Başkonsolos`un Gözünden Büyüleyici Şehir İstanbul 2014 Kasım

Yorumlar

Transkript

Başkonsolos`un Gözünden Büyüleyici Şehir İstanbul 2014 Kasım
Başkonsolos’un Gözünden Büyüleyici Şehir İstanbul
2014 Kasım
Büyüleyici bir şehir olan İstanbul’a görevlendirilmemden bu yana henüz 2 yıl 2 ay geçti.
Japonya’dan büyük ilgi gören bir şehir olarak, gerçekleşen etkinlikler ve ziyaret eden turist
sayısına bakıldığında bu yoğunluk pek de sıradan değildir ama bununla beraber şehir ve
insanlar öylesine hızlı ki, buradaki yıllarım ve aylarım nasıl geçti anlayamadım. Her gün bu
şaşkınlığı yaşıyorum.
Dünyanın her yerinde çok sayıda cazibesiyle önde gelen şehirler ve bölgeler vardır. Akdeniz
bölgesine de bakıldığında Roma ve Yunan adaları gibi sayısız örnek vardır. Bunların arasında
insanları en çok çeken şehirlerin cazibeleri nasıl oluşuyor acaba? Yaklaşık 2 yıldır buradayım,
çeşitli milliyetlerden insanlarla tanıştım, farklı fikirler duydum ve kişisel gezilerim oldu.
Bunları sizlerle paylaşmak ve bu vesileyle selamlarımı iletmek için uygun bir dönem
olduğunu fark ettim.
Ayrıntılı olarak (1) Her yerinde cazibe olan bir eğlence noktası, (2) Tarihe tanıklık etme
heyecanı, (3) En büyük hazine insandır, (4) Etkileyici doğu bulutları, başlıkları olarak
duygularımı paylaşacağım.
(1) Her Yerinde Cazibe Olan Bir Eğlence Noktası
İstanbul’un Asıl Cazibesi Şehir ve İnsandır
Bir yere gezi yapılması planlanırken genelde değerlendirilen etmenler, doğası, tarihi kültür
mirası, tarihsel şehri, yemeklerin bolluğu ve lezzeti, alış veriş çeşitliliği, Japoncanın
geçerliliği ve güvenlik gibi konulardır. Mesela doğa güzelliği denilince, Kanada’nın
sonbaharında sarı ve kızıl yaprakların manzarası, yemeklerin bolluğu denilince çeşitli Asya
mutfağı yemekleri, Alış veriş denilince Paris, Milano, Roma, Londra gibi önerilebilecek başka
şehirler de vardır. Peki, acaba diğer şehirlerde bulunmayan İstanbul’un cazibesi nereden
gelmektedir?
Acaba ‘dibi derin tarihin oluşturduğu çeşitli etkileyici yerlerin ve bu etkinin tamamının
İstanbul’da deneyimlenmesi, ayrıca şaşırtıcı ölçüde taşan enerjisi ve ciddi anlamda
Japonya’ya yakınlık hissi duyan insanlarla bir araya gelerek onlardan alabileceğimiz sınırsız
enerjisi’ olabilir mi? Müdavimlerinin böylesine fazla olmasının bir sebebi var bence.
Her Şeyin Tadına Varılabileceği Bir Cazibe Noktası
Sadece alış-verişle kalmayıp, mesela gençler arasında deneyimlenmemiş, umut veren bir
yükselme dönemi ve o ülkenin bir ferdi olarak bu muhteşem hissi yakından duyabilmek
büyük bir heyecandır. Burası, hareketin hızlı ve büyük yaşandığı bir şehir olmakla birlikte,
tarihin derinlemesine hissedildiği her yönden dolu, enteresan bir yerdir diyebiliriz. Bu şehirde
gezinirken bir yandan keşmekeşi hissederken bir yandan da dalgalanma hissedilerek tarihin
gözünüzün önünde akışına karşı güçlü bir arzu oluşur. Deniz ve yeşil tepeler, çeşitli alış-veriş
noktaları, lezzetli yemekler, dalgalı denizin parladığı deniz kıyısındaki kafe-restoranlarda
geçirilen vakit, tek bir kelimeyle söylemek gerekirse, ‘macera ve heyecan veren deneyimlerle
dolu şehir İstanbul’ diyebiliriz.
Yemek konusunda ise seçkin yemeklerden genele hitap eden yemeklere, Türk yemeklerinden
diğer ülke yemeklerine kadar birçok yemeğin tadına varılabilir. Mesela Mısır çarşısında
havyar ve karasumi(balık yumurtası), lezzetiyle kendini ispatlamış Levrek yemeği, Haliç’e
bakan ve yıllara meydan okuyan lokantalarda mevsiminde yenilen hamsi yaprak sarması
(Ağustos sonlarına doğru yağlanan hamsi yemekleri), sonbahardan kışa kadar hem ızgarası
hem de tavası lezzetli olan hamsi şiş, kışın karadenizin derin sularında tutulan büyük, lüks
balık kalkan, Konstantinopolis’i saran Rumeli Hisarı yakınında bulunan uzun Pazar
kahvaltılarının yapıldığı hoş mekanlar, giriş-çıkışın yoğun olduğu Marmara Boğazına bakan
gece manzaralı restoranlar, sayısı 50.000’i aşan Uygur insanlarınca sevilen, Udon’a(Japon
makarnası) benzeyen Uygur makarnası ve kendine özgü pilav yemeklerinin tadılabileceği
gerçek Uygur yemekleri ve elbette kebap, köfte restoranları. Gözlerimi alamayarak kendimi
mantı restoranında bulduğumda Türk bir tanıdığımın ‘ooo sen de burada mantı yiyorsun,
nereden biliyorsun buraya’ diyerek omzuma vurulan Kafkas yemekleri. Servisin biraz akışkan
olmamasını hiç dert etmiyorum, restoranın canlı havası ve süslü olmayan lezzetteki
yemeklerin tadı diyebiliriz.
Alış-veriş konusunda Osmanlı geleneğinde olan deri işleme tekniği ve desenlerinin
kullanıldığı, Ortadoğu ülkelerinde büyük ilgi gören deri ürünler, İran’da bile ilgi gören Türk
malı kıyafet ve çantalar, Zürih’te yaşayan yetenekli ve güzel küratörün giydiği siyah deri
ceketler, uzman İtalyan tekstilcinin Mısır Çarşısında üst katta küçük bir dükkanda etkilendiği
harika bir eşarp, İtalya ve İspanya’yı geride bırakan sızma zeytinyağı, toptancıların bölgesine
girildiğinde bilinçli alıcıları bile şaşırtan ürünler, her ülkeden insanların geldiği, kapalı
çarşının renkli ve heybetli metallerinin bulunduğu sokaklar (altın, gümüş, değerli taşlar ve
orijinal parçalar), Orta Asya gibi geniş Türk dil ailesinin havasını yansıtan el örmesi küçük
yün kıyafetler, aylar öncesinden verilen siparişleri beklerken yeni çoklu sipariş veren
müşterilerle yakından ilgilenen tezgahtarlar, Kapalı Çarşıdaki cami yakınındaki küçük
dükkanlar, Suriye’dekilerden daha iyi gerçek, doğal ve el yapımı, Japonya’da da büyük değer
gören, defneli ve şaşırtıcı ölçüde olgun zeytinyağı ve argan sabunu, nemli vücuda birkaç
damla ile yayılan zeytinyağı, kuru ciltli kişileri sevindiren, Akdeniz Bölgesinin ortasında
bulunan Isparta’da üretilen gül kokulu toniğin etkileyici kokusu. Bu şehir İstanbul, ilk gelene
sunduğu eğlence ve sürekli gelene sunduğu çekiciliği birleştirerek tat veren bir derinlik taşır.
Ayrıca, Türkiye’de Japon Dili Eğitimi(Boğaziçi Üniversitesi) ile sınırlı kalmayarak, Japon
Dili Eğitimcisi yetiştiren bölüm(Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi) bile bulunuyor olup,
birçok Türk öğrenci Japonya’ya eğitimini sürdürmeye giderek Türkiye’de geniş alanda
faaliyet göstermektedir. Japonca ile Türkçe’nin güçlü uyumu sayesinde, akıcı Japonca
konuşan rehberler ve çevirmenler artıyor olmasının yanında, yakın zamanda Japon firmaların
İstanbul’a açılmasının arkasında ikamet süresi ve Türkiye’de yaşama konusunda deneyimli
Japon tercümanların da faaliyetleri kayda değer ölçüdedir. Burada bazı yerlerde Japonca
oldukça geçerli bir dildir. Bu önemli bir güven kaynağıdır. Mısır Çarşısının kalabalığında
yürürken ‘hey!, müdür!, uğrasana!,’ gibi sesler duyuyorum. Aldırmadan devam ediyorum ve
geri dönerken ‘ooo başkanım, tekrar hoş geldin’ dediklerini duyuyorum. Hangi ara
müdürlükten başkanlığa yükseldim diye gülüyorum. Enteresan değil mi? Diplomat olsanız
bile bu kimliğe göre davranılmıyor.
(2) Tarihe Tanıklık Etme Heyecanı
Büyük Tarih Kitaplığı
Bu şehir, sıklıkla söylendiği gibi doğu-batı-kuzey-güney köprüsüdür. Coğrafi konum tarihe
sahip olmanın bir güç kaynağıdır ama bu gücün bir bölümü orada yaşayan insanlar ve onların
yarattığı tarih olup, bu durum o şehri etkileyici hale getirir. Daha önce birkaç kez merkezini
gezdiğim Roma da tarihsel derinliği olan bir şehirdir ama doğunun Roma’sı denilen bu şehir,
coğrafi konumu gereği daha karışık bir tarihe sahiptir. Roma, Poeni savaşı ve German
ulusunun istilası gibi inişli çıkışlı bir tarihi vardır. Ancak İstanbul’daki tarihin bir aradalığı
bundan çok daha fazladır. Arkasındaki küçük Asya’yı (Anadolu) sayarsak, Hitit, Bizans,
Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorlu ve şimdiki Türkiye Cumhuriyeti ile Asya kıtası
doğusundan batısına ve batısından doğusuna dağılan ırkların yaşadığı tarihin kanıtıdır.
Türklerin ilk yaşadığı bölgeden Orta Asya ve İran’ı geçerek küçük Asya’ya kadar gelen uzun
tarihe bakıldığında, biz Japonların tarih bilincinde eksik olan büyük Asya kıtası ırklarının
tarihini görebiliriz. Türk dili ailesinin en büyük ve en son durağı burası Türkiye’dir,
İstanbul’dur.
Saygılı İnsanların Yaşadığı Şehir İstanbul’un Renkliliği ve Cazibesi
Orta Doğu’da Şam gibi güzel antik şehirler vardır ve hangi şehir olursa olsun derin ve karışık
tarihin oluşturduğu bir havası vardır. O tarihsel olayların karışıklığı ve çokluğu özel bir şehir
yaratır, bu da İstanbul’un cazibesinin bir etkenidir. Renk olarak bahsedersek, geçmişi yansıtan,
farklı tonlarda sepya arka planına büyük gelişim gösteren günümüz İstanbul insanının güven
dolu bakışlarının gezindiği turuncu rengi midir? Nasıl anlatmalıyım bilemiyorum, adeta şehrin
tamamı parlıyor. Fotoğrafı çekilecek böylesine güzel şehre ender rastlanır.
Biraz daha derinine inersek, insanların canlı halleri, mavi İstanbul boğazı ile Marmara
denizinin yansıttığı güçlü ışık, canlı binaların renkleri ve tam tersi yerleşmiş camilerin renk
uyumu gibi. Yani, halka rahatsızlık veren şiddet yanlısı radikal kesimlerden çok uzak bir
şekilde, saygılı ve dingin bir İslam dininin içinde bir araya gelen camiler merkezinde
insanların taşan enerjilerinin etraflarına saçıldığı bir yerdir. İstanbul, her camide çok sayıda
insanın enerjisini kucaklayan kubbelerinin sayısız bulunduğu bir araya getirilmiş büyük bir
topluluktur. Bu, genel anlamda etkileyici bir şekilde dikkat toplayarak bizleri etkiliyor.
Cami Gezilerinin Cazibesi
Çok sayıda bulunan caminin gezilmesi, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin gezilmesi anlamına
gelir. Müslümanlar için en son ve en uzun İslam’ın yaşandığı imparatorluk olup, etkili olduğu
bölgeler, Kuzey Afrika, Orta Akdeniz kıyıları, Orta Doğu ve Kafkasları aşarak, Sultan veya
İmparatorluk üst düzeylerine adanarak yaptırılan bu camilerde, tarihteki önemli kişilerin
dönemleri görülebilir. Yani, şöyle söyleyebiliriz ki; farklı bir dine mensup bir kimsenin
Osmanlı İmparatorluğu merkezinde tapınakları gezmesi gibi bir şey olup, geniş ve derin tarihe
ulaşmanın heyecanına başka bir örnek veremiyorum. Sultanahmet ve Süleymaniye camileri
değildir sadece. Kılıç Ali Paşa (Osmanlı İmparatorluğu deniz komutanı) tarafından yaptırılan
Kılıç Ali Paşa camii de restorasyon yapılarak eski güzelliğine yeniden kavuştu. Aynı şekilde
restorasyon yapılan yanındaki hamam da rezervasyon usulü olduğu için rahatlıkla ziyaret
edilebilir. Bu şehirde her gün olağanüstü keyif alınır. Ayrıca genel kültürünüz şaşırtıcı ölçüde
artar. Bu şehirde yabancı turistler, özellikle de münferit ziyaretçiler veya müdavimlerinin
çokluğu kolaylıkla anlaşılır.
Türkiye genelinde turist sayısı 40 milyona yaklaşmakta olup, İstanbul’da bu sayı 10 milyonu
aşmaktadır. Bu arada 1 milyar 320 milyon Facebook kullanıcısının dünyanın en popüler 50
şehri sıralamasına bakıldığında, Avrupa’da Paris (2. Sırada) ve Londra’yı (3. Sırada) takip
ederek 3. Sıradadır ve dünyada ise 7. sıradadır. Bu şehirde çok sayıda gezi gereksiniminin
kolaylıkla karşılanabileceği bir iç derinlik ve genişlik vardır.
Türk Dili Ailesinin Korunması ve Tanıtılması Çalışmaları
İstanbul’da Türk kültür koruma Cemiyeti gibi bir yer bulunup (Türk Kültürü Tanıtım Vakfı
şeklinde söylenebilir sanırım) geçenlerde Türk Dili Şeref Ödülleri Töreni CRR konser
salonunda düzenlendi. Aynı salonda daha önce keman virtüözü Midori Goto bir konser
vermişti. Japonya’dan Kyoto Üniversitesi Onursal Profesörü Dr. Masahiro Shogaito’nun
Uygur ve Türk Dili çalışmalarından dolayı ödüle layık görülmüştür. Shogaito Hoca üzücü bir
şekilde 2014 Mart ayında aramızdan ayrıldığından dolayı, yerine yetiştirdiği kişi olan Tokyo
Yabancı Diller Üniversitesi Profesörlerinden Mutsumi Sugawara yer alarak Shogaito
Hoca’nın eşinin mesajını Türkçe olarak okudu. 20. yy başlarında Orta Asya ve İpek Yolu yani
Türk toprakları olan Türkmenistan’a atanan Kouzui Otani (sonrasında Nishihongan Tapınağı
22. Varisi olur) önderliğinde ‘Otani Keşif Grubu’ başta olmak üzere, Japonya’daki kişilerin
desteği büyüktür. Savaş gemisi Ertuğrul Firkateyninin Wakayama ili Kushimoto açıklarında
uğradığı kaza ile İran-Irak savaşı sırasında Türk Hava Yolları uçağı tarafından Japon
Vatandaşlarının Tahran’dan kurtarılması olayları arasında, Kouzui Otani tarafından
Türkiye’ye yatırım ve zorluk içinde olup yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik
gelişimine katkıda bulunduğu bir tarih vardır.
Törende bir başka ödüle layık görülen Kırgız Akademisyenin konuşmasında, bunu
söylemekten utanıyorum ama, doğduğumdan beri ilk kez Kırgızca duyabilme fırsatım oldu.
Ben, yabancı dil olarak sadece İngilizce ve Almanca konuşabiliyorum, Türkçeyi öğrenmeye
vakit bulamıyorum (burada üst düzey kişilerden ‘Türkçe ile Japonca akraba diller, sen de
Türkçe konuşabilirsin, bence çok kolay olur’ diyerek bana takılıyorlar.) Aynı dil ailesinden
olması bir yana, Kırgızca’nın tonlaması oldukça farklı olup, sesleri anlayamam diye
düşünmüştüm. Bu gibi Türkiye tarafından Türkçe dil ailelerinin dil ve kültür koruma
çalışmaları da, Orta Asya ülkeleri ile kültür elçiliğini destekleyen, karşılık beklemeyen bir
çaba olup, bu gibi maddi gelir beklemeyen etkinlikler Osmanlı İmparatorluğu döneminden
sonraki Vakıf (dini yardım) çalışmalarının dönüştüğü kıymetli bir durumdur.
Dil, bir milletin tarihinin izidir. İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu döneminin edebiyat arşivi
vardır. Osmanlı İmparatorluğu resmi dili, Arapça ve Farsçanın kullanıldığı özel saray dili
‘Osmanlıca’dır. Osmanlı İmparatorluğunun sayısız edebiyat arşivi, bütün olarak Japonya’nın
arşiviyle benzer ölçüde fazla olup, tam bir arşiv devletidir. O yüzden o tarihin öğrenilmesi,
yani Arapların yaşadığı Orta Doğunun tamamının tarihini görmek için İstanbul ve Orta Doğu
bölgesinde çıkarılan devlet yayınları temel olmak üzere araştırılması gerekmektedir. Osmanlı
İmparatorluğu saray dilinin çözülmesi Arapça ve Farsça dillerine hakimiyetle yapılabilir.
Japonya’da Osmanlı tarihi araştırmaları yapan genç uzmanlar, bahsettiğim İmparatorluk
arşivini kullanarak araştırmalarını sürdürerek, Türkiye’yi geniş bir şekilde yürüyerek yaşayan
Türkiye’nin tecrübesine varıyorlar. Tarih ve dilin beraber olduğu kültür alış-verişi de büyük
beklenti duyulabilecek bir durumdur.
Japonya’nın Kazı Çalışmalarıyla Ortaya Çıkan Kültür Mirası ‘Kaman’
Bahsettiğim tarih denilen olgu, ayrıca tarihi eser şekli alır. Türkiye’de çok sayıda kültür
mirası vardır. Taisei İnşaat firmasının kar amacı gütmeden uzun yıllar ciddi bir şekilde
çalışarak geçen sene Ekim ayında(2013) kullanıma açtığı Marmaray Tüp Geçit Projesi
inşaatında da çok sayıda tarihi eserin ortaya çıkarıldığı hala aklımdadır. Kazılarda çıkarılan
batmış gemi eski haline getirilerek görkemli bir şekilde tüm haliyle deniz müzesinde
sergilenmektedir. Kazı denildiğinde, İstanbul’dan uzaklaşacağız ama, Japonya’dan gelen kazı
ekibinin 30 yıla yakın kazı çalışması ve Japonya’dan maddi yardım alınmasıyla mükemmel
bir müze ve araştırma merkezine kadar kurulmuş tarihi bir bölgeyi idare eden arkeolojik
araştırma merkezi Orta Anadolu, Kaman’da bulunmaktadır.
Anadolu Arkeolojik Araştırmalar Enstitusü, Ankara’dan güney doğuya doğru yaklaşık 2
saatlik mesafede Kaman şehrinin kırsalında bulunmaktadır. Bu bölge, eski dönem İran’dan
gelen ticaret yolu civarında bulunup, bu ticaret bölgesinin kıyısında tarihi kalıntılar
bulunmaktadır. Çok sayıda insan ve tüccarların geçtiği bu yolun izler hala tarihi kalıntıların
yakınındadır. Kazı başkanı Sachihiro Omura, kazı çalışmalarını uzun yıllar yönetmiş olup,
Türk araştırmacılarının sürekli artışının yanı sıra Türk personellerin yetiştirilmesine ciddi bir
şekilde devam etmektedir. Araştırma merkezinin bahçesinde Japonya’dan gelen gönüllü
kişiler tarafından Sakura ağacı dikilmiş olup, henüz küçük küçük açsa da güzel çiçekler
vermektedir. Merkeze ait Japon bahçesi etkileyici olup, evlenecek çiftlerin düğün öncesi
fotoğraf çekimlerinde kullanmaları mutluluk verici bir sahnedir. Tam anlamıyla Anadolu’nun
ortasında ortaya çıkarılan doğal alanda kurulmuş bir Japon bahçesi. İstanbul’un kuzeyinde
Sarıyer’de bulunan Baltalimanı Japon bahçesi de çok sayıda misafir almakla beraber
Kaman’daki Japon bahçesi her mevsimin güzelliğini ortaya çıkarmaktadır.
Enstitü Başkanı Omura Hoca Japonya’da da çalışma raporlarını düzenli olarak sunmaktadır.
Önümüzdeki yıl (2015) 11-12 Şubat’ta 2 gün boyunca Mitaka Şehir kültür Sanat Merkezi
Yıldız Salon’da düzenlenmesi planlanmaktadır. 11 Şubat’ta aynı Enstitünün raporlama
toplantısı olarak 2014 yılı faaliyetleri, 29. Kaman Kalehöyük kazı çalışmaları, 6. Yazıhöyük
kazı çalışmaları ve 6. Büklükale kazı çalışmalarının raporlarının sunumu yapılarak, 12
Şubat’taki toplantıda ise bölgedeki toprak yapısının analizini sunulacaktır. Bizi binlerce yıl
öncesine götüren Anadolu ve Asya tarihinin heyecanını yaşayabiliriz.
(3) En Büyük Hazine İnsandır
Parlayan Şehir İstanbul
Ben İstanbul’a ilk kez 23 sene önce geldim. O zamanki İstanbulluların gözünde samimiyet ve
sakinlik ama aynı zamanda yılgınlık hissetmiştim. Ülkede siyaset ve ekonomi belirsiz olup,
NATO’nun üyesi olmasıyla beraber Avrupa Birliğine girmeden, modern Türkiye Cumhuriyeti
kuruluşunun olgunlaşma dönemleri arka planda olarak orta doğuyla ilişkileri yakın olmayan
bir hava ve bu durumların etkisindeki gri bir ortamdaki şehir diyebiliriz sanırım. Çeyrek
yüzyıl sonrası, şimdiki İstanbulluların gözleri güçlü, parlıyor ve ileriye bakıyor. İleriye bakan
insanların gözleri güzeldir. Açıkça görülebilir ki bu şehirde, umudu kucaklamış Türklerin
enerjisi taşıyor. Sanırım Meiji dönemindeki atalarımızın da hayali ve umudu böylesine
güzeldi.
En Büyük Cazibesi Türk İnsanı
Günlük hayatta gördüğüm Türk insanı, genelde nazik, kibar, zeki ve canlı gözlerle bakan
insanlardır. Müslüman olarak Türk insanı yabancılar başta olmak üzere misafirlere karşı
ağırlama konusunu oldukça önemser. Yabancı vatandaşlar içinde özellikle Japon
vatandaşlarına karşı misafirperverliği oldukça sıcaktır. Türk insanının Japonya’yı tanıma
seviyesi hızlı bir şekilde Japonya’yı sevme düzeyine çıkmıştır. Böyle bir ilişkisi olan iki ülke
ve halkları başka yoktur diye düşünüyorum. Benzerlerinden daha fazla Japonya’ya böylesine
yakın bir ülke Türkiye, günümüzde enerji ve özgüvenini taşıyor olup, teknolojik ülke ve
geleneksel tarihinin önemini koruyan Japonya ile omuz omuza yürüme yolundadır. Türk
insanıyla buluşmak aslında tam anlamıyla, başka bir ülkede ender rastlanabilecek sıcak ve
önemli bir tecrübe olup bir hazinedir diyebiliriz. İşte bu yüzden çok sayıda Japon, defalarca
ve uzun yıllar Türkiye’yi ziyaret ederek, çeşitli kültürel etkinlikler düzenliyor ve Sakura
fidanları dikiyorlar.
İşim gereği Konsolosluk resmi aracına Japonya bayrağı takarak araçla hareket etmem
çoğunluktadır. Otoyoldan gideceğim yere hareket ederken bayraktaki yuvarlak güneşi fark
eden kişiler araca yaklaşıyorlar. Honda motosikletiyle yaklaşarak yakıt tankına tıklayarak
‘okey’ işaretiyle gülümseyen motorcu, ‘Nihon, Nippon’ (Japonya) diyerek sürüş esnasında
olmasına rağmen iki elini kaldıran ve direksiyona elleriyle vurarak gülümseyen genç şoförler,
el sallayan kamyon şoförleri. Bu gördüklerim beni müteşekkir kılıyor. Ben de pencereden el
sallayarak yanıt veriyorum. Bu gibi manzaraları bugüne kadar ki çalışma hayatımda hiç
deneyimlemedim.
Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu ile üzücü bir şekilde tamamıyla ayrılarak yeni bir ulus
devletini zorluklarla ortaya çıkardığından dolayı, bir anlamda gelenekle olan bağlantısı
kesilmiştir. Türkler, ara vermeyen, süreklilik taşıyan tarih ve geleneği sırtında taşıyarak son
teknolojik ürünleri ortaya çıkaran Japonya’ya karşı hayranlık duymaktadır. Buna karşılık,
Türkiye’nin gerçek gelişimine destekte bulunularak, siyasi ve sivil toplumla beraber iki ülke
çok sayıda ülke ve bölge ile işbirliği içinde, bu gibi ortaklık ve işbirliği ilişkisi güçlü bir
şekilde ilerliyor durumdadır. Türklerle bir arada oluşumuz aslında bizim için en büyük
hazinedir diyebiliriz sanırım. Türk arkadaşlarımdan duyuyorum; ‘neden Japon Lisesi veya
üniversitesi İstanbul’a gelmiyor. Burada Fransız Lisesi ve üniversitesi, Alman Lisesi gibi
çeşitli okullar çok sayıda var, ama Japonya böylesine çok sevildiğinden dolayı Türkiye’nin
eğitim planlamasına bağlı kalarak Japon disiplini, estetik anlayışı ve savunma sanatları ile
geleneğinin öğretileceği bir okul olursa kesinlikle kayıt olan öğrenciler olacaktır’ diyorlar.
Gelişen Türkiye Ekonomisi ‘Tarzı ve Niteliği olan Gelişim’
Geçenlerde Türk Hükümetinde ekonomi politikası takımının dümen başı olan Başbakan
Yardımcısı Sayın Ali Babacan’ı dinleme fırsatım oldu. Türkiye şu anda Japonya’nın Meiji
Dönemi Japonya’sı gibi ‘inşa dönemi’ (Japon Yazar Mori Ogai) yaşamaktadır. Japonya’ya
benzetirsek, 2. Dünya savaşı sonrası hızlı gelişme dönemi gibidir. Başbakan Yardımcısı
Babacan, bu taze, canlı Türkiye, genç Türklerin hayalini kurduğu yeni Türkiye’nin planı ve
modelidir. Asıl şimdi sadece ‘Yapılanma reformu’, ‘Eğitim reformu’ ve ‘Kanun uygulamanın
önemi’ni daha da geliştirmek olmayarak, çevre ve yaşam kalitesi gibi yönlerde dış ülkelerle
sıkıntı yaşamdan, gelecek nesillerin gurur duyacağı bir ‘gelişim tarzı ve niteliği’ önemsendi.
Japonya ile beraber birçok ülkenin Türkiye’ye yatırım yapmayı sürdürmesi de bu planın
doğruluğunu gösterir. Japonya şu an Türkiye’ye yatırımda 7. sıraya çıkmıştır.
(4) Son Olarak: Güzel Doğu Bulutları
Marmara Boğazının Sabah Güneşi
Evim, Marmara Boğazını birbirine bağlayan 2. köprüyü uzaktan gören bir tepenin ortalarında
bulunmaktadır. Bu birkaç Japon firmasının ortak inşa ettiği 2. Köprüsü Marmara Boğazının
en dar noktasında yer alır. Uzunluğu yaklaşık 800 metre kadardır. İşte bu yüzden eskiden
Persler döneminden bu yana Asya’dan Avrupa’ya geçiş noktasıydı. Konstantinopolis
çevrildiğinde Sultanın hızlıca inşa ettirdiği Rumeli Hisarı’nın da köprünün yakınında
bulunmasının da bir sebebi vardır.
Evimden izlediğim şafak gerçekten çok etkileyicidir. Japonca’da ‘Doğu Bulutları’ denilen
güzel bir ifade vardır. Akşam güneşi için de söylenilebilen bu ifade, sabah güneş çıkarken
doğuda süzülen bulutlar için de kullanılır. Evimden Anadolu yakasının doğusunda bulunan
dağlık bölgeler ve oradan yükselen güneş görünür. Yılda sadece birkaç defa yaşanır ama,
bulutlar dağlık yerlerde yoğun ve sabah güneşi dağlık bölgelere çıkmadan önce sadece birkaç
dakika bu süzülen bulutlara vuran sıcak güneşin ışığı ile dağlık yerlerin gökyüzüyle bir olarak
kırmızı-turuncu bir renge bürünüyor. 2 yıl içerisinde bu manzarayı sadece birkaç defa
görebildim. Bir fotoğraf karesiyle bu manzarayı çekebildim, sizinle de paylaşmak istiyorum.
Dünyada etkileyici manzara çok sayıda vardır. İsviçre’nin güney doğusunda 1800 metre
rakımda bulunan bir üsten görünen gökyüzü hareketleri ve renklerin mükemmelliği,
Japonya’nın her bölgesinde açan akçaağaç yapraklarının güzelliği gibi sayısızca örnek vardır.
Sabah güneşinin güzelliği olarak İstanbul’dan daha etkileyici bir yer olmadığını ve hatta bir
numara olduğunu düşünüyorum. İstanbul’u ziyaret eden turistlerin birçoğu otel odasından
doğu tarafının gökyüzünü seyreder ve sabah güneşiyle parlayan Marmara Boğazının keyfini
çıkarır. Japonya ile Türkiye arasındaki saat farkından dolayı erken uyanılır, o anda pencereye
giden gözlerle karşılaşılan sabah güneşinin güzelliğinin etkisine kapılan birçok kişi vardır
diye düşünüyorum.
İstanbul’un albenisi herkes tarafından farklı farklı duyulur. İstanbul’u yeniden ziyaret etmek,
tekrar tekrar ziyaret etmek kesinlikle değerli bir durumdur. Türkiye ve Türk insanı ile
kaynaşmak için atılan bir adım, sizi heyecanlandıran bir deneyim olmakla beraber, 21
yüzyılın dostunu bulabileceğimiz ender bir yer diyebiliriz.
Japonya İstanbul Başkonsolosu
Keiji FUKUDA