dünya komünizmi - Mücadele Birliği

Yorumlar

Transkript

dünya komünizmi - Mücadele Birliği
DÜNYA
KOMÜNÝZMÝ
B
ir sonraki toplumun maddi
ön koþullarý, daima, bir önceki toplumun içinde oluþurlar. Maddi ön koþullarý henüz oluþmamýþ bir gelecek hakkýnda ancak ütopyalarda bulunabiliriz. Fakat, eðer
gelecek toplumun maddi ön koþullarý,
eski toplumun baðrýnda filizlenmiþse,
o zaman, yeni toplum hakkýnda ütopyalara gerek yoktur. Geleceðin yüksek
toplumuna artýk olgulara dayanarak
somut biçimde yaklaþabiliriz. Ancak,
ondan önce, bugünkü kapitalist topluma somut yaklaþmamýz lazým.
Komünist toplumun üzerine kurulacaðý maddi-ekonomik geliþmeler,
kapitalist toplumun tüm evrimi boyunca oluþturuldu ve olgunlaþtýrýldý. O
halde bu olgularý sonuna dek izlememiz gerekiyor. O zaman göreceðiz ki,
bu olgularýn geliþimi, toplumlarý zorunlu olarak komünizme götürür.
Marx ve Engels’in kapitalizmi çözümlemeleri; Lenin’in tekelci kapitalizmi
çözümlemesi, bu olgularýn geliþimini
izlemek ve sosyalist toplumun maddi
ön koþullarýnýn eski toplumun içinde
nasýl doðmakta olduðunu ortaya çýkarmak içindir. Kapitalist toplum hakkýnda düþünceleri olmayanlarýn, geleceðin toplumu üzerine ne düþünceleri olabilir ki?
Kapitalist toplum olduðu yerde
durmuyor; sürekli bir deðiþim ve geliþim içinde. Ýlkel sermaye birikim aþamasýndan, mali-sermaye çaðýna varan
bir dizi alt-üst oluþ dizisinden geçmiþtir. Kapitalizm, tekelci kapitalizme
(emperyalizme) dönüþmüþtür. Kapitalizmin tarihi boyunca, egemen olan ü-
retimde anarþi, yerini tekelci aþamada
planlýlýða býrakmýþtýr. Kapitalizmin
geliþimini dikkatlice izleyen Engels,
tekelci kapitalist aþamanýn belirtilerini
açýk olarak ortaya koyar; “Anonim þirketlerden, koca sanayi dallarýna egemen olan ve tekelleþtiren tröstlere geçtiðimizde, sadece özel üretim deðil,
plansýzlýk da sona erer.” Tekelci kapitalizm, üretimde planlýlýk eðilimini ifade eder. Tekelci kapitalizmin bir eðilimi olan devlet-tekel bütünleþmesi,
ayný zamanda, üretimde anarþinin sona ermesi anlamýna gelir. Ancak, yalnýzca bir eðilim olarak. Yoksa, tekeller
serbest rekabetin üstünde ve yanýnda
varolmaya devam ederler. Ekonomik
kriz dönemlerinde büyük bir üretici
güç niceliði havaya uçurulur. Tekeller
kendi yapýlarýndaki tüm planlama eðilimine karþýn, hiçbir zaman kapitalizm, doðasýnda varolan yýkýcý yasalarýn etkisinden kurtulamaz. Üretimin
planlýlýk eðilimine raðmen, kapitalizm
çerçevesinde bulunuyoruz.
Hiç þüphesiz, tekelci kapitalizm,
sosyalizme en “yakýn” kapitalizmdir.
Lenin’in belirttiði gibi: “Böyle bir kapitalizmin sosyalizme ‘yakýnlýðý’ proletaryanýn gerçek temsilcileri için sosyalist devrimin yakýnlýðý, kolaylýðý, uygulanabilirliði, zorunluluðunun bir
kanýtý olmalýdýr, yoksa tüm reformistlerin uðraþtýðý bu devrimin reddi ve
kapitalizmin þirin gösterilmesi karþýsýnda hoþgörülü davranmanýn bir gerekçesi asla olmamalýdýr”. “Emperyalizm; Tekelci Kapitalizmin Yüksek Aþamasý” adlý kitabýnýn önsözünde V.Ý.
Lenin, tekelci kapitalizmin, sosyaliz53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
min arifesi olduðunu özellikle belirtir.
Tekelci kapitalizm, sosyalist devrim açýsýndan en olgun aþamadýr. Tekellere
el koy, iþte sana sosyalizme hazýr teknik bir temel. Ancak, tekelci kapitalizm ne denli sosyalizmin öngünü olursa olsun, toplumsal üretimin boyutlarý ne kadar geliþmiþ olursa olsun,
sosyalizme kendiliðinden deðil, proletaryanýn eylemiyle, proletarya devrimiyle geçilecektir.
Nedir kapitalizmle birlikte ortaya
çýkan ve sosyalizmin dayanacaðý bu
maddi öðeler? Bunlar, her þeyden önce, üretici güçlerdir, toplumsal üretici
güçler bilim ve genel ulaþým tekniði
buna dahildir. Büyük sanayidir, elektriktir, büyük ölçekli üretimdir, elektrifikasyondur. Sosyalizm tüm bu temeli
hazýr bulacaktýr. Tüm bu temelin hazýr
olduðu bir yerde, proletarya iktidarý ele geçirmede çok zorlansa da, iktidarý
ele geçirdikten sonra çok kolay devam
edecektir.
Üretici güçler, geliþmiþlik bakýmýndan, 20. yüzyýlýn baþlarýndan çok
daha ileri noktadadýr. Üretici güçler
dünya çapýnda geliþmiþtir ve iç içe
geçmiþtir. Toplumsal üretim, dünya
düzeyinde ileri bir boyut kazanmýþtýr.
Maddi koþullar sosyalizme geçiþ için
genel olarak olgundur. Buradan daha ileriye, sosyalizme varýlacaktýr.
Tüm dünyadaki toplam toplumsal
sermayenin bir doða yasasýnýn zorunluluðu gibi daha az elde toplanmasý
büyük bir hýz kazandý. Uluslararasý tekelci birleþmeler en yoðun dönemini
yaþýyor. Baðýmlý ülkelerde ise ekonomi birkaç emperyalist tekel tarafýndan
ilhak edildi. Sermayenin küresel birikimi ve merkezileþmesi, önüne çýkan
her þeyi yýkýyor. Bir avuç tekelci güç
kendi zenginliðinden baþka zenginlik
býrakmýyor; kendi egemenliðinden
baþka egemenlik tanýmýyor. Böylece
emekçi halk, onun çýplak egemenliðini
daha çabuk yýkabilecektir.
Kapitalizm dünyada egemen olarak, kapitalist iliþkileri en ücra köþeye
bile taþýyarak, kapitalist merkezileþmeyi dünya çapýnda gerçekleþtirerek,
özcesi maddi koþullarý her yerde olgunlaþtýrarak, sosyalizme geçiþi kaçý-
3
nýlmaz ve zorunlu hale getirdi. “Küreselleþme” adý verilen sermayenin, üretim araçlarýnýn ve emeðin belli ellerde
toplulaþmasý ile de komünizme geçiþ,
insanlýk için, emekçinin kurtuluþu için
bir varlýk-yokluk sorunu haline getirildi. Geliþmenin yolu zorunlu olarak
komünizme doðrudur, dünya komünizmine doðrudur.
Marksizm, kapitalizmin üretim
dallarýnda, bölgelerde ve ülkelerde
farklý geliþtiðini göstermiþtir. Sermaye
tüm üretim kollarýnda ve bölgelerde eþit olarak daðýlmaz. Sermaye daima en
kârlý dallara ve bölgelere doðru yönelir. Yani ekonomik geliþimin eþitsizliði
kapitalizmin bir geliþim yasasýdýr. Sermaye bunun tersini yapamaz; üretim
dallarýnýn ve bölgelerin ve ülkelerin eþit geliþimini saðlayamaz. Bu temele
baðlý olarak, komünizme geçiþ, farklý
zamanlarda olacaktýr. Kapitalizmden
komünizme farklý zamanlarda geçiþ,
komünizmin dünya egemenliðini deðiþtirmez. Çaðýmýz sýçramalý geliþim
çaðýdýr. Geliþimin evrensel niteliði ve
etkisi farklý ekonomik düzeylerde bulunmaktan ileri gelen engelleri önemsiz hale getirebilir. Örneðin ileri kapitalist ülkelerin komünizme geçiþi, diðer ülkelerin onlarý kendiliðinden izlemesini getirecektir. O zaman, bugün
çok uzak gibi görünen dünyanýn komünizme geçiþi, bir gerçeklik halini alacaktýr.
Geliþmenin yönü komünizme doðru olmasýna karþý, küçük burjuva sosyalizmi, bizi geriye götürmeye çalýþýyor. Sermayenin küresel egemenliði
ve merkezileþmesi karþýsýnda, tepkici
bir anlayýþla, insanlýðý burjuva “ulusalcýlýðýn” sýnýrlarý içinde tutmaya çalýþýyor. Sermayenin küresel egemenliði ve yoðunlaþmasý karþýsýnda bir önceki geliþme aþamasýný savunuyor. Bu
noktada ekonominin evrimini, tarihin
çarkýný geri çevirmeye çalýþtýðý için
gerici konuma düþüyorlar. Üretici güçlerin bugünkü geliþme düzeyi, ekonominin bugünkü durumu bir dizi tarihi
geliþme tarafýndan hazýrlandý. Kapitalizm çaðdaþ geliþme düzeyiyle tam bir
çeliþme ve çatýþma içinde. Üretimin
ve emeðin dünya çapýndaki sosyal ka-
4
rakteri ile özel mülkiyetin “ulusal” sýnýrlar içindeki durumu arasýndaki çatýþma ve uzlaþmaz çeliþkinin çözümü,
ancak üretici güçlerin evrensel geliþmesine denk olabilir. Komünizm, üretici güçlerin evrensel geliþiminin sonucudur ve onlarýn ortak mülkiyet temelinde, yeniden örgütlenmesidir. Kapitalizmin dünya sistemi yerine, sosyalizmin dünya sistemi. Dünya proletaryasý ortak hedefini böyle koyar. Her
ülke proletaryasý, dünya proletaryasý için ayný olan sosyalizm hedefine nasýl
ulaþacaðýný, her ülkedeki devrim yolunu kendi somutunda belirleyecektir. Bu ortak hedefe, Türkiye’de örneðin, Demokratik Halk Devrimi, Demokratik Halk Ýktidarý ile varýlacaktýr.
Kapitalizmin yerini alacak toplumsal sistemin tüm olgularý ortaya
çýkmýþken; bu toplumsal düzenin nasýl
bir yapýya sahip olacaðý sosyalist sistemin büyük deneyimiyle somutlanmýþken, halen yeni “sistem” icat etmek, tam da küçük burjuvalara özgü
bir özelliktir. Kendilerini burjuva toplumun iki temel sýnýfý olan, proletarya
ve kapitalistler üstünde bir yere koymak, küçük burjuva teorisyenlerine
özgüdür. Hayallerinde öyle bir sistem
canlandýrýrlar ki, bu “sistem” hiçbir
maddi temeli olmadýðý için havada durur. Hangi üretim biçimine dayanacak,
üretim iliþkileri ne olacak, bunlara hiçbir yanýt getirmezler. Halbuki, her toplumun ekonomik olarak yaþamýný sürdürme biçimi vardýr. Geleceðin özgür
toplumu bile, ekonomik zorunluluklarýn serpilip geliþmesiyle boy verecektir. Ama bizim küçük burjuvamýz,
bunlarý düþünmek istemez. Kafasýnda
yarattýðý sistemin büyüsü bozulur.
Varolan toplumsal sistemden tamamen farklý bir sistem, ancak bu sistemin karþýtý olabilir. Ýnsanlýk, ancak
önüne çýkan sorunlarý çözümleyebilir;
çünkü yakýndan bakýldýðýnda, bu maddi sorunlarýn çözümü de kendi içinde
vardýr. Bugün, insanlýðýn önündeki temel sorun nedir? Kapitalizmin elinden
kaçan ve ona artýk çok büyük gelen üretici güçlere dayanacak ve onlarýn
sosyal karakterini tanýyacak yeni bir
sosyal örgüt kurmak. Böyle bir sosyal
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
örgütün maddi ön koþullarý oluþmuþtur. Demek ki, yeni bir sosyal örgüt
(toplum) öncelikle, maddi ön koþullarýný þart koþar. Bu maddi ön koþullar ise eski toplumun içinde yeþerir, zihnimizde deðil! O halde yeni sosyal örgütün üzerine inþaa edileceði bu maddi olgularýn geliþiminin çok yakýndan
izlenmesi gerekir. Sistemler uydurulmaz, eski toplumsal sistem, ondan daha ileri olana dönüþtürülür.
Kapitalizmi aþarak, ondan tamamen farklý bir toplum kurmak isteyen
bir sýnýf, -ki bu sýnýf ancak proletarya
olabilir- öncelikle tarihin kendisine
sunduðu araçlarla ve belli þartlar içinde hareket etmek zorundadýr. Daha
sonradýr ki, yeni toplumun kendine özgü temelleri oluþur. Halen zorunluluklar dünyasýndayýz. Özgürlük, zorunluluðun kavranmasýdýr. Fakat sistemler
icatçýsý küçük burjuvazi, evrimi kendisi için baðlayýcý olarak görmez.
Tarihin evrimini izlemeyen, insanlýðýn ulaþtýðý geliþme derecesini de
kavrayamaz. Halbuki, toplumsal geliþme yeni bir evreye girdi. Bu evre,
kendisini sayýsýz olgu ve belirtiyle ortaya koyuyor. Halk kitleleri teori yoluyla deðilse de, pratik yolla, yani
kendi yaþam yoluyla çaðýn geliþme
düzeyini hissediyor, anlýyor. Özel
mülkiyetin kaldýrýlmasý halinde, çaðdaþ üretim araçlarýnýn kendisine nasýl
büyük olanaklar sunacaðýný kavrýyor.
Her birey ortaklaþa kullanýlan üretim
araçlarýna dayanarak kendisini çok
yönlü olarak geliþtirebilecek ve bunu
güvence altýna alabilecektir. O zaman,
özel mülkiyetin dar kabuðundan kurtulacaðý için dünyanýn güzelliklerini
rahatlýkla özümseyebilecektir. Dünyanýn tüm emekçi halklarýyla birlikte,
toplumsal mülkiyeti tüm dünyada, egemen yapmasýyla da tek tek ülkelerin
o dar sýnýrlarýndan kurtarabilecek, sýnýrsýzca dünyayý kucaklayabilecektir.
Her özgür birey, artýk insanlýkla ayný
mutlu yaþam ve duygu içinde olacaktýr. Bunu saðlayacak olan devrim, eski
dünyayý temelinden sarsýyor.
C. DAÐLI
liyordu. Ýþsizliðe çözüm bulamayan sermaye, serbest dolaþým hakkýyla bu sorunu Avrupa’ya havale etmeyi planlýyordu.
b) Emekçiler üzerindeki politik egemenliðini
kaybeden sermaye, AB kurumlarý desteðiyle bu
egemenliði yeniden ele geçirmek, emekçileri
kontrol altýna almak amacýndaydý.
c) Yukarýdaki etmenlerin sonucu olarak sermaye sýnýfý, devrim belasýndan ve iç savaþtan AB
umuduyla halký uyuþturarak, zaferle çýkmayý umuyordu.
ABD’nin Ortadoðu’da giriþtiði III. Dünya
Savaþý’yla birlikte, tekelci sermayenin AB’den
beklentilerine yeni bir madde eklendi. O da
“komþularla sorunlar”. Ýçiþleri Bakanýnýn Genelkurmay
Baþkanýna fýsýldarken, gazetelerin yakaladýðý þu sözlere
bakalým:
“Bu noktada koparýp atarsak, bir ay sonra bizi kimse
hatýrlamaz. Baðlarýmýzý koparmamamýz lazým. Yalnýz kalýrýz ve bu bir süre sonra komþularýmýzla iliþkilerimize de
yansýr. AB ile iliþkilerimiz, komþularýmýzla iliþkimizi yakýndan ilgilendiriyor.”
Benzer bir “komþu korkusu”nu, Demirel de dile getirmiþti. Haksýz deðiller. ABD, Türkiye’yi boylu boyunca
kendi dünya savaþýna sokmuþ, onu kullanmýþ, atlama tahtasý yapmýþ durumda, Ýncirlik ve Ýskenderun limanlarý,
ABD’nin savaþýnýn en büyük lojistik ve saldýrý merkezleri. ABD’nin en baþta Türkiye’nin komþularýna karþý salladýðý bu kýlýç, komþularýn öfkesini Türkiye’nin üzerine çekiyor. Tekelci sermaye sözcüleri, ABD ile stratejik ortaklýk lafýna dayanarak, komþu ülkelere karþý az efelenmedi!.. Karþýlýðýnda, þimdilik diplomatik bir nezaketle dile
gelen öfkeli komþular edindi. Oysa ABD, Ortadoðu’da
giderek sýkýþýyor ve daha þimdiden yenilginin, arkasýna
bile bakmadan çekip gitmenin tartýþmalarýný yaþýyor.
Böyle bir durumda, Türkiye’yi öfkeli komþularý karþýsýnda koruma altýna alacak olan, AB’dir; tek umut orasýdýr.
Tekelci sermayenin AB üyeliðindeki umut ve beklentilerinin ne kadar gerçekleþeceði, daha þimdiden belli oldu. Her þeyden önce AB, Türkiye’yi tam üye olarak deðil, ama kapýnýn önünde baðlanmýþ biçimde tutmayý yeðlediðini ve istediðini, binlerce yoldan, binlerce mesajla
ortaya koydu; öyle ki, neredeyse geriye bu isteksizliklerini açýkça ilan etmeleri kaldý. Müzakereler sonucunun tam
üyeliðe gitmeyeceði belirtildi, serbest dolaþýmýn hiçbir
zaman mümkün olmayacaðý da þimdiden söylendi.
AB’den beklenen ekonomik yardýmlar ise belirsiz. Avrupa gazeteleri, sadece tarýmýn “uyumlulaþtýrýlmasý” için,
AB’nin her yýl Türkiye’ye 22 milyar Euro aktarmasý gerekeceðini, bunun AB bütçesini çökerteceðini yazýyorlar.
AB emperyalizmi, üyelik masraflarýný da iþbirlikçi-tekelci
sermayeye yüklemeye niyetleniyor.
ÇÖKEN AHIRIN
KAPISINA
BAÐLANMAK
A
yný kötü senaryo, ayný kötü oyuncular… Avrupa’nýn doymak bilmez istekleri karþýsýnda
kuyruðu dik tutan Kasýmpaþalý ve ekibi; asýk
suratlý bürokratlarýn koþuþturmacasý, defalarca kopma
noktasýna gelen görüþmeler ve nihayet mutlu son… Filmin sonunda, yazýlar geçerken bol bol alkýþ, bol yýldýzlý
mavi bayraklý gazete manþetleri… Ýþbirlikçi-tekelci sermaye, kendi çalýp kendi oynuyor ya, bu kez düðün mü,
cenaze mi pek belli deðil. Çünkü ne 17 Aralýk’taki gibi
halký toplayýp cümbüþ yapmaya cesaret edebildiler ne de
AB’den müzakere sözü almanýn sefasýný sürebildiler. Hemen ertesi gün, tekelci partiler arasýnda kavga baþlýyýverdi. Ve birbirlerini ihanetle, hesap sormayla tehdit etmeye
giriþtiler. AB müzakereleriyle, hiç olmazsa kendi iç kavgalarýný yatýþtýrabileceðini düþünen sermayenin eli, bir
kez daha böðründe kaldý
“Everyway That I Can”
2003’te Eurovision þarký yarýþmasýný kazanan Sertap
Erener bu þarkýyý söylüyordu. Sesin ve müziðin güzel olup olmamasý bir yana, Avrupalý emperyalistlerin gönlünü
çelen, þarkýnýn sözleriydi. Türkçeye kaba bir çeviriyle,
þarký þunu tekrar ediyordu: “Ben de her yol var.” Ýþbirlikçiliðin tam ilhaka dönüþtüðü bu dönemde, sermaye sýnýfý
kendi politik ilkesini, bundan daha güzel dile getiremezdi.
3 Ekim’de Lüksemburg’da sürdürülen büyük pazarlýklarda Türkiye’ye düþen, oturup beklemek oldu. Çünkü
Türkiye’nin hedefi tekti ve önüne ne getirilirse imzalamaya hazýrdý. Bu hedef, müzakerelerin açýlmasýydý. Bu nedenle, Ankara’ya son dakikada postalanan müzakere belgesi, bir saat sonra kabul edildi; oysa bu bir saatte Türkçe’ye bile çevrilemezdi.
Tekelci sermayenin AB üyeliðine neden bu kadar hevesli olduðu biliniyor. Biz bunu defalarca dile getirdik. 3
Ekim sürecinde belirleyici rol oynayan beklentiler kýsaca
þöyleydi:
a) Ýþbirlikçi-tekelci sermaye, AB’ye üye olarak, bir
türlü içinden çýkamadýðý ekonomik krizi atlatmayý hedef-
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
5
Mademki AB, ekonomik krizin aþýlmasýna yardýmcý
olamayacak; mademki yýpranan politik egemenliði onarmakta gönülsüz davranacak; tekelci sermayenin beklentilerinden geriye ne kaldý? Emekçilerin, “AB refah yolu”
lapasýný yutmadýklarýný, 3 Ekim günü sokaklarda olan Erdemir-Tüpraþ iþçileri, Mersin liman iþçileri, Serna Tekstil
ve Tersane iþçileri yeterince gösterdiðine göre; tekelci sermayenin tek beklentisi, komþu ülkelerin öfkesinden korunmaktýr.
darbeyi, yine kendi emekçileri vurdu. Halk referandumunda reddedilen anayasanýn rafa kalkmasý, siyasi birlik
hayallerinin iflasýna son imzayý atmýþtý.
Özellikle 90’lý yýllarda, ABD hegemonyasýna karþý,
kendi iç bütünlüðünü saðlayarak bir güç oluþturma konusunda oldukça iddialý olan AB, artýk yoluna devam edemiyor. Dahasý, birlik yolunda bugüne dek atýlmýþ olan kimi adýmlar da þimdi tartýþma konusu. Birlik yolundaki en
önemli adým olarak görülen ortak para Euro, sadece altý
yýl dayanabildi ve þimdiden, zorla tutturulan dikiþler, oraMutfakta Yangýn Var
dan-buradan patlamaya baþladý. Ortak bütçe tartýþmalarý
3 Ekim AB Zirvesi, Türkiye ile iliþkilerden çok, ken- sonuçsuz kalýnca, birlik önemli bir darbe daha yedi.
di geleceðiyle ilgiliydi. Masanýn üzerindeki pazarlýklar,
3 Ekim Zirvesine damgasýný vuran bu geliþmeler,
AB’nin gelecekte nasýl þekil alacaðýný belirleyeTürkiye’nin üyeliðini þu þekilde kapsýyordu: AB, esasýncekti. Bu yüzden, kendi iç tartýþmalarý ve
da ABD hegemonyasýna karþý siyasi birlik hedepazarlýklarý bitmeden, Türkiye’nin
fiyle yola çýkmýþtý, ama þimdi, ABD’nin Truva
Tekelci
Lüksemburg’a gelmesine yeþil ýþýk
Atý olarak kapýda bekleyen bir Türkiye varyakmadýlar.
dý. Türkiye’yi kabul etmek, siyasi birlik
sermayenin AB
3 Ekim, Fransa ve Hollaniddiasýndan da vazgeçmek anlamýna
üyeliðindeki umut ve
da’da reddedilen AB Anayagelecekti. Bu yüzden, 3 Ekim’de önbeklentilerinin ne kadar
sasý, Almanya’dan baðýmsýz
ce, AB olarak yola nasýl devam edisýnýf hareketinin siyasi bir
tartýþýldý. Sonuçta, siyasi
gerçekleþeceði, daha þimdiden leceði
krize yol açmasý, Ýngiltebirliðin mümkün olmadýðý görünbelli oldu. Her þeyden önce AB,
re’de Ýþçi Partisi’nin,
düðünden, AB’nin siyasi yapýsýsendikalar tarafýndan
ný ABD lehine sulandýracak
Türkiye’yi tam üye olarak deðil,
yalnýz býrakýlmasý gibi
Türkiye’ye müzakere yolu açýlama kapýnýn önünde baðlanmýþ
çok ciddi geliþmeler
dý. Ne de olsa Türkiye, kalabasonrasýndaki ilk toplýk nüfusu ve militarist yapýbiçimde tutmayý yeðlediðini ve
lantý olarak, oldukça
sýyla, tümüyle vazgeçilecek
istediðini, binlerce yoldan, binlerce
önemliydi. Mutfaktaki
bir ülke deðildi. Ýçeri almak
yangýnlarýn, misafir oyerine, kapýda bekletmek daha
mesajla ortaya koydu; öyle ki,
dasýný nasýl duman aluygun göründü. Fakat AB, bu
neredeyse geriye bu isteksizliklerini
týnda býraktýðýný, 3 Ekararý alarak, kendi siyasi birkim’de gördük. Lüklik iddiasýndan vazgeçtiðini iaçýkça ilan etmeleri kaldý.
semburg Zirvesi, AB
lan etmiþ oluyor. Dünya burjuMüzakereler sonucunun tam üyeliðe vazisinin “refah, özgürlük, uülkeleri açýsýndan bir
kör dövüþü gibiydi. Bu
luslarýn kucaklaþmasý” yalanlagitmeyeceði belirtildi, serbest
zirveyle Avrupa’nýn egerýnýn son kalesi, en güçlü kalesi,
dolaþýmýn hiçbir zaman mümkün þimdi çatýsý çökmüþ bir ahýra benmenleri, birliði bir arada
tutacak siyasi hegemonyaziyor. Uzaktan bakanlar, hiç kuþku
olmayacaðý da þimdiden
ya sahip olamadýklarýný gösyok ki, bu ahýrýn önüne baðlanmýþ osöylendi. AB’den
terdiler. Bu yüzden, zirve
lana acýyorlar.
beklenen ekonomik
sonrasý Valery Giscard d’EstaBu sonuç, dünya devrim açýsýndan
ing þunlarý söylüyordu: “AB artýk
önemlidir.
Þimdi artýk dünya halklarýnýn
yardýmlar ise
siyasi birlik deðil, serbest ticaret
ve proletaryasýnýn karþýsýnda, çöken bir
belirsiz
bölgesi olacak. Çok üzücü.”
ABD ve mutfaktaki yangýndan önünü göremeEvet, özellikle Fransýz sermayesi açýyen bir AB var. Çöküþünü durdurmaya çalýþan
sýndan üzücü. Bir süredir Afrika kýtasýnda, baþkaABD’nin karþýsýnda Rusya-Çin ittifaký duruyor. Emperyalarýnýn omuzlarý üzerinden ABD’ye ateþ açan Fransa, Av- list hegemonyanýn çöküþü, her kýtada hýzlanýyor. Baðýmlý
rupa’nýn sermayesinin siyasi birliði için neler vermezdi?
ülke emekçileri ve ezilen halklar için, mücadelelerin büAncak bu þekilde ABD emperyalizminin hegemonya sayük zaferlere açýlacaðý bir dönemin içine girmiþ bulunuvaþýný karþýlayabilirdi. Fakat bu siyasi hedefe en büyük
yoruz.
6
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
“SOL PARTÝ” ARAYIÞLARI
VE BATAN GEMÝNÝN DÜMENÝ
A
rtýk ýsýtýla ýsýtýla kabak tadý
vermeye baþlamýþ olsa da,
son günlerde yeniden “solda
en geniþ ittifak” arayýþlarý gündeme getirilmeye baþlandý. DÝSK’in 14-15 Ekim
tarihlerinde Bolu’nun Abant Ýlçesi’nde
Koru Motel’de yaptýðý toplantý basýnda
kendisine epeyce yer buldu. Yine ayný þekilde, bir süredir herkesin sonucunu biraz
da kayýtsýzlýkla beklediði Demokratik
Toplum Hareketi’nin partileþme çalýþmalarý ve G. Antep eski Belediye Baþkaný,
CHP’den ayrýlma Celal Doðan’la dirsek
temaslarý gündemi meþgul etti.
DÝSK, adýna “Türkiye’nin Geleceðini
Deðerlendirme ve Solda Yeni Bir Süreci
Baþlatma” dediði toplantýlarda amaçlarýnýn yeni bir parti kurmak olmadýðýný ama
Sol’u içine düþtüðü bataklýktan kurtarma
ve yeniden iktidar yapma olduðunu açýkladý. “Sol” kavramýnýn muðlaklýðý ve toplantýya katýlanlarýn çeþitliliði bir yana,
DÝSK’in böyle bir iþe soyunmuþ olmasýnýn altýnda yatan nedenleri bulup ortaya
çýkarmak gerekir.
Bunun en önemli nedeni, DÝSK’in iþçi hareketindeki yükselme eðilimini sezmiþ olmasýdýr. Giderek düzenden daha
hýzla kopan sýnýfý yeniden düzene baðlayabilmek amacýyla DÝSK harekete geçmiþ durumdadýr. Kendileri bunu “halkýn
yeni bir çýkýþ aramasý” gerekçesi ne dayandýrýyorlar. Bu nedenle “sol eksenin yeniden kurulmasý ve güçlendirilmesi” gerektiðini düþündüklerini söylüyorlar. Türkiye’de klasik anlamýyla bir sosyal-demokrasinin olmayýþý, varolan ve kendilerine “sosyal-demokrat” diyen partilerin
iktidar ortaðý olduklarý dönemlerde faþist
politikalarý uygulamalarý ve tekelci burjuvazinin partileri olduklarýný her fýrsatta
göstermeleri nedeniyle, bu alanda oluþan
boþluðu doldurma iþi sosyal reformistlere, küçük burjuva aydýnlarýna ve burjuva
sendikalarýna kalmýþ bulunuyor. DÝSK’in
Abant toplantýlarýnda çýkan çaðrýnýn asýl
muhataplarý, bugün ‘sosyal-demokrasi’nin yerini dolduran ÖDP, EMEP, SDP
gibi sosyal reformist partilerdir. Zaten
toplantýya katýlanlara bakýldýðýnda aralarýnda bu çevrelere yakýn isimlerin olduðu
görülecektir. Burjuva sendikalarý, bula-
macý kimlerle yapacaklarýný iyi biliyorlar.
Tükenen ve birer mevta haline gelen
CHP, SHP, DSP vb. gibi partilerle deðil
ama onlarýn yerini hýzla dolduran sosyal
reformist partilerle baþlatmak istiyorlar
bu süreci. Batan geminin dümenine þimdilik DÝSK geçmiþ gibi görünüyor ama
yarýn birgün o da gemiyi terk ederse hiç
þaþmamak gerekiyor. Devrimin geliþimi
karþýsýnda kendi sosyal konumlarýný kaybedeceklerini anlayan burjuva sendikacýlar, þimdi bu süreci engellemek için tüm
sosyal reformistlere ön ayak olmaya çalýþýyorlar.
DÝSK Baþkaný Süleyman Çelebi,
“DÝSK, kurulduðu günden bugüne devletten, partilerden ve sermayeden baðýmsýz
olmuþtur” diyerek herkesin gözünün içine
bakarak yalan söylüyor. DÝSK bir çok kere baþýnda bulunan burjuva sendikacýlar
aracýlýðýyla sermaye ile, sermayenin partileriyle ve devletle dirsek temasý içinde oldu. Bu nedenledir ki DÝSK, en çok kitleselleþtiði bünyesinde yüzbinlerce iþçiyi
örgütlediði dönemde 12 Eylül karþýsýnda
direnmemiþ, burjuvazinin kavgaya davetini kabul etmemiþ ve Selimiye Kýþlasý önünde sýraya girerek cuntaya teslim olmuþtur. Bu nedenledir ki, DÝSK hiçbir zaman devrimci iktidar için mücadele edenlerin safýnda yer almamýþ, her zaman burjuvaziyle iþçi sýnýfý ve emekçileri en geri
düzeyde uzlaþtýrmaya çalýþan sosyal reformistlerle birlikte hareket etmiþtir.
En son 78’liler Vakfý’nýn düzenlediði
12 Eylül Mitingine katýlmama gerekçeleri, DÝSK yönetiminin nasýl boylu boyunca
sosyal þovenizme batmýþ, burjuvazinin çýkarlarýný her þeyin baþýna koyan bir anlayýþa sahip olduðunu gösterdi. 12 Eylül
Mitinginin niteliðinden baðýmsýz olarak
söylemek gerekir ki, DÝSK bu tavrýyla
son dönemde devrimcilere, devrimci eylemlere ve Kürt Halkýna yönelik linç giriþimlerinde devletin yanýnda yer aldýðýný
göstermiþtir. DÝSK, “devletin ali çýkarlarý” nýn zarar görmemesi için, “muhalefet”
görevini bile yerine getirmekten aciz durumdadýr. Boylu boyunca sendikalizmin
bataðýna batmýþ olanlar, hala DÝSK’ten
bir þey çýkacaðý umudunu korumaktadýrlar. Oysa DÝSK’in tepesine çöreklenmiþ
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
olan burjuva sendikacýlar bugün iþçi sýnýfý
ve emekçileri, devrimci eylemlere yönelmekten alýkoymak amacýyla kollarý sývamýþ durumdadýr. Açýk ki, tekmelemekle
dirilemeyecek olan “ölmüþ eþek”lerle Abant’ta yapýlan toplantýnýn sonucunda ortaya çýkan tablo, iþçi sýnýfý ve emekçileri
ilgilendirmemektedir. Onlar, sistemi kurtarmak amacýyla “uygulanacak ekonomi
politikalar ne olmalýdýr?” sorusuna cevap
arayan bir toplantýnýn sonucuna hiçbir ilgi
duymuyorlar. DÝSK’te örgütlü iþçiler dahi
bu toplantýnýn kendileri için bir þey getirmeyeceðini biliyorlar. Ýþçi sýnýfý ve emekçilerin yeni bir arayýþ içinde olduklarý
doðrudur. Ama bu arayýþ sanýldýðý gibi
düzen sýnýrlarý içinde bir arayýþ deðildir.
Bugün en geniþ yýðýnlar, en can alýcý sorunlarýnýn çözümünün bu sistem içinde
olmadýðýný, olamayacaðýný görüyorlar. Bu
nedenle bu batan geminin dümenine kimin geçeceði onlarý ilgilendirmiyor. Ýþçi
sýnýfý ve emekçilerin istedikleri yeni bir
“sol parti” deðil, onlarý bu içinde bulunduklarý aðýr sömürü ve zulüm koþullarýndan kurtaracak devrimci bir önderliktir.
Yýðýnlar güven duyacaklarý, peþinden tereddütsüzce gidecekleri, onlara yol yordam gösterebilecek bir önderlik arýyorlar.
DÝSK’ten her geçen gün umutlarýný daha
fazla kesiyorlar. Sonuçsuz kalan “hak alma eylemleri”nin de onlarý istedikleri hedefe ulaþtýramadýðýný yaþayarak görüyorlar.
DÝSK’in “Türkiye’nin umudunu yeþertmek istiyoruz” diyerek insanlarý batan
gemiye çaðýrmasý, iþçi sýnýfý ve emekçilerden gereken cevabý alacaktýr. Ýþçi sýnýfý
ve emekçiler, kendilerine her gün her dakika yýkým hazýrlayan bu sisteme karþý
devrimci eyleme yönelmeye devam edecek, önlerinde buna engel olmaya çalýþanlarý elinin tersiyle bir kenara itecek ve
kendi yöntemlerini yaratarak iktidara yürüyecektir. Komite ve Konseylerde örgütlenmiþ olan ve devrimci iktidar için savaþan bir sýnýf, burjuva sendikacýlarý içine
girdikleri bataklýkta kendi baþlarýna býrakacak ve proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin önderliðinde kendi eserini kendi
elleriyle yaratacaktýr.
7
DOÐANIN YIKIMINI
ENGELLEMEK ÝÇÝN
“Yataðýnýzý kirletmeyi sürdürürseniz, bir gün kendi pisliðinizin içinde boðulacaksýnýz” (1855)
A
merika kýtasýný fethe gelen ve bu kýtadaki tüm zenginlikleri aç gözlülükle yaðmalamaya baþlayan beyaz adamý bu
sözlerle uyarýyordu Kýzýlderili Reis Seattle. “Dünyanýn baþýna gelenler, er geç evlatlarýnýn da baþýna gelecek” diyordu, yanýlmadý. Reis Seattle’nin, beyaz adamýn doðaya karþý giriþtiði talanýn yol açabileceði
felaketlere yönelik sezgileri tüm dünyada olduðu gibi kendi kýtasý Amerika’da da gerçeðe dönüþmeye
baþladý.
Aðustos ayý sonunda New Orleans’ý vuran Katrina Kasýrgasý, büyük bir felakete yol açtý. Bir þehir
baþtan sona yýkýldý, sular altýnda kaldý, onbinin üzerinde insan öldü, daha da fazlasý açlýk ve hastalýklarla yüz yüze ölüm ile yaþam arasýna sýkýþýp kaldý. Geleceði önceden bilinen bir kasýrga, nasýl oluyordu da
hem de tüm dünyaya karþý savaþ açacak gücü kendinde gören bir ülkede bu denli büyük bir kýyýma
yol açabiliyordu? Bunun en önemli nedeninin ABD
tekelci kapitalist sistemi olduðunu, iktidardaki tekelci sermaye sýnýfýnýn, emekçi sýnýflarýn ve yoksul insanlarýn yaþamýna hiçbir deðer vermemesi olduðunu biliyoruz. Zaten felaket sonrasý yaþananlarý biraz olsun takip eden her insan bunu bir kez daha
gördü.
Biz burada bu acý felaketin toplumsal yanýný bir kez daha ele
almak niyetinde deðiliz. Niyetimiz bu felaketin pek üzerinde durulmayan, genel söylemlerle geçiþtirilen bir baþka yönüne, “doðal”
felaket yönüne deðinmek. Katrina Kasýrgasý’yla birlikte küresel ýsýnma sorunu tekrar hatýrlandý. Tekrar hatýrlandý çünkü bu ikisi birbirine doðrudan baðlantýlý. Bilindiði üzere kasýrgalar, okyanus yüzeyindeki sýcak sularýn birkaç gün birikmesi sonucunda oluþuyorlar. Rüzgârlar fýrtýnaya dönüþmeye baþladýkça, okyanustan çekilen
ýsý, fýrtýnanýn þiddetini arttýrýyor. Bu durumda okyanus yüzeyinin
sýcaklýðý ne kadar fazla olursa, fýrtýna da o kadar güç topluyor. Katrina Kasýrgasý Meksika Körfezi’ne girdiðinde körfez suyunun normalin üzerinde olan yüzey ýsýsýný emerek, baþlangýçtaki halinden
çok daha yýkýcý bir güce eriþti ve bu gücü New Orleans’ýn üzerine
boþalttý; yerini arkasýndan gelecek yeni fýrtýnalara býrakarak.
Son on senenin kayýtlarýna göre, Atlantik Okyanusu’nda oluþan kasýrgalar en güçlü dönemlerini yaþýyorlar. Çünkü küresel ýsýnma sonucu okyanuslarýn yüzey sýcaklýðý her geçen gün biraz daha
artýrýyor, bu da daha güçlü kasýrgalarý tetikliyor.
Güçlü kasýrgalar, küresel ýsýnmanýn yalnýzca ufak bir sonucudur. Tabloya biraz daha geniþ bir açýdan bakacak olursak, uzun zamandýr kapitalizmin yaðmasýna uðrayan dünyamýzýn, bu zaman
zarfýnda sessizce biriktirdiði öfkesini artýk yavaþ yavaþ deðil, bir
anda ve büyük felaketlerle insanlýðýn üzerine boþaltmaya baþladýðýný göreceðiz.
Tüm dünyayý saran ani iklim deðiþiklikleri, öldürücü sýcak ha-
8
va dalgalarý, büyük seller, þiddetli kuraklýklar neredeyse yaþamýmýzýn bir parçasý haline gelmeye baþladý. Bu doða olaylarýnýn her biri,
tek baþýna toplumsal yaþamý felç edebilecek niteliktedir. Tabi eðer
New Orleans’ta olduðu gibi geriye toplumsal yaþam diye bir þey
kalmýþ olursa.
Bilim, bize bir eþiðe geldiðimizi söylüyor. Reis Seattle’nin
sözleriyle söyleyecek olursak “boðulmanýn” eþiðine. Henüz eþikteyken, doðanýn bize yaptýðý uyarýya bir kez daha kulak vermemiz
faydalý olacaktýr.
Küresel Isýnma Felaketleri Davet Ediyor
Akla hemen küresel ýsýnmanýn neden felaket olarak görüldüðü
sorusu gelebilir, ya da ‘biraz ýsýnsak fena mý olur’ diyenler de çýkabilir! Bu sorularý þöyle cevaplayabiliriz; Dünyanýn insan yaþamý da
dâhil tüm canlý organizmalarýn yaþamýna olanak tanýyan çevrimsel
bir dengesi vardýr. Bu denge herhangi bir nedenle bozulmaya baþlarsa, bunun sonucunda birbirine baðlý olan tüm yaþam dengesi de
bozulur. Dünyanýn yüzey sýcaklýðýnýn artmasý, bugüne kadar var olan doðal dengenin bozulmasý anlamýna geliyor.
Dünyamýz neden ýsýnýyor? Dünyayý saran atmosfer tabakasýnýn dünyanýn yüzey sýcaklýðýný yaþanabilir bir dengede tutan ve adýna “sera etkisi” denilen bir iþlevi vardýr. Güneþ ýþýnlarý bu tabakadan geçer ve yeryüzüne ulaþýrlar. Yeryüzüne ulaþan ýþýnlarýn bir
kýsmý emilir, bir kýsmý ise geri yansýr. Atmosferde bulunan ve adýna sera gazlarý denilen (baþta karbondioksit gazý) gazlar, yeryüzünden geri yansýyan ýþýnlarýn bir kýsmýný tutarak, dünya yüzeyinin
belli bir ýsýda kalmasýný saðlarlar. Ama atmosferdeki sera gazlarýnýn oraný normalin üzerinde artarsa, bu gazlarýn tuttuðu ýsý oraný da
o kadar artar. Bu da dünyamýzý her geçen gün biraz daha sýcak bir
yer haline getirir.
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
1800’lü yýllardan, yani kapitalizmin tarih sahnesine çýkmaya
baþladýðý yýllardan beri, dünyamýz her geçen gün biraz daha fazla
ýsýnýyor. Özellikle sanayi üretiminin yaygýnlaþtýðý dönemlerden itibaren, atmosfere salýnan zararlý gaz oraný hýzla arttý. Kapitalizm,
basit önlemlerle engelleyebileceði doðaya zehir saçma iþini, daha
fazla kar güdüsüyle, engellemek bir yana, daha da arttýrdý. Hem
yalnýzca zehir saçmakla kalmadý, doðayý, ormanlarý, verimli topraklarý pervasýzca talan etti, kirletti. Zamanla bu kirlilik öyle boyutlara ulaþtý ki, atmosfere zarar verecek düzeye geldi. Fabrika bacalarýnýn, sanayi tesislerinin arýtýmsýz atmosfere saldýðý gazlar, atmosferdeki dengeyi bozdu. Atmosferdeki kimi gazlarýnýn onarýnýn
azalmasý ozon tabakasýnýn delinmesine yol açýp dünyaya zararlý ýþýnlarýn girmesinin önünü açarken, kimi gazlarýn oranýnýn artmasý
ise dünyanýn yüzey sýcaklýðýnýn gittikçe yükseltmesini getirdi.
Dünyamýz 1750’lerden beri ortalama olarak 0,8 derecelik bir ýsý artýþý yaþamýþ durumda. 0,8 derece küçük bir rakam gibi gözüküyor ama iþin aslý hiç de öyle deðil. Tüm bilimsel olanaklarý ellerinde
tutan kapitalist ülkeler de bu tehlikenin farkýndalar. Bu yüzden yine
kendi çýkarlarýný daha iyi koruyabilmek adýna, gelecekte yaþanabilecek olasý “doðal” felaketler üzerine çeþitli araþtýrmalar yaptýrýyorlar.
BM öncülüðünde hazýrlanan “Meydan Okuyan Ýklime Karþý” adlý
rapor bunlardan biri. Bu rapora göre doðanýn dönüþü olmayan yýkým noktasý olarak 1750’lerin ortalama sýcaklýðýnýn yalnýzca iki derece fazlasý belirlenmiþ. Ayrýca, acilen önlem alýnmadýðý taktirde, bu
iki derecelik artýþýn on yýl gibi kýsa bir sürede tamamlanabileceði uyarýsýnda bulunan rapor (0,8 dereceye zaten ulaþýlmýþ durumda)
dünyanýn patronlarýna sunulmuþ. Ýki derecelik artýþýn tamamlanmasý
durumunda dünyamýzý nasýl bir felaketler zinciri bekleyecek, bir bakalým.
Ýki derecelik artýþ tamamlanýrsa, buzullar tam olarak erimiþ
olacak. Buzullarýn erimesi deniz seviyesinde 10 metrelik bir artýþý
getirir ki, bu da kýtalarýn belirli bölgelerinin sular altýnda kalmasý
demektir. Ayrýca bu yükseliþ, içilebilir tatlý su kaynaklarýnýn tuzlu
suyla daha çok karýþmasýný getirir. Bu durumda içilebilir su oranlarý
hayli azalacak. Dünya tekellerinin þimdiden su savaþlarýna tutuþmalarý, su kaynaklarýný egemenlik altýna almak için yaptýklarý planlar
bu çerçeveden bakýnca daha iyi anlaþýlýyor.
Verimli tarým alanlarýnýn bir kýsmý sular altýnda kalacak, nehirlere karýþan tuzlu sular var olan tarým alanlarýnda üretimi zorlaþtýracak.
Ýklim dengesi diye bir þey kalmayacak. Ani büyük fýrtýnalar,
ani sýcak hava dalgalarý kuraklýk ve açlýðý daha da arttýracak. Milyonlarca insan daralan yaþam alanlarýnda göçebe hale gelecek.
Bunlar, BM’nin raporunun ortaya koyduklarý. Bu iki derecelik
artýþýn tamamlanmasý için biçilen süre abartýlý gelebilir. Bu konuda
farklý iklim araþtýrmalarýnda farklý rakamlara rastlýyoruz. Kimi 10
yýl kimi 50, kimi 100 yýl vb. süreler biçiyorlar, doðanýn yýkýmýnda
dönüþü olmayan o eþiðe ulaþmaya. Burada önemli olan ve bilim insanlarýnca da ortaklaþýlan düþünce, biçilen zaman ister 10 isterse
100 yýl olsun, doða üzerindeki yýkýma acilen son verilmediði sürece
mutlaka o eþiðe gelineceðidir. Emperyalist-kapitalist dünyanýn varlýðý ise bu süreyi her gün biraz daha kýsaltýyor. Savaþlarla, nükleer silahlarýn yaygýn kullanýmýyla, oluþan kimyasal kirlilikle, sanayi artýklarýnýn hiçbir arýtma yöntemi uygulanmadan doðaya salýnan büyük
oranýyla vb… doðanýn yýkýmýný aritmetik olarak katlýyor. Geçtiðimiz bir yüzyýlda yaþanan toplam doða yýkýmý artýk on yýllarýn içine
sýðýyor. Doðanýn yýkýmýnda sýçramalý artýþ da kendini burada gösteriyor. Yalnýzca þu son bir iki yýlda yaþanan “doðal felaketler” bunun
bir göstergesi deðilse nedir?
Geçen yýl Avrupa’yý saran sýcak hava dalgalarý, ABD’de son
yüzyýlýn en büyük kar fýrtýnalarý ve arkasýndan gelen þiddetli kasýrgalar, Bombay’ý felç eden bir günlük þiddetli yaðýþ, Ýspanya ve Portekiz’de haftalarca süren söndürülmesi zor yangýnlar, Afrika’da her
zamankinden daha çok can alan þiddetli kuraklýklar son iki yýlýn kayýtlarýna geçen felaketlerden bazýlarýdýr.
Kapitalizmin kirlettiði dünyada her gün milyonlarca insan bu
kirliliðin dolaylý biçimleriyle ölüyorlar. Hasta olan her üç kiþiden
birinin hastalýk nedenini çevresel sorunlar oluþturuyordu. Her gün
binlerce insan pis sulardan kapýlan hastalýklardan, kimyasal atýk ve
kimyasal silahlarla kirletilen topraklardan kaptýklarý zehirlerle ölüyor, sanayi bölgelerinin bulunduðu yaþam alanlarýnda, yaþam süresi
gittikçe kýsalýyordu. Þimdi ise bu “fazla hissedilmeyen” kirlilik, doðal dengesizlik, kendini bir anda gösteren büyük felaketlerle “ben
varým” diyor.
Yaþama Giden Yol
Hepimiz, doðanýn yýkýmý, çevresel sorunlarýn varlýðý üzerine
çok þey duymuþuzdur. Ve çoðu zaman bu aþinalýk, doðanýn yýkýmýnýn günümüzde ulaþtýðý boyutu görmemizin önüne geçer. Ne de olsa
bu sorun hep vardýr. Ama artýk görmemiz gereken þey bu sorunun
çözümünün insanlýk geleceði açýsýndan bir varlýk-yokluk sorunu haline gelmiþ olmasýdýr. Ýnsan nasýl toplumsal bir varlýksa, toplumsal
varlýðýn devamý için o toplumun üzerinde yaþayabileceði bir doða
gereklidir. Doða ile insanýn uyumlu birlikteliðini saðlamak acil bir
sorun haline gelmiþ durumdadýr.
Doða ile insan arasýndaki uyumu kapitalist sistemde saðlamak
olanaksýzdýr. Çünkü kapitalizm, ancak bu ikisini yok ederek varlýðýný sürdürür. Doðanýn kurtarýlmasý için gerekli önlemlerin kapitalist
devletlerce alýnabileceðini sananlarýn yanýlgýlarý da burada, kapitalizmin varlýðýnýn yarattýðý sonuçlarý anlayamamakta yatýyor. Tarihsel
olarak geleceði olmayan bu sistem, insanlýðýn geleceðini de önemsemez, o yalnýzca “kan-irin gözyaþý” ve dünyanýn yýkýmý üzerinden
elde edeceði kâra, daha ve daha çok kâra bakar. Bugüne kadarki tarihi, bunun kanýtýdýr.
Doða ile insan arasýndaki uyum ancak sosyalist sistemde saðlanabilir. Çünkü sosyalizm insaný ve doðayý uyumlu bir bütün olarak
görür. Ýnsana daha güzel, daha saðlýklý bir yaþam saðlamak için doðayý korur, güzelleþtirir. Bu dünya kapitalizmin yýkýmlarý kadar sosyalizmin saçtýðý yaþam ýþýðýný da gördü. 2. Dünya Savaþýnýn yýkýntýlarý üzerine yepyeni bir yaþamý kuran Sovyetler, Vietnam Savaþý’nda
ABD’nin kimyasal silah deney sahasý haline getirdiði, doðayý ve insaný katlettiði Vietnam ve yaþam biçimiyle, saðlýklý nesilleriyle tüm
dünya halklarýnýn gýptayla baktýðý Küba, bize bunun birer örneðini
verdiler. Kapitalizmin yarattýðý tüm pislikleri birer birer, azimle temizleyip, insanýn saðlýklý ve uzun bir hayat sürdürebileceði doðayla
dost þehirler ülkeler yarattýlar. Kapitalizmin felaketleriyle gölgelenen dünya, sosyalizmin ýþýðýyla aydýnlandý, umutlandý.
Sosyalizm insanlýða yaþamýn yolunu gösteriyor. En çok ihtiyacýmýz olan þeyleri, insanca bir yaþamý sunuyor bize. Kapitalizm ise
yýkým, geleceksizlik, umutsuzluk sunuyor. Doðanýn ve insanlýðýn
gelecek yazgýsý kapitalizme karþý kararlýca verilecek savaþa baðlýdýr.
Bu savaþ, sonucu ilerleyeceðimiz yaþam yolunu da belirleyecek ve
bu gelecek hepimizin geleceði olacak
Doðanýn yýkýmýný engellemek için fazla zamanýmýz kalmadý.
Ya ölü yýldýzlara hayatý götüreceðiz
Ya da dünyamýza inecek ölüm.”
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
9
TAKSÝM’DE
DERGÝ SATIÞI
üþmana inat, faD
þizme inat, gene
ellerimizde iþçilerin emekçilerin sesi Mücadele
Birliði,
çýktýk
Taksim’e.
“Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar
Her þey Emeðin Olacak”, “Ölüm Orucu
Sarýgazi Ekin Sanat
Merkezi, artýk geleneksel hale gelen Cumartesi
etkinliklerinden birini
daha 15 Ekim akþamý
gerçekleþtirdi. Etkinliklerini havalarýn soðumasý nedeniyle bundan sonra kapalý alanda sürdüreceklerini söylen
sanat merkezi çalýþanlarý, bunun son açýkhava etkinliði olacaðýný duyurdular.
Saat 19.30’da Sarýgazi’de Demokrasi Caddesi üzerinde alkýþlarla ve “Tutuklananlar Halktýr Halk Burada”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Ekin Sanat
Merkezi Kapatýlamaz”, “Halkýmýz Saflara, Devrime, Özgürleþmeye” sloganlarýyla toplanýldý. 3 hafta önce ses düzenleri jandarma tarafýndan parçalanan
sanatçýlar, yine megafonla söylediler parçalarýný.
Özellikle gençlerin ilgisinin
yoðun olduðu etkinlik, Yaðmurla
Gelen Müzik Grubu’nun parçalarýyla baþladý. Türküler ve halay
parçalarýyla içimizi ýsýtan Sarýgazi’nin yerel müzik grubu Yaðmurla Gelen’in ardýndan eski tut-
Sürüyor”, “Serpil Cabadan Ölüm Orucu Eyleminin 123. Gününde”, “Che Yüzyýlý Sürüyor”, “Birleþik Devrime Doðru” sloganlarýmýzla baþladýk dergimizin satýþýný yapmaya.
Bir önceki sayýmýzda, sesli propaganda yaparak iþçilerin, emekçilerin,
yoksul Kürt halkýnýn sesini Taksim’e taþýmamýza katlanamayan polis, daðýtýmcýlarýmýza saldýrmýþ ve 7 kiþiyi gözaltýna
almýþtý. Buna inat, yeni sayýmýzda daha
bir kararlý, daha bir inançlý çýkmýþtýk
dergimizin daðýtýmýna.
2,5 saat süren daðýtýmda, pek çok
gençle tanýþýp sohbet ettiðimiz gibi, pek
çok yabancý emekçiyle dergimizi tanýþtýrma imkâný bulduk.
Daðýtýmýmýzý yakýndan izleyen polisin de 2. saatin sonuna doðru sabrý taþmýþ olacaktý ki, üçer beþer dakika arayla
resmi araçlarla aramýzda turlamaya baþlamýþtý. Buna inat uzattýk dergi daðýtýmý-
mýzý. Buradan bir kez daha söylüyoruz:
Bir dahaki sayýda gene burada olacaðýz.
Ýþçilerin, emekçilerin sesini, yoksul Kürt
halkýnýn sesini ve zindanlarda baþ eðmeyenlerin sesini tüm dünyaya duyurmaya
devam edeceðiz…
BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ!
DEVRÝMCÝ BASIN SUSTURULAMAZ!
Sarýgazi’de
Coþku Hiç Eksilmedi
10
saklardan Vefa SERDAR bir þiir okudu.
Tutuklanan 9 kiþiyi simgeleyen 9 mumun etrafýnda toplanan Sarýgazili gençler, Emeðe Ezgi Müzik Grubu kendi
bestelerini söylemeye baþladýðýnda tamamen konser havasýna girmiþti. Dört
farklý dilde Çav Bella’yý söyleyen Emeðe Ezgi, “Aygülüm
Ayýþýðýdýr adýn / Aygülüm
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
zindanlardan seslenir / Aygülüm Ölüm
Oruçlarýnda / Bulurum seni” diyerek
zindanlar ve Ölüm Orucu sorununu da
gündemimize taþýdý. Emeðe Ezgi, Türkçe ve Kürtçe marþlarýn, halaylarýn ardýndan, Komsomol Marþý’yla saygý duruþunda bitirdi dinletisini. Ardýndan, etkinliðe katýlanlardan bir misafir, kavalý ile gelerek
bizlere kavalla
müzik ziyafeti
çekti. Saat 21.30
civarý etkinlik alanýndan ayrýlýrken
kulaklarýmýzda hala “Þarkýþla” çýnlýyordu.
Ý
S
E
M
E
K
H
A
M
A
Z
E
C
AÐIR
ÖNÜNDE EYLEM!
Ölüm Orucu savaþçýsý
Serpil CABADAN ve ayný
davadan yargýlanan Remzi
AYDIN, Hasan ÖKSÜZ ve
Hüseyin DURMAZ’ýn duruþmalarý, 20 Ekim tarihinde Aðýr Ceza Mahkemesi’nde yapýldý. Bilindiði gibi, Serpil CABADAN’ýn bundan önceki
26 Temmuz tarihli mahkemesinde, resmi ve sivil
faþistler, basýn açýklamasý
yapan DETAK’lýlara saldýrmýþlardý. Biz de “Faþizmin anladýðý tek dil
örgütlü, kitlesel, devrimci þiddettir” þiarýyla, 20
Ekim’de yapýlacak mahkeme için çalýþmalara
baþladýk. Ve mahkemenin yapýlacaðý son güne
kadar tüm devrimci ve
duyarlý insanlarý faþizme karþý devrimci
eylem birliðine çaðýrdýk. Hazýrlýklarýmýz
tamamdý artýk, mahkeme saatini bekliyorduk. Saat 9.00’da Beþiktaþ Aðýr Ceza
Mahkemesi çevresinde toplanmaya baþladýk. Daha sonra saatin 11.00’e gelmesiyle beraber, DETAK adýna basýn açýklamasý yapýldý.
Basýn açýklamasý sýrasýnda sýk sýk
“Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, Ya
Devrim Ya Ölüm”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Ölüm Orucu Sürüyor
Sürecek Zafere Kadar”, “Serpil Cabadan
Yalnýz Deðildir” sloganlarý atýldý. Basýn
açýklamasýnýn ardýndan, bir kýsým yol-
daþlarýmýz mahkemeyi izlemek üzere
mahkemeye girdi.
Eyleminin 117. gününde olan Serpilimizin saðlýk durumu genel olarak iyiydi. Ölüm Orucu Eyleminin 539. gününde zorla müdahale edilen Remzi AYDIN
da, koltuk deðnekleri ile katýlmýþtý duruþmaya. Mahkeme, 22 Aralýk 2005 tarihine ertelendi.
Verilen öðle arasýndan sonra, yine
Leninist tutsaklardan S.Serbülent SÜRÜCÜ ve Nurettin TEMEL’in mahkemeleri görüldü. Yargýlandýklarý dosyalar
arasýnda Zeytinburnu Ülkü Ocaklarýnýn
basýlýp bir faþistin cezalandýrýlmasý da
bulunan S.Serbülent SÜRÜCÜ ve Nurettin TEMEL’in duruþmasýna, orada
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
bulunduklarý halde ülkü ocaklarýndan faþistleri giremediler.
Duruþma sýrasýnda söz alan
Nurettin TEMEL’in mahkeme
heyetine, “sizin yerinizde olsam kaçacak delik arardým”
sözleri, týklým týklým dolu olan salonda dinleyicileri epey güldürdü.
Duruþma, 13 Þubat
2006’tarihine ertelendi.
Mahkeme giriþi ve
çýkýþýnda devrimci tutsaklarýn Ölüm Orucu
sloganlarý, faþistlerin
yüzüne bir tokat oldu.
Bizler de “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”,
“Tutsaklara Uzanan Elleri Kýrdýk Kýracaðýz”,
“Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak” sloganlarý ve alkýþlarla uzun bir süre mahkeme
önünde bekledik. Komsomol Marþý’ný,
Avusturya Ýþçi Marþý’ný ve Çav Bella’yý
okuduk hep bir aðýzdan. Daha önceki
mahkemelerde tutsaklara saldýran faþistler, olduklarý yerlerde kudurdular adeta
ve gýklarýný bile çýkaramadýlar. Bunu
yapmaya kalkýþsalardý, onlarý neyin beklediðini anlamýþlardý. Aðýr Ceza Mahkemesi’nin yanýnda bulunan Bahçeþehir Üniversitesi’nden duyarlý üniversite öðrencileri de okunan marþlarý dikkatle
dinleyip alkýþlarýyla destek verdiler. 3-4
saat süren eylemimiz baþarýyla sona erdi. Alkýþlar ve zýlgýtlarla Aðýr Ceza
Mahkemesi önünden topluca ayrýldýk.
11
mutlaka, politik alanda, ideolojik, sanatsal
vb. alanda açýða çýkarýyor.
Politik mücadele ekonomik alandaki
çatýþmalarý yansýtýr. Emperyalist ülkelerde,
hatta baðýmlý ülkelerde, burjuvazi ile iþçilerin burjuvalaþmýþ kanadý, parlamentoda son
derece “uyumlu” bir iliþki sergilediler. Bu
“büyük uzlaþma”, ortak hükümet kurmaya
kadar
varmýþtýr.
Tabii tüm bu sýnýf partnerleri ile “uzlaþma”, emekçilere karþý, burjuvazinin çýkarýna olmuþtur. Bu yüzden burjuvalar tarafýndan yedeklenen komünist partileri, emekçi halkýn
gözünde yýpranmýþtýr. Kendilerine olan güveni de yitirmiþlerdir. Burjuvazinin bu “sistem”le amacý, emekçi kitleler üzerindeki politik egemenliðini devam ettirmektir. Bunun
da en güvenceli yolu, halkýn temsilcilerine
kendi yönetimlerinde yer vermektir. Böylece, halk kitleleri onlarýn temsilcileri aracýlýðýyla etkisizleþtirilmiþtir. Peki, burjuvazi bu
durumu sürdürebildi mi? Her þey ortada.
Her þeyden önce ve sonal olarak, kapitalizmin ekonomik yasalarý buna izin vermiyor.
Ekonomik alanda yoðun bir sömürü sürüyor.
Kapitalistler, artý-deðer sömürüsünü en üst
noktaya doðru çýkarmak için, tarihinin en
büyük saldýrýsýný baþlattý. Kapitalist, artýk
önceki artý-deðer oranýyla (sömürü oranýyla)
yetinemezdi. Dünya þartlarý uygun olur olmaz, bu oraný yükseltecektir. Ýþte bu nokta
da iki sýnýf, iki güç, Yüzyýl Savaþýna tutuþtu.
Böylesi bir savaþýn orta yerinde burjuva uzlaþma “sistemi”, ne kadar ayakta kalabilir
ki? Burjuvazinin politik egemenliði saðlanabilir mi? Sýnýflarýn ekonomik alandaki toplumsal çatýþmasý, burjuvazinin politik egemenliðini ta temelinden sarsýyor.
On yýldan fazla bir zamandýr, Avrupa’da, Amerika’da ve tüm dünyada meydana gelen ayaklanmalarýn gerçekleþmesine
kim önayak oldu? O çürümüþ olan burjuva
kurumlara, politik aygýtlara taze destek sunmaktan baþka bir marifetleri olmayan “komünistler” mi, sosyalistler mi, yoksa sermayenin diktasýna boyun eðmiþ ve uzlaþmýþ olan burjuva sendikalar mý; ya da o dar kafalý
aydýnlar mý kitleleri ayaða kaldýrdýlar? Emekçi kitleler, bunlara raðmen, tüm engellemeleri dinlemeden, hepsini aþarak eylemlere
atýldýlar. Milyonlarca insaný kapitalist egemenliðe karþý ayaða kaldýran, süreklilik gösteren eylemlere “önayak olan”, burjuva toplumun ekonomik yasalarýdýr. Kapitalizmin
ekonomik yasalarý bir doða gücü gibi kendi
sonuçlarýna doðru kuvvetle ilerler. Bu süreç
ne denli sancýlý, çetin geçerse geçsin, bu sonuca doðru gidiþ mutlaktýr. Bugün kitleleri
eylemden eyleme sürükleyen itici güç, sistemin ekonomik temelinden kaynaklanan uz-
laþmaz çeliþki ve karþýtlýklardýr, bunlarýn
keskinleþmesidir. Binlerce politik lider bir araya gelse, kitlelere ekonomik þartlarýn yaptýðý etkiyi yapamazdý. Onlarý bu denli geniþ
çaplý eylemlere yöneltemez, eðitip birleþtiremezdi. Nesnel koþullar, büyük sosyalist birikimle, emekçilerin engin potansiyeliyle birleþince, burjuva toplumu alt-üst eden geliþmeler görülmeye baþladý. Olaylarýn geliþimi,
“sýnýf mücadelesi proletaryayý iktidara götürecektir” marksist görüþünü kesin bir açýklýkla doðruluyor.
Kitle eylemlerinde belirginleþen, yalnýzca yükselme ve yoðunlaþma yönü deðildir; mücadelenin biçimlerinde ve yöntemlerinde çok açýk bir deðiþim yaþanýyor. Sermayenin þiddete dayalý saldýrýlarý, emekçilerin
karþý þiddetiyle karþýlaþtý. Burjuva zor, kendi
karþýtýný yaratýyor. Emekçi kitle eylemlerinin, öðrenci eylemlerinin ve küresel anti-kapitalist eylemlerin pratiði, sermaye güçleri ile emek güçlerinin nasýl bir þiddetle karþý
karþýya geldiðinin kendi baþýna tanýtýdýr. Uluslararasý sermaye güçleri, bu eylemlere
karþý askeri yöntemler kullandýlar. Askeri
saldýrýlarda çok sayýda insan yaralandý ve öldürüldü. Bu, sistematik ve stratejik bir saldýrýdýr. Dünya çapýnda bir saldýrýdýr. Çýkarýlan
yasalar ve ülkeler arasý anlaþmalar, ezilen ve
sömürülen kitleler üstündeki baskýyý aðýrlaþtýrýyor. Halk yýðýnlarýnýn buna pratik yanýtý,
yine þiddetli eylemler oldu. Son yýllardaki
tüm büyük eylemlerde eylemci kitleler, hangi þiddet aracýný elde edebildilerse, onunla
burjuva kuvvetlere karþý koydular, üstüne üstüne yürüdüler. Onyýllarca parlamentarizmin
bataklýðýnda uyutulan emekçiler, bu aptallaþtýrýcý, sersemletici derin uyuþukluktan
kurtulmuþ ve militan, capcanlý bir politik yaþama gözlerini açmýþtýr. Yolunu devrimci
yöntemlerle açýyor. Zor, halâ, yeni bir toplumun ebesi rolünü oynamaya devam ediyor.
Bugüne kadar devrimci komünist partilerin ve devrimci sol örgütlerin daha çok
devrimci kriz döneminde baþvurduklarý ne
kadar devrimci yöntem ve devrimci örgütlenme araçlarý varsa, bugün yeniden geniþ
halk kitleleri tarafýndan ön plana çýkarýlýyor.
Çok açýk ki, yaþamsal sorunlar, kitleleri, bu
sorunlarý çözecek yollara zorluyor. Dünyada
ortaya çýkan bazý örnekler, gelecek dönemin
mücadele biçimleri hakkýnda bir fikir veriyor. Son olarak Korsikalý liman iþçileri grevlerinin etkinliðini güçlendirmek için, bir gemiye el koydular ve eylem yaptýlar. Fransa
bu eylemlere karþý savaþ güçlerini harekete
geçirdi ve askeri operasyon yaptý. Ýþçilerin
eylemi etkileyiciydi ve dünyada büyük bir
yanký yaptý. Korsikalý liman iþçilerinin yaptýðý eylem türünün aynýsý olmasa da, iþçi sý53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
nýfý militan-devrimci yöntemlere baþka yerlerde de baþvuruyor. Ýþçi sýnýfýnda devrimci
yöntemlere yöneliþ genel bir eðilimdir; genelleþecek pratik sonuçlarý olacaktýr. Ayný
yönelim Türkiye’de görülüyor. SEKA iþçileri, Seydiþehir iþçileri, Coca Cola iþçileri, kamu emekçileri, sermayenin saldýrýlarýna karþý þiddet yöntemlerine baþvurdular. Burjuvazi, gecekondu yýkýmlarýnda da görüldüðü gibi, kitleleri þiddet yöntemlerini kullanmaya
daha çok itecektir. Bu durum ise, devrimci
gruplarca kullanýlan eylem biçimlerinin her
yerde halk yýðýnlarýnýn eylem biçimine dönüþmesini getiriyor.
Ýþçi sýnýfý hareketi açýsýndan mücadelenin biçimleri sorunu, bir tercih meselesi deðildir. Ýþçi sýnýfýnýn politik temsilcileri olarak, hangi mücadele biçimine baþvurulacaðýnýn belirlenmesi bizim niyetlerimize göre
deðil, somut tarihsel koþullara sýký sýkýya
baðlýdýr. Ancak ilkel sosyalistler, somut koþullarýn emekçi halkýn karþýsýna hangi mücadele biçimini çýkaracaðýný bilmeden, tek biçimi mutlaklaþtýrýrlar. 19. yüzyýlýn sonlarýna
doðru görece barýþçý ve ýlýmlý mücadele döneminin çalýþma tarzý olarak parlamenter
mücadele ve eski tip iþçi partileri modelini
mutlaklaþtýran Ýkinci Enternasyonal partileri, 20. yüzyýlýn baþlarýndan itibaren, yeni bir
dönem, devrimci dönem baþlamasýna raðmen eski biçimlerde ýsrar etti. Sonuçta, proletaryanýn devrimci sýnýf mücadelesi, onlarýn
dýþýnda geliþti. Bugün de, tarihin yeni bir geliþme evresine girdiðini kavrayamayan, bu
nedenle eski biçimlerde ýsrar eden sosyalist
ve komünist hareketler var. Devrimci mücadele onlarýn dýþýnda veriliyor. Emekçi sýnýflarýn içinde bulunduðu aðýr ekonomik þartlar, sermayenin þiddetlenen saldýrýlarý ve politik kriz, iþçi sýnýfýný pratikte devrimci biçimlere yönelmeye zorluyor. Yani emekçi sýnýflar somut tarihsel koþullarýn geliþimine ve
gereksinmesine uygun olarak davranýyorlar.
Geliþmelerin gerisinde kalan ortalama sol
hareketlerdir.
Ýþçi sýnýfý her yeni devrimci atakta, devrimlere ciddi olarak hazýrlanma aþamasýnda;
sýnýf mücadelesinin geçirdiði önceki mücadele aþamasýnýn deneyimlerini, derslerini ve
örneklerini yeni baþtan incelemeye koyulur.
Ýçlerinde en ileri olanlarý kendisine örnek alýr; onunla iþe baþlar. Sonra yeni ve daha ileri örnekler yaratýr. Ýþçi sýnýfý bunu yaratma
kararlýlýðýna ve bilincine her zamankinden
daha fazla sahiptir.
13
YÜKSELEN DEVRÝM VE
DEVRÝMCÝ MÜCADELE
YÖNTEMLERÝ
B
urjuva toplum büyük bir hýzla
çözülüp, daðýlýyor. Bunu önleyecek hiçbir dýþ müdahale de
yoktur. Hükümet müdahalesi ancak daðýlmayý biraz geciktirebilir. Ama daha fazlasýný
deðil. Burjuva toplum kendi yýkýmýný kendi
hazýrladý. Bu toplum ancak kendi yýkýmýný
hazýrlayarak geliþebilirdi. Burjuva toplumun
ilerlemesi toplumsal karþýtlýklara dayanýr ve
karþýtýna dönüþecek þartlarý hazýrlar. Hükümet müdahaleleri, kapitalist ekonomiyle uyumlu olarak, süreci hýzlandýrdýðý zaman bile, aslýnda ardýlýnýn, komünist toplumunun
geliþini yakýnlaþtýrmýþ olur. Gelmekte olan
toplum, eski toplumun yýkýlmasýný hýzlandýrýr daima.
Burjuva toplumun yýkýlma sürecine girmesi, karþýtlýklarýnýn keskinleþmesi, ekonomik kriz vb. geliþmeler, bugüne kadar süren
tüm toplumsal iliþkileri havaya uçuruyor.
Bunlarýn baþýnda, orta sýnýflarla burjuvazi arasýnda devam eden iliþkiler geliyor. Orta sýnýflar, tekelci sermaye tarafýndan, mali sermaye tarafýndan kitlesel olarak mülksüzleþtiriliyor. Bankalar, borsalar, orta sýnýflarý ortadan kaldýrmakla, toplumdaki kendi toplumsal dayanaklarýný dinamitlemiþ oluyorlar. Ücretli emekçilerle, halkla toplumsal iliþkisi olan, onlarýn burjuvaziyle toplumsal
baðlarýný kuran, orta sýnýflardýr. Emekçi sýnýflarla orta sýnýflar, toplumsal günlük yaþamda birlikteler. Orta sýnýflar, emekçi sýnýflar üzerindeki burjuva ideolojisinin taþýyýcýlarý konumundalar. Onlar ortadan kalktýðý
zaman, burjuva sýnýfýn emekçiler üzerindeki
ideolojik etkisi de büyük ölçüde kýrýlacaktýr.
Bunun hangi sonuçlarý yaratacaðý da ortada.
Yani burjuvazi kendi egemenliðini kuþatacak koþullarý kendisi hazýrlamýþ oluyor.
Emperyalist ülkelerde, geçmiþteki ekonomik-sosyal anlamýyla bir “köylülük” yoktur. Egemen olan kapitalist tarým iþletmeleridir. Tarýmsal alanda çalýþan emekçiler, tarým
iþçileridir. Köylülüðün çözülüp-daðýlmasý,
baðýmlý kapitalist ülkelerde hýzla sürüyor.
Modern kapitalist ülkelerde orta sýnýfýn çoðunluðunu kent ve kýr küçük burjuvazisi o-
12
luþturuyor. Büyük burjuva sýnýfa tamamen
baðýmlý durumda bulunuyorlar. Kapitalist üretim dýþýnda kalan “baðýmsýz” bir üretim alaný kalmamýþtýr. Kent küçük burjuvazisi, tekellerin bayisi, servisçisi, dükkâncýsýdýr. Yaþamý tamamen tekellerin varlýðýna baðlýdýr.
Bu nedenle bir ekonomik krizde ilk çöken de
onlar oluyor. Yaþamlarýný ortadan kaldýran
da tekelci sermayedir, bankalardýr, borsalardýr. Çoðu hisse senedi sahibidir. Ve her borsa
krizinde canevinden vurulanlar bu “küçük
iþtirakçiler” oluyor. Ellerinde ne varsa satýp
borsaya yatýran bu küçük mülk sahipleri,
borsa krizi, borsa oyunlarýyla yitirip, bir anda “mülkiyetsizler” sýnýfýna karýþýyorlar…
Ve bu daima oluyor: Son yýllarýn ayýrýcý özelliði, borsa krizleri sýrasýnda sýçramalý bir
biçimde küçük mülk sahiplerinin iflas etmesi, batmasý ve yoksullaþmasý oldu. Sadece o
yýkýcý Güney Doðu Asya krizi sýrasýnda yüzmilyonlarca küçük mülk sahibi ortadan kalktý. Baðýmlý bir sýnýfýn geldiði yeri gösteren
bir örnekti orada olanlar. Orada, küçük burjuvazinin baþýna gelenler, aslýnda burjuva
toplumda çeþitli biçimlerde yaþanýyor.
Bu sürecin sýnýflar mücadelesindeki anlamý nedir? Her þeyden önce, burjuva toplumun daðýldýðýný gösteriyor. Küçük burjuvaziyi burjuva düzene baðlayan ekonomik baðlar çözülmüþtür. O, bu düzen tarafýndan yýkýma götürüldüðü için, sistemin karþýsýna geçmiþtir, tepkilidir, öfkelidir. Büyük burjuvazi,
bugüne kadar iþçi ayaklanmalarýný ezmede
yanýnda bulduðu küçük burjuvalarý artýk yanýnda bulamayacaktýr. Onlar artýk kapitalist
düzenle kanlý-býçaklýlar. Burjuvazi bu durumda nüfusun çok büyük çoðunluðunu karþýsýna almýþ durumdadýr. Kapitalist sýnýfýn
yapacaðý bir þey kalýyor: Topluma karþý savaþmak! Bugün tüm dünyada yaptýðý da
bundan ibaret. Küçük burjuvazi, iþçi sýnýfýnýn zaferine ve sosyalizme halen kuþkuyla
bakmakla birlikte, kendi dýþýnda, o büyük
çözüme doðru sürükleniyor.
Bir toplumun çözülüp-daðýlmasýna yol
açan, o toplumun iç çeliþkileridir; iç çeliþkilerin olgunlaþmasýdýr. Burjuva toplum, uz53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
laþmaz çeliþkileri ve karþýtlýklarý, doðuþuyla
birlikte bünyesinde taþýyor. Toplum ilerledikçe, maddi koþullar geliþtikçe, iç çeliþkiler
de, o ölçüde serpilip, olgunlaþýyor. Kapitalizmin emperyalist aþamasýnda ise, kapitalizmin tüm çeliþkileri keskinleþti ve açýða
çýktý. Ve bu çeliþkilerin þiddetlenmesinin sýnýflar mücadelesindeki yankýlarý, iç savaþ, ayaklanma ve devrim olmuþtur. Emperyalist
ülkelerde, iþçi sýnýfýnýn sorunlarýný “uzlaþma” ile çözdüðü 20. yüzyýlýn üçüncü çeyreðinde bile, kapitalizmin iç çeliþkileri olgunlaþmaya devam etti. Ýç çeliþkilerin olgunlaþmasý ve üst üste binmesidir ki, yüzyýlýn son
çeyreðinde, özellikle de son on yýlda, yüzyýlýn eylemleri ve ayaklanmalarý ortaya çýktý.
Kapitalizmin tüm iç çeliþkileri ve burjuva
toplum bütünüyle sýkýþýp patlamaya hazýr bir
bomba haline gelir; sonunda büyük bir gürültüyle patlar ve bu patlamada emekçi sýnýflarýn tüm devrimci enerjisi açýða çýkar. O zaman ortada ne kapitalizm kalýr ne de “uzlaþma”ya dayalý çözümleri.
Burjuva ideologlarýn ve onlarla ayný düþünceleri paylaþan burjuva iþçi sendikalarýnýn liderleri ile burjuvalaþmýþ iþçilerin bir
zamanlar savunduðu, “teori”leþtirdiði toplumsal sorunlarýn (iþçi sýnýfýnýn istemlerinin)
“uzlaþmalý” çözümü savý, sýnýf savaþýmýnýn
seyri içinde tuzla-buz oldu. Bugün artýk “katýlýmcý demokrasi” adýný verdikleri, kapitalist mülkiyete dokunmaksýzýn, iþçilerin kapitalist iþletmelerin yönetimine katýlmasý sistemi, eskisi kadar hararetle savunulamýyor.
Kapitalistlerin, iþçi sýnýfýný fabrikalardan,
mevzilerinden, örgütlü konumlarýndan söküp attýklarý ve bunun kaçýnýlmaz sonucu olarak, çalýþanlarý daha az ücrete ve sefalete
ittikleri bir ortamda, her türden “uzlaþma”
teorisi ne iþe yarar ki. Burjuvazinin fabrikalarda sendikalarýn ve iþçilerin katýlýmýyla oluþturduðu tüm “ortak” kurullar, genel platformlar, kapitalist ekonomiyi yöneten yasalar tarafýndan çökertildi. Ýþçi sýnýfýyla kapitalist sýnýf arasýndaki her türden politik “uzlaþma”, bu sýnýflarýn ekonomik çatýþmasýna aykýrýdýr. Maddi yaþamdaki çatýþma, kendini
Zindanlarý Yýkacak
ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!
ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR
Serpil Cabadan Ölüm Orucu Eylemi’nin 123. Gününde
er aný eylem olan Ölüm Orucu Eylemi, devrimci iraH
denin yenilmezliðini tüm dünyaya göstererek sürüyor.
Nazým Hikmet’in bir þiirinde dediði gibi “Türküler ancak bu
kadar hilesizdir / ve ancak komünistler and içerler böylesine hilesiz”… Günler, aylar, yýllar geçti ama onlar yürüyüþlerine devam ettiler dur durak bilmeden. Düþmanýn tüm saldýrýlarýný boþa çýkararak, böyle savaþçýlara sahip olan bir devrimin asla yenilmeyeceðini, zaferin birgün mutlaka iþçi sýnýfý ve emekçilerin
olacaðýný göstererek yürüdüler. Sosyalizme olan inançlarýyla,
büyük umutlarýyla, büyük sevdalarýyla yürüdüler. Ölümsüzleþen 120 savaþçýnýn anýlarýný da aldýlar yanlarýna, onlar gibi, onlarla birlikte yürüdüler.
Ve yürüyüþ sürüyor… Zaferi yakýnlaþtýracak olan bu büyük yürüyüþün kendisidir. Çünkü bu yürüyüþün sürdüðü her
gün düþman biraz daha yeniliyor. Devrimi büyüten, düþmaný
küçülten bir yürüyüþtür bu. Ölüm Orucu savaþçýlarý, köhnemiþ
düzen karþýsýnda umudun ordusunu temsil ediyorlar.
Fatma Koyupýnar ve Serdar Demirel, bugün Ölüm Orucu’nun 171. günündeler ve eylemlerini kararlýlýkla sürdürüyorlar. Serpilimiz ise bugün Ölüm Orucu’nun 123. gününde. Tarihe Leninistçe ad koymak için eylemimizi kararlýlýkla sürdürüyor.
ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK
ZAFERE KADAR!
“Sizi Sevgi, Özlem Ve Baðlýlýkla Sýmsýký Kucaklýyorum” *
“…Ben hala tek kalýyorum. Cuma günü buraya gelince giriþte pek bir sorun
yaþamadým. Sonra da C-89 nolu hücreye
tek baþýma kondum. Ayaklarýmdaki sorunlar ve koltuk deðnekleri ile kolay olmuyor
tabi ki. Ayakta durarak yapýlacak iþlerin
hiç birini yapamýyorum. Anlayacaðýn her
þey sorun. Bulaþýk, el yüz yýkama, tuvalet,
banyo-çamaþýr gibi en basit ihtiyaçlarýmdan tut da eþyalarýma kadar. Kapý alt katta olduðu için, verilen eþyalarýmý çýkartýp
dolaba bile yerleþtiremedim. En komik olaný ise, geçende çorbayý elimden düþürüp
hücrenin ortasýna dökmüþtüm, hala ortada öylece duruyor. Üzerine gazete örttüm.
Kendi kiþisel temizliðimi dahi yapamazken hücre temizliðini yapabilmem bile düþünülemez. Bütün isteðime, bildirmeme
raðmen hala tek kalýyorum. Þu son bir
haftayý anlatsam epey komik bir hikâye
çýkar ortaya. Durumum biliniyor elbette.
Zaten koltuk deðneklerini kullandýðým görülüyor ve epeyce hacimli olan saðlýk
dosyama bakmak yeterli. Ama ýsrarla bir
haftadýr tek tutuluyorum. “Neden?” diye
düþünmüyorum elbette. Neyin neden yapýldýðýný bilecek kadar tecrübeliyiz. Ben
de gülüyorum bütün bunlara, ayaklarýmýn
rahatsýzlýðýný bana karþý kullanmak elbette trajikomik bir hal alýyor. Yine de mümkün olan asgari yaþam koþullarýmý oluþturdum sayýlýr. Yapabileceðim þeyleri, yapabildiðim kadarýyla yapýyorum, çözümler üretmeye çalýþýyorum. Okuyorum. Kitaplarým da geldi ya, ayaklar sorun çýkartsa da sandalyeye oturup yazabiliyorum. Baþka da bir þey yok zaten.
(…)
Koþullarý yukarýda aktarmýþtým, saðlýk durumum ise bildiðin gibi. Ayaklar dýþýnda pek bir sorun yok. Yalnýz olduðum
için çok yoruluyorum. Bir de fizik tedavi
hareketlerini pek yapmýyorum. Oturarak
kendi baþýma yapabileceklerimi yapýyorum da diðerlerini pek fazla zorlamýyorum. Herhangi bir ters durumda sorun olursa yardýmcý olacak kimse yok diye.
Bunca uðraþmanýn sonunda kimseyi ver-
mediklerine göre yanýma, ya da arkadaþlarýmýn yanýna götürmediklerine göre niyetleri tek býrakmak. Çöp ev olmazsa kaldýðým hücre, iyi olacak. Baþkaca önemli
bir saðlýk sorunu yaþamýyorum. Saðlýðým
yerinde sayýlýr.
(…)
20 Ekim’de mahkemem var. Celp gelirse duruþmaya katýlabilirim. O zaman
çok uzaktan da olsa selamlaþýrýz. Gelirseniz görüþürüz. Þimdilik bu kadar olsun,
herkese sevgi ve selamlarýmý gönderiyorum. Daðýtýrsýn. Sizi çok seviyorum. Sevgi, özlem ve baðlýlýkla sýmsýký kucaklýyorum,
Daima!
Remzi”
* Ölüm Orucu Eylemi’nin 539. gününde müdahale edilerek sakat býrakýlan
Remzi AYDIN’ýn Bayrampaþa Özel Tip
Cezaevi’nden Tekirdað F Tipi’ne sevk edildikten sonra görüþçüsüne yazdýðý mektuptan alýntýdýr.
Düzeltme ve Özür: 52. sayýmýzýn ön kapaðýnda, 14. sayfasýnda ve arka kapaðýnda yer alan “Serpil Cabadan Ölüm Orucu
Eylemi’nin 123. günündedir” ibaresi, “Serpil Cabadan Ölüm Orucu Eylemi’nin 109. günündedir” olacaktýr; düzeltir özür dileriz.
14
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
DEVRÝMCÝ ÝÞÇÝ KOMÝTELERÝ’NDEN ÖLÜM ORUCU ÝÇÝN TÜYAP’TA EYLEM
H
er sene yapýlan TÜYAP Kitap Fuarý, bu sene Ölüm
Orucu ile ilgili yapýlan bir eyleme sahne oldu. 16 Ekim 2005’te TÜYAP Kitap Fuarý’nýn son gününde, Devrimci
Ýþçi Komiteleri (DÝK) eylem yaptý. “Ölüm Orucu Sürüyor”
pankartý açarak bir basýn açýklamasý yapan DÝK’li iþçiler,
“Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Yaþasýn Ölüm O-
rucu Eylemimiz” sloganlarýyla binlerce insanýn olduðu
salonu çýnlattýlar. Kitapseverler, bu kez yaþamýn gerçekleriyle daha yakýndan tanýþmýþ oldular. Belki onlarca kitaptan edinemeyecekleri yaþamýn canlý dilini
DÝK’lilerin eyleminde gördüler. 4 yiðit iþçi, onlara
zindanlarda Ölüm Orucunun sürdüðünü haykýrýyordu.
Ýþçi sýnýfý ve emekçilerin zindanlardaki devrimci tutsaklara, devrimin önderlerine sahip çýkmasý gerektiðini, aksi halde özgürleþemeyeceklerini anlatýyorlardý.
Kitaplarda yazýlan kahramanlýk öykülerinin günümüzde, üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda bizzat yaþandýðýný dile getiriyorlardý. Sloganlarý keskin bir kýlýç gibi
salonu bir baþtan bir baþa yarmýþ ve yüreklerinin kulaklarý saðýr olmayan herkese ulaþmýþtý. Ayný zamanda
salonun içinde “Ölüm Orucu Sürüyor” kuþlamalarý yapan DÝK’liler, polis tarafýndan zorla gözaltýna alýndýlar
ama sloganlarý salonda çýnlamaya devam ediyordu.
ARMUTLU
KATLÝAMI
DAVASI
SÜRÜYOR
ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK
ZAFERE KADAR!
SERPÝL CABADAN YALNIZ DEÐÝLDÝR!
Yaþamlarýmýz Devrime Emeðin
Kurtuluþuna Adanmýþtýr!
5 Kasým 2001’de
Küçük Armutlu’ya “Ýkinci Hayata Dönüþ”
adýyla düzenlenen katliam operasyonuna ve
ardýndan maðdur insanlarýn yýllara varan
ceza istemiyle yargýlanmasýna karþý tepkilerini gösteren TAYAD’lýlar Ýstanbul 14. Aðýr Ceza Mahkemesi önünde basýn açýklamasý gerçekleþtirdiler.
Geçekleþtirilen basýn açýklamasýný Tayad’lýlar adýna Eylül Ýþcan okudu.
Ýþcan; 5 Kasým’da Armutluya düzenlenen saldýrýnýn saatlerce sürdüðünü,
yüzlerce gaz bombasýnýn atýldýðýný, binlerce kurþunun sýkýldýðýný ve bu operasyonda Sultan YILDIZ, Arzu GÜLER, Barýþ KAÞ ve Bülent DURAÇ olmak üzere dört kiþinin katledildiðini belirterek, bu katliam saldýrýsýnda gözaltýna alýnan Hüseyin AKPINAR’ýn halen Tekirdað 1 No’lu F-Tipi hapishanesinde tutuklu bulunduðunu kaydetti. Katliamý gerçekleþtirilenlerin yargýlanmadýðýnýn altýný çizen Ýþcan; “Katliamý düzenleyenler, katliamýn talimatýný verenler yargýlanmalýdýr. Aksi taktirde yeni katliamlarýn, yeni infazlarýn önü açýlmýþ olacaktýr. Armutlu’ya atýlan binlerce kurþunun, atýlan binlerce gaz bombasýnýn, katledilen dört devrimcinin binlerce, milyonlarca tanýðý vardýr. Buna raðmen katliam emrini verenler yargýlanmamýþtýr. Her zaman olduðu gibi, katliamlarý alkýþlayan, pirim veren siyasi iktidar yargýlanmamaktadýr!” dedi. Basýn açýklamasý sýrasýnda sýk sýk “Adalet Ýstiyoruz”,
“Armutlu Katliamý Yargýlansýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” þekline sloganlar atýldý. Daha sonra bir grup mahkemeye katýldý.
Merhaba arkadaþlar, ben kapitalizme karþý öfke ve
nefretin yetmediðini düþünüyorum. Zaten bu sistemin
ölüm fermaný Leninistler tarafýndan imzalanmýþtýr. Ezilen ve sömürülen halklarýn-emekçilerin kurtuluþu toplumsal devrim mücadelesinden geçer. Örneðin, Kürt
halkýnýn halaya durmasý, zýlgýtlar çekmesi bile omuz omuza savaþmanýn bir simgesidir.
Kapitalizm, bu onurlu mücadelemizin yarattýðý sarsýntýlardan ve kendi iþleyiþ yasalarýndan dolayý çivisi
çýkmýþtýr. Yani kapitalizm depreme dayanýklý olmayan
inþaat malzemeleriyle inþa edilmiþtir. Halkýmýzýn sesleri sesimize ses katarak, kapitalizmin yerle bir olmasýna
neden olacaktýr.
Bizleri hiçbir þey yýldýramaz. Ne zindanlar, ne de
iþkenceler. Çünkü yaþamlarýmýz devrime, emeðin kurtuluþuna adanmýþtýr. Bilincimiz açýk; “Hoþ geldin ölüm, buyur otur” diyebiliriz. Asla tükenmeyiz, çünkü,
halkýz biz. Her gün devrim kavgamýz daha da büyüyor.
Ve devrimin büyük adýmlarý o büyük günü, insanlýðýn o
büyük bayramýný karþýlamayý bekliyor.
Emeðin tek kurtuluþu var. O da ancak “Faþizme
Karþý Silah Baþýna” geçilerek saðlanabilir. Ve hepimiz
de biliyoruz ki reformlarla çözülecek bir þey deðildir
yaþadýðýmýz sorunlar.
BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK!
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
Y.E. Mücadele Birliði Okuru/
Ýzmir
15
Boyun Eðmeyen Bir Açelyadýr
DERSÝM
1
945’te ABD, Hiroþima ve Nagazaki’ye atom bombasý atýp
yüzbinlerce insaný öldürdüðünde, insanlýk büyük bir vahþete tanýklýk etmiþti. Radyasyonun etkisiyle yüz binlerce insan yanmýþ kavrulmuþ; sað kalanlar
ise artýk hiçbir zaman tam anlamýyla bir
insan olamayacaklarýný büyük bir acýyla
hissetmiþlerdi. Ýnsanlarýn yanýp kavrulduðu yerde baþka canlýlar da yanýp kavrulmuþtu. Radyasyon, hayvanlarý ve bitkileri de öldürmüþtü; ama bir çiçek, radyasyona boyun eðmemiþti. Açelyaydý bu çiçeðin adý; daha sonra direnç çiçeði olarak
ünlenmiþti. Açelyalar o yoðun gaz bulutlarýnýn arasýnda boyunlarýný güneþe uzatmaya devam etmiþlerdi. Yapraklarý yanmýþ kavrulmuþ ama topraða sýkýca kök
salmýþ olan Açelyalar, her defasýnda yeniden sürgün vermiþlerdi. Radyasyona
meydan okurcasýna, “ben vardým, varým,
varolacaðým” dercesine boyunlarýný dik
tutmuþlardý…
Dersim, deyim yerindeyse yüzyýlladýr bombalanýyor. Dersim’in, emekçi insanlarýn daðý, taþý, topraklarý, aðaçlarý
kim bilir kaç kez zulme tanýklýk ettiler,
kim bilir kaç kez ciðerleri bombalardan
çýkan gazlarla yandý kavruldu Der-
sim’in… Dersim kim bilir kaç kez kýrýmdan geçirildi. Yaþlý insanlarýn gözbebeklerine baktýðýmýzda o gizli acýyý görürsünüz hemen. Derinde saklanan bir yara gibidir o gözler, sadece yoksulluða deðil,
iþkence, katliam ve zulme de tanýklýk etmiþlerdir ve eski bir yara gibi kanar dururlar.
Dersim, yüzyýllardýr bombalanýr ama
boyun eðmemiþtir. Bir Açelya gibi baþýný
hep dik tutmuþtur. “Biz artýk ölülerimizin
bile baþýný dik tutuyoruz” demiþtir Dersim… Dersim yenilmemiþtir; baðrýndan
savaþçýlar çýkarmaya devam etmiþtir her
zaman.
Bu yýl göðsünde 17 dað gülü patladý
Dersim’in… Bunun acýsý dinmeden yeni
ölüm haberleri geldi Dersim’den… Türk
Ordusu bu ay içinde yeni bir saldýrý baþlattý Dersim’e… 10 bin kiþiyle Ekim ayýnýn ortalarýnda baþlatýlan saldýrýda Dersim’in daðý taþý bombalandý yine; ormanlarý yakýldý, evleri tarandý…. Kendisini
bir dýþ savaþa göre hazýrlayan TC,
K.Kürdistan’da giriþtiði bu kapsamlý operasyonla, iç savaþý kendi lehine kazanmak, devrim güçlerini ezmek istiyor.
Devlet, bu saldýrýlarla halký sindirmek,
halkýn silahlý güçlerini imha etmek ve o-
lasý bir dýþ savaþta cephe gerisini saðlama
almak istiyor. ABD’nin “Geniþletilmiþ
Ortadoðu Projesi” çerçevesinde mayýn
tarlasýna sürülmeye hazýrlanan TC ordusu önce “içeri”yi kendisi için güvenli hale getirmeye çalýþýyor.
Ancak iç savaþýn geliþimi buna olanak tanýmýyor. Türkiye ve K.Kürdistan’da iþçi sýnýfý ve emekçi halklar giderek devrimci mücadele yöntemlerine daha çok yöneliyor. Devletin baskýsý ve zulmü insanlarda daha güçlü ayaða kalkma
isteði uyandýrýyor. Ýnsanlar içlerinde yýllardýr biriktirdikleri öfkeyi patlamalar
þeklinde dýþa vuruyorlar. Dersim’de bu
yapýlmak istenilen festivalin devlet tarafýndan engellenmesine, yasaklanmasýna
raðmen, halkýn fiili olarak festivali yapmasý, yasaða karþý yasalarý hiçe sayarak
ayaða kalkýp yürüyüþ yapmasý; daha sonrasýnda bölgeye getirilen gerilla cenazelerini kitlesel olarak sahiplenmesi, bu öfkenin ne kadar büyük olduðunu gösteriyor.
Dersim’de son operasyonlarda 6 gerilla katledildi. Dersim Ovacýk’ta Ayten
Gülmez, Murat Güzel, Yusuf Dal adlý
MKP’li gerillalar ile Dersim Pertek’te
Cezmi Çelik, Erdener Doðan ve Nevzat
Aslan adlý HPG’li gerillalar, faþist ordu
güçleriyle çatýþarak ölümsüzleþtiler. Gerillalar, daha sonra memleketlerine götürüldüler ve halkýn yoðun katýlýmýyla topraða verildiler.
Dersim, kendi savaþçýlarýný bir kez
daha bastý baðrýna. Ve gözleri bir kez daha yanmýþ gerilla bedenleriyle doldu
Dersim’in… Ve Dersim bir kez daha Açelya gibi baþýný daha da dikleþtirdi.
“Onlar Bizi Güzel Yarýnlara Taþýyacaklar”
Yaðmurlu bir eylül sabahý... Yer Reþadiye Parký...
Yorgun gözleriyle etraflarýna bakarken bugün eve ekmek
götürebilecek miyiz diye düþünen bi dolu insan yýðýný... Boyunlarý bükük, bakýþlarý ürkek, elleri nasýrlý... Onlar koca iþsizler ordusunun sadece bir bölüðü. Güvercinlerin gurultusu
bu insanlarýn midelerinden gelen açlýðýn gurultusunu andýrýyor. Kimi kaldýrýmda oturmuþ dert yanýyor memleket meselelerinden, kimi ayakta bir baþka içiyor sigarasýný. Yaklaþýk otuzbeþ-kýrk kiþiler. Aç kalmasýn çocuklar diye bekliyorlar. Etraftan geçenler kuþlara alýþtýðý gibi bu yorgun ve kaygýlý yüzlere de alýþmýþ. Ýþte, onlar bizi güzel yarýnlara taþýyacaklar.
Onlar en sonunda isyan edecekler bu diþlisi paslý düzene.
En temiz en devrimci duygularýmýzla anlatacaðýz onlara,
aðzýndaki salyalarýn kurumasýný beklemeden her yere saldýran
16
bu aþaðýlýk kapitalist sistemi. Ýþçileri ölesiye çalýþmaya
mahkûm eden çalýþmayanlarý bu iþsizler ordusuna katýp daha
bir öldüren bu düzeni ve kurtuluþun yolunu anlatacaðýz. Zindanlarda açlýða göðüs geren Serpilimizden, ölümün üstüne
yürüyen yoldaþlarýmýzdan selam götüreceðiz onlara. Muratýmýzý, Sibelimizi, Aysunumuzu, Yaþarýmýzý anlatacaðýz. Onlardan da bekleyeceðiz bir Kombat, bir serçe, bir AGÝT olmalarýný.
Gelecek bizlerin, gelecek iþçilerin emekçilerin elerinde...
Her yerde halkýmýzýn içinde olup, yüreklerine cesaret, bakýþlarýna umut olalým. Çünkü biliyoruz kýzýl bayraðýmýz göklere
yükselecek onlarýn nasýrlý ellerinde...
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
Eskiþehir Osmangazi Üniversitesi’nden
DÖB’lü Bir Öðrenci
DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ
DÜNYAYI SARSIYOR
Savaþ Karþýtý Nineler
Gözaltýna Alýndý
New York’ta, asker toplama bürosu
önünde savaþ karþýtý gösteri yapan yaþlý
kadýnlardan 18’i polis tarafýndan tutuklandý. Yaþlarý 49 ila 90 arasýnda deðiþen
ve kendilerine “Savaþ Karþýtý Nineler” adýný veren kadýnlar, Irak iþgalini protesto
amacýyla Times Meydaný’ndaki asker
toplama bürosu önünde bir oturma eylemi yaptý. Polis, izinsiz gösteri yapmaktan
eylemci kadýnlardan 18’ini tutukladý.
Grup liderinin 74 yaþýnda olduðu “Savaþ
Karþýtý Nineler” arasýnda 90 yaþýnda görme özürlü bir kadýn da bulunuyor.
Þok Ve Migros Ýþçileri
Greve Hazýrlanýyor
Tez-Koop-Ýþ Sendikasý ile Migros ve
Þok marketleri patronlarý arasýnda sürdürülen, yaklaþýk 500 iþyerindeki 7 bin iþçiyi kapsayan toplusözleþme görüþmelerinde anlaþma saðlanamamasý üzerine, sendika grev kararý aldý. Sendika üyesi çalýþanlar, 28 Ekim Cuma günü greve baþlayacaklarýný açýkladýlar. Migros ve Þok
patronu da toplusözleþme görüþmelerinde anlaþma saðlanamamasý nedeniyle,
lokavt kararý almýþtý.
AKP hükümetinin iþ baþýna geldiðinden bu yana en çok saðlýk alanýnda yasa,
yönetmelik ve mevzuat deðiþikliði yapmýþtý. Bu güne kadar çýkartýlmýþ olanlar
ve Genel Saðlýk Sigortasý bir bütünün
parçalarýdýr. AKP hükümeti saðlýkta dönüþüm projesi ile hastaneleri birer iþletmeye, Saðlýk Ocaklarýný aile doktorluðu
muayenehanelerine, hastalarý müþteriye,
saðlýk çalýþanlarýný tezgâhtara dönüþtürmeye çalýþýyor.
SES’ten GSS’ye Karþý Eylem
Okmeydaný Eðitim ve Araþtýrma
Hastanesi önüne gelerek burada pankart
açan saðlýk çalýþanlarý, Genel Saðlýk Sigortasý, Sosyal Güvenlik ve Kamu Personeli Yasa Tasarýlarýný protesto etmek amacýyla bir basýn açýklamasý yaptý.
Grup adýna konuþan SES Þiþli Þube
üyesi, özelleþtirmeye zemin hazýrlamak
için son 20 yýldýr kamu hizmeti veren kurumlara kaynak aktarýlmadýðýný ve bu kurumlarýn çökertilmeye çalýþýldýðýný belirterek, Genel Saðlýk Sigortasý ve Sosyal
Güvenlik yasalarýyla, hükümetin saðlýðý
ve sosyal güvenliði bir hak olmaktan çý-
kartýp piyasanýn vahþi kollarýna býrakmak
istediðini ifade etti.
Ýþçiler Özelleþtirmecileri
Mersin Limanýna Sokmadý
Mersin Limaný’nýn iþletme hakkýný
alan PSA-Akfen’in, limanda teknik inceleme yapacaðý haberini alan iþçiler, Liman A Kapýsý önünde toplanarak þirket
yetkililerinin limana girmesini engelledi.
Liman-Ýþ Þube Baþkaný, “Bu liman yasal
olarak hala TCDD’nin. PSA-Akfen’in bu
limanda inceleme yapmaya hakký yoktur” dedi. Özelleþtirme Ýdaresi Baþkanlýðý’nca yapýlan ihale sonunda Mersin Limaný’nýn iþletme hakkýný 49 yýllýðýna
devralan PSA-Akfen Ortaklýðý, limanda
teknik incelemeler yapmak üzere bir ekip
görevlendirmiþti. PSA-Akfen görevlilerinin 16 Ekim günü sabah saatlerinde limana gelerek inceleme yapacaklarýný öðrenen iþçiler ise sabah saatlerinden itibaren Liman A Kapýsý önünde beklemeye
baþladýlar. Sendika yöneticileriyle irtibat
kuran þirket elemanlarý, limana gelmekten vazgeçtiklerini bildirince iþçiler görevlerinin baþýna döndüler.
Ýzmir Konak Belediyesi’nde
Taþeronlaþmaya Karþý Direniþ
Konak Belediyesi’ne baðlý MERBEL A.Þ.’de çalýþan iþçiler, 17 Ekim’de
düzenlenecek olan taþeron ihalesine karþý iþ býrakarak Konak Belediyesi önünde eylem baþlattý. Konak Belediyesi,
yeni ihale yasasý gereði temizlik, park
ve bahçeler iþlerinde çalýþan taþeron firmalara da ihaleye katýlma hakký tanýdý.
Bu çerçevede 550 kiþinin çalýþtýðý temizlik iþlerinde 18 Ekim günü saat
14.00’de, yapýlacak olan ihaleye tepki
gösteren iþçiler, Konak Belediyesi önünde bir araya geldi. Ýþçiler, “Taþeron
talandýr, zulümdür” yazýlý bir pankart ve
“Ýþimize uzanan eller kýrýlsýn”, “Ýþimiz
için buradayýz” yazýlý dövizler açtý.
Sabahtan bu yana ihaleye katýlmak
Mersin’de
Saðlýk Hakký Ýçin Eylem
Mersin Özelleþtirme Karþýtý Platform, Sosyal Sigortalar ve Genel Saðlýk Sigortasý Yasasý’nýn Plan ve Bütçe
Komisyonu’ndan geri çekilmesi için
eylem yaptý.
Platform adýna açýklama yapan
SES Mersin Þube Baþkaný, Devlet
Hastanesi önünde düzenlenen protestoda, hükümetin en çok yasa, yönetmelik
ve mevzuat deðiþikliðini saðlýk sektöründe yaptýðýný vurgulayarak, halkýn
saðlýk hakkýnýn ve sosyal güvenliðinin
ortadan kaldýracak SSGSS’nin plan
bütçe komisyonundan geri çekilmesini
istediklerini belirtti.
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
17
için gelen 4 firmanýn yetkililerini
ikna ettiklerini kaydeden Genel Ýþ
Sendikasý Þube Baþkaný, ihale saatine kadar bekleyiþlerini sürdüreceklerini belirtti. “Taþeron elini iþimizden çek” , “Zafer direnen emekçinin olacak” , “MERBEL bizimdir, bizim olacak” þeklinde
slogan atan iþçiler, ardýndan belediye önündeki bekleyiþlerini sona
erdirdiler. Ýþçiler, 19-21-23 Ekim
tarihlerinde ihalelerin devam edeceðini belirterek, yine belediye önünde olacaklarýný söylediler.
Aliaða PETKÝM’de Sendikasýz Çalýþtýrmaya Karþý
Eylem
Ýzmir’in Aliaða ilçesinde PETKÝM
Tesisleri önünde toplanan Petrol-Ýþ Sendikasý Aliaða Þubesi üyeleri, PETKÝM’de sendikasýz iþçi çalýþtýrýlmasýný
protesto etti. Topluluk adýna basýn açýklamasý yapan Petrol-Ýþ Sendikasý Aliaða
Þube Baþkaný, Petkim’de çalýþan sendika
üyesi 17 iþçinin iþten çýkarýldýðýný bildirdi ve “PETKÝM’de iþçilerin sendikasýz,
ucuz iþgücüyle çalýþtýrýlmasýna göz yummayacaðýz” dedi. Topluluk, yapýlan basýn
açýklamasýnýn ardýndan daðýldý.
Onlarca Siyah Gence Gözaltý
ABD’nin Ohio eyaletinin Toledo
kentinde, kendisini “Amerika’nýn Nazi
Partisi” olarak tanýtan bir grubun gösteri
düzenlemesini protesto eden siyah gençlere Amerikan polisi saldýrarak en az 65
siyahý gözaltýna aldý. Olaylar, yaklaþýk 25
ýrkçý faþistin “kentteki beyazlara karþý siyah çetecilerin uyguladýðý þiddeti” protesto etmek için Toledo þehir parkýnda izinli bir gösteri için toplanmasýyla baþladý. Bu sýrada toplanan yüzlerce siyah
genç, bu gösteriyi protesto etmek istedi.
Belediye Baþkaný, þehirde olaðanüstü hal
ilan etti.
Rivienne’de Direniþ Sürüyor
Rivienne Inter Tekstil iþçileri, üç aydýr alamadýklarý ücretler ve aðýr çalýþma
koþullarý karþýsýnda, 5 Ekim tarihinde iþ
býrakarak fabrika önünde direniþe geçti.
200 iþçi, zorluklara ve patronun baskýlarýna karþý sürdürdükleri eylemlerini baþarýyla sonuçlandýracaklarýna inanýyor.
Direniþin ilk gününde fabrikanýn su
18
siyle Yarýmca Petrokimya tesislerinde çalýþan Petrol-Ýþ üyesi iþçiler, yarým gün iþ býraktý. TÜPRAÞ iþçileri dün saat 12.00’ye
kadar dolum, satýþ ve sevkýyatý
durdurdu. Sabah saatlerinden itibaren Aliaða TÜPRAÞ rafinerisi
önünde toplanan iþçiler iþbaþý
yapmadý. Özelleþtirmeye karþý siyasi iktidarý uyaran iþçilere, Aliaða PETKÝM iþçileri de yarým gün
iþ býrakarak destek verdi.
ve tuvaletlerini kapatan patron, þimdi de
elektriði kesti. Elektriðin olmadýðý üç
gün boyunca yaktýklarý ateþle aydýnlanmaya çalýþan iþçilere, en büyük desteði,
yan taraflarýnda kurulu olan baþka bir iþletmeye ait þantiyenin iþçileri yapýyor.
ÝberoAmerika Zirve Toplantýsý
Küba ve Venezüella’ya Destek
Gösterileriyle Kapandý
Salamanca’da yapýlan XV. Ýberoamerica ülkeleri zirve toplantýsý, Pazar günü yapýlan gösteriler eþliðinde sona erdi.
Yerel yetkililerin açýklamalarýna göre 5
bin, yerel basýna göre de 10 bin kiþinin
katýlýmýyla yapýlan “Küba ve Venezüella’ya Destek Gösteri Yürüyüþü”, Zamara
kapýsýndan þehir parkýna kadar yürünerek
gerçekleþtirildi. Küba ve Venezüella bayraklarý ile, ”Amerika’nýn ambargosunu
kýracaðýz, emperyalizme karþý sosyalizm” pankartlarý arkasýnda alana gelen
göstericiler, Amerika’nýn Küba’ya uyguladýðý insanlýk dýþý ambargonun kaldýrmasýný, Amerika’da ömür boyu hapis cezasýna çarptýrýlarak en kötü koþullarda
hapsedilen beþ Küba vatandaþýnýn serbest
býrakýlmasýný ve Amerika’nýn Venezüella’dan elini çekmesini istediler.
Salamanca’da bu gösteri yürüyüþü
dýþýnda; 5 bin Ýspanyol çiftçi, gün boyu
yaptýklarý gösteriler ile Ýspanya Hükümetinin tarým politikalarýný protesto ettiler.
TÜPRAÞ Yine Uyardý
TÜPRAÞ ve PETKÝM iþçilerinin özelleþtirme karþýtý eylemleri devam ediyor. TÜPRAÞ’ýn Aliaða, Kýrýkkale, Kocaeli ve Batman’da kurulu dört rafineri53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
Genel Grev
Baþarýyla Tamamlandý
Belçika’da son 12 yýldýr ilk
kez bir genel grev düzenlendi. Sol
sendika FGTB tarafýndan 8 Ekim
günü düzenlenen bir günlük genel grev,
baþarýyla sonuçlandý. Hükümetin erken
emeklilik yaþýný 58’den 60’a çýkarmak
istemesinden ve çeþitli sosyal sigorta sorunlarýndan kaynaklanan uzlaþmazlýða
çözümün gecikmesi üzerine FGTB greve
gitti. Kamu taþýmacýlýðý araçlarýnýn durmasý nedeniyle ülke genelinde büyük trafik sorunlarý yaþandý ve kamu sektörü ve
özel sektörde üretim ve hizmetler geniþ
ölçüde aksadý. Büyük maðazalarýn çoðunluðu kapýlarýný açamadý. Uluslararasý
demiryolu seferleri durdu, bazý havaalanlarý kapatýldý. Grev, medya sektöründe de
etkili oldu. Greve Opel, Sappi ve BMW
fabrikalarýnda çalýþan iþçiler de katýldý.
Belçikalý emekçiler, 28 ekim’de bir genel
grev daha pklanlýyorlar.
AEG’de Ýþbýrakma
Ýsveç tekeli Electrolux’a ait AEG’nin
Nürnberg fabrikasý iþçileri, fabrikanýn kapatýlma planýný durdurmak için 24 saatlik
grev yaptýlar. 5 Ekim günü yapýlan greve
katýlýmýn çok yüksek olduðunu belirten
IG Metall sözcüsü Jürgen Wechsler, iþçilerin iþyerlerini korumak için mücadeleye hazýr olduklarýný bildirdi. Fabrikanýn
kapatýlmasýyla ilgili karar 24 Ekim’de
yapýlacak Denetleme Komisyonu toplantýsýnda alýnacak. IG Metall Baþkanvekili,
fabrikanýn kapatýlacak olmasýnýn yalnýzca
Nürnberg’de çalýþan 1750 iþçiyi deðil,
yan sanayideki binlerce kiþiyi de iþsiz býrakacaðýný dile getirdi ve her þeye raðmen fabrikanýn kapatýlmasý halinde halka
Electrolux mallarýný boykot etmesi için
çaðrý yapýlacaðýný ifade etti.
Ýnsanýn Tüylerini Ürperten
Bir Sömürü
Daha önceleri sözünü ettiðimiz Cross Jeans olarak bilinen
firmanýn iþçileriyle görüþtük. Bu görüþmemizde, insanlarýn nasýl
köle gibi çalýþtýrýldýðýný bir kez daha gördük. Onlarýn yaþadýklarýný sizlere aktardýðýmýzda siz okurlarýmýz da görmüþ olacaksýnýz.
Cross Jeans, bilindiði gibi bu isimle ticari faaliyet göstermemektedir. Bu isim sadece kendi reklâmýný yapabilmek için ve
kendine pazar edinebilmek için kullandýðý patent ismidir. Asýl ismi ise Þýk Makas Giyim Sanayi Ticaret olarak geçerlidir. Tabii
ki, burasý bizi çok fazla ilgilendirmiyor, bizi asýl ilgilendiren yaný, buradaki iþçilerin kanýnýn son damlasýna kadar nasýl emildiðidir.
Bir iþçi arkadaþla yaptýðýmýz sohbette konuþtuklarýmýz, gerçekten de insanýn tüylerini ürpertiyor ve sadece buradan bakýldýðýnda bile, devletin sermayenin bir baský aracý olduðunu görmeye yeterli oluyor. Þýk Makas’ýn zýmpara bölümünde çalýþan arkadaþýmýz, þunlarý aktarýyor: “Biz orada primle çalýþtýrýlýyoruz.
Yani bir pantolona bir fiyat biçiliyor ve günde þu kadar yapacaksýn deniyor. Bu sayýyý çýkartamazsan, çýkartana kadar çalýþacaksýn, kaç saat çalýþtýðýn önemli deðil, sayýyý çýkartman önemli,
istersen onüç saat çalýþ, istersen yarýna içeri borçlu þekilde iþe
baþla. Çünkü bu bölümde çalýþanlar ya 13 saat çalýþýr ya da 11
saat çalýþýrlar yani ya 08:00 - 21:30 ya da 21:30 - 08:30 olarak
çalýþýrlar. Özellikle yeni giren iþçiler, onlara söylenen sayýyý üretemezler ve onlara orada çalýþan patronun adamlarý olan amirlerimiz, ‘bu senin iþe yeni baþlamandan kaynaklý, bugün içeriye
borçlu olarak kalmýþ olabilirsin ama yarýn veya öbür gün çok
para kazanacaksýn’ þeklinde konuþurlar ve iþçi ertesi gün içeriye bir daha borçlu kalýr. Eline çok fazla bir þey geçmeyince iþçi
iþten ayrýlýr. Onun içindir ki, bu bölümde sýkça iþçi deðiþir yani
burada sürekli bir devri-daim vardýr.” Evet, iþçi arkadaþ zýmparayý böyle deðerlendirirken yýkamayý da ele almak istiyor. “Yýkama bölümü hem iþ olarak aðýr hem de kazalarýn yoðun yaþandýðý bir yer. Bu nedenle, bu bölüm de sürekli devri-daim içerisindedir. Burada çalýþan arkadaþlarýmýz sürekli 8 saat çalýþtýðý için
fazla mesai de alamazlar. Yani sadece asgari ücretle çalýþýrlar
bu insanlar. Hem yoðun iþ kazasý, hem aðýr sürekli devri-daim
yaþanýyor. Bir arkadaþýmýz makineye kolunu kaptýrdý ve kolu bilek ve dirsek arasýnda birkaç yerinden kýrýldý. Arkadaþýmýz bu olayla ilgili olarak iþyerini mahkemeye verince iþten atýldý ve açlýða terk edildi.”
Sohbet sýrasýnda, biz de “bunlardan baþka bölüm yok mu”
diye sorduk. Arkadaþ “var” dedi ve baþladý tekrar anlatmaya; ama o kadar etkilenmiþti ki, bunlarý dinleyenler var mýymýþ diye
kendi kendine sorduðunu yüzünden okuyabiliyordum.
“Ben size en kötü koþulda yaþananlarý öne alarak anlatýyorum. Çünkü unuturum diye korkuyorum. Lokal tiþörtte çalýþan
arkadaþlarýmýz var ve insan lokalde çalýþan arkadaþlarýn durumunun ne kadar aðýr olduðunu onlardan öðrenmeden önce, fabrikalarýn diðer bölümlerinde çalýþan arkadaþlardan öðreniyor.
Bu bölümde çalýþan arkadaþlardan “yaþayan ölüler” diye söz
ettiklerinde, ne anlatmak istendiðini insan, onlarla diyalog ku-
runca daha iyi anlýyor. Bu bölümün kullandýðý birkaç kimyasal
madde var ve bunlarýn her biri yoðun bir kanserojen madde üretmektedir. Damar týkanýklýklarý, kas aðrýlarý, aðýzdan, burundan kan gelmesi vb. bu arkadaþlarýn ne kadar aðýr koþullarda
çalýþtýðýný anlamamýz için yetiyor da artýyor bile. Yukarýda da
söylediðim gibi bazý kimyasallar var, permangrant, pikmen, reçine bu kimyasalýn birkaç çeþidi de kullanýlmaktadýr ve bazý kumaþ boyalarý. Ama kumaþ boyalarýný dikkate almak bile gerekmez. Diðerlerinin insan üzerindeki tahribatý düþünülürse, insan
boyalarý hiçe sayýyor. Bu arkadaþlardaki baþ aðrýlarýný yaratan
sorun ise ucuza mal edilmiþ makinelerdir. Bunlarýn takýlý olduðu
kabinler var. Kabinlerde çok güçlü olmasa da güçlü havalandýrmalar var. Bu havalandýrmalar, makinelere takýlý olan pantolonlara tatbik edilen kimyasallarýn dýþarý atýlmasýný saðlýyor. Çünkü
bu kimyasallar sprey tabancasý ile veriliyor. Havalandýrmalar,
kimyasallarý dýþarý atarken kabin önünde çalýþan insanlarýn vücudunu bu kimyasallarla sarýyor adeta. Bu insanlar ayný zamanda rüzgârýn yarattýðý elektriklenmenin ortasýnda kalýyorlar. Bu
da, genelde omurilik ve omuz kemikleriyle birleþerek beyine kadar gidiyor. Daha önce de söylediðim gibi baþ aðrýsý yapýyor.
Öyle bir aðrý ki, migren aðrýsýný aratmayan bir baþ aðrýsý. Bu
kadarla da kalmýyor, bu elektrik bel fýtýðýna, ciðerlerin su toplamasýna ve daha birçok rahatsýzlýða neden oluyor. Ne garip bir
þey ki, hiç kimse tazminatýný alamýyor. Her çýkanýn tazminatý içeride kalýyor.
Burada aklýma gelmiþken söyleyeyim, üretimde çalýþan arkadaþlarýn kullandýðý tuvalette gazete bulunmuþ ve sadece gazetenin bulunmasý ile þüphelendikleri bantta deyim yerindeyse,
kimseyi býrakmamýþlar. Ya bölüm içerisinde ya da baþka bölümlere gönderilerek bant ekibi daðýtýlmýþ ve yeni bir bant ekibi kurulmuþ.
Diðer yandan bu bölümde insanlarýn birbiri arasýndaki diyalogu koparmak için bant baþý, kalite kontrolcü diye bilinen
patronun iþçileri denetlemesi için bulundurduðu deyim yerindeyse ajanlarý var. Bunlarýn temel görevi iþçilerin arasýndaki baðý
koparmak. Bunun yaný sýra kimler birbirleriyle diyalog kuruyor
ya da kimler sürekli bir araya geliyor, kontrol etmek ve jurnallemek.”
Ýþte iþçi arkadaþýmýzýn söyledikleri bunlar. Onlara söylemek
istediðimiz tek þey var: iþçilerin kendi yaþam koþularýný düzeltmek için öncelikle kendi öz örgütlülüðümüz olan Devrimci Ýþçi
Komiteleri’ni (DÝK) her fabrikaya götürmemiz gerekiyor. Komitenin görevlerinden birisi, iþçilerin kendi sorunlarýný ele alarak
iþçileri bir araya getirmektir. Yani iþçi dayanýþmasýyla, gasp edilen haklarýmýzý geri almaktýr. Elbette görevimiz sadece bununla
sýnýrlý deðildir. Devrimle sonuçlanmayan, kazanýlmýþ her hak
sistem tarafýndan geri alýnmaya mahkûmdur. Onun içindir ki,
DÝK’in görevi iþçileri devrime hazýrlamak ve Leninist Parti öncülüðünde devrim yapmaktýr.
16. YILINDA LENÝNÝST SAFLARA!
YAÞASIN DEVRÝMCÝ ÝÞÇÝ KOMÝTELERÝ!
Trakya’dan DÝK’li Bir Ýþçi
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
19
VENEZÜELA:
Bolivarcý Devrim Geliþiyor
B
ütün dünyanýn gözü onun üzerine çevrilmiþ durumda.
Herkes merakla bir sonraki
hareketinin ne olacaðýný bekliyor. Bu derece etkiyi, yýllar önce Fidel Castro yaratabilmiþti ancak. Fidel Castro, BM kürsüsünde konuþurken bütün dünya pür dikkat onu dinliyordu.
Bu yýl Londra’da yapýlan Birleþmiþ
Milletler toplantýsýna ABD’nin baskýsýyla
Castro yine çaðýrýlmadý, ama yokluðu hissedilmedi dense yeridir; çünkü Venezüella devlet baþkaný Hugo Chavez, kürsüden
yaptýðý 22 dakikalýk konuþma boyunca,
ABD emperyalizmini yerden yere vurdu.
5 dakikalýk konuþma süresini aþtýðý için
divan baþkaný tarafýndan uyarýlan Chavez, elindeki kâðýdý öfke ile savurarak,
kürsüde ABD Baþkaný George Bush’un
20 dakika konuþma hakký varsa kendisinin de olduðunu söyledi. Chavez’in bu
tavrý, BM Genel Kurulu’ndan alkýþ aldý.
Bunun da ötesinde tüm dünyada ezilen ve
sömürülen milyonlarca insanýn sempatisini kazandý. Chavez, ezilen ve sömürülen
milyonlarca insanýn sesini BM Genel Kuruluna taþýmýþtý çünkü. Ve Chavez bunun-
20
la da sýnýrlý kalmadý; ABD’yi terörist bir
devlet olarak nitelendirdi. Ve bir an önce,
iþgal ettiði Afganistan ve Irak’tan çekilmesi gerektiðini vurguladý. Chavez, uluslarýn kendi kaderlerini özgürce tayin etmesi gerektiðini söyledi. ABD’nin Venezüella’yý da iþgal etmek istediðini, bunun
için planlar hazýrladýðýný belirten Chavez,
bu konuda ellerinde güçlü, somut kanýtlar
olduðunu, bu planýn adýnýn “Bolboa” olduðunu açýkladý. “ABD, Irak’ý iþgal etti
ama Venezüela, Irak deðildir” diyerek
tehditlere pabuç býrakmayacaklarýný da
gösterdi. Chavez, BM’nin merkezinin
ABD’den baþka bir yere taþýnmasý gerektiðini de sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.
Bugün Venezüela, Chavez’de simgeleþen Bolivarcý* bir devrim yaþýyor. Chavez, adeta bunu somutlamak istercesine
Venezüela’nýn adýný Bolivarcý Venezüela
Cumhuriyeti olarak deðiþtirmiþ durumda.
Son dönemde Venezüelalýlarýn dillerinden
düþürmedikleri bir söz var. Diyorlar ki,
“Bolivarcý Cumhuriyet, eþitlik için mücadele ediyor”. Bu tamamýyla doðru bir tespit. Çünkü Chavez’in kendisi sýk
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
sýk
Venezüela’yý sosyalist ekonomiye doðru
götürme isteðini dile getiriyor. Chavez,
buna “21. yüzyýl sosyalizmi” diyor. Henüz kavramýn altý yeterince doldurulmamýþ olsa da sosyalizme yapýlan vurgu önem taþýyor. “Yeni Tip Sosyalizm” dendiðinde, öncesine bir eleþtiri olduðu anlaþýlýyor; ama bu eleþtirinin ne olduðu sistemli bir þekilde açýklanmýyor. Bunun nedeni, Chavez’in sosyalizme tanýþýklýðýnýn
henüz yeni olmasýdýr. Zamanla taþlarýn
yerli yerine oturacaðýný ve Chavez’in tam
bir sosyalist düþünceye ulaþacaðýný þimdiden öngörmek zor deðil. Venezüela’da
son birkaç aydaki geliþmelere bakarak
söyleyebiliriz ki, Chavez ve Venezüela
halký iyi yolda. Bazýlarýnýn kendilerini
Küba’yý taklit ediyor olmakla eleþtirmesine kulaklarýný týkayarak, kendi doðru bildikleri yoldan, emin adýmlarla yürümeye
devam ediyorlar.
Chavez, 2001 yýlýnda devlete, özel
mülkiyete el koyma yetkisi veren bir yasayý onayladý. Ve kýsa bir süre önce en
büyük petrol þirketlerinden biri olan,
PVDSA’yý ulusallaþtýrdý; yani devlet
mülkiyetine geçirdi. Bugün Venezüela’da
birçok fabrika bizzat iþçiler tarafýndan
yönetiliyor. Chavez, durmaksýzýn iþçilerin
daha çok fabrikayý ele geçirmesi için çaðrý yapýyor. Týpký Zimbabwe’de Mugabe’nin yaptýðý gibi köylüleri toprak iþgaline teþvik ediyor. (Bu arada Mugabe ile de
iyi iliþkiler geliþtiriyor). Kýr yoksullarýna
destek sunuyor. Burjuva sýnýf ile iþçi sýnýfý ve emekçiler arasýndaki güç dengeleri
henüz Chavez’in daha köklü tedbirler almasýna olanak tanýmýyor; ama Ocak ayýnda Porto Allegre’de yapýlan Dünya Sosyal Forumu’nda Bolivarcý Devrimin, bir
sosyalist devrim olduðunu ilan ederek ni-
yetini açýkça ortaya koyuyor. Bunun karþýsýnda burjuvazi rahatsýzlýðýný dile getirmeden edemiyor. Fedecamaras Ýþverenler Federasyonu, iþadamlarýnýn hükümetinin azgeliþmiþlik ve
kýtlýkla savaþý, toprak reformu vb. gibi konularda hükümetin
yanýnda olduklarýný, ama özel mülkiyete dokunulmamasý gerektiðini söyleyerek korkusunu açýkça dile getirdi. Burjuvazi,
her þeye razýdýr, ama özel mülkiyetin kutsal mabedinin kapýsýnýn iþçi ve emekçilere açýlmasýna, asla! Bu Venezüela’da bir
iç savaþýn kaçýnýlmaz olarak yaþanacaðýný gösteriyor. Burjuva
sýnýf hâlâ ekonomik olarak hakim durumda. Ve kaybettiði iktidarýný ele geçirmek için mücadele ediyor. Bolivarcý Devrimin geliþiminin kendi sonunu hazýrlayacaðýný, sosyalizme
yönelen Venezüela halkýnýn burjuva özel mülkiyete son vereceðini görüyor. Burjuva sýnýf savaþmadan yenilgiyi kabul etmeyecek, ayrýcalýklarýndan kendi isteðiyle vazgeçmeyecektir.
Emperyalizmin de desteðiyle Bolivarcý Devrimi durdurabilmek
için her yola baþvuracaktýr. Ama tüm geliþmeler ne yaparlarsa
yapsýnlar Chavez önderliðindeki devrimin geliþimini engelleyemeyeceklerini, iç savaþý kazananlarýn Venezüela’nýn iþçi ve emekçi halklarý olacaðýný gösteriyor.
Chavez, üretim araçlarýnýn toplumsal mülkiyetine doðru
yeni adýmlar atmayý sürdürüyor. Daha yenilerde ülkenin en büyük yiyecek þirketlerinden birinin topraklarýna el koydu. Bunlarýn yaný sýra Chavez, en fazla net anti-emperyalist tutumuyla
göz dolduruyor. Kendisini, ABD halkýndan deðil ama Bush yönetiminden nefret eden bir devrimci olarak tanýmlayan Chavez,
Venezüela’nýn uluslararasý rezervlerini ABD bankalarýndan
çekmek suretiyle bu nefreti pratik tavýrlarýyla da gösteriyor. Elbette bu nefret karþýlýksýz kalmýyor. ABD’li uzmanlar, Chavez’i
Latin Amerikalý gerilla gruplarýný desteklemekle suçluyorlar.
Geçtiðimiz aylarda Amerikalý bir papaz olan Pat Robertson açýkça Chavez’e bir suikast yapýlmasýný istedi ve Venezüela devlet baþkanýna yapýlacak suikastýn savaþtan “daha ucuz” olacaðýný söyledi. Elbette bu ucuz politikalar Chavez’in gözünü korkutmadý. “ABD yönetimi insanlýk için bir tehdittir. Amerikan
halkýnýn, insanlýðý bu tehditten kurtaracaðýna eminim” diyen
Chavez, açýkça meydan okudu. Pat Robertson, daha sonra sözlerini geri aldý ama ABD’li burjuvalarýn gerçek niyetini de ele
vermiþ oldu.
Hatýrlanacaktýr, ABD 2002 yýlýnda CIA eliyle Chavez’e
karþý bir hükümet darbesi örgütlemiþti. Ardýndan petrol þirketleri üretimi durdurmuþ ve Venezüela ciddi bir kriz yaþamýþtý.
Ama halk, çok geçmeden bu darbeye cevap vermiþ, milyonlarca insan karþý devrimcilerin üzerine yürüyerek Chavez’e sahip
çýkmýþtý. Bunun üzerine Chavez yeniden görevinin baþýna iade
edilmek zorunda kalmýþtý. Bu ABD nezdinde, emperyalizme atýlmýþ ciddi bir þamardý. Halk, kendisini sosyalizm yolunda yürüten liderine sahip çýkmýþ, karþý devrimi, devrimin gücüyle
yýkmýþ, yerle bir etmiþti. Böylece Venezüela halký 21. yüzyýlda,
tercihini sosyalizmden yana yaptýðýný gösteriyordu. Sosyalizm
yönünde atýlan adýmlar halkýn desteðini kazanmýþ, Chavez halkýn kahramaný olmuþtu. Sonrasýnda yapýlan devlet baþkanlýðý
seçimlerini %90 gibi bir oyla kazanan Chavez, yerini saðlamlaþtýrdý.
Bütün bu süreç boyunca kuþkusuz Chavez’in en büyük
destekçisi, yoldaþ Küba halký ve komünist önder Fidel Castro
oldu. Chavez sýk sýk Fidel için “benim en iyi arkadaþlarýmdan
biri” diyor. Onun birçok özelliðine hayran olduðunu söylüyor.
Bunlarý, cesaret, yiðitlik, örnek olma, 40 yýldan fazla zamandýr
ambargo ve sabotajlara raðmen devrimi sürdürme, 80’ine merdiven dayamýþ olmasýna raðmen yaþam dolu oluþu olarak sýralýyor. Fidel gibi dünyada ve kendi ülkesinde geliþen olaylara bu
kadar hâkim bir liderle tanýþmadýðýný, Fidel’in kendisini sürekli
halkýn sorunlarýný çözmeye adadýðýný söylüyor.
Bugün Küba ve Venezüela birbirlerini her konuda destekliyorlar. Venezüela Küba’ya, özellikle Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra fazlasýyla ihtiyaç duyduðu petrolü veriyor.
Bu þekilde Venezüela ABD’nin Küba’ya yönelik ambargosunu
da deliyor. Küba ise Venezüela’ya doktorlarýný gönderiyor. Ve
kendi deneyimlerini aktarýyor. ABD güdümlü FTAA (Amerikalýlar Serbest Ticaret Anlaþmasý)’ya karþý çýkan Venezüela, Bolivarcý Alternatif Ticaret Anlaþmasý’ný hayata geçiriyor. Buna
göre Küba ile petrol, madencilik, sanayi alanýnda derin iþbirliðine gidiyor. “Serbest Ticaret”e karþý “eþit ve adil ticaret”i hayata geçiriyor. Venezüela, Küba’ya dönük ambargoyu kýrarak
bir “örnek” yaratýyor ve ABD’yi saldýrganlaþtýran þeylerin baþýnda da bu geliyor.
Deðinmeden geçmeyelim, Venezüela’da güçlü sayýlabilecek bir komünist partisi var. 1931’de Komünist Enternasyonalin Venezüela Seksiyonu olarak kurulan Venezüela Komünist
Partisi, varolan hükümette yer alýyor ve Chavez’in politikalarýný destekliyor.
Devrimci Bolivarcý Hareketinden gelen Chavez’in, önümüzdeki süreçte nasýl bir yol izleyeceðini bütün bu iç ve dýþ
faktörler birlikte belirleyecektir. Ama þimdiden þunu söylemek
zor deðil. Venezüela’nýn tüm dünyada sempati yaratan lideri,
sosyalizmin çekiciliðine kendisini kaptýrmýþtýr. Ve tüm geliþmeler bunun sadece, onun tercihi olmadýðýný bütün Venezüela halkýnýn bu yola girdiðini gösteriyor.
* Bolivarcýlýk: Güney Amerika’nýn kuzeyinde yaygýn olan siyasi düþünce. Adýný, kendisi bu coðrafyada baðýmsýzlýk mücadelesine adamýþ Simon Bolivar’dan alýyor. Simon Bolivar, 19. yüzyýlda Ýspanya’ya karþý baðýmsýzlýk mücadelesine önderlik ediyor. Bugünkü anlamý, Latin Amerika ülkelerinin emperyalizme karþý mücadelesi olarak belirginleþiyor. FARC dâhil birçok örgüt, Simon
Bolivar’ýn devrimci fikirlerinden esinlendiklerini söylüyorlar.
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
21
“Yaþanýlasý Bir Dünya Yaratmak Ýçin..”
Sosyal yýkýmýn her geçen gün daha fazla insaný sarstýðý
günümüz koþullarýnda bizler de Antep DÝK olarak çalýþmalarýmýza hýz kesmeden devam ediyoruz. Özellikle yaþadýðýmýz bu açlýk ve yoksulluk koþullarýnýn bir yok oluþa
varmadan, sömürü düzeninden nasýl kurtulacaðýmýzý Antep iþçi ve emekçilerine anlatmaya devam ediyoruz.
En son olarak da 8 Ekim 2005 cumartesi akþamý duvar
yazýlamalarý gerçekleþtirdik. Yazýlamalarýmýz, Kürt halkýna yönelik son dönemde artan operasyonlarýn, linç giriþimlerinin, katliamlarýn karþýsýnda mücadele etmeye, iþçi ve
emekçileri, 16. mücadele yýlýna giren Leninist Parti’nin
saflarýnda mücadele etmeye çaðýran bir içeriðe sahipti.
“Kürt Halkýna Kalkan Elleri Kýracaðýz, Devrimci Ýþçi Komiteleri”, “16. Yýlýnda Leninist Saflara” sloganlarýmýzý ve
birçok DÝK imzasýný Antep’in iþçi ve emekçi semtlerinden biri olan Düztepe’de ana cadde üzerindeki duvarlara
yazdýk. Özellikle son dönemde çok alýþkýn olmadýklarý yazýlamalar, Antep iþçi ve emekçileri arasýnda olumlu bir etki yarattý. Eylemlerimiz daha da yoðunlaþarak devam edecektir. Yaþanýlasý bir dünyayý yaratma mücadelesinde bütün iþçi sýnýfýný Devrimci Ýþçi Komitelerinde örgütlenmeye ve sermayeye karþý amansýz bir kavgaya davet ediyoruz.
“Bu Düzeni Yýkýp Sosyalizmi
Kuracaðýmýza Ýnanýyorum”
Merhaba Yoldaþlar. Ben 18 yaþýnda henüz lise 1’e giden bir
öðrenciyim. Türkiye ve Kürdistan’daki milyonlarca genç gibi
sömürülen bir ailenin çocuðuyum. Hayatýn ekonomik zorluklarýndan dolayý sömürü ve patron tokadýyla henüz 8 yaþýndayken
tanýþmak zorunda kaldým. Hayatýmýn en önemli yýllarýnda iyi bir
eðitim görmem gerekirken hayatýmýn 10 yýlý boyunca sermaye
sahiplerinin kasalarýný doldurmak zorunda kaldým. Bir yandan
zar zor bu yaþýma kadar eðitimimi tamamlamak için koþtururken
geriye kalan bütün vaktimde de çalýþtým ve hayatým hala bu þekilde devam ediyor. Biz bu ülkede emeði sömürülen milyonlarca
genç insanlarýz. Eðer bizler bu hayata boyun eðersek ve bu
iðrenç düzene sessiz kalýrsak, kendimiz gibi çocuklarýmýzý da sermayeye köle yaparýz. Eðer bütün baskýlara raðmen bilinçli ve
örgütlü bir toplum, kimsenin ezilmediði sömürülmediði ve üç
kuruþa talim etmediði bir hayat yaratýrsak kimse çocuðunu 8
yaþýnda çalýþtýrmak zorunda kalmaz. Çocuklarýmýz daha bilinçli
daha özgür bir toplum içerisinde yaþarlar. Nasýl ki bu dünyayý
suyuyla, taþýyla topraðýyla yaratan ve yaþatan bizlersek, kimsenin
ezilmeyeceði kimsenin yoksul kalýp hor görülmeyeceði bir dünya
yaratmak da bizim elimizdedir ve ben bu düzeni yýkýp sosyalizmi
kuracaðýmýza inanýyorum ve bu onurlu savaþ için emeðini satmak zorunda kalan bütün insanlarý bu onurlu mücadeleye davet
ediyorum. Sonunda zafer savaþan emekçilerimizin olacak.
ANTEP DÝK
ÖZGÜRLÜGÜN VE
KURTULUÞUN
YOLUDUR DEVRÝM!
K
apitalizmin bugün geldiði aþamada insan makinenin bir parçasý olarak görülüyor. Kapitalistler
emeðin deðerini bilmezler, bilmek istemezler. Emeðin
ücreti olamaz, satýn almaya kimsenin gücü yetmez.
Gün geçtikçe nefretimiz, öfkemiz daha da artýyor
faþizme, kapitalizme, emperyalizme karþý. Ýnsanlarýn
kanýnýn, kan emici böcekler tarafýndan sömürülmesine.
Bunun için kapitalist sistemin yok edilip, yerine insanlarýn insanca yaþadýðý sosyalizm için mücadelemizi büyütmemiz gerekiyor.
Zor bir yolu seçtik. Kimse kolay bir þekilde saltanatýný terk etmez, rahatlarý bozulur. Saltanatýný býrakmayacaðý için faþizme karþý silah baþýna geçmek bir zorunluluktur. Bunun baþka bir çözümü yoktur. Özgürlüðün ve
emeðin kurtuluþudur devrim... Kapitalizm kendi mezarýný kazmaktadýr. Yakýn bir süreçte topraðýn altýna gömülüp gidecektir. Ve bir daha yeryüzüne çýkamayacaktýr. Mücadelemiz bireysel olmayýp, toplumsal bir mücadele olmalýdýr. Her þey yerli yerinde olmalý ve biz bir
kývýlcýmý büyük bir devrim ateþine çevirmeliyiz.
Hiçbir engel bizleri yýldýramaz. Devrim mücadelesine karþý olan bütün engelleri aþýp geldik bugüne. Onun
için bir seçim yapmamýz gerekiyor:
YAÞASIN DEVRÝM VE SOSYALÝZM
Adana’dan DÖB’lü Bir Öðrenci
53. Sayý / 26 Ekim-9 Kasým 2005
YA DEVRÝM YA ÖLÜM!
Ýzmir’den Bir Mücadele Birliði Okuru
22

Benzer belgeler

kitleler sosyalizme yöneliyor

kitleler sosyalizme yöneliyor ancak üretici güçlerin evrensel geliþmesine denk olabilir. Komünizm, üretici güçlerin evrensel geliþiminin sonucudur ve onlarýn ortak mülkiyet temelinde, yeniden örgütlenmesidir. Kapitalizmin dünya...

Detaylı