Bu sayfayı PDF biçimine çevir.

Yorumlar

Transkript

Bu sayfayı PDF biçimine çevir.
İlk Japonlar | 1
İlk Japonlar
Son arkeolojik bulgulara göre Japonya’da, takımadaların Avrasya kıtasına büyük buzullarla bağlı olduğu
Dördüncü Zaman’ın sonundan (Neandertal insan dönemi) bu yana, en az 30,000 yıldır insan
yaşamaktadır. Daha sonraları takımadalara birbiri ardına insan grupları yerleşmiş, bunların kimi kuzeye,
İrimi ^ de güneye gitmiştir. Söz konusu insanlar uzun zaman geçimlerini toplayıcılık, balıkçılık ve
avcılıkla sağlamışlardır. Çanak çömlek yapımını çok önceden keşfetmiş -en eski seramik parçası (M.Ö.
10000 yılma ait) Japonya’da bulunmuştur- olmalarına karşın tarım ve madencilik çok daha geç
başlamıştır, Japonlar, tunç işlemeye ve yazı yazmaya ancak miladın başlarında başlamışlardır. Oysa
Japonlar, M.Ö. 2. binde tuncu işliyor ve yazı yazıyorlardı. Pirinç yetiştirme Yayoi döneminde (M.Ö. 3.
yüzyıl) gelişmiş, nüfusun artmasına olanak sağlamıştır. Bununla birlikte pirinç ekiminin yaygınlaşması
için birkaç yüzyıl geçmesi gerekmiştir. Miladın başlarına tarihlenen bazı Çin metinlerine göre
takımadalarda çıplak ayakla dolaşan, vücutlarına dövme yapan “Wa”lar yaşamıştır. Hükümdarları,
Yamatai ülkesinin kraliçesi :emli Himiko’dur. Bu bilgiler bazı soruların yanıtlanmasına yetmemekte ancak
en azından Japonlar’ın çok erken tarihlerde Çinliler ve Koreliler ile ilişki kurduğunu göstermektedir.
Yamato Devleti
4. yüzyılın başında, Japonya’da mezarların üzerini dev boyutlu yapay tümseklerle kaplayan bir uygarlık
ortaya çıktı. Mezar odaları, ölünün günlük evrenini yeniden kurmak istercesine haniwa’lann (insanların,
ev hayvanlarının, kimi kez de evlerle kulübelerin betimlendiği pişmiş toprak heykelcikler) yer aldığı
koruyucu duvarlarla çevrildi. Pirinç tarlalarının sulama sistemlerine açılan hendekler, mezarları,
yaşayanlar topluluğundan ayırdı.
Bu tümseklerin yapılmasına, örgütlü bir iktidarın varlığını kanıtlayan gölcüklerin, kanallar ve bentlerin
kurulması eşlik etti. Anıtların en görkemlileri kuşkusuz, Yamato’nun merkezi bölümünde hüküm süren,
ancak etki alanını bütün ülkeye yayan yöneticiler için yapıldı. Mitoslar, imparatorluk ailesinin atası Güneş
Tanrıçası Amaterasu’nun aynı döneme tarihlendirildiğini belirtmektedir. Ancak Yamato’nun kökeni
bütünüyle bir giz olarak kalmıştır.
Çin Okulunda
4. yüzyılın sonuna kadar, Japonya kıtanın etkilerine maruz kalarak özgün bir kültür geliştirdi. 3. yüzyıldan
beri Çin’e yerleşmiş olan Buddhacılık takımadaya 538 yılında ulaştı, ama Yamato’nun sarayı bu konuda
uzun süre ikiye bölündü. Nihayet 587 yılında, yeni din yanlısı Soga soyu geleneksel inanışın savunucusu
Mononobe soyunu yendi.
Buddhacıhk hükümdarı ve ülkeyi korumakla görevli resmi din olma statüsünü kazandı. Buddhacılık,
kitapların ülkeye girişiyle bilginin ve yazının yayılmasına katkıda bulunurken Japon yöneticiler diğer
Bu içerik Turkceci.Net tarafından oluşturulmuştur.
İlk Japonlar | 2
alanlarda bilinçli olarak Çin’e öykündü. Zaman ve mekân içinde nerede olduğunu bilmek ve ülke
bütününü daha iyi kontrol edebilmek için tutarlı bir uzunluk, alan ve sığa benimsendi. Koreli göçmenler
zanaat tekniklerini Japonlara öğretti. Prens, bilgili ve saygılı memurların bulunması için saraya devlet
adamlarının değerliliği üzerine kurulu bir hiyerarşik düzen getirdi. Bunun dışında iyi bir devlet
yönetiminin kurallarını sıraladığı “on yedi maddelik anayasa”yı kaleme aldı. Ölümünde, Güneşin Doğduğu
Ülke, Soga ailesinin ortadan kaldırılmasıyla belirginleşen bunalımlı bir dönemden geçti.
Prens Nakano-oe ülkenin yeniden düzenlenişini sürdürdü ve yönetimin güçlenerek çıktığı yeni bir
bunalımın ardından 701’de Japonya yeni bir kanun düzenine sahipti. 710’da imparator, görkemi,
hükümdarın saygınlığını daha da artıran yeni başkenti Nara’ya taşındı. Müzik, satranç ve go oyununu da
benimseyen sarayda önemli bir yer kazandı. Bir kararname ile başkentin sap veya ağaçla örtülü
çatılarının kiremitle örtülmesi ve elbiselerin önünün Çin’de olduğu gibi kapatılması emredildi. Bir
yüzyıldan biraz daha uzun bir sürede Japonya Uzakdoğu’nun en ileri medeniyetini özümsemeyi başararak
arkaik bir toplumu merkeze bağlı yönetimi olan, yasalara ve yönetim sistemine sahip bir devlet haline
getirdi.
Savaşçıların Yükselişi
Aristokrasi saygı gösterecek değerde bulmasa da, taşra ileri gelenleri savaş sanatlarını hiçbir zaman bir
yana bırakmadı ve 11. yüzyıldan başlayarak düzenin korunmasında savaşçı gruplara güvenme
alışkanlığını kazandı. Başkentte Tairalar veya Minamotolar gibi bazı aileler bu görevi tekelleştirdiler.
Her savaşçı grup kendi çıkarlarını değerlendirmek isteyince ülkeyi çalkantılar sardı. 12. yüzyılın
ortalannda çekişmeler sarayı ikiye böldü. Taraflar iki farklı savaşçı aileye çağrıda bulundu. Tairalar,
Minamotolar’ı yendi ve daha önce görülmemiş şekilde hakları olmayan unvan ve görevleri aldı. Ancak
zaferleri kısa süreli oldu. 118rde Minamoto no Yoritomo vasalleri olmaları halinde haklarını garanti altına
alacağı güvencesini vererek güçlü savaşçı ailelerin önderlerinin bağlılığını kazandı ve sarayla her türlü
ilişkiyi keserek Tairalar’a karşı savaş açtı. Yönetimini imparatorluk başkentinden uzakta Kamakura’da
kurdu. 1192’de ikinci bir gücü, yani savaşçıları tanıyan saray kendisine “şogun” unvanını verdi.
Savaşçılar Çağı
Savaşçılar, ahşap evlerde yaşıyorlar, güç ve sade bir yaşam sürüyorlardı. Ortaçağ’da Batı’daki şövalyeler
gibi eğlenceleri (av, atla ok atmak) bir savaş taliminden başka bir şey değildi. Giderek onur duygusuna ön
planda yer veren bir ahlak anlayışı, kahramanlık doğdu. Savaşçılar, hükümdara hizmet ederken ölümü
göze alıyorlardı. Savaşçı evlenirken güzelliğinden çok kahramanlığı ile ün yapmış bir genç kızı yeğliyordu.
Birçok kadın, kocasının yanında savaşmakla ün kazanmıştı.
Bu içerik Turkceci.Net tarafından oluşturulmuştur.

Benzer belgeler