13 - Dergi Bursa

Yorumlar

Transkript

13 - Dergi Bursa
Şubat 2013
Fiyat›: ¨ 7
13
www.dergibursa.com.tr
K E N T
R E H B E R İ
V E
Y A Ş A M
D E R G İ S İ
Zeki
Müren
Özel
DOĞU EKSPRESİ - GRANADA - MUDANYA TRENİ - FACİT - TRAMVAY - ESKİ BURSA MUTFAĞI
ESKİ BURSA FOTOĞRAFLARI - KLASİK ARABALAR - EN İYİ SERİ FİLMLER - NOSTALJİ
1
arka plan
Yıl: 3 Sayı: 13 / Şubat 2013
ISSN: 2146 - 1457
Yerel Süreli Yayın (2 Aylık)
www.dergibursa.com.tr
İmtiyaz Sahibi ve Yayın Yönetmeni
Engin Çakır (Sorumlu)
[email protected]
Yazarlar
Ayşegül Alkış,
Dilek Şen,
Emine Civanoğlu,
Gökay Öngör,
M.Ömür Akkor,
Özgür Çakır,
Özgür Taşkıran,
Serkan Duru,
Sezai Evans
www.dergibursa.com.tr
Yayıncı / Yapımcı / Yönetim
Yayın ve Reklam Koordinatörü
Emine Korku
[email protected]
Grafik Tasarım
Photo Graphica Creative
[email protected]
Enise Güleryüz
Çekirge Mah. Selvili Cad.
No:12 Çelebi 2 Apt.
D.1 Osmangazi / BURSA
T. (0224) 233 87 11
www.photographica.com.tr
[email protected]
Fotoğraf
Demet Argun Güngör, Engin Çakır,
Özgür Çakır, Sezai Evans
Çorbada Tuzu Olanlar
Ahmet Erdönmez, Aziz Elbas,
Burçin Dermenci, Emir Kurtaran,
Dilek Yıldız Karakaş, İrem İlyas,
Uzm.Dr. Ferda Firdin, Dr. Mine Akkuş,
Serpil Tekin, Op.Dr. Sena Kutucu,
Sevtuğ Olgaç, Op.Dr. Yavuz Selim Dayıoğlu
Reklam İletişim / Abonelik
[email protected]
[email protected]
T. (0224) 233 87 11
2
Baskı
Dağıtım
www.furkanofset.com.tr
www.seckurye.com.tr
Dijital Yayıncılık
Dergi Bursa, Photo Graphica tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Dergi Bursa’nın isim ve yayın hakkı Photo Graphica’ya aittir. Yayımlanan yazı, fotoğraf ve
konuların her hakkı saklıdır ve tüm sorumluluğu eser sahiplerine aittir. İzin alınarak ya da kaynak
gösterilerek alıntı yapılabilir. Reklamların sorumluluğu reklam verenlere aittir.
Dergi Bursa, “Basın Meslek İlkeleri”ne uymaya söz vermiştir.
3
plan
plan
tek karede Bursa Bursa’dan nostaljik kareler
8
odak noktası
Eski Bursa’nın nostaljik izleri
20
dosya
“Sesiniz ne kadar güzel!” - Zeki Müren
30
manevi
Eski Bursa’nın manevi izleri...
46
bursa dokusu
Bursa raylarının hikayesi
50
detaylı bakış
Biraz ağır, biraz aksak Mudanya treni
54
yakın plan
Bursa’nın tramvay rüyası - Aziz Elbas
58
gezi-yorum
Doğu’dan Batı’ya 1928 km, 36 saat “Doğu Ekspresi”
66
Bursa mutfağı
Bursa’dan “yemek” nostaljisi - M. Ömür Akkor
80
çizgi üstü
Geleceğe mektup - Gökay Öngör
86
sağlık
Uzman yazıları ile sağlık konuları
88
uzaktaki yakın
Zil, Şal ve Gül “Granada” - Özgür Çakır
94
foto öykü
Kamondo merdivenlerinde - Emine Civanoğlu
108
efsane kareler
Müziğin yaşayan “kralları” ve “kraliçeleri”
112
dosya
Geçmişin efsane makinaları
116
g.zaman kipinde
Artık hesaba katılmayan hatıra “ Facit”
126
film şeridi
Klasikleşmiş “seriler”
128
eğitimin psikolojisi
Çocukların nostaljiden anladıkları - Ayşegül Alkış
142
d. armağansın İkna etmek ve yorumları etkilemek - Sekan Duru
144
köşe
Vazgeçme - Dilek Şen
146
hobi kulübü
Kaldığımız yerden - Özgür Taşkıran
148
rehber bursa
Bursa’nın yaşam rehberi
150
www.dergibursa.com.tr
4
5
editör notu
“Geçmişi doğru
kullanma kılavuzu”
Söze ilk olarak bu ayki temamız olan
nostaljiyi “yakın plan” açıklayarak
başlamak istiyorum. Kelime kökleri
kimi zaman çok resmi kalsa da,
kelimenin anlamını çözmenin en kısa
yolu olabiliyor: Nostalgie (Fr) ya da
Nostalgia (Ing) sözcüğü bu dillerden
bizim dilimize geçerek “nostalji”
biçiminde yazılmaya başlanmış.
Sözcüğün geldiği Latince ve eski
Grekçe kelimelerin kökleri ise şöyle;
Grekçe nostos = yuvaya dönüş ile yeni
Latincedeki algia = hastalık...
Nostos+algia = nostalgia olarak
birleşiyor. Bunun da eski Türkçemizdeki
(Osmanlıcadaki) anlamı nostalgia =
daussıla... Bunu günümüz Türkçesine
aktarırsak “sıla hastalığı” olarak
aktarabiliriz. Demek ki bu kelime
“yurdundan uzak kalan birinin yuvasına
duyduğu hasreti” açıklıyor. Diğer
bir deyişle yurt özlemini, yurtsamayı
betimliyor. Ne var ki, 1920’li yıllarda
“eski semtlere, eski moda anlayışına,
eski şarkılara, eski yaşam biçimlerine”
de özlem duyularak bunları anlatacak
bir sözcük aranmış, karşılık olarak
da “nostalji” sözcüğü üzerinde karar
kılınmış... Bu etimoloji kurallarına
aykırı olsa da yerleşmiş ve toplum
algısında yer etmiş bir kullanım. Biz de
çekinmedik bu algının üzerinden gittik,
sürç-i lisan varsa affola...
Kelime kökü bir yana esas söylemek
istediklerimize gelelim: Dergi
Bursa iki yılı geride bıraktı ve
yıldönümü saydığımız bu sayı ile
3.yılına “merhaba” dedi. Demem o
6
ki, temamızın “nostalji” olmasına
şaşırmamanız gerek. Yıldönümüne
yaraşır bir sayı olmalıydı ve buna
en uygun tema nostalji oldu. Önce
aklımıza gelenleri sıraladık, uzun da bir
liste çıktı. Fakat “fazla söze ne hacet”
diyerek içinden bazılarını seçmeye
karar kıldık. Bunların başlıcası “Zeki
Müren” oldu. Sanat müziğinin eşliğinde
keyif dolu sayfalar “meşk” ettik. Fakat
bu şehirde hala neden bir “Zeki Müren
Müzesi” yapılamadı anlayamadık,
üzüldük.. “Eski Bursa fotoğrafları” ile
sizlere nostaljik anlar yaşatalım istedik.
Çok değerli yazarımız Ömür Akkor ise
“Bursa Mutfağı’ndan nostaljik yemekler
seçti. Yine Bursalıların içerisinde
“uhde” kalmış bir konuya parmak
bastık; Mudanya-Bursa treni...
Malum bugünlerde şehiriçinde tramvay
yolu çalışmaları da var. Yıllar evvel
düşünülmüş fakat hayata geçememiş
bir “uhde” daha tramvay Bursa için.
Aynı şekilde yıllar evvel bizi terk etmiş
olan kara trenin hikayesi... Umarım
o günleri yad ettiğimiz sayfalara
misafir olurken, nostaljinin sonradan
kazandığı kelime anlamı gibi geçmiş
zamana karşı özlem duyar ve
sabırsızlıkla rayların Bursa’ya tekrar
kimlik kazandırmasını istersiniz...
Çünkü şahsen ben demiryollarının
eksikliğini yıllarca hissettim. Umarım
özlemimiz son bulur ve bir an önce
raylarımıza kavuşuruz. Elbette yıllar
evvel gelen hafif raylı sistem Bursaray
ve Cumhuriyet Caddesi’ndeki nostaljik
tramvay ile buluştuk ancak birer birer
kavuşacağımız tramvay, tren, ve hızlı
tren ile tüm Bursalıların özlemi son
bulacak. Bu arada Bursa’nın gururu
olan “ipekböceği” de konuklarımız
arasında. Bu konuya ek olarak size
sunduğumuz bir mihenk taşı daha
var: Doğu Ekspresi. Umarız Doğu
Ekspresi’nin raylarından tüten nostalji
hoşunuza gider.
Dergide Bursa temelli konular kadar
nostalji temasına uygun birçok
konu da var: buna en güzel örnek
ise efsaneleşmiş klasik arabalar...
Ayrıca sinemada da bir nostalji turuna
çıktık. Gelmiş geçmiş en iyi “seri
filmleri” sıraladık. Geçmiş zaman kipi
köşesinde ise Facit’in kayıp giden
hikayesini yazdık... Değerli yazarlarımız
ve uzmanlarımız da içeriğimizi güçlü
kıldı. Uzun lafın kısası “derin ve
geçmişe tebessüm ettiren” bir sayı
oldu diyebilirim. Dilerim ki geçmişi
doğru okuyup size doğru cümleler
ve konularla aktarmışızdır. Dilekolay
geçmişe kılavuz olmak kimin haddine.
Geçmiş hakkında “söz ettik” diyelim.
Geçmişin ışığında, geleceğimiz aydın
olsun.
Keyifli okumalar.
https://twitter.com/#!/editornotu
[email protected]
ır
k
a
Ç
n
i
g
En
7
tek karede bursa
Çekirge, Bursa - 03.11.2009
Bursa köşklerinin “ata”sı
Cumhuriyet’in 50. yılında, Kültür Bakanlığı tarafından “Atatürk Müzesi” olarak ziyarete açılan bu tarihi
köşk; Bursa’daki sivil mimarinin en özel örneklerinden birisi olmasıyla buram buram nostalji kokuyor...
8
9
tek karede bursa
Mudanya
köşkleri
Mudanya’da Osmanlı
döneminden kalan pek çok
cami ve sivil mimarlık örneği
bulunuyor. Tahir Paşa Konağı
ve Mudanya Mütareke Evi
bunların en bilinenleri. Zamanın
izleri hepsinin üzerinde...
Ahşap evlerin bulunduğu Rum
Mahallesi (şimdiki Halitpaşa Mahallesi)
Piçiretu adlı bir İtalyan mühendis
tarafından planlanmış. 196 tarihi
bina bulunuyor. Ancak birçoğu
ilgisizlikten zor durumda. Aslında
Türkiye’de bu kadar çok tarihi konağın
bir arada bulunduğu çok az yer var.
Bu anlamda turizm açısından iyi
değerlendirilemediği de bir gerçek.
Mahallede evler o kadar iyi planlanmış
ki, nereden bakarsanız bakın denizi
görebiliyorsunuz. Eski caminin
kuzeyinde gayrimüslimler, güneyinde
Türkler otururmuş. Mütarekeden sonra
Rumlar Yunanistan’a gidince, Girit’ten
gelen Türkler buraya yerleşmiş. Aslında
Mudanya’nın yerlisi yok denecek kadar
az artık. Mütarekenin imzalandığı 1922
yılına kadar burada 45 hane Türk nüfus
varmış. O nedenle bugün Mudanya’da
Mudanya’nın yerlisinden çok Girit
göçmeni, Bursa ve başka şehirlerden
gelip yerleşenler bulunuyor. 18 yy
konaklarından oluşan bu mahallede;
vitrayları, bitki ve geometrik tavan
süslemeleri, kalem işleri ve ahşap
dokuları ile dikkat çeken bu köşklerin
birçoğu türünün ender örneklerinden...
Mudanya / Bursa - 25.04.2010
10
11
tek karede bursa
“Eski bir
Bursalı”
Bursa’ya sağladığı istihdam
ve katma değerler ile tarihte
nostaljik bir başarı hikayesi
olarak yaşayan Merinos’tan
arda kalanlar Bursalıların
zihninde yer etmeye devam
ediyor. Bu fotoğraf ise Merinos
çalışanlarından geriye kalan
saat ücreti 5 kuruşluk bir iz.
Sümerbank Merinos Yünlü Sanayi
Dokuma Fabrikası, Türkiye’nin ilk
sanayileşme atılımları çerçevesinde
“yünlü tekstil girdileri fabrikası” olarak
kurulmuştu. Temeli 28 Kasım 1935’te
dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve
İktisat Vekili Celal Bayar tarafından
atıldı. Fabrikanın yapımını ünlü işadamı
ve girişimci Nuri Demirağ üstlenmişti.
İki yıla yakın bir sürede tamamlandı.
Açılışı, 2 Şubat 1938 tarihinde, Bursa’ya
yaptığı 17. ziyaretinde Cumhurbaşkanı
Mustafa Kemal Atatürk tarafından
yapılmıştı.
Bursa’da 16 bin 140 eğirme ve 7
bin katlama iğlik bir iplik fabrikası
olarak üretimine başlayan Merinos
Fabrikası, 1963 yılından sonra hızlanan
sanayileşme sürecinin başlamasından
gelişimine dek Bursa ekonomisine en
önemli katkıyı sağlayan kurum haline
geldi. Faaliyet gösterdiği 66 yıllık
süreçte Türk sanayisine hizmet veren
Merinos Fabrikası, 2010 yılından bu
yana Atatürk Kongre Kültür Merkezi
olarak Bursa’ya hizmet vermeye devam
ediyor.
Merinos Fabrikası, Bursa - 02.11.2005
12
13
tek karede bursa
Özleyene
Merinos’tan
kumaş
paketleri
Merinos Fabrikası, Bursa - 02.11.2005
14
15
tek karede bursa
Aşkından
deliren
bir Bursa
nostaljisi
Kızyakup Mahallesi’ndeki
parkta, Osman Gazi, Orhan
Gazi, Ahmet Hamdi Tanpınar,
Zeki Müren gibi ünlülerin arasına
konulmuş bu Deli Ayten heykeli,
Bursalıların belleğinde artık
nostaljik bir iz...
Bursalılar Deli Ayten’i “iyi” bilirler.
Geçmişten gelen, tebessüm ettiren bir
anıdır Ayten. Bu şehrin bir döneminin
sembollerinden de denebilir onun için.
Omzundaki davulu, elindeki cümbüşü,
kolundaki rengarenk çantaları ile
Bursa’nın farklı bir rengiydi. En kırmızı
rujuyla dudaklarını boyar, sabahtan
akşama kadar o çarşı senin bu pazar
benim dolaşıp dururdu. Esnaf onu çok
severdi. Kapalı Çarşı’nın girişinden bir
davul sesi duyulurdu önce. Can sıkıntısı
yerini neşeye bırakırdı ansızın. Bir
uçtan diğerine geçerdi çarşıyı. Sonra
da geldiği yoldan cümbüşünü inleterek
geri dönerdi.
Tam adı Ayten Şenaşık’tı.
Çocukluğunda ateşli hastalıklarla
boğuşmuştu. 16-17 yaşında genç bir
adama aşık olmuştu. Kendisinden beş
altı yaş büyük olan Cümbüş Hasan
(Bayındıroğlu) da sevmişti Ayten’i. Ama
ailesi çok içki içiyor diye kavuşmalarına
engel olunca, aşkından yanıp tutuşan
Ayten, yemeden içmeden kesilmişti.
Altı yılın sonunda rıza göstermişlerdi
evlenmelerine. Ama iş işten geçmişti.
Alkolizme kapılan Cümbüş Hasan da
zeten evi terk edip gitmişti. Ayten de
kocasından kalan cümbüşü eline alıp,
davulu boynuna takmıştı. Sokak sokak
dolaşıp Hasan’ı arıyordu... Birkaç
yıl sonra Hasan hastalanıp ölünce
defter tamamen kapanmıştı. Ayten de
kalan ömrünü sokaklarda tamamladı.
Kızyakup’taki kulübesinde 12 Mart
1992 günü ölü bulundu. Ertesi gün
Pınarbaşı’nda 3 binden fazla Bursalının
katılımıyla defnedildi. Bursalılarla anıları
ise hala dillerde.
Kızyakup Kent Parkı, Bursa - 27.01.2006
16
17
tek karede bursa
Bursa yolu
Ulaşım ağlarının merkezinde
kalan konumu sebebiyle gidip
geleni çok bir şehirdir Bursa.
İstanbul’a gidip gelen herkes
nostalji esintileri arasında
Eskihisar-Topçular feribotlarında
böyle bir sahneye tanık
olmuştur.
Marmara Denizi - 17.01.2011
18
19
odak noktası
Bursa, 1870
Eski Bursa’nın nostaljik izleri
Odak noktası köşemizin bu ayki konuğu “Eski Bursa...” Nostalji temalı bu sayımıza çok yakışacağını
düşündüğümüz bu fotoğraflarla, zaman tünelinde gezeceğiniz keyifli dakikalar dileklerimizle...
Fotoğraflar: Bursa Büyükşehir Belediyesi arşivi
20
Yeşil Türbe, 1894
Abdal Köprüsü, 1890
21
odak noktası
Çekirge Yolu, 1894
Çekirge’den Kaleiçi’ne giden yol, 1894
22
Emir Sultan ve Yıldırım Cami, 1894
Okçular Çarşısı, 1894
23
odak noktası
Muradiye, 1870
Gemlik Yolu, 1894
24
Temenyeri’nden Bursa, 1890
Hünkar Köşkü, 1890
25
odak noktası
Orhan Gazi ve Osmangazi Türbeleri, 1890
Işıklar Askeri Lisesi, 1901
26
27
odak noktası
Yeni Kaplıca / Kükürtlü, 1890
Eski Kaplıca, 1890
28
29
dosya
Zeki Müren
Fotoğraf ve dokümanlar: Bursa Kent Müzesi arşivi, Zeki Müren’in yeğeni Sevtuğ Olgaç,
Demet Argun Güngör, Engin Çakır, vikipedi, TRT Zeki Müren belgeseli, Batmayan Güneş
belgeseli, Bir yudum insan belgeseli, zekimuren.net
“Sesiniz ne kadar güzel!”
Rast, Hüseyni, Muhayyer, Tahir, Yegah, Neva, Gerdaniye, Eviç,
Ferahnak, Segah, Kürdi, Acemkürdi, Acemaşiran, Muhayyerkürdi,
Ferahfeza, Sultaniyegah, Hicaz, Nikriz, Zavil, Nihavend,
Şedaraban, Neveser, Suzinak, Hicazkar, Bestenigar, Zirgülelihicaz,
Şefkefza, Hüzzam, Karcığar, Bayatiaraban, Çargah, Saba ve
Muhayyer kelimeleri onun için “hayat” demekti. Her makamda
yüreği daha farklı atıyordu.
Hazırlayan: Engin Çakır
(d. 6 Aralık 1931, Bursa
ö. 24 Eylül 1996, İzmir)
30
“Bir hoş sada”ydı dinlediğimiz.
Ama asıl olan onun bize duyduğu
saygıydı; “Her zaman olduğu gibi
hepinize en engin sevgilerimi, en
derin hürmetlerimi arz ediyorum,
lütfen kabul buyurunuz efendim. Sağ
olunuz...”, “Canımdan çok sevdiğim
aziz ve muhterem dinleyicilerim ve
de çok saygıdeğer seyircilerim; şu
anda huzurlarınızda olmak ne kadar
mutluluk veriyor bana, bir bilseniz...
Kelimelerle tarif edemiyorum efendim.
Her şey gönlünüzce olsun diyorum. Her
zaman olduğu gibi en içten sevgilerimi
ve en derin hürmetlerimi sunuyorum
sizlere...”
Zarafetin Türkçedeki karşılığıydı
Her adımı olay, her yaptığı sükseydi...
Saz heyetine giydirdiği “smokinler”
ile gazinolara "ciddiyet" getirmişti.
Küpeyle, mini etekle sahne aldı.
Çankaya davetine "apartman topuklu"
ayakkabılarıyla katıldı; Türkiye'de
gündem Zeki Müren'di... Yaşamı
boyunca hep tartışılan, gündemde
kalan kişi oldu. Fevkalade olan Türkçesi
her zaman örnek oldu bize. Hele bir de
"canlarım" deyişi vardı ki komedyenler
Zeki Müren'i taklit ederken bu sözden
yola çıkarlardı. TRT’de yayınlanan ve
Halit Kıvanç’ın sunduğu “Sarmaşık”
programına katılan Paşa’nın Türkçedeki
en uzun olan tekerlemeyi canlı yayında
bir çırpıda söyleyebilmesi de buna
en güzel kanıttı:(internette videosu
var, mutlaka izlemelisiniz) "Bu tarlaya
bir şini kekeremekere ekmişler. Bu
tarlaya da bir şini kekeremekere
ekmişler. Bu tarlaya ekilen bir şini
kekeremekereye boz ala boz başlı pis
porsuk dadanmış. Bu tarlaya ekilen bir
şini kekeremekereye de boz ala boz
başlı pis porsuk dadanmış. O tarlaya
ekilen bir şini kekeremekereye dadanan
boz ala boz başlı pis porsuk, diger
tarlaya ekilen bir şini kekeremekereye
dadanan boz ala boz başlı pis porsuğa
demiş ki sen ne zamandan beri bu
tarlaya ekilen bir şini kekeremekereye
dadanan boz ala boz başlı pis
porsuksun? O da ona cevaben sen
ne zamandan beri o tarlaya ekilen bir
şini kekeremekereye dadanan boz
ala boz başlı pis porsuksan ben de o
zamandan beri bu tarlaya ekilen bir şini
kekeremekereye dadanan boz ala boz
başlı pis porsukum demiş."
31
dosya
Sahnedeki Zeki Müren
Dünya onun için ışıltılı, spotlar altında
terlenen, bol alkışlı bir sahneydi.
Bu yüzden hem sahnede hem gün
ışığında sürekli rolünü oynuyordu.
Gerçek Zeki Müren hangisiydi,
bilinmiyordu. Ama o hep “kendisi”
oldu, şarkı söylerken de film çevirirken
de. Epilasyonlu, korseli, cımbızlı ve
rujlu Zeki Müren dünyasını Altın Plak
ile ve bitmek tükenmek bilmeyen
alkışlarla dolu Zeki Müren dünyası ile
birleştirebilmesi bile başlı başına bir
olaydı. O kendisini seyredenler için
bir “Zeki Müren” yaratmıştı. Seyirci
de sadakat ile boyun eğmişti buna. O
ünlendikçe dünya etrafında dönüyor ve
değişiyordu. Zeki Müren çelişkili ruh
hallerinin de karşılığıydı; yalnızdı, neşeli
ve coşkulu, bazen de kederli... Hiç
kimseye benzemiyordu. Spot ışıkların
altında, neonlarla çevrili bir dünyada
aykırılıklar da onda temsil ediliyordu,
32
saygı da... Geçmişe de geleceğe de
selam ediyordu. Zamana da ayak
uyduruyordu.
İlkleri ve ilkeleri, inişleri çıkışları, özel
yaşamı ve ruhunda kopan fırtınalarıyla
sahiden de “müstesna” bir kişilikti.
Ülkenin her köşesinde cinselliği ile
ilgili pek çok şey kulaklara fısıldansa
da ortak bir sözbirliği edilmişçesine
bu yanı gündeme getirilmiyordu.
Kim bilir, bize sunduğu saygısını
böyle ödüyorduk belki de. Hayatınıza
erkekler girdi mi sorusuna “evet,
platonik olarak tabi ki. Ben bütün
güzellikleri severim. Kuşun da, kadının
da erkeğin de...” diye yanıt verebilen
Zeki Müren, milyonların sevgisini
kazanmıştı. Zarifliği, zarafeti ve
saygınlığı onu yücelttikçe yüceltiyordu
ama o alçakgönüllü ile oracıktaydı.
Her zaman yenilikler peşindeydi.
Kendisini dinlemeye gelenlere daha
yakın olmak ama hakim durumunu da
koruyabilmek için, seyirciler arasına
uzanan “T” şeklindeki sahne yapısını
düşünüp yaratmıştı. Sahnedeyken
kadınların sutyen ve külot, erkeklerin
ise gül yağmuruna tuttuğu ilk ve tek
sanatçıydı.
Yalnız bir “yaşam”
Nükteli konuşan, gerektiğinde argoyu
da kullanan, lafını hiç esirgemeyen,
tabir yerinde ise “bülbül gibi şakıyan”,
arabeskten klasik musikiye kadar
her tür müziği okuyan, bazen vefalı,
bazen kıskanç, bazen nazik, bazen
narin, çoğu zaman da “baskın” olan,
hem papyon takıp hem etek giyen,
hem tıraş olup hem ruj süren, hem
salıncaktan hem podyumdan inen
ama kalabalıkların arasında kendini
“yalnız” hisseden bir Zeki Müren vardı.
“Kimsesizlerin kimsesiziyim, yalnızım”
diye boşuna dememişti ya...
Zeki Müren TRT'de yayınlanan
belgeselinde eskisi gibi şiir
yazmadığını, beste yapamadığını
söylüyordu. Nedenini de şöyle
açıklıyordu: "Şiir yazmak, beste yapmak
için aşık olmak gerek." Evet yalnızdı
Paşa. O kadar yürekten yaşadığı sanat
yaşamına rağmen yalnızdı.
Filmlerdeki besteler
Dünyada Elvis Presley ne ise
Türkiye’de Zeki Müren de oydu. “Sanat
Güneşi” döneminin en yaratıcı, en
farklı, en renkli, en şaşalı, en sıra dışı
ve en yenilikçi sahne yıldızıydı. Çok
yönlüydü. Tiyatro yapıyordu. Anena'da
"Çay ve Sempati"yi oynadı. Resim
yapıyordu aynı zamanda. Birkaç
sergi açtı. 1965 yılında yayınlanan
"Bıldırcın Yağmuru" isimli kitabında
“Pembe Yağmurlar, Bursa Sokağı,
İkinci Sadık Dost, Çim Makası, Son
Kavga, Bu Bestecikler Sana, Alınyazım,
Kazancı Yokuşu, Kendimi Arıyorum”
gibi şiirleri yer alıyordu. Akademi’deki
tahsilinde desinatörlük de öğrenmişti.
Kendi sahne kostümlerini tasarlardı.
Çevirdiği filmler ilgiyle takip edildi.
Çoğu filmlerine isim olmuş besteleri
de vardı: "Hatıralar", "Kahır Mektubu",
"Beklenen Şarkı", "Gurbet Yolu Hasret
Dolu", "Manolya" gibi besteleri yıllarca
dillerden düşmedi. Hepsi ayrı bir
yer ediniyordu: "Zehretme Hayatı",
"Beklenen Şarkı", "Gül ve Bülbül", "Bir
Demet Yasemen", "Bir Tatlı Tebessüm",
"Tekrar Bana Dönsen", "Bu Aşkın
Istırabı", "Yaz Yağmuru", "Hayat Bazen
Tatlıdır", "Yoksun Bu Gece", "Altın
Kafes", "Deva Bulmayacak mı?",
"Kalbimin Sahibi", "Aşktan da Üstün",
"Kırk Plak", "Hep O Şarkı", "Gurbet",
"Hindistancevizi", "Düğün Gecesi",
"Rüya Gibi", "İstanbul Kaldırımları",
"Katibim", "Bahçevan", "Son Beste..."
Bazı şarkıları çok yoğun bir ilgi
görüyordu. Bahçesine “manolya” ağacı
ekip yıllar boyu açmasını bekleyenler
dahi oldu!
Müren'in son repertuvarı
Öylesine keskin vurdu ki sesi meyhane
ve gazino salonlarına; içen herkes
ona saygı duydu. En güzel, en lezzetli
ve en saygı duydukları mezeleriydi
Zeki Müren... Onsuz dertler hakkını
bulamıyor, feryatlar eksik kalıyordu.
Özellikle fantezi müzik alanında icra
ettiği eserler “derinden” etkiliyordu...
Öyle ağlıyordu ki dizeler, ruhumuzla
dertleştik çoğumuz. Zeki Müren 7
şarkılık kasetini tamamlayamadan
aramızdan göçtü. Sahnelerde verdiği
3 yıl aradan sonra; Müren'in çıkarmayı
düşündüğü son kasetinde okumayı
düşündüğü ilk şarkı, Ajda Pekkan ve
Muazzez Abacı ile birlikte, "Kimseye
etmem şikayet", ikinci şarkı "Bir ihtimal
daha var" olacaktı. Üçüncü sırada
33
dosya
Zeki Müren’in Emir Sultan Mezarlığı’ndaki kabri
"Gündüzüm seninle gecem seninle"
şarkısıydı. Müren; daha sonra sırasıyla
"Doymadım sana", "Dediler zamanla
hep" ve "Beklenen Şarkı" parçalarını
okumayı planlıyordu. Fakat bu arzusu
gerçek olamadı. Yaşlanan Zeki Müren
kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı
yüzünden 1980'den sonra sahne
hayatından ve musikiden uzaklaştı.
Bodrum'daki evine kapandı, münzevi
bir hayata başladı. 45 yıl önce Ankara
Radyosu'nda ilk şarkısını okuduğu
12 numaralı mikrofon ile başlayan bu
billur sesin yaşamı, TRT stüdyolarında
yine o aynı mikrofonu ödül olarak
alırken son buldu. 24 Eylül 1996 Salı
günü, TRT İzmir Televizyonu'nda
kendisi için düzenlenen tören
sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu
vefat etti. Cenazesi görülmemiş bir
halk kalabalığının katılmasıyla büyük
bir törenle kaldırıldı. Bu çok sevdiği
halkıyla son bütünleşmesi oldu.
34
Zaten kendi deyimiyle
TRT’de doğmuştu, orada
ölecekti...
Dertli gönüllere girendi
Zeki Müren. Öyle ki Emir
Sultan mezarlığındaki
kabrini 2000 yılında ziyaret
ettiğimde karşılaştığım
sahne şu olmuştu;
hemen yanı başında
bir rakı şişesi, altında
da bir not vardı: “şimdi
uzaklardasın...” Bugün ne
vakit onu dinlesek gönül
penceremizden ansızın
bakıp geçiyor Zeki Müren.
Onu kaybettiğimizde
üzülmeyen yoktu. Tüm
toplum onu seviyordu,
şimdi ise özlüyor. Ruhu
şad olsun.
35
dosya
Ona yaraşır bir “hayat hikayesi”
Bursa’da başladığı orta öğrenimini
İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’nde
tamamladı. İstanbul’da Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi’nin Yüksek
Süsleme Bölümü Sabih Gözen
Atölyesi’nden mezun oldu. Desen
çalışmalarını öğrencilik yıllarından
başlayarak pek çok kez sergiledi.
Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet
Gerçeker’den aldığı solfej ve usul
dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye
başladı. 1949’da, Boğaziçi Lisesi’nde
okurken Agopos Efendi (sinema
yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir
Alyanak’ın babası) ile udi Kirkor’dan
aldığı derslerle de musiki eğitimini
sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi
bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif
İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik
Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri
Şençalar’dan yararlandı.
1950’de sınavla İstanbul Radyosu’na
girdi. İstanbul Radyosu’nda 1951’de,
canlı olarak yayımlanan bir programda
ilk radyo konserini verdi ve bu konseri
çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye
radyolarında düzenli olarak okumaya
başladı. Radyo programları on beş
yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın
programlarıydı. Müren bundan sonra
kendini daha çok sahne ve plak
çalışmalarına verdi. Alışılmış kalıpları
zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı
ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde
tutmayı başardı.
Zeki Müren 600’ü aşkın plak ve kaset
doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı
Şükrü Tunar’ın “Bir muhabbet kuşu”
güfteli şarkısıdır. Müren 1955’te
“Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de
ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü
kazandı.
Zeki Müren Türkiye’de
en çok konser veren
ses sanatçısıdır.
Bir yılda yüz konser
verdiği dönemler
olmuştur. Kendisine
“sanat güneşi” ünvanı
verilmiştir. Yabancı
ülkelerde de birçok
konser vermiştir.
İki yüz dolayında
şarkı besteledi. On
yedi yaşındayken
bestelediği “Zehretme
hayatı bana cânânım”
mısraıyla başlayan
acemkürdi şarkı
bestelediği ilk
şarkıdır. “Şimdi
uzaklardasın
gönül hicranla
doldu” (suzinâk),
“Manolyam”
(kürdilihicazkâr), “Bir
demet yasemen”
(nihavend),
“Gözlerinin içine
başka hayal
girmesin” (nihavend)
güfteli şarkıları sık sık
okunan, en sevilen şarkılarıdır. Müren
bu şarkıları plaklara da okumuştur.
Unutulmaz Maksim Gazinosu
sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye
Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne
almıştır.
Zeki Müren 1954’te Beklenen Şarkı adlı
filmde sinema oyunculuğuna başladı.
Büyük bir ticari başarı kazanan bu
filmden sonra şarkılarının çoğunu
kendisinin bestelediği on sekiz filmde
daha oynadı. 1955’te de Arena
Tiyatrosu’nca sahneye koyulan Çay ve
Sempati adlı oyunda da baş roldeki
oyuncuydu. Ayrıca “Bıldırcın Yağmuru”
isimli bir şiir kitabı da vardır.
Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker
hastalığı yüzünden 1980’den sonra
sahne hayatından ve musikiden
uzaklaştı. Bodrum’daki evine
kapandı, münzevi bir hayat yaşadı.
24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT
İzmir Televizyonu’nda kendisi için
düzenlenen tören sırasında geçirdiği
kalp krizi sonucu hayata gözlerini
yumdu. Cenazesi görülmemiş bir
halk kalabalığının katılmasıyla büyük
bir törenle kaldırıldı. Kabri, doğum
yeri olan Bursa’da Emir Sultan
Mezarlığı’ndadır. Vasiyetinde mirasının
en büyük bölümünü Mehmetçik
Vakfı’na bıraktı.
Zeki Müren ile ilgili, onu daha yakından tanımayı sağlayacak birçok ipucu saymak da mümkün.
Genellikle günde dört saat uyurdu ve sabah kahvaltısı yapmazdı. Her akşam saunaya girerdi. Göz
bozukluğunun derecesi 1,5’tu ancak hayatı boyunca hiç lens kullanmadı. “Müziğin Paşası” lakabını
1969’daki Aspendos konserinden sonra Antalya halkı kendisine taktı. Kendisi, bu lakaptan memnun
olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıkladı.
36
37
dosya
Filmografi
Beklenen Şarkı (1953), Son Beste
(1955), Berduş (1957), Altın Kafes
(1958), Kırık Kalp (1959), Gurbet
(1959), Aşk hırsızı (1961), Hayat bazen
tatlıdır (1962), Bahçevan (1963),
İstanbul Kaldırımları (1964), Hep o
şarkı (1965), Düğün gecesi (1966),
Hindistan Cevizi (1967), Katip (1968),
İnleyen nağmeler (1969), Kalbimin
sahibi (1969), Aşktan da üstün (1970),
Rüya gibi (1971) -Bunların dışında,
1968-1974 yılları arasında Grafson
Plak’tan kendi adıyla anılan 12 farklı
albüm daha yayınlamıştır.
Ses Dergisi’nin kapağında
Zeki Müren ve Belgin Doruk
38
Albümleri
Senede Bir Gün (1970), Pırlanta 1
(1973), Pırlanta 2 (1973), Pırlanta 3
(1973), Pırlanta 4 (1973), Hatıra (1973),
Anılarım (1974), Mücevher (1975),
Güneşin Oğlu (1976), Nazar Boncuğu
(1977), Sükse (1978), Kahır Mektubu
(1981), Eskimeyen Dost (1982), Hayat
Öpücüğü (1984), Masal (1985), HELAL
OLSUN (1986), Aşk Kurbanı (1987),
Gözlerin Doğuyor Gecelerime (1988),
Ayrıldık İşte (1989), Karanlıklar Güneşi
(1989), Zirvedeki Şarkılar (1989), Dilek
Çeşmesi (1989), Bir Tatlı Tebessüm
(1990), Doruktaki Nağmeler (1991),
Sorma (1992)
Ölümünden Sonra Yayınlanan
Albümler;
Muazzez Abacı & Zeki Müren Düet
(2000), Selahattin Pınar Şarkıları
(2005), Sadettin Kaynak Şarkıları
(2005), Zeki Müren: 1955-1963 Kayıtları
(2005), Batmayan Güneş (2006), Baş
başa Radyo günleri 1-2-3 (2008),
Lunapark Konseri (2009), Saklı Kayıtlar
1952 – 1984 (2009)
Bir Zeki Müren takdimi
Gülgün Feyman’ın sunduğu Zeki
Müren belgeselinin takdimi şöyleydi:
“İyi akşamlar sevgili seyirciler.
Müziğimizin dününü ve bugününü
örneklemek amacıyla oluşturduğumuz
programlarımızdan biriyle daha
sizlerleyiz. Bu düşünceyle dün ve
bugün arasında bir köprü kuran,
geçmişten aldığı değerleri sanatçı
kişiliğiyle özümleyerek ortaya yepyeni
ürünler koymayı başarabilen bir
konuğu var programımızın. Gerek
ses icracısı ve gerekse bestekar
olarak yıllardır kendisini dinlemeye
alıştığımız Sayın Zeki Müren... Ses
icracısı olan Zeki Müren’in gerek eski
gerekse söz dokusuna olan hakimiyeti
tamdır. Kendine özgü bir üslubu
vardır ve bu üslup içtendir. Bestekar
olan Zeki Müren ise daha çok fantezi
müzikte başarılıdır. İlk yıllarda şarkı
formunda eserler bestelemişse de
daha sonraki yıllarda fantezi türde
eserler yapmayı tercih etmiştir. Kendi
besteleri konusunda son derece
mütevazı bir görüşe sahipken, diğer
Türk bestekarların hepsine hayrandır.
İlk şarkısı “Zehretme Bana Hayatı
Cananım” Acemkürdi makamındaki
şarkıdır. ‘Yoksun Bu Gece, Tekrar Bana
Dönsen, Bir Demet Yasemen ve Bu
Aşkın Izdırabı’ onun şarkı formunda
bestelediği eserlerinden bazılarıdır.
‘Beklenen Şarkı, Manolyam, Rüzgarlara
Kapılmış Kuru Yaprak Misali ve Bülbül
Aşıkmış Güle’ gibi şarkıları ise fantezi
türde bestelediği bazı şarkılarıdır. Evet
sevgili dinleyiciler, Repertuvarında
4000 dolayında eser bulunan, bugüne
kadar yapmış olduğu bestelerin sayısı
200’ü bulan Zeki Müren kimdir?”
39
dosya
Zeki Müren “Ağladım” adlı
şiirinde döktüğü gözyaşlarını
şöyle dile getiriyordu:
“Uludağ’ı, karsız gördüm,
ağladım
Ocağımı korsuz gördüm,
ağladım
Pabucumu bağsız gördüm,
ağladım
Gönlümü de yarsız gördüm
Bana kimler ağlasın?”
Bodrum’daki evinin girişindeki Zeki Müren heykeli
Zeki Müren’in son şiirine Suat Sancar bestesi
40
Zeki Müren’in annesine yazdığı vasiyet sayılabilecek mektup. Paris, 14 Mart 1980
41
dosya
Paşa’nın ölümünün ardından çıkan bazı gazete haberleri
42
Zeki Müren’den kalan “bazı hatıralar”
“Sanatçının mini etekli kostümle
sahneye çıktığı ilk gece Milliyet yazarı
Halit Çapın, Türkiye’nin kafasındaki
soruyu ona yöneltiyordu: “Zeki
Bey, bir erkek kadın giysileri içinde
sahneye çıkarsa erkekliğinden bir şey
yitirir mi?” Zeki Müren, ancak ondan
beklenebilecek bir zeka kıvraklığıyla
yanıtlıyordu: “Benim giydiklerim
kadın elbiseleri değildir. Bu elbiseler,
Sezar’ın, Baytekin’in, Brütüs’ün
giysileridir.” Peki ya kulaktaki küpeler
ne olacak? Zeki Müren o meseleye de
“tarihi açıdan” yaklaşıyordu: “Yavuz
Sultan Selim küpe taktığı için erkek
değil miydi Halitciğim?” Halit Çapın,
“Yaptığınız bazı çevrelerde büyük cüret
hatta saygısızlık olarak kabul ediliyor,
ne dersiniz?” diye sorunca Müren şöyle
dedi: “Gerekirse sahneye çırılçıplak
çıkabilirim!”
----------------“Bir gün lisenin kantininde otururken,
güzel, alımlı bir hanım ziyaretine geldi.
Elini uzattı: “Merhaba, ben Suzan
Güven… Hani senin ilk besteni okuyan
şarkıcı..”
Sonra devam edip hayatını değiştirecek
haberi verdi: “Zeki’ciğim, radyo
sınav açtı. Sanatçı alınacak. Bu
sınava mutlaka gir. Kazanacaksın...”
Yağmurlu bir günde, ıslandığının bile
farkına varmayan genç Zeki sınava
girdi. Sınavda 186 kişi vardı. İlk
sırada ise Zeki bulunuyordu. Jüride
kimler yoktu ki: Rahmetli Orhan
Veli’nin babası Veli Kanık, toprağı bol
olsun rahmetli Yorgo Bacanos, Refik
Fersan, Fahire Sultan diye anılan
Fahire Fersan, Cevdet Çağla ve
Baki Süha Ediboğlu... Afife Ediboğlu
jüride görevli değildi ama, eşinin
yanında oturuyordu. İçlerinde Zeki’yi
tanıyan tek kişi, Şerif İçli idi. Zeki
birkaç şarkı okudu, şaşırdılar. Derken
sordular: “Repertuarın ne kadar?
Kaç şarkı biliyorsun?” Bir genç için
inanılmaz olan yanıtı verdi: “Üç bin
civarında efendim!” İnanamayarak
sordular: “Hepsi aklında mı?” Yanıt
Bursa Kent Müzesi’ndeki Zeki Müren köşesi
duraklamadan geldi: “Evet efendim,
aklımda!” Belli ki, üç bin şarkıya,
Şerif İçli dışında kimse inanmamıştı.
Elindeki dosyayı jüri üyelerine uzattı
ve: “Bildiğim şarkların hepsinin giriş
bölümleri notalarıyla burada yazılıdır,
efendim!” dedi. İçeriye gireli iki saat
olmuştu. Diğer 185 aday kapıda
sabırsızlıkla onun çıkmasını bekliyordu.
Ama çıkmak ne mümkün? Dosyayı
açtılar. Rastgele sormaya başladılar:
“Bu şarkıyı oku. Bu parçanın meyanını
oku. Bu şarkının sonunu oku.” Hepsi
iyi hoş da, şarkının sonunu okumak
pek kolay değil ki! Şarkıya baştan
girilirse hatırlanır. Neyse, istedikleri
bütün şarkıları okudu. Jüri üyelerinin
hepsi koro halinde “fevkalade” diye
söylendiler, “fevkalade, fevkalade...”
Bir hafta sonra okula beklediği
telefon geldi. Zeki’yi arıyorlardı
Radyoevi’nden. Hattın öbür ucunda
büyük üstat Refik Fersan Bey vardı:
“Zeki Bey evladım, Perihan Altındağ
(Sözeri) Hanım programına gelemiyor.
Rahatsızlanmış. Saat 20.30’a kadar
nota dosyanı al, Radyoevi’ne gel.”
En çok Hicaz makamını sevdiği için
Hicaz dosyasını aldı gitti. Büyük olay
oldu, yeni sanatçı olarak tanıtılan Zeki,
mükemmel bir program çıkarmıştı.
Hem de birkaç dakikalık bir prova ile,
45 dakika devamlı şarkı söylemişti... O
dönemde tüm şarkılar, müzik eserleri,
mikrofonlara canlı yayınlarda çalınıyor
ve söyleniyordu. Önceden banda
43
dosya
Bir diğer Bursalı sanat müziği sanatçısı
Müzeyyen Senar ve Zeki Müren
almak, playback gibi teknikler yoktu.
Yani gerçekten sanatçı isen şarkı
söyleyebilirdin.
Programdan sonra telefonlar susmak
bilmedi. İnsanlar “Kim bu Zeki Müren,
mükemmel söylüyor diye birbirlerine
sorup duruyorlardı. Radyoevi’ne,
Zeki’ye de bazı telefonlar geldi.
Bunlardan biri dönemin devlerinden
Hamiyet Yüceses idi. Zeki’ye telefonda
aynen şunları söyledi: “Radyodan 45
dakika boyunca ağlayarak dinledim
seni evladım.. Çok merak ediyorum,
kimsin, nesin?”
________________
Zeki Müren bir yandan Güzel Sanatlar
Akademisi’nde öğrenimine devam
ediyordu, bir yandan da radyoya.
Sanatsal birikiminin son adımlarını
atıyordu.
O zamanlar İstanbul’da üç büyük
gazino vardı: Küçük Çiftlik Parkı,
Tepebaşı Gazinosu ve Cumhuriyet
Gazinosu. Üç gazino sahibi de Zeki’yi
sahneye çıkarmak için savaşıyorlardı.
Karşısına dönemin astronomik
teklifleriyle çıkıyorlar ve her seferinde
de aldıkları cevap “Hayır !” oluyordu.
“Hayır, bin kere hayır. Hayır efendim.
Kesinlikle sahneye çıkmam. Önce
Akademi’yi bitireceğim.”
“Gecede bin lira. Hala hayır mı?”
Dönem maaşlarının 75-100 Lirayı pek
aşmadığı dönemlerdi. “Hayır, yine
hayır!” Gazinocular araya adamlar mı,
dostlar mı sokmadılar. Genç sanatçıyı
kaçırmaya mı kalkmadılar. O yıllarda,
bugünkü anlamda her şeyin mafyası
yoktu. Ancak bazı kişilerin adamları
vardı. Özellikle bazı futbolcular transfer
44
dönemlerinde kaçırılır ve başkalarıyla
anlaşma yapmaması için saklanırdı.
Ama genç Zeki kararlıydı. Okulunu
bitirmeden (ve kendine planladığı her
yöndeki eğitim sona ermeden) sahneye
çıkmayacaktı. Bu o dönemlerin tek
kitlesel iletişimi olan radyonun etkisidir.
Üstelik Anadolu dinleyemiyordu o
zaman “orta dalgadan yayın yapan”
İstanbul Radyosu’nu. Sadece
Marmara Bölgesi ve yakın iller çok
rahat dinleyebiliyordu. Anadolu’ya
sesini duyurması gerekiyordu. Ama
nasıl? Sahne tekliflerini reddedişi,
plakçılarla, filmcilerin işine yaramıştı.
İstanbul’daki bütün plak şirketleri Zeki
yüzünden birbirlerine girmişlerdi. En
büyüklerinden biri görülmemiş bir
parayla kapısını çaldı: “Sadece bir
plak Zeki Bey, sadece bir plak..” Şükrü
Tunar’ın bestesiyle, Yeşilköy’deki
stüdyoda ilk plağını doldurdu: “Bir
muhabbet kuşu”. Hayalleri gerçek
olmuştu. Türkiye’nin her yerinde onun
plağı dönüyordu artık.
___________
Zeki Müren sahnelerin gelmiş
geçmiş o silik görüntüsünü yerle bir
etmeliydi. En önemlisi de kendisine
eşlik edecek ünlü saz üstatlarına
çeki düzen vermeliydi. Çünkü
hepsi günlük kıyafetlerle sahneye
çıkıyorlardı... Yamalı ayakkabılar, kirli
gömlekler, değişik renkte, değişik
stilde ceketler, pantolonlar. Günlerce
sahnede giyeceği kostümleri düşündü.
Sonunda da karar verdi. Önce beyaz
frakla sahneye çıkacaktı. Beş eser
okuyacaktı. Sonra siyah frakla beş
değişik eser seslendirecekti. Programın
son beş şarkısını ise bordo renkli cıvıl
cıvıl, ışıl ışıl bir frakla tamamlayacaktı.
Peki, arkasındaki sazlar ne giyecekti?
Kendisi üç değişik kostümle 15 şarkı
söylerken, onlar kirli gömleklerle,
yamalı ayakkabılarla mı arkasında
oturacaklardı? Yoo hayır, gönlü razı
olamazdı bu tezatlar sahnesine... İyi
de, nasıl söyleyecekti o üstatlara bu
kıyafet meselesini? Kendisi ilk defa
sahneye çıkacak olan gencecik bir
çocuktu. Onlar ise Türkiye’nin dört
bir yanında tanınan saz üstatları...
Selahattin Pınar, Sadi Işılay, İsmail
Şençalar, Yorgo Bacanos, Kadri
Şençalar, Şükrü Tunar, Necdet
Gezen, Fevzi Aslangil, Hakkı Derman.
İlk prova sonrası onları bir köşeye
çekti ve şöyle dedi : “Ne olur sayın
üstatlarım, şu kıyafetlerinizi bir gözden
geçirelim. Biliyorsunuz ben üç değişik
kostüm giyeceğim. Siyah smokin yaz
konserlerinde olmaz ama, mavi ceket,
gri pantolon ve gri papyon gibi bir şey
giyseniz de, bana öyle eşlik etseniz.
Bu Türkiye’de hiç yapılmadı. Sizin
sayenizde de bu yeniliği ben getirmiş
olsam!” Hepsi sabırla onu dinlediler.
Yalnız içlerinden biri, Selahattin Pınar
bu teklife karşı çıktı. Selahattin Bey çok
şık giyinen bir insandı. Bu sözlerden
alınmıştı. Zeki’yi bir köşeye çekti ve
şöyle dedi: “Zeki bey, ben her zaman
şık giyinirim. Her gün ayrı kravat, ayrı
gömlek giyerim. Kostümlerimi de
özenle seçerim. Ben sahnede herkesin
giydiği formaları giyemem...” Şaşırmıştı.
Selahattin Pınar’ı da bu konuda ikna
etmesi gerekti. “Canım üstadım,” dedi,
“diğerlerine de bu konuda siz örnek
olun. Siz giyerseniz onlar da giyerler!”
dedi. O da mavi ceket, gri pantolon
giyip gri papyon takmayı kabul etti.
26 Mayıs 1955 gecesi Küçük Çiftlik
Parkı Gazinosu’nda yer yerinden
oynadı. 15 şarkı bittiğinde sahneden
inemiyordu. Alkışlar, tebrikler, çığlıklar..
İstanbul İstanbul olalı herhalde öyle
bir gece görmemişti. Zeki Müren,
kendini ve Tanrı vergisi yeteneklerini
bilinçle geliştirip kendisini bu yaşama
hazırlamış ve “Sanat Güneşi” olmak
yolunda emin adımlarla ilerlemişti.”
45
manevi
Demet Argun Güngör, Emir Sultan Cami / Bursa - 25.01.2008
46
Engin Çakır, Karabaşi Veli Tekkesi / Bursa - 10.08.2011
Engin Çakır, Ulu Cami / Bursa - 03.09.2009
Eski Bursa’nın manevi izleri...
Manevi bir Bursa nostaljisi yaşamak istesek akla ilk Bursa ile özdeşleşmiş mekanlar gelir; Ulu Cami,
Emir Sultan, Tophane, Muradiye ya da Yeşil Türbe... Bursa’nın manevi külliyatının içerisinde birbirinden
değerli o kadar çok mekan var ki...
Engin Çakır, Osmangazi Türbesi / Tophane, Bursa - 20.12.2009
47
manevi
Engin Çakır, Yeşil Türbe / Bursa - 03.03.2010
Demet Argun Güngör, Yeşil Cami / Bursa - 03.03.2008
48
Engin Çakır, Koza Han / Bursa - 01.11.2008
Evvelden bu yana Bursa için bir söz
söylenegelir: “Tüm zamanların güzel
şehri...” Nedir Bursa’yı güzel yapan?
İstanbul fethedilip başkent olana kadar
Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmış
bu şehri farklı kılan neydi? Doğu
Asya coğrafyasından çıkagelen İpek
Yolu’nun son duraklarından olması
mı? En bilinen ifadesi ile “dervişler
şehri” olması mı? Ata yadigarı ve derin
geçmişi ile Bursa herkesin bir parçasını
bulabileceği çok kültürlü bir yaşam
taşıyor, bu mu yoksa manevi hislerimizi
derinden etkileyen? Geçmiş zaman
ile derinden bağları olan Bursa, kendi
ruhunu olağanüstü şekillerle anlatıyor
bize her defasında.
Demet Argun Güngör, Muradiye Külliyesi / Bursa - 23.02.2008
1326’da Orhangazi’nin fethettiği
Prusa’dan bu yana çok şey değişmiş
bu topraklarda. Tarihten mimarîye,
edebiyattan tasavvufa, hatta müziğe
kadar her şey yeni bir bakış açısına
bürünmüş. Öyle ki zamanın ete kemiğe
büründüğünü anlatmaya çalışan Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın şu sözlerle çok şeyi
açıklıyor: “Şimdiye kadar gördüğüm
şehirler içinde Bursa kadar muayyen
bir devrin malı olan bir başkasını
hatırlamıyorum.” Öyle ya zaten “Beş
şehir”den bir tanesi değil miydi Bursa
Tanpınar için. “Bursa’da Zaman”
derken; bir cami, bir türbe, bir han, bir
mezar taşı, eski bir çınar, bir çeşme
olarak çıktı karşımıza Bursa.
Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi,
Mescid-i Aksa ve Şam Emeviye
Cami’nden sonra İslam’da beşinci
makam olarak kabul edilen Ulu
Cami yolu Bursa’ya düşürenler için
görülmezse eksik kalacak mekânların
başında gelir. Ya da Osmanlı ecdadının
büyük bir kısmının türbelerini barındıran
Tophane ve Muradiye bölgesi. Yahut
Emir Sultan Külliyesi... Bunların dışında
manevi derinlik taşıyan mekânlar da
bulunuyor. Bursa’nın manevi değer
taşıyan mekanlarından fotoğraflarla bir
yol haritası çıkardık. Onları keşfedip
manen güzel bir yolculuk yapmak
istiyorsanız, gerisi size kalmış...
Engin Çakır, Karabaşi Veli
Tekkesi / Bursa - 08.10.2011
Engin Çakır, Ulu Cami / Bursa - 02.09.2009
49
bursa dokusu
Bursa
raylarının
hikayesi
“Kara Tren” Osmanlı’nın
son döneminde geç de olsa
gelmişti Bursa’ya. Fakat zaman
tünelinde gezintiye çıkmış
olacak ki, 1940’lı yıllardan sonra
kayboldu gitti. Bursa, Mudanya
treninin işletmeden kaldırıldığı
günden bugüne içten bir
demiryolu özlemi çekiyor...
Derleyen: Sezai Evans
Engin Çakır, Eskişehir - Ankara tren yolu 26.04.2001
Fotoğraf ve Dokümanlar : Dr.Mine Akkuş’un danışmanlığında hazırlanan Bursa Kent Müzesi “Bursanın Kara Tren Hikayesi
(Mudanya - Bursa Treni)” sergisi, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Osmangazi Belediyesi arşivi, Montania Oteli arşivi
Bursa - Mudanya treninin önünde Bursa
Erkek Lisesi izcileri - Cüneyt Pekman albümü
50
14 Nisan 1940 - Talebeler Mudanya’ya
giderken - Cüneyt Pekman albümü
Montania Oteli arşivi
Mudanya Treni tamir atölyeleri - 1940’lı yıllar - Necdet Çağlayan albümü
Mudanya - İbrahim Tunabay albümü
25.05.1934 - Yörükali Köyü’ne Mudanya’dan gelenleri getiren katar Cüneyt Pekman Mudanya albümü
Mayıs 1936 Yörükali Panayırı - Cüneyt Pekman Mudanya albümü
Montania Oteli - Mudanya İstasyonu - 1945’li yıllar - Yörükali Köyü’ne
yapılan sefer, Yörükali Köyü panayırına giden topluluk ve bando Necdet Çağlayan albümü
İbrahim Tunabay albümü
51
bursa dokusu
Manisa’dan getirilen “Kara Tren” in nostaljik görüntüsü ile yeniden kurgulanan Merinos Tren İstasyonu, Osmangazi Belediyesi tarafından kafe ve restoran
olarak işletiliyor.
52
19. yüzyılda sanayileşmenin hızlanması
ile başladı. Ekonomik, sosyal, kültürel
ya da siyasal alanda her şey hızla
değişiyordu. Sermayeler kadar
düşünceler de yer değiştiriyordu.
Farklı ideolojilerin kavramsal olarak
başkalaşması ile dünyanın dengeleri
yerinde durmuyordu. Bundaki
en önemli neden ise elbette ki
sanayileşmeydi. Fakat en az onun
kadar önemli ve onunla birlikte büyüyen
önemli bir gelişme daha yaşanıyordu.
Ulaşım alanındaki köklü değişiklikler
başta ekonomi olmak üzere neredeyse
her şeyi etkiledi. Özellikle Avrupa’nın
gelişmesine katkıda bulunan bu süreç,
gelişmeleri doğru algılayan ülkelerin
iç pazarlarında hareketlilik sağladı.
Ulusal Pazar olgusu ve milliyetçilik
temelli oluşumların temelinde ise
demiryollarının büyük etkisi vardı.
1825-1830 yılları arasında, İngiltere’de
demiryollarının teknik açıdan
uygulanabilirliği ve işlevselliğinin
farkına varılmış; ilk kısa mesafe hatları
1827’de ABD’de, 1828 ve 1835’te
Fransa’da, 1835’te Almanya ve
Belçika’da, 1837’de Rusya’da açılmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu’nda ise
1830’larda demiryolları projelendirilmiş,
yüzyılın ortalarında yapım çalışmaları
başlamıştı. İlk demiryoluna İskenderiye
– Kahire hattında 1851 yılında başlandı.
Avrupa topraklarında ise ÇernovaKöstence yani Tuna – Karadeniz
demiryolları açıldı. Anadolu’da ise İzmir
– Aydın ve İzmir-Kasaba Demiryolları
olarak İngilizler tarafından 1866’da inşa
edildi.
Ulusal mücadele döneminde ise,
TBMM’nin açılışının ardından, işgal
bölgeleri dışında demiryollarına
el koyuldu. 16 Temmuz 1920’de
Eskişehir’de müdürlük kuruldu. 1924
ve 1925 yıllarında yasa ile demiryolu
yapımı desteklendi. Demiryolu
hatlarının millileştirilmesi 1928’i, hatta
kapsamlı olarak millileştirilmesi 1930’u
buldu.
53
detaylı bakış
Biraz ağır, biraz aksak Mudanya treni
Mudanya sahil şeridinde, denize nazır uzunca bir bina olan Mudanya Garı, 1849 yılında Fransızlar
tarafından gümrük binası olarak inşa edilmişti. O yıllardan kalan anılar ve yaşananlar Mudanya ve
Bursa’nın derin bağlarını ortaya koyar nitelikte...
Fotoğraf ve Dokümanlar : Dr.Mine Akkuş’un danışmanlığında hazırlanan Bursa Kent Müzesi “Bursanın Kara Tren Hikayesi
(Mudanya - Bursa Treni)” sergisi, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Osmangazi Belediyesi arşivi, Montania Oteli arşivi
Mudanya yamaçlarından Mudanya Tren İstasyonu
54
Tren İstasyonu binasından Mudanya
Tren İstasyonu binasından Mudanya
Mudanya Tren İstasyonu ve Mudanya treninin lokomotifi
Osmanlı yöneticilerinin demiryoluna
verdikleri önem 19. yüzyılın ikinci
yarısında iyice artmıştı. Sultan
Abdülaziz, 1871 yılında demiryolu
ile ilgili bir irade yayımlattı.
Gerçekleştirilmesi düşünülen ana hat
İstanbul-Bağdat arasındaydı. Kurulan
Asya Osmanlı Demiryolları'nın başına
da Alman mühendis Wilhelm Von
Pressel getirildi. Pressel'in projesi
Haydarpaşa'dan başlıyor, bu ağın
içinde Bursa-Mudanya hattı da yer
alıyordu. İskeledeki bu ihtişamlı
bina, dönemin en şaşaalı, en göz
alıcı mekânıydı. Bursa’dan Fransa’nın
Lyon kentine ham ipek ipliği ihracatını
kolaylaştırmak amacıyla, takvimler 1874
yılını gösterdiğinde Mudanya ile Bursa
arasında 42 kilometre uzunluğunda bir
demiryolu hattı inşa edildi. Bursa'ya
ulaşabilmek için 185.000 Osmanlı Lirası
(4 200 000 Frank) masraf yapılmış
ancak demiryolunun işletmeye açılması
mümkün olamamıştı.
Mudanya’ya trenin gerçek anlamda
gelmesi ise 1892 yılına rastlar. Yataklı
Vagonlar ve Büyük Ekspres Şirketi
Genel Müdürü Negelmakers, hattı
onarıp kullanılabilir hale getirmek ve
40 bin Osmanlı lirasu karşılığında
işletmesinin kendisine verilmesini
önermişti. Nagelmarkers’in önerisinde
şunlar vardı: “Mudanya hattı Çitli’ye
kadar uzatılacak, Bandırma’yı
Balıkesir - Simav – Uşak – Afyon ve
Konya’ya bağlayacak hat yapılacak,
Mudanya’dan Orhaneli – Kütahya –
Afyon ve Konya’ya kadar uzanacak
bir hat yapılacak.” 8 Haziran
1891’de başlayan onarım çalışmaları
tamamlandı ve 17 Haziran 1892’de
törenle açıldı. İmtiyazı almış olan
M. Nagelmakers, Bursa- Mudanya
Osmanlı Demiryolları şirketini kurarak
hattı 1892 yılında hizmete açtı.
18 yıl sonra, Bursa’daki fabrikalarda
üretilen ipekler, demiryolu ile
Mudanya’ya taşınır oradan da
denizyolu ile Marsilya’ya tarifeli
seferlerle gönderilir hale gelmişti.
Böylece önceleri gümrük ambarı
olarak hizmet veren bina, “Mudanya
Tren İstasyonu” oldu. Bursa-Mudanya
arasında uzun yıllar boyunca ulaşımı
sağlayan, Bursa’da üretilen malların
Avrupa’ya ve dünyanın çeşitli
yerlerine taşınmasında önemli rol
oynayan bu demiryolu hattı, zarar
ettiği gerekçesiyle, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nce çıkarılan bir yasayla
iptal edildi. 10 Temmuz 1953 yılında
Mudanya-Bursa Demiryolları kapatıldı
ve rayları söküldü.
41.780 km uzunlukta olan demiryolunun
işletmelerinin kapsadığı alan 27
hektardı. Hat boyunca 2 tanesi büyük,
13 tanesi küçük olmak üzere 15
madeni, 14 kagir köprü, 92 menfez, 6
istasyon, vardı. İstasyonlar Mudanya,
Montania Oteli
Yörükali, Koru, Çekirge, Muradiye,
Bursa Demirtaş istasyonlarıydı.
Muradiye istasyonunun adı 1945 yılında
Merinos olarak değiştirildi. Sefer yapan
trenlerde, 4’ü atıl 6 tanesi kullanılan 10
lokomotif, 14 yolcu ve 50 yük vagonu
mevcuttu.
Aşırı derecede yavaş bir tren
Trenin kaldırılmasının başlıca nedeni
ise beklenen faydayı getirmemesi
ve aşırı derecede yavaş olmasıydı.
O günleri yaşayanların anlattıklarına
bakılırsa; tren, rampalarda öylesine
yavaşlıyordu ki yolcular; özellikle
de çocuklar trenden inip bağlardan
meyve toplayabiliyordu. Ardından
treni yakalayıp yola devam ediyorlardı.
Mudanya’dan kalkan tren, iki saatte
Bursa-Acemler İstasyonu’na varıyordu.
Demiryolu yabancı bir şirket tarafından
işletildiği için tarifeler de alafranga
saate göre yapılmıştı. Fakat bu durum
karışıklıklara yol açıyordu. 5 Eylül
1892′de şirket tarafından çıkarılan bir
yazı ile halk uyarılarak alafranga saate
göre yolcuların kendilerini ayarlaması
istendi. Ancak genel istek üzerine
uygulama sonradan alaturka saate
çevrildi. Bursa-Mudanya arasında
sefer yapan trende üç çeşit mevki
vardı. Birinci mevki, kompartıman
şeklinde olup kırmızı deri koltuklara
sahipti. Diğerlerine göre lüks sayılan bu
kompartımanın bilet ücreti 10 kuruştu.
55
detaylı bakış
İkinci mevki, yeşil deri koltukluydu ve
biletler 5 kuruştu. Üçüncü mevki olarak
da, yazın iki-üç adet tahtadan yapılmış,
etrafı açık vagonlar eklenirdi trene.
1926 yılında Cemal Nadir’in yayınladığı
bir broşürde ise tarife şöyledir:
Birinci mevki 135, ikinci mevki 98.30,
üçüncü mevki 60 kuruş. 4-10 yaş arası
çocuklara yarım bilet… O yıllarda tren,
Bursalıların en gözde eğlence aracıydı.
Yazın, perşembe günleri Mudanya’ya
trenle giderlerdi. Sahilde uzanır, denizin
ve güneşin tadını çıkarır, semaverde
demlenen çaylarını yudumlarlardı. İkiüç gün burada kaldıktan sonra pazar
günü yine trenle Bursa’ya dönerlerdi.
Burgaz’a kadar tüm sahil Bursalılarla
dolup taşardı.
Gardan otele dönüşüm
1922 yılında, Amerikalı yazar Ernest
Hemingway’in “toz toprak içinde ikinci
sınıf bir kıyı kasabası” diye tanımladığı
günümüzün sakin ve güzel sahil
beldesi Mudanya’daki “dar hat”, 48
yıl hizmet verebildi. Mudanya- Bursa
demiryolunun tek yönlü olması ve
diğer hatlara bağlanamaması bu
hattaki trenin sonunu hazırladı. Tren
kaldırılıp hat söküldükten sonra gar
binası, kimi zaman depo kimi zaman
da antrepo olarak kullanıldı. Ardından
uzunca bir süre boş kaldı. Maalesef
tarihi bina bu dönemde yıprandı,
tahrip oldu ve büyük zarar gördü. 1989
yılına gelindiğinde, yok olmaya yüz
tutmuş harabe halindeki gar binasının
tekrar yaşama döndürülmesine karar
verildi. Derhal bir restorasyon projesi
başlatıldı. Yatırımcı Sümbül Turizm A.Ş.
- Fahri Esgin, Yüksek Mimar Mehmet
Alper ve Yüksek Mimar Mehmet
Nursel projeyi üstlendiler. Mudanya
Belediyesi’nden kiralanan bina; üç
buçuk yıl gibi bir süre zarfında, çok
titiz bir çalışma ile bugünkü haline
kavuştu. Restorasyon sırasında yapının
özgün kimliğinin korunmasına, tarihi
özelliklerinin su yüzüne çıkarılmasına
özen gösterildi. 163 yıllık tarihi
Mudanya gar binası, bugün Montania
Hotel olarak misafirlerini ağırlıyor.
56
Anılarda Mudanya Treni…
1906 yılında basılan kitabında Regis
Delbeuf, tren yolculuğunu şöyle
anlatmıştır: "Trene binmek üzere
turistler yolcu gemisinden inecek ve
yemekli vagonda kendilerine temiz ve
bol bir öğle yemeği sunulacak. Çeşitli
formaliteler, örneğin tezkerelere vize
basılması, bagaj taşınması ve kontrolü,
başka yolcular ve memurlar tarafından
rahat rahat yapılırken, öteki turistler
yemek masasına geçecek. En iyi konfor
şartları altında tren 12.30'da hareket
edip Bursa'ya varacak. Böylelikle,
şimdiki halde çok az gün harcanması
planlanan bir gezi için yarım gün
kazanılır."
Zaman zaman demiryolu şirketinin
turistleri için özel vagonlar tahsis
edildiği görülür. Nitekim Max
Müler'in gezisi sırasında böyle bir
vagon eklendiği görülür: "Ertesi
sabah erkenden trenle Bursa'dan
ayrıldık. Bizim için özel bir lüks vagon
bağlanmıştı. Üstleri tenteli rahat
iskemlelerde oturmuş, huzur içinde
bu güzel ekin tarlalarının arasından
geçiyorduk. Çevredeki çiftlik evleri
görünüyor, üzüm bağlarını izleyerek
Mudanya'ya doğru iniyorduk.
İpekböcekleri için özellikle yetiştirilen
açık yeşil yapraklı beyaz dut ağaçları
Bursa'nın bir özelliğini oluşturmaktadır.
Konsolos ve tren mühendisi
Mudanya'ya kadar bizimle beraber
geldiler. Burada bizi bekleyen İngiliz
muhafız gemisini bulduk.
1901 yılında Bursa'ya gelen Nafizade
Ahmet Fuad'ın tren yolcuğunu
anlattığı satırlar: "Bir süre sonra trene
bindik. Tren, zeytin ağaçlarıyla dolu
bir alandan hareket ederek yukarıya
doğru çıktı. Birkaç dakika sonra Yorgili/
Yörüklü istasyonuna vardık. Buraya
hiçbir yolcunun çıktığını görmedim.
Bundan sonra rastladığımız istasyon
Geçit Köprüsü denilen bir köprüyü
geçtikten sonra Kuru İstasyonu’na
vardık. Burada ancak 2-3 yolcu
trenden indi. Önceki istasyon gibi tren
burada da birkaç dakika durduktan
sonra hareket etti. Bu istasyondan
kalktıktan sonra bir vadiyi izleyen tren
Nilüfer deresinde güzel manzaralarla
karşılaştık. Nilüfer Köprüsü’nü de
geçtikten sonra yeniden bir vadiye
inen tren, Acemler istasyonuna vardı.
Bu istasyon diğerlerinden daha işlekti.
Kent buradan çok güzel görünüyordu.
Tren ilerledikçe Bursa'yı izliyordum.
Arkadaşım "Bak! bak... İşte Bursa
burası" dediği zaman ben Bursa'yı
izlemeyi sürdürüyordum. "Bekleme"
denilen mevkiye geldiğimizde tren
yolculuğumuz bitmişti artık."
1890'lı yıllarda Bursa'ya gelen Mehmet
Ziya'nın gözlemleri de şöyleydi: "En
güzel çiçeklerle bezenmiş, düdüğünü
çalarak bağ ve bahçeler arasından
süzülüp gelen tren, istasyona
yanaşmıştı. Tren, sanki Anadolu'nun
gelin arabası gibi süslenmişti. Trenin
hareket ettiği ve bizim de içinde
bulunduğu sırada dikkatsizlik nedeniyle
bir işçi tren altında kalarak can verdi.
Bu olay nedeniyle Bursa'ya geç geldik.
Mudanya'dan Bursa'ya araba ile 3
saat sürmektedir. Mösyö Hovard,
Bursa'ya geldiği sırada tren postasının
düzensizliğinden şikâyet etmiştir."
1910 tarihli Hüdavandigar gazetesi ilanı:
“Medine-i Bursa Demiryolu Osmanlı şirketi
logosu ve 2. mevki ile biletlerin fiyat tenzili
57
yakın plan
Bir asırlık acıklı hikaye
Bursa’nın
tramvay
rüyası
Yazı: Aziz Elbas
Fotoğraflar: Demet Argun Güngör,
Engin Çakır, Bursa Büyükşehir
Belediyesi arşivi
Orjinal Osmanlıca evraklardan çeviri:
Metin Sarı / Bursa Şehir Kütüphanesi
Dünyada yük taşıma amaçlı ilk tramvay
1803 yılında, yolcu taşıma amaçlı ise
1807 yılında İngiltere’de kullanıldı.
Atların çektiği tramvaylara ilişkin
şirketler, sonraki yıllarda New York,
Paris, Londra, Viyana ve Sofya gibi
kentlerde kurulmaya başlandı.
Ağır yüklerin kaydırılma yöntemiyle
taşınması amaçlı geliştirilen yöntemin
ilk olarak Mısır’da M.Ö 2500’de
piramitlerin yapımı esnasında taşların
kalaslar üzerinde kaydırılmasında
kullanıldığı biliniyor. Daha sonra farklı
yer ve zamanlarda bu teknik geliştirildi.
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi
sırasında gemileri karadan kaydırıp
Haliç’e indirmesi bu tekniğe bir
örnektir.
58
İlk raylı yollar ahşap tekerlekli yük
arabalarının gitmesi için yapılmıştır.
Buna örnek olarak 1350’li yıllardaki
Almanya’nın Freirburg şehrindeki
ahşap kalaslardan yapılan yol gösterilir.
Ahşap rayların demirle kaplanması
yine İngiltere’de 1768 yılında karşımıza
çıkıyor. Maliyete bağlı olarak daha
sonraki yıllarda tekerlekler ve raylar
tamamen demirden yapılmaya
başlanmıştır. Çeliğin ucuzlamasıyla da
üretimler çeliğe dönmüştür.
Elektrik üretimi ve uzak mesafelere
iletilmesindeki maliyetin azalmasıyla
elektrikli tramvay fikri ortaya atılmış,
Ukraynalı mühendis F. Pyrotskyi bu
fikirleri 1875 yılında bir kilometre
mesafeye iletilebilir şekilde uygulamaya
geçirmiştir. İlk elektrikli tramvay Saint
Petersburg’da yolcu taşımaya başlar,
bunu müteakiben W. Von Siemens
1881 yılında Almanya’da ilk uzun
mesafeli elektrikli tramvayı işletmeye
sokar. Daha sonraki yıllarda Londra’da
ve Boston(ABD) gibi şehirlerde elektrikli
tramvay işletilmeye başlanır.
Osmanlı topraklarında ise Sultan
Abdülaziz döneminde 1869 yılında
İstanbul’da “Dersaadet Tramvay
Şirketi” kurularak atlı tramvay
çalıştırmak için anlaşma imzalayarak
Aksaray-Eminönü, Aksaray-Topkapı,
Aksaray-Yedikule ve GalataAzapkapı hatlarında 1871’de yolcu
taşınmaya başlandı. Ardından II.
Abdülhamid döneminde Osmanlı
topraklarındaki önemli büyük kentlere
yaygınlaştırılmaya başlandı. Örneğin
1892 yılında Selanik’te çalışmaya
başlayan tramvay sistemi; İzmir,
Konya, Trablusşam, Şam ve Bağdat
illerine de kurulmuş, Bursa gibi birçok
önemli şehre kurulması için çalışmalar
yapılmıştır.
Yaşanan iç ve dış gelişmelerden
dolayı ordunun at ihtiyacından ötürü
ordu atlı tramvaylardaki tüm atları
ücret karşılığı almak için talip olmuş
ve bu şekilde atlar satılmıştır. Bunu
müteakiben Avrupa’da yeni yeni
yaygınlaşan elektrikli tramvaya doğru
bir eğilim başlamış, bunun ilk örneği
Şam’da uygulamaya geçirilmiş,
bunu müteakiben 1907’de Selanik’te
çalışmaya başlamıştır. Tramvayın
İstanbul’da işlemeye başlaması ise
1914 yılına rastlar.
BURSA
Dünyada ve Osmanlı topraklarında
yaşanan bu gelişmelere paralel olarak
Bursa’da da tramvay kurulmasına
yönelik çalışmalarda eşzamanlı olarak
başlatılmıştır. Payitaht tarafından
belediyeye verilen imtiyaz hakkı,
17 Şubat 1905 tarihli yazılı bir emir
ile Aşkudere eşrafından Süleyman
oğlu Mehmed Ali Ağa’ya verilmesi
istenmiştir. Bu emirde şehirde
kurulması hedeflenen tramvay hatlarının
elektrikle çalıştırılabilecek şekilde
sözleşme hazırlanması istenilmiştir.
Aşkudereli Süleyman oğlu Mehmed Ali
Ağa ile imzalanmak üzere 1906 yılında
hazırlanan 21 maddelik sözleşmenin
bazı maddeleri şunlardır:
Madde 1: Bursa şehrinde bulunan
Setbaşı - Çekirge hattında, arada
Hükümet Konağı’na, oradan da
Mudanya – Bursa Demiryolu durağına
bağlanan mecburi hatlar ile Uludağ’a
mevsim şartları uygun oldukça inip
çıkılmak üzere, yolcu taşıma ve eşya
nakline mahsus olmak üzere tercihli
tramvay hatlarının inşa ettirilmesi.
Hatların yapımında her 5 km mesafe
bir Ticaret ve Nafia Bakanlığı’nın
(Bayındırlık) üretim uygunluğu ile lüzum
59
yakın plan
görülen yerlere tramvay hatlarının
uzatılması, Bursa şehrinin elektrik
ile aydınlatılması şartı ile Aşkudereli
(İşkodralı) Mehmed Ali Ağa’ya İmtiyaz
verilip ihsan buyurulmuştur.
Madde 2: İmtiyaz Müddeti Padişah
Fermanı’nın verildiği tarihten itibaren 75
yıl olacaktır.
Madde 3: İmtiyaz sahibi fermanın
tesliminden sonra mukavelenamenin
görüşülmesi tarihinden itibaren 18 ay
müddet zarfında şartnamede açıklanan
yönü ile kesin keşfedilen işler üzere
4 parça haritanın tanzimi ile Nafia
(Bayındırlık) Bakanlığı’na takdimi
gereklidir. Elektrik fabrikalarının yerleri
Bursa Belediyesi ve Vilayet’ten kabul ve
uygunluğu alınacaktır.
Madde 4: İmtiyaz sahibi masrafları
kendisinden olmak kaydı ile ilgili
projelerin tasdikinden itibaren son
60
olarak 18 ay müddetle çalışmalara
başlayacaktır. O tarihten itibaren
ise mecburi çalışmayı 2,5 sene ve
tramvayın çalışması ile birlikte tüm
işin tamamlanmasının süresi 7 sene
olarak taahhüt eder. Fakat çalışmalar
fenni kurallara ve yazılara uygun tatbiki
olacak, onaylanan projelere uygunluğu
bulunacaktır. Şayet bazı zorunlu
sebeplerden dolayı çalışmalarda
aksaklık olur ise Ticaret ve Nafia
nezaretince çalışmalara ek süre ilave
edilerek uzatılacaktır.
Madde 7: İş bu çalışmalar umumi
menfaatlerle bağlantılı hususlardan
olduğu için elektrik ve aydınlatma
müesseseleri ile idare kısmı gibi
müştemilat yapılarını yerlerinin satın
alınması hususunda imtiyaz sahibi
istimlak kanununa uygun hareket
edecek. Bu kısım yerlerin lüzumu
olduğunda imtiyaz sahibi tarafından
yer sahiplerine tazminat ödenip
kullanılabilecektir. Bu gibi yerlerde
vakıf arazileri olur ise bu konuda şer-i
kurallar geçerli olacaktır. Tramvay ve
fabrikalara uygun görülen arazi şayet
sultan arazisi veya ferman ile verilmiş
ise ücretsiz terk edilecektir.
Madde 12: İmtiyaz sahibi ferman
tarihi itibari ile iki (2) sene zarfında
bir Osmanlı Anonim Şirketi tesciline
mecburdur. Şirketin ortaklar meclisi ve
toplantı merkezi Payitaht’ta olacaktır.
Madde 13: İmtiyaz suresi dolunca
imalat ve fabrikalar ile doğan
bütün hukuki işlemler hükümete
devrolunacak. Hasılat vs. diğer
gelirlerden hükümet istifade edecektir.
Madde 14: Devlet-i Aliye imtiyaz
müddetinin 25 senesi sonrasında her
zaman imtiyazı açık arttırma suretiyle
satışa çıkartabilme salahiyetine haiz
olacaktır.
Madde 16: Şirkette görev yapacak
memur ve müstahdemler hükümet
tarafından tayin edilecek, fes giyilip,
Devlet-i Aliye’den seçilecek ve şirket
dairesinde görev alacak kişiler Osmanlı
katip mektebin mezunlar tercih
edilecektir. Vazifelerinden ötürü halkın
içinde görev alacak olan memurlar iyi
Türkçe konuşması gereklidir.
Madde 19: Zorunlu sebeplerden
oluşan bir engelin zuhuru olmaksızın
imtiyaz sahibi belirlenen süre
zarfında çalışmaya başlamadığı
veya başlayıp da tamamlamadığı
veya bu işi mukavelenameye uygun
yapmaz ise imtiyaz hakları elinden
alınacaktır. Bu durumda şartnamenin
özel maddelerinde gösterildiği yönü
ile işletme işlerinin zamanlı temini
için gerekli tedbirlerin uygulanacağı,
imalat ve aletler bakımından ihaleye
konulacak, teminat ücreti iade
edilmeyecek ve devlet tarafından el
konulacaktır.
Madde 21: İmtiyaz sahibinin 1.
maddede tayin edilen hatlar dahilinde
ilave vagon/araba talebi olur ise bu
taleplerde uygun şartlarda imtiyaz
sahibinin hakkı korunacaktır.
Eklenen Not: İş bu mukavelename
mucibince şirket teşkili için belirlenen
2 sene müddetin dışında tarih itibariyle
2 sene daha uzatılması ve elektriğin
sanayide de kullanılması hususlarına
sure-i devlet ve mülkiye daireleri
tarafından Bakanlar Kurulu kararı ile
arz, 25 Mayıs 1908 tarihinde Padişah
fermanı ile Ticaret ve Nafia nezaretine
tebliğ edilmiştir.
Sözleşmeye ilave
8 Şubat 1906 yılında mukavelede yer
alan bazı maddelerde Hüdavendigar
Vilayeti Valiliği’nden ve halktan gelen
talep üzerine değişiklikler yapılmıştır.
Burada en önemli madde imtiyaz
kapsamı yalnızca elektrikli tramvay
hatları yapılması iken düzeltme ile
elektrik üretilerek şehre verilmesiyle
ilgili madde de eklenmiştir. 21 Temmuz
1906 yılında, elektriğin üretileceği
fabrika binasının vergi ve harçlardan
muaf tutulması hususuyla ilgili olarak
Sadrazam Ferid tarafından hazırlanan
‘emir dağıtımlı’ belge; Nafia İdaresi’ne,
Hukuk Müşavirliği’ne, Demiryolu ve
Limanlar İdaresi’ne gönderilmiş ancak
buralardan gelen cevaplarda imtiyazın
devriyle ilgili tereddütler olduğu
yönünde görüşler ortaya konulmuştur.
Şartnameye göre 2 yıl içerisinde
şirket kurulup binanın yapılmasına
başlanması şart koşulmuştur. Ancak
bu 2 yıl geçtikten sonra halen şart
yerine getirilmediğinden sözleşmede
bu madenin 2 yıl daha uzatılmasıyla
birlikte üretilen elektriğin sanayide
de kullanılması için ek bir fıkra
eklenmesi, 27 Mayıs 1908 tarihli bir
yazıyla Sadrazam Ferid tarafından
emrolunmuştur.
Hüdavendigar Valiliği’nce yazılan 3
Eylül 1908 tarihli bir yazıyla imtiyazı
alan şahsın sözleşmeye istinaden
gerekli çalışmaları yapmamasından
dolayı imtiyazın yeniden Bursa
Belediyesi’ne devredilmesi Payitaht’tan
talep edilmiştir. Belediye ve vilayet
meclisinde bu yönde alınan kararlar
vurgulanmıştır. Bunun üzerine 20
Eylül 1909 tarihinde Nezare-i Umur-ü
Ticaret ve Nafia Dairesi’nden (Ticaret
ve Bayındırlık Bakanlığı) Hüdavendigar
Vilayet makamına gönderilen bir yazı
ile tereddütlerin dikkate alındığı ve
Aşkudereli (İşkodralı) Süleyman Efendi
oğlu Muhammed Ali Ağa’nın elinde
bulundurduğu imtiyaz hakkını kendi
rızasıyla Bursa Belediyesi’ne devretmek
istediğini kendilerine beyan ettiği
bildirilmiştir.
Bu şekilde yeniden Bursa Belediyesi
uhdesine geçen imtiyaz hakkı ihaleye
çıkarılmıştır. Sözleşmeler Fransızca’ya
çevrilerek uluslararası şirketlerin
de katılmaları öngörülmüştür.
İhaleye girmek için dosya alan talep
sahiplerinin nerdeyse tamamı Avrupa
ülkelerinden olmuştur. Şartnamelerin
Fransızca basılıp gelmesi gecikince
Rus baden sendikası vekili Vartanyan
ve Belçika sendikası vekili Serakyan
Efendinin talebi üzerine ihale süresi
uzatılmış, ancak diğer şirketler bunun
üzerine itirazda bulunmuşlardır. En
ilginç itiraz dilekçesi; İsviçre’nin Paun
Şehrindeki Braun Paveri şirketinden
gönderilmiştir. Dilekçede resmi
dilin Türkçe olduğu ve şartnamenin
Fransızca’ya çevrilmemesi gerektiği
vurgulandıktan sonra, sürenin
uzatılmaması, gelen zarfların açılması
gerektiği savunulmuştur. 7 şirketin
ihaleye girmek için dosya aldığı ihale,
kapalı zarf usulüyle 30 Ocak 1910
tarihinde yapılmıştır. İhaleye dosya
veren İzmirli Yovaniç Efendi’nin verdiği
teklif uygun görülmüş ancak diğer
şirketler buna itiraz etmişler, Arsenid
Kasid adlı kişinin özellikle ihalenin
yapılış usulüne ve bazı kişilerin
kayırıldığına, belediye menfaatlerinin
gözetilmediğine ilişkin itiraz dilekçesi
dikkat çekicidir.
Bununla birlikte Ticaret ve Nafia
Nezareti Celilesi’ne (Ticaret ve
Bayındırlık Bakanlığı) merkezi
İsviçre’nin Baden şehrinde bulunan
Browve Kumpanyası adlı şirket 1
Mart 1910 tarihinde yazdığı itiraz
yazısında; yapılan tekliflerde gerek
belediye ve gerekse halkın menfaatleri
gözetilmediği vurgulanmış, taahhüt
edilen 500 beygirlik elektrik fabrikasının
tramvay ve şehrin aydınlatılmasına
yetmeyeceği, bunun en azından 2000
beygir gücünde olması gerektiği,
ancak bu şekilde yapılan yatırımın hem
belediye adına hem de şirket adına
daha karlı olacağı belirtilmiştir. Buradan
elde edilecek enerji ile tramvaya
binecek yolculardan daha az para
alınabileceği, artan kısmın sanayi tarım
ve madencilikte kullanılabileceği ifade
edilmiş, hatta örnek bir çiftlik kurmayı
ve sanayi mektebinde deneme amaçlı
kullanımı taahhüt etmiştir. Bu surette
masraflar hariç belediyenin an az % 40
kar elde edebileceği vurgulanmıştır.
Bu dilekçeye istinaden Nafia Nezareti
ihalede yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla
inceleme başlatmış, bütün bu
gelişmelerden sonra Bursa Elektrik
Şirketi murahhas azası Mösyö Gustav
Lade’ye devir olunarak 3 Mart 1912
61
yakın plan
tarihinde sözleşme imzalanmıştır.
Ancak şikayetler, itirazlar ve yaşanan
bazı tatsız olaylardan ötürü belediye
menfaatleri öne sürülerek sözleşme
daha sonra tekrar iptal edilmiştir. Daha
sonra tekrar yapılan ihale, Oropedi
Mauri Matis Efendi adında, merkezi
İstanbul Galata’daki İnayet Hanı’nda
olan şirket sahibine 12 Temmuz
1913 tarihli imzalanan sözleşme ile
devredilmiştir. Aradan bir yıl geçmesine
rağmen şartnamede taahhüt edilen
çalışmaların, harita ve projelerin teslim
edilmemesinden ötürü müddet 2 yıl
daha uzatılmıştır.
Ancak işler yine yolunda gitmemiş
ve şirket şartname gereklerini yerine
getirememiştir. Tramvay hatlarına
ait yolların açılıp malzemelerin
tamamlanmasına rağmen inşa
çalışmasına başlanmadığı konusunda
Hüdavendigar Valisi tarafından 1
62
Mayıs 1916 tarihinde İstanbul’a
rapor edilmiş, bunun üzerine Nafia
Nezareti(Bayındırlık) 30 Eylül 1916
tarihli yazı ile inceleme başlatarak,
inşaatın neden yapılmadığı ve
şartnamede yer alan Osmanlı
Anonim Şirketi adıyla şirket kurulup
kurulmadığının tetkik edilmesini
istemiştir.
Tramvaylara elektrik üretecek olan
fabrikanın inşasına başlanıp bir kısmı
tamamlamış olmasına karşın araya
I. Dünya harbi girdi ve Avrupa’dan
gelmesi gereken alet edevat ve
makineler gelemedi. Diğer yandan,
Fransızlarla savaş halinde olmamız
dolayısıyla şirket birçok kereler
uyarılmış, buna karşın çalışmalar
istenilen seviyelere ulaşamamış ve
sözleşme feshedilerek imtiyaz tekrar
belediyeye verilmiştir.
Bu arada hiç olmazsa şehri
aydınlatmayı hedefleyen Bursa
Belediyesi, Elektrik Mühendisi Tevfik
Bey’i davet edip 19 Mayıs 1916 yılında
bir sözleşme imzalar. Sözleşme
kapsamında ilk önce Cilimboz
Köprüsü üzerinde buharla çalışan
bir trübün kurulmuş, ardından bunun
yetersiz olduğu anlaşılınca Hükümet
Konağı civarından buharla çalışan
ikinci bir trübün kurulmuştur. Ancak
kısmi enerji ihtiyacını karşılayan bu
tesislerin, tramvay işletmesi için
oldukça yetersiz olduğu ve hatta
şehrin genel ihtiyaçlarına dahi cevap
veremediğinden dolayı tüccar Yani
Sideraris ve Sivastopolis adındaki
kişilere ait buz fabrikasında elektrik
üretilip şehre verilmesi amacıyla
sahipleriyle 13 Kasım 1921 yılında bir
sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme 7
Mart 1926 yılına değin devam etmiştir.
63
yakın plan
Tramvaylara elektrik sağlaması
amacıyla kurulup daha sonra Haziran
1916 yılında feshedilen Bursa Osmanlı
Elektrik Şirketi, dünya harbinden
sonra kuruluş sözleşmesinin aslı
muhafaza edilmek suretiyle bazı
maddelerinde değişiklik yapılarak 23
Haziran 1924 yılında Bursa Cer, Tenvir
ve Kuvve-i Muharrike-i Elektrikiye
Türk Anonim Şirketi olarak ismiyle
birlikte yenilenmiştir. Şirket aynı yıl ilk
santral binasını, tramvay depoları ve
tamir atölyelerini Muradiye istasyonu
yakınında (Bugünkü Tedaş) kurmuştur. İleriki yıllarda bir süre daha Tramvayla
ilgili çalışma ve beklentiler devam etmiş
ise de elektrik üretimi daha çok şehir
aydınlatma ve sanayi eksenli olarak
gelişmiş tramvayla ilgili istenilen sonuç
bir türlü alınamamıştır.
Bir asırlık rüya günümüzde Bursa
Büyükşehir Belediyesi’nin ilk örneğini
uygulamaya soktuğu Cumhuriyet
Caddesi ve uzatılan İncirli Hattı ile
gerçekleşmiş oldu. Bundan sonra
gerçekleştirilecek olan ilave hatlarla
ömürler tüketen uzun bekleyiş mutlu
sonla bitecektir. İmzalanan son
sözleşme esasına göre tramvay
hatlarında bazı değişiklikler yapılmıştır.
Buna göre 4’ü mecburi 5’i tercihli
olmak üzere 9 hat belirlenmiştir.
Mecburi Hatlar
1- Yeşil’den Başlayıp Ulucami ve
Zafer Meydanı’ndan geçip Çekirge’de
tamamlanan hat.
2- Demirtaş Paşa’dan başlayıp
Hükümet Konağı önünde Yeşil-Çekirge
hattına bağlanan hat.
3- Tahıl Caddesi’nden(Tahıl Hanı yanı)
başlayıp Mecidiye Caddesi’nin(Fevzi
Çakmak Caddesi) ve Meşrutiyet
caddesiyle (Cumhuriyet Caddesi)
kesiştiği yerden geçerek Yeşil -Çekirge
hattına bağlanan hat.
4- Muradiye İstasyonu’ndan (Merinos
Tren İstasyonu) başlayıp Çekirge
hattına bağlanan hat)
Tercihli hatlarda şirkete mecburiyet
verilmediğinden bu hatlar konusunda
güzergah belirleme yapılmamıştır.
Yüzde yüz Bursalı tramvay: “İpekböceği”
Bursa’da üretilen ve kentin
simgelerinden ilham alınarak
“ipekböceği” görünümlü olarak
tasarlanan Türkiye’nin ürettiği ilk yerli
tramvay, Burulaş atölyelerine getirildi.
Durmazlar tarafından üretilen ilk yerli
64
tramvayın test sürüşleri de tamamlandı.
Mekanik, elektronik ve yönetim
sistemi tamamıyla Bursa’da üretilen
tramvayların sefere başlaması için
geri kalan tek şey, Bursa sokaklarında
hummalı bir şekilde süregelen ray
döşeme çalışmalarının son bulması...
Dünyadaki 7. tramvay markası olacak
olan İpekböceği sayesinde Türkiye,
tramvay ya da vagon üretimine ve
satışına başlayabilecek...
65
gezi-yorum
Doğu
Ekspresi
(Kompartımanlı,
Pulman, Örtülü Kuşetli,
Yataklı, Yemekli)
Doğu’dan Batı’ya 1928 km, 36 saat
Gâhı eğri gâhı doğru tren yollarının en meşhuru olan Trans Siberian dünyada ne ise, Türkiye’de
Doğu Ekspresi’nin yeri de odur denebilir kolayca. Tarihi Haydarpaşa’dan yola çıkıp Doğu’ya giden
bu ekspres tren; demiryolu dünyasının duygusu, belgeseli, ruhu, derinliği, atardamarı, hikayesi ve
fenomenidir...
Yazı: Sezai Evans Fotoğraflar: Demet Argun Güngör
66
67
gezi-yorum
İlk durak elbette ki Haydarpaşa
Garı. 1908’de İstanbul Bağdat demiryolu hattının
başlangıç istasyonu olarak inşa
edilmiş bu gar zaten kelimenin her
anlamıyla “büyüleyici” bir başlangıç
noktası... TCDD’nin ana istasyonu
olan Haydarpaşa’dan, Osmanlı
İmparatorluğu’nun son dönemlerinde
Bağdat Demiryolu yanında İstanbulŞam-Medine (Hicaz Demiryolu)
seferleri de yapılmaya başlanmış.
Devrin Osmanlı padişahı II. Abdülhamit döneminde,
30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına
başlanmış, 19 Ağustos 1908’de ise
tamamlanmış... Bir rivayete göre
binanın bulunduğu sahaya III. Selim’in
paşalarından Haydar Paşa’nın adı
verilmiş... Her gün onlarca trenin
kalktığı garda neredeyse 24 saat
boyunca sürekli bir hareketlilik,
koşturmaca var. 28 Kasım 2010
tarihinde çıkan ağır yangından dolayı
çatısı çökmüş ve 4. katı kullanılamaz
hale gelmiş olsa da ihtişamından çok
da bir şey kaybetmemiş...
68
Bugün Doğu Ekspresi denince ilk anda,
Doğu’ya yani doğu illerine giden tren
şeklinde anlaşılsa da, Doğu Ekspresi
ya da diğer adıyla Şark Ekspresi’nin
namı çok farklı bir hikayeyle başladı.
Aslında ilk ve orijinal ismi Orient
Express olan bu tren, yarım düzine
ülkeden geçip Avrupa ile İstanbul’u
bağlayan ilk ekspres trendi. Avrupa’nın
ilk lüks yataklı ekspresiydi. Son
durağı Sirkeci Garı olan, Avrupa’dan
Türkiye’ye gelen trenin adıydı.
1950’lerin İstanbul’unda elit tabakanın
ve pek çok aydının sıkça seyahat ettiği
Şark Ekspresi yolcuları çoğunlukla
Fransa’ya gitmekteydi. Zira o yılarda
en çok hayranlık duyulan ülke Fransa,
en çok etkilenilen edebiyat ise Fransız
edebiyatıydı. Bu trenin ilk seferleri
büyük bir heyecanla karşılandı. Hatta
bu seferleri tanıtmak ve reklam yapmak
amacıyla Devlet Demiryolları tarafından
reklam afişleri bastırıldı... Bu afişlere
Sirkeci Garı’nda ya da sahaflarda
rastlayabilirsiniz. Yatak ve yemek
vagonu olan Şark Ekspresi seferlerinin
pek çoğunu neredeyse tamamen dolu
bir şekilde gerçekleştirdi, İstanbul’dan
Avrupa’ya, Avrupa’dan İstanbul’a çok
sayıda insan taşıdı... Bugün ise daha
yerli ismi “Doğu” ile birlikte “Doğu”
illerimizle İstanbul’un bağını kuruyor.
69
gezi-yorum
Eskişehir Ankara arasında eğer açık havaya denk geldiyseniz gün batımını büyük bir keyifle izleme şansını yakalayabilirsiniz.
70
71
gezi-yorum
Kars - Selim - Sarıkamış - Topdağ
Karaurgan - Süngütaşı - Horasan Köprüköy - Hasankale - Uzunahmet Erzurum - Palandöken - Ilıca (Erzm.) Kandilli - Aşkale - Karasu - Erbaş Çadırkaya - Mercan - Demirkapı Tanyeri - Erzincan - Alp - Kemah Eriç - Yahşiler - Güllübağ - İliç Bağıştaş - Pingan - Çaltı - Divriği Demirdağ - Cürek - Göcentaşı Güneş - Avşar - Çetinkaya - Kangal Karagöl - Eskiköy - Tecer - Ulaş Bostankaya - Sivas - Yapı - Bedirli Hanlı - Gücük - Şarkışla - Yeniçubuk Karaözü - Sarıoğlan - Kayseri Boğazköprü - Fehimli - Yenifakılı Sarıkent - Şefaatlı - Yerköy - Çerikli Kırıkkale - Irmak - Kılıçlar - Elmadağ Lalabel - Kayaş - Ankara - Sincan Malıköy - Polatlı - Biçer - Yunusemre Beylikova - Alpu - Eskişehir - Bozüyük Karaköy - Bilecik - Vezirhan - Sarmaşık Osmaneli - Mekece - Pamukova (Sak.) Ali Fuatpaşa - Doğançay - Arifiye - İzmit Derince - Hereke - Gebze - Pendik Bostancı - İstanbul (Söğütlüçeşme) İstanbul (Haydarpaşa)
72
Sivas Erzincan arası yolculuğun belki de en heyecanlı kısmı. Fırat’ın ana
kollarında birisi olan Murat Çayı ile dans eden raylar nedeni ile nehrin
bir sağında bir solunda seyrediyorsunuz. Geçtiğiniz onlarca köprü tünel
ise bu dansın en keyifli bölümü. Derin sarp vadinin ortasına döşenmiş
raylar sizi en vahşi coğrafyanın tam ortasına doğru heyecanla
ilerletirken, açık bir cam bulursanız derin vadilerin nemli soğuk rüzgarını
sadece yüzünüzde değil vücudunuzun her yerinde hissedeceğinize
emin olabilirsiniz.
Anadolu’da bulunan gar ve tren istasyonları kendilerine has mimarileri ile
Cumhuriyet’in ilk yıllarının tüm izlerini taşıyor.
Haydarpaşa’dan kalkan Doğu Ekspresi
şu dönemki rotası Kars’a, 36 saat
sonra ulaşıyor. Akla hemen 36 saat
yolculuğun nasıl geçeceği sorusu
gelebilir. Özellikle tren yolculuğuna
aşina olmayanlar için bu soru büyük
bir sorun da teşkil edebilir. Ancak
“nasıl geçer” sorusunu düşünmenize
gerek yok, baştan söyleyelim: “çok
güzel geçer...” Hatta aceleniz yoksa,
ki olsa 36 saatlik bir trene binmezdiniz,
harika bir görsel şölen eşliğinde keyif
dolu bir yolculuğunuz olacak demektir.
Marmara, İç Anadolu ve Doğu
Anadolu’yu baştan başa geçen Doğu
Ekspresi Haydarpaşa’dan hareket
ettikten sonra sırasıyla İzmit-EskişehirAnkara-Kırıkkale-Kayseri-SivasErzincan-Erzurum’dan geçerek Kars’a
ulaşıyor. Yolculuk sırasında 1928 km
ray kat ediliyor. Agatha Christie’nin
1933 yılında İstanbul Pera Palas
Otel’de yazdığı ve ismini bu trenden
alan “Doğu Ekspresi’nde Cinayet”
isimli polisiye romanı kadar heyecanlı
olmasa da macera dolu bir yolculuk sizi
bekliyor.
73
gezi-yorum
Anadolu’da birçok kent için tren hala ulaşım için büyük önem taşıyor. Tren geçen taşra kasabaları sakinleri, öğrenciler, köylüler ekonomik olması
nedeni ile ulaşım için trene büyük ilgi gösteriyor. Resmi tatil ve bayramlarda ise eğer sadece gezmek amacı ile trene bindiyseniz bir keyif olmaktan çıkıp
yoğunluk nedeni ile eziyete dönüşebiliyor.
74
75
gezi-yorum
Erzurum Kars arası bu yolculuğun en soğuk kısmı. Vagonların arasında kalan ısıtmasız bölgelerde kapıların iç tarafının donduğunu görebilirsiniz.
76
Eğer yolculuğunuzu kışın yaparsanız Ankara’dan Kars’a kadar kar sizi hiç yalnız bırakmayacak. Kış yolculuğunun bir avantajı da tren yaz aylarına göre
daha sakin. Soğuk ve kar sizi sakın ürkütmesin, trenin içi oldukça sıcak. Yataklı olarak biletinizi aldıysanız odanızın sıcaklığını da istediğiniz düzeyde
tutabilirsiniz.
77
gezi-yorum
Haydarpaşa Ankara arasında elektrikli
lokomotif ile seyahat ettiğimiz için hızımız
bir miktar daha yüksek. Ankara’da elektrikli
lokomotifin yerine gelen mazotlu lokomotif
trene nostaljik bir hava veriyor.
Sivas bölgesinden çıkartılan madenler ekonomik olması nedeni ile tren ile taşınıyor.
Köylerinden her gün 2 kez tren geçmiş
olsa da tren ve içindeki yolcular yine de
köylü çocuklar için ilgi çekici... Doğu
Ekspresi köylerde mola verdiği zaman
çocuklar da kızak keyfine mola vererek
meraklı gözlerle yolcuları izliyorlar.
78
Tren sadece büyük kentlerin garlarında değil, irili ufaklı yüze yakın istasyonda duruyor. Doğu
Anadolu Bölgesi’nde bulunan bir çok öğrenci bulundukları köylerde okul olmaması nedeni ile
okula Doğu Ekspresi ile gidip geliyor, tabi saati denk gelirse... Çeşitli nedenlerle trenin her gün aynı
saatte geçmediğini söyleyen öğrenciler, ulaşım konusunda çok fazla seçenekleri olmadığı için treni
beklemek zorunda kaldıklarını söylüyorlar.
79
bursa mutfağı
Bursa’dan “yemek” nostaljisi
Bursa’da “yemek” hiçbir zaman –son çeyrek asır hariç- sadece
“yemek yemek” olmadı. Yüzyıllar boyunca gerek coğrafi konumu
ve aldığı göçler gerekse saraya yakınlığı ve Osmanlı’nın “Baharat
Yolu”nu 1400’lerde Halep’ten Bursa’ya kaydırması şehri hep canlı
tuttu. Bu canlılık sosyal ve kültürel yaşamda derin izler bırakarak
kendini gösterdi. Bu kültür zamanla ve ağır ağır oluşsa da özellikle
mutfak kültürü son çeyrek yüzyılda çok hızlı bir şekilde unutuldu...
Bursa Mutfağı’nın şimdilerde İskender
Kebap, Pideli Köfte, Cantık gibi bilinen
yemeklerden oluştuğu düşünülse de
aslında uzun yıllarda oluşmuş görkemli,
unutulmuş, alıngan ve mağrur bir
mutfaktır. Bursa aldığı göçler sayesinde
sürekli yenilenen bir mutfak kültürüne
sahip oldu.
Bursa’ya her gelen sahip olduğu
mutfak kültürünü de beraberinde
getirmiş, her gelen hünerli elde
Bursa’da öğrendikleriyle yeniden
harmanlamış yemeklerini ve
nihayetinde de kendine has ve
80
bambaşka bir mutfak kazanmış
Bursa… 1800’lerin sonunda
Bulgaristan’dan gelen köfte İnegöl’e
ulaştığında ismini almış, yine 93
Harbi’nden sonra Kafkasya’dan gelen
Cantık ve Silor hep Bursa’daymış
havasıyla yerleşmiş mutfağa, Batı
Trakya’dan aldığı göçlerle gelen
bir5çok yemek ve daha niceleri yavaş
yavaş Bursa Mutfağı’nı oluşturmuştu.
Bursa Mutfağı tüm ilçelerini kapsasa da
bir ilçeden diğerine farklılık gösteriyor.
Örneğin Kemalpaşa’da yapılan bir
yemeğe İznik’te rastlamıyorsunuz ya
M.Ömür Akkor
Mutfak Araştırmacısı
da İnegöl’de aldığınız bir tarif Gürsu’da
bulunmuyor. Bu da mutfağın ne denli
çeşitli olduğunun kanıtı. Genel hatlarını
çizecek olursak Kemalpaşa taraflarında
yapılan yemeklerde Batı Trakya etkisi
görülürken şehrin doğusu yapılan
yemekler de Kafkaslar’dan yapılan
göçlerden etkilendiğini görüyoruz.
İznik’te gölün ve derelerin oluşu
mutfağa biraz daha tatlı su balıklarının
yemeklerini(ki bu etki Mudanya’da da
deniz balıkları olarak mevcut) dahil
ederken; Bursa geneline dağılan
Yörükler de kendi mutfak kültürlerini
yaymışlar Bursa’ya.
Bursa Mutfağı araştırmalarım
esnasında rastladığım diğer bir
husus da şehrin saraya olan yakınlığı
ve kendi mutfağına ait yemeklerin
Saray Mutfağı’na yerleşip Bursa’yı
unutmasıdır. Bursa merkez ve bağlı
ilçelerdeki köyleri gezerken aldığım
bazı tarifler Osmanlı Saray Mutfağı'nda
da karşımıza çıkıyor; kuyruk çorbası,
kavala, kuru erik yahnisi gibi... Ben bu
tariflerin Bursa’dan Saray Mutfağı’na
taşındığı kanısındayım. Saraya taşınan
bu yemekler de yine göçlerin bilindik
etkisiyle kendini hep oraya ait sanarak
hep oradaymış havasına bürünüp
hemen o mutfağa dahil oluyorlar.
Bursa’da yemek, sadece sabah, öğle
ve akşam öğünlerinden ibaret ve karın
doyurmaya yönelik bir eylem değil,
insanların yaşamlarını biçimlendiren
bir kültür olmuştur. Yemek sebepli
sebepsiz tüm davetlerin tamamlayıcısı
olduğu gibi, her özel gün için de
birbirinin aynı olan yemekler yapmak
yerine bolca çeşitlendirilmiştir.
Sizlere Bursa Mutfağı’nın karakteristik
özelliklerini yansıtan geçmişten
günümüze bir tarifler seçkisi sunmak
istiyorum....
1 kilo parça kuzu eti
5 adet çok ince ramazan pidesi
200 gram tereyağı
1 çay kaşığı damla sakızı
1 çay kaşığı karabiber
1 yemek kaşığı kakule
1 parça yağlı kağıt
2 su bardağı su
1 tatlı kaşığı tuz Tüm malzeme pideler hariç güveç
kabına konur. Üzeri yağlı kağıt
kapatılarak odun fırınına verilir ya da
ocakta 2 saati aşkın pişirilir. Ocakta
çok ağır ateşte, fırında ise orta
sıcaklıkta ve ateşten uzak olmasına
dikkat edilerek pişirilir. Çatala gelecek
şekilde doğranan pideler bakır bir
servis tepsisine konularak fırınlanır.
Pideler iyice gevretildikten sonra
üzerlerine güveçten çıkarılan kuzu eti
ve suyu dökülüp kısa bir süre altı ateşte
tutulup servis edilir.
Dağ mantarlı kuzu
Ramazan kebabı
Yarım kilo yabani mantar ya da dağ
mantarı
Yarım kilo kuşbaşı kuzu eti
Yarım su bardağı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
2 adet biber
2 adet domates
2 adet patates
20 adet çekirdeksiz siyah zeytin
1 su bardağı kıyılmış maydanoz
1 tatlı kaşığı kekik
1 çay kaşığı tuz
Yemeklik doğranan kuru soğan
ve kuşbaşı et suyu çekilene kadar
kavrulur. Yağı ilave edilip üzerine küp
küp kesilmiş patates, ince doğranmış
biber, domates ve mantarlarla zeytini
ilave edilip kavrulmaya devam edilir.
Baharatları da konulduktan sonra 30
dakika karıştırılmadan ağzı kapalı
olarak pişirilir. Üzerine maydanoz
koyularak servis edilir.
81
bursa mutfağı
Gülvarak
1 kilo un
Yeterince su
Yarım çay kaşığı tuz
250 gram kaymak
Yarım kilo tozşeker
Un, su ve tuzdan hamur tutulur.
Tutulan hamur bezelere bölünerek
yufka açılır. Açılan yufkalar fırın
tepsisine dizilerek ya da sac üzerinde
kızartılır. Yufkalar üst üste konarak
tepsiye dizilir. En üste parça parça
kaymak ilave edilip üzerine tozşeker
dökülerek servis edilir.
Yumurta dolması
Nohutlu mantı
82
1 su bardağı haşlanmış nohut
1 kilo un
2 yemek kaşığı tereyağı
2 yemek kaşığı zeytinyağı
2 adet yumurta
1 kase sarmısaklı süzme yoğurt
4 su bardağı et suyu
1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
1 çay kaşığı tuz
2 su bardağı su
Un, yumurta, zeytinyağı ve suyla hamur
tutulup dinlendirilir. Dinlenen hamur
mantı için açılıp kare kare kesilir.
Kesilen karelerin içine haşlanan nohut
koyulup kapatılır. Hazırlanan nohutlu
mantı tepsiye koyulup fırınlanır. Et suyu
tuzla kaynatılır. Kaynayan suya mantılar
atılıp pişene kadar haşlanır. Daha sona
servis tabağına alınan mantı üzerine
sarmısaklı süzme yoğurt ve tereyağında
kızdırılmış kırmızı pul biber koyularak
servis edilir.
Bu mantı, keten torbalara koyulup serin
ve kuru yerde muhafaza edebildiği için
yaz aylarında kışın yenmek üzere bolca
yapılarak saklanır.
6 adet yumurta
1 çay bardağı un
Kızartma için yağ
1 çay bardağı kıyılmış maydanoz
1 adet yeşil soğan
Yarım çay kaşığı karabiber
Yarım çay kaşığı kırmızı pul biber
Yarım çay kaşığı tuz
5 adet yumurta sarısı katılaşana kadar
haşlanır. Haşlanan yumurtalar soyulup
ortadan ikiye bölünür. Yumurtaların
sarıları içlerinden çıkarılarak bir kaba
alınır. Yumurta sarılarının içine ince
kıyılmış yeşil soğan, kıyılmış maydanoz,
karabiber, kırmızı pul biber ve tuz
eklenerek yoğrulur. Hazırlanan karışım
yumurtanın beyaz kısımlarına tekrar
topak yapılarak konulur. Kalan bir adet
yumurta bir kapta çırpılır. Una bulanan
yumurtalar daha sonra çırpılmış
yumurtaya batırılarak yağda kızartılıp
servis edilir.
Eskiden Bursa’da kahvaltıda yenilen
bu yemek, konuştuğum 40 yaşlarında
birçok kaynak kişinin hâlâ aklında.
Yakın zamana kadar (10- 15 seneye
kadar) annelerinin bu yemeği yaptığını
fakat artık eskisi gibi sık pişirilmediğini
belirtiyorlar.
Armut kurabiyesi
1 adet yumurta
125 gram oda sıcaklığında tereyağı
Yarım su bardağı pudra şekeri
1 kahve fincanı süt
1 su bardağı mısır nişastası
Yarım paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
Sap şekli vermek için yeteri kadar
karanfil tanesi
Nane turşusu
5 demet taze nane
Yarım su bardağı sirke
1 adet dilimlenmiş limon
2 yemek kaşığı kaya tuzu
10 diş sarmısak
1 litre kaynatıldıktan sonra
soğutulmuş su
İyice ayıklanmış ve yıkanmış naneler
kavanoza aralarına limon dilimleri ve
sarmısaklar koyularak yerleştirilir. Diğer
bir tarafta bir kabın içinde su, sirke ve
kaya tuzu iyice karıştırılıp nanelerin
konulduğu kavanoza ilave edilir. Serin
ve güneş ışığına maruz kalmayan bir
yerde saklanır.1 hafta sonra servis
edilir.
Nane turşusu, Osmanlı sarayı için
Bursa’da nisan ayından itibaren
bahçelerden taze nane toplatılarak
yapılıyordu. Nane turşusu,
sulandırılarak şurup yapımında
yada diğer turşulara lezzet vermesi
içinde kullanılıyordu. O yıllardaki
Osmanlı kaynaklarında nanenin şifalı
etkilerinden bahsedilip “cümle otların
efendisidir” denilirdi.
Karanfil taneleri hariç tüm malzemeyi
karıştırıp, hamuru kulak memesi
yumuşaklığında yoğurun. İstediğiniz
büyüklükte kopardığınız parçalara
armut şekli vererek, yağladığınız fırın
tepsisine yerleştirin. Her bir kurabiyenin
üstüne birer tane karanfil yerleştirin.
Orta hararette ısıtılmış fırında pişirin.
İyice soğuduktan sonra üstlerine çok
hafif pudra şekeri serpin.
Kaçamak
1 su bardağı rende köy peyniri
Yarım su bardağı dövülmüş ceviz içi
1 su bardağı mısır unu
2 yemek kaşığı tereyağı
İsteğe bağlı olarak üzüm pekmezi
1 su bardağı mısır unu 2 su bardağı
kaynayan suya ilave edilerek helva
kıvamına gelinceye kadar hiç
durmadan karıştırılarak pişirilir.
Hazırlanan bu bulamaç tepsiye
dökülür. Üzerine rendelenmiş köy
peyniri, ceviz içi ve kızdırılmış
tereyağı dökülerek servis edilir.
İsteğe göre pekmezle de yenebilir.
83
bursa mutfağı
Kestane kelem sarması
1 adet orta boy kelem (lahana)
1 su bardağı pirinç
1 su bardağı zeytinyağı
3 adet kuru soğan
Yarım kilo kestane
Yarım demet maydanoz
Yarım demet dereotu
Yarım çay bardağı dolma (çam) fıstığı
Yarım çay bardağı kuşüzümü
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı dolmalık bahar
1 tatlı kaşığı tuz Kestaneler üzerleri çizilerek 30
dakika haşlanır. Haşlanan kestaneler
soyulup bıçakla nohut iriliğinde kıyılır.
Bir tencerede, yemeklik doğranan
Bursa lokumu
1 tatlı kaşığı yaş mayası
1 kilo un
1 yemek kaşığı tozşeker
1 adet yumurta sarısı
2 adet patates
2 yemek kaşığı tahin
Yarım litre süt
1 çay kaşığı çörek otu
Yarım su bardağı ceviz içi
1 tatlı kaşığı susam
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı bahar
1 çay kaşığı tuz
Maya, süt, tozşeker ve bir yemek kaşığı
unu karıştırılıp kabarması beklenir.
1 kilo unun içine kabaran karışım
boşaltılır ve yoğrulur. Haşlamış ve
püre haline getirilmiş iki patates, biraz
tuz ve yarım litre sütle yoğrulup, daha
84
önce hazırlanan hamura katılır ve
mayalanması beklenir. Mayası kıvama
geldiğinde, portakal büyüklüğünde
bir parça koparılır, yağlanmış tepsi
üzerinde elle bastırarak yassılaştırılır ve
üzerine dövülmüş ceviz, biraz tozşeker,
tarçın, tahin ve bahar dökülüp rulo
haline getirilir. Hamurun tamamını
kullanılır. Hazırlanan rulolar ya olduğu
gibi tepsiye koyulur ve öylece pişirilir
ve piştikten sonra kesilir ya da
pişmeden önce kesilip tepsiye dizilir.
Pişirilmeden önce biraz kabarması
için yarım saat dinlendirilir. Üzerlerine
yumurta sarısı sürülür, susam ve
çörek otu serpilir. Fırından çıkardıktan
sonra üzeri ıslak bezle örtülür.
Böylece yumuşak kalmasını sağlanır.
Dinlendirilip servis edilir.
soğanlar, pirinç, çam fıstığı, kuşüzümü,
karabiber, tarçın, tuz, dolmalık bahar
ve yarım su bardağı zeytinyağıyla 10
dakika kavrulur. Kavrulduktan sonra
üzerine ince kıyılmış maydanoz ve
dereotu ile kestaneler de eklenerek
karılır. Lahana ortadan ikiye bölünerek
haşlanır ve damarları çıkarılarak
hazırlanan iç doldurulacak şekilde
kesilip hazırlanır. Hazırlanan lahanalara
iç doldurularak sarılır ve altına lahana
yerleştirilmiş (yanı sıra dereotu ve
maydanoz sapları da konulabilir)
tencereye dizilir. Üzerini biraz geçecek
kadar su ilave edilip kalan zeytinyağı
da döküldükten sonra kısık ateşte 45
dakika pişirilip, soğuk olarak servis
edilir.
85
çizgi üstü
Geleceğe mektup
Her mektup geleceğe yazılır, geleceğe gönderilir. Her fotoğraf,
gelecekte bir gün bakıp hüzünlenmek için çekilir. “Hey gidi, yıllar
ne çabuk geçmiş!” demek içindir hepsi.
Yazı ve Çizimler: Gökay Öngör
Kafenin yüksek pencerelerinin
buğusundan zorlukla görünen
caddede, insanlar birer siyah siluet
halinde yürüyor, sokak lambalarının
ışığında kar taneleri ağır ağır yere
düşüyordu. Tam şu anda, içinin huzurla
ve mutlulukla dolduğunu hissediyordu
genç adam. Sanki, daha önce yaşadığı
ve tadını hala hatırladığı bir akşamı
tekrar yaşıyordu. Yalnızca bir nostaljiydi
belki bu.
Genç adam çocukluğunda, canı
sıkıldığında evdeki çekmeceleri
karıştırırdı. Uzun süredir görmediği,
veya arayıp bulamadığı eşyalarını bulur,
mutlu olurdu. Daha da heyecan verici
olanı şuydu ki, bebeklik fotoğraflarına,
anne-babasının gençlik fotoğraflarına
rastlardı bazen. Bu fotoğraflara
bakmak, herkese olduğu gibi ona da
hüzünle karışık bir keyif verirdi. Annebabası değişmiş, kendisi ve kardeşleri
büyümüşlerdi. Artık onlar o eski “onlar”
değillerdi. Yine de seviyordu bu
“zamanda yolculukları.”
Yaşlanabilirse şayet, genç adam
yaşlılık günlerinin birinde gençlik
fotoğraflarına bakacak, karmakarışık
duygularla bugünlerin hızla ve sessizce
geçip gittiğini düşünecekti. Hüzün,
özlem ve belki pişmanlık duyguları
birbirine karışacaktı yüreğinde. Bazıları,
gençliğin büyülü bir şey olduğunu
söylüyorlardı. O ise galiba bu en güzel
yıllarının önünden öylece geçip gidişini
sadece seyrediyordu. Bilemiyordu ki
gençlik nasıl yaşanmalı! Kendine ne
kadar kızarsa kızsın bundan başka
türlü de olamıyordu. Şu anda göze
alamadığı riskler, cesaretle
atılamadığı şeyler için bir gün
kendine kızacaktı belki. Varsın
yaşlı hali, genç haline kızsındı.
O böyleydi, başka türlü de
olamıyordu.
Birden adımları yavaşladı. Sonra
hepten durdu genç adam.
Gördüğü manzara karşısında
şaşkına dönmüştü. Kafenin
bahçesinde ne bir masa ne bir
sandalye vardı. Tabelalar bile
sökülüp götürülmüştü. Bahçede
yalnızca, yapraklarını uzun
zaman önce döken çıplak ve
ıslak ağaçlar vardı. Üşümüşler
gibi gövdelerini eğmişlerdi hepsi.
86
Belki de bahçenin insanlarla dolacağı
günleri bekliyorlardı. Üzülmüştü genç
adam. Tek kelimeyle “üzüldüğünü”
hissetmişti. Hani bir gece, kar yağıyor,
caddedeki sokak lambalarının ışığında
kar taneleri ağır ağır süzülüyorlardı ya,
işte o geceyi hiç unutmamıştı genç
adam. Kafenin o geceki tenhalığını,
camların buğusunu, hatta beyaz
boğazlı kazak giyen, dalgalı siyah
saçlarıyla ötedeki masada oturan genç
kızı da anımsıyordu. Hafızasını zorlasa
belki kafede oturduğu her geceyi bir
bir anımsayacaktı. Ama yine de burada
geçirdiği saatlerin birer nostaljiye
dönüşmesini istemiyordu henüz. Yıllar
sonra olabilirdi belki ama bugün henüz
çok erkendi...
87
vücut sağlığı
Kemik erimesinde risk
altındakiler
Uzm. Dr. Ferda Firdin
Biyofiz Fizik Tedavi ve
Romatizmal Hastalıklar
Tıp Merkezi
Kemik erimesi; düşük kemik yoğunluğuna bağlı olarak kemik
direncinin azalması ve kırılmaların artması olarak tanımlanan ve
günümüzde en sık karşılaşılan hastalıklardan bir tanesi.
Tedavi edilmediğinde ciddi problemleri
beraberinde getiren hastalık; kemik
ağrısına, şekil bozukluklarına yol açtığı
gibi kişileri çevresindekilere bağımlı
hale getirerek üretken yaşamdan
uzaklaştırıyor. Oysa kemik yoğunluğu
ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri
kemik erimesinde erken tanıya olanak
vererek hayat kalitesini önemli ölçüde
artırıyor.
Kemik erimesi görülen kişiler
incelendiğinde bu kişilerin ya hayatın
erken dönemlerinde kemik dokusunun
daha az geliştiği ya da bu kişilerde
ileri yaşlarda görülen kemik kaybının
diğerlerine oranla daha hızlı olduğu
anlaşılmaktadır. Hastalık özellikle
65 yaş üstü pek çok kadın ve
erkekte görülürken; herhangi bir kırık
olmaksızın, ağrı vermeden sinsice
ilerleyebildiği gibi omurga, el bileği ve
diğer kemiklere ait kırıklarla da gün
yüzüne çıkabiliyor. Risk grubundaki
kişiler; erken dönemde gerekli testleri
yaptırarak önlem alabilir, yeterli ve
dengeli beslenme ile de daha sağlıklı
ve kaliteli bir hayat sürdürebilirler.
88
Kemik erimesi kimler için riskli?
- Kadınlar
- 50 yaşın üstünde olanlar
- Menopoza girmiş olanlar
- Erken menopoza girenler
- Testosteron hormonunda azalma olan
erkekler
- Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle
beslenenler ve D vitamini eksikliği
olanlar
- Fiziksel aktivitesi, hareketliliği az
olanlar, az egzersiz yapanlar
- Ailesinde osteoporozlu kimseler
bulunanlar (örn: annede kalça kırığı)
- Kısa boylu, ince yapılı kişiler
- Beyaz tenli, açık renk gözlü olanlar
- Sigara içenler
- Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok
fazla tüketenler
- Bazı ilaçları uzun süreden beri veya
yüksek dozlarda kullananlar (örn;
tiroid ilaçları, kortizon, epilepsi ve bazı
kanser ilaçları gibi)
- Bazı hastalıkları olanlar (örn; tiroid
hastalığı, şeker hastalığı, midebarsağın alınması, felçler, iltihaplı
romatizmal hastalıklar)
89
kadın sağlığı
İdrar kaçırmada lazer tedavisi
Stres üriner inkontinans (eforla idrar kaçırma) karın içi basıncı
artıran aktiviteler sırasında (ağır kaldırma, hapşırma, öksürme,
egzersiz ve hatta ani pozisyon değiştirme vs.) istemsiz olarak idrar
kaçırılması sorunudur. İnkontinans toplumda oldukça sık olarak
görülen bir problemdir, öyle ki 30 yaşın üstünde her 4 kadından,
menopozal dönemdeki her 2 kadından birinde idrar kaçırma
şikayeti mevcuttur.
İnkontinans hayati tehlike arz eden
bir hastalık olmamasına rağmen onu
önemli yapan sosyal etkilerinin çok
dramatik olmasıdır. İdrar kaçırma
şikayeti olan hastalar kendilerini hayatı
kontrollü yaşamak zorunda hissederler,
sosyal hayatlarını kısıtlarlar. Stres
inkontinansın bu kadar çok olumsuz
sonucu olmasına rağmen hastaların
çoğu utanma, var olan tedaviler
hakkındaki bilgisizlik, tedavinin cerrahi
gerektireceği korkusu vb. nedeniyle
tedavi aramamaktadırlar. Biz bu
yazımızda bu önemli hastalığın kısa
bir incelemesini yapıp var olan tedavi
seçeneklerinden ve lazerin tedavideki
yerinden bahsedeceğiz:
Stres inkontinans genetik ve çevresel
etkenler, gebelik ve doğum, hormonal
bozukluklar, obezite, sigara,
enfeksiyonlar, ilaçlar vb. gibi bir çok
etmenin rol oynadığı bir süreç sonrası
gelişir. Bunlar arasında özellikle gebelik
ve doğum idrarı tutmayı sağlayan
yapılara hasar verebildikleri için en
önemli etkenlerdir.
Muayene: İyi bir öykü alma ve
doktor-hasta iletişimi kabaca ne tip
bir idrar kaçırma şikayeti olduğunu
belirlememizi sağlar. Hastaların idrar
kaçırma sıklığı, miktarı, sosyal ve
cinsel aktivitesi, herhangi bir kronik
hastalığının olup olmadığı (astım,
kabızlık vs.), kullandığı ilaçlar vb.
sorgulanır ve muayeneye geçilir. Önce
hasta detaylı bir jinekolojik ve pelvik
muayeneden geçirilir, sonrasında
90
hastalara özel bir takım tetkikler yapılır.
Bu tetkiklere göre hasta için en uygun
tedavi stratejisi belirlenir.
Tedavi: Stres inkontinansın ilaç
kullanılmak suretiyle onaylanmış olan
bir tedavisi yoktur. Tedavide lazer
gibi alternatif yöntemler ve cerrahi
uygulanmaktadır. Cerrahinin travmatik
olması, iyileşmesi ve normal yaşantıya
dönüş süresinin uzun olması nedeniyle
birçok hasta tarafından zorunlu
olmadıkça tercih edilmemektedir. Bu
nedenlerle cerrahinin birçok alternatifi
geliştirilmiştir, bunlardan biri de az
sonra bahsedeceğimiz lazer tedavisidir.
Lazer stres inkontinans tedavisinde
henüz son yıllarda onay almış olmasına
rağmen çok başarılı bir tedavi
yöntemidir. Hafif ve orta derecedeki
idrar kaçırma şikayetinde etkilidir.
İnkontinans şikayeti olup da cerrahi
operasyon geçirmekten korkan hastalar
için oldukça iyi bir alternatiftir.
Lazer tedavisi yüksek enerjili Er:YAG
lazerinin vajinal dokular ve idrar çıkışı
deliğine uygulanması prensibine
dayalıdır. Bu dokularda bulunan
kollajen isimli protein bu dokulara
sıkılığını veren proteindir, lazer bu
proteine etki ederek stres inkontinansta
hasarlanmış-azalmış-dejenere
olmuş bu proteinin üretilmesini ve
düzenlenmesini uyarır, bu sayede
henüz uygulama sonrasında bile
inkontinansta belirgin düzelme olur ve
Op. Dr. Sena Kutucu
ve oluşan bu düzelme tedaviyi takip
eden haftalar içinde artar.
Lazer herhangi bir cerrahi kesi veya
anestezi gerektirmemesi, ağrısız,
dikişsiz ve kanamasız olması, hastaya
yatış yapılmasına ihtiyaç olmaması, inoffice ve walk-in, walk-out bir prosedür
olması nedeniyle cerrahi öncesi çok
iyi bir alternatiftir. Hastalar 30 dakika
gibi kısa bir sürede lazer ile tedavilerini
aldıktan sonra günlük yaşamlarına
kaldıkları yerden devam edebilmekte
ve aynı zamanda birkaç gün içinde de
cinsel yaşamlarına dönebilmektedirler.
Çoğu hastada tek seans lazer
uygulaması yeterli olmaktadır. Hızlı
bir tedavi olmasına karşılık bu yeni
tedavinin 2 yıllık takiplerinde iyileşme
oranı %80’ in üzerinde bulunmuştur.
Oranların cerrahi kadar yüksek
olması onu güçlü bir alternatif haline
getirmektedir. Stres inkontinans hayati
bir tehlike oluşturmuyor olabilir, ama
sebep olduğu sosyal ve psikolojik
problemler onu önemli bir halk
sağlığı sorunu haline getirmektedir.
İnkontinans sorunu olan her kadın
hastalığı sindirmeye çalışmamalı,
bunu yaşlanmanın doğal bir sonucu
olarak görmemeli, en kısa zamanda
bir doktora başvurmalıdır. Unutmayın,
basit bir müdahale yaşam kalitenize
çok büyük katkılar sağlayabilir.
Sağlıklı ve mutlu günler dileğiyle!
91
göz sağlığı
Op. Dr. Yavuz Selim Dayıoğlu
Özel Bursa Anadolu Hastanesi
Göze gelen “alerjidir”
Alerjiler toplumda % 20 oranında görülür ve bunların % 70’i “göz alerjisi” olarak ortaya çıkar. Göz
alerjileri, vücuttaki diğer alerji tipleri ile ilişkili olabileceği gibi kalıtsal da olabilir. Alerjen maddeye karşı
hassas gözler bu madde ile karşılaştığı zaman klinik tablo ortaya çıkar. Göz alerjileri astım ve saman
nezlesi gibi diğer alerjik hastalıklarla beraber bulunabilir.
Alerjinin nedenleri nedir?
Gözünüze ve burnunuza temas eden
alerjenlerin çoğu havada bulunur.
Polen, toz, küf, hayvan tüyleri havadan
gelen alerjenlerdendir. Bazı kişilerde
göz damlaları içindeki koruyucu
maddelere karşı da alerjik reaksiyonlar
gelişebilir. Yüzde kullanılan kozmetik
ürünlere, göz damlaları ve içindeki
koruyucu maddelere karşı da alerji
meydana gelebilir. Yiyecekler ya
da böcek sokması gibi diğer alerjik
nedenler genellikle havadan gelen
alerjenler gibi gözleri etkilemezler.
Alerjik gözlerde ne gibi bulgularla
karşılaşırız?
1.Kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve akıntı
2.Hapşırma ve öksürme 3.Burun, ağız
ve boğaz kaşıntısı 4.Sinüs tıkanıklığını
ve baş ağrısı.
Gözdeki alerjik reaksiyonlar 5
grupta toplanabilir; 1. Akut 2.
Mevsimsel(vernal konjonktivit) 3. Dev
papiller konjonktivit 4. Yıl boyu süren
konjonktivitler (perennial) 5. Atopik
konjonktivit.
92
Akut konjonktivitler ani olarak ortaya
çıkar ve gözde kızarıklık, şişlik ve
kaşıntı ile karakterizedir. Çoğunlukla
polen, mantar ve göz ve göz
çevrelerine kullanılan ilaçlar neden
olarak gösterilir. Bu gibi vakalarda
solunum yollarında daralma ve
hipotansiyona yol açan anaflaksi
tablosu ortaya çıkabilir. Acil bir durum
olduğu için, kısa sürede müdahale
edilmesi hayati önem arz eder.
Göz alerjilerinin çoğu mevsimseldir.
Genellikle ilkbahar ve sonbahar
mevsiminde bitki polenlerinin havaya
karışması sonucu her iki gözde kaşıntı,
batma, kızarıklık, sulanma ile kendini
gösterir. Gözde alerjik reaksiyon
ortaya çıktığı zaman kaşıntıyı giderme
amacıyla gözü şiddetle ovuşturmak
göz yüzeyini harap edebilir. Bundan
dolayı erken çocukluk döneminde alerji
mevsimi başlamadan önce de uygun
tedaviye başlanabilir.
Dev papiller konjonktivit çoğunlukla
kontakt lens hastalarında daha
az sıklıkla ameliyat sonrası sütür
reaksiyonu ile ve göz protezi ile
alakalıdır. Tedavisinde sebebin ortadan
kaldırılması ve uygun ilaç tedavisi
yeterlidir. Perennial yani yıl boyu süren
konjonktivitlerde genellikle neden ev
tozları, akarlar, mantarlar, evcil hayvan
tüyleri gibi sebeplere dayanmaktadır.
Bu tip hastalarda komplikasyon daha
sık olduğu için uzun süreli takip ve
tedavi önem arz etmektedir. Atopik
konjonktivitler ise genellikle atopik
dermatit ve astımla alakalı kişilerde
ortaya çıkan konjonktivit şeklidir.
Diğer allerjik konjonktivitlerden farklı
olarak 18-20’li yaşlarda ortaya çıkar.
Konjonktivaya ilaveten kornea ve göz
kapakları da etkilenir.
Eğer aşağıdaki soruların çoğuna
evet diyorsanız, göz alerjiniz olabilir
ve bir göz muayenesi olmanızda
yarar vardır: İlkbahar ve sonbahar
aylarında gözünüzde kaşıntı oluyor
mu? Ailenizde alerjisi olan var mı?
Evcil hayvanlara karşı alerjiniz var mı?
Hapşırma, öksürme, burun tıkanıklığı
gibi rahatsızlığınız oluyor mu? Tozlu
ortamlarda gözünüzde kızarma, kaşıntı
oluyor mu?
93
uzaktaki yakın
Zil, şal ve gül
Granada…
Özgür Çakır
Uzaktaki Yakın köşemizde bu sayı rotamızı Batı’daki Doğu’ya, Endülüs topraklarına yani İspanya’nın
güneyine çeviriyoruz. Anahtar kelimelerimiz, zil, şal ve gül ve bir de Granada yani “nar”dan ibaret
değil. Gırnata, Andalucia, Endülüs’te Raks, Yahya Kemal, Garcia Lorca, Elhamra Sarayı, Irwing
Washington, Afrikalı Leo, Emeviler, Kraliçe Isabel, Mağribiler, flamenko, tapas, mağaralar, çingeneler,
graffitiler, Erasmus, güzel kızlar, yakışıklı erkekler, masallar ve saraylar ilginizi çekiyorsa, buyurun
Granada’ya…
Osmanlı döneminde “Gırnata” olarak
bilinen, İspanyolca kelime anlamı
“nar” olan Granada, 350 bin kişilik
nüfusuyla görece küçük bir şehir
olsa da başta Elhamra Sarayı olmak
üzere barındırdıklarıyla Barselona’nın
ardından İspanya’daki belki de en
önemli turistik destinasyon. Gezginler
arasındaki bazı popüler forumlarda
“İspanya’da tek bir şehir görme
hakkınız olsa hangi şehri seçerdiniz?”
94
sorusuna en sık verilen cevaplardan
birinin de Granada olması sürpriz değil.
Bugün İspanya’nın on yedi özerk
bölgesinden biri olan Andalucia
yani Endülüs Otonom Bölgesi’nin
başkenti Sevilla ile birlikte öne çıkan
ikinci önemli şehri olan Granada,
yaşanan onca asimilasyon ve yıkıma
rağmen Arap etkisinin güçlü bir
şekilde hissedildiği, Müslüman Arap
medeniyetinin ve kültürünün belki de
zirvesinin yaşandığı yıllara tanıklık
etmiş, bu açıdan bakıldığında derin bir
nostaljiyi de barındıran bir şehir.
Endülüs’te raks etmeye başlamadan
önce genelde Andalucia’yı, özelde
Granada’yı daha iyi anlayabilmek
için biraz tarihin tozlu sayfalarını
çevirmekte fayda var. Mağribilerin
-Kuzey Afrika’nın körfezdekilere göre
Batılıları olan Arapların- temsilcisi
olarak Emeviler, ismini verdiği
Cebelitarık Boğazı’nı geçerek ordusuyla
İspanya topraklarına ayak basan Tarık
Bin Ziyad komutasında 711 yılında
hikayeyi başlatmışlar. İspanya’da
karaya ayak bastığındaki ilk emri kendi
donanmasını yaktırmak olmuş Tarık
Bin Ziyad’ın. Gemileri yakmak deyimi
de buradan gelmekte. Askerlerine
dönüşü olmayan bir yola girdiklerini
ve artık yapacakları tek şeyin ayak
bastıkları bu topraklara sahip olmak
olduğunu anlatmak istemiş. Anlaşılan o
ki mesaj çok iyi kavranmış ve 711-1492
yılları arasında yaklaşık sekiz yüzyıl
boyunca Müslüman bir kavim yönetmiş
İber Yarımadası’nı. Öyle ki yüksek
bir medeniyet ve kültür seviyesini
yakalayan Endülüs sayesinde bin beş
yüzlü yılların ortalarına kadar Avrupa’nın
bilim dili Arapça olmuş. Bölgede
yaşayan Yahudilerin de katkısıyla eski
Yunan klasikleri Latince’den Arapça’ya
çevrilmiş, Endülüs medreseleri Avrupalı
âlimlerin sarık takıp Müslüman kılığına
girerek eğitim gördükleri kurumlara
dönüşmüş. Avrupa’da Rönesans’ın
tetikleyici unsurlarından birinin de
Endülüs ve dolayısıyla Arap kültürü
olduğu, günümüzün halen sıcak
tartışma konularından biri. Yazımıza
konu olan Endülüs şehri Granada’nın
80 bini bulan üniversite öğrencisi ile
Avrupa’nın Erasmus başkenti olması
da bu açıdan bakınca bir sürpriz değil
aslında.
İspanya’nın güneyinde yer alan
Granada’ya en yakın havaalanı şehrin
17 km güneyindeki, ismini Granadalı
ünlü şairden alan Federico Garcia
Lorca Havaalanı. Yaz aylarında bazı
direkt uçuşlar dışında Türkiye’den
Madrid ya da Barselona aktarmalı
uçuşlarla Granada’ya ulaşmak
mümkün. Alternatif olarak Granada
şehrinin 130 km uzağındaki Malaga
Costa Del Sol Uluslararası Havaalanı’nı
da tercih edebilirsiniz. İber Yarımadası
turuna kalkışacaklar için bir başka
seçenek de araç kiralamak ya da tren
yolunu kullanmak. Şehri, kabaca üç
bölgeye ayırmak mümkün. Elhamra
Sarayı ve hemen altındaki Realejo
bir tepeye, hemen karşısındaki Arap
mahallesi olarak bilinen Albaicin
(Albayzin) bir diğer tepeye, katedral ile
çevresindeki yeni şehir yani “Centro”
denilen merkez bölge ise vadideki
düz alana kurulu. Konaklamak için
Realejo bölgesini saraya olan yakınlığı
nedeniyle tercih etmek mümkün ama
şehir hayatına karışmak için kalacağınız
yerin merkezde ya da Albayzin, nam-ı
diğer Albaicin bölgesinde olmasını
öneririm.
Eğer varış saatiniz akşamüstüne
yakın bir zaman diliminde ise şehirle
tanışmanın en güzel yolu enfes
bir günbatımı manzarası vadeden
Mirador De San Nicolas’a yani şehrin
en popüler seyir terasına doğru yol
almak. Pasaport ve cüzdan emniyetini
sağladıktan sonra yürüyüşe uygun
spor bir ayakkabı giydiyseniz yola
koyulabiliriz.
Yürüyüşünüze şehrin ana caddesi
Grand Via De Colon, Zafer Çeşmesi’nin
bulunduğu Plaza del Triunfo (Zafer
Meydanı) ve katedralin de olduğu
merkez bölgesi Centro’dan başlarsanız
herhangi bir Avrupa şehrinden farklı bir
atmosfer olmadığını düşünebilirsiniz.
Telaşlanmayın, bu bölge şehrin
95
uzaktaki yakın
96
modern yüzü. Caddenin doğu
ucundaki eski kervansaray kalıntısı
Carrel del Carbon’u Emevilerin göz
kırpması sayın ve buradaki “turist
info”dan haritanızı temin edip fazla
oyalanmadan arkanızdaki tepeye
doğru yönelin. Mağribi etkisindeki
nostaljik mahallelere varmak için
biraz yokuş tırmanmanız gerekecek.
Albaicin bölgesine giriş yapmak için
en doğru nokta ise Plaza Nueva
yani Yeni Meydan. Bu meydanın
karşısındaki sokaklardan birinden içeri
girdiğiniz andan itibaren burnunuzu
ele geçirecek olan nargile ve kahve
kokuları ile Fas Pazarı doğru yere
geldiğinizi fısıldayacak. Artık zaten
daralmış olan sokaklardan yukarıya,
kayboldukça kalabalığı takip etmeye
çalışarak yol alın ve Arnavut kaldırımı
döşeli yolların, beyaz badanalı evlerin
avlularından taşan meyve ağaçlarının,
sarmaşıklarla ve rengarenk çiçeklerle
bezeli duvarların hikayelerini dinleyerek
ve tepede sizi harika bir manzaranın
beklediğini bilerek her anın tadını
çıkarın. Şimdilerde bir Yahudi mahallesi
olan bu bölgedeki evler ve özellikle
dikkati çeken kapılarla kemerler,
isimleri azizlerle de dolu olsa sokaklar
ve kiliseye çevrilmiş camiler, eski
sahipleri olan Mağribilerin kuvvetli
izlerini taşımakta.
Mirador De San Nicolas’a vardığınızda
biraz yorulmuş olacağınız kesin
ama tepesi karlı Sierra Nevada’nın
eteklerinde kurulu, günbatımında
kızıla bürünmüş olan Elhamra
Sarayı’nı gördüğünüzde tüm
yorgunluğunuza değecek emin olun.
Bin bir milletten yüzlerce turistle bir
arada flamenko ezgileri eşliğinde
manzarayı seyrederken, turist olmanın
sorumluluğu ile bir tür ritüeli yerine
getirmeye koyulacak ve Granada’nın
büyüsüne kendinizi çoktan kaptırmış
olacaksınız.
Güneşi batırdığınıza göre Mirador’dan
ayrılmanın ve Albaicin’in içlerine
doğru dalarak yolunuzu kaybetmenin
vaktidir. Sokak çeşmeleri, eski ve
yıkık duvarlar, çiçek kokan daracık
sokaklar, ansızın beliren küçük seyir
terasları, meydancıklar, gitarlarıyla
ve köpekleriyle dolaşan ve civar
97
uzaktaki yakın
mağaralarda yaşayan dilenciler
göreceksiniz. İyice daralan sokakları
takip ederek kutsal dağ anlamına gelen
Sacromonte’ye doğru ilerleyin. Bu
bölge mağara evler ile ünlü Çingene
Mahallesi. Esmer tenli, sıcakkanlı, hızlı
konuşan ve içten gülümseyen gerçek
çingenelerle burada tanışacaksınız.
Önceleri ikamet ettikleri yerler olan
Sacromonte mağaraları, günümüzde
fazlaca “turistik” mekânlara dönüşmüş
durumda. Yine de flamenkonun ana
vatanı Endülüs’te gerçek çingenelerden
gerçek bir flamenko gösterisi izlemek
hiç fena fikir değil. Bir mekân önerisi
vermek gerekirse, yarı müze formatında
olan Zantra De Maria La Canastera’yı
tavsiye edebilirim. Flamenko dansının
usta ayakları ve onları izlemeye gelmiş
olan bazı devlet adamları da dâhil
olmak üzere çok çeşitli tanıdık simanın
fotoğraflarının yanında Çingene
kültürünün ve geçmişinin izlerini taşıyan
bu mekanda geçireceğiniz dakikalar
hiç bitmesin isteyeceksiniz. İçerideki
turist kalabalığını unutup ritme kendinizi
kaptırdığınızda Granada’da doğma
büyüme bir Çingene olasınız gelecek.
Biraz tadını çıkarın ama abartmayın;
aşık olmadınız, sadece çok iyi dans
ediyordu. Sakince omzunuzdaki şalı ve
98
o zilleri yere bırakın. Gül sizde kalabilir
hanımlar.
Ertesi günün önemli işi Granada’yı
bu denli önemli kılan Alhambra yani
Elhamra Sarayı’nı ziyaret etmek olacak.
Tabii bunu gerçekleştirebilmek için
sabahın ilk ışıkları ile sıraya girmek
istemiyorsanız, biletinizi en az iki hafta
önceden internet marifeti ile almalısınız.
Sabah ve öğleden sonra olmak üzere
iki ayrı seansta ziyaret kabul ediliyor
ve inanın bana önceden rezervasyon
yaptırmaksızın ziyaret saatinde bilet
bulmak neredeyse imkânsız. Bu
yüzden seyahat planlamasını yaparken
otel rezervasyonu yanı sıra Elhamra
Sarayı giriş biletlerinizi de almanızda
fayda var. Burada önemle altını
çizmek istediğim bir başka konu ise
girişten sonra yarım saatlik bir süre
içerisinde Nasrid Sarayı’na giriş yapma
zorunluluğu. Bahçede gereğinden fazla
vakit kaybedip gecikirseniz içeriye
girmeniz mümkün değil.
Elhamra Sarayı, İspanya’da hüküm
sürmüş son hanedan Nasriler’in
Granada merkezli emirlerinin sarayı
olarak 13. yüzyılda inşa edilmiş.
Sonrasında bazı eklemelerle
genişleyerek bugünkü halini almış.
Monoblok tek bir yapıdan ibaret değil.
Yirmi bir kule ve otuz üç ayrı bahçesi
olan sarayın üç ana bölgesi mevcut.
“Al Qualla Al Hamra” yani “Kızıl Hisar”
da denilen ve Arapça kırmızı anlamına
gelen Alcazaba; Nasrid Sarayı yani
Palacios Nazaries ve V. Carlos’un
yaptırdığı saray binasının da bulunduğu
Casas Reales ve ana gövdenin ardında
dağın eteklerinde yer alan Generalife
Bahçeleri nam-ı diğer Cennet el Arif.
Yukarıdan şehri bir anne şefkati ve
koruyucu kudretiyle gözetleyen, her
parçası şehre ve tanrıya bir iltifat
gibi işlenmiş olan Elhamra Sarayı’nın
alametifarikası, öncelikle bütün şehre
hakim olan bu konumundan ve sonra
da enfes düzenlenmiş bahçelerinden,
olağanüstü işçiliğinden, gürül gürül
akan su kaynakları ile havuzlarından
geliyor. Yeri göğü kaplamış olan
Arapça söz dizisi “la galibe illallah”
yani “Allah’tan başka üstün yoktur”
cümlesinin işlenmiş olduğu alçı,
taş, ahşap ve seramiklerdeki işçiliği
kelimelerle anlatmak gerçekten çok
zor. Gidip yerinde görmek gerekiyor.
Bakınız; elçilikteki görevini sürdürürken
Endülüs’te Raks’ı kaleme alan Yahya
Kemal, saray için ne demiş anılarında:
“... Elhamra’ya basit bir dış kapıdan
giriliyor. Girerken hârikulâde bir
mekân içine girileceğinin farkına
bile varılmıyor. Girdikten sonra bir
alemden başka bir aleme geçmiş,
sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi
gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine
bir hayret içindeydim. Bu şaşkınlık
daireden daireye geçtikçe arttı. Nazar
değmemiş bir beyazlık içinde, sülüs
bir yazı sarmaşığı gülümseyen bir
güzellikle bütün duvarları sarmış;
nakışın ve oymanın hudutsuz oyunları,
tavanların derinliklerine kadar her
tarafı örtmüş, ama her taraf yine de
bembeyaz görünüyor.” Gerçekten de
bölmeden bölmeye geçtikçe artan
bir şaşkınlık kaplayacak benliğinizi.
Ortaokul kitaplarındaki klişe “Endülüs,
İslam uygarlığının zirvesidir”
sözlerini hatırlayacak, 1001 gece
masallarındaki rüya sarayların gerçek
alemdeki izdüşümü sayılabilecek olan
Elhamra’nın doğal çevreye uyumunu,
99
uzaktaki yakın
girift yapısını, akıl almaz süslemelerini
ve yaşanan mekân ile su ve yeşili belli
bir ahenk içinde buluşturabilmesini
farkedince kazandığı şöhretin hiç de
haksız olmadığına ikna olacaksınız.
1984 yılında UNESCO Dünya Kültür
Mirası Listesi’ne dâhil edilmeden önce
aslında bu derece popüler olmayan
100
saray, bir harabe yığınından ibaretmiş.
19. yüzyıla kadar unutulmuş olan, çok
sayıda oryantalistin gelip bir köşesinde
konakladığı, Granada çingenelerinin
mesken tuttuğu, siyasi kaçakların
saklandığı bir mekânmış. Çok özenli
ve iyi organize edilmiş restorasyon
çalışması ile bahçe peyzajı da dahil
olmak üzere orijinaline yakın bir
duruma getirilmiş. İslam uygarlığının
altın çağını simgeleyen bu sarayda
bir istisna var o da Emeviler ya da
günümüz İspanyol hükümetinin marifeti
değil: avlunun orta yerinde irice bir
nazar boncuğu sayılması güç, genele
çok aykırı bir bina mevcut. Tarihin pek
de iyi anılmayan birlikteliklerinden olan
Kastilya Kraliçesi Isabella ile Aragon
Kralı Ferdinand’ın evliliği İspanyol
milli birliğini sağladığı gibi Endülüslü
Müslüman ve Yahudilere korkunç
bir yıkımı da beraberinde getirmiş.
Coğrafi konumu nedeniyle son düşen
Endülüs şehri olan Granada’nın halkına
yazdıkları mektupta, savaşmadan
teslim olunması halinde Müslüman
kimliğe dokunulmayacağı ve dini
serbestinin olacağı sözü verilmesine
rağmen kısa bir süre sonra bölgedeki
tüm Müslümanlar ve Yahudiler şehri
terk etmeye ya da din değiştirmeye
zorlanmışlar. İşte bu ikilinin yaptıkları
yetmemiş, torunları olan V. Carlos
da Nasrid Sarayı’nın hemen dibine
ek bir saray yaptırmış. Elhamra’nın
detayları ince ve nakış gibi dokunmuş
olan diğer yapıları arasında bir anda
beliriveren ve Rönesans döneminde
yapılmış olmasına rağmen oldukça
kaba mimari unsurlar barındıran, tek
101
uzaktaki yakın
olumlu yanı konserlere ev sahipliği
yapmasını sağlayacak kadar başarılı
akustiği olan bu yapı, yapanların
gücüne gitmesin ama pek olmamış
sanki. Zaten ziyaretçilerin de şöyle
bir bakıp geçtiği koca bir kütle algısı
yaratmaktan öteye gidemiyor. Giriş
kapısının yakınındaki hediyelik eşya
reyonunu da ziyaret etmenizi öneririm.
102
Zengin ürün çeşitliliğinin yanı sıra
Granada’daki görevi boyunca sarayda
ikamet eden ve ardından Elhamra’nın
Odaları (Cuentos De La Alhamra)’nı
yazan Washington Irwing ile ana
karakteri Leo’nun doğum yeri olan
Granada tasvirlerini neredeyse ezbere
bildiğimiz Afrikalı Leo kitabının yazarı
Amin Maalouf’a ayrılmış özel bölümler
ilginizi çekebilir. Geçireceğiniz üç dört
saatin sonunda mutlu bir turist olarak
Granada’ya olan aşkınız pekişmiş bir
şekilde yollara düşebilirsiniz. Serbest
saat.
Her şeyden bahsettik ama daha
yemek yemedik diyenler hazır durun.
Granada’da yemek ve eğlence vakti
geldi. Albaicin bölgesindeki gizli
lezzet duraklarının sırayla ziyaret
edildiği tapas turlarına katılarak ya da
kendiniz Plaza Nueva çevresindeki
büyük tabelalarda harita üzerinde
güzelce tarif edilen tapas rotalarını
izleyerek şehri keşfetmeye devam
edebilirsiniz. Neredeyse şehrin her
boş duvarında hepsi gerçek birer
sanat eseri olan devasa boyutlu
harika graffitiler göreceksiniz. Her biri
bir öncekinden güzel gelecek, hatta
tapas rotanızın dışına çıkıp graffitilerin
peşine düşeceksiniz. Kulaktan kulağa
anlatılan bir hikayesi var bu sokak
şaheserlerinin. Şehrin duvarlarındaki
grafitileri “imzasız bir adam” gizlice
yaparmış. Belediye de her seferinde
siler, üstünü kapatırmış bunların.
Sonra bu adam zamanla çok ünlü
olunca belediye bu sefer kendisinden
graffitilerini dilediği yere dilediği gibi
yapmasını istemiş ve Granada her
duvarı graffitilerle dolu bir şehir olmuş.
Bugün şehirdeki turist rehberleri ücretli
graffiti turları düzenlemekte ve hatta
İngiltere’deki fanları için programında
103
uzaktaki yakın
sadece Granada’nın graffitilerinin
tümünü gezdiren turlar satılmakta.
Yani duvar resmi deyip geçmeyin,
graffitilerin ve hikayelerinin peşine
düşün.
Tapas’ın -yani aslında bildiğimiz meze
kültürünün İspanyol versiyonununortaya çıkışı hakkında iki hikaye var,
artık hangisine inanmak işinize gelirse.
Rivayet o ki Granadalı bir gezgin, bir
konaklama sonrası şarabı bozulmasın
yahut dökülmesin diye toprak küpünü
hamurla (ekmek ya da lavaş) kapatmış
(Bkz. İspanyolca kapatmak: tapar;
hatta bkz. Arapça: tıpa) ve yoluna
devam etmiş. İlk verdiği molada
açtığı şarabı ekmekle tüketince, içkiyi
mezeyle tüketmenin ne kadar güzel bir
şey olduğunu anlamış. İkinci hikaye
biraz daha inandırıcı sanki. Kastilya
kralı X.Alonso ağır bir hastalığa
yakalanmış ve doktorlar şarap içmesine
ancak yanında bir şey yediği takdirde
izin vermişler. Sağlığına kavuşan
kral da bir ferman yayımlayarak
bu durumun tüm Kastilya’da yani
günümüze uyarlarsak İspanya’da
yaygınlaştırılmasını emretmiş.
Bu şehir İspanya’da en iyi tapasların
yenebildiği yerdir. Diğer Andalucia
şehirlerinin aksine, burada tapas bara
gittiğinizde tapas değil içki siparişi
verirsiniz ve tapas içkinin yanında
ücretsiz gelir. Artık bedava sirke baldan
tatlı mı yoksa gerçekten lezzetliler
mi, orasını tadınca karar verirsiniz. İki
avro verip doyumluk bir öğün sahibi
olabilirsiniz. Bira, şarap, gazoz, kola
ve hatta su bile isteyince beraberinde
tapas mutlaka masadaki yerini alacak.
Üstelik her siparişte başka başka
çeşitler; peynirli ve jambonlu sandviç,
ton balıklı ve sebzeli makarna, cips,
deniz mahsulleri salatası, pirzola, sosis
tabağı, balıklı sandviç, pilav, zeytin,
İspanyol omletli ekmek, tütsülenmiş
jambon (isp. Jamon), kıymalı ekmek,
soslu köfte, lazanya, patates kroket,
patates kızartması, bonfile, karışık
salata, ahtapot, kalamar, köpekbalığı,
bol zeytinyağlı ve sarımsak soslu
midye, Malaga usulü hamsi, bildiğin
104
tas kebabı ve başta keçi peyniri olmak
üzere peynir çeşitleri. “Sonraki biraların
yanına ne eşlik edecek acaba” diye
merakla gelen heyecan da sohbetin
kreması...
Tabi bu çeşitlilik içinde ister istemez
garsonlarla konuşacak şeyleriniz olacak
ama bu konuşma durumu o kadar da
kolay gerçekleştirilemeyecek. Turistik
bir şehir olmasına rağmen İngilizce
bilen birilerini bulmak gerçekten
çok zor. İspanyolca bilenler için de
çok kolay bir iletişim olmayacağını
söyleyebilirim. İngiltere’de İskoç aksanı
ne ise İspanya’da da Endülüs aksanı
o. “S” harfinin çok baskın olduğu
İspanyolcada bu harfin neredeyse
hiç seslendirilmediği ve kelimelerin
yuvarlanarak başka şeylere evrildiği bir
dil söz konusu. Siesta, fiesta vs derken
sanki güneyli İspanyollar konuşmaya
dahi üşenir gibiler. Yine de sıcakkanlı
ve yardımsever yanları ile bu açığın
kapandığını ve dilin neredeyse hiç
sorun teşkil etmediğini de söylemeli.
Son günün akşamüstünde Albaicin ile
Elhamra arasında akan Darro Nehri’ne
inin. Nehir boyunca şehir merkezine
doğru yürüyün. El Paseo de los Tristes
yani “mutsuzlar yolu” boyunca yürürken
adımlarınızı yavaşlatın. Şehre karışın.
Banklara oturup siz de çekirdek çitleyin
mesela. Solunuzda Elhamra, sağınızda
Albaicin; Mağribi Köprüsü’nün altından
akan nehri dinleyin. Size kim bilir
ne hikâyeler anlatacak bu nehir ve
köprü. Bana anlattıklarından birini ben
anlatayım: Granada’yı İspanyollara
savaşmaksızın teslim eden son emir
XII. Muhammed, kentten çıkar ve yeni
kalacağı yere doğru yola koyulur. Tam
da bu köprüden geçerek ayrılacaktır
şehirden. Yola henüz çıkmıştır ki,
Granada’nın çıplak gözle görülebildiği
son yerde bir durur ve ardına bakar.
Kenti uzaktan süzdükten sonra da
hüngür hüngür ağlamaya başlar. Bunu
gören annesi, yanına gelir ve tarihe
düşecek lafını eder; “Ağla oğlum ağla...
Adam gibi savaşamadın, bari kadın
gibi ağla!” İşte o gün bugün erkekler
ağlamaz.
Eğer bir şehir hakkında çokça ağıt
yakılmış, hikayeler dile gelmiş,
şiirler, romanlar yazılmış, besteler
düzülmüşse o şehre bir başka gözle
bakmak gerekir. Şüphesiz bir büyü,
derin bir tarih ve bolca hikâye saklar
o şehirlerin duvarları, sokakları. Bu
şehirlerin belleği güçlüdür. Herhangi
bir şehir değildir onlar. Ayak basan
her yabancının da bir izi kalır,
karşılığında kendi hikâyesini yazar
o şehirle kendisi arasında geçen. O
yabancı artık yabancı değildir ona.
Aynen Granada’da olduğu gibi. Gidin
ve tanışın Gırnata’yla. Sizin iziniz
eksik kalmasın belleğinde, tarihi
sizsiz yazılmasın düşen son Endülüs
kalesinin...
105
uzaktaki yakın
Granada’dan instagram kareleri
Instagram fotoğrafları: Burçin Dermenci, Emir Kurtaran, İrem İlyas, Serpil Tekin, Özgür Çakır
106
107
foto öykü
Kamondo
merdivenlerinde
“Benden alıp götürdüğün
şeylerin peşine düştüm, herkes
beni senin peşindeyim sandı.”
* Kamondo Merdivenleri İstanbul’un Galata semtindeki Voyvoda Caddesi’yle ile Banker Sokağı’nı birleştiren art nouveau üslûplu merdivenlerdir.
Fotoğraflar: Özgür Çakır - Öykü: Emine Civanoğlu
Kendimi, terk edilmiş evler gibi
hissediyorum. Pencereleri uzun
zamandır açılmayan, içinde hiç ses
olmayan, bahçesindeki yeşillerin hepsi
sarıya dönmüş evler gibi. Yakama bir
ilikli iğne ile tutturduğum zamanı, senin
gittiğin gece çıkarıp attım; zamanını
108
108
hiç tutturamadığımız özlemelerin çok
geride kaldığı ilk basamaktayım şimdi.
Artık kendini aklayamayan, gerçeği
kimseden saklayamayan yanlarımı,
üstündeki kumları silkeleyen kargalar
gibi dibime dibime düşürürken, bu
merdivenin inilen yerinde mi yoksa
çıkılan yerinde mi durduğumu
bilmiyorum şu an.
Gecenin bir yarısı senin lacivert
gözlerini aklıma dikip bana sorduğun
soru, bizi başka hayatlara götürecek
kapıların kilidini çözdü. Cevabın iyisi,
sorunun iyisinden gelirmiş; oyunlara
bile hep en zor basamaktan başlamayı
seven sen, doğru soruyu değil, en zor
soruyu arayıp buldun benim için.
Bense, aklımdaki tilkileri senin üstüne
değil, bu şehrin sokaklarına saldım.
Bana baktığında hep güzel renkleri
gör diye, kuşkularımın içindeki griyi bu
şehrin caddelerine sardım. Deliliğin
üstüme yürüdüğünde, sana bir şey
olmasın diye ben en gidilmedik
yerlerine yürüyüp bu şehri üzdüm.
Oysa sen bana sırtını döndüğünde,
bu şehir bana sırtını açtı; sen öfkeni
giyindikçe o önümde soyundu. Sen
109
109
foto öykü
benden aldın, o hep verdi. Sen ne
kadar sakladınsa, o hep en fazlasını
gösterdi. yüzüne baktım. Senin için solduran bir
adamdım, oysa o erguvanlar açtı benim
için.
“Kalbini koyduğu taşların dengesi
bozulduğunda bir adam bir şehre
âşık olur” demişti biri ben daha bu
merdivenin çok uzağındayken.
Seni bu şehirle aldattım, doğru. Onun
koynunda yattım geceleri. Boynundaki
kız kulesini, herkesi kendine âşık etsin
ama en çok beni sevsin diye ona ben
taktım. Efsaneler senin yüzünden
silindiğinde, sabahlara kadar hep onun
Merdivenin orta yerindeyim. Şimdi
bu şehir senden beklediğim soruyu
soruyor bana. Cevabı kolay; insem de
ona, çıksam da ona varacağım.
110
110
Ama bir yere gittiğim yok; burada
durup, bu merdivenin her yerinden,
her basamağından ona bakacağım,
ona neden âşık olduğumu hep aklımda
tutacağım...
Bu merdiven sana benziyor aşkım;
duruşu, en hazırlıksız anımda beni
kendimden alışı, nereye gitsem de
aklımda kalışı, söylermiş gibi yapıp
sırlarını ustaca saklayışı, kollarını
herkese açıp sadece beni kucaklayışı...
Çektiğim fotoğrafların bazılarında
gözleri kapalı çıkmış merdivenin; olup
bitenlere gözünü kapattığı zamanlar
belki onlar.
111
111
efsane kareler
Müziğin yaşayan “kral”larından
nostalji fotoğrafları
112
Erol Evgin
Özdemir Erdoğan
Orhan Gencebay
Müslüm Gürses
Erkin Koray
Erol Büyükburç
113
efsane kareler
Müziğin yaşayan “kraliçe”lerinden
nostalji fotoğrafları
Ajda Pekkan
Muazzez Abacı
114
Hümeyra
Müzeyyen Senar
Sezen Aksu
Emel Sayın
115
dosya
1958 Cadillac Eldorado
Geçmişin efsane makinaları
At arabasından motorlu taşıtlara geçtiğimiz günden bu yana, aralarında hep “rekabet” oldu arabaların.
En hızlı, en pahalı, en farklı tasarımlı, en teknolojik, en dayanıklı ya da en karizmatik olabilmek için
yarıştı onlar. Bazıları amaçlarına ulaştı ve efsaneleşti. İsmini tarihe yazdırdı. Çekici, güzel, ünlü,
arzulanan ya da havalı olmak onların en önemli özellikleriydi. Nostalji kokan bu arabalar bir zamanların
en çok satılan ve beğenilen araçları iken şimdi müzelerde yerlerini aldılar. İşte geçmişin en çok
beğenilen arabalarından bir demet...
Fotoğraflar: Bold Ride
116
1942 Cadillac Series 62 Convertible Coupe
1961 Dodge Dart Phoenix D-500 Convertible Coupe
117
dosya
1938 Peugeot 402 Roadster
1957 Ferrari 410 Superamerica
118
1966 Citroen DS21 Decapotable
1967 Toyota 2000GT Targa
119
dosya
1962 BMW 1500
1952 Chrysler D’Elegance
120
1965 Mini Cooper 1275 S
1971 Volkswagen Beetle Convertible
121
dosya
1960 Mercedes-Benz 220 SE Cabriolet
1992 Porsche 911 Turbo America Roadster
122
1929 Alfa Romeo 6C 1750 Turismo
1935 Bugatti Type 57 Grand Raid Roadster
123
dosya
1935 Audi 225 Front Roadster
1937 Lincoln Zephyr Custom Coupe
124
1965 Ford Mustang Fastback Coupe
1972 Volvo P1800E
125
geçmiş zaman kipinde
Artık hesaba
katılmayan hatıra
Geçmişten gelen bir iz Facit ismi.
Hafızalardan yavaş yavaş yitip giden bir
iz... Dijital dünyanın vahşi kapitalizmine
yenik düşmüş, artık hiçbir “hesaba
katılmayan” bir mazi dostu Facit…
Facit, ofis ürünleri üreten bir İsveç
şirketinin ismiydi aslında. Ama herkes
onu hesap kitap işlerine yardımcı olan
bir ofis ortağı olarak görüyordu. İsmi
yaptığı dayanıklı ürünle örtüşmüştü
bu firmanın. 1998 yılına dek dayandı.
Her geçen gün çığ gibi gelişen
teknolojinin altında kalmak için dirense
de dayanamadı. Zaten dayanamadığı
tek şey piyasa şartları oldu. Hikâyesi
1922 yılında mekanik hesap makineleri
ve daktilolar üreterek başladı Facit’in.
1960'lı yıllarda 100'ün üstünde ülkede
8000 civarında bayii ve şube açtı.
Giderek büyüdü Facit, piyasaya
egemen oldu. İsveç'te yaklaşık 7000
nüfuslu küçük bir yerleşim merkezi olan
Atvidaberg'ta üretim yapıyorlardı ama
ürettikleri ürün tüm dünyada biliniyordu.
1965 yılında adını Facit AB olarak
değiştirerek büyümeyi ve birçok
ofiste yer almayı sürdürdü. 1970'e
gelindiğinde dünya çapındaki bayi
ve şube sayısı 14 000'e ulaşmış; ama
Japon malı, çağdaş tuşlu elektronik
hesap makinelerinin piyasaya
çıkmasıyla demode olmaya başlamıştı.
Facit değişik modellerle kendini
geliştirmeye, elektrikle çalışan tiplere
geçmeye çalışmasına rağmen pazarı
kaptırdı. Ama 1954 model "Kollu Facit"
diye bilinen modeliyle hiç unutulmadı.
Firma 1973 yılında Electrolux, on yıl
sonra 1983'te de Ericsson firmalarına
satıldı. Karlı bir yatırım olmaktan çıkınca
1988 yılında üretimini durdurup 1998
yılında da kapandı. Birçok analiste
göre firmanın pazarını kaptırmasında
ve batmasında yaptığı ürünlerin aşırı
dayanıklı olması da etkili olmuştu.
Çünkü Facit firması ürün sattığı
müşterilerine yeni bir ürün satamadı.
Yaptığı her ürün yüksek ihtimalle bugün
dahi çalışır vaziyette…
Hata oranı sıfır olan mekanik harika
Facit Türkiye’de de çok popüler
1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 6 + 7 - 8 x 9 =1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 6 + 7 - 8 x 9 =
126
olmuştu. Özellikle 75 yılından sonraki
süreçte birçok firma hesap kitabını
Facit ile tutuyordu. 4 işlem yapmanın
en sağlıklı yolu olmasının yanında
dayanıklı daktiloları ile de tanındı
Facit ismi. “Türkiye'ye gelmiş en
kaliteli daktilo” diye tabir edildi. Bu
ismi hatırlayanların burnuna kağıt,
mürekkep kokuları; kulağına hesap
ve daktilo sesleri; aklına ise tarifi
olmayan sıcak bir keyif gelecektir. Hele
ki onu kullanmaya alışmış biri varsa
yüksek ihtimalle hesap makinesi de
kullanmıyordur. Orijinal görünümü ve
ağırlığı ile şaşırtıcı olsa da Facit’le ilgili
esas şaşılacak şey aslında döneminin
hesap yapabilme işlevini üstlenen tek
şeyi olmasıydı…
Beyaz düğmeleri basamak sayısını
arttırmaya veya azaltmaya, büyük
kolu haneleri sıfırlamaya, ufak
kolları da dört işlemi yapmaya
yarıyordu. Herkes ismini yazıldığı gibi
okuyordu. Şimdilerde ise bazı eskici
dükkânlarında rastladığımız bir kenara
atılmış bir antika Facit. Özellikle
bölme işlemini yapmak çok büyük
bir marifetti Facit ile. Facit bölmesini
bilmek esnaf sohbetlerinde adınızın
geçmesi demekti. Bu makineyi çok hızlı
kullanabilenler az da olsa çevremizde
var hala ve masalarındaki dijital hesap
makinelerine güvenmiyorlar. Facit ile
hesaplıyorlar. Gürültüsüne âşıklar…
Zamana dayanamayan Facit; çocuklara
oyuncak olarak gönül rahatlığıyla
teslim edilirdi. Çünkü hem eğlenceliydi,
hem de dayanıklı… Facit kırabilen,
bozabilen bir çocuğa rastlamak
çok güçtü… Bugün geçmişin tozlu
raflarında kalan Facit, artık neredeyse
hiç hesap yapmıyor, hesabaysa hiç
katılmıyor…
= 1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 6 + 7 - 8 x 9 =1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 1 + 2 - 3 x 4 = 5 % 6 + 7 - 8 x 9
127
film şeridi
Gizli Tehlike - 1999
Klonların Saldırısı - 2002
Yeni Bir Umut - 1977
Klasikleşmiş “seriler”
Özünde “sinema severler bir yapımı beğenirse, devamını da
görmekten büyük keyif alır” düşüncesini barındıran “devam”
filmleri, hem belli bir seyirci kitlesine daha vizyona girmeden sahip
olmasıyla, hem de temeli atılmış bir senaryo üzerine kurulmalarıyla
yapımcıları cezbediyor.
Sinema endüstrisinin beğeni
kazanan filmlerde sıkça tercih
ettiği devam filmleri belli bir süre
sonra efsaneleşebiliyor. Hatta ilk
çıkan filmlerin şöhretini geride bile
bırakabiliyor. Yeni çıkan filmi izlemek
isteyenler ilk çıkan filmleri de yeniden
izliyor. Bu da o filmin takip ve beğenisi
arttırıyor. Seri filmlerin reklamı da
oldukça kolay yapılıyor. Çünkü ilk
filmlerde izleyicinin hangi sahnelerde
nasıl tepkiler verdiği görülüp, o
noktalara parmak basılıyor. Devam
filmleri izleyiciye sunulduğunda maddi
ve manevi getirisi olan filmler haline
dönüşüyorlar. Tabi bu avantajlarının
yanında bazı dezavantajları da
128
bulunuyor. Öncelikle beklentisi
yüksek bir seyirci kitlesine iş yapılıyor.
Seyirci ilk filmi beğeniyor ancak
devam filminde çıtanın yükselmesini
bekliyor. Devam filmleri başarılı yoldan
çok fazla sapma şansına da sahip
değiller... Fakat bu olumsuz durumlar
iyi yönetilirse, film bir adım daha öne
çıkabiliyor. Sinema dünyasında genelde
üçlemeler meşhur ancak konuya
maddi kaygılar eklenince dördüncü,
beşinci, altıncı ve hatta yedinci filmler
dahi vizyona girebiliyor. İşte sinema
dünyasında adından söz ettiren, ilki
kadar başarılı hatta ilkinin önüne geçen
devam filmlerinden birkaç örnek:
The Godfather II - Baba 2 (1974): 1974 yılında vizyona giren bu devam
filminde Don Corleone rolünde
izlediğimiz Marlon Brando gibi bir
ismin eksik olması her ne kadar büyük
bir dezavantaj olsa da ünlü yönetmen
Francis Ford Coppola Al Pacino ve
Robert De Niro gibi iki yıldız isimle bu
dezavantajı avantaja çevirmeyi başardı
ve film 6 Oskar ödülüne kucak açtı. İmparator - 1980
Jedi’ın Dönüşü - 1983
Klon Savaşları - 2008
Back To The Future 2 - Geleceğe
Dönüş 2 (1989): Çılgın mucit Dr.Emmett Brown ve
Marty Mcfly geçmişe ilk kez 1985
yapımı ilk filmle yolculuk yapmışlardı.
Senaryosunun nakış izlercesine
özenle hazırlanmış olması, filme çok
geçmeden hak ettiği değeri getirdi.
1989 yılında ise serinin ikinci filminde
karakterlerimizin bu kez geleceğe olan
yolculuklarını izledik. Bu ikinci film,
birçok kişiye göre üçlemenin en iyisiydi. Star Wars: Episode III Revenge Of The
Sith - Sith’in İntikamı (2005): George Lucas’ın efsaneleşmiş Star
Wars serisinin en güzel filmi olarak
bilinir. Kronolojik sıraya göre serinin
son, olayların gelişimine göre üçüncü
filmi olan bu filmde nefret, hayal
kırıklığı, mutluluk ve üzüntü gibi birçok
duyguyu görmek mümkün. İlk seri Star
Wars filmlerine göre teknolojik altyapısı
ve görüntü kalitesi ile dikkat çeken son
serinin en beğenilen bölümü oldu.
Dark Knight - Kara Şövalye (2008): Tim Burton’un 1990’lı yıllarda
beyazperdeye uyarladığı Batman
serisinden sonra araya birkaç Batman
filmi girse de hiçbiri Christopher
Nolan’ın 2005 yapımı “Batman Başlıyor”
filmi kadar ses getirmemişti. Farklı bir
Batman sinyallerini veren Nolan’ın bu
güzel yapımının tadı henüz geçmemişti
ki 2008 yılında “Kara Şövalye” vizyona
girdi ve Batman Başlıyor filminden
daha popüler oldu.
129
film şeridi
“Beklenmedik yolculuk”
En son izlediğimiz klasikleşmiş seri film “The Hobbit” oldu. J.R.R. Tolkien’in ünlü romanı “Hobbit”, yine
ünlü yönetmen Peter Jackson tarafından sinemaya üçleme olarak uyarlandı.
Filmlerden ilki “The Hobbit: The and
Back Again” Aralık 2012’de sinema
izleyicisiyle buluştu. 2013 ve 2014
yıllarında vizyona girecek olan Hobbit
2: Desolation of Smaug ve Hobbit
3: There and Back Again adlı devam
filmlerinden ilk kareler de yayımlandı.
Kitabı okuyanların şaşırmayacağı bir
durum olarak Legolas’ın yani Orlando
Bloom’un geri döneceği de bu ilk
görüntülerle kesinleşmiş oldu. İki filmin
130
de kesinleşmiş bir vizyon tarihi henüz
yok ama filmlerin bir yıl arayla vizyona
gireceği ve Hobbit 3’ün 2014 yılının yaz
aylarında gösterimde olacağı biliniyor.
Bir İngiliz Edebiyatı Profesörü olan
J.R.R. Tolkien bundan yaklaşık yetmiş
yıl kadar önce dünyaya bir kitap hediye
etti. Bu kitapla birlikte insanlar ilk
defa Hobbit ile karşılaştı. Cücelerden
bile kısa boylu, yemeye, içmeye ve
eğlenmeye düşkün, iyi yürekli, mutlu
ve kendi küçük köylerinde her tür
maceradan uzak yaşayan bir ırktı
Hobbitler. Ta ki büyücü Gandalf onları
ziyaret edene kadar...
Tolkien’in aslında çocuklar için kaleme
aldığı “Hobbit”, çok geçmeden
yetişkinlerden, özellikle de 60’ların asi
gençliğinden büyük ilgi gördü. Bunun
üzerine Tolkien hobbitlerin, elflerin,
cücelerin ve insanların goblinler,
troller, kurtlar ve her tür kötü ve
çarpık yaratıkla olan mücadelesini
anlatmaya devam ederek “Yüzüklerin
Efendisi”ni yarattı. Bugün “Hobbit”le
birlikte “Yüzüklerin Efendisi” fantastik
edebiyatın en kült eserleri arasında yer
alıyor. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin
öncül kitabı olarak da görülen Hobbit,
üçlemenin yönetmeni Peter Jackson
tarafından sinemaya uyarlandı.
Üç filmlik Hobbit macerasının ilk
bölümü olan Hobbit: Beklenmedik
Yolculuk/The Hobbit: An Unexpected
Journey ile Bilbo Baggins’in gençliğine
gidiyoruz. Bilbo huzurlu Hobbit
toprakları olan The Shire’da yaşarken
bir gün büyücü Gandalf aniden
ortaya çıkar ve baş kahramanımız
Bilbo kendisini efsanevi savaşçı
Thorin tarafından yönetilen 13 cücelik
maceracı bir grupta buluverir. Ejder
Smaug’dan Erebor’un kayıp Cüce
Krallığı’nı geri almak için çıktıkları bu
yolculukta çirkin Goblinler, Orklar,
öldürücü Warglar, dev örümcekler
ve büyücülerle dolu yollardan
geçeceklerdir... Bilbo Baggins’in
içinde henüz keşfedemediği maceracı
bir yan vardır ve yolculuk ilerledikçe
kendi cesaretinin ve gücünün farkına
varmaya başlar Yüzüklerin Efendisi
üçlemesinden tanıdığımız Ian McKellen,
Cate Blanchett, Ian Holm, Christopher
Lee, Hugo Weaving, Elijah Wood,
Orlando Bloom ve Andy Serkis’i
yeniden seyredeceğimiz filmde onlara
Richard Armitage, John Bell, Luke
Evans, Ryan Gage, Evangeline Lilly,
Bret McKenzie, Graham McTavish,
Mike Mizrahi, Jeffrey Thomas ve
Aidan Turner gibi kalabalık bir oyuncu
kadrosu da eşlik ediyor. Filmin
senaryosunda ise yönetmen Peter
Jackson’ın yanı sıra Fran Walsh,
Philippa Boyens ve Guillermo del
Toro’nun imzası var.
131
film şeridi
“Gelmiş geçmiş en iyi 50” seri film
Baba - 1972
1. Yüzüklerin Efendisi – The Lord of the
Rings
2. Uzay Savaşları - Star Wars
3. Baba – The Godfather
4. Matrix - Matrix
5. James Bond - James Bond
6. Harry Potter - Harry Potter
7. Superman - Superman
8. Yarasa Adam - Batman
9. Jurassic Park - Jurassic Park
10. Rocky Balboa- Rocky Balboa
11. Terminator - Terminator
12. Grease - Grease
13. Karayip Korsanları – Pirates of the
Caribbean
14. Kill Bill - Kill Bill
15. Örümcek Adam – Spider Man
16. Hayalet Avcıları – Ghost Busters
17. Sherlock Holmes - Sherlock
Holmes
132
Matrix - 1999
18. Zor Ölüm – Die Hard
19. Indiana Jones - Indiana Jones
20. Buz Devri – Ice Age
21. Görevimiz Tehlike – Mission
Impossible
22. Çığlık – Scream
23. Üç Renk - Three Colors
24. Sin City – Sin City
25. Testere – The Saw
26. Hızlı ve Öfkeli – Fast & Furious
27. Demir Adam – Iron Man
28. Elm Sokağı Kabusu – A Nightmare
On Elm Street
29. Shrek - Shrek
30. X Men - X Men
31. Uzay Yolu - Star Trek
32. Blade - Blade
33. Hannibal - Hannibal
34. Halka – The Ring
35. Taşıyıcı - Transporter
James Bond - Dr. No 1962
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
Kelebek Etkisi – Butterfly effect
Son Durak – Final Destination
Taksi – Taxi
İskoçyalı – Highlander
Bourne - The Bourne
Oyuncak Hikayesi – Toy Story
Karanlıklar Ülkesi – Underworld
Temel İçgüdü – Basic Instict
Ölümcül Deney – Resident Evil
Felekten Bir Gece – Hangover
Amerikan Pastası – American Pie
Karateci Çocuk - The Karate Kid
Küp – Cube
Mumya – The Mummy
Siyah Giyen Adamlar - Men in Black
Harry Potter ve felsefe taşı - 1997
Superman - 1978
Batman - 1989
Jurassic Park - 1993
Rocky Balboa - 1976
Terminator - 1984
Grease - 1978
Karayip Korsanları - 2003
Kill Bill - 2003
133
film şeridi
134
Spider Man - 2002
Ghost Busters - 1984
Sherlock Holmes - 2009
Zor Ölüm - 1988
Indiana Jones - 1981
Buz Devri - 2002
Görevimiz Tehlike -1996
Üç Renk Üçlemesi / Mavi - 1994
Sin City - 2005
Testere - 2004
Hızlı ve Öfkeli - 2001
Demir Adam - 2008
Elm Sokağı Kabusu - 1984
Shrek - 2002
X Men - 2000
Uzay Yolu - 1966
Blade - 1998
Hannibal - 2001
135
film şeridi
136
Halka - 2002
Çığlık - 1996
Taşıyıcı - 2002
Kelebek Etkisi - 2004
Son Durak - 2000
Taksi - 1996
İskoçyalı - 1986
Bourne - 2002
Oyuncak Hikayesi - 1995
Karanlıklar Ülkesi - 2003
Temel İçgüdü - 1992
Ölümcül Deney - 2002
Felekten Bir Gece - 2009
Amerikan Pastası - 1999
Karateci Çocuk - 1976
Küp - 1997
Mumya - 1999
Siyah Giyen Adamlar - 1997
137
kitap önerileri
Anılar Akın Akın
İsmet Kabaağaçlı Noonan
Yüzyılın Aşkları
Can Dündar
138
Çocuk Kalbi
Edmondo de Amicis
Yedi Kere Sekiz
Onur Gökçen
Nazım’ın Bursa Yılları
Güney Özkılınç
Dinlediğin Müziği Söyle
Erkan Sevinç
Shakespeare Olmak
Stephen Greenblatt
Mor Kaftanlı Selanik
Yılmaz Karakoyunlu
Bursa Hatırası
Hüseyin Vassaf
Hayat Dürbünümde Kırk Sene
Ayşe Kulin
Angela’nın Külleri
Frank Mccourt
albüm önerileri
Özdemir Erdoğan
Gurbet / Elele
Ajda Pekkan
Her yerde kar var
Barış Manço
Hal hal
Erkin Koray
Ceylan
Mazhar Fuat Özkan
Peki peki anladık
Sezen Aksu
Kusura bakma /
Yaşanmamış yıllar
Tarkan
Yine sensiz
İzel - Çelik - Ercan
Özledim
Cici Kızlar
I-ıh / Gülebilmez gülüm
bahar sensiz
Alpay
Allahım yeter / Dağlar
engel oldu yol bulamadım
Zerrin Özer
Seni seviyorum
139
film önerileri
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı Bizim Aile
Ertem Eğilmez
Ergin Orbey
1975 / Komedi, Dram
1976 / Aile, Komedi,
Romantik
140
Selvi Boylum Al Yazmalım
Atıf Yılmaz
1977 / Dram, Romantik
Gırgıriye’de Cümbüş
Temel Gürsu
1983 / Aile, Komedi
Çiçek Abbas
Sinan Çetin
1982 / Komedi, Dram
Dünyayı Kurtaran Adam
Çetin İnanç 1982 / Aksiyon, Bilimkurgu
Züğürt Ağa
Nesli Gölgeçen
1985 / Dramatik komedi
Mavi Boncuk
Ertem Eğilmez
1974 / Aile, Komedi
Canikom
Orhan Aksoy
1979 / Komedi, Romantik
Sev Kardeşim
Ertem Eğilmez
1972 / Aile, Dram, Romantik
Kanlı Nigar
Memduh Ün
1981 / Komedi
web önerileri
nostalji
www.nostaljidinle.com
www.turknostalji.com
www.nostaljiyasam.blogspot.com
www.nostaljik.wordpress.com
www.nostaljiseverler.blogcu.com
www.gecmisgazete.com
www.alkislarlayasiyorum.com
141
eğitimin psikolojisi
Psk. Ayşegül Alkış
Çocukların
nostaljiden
anladıkları
142
Nostalji bizim için geçmişe özlem, tatlı, hüzünlü bir duygudur. Çocuk için nostalji ise, “hatırlayabildiği
en eski anıya özlemdir” diyebiliriz. Çocuğun nostaljisi anneyle kurduğu ilk ilişkiye göndermedir,
anneyle ilk temasıdır. Bu süreçte sağlıklı bir doyum sağlaması onun ileriki yıllarda nasıl bir kişilik
oluşturacağının habercisidir. Bakım veren kişi ile sağlıklı bir bağ oluşturmak, güvenli bir bağ kurmak
bebek açısından çok önemlidir.
Bebek ve anne arasındaki bağda
önemli adımlardan birisi emmedir.
Her ne kadar fiziksel bir doyum gibi
görünse de emme davranışı, bebeği
ruhsal açıdan da çok doyurur. Annenin
varlığı, kendi ihtiyacının fark edilip
giderilmesi, sakinleşmesi, güvenli
hissetmesi gibi birçok amaca hizmet
eder. Emme davranışıyla birlikte
annenin bebeğini aynalaması, yani
bebeğinin varlığını kabul edip tepki
vermesi bebek için önemlidir. Bu
dönemde gülme davranışı, ses
çıkarma gibi davranışlar bebeği mutlu
edecektir. Yapılan bir araştırmada,
annelerin bebekleriyle iletişimi üzerinde
duruluyor. İlk grup anneye bebeklerine
yaklaşmaları, kısık sesle konuşmaları
ve gülümsemeleri söylenmiş. Bunu
yapan annelere bebekleri aynı şekilde
karşılık vermişler, gülümsemişler,
ses çıkarmışlar. İkinci grup anneye
ise bebeklerine yaklaşmaları ama
hiç tepki vermemeleri, tamamen nötr
olmaları söylenmiş. Burada bebeklerin
ilk tepkiyi verdikleri, sonra annenin
yüzüne baktıkları, en fazla 3 dakika
bu sessizliğe dayandıkları görülmüş.
Sonrasında huzursuz hareketler ya da
ağlama gözlenmiş. Anne ne zaman
tekrar gülümserse ya da konuşursa
bebeğin rahatladığı kaydedilmiş...
İşte tam burada bebeğin anneye olan
güveni, kendisinin varlığı, tepkilerinin
görülüp görülmemesiyle ilgili ilk
görüşleri oluşur. Bebekliği erken
evresinde annenin-bakım veren kişinin
depresif, uzak, soğuk, umarsamaz
halleri bebekte bir güvensizlik yaratır.
Bu nedenle birçok bebekte ağlamalar,
sık hastalıklar, içe kapanmalar görülür.
İlerleyen dönemde de kendine ve
diğerlerine güvende hep bu döneme ait
izler bulunur.
İşte bu ilişki bağlanma çalışmalarını
hızlandırdı. Ünlü kuramcı Bowlby’nin
bağlanma kuramına göre bağlanma
tarzları bulunuyor, güvenli, kaygılı
ve kaçıngan. Yapılan araştırmalarda
güvenli bağlanan çocuğun anne
odadan, yanından ayrıldığında
annenin döneceğine inancı var, anne
olmadığında sakin, anne döndüğünde
mutlu, ayrılığa tahammülü olan
çocuklar olduğu görülüyor. Kaygılı
bağlanan çocuk ise, anne yanındayken
bile huzursuzdur, anne gittiğinde yoğun
ağlar, geldiğinde anneye öfke duyarlar,
hatta vurabilirler. Kaçıngan çocuk ise,
anne yokken ağlamaz, anne gelince
kaçınır ve anneye öfkeli görünür.
Bu bağlanma modelleri ile çocuğun
benlik modeli ve başkaları modeli
gelişir. Benlik modelinde kendisini ne
kadar değerli, sevgiye layık gördüğü,
başkaları modelinde de diğer insanları
ne kadar güvenilir, sevilir gördüğü
üzerinde durulur. Anneleri tarafından
tutarlı ve sağlıklı doyurulan, ihtiyaçları
zamanında giderilen, erteleme
kapasitesi olan bebekler yetişkinlik
döneminde de daha kendilerini
ifade eden, ihtiyaçlarının farkında
olan bireyler olur. Peki bu bağlanma
tarzları yetişkinlikte nasıl karşımıza
çıkar? Güvenli bağlanma- kendini
ve başkalarını olumlu görebilme,
kayıtsız bağlanma- kendilerini olumlu,
başkalarını olumsuz görme, saplantılı
bağlanma- kendilerine güvensiz,
diğerlerine güvenli yaklaşma, korkulukaygılı bağlanma- hem kendilerine hem
başkalarına güvenmeme şeklindedir.
Çocuklarımızın ilk nostaljisi dediğimiz
bebeklik dönemi işte bu yüzden çok
önemlidir, insanın hem kendisiyle hem
dış dünyayla ilgili görüşlerinin oluştuğu
temel evredir. Bu nedenle psikologpsikiyatrist denilince hemen akla “hadi
çocukluğunuza dönelim” cümlesi gelir.
Herkesin hatırlamaya değer, güvenli,
huzurlu bir çocukluk nostaljisi olması
dileğiyle…
143
dünyaya armağansın
İkna etmek ve
yorumları etkilemek
Sizlere psikoloji alanında yapılan iki araştırmadan bahsetmek
istiyorum. Bunlardan biri “Ödünç Alma Tekniği” diğeri ise
seçeneklerin artmasının fikirlerimizi ve yorumlarımızı nasıl
etkileyeceğini anlatan iki çalışma. İnsanları ikna etmek isteyen ve
insanların yorumlarını etkilemek isteyenler için iki çalışma önemli
ipuçları veriyor.
Ödünç Alma Tekniği
On sekizinci yüzyılda, Amerikalı bilim
adamı ve siyasetçi Benjamin Franklin,
Pennsylvania eyalet meclisinin ikna
edilmesi güç ve inatçı bir üyesinin
işbirliğini kazanmak istedi. Adama
yalvarmak yerine, Franklin tamamen
farklı bir yol izlemeye karar verdi.
Adamın kütüphanesinde nadir bulunan
ilginç bir kitabın nüshası olduğunu
biliyordu ve adama kitabı birkaç
günlüğüne ödünç alıp alamayacağını
sordu. Adam bunu kabul etti ve
Franklin’in ifadesiyle “Bir sonraki
görüşmemizde benimle konuştu (ki
daha önce bunu hiç yapmamıştı),
üstelik büyük bir kibarlıkla ve takip
eden dönemde her konuda beni
desteklemekten kaçınmadı. Franklin,
kitap ödünç alma tekniğinin başarısını
basit bir kurala dayandırmaktaydı:
“Size bir kes iyilik yapan, onu bir daha
hiç zorlanmanıza gerek kalmadan bir
kez daha yapmaya hazır olacaktır.”
Başka bir deyişle, bir kişinin sizi sevme
olasılığını artırmak için size bir iyilik
yapmasını sağlayın. Yüz yıl sonra, Rus
roman yazarı Leo Tolstoy da aynı fikri
şu cümlelerle dile getirdi: “İnsanları
bize yaptıkları iyiliklerden dolayı değil,
biz onlara iyilik yaptığımızda daha çok
severiz.”
144
Hangi kurabiye daha tatlı
Size içinde on tane kurabiye
olan bir kavanoz uzatıldığını, bir
tanesinin tadına bakarak lezzetini
değerlendirmeniz söylendiğini farz
edin. Şimdi, aynı değerlendirmeyi
içinde sadece iki tane kurabiye olan
bir kavanozdan yapmanız istendiğini
düşünün. Kavanozdaki
kurabiye sayısının
kararınızı etkilemeyeceğini
düşünüyor olabilirsiniz,
ama yanılıyorsunuz.
Hilo’daki Hawaii
Üniversitesi’nden
psikolog Stephen
Worchel tarafından
yürütülmüş olan çalışmaya
göre, kişi, neredeyse
boş sayılabilecek bir
kavanozdan aldığı
kurabiyeyi dolu
kavanozdan aldığından
çok daha lezzetli
bulmaktadır. Peki, bunun
sebebi nedir? Bir nesneyi
arzulama ve önemseme
düzeyimiz, kısmen de olsa onu ne
kadar kolay elde edebileceğimize
bağlıdır. Kurabiyeyle dolu bir
kavanozun içindekilerin miktarca
fazlasıyla yeterli olduğu bellidir. Buna
karşın, boş sayılabilecek bir kavanoz,
kurabiyelerin sınırlı ve dolayısıyla daha
Serkan Duru
cazip olduğuna işaret eder. Worchel’in
deneyinde, bu basit fikir katılımcıların
kurabiyelerin bulunabilirliğini ve
lezzetini algılayışlarını bilinçdışı bir
şekilde etkilemiştir.
Bu etki, koleksiyoncuların sınırlı
baskılara neden milyonlar ödediğini,
insanların yasaklı kitap ya da filmlere
neden ilgi duyduğunu ve satıcıların
stokların tükenmekte olduğu
taktiğini neden sıkça kullandığını
açıklamaktadır.
145
köşe
Vazgeçme
Kalemin kağıda değdiği, hasret
kokusunun kelimelere sindiği ve
kimi yeri gözyaşları ile ıslandığı
için okunması güçleşen
mektuplar. Eski aşkların en
güzel tanıkları, en gizli sevda
sözlerinin ağır işçileri.
Çoğumuzun unuttuğu postane yollarını
aşındıran, kapıyı çalan postacıya
hasretle koşan ve sevdasını zarflarda
saklayan bir neslin çocuklarıyız biz.
Pek çoğumuz ilkokuldaki mektup
denemeleri dışında iki satır yazmadı hiç
kimseye ve faturalar dışında hiçbir zarf
gelmedi adımıza. Bu yüzden belki artık
mahalle postacılarımızı tanımıyoruz ve
zaten otomatik ödemede olan fatura
zarflarını ciddiye almıyoruz.
Hızlı akıyor zaman bizim için,
bencilliğimizin de cabasıyla hayatı
hem kendimize hem sevdiklerimize
zindan eden haller içinde olmamız
da bu yüzden. Çok eski değil
bizden yalnızca bir nesil önce anne
babalarımızın aşklarını düşlüyorum.
Bir kez söylemişler birbirlerine
sevdiklerini ve ilk ayrılıkta söz vermişler
bekleyeceklerine birbirlerini. Bekleyen
kadın hiç kaybetmemiş ümidini ve
hiç düşmemiş aklına gidenin geri
dönmeyeceği, adamsa gittiği yerde
hep özlemiş hep beklemiş ve görmemiş
dünyanın başka hallerini. Hep yazmışlar
yüreklerinden geçenleri kağıtlara kimi
zaman kız kulesi olmuş zarflarının sağ
köşesinde kimi zaman bir şehrin kalesi,
yarım kalmış cümleler bazen; hasretten
sonu gelmemiş. Ve hiç vazgeçilmemiş
beklemekten, beklentilerin ne kadar
146
alçak olduğundan habersiz; haber
gelen sevdiceğe umut bağlamaktan.
Şimdi kendimize bakalım 2 saat
haber alamazsak hızlı sevdiğimiz
sevgilimizden; dünyalar başımıza
yıkılıyor, ya aldatıldık ya kandırıldık
sanıyoruz. Bunu belli etmek
istemediğimiz için seni merak ettim
cümlelerine sığınıyoruz. Oysa bu kadar
yoğun merak edilesi bir hadise mevcut
değil günümüzde, ortalama sağlıklı
bir insanın başına gelebilecekler
ortada. Hiç birimiz “superman”
ile birlikte değiliz ve dünyanın en
vahşi ülkesinde yaşamıyoruz. Asıl
merakımız hızlı başlayan her şeyin
hızlı tükeneceğinden. Bu yüzden
tahammülsüzlüklerimiz, bu yüzden
egolarımıza yenik düşmelerimiz ve her
detaya hakim olma arzumuz. Ardımızı
döndüğümüzde dolaplar dönecek
ve bir hemcinsimiz bizim saflık oranı
zeytin yağına denk sevgilimizi kapacak
korkusuyla sorulara soruyor, farkında
olmadan hızlı başlamış aşklarımızı
kendi ellerimizle boğuyoruz.
Postacının getireceği hasret kokan
mektupları her an cebimizde taşıdığımız
telefonlarımıza düşen zarf simgeleri ile
değiştirdiğimizden, elimiz kalemden
çok klavyelere değdiğinden ve
Dilek Şen
hislerimiz hayatımıza yetişemediğinden
beri sevdalarımızı da hızlandırdık,
özlemlerimizi, arzularımızı da. Malum
hiçbir şeyi beklemeye tahammülümüz
yok yazıp gönderelim mesajlarımızı,
what’s up’tan online olduğumuz her an
takip edelim herkesi.
Güzel olan ne varsa geride kaldı
hissiyle mutsuz olmayı seçmek için
bir sürü sebebimiz var. Ve tek bir
sebep hayranlık beslediğimiz nostaljik
aşkları yaşamamız için “inanmak”
önce kendine, sonra karşında sevgilim
dediğin insana. Sonrasında iş düşünce
başa hiç vazgeçmemek, varsın
modernizme aykırı olsun ona güvenmek
ve sorularla boğuşmak yerine sözlerine
kulak vermek. Dinlemek, her sözünü
değerli bilmek, her anın değerini birlikte
hissetmek. Bunlar sararmış bir mektup
sayfasında okunan sözler değil,
içinizde yaşarken yaşam hızınızdan fark
edemedikleriniz. Bir insanı sevmekle
başlıyorsa her şey hiçbir zaman
eskimez aşka düşen yüreklerdeki izler.
Elinden tuttuğun el olmadıkça sen
vazgeçme içindeki aşka inanmaktan.
Zaman değişse dahi dönüşen insanın
özünde hep aynı kaygı, sevdiğin kadar
sevileceksin, yenilme yenilenen aşk
oyunlarına.
147
hobi kulübü
1 / 32 ölçekli Supermarine Spitfire Mk. VII
Kaldığımız yerden
Özgür Taşkıran
Kiti ilk kez yapacağım ve çok parçalı bir
kokpit yapısına sahip olması dolayısı
ile, daha önceki tecrübelerimden
de yola çıkarak, tamamen yapım
klavuzundaki adımları takip ettiğimi
söyleyemem ama genel olarak
klavuzdaki süreci takip ettim diyebilirim.
Öncelikle kullanılacak parçaları
çerçevelerinden keserek gerekli
olanların temizlik ve tesviyelerini yaptım
(Parça temizliği ve tesviyesi oldukça
önemlidir çünkü parçalardaki kalıp
ya da kalıp itici izleri gerekli işlemler
yapılmadığı takdirde sonucu negatif
yönde etkilerler. Eğer görünmeyecek
bir yerde kalıyorlarsa çok önemli
olmayabilir, yani üzerinde işlem
yapmak keyfinize kalmıştır. Ama bu
izler görünür yerlerde ise mutlaka
tesviyesinin yapılması gerektiğinin altını
çizmeliyim.) Daha sonra bu parçaların
hangisini montajını yapmadan,
hangisini montajını yaptıktan sonra
boyayacağıma göre grupladım.
Gruplama işleminden sonra montajını
yaptıktan sonra boyayacağım parçaları
gerekli yerlere monte ettim. Montaj
işleminin ardından kokpitin referans
148
Bir önceki sayıda inşasına başladığımız kitin genel özelliklerinden
bahsetmiş, statik modelciliğe başlangıç için gerekli malzemeleri
kısaca sizlere tanıtmıştım. Uçak maketleri genelde, aksi
belirtilmedikçe kokpitin yapımı ile başlar. Yapım klavuzunun
yönlendirdiği şekilde kokpitin yapımına başladım.
fotoğraflarını baz alarak bazı kablolama
detaylandırmaları yaptım. Küçük ölçekli
modellerde belki çok gerekli olmayabilir
fakat montajını yaptığım uçağın 1/32
ölçekli olması ve kokpiti açık bitirmeyi
planladığım için bu detaylar benim
için önemliydi. Bu işlemlerin ardından
kokpite genel olarak astar boyası
uyguladım (astar boyası benim tüm
modellerimde uyguladığım bir süreç.
Bu işlem hem üzerine atacağınız
diğer katların daha iyi tutunmasını
sağlayacak hem de kullanacağınız
renkler, astar katta kullandığınız renge
göre daha iyi görünecektir).
Astar boya katı üzerine Pre-Shading
(ön gölgeleme) olarak adlandırılan
bir teknik uyguladım. Bu uygulama
yüzeydeki detayları gölgelendirerek
daha dramatik ve görsel yönden
daha gerçekçi bir sonuç almanızı
sağlıyor. Bu işlemin hemen ardından
Spitfire’ların ve o dönemin İngiliz
uçaklarının klasik kokpit rengi olan
RAF İnteriror Green’i kapatıcılığını
rahatça kontrol edebileceğim bir
şekilde incelterek airbrush ile yüzeye
uyguladım. Artık kokpit genel olarak
detay renkleri uygulanmasına hazır hale
gelmişti. Bu renkleri de uyguladıktan
sonra eskitme ve kirletme aşaması için
kokpitin geneline parlak vernik katı
uygulayarak o ana kadar yaptığım boya
katmanlarını koruma altına aldım.
Artık kokpit referans fotoğrafların
ışığında eskitilme ve kirletilmeye hazır
hale geldi. Bu aşamadan sonra yağlı
boya ile filtreleme yaptım. Filtrelemenin
ardından çeşitli yerlerde boya dökülme
ve yıpranmalarını simüle ettikten
sonra kokpit resimlerde gördüğünüz
hale geldi. Artık kokpit gövde içine
yerleştirilmeye hazır. Bir sonraki sayıda
kaldığımız yerden devam etmek üzere
hoşçakalın.
149
guidebursa
RESTORAN / RESTAURANT
IZGARA & MANGAL & LOKANTA / GRILLS
Al-Sahara Cha Cha Restoran
Mihraplı Mevkii Carrefour Arkası T. 452 13 50
Anadolu Lezzet Dünyası
E.Mudanya Yolu Bademli T. 549 23 03
Beceren Botanik Parkı T. 211 52 60
Bademli Et Mangal
Mudanya Cad. Shell B.İstasyonu
No: 307 T. 244 84 60
CP Steak House
Çelik Palas Hotel Çekirge Cad. No:79
T. 233 38 00
Dababa
Esentepe Mah. Gürler Cad.
No:87 / 12 Nilüfer T. 247 92 00
Double U Cafe & Restaurant
FSM Bulvarı No:139/8 T. 243 99 17
Gurme / Bademiçi
Bademli Mah.No.79 Mudanya T. 549 01 09
Kadife A la Carte
Almira Hotel U.Hasan Bul. No:5 T. 250 20 20
Kahve Beyaz
Mudanya Yolu Göynüklü Köyü Girişi
T. 566 34 47
Kapı Restoran
Odunluk Mah. Lefkoşa Cad. Orhaneli Yolu
No.23 T. 452 20 07
Kamelya
Mudanya Yolu Göynüklü Köyü Girişi
T. 566 35 66
Kavis
Marigold Otel - 1.Murat Cad No: 47
T. 444 40 00
Keyf-i Ala Restoran
FSM Bulvarı Tuna Cad.No.112 T.249 04 02
Placia Restaurant
Holiday Inn Hotel Görükle T. 442 85 40
Olimpik Konak Restaurant
Konak Mah. Balcı Sok. No:6 T. 453 30 40
Otantik Gemi
Güzelyalı Yat Limanı İçi T. 554 43 00
Panaroma
Çelik Palas Hotel T. 233 38 00
Sishet Restaurant
Çamlıca Mah. Lefkoşe Cad. No: 86
T. 452 52 62
Sunset The Roof Restaurant & Bar
Crowne Plaza T. 800 0 800
Yazı
E.Mudanya Yolu Emek Yağı Fabrikası Yanı
T. 548 00 28
150
“Life guide of Bursa”
Tavacı Recep Usta
Odunluk Mah.T.452 40 04
Uludağ Kebapçısı
Uluyol Şirin Sok. T. 251 45 51
Kent Meydanı AVM T. 255 55 56
Zeugma Restoran
Azerbaycan Dostluk Parkı Nilüfer T.452 00 27
Çağrışan Et Mangal
Y.Mudanya Yolu Çağrışan Köyü T. 244 91 00
HAZIR YEMEK / FAST FOOD
Çiçek Izgara
Belediye Cad. No:15 T. 221 65 26
Korupark AVM T. 241 29 88
İzmir Yolu Orhaneli Kavşağı No:1 T. 452 01 00
Big Mammas
FSM Bulvarı T. 247 44 55
Kükürtlü T. 236 89 91
Ertuğrulkent T. 413 38 93
Hayat Lokantası
Merinos Parkı T. 272 27 77
Burger King T. 444 54 64
Marrakech Ocakbaşı
Cumhuriyet Mah. Gazi Cad. No.53
T. 452 97 07
Park Izgara
Mudanya Yolu No: 754 T. 244 94 01
Zafer Plaza A.V.M. T:225 51 30
İzmir Yolu Cd. No:76/1 T:240 15 30
DENİZ ÜRÜNLERİ & MEYHANE
/ SEA FOOD & BAR
Arap Şükrü Çetin
Arap Şükrü Sokağı T. 221 14 53
Dominos Pizza
Altıparmak T. 222 90 40
Bademli T. 241 58 00
Beşevler T. 453 46 04
FSM Bulvarı T. 453 00 76
Özlüce T. 413 15 00
Çekirge T. 234 99 22
Yıldırım T. 362 60 60
Hobi Paket Büfe
Altıparmak T. 221 11 63
Beşevler T. 451 11 00
İhsaniye T. 246 00 55
Özlüce T. 413 73 13
Kentucky Fried Chicken 444 35 55
Cafeman Balıkçısı
Agora İş Merk. Kulealtı Bademli T. 549 10 14
Deniz Tabağı
Arap Şükrü Sk. T. 222 19 19
Saki Rum Meyhanesi
E.Mudanya Yolu No.25 Bademli T. 549 02 89
La Piatto Cafe- Pizza & Macaroni
FSM Bulvarı No.90 / A T. 444 21 58
Mariza
Altıparmak T. 225 12 25
FSM Bulvarı T. 451 44 44
Mc Donald’s T. 444 62 62
Sushico
Korupark AVM sinema katı T. 241 54 90 - 91
KEBAP & PİDE / KEBAB & PITA
Dürümcü Bekir Usta
Setbaşı T. 220 11 01
Çekirge T. 233 88 18
FSM Bulvarı T. 243 75 75
Bademli T. 549 28 28
İskender Kebap
Tayyare KM Yanı No:60 T. 221 10 76
Carrefour AVM T. 452 10 62
Korupark AVM T. 241 21 10
Kebapçı Yavuz İskender
Y.Yalova Yolu Ovaakça T. 267 27 20
As Merkez Outlet Yanı T. 261 60 30
Köy Tesisleri Mudanya Yolu T. 244 99 01
İ.Efendi Konağı Botanik Park T. 211 26 90
Ünlü Cad. No: 7 T. 221 46 15
Zafer Plaza AVM T. 221 15 33
PASTANE / PATISSERIE
Aslı Börek
Carrefour T. 452 66 86
Kent Meydanı AVM T. 251 40 02
Metro Market T. 441 37 20
Geçit Evke Plaza T. 241 80 88
Osmangazi Metro T. 272 03 03
Zafer Plaza T. 223 79 79
Uludağ Ünv.T. 442 88 26
Bread House
Anatolium AVM T. 261 30 27
Carrefour AVM Zemin Kat No:7 T. 451 70 07
FSM Bulvarı No:54/ 3 T. 246 87 27
Kent Meydanı AVM 2. Çarşı Katı T. 255 04 05
Korupark AVM Zemin Kat T. 0543 646 87 87
Çınar Pastanesi
Kükürtlü Cad. No:28 T. 235 54 49
FSM Bulvarı No:68 T. 451 58 98
Setbaşı Meydanı No:8 T. 327 55 76
“Bursa’nın yaşam rehberi”
Durak Muhallebicisi
Çekirge Meydanı T. 235 08 08
İzmir Yolu Cad. No:66 T. 240 08 09
Altıparmak Cad. No: 74 T. 223 27 19
Ünlü Cad. No:4 T. 220 40 80
Kahve Mania FSM Bul. No:116 T. 245 02 22
K Bar Çekirge Cad. T. 233 44 22
Lusso FSM Bulvarı No: 139 / 7 T. 241 45 30
Kafe Pi Bursa Angels
Çekirge Cad. No.114 T.234 62 00
Pascal Nilpark AVM T. 240 02 04
Kafkas
Atatürk Cad. Heykel T. 225 25 99
Carrefour AVM T. 452 49 99
Arena AVM Ertuğrulkent T. 413 78 10
FSM Bulvarı No:42 T. 245 59 00
İzmir Yolu T. 413 22 20
Kent Meydanı AVM T. 255 67 00
Kristal Park Çarşısı İhsaniye T. 246 50 51
As Merkez Karşısı T. 261 52 61
Korupark AVM T. 241 49 29
Hürriyet Soğukkuyu No:10 T. 247 25 25
Terminal T. 261 58 02
Soğukkuyu No:2 Nilüfer T. 245 01 70
Saklıbahçe
1.Murat Cad. Çekirge T. 236 99 59
Rıhtım
FSM Bulvarı Kamuran Sitesi T. 451 24 77
Altıparmak Cad. No:33 T. 222 31 77
Konak Mah. Beşevler Cad. T. 452 66 28
Eğitimciler Cad. No:139 T. 453 36 00
Çekirge Meydanı T. 236 83 58
Şale Karagöz Cad. Kükürtlü T. 233 18 27
Un-Pa
Çekirge Meydanı T. 236 73 65
Bilginler Cad. Mehtap Sitesi T. 452 26 72
Bilginler Cad. Tunca Apt. No:32 T. 443 26 17
Uzay Pastanesi
Altıparmak Cad. No:19 T. 225 12 55
Çekirge Cad. No:124 T. 236 42 04
Saygınkent AVM T. 413 43 06
FSM Bulvarı No:12 T. 249 13 44
Geçit Mah. Mudanya Yolu No:77 T. 244 63 97
KAFETERYA / CAFE
Caribou Coffee
Korupark AVM içi T. 241 21 62
Cafe Crown
Carrefour AVM T. 451 21 45
Kent Meydanı T. 255 30 00
Korupark AVM T. 242 06 24
Coffe and Beyond
FSM Bulvarı T. 247 22 37
Eat’N Joy
FSM Bulvarı Anı Sit No:16 T. 247 60 60
Fink FSM Bulvarı T. 243 09 99
Gönül Kahvesi
Nostaljik Tren İst.Beşevler T. 452 82 16
FSM Bulvarı No:11 T. 247 66 06
Gren
Arap Şükrü Sokağı No: 46 T. 223 60 64
Siesta
Pembe Çarşı No:4 T. 232 35 05
Nalbantoğlu Heykel T. 221 53 01
Starbucks
Carrefour AVM T. 453 20 76
Kent Meydanı T. 255 37 39
Korupark AVM T. 241 27 60
Kükürtlü T. 233 39 55
Zafer Plaza AVM T. 220 00 46
Tesadüf FSM Bulvarı T. 241 58 58
Time FSM Bulvarı No:151 T. 242 41 40
White Label Cafe
FSM Bulvarı No:78/11 Nilüfer T. 249 09 04
BAR – BİSTRO / BAR BISTRO
Angaje Lounge & Brasserie
Nilpark AVM T. 246 77 44
Kat 3
Magazin Outlet Ataevler T. 443 22 72
Kent Meydanı AVM T. 255 55 22
Keyifli Bar FSM Bulvarı No:96 T. 245 80 86
Kırmızı
Cumhuriyet Mah. Gazi Cad. No:53
T. 452 97 07
Kios Bar Holiday Inn Görükle T. 442 85 40
Konak 18 Çekirge Cad. No:18 T. 235 37 07
Kupa Kızı Pub
FSM Bulvarı T. 242 11 22
Kulüp
Kültürpark içi Altın Ceylan T. 0530 242 68 78
La Luz
Korupark AVM T. 243 93 98
Leman Kültür FSM Bulvarı T. 240 20 00
Mirano
Korupark AVM T.24313 80
Boo Live Geçit No:639 T. 244 88 78
Mualla
FSM Bulvarı No: 94 T. 240 10 16
Bongo Bar
Kültürpark içi Altın Ceylan T. 234 34 34
Malt
Magazin Outlet Ataevler T. 443 22 72
Bordeaux Rouge
16140 - Nilüfer - Bursa T. 249 73 73
Picante
Gazi Cad. No.51 / A T. 451 36 34
Benzin FSM Bulvarı No:147 / A T. 243 47 43
Pronto Sport Cafe & Bistro
Saygınkent AVM Ertuğrulkent T.413 70 80
Cadde Üstü FSM Bulvarı T. 246 66 74
Cadde Üstü Üni. Görükle T.483 67 77
Resimli
Holiday Inn Görükle T. 442 88 15
Caka Teras
Kumova Plaza Nilüfer T. 453 09 09
Şey Pub
Oulu Cad. No:9 T. 233 07 25
Cariye Bar
Bademli Girişi Agora İş Merkezi No:48
T. 244 01 50
Shakespeare Bistro
Korupark AVM T. 241 29 59
Cha Cha
Mihraplı Mevkii Carrefour Arkası T. 452 13 50
Demo
FSM Bulvarı No:59 T. 452 26 96
Exit Oulu Cad. No:13 T. 234 50 70
Highout Oulu Cad.Oylum Carşısı T. 233 00 60
Kahve Dünyası
Anatolium AVM T. 261 14 50
Korupark AVM T. 241 23 45
Zafer Plaza AVM T. 225 29 29
rehberbursa
Suare Magazin Outlet Ataevler T. 443 10 01
Veni Vidi
Kükürtlü Oulu Cad. No:6 T. 233 99 99
Wamtes
Çekirge Cad. No:40 T. 233 66 22
The Winston Brasserie
Dr.Rüştü Burlu Cad.No.11 T.233 13 48
Ivory Kükürtlü Cad. No:56 T. 234 91 90
Jazz Bar Uludağ Yolu No:45 T. 239 62 54
151
guidebursa
OTEL / HOTEL
Adapalas ***
1.Murat Cad. No:21 Çekirge T. 233 39 90
Artıç ***
Atatürk Cad. Ulucami Karşısı T.224 55 05
Almira *****
Uluabatlı Hasan Bulvarı No:5 T.250 20 20
Anatolia ****
Çekirge Meydanı T. 233 94 00
“Life guide of Bursa”
Montania ****
İstasyon Cad. Mudanya T. 544 60 00
Otantik Club (Butik)
Botanik Parkı T. 211 32 80
Otantik Gemi (Butik)
Güzelyalı Yat Limanı İçi Mudanya T. 554 43 34
Tiara Termal
Çekirge Meydanı 1.Murat Cad. No.5
T.444 28 05
ALIŞVERİŞ MERKEZİ / SHOPPING CENTER
Baia ****
Y.Yalova Yolu As Merkez Yanı T. 275 45 00
Beceren (Butik)
Botanik Parkı T. 211 52 60
Boyugüzel (Butik)
Askeri Hastane Karşısı Çekirge T. 239 99 99
Büyükyıldız ****
Uludağ Cad. No:16 T. 239 69 90
Central **** U.Hasan Bul. No:55 T. 273 55 00
Çelik Palas *****
Çekirge Cad. No:79 T. 233 38 00
Crowne Plaza *****
Odunluk Mh. Akpınar Cad. No:17 T. 444 33 16
Divan ****
Dr. Rüştü Burlu Cad. No:11 T. 233 00 07
Gold ****
Konak Mahallesi Lefkoşe Caddesi No:7
T. 452 55 22
Gönlüferah ****
1.Murat Cad. No:22 Çekirge T. 233 92 10
Hilton *****
Yeni Yalova Yolu Cad. No.347 T.500 05 05
Holiday Inn ****
Uludağ Üni. Görükle Kampüsü T. 442 85 40
İbis Hotel ***
Altınova Mah. Fuar Cad. No: 67 T. 275 85 00
Kervansaray ***
Fomara Meydanı T. 220 00 00
Kervansaray Termal *****
Çekirge Meydanı T. 233 93 00
Kırcı **** Çekirge Cad. No:21 T. 220 20 00
Kitapevi (Butik)
Kavaklı Mah. Burçüstü No:21 T. 225 41 60
Kent **** Atatürk Cad. No: 69 T. 253 54 20
Marigold *****
1.Murat Cad. No:47 Çekirge T. 444 40 00
152
Anatolium Y. Yalova Yolu No.487 T. 261 12 22
As Merkez Outlet Y. Yalova Yolu T. 261 51 51
Carrefour İzmir Yolu T. 219 73 00
Kent Meydanı S.Garaj Mah. T. 255 43 63
Korupark Mudanya Yolu 9.Km T. 242 35 35
Özdilek Y. Yalova Yolu 4.Km T. 219 60 00
Zafer Plaza Cemal Nadir Cad. T.225 39 00
SAĞLIK / HEALTH
Acıbadem FSM Bulvarı No.1 T. 444 55 44
Biyofiz Tıp Merkezi
Karaman Mah.Kültür Cad.Biçen Sok.No.10
Nilüfer T.246 66 66
Bursa Anadolu
İzmir Yolu Cad. No.105 T. 451 09 09
Bursa Göz Merkezi
Fomara Meydanı Osmangazi T.444 04 69
Bursa Vatan
Fevzi Çakmak Cad. No.55 T. 220 10 40
Çekirge Kalp ve Aritmi
Kükürtlü Mah. Konca Sok. No.2 T. 275 75 00
Dentatürk Diş
FSM Bulvarı No.167 T. 270 09 00
Doruk Özel Bursa Hastanesi
Zübeyde Hanım Cad. No.5 Çekirge
T. 444 04 53
Doruk Yıldırım Hastanesi
Ankara Cad. No.221 Yıldırım T. 444 04 55
Dünya Göz Hastanesi
Kükürtlü Mah. Emir Abdülkadir Cad. No: 58
T. 444 44 69
Esentepe Tıp Merkezi
Mudanya Yolu Cad. No.169 T. 444 02 46
Jimer
Orhaneli Yolu Beşevler Kavşağı T. 444 45 67
Konur
Zübeyde Hanım Cad. No.12-2 T. 233 93 40
Medical Park Bursa
Fomara Meydanı T. 444 44 84
Medicabil
Mudanya Yolu Küre Sok. Fethiye T. 444 81 12
Osmangazi Tıp Merkezi
Ulubatlı Hasan Bul. No:46 T. 270 05 05
Rentıp Dr. Mehmet Oktay Sok. No:8 Fethiye
T. 249 77 00
Retina Göz Merkezi
Mudanya Yolu Cad. No.171 / 1 T. 240 24 01
Rommer FTR Dal Merkezi
Kükürtlü Cad. No.54 T. 239 49 26
Turkuaz Diş
Beşevler Cad. No.76 T. 451 32 22
KUAFÖR / COIFFEUR
Ahmet Albayrak Korupark AVM T.241 31 12
Atölye Kuaför E.Mudanya Yolu No.35
Bademli T. 548 00 80
Emma Nilüfer Hatun Cad. T. 452 67 50
Enis Aslan Kükürtlü Cad. T. 233 00 51
Mss Salon Kükürtlü Cad. No.58 T. 232 30 90
Roma Kuaför Korupark AVM T. 243 06 60
Sacha
Kükürtlü Mah. Manolya Sk. No.67 T.233 59 79
Kent Meydanı AVM T. 255 63 64
FSM Bulvarı T. 453 38 55
Bademli T.549 11 42 - 43
Stüdio Tim Carrefour AVM T. 452 66 98
ÇİÇEKÇİ / FLORIST
Aşşk Çiçek Çelik Palas Otel Altı T. 235 16 00
Bursa Çiçekçilik FSM Bulvarı T. 452 47 32
Lis Çiçek Çekirge Cad. No.139/B T. 236 81 96
Koru Çiçek Korupark AVM T.241 54 74
Pelit Çiçekçilik & Peyzaj
Saygınkent AVM Ertuğrulkent T. 413 02 62
TURİZM & ULAŞIM / TOURİSM &
TRANSPORTATION
Kamil Koç T. 444 05 62
Nilüfer Turizm T. 444 00 99
U. Teleferik İşletmesi T. 327 74 00
Burkon Turizm Çekirge Cad. T. 233 40 00
Plaza Turizm Oulu Cad. No.33 T. 234 58 58
Şentürkler Turizm
Çekirge Cad. No.51 T. 235 66 66
İDO Bursa Satış Noktaları
Kent Meydanı AVM T. 255 44 60
Korupark AVM T. 242 19 49
Mamis Restaurant T. 211 23 81
Park Plaza T. 244 94 01
Plaza Tur T. 234 58 58
Görükle Kampüsü T. 442 91 25
Zafer Plaza AVM T. 225 39 08
SİNEMA / CINEMA
Korupark Cinetech T. 242 93 83
Zafer Plaza Cinetech T. 225 48 88
Setbaşı Prestige T. 221 48 06
Kent Meydanı T. 255 30 84
As Merkez Avşar T. 261 57 67
Akpınar K. M. T. 243 73 43
Altıparmak Burç T. 221 23 50
AFM Carrefour T. 452 83 00
B. Manço K.M. T. 366 08 36
TAKSİ / TAXI
Altıparmak T. 222 16 44
Ataevler T. 441 88 00
Bademli T. 549 24 90
Beşevler T. 451 28 28
Çekirge T. 236 71 04
Çelik Palas T. 233 27 79
Dallas T. 233 81 22
Doğumevi T. 236 67 06
İhsaniye T. 247 47 33
Kükürtlü T. 235 12 96
Nilüfer T. 245 05 98
Uludağ T. 222 35 14

Benzer belgeler