Martı Mayıs 2016

Yorumlar

Transkript

Martı Mayıs 2016
MARTI
ak
s
ba
bosphoruschronicle
The quarterly Robert College Newspaper
A supplement of the Bosphorus Chronicle May 2016 issue.
Bosphorus Chronicle’ın Mayıs 2016 ekidir.
Yayın Adı
Bosphorus Chronicle’ın Martı Eki
İmtiyaz Sahibi ve Uyruğu
Özel Amerikan Robert Lisesi
Nilhan Çetinyamaç - T.C.
Sorumlu Öğretmenler
Özgül Akgül Cinkara
Eda Önen
Editörler
Erce Erez
Nil Özervarlı
Tasarım ve Sayfa Düzeni
Tulya Elif Bekişoğlu
Nil Özervarlı
Erce Erez
Zeynep Karababa
Emre Manavoğlu
İsmet Enhoş
Tulya Elif Bekişoğlu
Ali Ekin Gürgen
Yazarlar
Ecem Öztürk
Emre Kabasakal
Sevnur Kulak
H. Sezin Esen
Zeynep Özkan
Bilge Tayyar
Ayşe Nazlı Teker
Aslı Erkan
Beril Babatürk
İzem Doğan
Can Akdere
İ. Furkan Özcan
Kaan Doğusoy
Çizerler:
Başak Özsaraç -b
Ecem Öztürk -e
Tulya Elif Bekişoğlu -t
Yönetim Yeri
Özel Amerikan Robert Lisesi
Kuruçeşme Caddesi No:87
Arnavutköy/İSTANBUL
Tel: (0212) 359 22 22
Yayının Türü
Yerel, Süreli
Yayının Dili
Türkçe
Ofset Hazırlık ve Basım Yeri
Birmat Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti.
100. Yıl Mah. Matbaacılar Sitesi
1. Cad. No:131 Bağcılar/İSTANBUL
Tel: (0212) 629 05 59-60
Basım Yılı
Mayıs 2016
İçindekiler
3
3
4
5
6
7
8
8
9
10
11
11
12
12
13
14
15
16
16
17
18
19
19
20
20
21
22
23
26
26
27
27
28
29
29
30
34
35
35
36
37
39
40
Kara, Beyaz ve Sarı
Bulut
Kaldırım Taşları
Klakson Sesi
deve sırtında âşıklar
birkaç ufak
lodos
mecal
hafif hafif
tanrıyla anlaşamıyorum
…
…
…
…
…
Sahnesizler
…
…
merakımdan
Havalar
Labirent
…
…
…
…
Varlığını Anlamak ve Yitirmek
…
Onur Ünlü ile Söyleşi
Taksimetre
…
…
…
…
Işıklı Toplar
Sen
Yangın Tatbikatlarının Önemi Temalı Yazı Çalışması
…
Akselereyşın
…
…
…
Oyunlar
...
1
H. Sezin Esen
H. Sezin Esen
H. Sezin Esen
Aslı Erkan
Emre Manavoğlu
Emre Manavoğlu
Emre Manavoğlu
Emre Manavoğlu
Emre Manavoğlu
Emre Manavoğlu
Tulya Elif Bekişoğlu
Tulya Elif Bekişoğlu
Erce Erez
Erce Erez
Erce Erez
Emre Kabasakal
Erce Erez
İ. Furkan Özcan
Emre Manavoğlu
Ecem Öztürk
Sevnur Kulak
Nil Özervarlı
Nil Özervarlı
Zeynep Karababa
Nil Özervarlı
Emre Kabasakal
Zeynep Karababa
Nil Özervarlı
Can Akdere
Zeynep Karababa
Zeynep Karababa
Zeynep Karababa
Zeynep Karababa
Ali Ekin Gürgen
Ali Ekin Gürgen
İsmet Enhoş
Tulya Elif Bekişoğlu
Zeynep Özkan
Tulya Elif Bekişoğlu
Tulya Elif Bekişoğlu
Tulya Elif Bekişoğlu
Kaan Doğusoy
Zeynep Karababa
Editörden...
Kazananın olmadığı bir tiyatro oyunundan bahsederler. Yapmacık, maske giyen insanlarla
dolu bir tiyatro… Zaman geçirmek için oynanan bir oyun… İyi figürler, kötü karakterler...
Eğlendirmek için rol yapan insanlarla, eğlenmeyi unutanların bulunduğu bir indirim kuyruğu
misali bekler insan sırasını bu oyunda.
Hayat bir oyundur ya, o yüzden bombalar atılır, silahlar ateşlenir barış için. Oyunu yanlış
anlayan insan oyuncak olur hayatın elinde, toplumun koyduğu kurallar çerçevesince yaşamaya
başlar. Her oyun eğlendirmez, mutlu etmez insanı. İşte, biz bu yüzden size küçük bir oyun
oynamak üzere yola çıktık bu sayımızda. Kazanmak veya kaybetmek yok, tek yapmanız gereken
bizi anlamak bu süreçte.
Bir parçası olduğunuz oyunumuzda keyifli okumalar!
Erce Erez
b
2
Kara, Beyaz ve Sarı
H. Sezin Esen
karahindiba ile
kadim dostu papatya
bir çayırda
seviyor, sevmiyor
diye kara kara
düşünürken
ve karahindiba polenleri
çenesini gıdıklarken
minik insanın
ufaklık kıkırdıyor
içten
ve masum.
Bulut
H. Sezin Esen
Bulutlar vardı o öğlen
Bulut değil ki bu,
pamuk şeker
Yumuş yumuş bulutlar
Pamuk şeker değil ki bu
çok beyaz
pamuklar pembe olmaz
Bulutları saydı o öğlen
Koyuna benziyor şuradaki
yumuşacık da yünü var gibi
Hayvan şeklinde bulutlar
Ama koyun olamaz ki bu
ne kafası var ne de bacakları
kim kopardı onları?
3
H. Sezin Esen
Kaldırım Taşları
Uzun bir cadde
ve üzerinde kaldırım taşları
art arda dizilmiş,
aralarına düzensiz yeşillikler serpilmiş
Kaldırım taşları
Renkli ama grilik çökmüş üzerlerine
yeşil, yosunlu ve otlarla bezeli
kırmızı, mavi ve gri taşlar
ama hepsi de kirli
kirli ve tozlu bir gri
Gerçi onun tazecik beynine
engel değil renkler
ve taşlar
Basmamaya çalışırken
ve sıçrarken
kafasında oluşturduğu çizgilerin üzerinden
renkler de engel değil
taşlar da
t
4
Klakson Sesi
Aslı Erkan
Yeşil en sevdiği renkti
inandığı, keşke kelimesinin ulaşamadığı,
o tek büyük lunaparka
Kavuşmadan, sadece
klakson sesinden evvel
Sarı hüznündü, özlemdi
At kılı fırçadaki boya kurumaya başladığı,
Duvara yapıştırdığı sarı eller
Banta galip gelip,
Özgürleştiği o an, sadece
klakson sesinden evvel
Kafası karışmış bir çocuktu kırmızı
Sevgi, sadakat ve
acı
Ayrılamamışlardı birbirlerinden
Hızlı davranmıştı
Karar vermek güçtü, sadece
Klakson sesinden evvel
Maviler, morlar kurumuştu çoktan
Çok mühim değildi artık ona.
Yere düşen kâğıtta
Kurumayan kırmızıydı
Klakson sesinden öte
5
Emre Manavoğlu
deve sırtında âşıklar
eskiden
pek eskiden de
âşık olurmuş ya
âdemoğlu
bilirsin hani
bir güvercin pençesinde bakışmışlar
ah ederlermiş
bizim öyle olagelmiş
sevişmelerimize
aylarca öpüşler yazılmış
mum olsun ışık olsun
diye yakılmış
mum olmuş ışık olmuş da
kül olmamış ya o sevişler
seninle ben olsak olsak
kendimizce arabesk
6
birkaç ufak
Emre Manavoğlu
yatsı ve ben sönüyorum.
affınıza sığınmıyorum
zira hava bozduğunda
şemsiye taşıyanlardan değilim.
derdimi anlatmaya
çalışmaktan yılalıysa
epey oluyor.
biz birkaç ufak...
birkaç küçük...
dilim varmıyor.
biz güzel sözlerdik,
yalan
demeye
dilim
varmıyor.
çünkü
öğretildim
kaybettiklerimiz kadar biziz,
elimizde tutmak istediklerimiz kadar uzak.
t
7
lodos
Emre Manavoğlu
bir iki kuş çizmek
isterdim kâğıda
ve yazabilsem yazardım,
herkes resimden anlamaz.
nereye uçacaklarını
bilemediler,
ben çizemedim.
beni çizin
mecal
Emre Manavoğlu
niceleri yazıp çiziyorum
size dair sana dair
büyük adam oldum
elimi kaldırdım
hesap istedim
meğer garsonla konuşmaya
bile mecalim yokmuş
8
hafif hafif
Emre Manavoğlu
sevmekten ve sevilmekten
aklıma bir şeyler gelince
kötü bir şiirim
kendime dair mütevazı davranıyorum
nice şeyler söyledim
nice sizler dinledi
şimdilerde gayriihtiyari
duymak istedikleriniz,
onu dahi istemezsiniz
ben bu gece dahi
anlamındaki de’yim
beni hırslarınızdan ayrı yazınız
haşa
ben sizin kadar âşık olamam
bahsini ettiğiniz aşktan
haberdar değilim
e
bilmiyorum
bilmek de
istemiyor
allah’a havale ederdim
bilmek de istemiyor
9
tanrıyla anlaşamıyorum
Emre Manavoğlu
yaratandan ötürü
yaratılanı seviyorum
yine bir gece,
kimisi bu saatlere
akşam da der.
ceketimi
üzerime almadım
üzerime alındım
havadan sudan konuşulurken
laf kalabalığı yapıyorum,
sanırım yaratandan ötürü
sevmekten sıkıldım.
yaratan bir şey yap.
b
10
...
Tulya Elif Bekişoğlı
bir arının sokmasıyla başlayan aşk son buldu
geriye çatılı kaşlar kaldı
bir de değişmeyen alışkanlıklar
güvensiz ilişkiler
hesap sorulası
çünkü kıskanılası
sahte
sahte ilişkiler
hepsi sahte filmler
yalnızlık bile korsan
...
Tulya Elif Bekişoğlu
Yürüyorum yürüyorum. Yürüdükçe seneleri eskitiyorum ve her adımımda yükseliyorum yaş
grafiklerinde.
Yaşlar akmaya devam ettikçe zayıflıyorum ve çelimsizleşiyorum. Ama her güçsüzleştiğimde
kendime daha da sert vuruyorum.
Ben canımı acıtmalıyım.
Canımı en son raddesine kadar acıtmalıyım.
Boks kutusundaki torbaya en iyi yumruğu atan adam deli gibi yükseltir ya kırmızı sayıları.
Yürüdükçe yaşlanıyorum. Çok da hâlsiz.
Kırmızı sayıları görmeliyim gözlerimde. Çünkü en büyük acıyı tatmak diğerlerinin bana azı
hissettirmesi demek.
Ve her zaman erken bir çok geç kalmış azları selamlar.
11
...
Erce Erez
Geçmiş olsun 20 yıl
Her gün farklı bir macera
Vur patlasın çal oynasın
Bilinmezliklerle dolu hayatını
Doğaçlama yaşamışsın
Kafana eseni yapmışsın
Dolu dolu geçmiş hayat ya
Geçmiş olsun 20 yıl
...
Erce Erez
Yola çıkmadan az önce
Demiş millete:
Sorması ayıp
Sizinkileri nasıl asıyorsunuz?
Paçadan mı yoksa belden mi?
Pisten, kirden arındırmak
Suyunu kurutmak istiyorum
Millet korkmuş,
Başlamış koşmaya
Denize doğru
Islanmaya
12
...
Erce Erez
Zamanın kokusu sinmiş hayatıma,
Yanında küçük ve ürkek bir çocukla
Yaşlı ve huzursuz bir adam girdi
Gece vakit çok geçti, hava ise çok soğuk
Adamcağız üşenmedi evi topladı
Pencereleri sıkıca kapadı
Üstümü sıkıca örttü
Aşk şiirlerini de çöpe attı
Ve yanıma bıraktı küçük çocuğu
Kâbus görmeyeyim,
Korkmayayım diye
Gözlerimi açtığımda pişmanlıklarım
Karanlığa, soğuğa ve çöp kutusuna gizlenmişti
İlk günler sessizce oturan çocuk
Sonra başladı koşuşturmaya,
Kırdı, ağladı, yaramazlık yaptı
Bense yaşlı adamı bekledim çaresizce
Gelmedi, yaşlandım
Çocuğu yatağında bıraktım,
Çıktım sokağa
Yaşlı adam geri geldiğinde
Geçmişim evde uyukluyor,
Geleceğim ise soğuktan donuyordu
Şimdinin ise bir önemi yoktu
Çünkü hiç var olmamıştı
e
13
Sahnesizler...
Emre Kabasakal
Kaldırımlarda,
Spot ışıklarıyla eriyen.
Üzgün kediler gibi,
Üşüyen
Birkaç kızıl meşalenin ışığında.
Kaybolan hatta
Geçmişlerde, bugünlerde ve yarınlarda.
Başına üşüşmüş kapkara sinekleri kovmaya çalışan,
Buna cüret eden sahnesizler.
Harflerden ruhlar yaratıp,
Kocaman bir karmaşaya serpiştiren,
Gerekirse o ruhlar olup
Karşı koyan bu istenmeyen, istemli kaosa.
Başkaldırmaları resmeden,
Kırılıp çöplüklere atılmış tüm noktaları birleştirip
Üstünkörülükleri karalayanlar.
Direnen,
Bu yüzden yok sayılan,
Okuyan,
Bu yüzden eskitilen kara demirlerle,
Paslı zincirlere bağlanıp,
Kendi içlerinde hapsedilen.
14
Fakat bir gün,
Üstüne geleceğin yazıldığı,
Sahnesizlerin yarattığı tüm kâğıtlar,
Gelecekler.
Ve
Sahnelere çıkacak bu sahnesizler,
Yanmayacaklar, erimeyecekler bu kez.
Parlayacaklar sadece.
En yüksek sesleriyle okuyacaklar
En doğru, en içten duygularıyla.
Sahnesiz olmaya devam ederek ama.
t
...
Erce Erez
Düzenli yaşamın
Programlı karmaşasında
İnsan kul köle olmuş
Durgun saatin tik taklarına
Körebe misali
Şaklaban olmaya
15
...
İ. Furkan Özcan
Oyunlarla yaşayanlar, tehlikeli oyunlarla hem de, yeryüzünün, gökyüzünün güçlerine avuç
açanlar, yaltaklanmasını bilenler; onlar için kurulmuştu bu dünya. Hâlbuki karşıdan karşıya
geçenler hep karşıda kaldılar. İçi ısınsın diye sevenlerin hep (ayıptır söylemesi) kıçları dondu.
Kendi başlarına yalnız olamadılar, yalnız başlarına kendileri oldular. Herkes doğrularını bulurken
onlar neyi arayacaklarını bilemediler. Nerede arayacaklarını hiç sormayın! Bazısı yine iyi paraya
sattı melankolisini, onlarınki para da etmedi. Kısmetse öldükten sonra inşallah, dediler sanki şu
an yaşıyormuş gibi. Yaşayamadılar, tutunamadılar ama herkesten “iyi” ölecekler.
merakımdan
Emre Manavoğlu
hiç en güneşte
battın mı sen?
karşılıklı bir şeyler
içmek isterim
karşılık alamıyorum
ben kendi kendime
gelin güvey
güvey demek
damat demek
demek sen benim
bir başıma
bu masada oturduğumdan
bihaber
16
Havalar
Ecem Öztürk
Havalar hep karanlık
Sabahları bulutları görüyorum üstümde
Geceleri gök gürültüleri
Sarılıyorum yastığa bazen
Sığınacak başka yer yokken
Söz vermiştin oysa dede
Bir gün çıkıp gelecekti yanıma
Bana yine sarılmaya.
Gece aydınlanamıyor
Yarını düşünüyorum
Saatleri sayıyorum
Öğlen gelse diyorum
Okuldan o alsa beni
Hava güneşli olsa
Sıcaktan montumu almasam mesela.
Arabası vardır belki diyorum,
Belki parası vardır babamın.
Ama yok,
Gece aydınlanmıyor.
Güneş hiç açmıyor.
Okuldan beni her gün dedem alıyor.
Ben de hep yatağımda bekliyorum.
e
17
Labirent
Sevnur Kulak
3
2
1
En az
ya da 1
2
3 olarak mı başlamalı? Hikâyeyi yazmaya tersten başlayabilirsiniz ama yaşamak, baştan başlamayı
gerektirir. Er ya da geç bizi mutlak sona ulaştıran labirentte 3’ü de seçseniz aynı sonucu verecektir
1’i de, 2 de bunlardan çok farklı değil aslında.
Olay aslında labirente sahip olmaktır. Küçükbaş hayvandan büyükbaşa terfi edenler, çobansız bi’
yere gidemez. Çobana ne yapması gerektiğini de işvereni söyler.
1, 2, 3’le başlayan sürecin biraz fazla uzaması 10’u getirir. 10 yıldır küçükbaşlar büyükbaşlığa terfi
eder, yolda; sürüngenler ezilmek zorunda kalır. Çoban labirenti tamamlama hırsıyla gözü kör
olmuş biçimde arkasındaki hayvanlardan habersiz yoluna devam eder. Mutlak sonda taç vardır,
mücevher vardır, taht vardır. Teklik vardır.
Tepedeki göz bilir ki kapı kapanacak 1 gram altın alamadan mutlak sondan. Kapı harekete geçti.
Kapı hepsinin sonu olacak. Ezilen sürüngenler orada ne yapıyor olabilir?
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10.
11’i saymaya devam mı etmeli? Kapının arasına bir şey mi sıkıştırmalı?
Ah, ayakkabıları mı kullansak? Ya da kutuları ...?
Pardon, buna hakkımız var değil mi? Ne de olsa hür irade!
12, 13, 14 … 23...
18
...
Nil Özervarlı
dün gece de daldım
seninle sözleştiğimiz gibi
nefesim yetene kadar
sen gelene kadar
-vallahi dünya yüzme rekorunu kırdım
ben her gece derinlerdeyim sen yoksun
yüzeysel değildik güya
ama bir çift balık olamadık
-söylemesi ayıp akşam mezgit yedim
t
...
Nil Özervarlı
garson donattı masayı yalanlarla
ortaya karışık bir tabak imkânsızlık
oturuyorum ve oturuyor
uğultulara karışıyoruz
ben hep
geceleri keçileri kaçırıyorum
o tabağı afiyetle sıyırıyorum
kalabalığa karışıyorum
19
...
Zeynep Karababa
Sana yazmak istemiyorum
Artık şiirleri
Belki sebebi gidişin
Belki de artık kelimelerim bitti
Ama yazıyorum
Uçak yapıp attım
Odanın camından
Belki başkalarının
Gözündeki yaşları siler diye
...
Nil Özervarlı
küresel ısınmadan sular çekiliyor
göl kurumuş dün akşam
çirkin ördek yavrularını atmışlar ilk
okyanuslarda direnmek yasakmış
bizimki boğulma tehlikesi
20
Varlığını Anlamak
ve Yitirmek
Emre Kabasakal
Uyumanın zorlaştığı anlarda
Dışarı çıkıp o eski sokaklara gitmek.
Sonra dönüş yolunda yağan hafif kar tanelerinin
Düşüncelerine düşmesi.
Ve acı çekmen köpek havlamalarıyla
Sabahın beşinde, güneşi kovalarken
Ay ışığının yaptığı hayali yolları takip etmek
Kaldırımlardaki kelimeleri eğilip birer birer
Toplamak avuçlarına
Ağaçlara dokunmak yoldaki
Yanlarından geçerken
Bütün yolların bomboş olduğunu görüp
Kendini de yok saymak her yerden
Ne evde olmak ne sokakta
Sonra geri dönmek aynı yollardan tekrar
Bazı ara sokakları değiştirmek sadece
Demir, siyah kapının önünde durup anahtarlarını çıkarmak
Parmaklarının kıpkırmızı olduğunu görmek
Birkaç gerçeklik belirtisi…
Eve girip yeniden yorganın altına sıvışmak
Son bir kez camdan bakıp
Sonra rüyalarına dalmak
Tüm saniyeleri kaybedip
Saatleri yeniden yaparken
Uyanıp rutinine dönmek
Birkaç gerçeklik belirtisi
e
21
...
Zeynep Karababa
Beynimin yerine
Birkaç kilo amasya elması koydum
Gözlerim yandı
Kayboldum
Balık avlama yasağında
Denize atladım kadıköy’e doğru
Böbrek taşlarım düştü
Boğuldum
Çiçek olmuş uslu çocukların
Kötü kokan gübresi oldum
Burnumun direği sızladı
Gömüldüm
Sonra olan oldu
Olanları kaçırdım
e
22
Onur Ünlü ile Söyleşi
Nil Özervarlı
Görsel: http://listelist.com/onur-unlu-kimdir/
Onur Ünlü’nün imza attığı her işte, son zamanların deyimiyle, bir ‘absürt’ olma hâli var, sizce
sanat ‘absürt’lük mü içermelidir?
Sanatın içermemesi gereken tek şey, ne içerip içermemesi gerektiğiyle ilgili yargılardır. Ben bir
yazar ya da yönetmen olarak hayatı nasıl görüyorsam o şekilde yorumluyorum. Yaptığım şeylere
absürt deniyor; ama bu ülkede absürt’ün ne olduğunu anlamış on kişi var mı acaba? Ben bir şeyi
saçma olsun diye yapmıyorum; bilakis, bana öylesi mantıklı geldiği için öyle yapıyorum. Belki de
saçma olan bizzat benim.
Sizin de birçok kez belirttiğiniz gibi çektiğiniz filmler gişede sıkıntı yaşıyor, ancak festivallerde de
ödül alıyor. Bu bağlamda, ‘sanat’ ve ‘popülerlik’ ilişkisine dair görüşleriniz nelerdir?
Bir sanat eseri, hemen her zaman, ticari bir üründür de. Her ürünün de bir tüketicisi vardır.
Dolayısıyla herkes benim ürünümü satın alıp tüketmek zorunda değil. Bu işin bir yönü.
Ama bir de ürünün sergilendiği pazarda oluşturulan tekel meselesi var. Ben ve benim gibi filmler
yapan arkadaşlarımın temel sorunu, bu tekel sorunudur. Eğer pazarda daha çok yer bulursak daha
23
Ah Muhsin Ünlü kendi dilini yaratmış bir şair
değildi. Kendi dilini yaratma potansiyeli olan
bir şairdi. Eğer şiir çalışmaya devam etseydim
belki de gerçekten kendine has büyük bir
şiir çıkartabilirdim. Ama devam etmedim.
Dolayısıyla ne olacaktı, bilmemiz mümkün
Yani benim ya da benim gibi film yapan değil.
arkadaşlarımın filmlerinin çok satmaması
sorunu, popülerlik sorunu değil ahlaki bir Diğer yandan yazdığım şiir, aslında şiire
bütün yeni başlayanların şiirinde olduğu gibi,
sorundur.
‘oyuncaklı’ bir şiirdi. Bu oyuncaklı hâl, benden
Her filminiz sizin için yeni bir oyun dersek, bu sonra gelmiş olan genç şairlerin ilgisini çekmiş
oyunu kurallarına göre mi oynuyorsunuz yoksa olabilir. Dolayısıyla onlar da bir süre o oyuna
kurallar yasak mı? (Unutmayın, yasaklar da katılmış olabilirler, doğrudur.
kuraldır.)
Ama bir akım başlatmak, ekol olmak filan…
Drama ciddi bir iştir. Yazdığınız her satırda Bunlar benim şfnföslysesk şiir için çok büyük
Euripides’in ya da Shakespeare’in ya da Orhan ifadeler…
Kemal’in soluğunu ensenizde hissedersiniz.
Derli toplu bir metin yazmak için uymak Son zamanlarda dergi ve fanzin yayınları
zorunda olduğunuz kurallar vardır; mesela artmaya başladı. Bunları takip ediyor
harfleri kullanırsınız. Fakat bu işin en eğlenceli musunuz, nasıl buluyorsunuz? Bir şair olarak
yanı ‘icat çıkartmak’tır. Bütün yazarlar aynı genç ve yeni yazarlara/şairlere tavsiyeleriniz
kurallara tabi olsalar da büyük yazarlar icat var mı?
çıkartan oyunbaz yazarlardır.
b
Bizim zamanımızda, diyecek yaşa geldiğimi
Şiir, hem şair hem de okuyucu olarak sizin için hayretle fark ederek diyebilirim ki, bizim
nasıl bir yere sahip ve nasıl bir anlam taşıyor? zamanımızda ana mecra kâğıttı. Dolayısıyla
dergi önemli bir şeydi. Kendisi de bir dergi olan
Ben gözümü şiirle açtım. İnşallah şiirle kaparım. ‘fanzin’ ise galiba daha da önemliydi. Yetişme
çağında dergilerde ve fanzinlerde şiirleri
Ah Muhsin Ünlü, kendi dilini yaratmış bir yayımlanmış, hatta onları bizzat yayımlayanlar
şairdi ve sonrasında onun ekolünden devam arasında bulunmuş birisi olmaktan dolayı
etmeye çalışan birçok genç şair ortaya çıktı. Bu gurura yakın şeyler hissediyorum.
süreci/etkiyi nasıl değerlendirirsiniz? Bunu, bir
akımın başlangıcı olarak görüyor musunuz?
fazla satabiliriz. Fakat pazarın sahipleri, bizim
daha çok satmamızdan kazanacakları parayla
değil, daha çok satan ürünlerden kazanacakları
daha çok parayla ilgileniyorlar. Bizim filmlerimiz
de pazarda yer bulamıyor.
24
Gençler de benim yaşıma geldiklerinde Polis’in türü hakkında bir sinema dergisinde
gururlanmak istiyorlarsa en azından bir kere bir şöyle yazılmıştı: Romantik, Psikolojik,
fanzinin içinden geçmeliler. Ama blog’lar filan Kara-Komedi, Drama.
dururken kim uğraşacak kâğıtla mürekkeple…
O zaman demiştim ki ‘Eyvah’… Fakat zaman
Gençler ne istiyorlarsa onu yapsınlar. Ben ne içinde buna alıştım. Hatta sonra eğlenmeye bile
bileyim…
başladım. Şu anda ise filmlerimin türü hakkında
söylenenlerle çok fazla ilgilenmiyorum çünkü
Şiirlerinizde C. Zarifoğlu’ndan alıntı yapıyor; ne olduklarından ben de emin değilim.
filmlerinizde Ferdi Tayfur & Orhan Gencebay
atışmasına yer veriyorsunuz. Bir sanatçının Taraf olmak meselesine gelince:
kişisel zevklerini eserlerine yansıtması
hakkında ne düşünüyorsunuz, okuyucu/izleyici Estetik olarak, iç tutarlılığı sağlayabildiğim
üzerindeki etkisini önemsiyor musunuz?
sürece canım ne isterse onu yapıyorum.
Herhangi bir tarza ya da akıma ya da bunun gibi
Bir sanatçı kişisel zevklerini eserlerine şeylere bir bağlılık hissetmiyorum. Dolayısıyla
yansıtmayacak da neyi yansıtacak acaba?
hiçbirisinin tarafında da değilim.
Kişisel zevklerimin okuyucu üzerindeki etkisini
önemsemeye gelince: Onlar benim kişisel
zevklerim. Seyirci beğenmedi diye onlardan
vazgeçecek değilim…
Politik olarak tarafım ise zulmün ve devletin
karşısıdır. İdeolojik bir organizasyon olarak
devlete inanmıyorum. Zulmün kökeni iktidar
fikrinin kendisidir.
Biz filmlerinizi, dizilerinizi ve şiirlerinizi tek bir
görüşü savunmayan, belli kalıplara sığmayan
ve kolay kolay etiketlenemeyen eserler olarak
tanımlıyoruz, buna katılıyor musunuz? Bir
sanatçı olarak ‘taraf olma’ hâlinden kaçınıyor
musunuz? Değilse, siz bu duruşunuzu/durumu
nasıl tanımlarsınız?
Yakın zamanlarda birçok acı olay yaşanırken
sanatçılar olarak bu durumdan nasıl
etkileniyorsunuz? Tepkinizi nasıl ortaya
koyuyorsunuz?
Sokağa çıkıp gaz ve su yiyerek ya da yaptığımız
işlerin içinde fikrimizi söyleyerek…
Bir tek soru sorar gibi yapıp bir kamyon soruyu Bu sayımızın teması ‘oyun’. Ah Muhsin
önüme bırakıveriyorsunuz.
Ünlü’den, bu temaya uygun bir dize paylaşabilir
misiniz?
Eserlerimin tam olarak tanımlanamaması
mevzusunda haklı olabilirsiniz. İlk filmim “Konanmış çesinler çevrelende hotuyordu!”
25
Taksimetre
Can Akdere
Hepimiz Allah’ın sevgili kuluyuz sonuç olarak. Hep içimizde olan, bir şeylere inanma
idini secdeye yatarak karşılayanlardanım ben. Alnımı yere koydum mu kalbim göğe yükseliyor
evvelallah. Nazarlardan saklasın Rab!
İşkoliğim ben. Sabahları en sevdiğim spor, sertleşmiş eski kaşarı bıçakla ince dilimlere
ayırmaktır. İş bitiminde herkes terk eder küçük dilimlere ayrılmış kabinleri fakat ben çıkmam
küçük kutumdan. Bana çocukluğumu hatırlatır bu küçük konteynerlar. Eskiden de koltuk yastıklarından ev yapar, içine girmez miydik?
En sevdiğim şey küstüm çiçeğidir. Bana kur yapar âdeta, dokundukça nazlanan ama uzaklaşınca da kollarını açan bir yârdır o. Kur yapmak da bir oyun değil midir zaten? Hele aşk?
Her yaptığım iş, taksimetreye yazılan yirmi kuruştan ibarettir benim için ve yollar param
bitene kadardır. Taksici beni uzun yollara sokmaya çalışsa da yolları ona tarif etmek benim küçük
oyumumdur şu dünyada.
...
Zeynep Karababa
kalbi uysal bir çocuk
-yaşından büyük gösteren
küçük evin hapishane penceresi
-göğe bakmak artık tehlikeli
küçük, kirli bir el sallanıyor parmaklıkların arasından
-sokağa çıkma yasağı ihlali
mavi bir balonu tutma peşinde
-renkler teröristtir, özellikle de mavi
tuttu tutacak, parmaklar ipin ucunda
-ATEŞ!
26
...
Zeynep Karababa
yağmurlu günlerde
sokak aralarında sessizce yatan
şemsiye cesetleri
mavi/kırmızı/siyah
bazen de şeffaf
(ki en çok da bunlara üzülürüm)
daha yağmurla yeni tanışmış
daha sevdiğinin elini yeni bırakmış
t
...
Zeynep Karababa
Sokaklara bağırıyorum
Gece yarıları
Kaldırımlara düşüyor
Kelimeler
Islak
Hepsinden kurtuluyorum
Sabah yeniden
Uyanabilmek için
27
...
Zeynep Karababa
öyleyiz işte
zamanın kaybolduğu bir gece
gözlerimiz birbirine dokunuyor
parantez içlerine sıkıştırılmış kalpler
dokunmak istiyorum
parmak uçlarımla
dokunmak istiyorum
gözlerine, dudaklarına
kaybolmandan korkarım
güneş doğana kadar zaman var
seni sevmek için
lütfen bana kızma
sana bütün geceler âşık olabilirim
ama sabahlara sözüm yok
öyleyim işte
t
28
Işıklı Toplar
A. Ekin Gürgen
Önce bir saba rüzgârı geldi kente,
Zayıf, takatsiz bir rüzgâr,
Itır kokulu.
Sonra bir siyah Mercedes gözüktü ufukta,
Kırmızı bir plaka, üstünde alem-i feza.
Bir adam indi arabadan,
Müjdelendiği gibi uzun boylu, nur yüzlü.
Daldırdı elini torbasına, çıkardı ışıklı toplarını,
Başladı kalabalığa fırlatmaya.
“Oynayın, oynayın!” dedi adam,
“Tıpkı benim sizinle oynadığım gibi.”
Sen
A. Ekin Gürgen
Sen,
Zilime basıp kaçan çocuktun sen.
Yatağımın altında beni bekleyen canavardın sen.
Avucumdaki kaleye mum dikmeyen kızdın sen.
Gecemi aydınlatan ayın hiç görmediğim yüzüydün sen.
Sen,
Annen çağırdığında beni bırakıp giden,
Korkunç karanlığa gömen,
Canıma kastedendin sen.
29
İsmet Enhoş
Yangın Tatbikatlarının Önemi
Temalı Yazı Çalışması
Geriye yaslandı ve düşünmeye koyuldu. Odanın sağ alt tarafındaki yangın tüpünden
sesler gelmeye başladı. Başını yavaşça kaldırdı ve sesin geldiği tarafa baktı. Gövdesinin içinde
inanılmaz bir basınç hissetti. İzin verse bütün odayı tek nefesiyle ele geçirebilir ve beyaz bir
dumanla boğabilirdi. Bunun yapmanın doğru olup olmadığını düşünmeye koyuldu. İçindeki
beyaz buharı inanılmaz bir şiddetle dudaklarının arasından havaya bıraktı. Odanın sol üst
tarafındaki kadın tıslamaya başladı. İnsaf. Bir insanın sesi nasıl bu kadar gürültülü olabilir, yangın
tüpü buna şaşırdı.
Olmaz sayın yazar. Bir ses hiçbir zaman yeteri kadar gürültülü olamaz. Çıkardığım
yangıların doğurduğu bu tüpün dışarıya doğrultulmuş olan içinde, bende olandan daha güçlü
bir beyaz, daha kudretli bir nefes olamaz. Bu küçük kırmızı tüp ki cesetten, denizden, kandan
ve lehimden oluşan parlak gövdesiyle gözümüzü alan soysuz bir ruhun vücut bulmuş hâlidir.
Ben ondan korkacak kadar güçlü değilim. Onun için lütfen bir önceki paragrafta yer verdiğiniz
karşılıklı tıslamaları bir daha kullanmayın. Ben resimler hakkında düşünüyordum. Birkaç
saniye ölür gibi tısladıktan sonra sizi duymamdan ve içimde, bir hava dolusu sessizlikle köşeme
çekilmemi boş verin. Sadece ondan, yaptıklarından, yapabileceklerinden bahsedin. Siz, o küçük
tüpten bahsedince ben mutlu oluyorum. Sizden rica ediyorum, sırf birinden bir şeyler rica etmek
için.
Ben de sırf siz istiyorsunuz diye yangın tüpünü hikâyenin ana karakteri yapıyorum.
Affınıza sığınarak tekrar başlıyorum. Silindir şeklindeki, durduğu yerde durmayan yangın
tüpünün dudağında tetik, gözlerinde alev vardır. Ne zaman sıkılacağını çok iyi bilir ama
kimseye söylemez. Sesi korka korka çıkar. Korkacak bir şey olmadığını anlayıncaya kadar…
Işığı o yansıtmaz. Çünkü o tek başına evrendeki bütün ışığın ve karanlığın efendisidir. Bir
yangın tüpünün işlevi saymakla bitmez. Bunlar sadece kullanım kılavuzunda yazanlar. Başka
bahsetmemi istediğiniz bir şey var mı? Veya olmasını istediğiniz?
Teşekkür ederim. Çok eğlendim. Sizi dinlemek çok keyifli sayın yazar. Ama aslında
istediğim tam olarak bu değildi. Bütün kişiliğimi bir kenara bırakıp sustuktan sonra bir daha
konuşmak zorunda kalacağımı aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Sordunuz diye söylüyorum
sayın yazar. Lütfen bana kötü gözle bakmayın. Affınıza sığınarak söylüyorum.
Önemli değil hanımefendi. Biz her türlü insanın kendini dinlemek için geldiği bu odada
bazı testler yapıyorduk. Görünüşe bakılırsa ilk aşamadan geçer not aldınız. Ama bu sizin ne
kadar haysiyetsiz, karaktersiz ve güzel olduğunuz gerçeğini de değiştirmez. Bu odaya gelirken
tatile gelmiş gibi bir hâliniz vardı. Kıyafetleriniz ve hatta ayakkabılarınız bile vardı, yanlış
30
mıyım? Geldiniz. Koltuğa oturdunuz, tabii buna oturmak denirse. Her zaman yaptığınız gibi
arkanıza yaslanıp bacak bacak üstüne attınız. Klasik ama etkili bir yöntem, sizi tebrik ederim.
Geçmişte tebrik ettiğim insanları tebrik ettiğim gibi sizi de tebrik ederim. Rezalet! Ben ve ekip
arkadaşlarım geldik. Sesimiz megafondan değil odanın içinden geliyordu. Ama siz uyurken o
kadar tatlı gözüküyordunuz ki biz, sizi uyandırmaya kıyamadık. Uyuyan insanları severiz ve
onlara acı yaşatmayız. Bu en önemli çalışma prensiplerimizdendir. Bu arada, bu odanın duvarları
var, bilmem fark ettiniz mi. Duvara resimler astık. Hoşumuzdan giden her şeyi incecik bir iple
astık. Hem de gözünüzün önünde. Çıtınız çıkmadı. Bizi dinlediniz. Bunun için size minnettarım.
İstediğiniz şey buydu, değil mi? Koltuğunuzda kıçınızı havaya dikip uyurken ne kadar da
masumdunuz. Aferin size. Doğrusu, ben bile sizin yanınıza kıvrılıp kokunuzda uyuma ihtiyacı
duydum. Ancak ekip arkadaşlarımdan bana vakit kalmadı. Biz vaktin sınırlarını fazla zorlamayız.
Bu da en önemsiz prensiplerimizdendir. İstediğimiz gibi esnetebiliriz ve kimse ne olduğunu
anlamaz.
İyi ama… Ben böyle bir şey istediğimi hatırlamıyorum. Bir saniye. Buraya nasıl geldiğimi,
buraya gelirken ne olduğunu ve doğruyu söylemek gerekirse ne olduğumu da hatırlamıyorum.
Birazcık bahseder misiniz?
Tabii ki! Bu bizim görevimiz. Size yardımcı olmak! Arındırmak! Siz, bize geldiniz ve
tedavi olmak istediğinizi söylediniz. Biz de sizi tedavi etmek için sizi gerçek hayata hazırlayacak
mucize bir program hazırladık. Siz ilk aşamayı başarıyla geçtiniz. Bu önemli bir adım. İsterseniz
hemen ikinci aşamaya geçelim. Tedavi sürecinizi daha fazla kesintiye uğratmayalım.
Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Şimdi ne yapmam gerekiyor, sayın yazar?
Bana nasıl teşekkür edebileceğinize dair bazı parlak fikirlerim var hanımefendi. Ama
henüz daha o aşamada değilsiniz. Bir de prensipler var tabii ki… Her neyse. İkinci aşamadaki
göreviniz, şu köşedeki yangın tüpünün odanın içine boşaltılmasını sağlamak. Umarım bunun
ne kadar ciddi ve önemli bir ödev olduğunun bilincindesinizdir. Bu kutsal göreve layık
olduğunuz için şükretmelisiniz. Ben ve ekip arkadaşlarım şimdiden sizinle gurur duyuyoruz ve
başarılarınızın devamını diliyoruz.
Başını kaldırdı. Heyecanıyla birlikte kaynayan bütün kanı gözlerinde toplandı. Yangın
tüpüne bakmaya birazcık devam etse kan, düz bir çizgi hâlinde göz bebeklerinden fışkırarak
resimler çizecekti. Keşke başka bir şey isteseydi. İsteseydi, ben onun yerine isteyemem ya. O
yangın tüpünü eline aldı. Bir insan bunu yapmadan insan olamaz. Beyazlık, kızıl yangınların
acısını dindirmeye başladı. Boşalan damarlarını beyaz bir alev ile yeniden doldurdu. Ağlamak
istedi, ama ağlayamadı. Hâlbuki biz ona ağlaması için izin bile vermiştik. Kişisel hak ve
özgürlükler başlıca prensiplerimizdendir. Her neyse, sonuçta ikinci aşamayı da geçti.
Size yalvarıyorum, bitirin bu hikâyeyi. Artık dayanamıyorum. Canım çok yanıyor. Size
çok tefekkür ederim sayın yazar.
31
Bu, bütün odayı yaktığınızdan kaynaklanıyor olabilir. Ama sakin olun birkaç aşama sonra
zaten serbest olacaksınız. Herkes gibi… Biz bile serbest olacağız, onca yıldan sonra. İnanabiliyor
musunuz?
“Özür dilerim ama gitmek istiyorum sayın yazar! Bana ne yaptırdığınızı yeni anlıyorum.”
diye bağırdı. Elimin tersiyle yazmaya başladım, yere düştü. Uyanıkken en gerçek acıları
yaşatma özgürlüğümüz var. Dediğim gibi, kişisel hak ve özgürlüklerden yanayız. Özür dilerim
hanımefendi ama neden bu kadar sinirlendiğinizi anlamıyorum. Siz istediniz bunu. Biz kimseyi
zorlamayız. Bakın, bu sizin imzanız. Her şey tamamen yasalara ve ahlak kurallarına uyar
vaziyette. Onun için üçüncü aşamaya da geçirmek zorundayız. Sizi…
En azından rahat bir koltuk ve yenilebilecek bir şeyler verin. Kendimi çok ama çok
yorgun hissediyorum, dedi. Hay hay efendim. İstedikleriniz zaten üçüncü aşamada elinizin
altında olacak olan şeylerdi. Rahat edebilmeniz için elimizden geleni yapacağız. Şimdi de
kendi yangın tüpünüzü yaratacaksınız. Uygulaması son derece basit ve bir o kadar da anlamlı.
Düşünün, siz bu testten geçtikten sonra burada, tam bu odada, sizin yarattığınız bir yangın tüpü
olacak. Sizden bir parça... Ona her baktığınızda onu ne kadar çok sevdiğiniz aklınıza gelecek.
İşte, en içten ve en gerçek yangınınız da o zaman başlayacak. Ruhunuzun dibinde debelenen
isyan serinliklerinizden, doğru olandan kaçmaya çalışan küçük, yoksul esintilerinizden
tamamen kurtulabileceksiniz. Artık özgürsünüz. Bu arada saçınıza bir değişiklik mi görüyorum
hanımefendi?
Teşekkür ederim. Gerçekten çok ama çok teşekkür ederim. Eskiden bazen niye bütün
bunların olması gerektiğini düşünürdüm. Canım çok yanardı. Siz bunu tersine çevirdiniz.
Kendi kişiliğimi, bana olabilecek en iyi şekilde anlattınız. Nasıl olur da beni kendimden daha iyi
tanıyabilirsiniz?
Rica ederim hanımefendi, bu uygar toplumun bize verdiği bir ödev. Bir insan işini severek
yapmalı bence. Bunun için sizden bir şey isteyecek değiliz. Tabii eğer siz, bir lütufta bulunup bize
bir hediye vermek isterseniz ben ve ekip arkadaşlarım buna asla hayır demeyiz. Bu arada sizce siz
artık hayır diyebilir misiniz hanımefendi? Hanımefendi? Hanımefendi? Kaldı mı başka?
Hayır, sayın yazar. Hepsi bitti. Bu sonuncusuydu. Çok yorulduk ama değdi. Onun nasıl
mutlu bitebildiğine bir türlü inanamıyorum sayın yazar. Peki şimdi ne yapacağız?
Şimdi… Bir yerlerde hâlâ bitirebileceğimiz bir şeyler kalmıştır diye ümit ediyorum.
Bitirebilecek bir şeyler bulsana. Kullanım kılavuzu her zaman işe yarar. Hep yaradı. Ama bana
bir şeyler bulman lazım sevgili ekip arkadaşım.
Affınıza sığınarak, ben de gidebilir miyim sayın yazar? -Bitirecek bir şeyler bul.
Bulursam gidebilir miyim sayın yazar? -Gidecek yerin yok ki aptal.
Haklısınız. Yok, sayın yazar. Bu arada yok deyince… Aklıma hikâyeniz geldi sayın yazar.
Sizin bitirebileceğiniz bir hikâyeniz var. Onu bitirebilirsiniz. Bunu denemek gerçekten ilginç
32
olurdu. Benim vücudum bu beyazın üstünde olsa olsa leke olur zaten. Kimse çıt çıkarmasın.
Temizce bitirin artık sayın yazar. Her şey, hiçbir şey anlatmayan bu hikâyenin bitişi için olsun
sayın yazar.
Sonra ne yapacağız?
Bir şey değil.
t
33
...
Tulya Elif Bekişoğlu
bazı günler’de gözlere dair
bazı günler
bunalımda olabilmek için
izin veriyorum, gözlerime
bazı günler
gözlerinin çevresine
o su tabakası yerleşiyor
mesafe giriyor
(gözlerinle)
aramıza
dokunamıyorum onlara
bazı günler
içim
içime değil
gözlerine
sığıyor
sonra pazarları
dünden kalıyor
göz altları
akmışlar
çok da alışkanlıklar
b
34
Akselereyşın
Zeynep Özkan
Yann Tiersan dinlemek
MSG’nin ödevini yapmaktan alıkoyuyormuş
Yelkovan akrebi geçmiş
Ben hayatta
Alı
Koymuş
Karayı
Bırakmışken.
...
Tulya Elif Bekişoğlu
Adamlar var katlarımda
-adamlarım var benim
birbirlerine
-veya yalnızca merdivenlere
ulaşmak için
Benden çalan
Beni aşan
Bir bar masası üst katta
Dinlediğin sesi
Benden çaldığın
Bir bar masası alt katta
Onu gördüğün gözlerimde
Ve almak için seviştiğin
35
...
Tulya Elif Bekişoğlu
yıllar sürmüş,
cümleler saklı raf
tozlanmış
1 hayat
1 hayat -daha
1 hayat etmez
2 eder
111 yardımcı olmaz acil durumlara
112’yi dene.
çok da zorlama
açmıyorsa arama
dikkat et
raflar düşer
vedalar işler
bunlar zor işler
36
...
Tulya Elif Bekişoğlu
ağla
kus
tükür
hadi
sen de
dene
ölüleri ağladım
tıpkı ayrılıkları ve yalan kadınları
ağladığım gibi
aldatışları kustum
bir de çaresizlikleri
en sonda ne yaptım
?
yutamadım
boğazımda takılı kalan, seni
ondantükürdüm
aktın çenemden aşağıya
tek kaldın damlalar arasında
korkma, zor iş değil vazgeçmek
hadi
sen de dene
ağla
kus
tükür
hepsi bu
t
37
a
ly
tu
Oyunlar
Kaan Doğusoy
En büyük oyunlarımı
Büyüyünce oynadım.
Evler, arabalar, Ayşeler, Menekşeler
Kimse öğretmedi kuralları
Ben ne yapayım?
Kartlar doğru dağıtılsa da
Ben eli yanlış oynadım.
4’ler, 5’ler, Aslar, asarlar
Kimse öğretmedi acımasızlığı
Ben ne yapayım?
En yanlış kızların
Kalbine dokundum.
Ayşeler, Menekşeler, fahişeler
Kimse öğretmedi sevmeyi
Ben ne yapayım?
Hayatta herkes öğretmen
Ama kendine tek öğreten
yine sen...
39
...
Zeynep Karababa
karanlık bir gün
uçurtması süzülüyor
havada
akbaba gibi bekleyen
elektrik telleri
belki çocuğun gözlerinden
birkaç damla yaş düşürür
hak etmeyen bir çocuğun
üzüntüyü
toprağa düşen tuzlu damlalar
karanlık bir günde
kardelenleri açar
damlaya kanıp açan
dayanamaz soğuğa
dayansa da ayakaltında
kalır
güzel beyaz çiçekler
hak etmezler karanlığı
karanlık havalarda hep
kötü şeyler olur
e
40
k
sa
ba

Benzer belgeler