneme sahip olan hedeflerini benimsetmeye çal›fl›r. Do¤al olarak çal›flanlar›n da kendilerine göre kurumdan istekleri ve beklentileri vard›r. Çal›flanlar, önce kendi hedeflerini gerçeklefltirme çabas›
içinde olacaklard›r. Bu noktada kurumun bafl›ndaki
yöneticilere büyük görevler düflmektedir. Yöneticiler
›l›ml› bir kurum iklimi oluflturarak çal›flanlarla kurum
aras›ndaki çat›flmay› yönetebilirler. Kurumun ve çal›flanlar›n›n hedefleri ortak bir paydada toplanarak, hem
çal›flanlar›n ifl doyumunu sa¤lanabilecek hem de kurumun amaçlar›na ulafl›lmas› kolaylaflacakt›r. ‹stekleri ve
beklentileri belli ölçülerde karfl›lanan bireylerin tatmin
olmas› olanakl› hale gelerek örgütsel hedefler do¤rultusunda motive olmalar› daha kolay olacakt›r.
Güçlü ya da zay›f her okulun bir kültürü vard›r.
Kültürel lider, örgüt kültürünü daha çekici bir kültür
haline getirebiliyorsa baflar›l› bir liderdir. Ö¤retmen zay›f bir okul kültürü de olsa bu okul kültürünün etkisi
alt›nda çal›flmak zorundad›r. Ö¤retmen ve ö¤renciyi
okul kültüründen soyutlamak mümkün de¤ildir. Okuldaki herkes bu kültürün etkisi alt›nda bulunmaktad›r16.
Okul ortam›nda yönetici ve ö¤retmenin ortak hareket
etmesini sa¤layan temel faktör okul kültürüdür. Kültürün ana ö¤elerinden de¤erler ve normlar okul personelinin ortak hareket etmesini sa¤lar. Paylafl›lan de¤erler ve normlar ne derece güçlü ise, personelin ortak
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
hareket etme ihtimali o derece artar17.
Okul örgütünde çal›flanlar›n birbirlerine karfl›
davran›fl ve tutumlar›n›n boyutu önemlidir. Örgüte yeni kat›lan bireylerin adaptasyonu için planl› bir yaklafl›m›n olmas› gereklidir. Okul yöneticilerinin karar verme sürecine çal›flanlar› da katmas›, onlar›n örgütle daha kolay özdeflleflmesine yard›mc› olacakt›r. Yöneticiler çal›flanla çal›flmayan aras›ndaki fark› gözeterek performans› yüksek olanlar› gerekli flekillerde ödüllendirme yoluna gitmelidir.
Okul yöneticisi di¤er yönetsel etkinliklerle birlikte okul kültürünü bilinçli yada bilinçsiz olarak yönetmektedir. Okul kültürünün gücünü ve yönetim süreçleri aç›s›ndan önemini iyi bilen okul yöneticisi, daha baflar›l› bir kültür yönetimi davran›fl› sergileyebilir.
Yöneticinin okul kültürünün yönetimindeki ilk görevi,
güçlü bir okul kültürü oluflturmakt›r. Güçlü okul kültürü, yönetici ve ö¤retmenlerin ortak de¤er, norm ve
inançlar etraf›nda birleflmeleri sonucunda ortaya ç›kar18. E¤er bir okulda sa¤lam bir örgüt kültürü varsa,
çal›flanlar›n ve ö¤rencilerin hedefler do¤rultusunda
ilerlemesi kolaylaflacakt›r. Çünkü örgütsel kültür bireylerin ortak davran›fl gelifltirmelerine, okul içinde güven
ortam›n›n oluflmas›na, çal›flan ve ö¤renci sadakatinin
geliflmesine katk› sa¤lamaktad›r. Okul örgütünde çal›flanlar ve ö¤renciler aras›nda güvene dayal› bir iflbirli¤i
varsa güçlü bir örgütsel kültürden söz etmek mümkündür. Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, örgütsel
kültürü gelifltirmeye çaba sarf etmelidir. Bunun için çal›flanlar ve ö¤renciler taraf›ndan kabul gören ve benimsenen bir kurum kültürü oluflturularak çal›flan sadakati art›r›lmal›d›r. ‹flinde duyuma ulaflm›fl sadakatli bir ö¤retmenden nitelikli bir e¤itim vererek verimli olmas›n›
beklenebilir.
Liderlerin en önemli rollerinden birisi; yarat›c›l›k, cesaretlendirme ve organizasyonun daha dinamik
hale getirilmesi amac›yla sembollerin ve sembolik faaliyetlerin yeniden yorumlanmas›d›r19. Okul yöneticisinin kültürel liderli¤i çok önemlidir. Okulda hâkim olan
kültürün geliflmesi, okul yöneticisinin kültürel liderlik
rolleriyle do¤rudan ilgilidir. Etkili bir kültürel lider olarak okul yöneticisi, okul çal›flanlar›n›n ve ö¤rencilerin
bireysel ve mesleki beklentilerini karfl›lamaya çal›flarak
belirli aç›k etik standartlara göre davranmal›d›r. Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, çal›flanlara ve ö¤ren-
aralık 2006
e¤itim
cilere bireysel ö¤renme konusunda önderlik ederek
okulu ö¤renen bir organizasyon haline dönüfltürmeye
çal›flmal›d›r. Sürekli olarak ö¤renen bir okuldan dolay›s›yla çal›flanlardan nitelikli bir e¤itim vermeleri beklenebilir. Okul çal›flanlar›, yöneticinin öncülü¤ünde
ça¤dafl geliflme ve de¤iflmelere uyum sa¤lamaya özen
göstermelidirler. Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, öncelikle çal›flanlar›n bilgi, beceri ve yetenek yönünden geliflmelerine destek olmal›, cesaretlendirmeli
ve onlar› bu yönde motive etmelidir.
Okul liderli¤i karmafl›k bir durum göstermektedir. Anne babalar, ö¤retmenler, ö¤renciler, örgütsel bütünlük ve davran›fllarda temel ilkeler seti oluflturmak
zorundad›rlar. Baflar›l› liderler, okulun ortak de¤erler,
idealler, ilkeler ve inançlar setini okul personeline afl›larlar. Okul kültürünü yerlefltirmek, okul yöneticisinin
görevidir. Okul yöneticisi örgütsel kültürü daha iyi
temsil ederek sembolik liderli¤ini güçlendirebilir. Sembolik liderlik davran›fllar› göstermeyen yönetici, örgütsel davran›fl›n odak noktas›n› oluflturan örgütsel kültürle bütünleflmedi¤i için, liderli¤in özünde bulunan
etkileme gücünü kullanamaz20. Kültürel bir lider olarak
okul yöneticisi, çal›flanlar› ve ö¤rencileri okulun tarihini ö¤renmeleri için teflvik etmeli ve okul kültürünün
paylafl›larak içsellefltirilmesine yard›mc› olmal›d›r. Bununla birlikte güçlü bir kurumsal kültür oluflturabilmek
amac›yla okul örgütünde uyulmas› gereken kurallar›
ve davran›fl kal›plar›n› aç›klayan ifllevsel bir iletiflim
plan› haz›rlayarak ivedilikle uygulamaya koymal›d›r.
Böylelikle okul çal›flanlar› ve ö¤renciler davran›fl kal›plar›n› kolayl›kla ö¤renerek buna göre davran›fl gelifltirebileceklerdir.
Okulun örgütsel kültürü, yöneticilerin tutum ve
davran›fllar›ndan etkilenmektedir. Ö¤retmenlerin e¤itim ö¤retim hizmetini baflar›yla sunabilmesi için güçlü
bir örgüt kültürüne ihtiyaç vard›r. Okuldaki çal›flanlar
aras›ndaki ayn› zamanda okul yöneticisiyle çal›flanlar
aras›ndaki iliflkilerin boyutu bu noktada önemlidir.
Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, çal›flanlara sa¤lam›fl oldu¤u yeterli e¤itim ortam› ve olumlu tutumu
sayesinde onlar›n görevlerini severek ve isteyerek yapmas›n› sa¤layacakt›r.
E¤itim örgütlerinde, kültür ve verimlilik aras›ndaki iliflkiyi irdeleyen çeflitli araflt›rmalar yap›lm›flt›r.
Araflt›rma sonuçlar›, okul kültürü (de¤er ve inançlar
49
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
sistemi) ile ö¤rencilerin performans› aras›nda bir iliflkinin var oldu¤unu göstermektedir21. Örgütteki çal›flanlar
aç›s›ndan bireysel amaçlar hayati öneme sahiptir. Örgütsel kültür ve iklim, çal›flanlar›n tutum ve davran›fllar›n› do¤rudan etkilemektedir. Ayn› flekilde örgüt de çal›flanlar›n niteliklerinden etkilenmektedir. Örgütsel
kültür, çal›flanlar›n ortak bir inanç ve de¤erler paydas›nda birlefltirilmesini, yöneticilerin vizyoner bir liderlik rolünü üstlenmelerine, çal›flanlar›n ve kurumun
hedeflerinin örtüflmesine, kurumda ortak bir sorumluluk anlay›fl›n›n hâkim olmas›na ve çal›flanlar›n kendilerini gelifltirmelerine imkan veriyorsa, çal›flanlar
aç›s›ndan bireysel tatmin oluflacak bunun sonucunda
örgütün verimlili¤i artacakt›r.
Sonuç ve Öneriler
Okul kültürünün inflas›ndan ve gelifltirilmesinden öncelikle yöneticiler sorumludur. Okul yöneticisi,
toplumsal kültürle ba¤lant›l› olarak ifllevsel bir okul
kültürü oluflturmal›, mevcut kültürel de¤erlerin örgüt
içinde yaflat›lmas›na ve gelifltirilmesine önderlik etmeli, çal›flanlar› örgütsel hedefler do¤rultusunda
güdülemeye özen göstermelidir.
Okul yöneticisi, kültürel liderli¤in bir gere¤i
olarak tüm okul çal›flanlar› taraf›ndan benimsenen ve
içsellefltirilen bir vizyon gelifltirilmelidir. Okulda herkes taraf›ndan paylafl›lan bir vizyonun olmas› çal›flanlar›n ifllerini istekli bir flekilde yapmas›n› sa¤layarak örgütsel verimlili¤i art›racakt›r.
Okul yöneticisi, içinde yaflad›¤› toplumun kültürel de¤erlerini okula uyarlamaya çal›flmal›d›r. Bu
ba¤lamda toplumun kültürel özelliklerini, de¤erlerini,
normlar›n› okul çal›flanlar›na ve ö¤rencilere tan›tmal›d›r. Görev yapt›¤› çevrenin kültürel de¤erlerini
özümseyen bir çal›flan, toplumsal de¤er ve normlar ile
okulun kültürel yap›s› aras›ndaki iliflkiyi kavrayarak
buna göre davran›fl gelifltirebilecektir.
Kültürel bir lider olarak okul yöneticisi, sevk ve
idaresinden sorumlu oldu¤u kurumu ö¤renen bir organizasyon haline dönüfltürmelidir. Okulun ö¤renen
bir organizasyon haline gelebilmesi ancak ö¤renen
bireylerle mümkün olacakt›r. Bu nedenle okul yöneti-
50
cisi, tüm çal›flanlara ve ö¤rencilere bireysel ö¤renme
konusunda iyi bir model teflkil etmelidir.
_________________
1
Tutar, H., Kriz ve Stres Ortam›nda Yönetim,
Hayat Yay›nc›l›k, ‹stanbul, 2000, s. 45.
2
Aytaç, T., “E¤itim ve Yönetimde Yeni Yaklafl›mlar:
Kurum ‹maj›”, (http://www.yayim.meb.gov.tr/yayimlar/sayi31/aytac.htm, Eriflim Tarihi: 11.10.2004).
3
Moran, E. T. & Vokwein, J. F., “The Cultural Appoach
to the Formation of Organizational Climate Humman
Relations”, Vol. 45, No: 1. 1992, s. 42.
4
Alt›ntafl, N., “Fark› Yaratan ‹nsand›r” KalDer Yay›n›,
Say›:25, Nisan-May›s 1998, s. 13.
5
Dinçer, Ö., Stratejik Yönetim ve ‹flletme
Politikas›, ‹z Yay›nc›l›k, ‹stanbul, 1994, s. 271
6
Tutar, H., a.g.e., 2000, s. 44.
7
Steinholg, O. & Towards, R. G., “A theory of Organizational Culture”, Journal of Educational Administration,
Vol 27, No: 3., 1989, s. 17-18.
8
Terzi, A. R., Örgüt Kültürü, Nobel Yay›n Da¤›t›m,
Ankara, 2000, s. 57.
9
Erdem, R., “Toplumsal Kültürün Hastanelerin
Kurum Kültürüne Etkisi: F›rat T›p Merkezi Örne¤i”, Hacettepe Üniversitesi Sa¤l›k Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 2003, s. 166.
10
Erden, M., Ö¤retmenlik Mesle¤ine Girifl, Alk›m
Yay›nlar›, ‹stanbul, 2001, s. 47.
11
Gümüfl, M., Yönetimde Baflar› ‹çin Alt›n Kurallar, Alfa Bas›m Yay›m Da¤›t›m, ‹stanbul, 1999, s. 261-262.
12
Y›ld›r›m, B., “Okul Yöneticisinin Kültürel Liderlik
Rollerinin Ö¤retmenlerin ‹fl Doyumuna ve Meslek Ahlak›na
Etkisi”, F›rat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü E¤itim
Bilimleri A.B.D. Doktora Tezi, Elaz›¤, 2001, s. 36.
13
Çelik, V., a.g.e., 1997, s. 50-54.
14
Y›ld›r›m, B., a.g.e., 2001, s. 41-42.
15
Dinçer, Ö., a.g.e., 1994, s. 275.
16
Çelik, V., E¤itimsel Liderlik, Pegem Yay›nc›l›k,
Ankara, 2003, s. 53.
17
—————., a.g.e., 2003, s. 61.
18
—————., Okul Kültürü ve Yönetimi, Pegem
Yay›nc›l›k, Ankara, 1997, s. 59.
19
Deal, E. T., Schools as Cultural Arenas. Symbols
and Symbolic Arenas, Corwin Pres, Inc. A Sage Publications Company Thousand Oaks, California, 1995, s. 118.
20
Çelik, V., a.g.e., 1997, s. 46.
21
Deal, E. T., a.g.e., 1995, s. 117-118.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
E⁄‹T‹M ÖRGÜTLER‹ VE B‹LG‹ YÖNET‹M‹
‹SMA‹L KILIÇ*
Girifl
Günümüzde bilgi ve buna ba¤l› olarak bilgi teknolojilerindeki ak›l almaz h›zl› geliflme, bu h›za paralel
olarak bütün kurumsallaflan örgütlerde, örgüt yap› ve
hedeflerine uygun yeni bilgilerin edinilmesini, kullan›lmas›n›, örgütsel yap›ya uyarlanmas›n› ve aktar›lmas›n› gerekli k›lmaktad›r. Geliflim ve de¤iflim sürecinde
zaman›nda kullan›lmayan bilgiler ifllevini kaybedecek
ve gerekti¤inde kullan›lmam›fl olan veya geç edinilen
bilgi, organizasyonlarda gereksiz bilgi y›¤›nlar›na neden olacak ve fonksiyonelli¤ini kaybedecektir. E¤itim
örgütlerimiz bilginin; edinildi¤i, aktar›ld›¤›, ifllendi¤i,
kullan›ld›¤›, depoland›¤› ve üretildi¤i bilgi ifllem merkezleridir. Bu nedenle e¤itim örgütlerimizin temel girdilerinden olan bilginin yönetimine önemli bir gereksinim duyulmaktad›r.
Çal›flmam›z; günümüz bilgi ça¤›nda bilginin
önemi, e¤itim örgütlerimizde bilgi yönetimi ve sonuçöneriler bölümlerinden oluflmaktad›r.
Bilgi Ça¤›nda Bilgi
Bilgi ça¤›nda bütün örgütsel yap›lar gibi küresel
rekabet flartlar› içerisinde e¤itim örgütleri de, varl›kla*Necip Münire Önemli ‹lkö¤retim Okulu Müdürü, AKSARAY
aralık 2006
51
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
r›n› sürdürebilmek, örgütsel hedeflerini
gerçeklefltirebilmek, organizasyonlar›n›
ça¤›n gereklerine göre yeniden yap›land›rabilmek, de¤iflim ve dönüflümü bilgi
temelli kurumsallaflt›rabilmek için örgütsel yönetim yap›lar›nda bilgi yönetimine
dair stratejik süreçlerini benimsemek durumundad›rlar.
Bilgi ça¤›na iliflkin yeniliklerin yayg›nlaflt›¤› günümüz dünyas›nda, toplumlar›n ço¤unlu¤unun tar›m,
sanayi ve ileri-sanayi toplumu aflamalar›n› yaflamakta
oldu¤u, ancak, küreselleflme ba¤lam›nda egemen durumda olanlar›n bilgi toplumu aflamas›nda bulunan ülkeler olduklar› bilinmektedir (Ö¤üt, 2003, s.22).
Bilgi toplumu ülkelerinde geleneksel tarz yöntemlerle düflünme, yönetme, geliflme ve çal›flman›n yerini ise; hayat boyu ö¤renen, kesintisiz olarak örgün
ve daha sonras› yayg›n e¤itimle süren bir e¤itim süreci, ö¤renen toplum ve ö¤renme odakl› organizasyonlar
almaktad›r. Maslow’dan itibaren dikkate al›nan ihtiyaçlar hiyerarflisi kuram›nda en üst düzeyde bulunan, bireyin kendini kan›tlamas›, yeteneklerini gelifltirmesi ve
kendini gerçeklefltirmesi (self actualization) gereksinimlerinin, bilgi toplumunda optimal biçimde karfl›lanabilece¤i ileri sürülmektedir (Ö¤üt, 2003, s.23). E¤itim örgütlerinin temel girdisi bireylerin, bu anlamda
kendilerini tan›malar›, bireysel potansiyellerini ortaya
ç›karabilmeleri, kendilerini gerçeklefltirebilmeleri anlam›nda bilgiye gereken önemin verilmesi e¤itim örgütlerinin yönetimsel zorunlulu¤u hâlini almaktad›r.
Bilgi yönetimi kavram›ndan önce, Davenport ve
di¤erleri (1998, s.43) bilgiyi, deneyim, ba¤lam, yorum
ve düflünceyle birleflen haber olarak tan›mlarlar. Barutçugil (2002) bilgiyi flu flekilde tan›mlam›flt›r; bilgi, kiflisel anlamda düzenlenmifl enformasyondur. Özümlenmifltir. Ö¤renme ve deneyim yoluyla kazan›lm›fl olan
önceki bilgilerle bütünleflmifltir. Kararlara ve davran›fllara yol gösterir. Bilgi, insanlar›n beynindedir ve tüm
yaflam boyu ö¤rendiklerinin ve deneyim yoluyla kazand›klar›n›n toplam›d›r. ‹nançlar›m›za ve de¤erlerimize dayanmaktad›r. ‹nsanlar aras›nda iletiflim yoluyla
enformasyon bir de¤er tafl›yorsa onu alan kiflinin varolan bilgi birikimi ile bütünlefltirilir ve bilgi deposuna
eklenir. E¤er bir de¤er tafl›m›yorsa reddedilir ve silinir.
Bilgi, insan düflünce ve eylemini gerektiren her
52
alanda önemlidir. Yönetim için bilgi, örgütsel kararlar›n temelini oluflturdu¤undan, yaflamsal bir öneme sahiptir (Ç›nar,
2002, s.4).
K›saca insanlar ve kurumlar aç›s›ndan bilgi gelece¤e dair belirsizlikleri
azaltan, mevcut problemlerin çözümüne katk› sa¤layan, rasyonel ve nesnel karar almay› kolaylaflt›ran, insan ve toplumun çevresine dair kontrol
ifllevini art›ran güç olarak de¤erlendirilmektedir.
Bilgi ça¤›nda organizasyon yönetimleri, insan
kaynaklar›n›n ve müflterilerinin gereksinimlerini, bu
gereksinimlerin nas›l karfl›lanmas› gerekti¤ini sürekli
olarak araflt›rmak ve de¤erlendirmek durumundad›r
(Ö¤üt, 2003, s.60).
Bilgi yönetimi; bilginin tan›mlanmas›, yorumlanmas›, bilginin da¤›l›m› ve kullan›m›, bilgiyi koruma
süreçleri ve bunun sonucunda ortaya ç›kan bilgi yarat›m›d›r. Bilgi yönetimi, var olan gereksinimlere karfl›l›k
vermek, edinilmifl bilgi servetini belirlemek ve gelifltirmek, yeni f›rsatlar yaratmak için kritik bir biçimde bilgiyi yönetme sürecidir. Bilgi yönetimi; insanlar›n yeterliliklerini, deneyimlerini, uzmanl›klar›n›, yeteneklerini,
düflüncelerini, fikirlerini, adanm›fll›klar›n›, yeniliklerini, e¤ilimlerini, uygulamalar›n› ve hayallerini etkili olarak örgütleyen, bunlardan yararlanan örgütsel ve kiflisel uygulamalardan oluflan enerjilerini örgütün içerisine katma ve örgütün amaçlar›na ulaflmas› için enformasyon kaynaklar›n›n parçalar› olarak ifade edilen durumlar› örgütle bütünlefltirmedir.
E¤itim, insan yo¤unluklu bir sanayidir ve okullar bilgiye dayanan örgütlerdir. Bu noktadan hareketle
bilgi yönetimi, örgütün soyut olan ve gerçek oldu¤u
bilinen de¤erlerinden de¤er yaratma süreci ya da örgütün soyut olan ve gerçek oldu¤u bilinen de¤erlerinden
de¤er yaratma sanat› (Celep ve Çetin, 2003, s.154) olarak aç›klanmaktad›r. E¤itim örgütleri e¤itim-toplum ve
bilgi-insan etkileflimli özellikte olmas› nedeniyle bu
bileflenlerin özümsendi¤i ve yönetildi¤i örgütler olarak
yap›lanmal›d›r.
E¤itim Örgütlerinde Bilgi Yönetimi
Ça¤›m›zda, e¤itsel ç›kt›lar› gelifltirme ve yüksek
kalitede bir okul oluflturma sürecini sa¤lamlaflt›rma
aç›s›ndan düzenli bir geliflim son derece önemli ve gereklidir. Gerçek bir de¤iflim gerçek bir zorluktur. 21.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
yy.’da gereksinim duyulan okul ortam›n›n yarat›lmas›; araflt›rma, deneme, soruflturma ve de¤erlendirmeler ile ö¤retmenleri harekete geçirmeyi, eyleme geçmeyi gerektiren güven duygusuna sahip
olarak ö¤renen örgüte dayal› bir yap›
oluflturmay› gerektirmektedir. Asl›nda
tüm bu say›lanlar, okul ortam›nda bilgi ekolojisi gelifltirilmesini ifade etmektedir (Celep ve Çetin, 2003,
s.160-161).
Bilgi yönetimi, e¤itim örgütlerinin bireysel ve
örgütsel hedeflerini gerçeklefltirmede, bilgi kaynaklar›na ulaflmada, enformasyon edinim f›rsatlar›n› geniflletme ve gelifltirmede, bilgi toplumu okullar›n›n sürekli
ö¤renme ve ö¤retim ortam› olma özelliklerine iliflkin
fonksiyonlar›n› daha etkin gerçeklefltirmesinde önemli
f›rsatlar sa¤lamaktad›r.
E¤itim örgütlerinde bilgi yönetimi bir süreç olarak yap›land›r›labilir.
Keane (Marcrae, 1998) bilgi yönetim sürecinin
anahtar boyutlar›n› flu flekilde s›ralamaktad›r:
Ö¤renme; bilgi yönetimi sürecinin ilk alt basama¤›d›r ve örgütün kendini yenilemesinde son derece
önemlidir.
Edinme; d›fl kaynakl› yeni bilginin örgütsel olarak davran›fla dönüfltürülmesidir.
Elde Etme; örgütün kendisi için gerekli olan bilgiyi bünyesine katmas›d›r.
Gelifltirme-Yerlefltirme; yarat›lan ve edinilen bilgiyi geniflleterek uygun olan durumda ondan yararlanmad›r.
Yeniden Kullanma; depolanan bilginin gerekti¤i zaman depoland›¤› bilgi ambar›ndan ç›kar›larak kullan›ma sunulmas›d›r (Celep ve Çetin, 2003, s.163).
Bilgi yönetimi uygulamalar›n›n merkezinde, bu
niteliklerin kabul edildi¤i bir kültür ve iklim yaratma
gerçe¤i bulunmaktad›r.
Okullarda bilgi yönetimi on boyuttan oluflmaktad›r. Bunlar; önderlik, kültürel yap›, süreçler, aç›k bilgi, üstü örtülü bilgi, bilgi etkinlik merkezi, pazar dengeleme, ölçümler, insan/beceriler ve teknolojik altyap›d›r (David Skyrme Assocuates, 2000), (Çetin, 2002,
s.106).
Önderlik; bilgi önderli¤i, bilgiye iliflkin son de-
aralık 2006
e¤itim
rece net bir vizyona sahip olma, bilginin
ifl sürecine katk›s›n› sa¤lama, bilgiyi dile
getirme ve iletiflim sürecine katma anlam›na gelmektedir.
Kültürel Yap›; e¤itim örgütlerinde
bilginin süreçler dahilinde kabul görebilmesi için kültürel bir alt yap›n›n tesis
edilmesi gerekmektedir.
Süreçler; bilgi, e¤itim örgütlerinde süreçler dahilinde edinilmekte ve kullan›lmaktad›r.
Aç›k Bilgi; aç›k bilgi, en iyi bir biçimde, enformasyon kaynaklar› yönetiminin en temel ilkelerinin
uygulamaya sokulmas› ile yönetilir. Tan›mlama, sahibiyet, de¤er, geliflim, kullan›m olarak modellefltirilmektedir.
Üstü Örtülü Bilgi; do¤as›ndan ötürü, üstü örtülü
bilgi, de¤erlendirilmesi zor bir bilgidir. Çünkü bu tür
bilgi insanlar›n ak›llar›nda ve kafalar›nda bulunmaktad›r (Celep ve Çetin, 2003, 180)
Bilgiye ‹liflkin Etkinlik Merkezleri ve Alanlar›;
bilgi etkinlik merkezleri bilgiyi yo¤un hâle getirmektedir. Aksi hâlde bilgi da¤›n›k enformasyon özelli¤inde
zamanla da¤›larak kaybolur.
Pazar Dengeleme; bilgiye dayal› ürün ve hizmetler ile bilginin d›flsal olarak kullan›m yollar›n›n da
aranmas› örgütsel de¤erler sa¤lar. Bilgiye dayal› ürünler elde etmek için anahtar yollar flunlard›r; mal/hizmet
sa¤lama, yay›nlar, on-line enformasyon hizmetleri, e¤itim ve dan›flmanl›k hizmetleri.
“Pazar dengeleme” kavram› ile ilgili bir baflka
yön ise içsel ve d›flsal iletiflimde bilgi iletilerinin kullan›lmas›d›r. Bu bilgi iletilerini kullanma, örgütün varolan ve potansiyel müflterilerinin elde etmek istedikleri
bilgiye iliflkin gelifltirdikleri tutumu göstermektedir
(Celep ve Çetin, 2003, s.182-183).
Ölçümler; bu kavram, bilgi yönetimi giriflimlerinin genellikle en zor k›sm›n› içermektedir. Ço¤u örgüt
ayr›nt›l› parasal ölçümler ve raporlar haz›rlarken, çok
az bir k›s›m örgüt ise, onlar için son derece de¤erli
olan zihnî ve bilgi de¤erleri için ayr› fleyi yapmaktad›rlar. Özünde, bilgi soyuttur ve de¤erlidir ve finansal hesaplara iliflkin basit kurallar› takip etmemektedir. Yine
de “ölçümünü yapt›¤›n›z fley yönetebilece¤iniz fleydir”
ve bu yüzden örgütler kendi bilgilerini ve di¤er flekillerdeki zihinsel sermayelerini s›n›flamak zorundad›rlar
53
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
(Celep ve Çetin, s.183). Bilgi giriflimlerine iliflkin ölçümler bilginin kullan›ld›¤›
yer ve zamana göre de farkl› de¤erler ifade etmektedir. Her tür bilgi her an kullan›lmaz. Durum ve ihtiyaca göre zihinsel
bir sermaye olarak de¤erlendirilir bu
yüzden de¤erleme ve ölçümü standart
de¤ildir.
‹nsanlar-Beceriler; bilgi yönetimi disiplini, ayn›
zamanda bilgi yo¤unluklu birçok roller ile sonuçlanmaktad›r. Bireyler ve tak›mlar baz› merkezî bilgi süreçlerini yönetmeden ve gerçeklefltirmeden sorumludur.
Bu nedenle örgüt iflgörenleri örgütün yeterliliklerini
flekillendirme ve uzmanl›klar›n› gelifltirme sürecine de
dahil edilmelidirler.
Teknolojik Altyap›; enformasyon ve iletiflim teknolojileri, gözle görülür bir biçimde, bilgiyle ilgili etkinlikleri ço¤altabilir. Bu noktada en önemli konu insanlar›n enformasyon ve di¤er insanlara ba¤lant›s›n›
sa¤layan tüm iletiflim ve enformasyon a¤lar›d›r. Böylesi bir altyap›da en yayg›n bir biçimde bulunan araçlar
doküman yönetim sistemleri, donan›mlar ve iflbirli¤i
sa¤layan yap›lard›r (Celep ve Çetin, 2003, s.184).
Ayr›ca e¤itim örgütlerinde bilgi yönetiminin baflar›s› üç temel faktöre ba¤l›d›r; birincisi; teknoloji, ikincisi süreçler, üçüncüsü ve en önemli olan› kültürdür.
Bu üç temel faktörün bilgi yönetiminin baflar›s›ndaki önem ve a¤›rl›klar› de¤erlendirildi¤inde teknolojinin %20, süreçlerin %30 paya sahip oldu¤u görülür.
Buradan, geriye kalan kültür faktörünün baflar›da çok
önemli bir rolü oldu¤u gerçe¤ine ulafl›l›r (Barutçugil,
2002, s.196-197).
Bilgi yönetiminde en kritik soru, “akl› ve zekây›
kullanmay›, yenilikçi ve yarat›c› düflünmeyi, bilgiye
de¤er vermeyi ve bilgiyi paylaflmay› özendiren bir kurum kültürü nas›l yarat›l›r?” sorusudur. Yarat›lan kültür
ise yeni örgütte yeni davran›fllar› onaylamal›, kolaylaflt›rmal› ve h›zland›rmal›d›r. Arzulanan çal›flan etkinli¤ini ve davran›fl de¤iflikli¤ini sa¤lamak ve h›zland›rmak
için dört faktörün yerine gelmesi gerekir. Bunlar: Bilgi
ve kaynaklar›, f›rsatlar, ortam, motivasyondur (Barutçugil, 2002, s.200).
Toplum ve insan yaflaman›n her safhas›nda gerekli olan, hatta günümüzde bireysel ve ulusal gücün
sembolü hâline gelen bilgi ve bilgi teknolojileri ne ka-
54
dar çabuk örgütsel bilgi a¤›na dahil edilir ve yönetim anlay›fl› olarak kabul edilirse, bireysel ve örgütsel hedefler optimal biçimde gerçekleflebilir. Toplumun
e¤itim ve ö¤retim ifllevinin örgün olarak
gerçekleflti¤i okullar›m›z›n da bilgi yönetim süreçlerine dair kurumsal altyap›lar›n› oluflturmalar› ve paydafllar›n› bu anlamda yönlendirmeleri ciddi görevleri aras›nda yer almaktad›r.
Sonuç ve Öneriler
Temel ifllevi bilginin edinilmesi, kullan›lmas›,
üretilmesi ve aktar›lmas› olan e¤itim örgütlerinin h›zl›
bir de¤iflim ve dönüflüm sürecinde olan yirmi birinci
yüzy›lda politik, sosyal ve ekonomik hedeflerini etkin
bir biçimde gerçeklefltirebilmesi için yönetsel yap› ve
süreçlerinde bilgiye dair modelleri oluflturmak ve uygulamak zaruretindedirler. Ciddi küresel rekabet ortam›n›n yafland›¤› dünyam›zda e¤itim örgütlerinin nitelikli ç›kt›lar verebilmesi için bilgi yönetiminin kuramsal
verilerinin yönetim anlay›fllar›na tafl›narak, bilgi yönetiminin örgütsel kültür olarak kurumlar›m›zda canland›r›lmas› gerekmektedir. E¤itim örgütleri yöneticilerinin bilgi yönetimi yaklafl›m›n›n temel bir yeterlilik alan› olarak alg›lanmas› sa¤lanmal›d›r. E¤itim sisteminin
birer alt sistemi olan okullar›n bilgi yönetimi boyutlar›
hakk›nda fark›ndal›klar›n›n sa¤lanarak, uygulama safhas›na tafl›nmas› ayr›ca, e¤itim örgütlerinde bilgi yönetimi konusunda örgütsel realizasyonun gerçekleflmesi
sa¤lanmal›d›r. Bilgi ve biliflim teknolojilerinin e¤itim
örgütlerinde yo¤un olarak kullan›m› sayesinde bilgi
yönetim süreçlerinin kurumsallaflmas›n›n mümkün
olabilece¤i önerilmektedir.
KAYNAKÇA
Barutçugil, ‹smet,(2002). Bilgi Yönetimi. Kariyer Yay›nc›l›k ‹letiflim, E¤itim Hiz.Ltd.fiti. ‹stanbul.
Celep,Cevat; Buket Çetin,(2003). Bilgi Yönetimi, An›
Yay›nc›l›k, Ankara.
Ç›nar, ‹kram.(2002). E¤itim Yöneticilerinin Bilgi Yönetimindeki
Yeterlilikleri,
Hacettepe
Üniversitesi,
Sos.Bil.Ens.Doktora Tezi, Ankara.
Davenport T,(1998). Enterprise Systems, Harward
Business Review, July,p.121.
Ö¤üt, Adem, (2003). Bilgi Ça¤›nda Yönetim, Nobel
Yay›nlar›, 2.Bask›, Ankara.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
ÖZEL E⁄‹T‹M VE
ÜSTÜN YETENEKL‹LER‹N E⁄‹T‹M‹
EFTAL ÇEK‹**
‹lgi, yetenek ve statü fark› gözetilmeksizin, tüm
ö¤rencilerin okul hayatlar›n›n bir bölümünde ortak ö¤renim yaflant›lar›n› paylaflmalar›; demokratik de¤erlerin geliflimi sayesinde insanl›¤›n elde etti¤i önemli bir
kazan›md›r. Söz konusu ö¤retim sürecinde ö¤renciler,
ilgi ve yeteneklerine göre farkl›laflt›r›lmam›fl müfredat
programlar›n› izlerler.
Bireylere toplum içinde birlikte yaflama bilincinin
kazand›r›lmas› ve demokratik de¤erlerin gelifltirilmesinde son derece faydal› ve vazgeçilmez olan bu uygulaman›n s›ra d›fl› ö¤rencileri ma¤dur etti¤i gerçe¤i gözard› edilemez.
Anayasam›z›n 42. maddesinde;
“Devlet, maddî imkânlardan yoksun baflar›l› ö¤rencilerin, ö¤renimlerini sürdürebilmeleri amac› ile
burslar ve baflka yollarla gerekli yard›mlar› yapar. Devlet, durumlar› sebebiyle özel e¤itime ihtiyac› olanlar›
topluma yararl› k›lacak tedbirleri al›r.” hükmü,
1739 say›l› Millî E¤itim Temel Kanununun 8. maddesinde;
“Özel e¤itime ve korunmaya muhtaç çocuklar› yetifltirmek için özel tedbirler al›n›r.” hükmü,
Ayn› Kanunun 6. maddesinde de;
“Yöneltmede ve baflar›n›n ölçülmesinde rehberlik
hizmetlerinden ve objektif ölçme ve de¤erlendirme
metotlar›ndan yararlan›l›r.” hükmü yer almaktad›r.
Bu ba¤lamda ve 573 Say›l› Kanun Hükmünde Kararname ile Özel E¤itim Hizmetleri Yönetmeli¤i çerçevesinde planlanarak sürdürülen özel e¤itim hizmetleri,
engel gruplar›na göre oluflturulmufl özel e¤itim okullar›nda yürütülmektedir. Ayr›ca, özel e¤itim gerektiren
ö¤rencilerin normal okullarda akranlar›yla birlikte e¤itim görmelerine de önem verilmektedir. “Kaynaflt›rma”
olarak tan›mlanan bu uygulamalar›n yayg›nlaflt›r›lmas›na çal›fl›lmaktad›r.
Ülkemizde hâlen; görme, iflitme, ortopedik, zihinsel engelliler (e¤itilebilir, ö¤retilebilir), süre¤en hastal›¤› olanlar, uyum güçlü¤ü olanlar, dil ve konuflma güçlü¤ü olanlar, üstün yetenekliler olmak üzere sekiz ayr›
gruba özel e¤itim okul ve kurumlar›nda ve kaynaflt›rma uygulamalar›nda özel e¤itim tedbirleri al›narak e¤itim hizmetleri verilmektedir. (Tablo 1)
Özel E¤itim Rehberlik ve Dan›flma Hizmetleri Genel Müdürlü¤ünün internet sitesinde yay›nlanan yukar›daki tablo incelendi¤inde; Ana S›n›f ve Ana Okulu ça¤›nda 3.662.874 çocu¤umuzun oldu¤unu bu say›n›n %
2’sinin yani üstün yetenekli çocuk say›s›n›n 73.257 oldu¤unu görüyoruz. Okul Öncesi, ‹lkö¤retim ve Ortaö¤retim ça¤› olan 0-18 yafl esas al›nd›¤›nda 499.200 çocu¤umuzun üstün yetenekli olma ihtimali oldu¤unu
görüyoruz.
* Bilim ve Sanat Merkezi Müdür Yard›mc›s› Mustafakemalpafla / BURSA
aralık 2006
55
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
Üstün yetenek, kiflilerin baflar›l› bilim veya ifl adam› olmalar› için belki gerekli fakat asla yeterli de¤ildir.
Üstün yetenek baflar›y› etkileyen di¤er faktörlerle uygun bileflim oluflturdu¤u zaman kifliler için bir güç kayna¤› hâline dönüflür. Asl›nda üstün yetenekliler ciddi
bir risk grubudur. E¤er üstün yeteneklilerin bu potansiyelleri uygun flekilde gelifltirilip yönlendirilebilirse;
baflar›l› birer fert olarak ülkemize ve insanl›¤a önemli
hizmetlerde bulunabilirler. Aksi hâlde kendisi ile bar›fl›k olmayan, aile ve toplum için “sorunlu grup” hâline dönüflmeleri ihtimali oldukça fazlad›r.
Bu sebeple; üstün yeteneklilerin özel ö¤renme ihtiyaçlar›na cevap verecek ve ö¤renme h›zlar›na uyum
sa¤layacak e¤itim modellerinin gelifltirilmesine ihtiyaç
vard›r.
Üstün yetenekli çocuklar›, ö¤renme özellikleri
aç›s›ndan “normal” kabul edilen akranlar›ndan ay›rarak özel s›n›f veya ayr› bir okulda e¤itime alma gibi bir
zamanlar ülkemizde de yap›lan uygulamalar›n soruna
çözüm olmaktan ziyade daha büyük sorunlara kaynakl›k etti¤i ortaya ç›km›flt›r. Bunun yerine üstün yetenekli ö¤rencilerin normal akranlar›yla birlikte e¤itim görürken bireysel yeteneklerinin fark›nda olmalar›n› ve
kapasitelerini gelifltirerek en üst düzeyde kullanmalar›n› sa¤layacak ve özel ö¤renme ihtiyaçlar›na cevap verecek e¤itim yöntemlerinin gelifltirilmesi ile ek imkânlar›n sunulmas› daha sa¤l›kl› bir yaklafl›m olarak kabul
edilmektedir.
Böyle bir modelin ö¤rencilerin okul e¤itimlerine
ilave olarak devam ettikleri kurslarda verilen e¤itimden farkl› bir eksene oturtulmas› da gerekir. K›saca ihtiyaç duyulan model, ö¤rencilerin destek veya tamamlama kurslar›nda ald›klar› e¤itimden çok farkl› olmal›d›r.
Üstün yetenekli ö¤renciler ilgi duyduklar› alanlardaki bilgiyi yarat›c›l›klar›n› kullanabilecekleri düzeyde
almak isterler. Hâlbuki okul öncesi, ilkö¤retim ve ortaö¤retim programlar›nda konular genelde bilgi ve kavrama düzeyinde ifllenir. Tamamlama ve destek kurslar›
da okul programlar›n›n tekrar› mahiyetinde oldu¤undan, bu programlar üstün yeteneklilerin özel ö¤renme
ihtiyaçlar›n› karfl›layamaz. Gelifltirilecek model; bu ihtiyaçlara cevap vermeli, ö¤rencilerin bireysel yeteneklerinin fark›nda olmalar›n› ve kapasitelerini gelifltirerek
en üst düzeyde kullanmalar›n› sa¤lamaya odaklanmal›d›r.
Hâlen ülkemiz genelinde bulunan 28 adet Bilim
ve Sanat Merkezinden, e¤itim faaliyetini sürdüren
25’inde; 2.232 üstün yetenekli çocu¤umuza, hizmetiçi
e¤itimi seminerleri ile yetifltirilen 253 e¤itimci taraf›ndan bireysel e¤itim programlar› uygulanmaktad›r.
Ayr›ca özel e¤itim okullar›nda 22.082, kaynaflt›rma ve özel e¤itim s›n›flar›nda 50.355, Özel Ö¤retim
Kurumlar› Genel Müdürlü¤üne ba¤l› Özel Özel E¤itim
‹lkö¤retim Okullar›nda 3.800 olmak üzere toplam
76.218 kifli e¤itim hizmetlerinden ve SHÇEK’e ba¤l›
olarak, resmî ve özel rehabilitasyon merkezlerinde
34.099 kifli de rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmaktad›r.
Asl›nda üstün yetenekli ö¤rencilerin e¤itimi, ülkemiz için yeni bir konu de¤ildir. Enderun mektebi; sistemli olarak üstün yeteneklilerin e¤itimini yapan bir
kurum olarak Osmanl›lar Döneminde gerçeklefltirilmifltir. Enderun mektebinde ö¤renciler kapasiteleri
oran›nda tamamlad›klar› e¤itimleri sonunda devlet hizmetlerinde görevlendirilirdi. E¤itimin son aflamas› olan
Has Odaya kadar yükselenler de devlet yönetiminde
görev al›rlard›.
Tablo 1: Yafl Gruplar›na Göre E¤itim Kademeleri
56
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
Bu nedenle; üstün yeteneklilerin do¤as›na uygun
e¤itim modeli olufltururken enderun mektepleri sistemi çok iyi analiz edilmelidir. Ö¤rencilere okul d›fl› zamanlarda bireysellefltirilmifl e¤itim programlar› uygulayan Bilim ve Sanat Merkezlerinde, hedef kitle olan
okul öncesi, ilkö¤retim ve ortaö¤retim ça¤› 499.200 çocu¤umuzun bu e¤itimden yararlanabilmesi için önlemler al›nmal›d›r.
Unutulmamal›d›r ki; kitleleri ard›ndan sürükleyen,
ça¤lar› kapay›p açanlar pasif ço¤unluk de¤il, aktif
az›nl›k olan üstün yetenekli kiflilerdir.
Büyük bir irfan merkezi olan enderun mektebi,
‹kinci Murat taraf›ndan Edirne’de Eski Saray’da tesis
edildi. Mektep gerçek flahsiyetine, Fatih Sultan Mehmet’in Topkap› Saray›’n› yapt›rmas›yla kavufltu. Bu tarihten sonra devflirme mektebi olmaktan ç›karak, devletin idaresi için gerekli mülki ve idari kadronun e¤itimi ile yetiflmesine a¤›rl›k verildi. Devrin en meflhur
ilim adamlar› sarayda toplanarak bu mektepte ders
vermekle görevlendirildi.
Çeflitli konularda üstün yetenekli oldu¤u tespit
edilenler enderun mektebine ö¤renci yetifltiren ve befl
yerde bulunan orta dereceli saray mekteplerine iço¤lanlar› ad›yla gönderilirdi. Orta dereceli olan saray
mektepleri, Galata Saray›, Eski Saray (Bayezid’de), ‹brahim Pafla Saray› (Sultanahmed’de), ‹skender Çelebi
Saray› (Küçükçekmece’de) ve Edirne Saray› idi.
Topkap› Saray› enderun mektebinde, hem devlet
adam› veya sanatkâr olmak üzere tahsil ve terbiye gören hem de çeflitli hizmetlerde bulunan iço¤lanlar› (g›lâmân-› enderun) alt› odaya ayr›lm›fllard›. Afla¤›dan yukar›ya do¤ru bu alt› oda flunlard›r: 1- Büyük ve küçük
odalar, 2-Do¤anc› ko¤uflu, 3- Seferli odas›, 4- Kiler, 5Hazine odas›, 6- Has oda.
Enderun Mektebinde e¤itim gören çocuklar ilgilendikleri alanlarda sarayda görevli bilginlere veya sarayda bulunan mesle¤inde ehil sanat erbab› üstatlar›na
devam ederlerdi. Bunlar için hükûmetçe zaman›n en
büyük sanatkâr ve bilim adamlar› görevlendirilir, saray-› hümâyûn hocalar› ünvan›n› alan bu üstatlar, haftada bir defa enderun mektebine gelirler, ö¤renciler taraf›ndan karfl›land›ktan sonra da o günkü konuyu ifllemeye bafllarlard›. ‹ço¤lanlar›, ald›klar› bu dersle yetinmezler, kendilerinden eski olan oda k›demlilerinin
çevrelerinde dört-alt› kiflilik gruplar meydana getirerek, kendi kendilerine küme çal›flmalar›na devam
aralık 2006
e¤itim
ederlerdi. Böylece yedi-sekiz y›ll›k bir e¤itim ve ö¤retimi bitiren delikanl›lar ya bir üst s›n›fa geçerler ya bir
saray görevine tayin edilirler veya uygun bir subayl›kla saray d›fl›na verilirlerdi. Daha sonra s›ras›yla kiler ve
hazine odas›nda e¤itim gören g›lâmân-› enderun en
son has oda denilen bölüme gelirlerdi.
Has odadakiler enderun mektebinin elit (en yüksek) k›sm› idiler. Defalarca seçimden geçerler bundan
sonra da bizzat padiflaha takdim edilirlerdi. Genç olmalar›na ra¤men büyük bir mevkiye sahip olurlard›.
Burada bulunanlara devrin en yüksek e¤itimi ve ö¤retimi verilirdi. Buradaki e¤itimin ana hedefi elemanlar›
idarecilik yönünden yetifltirmekti.
Bu nedenle üstün yetenekli ö¤renciler için ihtiyaç
duyulan e¤itim modelinin ö¤rencilerin desteklenmesi
ya da kurslarda alacaklar› e¤itimden farkl› olmas› gerekmektedir.
Üstün yeteneklilerin e¤itimi ile ilgili Cumhuriyet
Döneminde de uygulamalar denenmifltir. Bu uygulamalardan bir tanesi Millî E¤itim Bakanl›¤› Özel E¤itim
Rehberlik ve Dan›flma Hizmetleri Müdürlü¤ünce üstün
yetenekli ö¤rencilerin tan›lanmas› ile ilgili bir modeldir. Bu çal›flmalar›n sonucunda Bilim ve Sanat Merkezlerinin aç›lmas›na bafllanm›flt›r.
Üstün Yetenekli Çocuk: Zekâ, yarat›c›l›k, sanat, liderlik kapasitesi veya akademik alanlarda yafl›tlar›na
göre yüksek düzeyde baflar›m gösterdi¤i alan ve konu
uzmanlar› taraf›ndan belirlenen çocuklar›, Bilim ve Sanat Merkezi ise, okul öncesi, ilkö¤retim ve ortaö¤retim
kurumlar›na devam eden üstün yetenekli ö¤rencilerin
örgün e¤itim kurumlar›ndaki e¤itimlerini aksatmayacak flekilde bireysel yeteneklerinin fark›nda olmalar›n›
ve kapasitelerini gelifltirerek en üst düzeyde kullanmalar›n› sa¤lamak amac›yla aç›lm›fl olan ba¤›ms›z özel
e¤itim kurumudur.
Merkezin amaçlar›, Türk Millî E¤itiminin genel
amaçlar›na ve temel ilkelerine uygun olarak, ö¤rencilerin; bireysel yeteneklerinin fark›nda olmalar›n› ve kapasitelerini gelifltirerek en üst düzeyde kullanmalar›n›,
bilimsel düflünce ve davran›fllarla estetik de¤erleri birlefltiren, üretken, sorun çözen bireyler olarak yetiflmelerini, çeflitli ifl alanlar›ndaki gereksinim ve sorunlar›n
bilincinde yeni düflünceler, teknik bulufl ve ça¤dafl
araçlar önerebilmelerini ve gelifltirebilmelerini, üstün
yetenekleri do¤rultusunda bilimsel çal›flma disiplini
edinmelerine olanak sa¤layan koflullar› oluflturmak,
57
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
disiplinler aras› çal›flmalardaki kazan›mlarla sorunlar›
çözmeye ya da çeflitli gereksinimleri karfl›lamaya yönelik projeler gerçeklefltirmelerini, yarat›c›l›k ve yeteneklerini ulusal ve toplumsal bir anlay›flla ülke kalk›nmas›na katk›da bulunacak flekilde gelifltirmelerini sa¤lamakt›r.
Bilim ve Sanat Merkezlerinde e¤itim-ö¤retim etkinlikleri afla¤›da belirtilen ilkelere uygun olarak düzenlenir ve yürütülür.
Bireysel e¤itim-ö¤retim yap›lmas› esast›r.
Üstün yetenekli ö¤rencilerin e¤itiminde sosyal ve
duygusal geliflim bütünlük içerisinde ele al›n›r.
Merkezdeki e¤itim-ö¤retim etkinlikleri, ö¤rencilerin devam ettikleri örgün e¤itim kurumlar›na alternatif
oluflturmayacak flekilde planlan›r ve yürütülür.
Ö¤rencilerin özel yetenek alanlar›yla ilgili örgün
e¤itim kurumlar›nda izledikleri program ile Merkezde
yapacaklar› çal›flmalar aras›nda sa¤l›kl› iliflkiler kurulmas›na özen gösterilir.
Ö¤rencilerin gelece¤e yönelik düflünmeleri, tahminlerde bulunmalar› ve bunlar› tart›flarak çal›flmalar›na yans›tmalar›na özendirilir.
E¤itim-ö¤retim etkinlikleri, ö¤rencileri d›fltan yönelimli-yönetimli bir disiplin ve denetim yerine, içten
odakl› disiplin ve denetim anlay›fl›n› gelifltirmeye yönelik olarak düzenlenir.
Ö¤rencilerin kendilerine özgü benlik geliflimini
ve iletiflim becerilerini kazanmalar›na özen gösterilir.
Ö¤rencilerin, Türkçeyi do¤ru ve güzel kullanan,
ö¤renme ve araflt›rmaya merakl›, problem çözme ve
ba¤›ms›z karar verebilme becerilerine sahip olmalar›na; yarat›c›l›klar›n›n desteklenmesine özen gösterilir.
E¤itim-ö¤retim sürecinin; ö¤renci, veli, okul ve
merkezin iflbirli¤inde devam ettirilmesi esast›r.
E¤itim-ö¤retim programlar› ise afla¤›da belirtilen
ilkeler çerçevesinde haz›rlan›r ve gelifltirilir:
Programlar, ö¤renci merkezli e¤itim anlay›fl›na
göre, disiplinler aras› iliflkiler dikkate al›narak ve modüler yap›da haz›rlan›r.
Programlar, lider ö¤retmenlerin rehberli¤inde bireysel ö¤renmeye uygun olarak haz›rlan›r.
Programlar, ö¤rencilerin yarat›c›l›¤›n›, sorunlara
farkl› yaklafl›m ve çözüm bulma becerilerini gelifltirecek ve yetiflkinlik dönemlerindeki koflullara haz›rlayacak nitelikte düzenlenir.
58
Özel yetenekleri gelifltirmeye yönelik programlar:
Ö¤rencilere disiplinler ve disiplinler aras› iliflkiler dikkate al›narak, herhangi bir disiplinle derinlemesine veya ileri düzeyde bilgi, beceri, tutum ve davran›fl kazand›rma amac›yla haz›rlan›r.
Ülkemiz gündemine, 13-15 May›s 1991 tarihinde
yap›lan 1. Özel E¤itim Konseyi Komisyonu çal›flmas›
ile tekrar getirilen üstün yeteneklilerin e¤itimi bu konudaki çal›flmalara ivme kazand›rm›flt›r. Bakanl›¤›m›z
Özel E¤itim Rehberlik ve Dan›flma Hizmetleri Genel
Müdürlü¤ü bünyesinde oluflturulan Üstün Yetenekliler
fiube Müdürlü¤ünün bir performans ile çal›flmalar› sonucu 1997 y›l›nda Bayburt ilinde ilk e¤itim uygulamas›na bafllanm›flt›r.
Bugün itibar› ile ülkemiz genelinde bulunan Bilim
ve Sanat Merkezleri ne yaz›kt›r ki arzu edilen ilgi ve
deste¤i bulamam›flt›r. Birçok merkez geçici tahsis edilen binalarda e¤itim faaliyetlerini sürdürmeye çal›flmaktad›r. Bu merkezlerde görev yapan personelin ve
yöneticilerin atanmalar› ve mevzuattaki belirsizlikler
bu kurumlar›n geliflmesine engel oluflturmaktad›r.
Topluma yön verenlerin pasif ço¤unluk de¤il, aktif az›nl›k olan üstün yetenekliler oldu¤u gerçe¤ini
unutmamak ve ülkemizin ihtiyaç duydu¤u bu beyinlere sahip ç›k›lmas› için vakit kaybetmeden önlemler
al›nmas› gerekmektedir.
Kaynakça
I. Özel E¤itim Konseyi. (Raporlar, Görüfller, Kararlar.) 1315 May›s 1991 Ankara MEB Yay›nlar›.
I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi Yay›n Dizisi
5. Komisyon, Üstün Yetenekli Çocuklar Durum Tespiti Raporu,
Çocuk Vakf› Yay›nlar› 2004.
I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi Yay›n Dizisi
1. Komisyon, Üstün Yetenekli Çocuklar Seçilmifl Makaleler Kitab›, Çocuk Vakf› Yay›nlar› 2004.
I. Türkiye Üstün Yetenekli Çocuklar Kongresi. Yay›n Dizisi
4. UZUN Metin, Üstün Yetenekli Çocuklar El Kitab›, Çocuk Vakf› Yay›nlar› 2004.
Bilim ve Akl›n Ayd›nl›¤›nda E¤itim Dergisi Say› 64-65 Haziran-Temmuz 2005.
ENÇ Mitat, Üstün Beyin Gücü ve E¤itimleri, Ankara Üniversitesi E¤itim Fakültesi Yay›nlar›, Ankara 1979.
MEB Bilim ve Sanat Merkezleri Yönergesi.
Özel E¤itim Hakk›nda Kanun Hükmünde Kararname ve
Özel E¤itim Hizmetleri Yönetmeli¤i. Ankara, MEB 2000.
www.orgm.meb.gov.tr
www.bilsem.net
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
FOTO⁄RAF ALTI YAZILAR
ÇA⁄RI GÜREL
9! 8! 7! 6! 5! 4! 3! 2! 1! 0!, 00:00
HOfi GELD‹N 2007!
HEYY!
Denmeden
Tarkan flark›s›n› söylemeden
Saatler ve günler öncesinde
Sar›kam›fl’ta bir tören:
“Onlar bizim içindi, biz de onlar içiniz... Unutmad›k
ve and›m›z odur ki unutmayaca¤›z! 92 y›l öncesinde
flu karl› da¤lara uzand›n›z, 92 y›l önce 90 bin flehit…”
Her birinin parmak uçlar› buz kesilmifl, dimdik duruyorlar. Dimdik durmas›n› biliyor ö¤rencisi, ö¤retmeni,
genci, yafll›s›… ‹stiklâl Marfl›’n› okuyorlar, dua ediyorlar…
Nail Ö¤retmen teybe kaseti tak›yor.
Play tuflu.
Mikrofonu teybe tutuyor:
“Sar›kam›fl üstünde kar
Kar alt›nda Mehmedim yatar
Gülüm donmufl kara dönmüfl
Gören sanm›fl yârini sarar
Kimi Yemen kimi Harput
Üzerinde ince çaput
Avut yi¤it gönlün avut
Yâr sarmazsa Mevlam sarar…”
aralık 2006
9! 8! 7! 6! 5! 4! 3! 2! 1! 0!, 00:00
HOfi GELD‹N 2007!
HEYY!
Denmeden,
Mehmet kürsüye ça¤r›l›yor, ninesinin babas›na yazd›¤› fliir için:
“Sar›kam›fl
Heyy! Sar›kam›fl
Allahuekber Da¤lar›’nda
Yank›lanan a¤›t Sar›kam›fl…”
Orada y›lbafl› 22 Aral›k ve her y›l 1914
1915’e az var
Hem de 18 Mart’a.
Orada da dünya dönüyor.
59
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
gündem
ÜÇ B‹N ÇOCU⁄UN
E⁄‹T‹M‹NE
DESTEK
Millî E¤itim Bakan› Doç. Dr.
Hüseyin Çelik, fiengüller GSM firmas›n›n 30. kurulufl y›l dönümü
dolay›s›yla Türkiye E¤itim Gönüllüleri Vakf› (TEGV) arac›l›¤›yla 3
bin çocu¤un e¤itimine destek olmas› nedeniyle Befliktafl Kültür
Merkezi’nde düzenlenen toplant›ya kat›ld›. Burada konuflan Millî
E¤itim Bakan› Doç. Dr. Hüseyin
Çelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk
devleti oldu¤unu, ancak Türkiye’nin “sosyal millet” olgusunun
“sosyal devlet” olgusunun çok
önünde yer ald›¤›n› söyledi.
Türkiye’nin son 4 y›ld›r bütçesinin en büyük k›sm›n› e¤itime
ay›rd›¤›n›, Millî E¤itim Bakanl›¤›n›n
2007 y›l› bütçesinin 15 milyar dolar
oldu¤unu an›msatan Çelik, birçok
ülkenin bütçesinden büyük bu rakam›n, 20 milyon ö¤renciyi e¤itmekle mükellef olduklar› için yeterli olmad›¤›n› dile getirdi.
Türkiye’nin en büyük zenginli¤inin sahip oldu¤u genç insan
sermayesi oldu¤unu ifade eden
Millî E¤itim Bakan› Doç. Dr. Hüseyin Çelik, flöyle konufltu: “Ama bu
insan sermayesini iyi e¤itebilirsek,
bir de idealizm ile besleyebilirsek
60
Türkiye’ye ‘dur’ diyene aflk olsun o
zaman. 0-14 yafl aras›ndaki nüfusumuzun oran› yüzde 26. Bunlar›
ne yap›p edip e¤itece¤iz. E¤itimde
feda edilebilecek tek bir fert bile
yoktur. Biz bu nüfusu ya e¤itece¤iz, ya da e¤itilmemifl nüfusun do¤urabilece¤i olumsuzluklarla yüz
yüze gelmeye raz› olaca¤›z. E¤itilmemifl, soka¤a b›rak›lm›fl bir insan evlad›, hayvanat bahçesinden
kaçm›fl bir kaplandan onlarca kez
daha tehlikelidir. Biz kimden yana oldu¤umuzu ortaya koymal›y›z. Cehaletten, karanl›ktan, ba¤nazl›ktan, geri kalm›fll›ktan ve sefaletten yana m›y›z, paylafl›mdan,
ayd›nl›ktan, kalk›nmadan ve refah toplumundan yana m›y›z, bunu ortaya koymal›y›z.”
Millî E¤itim Bakan› Doç. Dr.
Hüseyin Çelik, devlet ve özel sektörün yan›nda üçüncü sektör say›lan sivil toplum kurulufllar›n› Türkiye’nin yeni yeni keflfetti¤ini dile
getirerek, ‘E¤itime % 100 Destek”
kampanyas›nda Türk özel sektöründen millî e¤itime yaklafl›k 2 milyar dolar katk› sa¤land›¤›n› bildirdi. Çelik, ayakta alk›fllanacak bu
olay için Türk ifl adamlar›na ve hay›rseverlerine flükran borçlu oldu-
¤unu söyledi.
Finlandiya’n›n ö¤renci bafl›na 7 bin dolar harcad›¤›n›, Türkiye’nin ise bin dolar harcayabildi¤ini dile getiren Çelik, “O zaman,
bahsetti¤im 3 sektörün 1’lerini yan
yana getirece¤iz. Devlet, özel sektör ve sivil toplum örgütleri yan
yana gelirse 3 etmez, 111 eder.
Türkiye bunu yapma kudretindedir” diye konufltu.
fiengüller A.fi Yönetim
Kurulu Baflkan› Fevzi fiengül de
kurulufllar›n›n 20. y›l dönümü için
Van’da 1600 ö¤rencinin e¤itim ald›¤› ilkö¤retim okulu yapt›rd›klar›n› belirten fiengül, 30. y›l
dönümleri için de TEGV kanal›yla
3 bin çocu¤un e¤itimine destek
olacaklar›n›, bu deste¤i en az 3 y›l
sürdüreceklerini bildirdi.
TEGV Yönetim Kurulu
Üyesi Cengiz Solako¤lu da Türkiye’nin en önemli meselesinin
e¤itim oldu¤unu belirterek, fiengül’ün yüre¤i ve akl› zengin bir
birey olarak Türkiye’ye karfl›
sorumlulu¤unu yerine getirdi¤ini
kaydetti. Konuflmalar›n ard›ndan
Fevzi fiengül, Millî E¤itim Bakan›
Çelik’e e¤itime katk›lar›ndan
dolay› bir plaket sundu.
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
gündem
ULUSLARARASI YARIfiMALARDA
DERECEYE G‹REN Ö⁄RENC‹LER ÖDÜLLEND‹R‹LD‹
Millî E¤itim Bakanl›¤› uluslararas›
yar›flmalarda dereceye giren ö¤rencileri ödüllendirdi. Baflar›l› ö¤renciler,
Nevzat Ayaz K›z Meslek Lisesi’nde
düzenlenen törende, ödüllerini Millî
E¤itim Bakan› Doç. Dr. Hüseyin Çelik ile Bay›nd›rl›k ve ‹skan Bakan› Faruk Nafiz Özak’›n elinden ald›lar. Bakan Çelik, törende yapt›¤› konuflmada, Türk gençlerinin uluslararas› yar›flmalarda yeteneklerini ortaya koyduklar›n› belirterek, gençlerin baflar›lar›n›n her türlü takdire de¤er oldu¤unu dile getirdi.
Ö¤rencilerin baflar›lar›n›n devam
etmesini dileyen Bakan Çelik, “Baflarmak önemlidir ama baflar›n›n
sürdürülebilir olmas› daha da
önemlidir” diye konufltu. Baflar›l› ö¤rencileri teflvik etmek amac›yla çeflitli uygulamalar yapt›klar›n› anlatan
Bakan Çelik, ÖSS’de ilk 100’e giren
ö¤rencilere, di¤er ö¤rencilere göre
üç kat fazla burs verildi¤ini, bu ö¤rencilerin yurtlardan ücretsiz yararland›r›ld›klar›n› ifade etti. Millî spor-
aralık 2006
culara, SHÇEK’te bar›nm›fl çocuklara,
flehit ve gazi ailelerinin çocuklar›na
da ayn› imkânlar›n sunuldu¤unu ifade eden Bakan Çelik, baflar›n›n ödüllendirilmesi gerekti¤ini söyledi. Bakan Çelik ö¤rencilere, “Ne olur bu
baflar› saman alevi gibi sönmesin.
Bunu sürdürün” diye seslendi.
“‹nsanlar›n birbirlerini kolayca
‘tahkir ve tezyif’ etmesine karfl›n teflvik etme ve yüreklendirme konusunda hassasiyet göstermedi¤ini” kaydeden Bakan Çelik, “medyan›n da
ayn› yanl›fla düfltü¤ünü” söyledi.
Gazetelerde olumsuz haberlerin
olumlu haberlerin önüne geçti¤ini
ifade eden Bakan Çelik, flöyle konufltu: “Halbuki toplumumuzun morale, iyi örneklere ihtiyac› var. Olumlu
örnekleri ön plana ç›karmal›y›z ki
bu toplumun moralini iyi tutal›m.
Morali bozulmufl bir toplum, ne kadar üstün imkanlara sahip olursa
olsun baflaramaz. Toplum olarak
morale ihtiyac›m›z var. Özgüven
sa¤lamak zorunday›z ve bunu ulus-
lararas› arenada da göstermek zorunday›z. Baflkas›n›n karfl›s›nda,
yabanc› ülkelerin karfl›s›nda hiçbir
zaman ezik durmamal›y›z” dedi.
Ortaö¤retim Genel Müdürü Kerem Altun ise 2004-2005 ve 20052006 e¤itim-ö¤retim y›llar›nda uluslararas› yar›flmalarda bilim, resim,
müzik, kompozisyon, sanat ve di¤er
birçok alanda baflar› gösteren ö¤rencilerin ödüllendirilece¤ini kaydetti.
Genel Müdür Altun, yar›flmalarda
109 ö¤rencinin alt›n, 40 ö¤rencinin
gümüfl, 49 ö¤rencinin bronz madalya
kazand›¤›n›, 52 ö¤rencinin de mansiyon ödülüne lay›k görüldü¤ünü belirterek, bu törenle sadece alt›n madalya alan ö¤rencilerin ödüllendirilece¤ini, di¤er ö¤rencilere ödüllerinin
il millî e¤itim müdürlüklerince verilece¤ini bildirdi.
Altun, birincilere 1000 YTL, ikincilere 750 YTL, üçüncülere 500 YTL
ve mansiyon kazananlara ise 250
YTL ödül verilece¤ini belirtti.
61
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
gündem
62
aralık 2006
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
gündem
aralık 2006
63
Bilim ve Aklın
Aydınlığında
e¤itim
gündem
64
aralık 2006

Benzer belgeler