Yalıtın, yangının zararından korunun!

Yorumlar

Transkript

Yalıtın, yangının zararından korunun!
Di­ya­log
iZOCAM
Yalıtın, yangının zararından korunun!
Ekim
Kasım
Aralık 2011
Yalıtım yangının daha kolay ve hızlı söndürülmesini sağlar, İzocam 12. Yalıtım Yarışması başladı, Yangının yayılmasını yalıtım önler,
Tarih, çini ve kültür-sanatın başkentindeyiz, Crowne Plaza Bursa İzocam ürünleriyle ayrıcalığını artırdı
Ekim - Kasım - Aralık 2011
İZOCAM Diyalog
İzocam Yayın Organı
içindekiler
Yayın türü
Yerel, süreli, üç aylık dergi
İzocam Adına İmtiyaz Sahibi
s. 04
Röportaj
Yalıtım yangının daha kolay ve hızlı söndürülmesini sağlar
A. Nuri Bulut
Yayın Sorumlusu
İpek Seyhan
İzocam’dan Haberler
s. 06
İzocam 12. Yalıtım Yarışması başladı
s. 12
Röportaj
Yangının yayılmasını yalıtım önler
s. 15
İzocam’dan Haberler
İzocam'dan Vanlı depremzedelere yardım
s. 16
Yol Hikayeleri
Tarih, çini ve kültür-sanatın başkentindeyiz
s. 22
Röportaj
Bursa’nın Nilüfer ilçesi halkı BEP’te bilinçleniyor
s. 26
İzocam Kullananlar
Crowne Plaza Bursa İzocam ürünleriyle ayrıcalığını artırdı
s. 30
Kişisel Gelişim
Kışın hastalıklardan korunmak elinizde
Yayın Kurulu
Fatih Öktem, İpek Seyhan, Volkan Biçer, Betül Kılıç
Danışman
Dr. Kemal Gani Bayraktar
Editör
Demet Şeker Akgüneş
Grafik Tasarım
Kadir Kaymakçı
Yazışma Adresi
İzocam Tic. ve San. A.Ş.
Dilovası Organize Sanayi Bölgesi,
1. Kısım Dicle Caddesi No: 8 Dilovası/Kocaeli
Tel: (0 262) 754 63 90 Faks: (0 262) 754 61 62
[email protected]
Yapım
Konak Medya
Selahattin Pınar Cad. Cemal Sahir Sok.
Polat İş Merkezi No: 29 Kat: 4-5 D: 45
Mecidiyeköy / İstanbul
Tel: 0 212 216 97 00
www.konakmedya.com
Renk Ayrımı ve Baskı
Scala Basım Yayım Tanıtım San. ve Tic. Ltd. Şti.
Yeşilce Mah. Girne Cad. Dalgıç Sokak. No:3
4. Levent / İstanbul
Tel: (0212) 281 62 00
Faks: (0212) 269 07 34
04
12
16
26
Başlar­ken
Doğru­yalıtım,­yangında­can­ve­mal­kaybını­önler
Dergimizin, Ekim-Kasım-Aralık sayısında,
yangın güvenliği ve yalıtım konusunu ele
aldık. Çünkü doğru yalıtım, olası bir yangının
yayılmasını önleyerek can ve mal kaybını
önlüyor. Bu nedenle de, hayati önem taşıyor.
Dergimizin yeni sayısında, konuyla ilgili
geniş kapsamlı bilgi yer alıyor.
2
011 yılını ve de 2012’nin ilk ayını geride bıraktığımız bugünlerde, İzocam ailesi olarak öncelikle yeni yılınızı kutlar, yeni yılın
başarı ve bol kazanç getirmesini dileriz. Yeni yılda yepyeni çalışmalarımız ve haberlerimizle yine sizlerle birlikte olacağız…
Yılın son Diyalog dergisinde, tüm dünya için önemli bir sorun olan yangın
güvenliği ve yalıtım konusunu ele aldık. Her yıl dünyada milyonlarca
yangın çıkıyor ve bu yangınlarda çok sayıda insan yaşamını yitiriyor.
Nitekim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Başkanlığı verilerine göre,
İstanbul’da yılda ortalama 20 bin ila 30 bin arasında yangın çıkıyor.
Alınan son bilgiye göre, 2011 Kasım sonu itibarıyla meydana gelen yangın sayısı ise 24 bin 696. Bu sayı, tehlikenin boyutunu gösteriyor.
Binalarda oluşabilecek yangınlara karşı, yangın güvenliği sağlamanın yolu
aktif önlemlerin dışında, yalıtımdan geçiyor. Yangınlarda ölümler birinci derecede, yangın sırasında açığa çıkan duman ve gazlardan kaynaklanır.
Zehirli gazları soluyan kişiler maalesef hayatını kaybeder. Yangınlar nedeniyle can ve mal kaybının önüne geçmek için daha tasarım aşamasındayken gerekli önlemlerin alınması gerekir. Yangının zararlarından korunmak
için bina içinde yangına dayanıklı bölümlerin oluşturulması, yalıtımlı çıkış
koridorları ve merdivenlerinin yapılması şarttır. Bunun yanında acil durum
aydınlatması, çıkış ve yönlendirme işaretleri, duman tahliye sistemleri gibi
aktif önlemlerin de alınması hayati önem taşıyor.
Yangın güvenlik önemlerinin alınmadığı, yalıtımsız binalarda, yangın sırasında açığa çıkan ısı, bina içindeki yanıcı malzemelerin yanmasına ve
yangının yakındaki binalara da sıçramasına neden olur. Normal şartlarda
binanın yük taşıyan kısımlarının yangın söndürülene kadar ayakta kalması çok önemli. Bu da, yangın yalıtımı sağlayan malzemelerin kullanılmasıyla sağlanabilir. Ayrıca dış cephede de yangın yalıtımı önlemlerinin
alınması gerekir. Böylece yangının yayılması önlenir. İtfaiye ekipleri yangına müdahale edinceye kadar herhangi bir can ve mal kaybı yaşanmaz.
Yangın yalıtımında yanmaz ve ısı geçişine yüksek direnç gösteren, taşyünü ve camyünü gibi A sınıfı yanmaz malzemeler kullanılması uygundur.
Bu malzemeler, yapının duvarları, döşemeleri, tavanları, hava kanalları ve
dış cephesine uygulanır.
Bildiğiniz gibi, ülkemizde 2002’de yayınlanan ve 2009’da revize edilen,
“Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” ile birlikte yangın
güvenliği ve yalıtım konusuna daha fazla önem verilmeye başlandı.
Binaların ruhsat alabilmesi için Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde
inşa edilmesi zorunluluğu söz konusu. Ayrıca, mevcut binalarda da,
Yönetmelikteki ilgili hükümlere uygun bir şekilde gerekli yangın güvenlik
önlemlerinin alınması gerekiyor.
Dergimizin son sayısında konuyla ilgili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi
İtfaiye Başkanlığı Daire Başkanı Ali Karahan, Türkiye Yangından Korun
ma ve Eğitim Vakfı Başkanı İsmail Turanlı ve İTÜ Makina Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç ile bilgilendirici ve aydınlatıcı
röportajlar gerçekleştirdik. Ayrıca Bursa Nilüfer Belediyesi İmar ve
Şehircilik Bölümü Makine Mühendisi Filiz Engin Tambova ile ilçedeki
BEP uygulamalarıyla ilgili görüştük. Kendilerine, dergimize katkılarından
dolayı çok teşekkür ediyorum. “Yol Hikayeleri” bölümünde ise bu kez,
Bilecik, Kütahya ve Eskişehir’deki üç bayimizle yaptığımız röportajları bulacaksınız.
Dergimizde ayrıca, 12-18 Aralık 2011 tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenen, İzocam olarak katkıda bulunduğumuz, Ermeni ve Türk genç
mimarların buluştuğu, “Çevresel Sürdürülebilirlik Çalıştayı”na yer ayırdık.
Çalıştayda konuşma yapan American University Of Armenia Mühendislik
Araştırma Merkezi Strateji Danışmanı, aynı zamanda Çalıştay Proje
Yöneticisi Alen Amirkhanian ve Avrasya Ortaklık Vakfı Proje Yöneticisi
Varya Meruzhanyan’la konuyla ilgili röportaj yaptık.
Dergimizin sayfalarında, yine İzocam ile ilgili haberlere yer verdik. Profil
Durumu projemiz, daha önce aldığı üç ödülün yanında, Doğrudan
Pazarlama İletişimleri Derneği tarafından düzenlenen Doğrudan Pazarlama Ödülleri’nde, “Sosyal Medya Pazarlama” kategorisinde “Viral Kampanya” alt kategorisiyle ikinci oldu. Projede emeği geçen Kompüter ekibini kutluyor, başarılarının daim olmasını diliyorum. Ayrıca, Şirketler Ligi
Basketbol Turnuvası’nda ikinci olarak göğsümüzü kabartan, İzocam
Basketbol Takımımızı da yürekten kutluyorum.
Artık geleneksel hale gelen Yalıtım Yarışması’nın 12.’sinin başvuruları
başladı. Yarışmanın bu kez konusunu, “İngiltere’nin Nottingham Trent
Basin bölgesinin yenilenme programı kapsamında, 12-15 aileyi barındıracak sürdürülebilir bir mahallenin geliştirilmesi” olarak belirledik. Yarışmada ilk üçe girenler, 22-25 Mayıs tarihleri arasında Slovakya’nın başkenti
Bratislava kentinde düzenlenecek uluslararası etapta ülkemizi temsil
etme hakkına sahip olacaklar. Dergimizde bütün bu konuların ayrıntılarını
ve daha fazlasını dergimizin sayfalarında bulabilirsiniz.
Mutlu Yıllar!
Sevgi ve Saygılarımla,
A. Nuri Bulut
Genel Müdür
4
Röportaj
Yalıtım­yangının­daha­kolay­ve­hızlı­
söndürülmesini­sağlar
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Başkanlığı Daire Başkanı Ali Karahan, “Yalıtım yapılmış bir binayla,
yapılmamış bir binanın yangınlara karşı durumunun, kış gününde tişörtle dolaşan bir insanla, kaban
giymiş bir insanın durumuyla aynı olduğunu düşünüyorum” diyor. Yalıtım yapılmamış binada çıkan
yangının daha fazla hasara neden olacağını dile getiriyor.
Binalarda yangın güvenliğini sağlamanın
yolu, kendi insiyatifimizle aldığımız ve Yangın
Yönetmeliği uyarınca alınması zorunlu önlemlerden geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi
İtfaiye Başkanlığı Daire Başkanı Ali Karahan,
yangın güvenliğinin, insanların yangın olduğunda karşılaşılacakları tehlikelerin farkında
olmasıyla başladığını söylüyor. Karahan, İstanbul İtfaiyesi’nin yangınlara ortalama varış süresinin yaklaşık 6 dakika 3 saniye olduğunu ve
itfaiyenin yangın yerine varışından önce geçen ilk 5 dakikada, daha önce alınan yangın
güvenlik önlemlerinin çok önemli olduğunu
dile getiriyor.
Yangın riskini sıfıra indirmenin mümkün olmadığını belirten Karahan, “Bu sebepledir ki, yangının söndürülmesine ve yayılarak büyümesine
engel olmak üzere tedbirler alınıyor… Yalıtım,
yangının yayılma ve genişlemesini engellemek
ve yavaşlatmak için yapılır” diyor. Karahan,
doğru şekilde yalıtılmış binalara itfaiyenin daha
kolay ve hızlı müdahale ettiğini, yalıtımın yayılma hızını azaltacağı için yangının hızla söndürülmesini sağladığını ve itfaiyecinin riskini
azalttığını söylüyor.
Ülkemizde yangın en çok hangi
nedenlerden dolayı, nerelerde çıkıyor?
Yılda ne kadar yangın çıkıyor? Bunlarla
ilgili elinizde istatistikî bilgiler var mı?
Ülkemizde yangın istatistikleriyle ilgili yapılan
toplu bir çalışma bulunmuyor. Ancak İstanbul
İtfaiyesi olarak, İstanbul genelinde tutulmuş detaylı verilerimiz var. İstanbul’da yılda ortalama
20 bin ila 30 bin arasında yangın meydana geliyor. 2011 Kasım sonu itibarıyla 24 bin 696
yangın çıktı. Bu yangınlarla ilgili tutulan istatistiklere göre, İstanbul’da Kasım sonu itibarıyla
çıkan yangınların en büyük sebebi sigaradır.
Bunu, elektrik kontağı ve çocukların ateşle oynaması takip ediyor.
İtfaiye aracı bakımından dünyada bir
numarayız. İstanbul itfaiyesinin birinci
olmasında hangi faktörler etkili?
Bu faktörlerden birincisi, her türlü itfai olaya
(yangın, su baskını, trafik kazaları, kurtarma
vb.) müdahale edebilmemizi sağlayacak araç
parkuru genişliğidir. İkincisi ise, bu parkurdaki
araçlarımızın yaş ortalamasıdır. 2011 yılı itiba-
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
İtfaiye Başkanlığı Daire Başkanı
Ali Karahan
rıyla araç yaş ortalamamız 9’dur. Ayrıca itfaiyecilik alanında gerçekleşen her türlü teknolojik gelişmenin anında teşkilatımıza katılmasının
da etkisi var.
Yangın güvenliği nedir? Yangın güvenliğini
sağlamanın yolları nelerdir?
Yangın Güvenliği, kamu kurum ve kuruluşları, özel kuruluşlar ve gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmenin; tasarımı, yapımı, işletimi, bakımı ve kullanımı aşamalarında çıkabilecek yangınların en aza indirilmesini ve herhangi bir şekilde çıkabilecek yangının can ve mal kaybını en aza indirerek söndürülmesini sağlamak üzere, yangın öncesinde
ve sırasında alınacak tedbirlerin, organizasyon,
eğitim ve denetim usullerinin tamamıdır. Yangın
Güvenliği, insanların yangın olduğunda karşılaşacakları tehlikelerin farkında olmasıyla başlar.
Yangın güvenliğini sağlamanın temelde iki yolu
vardır. Birinci yol, zorunlu olmayan yangın güvenliği önlemleridir. Bunlar halkımız tarafından
kişisel olarak alınan güvenlik önlemleridir. Bu
önlemler, hiçbir düzenlemeye bağlı olmadan sadece kendi güvenliğimiz için alacağımız önlemlerdir. Örneğin evlerimizde bulunduracağımız
bir yangın tüpü, evimizde çıkacak bir yangında
itfaiyeye gerek kalmadan yangına müdahale etmemizi sağlar. Unutulmamalıdır ki, “Bir mıh bir
nal, bir nal bir at kurtarır.”
İkinci yol ise, zorunlu olan yangın güvenlik önlemleridir. Bu önlemler, “Binaların Yangından
Korunması Hakkındaki Yönetmelik (BYKHY)”
uyarınca, Yönetmelik kapsamına alınan işletme
ve kurumların alacağı önlemlerdir. Bu Yönetmelik uyarınca, İstanbul İtfaiyesi ruhsat ve
proje bazlı Önlem ve Denetim faaliyetlerini
gerçekleştirir. 2011 yılı Kasım sonu itibarıyla
bu denetimlerin toplam sayısı 51 bin 802’dir.
Önlem ve denetim faaliyetleri için 2007’de hizmete aldığımız, online müracaat programımız
itfaiye görüşü isteyen ilgili kurumlarla aramızdaki evrak trafiğini azalttı ve işlemlerin daha
hızlı yapılmasını sağladı.
İstanbul’daki binaları yangın güvenliği
açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konudaki eksiklerimiz neler?
Binaların değerlendirmesi, BYKHY kapsamında kullanım amacı, alan, yüksekliği gibi kriterler göz önüne alınarak yapılır. Yangın güvenliği açısından en büyük eksikliklerimizden birisinin, yangınla beraber maruz kalınabilecek tehlikelerle ilgili halkımızın yeteri kadar farkındalığının olmamasıdır. Alınacak önlemler, gerek yeni
bina yapımında, gerekse mevcut binalar için tasarımcılar ve halkımız tarafından geri plana atılıyor. Yangın güvenlik önlemlerinin fazladan maliyet olacağı düşünülüyor. Bu kapsamda farkındalığı artırmak amacıyla, İstanbul İtfaiyesi tarafından Yönetmelik kapsamında aldırılan zorunlu tedbirlere ilave olarak, halkımıza bilinçlendirme eğitimleri veriyoruz.
Yangın yerine 6 dakika 3 saniyede
ulaşıyoruz
Ülkemizde yangınların sayısını azaltmak,
can ve mal güvenliğini sağlamak için neler
yapılmalı? İtfaiye olarak siz bu konuda
neler yapıyorsunuz?
Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda yangının seyrinin 5. dakikadan itibaren logaritmik bir
davranış sergilediği biliniyor. Yani ilk 5 dakika,
önce can, sonra mal güvenliği açısından çok
önemlidir. İstanbul İtfaiyesi’nin şu anda yangılara ortalama varış süresi yaklaşık 6 dakika 3
saniyedir. Dolayısıyla, itfaiyenin yangın yerine
varışından önce geçen ilk 5 dakikada, önceden alınan yangın güvenlik önlemlerinin önemi
çok büyüktür. Bu önlemler yangını, itfaiye varmadan söndürebileceği gibi, aynı zamanda
can ve mal güvenliğini da sağlamış olur.
Yangın ve yangından korunma konusunda
halkımızın bilinç düzeyini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bilinci artırmak için
neler yapıyorsunuz?
Eğitim, hayatın her anında ve alanında olduğu
gibi, yangınlar ve afetlerle mücadelenin de altın anahtarlarındandır. Bir şehrin yangın ve
afetle mücadelesinde itfaiye teşkilatlarının kapasitesi kadar, şehir sakinlerinin bilgili, hazır ve
bilinçli olmaları da çok önemlidir. Dakikaların,
hatta saniyelerin altın değerinde olduğu afetlerde ve acil durumlarda, ekiplerin olay yerine
intikaline kadar geçen sürede, kent sakinlerinin
de yangın, sel ya da bir afet olayıyla karşılaştık-
larında yapması gereken doğru davranış şekillerini bilmesi, şehrin yangın ve afetlerle topyekün mücadelesinde olmazsa olmazlardandır.
Bu amaçla İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından
2011 yılında, “Yangın Güvenlik Eğitimi”, “Temel
İtfaiye Er Eğitimi”, “Hizmet İçi Eğitim”, “İl ve İlçe
Belediyeleri İtfaiye Teşkilatları Eğitimi”, “İtfaiye
Gönüllüsü Eğitimi”, “Anaokulu ve İlköğretim
Okul Eğitimi”, “İlkyardım Eğitimi”, “İlkyardım
ve Halk Sağlığı Semineri”, “Okullarda Yapılan
Tatbikatlar”, İstasyonlara yapılan ziyaretler,
“Güvenli Yaşamayı Öğreniyorum Eğitimi” programlarında toplam 762 bin 301 katılımcıya eğitim verildi.
lere ilave olarak da İtfaiye Teşkilatları kuruluyor.
Yalıtım, yangının yayılma ve genişlemesini engellemek ve yavaşlatmak için yapılır. Yangın istatistiklerini incelediğimizde; şehrin büyümesine paralel olarak yangın sayısının arttığını,
aynı zamanda başlangıç aşamasında söndürülen yangın sayısının geçmişe göre artış gösterdiğini, ancak tamamen yanan bina sayısının
toplam yangın sayısına oranının azaldığını görüyoruz. Bu durumun, İtfaiye Teşkilatı’nın büyümesi ve yangınlara daha hızlı müdahale etmesinin yanı sıra, alınan yangın güvenlik önlemlerinin bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz.
Yalıtımı da aynı çerçevede değerlendirebiliriz.
2009 yılında yayınlanan Yangın
Yönetmeliği’nin, yangın güvenliği ve yalıtım
konusunda ne gibi katkıları oldu? Sizin bu
konudaki gözlemleriniz neler?
BYKHY, nispeten yeni bir mevzuat olmasına
rağmen, binalara yangın güvenliği konusunda
bir disiplin getirdi. Mevzuatımız yeni binalar için
uluslararası standartta tedbirler alınmasını zorunlu kılarken, mevcut binaların iyileştirilmesi
hükümlerini içeriyor. Bu sayede İstanbul için ilk
Yangından Korunma Mevzuatı'nın yürürlüğe
girdiği 1992 yılı ve Türkiye BYKHY’nin yayınlandığı 2002’den bu yana geçen zaman
içinde, şehrin yangın güvenliği gözle görülür
düzeyde iyileşti. Tabii ki, ne Yönetmeliğin gelişme süreci ve ne de şehrin yangın güvenliği
düzeyinin yükselme süreci sona ermeyecek,
devam edecektir. Yalıtım, yangının yayılmasını engeleyecek ya da yayılma hızını yavaşlatacak en önemli önlemlerden birisidir. BYKHY,
diğer önlemlerin yanı sıra, hem yalıtım ve hem
de yapı malzemelerinin yangın dayanımıyla ilgili
zorunluluklar getirdi. Bu hükümlerin uygulanması, doğal olarak yangın güvenliğini artırıyor.
“Yalıtım yapılmayan bina, kışın
tişört giyen insana benzer”
Yalıtım yaptırmanın yangın güvenliği
sağlama, can ve mal kaybını önleme
açısından faydaları neler?
Herkesçe malumdur ki, yangın riskini sıfıra indirmek mümkün değildir. Bu sebepledir ki, yangının söndürülmesine ve yayılarak büyümesine
engel olmak üzere tedbirler alınıyor. Bu tedbir-
Yalıtım yaptırarak yangın güvenliği
sağlanmış bir binayla, yapılmamış bir
binanın yangına karşı dayanıklılığıyla ilgili
neler söyleyeceksiniz?
Yalıtım yapılmış bir binayla, yapılmamış bir binanın yangınlara karşı durumunun, kış gününde tişörtle dolaşan bir insanla, kaban giymiş bir insanın durumuyla aynı olduğunu düşünüyorum. Tişört giyen hastalanacaktır. Yalıtım
yapılmamış binada çıkan yangın, doğru yalıtım
yapılmış binaya göre, bütün şartlar aynı olsa
bile, daha fazla hasara neden olacaktır.
Bir binada yalıtım yaptırarak yangın
güvenliği sağlanması, itfaiye olarak
müdahalenizi etkiliyor mu? Nasıl?
Doğru malzemeyle, doğru yalıtım yapılmış
binaya müdahale daha kolay ve hızlı olur.
Yalıtım, yayılma hızını azaltacağı için yangının
hızla söndürülmesini ve itfaiyecinin daha az
riskle karşılaşmasını sağlayacaktır. Ancak binalarda yangına dayanıklı olmayan yalıtım malzemeleriyle yapılan yalıtımlar, yangını bir bölümden başka bir bölüme ileten iletkenler gibi
görev görür ve kayıpların artmasına sebep
olur. Yalıtım malzemesi imalatçılarından ve uygulamacılardan beklentimiz, yalıtım yaparken
mevzuatımızdaki belirli asgari yangın dayanımını sağlamalarıdır.
6
İzocam’dan­Haberler
İzocam­12.­Yalıtım­Yarışması­başladı
İzocam’ın 12. Yalıtım Yarışması’nın başvuruları Kasım ayı itibarıyla başladı. Yarışmada İngiltere’nin Nottingham
Trent Basin bölgesinde sürdürülebilir bir mahalle geliştirilecek. Yarışmanın ilk üç finalisti, Saint-Gobain Insulation
tarafından gerçekleştirilecek Multi Konfor Binalar Yarışması’nda ülkemizi temsil edecek.
İzocam’ın, geleneksel hale gelen Yalıtım Yarışması’nın 12.’si başladı. Yarışmada proje konusu, 12-15 aileyi barındıracak sürdürülebilir bir
mahallenin geliştirilmesi şeklinde belirlendi. Yarışmada, söz konusu mahalledeki altyapı, ofisler, eğlence ve dinlenme alanlarının mevcut
binalarda tekrar kullanımla çözülmesi ve bu yapıların kentle iyi bir şekilde bütünleşmesinin
sağlanması hedefleniyor.
Öğrenciler Yalıtım Yarışması’nda, İngiltere’nin
Nottingham Trent Basin bölgesinin yenilenme
programı kapsamında, sürdürülebilir bir yaşamın tasarımını gerçekleştirecekler. Tasarlanacak mahallenin konumlandırıldığı yerde, daha
geniş alanlarda bir yenilenme vizyonunun geliştirilmesi ve etkili bir ev-iş planının temin edilmesi kriteri aranacak.
Türkiye ve KKTC üniversitelerinin Mimarlık,
İnşaat Mühendisliği ve Makine Mühendisliği
Lisans ve Yüksek Lisans öğrencilerinin katılabi-
leceği İzocam 12. Yalıtım Yarışması’nda, ulusal
jüri, ses yalıtımı, yangın güvenliği, ekolojik binalar ve yapı fiziği konusunda yetkin öğretim görevlileriyle uzman mimarlardan oluşacak.
Kasım ayında başvuruları başlayan yarışmada,
öğrenciler projelerini en geç 2 Nisan 2012’ye
kadar teslim edecek ve dereceye giren projelerin duyurumu ise 12 Nisan 2012 tarihinde yapılacak. Ulusal etapta ilk üç dereceyi paylaşan
proje sahipleri, 22-25 Mayıs tarihleri arasında
Slovakya’nın başkenti Bratislava kentinde düzenlenecek uluslararası etapta ülkemizi temsil
etme hakkı kazanacaklar. Ulusal yarışmanın birincisi 6 bin TL, ikincisi 4 bin TL ve üçüncüsü
3 bin TL ile ödüllendirilecek. Yarışmanın ilk
üç finalisti, Saint-Gobain Insulation tarafından
Slovakya Bratislava’da gerçekleştirilecek Multi
Konfor Binalar Yarışması’nda ülkemizi temsil
edecek. Yarışmayla ilgili detaylı bilgiye ve başvuru formuna www.yalitimyarismasi.com adresinden ulaşılabilir.
Profil­Durumu’na­dördüncü­ödül­Doğrudan­ İzocam­artık­
Pazarlama­İletişimleri­Derneği’nden
mobilde!
İzocam Profil Durumu projesi, ödüllerine bir yenisini daha ekledi. Proje,
Doğrudan Pazarlama İletişimleri Derneği’nin Doğrudan Pazarlama Ödülleri’nde,
“Viral Kampanya” alt kategorisinde ikincilik ödülüne layık görüldü.
panya” alt kategorisiyle
ikinci oldu.
Her yıl heyecanla beklenen Doğrudan Pazarlama
Ödülleri, bu yıl Rahmi M.
Koç Müzesi’nde düzenlenen ödül töreniyle sahiplerini buldu. Yalıtım bilincini artırmak adına birçok başarılı
projeye imza atan İzocam,
Kompüter tarafından hazırlanan Profil Durumu projesiyle
“Viral Kampanya” dalında
ikincilik ödülünü almaya hak
kazandı.
Doğrudan Pazarlama İletişimleri Derneği tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen, Doğrudan Pazarlama Ödülleri’nde Kompüter’in hazırladığı İzocam Profil Durumu projesi de
ödüle layık görüldü. Profil Durumu, “Sosyal
Medya Pazarlama” kategorisinde “Viral Kam-
Meteoroloji Uzmanı Bünyamin Sürmeli’nin
Facebook’taki profil durumunu yorumladığı
proje daha önce, “En İyi Sosyal Medya-Ürün”,
“Kristal Elma-Büyük Ödül” ve Fransa’da düzenlenen yarışmada “Stars Of Communication”
Büyük Ödülü’nü de aldı.
İzocam’ın internet sitesi, artık mobil
cihazlardan da görüntülenebiliyor. Mobil
cihazlara özel internet sitesi yayına
girdi. Bundan böyle cep telefonlarından
İzocam’ın ürünleri ve bayileriyle ilgili bilgi
edinilebiliyor, İzocam ile ilgili haberlere
ulaşılabiliyor.
YENİ­YILINIZ­KUTLU­OLSUN
İzocam­mini­bayi­toplantısı­Krakow’da­yapıldı
Geçen yılın İzocam mini bayi toplantısı 18-21
Kasım tarihleri arasında Polonya’nın en büyük ve en eski şehirlerinden Krakow’da yapıldı.
İzocam bayileri, 2011 yılının değerlendirmesinin
yapıldığı, 2012 beklentilerinin, değişen dünya
ve pazar dinamiklerinin ele alındığı toplantıya
katıldılar. Toplantının yanında Krakow’u gezme
şansını da yakaladılar. Krakow öncesinde Varşova şehir turu yapan bayiler, keyifli anlar yaşadılar. İkinci gün yapılan yarım günlük toplantının ardından, Auschwitz ve Birkenau Toplama
Kampları ziyaret edildi. Auschwitz ismi, 2. Dünya
Savaşı’ndaki Nazi soykırımının sembolü oldu.
Bu kamplarda 6 milyon kişinin öldürüldüğü sanılıyor. İzocam bayileri, kampı yoğun duygular
eşliğinde gezdiler.
Panaromik Krakow şehir turu yapan bayiler,
Krakow’un tarihi güzelliklerini gördüler. Krakow,
Unesco tarafından koruma altına alınan ve Dünya Kültür Mirası Listesi’nin birinci sayfasında yer
alıyor. Şehir, Polonya’nın bilim, kültür ve sanat
merkezi konumunda bulunuyor. Ayrıca Krakow,
Eski Polonya Kralları’nın yaşadığı yer olması dolayısıyla da, pek çok tarihi sahneye tanıklık etme
özelliğine sahip. Dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Sukiennice (Kumaş Pazarı)
da Krakow’da yer alıyor.
İzocam­Basketbol­
Takımı­Şirketler­
Ligi’nde­ikinciliği­
kazandı!
Tekiz­bayileri­St.­Petersburg’ta­buluştu
rin muhteşem sarayları ve özellikle de Peter &
Paul tarafından yaptırılan, en çok sevilen, şehrin hiç restore edilmeden ayakta duran tek
sarayı olan Prens Menshikov Sarayı görüldü.
Ayrıca, Nievski Caddesi, Darphane ve Saat
Kulesi de ziyaret edildi.
Tekiz bayileri toplantısı, 30 Kasım-3 Aralık
2011 tarihleri arasında St. Petersburg’da
yapıldı. Toplantıda, 2011 yılı değerlendirildi, 2012 beklentileri dile getirildi ve değişen dünya dinamikleri ele alındı. Tekiz bayileri, Moskova’nın kuzeybatısında yer alan,
Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü büyük şehri olan St. Petersburg’ta gezme imkanını elde ettiler. St. Petersburg şehir turunda,
Neva Nehri ve hemen önündeki liman, şeh-
Tekiz bayileri, dünyanın en büyük sanat müzesi olan Hermitage Sarayı ve Müzesi’ni iki
saatlik tur boyunca gezdiler. Dünyanın en
göz alıcı koleksiyonlarına ev sahipliği yapan
Saray, 1760’dan itibaren Rus Çarlarının kış
aylarını geçirdiği mekan olması dolasıyla ayrı
bir öneme sahip. Günümüzde Sarayın bin 57
adet oda ve salonunda Leonardo, Van Gogh,
Michaelangelo, Remrandt ve daha pek çok
büyük sanatçının büyüleyici eserleri sergileniyor. Sarayın ihtişamı karşısında çok şaşıran
Tekiz bayileri, keyifli bir St. Petersburg turu
gerçekleştirerek seyahatlerini noktaladılar.
İzocam Basketbol Takımı, Şirketler Ligi
Basketbol Turnuvası’nda ikinci olarak
önemli bir başarıya imza attı. Volkan
Biçer, Onur Gören, Halil İbrahim Uzun,
Kaan Bayır ve Fırat Altıntaş’tan oluşan
Basketbol Takımı, namağlup olarak
finale kadar yükseldi. Birinci hafta grup
maçlarında; Softtech’i 26-18, DHL
Supply Chain-2’yi 22-9, Gertron’u 14-10,
Mars Logistics’i 22-13 ve DHL Express2’yi 15-8 yenerek çeyrek finale çıktı.
Çeyrek finalde Doğuş Otomotiv’le karşılaşan İzocam Basketbol Takımı, rakibini 21-17 yenerek yarı finale yükseldi.
Takım, yarı finalde Nobel İlaç’ı 13-10
yendi ve finalde Print Center’a 21-25
yenilerek turnuvada ikinciliği kazandı.
308 sayıya imza atarak turnuva tarihinde
en çok sayı atan oyuncu unvanını kazanan başarılı oyuncu Volkan Biçer, ayrıca “Lig Radyo En İyi Forvet Oyuncu”
seçildi.
8
Röportaj
Yangın­güvenliği­ve­yalıtımda­eksiklerimiz­var
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı Başkanı İsmail Turanlı, yangın güvenliği ve yalıtımla yangının
dar alana hapsedileceğini, böylece yangından daha az sayıda insanın etkileneceğini ve binanın tahliye
edilmesi için zaman kazanılacağını söylüyor. Türkiye’de hatalı uygulamalar yapıldığını belirten Turanlı,
yangın güvenliği ve yalıtım uygulamalarının mimari aşamada projeye dahil edilmesi gerektiğini dile getiriyor.
Ülkemizde her yıl çok sayıda yangın çıkıyor ve
bu yangınlarda pek çok kişi hayatını kaybediyor. Yangın güvenliği ve yalıtımın önemi de bu
noktada ortaya çıkıyor. Ülkemizde ilk kez
2002 yılında “Binaların Yangından Korunması
Hakkında Yönetmelik” yayınlandı ve 2009’da
Yönetmelik revize edildi. Yönetmelikle birlikte
yangın yalıtımına daha fazla önem verilmeye
başlandı. Türkiye Yangından Korunma ve
Eğitim Vakfı (TÜYAK) Başkanı İsmail Turanlı,
Yönetmeliğin büyük katkıları olduğunu, daha
önce hiç konuşulmayan konuların konuşulmaya başlandığını söylüyor.
rektiğini söyleyen Turanlı, ülkemizin düşünen
mühendislere ihtiyacı olduğunu dile getiriyor.
“Yangın güvenliği konusunda halen emekleme
safhasında olduğumuzu, gelişmemiz gerektiğini söyleyebiliriz” diyen Turanlı, TÜYAK olarak
yola çıktıklarını ve çalışmalar yaptıklarını belirtiyor. Turanlı, ülkemizin enerji konusunda fakir
olduğunu ve bu nedenle de yalıtımın bizim için
çok önemli olduğunu ifade ediyor. Bu konuda
toplumun ilköğretimden itibaren eğitilmesi ge-
TÜYAK olarak yangın güvenliği ve yalıtımla
ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
TÜYAK’ın kurulma amacı; yangından korunma
konusunda kamuoyunda bilinç oluşturmak,
ülke değerlerinin küle dönmesini engellemek
ve insanların çok basit hatalar sonucunda hayatını kaybetmesinin önüne geçmektir. Batılı
düzeyde, mühendislikten en iyi şekilde faydalanılmış düzgün yapılar oluşturulması için kamuoyu ve sektör çalışanlarını bilinçlendirmenin yanında, denetim erkini elinde tutanları da
bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Bilgiyi tabana yaymak için yayınlar hazırlıyor, sempozyum, toplantı ve seminerler düzenliyoruz. Ülkemizin bu
konudaki bilgi eksikliğinin ve bundan kaynaklanan hataların önüne geçmek için usanmadan çalışıyoruz.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile bir protokol
imzaladık. Türkiye’de sekiz ilde kamuda çalışan, denetim erkini elinde bulunduran ve proje
müelliflerinden oluşan yaklaşık 7 bin mühendis ve mimar için tam günlük farkındalık toplantıları düzenledik. Bu toplantılarda Yangın
Yönetmeliği’nin ne olduğunu, neden yangına
karşı önlem alınması gerektiğini ve yalıtımı anlattık. Bütün çalışmalarını gönüllülük esasıyla
yürüten bir dernek için bu tür organizasyonlar
yapmak maddi olarak çok kolay değil.
2009’da yayınlanan Yangın Yönetmeliği’nin,
yangın güvenliği ve yalıtım konusuna ne
gibi katkıları oldu?
Yönetmeliğin çok büyük katkıları oldu. Daha
önce hiç konuşmadığımız konuları konuşmaya
başladık. Yönetmelik sonrasında üreticilerin,
yangın güvenliğine yönelik malzeme satış grafiklerini incelersek, eminim ki, kriz yılları da dahil olmak üzere, ciddi anlamda ivme kazandığını görürüz. Yönetmeliğin bir diğer katkısı,
daha güvenli evlerde yaşamaya başlamamız ve
daha az risk hissetmemiz. Ama tabii ki bunlar,
uygulamanın doğru yapılması durumunda sağlanan katkılardır.
TÜYAK Başkanı
İsmail Turanlı
Bu noktada uygulamaların denetlenmesi
çok önemli. Ülkemizde uygulamalar
denetleniyor mu? Bununla ilgili
gözlemleriniz neler?
Denetim elbette çok önemli. Ama ülkemizde
bir denetim erki yok. Her yıl binlerce konut yapılıyor. Ancak denetim yapmakla görevlendirilen kurumlar, denetim yapmayı bilmiyor.
Gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, işverenin isteği doğrultusunda uygulamaların yapıldığı yönündeki görüşleri çok sık dinledik. Sorunumuz
bundan kaynaklanıyor. Ancak eminim ki, önümüzdeki 10 yıl içinde Türkiye’de çok farklı gelişmeler yaşanacak.
Yangın yalıtımı prestijli binalarda
bile yanlış algılanıyor
Ülkemizde yangın güvenliği ve yalıtım
uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemiz, enerji konusunda fakir. Bu nedenle
de yalıtım bizim için çok önemli. Örneğin,
Almanya’ya göre metrekare bazında daha fazla
enerji tüketerek aynı konforu sağlamak zorunda kalıyoruz. Bunun sebebi ülkemizde yalıtım bilincinin oluşmaması. Bu noktada yalıtım
malzemesinin doğru seçilmesi gerekiyor. Her
malzemenin belirli kullanım alanları vardır.
Bunu dikkate almayarak, insanların yaşamını sıkıntıya sokacak, güvenliklerini tehlikeye atacak
uygulamalar yapılmamalı. Türkiye’de yangın
güvenliği ve yalıtımın çok iyi uygulandığını söyleyemeyiz. Yangın yalıtımı, prestijli binalarımızda
bile, eğer bina çelikten yapılıyorsa, çeliğe ısı
transferini engellemek için ısı transferini geciktirici boyalar kullanılarak ya da kat aralarındaki
şaft geçişlerini doldurarak yapılan bir uygulama
olarak algılanıyor.
Oysa bir mimari çalışmada baştan yangın
kompartmantasyonunun planlanması, kazan
dairesinin binanın diğer hacimleriyle ayrı bir
yangın zonunda olması ve duvar detaylarının
buna göre oluşturulması gerekir. Mimari aşamada yangın kompartmantasyonu yapılırsa, o
zaman yangın yalıtımından söz etmek mümkün olur. Mimarların, yangın kompartmantasyonun ne olduğunu, neden bir otelde odaların
bulunduğu katların yalıtılması gerektiğini ve bir
binada otoparkla diğer hacimlerin yalıtılma gerekliliğini algılaması, bunun felsefesini bilmesi
gerekir. Bunu algıladıkları zaman, ancak uygulamayı yapabilirler.
Yangın kompartmantasyonu nedir?
Ne işe yarar?
Yangın kompartmantasyonu, birbirinden farklı
risk içeren bölgelerin herhangi birisinde yangın
oluşması durumunda, yangının sadece o bölge içinde belli süre hapsedilmesine olanak tanıyan uygulamadır. Bu sayede, diğer birimdeki
insanlar tahliye edilir, insanların zarar görmesi
engellenir. Riski en aza indirmek elimizde… Gelişmiş bir ülkeyle Türkiye’de, aynı şartlarda oluşan yangınlarda, Türkiye’de daha fazla insanın
kaybedilmesi ve daha fazla maddi hasar oluşması, bazı eksiklerimizin olduğunu gösterir.
Kompartmantasyon doğru yapılır, kaçış yolları
buna göre planlanır, binanın tahliye süresine
göre yalıtım derecesi belirlenirse, hem maddi
hem de manevi hasar azaltılmış olur. Yangın
daha dar alana hapsedilir, oluşacak yangından
daha az sayıda insan etkilenir. Binanın tahliye
edilmesi için zaman kazanılır. Ancak maalesef
yapı sektöründe uygulama ve imalat hataları
yapılıyor. Bunun da en temel nedeni, üniversi-
telerimizde yalnızca teorinin öğretilmesi, bunun
yanında yeteri kadar eğitimli ve bilinçli tüketicinin olmaması…
Peki toplumumuzun bu konudaki bilincini
arttırmak için ne yapmak gerekiyor?
Siz TÜYAK olarak neler yapıyorsunuz?
Toplum bilincini arttırmak için toplumu eğitmek
gerekiyor. Örneğin, bir hastanede yangın çıkması sonucunda ya da depremle yıkılan binalarda insanların ölmesi, ülkemizde kader olarak
algılanıyor. Oysa, bunlar kesinlikle kader değildir. Denizden çıkan kumla bina yapanlar, bu binaların sağlam olmadığını biliyorlar. Bizim bu
sorunu çözmemiz gerekiyor. Cumhuriyet'ten
önce suyun içine nasıl yapı yapılacağı biliniyordu. O dönemde yapılmış ve halen bozulmamış
yapılar var. Bugün neden bunu yapamıyoruz?
Bunun için ilköğretim ve üniversitedeki eğitim
sistemimize bakmamız gerekir.
İnsanlara düşünmeyi öğretmeliyiz. Toplumumuzu ilköğretim düzeyinden başlayarak eğitmeliyiz. Özellikle sektördeki, bu konuda bilinçli
olması zaruri olan tüzel kişiliklere çok iş düşüyor. Bilginin yayılabilmesi için çaba gösterme-
safhasında olduğumuzu, gelişmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Bu, ülkemiz için bir projedir.
Projelerin zamana ve kaynağa ihtiyacı vardır.
Ayrıca yeterli sayıda eğitimli ve bilinçli insana
ihtiyaç söz konusu.
Biz bu konuda yola çıktık, yürüyoruz. Batılı ülkelerle aramızda, Yönetmelik ve Mevzuat açısından olmasa da, algılama ve uygulamaya yönelik ciddi farklılıklar var. Bunların giderilmesi
için bilinçli kamuoyu, bilinçli projeci ve bilinçli
uygulamacıya yönelik hareket ediyoruz. Bu, süreklilik arz eden bir çalışmadır. Bu noktada,
sektördeki tüzel kişiliklere çok iş düşüyor, ellerini taşın altına koymaları gerekiyor.
Kasım ayında düzenlediğiniz Yangın ve
Güvenlik Sempozyumu nasıl geçti?
Sempozyumla ne amaçladınız?
Sempozyuma, iki günde 2 binin üzerinde ziyaretçi katıldı. Aslında 2 bin, bu tür konulardaki
sempozyumlar için ciddi bir katılım. Bunda arkadaşlarımızın can siperane çalışmalarının etkisi olduğunu düşünüyorum. Sempozyuma katkıları olan herkese teşekkür ediyorum. Geleneksel hale getirdiğimiz sempozyumla, her şeyden
önce bilgiyi tabana yaymak istiyoruz. Sempozyumda tartışma ortamı yaratılıyor ve sektörle ilgili tüm karşıt görüşlere yer veriliyor. Hatalar ve
yanlış uygulamalar ortaya konuluyor.
Bu tür açık bilgilendirme sempozyumları bilgi
kirliliğini de önlüyor. Çünkü insanlar bu tür kalabalık ortamlarda ifadelerini daha dikkatli kullanıyorlar. Dernek olarak biz de sempozyumlarla,
bilgi kirliliğinin önüne geçmek ve doğru bilgiyi
insanlara ulaştırmak istiyoruz. Bu tür sempozyumları yapmaya devam edeceğiz, halkımızın
eksik bilgiyle kalmasına izin vermeyeceğiz. Bu
sektöre yasal çerçevede girmek isteyenlere,
“Hoşgeldiniz” diyoruz. Ancak tek arzumuz
Türkiye’de, gelişmiş dünya ölçeğinde yapılan
uygulamaların olmasıdır.
leri, ellerini taşın altına sokmaları gerekiyor.
Batılı ülkelerde itfaiyeler, ilköğretim okullarını ziyaret ederek çocuklara bilgi verirler. Neden bizim ülkemizde böyle değil? Bu noktada
TÜYAK olarak her fırsatta, elimizden geldiğince
kamuoyunu ve sektördeki mimarlarla mühendisleri eğitmek için çaba harcıyoruz. Bunun
başka yolu yok. Bu ülkenin düşünen mühendislere, insanlara ihtiyacı var.
Yangın güvenliğinde emekleme
safhasındayız
Türkiye’deki yangın güvenliği sektörünün
bugünkü durumuyla ilgili neler
söyleyeceksiniz?
Türkiye’de Yangın Yönetmeliği yayınlandığından beri, yangın güvenliği sektörü gelişmeye
başladı. Yerli şirketlerin yanında, yabancılar da
pazarda yer almak istiyor. Ama bunu yaparken
de bazen kendi ülkelerinde asla kullanmadıkları yöntem ve uygulamaları ülkemizde yapmaya çalışıyorlar. Biz gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle bu konuda kamuoyunu bilgilendiriyoruz.
Yangın güvenliği konusunda halen emekleme
TÜYAK hakkında
Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı,
1992 yılında kuruldu. 2002 yılında yangın sektörünün ihtiyacı olan geniş çapta örgütlenmenin vakıf
çatısı altında oluşturulamayacağı görülerek, daha
demokratik bir yapıya sahip bir dernek kurulmasına karar verildi. 2003 yılında kurulan Yangından
Korunma Derneği ile TÜYAK, üye sayısını arttırma
ve sektörü daha geniş şekilde temsil etme olanağına kavuştu. Vakıf ve Dernek yönetim organları,
TÜYAK çatısı altında yapılan çalışmaları eşgüdümlü olarak uyum içinde yürütüyor. TÜYAK Vakfı ve
Derneği’nin ortak amaçları şunlar:
• Toplum yararına olan yangın güvenliği ve yangından korunma konularında araştırma yapmak, yaptırmak, bu konularda başarılı olan
sanayi kuruluşlarını, sistem kurucularını ve itfaiyecileri desteklemek ve teşvik ödülleri vermek,
• Araştırma ve çalışma sonuçlarını çeşitli yayın
imkanlarından faydalanarak açıklamak, ilgili
kuruluşlara duyurmak,
• Ulusal ve uluslararası konferanslar, sempozyumlar, seminerler, açık oturumlar düzenlemek,
• Yangın önleme ve yangın güvenliği alanında
çalışanlara ve itfaiyecilere karşılıksız burslar,
kitaplar, ikamet yerleri, dinlenme, kültür ve spor
tesisleriyle araçlar sağlamak.
10 İzocam’dan­Haberler
Yeni­Nesil­Akademi:­İzodemi
İzocam’ın bayilerine ve bayilerinin müşterilerine yönelik düzenlediği eğitimlerin yeni versiyonu İzodemi (İzocam Akademi), 23 Kasım’da Ankara eğitimiyle başladı.
Klasik Pazarlama ve Alternatif Pazarlama teknikleri üzerine kurgulanan eğitimin amacı,
değişen pazar dinamiklerini ve satışa yönelik ipuçlarını, bayiler ve bayilerin müşterileriyle
paylaşmak ve alternatif pazarlama kanallarının
da ne derece önemli olduğunu vurgulamak.
29 Kasım’da Bursa’da gerçekleştirilen ve
ardından 1 Aralık’ta İstanbul eğitimiyle devam eden programda; Samsun, Diyarbakır,
Trabzon, Erzurum, Antalya, Adana ve İzmir
eğitimleri gerçekleştirildi. 412 kişinin katıldığı
ve 2012 yılında da devam edecek olan
İzodemi’de, Dijital Pazarlama, Sosyal Medya
ve Mobil Pazarlama konularında bayilere ve
bayilerin müşterilerine eğitimler verildi.
Enerji’ ­Bakış’ın­ikinci­durağı­Adana­oldu
Enerji’ Bakış Sergisi, Ankara’nın ardından Adana Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sergilendi. Sanatseverlerin yoğun
ilgi gösterdiği sergi, önümüzdeki günlerde farklı şehirlerde sergilenmeye devam edecek.
İzocam ve İFSAK işbirliğinde hazırlanan
Enerij’ Bakış Sergisi, Türkiye’yi dolaşmaya
devam ediyor. İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nden sonra ikinci sergi İFSAK'ta gerçekleştirildi. Çok sayıda ünlü ismin eserlerinin yer
aldığı sergi, Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD) ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın
desteğiyle, 28 Kasım-05 Aralık 2011 tarihleri
arasında Adana Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu.
Enerji’ Bakış projesi, geleceğe ışık tutmak,
çocukların, gençlerin ve bireylerin dikkatinin
farklı bir bakış açısıyla enerji verimliliğine çe-
kilmesi hedefiyle doğdu. Yalıtım yaparak, aile
ve ülke ekonomisiyle birlikte enerji tasarrufuna katkı sağlanmasını her fırsatta vurgulayan
İzocam, İFSAK işbirliğinde bu misyonunu
Enerji’ Bakış sergisine de taşıdı.
Dergimizin bir önceki sayısında ayrıntılı olarak ele aldığımız projenin ana teması, farklı
meslek gruplarından kişilerle enerjiye sanatsal yaklaşmak. Bu kapsamda, “enerji verimliliği” temalı 120 fotoğraf, o fotoğraflardan yola
çıkılarak yazılan 120 metin ve karikatürler
birlikte, projeye özel hazırlanan iki beste, bir
kısa film ve bir animasyon film yer alıyor.
Röportaj
İzocam­Çevresel­Sürdürülebilirlik­
Çalıştayı’na­destek­oldu
Türkiye ve Ermenistan’daki üniversitelerin Mühendislik, Mimarlık ve Şehir Planlama bölümü
öğrencileriyle, ilgili dalların genç profesyonellerine yönelik olarak, 12-18 Aralık 2011 tarihlerinde İzocam ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ)
ev sahipliğinde, “Çevresel Sürdürülebilirlik Çalıştayı (Environmental Sustainability Work-shop)”
gerçekleştirildi. Çalıştay, Ermenistan merkezli
sivil toplum kuruluşu olan Civic Forum (Sivil
Forum) tarafından, İzocam, Eurasia Partnership
Foundation (Avrasya Ortaklık Vakfı) ve YTÜ
Mimarlık Fakültesi işbirliğinde düzenlendi. Çalıştayda, çevresel sürdürülebilirlik ve çevre, enerji
verimliliği ve yenilenebilir enerji üzerinden odaklanıldı. American University Of Armenia Mühendislik Araştırma Merkezi Strateji Danışmanı, aynı
zamanda Çalıştay Proje Yöneticisi Alen
Amirkhanian ve Avrasya Ortaklık Vakfı Proje
Yöneticisi Varya Meruzhanyan ile söyleşi gerçekleştirdik.
Çalıştaya katılmaya nasıl karar verdiniz?
Varya Meruzhanyan (V.M.): Avrasya Ortaklık
Vakfı olarak bazı projelerimizde çevresel olarak sürdürülebilir mimarileri destekledik. Bu
projeler arasında Çalıştay da yer alıyor. Daha
önce Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri destekleyecek fikirleri olan, Türk ve Ermeni
kurumlarına açık büyük bir yarışma düzenledik. Yarışmaya Ermenistan’dan 16 başvuru
oldu. Başvurular yarışmaya dahil edildi ve seçici kurul tarafından değerlendirildi. Öneri kabul edildi ve biz de Çalıştayı finanse etmeye
karar verdik.
İzocam ile birlikte Çalıştayda yer almak
sizin açınızdan nasıl bir deneyim oldu?
A.A.: İzocam ile son derece profesyonel bir
ilişkimiz var. Çalıştay sürecinde birbirimize
destek olduk. İzocam’ın, Ermeni-Türk mimarlar ve kentsel planlama uzmanlarıyla birlikte
gelecekte gerçekleştireceğimiz projelerde yararlanabileceğimiz, büyük bir bilgi birikimi ve
uzmanlığı var.
Çalıştay kapsamında gerçekleştirdiğiniz
sunumlarla ilgili bilgi verir misiniz?
A.A.: Üniversitede daha çok çevre dostu kentleşme, mühendislik ve inşaat alanlarında ders
veriyorum. Sunumlarımda da daha çok, kentsel planlama ve bina teknolojileriyle bağlantılı
olarak enerji verimliliği üzerinde durdum. Sürdürülebilirlik trendlerine ve tüm dünyanın karşı
karşıya kaldığı enerjiyle ilgili sorunları nasıl algıladığına değindim. Çalıştayda enerji konusu
kapsamlı şekilde ele alındı. Ayrıca, tüm dünyada önerilen ve test edilen çeşitli enerji çözümleriyle birlikte, İzocam’ın deneyimleri, enerji verimliliğini yalıtım ve inşaat malzemeleriyle nasıl
arttıracağımızı gösterdi.
Öğrenciler Çalıştaydan nasıl yararlandı?
A.A.: Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve enerji
Çalıştayın konusu "Sürdürülebilir çevre”
için dünya genelinde neler yapılmalı?
A.A.: Çalıştayda, sadece fikirlerimizi, deneyimlerimizi ve bilgimizi paylaşıyoruz. Bence bu, son
derece önemli bir ilk adım. Araştırma açısından bakacak olursak, sürdürülebilirlikle ilgili yapılması gereken çok çalışma var. Bizim de bir
parçası olmamız gereken bu çalışmalar, fikirlerin hayata geçirilmesiyle ilgili deneyimleri anlamak üzerine olmalıdır. Böylece, gerçekleşen çalışmalardan gerekli dersleri çıkarabiliriz.
Ayrıca günümüzde artık somut projeler de hayata geçiriliyor. Şehirler ve binalar, enerji sorununu çözecek şekilde tasarlanmaya başladı.
Bu konuyla ilgili ne kadar fazla konuşursak, birbirimizden o kadar çok şey öğrenir ve daha
fazla gelişiriz.
Peki enerji verimliliğine yaklaşımınız nasıl?
Enerji verimliliğinde yalıtımın rolü nedir?
A.A.: Enerji verimliliğinde yalıtımın çok büyük
rolü var. Yalıtım, enerji verimliliğini arttırmanın
en ucuz yoludur ve en yüksek yatırım getirisini
sağlar. Yalıtımla ilgili çalışmalar tamamlandıktan sonra, alternatif enerji kaynaklarının üretilmesine ve diğer konulara odaklanabiliriz diye
düşünüyorum. Ayrıca sadece binalardaki değil,
şehirlerdeki enerji verimliliğine de odaklanmalıyız. Bence, enerji üretimi şehir düzeyinde çok
daha önemli bir konu haline geldi. Enerjinin nasıl üretildiği ve enerji üretmek için hangi enerji
kaynaklarından yararlanıldığı önemli.
Alen Amirkhanian (A.A.): Yıldız Teknik Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yapan arkadaşlarım ve İzocam’dan da çok yakın arkadaşlarım vardı. Çalıştayı organize etmek için
yaklaşık bir buçuk yıldır kendileriyle temas halindeydim. Ermeni organizasyonu olan Sivil
Forum ile Avrasya Ortaklık Vakfı, projeyi gerçekleştirmek için destek oldu. Çalıştaya, Ermenistan’dan ve Türkiye’den 10'ar genç profesyonelin katılmasını sağladık.
Çalıştayın amacından söz eder misiniz?
V.M.: Çalıştay temel olarak, Ermenistan ve
Türkiye arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi için
bir araya gelen, Avrasya Ortaklık Vakfı gibi tüm
Ermeni ve Türk kuruluşlarına açık ve rekabetçi
bir etkinlik. Birleşik Devletler Uluslararası Gelişim Ajansı tarafından finanse edilen iki yıllık
daha büyük bir proje kapsamında destekleniyor. 2010 yılının Ekim ayında başlayan proje,
Ermeni-Türk yakınlaşmasını desteklemek amacını taşıyor. Proje, 2012 yılının Ekim ayına kadar devam edecek.
üretimi, tasarımcıların üzerinde durması gereken önemli konulardır. 21. yüzyıl tasarımcıları,
tüm bu konularla ilgilenmek durumundadırlar.
Bu nedenle, tüm öğrenci ve profesyonellerin,
bu konularla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmalarını hedefliyoruz. Çalıştay, öğrenci ve profesyonellere, bu konularla karşı karşıya kaldıklarında,
bunları profesyonel şekilde çözümleme fırsatını
verecektir. Çalıştay ile, Ermeni ve Türk gençlerinin birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayarak,
amacımızı gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum.
American University Of Armenia Mühendislik
Araştırma Merkezi Strateji Danışmanı
Alen Amirkhanian ve Avrasya Ortaklık Vakfı
Proje Yöneticisi Varya Meruzhanyan
Enerji verimliliğinde uluslararası
işbirliklerinin öneminden söz eder misiniz?
A.A.: Araştırmaların ve fikirlerin uluslararası düzeyde paylaşımı olmadan, iyi bir eğitim sisteminden söz etmek mümkün değildir. Dünyanın dört bir yanından iyi fikirler gelebilir. Uygulamacılar ve profesyoneller olarak bize düşen,
bu fikirleri dinlemek ve yeni bilgiler öğrenmektir. Gelecek neslin karşı karşıya olduğu sorunlar, sadece belirli bir grubun düşünüp çözüm
üretebileceğinden çok daha büyüktür. Söz konusu sorunları çözmek için sürekli fikir alışverişinde bulunmamız gerekiyor.
12 Röportaj
Yangının­yayılmasını­yalıtım­önler
İTÜ Makina Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, yangının tasarımla söndürülebileceğini,
iyi bir mimari tasarım ve mekanik önlemlerle yayılmasının önlenebileceğini söylüyor. Prof. Dr. Kılıç,
yangını bölümlere ayırmak ve çıktığı yerde hapsetmek gerektiğini, bu noktada da yalıtımın önemli
olduğunu dile getiriyor.
Her yıl çok sayıda yangının çıktığı, can ve mal
güvenliğinin yaşandığı İstanbul için geçtiğimiz
aylarda “Yangın Risk Haritası” sonuçları açıklandı. Buna göre İstanbul’un yangın açısından
en riskli bölgeleri, Eminönü, Tahtakale, Sultanhamam, Kapalıçarşı gibi eski İstanbul denilen
bölgesi... Yangınların birinci nedeni ise yüzde
40 oranında sigara. İTÜ Makina Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, yangının doğal bir afet olmadığını, insanların dikkatsizliği, tedbirsizliği ve hatasından kaynaklandığını söylüyor. “Yangının çıkmasından korkmayacaksınız, yayılmasından korkacaksınız” diyen
Prof. Dr. Kılıç, yangının yayılmasını önlemek
için yalıtım yaptırmak gerektiğini belirtiyor.
Prof. Dr. Kılıç, yalıtım malzemelerinin İzocam
Taşyünü ve Camyünü gibi yangına dayanıklı
malzemeler olması ve yangın duvarlarıyla zonlarının oluşturulması gerektiğini dile getiriyor.
Yangın Yönetmeliği’yle birlikte yangın konusunda uygulamalarda büyük bir reform yaşan-
İTÜ Makina Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç
dığını ifade eden Prof. Dr. Kılıç, “Şu anda
Türkiye’de yeni yapılan ve kontrol edilen binalar, yangın güvenliği açısından Avrupa’daki binalarla aynı seviyede” diyor. Prof. Dr. Kılıç,
Yönetmeliğin eksiklerinin olduğunun, ancak
her geçen gün daha iyi anlaşıldığının ve yakın
gelecekte çok iyi bir Yönetmeliğe sahip olacağımızın altını çiziyor.
Geçtiğimiz günlerde “Yangın Risk Haritası”
sonuçlarını açıkladınız. Risk Haritası ile
ilgili bilgi verir misiniz? Haritayı nasıl
hazırladınız? Haritanın amacı nedir?
Bir şehrin yangın güvenliğinin sağlanması için
alınacak önlemler belirlenirken, riskli bölgelerin
nereler olduğunun bilinmesi gerekir. Bölgede
konuşlandırılacak itfaiye ekipleri ve binalarda
alınacak yangın önlemleri risk derecesine bağlıdır. Şehrin bölgeleri, “çok riskli”, “orta riskli” ve
“az riskli” gibi gruplara ayrılarak, her risk bölgesine uygun önlemler alınır. Çok riskli bölgelerde daha sıkı önlemler planlanır. Riskli bölgele-
rin tespiti için ilk kez 1990’lı yılların başında çalışmaya başladık. Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte, İTÜ’den 136 öğretim üyesi ile, “İstanbul
Yangından Korunma Araştırması” konulu araştırmayı yürütmeye başladık.
Ben araştırmanın koordinatörlerinden biriydim. İstanbul’un yangın risk haritasını hazırlamak için 450 mahallenin muhtarıyla röportaj
yaparak, onlara 57 soru yönelttik. Bu sorular
arasında: “Mahallede kaç ahşap bina var?”,
“Girilemeyen kaç sokak var?” gibi sorular yer
alıyordu. Aylarca büyük bir ekip çalıştı, bazı
sokaklarda birebir gezerek tespitlerde bulunuldu. Risk değerleri belirlendikten sonra, her
bir kullanım özelliğine göre, mahalle bazında
risk puanları oluşturduk. Daha sonra bunlar
bir haritaya işlendi. Bu bilgilerin bir kısmı daha
sonra güncellendi. Böylece İstanbul risk haritası oluşturuldu.
Haritaya göre riskli bölgeler nereler?
En riskli bölgelerin, eski İstanbul dediğimiz
Eminönü bölgesinde, Tahtakale, Sultanhamam,
Sirkeci, Kapalıçarşı, Beyoğlu bölgesinde Galata Kulesi ve çevresinin olduğunu tespit ettik.
Bu bölgelerin riskli olmasının en önemli nedeni, dar ve girilemeyen sokakların olmasıdır.
Ayrıca bu bölgelerde işyerlerinin yoğun olarak
yer alması, tesisatların eski ve ahşap yapıların
çok olması da etkilidir. 1870’li yıllarda yapılan
bir çalışmada İstanbul’un, Avrupa’da en riskli
şehir olduğu tespit edilmiş. İstanbul günümüzde de Avrupa’nın en riskli metropolüdür. Girilemeyen sokaklar ve yoğun trafik, boğazın gemi
trafiği, yeterli su bulunmaması, alınan önlemlerin yetersizliği, tarihi ve ahşap yapıların çokluğu, yüksek yapıların artması, ticaret ve sanayi
kuruluşlarıyla konutların iç içe bulunması gibi
birçok faktörden dolayı yangın riski büyüktür.
İstanbul’daki dar ve dik, araçların park ettiği ve
merdivenli sokaklar nedeniyle, yaklaşık bin
400 sokağa itfaiye aracı giremiyor. Bu nedenle
yangınlara zamanında müdahale edilemediği
ve yangınlar kontrolden çıktığı için hasar miktarının fazla olduğu yangınlara sık rastlanılıyor.
Eyüp ve Fatih ilçelerinde girilemeyen sokak
sayısı daha çoktur. Binalar birbirine çok yakın
olduğundan sadece tek yönden müdahale
etme imkanı söz konusudur. Sokakların dar olması yanında, insanların sokaklara karşılıklı
olarak araç park etmeleri de itfaiye araçlarının
sokaklara girmesini engeller. Ayrıca sokaklarda kurulan halk pazarları da itfaiyenin sokaklara girmesini zorlaştırır.
Ahşap olarak inşa edilen, zamanla mukavemetleri zayıflayan ve
haşereler tarafından zarara uğratılan yapılar yangına en çok duyarlı binalar arasında bulunur.
Yangın anında bu tür binaların taşıyıcı sistemleri de zarar görmüşse, yapıyı kurtarmak çoğu zaman
mümkün değildir. İstanbul’da
özellikle akıntılı ve önemli bir geçit yeri olan Boğaziçi, gemilerin
toplandığı Haramidere açıkları,
Tuzla ve Haydarpaşa liman bölgesi gibi, deniz trafiği açısından
yoğunluk gösteren ve yangın olasılığı yüksek bölgeler bulunur.
Tarihi gelişme içinde denizde
meydana gelen, önemli can ve
mal kayıplarına neden olan deniz
kökenli yangınlar, bu durumu
açık bir şekilde kanıtlar.
Yangın riskine karşı ne gibi
önlemler alınabilir?
İstanbul’daki dar sokakları değiştirmemiz mümkün değil. Japonya’da da İstanbul’a benzer dar,
iç içe geçmiş dar sokaklar var. Bu tür sokaklarda küçük itfaiye araçları kullanılıyor ve bu
sokaklarda belli noktalara itfaiyenin müdahale ederken kullanacağı cihazlar konuluyor.
Bizdeki deprem konteynerlerinin benzeri,
konteynerler kullanılıyor. Ayrıca dar sokaklara itfaiyenin yangını söndürürken kullanacağı, su alabileceği musluklar konuluyor.
Binalardaki önlemler, çok daha sıkı kontrol
ediliyor. Ülkemizde de, sokaklara nokta bazında müdahale birimleri koyabiliriz. Önlemler, binalara özgü olarak alınabilir. Kentsel
dönüşüm projelerini bunun için bir başlangıç olarak görüyorum. Sokaklar dar olsa da,
aynı özelliği koruyarak, günümüz teknolojisindeki söndürme ve önleme uygulamaları
her bakımdan uygun olabilir.
İstanbul­Yangın­Risk­Haritası
Rapordan yangının birinci nedeninin sigara
olduğu yönünde ilginç de bir sonuç çıkmış.
Bu noktada yangının nedenlerinden söz
eder misiniz?
Yangın, doğal bir afet değildir. İnsanların dikkatsizliği, tedbirsizliği ve hatasından kaynaklanır. Yangının nedenleri ülkelere göre değişiyor.
Örneğin, Güney Amerika’da yangın en çok
LPG’den kaynaklanıyor. Ülkemizde yangının birinci nedeni yüzde 40 oranında sigara. Gelişmiş ülkelerde sigara, yüzde 12-15 oranında
yangına neden oluyor. Ülkemizde, sigara kaynaklı yangınların en büyük nedeni, dikkatsizliğimiz ve içtiğimiz sigarayı rastgele atmamızdır.
Ben, binanın üst katından atılan sigaranın, alt
katta yangına neden olduğuna şahit oldum.
İtfaiyede çalıştığım dönemlerde, sigara kaynaklı
yangınları önlemek için kampanyalar düzenlemiş, “Sigaranın yeri küllüktür” sloganının yer aldığı afişler hazırlatmıştım.
Ülkemizde yangının ikinci önemli nedeni,
yüzde 25 oranında olan elektrik kaynaklı yan-
gınlardır. Aslında elektrik yangınlarının sayısı
her geçen gün artıyor. Bu, elektrik enerjisinin
daha fazla kullanılması, eskimiş kabloların değiştirilmemesi, kullanılan prizlerin uygun olmaması ve çok sayıda cihazın bir prize bağlanmasından kaynaklanıyor. Gelişmiş ülkelerde
elektrikten çıkan yangın oranı yüzde 30’dan
fazladır. Sonuçta, yangını bir enerji oluşturur.
Enerji olmazsa, yangın da olmaz. En yaygın
kullanılan enerji kaynağı da elektrik enerjisidir. İstanbul’un diğer yangın nedenleri arasında, çocukların ateşle oynaması, tüp ve bacalar da yer alıyor.
"Yangın tasarımla söndürülür"
Siz, “Yangın, tasarımla söndürülmelidir”
diyorsunuz. Yangını önleyecek bina
tasarımı nasıl olmalıdır?
Yangın, gerçekten tasarımla söndürülür.
Binayı bölümlere ayırmak ve bölümleri yalıtarak yangını çıktığı yerde hapsetmek gerekiyor. Yangın önlemleri arasında en önemli
konu yalıtımdır. Yangının çıktığı noktada kalması için yangın zonları oluşturulmalıdır. Zonlar oluşturulmuşsa, yangın çıktığı noktada kalır. Ben hep, “Yangının çıkmasından korkmayacaksınız, yangının yayılmasından korkacaksınız” derim. Yayılmasını önlemek için de yalıtım yapmak gerekiyor. Yalıtım malzemelerinin
yangına dayanıklı olması ve yangın duvarlarıyla zonlarının oluşturulması önemli. Yangın
duvarları ve şaftlarını oluştururken, uygun yalıtım malzemelerini kullanmak şart. Yangına dirençli malzemeler, yangın geciktirici malzemeler, duvarlar, kesiciler, yönlendiriciler, perdeler ve damperler yangını yavaşlatır ya da
yayılmasını önler. İzocam’ın da ürünleri arasında olan yangını bir noktada hapseden, taşyünü ve camyünü gibi yanmaz yalıtım malzemeleri uygun malzemelerdendir.
Yangın, merdiven açıklıklarından, şaft açıklıklarından ve şaftlardaki yanıcı kablolardan dolayı yayılır. Bunun engellenmesi için şaftların,
riskli bölgelerdeki açıklıkların, kabloların ve
kanalların geçtiği açıklıkların kapatılması, duvarların yangına dayanıklı olması gerekiyor.
Yangın zonları ve kompartımanın oluşturulması dışında, söndürme sistemleri de mimari
tasarıma girer. Otomatik söndürme sistemleri
ve müdahale cihazlarının, tasarım aşamasında uygun yapılması önemlidir. Mimari tasarım
çok iyi yapılarak, yangının çıktığı yerde kalması sağlanır, elektronik önlemlerle erken haber alınır, mekanik önlemlerle de yangının
çıktığı yerde daha kısa sürede söndürülmesi
ve daha az zarar vermesi gerçekleştirilir. Sönmeyen hiçbir yangın olamaz, yangın ne kadar
büyük olursa olsun, belli bir süre sonra söner.
Önemli olan can kaybına ve yaralanmalara
sebep olmadan, yayılmadan kontrol altına
alınmasıdır.
Yangın güvenliğinde malzemenin önemi
nedir? Ne tür malzemeler kullanmak
gerekir?
Yangının yayılmasının en önemli sebeplerinden
biri, yanıcı özellikteki ısı ve ses yalıtım malzemelerinin kullanılmasıdır. Yalıtım malzemelerinin,
yangına dayanıklı olması durumunda çıkan
yangın yayılmaz. Malzemelerin yangına dayanıklılığı; yanmaz, zor yanıcı, zor alevlenici, normal alevlenici ve kolay alevlenici şeklinde sınıflandırılır. Piyasada kullanılan poliüretan ve polistiren esaslı malzemeler B3 sınıfı malzemelerdir. Bu malzemelerin aslında bina içinde yalnız
kullanılmaması, sadece kompozit olarak kullanılması gerekiyor. Yalıtım malzemelerinin, seramik esaslı malzemelerle, camyünü ve taşyünü
gibi malzemeler arasından tercih edilmesi, polistiren ve poliüretan malzemelerinin kompozit
olarak kullanılması şart.
14 Röportaj
Şu anki Yönetmeliğin çok iyi olmadığını
söylediniz. Sizce bu noktada yapılması
gerekenler neler?
Yönetmeliğin en önemli eksikliği, mevcut yapılarla ilgili olan hükümlerin, çok katı olması
ve öz olarak verilmesi. Bu nedenle de Yönetmelik, farklı yorumlara neden oluyor. Bir de
Yönetmelikte, yeni yapılarla mevcut yapılar
arasındaki fark çok az. Mevcut yapılar için biraz daha esnek olunması ve farklı önlemler
alınması gerekiyor. Yönetmelikte öyle maddeler var ki, binayı yıkmadan uygulamak
mümkün değil. Halkın yerine getiremeyeceği
önlemlerin talep edilmesi, halkı zor durumda
bırakıyor ve menfaat gruplarının oluşmasına
neden oluyor. Bir diğer eksiklik, Yönetmelik
ile ilgili açıklayıcı dokümanların olmaması.
AB’de bir yönetmeliğin hemen ardından yönetmeliğin nasıl uygulanacağıyla ilgili açıklayıcı dokümanlar çıkarılır. Bu konuda eksiğimizin olması, Yönetmeliğin bazı maddelerinin
farklı şekilde yorumlanıp uygulanmasına neden oluyor.
Malzemelerin binanın özelliklerine göre seçilmesi önemli. Malzemenin riski, kullanım şekli
ve yerine göre değişir. Yerine göre çok tehlikelidir, ama yerine göre de kullanılabilir özelliktedir. Yüksek katlı binalarda, sadece polistiren
esaslı malzemeyle yalıtım yapmak riskli olabilir.
Bu tür malzemeler beş, altı katlı binalarda ise
kullanılabilir. Yönetmeliklere göre, yüksek katlı
binalarda dış cephenin mutlaka zor yanıcı malzemelerle yalıtılması gerekiyor. Yönetmelikte
yüksek bina, 21.5 metreden daha yüksek olan
binalar şeklinde tanımlanır. Kullanılacak yangın
durdurucu malzemelerin özelliklerinde su, su
buharı ve rutubet nedeniyle değişiklik olmamalı, darbelere ve kemiricilerin verecekleri zarara karşı dayanıklı olmalıdır. Malzemenin uygulanmasında katlar arası düşey geçişler ve
bölümler arası yatay geçişler tam olarak kapanmalı ve boşluk kalmamalıdır.
"Yeni yapılar Avrupa'dakilerle
aynı seviyede"
Yangın Yönetmeliği ile birlikte Türkiye’de
neler değişti? Uygulamalarda ne gibi
değişiklikler oldu?
Son 10 yılda, yangın önlemleri uygulamalarında büyük bir reform oldu. 1990 öncesi yağmurlama sistemi zorunlu değildi. Yangın merdiveninin özellikleri bilinmiyordu, spiral çelik bir
merdiven yapılıyordu ve ona “yangın merdiveni” deniliyordu. Şu anda Türkiye’de yeni ya-
pılan ve kontrol edilen binalar, yangın güvenliği açısından Avrupa’daki binalarla aynı seviyede. Yönetmelik çıktıktan sonra yangın sektörü çok büyüdü. Yağmurlama sistemi ve algılama sistemi yapanların ve yangını önlemeye yönelik yalıtım malzemesi üretenlerin sayısı arttı.
Ülkemizde, yeni yapılarda fevkalade iyi önlemler alınmaya başlandı. Belki istenilen seviyede değil, ama gidişat oldukça iyi. Şu anki
duruma göre, bence
önümüzdeki 5-10 yıl
içinde uygulamalar iyi
bir noktaya gelecektir.
Aslında Yönetmelik, 20
yıl önce çıkarılsaydı,
bugün istenilen noktaya gelmiş olurduk. Bazı
yanlış uygulamalar, yorumlar ve tartışmalar olmadan doğruya ulaşılamayacağını düşünüyorum. “Şu anki Yönetmelik iyi” diyemeyiz.
Ama Yönetmelik, her
geçen gün daha iyi anlaşılıyor ve daha iyi yorumlanıyor. Bu değişiklikler yapıldığı sürece
yakın gelecekte çok iyi
bir Yönetmeliğe sahip
olacağız.
Peki Yangın Yönetmeliği, şu anki haliyle
gerçek anlamda uygulanıyor mu?
Yangın Yönetmeliği’nde uygulanmayan maddeler yok değil. Bunu toplantılarda çok fazla
dile getirdim. Maddenin teorik olarak konulması değil, uygulanabilir olması önemlidir. Şu
anda maalesef Yönetmelikte uygulanamayan
beş, altı madde var ve bu maddelerin uygulanması mümkün değil. Çünkü bunlar, Türkiye şartlarına uygun olmayan, uygulanması zor
maddeler. Örneğin, mevcut yapılarda, konut
haricindeki binaların, 30 metreden daha yüksekteki açık merdiveninin kapatılması isteniyor. İstanbul’da çok katlı ofisler var. Bu tür
maddeler düşünülmeden konuluyor. Sonradan bazı maddeleri değiştirmek daha zor
oluyor.
Yalıtım ve yangın güvenliği konusunda
yurtdışında ne gibi uygulamalar
gerçekleştiriliyor? Bu uygulamaları
Türkiye ile kıyaslarsanız neler söylersiniz?
Yangın Yönetmeliği’ndeki esaslarla, Batı ülkelerindeki esaslar birbirinden farklı değil.
Yalıtım malzemelerinin yangına dayanım süresini belirtiriz. Böyle olunca da herhangi bir
malzemeyi değil, bir özelliği tarif ediyoruz. Bu
durum, yurtdışında da aynıdır. Tek fark, yurtdışında yalıtım malzemelerinin daha çok kullanılması, ülkemizdekine göre yangın zonları
arasındaki geçişlerin çok daha iyi kapatılması
ve çok daha iyi uygulama yapılmasıdır. Türkiye’yi yurtdışıyla karşılaştırdığımızda yangın
güvenliği konusundaki farkın, kullanılan malzeme kalitesinde değil, uygulama ve kontrolünde olduğunu söyleyebiliriz. Birçok uygulamada, teorik olarak yanmaz malzemeler kullandığınızda yalıtım için yeterli gibi görünür.
Ancak, yangın sırasında öndeki malzeme
düştüğünde, onunla birlikte diğerleri de dökülüyor. Yani bütünlük özelliği sağlanamıyor.
Böylece teorik olarak çok uygun görülmesine rağmen, pratikte hiçbir işe yaramadığını
görebiliyoruz.
İzocam’dan­Haberler
İzocam'dan­Vanlı­
depremzedelere­
yardım
Sosyal sorumluluğa yürekten inanan ve sosyal
dayanışma gücünün toplumları ayakta tuttuğunu bilen İzocam, Van depremiyle sarsılan
vatandaşlarımızı yalnız bırakmadı. İzocam çalışanları Van için 135 adet erzak kolisi hazırladı.
İzocam da 185 adet koliyle katkı sağladı.
Toplam 320 adet gıda erzak paketine, 83 adet
deri yelek de eklendi. Ayrıca Van bayileri için
yaptırılan 21 m2'lik iki yaşam konteyneri de teslim edildi. İzocam Van’daki vatandaşlarımıza
kendi ürünleriyle de destek verdi. Deprem sonrası kurulan çadırların yağan yağmurdan en az
etkilenmesine katkı sağlamak isteyen İzocam,
deprem bölgesine 80 m3=1600 m2 Foamboard gönderimi yaptı. Çadırların altına yerleştirilerek kuru zemin ve ısı yalıtımı sağlanması amaçlanan Foamboardlar ile gıda erzak paketleri
Afet İşleri Genel Müdürlüğü Van Temsilciliği’ne
teslim edildi.
Terratherm-manto­usta­eğitimleri­devam­ediyor
İzocam’ın 2004 yılından beri ustalara yönelik verdiği eğitimler tüm hızıyla sürüyor. Dört gün süren eğitimlerde, yalıtım
uygulamaları ve malzemeleriyle ilgili teorik ve uygulamalı dersler veriliyor. Bugüne kadar 900 usta sertifikalandırıldı.
İzocam, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Erkek
Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü işbirliğiyle
MEB sertifikalı usta eğitimlerine devam ediyor. Dört gün süren eğitimlerle, sektörde yalıtım uygulamaları yapan ustalara, uygulamaya yeni başlayan ya da başlayacak ustaların kullandıkları yalıtım ürünlerinin nasıl yapıldığını, teknik özelliklerini, kullanım amaçlarını ve farklılıklarını uygulamalı olarak öğrenmeleri amaçlanıyor.
Türkiye Yol-İş İntes Eğitim Şantiyesi SincanAnkara’da gerçekleştirilen Terratherm-manto
(Sıvalı Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemleri) eğitimlerinde ilk olarak konunun teorik anlatımı
yapılıyor. Daha sonra atölye eğitimine geçiliyor ve ustalar uygulama yapma şansı elde
ediyorlar. Aynı zamanda, aldıkları projeyi
okuyup, metrajlandırıp malzeme analizi çıkararak doğru detay ve doğru montaj yapmaları sağlanıyor. Bu çalışmalarla sektörde bilinen yanlış uygulama ve detay bilgilerinin düzeltilmesi amaçlanıyor. Yapılan tüm eğitimlerle, yapının gereksinimlerine göre doğru
8­MART­DÜNYA­KADINLAR­GÜNÜ
KUTLU­OLSUN
malzeme seçimi ve doğru uygulamanın nasıl
olduğu anlatılarak, sektörde kalifiye eleman
yetiştirilmesinin yanı sıra, yalıtım ve enerji tasarrufu bilincinin yayılması, yalıtım konforundan azami fayda sağlanması ve çevrenin korunması hedefleniyor. 2004 yılından beri her
ay eğitim şantiyesindeki İzocam Atölyesi’nde
düzenlenen, İzocam ve Weber’in uzman
kadrosuyla birlikte, Milli Eğitim Bakanlığı’nın
yetkilendirdiği uzman öğretmenler gözetiminde yapılan eğitimlerde bugüne kadar,
başarılı olan 900 usta sertifikalandırılarak,
sektörün nitelikli eleman ihtiyacına önemli
katkı sağlandı.
16 Yol­Hi­ka­ye­le­ri
Bilecik
Tarih,­çini­ve­kültür-sanatın­
başkentindeyiz
Bu sayıda İzocam bayileriyle birlikte Bilecik, Kütahya ve Eskişehir’deydik. Osmanlı İmparatorluğu’nun temellerinin
atıldığı Bilecik, çinileriyle adını dünyaya duyuran Kütahya, kültür, sanat ve şehircilik açısından Türkiye’nin en
gelişmiş şehri Eskişehir’deki üç bayimizi ziyaret ettik.
Bilecik, Marmara Bölgesi’nin güneydoğusunda,
Balkan Yarımadası ile Anadolu arasında geçiş
oluşturan bölgede yer alır. Şehrin, Marmara,
Karadeniz, İç Anadolu ve Ege Bölgeleri’ne sınırı
vardır. Bilecik’in kuzeyinde Sakarya, doğusunda Düzce, güneydoğusunda Eskişehir, batısında Bursa ve güneyinde Kütahya bulunur. Sekiz
ilçesi olan şehrin topraklarının yüzde 32’sini
dağlar oluşturur ve en yüksek dağı, Bozüyük’teki 1906 metre yüksekliğindeki Kala Dağı’dır. Nüfusu 220 binin üzerinde olan Bilecik,
Osmanlı İmparatorluğu’nun doğduğu topraklardadır. Şehirde her yıl Ertuğrul Gazi’yi Anma ve
Söğüt Şenlikleri yapılır.
bölgesi haline gelir. Osmanlı İmparatorluğu
1299’da Bilecik’in Söğüt ilçesinde kurulur.
1402 yılına kadar Osmanlı topraklarında kalan
Bilecik, Ankara Savaşı’nda iki ay boyunca
Timur’un himayesine girer. Çelebi Sultan
Mehmet tarafından tekrar Osmanlı himayesine
katılır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında üç kez düşman işgaline uğrayan Bilecik,
1924’te il olur.
Bilecik’in türbeleri
Tarihi cami ve hanlar
Osmanlı’nın kurulduğu şehir
Bilecik’in tarihi İ.Ö. 3 bin yıllarına dayanır. Prehistorik dönemlere ait birçok höyük bulunan
Bilecik’te, Tunç Çağı’nda kalay çıkarılır. Bilecik,
tarihte sırasıyla Hititler, Frigler, Pers ve Roma
İmparatorluğu ile Bizanslıların egemenliği altına
girer. Şehirde Roma döneminden kalan tarihi
eserler olmakla birlikte, asıl tarihi ve mimari yapılar Osmanlı döneminden kalan yapılardır. 13.
yüzyılda Bilecik ve çevresi Selçuklular ve Bizanslılar arasında Türkmen akıncıların bir uç
haline getirildiği sanılıyor. Ağaçlandırılan bir
bahçe içinde yer alan Türbe, en son 18861887 yıllarında 2. Abdülhamit tarafından onarılır. Ertuğrul Gazi Türbesi, Bilecik’e gelenlerin
mutlaka ziyaret ettikleri türbelerdendir. Bir diğer
türbe de Osman Gazi’nin kayınpederi ve
Anadolu’nun ilk ahi şeyhlerinden olan Şeyh
Edebali’nin Türbesi’dir. Türbe, Orhan Gazi tarafından Bilecik’teki küçük bir tepe üzerine yapılır. Türbede, Şeyh Edebali ve yakınlarının mezarları bulunur.
Ertuğrul Gazi’ye ait türbenin yapılış tarihi kesin
olarak bilinmiyor. Türbenin ilk olarak Osman
Gazi tarafından açık mezar olarak yaptırıldığı,
daha sonra Çelebi Mehmet tarafından türbe
Şeyh Edebali Türbesi’nin yakınında bulunan ve
Orhan Gazi tarafından yaptırılan Orhan Gazi
Camisi’nin, diğer camilerden farklı olarak, minaresi 30 metre uzaklıktaki bir kayanın üzerinde
yer alır. Osmanlı dönemi Türk mimari sanatının
dini mimari alanında, iki kubbeli yapı denemesinin örneği olan cami, 2. Abdülhamit döneminde önemli bir onarım geçirir. Bilecik-Sakarya karayolu üzerinde bulunan Köprülü Mehmet
Paşa Camisi, 1665 yılında Köprülü Mehmet
Paşa tarafından yaptırılır. Dikdörtgen planlı olan
caminin duvarları kesme taştandır. Bilecik’in bir
diğer tarihi camisi de, 2. Abdülhamit tarafından
1903-1905 tarihleri arasında yaptırılan Hamidiye Camisi’dir. Cami, iki minareli olduğu için
halk tarafından “Çifte Minareli Cami” olarak adlandırılır. Osmanlı mimarisinin yapısal özelliklerini taşıyan bir diğer tarihi yapı ise Mihal Bey
Hanı’dır. Gölpazan ilçe merkezinde bulunan
Han, Osman Bey’in en yakın arkadaşlarından
olan Mihal Bey tarafından yaptırılır. Han, dikdörtgen planlıdır ve iri taşlardan yapılıdır.
Söğüt Ertuğrul Gazi Müzesi
Bilecik’te ziyaret edilecek yapılardan birisi de
Söğüt Ertuğrul Gazi Müzesi… Söğüt ilçesinde
bulunan müze, eski bir Türk evinin restore edilmesiyle 2001 yılında hizmete açılır. Müzede,
Söğüt ilçesi ve civarında Yörüklere ait sancak,
eski giyim-kuşam, kilim ve halılar, Roma, Bizans ve Osmanlı sikkeleri gibi etnografik ve arkeolojik eserler sergilenir.
Saat Kulesi
Yayla turizmi
Bilecik’te kültür turizminin yanı sıra yayla turizmi de yapılır. Bozüyük ilçe merkezine yakın
bulunan Kömürsu Yaylası, köknar, karaçam,
kayın ve ardıç ağaçlarıyla, yemyeşil çimen ve
çiçekleriyle görülmeye değerdir. Yaylada kaynak sular bulunur. Bu nedenle Kömürsu Yaylası, kış turizmi açısından da önemli yaylalar
arasında yer alır. Bir diğer yayla olan Sofular
Yaylası, çam ve köknar ağaçlarıyla kaplıdır ve
1600 metre yüksekliğe sahiptir. Pazaryeri ilçesindeki Kamçı Yaylası ise, kamp ve dinlenme
yeri olarak kullanılır.
İçmeler ve kaplıcalar
Pek çok şehirde olduğu gibi Bilecik’te de tarihi bir Saat Kulesi vardır. Bilecik şehir merkezinde yer alan ve 2. Abdülhamit tarafından yapılan Kule, dört cephelidir. Saat Kulesi, tarihte
İpekyolu üzerinde seyahat eden hacı kafileleri
ve ticaret kervanlarına saat başı çalarak zamanı bildirme işlevi görür. Günümüze kadar
pek çok kez restore edilen Kule, bugünkü görünüşünü alır.
Metristepe Zafer Anıtı ve
İnönü Şehitliği
Metristepe Zafer Anıtı, Kurtuluş Savaşı’nın
önemli dönüm noktalarından olan İnönü Savaşları’nın kazanıldığı Bozüyük Metristepe’de
şehitlerin anılarını yaşatmak amacıyla yapılan,
24 metre yüksekliğindeki betonarme anıttır.
Anıtın üzerinde, savaşa katılan birlikler ve komutanlarıyla ilgili bilgiler yer alır. Anıtın ön tarafında iki heykel vardır ve çevresinde de siperler
bulunur. Metristepe’de, her yıl l Nisan’da anma
törenleri düzenlenir. Anıtın yanı sıra, Bozüyük’e
6 km uzaklıkta ve etrafı çam ağaçlarıyla çevrili
olan İnönü Şehitliği yer alır. Şehitlikte ayrıca
çok sayıda şehit mezarı ve mermerden yapılan
şehitlik nişan taşı bulunur.
Bilecik, kış turizmine de imkan tanır. Şehrin
Osmaneli ilçesindeki Osmaneli-Selçik İçmeleri’nde, dört ayrı çeşmeden kaynak suyu akar.
15-20 derece sıcaklığı olan kaynak suyunun,
karaciğer, mide, safra kesesi ve bağırsak hastalıklarına iyi geldiği bilinir. Söğüt ilçesi Çaltı
beldesinde bulunan Söğüt Çaltı Kaplıcaları, 38
derece su sıcaklığına sahiptir. Kaplıcanın, deri
ve mide hastalıklarına, romatizmal rahatsızlıklara ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söylenir.
Bilecik mutfağı
Bilecik’e özgü yöresel yemeklerin çoğunluğunu hamur işleri oluşturur. Pide, bükme ve
hodalak fırında en yaygın pişirilen ekmek türleridir. Ayrıca yeni sönen ocağın ateşine gömülerek kömme ismi verilen ekmek türü de
yapılır. Büzme, nohutlu tavuklu mantı, keşkek, ovmaç çorbası, mercimekli mantı,
kesme hamur, saçta yufka böreği, yağlı
yufka, su böreği, keklik kebabı güveç, kuskus pilavı, piruhi (yufkalı, peynirli hamurişi),
pancar pekmezi, sac kebabı, köpük helvası,
höşmerim (peynirli tatlı), kıtırcı helvası, cevizli
üzüm sucuğu, kavurma Bilecik’e özgü yemeklerin başlıcalarıdır.
“İzocamcıyız dememiz yetiyor”
Isıdem­Yapı­Malzemeleri­San.­ve­Tic.­Ltd.­Şti.­Sahibi­Hayati­Öz:
“İnşaat mühendisiyim. Üniversiteden mezun olduktan sonra bir süre mühendislik yaptım. 1989’da
ortağım Sezai Balta ile birlikte Isıdem Yapı
Malzemeleri’ni kurduk. Müşterilerden gelen talepler doğrultusunda ürün yelpazemizi zaman için
genişlettik. Bugün boya, PVC, hırdavat ürünleri ve
yalıtım malzemeleri satışı yapıyoruz. Bunun yanında uygulama da gerçekleştiriyoruz. İzocam’ın kaliteli malzemeleriyle, iyi yalıtım uygulamaları yapmaya çalışıyoruz. Ağırlıklı olarak konut projelerinde uygulamala yapıyoruz. Son olarak Nilüfer
Yapı Kooperatifi’nin uygulamasını gerçekleştirdik.
1990’da İzocam bayisi olduk. O dönemde yalıtım
çok iyi bilinmiyordu. Bugün olduğu gibi o zaman
da İzocam, sektörde en bilinir, en güvenilir ve en
çok iş verebilecek firmaydı. İzocam yıllar içinde
hızlı büyüdü. Camyünü tek ürünken, zamanla ürün
çeşidini muazzam şekilde artırdı.
İzocam bayisi olmanın en büyük faydası, her yerde
bize referans olmasıdır. Müşterilerimiz, bizimle ilgi-
li, “İzocam bayilik verdiyse, düzgün insanlardır” diye düşünüyorlar. Bazı markaların sadece ismini vermeniz yeterlidir. İzocam
da böyle bir firma. ‘İzocamcıyız’
dememiz yetiyor. Bilecik’te
İzocam’ın daha çok Camyünü
Çatı Şiltesi, XPS, EPS ve mantolama malzemelerini satıyoruz. Bilecik’te ilk mantolamayı 10 yıl önce yaptık. O
dönemde bizi gören insanlar, ne yaptığımızı anlamıyorlardı. Yalıtımın yararlarını insanlara anlatmakta zorlandık. Bugün ise herkes binasına mantolama yaptırıyor. Özellikle doğalgazın Bilecik’te kullanılmaya başlamasıyla birlikte, insanlar yalıtıma yöneldiler. Komşusunun yalıtım yaptırdığını gören herkes
yalıtım yaptırıyor. BEP Yönetmeliği ile birlikte yalıtım yaptıranların sayısı daha hızlı arttı. Bundan sonra
yalıtımsız bina yapılmayacak. Teras yalıtımı, su yalıtımı ve mantolama, artık binaların olmazsa olmazı
oldu. Konut sektörü büyüdükçe yalıtım sektörünün
de büyüyeceğini düşünüyorum.”
18 Yol­Hi­ka­ye­le­ri
Kütahya
Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu bölümünde,
Yukarı Sakarya ve Güney Marmara bölümlerinin kavşağında yer alan Kütahya, kuzey-kuzeybatıda Bursa, kuzeydoğuda Bilecik, doğuda
Eskişehir, güneyde Uşak ve batıda Balıkesir ile
çevrilidir. Şehir, İç Anadolu’yu Ege’ye, Marmara
Bölgesi’ni batıda Ege kıyılarına ve Göller Yöresi
üzerinden Akdeniz kıyılarına bağlayan kara ve
demiryollarının önemli kavşaklarından biridir.
Deniz seviyesinden yüksekliği 969 metre olan
Kütahya’nın toprakları, İç Anadolu çanağı ile
Ege ovaları arasında yer alır.
tine girer. Bugün Kütahya’da Selçuklular döneminden medrese, cami, mescid ve hamamlar vardır. 1277 yılında Anadolu Selçukluları'nın dağılmasıyla birlikte Kütahya, Germiyanoğulları’nın himayesine girer. Şehir,
1429 yılında ise Osmanlı topraklarına katılır.
Birinci Dünya Savaşı’nda Yunan işgaline uğrayan Kütahya, Büyük Taarruz ile düşmanlardan kurtarılır ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutan Meydan Muharebesi’nin kazanılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bir şehir olur.
12 ilçesi bulunan şehrin nüfusu, yaklaşık 590
bindir. Şehir, İç Anadolu’nun karasal iklimiyle
Ege ve Marmara’nın ılıman iklimi arasında geçiş özellikli bir iklime sahiptir. Şehrin yüzde
54’ü ormanlarla kaplı olduğu için zengin doğa
güzelliklerine sahiptir. Kütahya’nın en önemli
sembolü çini ve seramiktir. Çini, özellikle halkın
da önemli bir geçim kaynağıdır. Kütahya çinileri, pek çok ülkeye ihraç edilir.
Çinicilik
Kütahya çinilerine mavi ve beyaz renklerin hakim olması 15. yüzyıl ortalarına rastlar. Günümüzde Kütahya Çiniciliği ihraç edilen, desen
ve renk zenginliğine sahip eserler yaratıyor.
Kütahya’da, tarihten beri çiniden başka seramikten yapılma kase, fincan, tabak, testi, limon
sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve
biblolar da yapılır. Kütahya’yı ziyaret edenler,
çini ya da seramik süs eşyaları almadan seyahatlerini tamamlamazlar.
Kütahya Kalesi
Cumhuriyet’in temellerinin
atıldığı şehir
Kütahya’nın 7 bin yıl öncesine uzanan tarihi
bir geçmişi vardır. Kütahya’nın antik çağlardaki adı “Kotiaeion”dur. Şehre yerleşen en
eski halk ise Friglerdir. Friglerden sonra şehir, sırasıyla Kimmerler, Lidyalılar, Persler,
Roma ve Anadolu Selçukluları'nın hakimiye-
denin bolluğu, şehrin adının çiniyle birlikte anılmasını da sağlar. Şehirde, Hititlerle başlayan
keramik yapımı, Osmanlı döneminin sonuna
kadar sürekli gelişme gösterir. Kütahya, 100
yılı aşkın bir süre Selçuklularla Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalır. Bu dönem çiniciliğinde Bizans ve Selçuklu kültürünün etkisi vardır. Daha sonra Kütahya çiniciliğinde,
Osmanlı etkisi görülür.
Kütahya, çini ve seramik deyince ilk akla gelen
şehirlerden birisidir. Çinicilik, şehrin simgesi
olarak Kütahya’yı tüm dünyaya tanıtan bir sanattır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda,
çini ve seramik yapımında kullanılan hammad-
Antik dönemlerden beri var olduğu bilinen
Kale, 5. yüzyılda Bizansların yaptırdığı surlarla,
Selçuklular, Germiyanoğulları ve Osmanlılar tarafından yapılan onarım ve eklerle güçlendirilir.
Kale, yukarı, iç ve aşağı kale olmak üzere üç
bölümden oluşur. Kalede iki çeşme, iki mescit
ve kır kahvesi vardır. Mescidin altında taşlardan
yapılan su tesisi bulunur. Kalenin iç kısımlarında çevre düzenlemeleri yapılır.
Ulu Cami
TAŞYÜNÜ­ARABÖLME­LEVHASI
Hafif­ara­bölme­duvarlarda,­
dış­duvarların­içten­yalıtım­
uygulamalarında,­merdiven­ve­asansör­
boşluklarında,­komşu­duvarlarda­ısı,­
ses­yalıtımı­ve­yangın­güvenliği­
amacıyla­kullanılır.
Yıldırım Beyazıt Camisi olarak da bilinen Ulu
Cami, şehir merkezinde yer alır. Yıldırım Beyazıt
zamanında (1381-1384) yapılmaya başlanan
Cami, 1401’de tamamlanır. Kütahya’nın en büyük ve en güzel camisidir. Cami, Kanuni Sultan
Süleyman’ın Rodos seferi sırasında Mimar
Sinan tarafından tamir edilir, 1893 yılında 2.
Abdülhamit döneminde ise büyük onarım geçirir ve kubbeli olarak son şeklini alır. Caminin
içindeki büyük sütunlar, Aızanoı Antik Kenti’nden getirilir. Cami bin 125 m2’lik bir alanı
kaplar.
Şehitlik ve Anıtlar
Başkomutan Meydan Muharebesi adıyla anılan
savaş, tarihimizde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna temel olan ve Büyük Zafer ile sonuçlanan bir savaştır. Kütahya’da savaşta şehit
olan Mehmetçiklerin anısına Şehitlik ve Anıtlar
vardır. Bunlardan birisi olan Dumlupınar İlk
Hedef Anıtı, 1964’te yapılmaya başlanır ve
1972’de yapımı tamamlanarak ziyarete açılır.
Anıtın bulunduğu yer, Başkomutan Meydan
Muharebesi’nde, Mustafa Kemal Paşa’nın
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!..” emrini
verdiği karargâhın yeridir. Anıt, Bronz Atatürk
Heykeli, arka planda betonarme bir anıtsal
yapı, bronzdan süvari birliklerini canlandıran
rölyeften oluşur. Atatürk heykelinin yüksekliği 4
metre, beton fon yüksekliği ise 12 metredir.
Dumlupınar Şehitliği ise, Büyük Taarruz’un 70.
yıldönümü olan 30 Ağustos 1992’de ziyarete
açılır. Şehitlik; Üç Komutan Anıtı, Milisler Anıtı,
500 kişilik sembolik şehit mezarları ve kitabeleri, Şehit Baba Oğul Anıtı, Mehmetçik Anıtı,
Namazgâh ve Şadırvan’dan oluşur.
Kütahya Çini Müzesi
Ulu Cami’nin yanında yer alan Kütahya Çini
Müzesi, Türkiye ve dünyadaki tek çini müzesidir. Germiyan Beyi 2. Yakup Çelebi (13871429) tarafından 1411 yılında yaptırılan imaret,
medrese, mescit, kütüphane ve hamamdan
isimli eserinde Kütahya’dan şöyle söz eder:
“Kütahya’nın havası ve suyu güzeldir, fincanı
çeşitli maşrapa ve testileri, çanak ve tabakları
hiçbir yerde yoktur. Şehrin içinde binden fazla
kayalardan akan buz gibi suları vardır. Mahbup
ve mahbubesi, alim ve fadılları çoktur.” Kütahya’da Evliya Çelebi’nin doğduğu ev, Kütahya
Belediyesi ve Kütahya Evliya Çelebi Kültür
Hizmet ve Tarihi Eserleri Onarma Derneği’nin
desteğiyle yeniden yaptırılır. Konağın yanındaki
yapı da geleneksel el sanatlarının yaşatıldığı
merkez haline getirilir.
Frigya Vadileri
oluşan külliyenin imaret ve türbe bölümü, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilerek Çini Müzesi haline getirilir ve 1999’da ziyarete açılır. Müzede 14. yüzyıldan günümüze kadar Kütahya ve İznik’te üretilen çini mimari elemanlar, çini kitabeler, çini vazo, tabak, pano ve
ev gereçleri sergilenir. Müzenin girişinde, 2. Yakup Çelebi’ye ait Osmanlı Türkçesi’yle yazılan
dünyanın en büyük ikinci taş kitabesi bulunur.
Evliya Çelebi Anıtı ve
Kültür Sanat Evi
Kütahya, Afyonkarahisar ve Eskişehir üçgeninde, “phrygia Epiktetus” (Küçük Frigya) dağlık
yerleşimi olarak tanımlanan bölge, bugün “Frig
Vadisi” adıyla anılır. Kütahya’nın doğusunda
eski bir yanardağ olan Türkmen dağının tüfleriyle örtülü olan Frig yaylaları, M.Ö. 900-600 yılları arasında Frigler tarafından iskan edilir. Volkan tüfünün kolay işlenebilir bir kayaç olması,
Friglerin bunları oyup yontarak çeşitli yapılar
yapmalarını sağlar. O dönemden ana tanrıça
Kybele’ye adanan açık hava tapınakları, sunaklar ve kaya mezarlarıyla savunma ve barınma
amaçlı pek çok yapı günümüze ulaşır. Bölge,
Kapadokya’ya benzer doğal kaya yapısının
yanı sıra, çam ormanlarıyla kaplı, ilgi çekici bakir bir bölgedir.
Kütahya mutfağı
Evliya Çelebi Anıtı, 2002’de Kütahya Valiliği tarafından Eskişehir’den Kütahya’ya girişte yaptırılır. Kütahya doğumlu olan ünlü seyyah, ilim
adamı ve tarihçi Evliya Çelebi, Seyahatname
Kütahya’da buğday ve buğday ürünleri, hamurlu gıdalar, süt ürünleri beslenmenin temelini oluşturur. Ev makarnası denilen erişte, bulgur ve tarhana yörede en çok tüketilen yiyecekler arasındadır. Biber, patlıcan ve fasulye
gibi sebzelerin kurutulması geleneği de halen
devam eder. Yöre halkı salça, bulgur ve turşu
gibi gıdaları da evde hazırlar. Şibit denilen haşhaşlı sac pidesi yöresel yemekler arasında yerini korur. Kütahya’da pek çok börek çeşidi yapılır. Cimcik denilen hamur yemeği, yöreye
özgü lezzetlerdendir.
“İzocam’ın ilk bayisi olmaktan şeref duyuyoruz”
Delen­İnşaat­Malzemeleri­Taahhüt­Tic.­San.­A.Ş.­
Yönetim­Kurulu­Başkan­Yardımcısı­Nihat­Delen:
“Şirketimiz 1928’de dedemiz tarafından kuruldu.
Daha sonra babamız ve ardından üçüncü kuşak
olarak biz üç kardeş şirketi yönettik. Sektörün
en eski kuruluşlarından biriyiz. 1928’de ailemiz
Rumeli Üsküp’ten göç etmiş. O zamanın şartlarına göre dedem, tekel ve inşaat malzemeleri satmış. Daha sonra faaliyetler çeşitlenmiş. Başlangıçta
Kütahya merkez ve sanayideki mağazalarımızın dışında, bir de İstanbul’da mağazamız vardı.
Ağabeyimizin emekli olmasıyla birlikte İstanbul’daki
şirketi kapattık. Bugün Kütahya merkezde daha
çok inşaat malzemelerinin satışını yapıyoruz.
Sanayideki dükkanımızda ise daha çok sanayiye
yönelik malzemeler satıyoruz. Ayrıca depomuzdaki
atölyede kafes tel örgü imalatı yapıyoruz. İnşaat ve
müteahhitlik faaliyetleri de yürütüyoruz. İzocam’ın
ilk ve en eski bayisiyiz. Bunun şerefi ve onurunu
yaşıyoruz. İzocam’ı bir aile gibi görüyoruz ve kendimizi ailenin bir ferdi olarak hissediyoruz. Bunu
hissetmemiz çok önemli. Çünkü, İzocam bir okul.
Özellikle yönetim ve etkileşim kavramlarını bize ilk
veren okullardan birisi. İzocam bugüne kadar hep
en ciddi eğitim toplantılarını gerçekleştirdi. Bize eğitimler verdi,
biz de halkımızı bilinçlendirdik.
İzocam’ın tarzı, yıllar içinde şirketimizin de tarzını değiştirdi. Birbirine saygı, sevgi ve
vefa duygusunun şirketler için
çok önemli olduğunu düşünüyorum. İzocam’ın
her zaman arkamızda olması bizim için önemliydi. İzocam bayisi olduğumuz dönemde, ülkemizde yalıtımın farkına varılmamıştı. İlk sattığımız
İzocam ürünleri 3 cm idi. Bugün ise 10 cm. Bu,
bizim yalıtımdaki farkındalığımızı gösteriyor. Bunca
yıl İzocam ile çalışmamız, işimize saygı duyduğumuz, çalışma disiplini ve ahlakına sahip olduğumuz anlamına geliyor. Kütahya, Türkiye’de havanın
en kötü olduğu şehirdi. Evlerde Seyitömer linyiti
yakılıyordu. Doğalgazla birlikte havamız temizlendi.
Doğalgazın maliyetinin yüksek olması ise halkımızı yalıtıma yönlendirdi. Sektörde pek çok rakip şirket olmasına rağmen halkımız kaliteye hep önem
verdi. Türkiye’de yalıtımın önünün açık olduğunu
düşünüyorum.”
20 Yol­Hi­ka­ye­le­ri
Eskişehir
İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeybatısında yer alan
Eskişehir’in, kuzeyinde Mihalgazi ve Sarıcakaya,
doğusunda Alpu ve Ankara, güneyinde Afyon
ve batısında Kütahya bulunur. Porsuk Çayı
ve Sakarya Nehri’nin geçtiği şehirde, Porsuk
ve Gökçekaya Barajları bulunur. Eskişehir’in
nüfusu 620 binin üzerindedir. Osmangazi
Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi’nin bulunması nedeniyle “öğrenci şehri” olarak tanınır. Nüfusunun da önemli bölümünü öğrenciler
oluşturur. Eskişehir, Türkiye’de okur-yazarlığın
en yüksek olduğu üçüncü şehirdir.
Türkiye’de işlenebilir lületaşının çıkartıldığı tek
şehir Eskişehir olduğu için bu taşa “Eskişehir
taşı” denilir. Kültür, sanat ve şehircilik açısından
gelişmiş bir şehir olan Eskişehir’de, her yıl düzenlenen Uluslararası Eskişehir Festivali ile resim, müzik, tiyatro ve sinema dallarında sergi ve
gösteriler gerçekleştirilir. Şehir, ilk yerli otomo-
bil "Devrim"in yapıldığı yerdir. Ayrıca Eskişehir,
Yunus Emre ve Nasreddin Hoca’nın doğduğu
şehir olarak da ayrı bir öneme sahiptir.
Dünyada benzeri olmayan
Yazılıkaya Antik Kenti
Adı üstünde “Eskişehir”
Eskişehir, geçmişi Taş Devri’ne dayanan, günümüze kadar binlerce kültüre ev sahipliği yapmış bir şehir. Ateşin bulunmasından
sonra insanlar, verimli toprakları olan Sakarya
Nehri’nden Porsuk Çayı’na kadar uzanan bölgeye yerleşirler. İlk insanların, bu bölgeye gelerek toprakların verimliliğinden ve zengin kaynaklardan yararlanmaları sonucunda, kısa sürede gelişerek şehirleşmesinden dolayı bu
bölge “Eskişehir” adını alır. Hititler, M.Ö. 14.
yüzyılda Eskişehir merkezli büyük bir devlet
kurarlar. M.Ö. 12. yüzyılda ise Frigyalılar 600
yıl sürecek hükümdarlıklarını ilan ederler. Friglerin, Eskişehir tarihinde önemli bir yeri vardır. Friglerden sonra Kimmerler, Persler, Büyük
İskender, Romalılar ve Bizanslıların egemenliğine girer. Malazgirt Meydan Muharebesi’nden
sonra Türkler Eskişehir’i alırlar. Osman Bey döneminde Osmanlı topraklarına katılan Eskişehir, İmparatorluğun beşiği ve doğu seferlerinin yolu üzerindeki önemli merkezlerden biridir. Şehir, Cumhuriyet Dönemi’nde de bu önemini korur, stratejik konumu ve yeni devletin
kurulmasına katkıları nedeniyle de önemi giderek artar. Milli Mücadele Dönemi’nde Yunanlıların işgal ettiği Eskişehir, savaştan sonra yeniden kurulur.
Tarihte pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan
Eskişehir, bu nedenle çok zengin bir tarihi
kültüre sahiptir. Şehirde önemli yapıtları olan
Friglere ait Yazılıkaya Antik Kenti vardır. Frigler
tarafından dini merkez olarak kullanılan Antik
Kent, kayalık bir alan üzerine kuruludur ve
kente yerleşim Erken Tunç Çağı’nda gerçekleşir. O dönemden günümüze, Frig kültürüne
ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri,
kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler ve antik yollar kalır. Dünya Kültürel ve Doğal Mirası
Listesi’ne dahil edilmek için aday gösterilen
Yazılıkaya Antik Kenti’nin dünyada benzerinin
olmadığı söylenir. Antik Kent’te; Yazılıkaya
Anıtı, Anıtsal Frig Kaya Mezarı, Hamamkaya
Anıtı, Aslanlı Mabet, Frig Kaleleri gibi pek çok
tarihi kalıntı yer alır.
Porsuk Çayı ve Kent Park
Eskişehir’e hayat veren Porsuk Çayı, geçtiğimiz yıllarda temizlik ve çevre düzenlemesiyle bambaşka bir yaşam alanı haline getirildi. Çayın etrafında yapılan kafe ve restoranlarda oturup eşsiz manzarayı keyifle izlemek mümkün. Ayrıca yeni düzenlemelerle
Porsuk Çayı’nda, Venedik kanallarındaki gibi,
bot ya da gondol gezintisi yapılabiliyor. Hatta
yaz aylarında kano yarışları düzenleniyor. Eskişehir’in yenilenen yüzünde Kent Park’ın da
önemli yeri var. Otogar karşısındaki Porsuk
Çayı kıyısında 300 dönümlük arazi üzerine kurulan Kent Parkı içine deniz kumu yerleştirilerek, 350 metrelik yapay bir plaj oluşturuldu.
Denizi olmayan Eskişehirliler denize olan özlemlerini plajın klorlanan artezyen suyunda yüzerek giderebiliyorlar. Plaj, Türkiye’nin ilk yapay plajı olma özelliğine sahip.
Kent Park’ta yapay plajın yanı sıra, iki açık
yüzme havuzu, bir yarı olimpik kapalı yüzme
havuzu, oyun grupları, kent evi, restoranlar,
gölet, at binme alanları ve büfeler bulunuyor.
Porsuk Çayı’na kıyısı olan Kent Park’a, Porsuk’ta kullanılan teknelerle ulaşım sağlanıyor.
Ayrıca Kent Park’ın içinde gül bahçeleri, spor
alanları, heykel ve anıtları, kültür sanat etkinlikleri için açık alanlar, eğlence ve dinlenme mekanları da yer alıyor. Tüm bu özellikleriyle Kent
Park, Eskişehir’in önemli bir sosyal yaşam
alanlarından biri olma özelliğine sahip.
Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi
Eskişehir’de doğan ünlü Türk düşünürü
Yunus Emre’nin ilk mezarı 13. yüzyılda yapılır.
1949’da ikinci mezarına, 1970’te de üçüncü
mezarına nakledilir. Üçüncü mezarı Selçuklu
mimarisini andıran sekiz sütunlu, kemerli, etrafı
açık sekizgen bir türbe halindedir. Türbede
mezarın dışında çeşme, müze, cami, minare,
şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre’nin bir heykeli bulunur. Mezar taşının ön cephesinde
Yunus Emre’nin yaşam felsefesini özetleyen,
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz” sözleri yazılıdır.
Ayrıca Eskişehir’de Seyit Battal Gazi Külliyesi
ve Türbesi, Şeyh Sücaeddin-i Veli Külliyesi ve
Türbesi, Himmet Baba Türbesi gibi pek çok
türbe bulunur.
Cumhuriyet Tarihi Müzesi
Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Turan Numune
Mektebi’ni restore ederek l994’te Cumhuriyet
Tarihi Müzesi olarak ziyarete açtı. Müzeyle,
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı sonrasında kültürel, siyası, ekonomik, sosyal yapılan-
masını belgelerle topluma yansıtmak amaçlanıyor. Müzede Atatürk’ün giysileri, masa saati,
tabak, çatal, bıçak, kaşık, kahve fincanları, ağızlığı, tespihi, bastonu ve kılıcı sergileniyor. Bunların yanı sıra Çanakkale, Sakarya ve İnönü
Savaşlarına, Kongrelere, Büyük Taarruza ve
Cumhuriyetin ilk yıllarına ait 131 fotoğraf, Atatürk’ün yaşamının çeşitli dönemlerinden portreler de yer alıyor. Ayrıca Yavuz Kruvazörü,
Nusret Mayın Gemisi, Alemdar Kurtarma Gemisi, Sütlüce Bandırma Vapuru ve Savarona gemilerinin maketleri de sergileniyor.
Bilim, Sanat ve Kültür Parkı
şehir’de, Çardak Kaplıcası maden suyu, birinci
derecede önemli termal kaynak suları arasındadır. Yine, Kızılinler, Yenisofça, Hasırca termal
kaynağı ve Sakarcılıca termal kaynağı, Türkiye’nin üçüncü derece öneme sahip termal su
kaynaklarındandır. Porsuk Çayı’nın güney kıyısında olan Eskişehir Kaplıcası, beş kaynaktan
oluşur. Kaplıcanın, böbrek taşları, safra kesesi,
gut ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Kızılinler Kaplıcası’nın bulunduğu Kızılinler mevkisi,
2006’da Bakanlar Kurulu kararıyla Termal Turizm Merkezi ilan edildi. Sıcaklığı 38 derece
olan kaplıcanın şifalı suyunun, böbrek, cilt ve
bağırsak hastalıkları gibi pek çok hastalığa iyi
geldiği bilinir.
Eskişehir yemekleri
Bilim, Sanat ve Kültür Parkı, 400 bin metrekarelik alanıyla Eskişehir’in en büyük parkı olma
özelliğine sahip. Park alanı içinde; çeşitli su
sporları ve etkinlikleri yapılan büyük bir gölet,
restoranlar, açık hava konser alanı, anfi tiyatro,
birebir ölçülerde korsan gemisi, masal kahramanlarından oluşan oyun grupları, çocukların
suyla ilgili çeşitli etkinlikler yapabilecekleri oyun
alanı, engelli çocuklar için oyun alanı, içinde
büyük bir gözlemevi de olan bilim deney merkezi ve masal şatosu bulunuyor. Park içinde
ulaşım özel trenlerle sağlanıyor. Parkın bir örneği daha Türkiye’de bulunmuyor.
Zengin termal kaynak suyu
Eskişehir’in tarihi zenginliklerinin yanında, doğal güzellikleri de vardır. Yeraltı suları açısından
zengin olan Eskişehir’de, termal su çok eski
çağlardan beri kullanılır. Bizans döneminde
Eskişehir, şifalı sıcak suları nedeniyle Bizans
imparatorlarının dinlenme merkezi olur. Termal
turizm potansiyeli açısından zengin olan Eski-
Eskişehir mutfağında Kafkas, Kırım ve Balkan
göçmenlerinin etkisi görülüyor. Kırsal kesimde
mutfağın temelini buğday, bulgur ve hamur işleri oluşturuyor. Ebegümeci, madımak, mantar,
kuzu kulağı gibi sebzeler ikinci sırada yer alıyor. Et daha çok şehir merkezinde tüketiliyor.
Çiğ börek, Eskişehir’de en çok pişirilen hamur işi arasında yer alıyor. Haşhaş, yöre mutfağında çok sık kullanılıyor. Haşhaşlı lokum, haşhaşlı dolama ve haşhaşlı bükme sıkça yapılan
hamur işleri arasında bulunuyor. Un ve irmikle
yapılan bulamaç, toyga, sütlü ovmaç, göceli
(yarma) tarhana, yöre mutfağında en fazla pişirilen çorbalar arasında sayılıyor. Ayrıca şehrin ilginç salatalarından köleş, olgunlaşmamış karpuz, salatalık, domates, biber ve soğanla yapılıyor. Nuga helvası, cevizli yaz helvası, tahin ve
kürek helvaları Eskişehir’in geleneksel tatlıları
arasında bulunuyor.
“İzocam, insani değerler bütünü olan bir kurum”
Denge­İzolasyon­S.­Tesisat­Doğalgaz­Müh.­İnş.­San.­ve­Tic.­Ltd.­Şti.­
Ortağı­Hasip­Bölükbaşı:
“İşletme bölümünden mezunum. Üniversitede okurken Demirdöküm’de çalışmaya başladım. 2001’de
Demirdöküm’den emekli oldum. Ardından ortağım
Özer Yılmaz ile birlikte Bozüyük’te Demirdöküm
bayiliğini yapmaya başladık. O dönemde şirketimizin
ismi Der-Met’ti. Geçen yıl limited şirket olduk ve şirket ismimizi Denge İzolasyon olarak değiştirdik. Şu
anda Eskişehir’de satış ofisimiz, Bozüyük’te şubemiz
ve Eskişehir Sanayi Bölgesi’nde de atölyemiz var.
Merkezde yalıtım malzemeleri ve kombi satışı yapıyoruz. Bozüyük’teki şubemizde, konut ve fabrikaların yalıtım, ısıtma ve soğutma projelerini yapıyoruz.
Atölyede ise İzocam’dan ürün alıyoruz ve ürünü bazı
işlemlerden geçirerek yan sanayiye veriyoruz. Bu
konuda İzocam’dan çok destek alıyoruz. 2002’de
İzocam bayisi olduk. İzocam’ı, Demirdöküm’de çalıştığım dönemden beri tanıyordum.
İzocam, insani değerler bütünü olan bir kurum.
Bünyesinde aile, sevgi ve topluma saygı kavram-
larını barındırıyor. Bu yapıyı başka bir kurumda bulmak
çok zor. Böyle bir kurumu temsil ettiğim için çok mutluyum.
İzocam sektöründe lider, biz de
İzocam’la birlikte lideriz. Bunun
keyfini yaşıyoruz. İzocam gerçek anlamda bir aile olduğunu
her fırsatta hissettiriyor. Bu nedenle İzocam’ın her
toplantısına, eğitimine koşarak gidiyoruz. İzocam,
ürün yelpazesi en geniş olan, ürününün arkasında duran, pazara yön veren ve sektörle ilgili üzerine düşen her şeyi yapan bir şirket. İzocam ürünlerinin kalitesi tartışılmaz. Ürünler her türlü uluslararası
belgeye sahip. Bu, büyük avantaj. İzocam ürünlerini satmak bize güven veriyor. Başka firmaların ürünlerini satarken pek çok soruyla karşı karşıya gelebiliyorsunuz. Ancak İzocam ürünlerini herkes bildiği için böyle bir sorun yaşamıyorsunuz. Eskişehir
halkı, yalıtım konusunda bilinçlenmeye başladı.
Artık bir ev alırken yalıtımlı olup olmadığı soruluyor.
Malzemelerinin kalınlığını bile tartışıyoruz.”
22 Röportaj
Bursa’nın­Nilüfer­ilçesi­halkı­
BEP’te­bilinçleniyor
Nilüfer Belediyesi İmar ve Şehircilik Bölümü Makine Mühendisi Filiz Engin Tambova, BEP Yönetmeliği’nin en
önemli katkısının yenilenebilir enerji kullanımı alanında olacağını söylüyor. Tambova, BEP ile birlikte yalıtıma
ilginin ciddi anlamda arttığını ve ilerleyen yıllarda sektörün daha da canlanacağını dile getiriyor.
Bursa’nın Nilüfer ilçesi, gerek BEP Yönetmeliği
uygulamaları, gerekse yenilenebilir enerjiye
verdiği önemle örnek bir belediye. Nilüfer
Belediyesi İmar ve Şehircilik Bölümü’nde
Makine Mühendisi olarak görev yapan Filiz
Engin Tambova, ilçedeki halkın eğitim seviyesinin yüksek olduğunu, Yönetmeliğin yayınlanmasının ardından kendilerinden bilgi aldıklarını ve araştırma yaparak binalarını mantolattırdıklarını söylüyor. Belediye Başkanlarının bu
konuda duyarlı olduğunu belirten Tambova,
Başkanın arkalarında olduğunu, bu nedenle
de Yönetmeliğin uygulamasında ilerleyen
günlerde daha fazla yol kat edileceğine inandıklarını ifade ediyor. Tambova, Türkiye genelinde Yönetmeliğin amacına uygun olarak uygulanması için Belediyelerin daha ısrarcı ve
takipçi olması gerektiğinin altını çiziyor.
Buradan geçen insanların dikkatini çekeceğimizi, bu yolla onları bilinçlendireceğimizi düşündük. Bunun dışında sektördeki Odalarla
iletişim halindeyiz. Eğitim almak isteyenleri
onlara yönlendiriyoruz.
BEP’in ilçenizdeki uygulamalarıyla ilgili
neler söyleyeceksiniz?
Yönetmelik, 2011’de son haliyle uygulamaya
girdi. Ama yazılım programına girmek ve
Enerji Kimlik Belgesi’ni çıkartmak sorun oldu.
Dolayısıyla, uygulamaya çok kısa süre önce
geçtik. Belediye olarak ruhsat alma aşamasında devreye giriyoruz. Yönetmelik ilk yayınlandığı dönemde halkımız binalarına manto-
Nilüfer Belediyesi olarak BEP
Yönetmeliği’yle ilgili görüşleriniz neler?
Yönetmeliğe çok olumlu yaklaşıyoruz. Yönetmeliğin çıkarılmasında geç bile kalındığını
düşünüyoruz. Kullandığımız enerjinin yüzde
80’ini dışarıdan alıyoruz. Dışa bağımlılığımız
nedeniyle enerji tasarruf etmemiz gerekiyordu. Bu açıdan Yönetmeliğin yayınlanması
çok isabetli oldu. Yönetmelik enerji tasarrufunun yanında, binalarda ısıtma, soğutma, aydınlatma ve elektrik kullanımında yenilenebilir
enerjiden yararlanılması zorunluluğunu getirmeye çalışıyor. Bu anlamda BEP’in çok iyi bir
uygulama olduğunu düşünüyoruz.
Belediye olarak BEP ile ilgili ne gibi
çalışmalar yaptınız ve yapıyorsunuz?
Nilüfer ilçesi, okumaya, bilgiye, öğrenmeye
açık insanların yaşadığı bir ilçe. BEP Yönetmeliği basında yer aldıktan sonra, halkımız
birden panik yaşadı. Çünkü basında, Enerji
Kimlik Belgesi’nin emlak değerini belirleyeceği yönünde haberler yer aldı. İnsanlar Enerji Kimlik Belgesi’ni, yalıtım yaptırmak şeklinde
yorumladılar. Kriterin sadece yalıtım yaptırmak olmadığını onlara anlatmaya çalıştık. Bu
süreç halen devam ediyor. Yönetmeliği öğrenmeye ve doğrusu neyse onu uygulamaya
çalışıyoruz. Halkımızı bilinçlendirmek için
Meclis kararıyla bir proje başlattık. Beşevler’de halka açık bir pazar alanındaki tek katlı
zabıta karakoluna yalıtım yaptırdık. Ardından
binaya astığımız afişlerle, binanın yalıtım öncesi ve sonrası doğalgaz faturalarını açıkladık.
lama yapmaya başladı. Kışa girmeden önce
ilçemizde yalıtım yaptıranların sayısı arttı.
Nilüfer, sonradan kentleşen bir ilçe olduğu
için yeni bina sayısı hızla artıyor. Bu nedenle
çok fazla başvuru alıyoruz. Yönetmelikle birlikte kombiden, merkezi ısıtma sistemine geçmemiz çok iyi oldu. Doğalgazın Türkiye’de
kullanılmaya başlamasıyla birlikte kombi satışlarında patlama yaşandı. İlçemizdeki müteahhitler Yönetmelikle birlikte ev satamadıklarını,
halkın kombiyi tercih ettiğini söylediler. Kombi
satanlar ve müteahhitler bu durumdan pek
hoşlanmadılar.
Yönetmeliğin ilerleyen günlerde ilçenize
ne gibi katkıları olacağını
düşünüyorsunuz?
En büyük katkısının, yenilenebilir enerji alanında olacağını düşünüyorum. İnsanlar daha
fazla yenilenebilir enerji kullanacaklar. İlçemizde site ve kooperatiflerin sayısı fazla. Bu
nedenle de merkezi ısıtma daha fazla kullanılacak ve havaya verdiğimiz karbondioksit
oranı azalacak. Böylece Yönetmeliğin çevreye yararı olacak. Yalıtım yaptıranların sayısı
artacak. Ciddi anlamda enerji tasarrufu olacağını düşünüyorum. Yönetmeliğin çıkma
amacı da bu olduğundan, uygulamalar arttıkça olumlu etkilerini göreceğiz diye düşünüyorum.
Halkın bilinçli olduğunu söylediniz.
Bu yöndeki gözlemleriniz neler?
Halkımızın eğitim seviyesi yüksek. Bunu uygulamalarda da görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir siteyi ziyaret ettim. Yağmur suyunu
toplayıp bahçe sulamasında kullandıklarını
öğrendim. Bu tür uygulamaları gördükçe çok
mutlu oluyoruz. Belediyemizin hemen karşısında bir çiftlik var. Bu çiftlikte de elektrik elde
etmek için rüzgârdan yararlanılıyor. Belediye
Başkanımız bu konuda çok duyarlı. Bisiklet
kullanımına ve yenilenebilir enerji konusuna
çok önem veriyor. Mümkün olduğunca bunu
hayatın içinde kullanmaya çalışıyoruz.
Nilüfer Belediyesi İmar ve Şehircilik
Bölümü’nden Makine Mühendisi
Filiz Engin Tambova
Yalıtım sektörünün bugünkü durumunu
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Makine mühendisi olarak yalıtımın çok iyi yerlere geldiğini söyleyebilirim. BEP Yönetmeliği
ile yalıtıma ilgi ciddi anlamda arttı. Bu ilginin
artarak devam edeceğini ve sektörün daha
da canlanacağını düşünüyorum.
Sokak­Röportajı
Yangın­yalıtımı­nedir?
Adı-Soyadı: Erkan Püsküllü
Yaşı: 37
Mesleği: Çiçekçi
“Yangının­başka­binalara­
sıçramasını­önler”
“Yangın yalıtımı evlere yapılır. Isı yalıtımı
gibi bir uygulamadır. Binaların dış cephesine yapılır. İzocam ürünleriyle yapıldığını biliyorum. Yangından korunmak içindir.
Binanın yanmasını önler. Başka binalara
yangının sıçramasının önüne geçer.”
Adı-Soyadı: Muhlis Güneş
Yaşı: 47
Mesleği: İnşaatçı
Adı-Soyadı: Hikmet Ünal
Yaşı: 83
Mesleği: Emekli
“Can­ve­mal­kaybını­engeller”
“Yangının­yayılmasını­önler”
“İnşaatta kaplamacılık yapıyorum. Yangın
yalıtımı uygulamalarını dış cepheye, çatı
aralarına yapıyoruz. Yangın yalıtımı bir
yerde yangın çıktığında binanın çabuk
yanmasını önler. Bu süre içinde insanlar
kurtarılabilir. Yalıtım olmaması durumunda
insanların yangından kurtulma şansı yoktur. Yalıtım, hem binayı korur hem de can
ve mal kaybını engeller.”
“Beş katlı bir apartmanın yöneticisiyim.
Apartmana yalıtım yaptıracağız. Komşularımız yalıtımın faydasını bildikleri için
talepte bulundular. Yalıtım apartmanda
herhangi bir nedenden dolayı yangın çıkmasını ve yayılmasını önler. Kendimize de,
apartmanımıza da zarar gelmesini istemiyoruz.”
Sokak­röportajı­bölümü­için­yine­sokağa­çıktık­ve­bu­kez­“Yangın­yalıtımı­nedir?”­diye­sorduk.­Çoğu­kişi,­yalıtımın­yangının­
yayılmasını­ve­can­kaybını­önlediğini­biliyor.­Evini­yalıtanlar­ve­yalıtmak­isteyenler­var.
Adı-Soyadı: Birhan Atademir
Yaşı: 45
Mesleği: Serbest meslek
“İnsanların­binadan­tahliye­
edilmesini­sağlar”
“Yangın yalıtımının dış cepheye yapıldığını biliyorum. Yalıtım malzemesi yangın çıktığında binanın yanma süresini geciktiren,
yangına dayanıklı bir malzeme. Binadaki
insanların tahliye edilmesine olanak tanıyor. Böylece yangın kaynaklı ölümleri azaltıyor. Yangının bina içinde yayılmasını
önlüyor.”
Adı-Soyadı: İbrahim Oğuz
Yaşı: 25
Mesleği: Öğrenci
Adı-Soyadı: Mehmet Mutlu
Yaşı: 23
Mesleği: Öğrenci
“Zararlı­etkileri­binadan­uzaklaştırır”
“Yangının­zararını­azaltır”
“Yangın yalıtımı binayı yangından uzak tutmak için yapılan bir uygulama. Binaya
dışarıdan gelecek zararlı etkileri binadan
uzak tutmak için uygulanan bir malzemedir. Bizim evimize mantolama yapıldı.
Aynı zamanda yangın yalıtımı da var. Bu
nedenle kendimizi daha güvende hissediyoruz.”
“Yangın yalıtımı evlerin yangından korunması için yapılır. Yangın sırasında zararlı gazlar yayılır. Yalıtımla bu gazların salınması ve yangının zararı azaltılır. İstanbul’da
özellikle eski binaları korumak için yangın
yalıtımının yapılması şart. Aksi halde eski
yapılar yangından kül oluyor ve çevreye
zarar veriyor."
24 Proje
Bursa­PTT­Genel­Müdürlüğü’nde­İzocam­imzası
PTT Genel Müdürlüğü Posta İşleme Merkezi
ve Baş Müdürlüğü Binası’nın yapımına, Bursa’nın Nilüfer ilçesi Beşevler bölgesinde,
2011 Ekim ayında başlandı. Engin Çelik
İnşaat tarafından yapılan binanın inşaatı devam ediyor. Projenin dış cephe giydirme işini
Yıltek Alüminyum San. ve Tic. Ltd. Şti. şirketi
üstleniyor. İzocam ürünlerinin tercih edildiği
projede, giydirme cephede 40 kg/m3 yoğunlukta, 2 bin 500 m2, 5 cm Siyahcamtülü kaplı
Camyünü kullanıldı.
Uludağ­Elektrik­A.Ş.'nin­mantolaması­İzocam’la­yapıldı
Uludağ Elektrik A.Ş.’nin (UEDAS), Bursa’nın
Osmangazi ilçesinde toplam 4 bloktan oluşan, lojman, idari bina ve misafirhanelerinin
bulunduğu mevcut binaları mantolandı. İzoas
Yalıtım tarafından mantolanan binalarda,
İzocam ve Weber’in ortaklaşa oluşturduğu
Terratherm manto paket sistemi tercih edildi.
4 bin m2, 5 cm İzocam İzopor Plus ürünüyle
paket sistem kullanıldı.
Eskişehir’deki­Sönmez­Apartmanı’nda­
İzocam­tercih­edildi
Eskişehir’in Akarbaşı Mahallesi’nde bulunan
ve 2 bloktan oluşan Sönmez Apartmanı, Esestaş İnşaat tarafından 2011’in Mayıs ayında tamamlandı. Bloklar yedi adet 4+1, iki adet 2+1
daireden oluşuyor. İyi derecede yalıtılan, şehrin örnek projesinde, İzocam ürünleri tercih
edildi. Apartmanın dış cephesinde 700 m2,
8 cm İzocam İzopor Plus, kat aralarında ve
döşemelerde 800 m2, 3 cm Taşyünü Yüzer
Döşeme Levhası, 70 kg/ m2 yoğunlukta, 460
m2, 10 cm Taşyünü Levha ve çatıda 500 m2,
6 cm Tip 1500 Düz ürün kullanıldı.
Bilim­Sitesi­yalıtımında­İzocam­kullanıldı
Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bulunan ve toplam 13 bloktan oluşan Bilim Sitesi’nin,
2011’in Mayıs ayında başlayan mantolaması,
Fark Yalıtım tarafından Temmuz ayında tamamlandı. Sitenin mantolamasında İzocam
ile Weber’in Terratherm manto paket sistemi
kullanıldı. Toplam 13 bin m2, 4 cm XPS ile
paket sistem ve çatıda 120 m3, 4 cm XPS
ürünü tercih edildi.
26 İzo­cam­Kul­la­nan­lar
Crowne­Plaza­Bursa­
İzocam­ürünleriyle­ayrıcalığını­artırdı
Öztimurlar İnşaat tarafından yapılan Crowne Plaza Bursa Otel, şehirde son dönemde yapılan en prestijli
proje olma özelliğine sahip. Nisan 2012’de hizmete açılacak otelde, İzocam ürünleri tercih edildi.
Öztimurlar İnşaat Proje Müdürü Umut Yılmaz, standartlara uygun malzeme kullanmak zorunda olduklarını,
bu taleplerini de İzocam’ın karşıladığını söylüyor.
Crowne Plaza, Inter Continental Hotels
Group’una bağlı, 100’ü aşkın ülkede faaliyet
gösteren, 5 yıldızlı segmentte yer alan otel
zinciridir. Türkiye’de birkaç ilde bulunan
Crowne Plaza Otel’e bir yenisi daha ekleniyor. Bursa’da, Öztimurlar İnşaat A.Ş. tarafından Crowne Plaza Bursa Otel inşa ediliyor.
Yapımına 2009’da başlanan ve 2012’de
hizmete açılacak Otel, bir iş oteli olma özelliğine sahip. Otelde, dokuz toplantı odası,
profesyonel ses, ışık ve aydınlatma sistemi
mevcut. Bursa’nın büyük otel yatırımına olan
ihtiyacından doğan Crowne Plaza, ilin en
hızlı büyüyen ilçesi Nilüfer’de inşa edildi.
Otel, 216 odaya ve 438 yatak kapasitesine
sahip.
Öztimurlar Proje Müdürü, Mimar Umut Yılmaz, otelin yalın, basit ve sade çizgilerden
oluştuğunu, “az çoktur” ilkesinden yola çıkarak tasarlandığını söylüyor. Bursa’nın sanayisinin giderek geliştiğini belirten Yılmaz, iş
oteli olarak Crowne Plaza Bursa’da orta ve
üst düzey yöneticileri ağırlamayı hedeflediklerini ifade ediyor. Yılmaz, Crowne Plaza
markasının yakın zamanda bazı iyileştirmeler yaptığını, bu doğrultuda Bursa’daki
Crowne Plaza’nın çıtası en yüksek otel olduğunu dile getiriyor. Çevreye duyarlı olmak
ve uluslararası sertifikalara sahip olmak için
otelin en az enerji harcayacak bir altyapı
üzerine kurulduğunu belirten Yılmaz, otelde
güneş enerjisinden yararlandıklarını, profesyonel yalıtım malzemeleri kullanarak enerji
giderlerini en aza indirdiklerini söylüyor.
Bu noktada tercihleri, İzocam ürünlerini kullanmaktan yana oluyor ve projede yüksek
metrajlı İzocam Taşyünü, Camyünü ve
Armaflex ürünleri tercih ediliyor. 10 yılı aşkın
süredir projelerinde İzocam ürünlerini kullandıklarını dile getiren Yılmaz, bugüne kadar hiçbir İzocam ürününde sorun yaşamadıklarını ve ürünleri kolay tedarik ettiklerini,
bu nedenle de Crowne Plaza’da da
İzocam’ı tercih ettiklerini ifade ediyor. Yılmaz, “İzocam ile çalışmaktan çok memnunuz” diyor.
Öztimurlar İnşaat ile ilgili bilgi verir
misiniz?
Öztimurlar İnşaat, Murat ve Mesut Öztimur
kardeşler tarafından 15 yıl önce kuruldu.
Şirket daha çok taahhüt ve inşaat şirketi olarak faaliyet gösteriyor. Büyük taahhüt işlerinin yanında, konut, villa ve otel projeleri de
inşa ediliyor. Firma sahiplerinin çabası ve özverili çalışmaları neticesinde Öztimurlar, Bursa’nın en köklü inşaat şirketlerinden birisi
haline geldi.
Bursa’da Crowne Plaza Otel projesi fikri
nasıl ortaya çıktı?
İngiltere Kraliçesi’nden çeşitli ülkelerin cumhurbaşkanlarına kadar, Bursa’nın zaman zaman çok önemli konukları oluyor. Ancak
buna karşın, beş yıl öncesine kadar Bursa’da uluslararası otel zincirleri bulunmuyordu. Son beş yıldır Bursa’da büyük otel yatırımları yapılmaya başlandı. Çünkü böyle bir
ihtiyaç doğdu. Öztimurlar İnşaat da, böyle bir
ihtiyacı gözlemlediği için Bursa’ya yararlı olacağını düşünerek Crowne Plaza Otel’in inşasına başladı.
Otelin inşaatına ne zaman başlandı? Otel
hizmete ne zaman açıldı?
Otelin inşaatına 2009’da başlandı. Şu anda inşaat yüzde 90 tamamlandı. Yaptığımız imalatların sonucunu görme aşamasındayız. Mekanik
ve elektrik olarak devriye almaları gerçekleştiriyoruz. Odaların iç dizaynını bitirmek üzereyiz.
2012’nin Nisan ayında inşaat faaliyetlerini bitirip oteli hizmete açmayı planlıyoruz.
Otelin konumuyla ilgili bilgi verir misiniz?
Otel, Bursa’nın Nilüfer ilçesinde yer alıyor.
Nilüfer, Bursa’nın gelişmeye açık, en hızlı büyüyen kilit ilçesi konumunda. Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ne çok yakın. Otel,
Bursa’nın ana arteri dediğimiz, Ankara-İzmir
yolunun 100 metre yakınında, bütün ana arterlerin buluştuğu bir noktada bulunuyor.
Öztimurlar Proje Müdürü
Mimar Umut Yılmaz
Bursa’nın bütün prestij işleri, Nilüfer ilçesinde toplanıyor. Bursa’nın en önemli ilçeleri
Osmangazi ve Yıldırım olmasına rağmen, en
fazla büyüyen ve en büyük yatırımların yapıldığı ilçe Nilüfer ilçesidir.
Yalın, net ve modern tasarım
tercih ettik
Otelin özellikleri nelerdir?
Otelimiz dört katı yeraltında olmak üzere,
toplam 24 kattan oluşuyor. Otelde toplam
216 oda bulunuyor. Yatak kapasitesi ise
438. Otelde 26 bin metrekare kapalı alan
mevcut. Otel Bursa’da birçok ilki barındıran
sosyal tesislere sahip. Bu tesisin içinde; bütün Bursa’ya hakim olan birinci sınıf bir restoran, a la carte restoran, açık yemek terasları, bin m2 büyük bir banket alanı, 3 bin 500
m2 kapalı bir SPA alanı ve bunun içinde açık
termal havuz, terapi ve masaj salonları yer
alıyor. Bursa’da termal su kullanan en büyük
otel olduğumuzu söyleyebiliriz. SPA ve restoranımızla, Bursa’daki “executive” dediğimiz
gruba da hizmet vermeyi planlıyoruz.
Otelin diğer Crowne Plaza otellerinden
ayrılan özellikleri nelerdir?
Crowne Plaza, 100’ü aşkın ülkede hizmet
veren, Inter Continental Hotels Group’una
bağlı, 5 yıldızlı segmentte yer alan, dünyada
en çok yatak sayısına sahip otel zinciridir.
Crowne Plaza, Türkiye’de son beş yıldır büyük yatırımlar yaptı. İstanbul, Antalya, Ankara
ve İzmir’de Crowne Plaza otelleri mevcut.
Bizim diğerlerinden ayrılan yanımız,
Crowne’un yakın zamanda bazı iyileştirmeler
yapması ve bu doğrultuda bizim Crowne
Plaza’ların içinde çıtası en yüksek otel olmamızdır.
Otelin mimari özellikleriyle ilgili bilgi verir
misiniz?
Otel, Bahçeşehir Üniversitesi İç Mimarlık
Bölüm Başkanlığı görevini yürüten Dr. Ali Çiçek tarafından tasarlandı. Kendisi Türkiye’de
en çok otel projesi yapan mimarlardandır.
Otel yalın, basit ve sade çizgilerden oluşuyor. Fonksiyonu ön planda tutan, metrekare
alan kullanımlarını en üst düzeyde tutan ve
kayıp alan bölümlerini aza indiren bir tasarım
oluşturuldu. Çok büyük mimari oyunlardan
uzak durup, “az çoktur” ilkesinden yola çıkarak temiz, net ve yalın bir mimari tercih ettik.
Sonunda ortaya çıkan mimari yapı, hoşumuza gitti, içimize sindi.
Otelin iç tasarımı nasıl olacak? Aynı
sadelik iç tasarımda da mı yer alacak?
İç tasarımda Eren Yorulmazer ile çalıştık.
Kendisi Türkiye’nin dekorasyon anlamında
28 İzo­cam­Kul­la­nan­lar
yole ve radyoaktif etkilerini kıracak bir kimyasal sistem kullandık. Profesyonel yalıtım malzemeleri kullanarak, yakıt maliyetini en aza indirdik. “Gri su” denilen sistemi otelde kullandık, böylece kullanılan suyu dönüştürerek
tekrar otelde kullanmaya başladık. Aynı şekilde termal suyun da ısısını alıp, suyu hatta
tekrar geri veriyoruz. Aslında bütün bu uygulamalar bir ayrıcalık değil, standart olmalı. Bu
uygulamaları gerçekleştirerek dünyadaki en
ayrıcalıklı oteller listesine girdik.
“Sorun yaşamadığımız için
İzocam’ı tercih ediyoruz”
önemli mimarlarından biridir. Tercihlerinden
çok memnun kaldık. Otelimiz onun rötuşlarıyla bütünlük ve güzel bir espri kazandı. İç
dekorasyonda çok klasik çizgiler kullanmak
istemedik. Modern bir otel olsun istedik.
Eren Bey’in küçük dokunuşlarıyla, tasarımda
Bursa’nın havasından da uzaklaşmadık. Otelin malzeme kalitesi üst düzeyde tutuldu.
Yalın ve modern bir otel yaratıldı.
“Dünyadaki en ayrıcalıklı oteller
listesine girdik”
Bursa’ya en çok turist hangi dönemde
geliyor?
Bursa, dört mevsim turist alan bir şehir. Bursa’ya bahar aylarında yoğun olarak Arap kökenli turistler geliyor. Kışın Uludağ nedeniyle
yerli turist Bursa’yı tercih ediyor. Yazın da
Uludağ’ın etrafının yeşil olması ve serinliği,
aynı zamanda deniz etkeninden dolayı yerli
ve yabancı turistler eksik olmuyor. Ama
Bursa’ya daha çok Nisan-Ağustos aylarında
turist geliyor. Bu aylarda özellikle Avrupalı ve
Orta Doğulu turistler Bursa’yı tercih ediyor.
Bu dönemlerde otelin daha yoğun ziyaretçisi
olacağını düşünüyoruz, ama Crowne Plaza
turizm oteli değil, bir iş oteli. Bu nedenle de
yurtiçi ve yurtdışından orta ve üst düzey yöneticileri ağırlamayı hedefliyoruz. Bursa,
Türkiye’nin dördüncü büyük ili olmasına karşın, Tofaş, Renault ve Bosch gibi şirketlerin
en büyük fabrikaları Bursa’da yer alıyor. Çıta,
her geçen gün yükseliyor. Sanayi açısından
bakacak olursak, Bursa artık İstanbul’la bir
bütün oldu.
Crowne Plaza, iş oteli olarak ne gibi
özelliklere sahip?
Bütün odalarımızda “media hub” dediğimiz,
bütün iletişimi sağlayan bir altyapıya sahibiz.
Dokuz adet toplantı odamız var. Bunların büyüklükleri bin m2'den, 60 m2'ye kadar değişiyor. Aynı anda 9 toplantı yapabiliyoruz. Toplantı odası sayısı ve banket bakımından kalifiye hizmet verebilecek kapasiteye sahibiz.
Toplantı odalarımız profesyonel ses, ışık ve
aydınlatma sistemine sahip. Katılımcıların
film bile izleyebilecekleri “surround” ses sistemine sahip özel toplantı odalarımız var.
Her şeyin çok üst düzey ve profesyonel olması düşünüldü.
Öztimurlar İnşaat olarak İzocam ürünlerini
ne kadar zamandır kullanıyorsunuz?
10 yılı aşkın süredir İzocam ürünlerini projelerimizde kullanıyoruz. Özellikle konut projelerinin dış cephe mantolamasında işbirliğimiz var. İzocam’ın Taşyünü ve Camyünü
ürünlerini yoğun olarak kullanıyoruz. Ürünlerin verimliliğinden, tedariğinden ve İzocam
distribütörlerinden memnunuz. Bugüne kadar hiçbir sorun yaşamadık.
Otelde hangi İzocam ürünlerini
kullandınız?
Otelde İzocam ürünlerini yoğun olarak kullandık. İzocam ürünleri dışında herhangi bir
Oteller enerjinin en fazla kullanıldığı
yalıtım malzemesi kullanmadık. Bölme duvaryapılar arasında yer alıyor. Otelde enerji
larda, 100 kg/m3 yoğunlukta, 6 bin 165 m2,
verimliliğini sağlamak için özel olarak
yaptığınız uygulamalar var mı?
6 cm Taşyünü, 50 kg/m3 yoğunlukta, 30 bin
912 m2, 4 cm Taşyünü, 50 kg/m3 yoğunUluslararası sertifikaları alabilmemiz için çevreye karşı duyarlı olmamız gerekiyor. Mekalukta, 5 bin 442 m2, 5 cm Taşyünü, 50 kg/
nik ve elektrik altyapımızı, gerekli tüm analizm3 yoğunlukta, bin 418 m2, 6 cm Taşyünü
leri yaparak, en az düzeyde enerji harcama
ürünleri kullanıldı. Ayrıca mekanik tesisatüzerine kurduk. Otelde, artık kaçınılmaz bir
larda 23 bin 796 metre farklı çaplarda ve
gerçek haline gelen güneş enerjikalınlıklarda Armaflex Boru, 10 bin
sinden yararlanmak istedik.
650 m2 Armaflex Levha, topYANGIN­KAPISI­LEVHASI
Çevreye en az zarar vermek
lam 770 metre Camyünü
Yangın­kapısı­imalatında­kullanılmak­
adına otelde güneş enerPrefabrik Boru, bin m2
üzere­en­az­EI60­(60­dk)­yangına­
jisi sistemi kurduk. Bu
Camyünü Şilte ve 180
direnç­süresi­sağlayan­yüksek­yoğunluklu­
sistem, güneş enerjisinm2 Taşyünü Levha ürüntaşyünü­levhadır.
den en üst düzeyde yaleri kullanıldı. Uluslarrarlanarak, sıcak su
arası otellerin odalaelde etmemizi sağlayan
rında ses seviyeleri ve
bir sistemdi.
yangın değerleri belirlendi. Bunlar standarttır,
ayrıcalık değildir. Birçok
Ayrıca dış cephe mantolaotelde bu özellikleri bulamasında, güneşin ultravi-
mazsa olmaz standart. Bununla ilgili otelde
büyük maliyetlerle kusursuz bir sistem kuruldu. Yangınlarda insanlar, çoğunlukla yangından değil, dumandan zehirlenerek ölüyorlar. Bunu önlemek için odalara verdiğimiz
taze hava ve egzozu, yangın anında kesmek
için yangın damperlerini kullandık. Binanın
bütün şaftlarında Crowne’un 120 dakika
yangın geçirmezlik standardı vardır. Bu nedenle şaft geçişlerinde yangın güvenliğini
sağlayan yalıtım malzemeleri kullanıldı.
mazsınız, ama bizim limitimiz çok yüksek.
Bunu da İzocam ürünleriyle sağladık.
İzocam ürünlerini, Crowne Plaza gibi
prestijli bir projede neden tercih ettiniz?
Öztimurlar İnşaat olarak profesyonel çalışıyoruz ve bu nedenle bir takım standartları sağlamamız gerekiyor. İzocam’da bu standartları
sağlayabileceğimiz ürün gamı mevcut. Bugüne kadar kullandığımız hiçbir İzocam malzemesinde standardı sağlamama gibi bir sorunla karşılaşmadık. Ayrıca malzemeyi tedarik etmekte zorlanmadık. Bu sektörde rakip birçok
firma var. Biz bir müşteriyiz ve memnuniyetimiz önemli. Malzemeyi kolay tedarik etmemiz
ve sorun yaşamamız gerekiyor. Bu nedenle
İzocam’la çalışmayı tercih ediyoruz. İzocam
ile çalışmaktan çok memnunuz.
Dergimizin bu ayki konusu yangın
güvenliği ve yalıtım. Bu konuda otelde ne
tür uygulamalar yapıldı?
Marka oteller, çok uzun zamandır otel tecrübesine sahip otellerdir. Bu tür oteller, tecrübeleri doğrultusunda tespit ettikleri sorunları
gidermek adına bir genelge yayınlarlar ve bu
genelgedeki standartlar uygulanır. Crowne
Plaza olarak, yangın güvenliği bizim için ol-
Oteldeki bütün boruların etrafına, yangın
anında boruları kilitlemesi için yangın kelepçeleri taktık. Ayrıca bütün odaların elektrik ve
mekanik geçişlerinde mastik ve sargılar kullandık. Oteldeki her odanın kendi içinde 60
dakika yangın dayanımının olması gerekiyor.
Bunu sağlamak için İzocam Taşyünü’nü kullandık. Uluslararası testleri yapılan, sertifikaya
sahip ve yangın dayanımlı duvarlar elde ettik. Ayrıca bütün yangın kapılarının uluslararası standartlara sahip olması zorunludur.
Öztimurlar İnşaat olarak yalıtıma
bakışınız nasıl?
Biliyorsunuz BEP Yönetmeliği ve Enerji
Kimlik Belgesi alma zorunluluğu 2011’de
yürürlüğe girdi. Buna rağmen Öztimurlar
İnşaat olarak, 15 yıldır yaptığımız bütün binalara rahatlıkla Enerji Kimlik Belgesi alabiliriz.
Biz bu standardı sağlıyoruz. Yalıtım bizim için
çok önemlidir ve olmazsa olmazdır. Çağdaş
konutlarda çevreye duyarlı ve enerji tasarrufu sağlayan sistemler, dolayısıyla yalıtım çok
önemli. Bugüne kadar yalıtımsız bir bina yapmayı hiç düşünmedik. Büyümenin yolu, öncü olmaktır. Büyük ve büyümekte olan firmalar, bu konuda yasalar çıkmadan önce gereklilikleri yerine getirmelidirler. Bu anlamda
yalıtım, Türkiye’de sadece inşaat sektörünün
değil, bütün alanların olmazsa olmaz birinci
şartı olmalıdır.
30 Kişisel­Gelişim
Kışın­hastalıklardan­
korunmak­elinizde
Kışla birlikte hastalık mevsimi de
başladı… Bulunduğumuz ortamda
her an bir virüsle karşılaşabiliriz.
Hastalıklardan korunmak için
özellikle A, C ve E vitamini ağırlıklı
sebze ve meyveleri tüketmeye,
balık yemeye, bol su içmeye ve
düzenli uyumaya özen göstermek
gerekiyor.
Kış aylarında, hastalıklar arttığı için kendimize
ve sağlığımıza daha fazla özen göstermemiz
gerekiyor. Bunun yolu da sağlıklı beslenmekten geçiyor. Kışın, salgın hastalıkların, özellikle
de gribin yayılmasıyla birlikte vücudun direncinde azalma görülüyor. Bu dönemde antioksidan etkiye sahip oldukları için bol miktarda
sebze ve meyve tüketmek gerekiyor. C vitamini bakterilere karşı savaşan savunma hücrelerine nüfuz ediyor ve vücudu zararlı maddelere karşı koruyor. Bu sayede enfeksiyonlara
yakalanma riski azalıyor. Kışın bol miktarda
bulunan C vitamini depoları olan portakal,
mandalina, greyfurt, kivi ve roka tüketilebilir.
C vitaminin yanı sıra antioksidan özelliğe sahip A ve E vitaminine ihtiyaç da kış mevsiminde artıyor. Antioksidanlar, vücudumuzun
savunma mekanizmasını güçlendiriyor. Böylece vücudun direnci artıyor. Ispanak, lahana,
marul, balık, fındık, ceviz, kereviz, brokoli,
maydanoz ve havuç gibi E ve A vitamini içeren gıdaları tüketmemekte yarar var. Ayrıca
Kışın bunları yapın
• Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Kahvaltı,
vücudun direncini korur.
• Kışın, sıvı kaybı daha az olduğu için susama
hissi azalır. Ancak yine de su ihtiyacımızı karşılamamız gerekir. Susamasanız bile günde 2,5
litre su içmeye özen gösterin.
• Salata ve sebze yemeklerini mutlaka ana öğünlerde bulundurun.
• Kışın günlerin kısalması, havanın soğuması ve
fiziksel faaliyetin azalması nedeniyle kabızlığı
önleyen lifli gıdalar (kurubaklagiller, kepekli
tahıllar, esmer ekmek gibi) tüketin.
• Kışın hava kuruyarak solunum yolu hastalıklarına yol açar. Kuru ortam ve hava kirliliğiyle birlikte virüsler hızla çoğalır. Kirliliğin yoğun olduğu
günlerde yanınızda ağzınızı kapatmak için atkı
bulundurun. Ağızdan değil, burundan nefes
almaya dikkat edin.
• Virüslerden korunmak için evde ve işyerinde
dezenfektan kullanın.
kışın Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan, bağışıklık sistemini güçlendiren ve
vücuttaki kötü huylu hücreleri yok eden balığın da tüketilmesi gerekiyor. Bunun yanında
hastalıklara karşı dirençli olmak için probiyotikli gıdalar tüketilmeli. Bu gıdalar arasında
yer alan ve içinde vücudumuz için faydalı
bakteriler bulunduran yoğurt, süt ve peynir
tüketimine özen gösterilmeli.
Hastalıklara dikkat!
Uzmanlar, kışın en çok görülen hastalıklardan gribin, özellikle yaşlılar, bebekler, astım,
şeker ve kalp hastaları için tehlikeli olduğunu
söylüyor. Gripten korunmak için kış gelmeden özellikle, Eylül-Ekim aylarında grip aşısı
olmak gerekiyor. Grip virüsü genellikle insanların dokunduğu telefon, kalem, elektrik prizi,
bardak ve bilgisayar klavyesi gibi materyaller
aracılığıyla bulaşır. Bu nedenle gün içinde sık
sık elleri yıkamakta, özellikle antibakteriyel sabunları tercih etmekte yarar var. Hapşırırken
ya da öksürürken elinizle ağzınızı kapatmanız ve tek kullanımlık kağıt mendilleri tercih
etmeniz de, en azından hastalığın yayılmasını
önler. İşyerinde ve evde cam sık sık açılıp bulunulan oda havalandırılabilir.
Kışın soğuğundan korunmak, enerji arttırmak için tarhana, mercimek çorbası ve tahinpekmez tüketilebilir. Ayrıca ıhlamur, adaçayı rezene, kekik çayı, kuşburnu da soğuk algınlığından korunmak için tercih edilebilir. Ancak bitki
çaylarının yan etkileri olabileceği için günde
1-2 bardaktan fazla tüketilmemesi gerekir.
Düzenli uyuyun,
stresten uzak durun
Kışın bağışıklık sistemini güçlendirmek için
doğru beslenmek kadar, düzenli uyumanın
da etkisi büyük. Kışın vücudumuzun daha
fazla uykuya ihtiyacı olur. Akşam erken yatıp, sabah erken kalkmak, hastalıklara karşı
vücut direncini artırır. Ayrıca kışın yaygın olarak görülen depresyon, aşırı yorgunluk, stres
ve mutsuzluk hali savunma sistemini zayıflatır. Bu nedenle stresten uzak kalmak önemli.
Ayrıca her zaman olduğu gibi kışın da düzenli spor yapmakta fayda var. Spor, metabolizmayı rahatlatır, vücudun mutluluk hormonu
salgılamasını sağlar. Bu nedenle haftada birkaç gün tercih edilen bir spor türü yapılabilir.

Benzer belgeler