Ekosistemin vazgeçilmezi olan sudan, potansiyel

Yorumlar

Transkript

Ekosistemin vazgeçilmezi olan sudan, potansiyel
25 Kasým Dünya Kadýna Yönelik Þiddetle Mücadele
Günü… Kadýnlar alanlarý mora boyamýþ… ellerinde öldürülen
kadýn arkadaþlarýnýn resimleri, dillerinde ‘erkeklerden
alacaklýyýz, kadýna þiddete son’, erkek egemenliðine son’
sloganlarý…
Devlet erklerinin ‘kadýn erkek eþit deðildir’ söylemleri,
yargýnýn kadýn katillerini destekler nitelikte "haksýz tahrik",
"iyi hal" adý altýnda ceza indirimi uygulanmalarý ve sözde
imzalanan sözleþmelerle erkek þiddeti devam ediyor. Kadýnlar
diyor ki; “biz meclisiyle, hükümetiyle, yargýsýyla, içinde
bulunduðumuz bu sistemin kadýný koru(ya)mayacaðýný
biliyoruz.”
Bu haykýrýþlar yalnýzca Kadýna Yönelik Þiddetle Mücadele
Günü dolayýsýyla deðil… Türkiye’de son sekiz yýlda þiddet
%1400 artarken, dünya sýralamasýnda 6. sýrada yer alýyorken
ve her gün 3 kadýn ‘erkek sevgisinin aþýrýlýðýna’ maruz
kalýyorken; kadýnlarýn yalnýzca dün sokaða çýktýðýný söylemek
haksýzlýk olur.
7’DE
Anadolu Grubu tarafýndan Gerze'nin Yaykýl Köyü'nde
yapýlmak istenen termik santrala karþý bir araya gelen Gerzeliler,
Cezaevi önünden buluþarak Gerze meydanýna kadar yürüdü.
Burada bir araya gelen topluluk, “Gerze'de Termik istemiyoruz,
Termiðe Ýnat Yaþasýn Hayat” sloganlarýyla tepkilerini dile
getirdi. Miting alanýnda, Hopa'da öldürülen çevre direniþçisi
Metin Lokumcu'yu selamlayan pankartlar da yerini aldý.
Köylülerin ve Yeþil Gerze Platformunun kortejin önünde yer
aldýðý yürüyüþte coþku hakimdi. Yaykýl köylülerinin yaný sýra,
toplanma alanýnda ÖDP, TKP, EHP, Halkevi, Derelerin
Kardeþliði Platformu, Karadeniz Ýsyandadýr Platformu, Gençlik
Muhalefeti de yer aldý.
Antalya Kültür ve Cemevi ziyaretinde; Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür
Vakfý Antalya Þube Baþkaný Müslüm Turgut ve Alevi Kültür Dernekleri
Baþkaný Hakverdi Çelik ve Yönetim Kurulu üyeleri ile görüþen Hacý Bektaþ
Veli Kültür Derneði Baþkaný Nafiz Ünlüyurt ve beraberindeki Dernek
Yönetim Kurulu Üyeleri Antalya Kültür ve Cemevi hakkýnda bilgi aldýlar.
Birlikte Kültür ve Cemevini gezdiler, toplantý salonunda Alevi toplumunun
sorunlarý, Kültürün yaþatýlmasý önündeki engeller ve örgütlere düþen görevler
hakkýnda görüþ alýþ veriþinde bulundular. Ülkenin ve bölgenin içerisinde
bulunduðu sorunlar ve Alevilerin olaylara bakýþý üzerine deðerlendirmede
yaptýlar. Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði Baþkaný Nafiz Ünlüyurt
Hacýbektaþ’ta yaptýrýlacak “Hacý Bektaþ Veli Kültür Kompleksi ve Cemevi”
projesi için “Antalya Kültür ve Cemevi” projesi ve deneyimleri hakkýnda
bilgi
3’DE
.....Adnan hoca diye birisi sahtekar. Cem
televizyonunda geçen akþam ulan yanlýþ
kanalýmý açtým dedim. Almýþ yanýna yedi tane
güzel kýz. Bende aldým fotoðraf makinemi
elime tak tak fotoðraflarýný çektim.
Mustafa Sütlaþ
sevgili ayfer tunç'la yazý üzerinden tanýþýyorum.
geçen yýl "bir deliler evinin yalan yanlýþ anlatýlan
kýsa tarihi"ni okumuþtum. bu yýl kitapçýda "suzan
defter"i görünce hemen aldým.
çok hýzlý olmasa da okuyup bitirdim. son
söyleyeceðimi baþtan söyleyeyim: çok sevdim, çok
beðendim. ekmel beyi, derya hanýmý, suzan'ý,
derya'nýn abisini, tüm diðerlerini.
ama daha da çok onun bu romanýný yazma þeklini
sevdim. birbirine bakan karþýlýklý her sayfada ayný
olaylar eþ zamanlý olarak iki ayrý insan tarafýndan,
iki ayrý insanýn...
Ekosistemin vazgeçilmezi olan sudan,
potansiyel enerji kinetik enerjiye çevrilerek,
elektrik enerjisi elde edilir. Bu dönüþüm hidrolik
santrallerle gerçekleþtirilir.
Hidrolik santraller (HES’ler) su biriktirmeli
(barajlar) ve biriktirmesiz (nehir tipi) olmak üzere
ikiye ayrýlýr.
8’DE
Türkiye’nin de üyesi olduðu Ekonomik Ýþbirliði
ve Kalkýnma Örgütü (OECD) bugünlerde 50. Yýlýný
kutluyor. Kökleri Marshall Planýna kadar uzanan
OECD’nin Batýlý kapitalist ülkeler yanýnda
geliþmekte olan ekonomilerden de üyeleri var.
Türkiye OECD’nin kurucularýndan ve 34 üyesinden
biri. OECD, Türkiye’ye sosyal güvenlik ve iþçi
haklarý konusunda sýk sýk piyasacý, neoliberal
reçeteler sunmasýyla da biliniyor. OECD
piyasacýlýðýn mabedlerinden biri.
Her þey bir yana OECD’nin çeþitli alanlarda
kapsamlý istatistiki serileri var. Zaman zaman
bakmakta yarar var. Bugün OECD’nin sendikalaþma
istatistiklerine göz atmak istiyorum. Oldukça detaylý
sendikalaþma serileri var. Sendikalaþma oranlarýna
iliþkin istatistiki veri setleri oluþturmanýn, veri
derlemenin zorluklarý bilinir. O nedenle bu veriler
oldukça kýymetli.
Bakalým Türkiye 34 OECD ülkesi içinde
sendikalaþma açýsýndan nerede?
OECD’nin son sendikalaþma verilerine bakýlacak
olursa Türkiye’nin durumu içler acýsý. Türkiye
OECD’nin en kötüsü. Evet en kötüsü. Türkiye
yüzde 5.9’luk (yazýyla beþ nokta dokuz)
sendikalaþma oranýyla OECD ülkeleri arasýnda
sonuncu durumda. Hayýr hata filan yok.
Sendikalaþma oraný öyle Çalýþma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlýðý’nýn istatistiklerindeki gibi yüzde
59 deðil, sadece yüzde 5.9. Takke bir kez daha
düþtü kel göründü. Türkiye OECD sonuncusu.
Ýstatistiklere biraz daha yakýndan bakalým. Bir
baþka çarpýcý nokta Türkiye’de sendikalaþmanýn
son yýllarda giderek hýzla düþmesi. OECD verilerine
göre 2001 yýlýnda yüzde 10 olan sendikalaþma oraný
2009’da 5.9’a gerilemiþ. Zaten düþükmüþ ama iyice
düþmüþ. Sendika üyeliði 2000’li yýllarda yüzde
40’tan fazla düþmüþ. Kim bilir, bu OECD’nin
savunduðu politikalar açýsýndan baþarý bile
sayýlabilir! Ne kadar az sendika, piyasa için o kadar
iyi! Büyüklerimiz bunu ileri bir baþarý olarak da
sunabilir.
“Sendikalaþma oranlarý her yerde geriliyor, bizde
de gerilediyse ne olmuþ” denebilir. Ama kazýn ayaðý
öyle deðil. Türkiye sendikalaþma oranlarýnda
yerlerde sürünmekle kalmýyor, sendikalaþmanýn
gerilemesi konusunda baþa güreþiyor. Evet
OECD’de de sendikalaþma oraný gerilemiþ. 20012099 arasýnda yüzde 20.4’ten yüzde 18.4’e
gerilemiþ. Özetle OECD’de yüzde 10’luk bir düþüþ
var. Türkiye’de ise yüzde 40’lýk. Ne diyelim! Bu
performansa nazar deðmesin.
Peki, Türkiye’nin bu sýralar hiza vermeye
çalýþtýðý, krizle boðuþan ülkelerde durum ne? Önce
“Yunanistan gibi mi olalým” denen komþuya
bakalým. O da ne! Sendikalaþma oraný yüzde 24.
2001’de yüzde 25 imiþ. Neredeyse yerinden
kýpýrdamamýþ. Eee sende kriz olmasýn da kimde
olsun komþu! Ne kadar sendika, o kadar kriz.
Bir de Ýtalya’ya bakalým: Sendikalaþma oraný
yüzde 35. Ýnanýlýr gibi deðil. 2001’de yüzde 34
imiþ. Olacaðý budur, sendikalaþma oraný artarsa
kriz de artar! Bir de Þili’nin durumu var. Orada da
sendikalaþmada küçük bir artýþ eðilimi var. Bizden
söylemesi derhal tedbir alsýnlar. Yoksa Þili’de
yakýnda krize girebilir!
Þimdi anlaþýldý mý Türkiye’nin neden Yunanistan
gibi Ýtalya gibi krize saplanmadýðý ve ekonomisinin
týkýr týkýr iþlediði. Ne kadar az sendika, o kadar çok
istikrar!
Yukarýda “OECD’nin en kötüsü” diyerek abesle
iþtigal etmiþim. Aslýnda Türkiye OECD’nin en iyisi!
Sendikalaþmayý önleyerek istikrarlý bir ekonomi
gerçekleþtirmiþ. Yunanistan olmamýþ, Ýtalya
olmamýþ...
Mazallah, bizde de sendikalaþma oranlarý yüzde
25-30’larda olsaydý nice olurdu halimiz.
(Birgün)
YAÞAR AYDIN/BÝRGÜN - GERZE
Anadolu Grubu tarafýndan Gerze'nin
Yaykýl Köyü'nde yapýlmak istenen termik
santrala karþý bir araya gelen Gerzeliler,
Cezaevi önünden buluþarak Gerze
meydanýna kadar yürüdü. Burada bir
araya gelen topluluk, “Gerze'de Termik
istemiyoruz, Termiðe Ýnat Yaþasýn Hayat”
sloganlarýyla tepkilerini dile getirdi.
Miting alanýnda, Hopa'da öldürülen çevre
direniþçisi Metin Lokumcu'yu
selamlayan pankartlar da yerini aldý.
Köylülerin ve Yeþil Gerze Platformunun
kortejin önünde yer aldýðý yürüyüþte
coþku hakimdi. Yaykýl köylülerinin yaný
sýra, toplanma alanýnda ÖDP, TKP, EHP,
Halkevi, Derelerin Kardeþliði Platformu,
Karadeniz Ýsyandadýr Platformu, Gençlik
Muhalefeti de yer aldý.
Mitingin açýlýþ konuþmasýný yapan
Gerze Belediye Baþkaný Osman
Belovacýklý, sonucu ne olursa olsun
termik santrale izin vermeyeceklerini
söyledi. Belovacýklý, "Ýlçemizde,
þehrimizde hayatýn sürmesi için
direniþimize devam etmeliyiz. Bugüne
kadar ortaya koyduðumuz direniþi devam
ettirmeliyiz" diye konuþtu.
Gerze Belediye Baþkaný mitinge
katýlan Gerzelilere direniþe devam sözü
vererek kürsüden ayrýldý.
“DÝRENÝÞÝMÝZ BÜYÜYEREK
SÜRECEK”
Yeþil Gerze Çevre Platformu Sözcüsü
Þengül Þahin konuþmasýnda, termik
santralin sadece Gerze'yi deðil tüm
Sinoplularý ilgilendirdiðini söyledi.
Þahin’in ardýndan Yaykýl Köyü muhtarý
Ahmet Tiryaki konuþma yaptý. Daha
sonra da Türk Mühendis ve Mimar
Odalarý Birliði(TMMOB) Baþkaný
Mehmet Soðancý konuþmasýný
gerçekleþtirdi.
Konuþmalardaki temel vurgu,
"Termik santralin insan ve çevre saðlýðýna
zararlarý ve mücadele kararlýlýðý" oldu.
KÝM NE DEDÝ?
ÖDP Genel Baþkan Yardýmcýsý Önder
Ýþleyen: "Emeðin ve doðanýn daha çok
sömürülmesine dayanan kapitalizmin
yeni saldýrýlarý ile dünya bir yýkýma doðru
sürükleniyor. Ekonomik krizle sarsýlan
kapitalizm, krizi doðayý daha fazla
sömürerek aþmaya çalýþýrken ekolojik
krizi de derinleþtiriyor. Kapitalizm kendi
sonu ile birlikte yaþamýn da sonunu
hazýrlýyor. AKP, sermayenin doðayý
metalaþtýrmasýnýn önündeki engelleri
kimi zaman yasalarla, kimi zaman polis
ve jandarma ile aþarak gökyüzünü,
dereyi, suyu, topraðý satýyor. Ancak kimse
bunun öyle sessiz sedasýz
gerçekleþeceðini, halkýn bunu kuzu kuzu
kabul edeceðini beklemesin. Gerze,
bunun baþka yerlere de umut veren en
güzel örneklerinden birisidir. Evet, Gerze
halký direndi, direnerek güç kazandý. Ýþte
burada Yaykýl Köyü'nün giriþinde bir
direniþ nöbeti çadýrý var. Bunlarý aþmak
öyle kolay deðil. Bugün de burada
direnen onurlu Gerze halkýnýn sesine ses
katmak için Ankara'dan ve Karadeniz'in
dört bir yanýndan geldik. Ne Gerze'de,
ne de baþka bir yerde santral istemiyoruz.
Hopa'dan Gerze'ye, halkýn
geriletilemeyen iradesi ve direniþi bugün
de yeni bir güç kazanýyor. Hopa'nýn,
Solaklý'nýn sesiyle Gerze halkýnýn sesi
birleþiyor. Halkýn birleþik mücadelesi
karþýsýnda AKP de, polisin-jandarmanýn
korumaya aldýðý þirketler de
duramayacaktýr" dedi.
Müdafilerinin boykot etmesinin
ardýndan avukatsýz Ýstanbul 11. Aðýr Ceza
Mahkemesi'ne sevk edilen 41'i avukat
43 kiþinin mahkeme sorgusu tamamlandý.
10 kiþi serbest býrakýlýrken Gazeteci
Cengiz Kapmaz dahil olmak üzere 29'u
avukat 34 kiþi tutuklandý. Diyarbakýr'da
da "KCK" adý altýnda düzenlen ev
baskýnlarý sonrasý gözaltýna alýnan 43
kiþiden aralarýnda BDP Diyarbakýr Ýl
Eþbaþkaný Ömer Önen'in de bulunduðu
36 kiþi tutuklandý.
Tutuklanma talebiyle Ýstanbul 11.
Aðýr Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen
PKK Lideri Abdullah Öcalan'ýn 41
avukatýnýn müdafiliðini üstlenen 100'ü
aþkýn avukatýn mahkemeyi boykot
etmesinin ardýndan avukatsýz süren
mahkeme sona erdi. 10 kiþi serbest
býrakýldý, 29'u avukat 34 kiþi ise
tutuklandý. Tutuklananlar arasýnda Özgür
Gündem yazarý Cengiz Kapmaz da var.
BDP'YE GÝDEN BDP'LÝLER
TUTUKLANDI!
Diyarbakýr'da Kürt siyasetçilere
yönelik düzenlenen operasyon
kapsamýnda gözaltýna alýnan 43 kiþiden
36'sý mahkeme tarafýndan "Örgüte üye
olmak" ve "Örgüt faaliyetleri içinde
bulunmak" iddialarýyla tutuklandý.
Aralarýnda BDP il, ilçe baþkanlarý, DTK
Daimi Meclis üyeleri, Eðitim Sen üyeleri,
mahalle meclis üyelerinin de bulunduðu
kiþiler hakkýnda iddia edilen suçlamalarla
ilgili sorulan sorular arasýnda öne çýkan
en ilginç soru ise, "BDP'ye neden
gidiyorsun?" oldu.
Þu ana kadar "KCK" adý altýnda
sürdürülen ve öncesinde de binlerce
kiþinin yargýlanmasýna neden olan
operasyonlarda aðýrlýkta teknik ve fiziki
takibin yaný sýra "gizli" tanýk beyanýna
yer verilirken, bu soruþturma için de
savcýnýn teknik takip kararýný 23 kez
uzattýðý ortaya çýktý. Savcýlýk aþamasýnda
ve sevk edildikleri nöbetçi mahkeme
tarafýndan sorulan sorular arasýnda parti
faaliyetleri olduðu öðrenilirken, yine
aralarýnda husumet bulunan ailelerin
barýþtýrýlmasýnýn ise PKK Lideri Abdullah
Öcalan'ýn 4 ayaklý paradigmasýnýn "hukuk
komisyonu" içinde yer aldýðýnýn ve bunun
da suç sayýldýðý kaydedildi. Partileri
tarafýndan organize edilen, toplantý,
gösteri ve yürüyüþ etkinlikleri, cenaze
törenleri ile ilgili de suçlanan 43 kiþiden
36'sý tutuklandý. BDP Diyarbakýr Ýl Eþ
Baþkaný Ömer Önen, Baðlar Belediye
Baþkan Yardýmcýsý Derya Tamriþ, DTK
Daimi Meclis Üyesi Bedia Akaya, BDP
Baðlar Ýlçe Baþkaný Ali Yüce, Ýl Genel
Meclisi Üyeleri Þafi Hayme ile Fatma
Kýzýlkaya, Baðlar Belediye Meclis
Üyeleri Kadri Göktimur ile Ahmet
Doðan, Barýþ Anneleri Ýnisiyatifi Aktivisti
Yüksel Barut, Belediye çalýþaný Abdullah
Yalçýn, BDP çalýþanlarý M. Cevat Aydýn,
Gülþen Çelik, Ýrfan Çelik, Ýbrahim
Mercan, Canan Güler, Latif Ýpek, Bilal
Alantar, Þefik Yýldýrým, M. Ali Adsýz,
Felemez Tekel, Þahin Seyyar, Nurettin
Karataþ, Emin Açýkgöz, Ömer Gülcü,
Ömer Filiz, Fikret Çelik, Bilal Alantar,
Canip Akan, Azize Aslantaþ, Tahir Baran,
Seyfettin Yakut, Recep Gümüþ, Kemal
Onur, Mehmet Kaya, Ýhsan Edip ve
Heybet Yüce, "Örgüt üyesi olmak" ve
"Örgüt faaliyetleri içinde bulunmak"
iddialarý ile tutuklanarak cezaevine
gönderildi. Mehmet Okur, Garip Demir,
Nebile Þafak ve soyadý öðrenilemeyen
Zelal isimli yurttaþ ise savcýlýk
aþamasýnda, Eðitim Sen Üyesi Yusuf
Eminoðlu, BDP Baðlar Ýlçe Yöneticisi
Erdal Þenadam ve M. Seydoþ Ýçier ise,
mahkeme aþamasýnda tutuksuz
yargýlanmak üzere serbest býrakýldý.
(Evrensel)
Tunceli millet vekili Hüseyin Aygün’ün
Dersim’de yapýlan katliamda olan açýklamalarý
hem CHP’yi hem de AKP’yi harekete geçirdi.
Baþbakan Erdoðan’ýn Dersim’de yapýlan
katliamdan dolayý özür dilemesi ülkemiz için
iyi bir olgudur ama özürde bile polemik yapýyor.
Onu siyasi malzeme olarak kullanýyor. Dersim’i
AKP ile CHP arasýnda bir hesaplaþma
malzemesi olarak kullanmasý hiç hoþ deðildir.
Oysa ki Dersim katliamýnýn sorumlularýný
açýklarken o dönemin CHP yöneticileri ve
Ýnönü ile sýnýrlandýrýyor. Oysa ki katliamda
birinci derecede aktif rol alan dönemin
baþbakaný Celal Bayar ve ekibini es geçiyor.
Bütün bu bilinirliklere raðmen CHP’nin
susmasý, konuþmamasý AKP’nin ekmeðine yað
sürüyor. Baþbakan Erdoðan’da fýrsatýný
buldukça saldýrýyor. Dersim katliamýnda birinci
derecede aktif rol alan Celal Bayar, Fevzi
Çakmak, general Alpdoðan aþýrý dindar yönleri
olan kiþilerdir. Asýl açýlmasý gereken arþivler
açýlmýyor. Baþbakan toplumun bildiði bilgileri
söylüyor. Cumhurbaþkanlýðý ve genelkurmay
arþivlerinin açýlmasýyla yeni bilgiler ýþýðýnda
Dersim katliamýnýn kimler tarafýndan yapýldýðý
netleþebilir. Bu arþivlerde görev alacak
askerlerin toplumun hangi kesiminden seçildiði
gerçeði var. Seçilen bu askeri kýtalar, bugünkü
Türkiye’nin sýkýþmýþlýðýný da açýklar. Ötekine
karþý þartlanmýþ bir Ýslami kesim var. Dersim’e
gönderilen askerler bu kesimden seçildi. Dersim
arþivlerini açýlýyorum derken bu katliam
içerisinde yer alan Ýslami kesimi de aklamayý
düþünüyor. Bu son derece vahim ve üzücüdür.
Muhavazakar kesimin Türkiye ayaðýndaki
iktidarlarýn yapmýþ olduðu hatalarý görmezden
gelmesine yol açar. 1937 yýlýnda yapýlan bu
katliamda tek partili dönem CHP vardýr. Ýktidar
da o devlet de o. Ama CHP içerisinde saðcýsý,
solcusu,milliyetçisi, muhavazakarý hepsi CHP
içerisinde siyaset yapmaktadýr. Yani AKP’nin
kökleri ta o zamanki CHP’nin içerisindedir.
Bu katliamý sadece CHP’ye yüklemek ucuz
bir politikadýr. Baþbakan Erdoðan’ýn Dersim
yaklaþýmý Madýmak olayýna bakýþ açýsýyla
neredeyse ayrýlýk taþýyor. Madýmak katliamý
yapanlarla yüzleþmesi gerekir. Madýmak
katliamý sorumlularý ellerini kollarýný sallayarak
meclisin içinde dolaþýyor. Kazanýz mübarek
olsun diyen kiþi de AKP’nin milletvekili. 1937
yýlýndan bu yana gelen iktidarlar toplumun
nasýl Ýslamileþtirileceði nasýl
asimilasyonlaþtýrýlacaðý politikalarýyla
yönetiliyor. Düþünceleri hala içinde
bulunduðumuz iktidar, aydýnlarý, yazarlarý,
konuþan, düþünen insanlarý ayný yöntemlerle
sindirmeye çalýþýlýyor. Celal Bayar, Fevzi
Çakmak siyaseten de zihniyet olarak da
bugünkü AKP’nin kökleridir. Katliamýn
sorumlusu devlettir.
ACINASI ÖÐRETMENLERÝMÝZ
Kusura bakmayýn öðretmen kökenli
olduðum halde içimden öðretmenler gününü
kutlamak gelmiyor. Nerede sorunlu kesimler
varsa onlarý mutlu etmek, teselli etmek için bir
gün tespit edilmiþ. Atamasý yapýlmayan binlerce
öðretmen, geçim derdine düþüp ikinci bir iþ
arayan, saygýnlýðý kalmayan bin bir dertlerle
baþ baþa kalan öðretmenlerimiz.
Yüzde 57’sinin ruhsal bunalým içinde
olduðu, yüzde 75’i borç içinde olduðu, yüzde
52’si sinema konser gibi etkinliklere hiç
katýlmadýðý, yüzde 85’i günlük gazete
okumadýðý bir ülkede ancak öðretmenler
gününde eline birer karanfil tutuþturarak
gelecek seneler yine bekleriz yolunuz açýk
olsun denilir.
Sulucakarahöyük/ANTALYA
Geçtiðimiz hafta Antalya
Hacýbektaþlýlar Sosyal Yardýmlaþma
derneði 15. Açýlýþ yemeðine katýlan Hacý
Bektaþ Veli Kültür Derneði 20.11.2011
Pazar günü Antalya Kültür ve Cemevi’ni
ziyaret ettiler.
Antalya Kültür ve Cemevi ziyaretinde;
Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür Vakfý
Antalya Þube Baþkaný Müslüm Turgut ve
Alevi Kültür Dernekleri Baþkaný Hakverdi
Çelik ve Yönetim Kurulu üyeleri ile
görüþen Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði
Baþkaný Nafiz Ünlüyurt ve beraberindeki
Dernek Yönetim Kurulu Üyeleri Antalya
Kültür ve Cemevi hakkýnda bilgi aldýlar.
Birlikte Kültür ve Cemevini gezdiler,
toplantý salonunda Alevi toplumunun
sorunlarý, Kültürün yaþatýlmasý önündeki
engeller ve örgütlere düþen görevler
hakkýnda görüþ alýþ veriþinde bulundular.
Ülkenin ve bölgenin içerisinde bulunduðu
sorunlar ve Alevilerin olaylara bakýþý
üzerine deðerlendirmede yaptýlar. Hacý
Resmi bitirdim. Cemevi’ne götürdük.
Güzel bir tören yapýldý. Lokma yedik,
konuþmalar yapýldý. Resim þimdi nerde
duvar damý?
Naci Özçelik: Hacý Bektaþ Veli Vakfý
odasýnda duvarda.
Fikret Otyam: Güzel! oraya mý
asmýþlar? Oradakilere; Bakýn beni
Cemevi’nden kaldýracaksýnýz. Aðlamak
yok. Baðýrmak yok. Türküler
söyleyeceksiniz, Deyiþler söyleyeceksiniz,
lokma yiyeceksiniz. Gerisini onlar bilir.
Yerini bilen var onlar götürecek. Varýnca
görürüz.
Mustafa Özcivan: Gelince görürsün
hocam.
Fikret Otyam: Ya kýsmet.
Geçende Cemevinde yine yemek
yapýlýyordu. Çalýþtýðým resimlerden birini
20 milyara satmýþlar. Daha öncede
resmimin biri 25 milyara satýldý.
Diyarbakýr’dan biri 30 milyar vermiþ. Kitap
baskýlarýna, Cemevine veriyorum. Geçen
bi gece daha yapýn size 20 milyar daha
resmin birini satarýz. Dedim. Efendim
buraya çocuklar geliyor gece için. Broþür
çýkacak. O kadar çok çalýþma var ki
bilgisayarda. Çocuklar, hocam þunu da yaz,
bunu da imzala kitaplar yaðma yaðma. 100
tane istedim. Düþtü 60’a derken para verip
bastýran adamada kalmamýþ. 30’u da ona
gitti. Lan kim dedim bu parayý veren? Geldi
boynuma sarýldý. Törende bana çay getiren
adam. Çorumlu müteahhitmiþ.
Mustafa Özcivan: Geçen geldiðimde
sen beni aradýn ya havaalanýndaydým,
Bektaþ Veli Kültür Derneði Baþkaný Nafiz
Ünlüyurt Hacýbektaþ’ta yaptýrýlacak “Hacý
Bektaþ Veli Kültür Kompleksi ve Cemevi”
projesi için “Antalya Kültür ve Cemevi”
projesi ve deneyimleri hakkýnda bilgi alma
sorusuna; Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür
Vakfý Antalya Þube Baþkaný Müslüm
Turgut, Antalya Kültür ve Cemevi
üzerinden deðerlendirerek, kültürel amaçlý
bu tür projelerin yer sorunu yoksa mutlaka
yatay projeler olmasý gerektiðini belirtti.
Çok katlý yapýlarýn maliyet, dayanýklýlýk
ve hizmet verme açýsýndan tam olarak
deðerlendirilemeyen atýl alanlarýn fazla
olduðu oysa yatay yapýlaþmada kullaným,
yapmadan her vatandaþýn cenaze
hizmetlerini yaptýklarý örnek temiz bir morg
bölümlerinin olduðu, dede ve analarýn
cenaze yýkama ve kefenleme iþlemlerini
yaptýklarýný gülbenklerle, türekçe dualarla
cenaze kaldýrdýklarýný bu hizmetten Alevi
olmayan vatandaþlarýnda çok memnun
kaldýklarýný anlattý. Lokma sunumlarýn
hemen hergün gerçekleþtiðini söyledi.
Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði
Yönetim Kurulu, Cemevi 2.Katta bulunan
Hacý Bektaþ Veli Anadolu Kültür Vakfý
Salonunda Sanatçý Fikret Otyam’ýn; Kültür
ve Cemevi açýlýþýnda açýk artýrma ile satýþa
sunduðu, 20.000 liraya satýlan ve gelirin
Fikret Otyam tarafýndan Kültür ve
Cemevi’ne baðýþlandýðý Hacý Bektaþ Veli
tablosu önünde fotoðraf çektirdiler. Antalya
Kültür ve Cemevi’nde lokma ikramý sonrasý
Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði Baþkaný
Nafiz Ünlüyurt, Yönetim Kurulu adýna,
Antalya Kültür ve Cemevi’nde bulunan
tüm yönetici ve üyelerini ‘10 Aralýk 2011
Uluslararasý Hacýbektaþ Aþure Günü’ne
davet etti. Bir ve beraber olma dilekleri ile
heyet Antalya Kültür ve Cemevi’nden
ayrýldý.
dayanýklýlýk ve maliyetin daha verimli
olacaðý yönünde yaptýklarý çalýþmalarla
karþýlaþtýrmalý bilgi verdi.
Alevi Kültür Dernekleri Antalya Þube
Baþkaný Hakverdi Çelik, Antalya Kültür
ve Cemevi’nde verdikleri hizmetleri anlattý.
Hakverdi Çelik, Cemevi’nde kültürel
çalýþmalar, toplantýlar, sempozyumlar
yanýnda semah ve baðlama kurslarý
verdikleri ve ayrýca Alevi Sünni ayýrýmý
havaalanýnda tam uçaða bineceðim, telefon
etti hocam “ya Özcivan kitabýný
unutmuþsun burada” bir dahaki geldiðimde
alýrým dedim. Þimdi alacak var.
Fikret Otyam: Vermedim mi? Þimdi
aldýn mý ya?
Mustafa Özcivan: Dediniz ya kitabýný
burada unutmuþun diye. Evet, hocam bana
Gazipaþada iken bir kitap birde bant
göndermiþti. Onu kim aldýysa aldý vermedi.
Bulamadým. Mahzuni ile ilgili sohbetleri
filan vardý. Onlarý ne yaptýn? CD’ye filan
kaydettirseydin bozulmaz kaybolmazdý
hocam.
Fikret Otyam: Sana Almanya’yý
anlatayým. Ben Mahzuni’nin, Ruhi Su’nun
tüm eserlerini topladým. Bu halkýn malý.
Ruhi Su zamanýnda geldi bir danýþmaný;
“Ruhi aðbi ben bunu nasýl satarým.
Tekirdaðlý sattý derler. Ýnsan orda aðlamaya
baþladý tepki koydu. O istiyo bu istiyo ben
dedim bunlar hepsi CD’ye çekilecek ben
yaþarsam bunlarý paraylan satmak yok.
Eser sahibine telif haklarý verilecek. Bir
de madde koyduk bir yýl içinde bitirilmediði
takdirde aynen gerisin geriye iade edilecek.
Derken birileri sahip çýktý. Buraya geldi
çocuklar büyük bir makine getirmiþler bir
saat çalýþýyor iki saat duruyor. Koca
Almanya’dan yuvarlak tenekelere yapacak
bir makine bulamamýþlar. Ben yezidim alýn
bunlarý ben öldükten sonra ne olacak yahu.
Yakacaðým hepsini dedim. 5 tanesini
yaktýlar. Devam ederiz dediler o da olmadý.
En nihayet bantlarý Aþýk Daimi’nin kýzýna
evladým al þunlarý dedim.
Filiz Otyam: O yediemin diye ona
verdiler.
Fikret Otyam: Þahkulu’na verildi.
Güvenilir namuslu insanlar.
Filiz Otyam: Seyfi Oktay filan onlarýn
üyesi.
Fikret Otyam: Bunda ne var ya sen
geleceksin türkü isteyeceksin parayý
bastýracaksýn eser sahiplerine süper olur.
Öldüyse varislerine. Çok ölü var. Mezarlýk
gibi birader.
Mustafa Özcivan: Evet hocam.
Fikret Otyam: 1956’da Dünya
gazetesinde Mahzuni bir kaset yaptý, Arif
Sað, Musa Eroðlu ya biz A diyemezken
adamýn biri Alevi diye tutturdu. Adnan
hoca diye birisi sahtekar. Cem
televizyonunda geçen akþam ulan yanlýþ
kanalýmý açtým dedim. Almýþ yanýna yedi
tane güzel kýz. Bende aldým fotoðraf
makinemi elime tak tak fotoðraflarýný
çektim. Bu arada Arif Sað televizyonda
sarhoþ. Onu da çektim. Bu alevi
televizyonunda ne iþi var bu Adnan
hocanýn. Mahkemeye verip Televizyonun
ismini deðiþtirtmek lazým dedim.
Mustafa Özcivan: Hocam gelenlerde
var, aþaðýda arkadaþlarýmýzda var.
Hacýbektaþ’a gidiyoruz, hoþça kalýn.
Fikret Otyam: Öylemi neden
gelmediler?
Mustafa Özcivan: Kalabalýk olmasýn
diye.
Fikret Otyam: Olmaz öyle. (Naci
Özçelik’e dönerek) Sen gençsin git çaðýr.
Gelsinler.
Mustafa Özcivan: Sað ol, hocam
Hacýbektaþ’a gideceðiz yolumuz uzak.
Fikret Otyam: Olmaz bi kahve içmeden
göndermem.
Nafiz Ünlüyurt: Çok sað olun buraya
gelirken Antalya Kültür ve Cemevi’ne
uðradýk bize Cemevini gezdirdiler. Bizi
aðýrladýlar, lokma yedik.
Fikret Otyam: Bitirmiþler mi? Çok
güzel oldu.
Nafiz Ünlüyurt: Büyük bölümü bitmiþ.
Fikret Otyam: Valla çok sevindim, çok
sevindim. Güle güle gidin.
(Fikret Otyam Mustafa Özcivan’a
verdiði kitabýný imzalarken)
Naci Özçelik: Ne yazdýnýz hocam?
Fikret Otyam: “1990’ da en güzel en
deðerli armaðaný veren ve bana
Hacýbektaþ’ta en güzel yeri hazýrlayan
Özcivan cana sevgiyle, saygýyla ve
minnetle. Fikret Otyam”
Naci Özçelik: Çok teþekkürler, sevgiyle
saðlýkla kalýn.
(Bitti)
GÜRKAN HAYDAR KILIÇARSLAN
Bilim dünyasýnýn kadim sorularýndan
birisi, “þu koskoca alemde acaba yalnýz
mýyýz?” sorusudur. Aslýna bakarsanýz, bütün
bilim dünyasý ilgilenmez bu soruyla. Daha
çok astronomlarýn, uzay bilimcilerinin
derdidir bu. Bir patalog veya antropologun
ilgisi, popüler bilimlere ilgi duyan sade
vatandaþlardan hallicedir. Elbette pozitif
bilimciler dýþýnda bir kýsým felsefecilerin de
ilgi alanýnda olan bir konudur bu. Ne var
ki, ortalama sade insanlarýn dünyasýnda o
kadar önemi yoktur bu sorunun.
Amerikan ve Avrupa kökenli sayýsýz
belgeselde döne döne araþtýrýlan bir konudur
evrende yalnýz olup olmadýðýmýz. Bütün o
belgesellerde özellikle astronomlarýn bu
soru karþýsýnda kendilerinden geçtikleri
görülür. Hemen hemen hiçbir astronom,
evrende yalnýz olduðumuza inanmaz. Bu da
doðaldýr. Çünkü sade olasýlýk hesaplarýyla
evrende çok ama çok sayýda canlýlýðýn
olabileceði düþünülür. Hatta sadece canlýlýk
deðil, çok sayýda uygarlýk kurabilecek zeki
canlýlarýn varlýðý konusunda bile güçlü bir
inanýþ vardýr. Ýþin doðrusu yalnýzlýk Allah’a
mahsus olduðuna göre canlýlýðýn sadece
dünya gezegeninde olabileceðine inanmak
gerçekten güçtür. Baþka güneþ sistemleri
bir yana, kendi güneþ sistemimiz içinde dahi
canlýlýðýn olabileceðine dair güçlü iþaretler
vardýr.
Güneþe en yakýn gezegen olan
Merkür’ün bu konuda pek bir þansý yoktur.
Demir bir leblebiye benzettiðim Merkür’ün
canlýlýða izin verecek bir atmosferi yoktur.
Merkür’e gelen vurmuþtur, giden vurmuþtur.
Zaten güneþin burnunun dibinde canlý olmak
için baþka türlü bir þey olmak gerekir.
Merkür’ün ötesinde Venüs’e baktýðýmýzda
durum biraz daha karmaþýklaþýr. Binyýllar
boyunca hem akþam hem sabah pek parlak
bir gezegen olarak dünyalýlara ýþýk saçan
Venüs, adýný bile güzellik tanrýçasýndan
almasýna raðmen güneþ sisteminin en çirkin
gezegenidir. Ýnsanlarýn Venüs hakkýndaki
hayallerini Sovyetler Birliði yýkmýþtýr.
Sovyet biliminsanlarý inat etmiþ ve sayýsýz
denemeden sonra Venüs’ün atmosferinin
dünyanýnkinden yüz kat fazla basýnca sahip
olduðunu, sülfürik asit yaðmurlarýyla dolu
gerçek bir cehennem olduðunu ispatlamýþtýr.
Eti budu olan bir canlý, o gezegende birkaç
saniye içinde yanmýþ bir fýrýn yemeðine
dönecektir. Bununla beraber Venüs’te þu
anda yaþanan korkunç boyutlardaki küresel
ýsýnmaya raðmen geçmiþte bu gezegende
canlýlýk olmadýðý, hatta atmosferinde
mikroorganizma seviyelerinde canlýlýk
olmayacaðý söylenemez.
Mars gezegeni ise Venüs’ün tersine soðuk
bir gezegendir. Atmosferi dünyanýnkinin
yüzde biri kadar basýnç deðerine sahiptir.
Uzay elbisesi olmayan bir insan anýnda
patlar o gezegende. Manyetik alaný olmadýðý
için güneþten gelen radyasyonu olduðu gibi
bünyesine katar ve birkaç saat içinde sizi
kanser edecek kadar bronzlaþmanýza yol
açar. Ancak, Mars’ta da geçmiþte yaþam var
olmuþ olabilir. Çünkü buz olarak su
bulunmuþtur. Daha önemlisi, gelecekte tekrar
var olmasý bir bilim-kurgu hikâyesi
olmasýnýn ötesinde bir projeksiyondur.
Astreoid kuþaðýnýn ötesinde yer alan
gezegenler yýldýz olmayý becerememiþ
devasa gaz gezegenlerdir. Jüpiter, Satürn,
Uranüs ve Neptün’de ayak basacak bir yer
olmadýðý için bu gezegenlerde canlýlýk
aramanýn bir alemi yoktur. Geriye kala kala
bu dev gezegenlerin irikýyým uydularý
kalmaktadýr. Söz konusu uydularý
küçümsememek gerekir. Birçoðu neredeyse
Ay ile boy ölçüþecek boyutlardadýr. Ama
konu canlýlýða geldiðinde elde sadece birkaç
seçenek kalmaktadýr.
HERKESÝN FAVORÝSÝ TÝTAN!
Jüpiter’in uydusu Ýo’nun durumu sakattýr.
Burada canlýlýk olmasý mümkün olsa bile
her dakika volkanlarýn patladýðý, sürekli
depremlerin olduðu bir uydudan hayýr
gelmeyeceði açýktýr. Galilei’nin keþfettiði
4 büyük uydudan bir diðeri olan Europa ise
güneþ sisteminde canlýlýðýn olabileceði en
kuvvetli adaydýr. Bütün uydu, kalýn bir buz
tabakasýyla kaplýdýr. Bu tabakanýn altýnda
ise bildiðimiz sudan oluþan bir okyanusun
gizlendiði düþünülmektedir. Elbette bir
okyanus varsa canlýlýðýn olabileceði
düþünülebilir. Ancak henüz bir
spekülasyondur. Bu uyduya bir sonda
göndermeden bu soruya yanýt bulmak sadece
geyik yapmakla eþdeðerdir ve bili insanlarý
bu geyiði yýllardýr çevirmektedir. Jüpiter’in
dört büyüklerinden Ganymede ve Callisto
ise bizim Ay gibi daha çok Jüpiter’de mehtap
etkisi yaratmaktadýr. Ay gibi her tarafý
kraterlerle kaplý uydulardýr onlar. Bir cacýk
çýkmaz o uydulardan.
Satürn uydularý arasýnda da canlý
bulunabilecek adaylar mevcuttur. Eðer bir
gün bu uydularda canlýlýk geliþirse hiç
þüphesiz o canlýlarýn en þanslý canlýlar
olacaklarý düþünülebilir. Çünkü Güneþ
Sisteminin en güzel gezegeni her gün ve
her gece tepelerinde olacaktýr. Ancak canlýlýk
yavaþ geliþir ve büyük olasýlýkla Titan veya
Enceladus’ta zeki canlýlar evrimleþene dek
Satürn’ün halkasý kalmayacaktýr. Benim
favorim Titan’dýr. Zaten NASA’nýn ve
Avrupa Uzay Ajansý’nýn da favorisi Titandýr.
Atmosferi olan bir uydudur. Yerçekimi
uygun ölçülerdedir. Dünyadaki gibi hava
koþullarý vardýr. Titan’ýn yüzeyi rüzgârlar
ve yaðmurlarla þekillenmiþtir. Tek sorun,
çok soðuktur. Eksi 180’lerde gezinen bir
hava mevcuttur. Bu yüzden gölleri doðal
gaz gölleri, yaðmurlarý metan yaðmurlarýdýr.
Fakat bütün o soðukluðuna raðmen
insanlýðýn sonda indirdiði en uzak gök
cismidir. Elbette koca uydunun bir doðalgaz
cenneti olmasýnýn bunda bir rolü olduðu
düþünülebilir. Ama ben NASA’nýn “yalnýz
mýyýz acaba” saplantýsý yüzünden metan
kasýrgalarý olan bir uyduya sonda indirdiðine
eminim yine de.
Uranüs uydularý arasýnda pek bir aday
yoktur. Neptün uydularý arasýnda sadece
Triton enteresan bulunur. Ama -235 derecede
hayat aramak pek anlamlý görünmemektedir.
Pluton geçtiðimiz yýllarda gezegenlikten
atýlmasýna raðmen NASA’nýn ilgisini
korumaktadýr. 2006’da fýrlatýlan New
Horizons denilen bir uydu geçtiðimiz aylarda
Uranüs’ü sollamýþ ve 2015 ortalarýnda
Pluto’ya varacaktýr. Fakat, büyük olasýlýkla
bulduðu bulacaðý daha soðuk bir gök cismi
olacaktýr.
Güneþ Sistemi Pluto ile bitmez. Aslýnda
Pluto’nun dahil olduðu ve Pluto gibi çok
sayýda gökcisminin olduðu Kuiper Kuþaðý
baþlar orada. Bu kuþak çok ama çok
büyüktür. New Horizons uydusunun bu
kuþaðý geride býrakýp çok daha büyük olan
ve kuyrukluyýldýz deposu olan Oort
Kuþaðý’na ulaþmasý 2029’u bulacaktýr. Ooort
Kuþaðý’ný terk etmek ise muhtemelen yüz
küsur sene sürecektir. Oort Kuþaðý’ný aþan
bir cisim gerçek anlamda güneþ sistemini
terk etmiþ demektir. En yakýn yýldýz 4 ýþýk
yýlý uzaklýkta Alfa-Century’dir. Bir yapay
uydunun en üstün teknoloji ve þans
yardýmýyla oraya ulaþmasý on binlerce yýldan
fazla bir zaman gerektirir.
Güneþ sistemi dýþýnda gezegenler
keþfedilmeye baþlanmýþ olsa da büyük
bölümü dev gaz gezegenleridir. Yine de, az
da olsa dünya tipi gezegenler de birer birer
ortaya çýkmaktadýr. Bu gezegenlerde hayatýn
olup olmadýðý sorusu burnumuzun dibindeki
Mars’ta hayat olup olmadýðý sorusunu
cevaplanmaktan þüphesiz daha zordur. Peki,
evrende yalnýz olup olmadýðýmýzý
cevaplamak için geriye ne kalmaktadýr?
‘DÜNYALIDAN BAÞKA
DOSTUMUZ YOK’
Geriye kalan, bu soruya bizzat uygarlýk
kurmuþ uzaylýlarýn gelip bize cevap
vermesidir. Bilindiði üzere, biliminsanlarý
koskoca güneþ sisteminde yalnýz olup
olmadýðýmýzý araþtýrmak için milyarlarca
dolarlarý altý üstü üç beþ tane mikrop bulmak
için harcarlarken UFO meraklýlarý neredeyse
tek bir kuruþ harcamadan bu soruya çoktan
yanýt vermiþtir. Bir UFO meraklýsýna göre
“acaba yalnýz mýyýz” sorusu anlamsýzdýr.
Onlar daha çok uzaylýlarýn dost veya düþman
olup olmadýklarýyla ilgilidir. UFO’cular
biliminsanlarýnýn aksine uzaya UFO
göndermek yerine, uzaydan gelen uçan
dairelerle ilgilenir.
Öte yandan, evrende yalnýz olup
olmadýðýmýz geniþ halk kitlelerinin pek
umurunda deðildir. Ýster bilim kanalýyla
mikrop dahi olsa bir çeþit uzaylý bulunsa
mutlu olacak meraklýlardan olun, ister
ufoculuk kanalýyla koca kafalý uzaylý hayali
kuranlardan olun, neticede yalnýz olup
olmadýðýmýz sorusunu araþtýran veya
cevapladýðýný sananlar, bütün dünya halklarý
arasýnda küçük bir azýnlýktýr. Türkiye’ye
bakalým söz gelimi. 2005 yýlýnda Satürn
uydusu Titan’a Huygens adýnda bir sondanýn
indirildiðini büyük olasýlýkla her 1.000
kiþiden sadece bir kiþi bilecektir. Neticede
doðru veya yanlýþ, Anadolu insaný
UFO’lardan inmiþ uzaylýlarý taþla kovalamýþ
bireylere sahiptir. Öte yandan, uzaylýlara
kümesine giren tilki, tarlasýna dadanmýþ bir
karga muamelesi yapan köylüleri olan ayný
Türkiye’nin dünyanýn 4. büyük UFO
müzesine sahip olmasý da Anadolu’nun
barýndýrdýðý diyalektik hallerden bir haldir.
Yalnýz mýyýz, deðil miyiz? Bu sorunun
yanýtý belki bir gün verilecektir. Hatta
önümüzdeki 10-20 sene içinde bile
verilebilir. Elbette bu sorunun cevabý çok
büyük olasýlýkla “evrende yalnýz deðiliz,
bilmemne uydusunda þu çeþit mikroplar
bulundu” þeklinde olacaktýr. Bilim
dünyasýnýn þenliklerle karþýlayacaðý böyle
bir yanýt, büyük olasýlýkla dünya halklarý
için Kaddafi’nin ölüm haberi kadar kýymet
taþýmayacaktýr. Ben, dünya halklarýnýn bir
gün Hollywood filmlerindeki gibi
gökyüzünün yabancý uzay gemileriyle dolu
olmasý halinde bile bu sorunun yanýtýný pek
umursayacaðýný sanmýyorum. Bunun da
nedeni her þeyin temelinde yatan neden ile
ilgilidir. Ekonomiktir. Neticede, “ha yalnýz
olmuþuz, ha olmamýþýz”, her gün ayný dertten
muzdarip bir hayat sürüyoruz. “Acaba bugün
ne yesek” sorusu ile meþgul milyarlarca
insanýn yeryüzüne inecek dost veya düþman
uzaylýlarla ilk an yaþanacak “ha bi de bunlar
varmýþ” duygusundan sonra bir iþi olacaðýný
düþünmüyorum. Kýt ve kýsýtlý kaynaklara
mahkûm býrakýlmýþ insanlar için lüks bir
sorudur, “acaba yalnýz mýyýz?”.
Fakat yine de bilmekte fayda var. Aslýnda
pek yalnýz deðiliz. Ýki milyondan fazla canlý
ile ayný gezegeni paylaþýyoruz. Dindar
insanlarýn inandýklarý cinleri, perileri,
þeytanlarý, metafizik sevenlerin inandýklarý
hayaletleri saymýyorum bile. Dünya
halklarýnýn çok büyük bir çoðunluðunun,
ekmek yemez su içmez, bilinen anlamda
canlý dahi olmayan masalsý metafizik
varlýklara inanýyor olmasý, bu dünya
insanlarýnýn yalnýzlýðý fazlasýyla hak
ettiklerini gösteriyor. Kim bilir, bütün
evrendeki canlýlýk bu gezegenden türeyecek
belki ve ancak bir milyar yýl sonraki zeki
canlýlar “acaba yalnýz mýyýz” sorusuna yanýt
bulacak. Ama bu evren o kadar büyük ki,
iki ayrý gezegende oluþmuþ iki zeki
uygarlýðýn teknolojik olarak geliþip
birbirlerini keþfetmeleri neredeyse olanaksýz.
Çünkü, bir diðeri ötekini bulasýya kadar her
iki uygarlýðýn da sonu gelir bu alemde. Baþka
bir ifadeyle, korkarým yalnýzýz. O yüzden,
birbirimizi yemek yerine “dünyalýlarýn
dünyalýlardan baþka bir dostu yoktur” demek
en iyisi. Fakat kimsenin þüphesi olmasýn,
pek yakýnda mikroplar bulunacak dünya
dýþýnda. Zaten uçan dairelerle deðil,
göktaþlarýyla her gün geliyorlar aramýza. Ýlk
canlý atalarýmýz gibi.
USTA ÝLE ÇEKÝRGE
- Ustacým demokratik laik sosyal hukuk
devleti ne demek?
- Burjuvazinin ve kuklalarýnýn diðer sýnýflara
vergi ve ceza yaðdýrmasýdýr çekirge.
- Baþka nedir ustacým?
- Yüzyýlýn palavrasýdýr çekirge!
BirGün Pazar
28 Kasým 2011 Pazartesi
mustafa sütlaþ
[email protected]
sevgili ayfer tunç'la yazý üzerinden
tanýþýyorum. geçen yýl "bir deliler evinin
yalan yanlýþ anlatýlan kýsa tarihi"ni
okumuþtum. bu yýl kitapçýda "suzan defter"i
görünce hemen aldým.
çok hýzlý olmasa da okuyup bitirdim. son
söyleyeceðimi baþtan söyleyeyim: çok
sevdim, çok beðendim. ekmel beyi, derya
hanýmý, suzan'ý, derya'nýn abisini, tüm
diðerlerini.
ama daha da çok onun bu romanýný yazma
þeklini sevdim. birbirine bakan karþýlýklý
her sayfada ayný olaylar eþ zamanlý olarak
iki ayrý insan tarafýndan, iki ayrý insanýn
gözleri, aklý ve duygularýyla yazýlmýþ. baþka
bir deyiþle bir romanda iki asal karakterin
anlattýðý iki ayrý roman var. ama aslýnda
tümü bir roman.
daha önce aklýmdan geçen bir yönteme çok
benzer bir örneði tüm somutluðuyla
karþýmda görünce þaþýrdým, ama çok da
hoþuma gitti.
birkaç yýl önce ara ara sürekli gittiðim
gümüþlük akademisi'nde sevgili latife
tekin'le birden fazla kiþinin birlikte yazacaðý
romanlarýn gelecekte olup olamayacaðýný
tartýþmýþtýk.
"olabilir, ama o roman olmaz baþka bir þey
olur" demiþti.
roman kapitalizmin doðurduðu bir "ifade
yöntemi"; kapitalizm "birey" üzerinden var
oluyor. dolayýsýyla onun anlatýmý da yine
birey üzerinden þekilleniyor. kapitalizmin
birey için yarattýðý "özgürlük" ve onunla
varolan "yaratma" sanrýsýnýn, onun tüm
"öznelliði ve özgünlüðü" ile varoluþunun
bir dýþa vurumu roman bence.
oysa ayný bireyler, baþka bireylerle birlikte
ve bireyliklerini asla yitirmeden bir baþka
noktaya ulaþacaklar, varolaný yýkýp ya da
dönüþtürüp baþka bir döneme ve yeni çaða
adým atacaklar. bunu yaparken yine "ifade
etme" araç ve yollarý þu ana kadar olduðu
gibi onlarýn bu baþarýsýnýn en büyük
destekçisi olacak.
kapitalizm varolaný sürdürürken hep "yalan
söylüyor"
oysa birden fazla kiþinin olduðu her yerde
o yalanlarýn ömrü çok uzun olmuyor.
bu gerçekten çýkarak o "birleþmiþ
bireylerin", yeni anlatý yöntemleri
bulacaklarýný düþünüyor ve buna
inanýyorum.
günün birinde insanlar bir araya gelerek,
belki de gelmeden ayný romanlarý birlikte
yaratacaklar. týpký ayfer tunç'un iki kiþilikle
ama tek baþýna suzan defter'de yaptýðý gibi!
ayný olaylarý yaþayanlar, hatta o olaylarý
yaþamasalar da duyup, haberdar olanlar,
ama her koþulda birden daha çok kiþi, her
biri farklý açýlardan, kendi farklýlýklarýnýn
gerektirdiði farklý bakýþ açýlarýyla, yine
kendilerini yansýtan kendi sözcüklerle
anlatarak yazacaklar yeni romanlarý.
kapitalizmin bireye þimdi tek baþýna verdiði
yaratma erki, kolektifleþecek ve birlikte
yaratmaya dönüþecek...
bu hem yaratýlacak olanýn büyümesi,
geliþmesi geniþlemesi anlamýna gelecek,
hem de yaratýlanýn daha çok "aklý,
duyguyu" içermesi, ama çok daha önemlisi,
yýðýnlarýn deðil, bireylerin bir noktada
buluþmasý, uzlaþmasý anlamýna gelecek.
bu ise yaratýlanýn da týpký yaratanlar gibi
"çoklaþmasý", daha doðrusu "tek"ten
"tekleþmek"ten kurtulmasý, çeþitlenmesi
anlamýna gelecek.
tüm renklerin, tüm kokularýn, tüm tatlarýn
bir arada algýlandýðý, doðaya ve doðal
olanýn ruhuna da en yakýn bir yaratý olacak.
o zaman belki þimdiye kadar 4-5 bin yýldýr
dayatýlan "tekçi"liðin yýkýlmasý, o süreçten
daha önceki dönemlerde olduðu gibi aslýnda
insaný insan kýlan o çokluðun ve
çoðulculuðun gerçek anlamda geri gelmesi
söz konusu olacak. herkes "yaratan" olacak.
yaratanlar çoðalacak... böylece insan soyu,
evriminin bir döngüsünü daha
tamamlayarak, spiralin bir üst kývrýmýna
da eriþmiþ olacak. arkasýna dönüp de o son
kývrýmda yaþadýklarýný yeniden görmek
çok acýtsa da, yukarýdaki kývrýmlarýn
vereceði heyecan, o acýyý ona unutturacak.
týpký yalvaçlar gibi roman yazarlarý, hadi
daha genel söyleyeyim herhangi bir "ifade
yöntemiyle" tüm bu yaþananlarý olanlarý
ifade edenler, insana, kendine dair
anlatanlar, kendi hikâyesinin peþinde
gezenler bu sürecin belki de en önemli
aktörlerinden birisi olacaklar.
onun için suzan defter'deki yönteminizin
bu yeni ufkun ilk, sarsak adýmlarýndan biri,
ama týpký geliþme potansiyelinin itkisiyle
ilk adýmýný atan bir çocuðun yaptýðýna
benzer cesur bir denemesi olduðunu
düþündüm.
bir deneme ve romaný çoðaltma çabasý da
benden
aslýnda daha da ileri gittim: oradaki bir
bölümden yola çýkarak baþka bir öyküyü,
daha doðrusu sizin öykünüzü baþka yöne
doðru çekecek þekilde bir þeyler yazmayý
aklýmdan geçirdim:
- "derya haným benim adým ekmel!.. ama
sizin tanýdýðýnýz ve hikâye ettiðiniz 'ekmel'
deðil... sizin tanýdýðýnýz ekmel size bir çok
kiþiyi anlattý ama gerçek ekmel'i anlatmadý.
beni tanýmazsýnýz, beni suzan tanýr. siz de
týpký kendine ekmel diyen adam gibi
kendinize 'suzan' dediniz ve ona öyle
tanýttýnýz ama siz de ben de biliyoruz ki
siz suzan deðilsiniz. numaranýzý bana
gerçek 'suzan haným' verdi; kendisi yýllar
önce bana hikayesini anlatmýþtý. bu kitapta
o hikâyeyi okuyunca, kitaptan söz ettim
ona da; yazdýklarýnýzý anlattým. þaþýrdý.
doðrusu biraz da üzüldü. kendisini benmiþ
gibi tanýtan adama ulaþmak istediðimi
söyleyince numaranýzý verdi. o da size ayný
soruyu sormak istedi ama tahmin
edeceðiniz gibi cesaret edemedi; benden
istedi bunu da. neden böyle yaptýnýz? eðer
kendini benim yerime koyan adama
ulaþmamý saðlarsanýz, ayný soruyu ona da
soracaðým, bunun için sizi arýyorum."
- "...."
- "aslýnda eðer o adamýn adresini verirseniz
ona birlikte gideceðiz. o adamla tanýþmak
istiyor. sizin kimliðinizde tanýdýðý suzan'a
dair sizden öðrendiklerini ve düþündüklerini
düzeltmek istiyor. tabii ki bu onun en doðal
hakký. 'herkes kendisi tanýtmalý kendisini,
baþkalarýna...' dedi. ben de öyle
düþünüyorum. doðrusu da bu aslýnda..."
- "..."
- "yok hayýr, sizinle ilgili bir þey
söylemeyeceðini biliyorum. aslýnda
okuduklarýndan ekmel beyin aslýnda suzan'ý
deðil de sizi yani derya'yý merak ettiðini
ve sizdeki suzan'ýn anlattýðý derya'yý
tanýmak, onunla dost, arkadaþ, belki de
sevgili olmak istediðini düþünüyor.
kendisinin de sizin de hep 'kaybeden'
insanlar olduðunuzu düþünüyor. ama bu
kez en azýndan sizin yani derya'nýn
kazanacaðýný umut ediyor. bir oyun
oynamak ve o oyunu yaþamak istiyor
aslýnda..."
- "...."
- "hep susuyorsunuz. yine susacaksýnýz,
bunu biliyorum; ama sorumu yineleyeyim:
neden kendiniz deðil de 'suzan' oldunuz
ekmel beyle konuþurken?
- "...."
- "o zaman ben tahmin ettiðim yanýtý
söyleyeyim: kendinizle yüzleþmekten
korktuðunuzu düþünüyorum; aslýnda
yüzleþmekten ve artýk kuþku duymaya
baþladýðýnýz doðrularýnýzý reddetmekten
korkuyorsunuz, öyle deðil mi!"
- "...."
- "yok, yok, öyle bir amacým yok. ama
itiraf edin siz de yanýldýnýz... ayný oyunu
onun da size oynayacaðýný düþünmediniz,
düþünemediniz."
- "...."
- "nasýl, ben de mi oynuyorum sizce! yok
ben oynamýyorum. gerçek ekmel benim.
sizler oynadýnýz ama ben oynamýyorum,
en azýndan þimdilik ve þu anda..."
oyun oyunu çaðýrýr
yalanlar deðil, oyunlar çok günümüzde...
herkes, hepimiz her an oynuyoruz. bu
yalancýktan oyun bizi büyütüyor.
yalancýktan yaþadýklarýmýzý oyun haline
getirdiðimiz için ayakta duruyoruz, aynalara
o yüzden dayanabiliyoruz.
en az bir elli tane, yüz tane daha farklý
yerlerden bakýp, farklý þeyler yazabiliriz.
bunu birlikte yapmanýn ve birlikte
deðiþtirmenin keyfini insan soyu yeniden
öðrenecek.
bu yolcuðun tarihinde "suzan defter"ler,
çok iþe yarayacak bir "kerteriz" bir "iþaret
taþý" olacak. emeðine aklýna saðlýk, sevgili
ayfer tunç. (ms/IC)
suzan sefter, ayfer tunç roman, can
yayýnlarý: 1968, ikinci baský, aðustos 2011,
istanbul isbn: 978-975-07-1297-5; 127
sayfa,
* yaþamý eþitlemeye dilimizden ve
alfabemizden baþlayabiliriz. eþitlemeye
alfabeden baþlýyor ve "büyük" harf
kullanmýyorum.
BÝA Haber Merkezi
Sulucakarahöyük/KAPADOKYA
Cuma Onur ÞAHÝN
Peribacalarý, yer altý kentleri ve tüf
kayalara oyulu kiliseleri ile Türkiye'nin en
önemli turizm merkezlerinden Kapadokya
bölgesinde yerli turistlerin büyük çoðunluðu
Müze Kart kullanýyor. Nevþehir Kültür ve
Turizm Müdürlüðü yetkilileri, Kültür ve
Turizm Bakanlýðý ile Türkiye Seyahat
Acenteleri Birliði'nin (TÜRSAB) iþ
birliðiyle baþlatýlan ve 2008 yýlýndan beri
uygulanan Müze Kart uygulamasýna yerli
turistlerin ilgi gösterdiðini belirtti.
Yetkililerden alýnan bilgiye göre, bu yýlýn
Ocak- Ekim döneminde bölgede Kültür ve
Turizm Bakanlýðý tarafýndan ziyarete açýk
bulundurulan müze, örenyeri, yer altý kenti
ve kiliseleri ziyaret eden 265 bin 212 yerli
turist Müze Kart uygulamasýndan
yararlandý.
Öte yandan Göreme Turizm Geliþtirme
Kooperatifi Baþkaný Mustafa Durmaz, müze
kart uygulamasýnýn yaygýnlaþmasýndan
büyük bir mutluluk duyduklarýný belirterek,
"Müze kart uygulamasýndan önce
Kapadokya bölgesine gelen yerli turistler,
her müzede ayrý ayrý alýnan giriþ ücretleri
nedeniyle açýk hava müzelerine ilgi
göstermiyordu. Ama bu uygulama ile
birlikte yerli turistler de artýk bölgemizdeki
açýk hava müzelerini ziyaret eder oldular"
dedi.
Müze Kart satýn almak için bilet satýþ
noktalarýna fotoðraflý bir kimlikle
baþvurulmasý yeterli oluyor. Ayrýca Kültür
ve Turizm Bakanlýðý'na baðlý tüm müze ve
ören yerlerinden ve www.muzekart.com
internet adresinden de Müze Kart sahibi
olunabiliyor.
Sulucakarahöyük/NEVÞEHÝR
Nevþehir’ de Kasým ayýnýn ikinci
haftasýnda meydana gelen düþük
sýcaklýklar neticesinde henüz hasat iþlemi
tamamlanamamýþ patates üretim
alanlarýnda “don” zararý meydana gelmiþ
olup, hasadýný gerçekleþtiremeyen ve
ürünleri tarlada don zararýna uðrayan
çiftçilerimizin maðduriyetlerini gidermek
amacýyla Ýl ve Ýlçe Gýda, Tarým ve
Hayvancýlýk Müdürlüðü teknik personelleri
tarafýndan hasar tespit iþlemleri
yapýlmaktadýr.
Konuyla ilgili olarak bir açýklamada
bulunan Nevþehir Gýda, Tarým ve
Hayvancýlýk Ýl Müdürü Ahmet ÞAHÝN
yaptýðý açýklamada þunlara deðindi.
Nevþehir Merkez, Derinkuyu, Ürgüp
ve Acýgöl Ýlçelerinde 08.11.2011 tarihinde
meydana gelen don olayý nedeniyle patates
hasadýný tamamlayamamýþ olan 36 köy ve
kasaba da bulunan yaklaþýk 591 çiftçimizin
olumsuz yönde etkilendikleri tespit
edilmiþtir. Ýlimizin 2011 yýlý tahmini
patates ekim alaný 91.592 dekar olup,
bunun ortalama 69.647 dekar alanýnýn
hasadý yapýlmýþtýr. Geriye kalan ortalama
21.945 dekar patates ekili-dikili alanýn ise
hasadýnýn yapýlamadýðý ve bu alanlarýn
08.11.2011 tarihinde meydana gelen don
olayýndan zarar gördüðü tespit edilmiþtir.
Ýl/Ýlçe Müdürlüðü teknik
Sulucakarahöyük/AVANOS
Hasan KANKAL
Avanos'a doðal gazý getirmek ve
daðýtýmýný yapmakla yükümlü bulunan
Energaz'a baðlý Kapadokya Doðal Gaz
firmasý çarþý tarafýndaki yerleþim
birimlerine gazý verebilmek amacýyla
Kýzýlýrmak içerisinde baþlattýðý çalýþmalarda
bugün bir aþama daha kaydetti. Türlü
metotlar deneyerek çarþý tarafýna doðalgazý
geçirmek için bir yýldýr uðraþ veren firma
geçtiðimiz günlerde yapýmý tamamlanan
91 metre uzunluðunda beton kalýp içerisine
alýnmýþ tek parça halindeki boruyu ýrmak
içerisine yerleþtirmek için cumaretesi günü
baþlattýðý çalýþmayý pazar
günü öðleden sonra
tamamladý.
4 adet 100-200 ton
kaldýrma kapasiteli vinç ve
kepçeler yardýmýyla
vatandaþlarýnda izlediði
çalýþma sonunda 35 ton
aðýrlýðýndaki beton kalýp
Kýzýlýrmak içerisinde açýlan
kanala kazasýz belasýz
yerleþtirildi. Çalýþmalar
esnasýnda bazý vatandaþlarýn
bu önemli aný belegelemek
için vinçler önünde fotoðraf
çektirdiði görüldü.
personellerince yapýlan ön tespitler
doðrultusunda don zararý olan patates ekilidikili alanlarda tarladan tarlaya deðiþmekle
birlikte % 30 ile % 80 arasýnda patatesin
dondan zarar gördüðü tespit edilmiþtir.
Zarar gören patateslerin hiçbir þekilde
kullanýlmasý mümkün deðildir. Don
zararýndan etkilenmeyen patateslerin de
tarladan sökümünde ve depolanmasýnda
ayrýca sýkýntýlar yaþanmaktadýr. Don zararý
olan ve olmayan patatesler söküm
esnasýnda ayýrt edilememekte depoya
taþýndýktan 1-2 gün sonra depoda çürüdüðü
müþahede edilmiþtir. Buda söküm ve
depolama iþçiliðini ayrýca artýrmaktadýr.
Ýlimizde don afetinin görüldüðü ilk
günlerden itibaren ön tespit çalýþmasý hýzlý
bir þekilde tamamlanarak Bakanlýðýmýza
afet ihbarý yapýlmýþtýr.
Don zararý ile ilgili olarak “2090 Sayýlý
Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere
Yapýlacak Yardýmlar Hakkýnda Kanun”
kapsamýnda Ýl ve Ýlçelerimizde Hasar
Tespit Komisyonlarý oluþturularak zarar
gören çiftçilerimizin patates ekiliþ alanlarý
alýnan dilekçeler neticesinde teknik
personellerce mahallinde tespit edilerek
gerekli tutanaklar tanzim edilmektedir.
Ayrýca Ýl ve Ýlçe Müdürlüðünce yapýlan
zarar-ziyan tespitleri neticesinde maðdur
olan çiftçilerimizin durumlarý 2090 sayýlý
yasa kapsamýnda deðerlendirilerek gerekli
iþlemler en kýsa sürede
sonuçlandýrýlacaktýr.
Alevilerin Sesi Dergisi'nin 144.
sayýsýnda Zini Gediði konusunu ilk
gündeme getirdiðimizde herkes için süpriz
olmuþtu. Kimse Erzincan'ýn bu bölgesinde
yapýlan katliamdan haberdar deðildi.
Olayýn üzerinden 73 yýl geçmesine
raðmen, üstelikte öldürülen insanlarýn
kemikleri orta yerde dururken, nasýl
olmuþtuda konu bugüne kadar gündeme
gelmemiþti. En önemlisi kayýp yakýnlarý
73 yýldýr gözlerinin önündeki, babalarýnýn,
dedelerinin kemikleri ile birlikte nasýl
yaþamýþlardý.
« Rüyamda Babamýn kemiklerinin
ortalýkta dolaþtýðýný görüyorum » diyen
Polat Akdað, Zini Gediði'nde babasýnýn
kemiklerinin gerçektende ortalýk yerde
durduðunu görüyor ve bunun bir rüya
olmadýðýna inandýrmaya çalýþýyordu
kendini. « Keþke babam 3 ay daha
yaþasaydý da þu yapýlanlarý görseydi »
diyen Nevzat Göktemir, gözyaþlarýna
boðuluyordu. 95 yaþýndaki Hüseyin Matur
aðlayarak « 73 yýl sonra bu topraklardan
sizler gibi yiðit insanlar çýkmýþta,
ölülerimize sahip çýkýyor » diyordu.
73 yýldýr, dayanýlmasý çok zor olan bu
aðýr yükü üzerlerinde taþýyan Zini Gediði
katliamýnda öldürülen insanlarýn
akrabalarýný bugünlerde bir heyecan sardý,
sarmaladý.
Kolay deðil, 73 yýl sonra ilk kez
kayýplarý adýna düzenlenen bir anma
etkinliðine katýlýyorlardý. 1938'de
Erzincan'ýn Zini Gediði'nde 100'e yakýn
Alevi vatandaþ için, 73 yýl sonra mumlar
yakýp, gülbenkler okuyorlardý. 38'de
yakýnlarýnýn toplandýklarý, ahýrdan bozma
toplama kampý yerine hüzünlü gözlerle
bakýp, babalarýnýn, dedelerinin,
akrabalarýnýn acýlarýný iliklerinde
hissediyorlardý. Kýlýçkaya köyünden Zini
Gediði'ne giden yolu arþýnlayýp,
yakýnlarýnýn da bu yoldan götürüldüðünü,
ama birdaha geri dönemediklerini
düþünüyorlardý.
Ýlkler hep yeni baþlangýçlarýn
habercisidir. 73 yýl sonra ilk kez yapýlan,
Zini Gediði kayýplarýný anma etkinliðinde
kayýp yakýnlarý iki önemli karar alýyorlardý.
Birincisi, bundan sonra geleneksel olarak
her yýlýn 8 Aðustos'unda Zini Gediði
kayýplarýný anmak. Ýkincisi, kurda kuþa
yem olsun diye, güneþin, yaðmurun altýnda
býrakýlan cesetlere ait kemiklerle ilgili
yasal sürecin baþlatýlmasý idi.
O günden sonra Zini Gediði kayýp
yakýnlarý avukatlarý aracýlýðý ile Erzincan
Cumhuriyet Baþsavcýlýðýndan bölgenin
incelenmesini ve bir mezar olup
olmadýðýnýn araþtýrýlmasýný, var ise naaþlar
üzerinde DNA tetkiki yapýlarak ailelere
naaþýnýn teslimini istemiþlerdi. Bölgede
inceleme yaptýrmasý beklenen Savcý Zini
Gediði'ne gitmeyi reddedip, görevini
yapmýyordu. Savcý Mehmet Can Mýhçý,
yalnýzca 19 gün sonra, 28 Eylül’de
takipsizlik kararý vererek köylüleri hayal
kýrýklýðýna uðratýyordu..
Savcý Mýhçý; kurban yakýnlarýnýn talebi
mezarýn açýlmasý yönünde olmasýna
raðmen bu isteðe deðinmeksizin, “1938
yýlýndaki olaylarýn asayiþ sorununa iliþkin
olduðunu, üçüncü kuþaðýn anlatýmý
kapsamýnda kalan soyut beyanlar
olduðunu” savunuyordu. Dönemin
yasalarýnda ‘soykýrým’ suçu
bulunmadýðýný, zaten bir kasýttan
bahsedilemeyeceðini, bahsedilse bile
zamanaþýmýnýn söz konusu olduðunu
belirterek, takipsizlik kararý veriyordu.
Oysa kayýp yakýnlarý Erzincan
Cumhuriyet Baþsavcýlýðýna verdikleri
dilekçede þüphelilerin yargýlanmasý deðil,
mezar yeri olup olmadýðýnýn saptanmasýný
istemiþlerdi. Savcýnýn bu talebe iliþkin bir
deðerlendirme yapmadýðýný belirtiyor ve
karara itiraz edeceklerini söylüyorlardý.
Bundan sonraki süreçte ise konu ulusal
medya organlarýnda yer almaya baþladý.
Kayýp yakýnlarý, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nde CHP Tunceli Milletvekili
Hüseyin Aygün ile birlikte basýn toplantýsý
yaptýlar. Cumhurbaþkaný ve Adalet
Bakanlarýndan randevü talebinde
bulundular. Zini Gediði katliamý ile ilgili
YOL tv'de de birçok program yapýldý.
Zini Gediði kayýp yakýnlarý Türkiye'de
ki yargý sürecinden herhangi bir sonuç
alýnamazsa, konuyu Avrupa Ýnsan Haklarý
Mahkemesine taþýyacaklarýný söylüyorlar.
"Zini Gediði" ya da 38 Kýrýmý "ateþ
düþtüðü yer'i yakar" misali sadece
bölgedekilere ya da Alevilere ait bir
mesele olarak algýlanmamalý. Bu tür
katliamlar tüm insanlýðý ilgilendiren bir
durumdur. Erzincan Cumhuriyet Savcýsi
Mehmet Can Mýhçý inkara sapan bir
yönetim zihniyeti ile hareket etmiþtir. Bu
tavýr demokratik bir zihniyetin eseri
deðildir. Erzincan'da bir toplumsal grubun
yarasýnýn hala saklý kalmasý, o toplumun
bütünlüðünü -ruhen- tartýþmalý hale getirir.
Bu ülkedeki Müslümanlar,
demokratlar, memurlar, köylüler...
komþularýnýn ve ülkelerinin
hakikatlerinden bihaber yaþamaya devam
edemezler. Bu tür sorunlar karþýsýnda üç
maymunu oynamak demek, bu tür acýlarýn
yeniden yaþanmasýna onay vermek
demektir. Bundan sonra "Zini Gediði" ve
benzeri ölümlere su taþýyan herkesin
mesuliyeti vardýr.
Ölüler bizim olabilir. Ama hadise
Türkiye Cumhuriyeti amblemli antetli
kaðýtlar ile sevk ve idare ediliyor . O
zaman Türkiye Cumhuriyeti yurttaþ ve
vatandaþlarýna da sorumluluklar düþüyor.
Bu tür sorunlar sadece Alevilerin sorunu
deðildir.
Þeffaf ve demokratik bir yönetim
isteyen, uman ya da hayal eden herkesin
artýk safýný belirlemesi gerekiyor. Türkiye
Cumhuriyeti pasaportu, nüfus kaðýdý vs
si taþýyan herkes bu tür hadiseleri bilme
hakký vardýr. Bu hakký kullanmasý için
ona yardýmcý olmak da bizlerin demokrat
yurttaþlýk görevimizdir.
Bir daha bu tür acýlarýn yaþanmamasý
için, halýlarýmýzýn altýndaki ölülerimizi
çýkarýp, inancýmýzýn gerektirdiði rütüellerle
kemikleri toprakla buluþturmalýyýz. Bunun
için mücadele etmekte herkesin boynunun
borcudur. Dava insanlýk davasýdýr.
NEBAHAT KÜBRA AKALIN
25 Kasým Dünya Kadýna Yönelik Þiddetle
Mücadele Günü… Kadýnlar alanlarý mora
boyamýþ… ellerinde öldürülen kadýn
arkadaþlarýnýn resimleri, dillerinde
‘erkeklerden alacaklýyýz, kadýna þiddete son’,
erkek egemenliðine son’ sloganlarý…
Devlet erklerinin ‘kadýn erkek eþit
deðildir’ söylemleri, yargýnýn kadýn katillerini
destekler nitelikte "haksýz tahrik", "iyi hal"
adý altýnda ceza indirimi uygulanmalarý ve
sözde imzalanan sözleþmelerle erkek þiddeti
devam ediyor. Kadýnlar diyor ki; “biz
meclisiyle, hükümetiyle, yargýsýyla, içinde
bulunduðumuz bu sistemin kadýný
koru(ya)mayacaðýný biliyoruz.”
Bu haykýrýþlar yalnýzca Kadýna Yönelik
Þiddetle Mücadele Günü dolayýsýyla deðil…
Türkiye’de son sekiz yýlda þiddet %1400
artarken, dünya sýralamasýnda 6. sýrada yer
alýyorken ve her gün 3 kadýn ‘erkek
sevgisinin aþýrýlýðýna’ maruz kalýyorken;
kadýnlarýn yalnýzca dün sokaða çýktýðýný
söylemek haksýzlýk olur. kadýnlar
dayanýþmaya dün de bugün de yarýn da
devam edecek.
SON 5 AYDA DEVLET 9 KADINI
BÝLEREK KORUMADI
Bir kere daha belirtmek gerek ki kadýna
þiddet son 8 yýlda %1400 arttý. Þiddet gören
birçok kadýnýn koruma talepleri iþe yaramadý;
önlem alýnmadý. Son beþ ayda koruma talep
ettiði, savcýlýða veya polise þikayette
bulunduðu ya da sýðýnma evlerine
yerleþtirildiði halde dokuz kadýn öldürüldü.
Aile ve kadýn Bakanlýðý’nýn kendince aldýðý
önlemlerden hiçbiri öldürülen kadýnlarý
korumaya yetmedi, yetemedi.
ERDOÐAN NE KADAR SAMÝMÝ?
Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan
geçtiðimiz günlerde Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlýðý ile TBMM Kadýn-Erkek Fýrsat
Eþitliði Komisyonu'nun hazýrladýðý "Biz de
Varýz!" bildirgesini imzaladý. Bu bildirge bir
kere daha devlet erklerinin ‘kadýna þiddet’
konusunda ne kadar samimi olup
olmadýklarýný daha da önemlisi bu sorunun
çözümü için; imam, asker, kelepçe gibi
yöntemlerle mi çözeceði sorusunu ve kadýn
örgütlerinin daha ne kadar ikinci planda
kalacaðýný düþündürdü.
AKP kadýnlarý koruma konusunda samimi
mi?
AKP zihniyetinin kadýna bakýþ açýsýna
dair birkaç örnek:
- Tayyip Erdoðan, Münevver Karabulut
cinayetinden sonra aileyi suçlamýþ ve "kendi
baþýna býrakýlan ya davulcuya ya zurnacýya"
yorumunu yapmýþtý.
- Ordu'nun Ünye ilçesinde, AKP Ünye
Ýlçe Tanýtým ve Medya Baþkaný Süleyman
Demirci sosyal paylaþým sitesi Facebook'taki
sayfasýna, baþý açýk kadýnlar için "Örtüsüz
kadýn perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya
satýlýktýr ya da kiralýktýr" yazmýþtý.
- Erdoðan Metin Lokumcu'nun
katledilmesini protesto eden Dilþat Aktaþ
için "Ankara'da bir polis panzerine týrmanan
bir tane kýz mýdýr, kadýn mýdýr bilemem"
demiþti. Örnekler çoðaltýlabilir, fakat durumu
en iyi anlatan örnek geçtiðimiz günlerde
AKP'li Vekil Fatih Öztürk'ün söyledikleri:
"Ýnsan olgusunun önüne geçmek zor. Siz
istediðiniz kadar önlem alýn, aradan birileri
çýkacaktýr." Sol.org
Kim ne dedi?
SEMA GÜNAYDIN SOLAKLI: Yaþadýðý
krizle birlikte giderek daha da vahþileþen
erkek egemen kapitalist sistem, ortaya
çýkardýðý savaþlarda, iþgallerde, yoksulluk
ve sefalette kadýna yönelik þiddeti yeniden
üreterek, þiddeti, kadýnlarýn hayatlarýnda
doðal, sýradan bir durum gibi gösterip
normalleþtiriyor. Biz kadýnlar biliyoruz ki
hiçbir kadýn, þiddetten arýnmýþ bir ömrü
göremeyecek. Ýþte bu yüzden susmuyor,
haykýrýyoruz. Erkek egemen kapitalist sistem,
hiçbir zaman bizi eþit görmemiþtir. Eþit
olmadýðýmýz bir hayatta, ÝSYAN bizim
hakkýmýzdýr…Biz ÖDP’li Kadýnlar, erkek
egemen, gerici ve piyasacý sistemin
kadýnlarýn birleþik ve örgütlü mücadelesi
karþýsýnda duramayacaðýna inanýyoruz.
AYLA ALGAN: Ýnsan haklarý haftasýnda
kadýnýn da yerini istiyoruz. “Soframýzdaki
yeri öküzümüzden sonra gelen kadýnlar,
bizim kadýnlarýmýz” Nazým Hikmet.
YAÞAR SEYMAN : Kadýn örgütleri,
sivil toplum örgütleri kadýna þiddete karþý
eylemler yapýyor. Ülkenin kalemleri kadýna
þiddeti yazýyor. Sosyal Hizmetler Çocuk
Esirgeme Kurumu yetersiz kalýyor. Yine de
kadýna þiddet hýz kesmiyor. Þiddet maðduru
kadýnlar devlete baþvuruyor, devlet korumasý
gereken kadýnlarý ne yazýk ki koruyamýyor.
Kýsacasý ülkemizde gün geçmiyor ki kadýn
þiddetten ölmesin.
PINAR ÖÐÜNÇ: Cinsiyetçiliðin farký
tezahürleri, kadýnýn sýrtlamak zorunda kaldýðý
þiddetin farklý biçimleri var. Biz senede bir
gün bunu anýmsamakla meþgulken bu
kadýnlar þu an yaþýyor. Kocalarý, sevgilileri,
babalarý, hayatta onlarý çok ‘seven’ birileri
tarafýndan daha öldürmediler. Sadece bunu
hatýrlamak bile lüzumlu yasal düzenleme,
koruma ve sýðýnma mekanizmasýný saðlama
konusunda elleri hýzlandýrmasý lazým. O
kadýnlar þu an hayatta. Ölüleriyle haber
olmadýlar.
OYA BAÞAR: Þiddet korkaklýðýn
simgesidir. Þiddete baþvuran erkek en korkak
erkektir. Çünkü erkekler ezmeye çalýþtýklarý
kadýnlarýn üstünlüðü karþýsýnda
bocaladýklarýnda acizliklerinden þiddete
baþvururlar. Kadýnlar, doðanýn size sunduðu
olanaklarý göz ardý etmeyin! Erkeklerden
güçlüsünüz, gücünüzün farkýna varýn ve öyle
hareket edin! nuve.biz/
Neden önemli?
Latin Amerika DOMÝNÝK Cumhuriyeti’nde
Rafael Trujillo diktatörlüne karþý verdikleri
mücadele nedeniyle tecavüz edilerek
öldürülen Mirabal Kardeþler, tüm dünyada
kadýna yönelik þiddete karþý mücadelenin
sembolüdür. Patria 1960 yýlýnýn Haziran
ayýnda Clandestine Hareketini kurdu ve diðer
kýz kardeþler de bu harekete katýldý.
Mücadelelerinin çeþitli zamanlarýnda aðýr
baskýlara maruz kaldýlar ve hapis cezalarýna
çarptýrýldýlar. 1960 yýlýnýn Kasým ayý
baþlarýnda Trujillo ülkede iki tehlikenin
varlýðýndan söz etti: Kilise ve Mirabal
Kardeþler! Bu açýklamanýn hemen ardýndan,
25 Kasým 1960’ta, üç kýz kardeþ tecavüz
edilip öldürüldüler. “Araba kazasýnda”
öldükleri duyuruldu.
Mirabal kardeþlerin öldürülmesinden bir
yýl sonra Trujillo karþýtý hareket,
diktatörlüðün sona ermesini saðladý. Mirabal
kýz kardeþlerin anýsý, özgürlük ve insan
haklarý için verdikleri mücadele, dünyada
ve Türkiye’de insan haklarý savunucularý ve
kadýn hareketleri için bir sembol haline geldi.
1999 yýlýnda Birleþmiþ Milletler, 25 Kasým’ýn
“Kadýna Yönelik Þiddetin Ortadan
Kaldýrýlmasý Ýçin Uluslararasý Mücadele
Günü” olarak benimsenmesini karar altýna
aldý.
BÝRGÜN
Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ
Çiftçi-Sen, dünyada ve ülkemizde, suyun
ticarileþtirilmesinin bir ayaðý olarak,
uluslararasý kapitalist sistem tarafýndan
dayatýlan HES’ler konusunu, bunun tarým
ve çiftçilere yansýmasýný analiz eden bir
broþür hazýrladý. Broþürü yayýnlýyoruz.
TÜRKÝYE’DE HÝDROELEKTRÝK
SANTRALLER (HES’LER) VE
TARIM
Ekosistemin vazgeçilmezi olan sudan,
potansiyel enerji kinetik enerjiye çevrilerek,
elektrik enerjisi elde edilir. Bu dönüþüm
hidrolik santrallerle gerçekleþtirilir.
Hidrolik santraller (HES’ler) su
biriktirmeli (barajlar) ve biriktirmesiz (nehir
tipi) olmak üzere ikiye ayrýlýr. Su biriktirmeli
santraller yöresinde, biriktirmesiz hidrolik
santraller ise kurulduðu yörede ve geçtiði
tüm bölgelerdeki doðal yaþam üzerinde
etkileri vardýr. Her iki hidrolik santralin
tarým ve çevre üzerinde olumsuz etkileri
olduðu bilinmektedir. Bu çalýþmamýzda su
biriktirmesiz hidrolik santrallerin tarýmsal
üretim üzerine etkileri anlatýlacaktýr.1
Su biriktirmesiz hidrolik santraller
Su biriktirmesiz hidrolik santrallerle su,
yataðýndan saptýrýlarak boru içine alýnýr ve
belli bir yüksekliðe çýkarýlýr. Daha sonra
suyun aþaðý düþmesi saðlanarak, akarsuya
verilmeden önce jeneratör çevrilerek elektrik
üretilir. Su, yataðýna tekrar verildiði anda
diðer þirketin borusuna girer ve neredeyse
denize ulaþtýðý noktaya kadar bu duruma
devam edilebilir. Suyun alýndýðý ve yataðýna
verildiði mesafeler onlarca kilometreyi
bulabilir. Bu mesafelerde suyun doða, hava
ve diðer canlýlarla baðý kesildiði ve suyu
oluþturan mineral ve daha birçok yararlý
madde oluþamadýðý için su, su olmaktan
çýkar. Dolayýsýyla borularýn bitiminde
akarsuya geri verilen suyun artýk kendisine
ve yaþam verdiði diðer canlýlara eskisi kadar
yararý ol(a)mayacaktýr.
Türkiye’de hidrolik santraller aracýlýðýyla
enerji üretimi yakýn zamana kadar yalnýzca
kamu eliyle yapýlmaktaydý. Günümüzde ise
özel sektör de, týpký kamu gibi, elektrik
üretim ve satýþý yapmaktadýr. Fakat özel
sektörün elektrik üretip satabilmesi için bir
dizi yasal düzenlemeler gerekmiþtir.
Enerji alanýnda özelleþtirmenin yolunu
açmak için “Yap-Ýþlet” modeli
geliþtirilmiþtir. 16/07/1997 tarih ve 4283
sayýlý “Yap-Ýþlet” modeli ile “Elektrik
Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulmasý ve
Ýþletilmesi ile Enerji Satýþýnýn düzenlenmesi
Hakkýnda Kanun” çýkarýlmýþ, böylece yasal
alt yapý oluþturulmuþtur. Daha sonra
20/02/2001 tarih ve 4628 sayýlý Elektrik
Piyasasý Kanunu hükümleri gereðince enerji
üretim tesislerinin yapýmý tamamen özel
sektöre devredilmiþtir.
Türkiye’de þu anda iþletmede olan HES
sayýsý 288'dir. Yapýmý devam eden 1019
HES için Su Kullaným Anlaþmasý
imzalanmýþtýr.2 2011 yýlý baþýnda 0.5
MW’dan fazla üretim yapacak olan
þirketlere verilen lisans sayýsý ise 2000’i
geçmiþtir. 0.5 MW dan daha düþük
kapasitede elektrik üretecek HES’ler için
þirketlere daðýtýlacak lisanslarýn da 5000 ile
10000 arasýnda olacaðý düþünülmektedir.
0.5 MW üretim kapasitesinde Mikro HES
olarak isimlendirilen HES lisanslarýnýn bu
kadar geniþ sayý aralýðýnda olmasýnýn nedeni
ise halen üretimde yada yapým aþamasýnda
olan HES’ler için þirketlerin, Su Kullaným
Hakký Anlaþmasý ile sahip olduklarý dere
parçasýnýn dýþýnda yan vadilerdeki ne kadar
kýlcal dereyi ya da yeraltý sularýný kendi
santrallerine akýttýklarýnýn tespit
edilememesidir.3 Planlanan HES
projelerinin 700’e yakýný Doðu Karadeniz
Bölgesi’nde yer almaktadýr.4
Ekolojik Etkiler
Akarsular, doðanýn damarlarýdýr;
daðlarda, ovalarda, özgürce dolanýrlar.
Özgür akarken bütün doðaya can verirler.
Dolayýsýyla, suyun doðal döngüsünün
bozulmadan devam etmesi ekosistemin
bütünlüðü ve doðayla dost tarýmsal üretim
için bir zorunluluktur. Ýnsan ve diðer tüm
canlýlarýn yaþam alanlarýný suya göre
belirledikleri unutulmamalýdýr.
Çiftçiler, arý olmazsa meyve ve
sebzelerin meyve baðlamayacaðýný,
solucanlar olmazsa topraðýn kendini yeniden
üretemeyeceðini dolayýsýyla yaþama,
üremeye analýk edemeyeceðini bilirler.
Fareler olmazsa topraðýn havasýz kalacaðýný,
yýlan olmazsa etrafý farelerin basacaðýný,
leylekler olmazsa yýlanlarýn daha da
çoðalacaðýný, domuz olmazsa ormanlarýn
devamýnýn saðlayamayacaðýnýn
farkýndadýrlar. Tarla kuþlarý ise, bitkilerin
özsuyunu emerek kurumalarýna neden olan
yaprak bitlerini yiyerek besin elde eden
uður böceklerini yiyerek hayatta kalýr. Tarla
kuþlarýný da yýrtýcý etçil kanatlýlar yer. Bu
gýda zinciri böyle devam eder. Doðadaki
bu sonsuz zincirin halkalarýndan daha bir
çok örnekler verilebilir. Ýþte yaþamý var
eden ve dengede tutan bu sonsuz zincirin
halkalarýný oluþturan canlýlar susuz
yaþayamaz. Bu doðal zincirden tek bir canlý
türünün bile kopmasý, tüm halkanýn baðlý
olduðu yaþamlarýn ve doðal oluþumlarýn
yok oluþuna neden olur.
Ramsar Sözleþmesi, özellikle su
kuþlarýnýn yaþama ve üreme alanlarý için
büyük öneme sahip olan sulak alanlarýn
korunmasýný öngörmektedir. Sözleþmenin
ana amacý “sulak alanlarýn ekonomik,
kültürel, bilimsel ve rekreasyonel olarak
büyük bir kaynak teþkil ettiði ve
kaybedilmeleri halinde bir daha geri
getirilmeyeceði” olarak belirtilmektedir.
T.C. Anayasasý, 56. Madde: Herkes,
saðlýklý ve dengeli bir çevrede yaþama
hakkýna sahiptir. Çevreyi geliþtirmek, çevre
saðlýðýný korumak ve çevre kirlenmesini
önlemek Devletin ve vatandaþlarýn ödevidir.
Toprak Canlýlarý
Toprak, üretime beþik olabilmek için
suya ihtiyaç duyar. Üretimin beþiði olan
toprak, sadece kum ve kilden oluþan bir
yapý deðildir. Topraðý toprak yapan içinde
yaþayan canlýlardýr. Bitkinin yetiþebilmesi
için gerekli tüm besinlerin kaynaðý
topraktadýr. Bir gram toprakta yaklaþýk 600
milyon bakteri, 400 milyon maya, 100 bin
yosun hücresi vardýr. Bir hektar tarým
arazisinin en üst 15 cm kalýnlýðýndaki
katmanýnda 20 bin kilogram
mikroorganizma vardýr. Buna ek olarak 370
kg tek hücreli canlý, 50 kilo ipliksi solucan
(Nematomorpha), 10 kilo kuyrukla sýçrayan
(Collembola), 15 kilo halkalý solucan
(Polychaeta), 50 kilo kýrkayak (Myriapoda),
17 kilo böcek ve örümcek, 40 kilo
yumuþakça (Aplacophora) ve inanmasý güç
fakat 4000 kilo solucan (Lumbricidae)
bulunur.5
Doðal ekosistemin sürdürülebilmesi için
makro ve mikro besinler kadar gerekli olan
böcekler, solucanlar, bakteriler, mantarlar
ve mikroorganizmalar da topraktaki
faunanýn temel unsurlarý arasýnda bulunurlar.
Atmosfer azotunu sabitleyen, topraktaki
organik maddelerin parçalanmasýný
saðlayan, bitki hastalýklarýný ve topraktaki
patojenleri baskýlayan, organik besinlerin
bitkilerce kolayca özümlenebilmesine
yardým eden, pestisitlerin toksik etkilerini
yok eden, bitki geliþimini teþvik eden
vitamin, hormon ve enzim gibi biyoaktif
maddeler üreten, ayrýca topraðýn nemsýcaklýk-havalanma dengesini saðlayan
topraðýn deðiþim ve geliþiminde aktif rol
oynarlar.6-7
Çiftçilerin topraða saçtýðý tohumlar,
tohumdan çýkan ve bize ürün veren bitkinin
yaþamsal ihtiyacý olan temel besinlerin
hepsi, topraktaki bu canlýlarýn
yaþayabilmeleri için sürdürdükleri çaba
sonucunda topraða býraktýklarý maddeler
sayesinde gerçekleþir. Bu canlýlarýn
topraktaki azlýðý veya çokluðu, tarýmsal
verimliliðin azlýðýný ve fazlalýðýný doðrudan
belirler. Ýþte toprak altýnda yaþayan bu
canlýlarýn yaþamlarýný sürdürebilmeleri için
de kaliteli ve yeterli suya ihtiyaçlarý vardýr.
2872 sayýlý Çevre Kanunu, Madde 1:
Bu kanunun amacý, bütün canlýlarýn ortak
varlýðý olan çevrenin, sürdürülebilir çevre
ve sürdürülebilir kalkýnma ilkeleri
doðrultusunda korunmasýný saðlamaktýr.
Ekolojik Döngü ve Can suyu
Kurulacak HES’ler ile birlikte sular
borularýn ve tünellerin içine hapsedildiðinde,
can suyu adý altýnda býrakýlacak su, ekolojik
döngü için yeterli olmayacaktýr. Su
Kullaným Hakký Anlaþmasý çerçevesinde
suyun %90’ýnýn þirketlerin kullanýmýna
tahsis edildiði dikkate alýndýðýnda, can suyu
adý altýnda doðada kalan %10 suyun mevcut
doðal dengeyi tamamen bozacaðý açýktýr.
TMMOB’nin HES Raporu’nda
belirtildiði üzere, “HES projelerine izin
verilirken derelerin çevreyle ilgili ihtiyaç
debisi saptanmamaktadýr. Su Kullaným
Hakkýna Dair Yönetmelikle son 10 yýlýn
debi ortalamasýnýn %10’u can suyu olarak
kabul edilmiþtir. Can suyu sadece balýklar
için belirlenen bir miktar su olup, bunun
dýþýnda sulak alan olan vadinin kendine has
sulak alan ekosistemi için de ayrýca ekolojik
ihtiyaç debisi belirlenmemektedir. Bu
durum, HES yapýlmasý planlanan alanlarýn
doðal ekosistemine, peyzaj özelliklerine
zarar verecek, tamamý orman olan alanlarýn
ekolojik yapýsýný deðiþtirecek, gerek alanýn
tümü açýsýndan geniþ çaplý inþaatlar,
hafriyatlar, dinamit atýmlarý sebebiyle, toz
gürültüye sebep olacak, gerek alanda
bulunan orman, orman altý bitki ve diðer
floraya ve keza bu alanda zengin çeþitlilik
gösteren her türden faunaya ciddi olumsuz
etkilere sebep olacaktýr.”8 Yani akarsu
yataðýndaki suyun can suyuna
dönüþtürülmesi, suyla doðrudan baðlantýlý
olan bütün bu flora ve faunanýn yaþamýný
tehdit edecektir.
Regülâtör sonrasý nehir sisteminin akýþ
hýzýndaki deðiþimlerin biyolojik yaþama ve
çeþitliliðe olan etkileri çok önemli bir
unsurdur. Suyun doðal akýþý içerisinde
yataðýndan akmamasý sonucunda suyu veren
havzada çevre/ekosistem kalitesinde önemli
bir bozulmanýn ve deðiþimin meydana
gelmesi kaçýnýlmaz olacaktýr.9
Ayrýca altý ayrý iklimi olan, jeolojik ve
topografik özellik gösteren ve buna baðlý
birçok mikro klimaya sahip yurdumuzda
her klima için ayrý bilimsel çalýþma
yapýlmasý gerekir.
Kanalizasyon, sanayi atýklarý, kimyasal
gübre ve ilaç atýklarý
Akarsularýmýzýn kanalizasyon, sanayi
atýklarý, tarýmda kullanýlan kimyasal gübre
ve ilaçlar ile kullanýlamaz hale getirildiði
bilinmektedir. TÜÝK’in verilerine göre
ülkemizde 2006 yýlýnda 3225 belediyenin
2321’inin kanalizasyon þebekesi vardýr ve
yalnýzca 362’sinde arýtma tesisi
bulunmaktadýr. Yani her on belediyeden
sadece birinde arýtma tesisi bulunmaktadýr.
Gerek bu belediyeler, gerekse belde ve
köyler atýk sularýný derelere, göllere ve
denizlere vermektedir. Kanalizasyon sularý
pek çok zararlý bakteri, tuz ve iyonlar
içermektedir. Akarsular normal debilerinde
aktýklarýnda çoðu zaman fark edilmeyen bu
atýklar, o atýklarý parçalayacak mikro
canlýlarýn yaþayacaðý su dere yataðýnda
olmayacaðý için artýk o yatakta su deðil,
atýk su akacaktýr10.
Madenciler temiz suyu kullanmakta ve
kirlettikten sonra doðaya býrakmaktadýrlar.
Býrakýlan bu atýk sular yer altý ve yerüstü
sularýna karýþmaktadýr. Çiftçilerin
kullanacaðý bu su ile toprak, hayvan ve
bitkiler zarar görecektir.
2872 sayýlý Çevre Kanunu, Madde 28:
Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler
sebep olduklarý kirlenme ve bozulmadan
doðan zararlardan dolayý kusur þartý
aranmaksýzýn sorumludurlar. Kirletenin,
meydana gelen zararlardan ötürü genel
hükümlere göre de tazminat sorumluluðu
saklýdýr.
Bir baþka konu ise uygulanan endüstriyel
tarým modelinin toprak ile yer altý ve yerüstü
sularýna saldýðý kimyasallarýn yarattýðý
kirliliktir. Yaðmur sularý ile kimyasal
gübreler ve tarým ilaçlarýnýn da dere yataðýna
ulaþmasý ile derelerde akacak sularýn neden
olacaðý tehlike daha da artacaktýr.
Arýtmasýný çalýþtýrmayan sanayi
tesislerinin kimyasal atýklarýnýn da bu
tehlikeli suya karýþmasý ile kirlilik boyutu
çok daha fazla artacaktýr. Can suyunu su
olmaktan çýkaran bu atýklar, akarsu yataðýný
artýk bulaþýcý hastalýklarý yayan tehlikeli bir
merkez haline getirecektir.
T.C. Anayasasý, 56. Madde: Herkes,
saðlýklý ve dengeli bir çevrede yaþama
hakkýna sahiptir. Çevreyi geliþtirmek, çevre
saðlýðýný korumak ve çevre kirlenmesini
önlemek Devletin ve vatandaþlarýn ödevidir.
Devam Edecek