Üstümüzden Geçti Bulut!

Yorumlar

Transkript

Üstümüzden Geçti Bulut!
Viya
K A R A D E N I Z E KO L OJ I FA N Z I N I • 2 0 14 / 3
Viya, Vira, Viva
Üstümüzden Geçti Bulut!
26
Nisan 1986’da gerçekleşen Çernobil
nükleer felaketinin 28. yılındayız. 28
yıldır radyasyon sızıntısı tüm canlı
yaşamını tehdit ediyor. Yeni doğan ölümleri, kanser
vakaları, tarımda verimsizlik, ekosistemin bozulması
gibi geri dönüşü olmayan sonuçlarla yaşamlarımız
yok ediliyor. Sevdiklerimizi, dostlarımızı, yakınlarımızı
toprağa koymaya devam ediyoruz. 28 yıl geçmesine
rağmen hala her gün nükleere ve bunu başımıza bela
eden sisteme lanet ediyoruz.
Devlet yetkililerinin içtikleri çayları, dağıttıkları
fındıkları, söyledikleri yalanları unutmadan geçen 28
yılsonunda bütün ölümlere ve bilimsel verilere rağmen,
1
devlet tarafından üstü küstahça örtülerek yok sayılan
Çernobil’in ve sonrasında Fukuşima’nın etkileri halen
tüm dünyada sürerken, Soma’daki madenin güvenliğini
almayan iktidar nükleer santralleri dayatmaktadır.
Karadeniz ekoloji fanzinin Viya'nın bu sayısında; 28
yıl boyunca zehirlenen yaşamları ve yalana bulanan
gerçekleri derlemeye çalıştık.
Bunun yanında Doğu Karadenizde yaşayan halkların
kendi dillerinden yazılarına yer veriyoruz bu sayıda.
Doğayı rant kapısı olarak gören şirketlerin bizlere
kültürel mirasımızı, tarihimizi unutturmak ve yok etmek
istediklerinin bilinciyle Gürcüce ve Romeika dilindeki
yazıları sizlerle paylaşıyoruz.
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Metin Lokumcu’nun yolunda,
Gezi’nin ruhuyla, Soma’nın öfkesiyle
mücadeleye devam!
Bir salıncakta sallıyorlar bizi... Bir o tarafa
bir bu tarafa… Ne tarafa çarpsa bizden
bir şey götürüyor. Doğadan, emekten,
alınterinden, yaşamdan alıyor. Sallayanlar
değişiyor, sallananlar direniyor. Salıncağın
ipleri kesilmedikçe ya da kopmadıkça
hiçbir şey değişmiyor…
Salıncak bir gün Hopa’da, bir gün Gezi
Parkı’nda , başka bir gün Soma’da, belki
de yarın Sinop ve Akkuyu’da…
Metin Lokumcu’nun Hopa’da “çayda
sömürüye son” ve “su haktır satılamaz”
dediği için polis tarafından öldürülmesinin
üzerinden 3 yıl geçti. 31 Mayıs günü.
Gençler inadına özgürlük dediler, Hopalılar
yediden yetmişe direndiler. Hepimizin
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
öğretmeni Metin Lokumcu da onların
yanındaydı, gençleri gazla boğmak
isteyenlere karşı ayaktaydı, isyandaydı.
Korkmadan, yılmadan cesurca yürüdü
üstlerine, “Yeter be” dedi “Yeter,
bunalttınız beni.” Sonra ellerini arkasına
götürdü, kendisini çocukları için feda
edercesine, haykırdı: “ haydi alın beni, alın
da kurtarın memleketi”
Yine 31 Mayıs, yine isyan!
Hopa direnişinden 2 yıl sonra, Hopa’da
HES’lere karşı yaşamı savunmak için horona
duranları, çay üreticilerinin hakları için el
ele tutuşanları gaza boğanlar, bu kez de
Taksim’de parklarını, ormanlarını korumak
2
için el ele tutuşanları gaza boğdular. Polis
şiddeti sonucunda yüzlerce insan yaralandı.
Çok sayıda hayvan gaz ve ses bombaları ile
kullanılan kimyasallar nedeniyle hayatını
kaybetti. Gezi Parkı için Türkiye’nin farklı
yerlerinde sokağa çıkan dostlarımız polis
tarafından katledildi.
Gezi Parkı direnişi; Loç Vadisi’nin HES’lere
karşı duruşu, Gerze’nin termik santral
karşıtı çadır direnişi, Tortumlu kadınların
isyanı, Fındıklılıların vadilerindeki nöbeti,
Artvin’de ve Kazdağları’ndaki köylülerin
maden karşıtı mücadelesi, Munzur’un
barajlara karşı ayaklanmasıdır.
Kapitalizme karşı duruşunun referansı ne
olursa olsun, ekolojik yıkıma direnmek
için yan yana gelme refleksi köylerde
olduğu gibi şehirlerde de kendini
göstermiştir. Gezi Parkı’nda doğanın
talanına karşı yükselen itiraz, iktidara
yönelen bir itiraza dönüşmüştür.
Gezi Parkı direnişiyle birlikte ekolojik
yıkıma karşı verilen mücadele
kamuoyunda daha çok bilinir ve görünür
hala gelirken, iktidar ve şirketlerin doğayı
ve emeği yok eden projeleri de devam
etmektedir.
İş Kazası Değil Cinayet, Kaza Değil
Katliam!
Gözü dönmüş şirketlerin hep daha çok
kar etmek için yarattığı zorlayıcı koşullar,
“iş kazaları” diye adlandırılan, aslında
hepimizin bildiği gibi, gerçek tanımı “iş
cinayeti” olan ölümlere neden olmaktadır.
Bu cinayetler, tüm işkollarında olduğu
gibi, yaşam alanlarımızda uygulanmak
istenen baraj, HES, termik santral, maden
3
ve çimento fabrikası inşaatlarında da aynı
vahşetle yaşanmaktadır.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin
hazırladığı rapora göre 2013 yılında en
az 1235 işçi yaşamını yitirdi. Madencilik
iş kolunda 93, Enerji iş kolunda 44 işçinin
yaşamını yitirmesine rağmen, doğayı yok
eden şirketlerin patronları, aynı zamanda
da medya kuruluşlarının patronları
olduklarından ya da bu kuruluşlarla
yakın çıkar ilişkisinde bulunduklarından
ötürü, bu cinayetler görmezden gelindi.
Bütün bu cinayetler Soma’daki katliamın
habercisiydi. Soma artık görülmez,
duyulmaz, bilinmez olamazdı.
“Doğanın kalbini sökmeye
çalışıyorsunuz, doğa da buna tepki
veriyor.”
Bu sözler Soma’da tarım alanları yok
edilip, madende çalışmaya zorunlu
bırakılan bir işçiye ait. Yeryüzünün bu en
verimli, en kadim tarım topraklarında bir
zamanlar pamuk, tütün, incir üretimi ve
hayvancılıkla geçimini sağlayan insanlar,
Soma Kömür İşletmeleri’nin işlettiği
madenlerde çalışmak ve 1981’den beri
faaliyette olan Soma Termik Santrali’ne
kömür sağlamak zorunda bırakıldı.
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Doğayı bir kaynak gibi gören ve sömüren
sistem, emeği de taşeronlaşma adı altında
sömürmekte ve işçilerin her türlü hakkını
yok saymaktadır. Ancak asıl mesele bir
madenin özel şirket elinde ya da devlet
tarafından işletilmesi değil, doğayı, yaşamı
ve emeği yok eden maden ocaklarının var
olmasıdır. Daha fazla rant için enerji adı
altında dayatılan termik santral projelerine
kömür sağlayan maden ocakları var
olduğu müddetçe işçi cinayetleri ve doğa
katliamları kaçınılmazdır.
Bugün Artvin’de ve Kazdağıları’nda
uygulanmak istenen siyanür ile altın
madeni işletilmesi projelerinin de, eğer
engel olmazsak, önümüzdeki dönemde
yeni birer Soma olarak karşımıza çıkacağı,
doğayı ve emeği yok edeceği açıktır.
“Nükleer mutfak tüpü gibidir”
patlarsa, “kader” derler sonunda!
Soma’daki madenin güvenliğini
almayan iktidar, Çernobil ve Fukuşima
katliamlarına rağmen nükleer santralleri
dayatmaktadır. Normal işleyişi sırasında
fark edilmeyen / örtbas edilen sızıntılar
nedeniyle çevresinde radyoaktif kirlilik
yaratan nükleer santrallerde, deprem,
sel ve tayfun gibi afetlerde kaza riski
yükselmektedir.
‘Nükleer riskliyse evdeki tüp de
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
riskli’ diyen iktidar, nükleer bir
felaket sonrası; “kader” açıklamasında
bulunacağının sinyallerini vermektedir.
Ne nükleer santraller mutfak tüpüdür,
ne de nükleer felaket kader. Nükleer
katliamdır ve derhal vazgeçilmelidir.
Çernobil’in izleri henüz coğrafyamızdan
silinmemişken, nükleeri dayatmak doğayı
ve yaşamı ölüme sürüklemektir.
Hopa’dan Gezi’ye mücadeleye devam!
Hopa derelerin özgürlüğü için isyan
ettiğimiz,
Gezi Parkı kepçeyle ağaç arasına
girdiğimiz,
Soma öfkemizi acımıza kattığımız yerdir.
Nerde doğayı yok eden proje varsa
oradaki direniş Hopa’dır, Gezi’dir.
Nerde bir işçi öldürülüyorsa orası
Kozlu’dur, Soma’dır.
Ve her nerde doğanın ve emeğin
sömürüsüne karşı direnen varsa Metin
Lokumcu’dur, Ethem Sarısülük’tür,
Mehmet Ayvalıtaş’tır, Abdullah Cömert’tir
, Medeni Yıldırım’dır, Ahmet Atakan’dır, Ali
İsmail Korkmaz’dır, Hasan Ferit Gedik’tir,
Berkin Elvan’dır!
Metin Lokumcu’nun yolunda, Gezi’nin
ruhuyla, Soma’nın öfkesiyle mücadeleye
devam!
4
Çernobil; 28 Yıl Nükleerle Zehirlenen
Yaşamlar ve Yalana Bulanan Gerçekler
Yazan/derleyen: Mustafa Cevdet Arslan
Fukuşima nükleer santral kazasının
yalanlara bulanarak ele alınan gerçekleri
yine de halk arasında ciddi yankılar
uyandırırken geçmişteki kazalarla ilgili bir
derleme yapmak önem taşıyor. Çünkü,
nükleer kazalar 1945’ten günümüze
ortalama her üç yılda bir yaşamı yok eden
kazaların olduğunu gösteriyor.
Kamuoyundan gizlenen önemli
nükleer kazalar (1)
Kamuoyundan gizlenen ancak Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansı tarafından yapılan
araştırmalar sonucunda ortaya çıkan 400
nükleer kazadan bazıları şöyle:
* 1952 Kanada deneme reaktörü infilak etti.
* 1958 Yugoslavya: Ölümle sonuçlanan ilk
5
nükleer kaza Vinca Nükleer Santralı’nda
meydana geldi. Deneme reaktörü
çekirdeğinin aşırı ısınması sonucu bir
bilim adamı yaşamını yitirdi.
* 3 Ocak 1961 ABD: Idaho Falls
yakınlarındaki bir nükleer deneme
reaktöründeki kazzada üç işçi öldü.
* 11 Şubat 1981 ABD: Nükleer soğutma
sisteminde kullanılan yaklaşık 100 bin
galonluk sıvının dışarı sızması sonucunda
8 işçiye radyasyon bulaştı.
*25 Nisan 1981 Japonya: Bir nükleer
reaktörün onarımı sırasında 100 işçi
radyasyondan etkilendi.
* 6 Ocak 1986 ABD: Bir silindir dolusu
nükleer maddenin yanlış ısıtılması
sonucu meydana gelen patlamada 1 işçi
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
öldü, 100 işçi hastaneye kaldırıldı.
Çernobil’den sonra meydana gelen
kazalar ise şunlar:
* 1987: İngiltere’de gaz patlaması.
* 1989: İstanbul Büyükçekmece Araştırma
Reaktörü’nde yangın.
*1989: İspanya’da gaz soğutmalı
reaktörde yangın.
* 1991: Japonya’da bir boru hattının
kopmasıyla oluşan radyoaktif buhar kaçağı.
* 1992’de Rusya ve 1995’te Japonya’da
nükleer kazalar.
* 30 Eylül 1999: Japonya’daki Tokaimura
uranyum işleme tesislerinde gerçekleşen
sızıntı sonucu çok sayıda işçi ve bölge halkı
yüksek derecede radyasyona maruz kaldı
.…
Çernobil’in 15 Aralık 200
tarihinde tanıklarından örnekler
Karadeniz’in bu yakasındaki
insanlarımızın dramının fazlasıyla
yaşandığı öbür yakasında durum Çernobil
tanıkları için hiç düzelmedi. Bugün artık
bir çoğu aramızdan ayrılmış tanıkların
durumundan bir kesit nükleer santrallerin
günlük yaşamdan uzak tutulması
gerektiğini ortaya koyar nitelikte.
Facianın gerçek boyutu hep sır kaldı
Ukrayna İstatistik Bakanlığı’nın verilerine
göre, Çernobil kazasından kirlenen
topraklarda 17 milyon 223 bin 700 kişi
yaşamakta. 12 bölge, 2 bin 905 yerleşim
alanı ise radyasyondan etkilendi. Kazada
33 kişi hemen, temizlik çalışmasında
koruyucu elbise olmadan çalışan 4 bin
kişi de zamanla öldü, 70 bin kişi ise sakat
kaldı. Başkent Kiev’i de kapsayan gayriviyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
resmi bilgiler ise 15 bin kişinin öldüğünü,
1.1 milyon çocuğun ve 3.5 milyon kişinin
etkilendiğini söylüyor.
Ukrayna’da kanser vakaları 14 yılda 10
kat artarken WHO’ya göre bölgedeki 50
bin genç tiroid kanseri tehlikesiyle karşı
karşıya. 1981-85 yılları arasında tiroid
kanseri vakalarına rastlanmazken, 19861999 yılları arasında aralarında ergenlik
çağındaki gençlerin de bulunduğu 1217
kişi ameliyat oldu.
Teneffüste kanser testi
Çernobil kazasından en fazla etkilenen
çocuklar oldu. Yaşları kaç olursa olsun
tiroid kanseri tehlikesiyle karşı karşıya olan
Belarus’taki çocuklar okullarda yapılan
testlerle doktor kontrolünde tutuluyor.
Tek umudu ameliyat
Yulia Kostina 9 yaşında. Kiev
Endokrinoloji Enstitüsü’nde annesiyle
yaşamını sürdürüyor. Birkaç ay önce tiroid
kanseri teşhisi konulan küçük Yulia’nın tek
umudu ameliyat olmak.
‘Moskova bizi kandırdı’
Alexander Motornov 47 yaşında. Kaza
sırasında otobüs şoförüydü, şimdi
temizlik işçisi. Kazadan hemen sonra
zırhsız araçlar kullanmış. Hiçbir doz
kontrolü yapılmamış ve kişisel radyasyon
kartları doldurulmamış. Motornov,
“Moskova hep hayali veriler yayımlayarak
gerçekleri gizledi. Çocuklar bahçelerde
oynamaya, insanlar sokaklarda yürümeye
devam etti. Pripyat Köprüsü yakınındaki
radyasyon bugün bile çok ağır. Acaba
14 yıl önce nasıldı?” diye yetkililere
sesleniyor.
6
‘Her şeye rağmen iyiyim’
Marina Vasilenko, 15 yaşında. Bir yıl önce
tiroid kanseri nedeniyle ameliyat oldu.
Çernobil kazasında henüz bir yaşındaydı.
Şimdi kendini iyi hissettiğini söylüyor ve
hayata sıkı sıkı bağlı. Resmi açıklamaya
göre, Belarus’taki her yedi çocuktan biri
tiroid kanseri.
5 milyonda birinin bir insan tarafından
solunması, o kişinin akciğer kanserine
yakalanması için yeterlidir.
Mumlar kurbanlar için
Kievli Yekaterina Yarohmedova 49
yaşında. Kazadan sonra bölgede temizlik
işinde çalıştırılınca yoğun radyasyona
maruz kalan ağabeyi Vassily’nin çektiği
acılara dayanamıyor. Her gün kanser
hastası Vassily’nin kurtulması için mum
yakıyor.
Nükleer atıklardaki plütonyum 240000
(evet 240 bin) yıl radyaoaktif kalmaktadır.
Ne nükleer atıkların konulduğu variller
nede şu andaki depolama yöntemleri
nükleer atıkları 240000 yıl doğadan ve
insanlardan uzak tutamaz. Ayrıca yeraltında
depolanan nükeler atıklar bir deprem
sonrasında kolayca yerüstüne çıkabilirler
(Ülkemizde ne kadar sıklıkta şiddetli
depremler olduğunu unutmamalıyız).
…
Diğer bir değişle, 1 gram plütonyum
5 milyon insanın akciğer kanserine
yakalanmasına sebep olabilir. Acıdır ki,
1.5 kilo plütonyum kullanarak dünyadaki
herkesi akciğer kanserli yapabilirsiniz.
Nükleer Santrallerde Kullanılan
Maddeler, Yaşama Zarar
Vermeden Saklaması İmkansız
Atıklar ve Gerçekler
Uzmanlardan nükleerle ilgili
nükleercilerin yalan söylemeden
yanıtlayamayacakları sorular
Nükleer santraller çalışırken plütonyum
üretmektedirler. Bir gram plütonyumun
* Uranyum, kömür gibi madenden çıktığı
biçimde santrallarda kullanılabilir mi? Yoksa
7
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
uranyum cevherinin nükleer yakıt üretimini
tekelinde tutan başka ülkelerde, çok pahalı ve
kirletici yöntemlerle işlenip zenginleştirilmesi
mi gerekmektedir? Bu durumda petrol gibi
nükleer yakıtı da dışarıdan mı alacaksınız?
* Türkiye’de her zaman tek örnek olarak
gösterilen Fransa, nükleer santrallarda
ürettiği elektrikten para kazanıyor mu?
Fransız elektrik idaresi EDF, neden otuz dokuz
milyar dolar borca girmiştir? Fransa’nın asıl
kazancı, bu santrallarda üretilen nükleer
bomba hammaddesi plütonyumu Japonya
ve diğer ülkelere satılmasından mı geliyor?
* Nükleer reaktörlerin riskinin çok az olduğu
iddiası doğru ise şu anda dünyada en
riskli yatırım olduğu için hiçbir reaktörü
sigortalamayan sigorta şirketleri, kömür ve
petrol kartelleri için mi çalışıyorlar? Amerikan
Nükleer Denetleme Komisyonu’nun (USNRC)
Reaktör Riski Referans Belgesi’nde (NUREG1150, Şubat 1987, ss. ES-014) incelenen
reaktörlerin koruma kabuklarının hiçbirinin,
şiddetli bir kaza sırasında halkı kazanın
sonuçlarından koruyacak durumda olmadığı
doğru değil mi?
rastlanması nedeniyle, bu kişilere çocuk
yapmamalarını önermiştir. 1990 yılında ‘’The
South East Massachussetts Health Study
1978- 1986’’ (Güneydoğu Massachussetts
Sağlık Araştırması 1978- 1986) adlı raporuna
göre, eyaletteki Pilgrim nükleer enerji reaktörü
yakınlarında özellikle de santralın normal
çalışması sırasında çevreye salınan radyoaktif
gazlar rüzgârla daha çok sürüklenmiş
ve bölgedeki lösemili olayları yüzde 400
artmıştır. Bu raporlar nasıl yanıtlanabilir?
* Amerika’daki 6 değişik bölgede faaliyet
gösteren ve enerji bakanlığına bağlı nükleer
santralların ve nükleer silahlara yakıt üreten
nükleer tesislerin çevresinde yaşayanlarda
görülen kanserden ölüm oranları, 1985-1989
yılları arasında, 1950-1954’lere göre yüzde
27 artmıştır. Bu artış ABD’de kanserden ölüm
ortalamasının, yani yüzde 2’nin kat kat üstüne
çıktığının belgesidir. Bunları okumadan
nükleeri savunmak ne ölçüde mümkündür?
* ABD’deki reaktörlerin 80 kilometrelik
çevresinde yaşayan kadınlarda ortaya
çıkan meme kanserlerinin, bazı santralların
yakınlarında 1950’lerdeki değerlere göre yüzde
40 arttığını gösteren araştırmalar, John Hopkins
School of the Public Health’ın yayın organı
International Journal of Health Services’in Ekim
1993, Nisan 1994 ve Temmuz 1994 sayılarında
yayımlanmıştır. Bu durum nasıl açıklanır?
* Kaza riski olmadığı iddia edilen ve en son
teknoloji ile donatılmış Japonya reaktörlerinde
bile yalnızca 1992’de 22 tane kaza meydana
gelmiştir. 3 Eylül 1996 tarihli New York
Times gazetesindeki habere göre ABD’nin
Connecticut eyaletinde Millstone Point’te en
iyi çalıştırıldığı iddia edilen 1154 megawatlık
3 numaralı reaktörde 1200 tane makineekipman operasyon hatası bulunmuştur.
Ayrıca 1 ve 2 numaralı reaktörün de aynı
sebeplerden dolayı servis dışı bırakıldığı bir
endüstriyel eyalette kimsenin karanlıkta
kalmaması şaşırtıcı değil midir?
* 17 Şubat 1990 tarihli British Medical
Journal’da (s. 423) yayımlanan bilimsel
bulgulardan sonra, İngiliz hükümet yetkilileri,
Sellafield nükleer tesisinde çalışanların
çocuklarında yüksek lösemi oranına
* Nükleer santral yapılmazsa karanlıkta
kalacağımız iddiası doğru olsaydı,
ekonomisi, teknolojisi, endüstrisi bizden en
az 50 yıl ileride olan Avusturya, Danimarka,
Norveç (dünyanın kişi başına en çok elektrik
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
8
tüketen ülkesi) ve İtalya gibi nükleer enerji
kullanmamayı seçen Batı ülkelerinin 10 yıl
önce karanlıkta kalması gerekmiyor muydu?
* Yirmi yıl öncesine kadar ABD’de, 2000 yılına
kadar en az 500 nükleer santral yapılmazsa
bu ülkenin de karanlıkta kalacağını iddia eden
nükleer kartelin, planlarını gerçekleştiremediği
için iflas etmesi ve Amerika’nın 1978’den
beri yeni bir reaktör yapmadan hâlâ ayakta
kalması nasıl açıklanabilir?
emekliye ayrılma bedelinin yaklaşık bir
milyar dolar olduğu düşünülüyor mu?
* Ayrıca içlerinde yüzlerce Hiroşima’ya denk
radyasyon barındıran nükleer santralların
bir savaş sırasında bulundukları ülkede,
Irak’ta olduğu gibi ilk askeri hedef,
yani büyük bir ulusal risk kaynağı
oluşturduğunu neden söylemiyorlar?
* Amerika’da 1 ton nükleer santral atığının
çevreden yalıtılma maliyetinin 325 bin
dolar olduğundan haberiniz var mı?
* Kurulması düşünülen Akkuyu Nükleer Santralı
tamamlandığında kurulu güç içindeki payı
ancak yüzde 2 olacak. Bu yüzde 2’lik ‘’katkı’’
Türkiye’yi nasıl karanlıktan kurtaracak? Enerji
iletim ve dağıtım hattında meydana gelen
kayıplar yüzde 25’lere varıyor. Nükleer enerjiden
umulan yüzde 2’lik katkı yerine enterkonnekte
sistemin yenilenmesi ve enerji yönetiminin
geliştirilmesi halinde gerçekleşecek enerji
tasarrufu nükleer santraldan daha fazla enerjiyi
sisteme katmayacak mıdır?
* Amerikan hükümeti Clinton imzasıyla 1
milyon çatının güneş pilleri ile donatılmasını
kararlaştırmıştır. Almanya hükümeti,
çıkardığı rüzgârdan üretilen elektriği satın
alma yasası ile 8000 adet (3000 MW) rüzgâr
türbini kurulmasına neden olmuştur. Bu
çabalar hangi anlama gelmektedir?
* Dünyada sayıları sadece 440 kadar olan
nükleer santrallardan 1960’lardan bu yana
çıkarılan yüksek düzeyli atıkların miktarı 200
bin tona yakındır. Bugün yıllardır sürdürülen
çalışmalar ve bir dizi girişime karşın dünyanın
hiçbir yerinde yüksek düzeyli atıklar için lisans
alabilmiş tek bir son depolama alanı yoktur.
* 1970’lerde ABD’de 1000 reaktör yapılması
planlanıyordu. Neden şu anda yalnızca
111 tane var? Nükleer santralların artış hızı
1980’lerde maksimum düzeye çıkmışken
dünya çapında nükleer enerji kullanımının
azalıyor olması nedendir?
* Nükleer elektrik üretiminin getirdiği
çevresel ve ekonomik sorunların, tesisin
ömrünü tamamlamasıyla da bitmediği
gerçek değil mi? ABD Nükleer Denetim
Komisyonu’nun bir raporuna göre (NUREG0586, s. 15-5) 1000 MW’lık tipik bir reaktörün
sökülme maliyeti 1990 fiyatlarıyla iki yüz
milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Buna,
sökülme sonucu ortaya çıkan 18.000
metreküp radyoaktif yakıt ve malzemenin
çevreden yalıtım gideri olan yedi yüz
milyon dolar eklenirse ve bir kaza olmadığı
kabul edilirse, bir reaktörün 20-30 yıl sonra
9
Sonuç;
28 yıldır devletlerin yaptıkları anlaşmaları
nükleercileri söyledikleri yalanları yırt
at. Felaket sana gelmeden getireni de
geleceği de değiştir. Yaşamı kurtar.
Not
(1); Kaynak olarak çoğunlukla Nükleer
Fizikçi, Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’n nükleer
konulu sunumundan derlenmiştir.
Teşekkürlerimizle.
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Kara deliğe gölge olabilmek
Göksel Yılmaz
Bir ses yankılanmakta..
Derin değil…bir şeyler eksik..
Sadece boşluğa çarpıp geliyor kulağıma bu yankı
Gölgeler nerede?
Nereye kayboldu doğa?
Koyunların çobanı nerede?
Ağaçların gölgesine çarpıp gelirdi çobanın
kavalının sesi
Şimdi ise tek duyduğum, koca bir “boşluk!”
Aydınlığa yer vermeyen kara bir boşluk..
Kara deliğe düşmüş insanların düşleri.
Geleceği bu karanlıkta arar oldular. Bu karanlıkta
işlemek istediler sermayelerini, bu karanlıkla
kurmak istediler krallıklarını. Oysa karşılarında
güneş vardı! Kendi karanlıkları için gölge bile
yoktu artık. Kara elmasın efendileri onlar.
Kara elmas diyarı kuracaklar kendilerine. Kim
düşünecek kara elmasa gün yüzünü gösterenleri!
Onlar sadece kara delikteki krallıklarını
güçlendirmek için size kazma kürek verecekler.
İlk önce kafalarının içindeki kara deliği işlemek
lazım gelecektir. Kömür karası düşünceler
sarmış bedenlerini. Tek çare, bu düşüncelerine
gölge olabilmekte. Güneş olduğu sürece
gölge de olacaktır. Son ağaç tükenene kadar
umudu beklemeyelim, yalanlara sabrımız yok
artık. Yaratıcılığımızı kaybetmeyelim!
Bazılarına sevinç, gözyaşı döktüren ağaç,
diğerlerinin gözünde sadece yolda duran yeşil
bir şeydir. Bazıları Doğayı tamamen gülünç
ve çirkin bulur, ve bazıları nadiren doğayı
görür. Ama yaratıcı insanın gözünde, doğa
yaratıcılığın kendisidir.
William Blake, 1799, The Letters
Shav xvrelze chrdili kopna..
Rağatsa exmianeba..
Ğrmat armodis, aklia rağaca, emotsia..
Marto sitsarielis exo mxvdeba kurze
Sad aris chrdilebi?
Sad daikarga bunebam?
Sad aris metsxvare?
Xeebis chrdilebze moxvdeboda da movidoda
metsxvris salamuris xma
Exla chemi nasmeni marto “sitsarielea”!
Romelic sinatles ar argebs iseti shavi sitsariele..
Shav xvrelshi chavardnila adamianebis otsnebebi.
Movavals am sibneleshi edzebian. Am
sibneleshi undat chaidinon kapitali,
am sibneleshi unda shekmnan imperia.
Magram mze hkondat tzinaağmdeg. Mat
sibnelestvis chrdili maints ağar iko ukve. Shav
almaxis mepeebi arian. Shav almaxis mitzis
shekmna undat. Vin moipikrebs shav almaxis
ağmoachenelebs! İsini marto shav xvrelis
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
imperias gadzlierebistvis shovel da nichbeb
mogtsemen.
Djer unda mat tvinebis shignit shav xvrelis
amushaveba. Kvanaxshirad shavi azrebi akvt
organizmebshi. Ertad erti sashualeba aris, chrdili
kopna matis azrebze. Radgan mze ikneba,
chrdilits ikneba. Arvelodot bolo xis amotzurvas,
ağar gvakvs motmena tkuilebze. Nu davkargavt
chven shemokmedebas!
Dzogertebistvis sixaruli,
dzogertebistvis tsremli namkopi xe,
danarchenebistvis gzis pirze narcheni
mcvane rağacaa marto. Dzogertebistvis
naxinci, dzogertebistvis sasatsilo buneba,
dzogertebisganac arc dainaxeba. Magram
shemokmedel adamianistvis, buneba aris
tavisit shemokmedeba…
William Blake, 1799, The Letters
10
Son Nefeste
Solaklı Vadisi
olabilmek
İ Oçena Hadura
Viy Din
Pşinefe
İsmet Bayram
İsmet Bayram
Trabzon Bayburt sınırını
oluşturan Soğanlı Dağının
eteklerinde yer alan, sis ve
yağmurun eksik olmadığı,
çağlayanların sesine kulak
kesilip ladin gürgen ve kayın
ağaçlarının horona dizildiği
yerdir Solaklı Vadisi…
Gelin bu ülke topraklarında
yaşayan ve varlıklarından
henüz haberdar olunan yere
kısa bir yolculuğa çıkalım…
Solaklı Vadisinde zaman,
Karadenizin dik yamaçlarında
yaşayan diğer köylerinden
farksızdır. Uzun bir sessizlikten sonra,
kardelenlerin uykudan uyanıp yeni bir güne
merhaba deyişiyle, köy halkının ve bir ömür
halka yoldaşlık eden geçim kaynağı; peynirini,
tereyağını yoğurdunu, sütünü eksik etmeyen
hayvanların tatlı telaşı ile bahar müjdelenir. Kış
boyunca sessiz ve sakin bir şekilde akan; vadinin
de ismini aldığı ırmağın hoyratça akıp kulakları
sağır edercesine çağlama zamanı gelmiştir. Köy
halkı akan ırmağın ahengine uyum sağlar gibi
çapasına orağına sarılıp tarlasını sürme, mısırını
ekme telaşında… Sonra anlıyoruz ki bu tatlı
telaşın haklı bir nedeni var… Geleneklerine bağlı
olarak yaşamlarını sürdüren halk, mevsimlik
göçe hazırlanıyor.
Geldi yayla zamanı…
Halkın evini paylaştığı ve geçiminde büyük
katkı sağlayan hayvanların rahat ve özgür
bir şekilde gözünüzün alabildiğince yeşil
11
Sin Trabezundan çe sin
Barbedin mesa doyen so
Soğanlı da raşiye ebuga ;
i gaximale çe i vroşi.. Do
bodami dilaliyen daguy
i oxseye do dezin, favnin
çe dos pendami da lade
so ğoreman sdegune..
Oznahar gaynis çeksernen
agom har degusane son
dobon elade asbame
endaman.
Omon do Karadenizi dala
da ğoriye havucegabal
enan en.Da Şonare aso ibnonana eksimniğan
çe ğonişefkundane umudinimeran..Olon
do gışın eliğon değevnan dormiye çe
da bodame: din laliyenefe obi aguğun
do diyeduno gofundane.İğorodi omoda
maçeleduna çe omoda iftere enbenune sa
ğorafeduna, xubaveduna sos sgapsimon. U
çeğune bola imera sas daliye neğvenune.
Senan ğronon abes doğliçinaduna
dovuderonaduna doğaladuna çe do
dirinaduna deberun da zaduna sabosgale
sa çeyire navosgundane;domadesuna oson
elebun sadobe abeşkes…
Narde Do Stali İmera…
Senan osbidin dosdegun ğorode çe daza
neğvenun sasdaliye.. Senan ğronon abes
driye (3) olon bola desera (4) mina sdegune
sas daliye. Denan dalon ubi çi lali so
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
meralarda otlatma zamanı. Yılın 3 - 4
ayını geçirdiğimiz yayla, Sadece yeşilin ve
temiz havanın olduğu bir alan değildir.
Küskünlüklerin, dargınlıkların özlemlerin
giderildiği, insanların hiç olmadığı kadar
kendilerini özgür hissedebildiği, taze aşkların
başladığı, gençlerin el verip sabahlara kadar
horona durdukları, geceyi sabırsızlıkla
bekleyip gaz lambası altında sohbetlerin
edildiği bir yaşam alanıdır.
Bu kelimeler; bu dil, bu kültür o yaylalardan,
sisli dağlardan, Solaklı’nın en küçük
deresinden, o derenin içerisinde ki her
şeye inat bağıran kurbağalardan gelir.
Soğanlının eteklerinden doğup Of ilçesinden
denize dökülen ve uzunluğu 65 km’yi
bulan Solaklı Deresi’nin üzerinde Karaçam,
Köknar,Uzuntarla, Uzungöl, Çaykara ve
Haldızen başta olmak üzere 36 adet HES
projesiyle bir yıkım ve katliamla karşı karşıya…
Şuan Uzuntarla, Derebaşı ve Of, Çaykara sınırları
içerisinde ki derelerde çalışmalar devam ediyor.
Solaklının son nefesinde herkese ihtiyacı
var. Solaklıda yaşananlar tüm Karadeniz’de
yaşanıyor. Derelerimiz, yaylalarımız,
ormanlarımız talan ediliyor. Bu katliama birlikte
direnmekten başka çaremiz de yok.
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
laleman,ğaribiyen o beş di ğaribiyenat so
nevazimon sdegun. Sevdaluğe obefdey grifas
grifas so neron sebarinimon, da şere ubi
gradi os na imeron sa ğoremada so beksimon
;iyemişi ba so gazlambasin e buğa sa baragafe
stegune…
De ğarafan ,havu i ğlosa havu do kültürin
ebeçi aso parğare, banda gaximale doyeş a
sa raşiye si Oçenas olon do migron sormiye
ebiçe asormin abes derde do furno asi laliyen
erde..65 km magrin doyen hovu so bodamin
abes Oçena,Makroğorafo,Godando çe so
ğaldızenin 36 dane HES’e neftene çe tomara
na doğrayevune e çoceyyes.
Har, sin Oçenan so Makroğorafo, çaykara
çe sin ofin messa HESe so bisenimun
esdafane. So Karadenizi dala da ğoriye omon
debigane. Dormiyemuna, dasdaliyemuna,
dalademuna doğrayevun. Elade endaman as
direnefgomaxin. A so şerimuna alederon dip
çerde..
12
Hamşetsiner
Hemşinler
tergitsove çure komşusu ile suyunu
gestelçi!
paylaşmaz!
Harun Aksu
Harun Aksu
Hemşin’e Dzarutsk Tuğdzovin Rize’in(Erza) meg
kezan ellelov kidatsvi ana al, Hamşetsiner deyi
kidastvoğ entniğ abruş unnoğ kovumnun
“Hamşetsi gastevi! Hamşetsiner Adadolusius
7.(Oğte) u 8(Ute) harur darvenin egedazin u
Tuğdzovis(karadeniz) dağvortsadzin. Köçin
campan İranin varanine kal, Erzurum(Kothayik/
Karin)-İspir’an hasorvu Hemşin’in kezan
egadzin. Abruşnire, oçxar u adz hoyivitun
enelov inçak hasor egadzik. Çurin şad
ganatsadz dağnuk elluşan hed is polor Hopa,
Makrial-Borçkai dağvortsadzik. Hamşetsik
hasor anune Hamşetsnag elloğ meg lizume
xosigun. 1.(meg) Aşxaris xarbin soğa, Hopa
u Sakaryanivar köçemen ağadz kenatsadzin
u an polor dağvortsadin. Sakaryain abroğ
Hamşetsiknal Hamşetsu lizun xosigun. Aricana
Hamşetsinire Rize-Hemşin Rize-Çamlihemşin,
Trabzon, Erzurum, Kazakistan, Kırgızistan u
Rusyain kanime dağal gabrin…. Tuxdzovis
anunire bila hamrel çgarnatsadz uruş kovumner
gon. Can(Laz) Hamşetsi(Hemşin)Gürci(Gürcü)
Poşa(Lom) Çarkaz(Çerkez) abrigun. İsa entiğ
kovumnires uruntse lizvenin, uruntse abruşnire
ter barigunalta ana, iser baroş şen çurna.
Hemşin coğrafi olarak, Doğu Karadenizin Rize
ilinin bir ilçesi olarak bilinse de, Hemşin’ler diye
de bilenen entik yapıya sahip topluluğa da
Hemşin denir. Hemşin topluluğu göç ettikleri
bölgelerde, Rize-Hemşinden geldikleri içinde
Hemşin-li olarak da isimlendirilir… Hemşinliler
Anadoluya 7.ve 8. Asırda yerleşmişlerdir. Göç
yolları İran Üzerinden gelip, Erzurum-İspir
ve Bugünkü Hemşin ilçesine yerleşmişlerdir.
Yoğunlukla Küçükbaş Hayvacılık yaparak
günümüze kadar gelmişlerdir. Suyun bol
olduğu memleket Karadeniz, sırf bu yüzden
tercih edilmiştir. Hopa-Kemalpaşa-Borçka
bölgelerinde yaşayan Hemşinliler, adına
Hemşince(Hamşetsnag) denilen bir dil
konuşulmaktadır. Hemşince, 1.Dünya savaşı
nedeniyle Hopadan Sakaryaya göç eden
Hemşinliler de konuşmaktadırlar. Hemşinliler
Rize-Hemşin, Rize-Çamlıhemşin, Trabzon
Erzurum, Kazakistan, Kırgızistan u Rusya da
birkaç bölgede yaşamaktadırlar! Karadenizde
adını bile sayamayacağımız kadar etnik kökenler
var. Laz, Hemşin Gürcü, Lom(Poşa), Rum ve
Çerkezler yaşamaktadırlar. Bu etnik yapılar
kendi kültürlerini, kendi dillerini hala korumakta
ise de bunları koruyan şey bence sadece su dur!
Hamşetsiner tergitsove çure gestelçi! İnçi?
Emmen okets herkuşi çag çur go…
Tergitse tergetsun moxirin muxtiyaca, çein
ça! Aşxaris şad dağnuke çure tsankmi gu!
Aşxaris xoxin gundulige şoğnuşan hed
xamuşin bidatsats çure kaşvi gu, tsankmi gu.
Kalikes çuris bagasitune çgannuşe abroğuk
u tergetsan pox çur arnoğuk, seftaku çağhun
yed devoğuk! Niyaze ça lerçudna modiga
hasor çelli hekuts elloğa… Latin Amerikain
kovumnik gabrin çerin bagasitune. Hasor
13
Hemşinler komşusu ile suyunu paylaşmaz!
Neden? Çünkü herkeste yeterince su vardır…
Komşu komşunun külüne muhtaçtır,
suyuna değil. Dünyanın bir çok yerinde
su, yer kürenin ısınması nedeni ile, içeme
suyu rezervlerinin tükenmekte olduğu için
milyonlarca insan susuzluk tehlikesi ile
karşıya… Suyuna muhtaç olmadığımız
komşudan, ilk yağmur yağıncaya kadar ödünç
içme suyu da istenecektir. Hayal değil Latin
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
şinvuşin ğarat devvats HES nu Barajnire çure
dzaxvuşi panove memena. Ceran şinuşin ama
ça, çure dzağhuşin ama a…
Tuğdzovusal “Abrik Pubrik”Çağhi duva
enuşin kiç menats hemal şad kiç.
Dağatunorus al lernuke hin şeer haknaguki,
meges arçeve joğviya gellak, aman arçeve
megaloksa edetian tur tur denire bededak,
“abrik pubrik yağ kuzik, Aspadzan çağharakag kuzik” çana “kedal kedel yağ kuzik,
aspadzan çağ-arakag kuzik aselov, udişi
inçigertme joğvak gu. Hast devoğe çax ta kuza
hatsin varanivar gatikme çur gatetsnegur,
arakag kuzer taa, hatse ergingniver pernergur!
Joğvadz hats u tatsane, meçkedağ dağme
gepak gudaki yarats hed. Udaki u tamnirana
“salino”xağalov gançaki gu. Duvan xelokal
çellirna kiçme oğtu hedev gelir.
Hamşetsinerun çure işoğ şeie, Haşmşetsu
Xağ(Hemşin Horonu) Dzove işa mezi, dzovun
karun-amar-aşun-tsemerin anu dzovuşe mezigi
asa gu.
Hamşetsu kovumin xağnernal mezigi çurove inçes
abradzik an asa gu. Coroğ medz kede mezigi asa
gu, an medz kede entinitus inçves nen antsnuşe
mezigi xağalov asa gu. Artvinin gannoğ anune
“dasnu çors(ondörtlü) xoronin xağna an xağe.
Anunin “Xelar çoroxi xoron”a gastevi…
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Amerikada bugün yaşanıyor! Günümüzde
yoğun olarak yapılması süregelen HES ve
Barajlar suyun ticarileşmesi ile alakalıdır!
Elektrik üretimi ile alakalı değildir!
Karadenizde de yağmur duasına çıkmaya az
kaldı, hem de çok az kaldı.
Hemşinlerin su ile ilişkileri, önce insani
zaruri içecek olduğu için nimetten sayılır.
Hemşinlerde eskiden beridir kutlana gelen
ve bugün Çamlıhemşin bölgesinde kutlanan
“Vartivor” şenliklerinde ve çeşitli şenliklerde
“su ile ıslatma” yarışları yapılırdı! Vartivor
şenlikleri aslında suyun doğaya verdiği
canlılığa da şükran günüdür!
Su, koyunun su içtiği dereler demektir.
Köyler genelde gür akan derelerin etrafında
oluşturulmuş ki, hayvanlarında rahatlıkla su
ihtiyacını karşılasın diye…
Çocukluğumuz da Yaylalarda eski elbiseler
giyinilir birimiz dilenci kılığı ile önde diğerleri
de arkada kapı kapı dolaşıp, yiyecek dilenilir
“abrik pubrik yağ kuzik, Aspadzan çağh-arakag
kuzik (Allahtan yağmur-güneş isteriz)” Yada,”
kaşuk kaşuk yağ isteruz ellağten yağmur-güneş
isteriz” denir ekmek verenler eğer yağmur
istiyor ise, bir damla su damlatır, güneş istiyor
ise de ekmeği kapı eşiğinde göğe kaldırılırdı,
öyle verilirdi! Toplanan yiyecekleri köyün
14
Çaxie! Torxuşan u goyduşe çağhun eguşin
oğteve gebçi gu…
Cemranere gücüğin meçe kuka, Mard’in 9’e(ine)
Abrilin 5’e(hink) Maisin 24’e(san u çors) xoğin
gundulige şoğnuşover elloğ çeeruşe, şad
çax gena. Torxe kaynuşe lerniver oçxernun
ertuşe, lerniver köçin ertuşe çağhoun eguş
nu parduşove gebçi gu. Hamşetsikes, maisin
seftaku çağhe xamigun, çure joğvin kelxenire
levanangun. Hemal an çağhun çure gatnivar
xarnin madzuni martsu genin. As çağhies,
hemal mağunoun ama tağ gellin. Mağun urune
bidatsats tağe andi garnu. Memal, abrilin amsun
Komekosor(kara pazartesi) astevadz or go,
an ore bed genin lobian torx enuşi ama… İsa
astadznires çurin gannuşove elloğ panerin…
Turkiyeis abroğ Hamşetsinie Hanefi meseban
Muslimanin! Çur asuşe abtez arnuş lemaz enuşa.
Merni ana an çurove poğvuşa. Muslimannike
cennatin çur go, cehennamin ço gasin aman
avdagun! An amaal dinan hed, çure baruş bidi,
ijere ganna u isa aşxarsal cennat elli…
Torğ astak goydetsak lazut arak. Ağuş u alur enuş
bidi, ağuşi ama çağatsk bidi, çağatske tartsenuşi
ama zor vazoğ ked bidi. Anu ama emmen kaği
kedoun cotin 5-10(henk-dase) çağatk go.
Tuxdzovun altune çayna. Şadme çağhot dağe
hazenoğ meg ağudmena. Tuğdzovun 210.000
(ergu harur u dase hazar) çay unnoğ mart
go. Çure şağe hazenoğ isa ağudes, aşxaris
ekolojin averiana çaysal isti hedev arançu
bes elloğça. Çayove abroğ kovumnun pana
al tejrevoğa. Çur gannaoç ana takra köçemen
elluşe gebçoğa. Anu ama çurin meg gatikin
bila medz kiner uni. İsa kines Tuxdzovus abroğ
emmen kovum kidin, Hamşetsiksal kidin,
emmen hokets çurin kine kidanuşe bidi.
Çure ked elli u vazaana, entame al soye
gastevi sevdai gançuşe…
As kedes vaza gerta
Sevdan put gena gerta
İnçenim aman sevdan
Hokisal kola gerta…
15
merkezi bir yerinde hep birlikte yeni, türküler
ve horonlarla şenlik haline çevrilirdi. Ne gariptir
hemen gerçekleşmese bile bir zaman sonra
gerçekleşirdi duanın cevabı…
Hemşinlilerin suyu anlatan şeyleri! Hemşin
Horonu denizi anlatır! Mevsimlere göre
kıyıdaki dalgayı anlatır.
Hemşin halk oyunları su ile ilişkilerimizi anlatır
. Çoruh nehrini anlatır Artvinde oynanan
“dasnu çors” 14 lü diye de bilinen “çoşkun
çoruh horonu” Çoruh Nehrini karşıdan karşıya
geçerler iken, karşılaştıkları zorlukları anlatır.
Yağmurlar! Bir çok toprak işlemi ekin yada
hasat, yağmurların tarihi ile başlar…
Cemreler, Mart 09(22), Abril 05(18) Mayis 24
(07 haziran) yer kürenin mevsimsel ısınması
ile oluşan yoğuşmadan kaynaklı oluşan
yağmurlara göre ayarlamak ekini göçü hasadı.
Hemşinlerde mayis ayının ilk yağmur suyu içilir,
saç başa sürülür, süte maya çalınıp yoğurt elde
edilir. Aynı yağmurlar arı döl ve kendilerine
hastalık ilacı verir. Ayrıca Nisan ayında
“Komekosor” dedikler de “Kara Pazartesi”
diye de bir günü beklerler ekin ekmek için. Bu
anlatılanların hepsi suyun varlığına göredir…
Türkiye de yaşayan Hemşinler Hanefi
mezhebinden Müslümandırlar! Su demek ibadet
etmek için temizlik demek öldüğünde aynı su
ile yıkanmak demek. Müslümanlar cennette su
olduğuna inanır da, cehennemde su olmadığına
inanır! O yüzden dini açıdan da suyu korumak
gerekli ki bu dünya da cennet olsun…
Ekin dedik ektik biçtik mısır aldık. Öğütülüp
un etmek gerekli, bunun içinde bir değirmen
gerekli, değirmen için gür akan dere gerekli.
Bu yüzden her derenin kenarına 5-10
değirmen bulunur hemen her köyde.
Karadenizin yeşil altını Çay! Bol yağışı seven
bu bitki, Karadenizin doğusunda 210.000
üreticinin geçim kaynağı! Suyu seven bu ürün
ekolojik denge bozulursa eğer çay üretimi
sıkıntıya girer. Su olmayınca göçler başlar! O
yüzden suyun bir damlasının bile Bu bölgede
Hemşinler de dahil hemen herkes bilir,
bilmeli… Su, dere olup aktığında yâre türkü
yakmamıza da ilham olmuştur!
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Doğa’nın Çığlığı Lazca
Adnan Avcı Bucaklişi
Kültürün şekillenmesinde coğrafyanın
oldukça fazla rol oynadığı Doğu
Karadeniz’de ekolojik tahribat
beraberinde kültürel tahribatı
getirecektir.
dil/kültür ve doğanın içiçeliğini hem
anadilim Lazca hem de Türkçe dile
getirmek istedim.
Asimilasyonu devlet geleneği haline
getirmiş ulus-devlet yapısı ve kar hırsı
için doğayı sınırsız kaynak olarak gören
sermaye Doğu Karadeniz’de kültürel ve
ekolojik tahribatı el ele yürütmektedir.
Bu gün Doğu Karadeniz’de geri dönüşü
imkansız kültürel ve ekolojik tahribatlar
birlikte yürümektedir, bunlara karşı
yürütülen hak ve özgürlük mücadelesin
de birlikte yürütülebileceğini
düşünüyorum. Bu kısa tespitin ardından
2. Yağışlı iklim, engebeli arazi, hırçın
deniz, gür ormanlar, yüksek yaylalar,
vadilerce uzanan dereler; pratik
zekalı insanlar, aksi ve inatçı yüzler,
dağınık yerleşim, ahşap mimari,
hareketli müzik ve horonlar, vadilerce
farklılaşan dil ve kültürler. Doğu
Karadeniz’in doğasının ve insanının
özeti…
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
1. Güneşin bile ıslandığı bir coğrafyada
deredeki balıklar susuz kalabiliyor.
3. Heybetli gürgenlere destanların
yazıldığı, dere sularının kutsal sayıldığı,
pınarlara selam verilen, kayaların
isimlerinin olduğu, kuşların insanlara
rehberlik ettiği bir coğrafya Doğu
Karadeniz. İnsanın doğa ile kurduğu
bağ bu denli güçlü ve derin. Laz bir
ozan kendini tanımlarken “Yağmurun
yatay yağdığı, derelerin dik aktığı bir
coğrafyanın çocuklarıyız biz.” diyor.
Yani insanlar kendilerini ve kültürlerini
tanımlarken doğadan besleniyorlar.
Şimdi hem kültür hem de doğa ciddi
tehlike altında. Birleşik bir mücadeleden
başka seçeneğimiz yok. Lazca’yı yaşatma
mücadelesi verirken, doğa tahribatına
karşı durmamak düşünülemez.
16
Doğa’nın Çığlığı Lazca
Adnan Avcı Bucaklişi
1. Mjora-ti na goitzaren ar svas, abcaşi
doloxeni çxomepe utzare dosk’udunan.
2. Doba orape, endra cendra svalepe,
morderi mzuğa, p’eci oncale, mağali
golape, rubapes na celvaonen abcape,
pratiği nosi na uğun k’oçepe, aksi do
merğuli p’icepe, goşabğeri avlape,
pitsariş mimari, zelbi muziği do
xoronepe, rubaşa ruba na goinkturen
nena do xaçkape… Yulva Mzuğauça
doğa do k’oçepeşi ozet’i…
3. Gamagundzaneri tziprepes dest’anepe
na inç’aru, abcaş çxomepe cexvameri
na uşk’unan, maçxapes selami na niçen,
p’lak’epeşi yoxope na uğun, k’inçepe
muşik k’oçepes gza na otzirams ar sva
on Yulva Mzuğauça. K’oçik doğa şk’ala
meşuşoleri on do k’ap’et’i ar t’oçite
artik’artis menk’oreri onan. Lazi ar
mat’rağudalek, ti-muşis oçinapamt’aşa;
“Mç’ima akiri na mç’ims, abcape
diki na celulun ar svaşi berepe voret
şk’u.”-ya it’us. Edo k’oçepek, tipenişi
oçinapamt’anuşani; doğaşen feizi
eç’opuman. Huy xaçka-ti doğa-ti şuri
doduman. Ok’ok’ateri ti ezduşen gale
oxenuno muti va miğunan. Lazuri şeni
şuri p’ç’irdamtanuşani; doğaşi taxribatis ti
var ezdaşa var iyen.
Lazuri Nena*
Lazi na voreşeni
Xazi maen çonape.
Ar xoloti viktare
Ngolape do onape.
Mapxa, doba va thkhvan do
Doloxeran livadi.
Bere do montaşeni
Ditzamey dida – badi.
Hakonepe maziray
Govişaşer cumape
Kuçxepeti vumbonat
Şkhuni Lazi nanape
*Lazların dili / Rıdvan Özkurt Ançhaşi
17
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Arhavi halkı HES zaferini
sokakta kutladı
Melda Onur
“Artvin’in iklimi değişti, eskiden kuru
olurdu sıcaklar, bu barajlar yüzünden
artık nem yoğun, bu durum tarım
modelini de değiştiriyor…”
Arhavi’de Ciğani Deresi üzerine inşa
edilmek istenen HES’e karşı Direniş
Evi kuran Arhavililer bir süredir davet
ediyorlardı. Bölgede yaşanan çevre ve
yaşam hakkı ihlalleri ile ilgili bir gözlem
turu yapmak üzere yola çıktık. Cerattepe,
Taşocakları, Çamlıhemşin, Ardeşen,
İkizdere notlarımızı başka bir güne
bırakıp Arhavi’ye bakalım.
Arhavi’de Ciğani Deresi üzerinde bir
süredir huzursuzluk vardı. Konaklı ve
Kemerköprü Köyleri sınırları içinden akan
derenin üzerine inşa edilmek istenen
Kavak 1-2 Regülatörü ve HES projesine
karşı temmuz ayı başında dere kenarında
bir Direniş Evi kuruldu. Karadeniz
İsyandadır Platformu eylemcilerinden
Eren Dağıstanlı ve Arhavi Doğa Koruma
Platformu üyesi Nazlı Demet Uyanık’ın
rehberliğinde yöreyi gezip Direniş Evi’ne
geldik.
Gündüz boyunca nöbet tutulan ve
akşamları da protestolara katılan
köylülerle kalabalıklaşan Direniş
Evi’ne gittiğimizde birkaç gün önceki
müdahalenin izleri görünüyordu. Direniş
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
Evi’ndeki birçok eşyaya el konmuş, asılı
bulunan şubat ayında vefat eden HES
direnişçisi Melahat Teyze’nin fotoğrafı
alınmış, direnişçilerin sprey boyaları kırılıp
dereye atılmıştı. Yani derenin HES’le taciz
edildiği yetmiyormuş gibi bir de kimyasal
madde içeren boyalarla kirletilmişti.
Pek çok dava açıldı
Ciğani Deresi’ndeki HES inşaatı MNG
Holding’e bağlı Arhavi Elektrik Üretim
Ltd. Şti. tarafından sürdürülüyor. Bölgede
birçok projeye sahip olan MNG Holding’in
Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Nazif
Günal da Arhavili. Zaten bölgede bu tür
yatırımlara giren ve halkla karşı karşıya
gelenler çoğunlukla ve ne yazık ki o
bölgenin yetiştirdiği evlatlar. Mesela
Mehmet Cengiz, Hayrettin Özaltın…
Kavak 1-2 Regülatörleri ve HES projesi,
şehir içine yapılan ilk HES olarak
belirtiliyor. Çünkü Orçi ve Sidere’nin
suyu 3800 metrelik ve şu anda inşası
süren tünelde toplanıp Cumhuriyet
Mahallesi’ne, yani şehir içine aktarılacak.
Santral da mahallede olacak ve inşa
edeceği regülatör göl alanında biriktirip,
suyun akış yönünü değiştirerek, tarım
arazileri arasından tünele alıp mahallenin
üstünde bir noktaya taşıyacak. Tünel
18
çalışması mayıs ayının başında başladı,
hâlâ da devam ediyor.
Direniş Evi kurulduğu günlerde, inşaat
sırasında iş makinaları hafriyatları
gelişigüzel bir şekilde dereye dökmeye
başlayınca, halk iş makinelerinin
önüne geçerek hukuksuz çalışmayı
engellemişti. Nazlı Demet’in dereye girip
iş makinelerini durdurmasıyla, basın
açıklamasını derede yapan halkla beraber
Arhavi’de direnişin sesi yankı bulmaya
başladı.
İnşaat hafriyatının ÇED raporunda
belirtilen alanın dışında dereye
dökülmesinden, ulaşım için kaçak
köprü inşa edilmesine kadar Kavak HES
projesinin hukuksuzluğuna karşı açılmış
10 dava var.
HES projesine açılan davalar arasında
ÇED raporunda hileli bir şekilde can
suyu miktarının yanlış hesaplanması
da bulunuyor. Kavak 1 regülatöründen
bırakılacak can suyu hesabında esas
olacak kesitin hangi noktadan alındığına
dair koordinat bilgileri raporda
bulunmuyor. Can suyu hesaplamalarını
yapan ekip, aynı bölgede yapılması
planlanan Taşlıkaya HES ve Orta HES
projelerinde de aynı en kesitlerini
kullanıyor. Yani kopyala-yapıştır
yöntemiyle farklı dereler aynı hesabın
içine sığdırılmaya çalışılıyor.
Kaçak köprüyle HES inşaatı
Direniş Evi’ni ziyaretimizin ardından
gerginliğin yaşandığı müdahalenin
olduğu yere gittik.
MNG şirketi, proje imar planının dışında
izinsiz olarak Kemerköprü Köyü ile
19
Dereüstü Köyü arasında şantiye alanına
ulaşım için kaçak bir köprü inşa etmişti.
Üstelik de DSİ’den görüş alınmadan ve
kaçak olarak inşa edilmişti.
Derenin genişliği ve orada bulunan eski
köprülerin konumlanışına baktığımızda
köprünün felakete davetiye çıkardığı
belli. Zira derenin en dar yerine yapılmış
ve bir yağmur sonrası taşkına neden
olacağı ayan beyan görünüyor. Derenin
sürükleyebileceği bir miktar taş, odun
vb. kütleyle geçişi tıkayıp baraj etkisi
yaratabilecek ve taşkına neden olabilecek
konumda.
Köprünün yıkılması için DSİ. 26. Bölge
Müdürlüğü firmaya 09.05.2014 tarihli bir
yazı göndermiş ancak köprünün yıkımı
hâlâ gerçekleşmemişti gittiğimizde.
Oysa gönderilen yazıda açıkça “Yatak
kesiti daraltılarak yapılan köprü, halkın
can ve mal kaybına neden olabilir. İnşa
öncesi Müdürlüğümüz görüşü alınmadan
yapılan mevcut köprünün kaldırılarak
dere yatağının eski haline getirilmesi
gerekmektedir” ifadeleri bulunuyor.
Bizden birkaç gün önce çıkan arbede
ve jandarmanın müdahale nedeni de
bu köprüydü. Kaçak köprüyü protesto
eden köylülere taşeron şirketin çalışanları
saldırınca jandarma da olaya karıştı.
Olaylar Noğa Çay şirketinin önünde
oldu. O sırada fabrikada çalışan Osman
Duman, dışarıda ailesinden insanların
darp edildiğini görünce dışarı fırlıyor.
Ailesini ve yaşam hakkını korumak
isteyen Osman Duman “karıştığı olaylar”
yüzünden ertesi gün çalıştığı çay
şirketinden çıkarıldı. Osman şirkete karşı
dava açmaya hazırlanıyor. Osman’ın işten
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
çıkarılma gerekçelerinden birinin şirkette
sendikalaşma çalışmaları olduğu, daha
öncesinde de HES’lere karşı eylemlere
katılmak olduğu belirtiliyor.
Kaymakam, Vali, DSİ…
Köprünün akıbetini sormak için
platformdan arkadaşlar, CHP Artvin
Milletvekillerinden Yüsel Çorbacıoğlu ve
Arhavi örgütünden arkadaşlarla Arhavi
Kaymakamı Muhammet Önder’e gittik.
Kendisinin DSİ’den şirkete gelen köprü
yıkım yazısından haberdar olmadığını
belirterek, 31.03.2014 tarihli ve yine
aynı bölge müdürün imzası bulunan
“köprü yapılabilir” kararını gösterdi.
Ancak 09.05.2014 tarihli ikinci ve yıkım
gerektiren yazı Başbakanlık Genelgesine
dayanıyordu ve eski yazıyı çöpe
viyaekoloji.wordpress.com • [email protected]
gönderiyordu. DSİ Genel Müdürü Akif
Özkaldı’yı arayarak konuyu sordum.
Mutlaka ilgileneceklerini söyledi.
Ardından yıkım konusundaki yazının
Valiliğe gittiğini öğrendik, Artvin Valisi
Kemal Cirit ile yıkım konusunda inisiyatif
alması için konuştuğumda.
Evet herkes köprü yıkılmalı diyor ama
köprü hâlâ orada…
Derken yeni bir gelişme oldu geçen
hafta. Rize İdare Mahkemesi, HES projesi
hakkında yürütmeyi durdurma kararı
verdi. ÇED Olumlu raporunda tespit ettiği
7 eksiği belirterek HES’i durdurdu.
Şimdi sıra kaçak köprünün yıkımında…
Bu daha başlangıç… (Birgün)
20

Benzer belgeler