Sarp Akkaya ile Oyunculuk Üzerine Keyifli Bir Röportaj

Transkript

Sarp Akkaya ile Oyunculuk Üzerine Keyifli Bir Röportaj
DEDEMAN QUARTERLY
DQ
SAYI-ISSUE 16 SONBAHAR-AUTUMN 2012
Sarp Akkaya ile Oyunculuk
Üzerine Keyifli Bir Röportaj
Interview with Sarp Akkaya on Acting
Bir Başka İspanya
Another Spain
Dedeman Rize Genel Müdürü
Cantuğ Beşgür ile röportaj
Interview with General Manager
Cantuğ Beşgür of Dedeman Rize
DQ
ÖNSÖZ-FOREWORD
Değerli Dedeman Okurları,
Yazın keyifli günlerini geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Okullar açılıyor, tatilciler yavaş yavaş şehre
dönüyor ve bu süreçte yoğun bir tempo bizi bekliyor. Biz de Dedeman Otelleri olarak yaz aylarını
yenilenmeye ve sizlere daha iyi hizmet vermeye adadık. Bu doğrultuda yenilenen Dedeman Rize
otelimizle ilgili son gelişmeleri bu sayımızda okuyabilirsiniz. Ayrıca son teknolojik gelişmeler
ışığında sosyal medyada daha çok Dedeman ağırlığını hissedeceksiniz. Facebook ve Twitter
hesaplarımızı takip ederek Dedeman Otelleri’ndeki gelişmelerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.
Bu sayımızda sonbaharın renklerini yürüyerek keşfetmeniz için size Türkiye’nin en güzel yürüyüş
rotalarını derledik. Sezona formda ve mutlu başlamanız için bu yürüyüşler bire bir olacaktır. Ayrıca
sonbahar demek yeni dizilerin de seyircilerle buluşması demek. Geçen sene fenomen olan yabancı
dizilerin yerini nelerle doldurabileceğinizi şimdiden öğrenmekte fayda var. Yakın zamanda tekrar
tatil planlayanlar içinse önerimiz İspanya’nın yıldızı yeni parlayan Bask Bölgesi. San Sebastian ve
Bilbao sizlere keşfedecek çok şey vaat ediyor. Sonbahar sezonunda trendlerden uzak kalmamanız
içinse Londra, Milano, New York gibi moda başkentlerinde düzenlenen moda haftalarını sizler için
kaleme aldık.
Ayrıca, her yıl Aralık ayında düzenlenen Şeb-i Aruz törenleri öncesi şehri ve Dedeman Konya’yı,
otel Genel Müdürü’müz Recep Altınok’un satırlarından okuyacağız. Dedeman Zonguldak’ın
muhteşem atmosferinde yaptığımız moda çekimi ve Dedeman Otelleri’nden haberlerse yine bu
sayıda bulabileceğiniz konular arasında.
Keyifli okumalar...
Dear Friends of Dedeman,
We are slowly leaving behind the carefree days of summer. A busy schedule awaits us as the time
to go back to school and to return to the city approaches. Dedeman Hotels chain has dedicated the
summer months to renewing itself with the aim of better accommodating you. You can read about
the renovation of Dedeman Rize in this issue. By following our Facebook and Twitter accounts, you
can always be informed about the latest news from our hotels.
We compiled the most beautiful trekking paths in Turkey for you to discover the colours of fall on
foot. Taking long walks is a perfect way to start the new season happy and energized. Fall also
means new shows for avid TV viewers; so you might want to take a look at the best shows of the
season that you dare not miss. For those of you plan to take a vacation again soon, we suggest the
Basque region of Spain; San Sebastián and Bilbao offer so much to discover. If, on the other hand,
what interests you most is keeping up with the latest trends, take a look at our piece on fashion
weeks scheduled to take place in the design capitals of the world, namely London, Milan and New
York.
Prior to the Şeb-i Aruz ceremonies that annually take place in December, Recep Altınok, the
General Manager of Dedeman Konya, has spoken to us about the city and the hotel. The photo
shoot we held at the magnificent atmosphere of Dedeman Zonguldak and news from our other
hotels are among the topics you will find in this issue.
Enjoy reading...
Tamer Yürükoğlu
CEO
Dedeman Hotels & Resorts International
1
DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS
12
ajanda-zoom
04 Türkiye’de ve dünyada olup bitenler
The news from Turkey and the world
trend
Şıklığın haftası
12
Elegance week
seyahat-travel
Bir başka İspanya
18
A Different Spain
röportaj-interview
Ünlü oyuncu Sarp Akkaya ile söyleşi
18
28
An interview with famous actor Sarp Akkaya
yemek-food
Unutulmuş Lezzetler Haftası
32
Week of Forgotten Flavors
28
röportaj-interview
Şeytan oyuncağı
kent-city
Sonsuz aşkın şehri Konya
46
Konya, the city of eternal love
Dedeman
röportaj-interview
Rize Genel Müdürü
52 Cantuğ Beşgür ile söyleşi
An interview with Cantuğ Beşgür
General Manager of Dedeman Rize
hobi - hobby
Yürüyerek gezelim
58
Let’s wander on foot
moda-fashion
Mistik Yolculuk
62
46
Mystic Journey
kültür&sanat
Fırından yeni çıktı
72
Fresh out of the oven
haberler-news
Dedeman dünyas›ndan haberler
78
62
DEDEMAN QUARTERLY
‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN
Dedeman Hotel&Resorts International ad›na
Tamer Yürükoğlu
YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT
Dedeman Hotel&Resorts International
Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340
Esentepe- ‹stanbul
Tel: 0212 337 39 00
www.dedeman.com
YAPIM - PRODUCTION
AJANS MEDYA
GENEL YAYIN YÖNETMEN‹
EDITOR-IN-CHIEF
Arzu Karacadağ
YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu)
MANAGING EDITOR
Pınar Mamak
‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ
ENGLISH SECTION EDITOR
Gizem Ünsalan
KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS
Zeynep Bayraktar, Özge Ceylan Kunduz,
Onur Uygun, Elif İnce, Görkem Bereket,
Murat Tekin, Nevra Yaraç, Eda Yeşim,
Pelin Erdem
40
Devil toy
32
DQ
News from Dedeman Hotels
öykü-story
Begüm Ahu Ağlaç’dan keyifli bir hikâye
82
A cosy tale from Begüm Ahu Ağlaç
REKLAM KOORD‹NATÖRÜ
ADVERTISING COORDINATOR
Tolgay Gülten
REKLAM MÜDÜRLERİ
ADVERTISING MANAGERS
Gözde Çokgezen, Özgür Çokgezen
AJANS MEDYA
Kuruçeşme Caddesi, No: 3
Kuruçeşme 34345 ‹stanbul
Tel: 0212 287 19 90
BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS
A4ofset Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti.
Otosanayi Sitesi, Yeşilce Mah.,
Donanma Sok. No:16 Kağıthane – İstanbul
Tel: 0212 281 64 48
Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel
Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Eylül 2012
Dedeman Hotel&Resorts International’›n
ücretsiz yay›n›d›r.
Complimentary copy of Dedeman Hotels&Resorts
International.
Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n
her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt›
yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara,
yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir.
All rights are reserved that pertain to the written
materials, photographs and illustrations published in
the magazine. Nothing in this magazine may be
borrowed or reproduced without full credit being
given to the source.
AJANDA
4
CIRQUE DU
SOLEIL IS BACK
IN ISTANBUL
WITH ALEGRIA
DQ
CIRQUE DU SOLEIL
ALEGRIA İLE TEKRAR
İSTANBUL’DA
Ünlü gösteri sanatları topluluğu Cirque du Soleil’in Eylül ve Ekim ayında
İstanbullularla buluşacak görkemli şovu Alegria, tüm dünyada sahnelenme
rekorları kırıyor. Bugüne kadar 6 kıtada 40’ı aşkın ülke ve 300’den fazla
şehirde, 10 milyonun üzerinde izleyiciye ulaşan; 1994’teki prömiyerinin
ardından, dünyanın farklı yerlerinde toplam 6.154 kez sahnelenen Alegria;
Cirque du Soleil’in en çok izlenen şovu olma özelliğini taşıyor. İspanyolcada
“mutluluk, sevinç ve başarı” anlamına gelse de; tıpkı hayatın kendisi gibi,
melankoli ve acıyı da içeren; insana dair en temel duyguları, bazen canlı
müziğin ve şarkının notalarında, bazen de zıt karakterlerin mimik ve
jestlerinde resmeden bir “yaşam parodisi” Alegria. Tüm dünyada milyonlarca
kişiye unutulmaz bir deneyim yaşatan gösteri, Avrupa’nın barok ve rokoko
öğelerini, Doğu’nun egzotik ve mistik unsurlarıyla harmanlayarak, 15 ülkeden
55 sanatçıyla sahneye taşıyor. 6 kıtayı fetheden “dünya gösterisi” Alegria,
İstanbul’da yapacağı şovlarla, ilk defa aynı şehirde iki farklı kıtada sahne almaya
hazırlanıyor.
22-23-28-29-30 Eylül Ülker Sports Arena, İstanbul
5-6-7-12-13-14 Ekim Ora Arena, İstanbul
Famous performing arts
collective Cirque du Soleil’s
magnificent show Alegria, set
to meet with Istanbulites in
September and October, is
breaking performance records
all over the world. The show’s
reached over 10 million viewers
in over 300 cities in over 40
countries on 6 continents to
date; following its premiere in
1994, Alegria was staged a total
of 6,154 times throughout the
world, earning it the title of the
most watched Cirque du Soleil
show. Although Alegria means
“happiness, joy and success”
in Spanish, it is a “life parody”
that also features melancholy
and pain, just like life itself. It
paints the most basic human
emotions, sometimes in the
notes of live music and songs
and at other times in the
facial expressions of opposing
characters. The show that gave
unforgettable experiences to
millions of people around the
world blends the baroque and
rococo elements of Europe
with the exotic and mystical
components of the East, staged
by 55 artists from 15 countries.
The “world show” that
conquered 6 continents, Alegria
is now ready to take the stage in
the same city on two continents
for the first time.
September 22-23-28-29-30 Ülker
Sports Arena, Istanbul
October 5-6-7-12-13-14 Ora
Arena, Istanbul
www.vw.com.tr
5
Volkswagen’le
tanışmak,
Volkswagenleri
daha yakından
tanımak için...
�ster binek ister ticari araç... Tercihiniz ne olursa olsun, gelin hayatınız boyunca
size yol arkadaşı olacak Volkswagenlerle Avek’te tanışın. Avek, güleryüzlü
ekibi ve teknolojik altyapısıyla size kusursuz bir hizmet vermek için çalışıyor.
Volkswagenlerle ilgili dilediğiniz bilgiyi almak, aracınızın hak ettiği servis
hizmetinden faydalanmak için sizi Volkswagen Yetkili Satıcısı Avek’e bekliyoruz.
Volkswagen Yetkili Satıcısı Avek
Tem Otoyolu Tekstilkent Girişi Giyimkent Cad. No: 2 34235 Atışalanı Esenler - İSTANBUL Tel: (0212) 440 25 25 Faks: (0212) 440 25 00
AV E K , B İ R D O Ğ U Ş O T O M O T İ V S E R V İ S V E T İ CA R E T A . Ş. Y E T K İ L İ S AT I C I S I D I R .
AJANDA
6
DQ
İSTANBUL
TASARIM BİENALİ
ISTANBUL DESIGN BIENNIAL
The first Istanbul Design Biennial, which aims to emphasize
the positive effect of design on production, economic
growth, social and cultural development, cultural interaction
and the life quality of individuals, will be held in Istanbul
between October 13-December 12. Held by İKSV, the
biennial is curated by Emre Arolat and Joseph Grima,
and it embarks on its path with the belief that the different
viewpoints from Istanbul and the surrounding geography will
enrich the global design discourse. The biennial seeks to
secure Istanbul’s participation through innovative and creative
works that have become mobilized recently. The theme
of the first Istanbul Design Biennial is Imperfection. As a
theme, imperfection both praises Istanbul’s different creative
potential and supports a wider outlook on design in today’s
world. One of the two main exhibitions of the biennial,
Musibet will take place at İstanbul Modern, while Adhokrasi
will take place at Galata Private Greek Elementary School.
You can reach more information about the other event
venues and programs via İKSV’s website.
October 13 – December 12 At various venues
Tasarımın üretime, ekonomik kalkınmaya,
sosyal ve toplumsal gelişime, kültürel etkileşime
ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisini
vurgulamayı hedefleyen İstanbul Tasarım
Bienali’nin ilki 13 Ekim – 12 Aralık tarihleri
arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. İKSV
tarafından düzenlenen ve küratörlüğünü Emre
Arolat ve Joseph Grima’nın üstlendiği bienal,
İstanbul ve çevresindeki coğrafyadan doğan
farklı bakış açılarının küresel çerçevede oluşmuş
tasarım söylemlerini zenginleştireceği inancıyla
yola çıkarak son dönemde hareketlenen
yenilikçi ve yaratıcı çalışmalara İstanbul’un
katılımını sağlamayı amaçlıyor. İlk İstanbul
Tasarım Bienali’nin teması ise Kusurluluk /
Imperfection. Bir tema olarak kusurluluk bir
yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline
övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz
dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış
açısının oluşumunu destekleyecek. Bienalin
iki ana sergisinden biri olan Musibet İstanbul
Modern’de, Adhokrasi ise Galata Özel Rum
İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirilecek. Diğer
etkinlik mekanları ve programlarla ilgili bilgiye
İKSV web sitesinden ulaşabilirsiniz. 13 Ekim –
12 Aralık Çeşitli mekanlarda
HASSAN KHAN’I SALT’TA KEŞFEDİN
Hassan Khan’ın 90’ların başından beri giderek artan cazibesinin çekim alanına girmemek mümkün
değil. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında SALT Beyoğlu’nda ‘Superstructure (The Ammunition of the
Nation)’ adlı müthiş bir performansa imza atmıştı Khan. Bu yıl ise dOCUMENTA (13)’e katılan
sanatçılardan biri olarak yine gözler üzerindeydi. Şimdi ise İstanbul, SALT Beyoğlu sayesinde Khan’ın
uluslararası platformda bugüne kadar gerçekleştirdiği ilk kapsamlı retrospektifine ev sahipliği yapıyor.
Kahire’de yaşayan ve 90’ların sonunda işleri sanat kurumları tarafından sergilenmeye başlamadan
önce underground sanat ve müzik ortamında üretimler yapmış bir sanatçı, müzisyen ve yazar olan
Hassan Khan, daha çok deneysel müzik ve video alanlarında yaptığı işlerle tanınıyor ve öncü sayılıyor.
İşlerinde kendine has bir biçimsel dil oluşturan Khan, video, dijital animasyon, heykel, yazı, fotoğraf,
ses, performans dokümantasyonu ve enstalasyon gibi mecralar üzerinden çok katmanlı bir üretim
anlayışına sahip. Khan’ın SALT Beyoğlu’ndaki sergisi 1990-2012 tarih aralığında Khan’ın daha önce
sadece Mısır’da gösterilmiş ya da hiç gösterilmemiş işlerini bir araya getiriyor. Yılın ilk döneminin en
önemli sergilerinden biri bu, bizden söylemesi.
21 Eylül - 6 Ocak Salt Beyoğlu
DISCOVER HASSAN KHAN AT SALT
It’s impossible not to enter the field of gravity of Hassan Khan, which has been growing and
mesmerizing since the early 90’s. Last year in July, Khan put on an incredible performance called
“Superstructure (The Ammunition of the Nation)” at SALT Beyoğlu. This year, he was once again
on the forefront as one of the artists who participated in dOCUMENTA (13). Now Istanbul,
thanks to SALT Beyoğlu, hosts the first comprehensive retrospective that Khan’s put on to date
in an international platform. The artist, musician and writer lives in Cairo and produced works in
the underground art and music scenes before his works began to be exhibited by art institutions
at the end of the 90’s. He’s better known for his works in the fields of experimental music and
video, and he’s considered a pioneer. Khan creates an authentic visual language in his works,
and he has a multi-layered approach to production with channels like video, digital animation,
sculpture, writing, photography, sound, performance documentation and installation. Khan’s
exhibition at SALT Beyoğlu brings together works from 1990-2012 that were only displayed
in Egypt previously or not displayed at all. This is one of the most important exhibitions of the
year’s first season; don’t say you haven’t been warned. September 21 – January 6 Salt Beyoğlu
7
AJANDA
8
DQ
TENİSİN EN İYİLERİ İSTANBUL’DA
TEB BNP Paribas WTA Championships İstanbul Tenis Turnuvası”, 23 - 28 Ekim 2012
tarihlerinde İstanbul Sinan Erdem Spor Salonu’nda 2. kez gerçekleştirilecek. Turnuva, Türkiye’de
düzenlenmiş en önemli spor organizasyonlarından biri olacak. Dünya genelinde gerçekleşen
toplam 52 adet kadınlar tenis turnuvası sonunda teklerde en iyi 8 tenisçi ve çiftlerde en iyi 4
takım İstanbul’da mücadele edecek. En prestijli WTA organizasyonu olan TEB BNP Paribas WTA
Championships İstanbul, kadın spor organizasyonlarında verilen en büyük ödül olan 4.500.000
doların sahibini bulmasıyla tamamlanacak. 23-28 Ekim Sinan Erdem Spor Salonu, İstanbul
THE BEST OF TENNIS ARE IN ISTANBUL
The TEB BNP Paribas WTA Championships Istanbul Tennis Tournament will be held for the second
time at Istanbul Sinan Erdem Sports Arena from October 23-28 2012. This tournament will be one
of the most important sports organizations to be held in Turkey. As a result of 52 women’s tennis
tournaments held around the world, the best 8 solo tennis players and best 4 doubles teams will
compete in Istanbul. The most prestigious WTA event, TEB BNP Paribas WTA Championships Istanbul
will come to an end with one competitor winning $4,500,000, the largest prize given in a women’s
sports event. October 23-28 Sinan Erdem Sports Arena, Istanbul
9
DQ
10
TREND-TREND
Şıklığın Haftası
Elegance Week
Moda haftalarına geri sayım başlıyor. Trendleri belirleyen kentler Londra,
Paris, Milano ve New York, ilkbahar/yaz 2013 modası için hazır. Ya siz?
The countdown for fashion weeks has begun. The cities that define trends, London,
Paris, Milano and New York, are ready for spring/summer 2013 fashion. Are you?
YAZI-BY CEYLAN ÖZGE KUNDUZ
oda endüstrisinin gözbebeği, trendlerin
belirleyicisi moda haftaları yıllardır modanın
öncüsü kentlerde düzenleniyor ve bir sonraki
sezonun öne çıkacak eğilimlerini dikte ediyor. Bazen
bir hafta, bazen daha az süren moda haftaları, yeni ve
genç moda tasarımcılarına ve markalara görücüye çıkma
ve tanınma fırsatı sunarken yerlerini sağlamlaştırmış
isimlere de başarılarını yeniden tasdik ettirme ve şov
yapma şansı veriyor. Bir sonraki sezon neyin gözde
olacağı kadar neyin asla el sürülmeyecek, gözden
düşmüş parçalar olduğunu da bu moda haftaları
belirliyor. Berlin, Singapur, Tokyo, Madrid, Toronto,
Barselona ve Los Angeles gibi dünyanın birçok
kentinde düzenlense de sözü geçen moda haftaları
bir elin parmaklarını geçmiyor. En hatrı sayılır moda
haftaları başta New York olmak üzere, Milano, Paris
ve Londra’da, yani dünyanın dört moda başkentinde
gerçekleştiriliyor. Haftaların sırası bile yıllardır belli.
Önce New York, sonra Londra, ardından Milano ve en
son da Paris…
M
he darling of the fashion industry and the
determinant of trends, fashion weeks have
been held for years in leading cities of fashion
around the world to dictate the trends of the upcoming
season. These fashion weeks sometimes last a week and
sometimes less, giving new and young fashion designers
and brands the chance to build an audience while the
established icons get to reestablish their success and
deliver a show. These fashion weeks determine not only
what’s going to be popular in the next season but also
what’s definitely not going to be in style. Even though
they’re held in many cities around the world like Berlin,
Singapore, Tokyo, Madrid, Toronto, Barcelona and Los
Angeles, the fashion weeks we’re talking about are few
enough to be counted with one hand. The most revered
fashion weeks take place primarily in New York, Milan,
Paris and London, or in the four fashion capitals of
the world. Even the order in which the weeks are held
hasn’t changed in years. First New York, then London,
followed by Milan and lastly Paris...
T
11
12
Moda haftaları senede iki kez gerçekleştiriliyor. Bir
sonraki sezonun trendleri Şubat ve Eylül aylarında
belirleniyor. Şubat ayında bir sonraki sonbahar/kış
kreasyonları görücüye çıkarken, eylül ayında bir sonraki
senenin ilkbahar/yaz modelleri moda severlerle ve
basınla buluşuyor. Bir moda haftasının adı, bu ürünlerin
dükkanlarda bulunabileceği sezonun adıyla anılıyor.
Örneğin bu eylülde gerçekleşen moda haftası 2013SS
(spring/summer) adıyla anılıyor. Arada bu denli bir
zaman farkı bulunması boşuna değil. Kreasyonlar
görücüye çıktıktan sonra mağazaların bu ürünleri sipariş
etmesi, basının da bir sonraki sezona hazırlıklı olup bir
ön izleme şansı bulması sağlanıyor.
Fashion weeks are held twice a year. The trends of
the upcoming season are determined in February
and September. The fall/winter creations are put
on display in February, with the spring/summer
collections of the next year meeting with fashion
lovers and the press in September. Each fashion week
is named after the season in which these collections
will be offered in stores. For instance, the fashion
week this September is called 2013SS (spring/
summer). This time lapse is not accidental. After these
creations meet with viewers, the stores get to order
them and the press gets a preview to prepare for the
next season.
Moda haftalarıyla ilgili merak edilen en önemli
konulardan biri tasarımcıların bir sonraki yılın
trendlerini nasıl belirleyebildiği ya da öngörebildiği.
Bu bir sanat olduğu kadar bilim de. İşinin ehli trend
belirleyiciler toplumsal davranış kalıplarını ve tüketici
davranışlarını inceliyor, hatta bunlar üzerinde ciddi
ciddi çalışıyor. Bunun yanı sıra başka disiplinlere ait
(dekorasyon, endüstriyel tasarım, mobilya tasarımı vs)
fuarlara katılıyor ve farklı alanlarda da olsa birbiriyle ve
modayla ilintili trendleri görmeye gayret ediyor. “Alaylı”
tasarımcıların bir kısmı ise bunu “hissediyor”. Böylelikle
bir sonraki senenin trendleri ve modası kâh gözlemle kâh
ilhamla ortaya çıkıyor.
One of the aspects people wonder about the most
when it comes to fashion weeks is how designers can
determine or predict the trends of the next year.
This is just as much of a science as it is art. Expert
trendsetters observe patterns in societal behavior and
consumer behavior; in fact, they work diligently to do
so. Moreover, they attend fairs in different disciplines
(decor, industrial design, furniture design, etc.) in
an attempt to view fashion trends, even if they are in
different fields. Some of the more “ironic” designers,
on the other hand, “feel” the trends. So the trends of
the next year emerge partially out of observation and
partially out of inspiration.
NEW YORK NEW YORK
MODA FASHION
HAFTASI WEEK
1943, ilk New York Moda Haftası’nın gerçekleştiği
yıl oldu. Etkinliğin tek amacı İkinci Dünya Savaşı
sırasında dikkati Fransız modasından alıp Birleşik
Devletler’e çekmekti. Zira savaş sebebiyle moda
endüstrisinde çalışanların Paris’te bulunması ve çalışması
mümkün olmuyordu. 2010’a kadar çeşitli yerlerde
gerçekleştirilen moda haftası bu yıldan itibaren Lincoln
Center’da gerçekleştirilmeye başladı. New York Moda
Haftası 2013 ilkbahar/yaz trendlerini belirlemek için
bu sene 6-13 Eylül tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.
Genellikle Londra Moda Haftası başlamadan hemen
önce sona eren New York Moda Haftası’nın bir sonraki
raundu ise 7-14 Şubat 2013 arasında gerçekleşecek
ve bu tarihte 2013-2014 sonbahar/kış trendleri başta
A.B.D. olmak üzere tüm dünya için belirlenecek.
1943 marked the first year New York Fashion Week
was held. The only purpose of the event was to divert
attention from French fashion during World War
II to focus on the United States. Due to the war,
people working in the fashion industry were unable
to visit and work in Paris. The fashion week was
held in various places until 2010, when it relocated
to Lincoln Center. New York Fashion Week will be
held from September 6-13 this year to determine the
spring/summer trends of 2013. New York Fashion
Week generally ends right before London Fashion
Week begins. This year, the second round takes place
from February 7-14, 2013 to set the fall/winter
2013-2014 trends for the United States as well as
the rest of the world.
PARİS PARIS
MODA FASHION
HAFTASI WEEK
Bu sene 25 Eylül-3 Ekim arasında gerçekleştirilecek
Paris Moda Haftası’nda 2013 ilkbahar/yaz trendleri
görücüye çıkıyor. Carrousel du Louvre başta olmak
üzere şehrin birçok yerinde gerçekleştirilen moda
haftası bu senenin başında Yohan Serfati ile açılmış,
Louis Vuitton, Comme des Garcons Homme Plus, Dior
Homme ve Paul Smith’le devam etmişti. Hazır giyim
defilelerinin yanı sıra erkekler ve bir Paris klasiği olan
Haute Couture defileleri de moda severlerin merakla
beklediği şovlar arasında.
Held this year from September 25-October 3, Paris
Fashion Week puts 2013 spring/summer trends on
display. The fashion week was held in many parts of
the city, primarily Carrousel du Louvre, opening with
Yohan Serfati and continuing with Louis Vuitton,
Comme des Garcons Homme Plus, Dior Homme and
Paul Smith. In addition to ready to wear runway
shows, fashion lovers are also excited to view the
men’s shows and a Paris classic, the Haute Couture
runway shows.
13
14
LONDRA LONDON
MODA FASHION
HAFTASI WEEK
ünyanın belki de en prestijli moda haftasına
Londra ev sahipliği yapıyor. Bu sonbahar 14-18
Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek moda
haftası 2013 ilkbahar/yaz modasının trendlerini
belirlemeye hazırlanıyor. Modellerin ünlü
kedi yürüyüşü “catwalk”ların en merakla
beklendiği moda haftası kesinlikle Londra’nınki.
Londra Moda Haftası o kadar etkili oluyor ki etkinlik
sonrasında tüm bölgede, moda haftasında kreasyonlarını
sergileme imkanı bulmuş tasarımcılara 100 milyon £’luk
sipariş veriliyor. Londra’nın ekonomisine kendi başına
20 milyon £’luk katkı sağlayan etkinlik, aralarında
A.B.D., Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak
üzere 25’ten fazla ülkeden seyirci topluyor. Somerset
House’da gerçekleştirilen moda haftası 1984’ten beri
yapılıyor. Defilelere ek olarak Somerset House içinde
bir de sergi gerçekleştiriliyor ve 150’nin üzerinde
tasarımcının işlerini izleyiciyle buluşturuyor. Bir
sonraki Londra Moda Haftası 15-19 Şubat 2013 tarihleri
arasında izleyiciyle buluşacak ve 2013-2014 sonbahar/
kış trendlerini dikte edecek. Londra Moda Haftası
ünlüleriyle de adından söz ettiriyor. Moda defilelerinde
ön sıralarda oturan ünlülerin kıyafetleri “catwalk”
yapan modellerin üzerlerindeki tasarımlarla yarışıyor.
Örneğin, şubat ayında gerçekleştirilen moda haftasında
kameralara takılan Kate Moss ve The Kills’in gitaristi
olan eşi Jamie Hince’in kıyafetleri uzun süre moda
gündemini meşgul etmişti. Ünlülerin yanı sıra adlarını
duyurmaya çalışan genç yetenekler için de önemli bir
etkinlik olan moda haftasının yine Şubat ayındaki bir
önceki etkinliğinde moda dünyası, ayakkabı tasarımcısı
Alain Quilici; New York menşeli Alejandro Ingelmo;
Londralı Julian Hakes ve Kat Maconie ile tanıştı. Diğer
yeni gelenler arasında NEWGEN tasarımcıları Huishan
Zhang ve Lucas Nascimento da vardı. Eylül ayındaki
moda haftasının katılımcıları arasında ise hazır giyimden
Daks, Acne, Fashion East, Christopher O’Brien ve
Ashish; çanta ve aksesuardan Maria Grachvogel,
Caroline Charles, Holly Fulton ve J.W.Anderson gibi
isimler yer alıyor. Moschino, Mulberry ve Vivienne
Westwood gibi ünlü tasarımcılar da defilelerin diğer
konuklarından. Türk tasarımcılardan hazır giyim, çanta
ve aksesuarlarıyla Bora Aksu da Londra Moda Haftası’nın
konuklarından.
L
ondon hosts perhaps the most prestigious
fashion week in the world. Will be held
this year between September 14-18, the
fashion week is getting ready to determine
the trends of 2013 spring/summer fashion.
London’s fashion week is undoubtedly the
one with the most anticipated catwalks. London
Fashion Week is so effective that, following the event,
designers all over the region who’ve had a chance to
display their creations during fashion week receive
orders of £ 100 million. The event alone contributes
£ 20 million to London’s economy, bringing in
viewers from over 25 countries, including the U.S.,
China and United Arab Emirates. The fashion week
has been held at Somerset House since 1984. In
addition to the runway shows, an exhibition is held
at Somerset House that displays works by over 150
designers. The following London Fashion Week will
take place from February 15-19, 2013, to determine
the trends of fall/winter 2013-2014. London
Fashion Week also draws attention for its celebrities.
The outfits worn by the celebrities sitting front row
during fashion shows compete with the designs worn
by the models on the catwalk. For instance, during
the fashion week held in February, cameras caught
Kate Moss and her husband Jamie Hince, guitarist
for The Kills, who stayed on the fashion agenda for
quite some time with their clothes. In addition to
celebrities, fashion week is also an important event
for young talents who are trying to make a name
for themselves. Again in February, the fashion world
got to meet shoe designer Alain Quilici, New Yorkbased Alejandro Ingelmo, Londoner Julian Hakes and
Kat Maconie. Other newcomers included NEWGEN
designers Huishan Zhang and Lucas Nascimento.
Participants in the September fashion week include
Daks, Acne, Fashion East, Christopher O’Brien and
Ashish in ready to wear as well as Maria Grachvogel,
Caroline Charles, Holly Fulton and J.W.Anderson in
handbags and accessories. Other guests of the runway
shows are famous designers like Moschino, Mulberry
and Vivienne Westwood. Turkish designer Bora Aksu
is also a guest of London Fashion Week in ready to
wear, handbags and accessories.
15
MİLANO MILAN
MODA FASHION
HAFTASI WEEK
ilano’nun 2013 ilkbahar/kış koleksiyonları
bu yıl 19-25 Eylül tarihleri arasında
izleyicilerle buluşuyor. Camera Nazionale
della Moda Italiana tarafından düzenlenen
etkinlik süresince 170’ten fazla gösteri ve
sunum gerçekleştiriliyor. Etkinlik boyunca
genç yetenekler izleyiciyle buluşma fırsatı buluyor
ve moda dünyası genç tasarımcılar kazanıyor. ŞubatMart aylarında bir sonraki sonbahar/kış sezonunun,
Eylül-Ekim aylarında ise bir sonraki ilkbahar/yaz
koleksiyonlarının tanıtıldığı etkinlik 2013 yılında 20-26
Şubat ve 18-24 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek.
1958 yılından beri gerçekleştirilen Milano Moda Haftası,
New York’u takip eden Londra Moda Haftası’nın
bitişinden sonra başlıyor. Milano Moda Haftası’nın en
belirgin özelliği kadın modasına daha çok yer veriyor
olması. Kadın Hazır Giyim ve Milano Moda Donna,
etkinliğin en önemli iki şovu. Bu senenin başındaki
moda haftasında Corneliani ile başlayan gösteriler ve
defileler Roberto Cavalli, Dolce & Gabanna, Gucci ve
Prada gibi ünlü isimlerin defileleriyle devam etmişti.
Eylül ayındaki moda haftasında kenti yine ünlü moda
isimlerinin şovları süslüyor olacak.
M
ilan’s 2013 spring/summer collections
meet with viewers from September 19-25
this year. Held by the Camera Nazionale
della Moda Italiana, the event features
over 170 shows and presentations. During
the event, young talents get a chance
to meet with viewers while the fashion
world welcomes young designers. The event introduces
the winter/fall season in February-March and the
spring/summer collections in September-October,
held in 2013 from February 20-26 and September
18-24. Held since 1958, Milan Fashion Week begins
after London Fashion Week, which follows New York
Fashion Week, is over. The most striking feature of
Milan Fashion Week is that it gives preference to
women’s fashion. Women’s Ready to Wear and Milano
Moda Donna are the two most important shows of the
event. During the fashion week held at the beginning
of this year, the shows began with Corneliani and
continued with runway shows by famous designers
like Roberto Cavalli, Dolce & Gabbana, Gucci and
Prada. Shows by famous fashion icons also spice up the
fashion week held in September
DQ
16
SEYAHAT-TRAVEL
Bir Başka İspanya
A Different Spain
17
İspanya denince aklınıza ne geliyor? Barselona mı, Endülüs mü? Madrid
mi yoksa İbiza mı? Maalesef artık hepsi yanlış cevap: Bask bölgesiyle
tanışma vakti geldi.
What comes to your mind when someone says Spain? Barcelona or
Andalucía? Madrid or Ibiza? Unfortunately, now all of those answers are
wrong: it’s time to meet the Basque region.
YAZI-BY ONUR UYGU N
18
Dünya gündemine yakın zamana kadar hep ayrılıkçı
istekleri ve ETA ile gelen Bask bölgesinde işler değişeli
epey bir zamana oldu. Şehirler gelişti, kültür atılımları
yapıldı ve Ekim 2011’de de silahlar ebediyen sustu –
bugün Bask bölgesi şık şehirleri, müzeleri, festivalleri
ve de mutfağı ile oldukça farklı bir İspanya deneyimi
yaşatmak üzere ziyaretçilerini bekliyor.
Rüyalar Şehri San Sebastian
It’s been quite some time since things have changed in the
Basque region, which until recently was a part of the global
agenda only with separation wishes and the ETA. The cities
have developed, cultural feats have been undertaken and in
October 2011 the guns were laid to rest permanently – today,
the Basque region awaits visitors who want to have a different
Spanish experience with its elegant cities, museums, festivals
and cuisine.
The City of Dreams San Sebastian
Bask bölgesine gitmeniz için sayabileceğimiz onlarca
sebebin en başında San Sebastian geliyor. Avrupa’nın
en güzel şehirlerinden biri olan San Sebastian, Baskçası
ile Donostia, İspanyolların adeta kimseyle paylaşmayıp
kendilerine sakladıkları sırları. Mükemmel bir coğrafya
ile kutsanmış olan şehir okyanusla yüksek yeşil tepeler
arasında sıkışmış halde.
Out of the tens of reasons we could list for why you should
visit the Basque region, San Sebastian comes first. One of the
most beautiful cities in Europe, San Sebastian, or Donostia
in Basque, is almost like the secret that the Spanish keep
to themselves. Blessed with a perfect geography, the city is
squeezed between the ocean and tall, green hills.
Şehrin merkezinde bulunan Playa de la Concha
Avrupa’nın en iyi şehir plajlarından biri. Okyanusun
dağların arasından usulca karaya doğru sokulduğu ufak
bir körfezin kenarını kaplıyor plaj; üstelik manzarayı
tamamlamak için tepelerin arasında bir de ufak bir ada
yerleştirivermiş şans tanrıları. Bu da yetmezmiş gibi
Playa de la Concha’nın iki adım ötesinde başka bir plaj,
Playa de Gros bulunuyor. Bu durum San Sebastian’ı
özellikle yazın rüyaların şehrine dönüştürüyor. Üstelik
Located in the city center, Playa de la Concha is one of the
best city beaches in Europe. The beach covers the corner of a
small inlet where the ocean gently makes its way in towards
land; what’s even better is that the gods of luck have placed a
small island among the hills to complete the view. As if that’s
not enough, there is another beach, Playa de Gros, two steps
away from Playa de la Concha. This makes San Sebastian
the city of dreams, especially in the summer. Moreover, the
beaches are surrounded by hills covered in green forests.
19
20
Frank Gehry’nin ikonik mimarisinin meyvesi
olan muhteşem modern sanat müzesi
Guggenheim Bilbao, değişimin ve yeni
Bilbao’nun sembolü oldu.
21
plajlar yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler tarafından
çevrelenmiş durumda. Şehre hakim olan şık Avrupa
mimarisinde güzel köprüler yapılabilsin diye bir de
nehir geçiyor plajların arasından. Okyanus meltemini
buram buram içinize çekebileceğiniz, şehre tepeden
bakan parklardan biri olan Monte Urgull’a gidip,
kafanızı çevirip de manzaraya bakınca İspanya’nın en
pahalı evlerinden bazılarının neden San Sebastian’da
olduğunu anlayacaksınız. Monte Urgull’un ucunda
bir de çok sevimli bir akvaryum (Paseo del Muelle
34) bulunuyor. Şehrin denizle içli dışlı binlerce yıllık
tarihine bir müze misali ışık tutan akvaryum, aynı
A river runs through the beaches so that beautiful bridges can
be built in the elegant European architecture that dominates
the city. One of the parks that overlooks the city where you
can breathe in the ocean breeze, Monte Urgull is one of the
parks that overlook the city where you can breathe in the
ocean breeze. With a view so breathtaking, you’ll definitely
understand why some of the most expensive houses in Spain are
located in San Sebastian. At the end of Monte Urgull there is
a lovely aquarium (Paseo del Muelle 34). Just like a museum,
the aquarium sheds light on the city’s close relationship with
the sea that has been going on for thousands of years, while
also hosting hundreds of sea creatures.
zamanda yüzlerce çeşit deniz canlısına da ev sahipliği
yapıyor haliyle.
22
Monte Urgull’un karaya bağlandığı noktada yer alan
Parte Vieja, yani San Sebastian’ın tarihi merkezi, ızgara
şeklindeki dar sokakların ufak bloklar oluşturduğu, kum
rengi eski binalar, süslü meydanlar, pubları andıran tapas
barları ve etkileyici kiliselerle bezeli ufak bir labirent. Ne
yazık ki içinde uzun süre kaybolmak pek mümkün değil,
ama San Sebastian’ın tarihi merkezinde (istemsizce)
attığınız turlardan bile pek şikayetiniz olmayacak.
San Sebastian’ı deniz tarafından kucaklayan bir diğer tepe
olan Monte Igueldo da şehirdeki bir başka önemli park.
Nostaljik bir füniküler hattı ile çıkılan ormanla kaplı
tepe, şehre tepeden bakmayı mümkün kıldığı gibi köşeyi
döndüğünüz an uçsuz bucaksız bir okyanus manzarası ve
sevimli, ufak bir deniz feneri ile başbaşa bırakıyor sizi.
Bilbao’nun En ‘Cool’ Zamanı
Baskların her şeyi San Sebastian değil tabii, San
Sebastian’ın yaklaşık bir saatlik bir otobüs yolculuğu
uzağında bulunan, bölgenin en büyük şehri Bilbao
da gitgide kendine turist rehberlerinde daha kalın
bir bölüm buluyor. 1990’ların sonunda büyük bir
değişimin içine giren eskinin sanayi şehri, kozasından son
Located at the point where Monte Urgull connects to
land, Parte Vieja, or San Sebastian’s historic center, is
a small labyrinth where grill-shaped narrow streets form
small blocks, full of sand-colored old buildings, decorated
squares, tapas bars that look like pubs and impressive
churches. Unfortunately, it’s not possible to get lost there
for a long time, but you won’t really complain about the
tours you take (unwillingly) in the historic center of San
Sebastian.
Another hill that greets San Sebastian from the sea is
Monte Igueldo, which is also another important park in
the city. The forest-covered hill is accessible by a nostalgic
funicular; it not only lets you get a bird’s eye view of the
city but also leaves you eye to eye with an endless ocean
view the moment you turn the corner, as well as a cute,
small lighthouse.
Bilbao’s “Coolest” Time
San Sebastian isn’t all that the Basques have of course.
Located about an hour’s bus ride away from San
Sebastian, the region’s largest city Bilbao is also taking up
a thicker portion of tourist guidebooks. The old industrial
city entered a period of great change at the end of the
1990s, and it’s emerged from its shell as an extremely
modern, art-friendly and “cool” city. The incredible
derece modern, sanatsever ve ‘cool’ bir şehir olarak
çıktı. Frank Gehry’nin ikonik mimarisinin meyvesi
olan muhteşem modern sanat müzesi Guggenheim
Bilbao, değişimin ve yeni Bilbao’nun sembolü oldu.
Guggenheim’ın kendisi, içinde barındırdığı eserlerden
daha dikkat çekici olsa da amacına ulaştı; değişimi
sırtlayarak şehri 21. yüzyıla taşıdı. Titanyumdan
yapılmış göz alıcı Guggenheim Bilbao için şehir adeta
yeniden tasarlandı: metro uzatıldı, liman geri çekildi ve
şehrin hatrı sayılır bir bölümünde alan düzenlemelerine
gidildi. Birçok Avrupa şehrinin gıpta ile izlediği
değişimin sonucu olarak Bilbao modern şehircilik
tarihinde başarılı bir rol modeli olarak kendini kabul
ettirdi.
Ancak Bilbao sadece bu yeni kimliğinden ibaret değil;
şehrin tarihi merkezi de çok sevimli. Dar sokaklar, diğer
Avrupa mimarisinden farklı eski kiliseler, soluk renkli
taş binalar ve bunların arasında kendilerine zar zor yer
bulmuş ufak meydanlar şehri eski ile modern arasında
tadında bir dengede tutuyor. Onun dışında ağaçlarla
bezeli uzun şık caddeleri ve sıra sıra dizilmiş butikleri
ile Bilbao, bölgenin ekonomi ve alışveriş merkezi aynı
zamanda. Bask Bölgesi’nin medarıiftiharı futbol takımı
Atletico Bilbao da gerek bayrakları, gerek taraftarları,
gerek renkleri ile şehrin her köşesinde mevcut.
modern art museum Guggenheim Bilbao, the fruit of
Frank Gehry’s iconic architecture, became the symbol
of change and new Bilbao. Even though Guggenheim
itself is more interesting than the works found within,
it reached its purpose: it took on change and carried the
city to the 21st century. The city was almost redesigned
for the attractive Guggenheim Bilbao, which is made
out of titanium: the metro was extended, the port was
pulled back, and public reconstruction took place in a
significant part of the city. As a result of the changes
that most European cities watched with envy, Bilbao
proved itself as a successful role model in modern urban
development history.
Yet Bilbao isn’t all about its new identity; the city’s
historic center is also very charming. Narrow streets, old
churches that differ from other European architecture,
pale-colored stone buildings and small squares that
barely found themselves a place among all of these
keep the city at a good balance between the old and
the modern. Aside from that, Bilbao is also the region’s
economic and shopping center with long, elegant avenues
covered in trees and boutiques lined up next to each
other. The source of pride for the Basque Region, the
soccer team Atletico Bilbao is also visible in every part of
the city, whether with its flags, fans or colors.
23
24
Acıktık mı?
Are we hungry?
Fakat bir yerden sonra şehirleri bir kenara koyup yemeiçmeye eğilmek gerekiyor. Bask mutfağının alametifarikası
tapas’lar imdada yetişiyor. Ancak İspanyol mutfağının
bu en bilindik öğesine, anavatanı olan Bask topraklarında
tapas yerine pintxos deniyor; İspanyolcası ile Baskları
gücendirmenin lüzumu yok. Sistem çok basit ve başarılı,
ortalıktaki bir tezgahın üzerine inci gibi dizilmiş, dünyanın
başka herhangi bir yerinde bulması zor pintxo’ların
önünde, elinizde boş bir tabakla kendinizi darı ambarındaki
bir tavuk gibi hissetmeniz olası. Eğer meze tarzında, ufak
porsiyonlarda bol çeşitli uzun masaları seviyorsanız, pintxo
tabağınızın yanında bir de bira açınca Bask bölgesini asla
terk etmek istemeyeceksiniz. Bölgedeki pintxo’ları en
ünlü şehir ise güzeller güzeli San Sebastian (zaten San
Sebastian dünyada kilometrekare başına en çok Michelin
yıldızlı restorana sahip şehri). Bask bölgesindeki tapaslar
ülkenin geri kalanından biraz farklı, mekânın içinde
uzunca bir masaya açık büfe misali dizilen tapasların
neredeyse tamamı ekmek dilimleri üzerine hazırlanmış,
deniz ürünleri/peynir/zeytinyağı ve kekik ağırlıklı kuru
atıştırmalıklar (ve genelde bira ile tüketiliyorlar). Bask
mutfağının incilerini Bar Nagusía’da (Calle Nagusía 4)
deneyimleyebilirsiniz.
After a while, you have to leave the city aside and focus
on eating and drinking. The trademark of Basque cuisine,
tapas come to the rescue. Yet this best-known element of
Spanish cuisine is called pintxos instead of tapas in its
birthplace Basque; there’s no reason to insult the Basque
with the Spanish version. The system is very simple and
successful, when you’re standing with an empty plate in
your hand in front of the pintxo that are hard to come by
anywhere else in the world, lined up like pearls on a table,
you might feel like a chicken in a corn maze. If you’re a fan
of long tables with great variety and small portions in the
meze style, you won’t want to leave the Basque region once
you get a beer to go with your pintxo plate. The city with
the most famous pintxo in the region is the beautiful San
Sebastian (San Sebastian is already the city with the most
Michelin-starred restaurants by the kilometer in the world).
The tapas in the Basque region are a little different from
those in the rest of the country, almost all of the tapas lined
up like an open buffet on a long table inside the venues
are prepared on slices of bread, and they’re dry snacks like
seafood/cheese/olive oil & thyme (generally consumed with
beer). You can try the best of Basque cuisine at Bar Nagusía
(Calle Nagusía 4).
Uzun lafın kısası, İspanya’nın diğer klasik
destinasyonlarından kolayca ayrılan modern ve şaşırtıcı
Bask bölgesi, plajları, değişik kültürü, mükemmel mutfağı,
Bilbao ve özellikle de San Sebastian gibi incileri ile
ziyaretçilere hiç beklenmedik bir İspanya sunuyor.
The modern and surprising Basque region that can easily
be separated from other classic destinations in Italy offers
a completely unexpected Spain to visitors with gems like
its beaches, different culture, perfect cuisine, Bilbao and
especially San Sebastian.
DQ
26
RÖPORTAJ-INTERVIEW
“İşin Temeli Samimiyet”
Her ne kadar Sarp Akkaya bunu oyunculuk için söylemiş olsa da röportajımız sırasında
görüyoruz ki kendisi bunu bir hayat felsefesi haline getirmiş, her haline yansıtmış.
“The fundamental part of the job is sincerity”
Although Sarp Akkaya made this declaration about acting; it’s clear during our interview
that he’s transformed this into a life philosophy that he strives to uphold in all areas.
RÖPORTAJ-INTERVI E W P I N A R M A M A K
Ablanız Esra Akkaya’nın konservatuvar günlerinden
gördüklerinizle oyuncu olmaya karar verdiğiniz
okumuştum bir röportajınızda. Bize biraz oyunculuğa
karar verme sürecinden bahseder misiniz?
O süreç ablamın okuluna gide gele başladı. Kaya’yla
beraber ( Sarp Akkaya’nın ikiz kardeşi) 6 yaşında Esra’nın
okuluna gittiğimizde abi, abla dediğimiz insanları oyun
oynarken görüyorduk ve çok mutlulardı. Biz de o hayatın
içine girdikten sonra 35-40 yaşına geldiğimizde de oyun
oynayabileceksek o zaman bu hayatın güzel olduğuna
karar verdik. Sonra ablamın arkadaşları çalıştırdı bizi
konservatuvar için. Benim için o dönem konservatuvara
girebilmek çok önemliydi ve girdim.
Konservatuvar döneminde gelecekle ilgili nasıl
hayalleriniz vardı? Geriye dönüp baktığınızda şu anki
hayatınızla parallellik gösteriyor mu?
Açıkcası ben konservatuvara girerken sanata dair, tiyatroya
dair büyük bir bilgiyle girmedim. Ben oyun oynamaya dair
bir istekle girdim. O yüzden ben biraz şaşırdım girdikten
sonra. “ E hani oyun oynayacaktık?” noktasına geldim.
Çünkü orada beni işe yabancılaştıran bazı dersler vardı.
Orada bir bocaladım ve birinci sınıfta da bütünlemeye
kaldım. Okul bittikten sonra oyunculukla ilgili başka bir
noktaya vardım. Konservatuvar eğitiminin bugün Türkiye’de
yetersiz ve yanlış olduğunu düşünüyorum.
Neden?
Çünkü insan özellikle kurduğu ilişkiler ve sosyalleşme
üzerinden değişen ve dönüşen bir canlı. Oyunculuk da
dolayısıyla değişen bir sanat. Zamanında Sir Laurence
Olivier’in (İngiltere’de Sir unvanı almış bir oyuncu)
Hamlet’teki oyunculuğu dillere destandır, klasikleşmiştir
ama bugün izlediğim zaman bende bir karşılığı yok.
Dolayısıyla dönüşen bir şey bu da; oyuncu da bu
dönüşen şeyi takip etmeli ve ayak uydurabilmeli bence.
Konservatuvar bu dönüşüm sürecini tamamlayamamış bir
kurum. Bu yüzden samimiyetsiz buluyorum. Ama Murat
Karasu ve Müşfik Kenter için bir parantez açmam gerekiyor.
Müşfik Kenter’le usta çırak ilişkisinde çalıştık; Murat
Karasu’yla daha teknik, daha bilgi üzerinden bir çalışma
sürecim oldu ama onlardan öğrendiğim şeyler daha ziyade
insan olmaya ilişkin şeyler. Müşfik Hoca bize sürekli “insan
olun, insan olun” derdi. Ben 16 yaşında “Tamam da 4 sene
boyunca bunu mu söyleyecek” diye düşünürken gördüm
ki ben ölene kadar bunu söyleyeceğim kendime. Bence
en temelde yatan şey bu. Samimi ve insan olabilmek. O
yüzden Müşfik Kenter’in ve Murat Karasu’nun hakkını
hiç ödeyemem. Ama onun dışında öğrendiğim şeylerin bir
kısmını unutmak için çok çaba sarfettim. I once read in an interview that you decided to become
an actor because of what you witnessed of your sister,
Esra Akkaya’s conservatory experience. Could you tell us
a bit about this decision process?
That process started with trips to and from school with my
older sister. When we were 6, my twin brother Kaya and I
would go to Esra’s school and see her and her friends acting,
but we thought they were playing games, and they were so
happy. We decided that if that life meant we could play
games when we were 35-40 years old, then that’s a life we’d
like to have. Then my sister’s friends started preparing us
for the conservatory. That period was very important for my
acceptance, and I made it in.
During your days at the conservatory, what sort of
dreams did you have for the future? Looking back today,
do you see any parallels with how your life turned out?
Truthfully, when I entered the conservatory I didn’t do so
with a great deal of knowledge in regards to art or theatre. I
wanted to be there to play games. So I was quite surprised and
confused by what I discovered. There were a number of classes
that turned me away from the whole thing. I failed and
had to attend summer school. By the time I’d completed my
schooling, I’d reached a different understanding about acting.
I think that the education system at conservatories in Turkey
is both insufficient and incorrect.
Why is that?
Because people are organisms that change and grow because
of their relationships and socialisation. Thus, acting is
a constantly changing art form. Sir Laurence Olivier’s
performance in Hamlet is legendary, it’s achieved classic
status, but when I watch it today, I don’t feel any response
to it. This, too, is a changing thing; and I think that
actors have to be able to follow and adapt to these changes.
Conservatories are establishments that haven’t been able to
complete this period of development. That’s why I find them
insincere. But I have to make an exception for Murat Karasu
and Müşfik Kenter. I worked with Müşfik Kenter in a master
and apprentice relationship; with Murat Karasu, my work was
more technical and knowledge-based, but I learnt a lot about
being a person from them. Müşfik Hoca would constantly
remind us to “be a person, be a person”. As I was 16 and
didn’t know any better at the time, I asked “Okay, but is he
just going to repeat himself for 4 years?” but now I see that
I’ll be repeating it to myself as a mantra until the day I die. I
think that’s the foundation: to be sincere and to be a person.
I can never repay Müşfik Kenter and Murat Karasu for what
they taught me. Other than them, I spent a lot of time trying
to forget many of the things I learnt.
27
Ekşi Sözlük’te sizin için yazılan 11 sayfa entry’de en kötü
yorum “bir Al Pacino değil”. Ekşi Sözlük gibi eleştiri
dozu yüksek bir yerde bile bunca olumlu eleştiri almayı
nasıl karşılıyorsunuz? “Tabii öyle olacak hak ediyorum”
mu yoksa “teveccühünüz” mü?
28
Tabii teveccühleri diyorum. Ben yaptığım işte herhangi
bir insanla kıyaslanmayı çok doğru bulmuyorum. Herkes
bir hayal dünyası kuruyor ve o hayal dünyasının içinde var
olmaya çalışıyor. Benim de bir hayal dünyam var ve onun
içinde kaygım samimi olmak. Bir yarış değil oyun oynamak
benim için, bir aktivite.
Ezel ve Suskunlar’a gelene kadar hayatınızda bir de
Stüdyo Drama Tiyatro Topluluğu, Alchera Tiyatro
Topluluğu ve Tiyatro Adam dönemleri var. Bu
dönemde “Ben istediğim oyunu oynayacağım ve para da
kazanacağım” dürtüsü vardı değil mi?
Aslında tiyatrodan para kazandım ama ilk kurduğumuz
zaman değil. Ben Türk Eğitim Vakfı’ndan aldığım bursla
dekora destek oluyordum. Allah rahmet eylesin Onur
Bayraktar, beraber kurmuştuk o tiyatroyu, o da evden
aldığı harçlıklarla tiyatroyu ayakta tutmaya çalışıyordu. Çok
battık, zaten hemen her oyun battık. Sonra Stüdyo Drama
Topluluğu ardından Alchera Tiyatro Topluluğu ki Kerem
Deren benim hayatımda dönüm noktalarından biridir,
oyunculuğa bakış açısı anlamında bana çok şey öğretmiştir.
Üçüncü hoca olarak sayabilirim onu. Onun akabinde de
Serdar Akın’ın süpervizörlüğünde İstanbul ve Mimar Sinan
Üniversitesi Konservatuvar mezunları olan arkadaşlarımla
kurduğum Tiyatro Adam dönemi var. Üç oyun yaptık,
sonra bu televizyon dizilerinin yoğunluğu nedeniyle ben
tiyatro yapamadım.
Among Ekşi Sözlük’s 11 pages of entries, the worst review
I came across about you was “he’s no Al Pacino”. How do
you feel about receiving so many positive comments in a
place like Ekşi Sözlük, that’s known for it’s high level of
criticism? Do you respond with, “of course, that’s what I
deserve” or “that’s very kind of you”?
Of course I think it’s very kind. Though I don’t think it’s
right to compare people in our field because everyone creates
their own dream world and tries to exist within that world.
I have a dream world too and in that world, my concern is
remaining sincere. It isn’t a competition for me, but a game,
an activity.
Before ‘Ezel’ and ‘Suskunlar’ came into your life, you
were involved in Stüdyo Drama Theatre Company,
Alchera Theatre Company and Tiyatro Adam. During
this period were you motivated by the attitude that “I’ll
act in whatever I want and I’ll earn money”?
Well, I did earn money from the theatre, but not when we first
started out. I was covering the set designs with the scholarship I
received from the Education Foundation of Turkey. I’d established
that theatre with Onur Bayraktar, may God rest his soul, and he
would use his pocket money from home to try and keep the theatre
aloft. We went backrupt. Then, after the Stüdyo Drama Company
there came the Alchera Theatre Company and my life reached
a crucial turning point thanks to Kerem Deren who taught me
a lot in terms of my attitude to acting. I count him as my third
teacher. Following that came the Tiyatro Adam period, which
my friends and I formed as İstanbul and Mimar Sinan University
Conservatory graduates under the supervision of Serdar Akın. We
performed three plays; afterwards my intensive television schedule
led me away from the theatre.
Müşfik Kenter’le usta çırak ilişkisinde çalıştık; Murat
Karasu’yla daha teknik, daha bilgi üzerinden bir
çalışma sürecim oldu ama onlardan öğrendiğim
şeyler daha ziyade insan olmaya ilişkin şeyler. Müşfik
Hoca bize sürekli “insan olun, insan olun” derdi.
29
Sarp Akkaya isminin daha geniş kitlelerce tanınması önce
Kurtlar Vadisi Pusu’daki Servet ardından da Ezel’deki
Tefo karakterleri ile gerçekleşti. Bu teklifleri kabul
ederken hem dizilerin hem de karakterlerin böyle bir
fenomene dönüşeceğini bekliyor muydunuz?
Ben tahmin edemedim, tahmin edilebilir bir şey mi o onu
da tam bilemiyorum. Orada siz ne kadar iyi ya da kötü
oynarsanız oynayın senaristin hikayesine hizmet ediyorsunuz
aslında. Onu gerçek kılmaya çalışıyorsunuz; dolayısıyla o
rolün büyümesi de kalemin ucunda, biraz yapımcının elinde.
Tabii ki sizin gösterdiğiniz perfomansında bunda bir etkisi
oluyor.
Ezel Türkiye’de seyircinin alışık olmadığı bir senaryoya
sahipti. Bu yüzden çok dikkat çekti. Fakat genelde işlerin
birbirini takip ettiğini görüyoruz. Bölge odaklı diziler,
dönem dizileri, uyarlamalar... Sizce sektör Ezel gibi farklı
işlere ne kadar açık?
Ezel de bütün bölümlerinde reyting rekorları kırmadı.
Ezel’den daha çok izlenen başka projeler de çıkmış olabilir
o dönemde ama ben onların içinde olmayı tercih etmezdim.
Eğer genellersek ben seyircinin değişik bir şeyden ziyade
anlaşılır bir şey izlemek istediğini düşünüyorum. Halk buna
hazır mı bilmiyorum ama bence zaten verilmesi gereken
bu. Halka hak ettiğini vermesi gerekenler hazır mı daha
önemli bir soru. Ezel gibi Suskunlar gibi işler, benim zaten
para kazandıran işlerim var bir de prestij çalışmam olsun
diyenlerin yaptığı işler. Ben de mümkün olduğunca o tip
işlerde yer almaya çalışıyorum. O yüzden reytinglere hiç
bakmam, bilmem de. Ben sadece içinde olmak istediğim
projelerde olmak istiyorum.
It’s thanks to the characters of Servet in ‘Kurtlar Vadisi
Pusu’, and then Tefo in ‘Ezel’ that Sarp Akkaya has
become a widely recognisable name. Did you know, when
you accepted those roles, that those shows and characters
would become so immensely popular?
I couldn’t foresee it, no, and I’m not even sure that that’s
something that can be predicted. You can act as well or badly as
you want, but in the end you’re a slave to the screenwriter’s story.
You try to bring it to life; so the development of that role rests on
the tip of their pen, and in the hands of the producers. Obviously
your performance has the ability to influence this as well.
Ezel’s plot was unlike anything the Turkish audience had
ever seen before, and so it drew a lot of interest. But it’s
clear that they’ve mostly returned to the standard formulas:
Region-based drama series, period dramas, adaptations...
How open do you think the sector is to deviations like Ezel?
It isn’t as though all of Ezel’s episodes broke ratings records.
Different shows with higher ratings may have been on at the
same time as Ezel, but I wouldn’t have wanted to be a part of
them. If we were to generalise, I think viewers want to see things
that they understand more than they want divergence.
I don’t know if viewers are ready but I think it’s what they need
to happen. A more important question is whether the people
responsible for giving the audience what they deserve, are ready
for a change. Shows like ‘Ezel’ or ‘Suskunlar’ are undertaken
by people whose main objective isn’t money, but prestige and
recognition. I try to be a part of projects like that as much as
possible. That’s why I’ve never checked the ratings. I only want
to work on projects that interest me.
30
Ezel’in ardından Suskunlar geldi. İki dizide de duygusal
derinliği yüksek roller de görüyoruz sizi. Bu konuda titiz
davrandığınızı söyleyebilir miyiz?
Ben senaristi seçiyorum. Yapım şirketi, senarist ve yönetmen
üçlüsü benim ilgimi çekiyorsa o işte zaten olmak istiyorum.
O işin nereye gideceğini bilmeme gerek yok, o işin nereye
gitmesi istendiği ortada.
Suskunlar, başladığı andan itibaren kendine has bir
seyirci kitlesi yakaladı. Seyircinin bu bağlılığını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bence sadece samimiyet. Diziyi çeken yönetmen samimiyse,
yazar samimiyse ve bize dair bir şeyleri bize dair bir
dille söylüyorsa seyirciye de samimi geliyor. Ben samimi
oynuyorsam seyircide de karşılık buluyor.
Son dönemde ayrıca El Yazısı ve Labirent filmlerinde rol
aldınız. Sinema filmlerinin devamı gelecek mi?
Ben ilk defa uzun bir süreçte böyle bir disiplin içinde
bulundum ve sinema filmi çekmek çok keyifliymiş bunu
gördüm. Keşke hep sinema filmi yapsam ve hayatımı öyle
kazansam. Ama ülkenin ve sektörün durumu ortada. Ancak
diziler yaz tatiline girince oyuncu bulunabilen ve film
çekilebilen bir ülke burası. 5-6 günde 90-110 dakikalık
diziler çekilmesi bekleniyor ki bu zaten insan üstü bir şey
ve dünyada bir örneği daha yok. Ne zaman ki o sistem bir
düzene girer o zaman sinema sektörü de kışın iş yapabilir
belki.
Televizyon işlerinin yanı sıra bir de kardeşleriniz Esra ve
Kaya Akkaya ile kurduğunuz AKKAdemi Tiyatro iki yılı
geride bıraktı. Bu projeyi hayata geçirmeye nasıl karar
verdiniz?
AKKAdemi aslında çıkış olarak Esra’yla Kaya’nın
projesiydi. Ben onlardan dinledim ve heyecanladım. Ben
heyecanlandıran şey de “Bir kurs, bir okul açalım; oradan
da oyuncu yetiştirelim” değildi. Bizim derdimiz oyunculuk
mesleğinin her türlü meslekle uyum içerisinde olabileceği
You followed up ‘Ezel’ with ‘Suskunlar’. In both shows
you’ve taken on roles with great emotional depth. Would
it be fair to say that that’s something you’re particular
about?
I choose the screenwriter. If the producers, screenwriter and
director interest me, then I already want to be involved in their
project. I don’t need to know where it’s going to go, it’s clear
where they want to take it.
Since it first came on the air, ‘Suskunlar’ has gathered a
devoted audience. How do you feel about the viewers’ level
of enthusiasm?
I think it all comes down to sincerity. If the director is sincere
during filming, if the screenwriter is sincere, and writes in a
language that the audience is familiar with, then it seems more
sincere to them. If my acting is sincere they the audience can
connect with me.
You recently starred in the films ‘El Yazısı’ and
‘Labirent’. Do you have any plans to continue making
films?
The truth is that it’d been a significant amount of time since
I’d been involved in a discipline like film, and discovered that
creating for the big screen is actually a very enjoyable experience.
If only I could devote all my time to films and earn a living that
way. But the future is uncertain for both the country and the
sector. Unfortunately in Turkey films can only be made during
the summer hiatus when actors finally have time. In television,
90-110 minute episodes are filmed in 5-6 days and this, already,
is an extraordinary achievement, the likes of which cannot be seen
anywhere else in the world. Maybe if that system can achieve some
normalcy, then films can start being made in the winter as well.
As well as your work in television, for the past two years
you’ve been a part of AKKAdemi Theatre, which you
created with your siblings, Esra and Kaya. What made
you decide to undertake this project?
AKKAdemi was initially Esra and Kaya’s project. I heard about
ve her türlü mesleğe faydalı olabileceğini anlatmak.
Oyunculuk eğitiminin kendini ifade etmede büyük kolaylık
sağlayacağını düşünmemiz üzerine kurs açalım dedik. Benim
en büyük korkum “Bir okulumuz olsun, buradan oyuncu
yetiştirelim” demek. Çünkü öyle bir şey yok. Oyuncu
yetiştirmek sorumluluk isteyen bir iş; hem öyle 20-30
kişilik sınıflarda olabilecek bir şey değil hem de siz oyuncu
yetiştiriyorsunuz ama ona bir iş imkanı yaratamıyorsunuz.
Türkiye’nin her tarafına konservatuvar açıyorlar ama iş
imkanı yok. AKKAdemi de, oyuncu yetiştiriyoruz iddiası ile
değil oyunculukla kendinizi ifade etmeyi denediniz mi sorusu
üzerine çıkmış bir oluşum.
Bir konservatuvar mezunu olarak tiyatro sizin için ne
ifade ediyor? İleride tekrar tiyatro projeleri olacak mı?
Yaza doğru düşünüyorum ama bu tempoda tiyatro yapmak
olanaksız. Dizi ne zaman ki belli bir sisteme oturur o zaman
tiyatro yapmak istiyorum. Çünkü tek bildiğim şey 3 senedir
tiyatro yapmıyorum bu beni üzüyor, beni mutsuz ediyor.
Türkiye’deki yoğun set koşullarından fırsat bulup arada
ufak seyahat kaçamaklarınız oluyor mu?
Yazın sezon tatil olduğu zaman ancak fırsatımız oluyor. Ben
İzmir’i çok seviyorum, Çeşme’yi çok seviyorum. Orada
dinlenebiliyorum. Bir de Ege’de bazı sessiz sakin koylar var;
orada kafa dinlemeyi seviyorum.
Peki Sarp Akkaya setten çıktığında nasıl bir adam olur,
neler yapar?
Setten çıktığımda aslında yorgunluktan bayılmış oluyorum.
Daha arabada uyumaya başlıyorum, eve gidince de devam
ediyorum. Onun dışında 10-12 kişilik bir arkadaş grubum
var. Bunların bir kısmı 4 yaşından beri arkadaşım ve hiçbiri
oyuncu değil. Onlarla vakit geçirmek beni çok dinlendiriyor.
Hiç vazgeçemeyeceğim kişiler onlar benim için. Eskiden bir
Kamil Abi’m vardı; sahilde Amatör Balıkçılar Derneği’nde
oraya giderdim. Sonra sağ olsun belediye yıktı orayı. Gayet
üzgünüz onu da söylemem gerek. Denize, suya bakmak
beni çok rahatlatıyor. Zaten başka da bir şey yapacak vaktim
kalmıyor.
it from them and was excited about their plans. What I found so
interesting about it wasn’t the idea that we’d open a course or school
and train actors, our aim was to convey the idea that acting, as a
profession, could co-exist harmoniously with other disciplines and be
useful for other professions. We decided to start this course because
of our collective belief that acting instruction can greatly assist selfexpression. My biggest fear was that we’d say “let’s have a school
and train actors”. Because that isn’t what this is. Training actors is
a job that requires a lot of responsibility; neither is it suitable in a
class of 20-30 people, nor can you create employment opportunities
for them after their training is complete. Conservatories are opening
all over Turkey but there are no job opportunities. AKKAdemi was
not founded on the idea that we would train actors, but on the
question of being able to express ourselves through acting.
As a conservatory graduate, what does theatre mean to you?
Do you see a return to theatre projects in your future?
I’ve been considering it for the summer but at this tempo it’s
unlikely. Whenever drama series manage to establish a consistent
system, then I want to do some theatre. All I know is that I haven’t
been involved in theatre in three years and I’m not happy about it.
With the intense conditions on set in Turkey, do you ever find
time for short getaways?
We only have time during the summer hiatus. I love İzmir and
Çeşme. I find it very easy to unwind there. There are also a number
of quiet coves in the Aegean where I enjoy relaxing.
What kind of man is Sarp Akkaya when he isn’t on set, what
does he like to do?
By the time I leave the set I tend to be completely exhausted. I fall
asleep in the car and just keep sleeping when I get home. Socially,
I have a group of 10-12 friends, some of which I’ve known since I
was 4 years old and aren’t actors themselves. I find it very restful
to spend time with them. They’re people I won’t ever turn my
back on. I used to have a friend, Kamil Abi, who I’d meet at the
seaside because we were both members of the Amateur Fishermen’s
Association. Then the council went and knocked it down. We’re all
rather upset about it. Looking out over the sea relaxes me immensely.
That’s it, really; I don’t have time to do anything else.
That’s why I find them insincere. But I have to make
an exception for Murat Karasu and Müşfik Kenter.
I worked with Müşfik Kenter in a master and apprentice
relationship; with Murat Karasu, my work was more
technical and knowledge-based, but I learnt a lot
about being a person from them. Müşfik Hoca would
constantly remind us to “be a person, be a person”.
31
DQ
32
YEMEK-FOOD
29-30 Eylül/September
Unutulmuş Lezzetler Haftası
Dedeman Otelleri önemli bir misyon üstlenerek unuttuğumuz lezzetleri
gün ışığına çıkarıyor. Daha önce denemediğiniz tatlar için tüm Dedeman
otelleri öğle ve akşam yemekleri için misafirlerini bekliyor olacak.
Week of Forgotten Flavors
Dedeman Hotels take on an important mission by unearthing the
flavors we’ve forgotten. Dedeman Hotels will be waiting for
you in lunch and dinner to experience the tastes you have never
tried before.
Fish Soup with Wheat (18th c.)
Fish soup with wheat is a painstaking recipe from the 1700s
that makes you spoil lots of plates. The seasoning, water and
ingredients of the soup are prepared and cooked separately.
Just as in almost all Ottoman recipes, vinegar, saffron and
eggs are used together in this soup, as well.
Curd Cheese Salad with Pistachios & Mastabe
& Circassian Fresh Bean Salad (15th-19th c.)
Buğdaylı Balık Çorbası (18.yy)
Buğdaylı balık çorbası 1700’lü yıllarda yapılan, çok emek
isteyen, bolca tabak kirlettiren bir tariftir. Bu çorbanın terbiyesi
ayrı, suyu ayrı, içindeki malzemeleri ayrı yerlerde hazırlanır ve
pişirilir. Osmanlı’nın hemen hemen tüm tariflerinde olduğu gibi
bunda da sirke, safran ve yumurta bir arada kullanılıyor.
Fıstıklı Lor Salatası & Mastabe & Fasulyeli
Çerkez Salatası (15-19.yy)
Osmanlı’daki aşırı salatalık tüketimine şaşıran Batılı seyyahlar,
annelerin acıkıp ağlayan çocukları susturmak için ellerine
salatalık tutuşturduklarını anlatırlar. Salatalıkla süslenen Fıstıklı
Lor Salatası bu yüzden menüde kendine yer buluyor. Diğer
bir meze türümüz olan Mastabe de 15. yüzyılda sultanların
sofrasından eksik olmazmış. Fatih döneminin muhasebe
defterlerinde gün aşırı olarak Mastabe-i Hassa için yoğurt
ve pazı alımları kayıtlıdır. Diğeri ise tarihte Fasulyeli Çerkez
Salatası diye geçen fasulye salatamız. Günümüzdeki Çerkez
salatasından çok farklı olan bu mezeyi ister fındıkla isterseniz
cevizle hazırlayabilirsiniz. Biz sizler için fındığı tercih ettik.
Mahmudiyye (15-16.yy)
Kestaneli bulgur pilavı, 1473 yıllarına ait muhasebe kayıtlarına
göre Has mutfakta pişen pilavların başında geliyormuş. Bu
yüzden 15 ve 16. yüzyıllarda çok revaçta olan kuru meyveli ve
ballı bir tarif olan Mahmudiyye orijinal tarif olan arpa şehriyeli
yapmak yerine kestaneli bulgur pilavı ile servis ediliyor.
Terkib-i Çeşidiyye (15.yy)
Şirvani’nin tarifleri arasından alınan bu enfes yemek hem bol
meyveli olması hem de misk kullanılması ile diğer tariflerden
ayrılıyor. Fakat günümüzde bu yemekte misk yerine gül suyu
kullanılıyor.
Helva-i Hakani (15-19.yy)
1700’lü yılların ortalarında yapılan bu helvanın en büyük özelliği
kaymak kullanılmasıdır. Bu yüzden Helvaların Hakanı ya da
hakanlara layık helva adını almıştır. Diğer helvaları aksine burada
üç çeşit un kullanılmıştır; normal un, pirinç unu ve buğday
nişastası.
Kaymaklı Kayısı Tatlısı (19.yy)
Kaymak, 19. yüzyılda Osmanlıların çok severek tükettikleri süt
ürünlerindendi. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde İstanbul’da
40 tane kaymakçı dükkanı olduğunu ve en ünlü kaymağın
Üsküdar’ın Beyaz Taze Kaymağı olduğunu yazmıştır. Kaymaklı
kayısı tatlısı da o dönemlerin vazgeçilmezlerindendir.
Western travelers who were surprised by the Ottomans’
excessive cucumber consumption tell stories about mothers
who give their hungry, crying kids cucumbers to quiet them
down. This is why the curd cheese salad with pistachios,
topped with cucumbers, finds itself a place in the menu. One
of other mezes, Mastabe, was a staple on sultans’ tables in
the 15th century. Accounting notebooks that date back to the
Fatih era record daily purchases of yogurt and Swiss chard
for Mastabe-i Hassa. Another flavor is the bean salad that’s
known in history as the Circassian Salad with Beans. This
meze is very different from the current Circassian salad, and
you can prepare it either with hazelnuts or walnuts. We’ve
preferred the hazelnuts for you.
Mahmudiyye (15th-16th c.)
According to accounting records from 1473, cracked wheat
and chestnut pilaf was one of the most frequently cooked
rice recipes in the Has kitchen. That’s why the Mahmudiyye,
a very popular recipe from the 15th and 16th century that
includes dried fruits and honey, is served with cracked wheat
and chestnut pilaf instead of the original recipe, which calls
for orzo rice.
Terkib-i Çeşidiyye (15th c.)
Gathered from among Şirvani’s recipes, this delicious meal
is unique in that it uses lots of fruits as well as a fragrant
ingredient called misk. Today, the dish is made with rose
water instead of misk.
Helva-i Hakani (15th-19th c.)
The most significant characteristic of this helva made in
the mid-1700s is that it uses clotted cream. That’s why it’s
known as the Ruler of Helvas or the helva that’s worthy of
rulers. Unlike other helvas, this one uses three kinds of flour:
regular flour, rice flour and wheat starch.
Apricot Dessert with Clotted Cream (19th c.)
Clotted cream was a dairy product that Ottomans consumed
fondly in the 19th century. In his book of travels called
‘Seyahatname’, Evliya Çelebi wrote that there were 40 clotted
cream shops in Istanbul and that the most famous one was
the fresh white clotted cream from Üsküdar. Apricot dessert
with clotted cream was another essential flavor of the time.
33
34
Buğdaylı Balık Çorbası
(6 kişilik)
Fish Soup with Wheat
(serves 6)
Malzemeler: 200 gr. buğday, 1.5 kg. Levrek, 300 gr. soğan, 1
demet maydanoz, 1 demet nane, 90 gr. tereyağ, 60 mlt. sirke, 50
gr. buğday nişastası, 3 adet yumurta, 200 gr. limon, 2 gr. safran,
10 gr. tuz
Ingredients: 200 gr. wheat, 1.5 kg. sea bass, 300 gr. onion,
1 bunch parsley, 1 bunch mint, 90 gr. butter, 60 ml. vinegar,
50 gr. wheat starch, 3 eggs, 200 gr. lemon, 2 gr. saffron,
10 gr. salt
Yapılışı: Bir gün önceden buğday ıslatılır. Ayrı bir kapta safran ve
sirke 3 saat dinlendirilir. Buğday 5 bardak su ile kaynatılıp piştikten
sonra süzülür. Balıklar temizleyip tuzlanır. Soğanlar kalın halka
şeklinde doğranır. Maydanoz ve nane kabaca doğranır. Tencerede
tereyağı eritilir. Soğanlar kavurulup sonra nane ve maydanoz
eklenip kavurulur. Altı bardak su ve iki fincan sirke ilave edilip
kaynatılır. Hazırlanan bu su başka bir tencereye süzülür ve balıklar
kısık ateşte kaynatılır. Balıklar çıkartılıp etleri ayırılır. Balık suyu
yeniden süzülüp temiz bir tencereye konur. Kaynamaya başlayınca
buğdaylar ilave edilir. Bir iki taşım kaynadıktan sonra sonra kısık
ateşe alınır. Ayrı bir kasede yumurta sarıları iki limonun suyuyla
çırpılır. 2 kaşık nişasta eklenir. Biraz çorba ile inceltilip, safranlı sirke
de ilave edilipp karıştırıldıktan sonra azar azar çorbaya yedirilir.
Yoğunlaşmaya başlayınca tuzu ilave edilir. Balık parçaları servis
tabağına koyulup üzerine çorba ilave edilir. İnce kıyım maydanoz ile
servis edilir.
Directions: Soak the barley one day in advance. Rest the
saffron and vinegar in a separate container for 3 hours. Bring the
wheat to a boil in 5 glasses of water and drain when cooked.
Clean and salt the fish. Cut the onions in rings. Roughly chop
the parsley and mint. Melt the butter in a pan. Roast the onions,
then add the mint and parsley and continue to roast. Add 6
glasses of water and 2 cups of onion. Drain the juice you’ve
prepared in a larger pan and boil the fish over low heat. Remove
the fish and separate the boneless meat. Re-drain the fish juice
into a clean pan. Once it begins to boil, add the wheat. Bring to
a boil twice, and then turn down the heat to low. In a separate
bowl, whisk the egg yolks with the juice of two lemons. Add
2 spoons starch. Thin with some soup, then add the saffronvinegar mix and stir. Slowly incorporate into the soup. When the
soup begins to thicken, add salt. Place the fish on a serving
platter and add soup. Serve with thinly chopped parsley.
35
Meze Kombinasyonu
(4 kişilik)
Meze Platter
(serves 4)
Malzemeler: Fasulyeli Çerkez Salatası 300 gr. taze fasulye,
1 dal taze kekik, 150 gram fındık içi, 3 dilim bayat ekmek,
4 diş sarmısak, 40 mlt. zeytinyağı, 20 mlt. sirke, 5 gr. tuz,
5 gr. karabiber, Fıstıklı Lor Salatası 800 gr. salatalık,
100 gr. soğan, 90 gr. limon, 30 mlt. zeytinyağı, 40 gr. antep
fıstığı, 200 gr. lor peyniri, 3 gr. tuz Mastabe 1 demet pazı, 300
gr. süzme yoğurt, 3 diş sarmısak, 5 gr. çörek otu,
30 mlt. zeytinyağı, 5 gr. tuz
Ingredients: Circassian Fresh Bean Salad 300 gr. fresh beans,
1 sprig fresh thyme, 150 gr. hazelnut kernels, 3 slices stale bread,
4 cloves garlic, 40 ml. olive oil, 20 ml. vinegar, 5 gr. salt, 5 gr. black
pepper Curd Cheese Salad with Pistachios 800 gr. cucumbers,
100 gr. onion, 90 gr. lemon, 30 ml. olive oil, 40 gr. pistachios, 200
gr. curd cheese, 3 gr. salt Mastabe 1 bunch Swiss chard, 300 gr.
strained yoghurt, 3 cloves garlic, 5 gr. black cumin, 30 ml. olive oil,
5 gr. salt
Yapılışı: Fasulyeli Çerkez Salatası: Fasulye temizlenip
haşlanır. Ekmek içi, fındık içi, sarmısak ve zeytinyağı ile tarator
yapılır. Sonra yavaş yavaş sirke yedirilip macun kıvamına getirilir.
Haşlanmış fasulyeler doğranıp tarator ile karıştırılır.
Fıstıklı Lor Salatası: Salatalık ve soğan mikserde çekilir. Suyu
sıkılarak süzülür. Tuz, limon ve zeytinyağı ile tadlandırılır. Lor
ilave edilip macun kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Sonra
fıstıklar ilave edilip servis edilir.
Mastabe: Pazının sapları ve yaprakları ayrı ayrı haşlanır. Sonra
kalın saplar hariç hepsi ince doğranır. Suyu sıkılıp süzme yoğurt
ile karıştırılır. Sarmısak ezilip içine atılır. Tuzla tatlandırılıp üzerine
çörek otu serpilerek servis edilir.
Directions: Circassian Fresh Bean Salad: Clean and boil the
beans. Make the tarrator sauce with bread crumbs, hazelnut
kernels, garlic and olive oil. Slowly add the vinegar until it reaches
the consistency of paste. Chop the boiled beans and add to tarrator
sauce.
Curd Cheese Salad with Pistachios: Blend cucumbers and
onions in a mixer. Squeeze and drain the water. Flavor with salt,
lemon and olive oil. Add curd cheese and blend until it reaches the
consistency of paste. Add pistachios and serve.
Mastabe: Boil the stems and leaves of the Swiss chard separately.
Thinly chop everything except the thick stems. Squeeze the water
out and mix with strained yoghurt. Crush garlics and mix. Flavor
with salt, then sprinkle with black cumin and serve.
36
Mahmudiyye
(6 kişilik)
Mahmudiyye
(serves 6)
Malzemeler: Kestaneli Bulgur Pilavı 300 gr. kalın bulgur,
200 gr. kestane, 200 gr. soğan, 60 gr. tereyağ,
30 gr. kuru üzüm, 10 gr. kimyon, 10 gr. yenibahar,
1 demet dereotu, 10 gr. tuz
Mahmudiyye 1.5 kg. bütün tavuk, 30 gr. bal, 300 gr. kuru
kayısı, 200 gr. kuru üzüm, 150 gr. badem, 30 gr. tereyağ,
10 gr. tuz
Ingredients: Cracked Wheat and Chestnut Pilaf 300 gr.
thick cracked wheat, 200 gr. chestnuts, 200 gr. onion, 60 gr.
butter, 30 gr. raisins, 10 gr. cumin, 10 gr. allspice, 1 bunch dill,
10 gr. salt
Mahmudiyye 1.5 kg. whole chicken, 30 gr. honey, 300 gr.
dried apricots, 200 gr. raisins, 150 gr. almonds, 30 gr. butter,
10 gr. salt
Yapılışı: Tavuk tuzlanıp haşlanır. Badem ılık suda bekletilip
kabukları soyulur. Kuru kayısı ve üzüm ılık suda bekletilir.
Tavuğun lop etleri ve suyu ayrılır. Ayrı bir tencerede haşlanan
tavuk etleri tereyağında bir iki dakika çevirilip kuru üzüm, kuru
kayısı, bal ve badem ilave edilir. Bir müddet soteledikten sonra
yeteri kadar tavuk suyu konulup bir taşım kaynatıldıktan sonra
dinlenmeye alınır. Kestaneli bulgur pilavı ile servis edilir.
Directions: Salt and boil the chicken. Rest the almonds in
lukewarm water and remove the skin. Rest dried apricots and
raisins in lukewarm water. Separate the boneless chicken from
the water. Boil the chicken in a separate pot for two minutes,
and then add raisins, dried apricots, honey and almonds.
Sautee briefly, then add the chicken juice and bring to a boil.
Rest and serve with the cracked wheat and chestnut pilaf.
Terkib-i Çeşidiyye
(4 kişilik)
Terkib-i Çeşidiyye
(serves 4)
Malzemeler: Dane-i Saru
200 gr. pirinç, 60 gr. tereyağ, 200 gr. badem, 2 gr. safran,
20 mlt. gülsuyu, 30 gr. bal, 10 gr. tuz
Terkib-i Çeşidiyye 500 gr. kuzu but, 150 gr. kuzu kıyması,
150 gr. kuru kayısı, 150 gr. kuru erik, 150 gr. badem, 300 gr.
elma, 50 gr. nar ekşisi, 20 gr. bal, 10 gr. nişasta, 30 mlt. gül
suyu, 10 gr. tuz
Ingredients: Dane-i Saru 200 gr. rice, 60 gr. butter,
200 gr. almonds, 2 gr. saffron, 20 ml. rose water, 30 gr. honey,
10 gr. salt
Yapılışı: Dane-i Saru Safran gül suyunun içinde 2 saat
dinlendirilir. Bademin kabukları soyulur. Pirinçler yıkanıp
süzüldükten sonra bir tencerede tereyağı ile kavrulur. Sonra
badem ilave edilir. Tuz atıldıktan sonra safranlı gül suyu
süzülerek pirince ilave edilir. Yeteri kadar su çekilip kısık ateşte
5 dk bekletilir ve sonra dinlendirilmeye alınır.
Terkib-i Çeşidiyye Bir bardak ılık su, bal ve nar ekşisi
eriyinceye kadar iyice karıştırılır. Kuşbaşı doğranmış kuzu eti
kısık ateşte pişirilir. Kavrulan etlere hazırlanan ballı karışım ve tuz
ilave edilir. Çok kısık ateşte kapağı kapalı şekilde 45 dk pişirilir.
Su azalınca biraz daha su ilave edilebilir. Ayrı bir yerde kıymaya
tuz atıp yoğurulur ve küçük köfteler hazırlanır. Tencerede pişen
et yumuşayınca köfteyi, kabukları soyulmuş bademi, kayısı
ve erik ilave edilir. Tuzu kontrol edilip kısık ateşte 20 dk daha
kaynatılır. Kayısılar yumuşayınca elmaları soyulup yarım ay
şeklinde doğranır ve yemeğin üzerine döşenir. Tüm malzemeler
piştikten sonra yemeğin suyunu nişasta ve gül suyu karışımı ile
koyulaştırılır.
Terkib-i Çeşidiyye 500 gr. lamb rump, 150 gr. minced lamb
meat, 150 gr. dried apricots, 150 gr. prunes, 150 gr. almonds,
300 gr. apple, 50 gr. sour pomegranate sauce, 20 gr. honey, 10 gr.
starch, 30 ml. rose water, 10 gr. salt
Directions: Dane-i Saru Rest the saffron in rose water for 2
hours. Remove the almonds’ skin. Wash and drain rice, then roast
in a pan with butter. Add almonds. Mix in salt, drain saffron-rose
water and add to rice. Once it soaks the water, keep on low heat
for 5 minutes, then rest.
Terkib-i Çeşidiyye; Mix honey and sour pomegranate sauce in a
glass of lukewarm milk until thoroughly blended. Roast the lamb
meat, diced in small chunks, over low heat. Add the honey mixture
and salt to roasted meat. Cook covered for 45 minutes on very low
heat. You may add more water once the water gets soaked up.
In a separate container, knead the minced meat with salt to form
small rounds. Once the meat in the pot softens, add the rounds,
de-skinned almonds, apricots and prunes. Check the salt level and
cook for 20 more minutes over low heat. Once the apricots soften,
de-skin the apples, slicing them in half-moon shapes, and place on
top of the food. Once all of the ingredients are cooked, thicken the
juice with starch and the rose water mixture.
37
38
Helva-i Hakani
(6 Kişilik)
Helva-i Hakani
(serves 6)
Malzemeler: 75 gr. un, 50 gr. buğday nişastası, 60 gr. pirinç
unu, 300 mlt. süt, 125 gr. tereyağ, 300 gr. bal, 125 gr. badem
içi, 150 gr. kaymak
Ingredients: 75 gr. flour, 50 gr. wheat starch, 60 gr. rice flour,
300 ml. milk, 125 gr. butter, 300 gr. honey, 125 gr. almond kernels,
150 gr. clotted cream
Yapılışı: Kabukları soyulduktan sonra bir kaç badem süsleme
için ayırılıp kalanı havanda dövülür. Üç çeşit un bir kapta
karıştırılır. Ayrı bir yerde süt kaynatılıp içine bal eklenir ve
sıcak tutulur. Tencerede yağ eritilip, ateş söndürülür, yağ biraz
soğuyunca un ilave edilir. Ateş tekrar açılır ve un tahta kaşıkla
karıştırılarak kavurulur. Bademler ilave edilip kısık ateşte rengi
değişene kadar kavurulur. Sonra ateş iyice kısılıp sıcak süt ve
bal karışımı ilave edilir. Tahta kaşıkla iyice karıştırılır. Tencerenin
ağzına bez örtülür ve kapağı kapatılıp 20 dk dinlenmeye
bırakılır. Kaymak küçük parçalara bölünür ve helva henüz
ılıkken üzerine atılır. Sonra karıştırılıp tercihe göre gül suyu
veya tarçınla servis edilir.
Directions: De-skin the almonds, setting aside a handful for
decoration and beating the rest with a mortar and pestle. Blend all
three types of flour in a container. In a separate saucer, boil the milk
and add honey, keeping them over heat. Melt butter in a pan, then
turn off the heat and add flour once the butter cools down. Turn the
heat back on and roast the butter, stirring with a wooden spoon.
Add the almonds and cook over low heat until they change color.
Turn down the heat to low, then add the hot milk and honey mixture.
Blend with a wooden spoon. Lay a piece of cloth over the pan,
cover, and then rest for 20 minutes. Separate the clotted cream into
small pieces and place on top of the helva while still warm. Stir and
add rose water or cinnamon based on preference. Serve.
39
Kaymaklı Kayısı
Tatlısı
(6 Kişilik)
Apricot Dessert with
Clotted Cream
(serves 6)
Malzemeler: 250 gr. kayısı marmeladı, 400 gr. kaymak, 50
gr. yumurta akı, 200 gr. şam fıstığı
Ingredients: 250 gr. apricot marmalade, 400 gr. clotted cream,
50 gr. egg whites, 200 gr. pistachios
Yapılışı: Kaymağın yarısı bir tepsiye döşenir. Üzerine kayısı
marmeladı yayılır. Şamfıstığı serpiştirilir. En üste kalan
kaymağın yarısı döşenir. Dört yumurta akı çok az tuz ile kar
oluncaya kadar çırpılır ve kaymağın üzerini kaplayacak şekilde
yayılır. Sonra pürmüz ile üzeri yakılır. Soğuduktan sonra
üzerine fıstık dökerek servis edilir.
Directions: Spread half of the clotted cream in a server, then
spread the apricot marmalade over it and sprinkle pistachios.
Spread the other half of the clotted cream on top. Whisk the egg
whites from four eggs with very little salt, then spread to cover
the clotted cream. Burn with a blowtorch. When cooled, top with
pistachios and serve.
DQ
40
RÖPORTAJ-INTERVIEW
Şeytan Oyuncağı
Elif Güner Geveli ilk kitabı Şeytan Oyuncağı’nı anlatıyor.
41
RÖPORTAJ-INTERVIEW NEVRA YARAÇ MEKAN-PLACE DEDEMAN İSTANBUL ROOF BAR
Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
1969, İstanbul doğumluyum. Beş yıl öncesine dayanan bir yazarlık hayatım var. Bu işe
yemek ve gurme yazarlığıyla başladım ama yazdığım dergilerde tarifleri hep bir kurguyla
verdim. Hiçbir zaman yemek isimleri ve ölçülerle bitmedi iş. Yarattığım hikâyeleri
sonunda bir tarife bağladım. Bu çok sevildi. Onur Air ile bir çalışmam oldu, dört yıl Sofra
dergisi için yazdım. Kurgu ile yazmaya Varan grubu ile çalışırken başlamıştım.
Kurgudan kastınız nedir?
Olmamış şeyleri kurgulamak. Örneğin “Lizbon’a gittiğim zaman orada bir balık gördük,
hemen arkasından da şöyle bir yemek yaptık” diye verirdim tarifleri. Geri dönüşlerden
bunun çok keyifli olduğunu anladık. Daha sonra aylık Maison Française, Arena ve bazı
dekorasyon dergilerine dekoratif yemekler adı altında yazılar yazdım. Bir süre profesyonel
olarak, bazı büyük markaların yurt dışı katalogları için “food styling” yaptım. Yani yazarlık
işine keyifli tarafından başladım.
Devil Toy
Elif Güner Geveli talks about her first book Şeytan Oyuncağı.
Could we get to know you a little?
I was born in Istanbul in 1969. My writing career dates back five years. I started this
profession as a food and gourmet writer, but in the magazines where I wrote, I always gave
the recipes with a setup. It was never just about the names of the foods and measurements. I
created stories and then tied them into a recipe. This was greatly appreciated. I worked with
Onur Air, and I wrote for Sofra magazine for four years. I started writing fiction when I was
working with Varan Group.
What do you mean by fiction?
To establish things that haven’t happened. For instance, I used to give recipes by saying things
like, “When I went to Lisbon we saw a fish there, and right afterwards we cooked a meal like
this.” We understood from feedback that this was very enjoyable. I later wrote for monthly
magazines like Maison Française, Arena and other decoration magazines under the name
decorative foods. For a while, I did professional food styling professionally for the international
catalogs of big brands. So, I started the writing profession in an enjoyable way.
Yemek yapmayı da seviyorsunuz herhalde…
Çok severim ama ağır sofraları sevmem. Daha çok sürprizli
sofraları severim. Kendim de öyle yapıyorum zaten. Sofra
dergisi için Vodafone ile bir proje yapmıştık. Türkiye’de ilk
internet üzerinden görüntülü yemek tariflerini ben yaptım.
30 gün 30 menü adı altında. Günde altı menü çekiyorduk.
Bir de televizyon programları vardı. Biraz yoruldum,
yemekten sıkılmadım ama yapmaktan sıkıldım açıkçası.
42
Yazarlıktan önce neler yapıyordunuz?
16 yıl işletme müdürlüğü yaptım. Klasik Otomobil
Kulübü’nün ilk üyelerindenim. Hayatımda hep otomobilcilik
oldu. Hatta 10-15 yıl önceki ilk dergi röportajlarımda
“Türkiye’de ilk otomobil toplayan kadın” olarak anıldım.
Son yaptığım iş de Klasik Otomobil Müzesi’nin işletme
müdürlüğüydü. Ama kitap hep kafamda vardı. Herkes
benden yemek kitabı beklerken, roman yazarak büyük bir
sürpriz yaptım.
You probably like cooking too...
I love it, but I don’t like serious dinner tables. I prefer those
with a surprise. That’s what I do anyway. We did a project
with Vodafone for Sofra magazine. I was the first person in
Turkey to do video recipes via the Internet. It was called
30 menus for 30 days. We shot six menus a day. There were
also television programs. I got a little tired, and I was bored
not by eating but by cooking, to tell you the truth.
What did you do before you became a writer?
I was an operating manager for 16 years. I’m one of the first
members of the Classic Automobile Club. Motoring has always
been in my life. In fact, in my first magazine interviews
10-15 years ago, I was named “Turkey’s first woman to collect
automobiles.” The last position I held was as the operating
manager for the Classic Automobile Museum. But books were
always on my mind. I surprised everyone by writing a novel
when people were expecting a cookbook from me.
We know that you wrote your novel based on a story in a
newspaper. What was this story?
In 2008, when I was flipping through the newspapers
one morning, I saw a story on the corner of page three. It
was about an atrocity that took place in Adana. The word
Facebook really got my attention. It was a much more
heartbreaking version of my story. Istanbul, Ankara, Izmir,
Bursa are all fine, but I was really affected by the fact that
a woman used Facebook to find her old lover in a place like
Adana. But in the end, the woman’s husband murdered her. I
started writing my book with a pen, not a computer. We were
on a blue cruise when I wrote the first lines. The setup was
perfect, but I didn’t have the material. I needed to feed my
characters. I used that trip, and I associated my close friends
with the characters in the book. I actually started very fast
but I have two kids; I had to take breaks for reasons like their
school and exams. When I finalized it, I understood that I
did the right thing. Even though many movies like this were
filmed, not many books had been written at the time.
İnsanların kendi kişiliklerini saklayabilecekleri
büyük bir sahne oldu internet. Herkes hayal
ettiği kişiliklere bürünüyor.
Romanınızı bir gazete haberinden yola çıkarak
yazdığınızı biliyoruz. Neydi bu haber?
2008 yılında bir sabah gazeteleri karıştırıken üçüncü
sayfanın kenarında bir haber gördüm. Adana’da yaşanan
bir vahşetle ilgiliydi. Facebook kelimesi çok dikkatimi
çekti. Benim yazdığım hikâyenin çok daha iç acıtan bir
versiyonuydu. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa tamam da
Adana gibi bir yerde, bir kadının eski sevgilisini bulmak
için Facebook kullanması beni çok etkiledi. Ama sonunda
kocası kadını öldürdü. Kitabımı yazmaya kalemle başladım,
bilgisayarla değil. İlk satırları yazdığım sırada bir mavi
yolculuktaydık. Kurgu çok güzel oturdu ama malzemem
yoktu. Karakterlerimi doyurmam gerekiyordu. O seyahati
kullandım, yakın dostlarımı kitaptaki karakterlerle
bağdaştırdım. Aslında çok hızlı başladım ama iki çocuğum
var; okulları, sınavları derken aralar verdim. Finali
koyduğumda doğru bir şey yaptığımı anladım. Buna benzer
çok film çekilse de çok kitap yazılmamıştı o sıralarda.
Karakterlerden kısaca bahsedebilir misiniz?
İki ana karakter var. Geçmişini sorgulayan bir kadın büyük
gelgitler yaşayarak sonunda Facebook sayesinde aşık olduğu
Ziya’ya ulaşıyor. Aradan 20 sene geçmiş, ikisi de çok güçlü
noktalara gelmişler. Adam modern yaşantısına rağmen bir
aşiret reisi. Kadın bir medya imparatorluğunda. Bir başka
etkin karakterse, kendime en yakın bulduğum Damla. Her
zaman dinlemeyi bilen, çözümler üreten, inanılmaz fedâkar
ve çok dengeleyici bir karakter. Bir de ana kadın karakterin
bir eşi var. Çok fazla ortaya çıkmasa da, kadının eski
sevgilisini bulmak istemesinde onun da etkisi var. Yani bu
biraz Adana’daki facianın büyükşehir versiyonu.
Could you tell us briefly about the characters?
There are two main characters. A woman who’s
questioning her past experiences has many ups and
downs, and in the end she contacts Ziya, whom she
loves, thanks to Facebook. It’s been 20 years and both
of them have reached very important positions. Despite
his very modern lifestyle, the man is the head of a clan.
The woman is in a media empire. Another influential
character is Damla, who’s closest to me. She’s a very
balancing character that always knows how to listen,
comes up with solutions and is incredibly self-sacrificing.
There’s also the husband of the main female character.
Even though he’s not always on the foreground, he plays
a part in the woman’s attempt to find her old lover. So,
this is a little bit like the metropolitan version of the
atrocity in Adana.
Do you think that the Internet’s taken on a
dangerous form?
Yes. To me, technology is moving at a very frightening
speed. The age has come where people are turning into
androids. You can’t go anywhere without a phone.
Communication is done with buttons. Even if you’re
really angry at each other, you send messages instead of
fighting in person. This tears people apart and makes
them introverted. You can’t fight the way you want to,
and people avoid eye contact. This is very dangerous.
People display different identities than who they are
on the Internet...
The Internet has become a big stage where people can
43
The Internet has become a big stage where
people can hide their own identities. Everyone
takes on the identity in his fantasies.
44
İnternet tehlikeli bir hale mi geldi sizce?
Evet. Bana göre teknoloji çok korkunç bir hızla
ilerliyor. İnsanların android moduna girme çağı başladı.
Telefonsuz bir yere çıkılamıyor. İletişim tuşlara döndü.
Birine çok kızdığında bile karşı karşıya didişmek yerine
mesaj atıyorsunuz. Bu insanları birbirinden koparıyor,
içe kapatıyor. Ağız tadıyla kavga edilemiyor, göz göze
gelmekten kaçınıyor insanlar. Bu çok tehlikeli.
İnsanlar olduklarından farklı kimlikler sergiliyor internet
ortamında…
İnsanların kendi kişiliklerini saklayabilecekleri büyük
bir sahne oldu internet. Herkes hayal ettiği kişiliklere
bürünüyor. Ta ki karşı karşıya gelene kadar. O zaman da işte
depresyonlar başlıyor. Çalışma sisteminiz var mıdır?
Aynı filmlerdeki gibi oluyormuş. Herkes yattıktan sonra,
gece sakinliğinde çok hafif bir müzikle açtığım zaman
makineyi çok iyi ilerliyordum. Gece telefonunuz çalmıyor,
kapınız çalmıyor. Ama saat beşte yatıp altıda çocukları okula
göndermek için kalkınca, bu da aksıyor tabii. Aslında bu işin
bir şablonu yok.
Okurlarınızdan nasıl tepkiler aldınız?
Kitap tam bir şezlong kitabı, çok eğlenceli oldu. Çabuk
okunan bir kitap. Kitapta zenginlik var. İnsanların hayallerini
besliyor. Fakir kız - zengin çocuk aşkı bana göre miyadını
doldurdu. Kitaptaki hikâye teknelerde, New York’ta,
İstanbul’da geçiyor. Benim hedefim oydu, hedefime ulaştım.
Pozitif geri dönüşler aldım. Okuyanlar kitabı çok çabuk
bitirdikleni, hikâyeyle birlikte New York’a da gitmiş gibi,
İstanbul’da Lacivert’te balık yemiş gibi olduklarını söyledi.
Karaketerleri çok yakınımda olanlardan beslediğim için
ailemden ilginç tepkiler de geldi. Ana kahramanın eşini
kendi eşim zannedenler de oldu. Karakterleri çok analiz
ettiğime dair bir eleştiri aldım. Kitabı “tek bir gözyaşı
damlasıyla bitirdim” ya da “siz benim hayat hikayemi mi
biliyordunuz” diye yorumlar geldi. Kitapla birlikte ben de
konuşmaktan ziyade yazarak daha iyi anlattığımı anladım. Kitabı üslup açısından nereye koyuyorsunuz?
Üslup çok eğlenceli. Çok devrik cümle kullanan bir yazar
hide their own identities. Everyone takes on the identity
in his fantasies. Until people come face to face. That’s
when depression sets in.
Do you have a working system?
Turns out it’s just like it is in the movies. I got very
far when I turned on the machine after everybody
went to sleep, in the calm of the night with some very
light music. At night your phone doesn’t go off, your
doorbell doesn’t ring. But when you go to sleep at five
and wake up at six to send the kids off to school, that
gets hindered too of course. Really, there’s no template
for this.
How have your readers’ reactions been?
The book is a perfect sun bed book, it turned out really
fun. It’s a fast read. There’s wealth in the book. It
feeds people’s fantasies. I think the poor girl-rich boy
love story has had its turn. The story in the book takes
place in boats, in New York, in Istanbul. That was
my goal and I reached it. I received positive feedback.
People who read the book said they finished it very
quickly and felt as if they had been to New York or had
fish at Lacivert in Istanbul. Since I fed the characters
from people who were closest to me, I received very
interesting reactions from my family. There were
people who thought the main character’s husband
was my husband. I received criticism for analyzing
the characters too much. There were comments like “I
finished the book with a single teardrop” or “do you
know my life story?” Thanks to this book, I understood
that I expressed myself better through writing than
through words.
In terms of style, where do you place the book?
The style is very entertaining. I saw that I’m a writer
who uses many inverted sentences, but my editor
restrained me. It flows well. People who read it said
they didn’t have to go back to the previous pages
wondering, “Who is this?” It’s very funny. It makes
people laugh because I wrote it in a conversational
tone. That’s also the reason why people don’t get bored
when reading it. We wrote the sections in New York
45
olduğumu gördüm ama editörüm beni frenledi. Çok akıcı.
Okuyanlar “bu kimdi” diyerek önceki sayfalara gitme gereği
duymadıklarını söyledi. Çok komik. Konuşma diliyle
yazdığımdan güldürüyür. Sıkılmadan okunmasının sebebi
de bu. New York’taki bölümleri İngilizce yazdık, altına
Türkçelerini yazdım örneğin…
Etkilendiğiniz edebiyatçılar kimler?
Etkilendiğim tek yazar Nermin Bezmen’dir. Aile
dostumuzdur zaten. Kitabımın ham kopyasını da ona
okutmuştum. Jean-Christophe Grangé’ye bayılırım.
Stephen King çok okurum. Türk yazarlardan da Osman
Aysu’yu severim. Tess Gerritsen benim tarzıma hitap
ediyor. Sevmediğim bir kitabı okumam, bırakırım. Felsefi,
sosyal içerikli kitaplar çok sevmem. Ama son kitabına kadar
okuduğum Mehmet Eroğlu vardır. Bilmediğim bir dönemi
onun sayesinde öğrendim. Kendi kitabımı edebi anlamda
değerlendirmek benim için daha çok erken. İkinci kitaptan
sonra kendi tarzım oluşacak diyebilirim. Bu şezlong kitabını
yaza denk getirdik. İkinci kitap başucu kitabı olacak. Gelelim yeni kitaba…
İlki bittikten hemen sonra bunu yazmaya karar verdim.
İkinci kitap kriminolojik. Yazmaya başlamadan önce
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün internette yer alan bütün
adli tıp kayıtlarını okudum. Bu kitapta yine zenginlik var
ama bu kez New York yerine Moskova var, Rus mafyası
var. Aşk yine var. Kurgu tamam, karakterlerimi oturttum,
Moskova’ya gideceğim. Daha kalın ve hareketli olacak.
Araştırmayı tam yapmadan yazmamak lazım. Kitap sahile
vurmuş bir kadın cesediyle başlıyor… in English, for example, and I wrote the Turkish
underneath...
Which writers inspire you?
The only writer who inspires me is Nermin Bezmen.
She’s a family friend anyway. I had her read the
rough draft of my book. I love Jean-Christophe
Grangé. I read a lot of Stephen King. From Turkish
writers, I like Osman Aysu. Tess Gerritsen appeals
to my style. If I don’t like a book, I don’t read it; I
leave it. I don’t really like philosophical books with
social material. But I’ve read every last book by
Mehmet Eroğlu. I learned about a period that I didn’t
know thanks to him. It’s too early for me to evaluate
my book in some sense. I could say that my own style
will form after the second book. We had this sun bed
book coincide with summer. The second book will be a
bedside book.
Let’s talk about the new book …
I decided to write this right after the first one was
finished. The second book is criminological. Before
I started writing it, I read all of the forensics files
on the website of the Istanbul Police Headquarters.
This book also features wealth, but instead of New
York, now there’s Moscow and the Russian mafia.
There’s still love. The setup is complete, I’ve settled
my characters, and I’ll be going to Moscow. It’ll be
thicker and more action-packed. You shouldn’t write
without doing full research first. The book starts out
with the body of a woman washed up on the shore...
DQ
46
KENT-CITY
Sonsuz Aşkın Şehri
Konya
the City of
Eternal Love
Hani bazı insanlar vardır kendini size biraz geç açar. Başta çok sıcak değil gibi gelir
fakat tanıdıkça ve zaman geçtikçe hiç bozulmamak üzere çok güçlü ve köklü bir
dostluk çıkar ortaya. Sırların şehri Konya da zamanla, tanıdıkça ve aradıkça daha da
güzelleşen ve insanın gönlüne yerleşen eşsiz bir kent.
YAZI-BY DEDEMAN KONYA GENEL MÜDÜRÜ RECEP ALTINOK
onya’da turunuza dünyanın en eski yerleşim yerlerinden
biriyle başlayabilirsiniz. Dünyanın en büyük neolitik kenti
olan Çatalhöyük, Konya’nın Çumra ilçesinde bulunuyor
ve Konya şehir merkezine arabayla yaklaşık 50 dakikalık mesafede.
Çatalhöyük evleri incelendiğinde dünyanın ilk toplu konutlarının
9500 yıl önce inşa edildiğini anlıyorsunuz. Bütün evlerin boyutları ve
düzenleri aynı. Ocağın yeri, damından girilen kapısı ve daha birçok
detay… Ölülerini evlerinin içlerine gömen Çatalhöyük halkı kerpiç
evlerinde kadın ve erkeğin eşit statüde olduğu bir barış ortamında
yaşamışlar. Daha detaylı bilgiye sahip olmak için şehir merkezinde
Konya Arkeoloji Müzesi’nin de gezilmesinde fayda var.
K
Konya, Türkiye’nin yüz ölçümü en büyük şehri olması dolayısıyla,
birçok ilçeyi içinde barındırıyor. Bunlardan biri kirazıyla meşhur
Akşehir. Nasrettin Hoca’nın türbesini ziyaret etmek için bile
Akşehir‘e gitmeye değer. Türkiye’nin en büyük tatlısu gölünün
kıyısına kurulmuş Beyşehir ise ayrı bir cennet. 1200’lü yıllarda
yapılan Eşrefoğlu Camii, Semerkand ve Buhara’daki ahşap direkli
camilerin Türkiye’deki tek örneği durumunda.
You know how there are those people who open
up to you a little late. They strike you as a little
cold at first, but as you get to know them, a
strong, deeply rooted friendship emerges with
a bond never to be broken. The city of secrets,
Konya is a unique place that settles in your heart
and grows more beautiful with time, the better
you get to know and discover it.
ou can start your tour in Konya with one of the oldest
settlements in the world. The largest Neolithic town around
the globe, Çatalhöyük, is located in the Çumra district of
Konya, about 50 minutes away from Konya’s city center by car. When
you take a look at the homes in Çatalhöyük, you understand that the
world’s first collective housing units were built 9,500 years ago. The
sizes and set ups of all the homes are identical, from the placement
of the oven to the door found on the roof and many other details...
Çatalhöyük residents were known for burying their dead inside their
homes, and they lived in their mud-brick homes in peace, with women
and men holding equal status. To get more detailed info, we recommend
you to visit the Konya Archeology Museum in the city center.
Y
Since Konya is the city with the largest area in Turkey, it
incorporates many districts. One of these is Akşehir, a district famous
for its cherries. It’s worth visiting Akşehir if only to visit the tomb
47
48
Kalem işçiliği ile süslenmiş ahşap mimarisi,
kündekari tekniği ile yapılmış minberi
ve çinili mihrabı ile insanı büyüleyen bir
yapısı var. Beyşehir’e gitmişken antika
dükkanlarına uğranılabilir. Bir de Ereğli
var elbet. Ereğli’deki İvriz kaynağına ev
sahipliği yaptığı buz gibi akan ırmağı, Hitit
kaya anıtı ve birbirinden güzel restoranları
ile çok farklı bir kültürü temsil ediyor.
Irmak boyunca sıralanmış restoranların
birinde içkinizi yudumlarken tereyağlı
sosla hazırlanmış alabalığınızın keyfine
varabilirsiniz.
Konya’nın bir imparatorluğa başkentlik
yapmış olmasının sorumluluğunu hala
üzerinde yaşıyor gibi bir hali var. Selçuklu
merkez ilçesine bağlı ve şehir merkezine
15 dakikalık mesafede bulunan Sille
köyünü gezdiğinizde ileride şunu söyleme
hakkını cebinize koymuş oluyorsunuz.
“Ben daha burası meşhur olmadan önce
gezmiştim”. Oyma kaya mabetler, şapeller
ve Aya Elenia kilisesi, tarihi hamamlar,
çeşmeler, köprüler ve daha nice güzel yapı
henüz keşfedilmemiş olmanın rahatlığı
içerisinde sizleri bekliyor olacak. Sille’ye
gitmişken muhakkak sevdiklerinize mum
hediye alın. Tarihi camileri kadar kiliseleri
ile de çok önemli bir kültür hazinesi
Sille’de, hala yaşayan mumculuğun
nereden geldiğini anlamak çok kolay
oluyor.
Karatay Medresesi, İnce Minare Müzesi
ve Alaaddin Camii birbirine yürüme
mesafesinde olan ve yarım günde
gezebileceğiniz yerler. Öğle yemeğini
yerel bir tatla taçlandırmak isterseniz
Tiritçi Mithat veya Somatçı Restoran
çok iyi iki seçim. Somatçı, tarihi bir
Konya evinde hizmet veriyor ve Mevlevi
yemek kültürünü çok rafine bir şekilde
sunuyor. Mevlevilikte yemek rituelleri
de çok önemli. Kaşığı ters çevrilmiş veya
bardağındaki suyu içmeden önce bardağı
öpen birilerini görürseniz bilin ki bir
Mevlevi ile berabersiniz.
Hangi amaçla olursa olsun Konya’ya gelip
de Hazreti Pir’in dergahına uğramadan
olmaz. Yeşil çinili türbesi her görüşte
insanı etkiliyor. Mevlana Müzesi’nin çok
yoğun bir enerjisinin olduğunu hemen
hissediyorsunuz. Bir de ney sesi kulağınıza
çalındı mı, yalnıza yoldaş, dostlara
muhabbet oluyor. Zarafet ve inceliğin
yolu Mevlevilik dendiğinde birçok
sanat aynı anda anılıyor zaten. Musiki,
edebiyat, hat, ebru, raks, keçe…. Geçen
yıl restore edilen derviş hücrelerinde
sergilenen Şems-i Tebrizi’nin başına
taktığı keçe serpuşun formu sizi çok
şaşırtacak. Sema başlı başına bir olay.
Bu ayini izleyip de etkilenmeyen yoktur
sanırım. Her detayı ayrı bir anlam.
Gecenin gündüze, gündüzün geceye
dönüşü. Güneş sistemi, ölüm ve doğum.
Tüm döngüselliği temsil ediyor Sema…
Her Cumartesi akşamı bu ayin-i şerifi
ücretsiz olarak hemen Mevlana Müzesi
yanında bulunan Mevlana Kültür
Merkezi’nde izleyebiliyorsunuz. 7 – 17
Aralık Şeb-i Arus dönemi de Hazreti
Mevlana’nın ölüm, yani kendi ifadesi ile
düğün gecesi yıldönümü olduğundan ayrı
bir öneme sahip. Siz de Şeb-i Arus’u ve
tüm bu güzellikleri yaşamak isterseniz
Dedeman Konya sizleri misafir etmekten
mutluluk duyacaktır.
49
of Nasrettin Hoca. Settled on the shore of the
largest sweet water lake in Turkey, Beyşehir
is yet another haven. Built in the 1200s, the
Eşrefoğlu Mosque is the only example in Turkey
of the mosques with wooden poles built in
Samarkand and Bukhara. It is a mesmerizing
structure, thanks to its wooden architecture
that features Ottoman gold leaf designs, its
minbar made with the wooden crisscrossing
technique as well as its tiled mihrab. While
you’re in Beyşehir, you could also check out
antique shops. There’s also Ereğli, of course.
Here, the ice-cold river which is home to the
Ivriz spring, the Hittite rock monument and
great restaurants represent an entirely different
culture. As you sip your drink in one of the
restaurants lined up along the river, you can
enjoy your trout served in a buttery sauce.
Konya appears to still be carrying the
responsibility on its shoulders of having served
as the capital of an empire. When you tour the
Sille village of the Selçuklu central province,
located 15 minutes away from the city center,
you’ll earn the right to say later, “I toured
that place before it got famous.” The carved
rock sanctuaries, chapels and the Hagia Helena
Church, historical hamams, fountains, bridges
and many other beautiful structures will be
awaiting you in the comfort of not having
been discovered yet. While you’re in Sille,
don’t forget to buy candles as gifts for your
loved ones. In this cultural gem of a city, the
churches are just as important as the historical
mosques; it’s easy to see where the living art of
making candles originates from.
Located within walking distance of one
another, the Karatay Madrasah, İnce Minare
Museum and Alaadin Mosque are places that
you could tour in half a day. If you’d like to
try some local flavors for lunch, Tiritçi Mithat
and Somatçı Restaurant are two good options.
Somatçı is located in a historical Konya home
and serves very refined samples of Mevlevi
cuisine. Dining rituals are also very important
in Mevlevi culture. If you see someone with his
spoon turned over or who kisses the glass before
drinking water from it, know that you’re in the
presence of a Mevlevi.
No matter what your reason for being in
Konya, it’s crucial that you don’t leave without
visiting Hazreti Pir’s dervish lodge. The greentiled tomb is an impressive sight each time. You
immediately feel that the Mevlana Museum
has a very intense energy. Once you hear the
sound of the ney, it becomes a companion to
the lonely and a conversation starter among
friends. The path of elegance and grace, The
Mevlevi order, incorporates many disciplines of
art: music, literature, calligraphy, marbling,
dance, felting... You’ll be very surprised at
the form of the felt headgear worn by Şems-i
Tebrizi, on display in the dervish cells that
underwent restoration last year.
The sema, or worship ceremony, is an event
all on its own. There’s probably not a single
person who’s seen the ceremony and not
been affected by it. Each detail holds its
own meaning. The transformation of night
into day and day into night. The solar
system, birth and death. The sema ceremony
represents all circularity... You can take in
this ritual of honor each Saturday evening
for free at the Mevlana Cultural Center right
next to the Mevlana Museum. The Şeb-i
Arus, which lasts from December 7-17, holds
importance in that it is Hazreti Mevlana’s
death anniversary or, in his own words, his
wedding night. If you’d like to experience
the full beauty of Şeb-i Arus, Dedeman
Konya will be happy to host you.
50
Nerede Kal›n›r?
Dedeman Konya Hotel & Convention Center
Isparta Beyşehir Yolu, Sille Kavşağı Özalan Mahallesi 42080 Selçuklu - Konya
Tel:+90 (332) 221 66 00
Dedeman Konya, toplamda 206 oda, Kongre Merkezi, tam donanımlı ve çok amaçlı toplantı salonları,
açık-kapalı yüzme havuzları, Türk Hamamı , spa ve daha pek çok servisi ile Konya tatilinizde
Dedeman misafirperverliği ile hizmet veriyor. Şehir merkezine yürüme mesafesinde bulunan ve hemen
yanıbaşındaki büyük alışveriş merkezleriyle birlikte Konya’nın yeni sosyal merkezi olan Dedeman
Konya Hotel & Convention Center, ileri teknoloji ve modern mimarlığın, konfor ve estetikle buluştuğu
tasarımıyla kendisine hayran bırakan bir yapı. Otel, Konya Havaalanı’na 14 km, otogara 7 km, Mevlana
Müzesi’ne 4 km, Çatalhöyük’e 45 km uzaklıkta.
Where to stay...
Dedeman Konya Hotel & Convention Center
Isparta Beyşehir Yolu, Sille Kavşağı Özalan Mahallesi 42080 Selçuklu - Konya
Tel:+90 (332) 221 66 00
Dedeman Konya, offers 206 comfortable guest rooms, several spacious multifunctional rooms a
well equipped Business & Congress Center, and a luxurious Health center, as well as many other
facilities to ensure your stay is enjoyable. Within walking distance to the city center and part of a chic
neighborhood in Konya, Turkey with the shopping malls nearby, has become a landmark in the city
for its blend of modern architecture, advanced technology, superior comfort and aesthetic interiors.
Hotel is located 14 km from the airport, 7 km from the coach bus station, 4 km from Mevlana Museum
and 45 km from Çatalhöyük.
DQ
52
RÖPORTAJ-INTERVIEW
Yeşille Mavinin Buluştuğu Yer
Dedeman Rize
Where Green And Blue Meet
Bu sayımızda, Karadeniz’in eşsiz güzellikleriyle bütünleşen Rize’ye uzanıyoruz. Değişen
yüzüyle Dedeman Rize’yi bize otelin Genel Müdürü Cantuğ Beşgür anlatıyor.
In this issue, we reach out to Rize, which coalesces with the one of a kind beauty of the Black Sea.
Dedeman Rize’s General Manager Cantuğ Beşgür tells us about the changes to the hotel.
Dedeman Rize, hem şehri keşfetmek isteyenler hem de
iş için burada olanlar için mükemmel bir lokasyonda
bulunuyor. Sizin misafir profilinizin ağırlığını daha ziyade
hangi grup oluşturuyor?
Yıl geneline baktığımızda şirket misafirlerinin yapmış olduğu
konaklamaların ön planda olduğunu görüyoruz. Ancak
Rize’nin mavi ile yeşili buluşturan en güzel sezonlarından
biri olan yaz aylarında turlarla Türkiye’nin her tarafından
ziyaretimize gelen gruplar da önemli bir yer teşkil ediyor.
Ayrıca Dedeman Rize, yıl boyunca Türkiye başta olmak
üzere, Arap ülkeleri ve dünyanın çeşitli ülkelerinden bireysel
seyahat eden turistlerin de tercih ettiği bir otel. Bunun
yanında otelimiz, bünyesinde bulunan farklı büyüklükte dört
ayrı salonuyla toplantı gruplarına da ev sahipliği yapıyor.
Otelimizin konumu da tercih edilmesinde önemli bir etken.
Bu özel konumun otele olan artılarından biraz
bahsedebilir misiniz?
Dedeman Rize, Doğu Karadeniz boyunca Trabzon’dan
Hopa’ya kadar olan tesisler içerisinde en güzel konuma
Dedeman Rize is in a perfect location for both people
who want to discover the city and those who are here for
business. Which group constitutes the majority of your
guests?
When we look at the year overall, we see that company guests
primarily stay here. Yet tour groups who come here from all
around Turkey make up a significant portion of our visitors
during the summer months, one of the most beautiful seasons
that brings together blue and green in Rize. Dedeman Rize is
also a hotel preferred year-round by tourists from all around the
world, particularly Turkey and Arab countries. Additionally,
our hotel hosts meeting groups with its four meeting rooms that
come in different sizes. Our hotel’s location is an important
factor in its popularity.
Could you tell us about the benefits provided by this
special location?
Dedeman Rize has the best location out of all the facilities
that extend along the eastern Black Sea region, from Trabzon
to Hopa. Located 4 km away from Rize, our hotel offers
53
54
sahip. Rize’ye 4 km. mesafede yer alan otelimiz, bir
yarımada üzerinde denize sıfır konumuyla denizle iç
içe bir konaklama sunuyor. Bütün odalarımız deniz
manzaralı. Otelin tam önünden geçen Karadeniz
Otoyolu sayesinde Trabzon Havalimanı’na 45
dakikada ulaşılabiliyor. Ayrıca otelimizin bulunduğu
yer itibarıyla, Ayder Yaylası, Fırtına Deresi, Anzer
Yaylası, Uzungöl gibi turistik lokasyonlara da
kolayca ulaşılabiliyor. Dedeman Rize’de konaklayan
misafirler, tüm bu yerlere otel değiştirme ihtiyacı
duymadan gidebiliyor ve üç gün gibi kısa bir süre
içerisinde Doğu Karadeniz Turu yapabiliyor. Bu özel
konumun sağladığı avantajlardan yararlanabilmek için
tur grupları ve münferit misafirlerimiz, Karadeniz
gezilerinde otelimizi tercih ediyorlar.
Rize, mavinin ve yeşilin buluştuğu bir yer. Şehrin
doğal güzellikleriyle bütünleşen yeni bir Dedeman
Rize var karşımızda. Bize son dönemde otelin
geçirdiği yenilenme sürecinden bahsedebilir
misiniz?
Otelimiz Rize’de 1995 senesinden bu yana hizmet
veriyor. Dedeman Rize olarak Rize’de turizmin
gelişmesi ve bölgenin tanıtımı için 17 senedir birçok
çalışma yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Bu zaman
içerisinde otelimiz çeşitli yenilenme süreçlerinden
geçti. En son olarak bu sene Mayıs ayında tamamlanan
accommodation on a peninsula right by the sea. All of our
rooms have a sea view. Thanks to the Black Sea Highway
that passes right in front of our hotel, you can reach the
Trabzon Airport in 45 minutes. Also, due to our hotel’s
location, you can easily reach touristic sites such as the
Ayder Plateau, Storm Creek, Anzer Plateau and Uzungöl.
Guests staying at Dedeman Rize can reach all of these
locations without needing transfer to another hotel, and
they can even take a three-day tour of the eastern Black Sea
region. In order to benefit from the advantages this special
location offers, both tour groups and individual guests prefer
our hotel on their Black Sea tours.
Rize is a place where blue and green meet. We have
a new Dedeman Rize before us that gets unified with
the natural beauties of the city. Could you tell us
about the renovation process that the hotel recently
experienced?
Our hotel’s been in operation in Rize since 1995. As
Dedeman Rize, we’ve worked hard at developing tourism and
introducing the region for 17 years, and we will continue
to do so. During this time, our hotel underwent various
renovations. The most recent renovations were completed
in May of this year, with 4 floors in the hotel completely
renewed and redecorated. All of the rooms and the corridor
were decorated with canvas paintings. On our 3 other
floors, we worked to improve the bathrooms in the rooms
yenilenme çalışmalarıyla otelimizin 4 katı tamamen
yenilenerek baştan dekore edildi. Bütün odalar ve
koridorlar kanvas tablolarla süslendi. Diğer 3 katımızda
ise, birkaç sene önce yapılan yenilenme çalışmalarına
ilave olarak, odaların banyolarında iyileştirme
çalışmaları yapıldı. Oda kapıları ve minibarlar
yenilendi. Bütün odalara LCD TV’ler yerleştirildi.
Misafir asansörlerimiz yenilendi ve lobide dekoratif
uygulamalar yapıldı.
55
Yapılan değişikliklerle beraber hem misafirleriniz
hem de şehir adına nelerin farklılaşacağını
öngörüyorsunuz?
Şehrin tek zincir oteli olan Dedeman Rize, yenilenme
çalışmalarının sona ermesiyle, misafirlerimize hak
ettikleri kaliteyi sunmaya devam edecek. Yenilenen
otelimiz, misafirlerimizin konfor ihtiyacını karşılayacak
ve artan imkanlarıyla daha rahat bir konaklama
sağlayacak. Ayrıca, Rize’ye gelip Dedeman Rize’de
konaklayan misafirler nezdinde, şehrin imajına olumlu
anlamda katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Sizce Dedeman Rize’yi bu bölgedeki otellerden
ayıran özellikler neler?
Dedeman Rize, kurumsal kimliği ve geleneksel
Dedeman misafirperverliğiyle şehirdeki diğer otellerden
ayrılıyor. Bizim özellikle misafir odaklı yaklaşımımız,
hizmet kalitemizi sürekli arttırma yönündeki gayretimiz
ve uygulamalarımız fark yaratıyor. Şehrin hemen
yanıbaşında bulunan, gürültüden uzak, mavi ile yeşilin
buluştuğu noktadaki otelimiz, misafirlerin huzur ve
güven içinde konaklamalarına imkan veriyor. Dedeman
Rize ayrca geniş bahçesi ve plajıyla, bütün odalarının
deniz manzaralı olmasıyla bölgedeki diğer otellerden de
fiziki anlamda farklılaşan bir otel.
Otelcilik sektöründe en çok değer verdiğiniz 3 şey
nedir? Neden? (veya olmazsa olmazlarınız neler)
Misafir memnuniyeti en önem verdiğim hususların
başında geliyor. Bu husus aslında içinde pek çok şeyi
kapsayan bir kavram olduğundan, bana göre hizmet
sektörünün özünü ifade ediyor. Misafir memnuniyetini
sağlamak adına, ekip olmanın da çok önemli olduğuna
inanırım. Misafir odaklı yaklaşım ışığında hizmet
standardını istenilen seviyede tutabilmek de başarı adına
önem verdiğim bir husustur.
Karadeniz Bölgesi’nin kendine has lezzetleri var. Rize
mutfağı da bu konuda iddialı. Dedeman Rize’de bu
geleneksel tatları nasıl sunuyorsunuz?
Rize denince aklımıza ilk gelen çaydır. Bunun yanında
balık konusunda da şanslı bir ildir Rize. Mevsimine
göre zargana, istavrit, mezgit ve dört mevsim alabalık
otelimizin menüsünde yer alıyor. Kahvaltılarımızda
to supplement the renovation processes done a couple
of years ago. The doors of the rooms and the minibars
were renewed. LCD TVs were placed in all rooms. Our
guest elevators were renewed, and decorative touches were
applied to the lobby.
How will the changes you’ve made affect the guests
and the city?
As the only chain hotel in the city, Dedeman Rize will
continue to offer our guests the quality they deserve now
that our renovations are finalized. Our renovated hotel
will meet our guests’ need for amenities and provide a more
comfortable stay with increased options. Additionally,
I believe that the experience guests who stay at Dedeman
Rize will add positively to the city’s image.
What do you think separates Dedeman Rize from
other hotels in the region?
Dedeman Rize distinguishes itself from the other hotels
in the city through its corporate identity and traditional
Dedeman hospitality. Primarily, our guest-focused
approach and our effort to continually increase our
quality of service make a difference. Located right next to
the city and away from the chaos, where blue and green
meet, our hotel allows guests to have a peaceful and safe
stay. Dedeman Rize is also different from other hotels in
the region physically, thanks to its spacious garden and
beach and the fact that all rooms have a sea view.
mısır unu ve kolot peyniri ile yapılan “Muhlama” her
sabah misafirlerimize sunulur. Rize’nin vazgeçilmez
tatlarından olan “Rize Kavurması” ise otelimizde tercih
edilen bir yemektir. Özellikle Aralık-Ocak aylarında,
“kulağına kar suyu değmiş” hamsilerin muhteşem tadına
bakmak ve üzerine demli bir Rize çayı içmek için
herkesi Rize’ye davet ediyorum.
56
Konaklamalar dışında düğün, lansman gibi
aktiviteleriniz oluyor mu? Sıklıkla ne zaman?
Haziran ayında okulların kapanmasıyla beraber
otelimizde düğün sezonu başlıyor. Yaz aylarında
500 kişilik denize nazır bahçemizde kır düğünleri
gerçekleştiriyoruz. 300 kişilik kapalı mekanımızı da
kullanırsak aynı anda 800 kişilik düğünler organize
edebiliyoruz. Kış aylarında da 500 kişiye kadar
düğünler kapalı mekanda gerçekleşiyor. Otelimizin
bölgede tercih edilme nedenlerinden birine bunu
da ekleyebiliriz. Toplantı ve lansman anlamında ise
otelimiz dört farklı büyüklükte salonuyla hizmet
veriyor. Ana toplantı salonu ve çalıştay salonları
şeklinde modern teknik imkanlarla donatılmış diğer
toplantı salonları ile çeşitli organizasyonlara ev sahipliği
yapıyoruz.
What 3 things do you value the most in the hostelry
industry? Why? (Or what’s essential to you?)
Guest satisfaction is one of my top priorities. Since this is
a concept that encompasses many things, I believe that it
represents the essence of the service industry. I also believe
that it’s very important to act as a team to guarantee
guest satisfaction. In light of a guest-focused approach, I
also care about maintaining a standard of service in order
to achieve success.
The Black Sea region has its own flavors. Rize
cuisine is also ambitious on this front. How do you
present these traditional flavors at Dedeman Rize?
The first thing that comes to mind when someone says
Rize is our tea. Rize is also a lucky province in terms of
fish. Depending on the season, garfish, horse mackerel
and whiting are on our hotel menu, with trout offered
year-round. Every morning during breakfast, we serve
our guests “Muhlama,” made with corn flour and kolot
cheese. Another essential Rize flavor, “Rize Roast,” is
a popular dish at our hotel. I invite everyone to Rize
to try the delicious anchovies who’ve been “touched by
snow water” in December and January and to enjoy a
well brewed Rize tea.
Aside from accommodation, do you host events like
weddings and launches? How often?
As soon as schools close in June, wedding season begins in our
hotel. During the summer months, we hold countryside weddings
in our seaside garden for up to 500 people. If we also use our
300-person indoor space, we can organize wedding of up to 800
people at once. In the winter months, weddings of up to 500
people take place indoors. This is another reason our hotel is
preferred in the region. When it comes to meetings and launches,
our hotel operates with four rooms of varying sizes. We have
a main meeting room and a workshop room, as well as other
meeting rooms equipped with modern technology to host various
events.
What attracts your guests’ attention the most about your
hotel?
The first thing that strikes them is the view of the hotel. When
they enter the lobby, the view from the terrace balcony makes
them feel as if the Black Sea is beneath their feet. They also like
that all of our rooms come with a sea view.
What recommendations to you make to your guests about
places they must visit?
Misafirlerinizin otelle ilgili en çok neler dikkatini
çekiyor?
İlk olarak otelimizin manzarası dikkatlerini çekiyor.
Lobiye girdiklerinde teras balkon Karadeniz sanki
ayaklarının altında hissi veriyor. Bütün odalarımızın
deniz manzaralı olması da oldukça beğeniliyor.
Siz misafirlerinize mutlaka görmeleri gereken
yerlerle ilgili ne gibi önerilerde bulunuyorsunuz?
Rize’nin doğa güzelliklerini gezmeleri için öncelikle
en az 3 günlük bir program yapmalılar. Çünkü Rize,
yaylaları, dereleri ve dağları ile tam bir doğa cenneti.
Rize’de öncelikle otele 4 km mesafede yer alan Rize
Kalesi’nden şehri izlemelerini öneriyoruz. Ayder
yolunda yer alan Fırtına Deresi üzerindeki balıkçılarda
doğal kırmızı benekli Alabalık yemelerini özellikle
tavsiye ediyorum. Yazın rafting Fırtına deresinin
vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ayder Yaylası’nın
muhteşem manzarasını da mutlaka görmeliler. Burada
trekking yapacakları güzergahlar mevcut. Ayder’de
belediyeye ait tesislerde termal havuzları deneyebilirler.
Sonrasında otelimize 50 dakika mesafede yer alan
Uzungöl gidilmesi gereken yerler arasında. Seyahatinizi
yurtdışı tatili ile birleştirmek isterseniz otelimize 1,5
saat mesafede yer alan Gürcistan’ın Batum şehrini
de programınıza alabilirsiniz. Bu sıralar pasaport
istenmiyor ve düşük bir ücretle giriş yapabiliyorsunuz.
In order to see the natural beauties of Rize, they first have to
set aside at least 3 days. Because Rize is a true nature’s heaven
thanks to its plateaus, rivers and mountains. We first recommend
that they watch the city from the Rize Castle, located 4 km
from the hotel. I especially recommend that they eat the trout
with natural red spots in the fishermen’s shops around the Storm
River, located on the way to Ayder. During the summer, rafting
on the Storm River is a must. They should also definitely see
the incredible view from the Ayder Plateau. There are routes
here where they can do trekking. They could also try the
thermal spa of the facilities run by the municipality at Ayder.
Uzungöl, located 50 minutes away from our hotel, is also a
must-visit destination. If you want to transform your trip into
an international vacation, you can also plan to visit the city of
Batumi in Georgia, 1.5 hours away from our hotel. These days
you don’t need a passport, and you can enter at a low fee.
57
DQ
58
HOBİ-HOBBY
Yürüyerek
Gezelim
Let’s Wander
On Foot
Doğa sonbaharda binbir renge bürünürken, Türkiye’nin
en güzel yürüyüş rotalarını sizin için araştırdık.
As nature takes on a thousand and one colors in the fall,
we’ve researched Turkey’s best walking routes for you.
YAZI-BY GÖRKEM BEREKET
Binkılıç (Saray – Kırklareli)
Kırklareli’nin Saray ilçesinin Binkılıç köyü civarında birden fazla yürüyüş rotası alternatifi
var. Birisi Binkılıç Deresi’ni takip ederken diğeri de derenin oradaki yolda ilerledikten
sonra ormana dalıyor. Ormanda yapacağınız yürüyüş sırasında köylülere mantar toplama
sırasında yardım edebilirsiniz. Karanlığa kalmamak için gidiş dönüş saatinizi ve toplam
harcayacağınız vakti önceden hesaplamakta fayda var. Derenin yanından devam eden
parkurdaysa yol meyve ve ıhlamur ağaçlarıyla dolu. İki saatlik bir yürüyüşün ardından
derenin kaynağı olan tepenin eteklerinde piknik yapabilirsiniz.
Kılıçkaya (Sakarya – Gebze)
Sakarya’nın Geyve ilçesi sınırları içinde bulunan Kılıçkaya bölgesi Kapıorman Dağları’nı
bir kısmını oluşturuyor. Yükseklik 1500 metre civarında ve birçok yürüyüş rotasından öne
çıkan iki tanesinden birii Doğancıl köyünden başlıyor. İstanbul’a dört saat uzaklıktaki bu
köye Geyve – Taraklı arasındaki Kazkıran Geçidi’nden gidiliyor. Konuksever köy halkıyla
biraz vakit geçirdikten sonra sonbaharda pastel renklere bürünen ormanın içine giden
patikaya girebilirsiniz. Daha sonra performansınıza göre diğer küçük patikaları takip ederek
kendinize alternatif bir rota oluşturabilirsiniz. Yürüyüş sizi zorlamıyorsa sırt boyunca
devam edip zirveye ulaşabilirsiniz. Buradan açık havalarda Uludağ’ı görmek mümkün.
İkinci rota da yine köyden başlıyor ve zirvenin etrafından dönüyor, yine aynı yaylada
sonlanıyor. Zirveye çıkmadığınız sürece her iki rota da oldukça keyifli ve yürümesi kolay.
59
Binkılıç (Saray – Kırklareli)
There are two walking route alternatives around the Binkılıç village of the Saray district of
Kırklareli. One of them follows the Binkılıç Creek, while the other veers into the forest after
moving along the road near the creek. As you’re walking in the forest, you can help villagers
pick mushrooms. It’s a good idea to calculate your departure and arrival times and the total
amount of time you’ll spend before leaving so you don’t get lost in the dark. On the route
that extends next to the creek, the road is full of fruit and linden trees. After a two-hour
walk, you can stop for a picnic in the skirts of the hill where the creek originates.
Kılıçkaya (Sakarya – Gebze)
The Kılıçkaya region located in the Geyve district of Sakarya makes up part of the Kapıorman
Mountains. The height is about 1,500 meters and one of the two best walking routes among
many starts from the Doğancıl village. Located four hours away from Istanbul, this village is
accessible through the Kazkıran Passage between Geyve and Taraklı. After spending some time
with the hospitable village locals, you can start on the path that leads into the forest, which
takes on pastel colors in the fall. Later, depending on your performance, you can follow the
smaller paths and draw your own alternative route. If the walking doesn’t wear you out, you
can continue along the shoulder and reach the top. It’s possible to see Uludağ from here in
clear weather. The second route once again starts at the village, going around the apex to
finish in the same valley. As long as you don’t climb to the top, both routes are quite fun and
easy to walk.
60
Yedigöller (Bolu)
Bolu ili sınırları içindeki Yedigöllere’e hem Bolu’nun merkezinden hem de Mengen
tarafından ulaşılıyor. Tabelayı izledikten kısa süre sonra doğanın kucağına atlıyorsunuz.
Toprak olmasına rağmen normal araçların da seyredebileceği yolda her bir viraj ayrı bir
manzaraya açılıyor. Göllerin etrafındaki patikaları dolaşarak tüm göllere ulaşabilir, sudaki
yansımaları izleyebilirsiniz. Yol boyunca mantarlar göreceğiniz için fotoğraf makinanızı
yanınıza almayı unutmayın. Bolu yönündeki çıkış kapısından başlayan bir diğer patikayı
takip edip işaretleri izleyerek anıt çamı ziyaret edebilirsiniz. Yolu takip ettiğinizde manzara
seyir noktasına ulaşıyorsunuz ve buradan Yedigöller’i izlemek kesinlikle muhteşem. Orman
içindeki geyikler sizi korkutmasın, bu yüzden yürürken dikkatli olun.
Yenice Ormanları (Karabük)
Karabük Valiliği’nin çıkardığı çalışmayla ormanlar içinde 15 adet yürüyüş rotası, beş adet
kamplı rota ve iki adet de bisiklet rotası işaretlendi. Sonbaharda binbir rengin kapladığı
Yenice Ormanları, bitki çeşitliliği ve barındırdığı endemik türlerin zenginliğiyle eşsiz bir
yer. İçindeki Çitdere ve Kavaklı bölgeleri ekosistem nedeniyle koruma altında. Çitdere’de
porsuk, fındık, karaçam, akçaağaç, sapsız meşe ve dağ karaağacaı, Kavaklı bölgesinde
ise anıt porsuk ve fındık ağaçları hakim. Kamp kurmak istemeyenler Orman İşletme
Müdürlüğü’nün orman evinde konaklayabilirler. Ormanda işaretlenen birçok yürüyüş rotasını
takip edebilirsiniz fakat vakti dar olanlar için en verimli yol Orman İşletme Müdürlüğü
Tesisleri’nin önünden çıkan yol. Şansınız varsa ve yeni yağmur yağmışsa ormanın tabanı
mantarlarla kaplı olabilir. Gözünüzü açıp yere bakmakta fayda var. Zaman zaman çöken sis
dağıldıktan sonra ortaya çıkan manzara karşısında insanın hayrete düşmemesi işten bile değil.
61
Yedigöller (Bolu)
Located in the Bolu province, Yedigöller is accessible both from the center of Bolu and from the
Mengen side. After following the signs for a little while, you’ll find yourself in the lap of nature.
Every turn leads to a different view on the earthen path where regular vehicles can pass. You can
reach all of the lakes by following the paths around them and watch the reflections in the water.
You’ll see mushrooms all along the road, so don’t forget to take your camera with you. You can
take another path that starts from the exit door in the Bolu direction by following the signs to visit
the pine tree memorial. When you follow the road, you’ll reach the viewpoint, and it’s definitely
incredible to watch Yedigöller from here. Don’t let the deer in the forest scare you, and be careful
while walking.
Yenice Forests (Karabük)
Thanks to an effort by the Karabük Governorate, 15 walking paths, five camping routes and two
bicycle routes have been marked inside the forests. Yenice Forests take on a thousand and one
colors in the fall, while the variety of fauna and the endemic species make it a unique place. The
Çitdere and Kavaklı areas inside it are under protection due to the ecosystem. Çitdere has badgers,
hazelnuts, black pines, maple trees, sessile oaks and mountain elms, while the Kavaklı region has
memorial badgers and hazelnut trees. Those who want to set up camp can stay in the forest house
of the General Directorate of Forestry. You can follow many of the marked walking paths in the
forest, but for those who have a limited amount of time, the best route is the one that starts out
from in front of the General Directorate of Forestry Facilities. If you’re in luck and it just rained,
the floor of the forest might be covered in mushrooms. It’s a good idea to open your eyes and look
on the ground. It’s not at all difficult to be shocked at the view once the occasional fog clears.
DQ
62 M O D A - F A S H I O N
MODERN ZAMAN MASALI
Dedeman Zonguldak’ın mistik manzarası modern
zaman masallarına fon oluştururken sonbaharın en
gözde çizgileri kendini moda çekimimizde gösteriyor.
A FAIRY TALE FOR MODERN TIMES
As the mystical view from Dedeman Zonguldak creates
the perfect backdrop for a modern fairy tale, our photo
shoot captures some of this fall’s favourite lines.
FOTO⁄RAF-PHOTOGRAPHY: DAĞHAN GÜRKANLAR STYLING SEVİN SEVİMLİSOY
SAÇ-HAIR/MAKYAJ-MAKE UP: SELMA ERGİN (AVEDA ÜRÜNLERİYLE / WITH AVEDA PRODUCTS)
MODEL: GANA / JOY MODEL MANAGEMENT
ELBİSE DRESS BEBE,
BOTBOOTS: STEFANEL.
63
64
TRENÇKOT TRENCHCOAT TWıST,
ŞORT SHORTS: VAKKORAMA,
KÜPE EARRINGS EDİTÖRE AİTBELONGS TO EDıTOR,
ÇANTA BAG: TWıST,
AYAKKABI SHOES: BCBG VEPA 62.
ELBİSE DRESS VAKKO,
KOLYE NECKLACE TWıST,
AYAKKABI SHOES BCBG VEPA 62.
65
TRİKO KNıT BOY. V2K,
PANTOLON PANTS TWıST,
KÜPE EARRINGS TOPSHOP,
PORTFÖY CLUTCH TWıST,
AYAKKABI SHOES JESSıCA
SıMPSON VEPA 62
66
BLUZ SHIRT VAKKO,
ŞORT SHORTS VAKKORAMA,
ŞAPKA HAT STEFANEL,
ELDİVEN GLOVE EDİTÖRE AİTBELONGS TO EDİTOR,
67
ELBİSE DRESS VAKKO,
PORTFÖY CLUTCH İPEKYOL,
AYAKKABI SHOES JESSICA
SIMPSON VEPA 62.
68
CEKET JACKET STEFANEL,
PANTOLON PANTS STEFANEL,
AYAKKABI SHOES BCBG VEPA 62.
69
70
GÖMLEK SHIRT IPEKYOL
ETEK SKIRT VAKKORAMA
KOLYE NECKLACE VAKKORAMA
BOT BOOTS STEFANEL
71
Nerede Kal›n›r?
Dedeman Zonguldak İncivez Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi 130, 67000 Zonguldak
Tel: (372) 291 00 00
Dedeman Zonguldak, avantajlı konumu ve sunmuş olduğu geleneksel Dedeman misafirperverliği ile
Karadeniz’in bu sevimli şehrindeki evinizin sıcaklığını aratmıyor. Toplamda 204 oda ile hizmet veren
Dedeman Zonguldak, Kapalı Yüzme Havuzu, Çocuk havuzu, Türk Hamamı, Sauna, Buhar Banyosu,
Dinlenme odası, Masaj, Solaryum ve Fitness olanaklarıyla konforunuza konfor katıyor.
Nasıl gidilir?
Otogara 500m ve şehir merkezine 1 km uzaklıkta bulunan Dedeman Zonguldak’a, Zonguldak Karayolu
sayesinde Türkiye’nin her yerinden kalkan otobüslerle ve otomobille ulaşmak oldukça kolay.
Where to stay...
Dedeman Zonguldak İncivez Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi 130, 67000 Zonguldak, Turkey
Tel: +90 (372) 291 00 00
You will not miss the comfort of your home in Dedeman Zonguldak, which has an advantageous
location and offers you traditional Dedeman hospitality within this charming town situated on the Black
Sea coast. Serving its guests with a total of 204 rooms, Dedeman Zonguldak adds more comfort to
your stay with an indoor pool, children’s pool, Turkish bath (hamam), sauna, steam room, relaxing
room, massage services, solarium and fitness facilities.
How to get there...
500 metres to the bus station, 1 km to the city center. Through to Zonguldak Highghway, It’s able to
travel by bus and car all around Turkey.
DQ
72
KÜLTÜR&SANAT-CULTURE&ART
Fırından yeni çıktı
Fresh out of the oven
YAZI-BY ÖZG E C E Y L A N K U N D U Z
Yeni sezonun merakla beklenen dizileri kadar yepyeni yapımlar da
heyecan yaratıyor. Bitenlerin arkasından ağlamak yerine yenilere göz
atın. Birçoğu içinden seveceğiniz en az bir tanesi mutlaka çıkacak.
İşinizi kolaylaştırmak ve az da olsa fikir vermek için sezonun yeni
yapımlarından altısına sizin için detaylı şekilde baktık.
Dizi: Revolution
Kanal: NBC
Oyuncular: Giancarlo Esposito, Billy
Burke, Andrea Roth, JD Pardo
Eylül ayında gösterilmesi planlanan ancak resmi
olarak doğrulanmasa da yayımlanacağına kesin
gözüyle bakılan Revolution, Lost ve Fringe’den
tanıdığımız J.J. Abrams’ın Eric Kripke ile giriştiği
proje. Revolution henüz gösterilmeye başlamadı ama
haberleri kendisinden çok önce ve büyük bir hızla
yayıldı. Dizinin her J.J. Abrams projesinde olduğu
gibi ilginç ve çekici bir konusu var. Hayatlarımızın
elektriğe bağlı olduğu günümüz dünyasında elektrikler
birden hem de tamamen kesilse ne yapardık? Abrams
ve Kripke izleyicinin zihnini bu sezon bu soruyla
meşgul edecek gibi görünüyor. Bir gün dünyada
Series: Revolution
Channel: NBC
Actors: Giancarlo Esposito, Billy Burke,
Andrea Roth, JD Pardo
Planned to be aired in September and considered a
sure thing to air even if it wasn’t officially confirmed,
Revolution is the project that J.J. Abrams, whom we
know from Lost and Fringe, entered with Eric Kripke.
Revolution hasn’t aired yet, but news about it has
already spread very fast, well in advance. The series
has an interesting and attractive subject, just like
every J.J. Abrams project. In today’s world where our
lives are dependent on electricity, what would we do
if the electricity went off suddenly and permanently?
It looks as though Abrams and Kripke will keep the
audience’s mind busy with this question this season.
One day electricity shuts down completely around
the world and the world enters the same pitch black
that was in the old ages. It would be okay if darkness
was the only problem. As soon as electricity goes off,
planes all over the world fall down, hospitals shut
their doors and communication becomes impossible.
What’s worse is that it’s impossible to know why this
happened without the help of modern technology.
15 years after the event, the world lives through the
same experiences as it did right before the industrial
revolution. Families live in really small rooms, and
lanterns and candles are lit after the sun sets. Life
has slowed down in a way and taken a sweet, livable
form. But is everything really this problem-free and
The brand new productions of the season are just as exciting as the series whose
new seasons are eagerly anticipated. Instead of crying after the ones that are
over, take a look at the new ones. There’s definitely going to be at least one that
you love out of the many. To make your job easier and give you a little bit of an
idea, we’ve taken a detailed look at six of the season’s new productions.
73
74
elektrikler tamamen kesilir ve dünya eski çağlardaki
zifiri karanlığa geri döner. Sorun sadece karanlık olsa
iyi. Elektrikler kesilir kesilmez tüm dünyada uçaklar
düşer, hastaneler kapılarını kapatır ve iletişim imkansız
hale gelir. İşin kötüsü modern teknolojinin yardımı
olmadan bunun neden olduğunu bilmek de imkansızdır.
Bu olaydan 15 yıl sonra dünya tıpkı endüstri
devriminden hemen önceki zamanlarını yaşamaktadır.
Aileler küçücük odalarda yaşamakta, güneş battıktan
sonra fenerler ve mumlar yakılmaktadır. Hayat bir
şekilde yavaşlamış ve tatlı, yaşanası bir hal almıştır.
Ama her şey gerçekten de bu kadar sorunsuz ve hoş
mudur? Küçük tarım topluluklarında tehlike kol
gezmektedir. Genç bir kadının yaşamı ise yerel milisler
gelip de 15 yıl önce meydana gelen bu kararmadan
sorumlu tutulan babasını öldürdüklerinde tamamen
değişecektir. Genç kadın rastlantı eseri kendisine
katılan iki kişiyle birlikte dünyanın neden karanlığa
gömüldüğünün cevabını bulmak için uzun bir yolculuğa
çıkar. Amaçları ise bu cevabı bulmanın yanı sıra
geleceği kurtarmaktır. Konu itibariyle Lost’tan çok The
Walking Dead ile War of the Worlds’ün birleşimini
andıran Revolution’ın başarısının bir zamanlar herkesi
ekran karşısına kilitleyen Lost’a yetişip yetişmeyeceğini
şimdiden kestirmesi güç ancak Abrams’in yine başarılı
bir iş ortaya çıkardığı konusunda TV eleştirmenleri
hemfikir gözüküyor.
Dizi: Animal Practice
Kanal: NBC
Oyuncular: Justin Kirk, JoAnna Garcia
Swisher, Tyler Labine
Geçtiğimiz sezon sona eren House M.D.’yi sevdiyseniz,
özlüyorsanız ve yarattığı boşluğun yerini doldurmaya
çalışıyorsanız Animal Practice’e şans verin. Burada
hastalar insan değil hayvan. Ancak veteriner doktor,
Gregory House karakteri kadar sivri dilli ve acımasız.
Angels in America ve Weeds dizilerinden tanıdığımız
Justin Kirk’ün canlandırdığı Dr. George Coleman
karakteri de aynı House gibi bir mizantrop yani insan
sevmeyen bir kişilik. Her ne kadar insan arası ilişkileri
feci olsa da bunu parlak zekası ve işindeki becerisiyle
hem senaryo içinde hem de seyircinin gözünde
affettiriyor. Çok güleceğiniz bu dizide kahkahaların
baş mimarı ise Kirk’ün kusursuza yakın, samimi
oyunculuğu. Dizide işleri iyice sarpa sardıran durum
ise Coleman’ın aksiliğinden çok, patronunun eski kız
arkadaşı olması. Dr. Rizzo adındaki maymun ise dizinin
en sevimli tiplemesi ve doktorun da en yakın arkadaşı.
Tıpkı Robert Sean Leonard Wilson karakterinin
House’un en hatta tek yakın arkadaşı olduğu gibi… Hayvanları seven ancak sahiplerinden de bir o kadar
nefret eden bu doktorun hikayesine bir şans verin,
büyük ihtimalle seveceksiniz.
nice? Danger lurks in small agricultural societies. A
young woman’s life will be completely changed when
the local militia comes and kills her father, whom they
consider responsible for the blackout that happened 15
years ago. Together with two people who join her by
coincidence, the young woman goes on a long journey
to find out why the world was buried in this darkness.
Their purpose is to find the answer and to save the
future. Subject-wise, Revolution reminds us more of
a combination of The Walking Dead and War of the
World than Lost. It’s hard to tell whether it will be
as successful as Lost, which had people glued in front
of the TV once, but TV critics seem unanimous in that
Abrams once again put out a successful work.
Series: Animal Practice
Channel: NBC
Actors: Justin Kirk, JoAnna Garcia
Swisher, Tyler Labine
If you love, miss and are trying to fill the void created
by House M.D., which ended last season, give Animal
Practice a chance. Here the patients are animals, not
people. Yet the veterinary doctor is just as blunt and
cruel as the Gregory House character. Played by Justin
Kirk, whom we know from Angels in America and Weeds,
Dr. George Coleman is a misanthrope, or person who
doesn’t like people, just like House. Even though his
interpersonal relationships are horrible, he makes up
for it both in the scenario and in the viewers’ eyes with
his bright intelligence and accomplishments at work.
You’ll laugh a lot in this series, and the main architect
of the laughter is Kirk’s almost perfect, genuine acting.
What makes things really complicated in the series isn’t
just Coleman’s moodiness but also that his boss is his
ex-girlfriend. The monkey named Dr. Rizzo is the cutest
character in the series as well as the doctor’s closest
friend. Just like how the Robert Sean Leonard Wilson
character was House’s closest or even only friend... Give
a chance to the story of this doctor who loves animals but
hates their owners; you’ll probably like it.
75
Dizi: The Carrie Diaries
Kanal: The CW
Oyuncular: AnnaSophia Robb, Freema
Agyeman, Chloe Bridges, Austin Butlery
Candace Bushnell’in Sex and the City kitap serisinden
yola çıkan dizi, AnnaSophia Robb’ın canlandırdığı
Carrie Bradshaw karakterine odaklanıyor.” Sex and
the City dizisinden ne farkı var?” diye soranlara hoş
bir yanıt geliyor: Dizi Carrie karakterinin 1980’lerin
başında lise öğrencisi olduğu zamanda geçiyor. Sex
and the City’yi sevenlerin bayılacağını düşündüğümüz
dizi yine modayı, kent yaşamını, romantik ilişkileri ve
arkadaşlığı ele alıyor ancak Carrie’nin Manhattan’daki
maceraları bu kez 80’lerin atmosferinde geçiyor.
80’lerin başta modası olmak üzere tüm ruhuna
doyacağınız dizide bu kez evlilikten, olgun ilişkilerden
ve olgun erkeklerden çok ergenlik, yetişkinliğe geçiş
ve lise dönemi sorunları ön planda. Dizi 1984 yılında
Carrie 16 yaşındayken, Connecticut’ta başlıyor.
Anneleri öldüğü için, Carrie, ona ve iyice asileşen
kız kardeşi Dorritt’e bakmakta zorlanan babaları
Tom’la yaşamaktadır. Carrie’nin arkadaşları tatlı
ve birazcık “inek” Mouse, alaycı ve kendinden emin
Maggie ve duygusal Walt, hayatını biraz da olsun
kolaylaştırmaktadır. Okula yeni gelen Sebastian’ın
da bu duruma olumlu bir katkısı olur. Ancak babası
Tom, Manhattan’dan bir iş teklifi aldığında Carrie her
şeyi bırakarak New York’a gitmek için can atar. Yeni
sezonun kesinlikle en iddialı yapımlarından biri olacak
The Carrie Diaries, Sex and the City’den boşalan yeri
rahatlıkla dolduracak gibi görünüyor. Özellikle de o
diziyi seven kuşağın gençliklerinin 80’lerde geçtiği
düşünüldüğünde…
Series: The Carrie Diaries
Channel: The CW
Actors: AnnaSophia Robb, Freema
Agyeman, Chloe Bridges, Austin Butlery
Based on Candace Bushnell’s Sex and the City book series,
this show focuses on the character of Carrie Bradshaw,
played by AnnaSophia Robb. Here’s a nice answer for
those who might be asking, “How is that different from
the Sex and the City series?”: The show takes place when
the Carrie character is in high school at the start of the
1980s. The series we think Sex and the City fans will love
again focuses on fashion, city life, romantic relationships
and friendship, but Carrie’s adventures in Manhattan
this time take place in the atmosphere of the 80’s. You’ll
get your fill of the entire soul of the 80’s, especially the
fashion, but here, adolescence, transition into adulthood
and high school problems are more prominent than
marriage, mature relationships and mature men. The
series starts out in Connecticut in 1984, when Carrie is
16. Since their mother died, Carrie lives with her father
Tom, who has trouble looking after her and her rebellious
sister Dorritt. Carrie’s friends are the sweet and slightly
“nerdy” Mouse, the sarcastic and self-assured Maggie
and emotional Walt, and they make her life at least a
little easier. Sebastian, who just started going to the
same school, also has a positive impact on the situation.
Yet when her father Tom gets a job offer in Manhattan,
Carrie is thrilled to leave everything behind and move
to New York. Definitely one of the most ambitious
productions of the new season, The Carrie Diaries looks
like it will easily fill the void left over from Sex and the
City. Especially if you consider that the generation that
loved that series experienced its youth in the 80’s...
76
Dizi: 666 Park Avenue
Kanal: ABC
Oyuncular: Terry O’Quinn, Vanessa
Williams, Rachael Taylor, Dave Annable
ve Robert Buckley
Doğa üstü olaylara meraklı izleyiciler için harika
bir yeni dizi. Fringe’e rakip gösterilen 666 Park
Avenue, Gabriella Pierce’ın aynı adlı romanından
uyarlanmış. Bu sonbaharda başlayacak olan dizide
Lost’un John Locke’u Terry O’Quinn ve hem
Desperate Housewives hem de Ugly Betty’de arz-ı
endam eylemiş eski model yeni oyuncu Vanessa
Williams başrolde. Dizinin yapımcısı Fringe ve
Life on Mars’ın da prodüktörü olan David Wilcox.
Dizide genç bir çift olan (Annable and Taylor)
New York’taki en eski binalardan biri olan tarihi
Drake binasına taşınıyor ve binanın idareciliğini de
üstleniyor. Ne var ki ikisi de binanın sakinlerinin
doğa üstü bir güç tarafından ele geçirildiğinden
habersiz. Bu binada tüm dilekler gerçekleşebiliyor.
Para, servet, seks, aşk, güç hatta intikam… Ancak
ne dilendiğine dikkat edilmesi gerekiyor çünkü
gerçekleştirilen her dileğin bir bedeli var. Sezonun
kuvvetli yapımlarından biri olan 666 Park Avenue,
doğa üstü ve gizemli olaylara ilgi duyanların
listelerine alması gereken bir dizi.
Series: 666 Park Avenue
Channel: ABC
Actors: Terry O’Quinn, Vanessa
Williams, Rachael Taylor, Dave Annable
and Robert Buckley
A great new series for viewers who are interested in
supernatural events. Considered a rival to Fringe, 666
Park Avenue was adapted from Gabriella Pierce’s novel
of the same title. The series that will begin this fall
includes Lost’s John Locke, Terry O’Quinn and old
model new actress Vanessa Williams, who played in
both Desperate Housewives and Ugly Betty in its lead
roles. The producer of the series is David Wilcox, who
also produced Fringe and Life on Mars. In the series,
a young couple (Annabelle and Taylor) live in the
historical Drake building, one of the oldest buildings
in New York, and they manage the building. Yet both
of them are unaware that the building’s residents
have been taken over by a supernatural power. In this
building, all wishes come true. Money, riches, sex,
love, power and even revenge... Yet people have to
be careful what they wish for because every granted
wish comes with a price. One of this season’s strong
productions, 666 Park Avenue is a series worth noting
for those who are interested in supernatural and
mysterious events.
Dizi: Elementary
Kanal: CBS
Oyuncular: Jonny Lee Miller, Lucy Liu ve
Aidan Quinn
Sezonun en merakla beklenen yapımlarından biri.
Sherlock Holmes’un çağdaş bir uyarlaması olan
dizide Jonny Lee Miller yetenekli ve zeki bir dedektif
rolünde. Holmes’un yardımcısı Doktor Watson
rolünde ise bu modern uyarlamada bir kadın yer
alıyor. Ally McBeal’den ve Charlie’nin Melekleri’nden
tanıdığımız Lucy Liu, Joan Watson karakterini
canlandırıyor. Romanlarında kokain bağımlısı olan
Holmes bu sefer karşımıza alkol tedavisi görmüş bir
dedektif olarak çıkıyor. Manhattan’da yeni bir hayata
başlayan Holmes’u gözetme görevi de tabii ki babası
tarafından görevlendirilen Dr. Watson’a ait.
Dizi: Beauty and the Beast
Kanal: CW
Oyuncular: Jay Ryan, Kristin Kreuk,
Yannick Bisson ve Daniel DiTomasso
Çirkinle güzelin hikayesini anlatan dünyaca ünlü masal
dizi oluyor. Beauty and the Beast, Smallville’den
tanıdığımız Kristin Kreuk, Catherine Chandler adında,
annesinin katilini bulmaya and içmiş bir cinayet
dedektifini canlandırıyor. Catherine, annesini öldüren
adamın ikinci hedefidir ancak bir şekilde katilin elinden
kurtulmayı başarmıştır. Yeni Zelandalı oyuncu Jay Ryan
ise masaldaki canavar Vincent Keller’ı canlandırıyor
ve dedektife gizli bir şekilde yardımcı oluyor.
Yakışıklı bir doktor olan Vincent Keller, 2002’de
Afganistan’da görev yaparken öldürülmüştür ancak
işler hiç de göründüğü gibi değildir. Vincent aslında
ölmemiş, son 10 yıldır gizli bir şekilde yaşamaktadır.
Saklanmasının sebebi ise tıpkı yeşil canavar Hulk gibi
sinirlendiğinde bir canavara dönüşmesidir. Bu “canavar”
aslında Catherine’i, yıllar önce annesini öldüren katilin
elinden kurtaran kişiden başkası değildir. Polisiye
ve bilimkurguyu bir araya getiren dizi şimdiden
eleştirmenlerden olumlu notlar almaya başladı. Bakalım
sezonun devamında dizi nasıl bir gidişat izleyecek?
Series: Elementary
Channel: CBS
Actors: Jonny Lee Miller, Lucy Liu and
Aidan Quinn
One of the most eagerly anticipated productions of the
season. This series is a modern adaptation of Sherlock
Holmes, with Jonny Lee Miller playing the role of a
talented and smart detective. In this modern adaptation,
a woman plays the role of Holmes’ assistant Doctor
Watson. Lucy Liu, whom we know from Ally McBeal and
Charlie’s Angels, plays the character of Joan Watson. A
cocaine addict in his novels, this time Holmes appears
before us as a detective who underwent alcohol treatment.
Holmes begins a new life in Manhattan, and in charge of
taking care of him is of course his father’s appointee, Dr.
Watson.
Series: Beauty and the Beast
Channel: CW
Actors: Jay Ryan, Kristin Kreuk, Yannick
Bisson and Daniel DiTomasso
The world famous tale that tells the story of the ugly
and the beautiful is made into a television series. In
Beauty and the Beast, Kristin Kreuk, whom we know
from Smallville, plays a murder detective named
Catherine Chandler who’s sworn to find her mother’s
killer. Catherine was the second target of the man who
killed her mother but somehow managed to escape. New
Zealand-born actor Jay Ryan plays the monster in the
story, Vincent Keller, who secretly helps the detective. A
handsome doctor, Vincent Keller was killed on duty in
Afghanistan in 2002, but things aren’t what they seem
at all. Vincent actually didn’t die but has been living
secretly for the last 10 years. The reason he’s hiding
is that, just like the green monster Hulk, he turns into
a monster when he’s angry. This “monster” is actually
none other than the person who saved Catherine from the
murderer who killed his mother years ago. This show that
brings together a detective story and science fiction has
already been receiving positive marks from critics. Let’s
see how the show will progress in the rest of the season.
77
NEWS
DQ HABERLER NEWS
78
HASRETIN VUSLAT’A
DÖNÜŞTÜĞÜ YER
DEDEMAN KONYA
DEDEMAN KONYA, WHERE
LONGING TURNS TO REUNION
Hz. Mevlâna’nın Hakk’a vuslat günü, kendi ifadesiyle Şeb-i
Arûs, üzerinden 7 asırdan fazla süre geçmesine rağmen başta
Konya olmak üzere Türkiye ve dünya için hala en önemli manevi
değerlerden biri.
Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılının Mevlâna yılı ilan
edilmesinden sonra, Hz. Mevlâna’nın ve Şeb-i Arûs’un uluslararası
bilinirliliğinin daha da artması, sadece ülkemizden değil, dünyanın
her yerinden gelen ziyaretçi sayısının çoğalmasını sağladı. Şeb-i
Arûs, dünyanın her kesiminden insanlara, Hz. Mevlâna gibi önemli
bir hazineyi ve bu hazinenin değerini tanıtmak ve anlatabilmek
açısından bulunmaz bir fırsat niteliği taşıyor.
Bu amaç doğrultusunda yapılan etkinlikler Aralık ayı geldiğinde
ülkemizin her yerinde olduğu gibi özellikle Konya’da yoğunlaşıyor
ve tam manasıyla Şeb-i Arûs Konya’da yaşatılıyor. Her yıl olduğu
gibi bu yıl da Konya’da 7-17 Aralık tarihleri arasında yapılacak
Uluslararası Vuslat Yıl Dönümü törenleri; semâ ayini, sergiler,
Türk Sanat Musiki konserleri, Mesnevi sohbetleri gibi 100’ü aşkın
değişik etkinliğe sahne olacak.
DEDEMAN KONYA, bu kültürel etkinliklerde üzerine düşen görevi
en iyi şekilde yapmak adına misafirlerine, tören davetiyesi temini,
şehir ve etkinlikler hakkında bilgi gibi hizmetlerle, şehrin bu
dönemdeki mistik ve manevi havasını en iyi şekilde yaşamaları
için gayret gösteriyor. Bu mistik havayı Dedeman Konya’da
konaklayan misafirler otel içinde de yaşıyorlar. Bu dönemde
Dedeman Konya’da; lobide canlı ney dinletisi yapılıyor, Semâ
Ayin-i Şerif ile ilgili workshoplar düzenleniyor, Şeb-i Arûs
gecesinde kandiller yakılıyor ve helva dağıtılıyor.
The preparations for the 739th anniversary of the Reunion
have commenced.
More than 7 centuries have passed since Mevlana’s death; or
Şeb-i Arus (Wedding Day), in his words, since he considered
death a reunion with the Divine. The day of his death is
observed as a significant spiritual occasion both in Turkey
and the rest of the world.
After the designation of 2007 as the Year of Mevlana by the
United Nations, the international awareness regarding Şeb-i
Arus increased considerably, causing domestic and foreign
tourists to flock to Konya for the ceremonies. Şeb-i Arus
is an important opportunity to introduce Mevlana and his
invaluable philosophy to people from all around the world.
The commemoration events concentrate around Konya during
December. As each year, over 100 events such as Turkish
classical music concerts, whirling dervishes, exhibitions and
conversations on Mathnawi are going to be organized as part
of the International Reunion Anniversary ceremonies set to
take place from 7 to 17 December.
As DEDEMAN KONYA, we aim to accommodate our guests
fully during this spiritual time and offer services such as
purchasing of ceremony tickets and suggestions about the
city and the events. Dedeman Konya guests also experience
the mysticism that surrounds the city within the hotel
through live ney (reed flute) performances, workshops,
lighting of oil lamps on the night of Şeb-i Arus and
complimentary halwa treats.
DEDEMAN ZONGULDAK’LA YENİLENİN
Dedeman Zoguldak’ın ayrıcalıklı “Life Style Spa Center” hizmetiyle isteyen forma giriyor isteyen
dinlenmenin ve rahatlamanın tadını çıkarıyor. Dedeman Zonguldak Life Style Spa Center’da
dilerseniz Pilates, Aerobik, Step, Oryantal, Salsa, Zumba veya Su Aerobiği derslerinden birine
katılabilir dilerseniz deniz manzaralı spor salonunda özel eğitmenler eşliğinde çalışabilirsiniz.
Senenin tüm yorgunluğunu atmak isteyenler ise Spa’da özel masaj ve terapilerle kendilerini
Dedeman Zonguldak’ta yenileyebilirler.
RENEW YOURSELF AT DEDEMAN ZONGULDAK
Working out and getting in shape or pampering yourself and relaxing? The choice is yours at
Dedeman Zonguldak’s lush Life Style Spa Center. You can opt for one of many fitness classes
such as pilates, aerobics, step, oriental dancing, salsa, Zumba and water aerobics or work out
with private trainers at the gym. For those of you who would like relieve fatigue and stress,
special massages and therapies offered by our spa is going to help revitalize you. 79
DQ HABERLERNEWS
80
LEZZETİ DEDEMAN
İSTANBUL’DA
KEŞFEDİN
DISCOVER
TASTE
AT DEDEMAN
İSTANBUL
Dedeman İstanbul yaz boyunca birbirinden leziz tatlara ev sahipliği
yapıyor. Gerçek İtalyan pizzasını salata ve bir meşrubatla birlikte 29 TL’ye
tadabileceğiniz Dedeman İstanbul’da çay saati de ayrı bir keyif. Saat 16.0018.00 arasında limitsiz çay ve kahve servisinin yanı sıra leziz tatlı çeşitlerinin
ve sandviçlerinin tadını 25 TL’ye çıkarabilirsiniz. İstanbul’un büyüsünü
yeniden keşfetmek isteyenler içinse Roof Bar ideal. Tadına doyamayacağınız
lezzetler ve keyifli anlarla birlikte Dedeman İstanbul Roof Bar size mükemmel
bir İstanbul manzarası sunuyor.
Dedeman Istanbul continues offering delicious flavors. You can taste an
authentic Italian pizza alongside a salad and a soft drink for 29 TL. Tea
time at Dedeman is also a real treat; from 16.00 to 18.00 you can enjoy
tasty sandwiches and pastries with unlimited tea or coffee for 25 TL. For
those of you who would like to rediscover the magical Istanbul, Roof Bar is
ideal; offering a breathtaking panorama and memorable moments.
81
DEDEMAN ANKARA’DAN
BENZERSİZ HİZMET
Artık misafirleri sizin dert etmenize gerek yok. Dedeman
Ankara Catering farkı yla 5 kişiden 5000 kişiye kadar
misafirlerinizi Dedeman hizmet kalitesiyle tanıştırın.
Birbirinden lezzetli tatlar ile yemek işini Dedeman Ankara
sizin için üstleniyor. Siz sadece günün keyfini çıkarın,
gerisinin Dedeman Ankara Catering halletsin.
A UNIQUE SERVICE FROM
DEDEMAN ANKARA
You no longer need to worry about guests. Just sit back
and enjoy yourself as you let Dedeman Ankara Catering
take care of everything. Serving parties of up to 5000
people, Dedeman Ankara offers delicious dishes with
Dedeman’s premium service quality.
DQ
82 Ö Y K Ü - S T O R Y
Abra Kadabra
Abracadabra
YAZI-WORDS: BEGÜM AHU AĞLAÇ
83
Düşlerinden uzak düşüşlerin içinde geçen günler, bütün
gecelerine bağlanıyordu. Bütün geceleri aynıydı: kuru,
isteksiz, kadifesi parlamış eski kaftanlar gibi. Gerçeklerin
üzeri toz tutar mı?
Kirli, paslı yenilenmeye muhtaç yaşamların bütün
gerçekleri tozludur, evet.
Rengi griye dönmüş, 20 senelik şortunun cebine ellerini
sokup, üzerine geçirdiği uyumsuz ve ütüsüz gömleğiyle
işlek caddede yürümeye koyuldu. Zayıf bedeni, düşük
omuzlarıyla birleşince kamburmuş hissi yaratıyordu.
Durmaya yakın bir tempoda kaldırım boyunca ilerledi.
Kafasındaki evcil kediler üremeye ve arsızca sürtünmeye
devam ediyordu. Yüzünü daha da zayıf gösteren kirli
sakallarını sıvazladı. “Yeniden başlamalıyım” dedi. Ama
nasıl?
Hayatı boyunca birçok işte çalışmıştı ama yazarlık onu
besleyen tek gerçek işti. Ruhunu beslerken bedenini
besleyemeyen bu işten kopmadan yaşamak istiyordu.
Olmamıştı işte. Evini ve içindeki hayat arkadaşını
kaybetmek üzereydi. Maddi borç değil de Ayla’ya olan
gönül borcu düşürüyordu omuzlarını, eskitiyordu bildiği
bütün kelimeleri. Kimilerine göre aylak, kimilerine göre
ayak takımı, kimilerine göre idealist, kimilerine göre de
sefa düşkünü olmuştu. Bir tek Ayla ona prens demişti.
Gel gör ki o prensesine istediği hayatı verememişti. 10
yıllık evliliklerinde Ayla hep onun arkasında durmuş,
onun arzu ettiği hayatı yaşaması için destek olmuş
ama kendini ihmal etmişti. Çocuk istemişti Ayla, ama
onun çocuk yapacak kadar sabit bir hayatı olmadığı için
ertelemişlerdi hep bir sonraki mevsime. Ta ki Ayla için
mevsimler tükenene, içindeki umudun bittiği bu güne
kadar. Ayla, bir süre önce evden ayrılmış, düşünmek
için zaman istemişti. Onsuz bu şehri ne yapacaktı? Onsuz
bütün şehirler anlamsızdı ya…
Days spent tumbling down away from his dreams were
connecting to all his nights. All of his nights were the
same: like dry, unwilling old kaftans whose velvet took on
a sheen. Does reality collect dust?
Yes, all the realities of dirty, rusty lives in need of renewal
are dusty. He put his hands in the pockets of his greyed,
20-year-old shorts and started walking on the busy avenue
with his mismatched shirt in need of ironing. His thin
body and slouched shoulders gave him the appearance of
being hunchbacked. He moved along the sidewalk at a
tempo that was close enough to stopping. The domestic
cats in his mind kept breeding and rubbing up shamelessly.
He rubbed the stubble that made his face seem even
thinner. “I should start fresh,” he said. But how?
He had worked at many jobs throughout his life, but
writing was the only profession that truly fed him. He
wanted to live without giving up this occupation that fed
his soul but not his body. It just didn’t happen. He was
on the verge of losing his home and his life partner in it.
What made his shoulders slouch wasn’t his financial debt
but the emotional debt he had to Ayla, it wore out
all of the words he knew. Some would call him a vagrant,
some a lowlife, some an idealist and still others
a hedonist. Only Ayla called him a prince. Yet he couldn’t
give his princess the life he wanted. In their 10 years
of marriage, Ayla had always supported him in leading
the life he wanted at the cost of neglecting herself. Ayla
wanted a child, but they always pushed it to the next
season because he didn’t have a stable enough life to raise
a child. Until the seasons were over for Ayla and the hope
inside her was gone. Ayla left the house a while ago and
asked for a little time to think. What would he do in this
city without her? All the cities were meaningless without
her anyway…
84
Sahil tarafındaki kahvehaneye oturup bir demli çay
istedi. Eskimiş cep telefonunu çıkartıp umutla ekrana
baktı. Belki bir mesaj, belki yeni bir hayatın yeşil ışığını
görürüm diye. Bir derin duman çekti ciğerlerine, çayı
da katık yaparak. Duman içinde kalmış düşüncelerini
karıştırdı sonra, hayallerini aradı orada. Ertelediği,
üstünü çarşafladığı bir iki tanesine rastladı da bir
gülümseme belirdi saatler sonra yüzünde.
Gözü karşı kaldırımdaki otobüs firmasına takıldı.
“Kaybedecek neyim kaldı?” Çay tabağına 2 demir parayı bırakarak, yolun karşısına
geçti.
“Bodrum’a 2 gün sonra için bilet istiyorum”
“Tabii beyefendi gece saat 11.30’da bir otobüs var. Kaç
numara istersiniz? Diyerek boş yerleri gösteren şemayı
önüne koydu.
“7 olsun”
Şanslı numarasıydı 7. Belki de şansı dönüyordu.
Hep zeytin işiyle uğraşmak istemişti. Toprağa ayağı
değsin, toprak kokan bir evde zeytinlerin bereketi
altında gelecek yazılara gebe kalsın, sevdiği kadını gebe
bıraksın, doğa isimleri koyacakları çocuklarıyla, küçük
bir köy evinde masallara değen bir hayat yaşasınlar...
Bodrum’da yaşayan can dostu, çocukluk arkadaşı
Hakan’ı aradı heyecanla. “Geliyorum ben Hakan, müsait
misin? Sana danışacaklarım var” dedi. Detayları sonraya
bırakarak.
Son 2 günü toparlanarak ve Ayla’ya mektup yazmaya
çalışarak geçirmişti. Otobüs garında beklerken yazın son
günlerini bu şehirde tükettiğini düşündü. Sonbahar’a
hazırdı. Hiç olmadığı kadar. Sonbahar’ı alt üst edecekti.
Hüzünlü, sarı, siyah renklerle donatılmış bu ara
mevsimin yüzünü güldürmeye gidiyordu.
Yeni bir hayata adım attığı koridor onu 12 saat sonra
hayallerine götürecekti. Kim bilir belki Ayla da onun
kurduğu bu yeni hayata dahil olmak isterdi.
Büyücülerin ünlü sözü geldi aklına : “Abra Kadabra” …
Arami dillerinde “Konuşurken Yaratırım” demekti bu
sihirli kelimeler.
Yol boyu tekrarladı: “Abra Kadabra, Abra Kadabra, Abra
Kadabra….”
He sat at the coffeehouse by the shore and ordered a well
brewed tea. He took out his worn down cell phone and looked
at the screen with hope. He hoped he’d see a message or the
green light of a new life. He took a sip of the tea and inhaled
smoke deep into his lungs. He then went through his smoky
thoughts and looked for his dreams there. He came across one
or two that he postponed and threw a sheet over and a smile
appeared on his face hours later.
His eyes got stuck on the bus company across the street.
“What do I have to lose?”
He left 2 coins in the tea dish and crossed the road.
“I want a Bodrum ticket in 2 days.”
“Yes sir, there’s a bus at 11.30 at night. What seat would you
like?” she asked, laying the chart with the empty seats in front
of him.
“Let’s make it 7.”
7 was his lucky number. Maybe his luck was taking a turn.
He always wanted to get into the olive business. He wanted his
feet to touch the earth, to conceive of writings in a house that
smells like earth with the aide of fertile olives, to impregnate
the woman he loved, to lead a life that would fit any storybook
in a small rustic house with kids they’d name after nature…
He excitedly called his dear childhood friend Hakan, who lived
in Bodrum. “I’m coming Hakan, are you available? I have
things to consult you about,” he said, leaving the details for
later.
He spent the last 2 days packing up and trying to write
a letter to Ayla. When he was waiting at the bus station,
he thought about how he wasted the last couple of days of
summer in this city. He was ready for fall. More than ever
before, he would turn fall upside down. He was going to
put a smile on the face of this gloomy, yellow and black
intermediary season.
The hallway where he took a step into his new life would
carry him to his dreams in 12 hours. Who knows, perhaps
Ayla would want to be a part of this new life that he set up.
The thought of the famous magicians’ saying. “Abracadabra.”
In Aramaic languages, these magical words meant “I’ll create
as I speak.”
He repeated it to himself throughout the journey:
“Abracadabra. Abracadabra. Abracadabra…”

Benzer belgeler