milano tasarım haftası`nın bize bıraktıklarıyla dolu bir sayı olacaktı bu

Yorumlar

Transkript

milano tasarım haftası`nın bize bıraktıklarıyla dolu bir sayı olacaktı bu
MİLANO TASARIM HAFTASI’NIN BİZE BIRAKTIKLARIYLA DOLU BİR SAYI
OLACAKTI BU, PLAN BÖYLEYDİ. HER KÖŞE BAŞINI MUKAVVADAN
MOBİLYALARIN SARDIĞINDAN DEM VURACAKTIK. YAPRAK BİÇİMLİ
TABAKLAR, TOPRAK YÜZEYLİ HALILAR BİR KENARA; STANTLARIN BİLE
BAHÇENİN KÖŞESİNDEN KOPARILMIŞ GİBİ DURDUĞUNU ANLATACAKTIK.
TÜM BU HAREKATIN SEBEBİNİ YATIRACAKTIK MASAYA; EKONOMİK KRİZİ
ATLATMANIN YOLU PORTAKAL SANDIKLARINDAN MASA YAPMAK MIDIR
DİYE SORACAKTIK BELKİ. SONRA, HER İKİ ADIMDA KARŞIMIZA ÇIKAN
ASİMETRİK- BASBAYAĞI YAMUK!- ÜRÜNLERDEN YAKA SİLKECEKTİK.
BARDAKLAR, KÜTÜPHANELER, HATTA FUARIN KARŞISINA KONUMLANMIŞ
OTELİN BİLE YERÇEKİMİNE KARŞI KOYAMAMIŞ ÇEHRESİNİ TARİF
EDECEKTİK. SATELLITE’NİN ETKİSİNİN YİTMEYE BAŞLADIĞINDAN,
TORTONA’NIN FAZLA BÜYÜMÜŞLÜĞÜNDEN, GÖZLERİN BUNDAN BÖYLE
LAMBRATE BÖLGESİNE DÖNECEĞİNDEN SÖZ EDECEKTİK. SERHAN GÜRKAN
İLE DERİN’İN NASIL DA GÖĞSÜMÜZÜ KABARTTIĞINDAN, RADİKAL
TASARIM GAZETESİ’NİN TAM DA DÜŞLEDİĞİMİZ GİBİ MİLANO
SOKAKLARINI ARŞINLADIĞINDAN...
AMA BAKTIK... MİLANO’NUN ÜNLÜ BULUŞMASI GEÇEDURSUN, TÜRKİYE
KAYNIYOR; BURADA, BU SEFER, GERÇEKTEN, BİRŞEYLER OLUYOR! ANKARA’DA
TASARIM GÜNLERİ, İZMİR’DE 4T TÜRKİYE TASARIM TARİHİ TOPLULUĞU
KONFERANSI DÜZENLENİYOR. İSTANBUL DESIGN WEEK’İN HAZIRLIKLARI
SÜRERKEN 2012’DE DÜZENLENECEK TASARIM BİENALİ KULAKTAN KULAĞA
YAYILIYOR. ÖTE YANDAN, ESKİŞEHİR HER AN ADIM ATMAK ÜZERE
KIPIRDANIYOR... YENİ BİR HABER GELDİ, GELECEK! HEYECANLANMAMAK ELDE
DEĞİL. ASLINDA BURALARDA GEZMELİ KALEM... DESIGN FOR ALL EKİBİNİN
TÜRKİYE’YE GELDİĞİNDEN BAHSETMELİ VEYA ULUSAL MİMARLIK
ÖDÜLLERİNDEN. BURAYI PAYLAŞMALI, BUNU ARŞİVLEMELİ.
“ZAMANIN VAR, ACELE ETME, SESSİZ OL, HERGÜN BÜYÜ... DÜNYANIN SENİ
GÖRMEME İHTİMALİ KALMAZ!” DİYEN MARCEL WANDERS’İN SÖZLERİ
AKLIMDA. BİZ DE, DEDİĞİ GİBİ, HER BİR KOLDAN, AYNI ANDA, BÜYÜYORUZ
GALİBA... TAM, BOY ATMA ZAMANIMIZ ŞİMDİ. SERPİLİYORUZ.
BİR GÜZELLİK GELİYOR BİZE...
Umut Kart
[email protected]
30/05/2010
03
İYİ TASARIM DESTEKLER,
KÖTÜ TASARIM ENGELLER
“Design For All Europe” konferansı için Türkiye’ye gelen Finn Petren ve Pete Kercher’ın
mesajı netti: Ortalama insan varsayımı için tasarlamanın zamanı artık geçti!
“Design for All Europe” konferansı, herkes
için tasarım çalışmaları yürüten Tag
Platform, Kale Tasarım Merkezi ve İstanbul
Bilgi Üniversitesi Tasarım Kültürü Yönetimi
Programı işbirliği ile 20 Mayıs’da
santralistanbul’da gerçekleştirildi.
Design for All Europe platformu (EIDD)
Yönetim Kurulu Başkanı Finn Petren ve Dış
İlişkiler Yöneticisi Pete Kercher’ın
konuşmacı olarak yer aldığı, sivil toplum
örgütleri, belediye temsilcileri,
akademisyen, mimar ve tasarımcıların
katılımıyla gerçekleşen “Design for All
Europe” konferansında, kuruluşun bu
alandaki faaliyetleri ve yürüttükleri
kampanyalar ele alındı.
kullanılabilirlik için minimum
gereksinimleri şart koşarak buna göre
standartlar getirmeye yönelik olan evrensel
tasarım anlayışından da farklılaşıyor.
Pete Kercher’ın sunumda George Bernard
Shaw’dan yaptığı şu alıntı, Herkes için
Tasarım Hareketi’nin tasarımda
yenilikçiliğe ve ilericiliğe yaptığı vurgunun
altını çiziyor: “Akıllı kişi kendini dünyaya
uyarlar, akıllı olmayan ise dünyayı kendine
uyarlamakta direnir. Dolayısıyla bütün
gelişme akıllı olmayana bağlıdır.” Ve zaten
Herbert Simon’un 1969 yılında yaptığı
tanıma gore tasarım, mevcut koşulların
istediğimiz – tercih ettiğimiz koşullara göre
dönüştürülmesidir.
01
1993 yılında, “European Institute for
Design and Disability” adı ile kurulan sivil
toplum örgütü, 13 yıllık deneyiminin
ardından tasarıma yaklaşımını ‘herkes için
tasarım’ anlayışına yönelik olarak geliştirip
şekillendirdi ve 2006 yılında “EIDD Design
for All Europe” adını aldı. Şu anda 22
Avrupa ülkesinden üyeleri bulunan örgüt,
katılımcı, eşitlikçi ve sürdürülebilir
toplumlar yaratmakta mesleklerinin
önemine inanan planlamacı, mimar ve
tasarımcılarla birlikte çalışmalarını
sürdürmekte. Tasarım yolu ile toplumsal
gelişime katkıda bulunmayı amaçlayan
örgüt, bireysel destekçileri ve sivil toplum
kuruluşlarının yanısıra üniversiteler ve
sektörel aktörler ile de işbirliği yapmakta,
üyelik kabul ediyor.
Avrupa’da toplumsal gelişimde tasarımın
ve tasarımcıların önemini vurgulayan ilk ve
tek örgüt olan DfA “iyi tasarım destekler,
kötü tasarım engeller” diyerek, toplumlarda
yaş, cinsiyet, işlevsel yetiler, kültürel ya da
etnik kökenlerine bakılmaksızın herkesin
fiziksel çevre ve servislerinden eşit
derecede ve rahatça yararlanabilme hakkını
savunuyor. Herkes için Tasarım hareketi,
Endüstri Devrimi ile birlikte hayatımıza
giren ‘standart / ortalama insana’ –
etkinliğe katılan konuşmacıların deyimi ile
’25 yaşında, genç ve atletik erkek
bedenine’- göre tasarım yapmanın
toplumun birçok kesimini dışarıda
bıraktığına, çeşitliliği özgürleştirerek
gerçek kullanıcılara göre yapılacak
tasarımların da heyecan verici bir çeşitlilik
sağlayacağına dikkat çekiyor. Bu yönü ile
02
Konferansta, günlük yaşamda önümüze
çıkan engellemelerin hayatımızı ne denli
sekmelere uğrattığı veya kültürel
farklılıklara göre grafik yönlendirmelerin
nasıl yanlışlıklara yol açabileceği gibi
durumlar, Dünya ve Türkiye’den çarpıcı
istatistik ve örneklerle daha da görünür
kılındı. Her yaş, fiziksel ve kültür
farklılıklarının gözetildiği tasarım
anlayışını daha geniş kitlelere duyurmak
amacıyla yolculuklarını sürdüren EIDD ile
üyelik görüşmelerini yürüten ve Türkiye’de
bu konuda yetkili isim olmaya aday Tag
Platform, herkes için tasarım alanında
sürdürdüğü çalışmalarını yeni farkındalık
kampanyalarıyla devam ettirmeyi
hedefliyor.
03
Gönüllü tasarım aktivistlerinin yanısıra
karar verici ve üretici kurumların da
desteğini alarak yürütülecek olan
kampanyanın tam da amaçlandığı gibi,
toplumsal gelişime tasarım yolu ile katkıda
bulunmayı amaçlayan tüm ilgilileri biraraya
getirmesi bekleniyor.
EIDD- Design for All Europe’a
www.designforalleurope.org adresinden
ulaşılabilir.
01. EIDD’nin “ortalama insan yoktur” anlayışı
için yürüttüğü kampanya.
02. Kapanyadan bir afiş.
03. Design for All Konferans afişi.
04
04. Finn Petren ve Pete Kercher
04
30/05/2010
Gülden Canol, F. Dilek Himam
Şanel San
[email protected], [email protected]
[email protected]
EGE’DE TASARIM
ÇIKARTMASI
İzmir, baharı oldukça yoğun geçiriyor. İzmir Ekonomi Üniversitesi
bünyesinde gerçekleştirilen sempozyum ve sergi, kenti
uluslarası tasarım dünyasında da gündeme getirdi.
“Sümerbank
Kültürel Mirasının
Modayla
Buluşması”
Konferans kapsamında Güzel
Sanatlar ve Tasarım Fakültesi
Dekanı Tevfik Balcıoğlu’nun
desteğiyle gerçekleştirilen
“Sümerbank Kültürel Mirasının
Modayla Buluşması” sergisi moda
Tasarımı öğretim görevlilerinden
Jörn Fröhlich ve Dilek Himam’ın
küratörlüğünde, bölüm başkanı
Şölen Kipöz konsept ve ve
metinleriyle ve Angela Burns’un
moda illüstrasyonları ile gerçekleşti.
3 bölümden oluşan serginin temel
kanadını Sümerbank’ın modayı
yönlendirme özelliğini ön plana
çıkaran 1950-2000 yılları arasında
Sümerbank desenlerinin dönemin
moda silüetlerine yansıtıldığı moda
figürleri oluşturuyor; “Herkes için
Sümerbank” bölümü ev kadını,
öğrenci, pijamalı adam ve asker
figürleriyle Sümerbank’ın halkçı ve
popülist yönünü ortaya çıkartıyor;
Bir video projeksiyonun yansıtıldığı
ve Sümerbank etkisinde gündelik
yaşamı çevreleyen ürünlerin
toparlandığı “Sümerbank’ın İzleri”
bölümündeki yerleştirme ise
Sümerbank’ın toplumsal
hafızamızdaki unutulmayan rolüne
işaret ediyor. 30 Mayıs tarihine
kadar İzmir Ekonomi Üniversitesi
fuayesinde görülebilecek olan
sergiye şimdiden yoğun bir ilgi
gösteriliyor. Sümerbank’la büyümüş
pek çok aile ferdi kendi kişisel
eşyaları ile arşive katkıda
bulunmaya gönüllü.
01
İzmir Ekonomi Üniversitesi bünyesinde
tasarım tarihi üzerine çalışan kişileri bir
araya getirmek amacıyla oluşturulmuş olan,
4T Türkiye Tasarım Tarihi Topluluğu’nun
beşinci yıllık toplantısı 13-14 Mayıs 2010
tarihlerinde Türkiye tasarım tarihinde
nesne/bağlam ilişkisini ve tarihsel süreçte
nesnelere bakma biçimlerini irdeledi.
Konferans boyunca yapılan oturumlarda,
Türkiye tasarım tarihi içinde toplumsal
anlamı değişen, bağlamı değişen ve tarih
içinde ortadan kalkan nesneler ele alınıp
incelenmiş, değerlendirilip ve tartışıldı. İki
gün süren etkinlik İzmir Ekonomi
Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, İstanbul
Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Gazi
Üniversitesi gibi üniversitelerin yanısıra
University of Illinois ve Konstfack
University gibi yurtdışı okullardan gelen
konuşmacılara ev sahipliği yaptı.
Konferansta ‘nesneyi okumak’ konusu,
yabancılaştırılma biçimleri ve bu süreçlerin
tasarım tarihi açısından değerlendirmeleri
yapıldı.
01
‘değişen anlamlar’, ‘madde, anlam ve
algılama’, ‘mimarlık bağlamında’, ‘Osmanlı
mirası’, ‘gelenekselden moderne’, ‘statü
sembolleri’, ‘gündelik olanı tasarlamak’,
‘zanaatten tasarıma’ ve ‘ev eşyaları’
başlıkları altında farklı tasarım disiplinleri
ve bakış açıları ekseninde tartışıldı. Aynı
nesnenin farklı durumlarda değişen, hatta
zıt biçimlerde yapılan okuma ve
anlamlandırmalarının irdelendiği
konferansta, nesnelerdeki anlam kaymaları
Türkiye bağlamında ele alınıp, okuma
biçimlerinin nasıl değiştiği, bu
değişikliklerin hangi mekanizmalarca nasıl
belirlendiği ve nasıl sorgulanıp
yorumlanabileceği konuları tartışıldı.
Nostalji, kayıp, yokolma gibi kavramlar
çerçevesinde; nesnelerin yabancılaşma,
4T toplantılarının artık uluslararası bir ivme
kazanmaya başladığı gözlenen gelişmeler
arasında. Geçen yıl Brighton Üniversitesi
Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı,
tanınmış yazar, Profesör Jonathan
Woodham açılışı yapmıştı. Bu yıl Illinois
Üniversitesi’nden gelen ünlü tasarım
tarihçisi Profesör Victor Margolin, 4T’nin
davetli konuşmacısı olarak konferansa
katıldı. Aynı zamanda Profesör Margolin,
IEÜ’de, Yüksek Lisans ve Doktora
öğrencileriyle tarih yazım yöntemleri
üzerine bir çalıştay yürüttü. Tasarım tarihi
yazımı üzerine yaptığı çalışmaları ile
bilinen Margolin, global bir perspektiften
özgün değerlendirmelerini anlatan bir
sunum yaptı. 4T konferansı bu bağlamda
canlı ve üretken bir tartışma ortamı yarattı.
01 Sümerbank sergisi ve konferanslardan.
05
‘BAŞKA’ BİR İSTANBUL
Proje A.Ş. tarafından yaratılan ve İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
tarafından desteklenen “Istanbul
Otherwise” gezici sergi projesi kapsamında,
yedi uluslararası Türk sanatçının
İstanbul’un geleneksel yaşamına ilişkin yedi
farklı objenin güncel yorumları izleyiciye
sunuldu.
Avrupa’nın önemli tasarım üniversitelerinde gerçekleştirilen
“Istanbul Otherwise” sergisi, 18 Mayıs 2010’da İstanbullularla
buluştu. Sergide kent belleğinde yer edinen 7 obje irdelendi.
koyarak, bu keyfi tattıracak zamana ve
alana kavuşturarak geleneksel keyif
anlayışımızın öneminin altını çizerek ritüel
bir sunumun oluşmasını istedim...
İlk olarak 23 Mart 2010 tarihinde
Milano’nun en saygın tasarım
akademilerinden olan Domus Akademi’de,
ardından 16 Nisan 2010 tarihinde Bauhaus
ekolünün doğduğu Bauhaus Universitat
Weimar’da devam eden sergilerle ve
akademisyenlerin de katıldığı
workshoplarla uluslararası tasarım
öğrencileri ve sanatseverlerle buluşan
İstanbul Otherwise sergisi kente ait kültür,
değer ve gelenekleri, uluslararası tasarım ve
akademik platformlara taşımayı başarmış.
Ürünüm porselen ve altın varak
malzemelerini içeriyor. Beyaz porselenin
getirdiği sadeliğinin yanı sıra yine
sunulanın önemini hissettirmek için onun
konulduğu plato, değerli bir malzeme olan
altın varaklarla kaplı.
Erdem Akan “ Tespih”
Yakaladığı sinerji ile “Istanbul Otherwise”
sergisi, şimdi konuk olduğu akademi ve
üniversitelerin uluslararası öğrencilerinin
yorumladığı İstanbul obje ve kültürüne ait
tasarımlarıyla birlikte İstanbul’a geliyor.
“İstanbul Otherwise” final sergisinde,
İstanbul’un belleğinde yer etmiş yedi obje,
tespih, kahve fincanı, beşi bir yerde, rahle,
lokumluk, hamam seti ve boyacı sandığı,
yedi Türk tasarımcısı Erdem Akan, Ayşe
Birsel, Ela Cindoruk, Defne Koz, Tanju
Özelgin, Meriç Kara ve Koray Özgen’in yanı
sıra Domus Akademi’den 7 öğrenci ve
Bauhaus Universitat Weimar’dan 7
öğrencinin yeniden yorumladıkları
tasarımları da yer alacak.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde 31 Mayıs’a
dek süren sergiye katılan Avrupalı
öğrencilerin “Istanbul Otherwise” yorumları
İstanbul’a yaptıkları ziyaret ile
ödüllendirildi. Tasarladıkları objeleri jüriye
sunmak için İstanbul’a davet edilen Domus
Academy ve Universitat Bauhaus Weimar
öğrencileri Mayıs ayında İstanbul’da jüriye
tasarımlarının sunumlarını yaptılar.
“İstanbul Otherwise”’da sergilenen ve
geleneksel birer simge olmalarına rağmen
günümüzde de halen kültürümüzün önemli
bir parçası olarak varlıklarını sürdüren
objeleri farklı bakış açılarıyla yeniden
yorumlayan Türk tasarımcıların obje
seçimleri ve nedenleri konusundaki
yorumları ise şu şekilde:
Koray Özgen “Boyacı Sandığı”
“Başka bir İstanbul” yaklaşımından
hareketle, tasarımcıların kendilerini bir
nesne üzerinden ifade etmeleri söz konusu
olunca, özellikle sosyal ve kültürel
bağlamda boyacı sandığı üzerine düşünmek
Bugüne kadar Tespih ile ilgili gördüğümüz
birbirinden güzel örneklerin ortak özelliği
zanaat üretimleri olmasıdır. Süsleme, yarı
değerli taş kullanımı, ince işçilik daha da
ince işçilik gibi ustalıkların gösterildiği bir
obje olmuştur. Tasarım açısından tespihe
yaklaşmak kendi adıma, zorlu ve bir o kadar
da heyecan verici bir fırsat oldu.
01
Meriç Kara “Rahle”
02
03
Bu proje geçmişe ait kültürel birikime sahip
olan objelerin temsil ettikleri değerlerden
kopmadan hayatımızda daha etkin biçimde
yer alan fonksiyonel objeler yaratmayı
hedefliyor. Rahlenin günümüzdeki aktif
kullanımı azalmış ve daha çok üzerlerindeki
el sanatlarıyla koleksiyonerlerin ilgisini
çeker hale gelmiştir. Oysaki özünde
üzerinde kitap okumak için tasarlanan
fonksiyonel bir yüzeye sahip olan rahle
kendine günlük hayatımızda yer bulabilir.
bana oldukça ilginç geldi.
Bu nesneyi, günümüzün yükselen
beğenilerine uygun “yeni” bir forma
sokmaktan daha çok, işlevsel bir “anıt
nesne”ye dönüştürme çabası içinde
tasarladım. Boyacılık yapan çocuklarla
özdeşleşmiş bu boyacı sandıklarını
günümüzdeki kültür pazarlaması
tipolojisinden çıkararak geçmişle
gelecek arasında bağ kuran bir nesne
durumuna sokmaktı amacım. İşte, bu
bağlamda sürdürebilir bir duruş nesnelerin
arkasındaki metni ortaya çıkarabilmek
çabasından geçiyor diye düşünüyorum.
Düşlediğim ise, gelecekte bu nesnelerin,
İstanbul’un bu “hüznü” yaşamış
meydanlarına yerleştirilebilmeleri. Böylece,
tozlu ve çamurlu İstanbul sokaklarında
ayakkabılarımızı durup kendimizin
temizlediği ve de çocukların boyacılık
yapmak zorunda olmadıkları “başka bir
İstanbul” olasılığını anlatabilmek...
tasarımcıların geçmişimize saygı
ile yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum. Bir
tasarımcı geçmişine kaynak olan kültürel
değerlerini çağdaşlaştırarak günümüze
taşımalı ve bunu -kimi zaman yeni
tipolojilerle, kimi zaman bugünün
teknolojisine uygulayarak- yeniden sunmalı.
Gelenekselleşmiş bir keyif 'anı'nı
yansıtan lokumun sunulması... Lokumların
sunulduğu alışılagelmiş tabağın/kutunun
yeniden ele alınarak tasarlanması değil de,
yeni bir tipoloji geliştirmek istedim.
Lokumların yan yana dizilerek, üst üste
yığılarak sunulması değildi amacım, tam
tersine bu 'an’lık hazzın daha da
seremonileşmesini hissettirecek bir
yaklaşım ile projeyi geliştirdim.
Böylesine gelenekselleşmiş bir objeyi
bugüne uyarlamak, güncelleştirmek, yeni
bir bakış açısı eklemek bu geleneğin
devamını sağlar ayrıca yeni sosyal
katmanlarda kullanılmaya başlanabilir diye
düşünüyorum.Bugün geleneksel haliyle
altın paraları takıp gündelik hayatta
kullanmak zor, ama benim önerdiğim
biçimiyle hem 24 ayar altın, yani istediğiniz
anda dünyanın her yerinde geçerli olan
değeriyle 'para'. İsteğe göre bütün olarak
veya parçalı kullanım mümkün. Ya da
dilerseniz parçalara ayırıp istediğiniz
parçayı satabilir ya da hediye edersiniz.
“Beşi Bir Yerde” esasında 'para' hediye
etmenin farklı bir yoludur da.
Defne koz “Lokumluk”
Her bir lokumu kutsarcasına, onu bir tahta
oturturmuşçasına, sanki ondan bir anıt inşa
edermişçesine, onları tek tek birer tabağa
01, 02, 03 Sırasıyla Meriç Kara’nın ‘Rahle’si,
Erdem Akan’ın ‘Tesbih’i ve Koray Özgen’in
‘Boyacı Sandığı’.
Zengin kültürümüzün kaybolmaması için biz
'Lokumluk' da İstanbul Otherwise
projesinde ele almak istediğim bir ürün
oldu.
Ela Cindoruk “Beşi Bir Yerde”
06
30/05/2010
Pelin Özgen
Umut Kart
[email protected]
[email protected]
PENTİ’Yİ DEĞİŞTİREN
NE OLABİLİR?
Türkiye’nin dünyada ikinci olarak konumlandığı bir sektör:
Çorap. Ve çorap dünyasında tasarımla ivme kazanmış bir başrol
oyuncusu. Peki ama nasıl?
İstanbul Bilgi Üniversitesi Tasarım Kültürü
ve Yönetimi Programı’nın düzenlediği Salı
Atölyeleri’nde Penti’nin tasarım yönetimi
anlayışı irdelendi . Etkinlikte, firmanın
tasarım direktörü Ayşin Bicioğlu
sorularımızı yanıtladı.
Penti’nin son dönemdeki çıkışının ne
kadarı tasarım ile ilgili?
Penti’ye tasarım anlayışının gelmesi ile
beraber çıkışımız ivme kazandı. Sezonluk
koleksiyon anlayışı, koleksiyondaki
ürünlerin birbiri ile uyumu, grup algısı,
farklı ürün gruplarının birbiri ile ilintisi
üzerine yoğunlaşıp, pazarlama ve satışa da
tasarım gözüyle bakınca bu tablo çıktı.
Penti’de tasarımcının işi nerede başlayıp
nerede bitiyor?
Önce sezonun trendleri ve tüketici
ihtiyaçları belirleniyor. Sonra tercih edilen
desenler ve moda desenler renkler
harmanlanıp tema boardları ve bunlara
07
uygun çizimler hazırlanıyor. Ürün ortaya
çıkınca tüm ekip giyip deniyoruz. Oldu,
olmadı, desen nereye denk geldi, rengini
beğendin mi vs... İyice benimsiyoruz
ısınıyoruz ürüne. Sonra ambalaj çekimleri
başlıyor, en güzel bacaklı mankeni
seçmemiz gerek, kolay beğenmiyoruz 40-50
mankene baktığımız oluyor bir günde.
Ambalajlar özenle hazırlanıyor. Sonra
temamıza uygun imaj çekimlerimizi
gerçekleştiriyoruz. Yine manken iyi olmalı,
mekan bulmalı, kıyafetler
giyilebilir/bulunabilir olmalı gibi
kriterlerimiz var. Ayakkabı çok önemli
çorabın arkadaşı sonuçta. Temaya uygun
olmalı, çorabın önüne geçmemeli. Bu malı
nasıl göstereceğiz tüketiciye sorularına
yanıtlar arıyoruz. İşe mağazayı görsellerle
donatmakla başlıyoruz. Raf düzenini
yapıyoruz, vitrinleri giydiriyoruz. Sıra
müşteri ile buluşmada, satışa katılıyoruz,
müşterileri memnun etmeye özen
gösteriyoruz. Her hafta satışı kontrol
ediyoruz. En çok satan, en az satan, neden?
Neden? İşte bu en önemli şey buradaki
cevap bir sonraki koleksiyon için önemli.
Kısaca ürünün tasarlanması, geliştirilmesi,
prezantasyonu, satışı her aşamasında işin
içindeyiz.
Sizce bu pazardaki tehlike nerede?
Aynılaşmada. Globalleşmenin önemi büyük.
H&M, Marks&Spencer gibi markaların çorap
üretimini de yapıyoruz. Bu markaların
tasarım ekipleri ile aynı markaları, aynı
trendleri aynı defile detaylarını izliyoruz.
Bir araya gelip dosyalar açıldığında aynı
resimler ortalığa çıkıyor, buna hem
seviniyorum hem üzülüyorum. Üzülmem
herkesin evinin ikea gibi bir global marka
sayesinde birbirinin aynısı olması artık. Bir
Hollandalı öğrenci ile Türk öğrencinin evleri
aşağı yukarı aynı olması gibi. İşte bu
noktada farklı olabilen kazanıyor. Tasarımın
önemi burada ortaya çıkıyor.
Malzemeleri nasıl takip ediyorsunuz?
AR-GE departmanı ne kadar aktif?
Çorap Penti’ nin en önemli ürünü ve ana
Doğan Tekeli başkanlığında, Boğaçhan
Dündaralp, Namık Erkal, Hüseyin
Kahvecioğlu ve Nevzat İlhan'dan oluşan
Seçici Kurul, "Büyük Ödül" (Sinan Ödülü),
"Mimarlığa Katkı Dalı Başarı Ödülleri" ve
"Anma Programı" için ödüle değer görülen
isimleri ve "Yapı", "Proje" ve "Fikir
Sunumu" dallarında, 211 pano ile sergilenen
160 eseri değerlendirerek ödül alanları
belirledi.
01
damarı. Aynı zamanda da en zoru. Boru
halinde örülmüş, dokunsan kaçacak bir
malzemeden ne kadar çeşit tasarım
yapılabilir? İşte işin püf noktası burada
başlıyor. Malzemeyi tanıyorsanız sonsuz
çeşit tasarım yapabilirsiniz. Bildiğim tüm
tekstil oyunlarının efektlerini çorap
üzerinde denemeyle işe başladım, Böylece
sınırlarını keşfettim. Derdimse bu sınırları
aşmak. Bir taraftan da desen bilgimi
çoraplara taşımaya başladım. Dokulu yüzey
takıntım yüzünden gördüğüm resimlerdeki
çektiğim fotoğraflardaki dokuları çoraplara
uygulamaya başladım. Ayrıca insanların
ihtiyaçlarını soruşturmaya başladım.
Hamileler de opak çorap giysin dedim. Ben
hamileyken çorapların bel lastiğini
keserdim. Bu ihtiyaçtan hamilelere özel
göbek ve bel bölgesi olan çoraplar yaptık.
Son dönemde blogger’lar ile işbirliklerine
gidiyorsunuz... PR temelli bir çalışma mı?
Bloggerlara çok önem veriyoruz.
Teknolojiyi de sosyal mecraları da yadsımak
mümkün değil. Bloggerlarla birçok projemiz
var. E-dergimiz Pentilog’un içeriğinin büyük
kısmı bloggerlar tarafından oluşturuluyor.
Koleksiyonlarımızı ilk onlar görüyor.
Aldığımız geri bildirime göre bir sonraki
adımımıza karar veriyoruz.
Türkiye, çorap pazarının neresinde
konumlanıyor?
Türkiye dünyanın en büyük 2. üreticisi
konumunda. Örneğin biz Penti olarak
İngiltere’de %10 pazar payına sahip bir
firmayız. Türkiye çok önemli markalara
private label üretim yapan çorap
sektöründe kilit bir ülke. Son yıllarda
tasarım anlamında da ülkemiz ön planda.
Erkekler çorap pazarında yeteri kadar
önem taşımıyor sanki- bu durum tasarım
yoluyla değiştirilebilir mi dersiniz?
Böyle bir öngörü var ama erkekler
kadınlardan daha çok soket çorap
giyiyorlar. Renge ve iplik kalitesine tuşeye
çok daha önem veriyorlar. Çok seçiciler.
Yazın biz çorapları atıyoruz ama onlar
kullanmaya devam ediyorlar. Ayrıca ilk defa
bu yaz erkekler için suba dediğimiz
ayakkabının içinden görünmeyen pamuklu
çorapları çıkarttık, yükselen bir grafiği var.
01 Tasarımcı Ayşin Bicioğlu
02
02 Penti’nin son koleksiyonundan
En önemli ödül olan Sinan Ödülü'nün
1960'larda mimarlığa adım atarak büyük
katkıda bulunan Mehmet Konuralp'e verildi.
Mimarlığa Katkı Dalı'nda "Başarı Ödülü",
Cevat Erder'e verilirken, Mimarlığa Katkı
Dalı'nda "Seçici Kurul Özel Ödülü", İmkan
Mekan Grubu'na verildi.
12.Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde her dalda
iki aday başarı ödülüyle onurlandırılıyor. En
önemli dal olarak nitelendirilen Yapı
dalında başarı ödülleri Kerem Erginoğlu ve
Hasan Çalışlar’ın tasarladığı Turkcell Ar-Ge
Binası ve Mehmet Kütükçüoğlu ile Ertuğ
Uçar’ın Yapı Kredi Bankacılık Akademisi’ne
verildi. Eski yapıları koruyarak yeni bir
işlevle yaşatan projelerin değerlendirildiği
Koruma-Yaşatma ödülüne de Kerem
Erginoğlu ve Hasan Çalışlar’ın DDB&Co.
reklam ajansı için gerçekleştirdiği
Kasımpaşa’daki Tuzambarı, ve M. Burak
Altınışık ve T. Gül Köksal’ın Gölcük’teki
Kazıklı Kervansaray restorasyonu ve çok
amaçlı kültür merkezi iç ek yapısı layık
bulundu. Proje dalında Tarsus Sev
İlköğretim Okulu Kampusu’yla üçüncü
ödülünü kazanan Kerem Erginoğlu ve Hasan
Çalışlar bu daldaki başarısını da Ercan
Ağırbaş’ın Almanya’nın Hamburg kenti için
tasarladığı Korallusvıertel toplu konut
projesiyle paylaştı.
MİMARLIK
ÖDÜLLERİ
SAHİPLERİNİ BULDU
Mimarlar Odası'nın iki yılda bir düzenlediği
ve bu yıl XII. dönemi gerçekleştirilen
Ulusal Mimarlık Ödülleri’nin sahipleri,
Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde
düzenlenen törenle açıklandı.
Katmanlar Duruyor
Proje dalında Cengiz Kabaoğlu’nun
Hasankeyf Zeynel Bey Türbesi restorasyonu
özel ödüle layık bulan Seçici Kurul, Fikir
Sunumu ödülünü ise Günay ve Sunay
Erdem’in İzlanda’nın Reykjavik kenti için
planlanan Eski Liman ve Orfırısey kentsel
tasarım projesine verdi.
Geçtiğimiz ay TMMOB Mimarlar Odası Genel
Başkanı seçilen Eyüp Muhcu’ya Ulusal
Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nin tarihçesi ve
önemini sorduk. “Türkiye’de mimarlık
mesleğini ve kültürünü geliştirme hedefiyle
gündem yaratan ilk kurumsal girişim olan
Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri
Programı, Mimarlar Odası tarafından ilk kez
1988 yılında, Mimar Sinan’ın 400. ölüm
yıldönümü anısına düzenlendi. Bugüne
kadar gerçekleşen 12 dönemde, programa
yaklaşık 1.550 eser katıldı ve öncü
nitelikteki çalışmaları nedeniyle 100’ü
aşkın eser ve kişi / kuruluş çeşitli dallarda
ödüllendirildi.
Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri, başarılı
genç mimarların ortaya çıkmasına katkıda
bulunduğu gibi, Türk mimarlarının
yurtdışında tanıtımına da olanak sağlıyor.
Türkiye’yi yurtdışında temsil etmek üzere
Mimarlar Odası’ndan aday gösterilecek
mimarlar ve eserler, ödül alanlar veya ödül
adayların tasarımlarının izlendiği sergideki
projelerinin Türkiye’deki mimarlığın
seviyesinin ne kadar arttığını gösterdiğini
belirten Hasan Çalışlar, Ulusal Mimari
Ödülleri’nin mesleki teşvik bakımından çok
önemli olduğunu söylüyor: “Sergiyi ve ödül
kazananları görünce, Türk mimarlığının
evrenselleştiğini ve artık dünya seviyesinde
olduğunu söyleyebiliyoruz. Özel sektörün
talepleri doğrultusunda büyüyüp gelişen
Türk mimarlığı artık sınırları aşıyor ve başka
coğrafyalara açılarak tasarım ihracatı
yapabiliyor. Büro olarak bizim yaptığımız
projelerin de büyük kısmı yurtdışında
gerçekleşti. Ödül aldığımız projelerin
Türkiye’nin üç farklı kentinde olması ise
artık yapmak istediklerimizi kendi
ülkemizin de talep ettiğini gösteriyor. Seçici
kurul projeleri kendi içinde tutarlı olmaları,
kalite anlayışı ve projelerin samimiyetine
göre değerlendiriyor. Meslekdaşlarımızın
takdirini ilk kez üç dalda birden ödül alacak
kadar kazanmış olmamız bizi çok
sevindirdi.”
Ödül alan projelerin özellikleriyle ilgili bilgi
veren Kerem Erginoğlu da şunları söyledi:
“Turkcell Ar-Ge binası, eğimli bir arazide
arazide kurulu. Araziden çaldığı kadarını
araziye geri veriyor olma özelliği var. Doğal
ışığı dört yandan alacak şekilde tasarlandı
ve çim kaplı çatısıyla da rekreasyon alanı
yaratıyor. Şehir dışında ve sosyal yaşam
merkezlerine uzak bir konumu olduğu için,
içinde ve çevresinde insancıl sosyal alanlar
olmasına dikkat ettik. Mevcut bir kampusun
yanına kurulacak olan Tarsus Sev İlköğretim
Okulu kampusu ise iki yapının bir arada
hissedilmesini sağlıyor. Tarsus’un sıcak
ikliminden dolayı kampus içinde rüzgar
koridorları yarattık ve binanın soğutma için
harcayacağı enerji sarfiyatının azalmasını
sağladık. Hareketli dev panjurlarla
oluşturulan gölgeleme sistemi de sıcağın
etkisini azaltırken, güneş kollektörleri
kampüsün ısıtmasında doğal enerji
kullanılmasını sağlıyor.
01
02
adayı olanlar arasından seçiliyor:
Uluslararası ödül programlarına katılım
adayları ile çeşitli uluslararası sergileri
oluşturan mimar ve eserler bu yolla
belirleniyor. Böylelikle, yurtiçinde ve
yurtdışında Türkiye mimarlığını başarıyla
temsil eden eser ve mimarların farklı
platformlarda tanınırlığı amaçlanıyor;
mimarlık eserinin kamusallığının
artırılması, mimarın hak ve
sorumluluklarının tanınması ve mesleki
pratiğin ayrıntılarının yaygınlaşması
süreçleri destekleniyor.
2010 yılında ödül alan yapılarla birlikte
yeni bir uygulama başlatılıyor. Ödül alan
03
yapıların tescili için TC Kültür ve Turizm
Bakanlığı’na başvuru yapılıyor ve süreci
eserin müellifi ile birlikte takip ediliyor.
Aynı zamanda, ödül alan yapılara, aldığı
ödülün adının ve eser sahibinin isminin yer
aldığı bilgi plaketi çakılıyor.”
Katıldığı her dalda ödül alan Erginoğlu &
Çalışlar Mimarlık bir ilke imza attı
Tarihi Tuzambarı Binası’nda ise, özgün
mekan bölümlemelerine sadık kalınarak,
yeni bir işleve kavuştu. Binanın duvarlarına
dokunmadan, çelik konstrüksiyonla içine
kurulan yeni yapı, şeffaflığıyla şimdiye
kadar oraya yapılmış her mimari
müdahalenin katmanlar halinde
görülebilmesini sağlıyor. 1800’lerin
başından kalan özgün duvarlar aynen
duruyor. 1950’lerde yapılan çatı makasları
da tasarım içinde kullanıldı. Bina yeni
işleviyle iletişim sektöründe olduğundan,
kendi içinde de iletişimin ödünsüz
sağlandığı bir kurgu benimsedik. Böylece
tarihi doku içinde güncel teknolojinin her
unsurunun yeraldığıbir plaza konforu
yarattık.”
Erginoğlu&Çalışlar Mimarlık’ın katıldığı üç
dalda da ödül alarak bir ilki gerçekleştirdi
ve büyük bir başarı örneği olarak tarihe
geçti.
01-02 Tuz Ambarı ve Turkcell Ar-Ge Binası
12. Ulusal Mimarlık Ödülleri’ne katılan
01 Erginoğlu ve Çalışlar ikilisi.
08
30/05/2010
Erdem Dİlbaz
Hakan Dağ
[email protected]
[email protected]
BU İŞ POLİTİK BİR İŞ!
Tasarımcı kuramsal haliyle evine kapanırken işlevsel haliyle kamuya açılıyor. Binleri
toplamak yerine birleri tetikleyecek işlerini direkt olarak sergiliyor.
KONFERANSLAR, SERGİLER, ATÖLYELER:
ANKARA TASARIM GÜNLERİ
Ankara, Mayıs’ın son günlerinde kendi
Tasarım Günleri’ni 4. kez hayata geçirdi. Cer
Modern’de düzenlenen etkinliğin bu seneki
konu başlığı “Tasarımda İnovasyon”du.
Söyleşiler, sergiler, video art gösterimleri,
çeşitli workshoplar, enstalasyon çalışmaları
ve firma tanıtım standları ile birlikte, 3 gün
yoğun bir biçimde Ankara’yı bir tasarım
merkezi haline dönüştüren Ankara Tasarım
Günleri 21-22-23 Mayıs 2010 tarihlerinde
Cer Modern’de gerçekleştirildi. Ülkemizde,
tasarım etkinlikleri konusunda Ankara’yı da
bir ağırlık merkezi haline getirmeyi başaran
Ankara Tasarım Günleri'nin bu yıl ki konu
başlığını "Tasarımda İnovasyon" olarak
belirledi. ATG'2010, yasadığımız çağın
temel sorunlarına ayna tutarak, tasarımın
katabileceği "artı değerin farkındalığından"
hareketle, yaklaşımını "Çevre,
Yenilenebilir-Sürdürülebilir Enerji
Kaynakları, Geri Dönüşüm ve Sosyal
Kampanyalar" gibi alt başlıklarla 4. Ankara
Tasarım Günleri’nin içerik alt yapısını
oluşturdu.
Ankara Belediyesi, Ankara’nın amblemi olan
Hitit Güneşi’ni değiştirmeye kalkıyor.
Rivayetler elle tutulur değil ama belediye
başkanının bu girişimi pek saygı görmüyor.
Başlıyor mahkemelerde dosyanın
dolanması. Bir ara karar da çıkıyor:
’’Tarihsel geçmişindeki Hitit, Frig, Bizans,
Selçuklu ve Osmanlı etkileriyle kültürel
dokusu şekillenen Ankara günümüze
yansıyan kent kimliğini ağırlıklı olarak
ulusal kurtuluş savaşımız sırasında da
yönetsel merkez olarak kullanılan TBMM’nin
bulunduğu yer olmasından ve Ulu Önder
Atatürk öncülüğünde yeni kurulan Türkiye
Cumhuriyeti’nin başkenti niteliğine
kavuşmasından almaktadır. Başkent
olduktan sonra hızlı bir sosyal, ekonomik,
siyasal, askeri ve kültürel gelişime sahne
olan Ankara’yı tanıtacak amblem kentin
dönüşümünde temel etken olan,
cumhuriyetin çağdaş uygarlığı temel alan
felsefesi ve dayandığı değerlere işaret etme
açısından da büyük önem taşımaktadır.
Buna karşın uyuşmazlık konusu amblemden
kullanılan görsel ögelerin ayrı ayrı ve bir
bütün olarak kompozisyonu ile Ankara’nın
kendine özgü karakteristiğini, tarihsel ve
kültürel kimliğini yansıttığından söz
edilemez.’’
Bir amblemin altında çarpışan ideolojileri
görüyor musunuz? Yenisi İstanbul’un
ambleminin çerçevesinde, bir öncekinden
perspektifini yansıtıyorlar. İşleve yönelik
muazzam afişleri ile iki adım sonra coşkuyla
karşılanacak Bahaus arasında bir bağ
kurulur mu, bilimsiz.
nezaketen dahi tema almamış, bol yıldızlı
bir ‘şey’. Avrupa Birliği yıldızını anımasatan,
İstanbul’u tınlatan duruşu baki. Hitit Güneşi
yalnız kalmasın, onun ne demek istediğini
bilenler söylemiş tek tek: ulusal, Ulu Önder
(sadece ‘O’ büyük yazılmıyor muydu?)
Atatürk, sosyal, ekonomik, siyasal (ayağını
denk al), askeri (ayağını al oradan!) ve tabi
ki kültürel gelişim. Uzun cümleler sonunda
çağdaş uygarlık görünüyor. Amblem
değişmeyecek! Silahlar eşitse savaşın
mertliği bozulmaz. Ankara’da herkesin
silahı yok, hukuk da herkese yok. Lakin gün
be gün insanlar belediyeyle ilgili pano, afiş,
kent mobilyalarının üzerinde Hitit Güneşi
sticker’ları görüyorlar. Selj adında bir grafik
aktivisti çıkıyor ortaya ve Hitit Güneş’ini
tekrardan herkese mal ediyor. Selj dijital
formattaki güneşi internete koyuyor,
insanlar da hemen internetten cızzz. Eski
amblemlerini geri isteyen kişiler yenisinin
üstünü Selj’in sağladığı içerikle kapatıyor.
Amblem değişiyor mu peki?
Tasarım; beklenen değerlerin işlevsel olarak
biraraya getirildiği temalardan oluşan ve
bütünselliğiyle lafını söyleyen ürünlerin
ortak tabanı. Haliyle politik. Grafik tasarım
ise politikaya en çok hizmet eden branş.
BM –Suma’da, Hrant Dink anısına, tam da
mahiyetinde gerçekleştirilen sergide iyice
göze batan mesaj kaygısıyla çokça emek
harcanarak yapılmış eserler yer alıyordu. O
dönemki dağıtım ağının ve yönetimsel erkin
imkanları mesaj iletim arayüzü olarak grafik
tasarımı herkese açık bırakmıyor, çizilen
figürler ve durumlar insanlara neye nasıl
davranmalarını gösteriyor. Amerika’nın
göze parmak sokan Sam amcasının işlevi
gibi. Bize de Adnan Menderes parmak
atmıştı mesela.
Gustav Klutsis ve eşi Valentina Kulagina
devrimci Rus grafik tasarımının mükemmel
Zaman yaklaştıkça tasarımcıların neyi
söylemleştirdiği önem kazanıyor. Kuram ve
uygulama süreci sanatsal bakış açısından
çıkıyor. Körpecik arkadaşlarımız tasarım
aşkıyla girdikleri grafik tasarım bölümünden
emekçi olarak paketleniyor. Politik dertleri
istemden çıkıyor sisteme giriyor; önlerine
gelen ürünün vermek istediği mesajlar
kurgulanıyor. Kimi iyi de para kazanıyor.
Gene de, hadi siyasi diyelim buna da; mesaj
vermek isteyenlerin eli kolu durmuyor: Gırla
fonu olmamasına rağmen itkisel olarak
güçlü formlarda dertlerini anlatmak
isteyenler savaşıyor.
Silah aynı, geliştiriliyor. Sokağa çıkılıyor,
internete not düşülüyor, ping’lenen mesaj
karşıdan direkt pong alıyor. Tasarımcı
kuramsal haliyle evine kapanıyor. İşlevsel
haliyle kamuya açılıyor. Binleri toplamak
yerine birleri tetikleyecek işlerini sokakta
ya da internette direkt olarak sergiliyor.
Politik olmak için çabalıyor. Derdi olan
masabaşında dirsek çürütmenin parasını
dışarıda yiyor. Grafik tasarımın birebir
etkileşimi deneyimlenmek için yeni formlar
arıyor. Politika izliyor, politik tasarım
dönüştürüyor.
09
çalışmalar üzerinde dururken Ankara
Patent Bürosu Genel Müdürü Kaan
Dericioğlu “tasarımda patent, fikri haklar
ve inovasyon” konusunda bir sunum yaptı.
Ankara’da ilk defa bir etkinliğe katılan
Alamet-i Farika Reklam Ajansı Kurucu
Ortağı ve Kreatif Yönetmeni Uğurcan
Ataoğlu, Burçin Tortop ve Kaan Ertüz ile
birlikte “tasarım ve reklam” üzerine yoğun
bir sunum gerçekleştirdi. Bülent Fidan
RYD Başkanı, Safari Marka İletişimi Ajansı
Yaratıcı Grup Başkanı “Tasarım
Kimliğimizin oluşması” konusunda yaptığı
sunum, Cemil Cahit Yavuz’un hazırladığı
“leke oyunları” üzerine yaptığı gösterim ve
söyleşi ile devam etti. Mehmet Ulusel ve
Harun Antakyalı’nın gerçekleştirdiği
söyleşi ise, “tasarım ve sanat eğitimi ve
eğitimin getirdikleri” üzerine yoğunlaştı.
Baran Baran “reklam animasyonları”
konusunda, Örgüt Çaylı “reklam ve tasarım
alanında yaratıcı çalışmaların arka
planları” konusunda ve son olarak Özgür
Gülbir ise “bir reklam filminin anatomisi”
üzerine yaptıkları söyleşilerle 2. gün
programı sona erdi.
Baran Baran, Berna Dalaman, Burçin
Tortop, Bülent Fidan, Cemil Cahit Yavuz,
Gülay Hasdoğan, Hakan Gürsu, Harun
Antakyalı, M.Kaan Dericioğlu, Kaan Ertüz,
Mehmet Ulusel, Örgüt Çaylı, Özgür Gülbir,
Serkan Güneş,Uğurcan Ataoğlu, Şansal
Erdinç, Serdar Pehlivan, Elif Varol Ergen,
Berk Cankat, Yusuf Gençer, Altay Kaynar,
Barış Başaran, Çiğdem Demir, Ekin Kılıç,
Elif Adın, Gülin Selçuk, Kıvılcım ve Ömer
Aslan, Ali Herischi, Ersinhan Ersin, Efe
Conker ve Müzikleri ile Rahman Altın gibi
isimlerin konuşmalarının yanısıra, grafik,
moda, ürün tasarımı sergileri ve
workshoplar’la dolu dolu geçen Ankara
Tasarım Günleri HE-ART DESIGN STUDIO
sahibi ve RYD Ankara Temsilcisi Hakan Dağ
tarafından 4 yıldır düzenleniyor.
Atölyesiz Olmaz!
Hava muhalefeti rağmen ATG 3. gün
etkinlikleri, 23 Mayıs Pazar sabahı eş
zamanlı olarak başladı. Ali Herischi
koordinatörlüğünde gerçekleştirilen
“Fotoğraf Atölyesi”, Yusuf Gençer’in
koordinatörlüğünde “İllüstrasyon Atölyesi”,
Harun Antakyalı koordinatörlüğünde “Engel
mi? O da Ne?” başlıklı Zihinsel Engellilerle
gerçekleştirilen “Resim Atölyesi” yürütüldü.
Cer Modern Konferans Salonunda Baran
Baran tarafından “Reklam Filmleri
Animasyonu” ve Örgüt Çaylı tarafından ise
“Reklam ve Yaratıcı Tasarımlar”
konularında atölye çalışmaları yapıldı.
Dopdolu Program
Etkinlik programının hayli yoğun olduğu 3
gün içinde, Doç.Dr. Gülay Hasdoğan ve
Yrd. Doç. Dr. Serkan Güneş birlikte “Ulusal
Tasarım Politikamız” üzerine bir sunum
gerçekleştirdi. Dr. Hakan Gürsu tasarladığı
01
ve dünya çapında birçok ödülü layık
görülen “çevreci ve inovatif ürün
tasarımları” çalışmalarını paylaşırken
tasarımın ve tasarımcının sorunları
02
üzerine değerlendirmelerde bulundu.
ETMK Başkanı Berna Dalaman, Türk
tasarımının geldiği nokta, tasarımda
farklılaşma ve ETMK olarak yapılan
01 Etkinlik posteri
02-03. Konferans ve açılış etkinlikleri
03
10
30/05/2010
11
Umut Kart
[email protected]
DİKKAT:
Zona Tortona ve
Zona Romana
BİR HAFTADA GEZİLMEZ!
Tasarım stüdyoları birer birer Tortona’da
etkinlik yapmaya başladığında, yalnızca
dizi dizi sıralanmış garajlar
görüntüsündeyken; bugun, binlerce insanı
daracık sokaklarına sıkıştıran nev-i şahsına
münhasır bir etkinlik bölgesi. (Öyle ki,
Tortona’yı yeterli görmeyen Design Partners
yeni bölge Zona Romana’yı büyütmek için
tohumları atalı yeterince zaman geçti. Ama
Romana Tortona kadar tuttu mu, o ayrı bir
tartışma konusu.)
Milano Tasarım Haftası yalnızca fuardan ibaretken belki durum değişikti. Ancak şimdi,
Fuori Salone(Fuar Dışı) etkinlikleri çeşitlendikçe, olan biteni bir haftada görmeyi
beklemek tastamam hayalperestlik. Bu yıl da banyosu, mutfağı, Tortona’sı Trienal’i
derken yüzlerce etkinlik ziyaretçileri karşıladı. Hafta, mecburiyetten, tüketildi.
Salone del Mobile
49. kez düzenlenen Milano Mobilya Fuarı,
haftanın önemli bölümlerinden birini
oluşturmaya devam ediyor. Her ne kadar,
yaratıcı dünya için çekim alanı olmayı
uzun zaman önce bırakmış olsa da,
üreticiler ve ticaret erbabları için
vazgeçilmez olmayı sürdürüyor şüphesiz.
Salone Satellite
Trienal
Tasarım Haftası için Milano’ya
gidenlerin “olmazsa olmaz”ları
arasında gösterilebilecek Triennale
di Milano, bu yıl büyük bir kalabalığı
kendine çekmeyi başardı. Roy
Lichtenstein retrospektifi ve
Canon’un şovuyla renklenen alanda
genç Polonyalı tasarımcıların sergisi
en ilgi çekici bölümlerden biriydi.
Geçtiğimiz yıl Japonya’nın bıraktığı
etki kalmasa da, Polonyalılar’ın
trienaldeki varlığı dillendirilmeye
değerdi. Aynı şekilde Tayvan’dan
gelen zanaat ürünleri de
üretimlerindeki incelikle kendine
hayran bıraktı. Türkiye’den
Gaia&Gino’nun ürünlerinin yer
aldığı Swarovski sergisini de
atlamamak gerek doğrusu. İstanbul
Bilgi Üniversitesi’nin de katılımcısı
olduğu, Radikal Tasarım
Gazetesi’nin dağıtıldığı, ve daha
ziyade atölye çalışmalarıyla dikkat
çeken Triennale di Milano- Bovisa
ayağında yapılan eskiz sergisi ise
hafızalarda yer tutacak cinstendi.
Her ne kadar Mobilya Fuarı’nın içinde yer
alsa da bu sene 13. kez düzenlenen
SaloneSatellite, çoktan rüştünü ispatladı,
ayrı anılmaya hak kazandı. Genç
yeteneklerin yer aldığı – ve malesef eskisine
göre sönük olan- alan, üreticilerin
kendilerine yetenek seçtikleri bölüm olarak
tanımlanabilir. Bu yıl, ilk kez dağıtılan
Satellite ödülleriyle biraz baharatlanmış
olsa da, Satellite cevherlerinin birbirlerini
tekrarlamaya yüz tuttukları söylenenler
Massimilano Fuksas’ın imzasını taşıyan
binada, önde giden markaların bu sene
de değişmediği mobilya kısmı, Edra,
Kartell, Moroso gibi firmaların gövde
gösterilerine sahne olurken, Magis’in açık
farkla öne çıkması dikkate değerdi. Edra,
Türk tasarımcılar için enterasan
olabilecek bir karar almış, 2010 yılı
konseptini “Barbarlar”a odaklamıştı.
arasındaydı. Toplam 700 katılımcının
olduğu ve 25 okulun boy gösterdiği alanın
en dikkat çekicı “durağı”, isyankar
Brikolör’ün standıydı. “Fark yaratmak 1
seneden fazla zaman alır, dolayısıyla
ofisteyiz, çalışıyoruz” mesajını astıkları
standlarını boş bırakan ekibin hareketine bu
zamana kadar rastlanmamış olduğu açık.
Gelelim ödül kazanmaya hak kazananlara:
Birinci seçilen Nao Tamura’nın yaprak
biçimli servisleri “gerçekten en iyi” miydi
tartışılır; ancak Paola Antonelli, Matteo
Thun, Paola Piva jüride olunca, seçimlere
Swarovski’den Capellini’ye, Toshiba’dan
Diesel’e geniş bir yelpazede “ilerici” fikirler
sadakatle, Tortona sokaklarını vazgeçilmez
yapıyor. Bu arada Superstudio Piu adını
veren Tortona içi etkinlik alanı büyüyor,
kendini “geçici tasarım müzesi” olarak
konumluyor. Türkiye’den Derin’in yıllardır
katılımcısı olduğu alanda, bu sene Serhan
Gürkan da yer alıyordu. Tortona Bölgesi’nin
bu yılki yeniliklerinden biri, Creative
Economy Garden adı verilen salondu.
Moroso ise ürünlerinden ziyade
poliüretan köpükten oluşturduğu dev
standıyla göz alıyordu.
Fazlasıyla ticari fuarı bir parça
yumuşatmak adına girişimler yok değildi.
A Celestial Bathroom adını taşıyan video
enstalasyon ile modern sanat galerisinde
düzenlenen Tutti a tavola (Herkes
Masaya!) isimli serge eşlik ediyordu.
dil uzatmak pek de kolay değil! İkinci,
Jansson/Sandelin tasarım stüdyosu oldu.
Ekip, elektrik kullanmadan suyu ısıtan
duşlarıyla dünyaya karşı sorumluluklarını
yerine getirmiş sayıldı! Üçüncü ise,
Gabriele Meldaikyte tasarımı tek elle yemek
yapmayı mümkün kılan üniteydi.
Rendeleme, kesme gibi aslında iki el
olmadan ne kadar zor olabileceğini tahmin
edemediğimiz faaliyetleri bedenin diğer
kısmından destek alarak mümkün kılan
kesme tahtası biçimli ürün, Milano’da
engellileri hedefleyen az çözümden biriydi.
Ventura Lambrate
Salone del Bagno
İki yıllık bir çalışmanın sonucu olan ve
Tortona’ya bir nevi inat çıktığı
söylenebilecek Ventura Lambrate,
Milano’nun “ötelerinde” kalan bir
yaratıcı bölge. Şimdilik Milano Tasarım
Haftası’nın kurtarılmış alanı olarak
görülebilir. Hollandalı tasarımcıların
rağbet ettiği alanda hayli çarpıcı işler
görmek mümkün. (Tamamen sanal
yolla, şekillendirebilediğiniz bir seramik
vazoya kim hayır der ki?) Maarten Baas,
Design Academy Eindhoven, Royal
College of Art gibi toplam 22 sergi, 236
tasarımcı tam da burada konumlanıyor;
ilham verici istasyon bölgesinde.
İki yılda bir tekrarlanan ve 2008’in
ardından bu sene kendine özel olarak
ayrılan mekanıyla 3. kez karşımıza çıkan
“Salone Internatzionale del Bagno”
fuarı, alışılageldiği gibi 22 ve
24.pavilyonlarındaki yerini almıştı.
Firma artışına nazaran katılımcı
sayısının düştüğü gözlenen fuar bölümü,
tasarım haftasının uluslararası
şemsiyesinin dışında, her zamanki
İtalyan firmaların merceği altındaydı.
Ana hatlarıyla, en dikkat çekici
yükselişin ısınma birimlerinde olduğu
alanda, ürünlerin yarışı %60 seramik
banyo ürünlerine, %40 radyatörler
oranlarıyla sonuç buldu.
Eurocucina
Designersblock
Alternatif sergi alanı Tortona’ya bile dahil
olmak istemeyecek kadar sıradışı bir
duruşu olan Designersblock, bu sene de
Revel Scalo d’Isola’da sergisini
gerçekleştirdi. Farklı olmak konusundaki
kaygısına karşın “doğayla bütünleşme
silsilesine” kapılanlardan biri de
Designersblock’tu. Kurucuları Rory
Dodd’un da aralarında bulunduğu bir
grubun tüm teknolojik gereçlerden
uzaklaşarak, doğanın orta yerinde
mobilya yapma serüvenini anlatan
fotoğraf ve videolar sergide öne çıkarılan
kısımlardan biriydi.
Yalnız bu kadar değil şüphesiz; mumla
şömine arasında konumlanan yeni devrin
aydınlatması, oturana sarılan kanepeler,
sırtı varak çerçevelerden oluşmuş
sandalyeler... Designersblock yine çok
ilginç gençleri tanıtmıştı!
Banyo fuarına göre daha eski bir
geçmişe sahip Eurocucina’nın, tasarım
haftasının yaratıcılık düzeyinden daha
alt sıralarda yer aldığından söz
edebiliriz. Daha önce düzenlenen 17
örneğine nazaran etkileyici bir çıkış
grafiği göstermeyen alanda, mutfak
mobilyalarında rüştünü ispatlamış çoğu
marka hazır bulunuyordu. Corian
benzeri malzemelerin tezgah üstlerini
kapladığı son yıllara ilaveten, evyeleri
de ele geçirdiği görülürken, mutfak
mobilyası dışındaki ürünlerde de
renklenme çağına geçilmesini sağlamış.
Eurocucina’nın yan etkinliği FTK- Future
Technology for the Kitchen” bölümüyle
ise, mutfak alanları için geliştirilen
gelecek teknolojileri sergilendi.
12
30/05/2010
13
Gözde Tüfekçi
[email protected]
SIDADIŞI OLMANIN ‘MODASI GEÇTİ!’
Ne tasarımcının yurdu, ne etkinliğin yeri farkediyor. Milano’nun ürünleri iki elin parmağıyla
sayılabilecek ‘trend’in birine takılıp, onu takip etmeyi ‘trend’den sayıyor. Durum bu olunca
süzgece takılanları kategorize etmek kolaylaşırken fark yaratmak gitgide zorlaşıyor.
Çocukların Dünyası
Kiç Mevsimi
Hayal dünyasının sınır tanımayan tavrı,
ürünlerden sinemeya kadar birçok alanda
varlığını sürdürüyor. Giderek artan
animasyon filmler ve çizgi kahramanlar,
perdeden sonra ürünlerle de sıkça
karşımıza çıktı. Çocuklar için düşünülmüş
ürünlerin giderek çoğaldığı şu günlerde,
minik kullanıcılar daha da önemseniyor ve
eğlenceli dünyaları birçok ürüne ilham
kaynağı oluyor. Geleceğin tüketicileri
gözüyle bakılan çocuklar için tasarlanan
ürünler, birçok marka gibi mobilya
devlerinden Cappellini’nin de gözünü
çevirdiği bir alan adeta. Moda, müzik ve
endüstriyel alanlarla ortak projeler kurarak
farklı işlere imza atan Cappellini’nin Walt
Disney ile birlikte çıkardığı yeni çocuk
mobilyaları bu akımın en somut
örneklerinden biri olarak tasarım haftasının
konuşulanları arasındaki yerini aldı.
Milano’nun tasarımcılara “ünlü olacakları
15 dakika” için bir nevi davetiye olduğu
açık. Dolayısıyla pek çok tasarımcı
fonksiyonellik, estetik, sağlamlık gibi
kriterlerin önüne şaşırtmak fikrini
koymuştu. İzleyicileri şaşırtmanın zor
olduğu dönemde, kitsch ürünler her
zamanki (de)moda tavrını koruyordu. Her
ne kadar şaşırtmak yakın zamana kadar
gülümsetmek kelimesinin ucuna takılıyor
olsa da bu sene tercihler abartmaktan yana
olmuştu... Özellikle feminen malzeme ve
çizgilere yapılan vurgu sayesinde objeler
kiç kavramının esnek sınırlarında
gezinmişlerdi.
El Emeği Göz Nuru
Malzeme tercihine bakmaksızın, ürünlerin
çoğunluğu el işinin ve süslemenin
cazibesine kapılmış gibiydi. Krizin etkisiyle
midir bilimez, seri üretimin dışında, el
işçiliğini anımsatan ve “süslü” ürünlerin
gözle görülür biçimde arttığından
bahsedebiliriz. Tasarımcının hangi toprakta
yetiştiği bile önemini kaybetmiş, zanaate
yakın durma endişesi kol gezmiş, bezemeler
çoğalmış, işlemeler meşrutiyet kazanmıştı.
Ürünle Yapı Bir Olunca
Yerçekimi Etkisi
Düzlemle aynı paralellikte olmaktan sıkılan
ürünler, bu sene dil birliği yapmışçasına
eğrisel çizgilere bürünmüşlerdi. Birçok ürün
ve markada hakim olan tasarım formları,
hacim algısı ve yön algısının test edildiği
yerde, deneysellikle tüketimin karşı karşıya
geldiği bir noktada sürdürüyordu varlığını.
Düzlemlerin eğrisel doğrular üzerine
kurgulandığı ürün tasarımları ürünü yan
alan edinmiş Fabrica gibi markalardan,
Driade gibi daha ağır başlı markalara kadar
birçok tasarımcının ilgisini çekmişti. Hiç
olmadığı kadar çok işlevli ürünlerin
sergilendiği fuarda, farklı anlam ve
olasılıkları birarada sunma yolu da yine
düzleme oturmayan çizgilerden geçmişti.
Eğriselliğin verdiği yanılgıdan yararlanan
tasarımlar, ancak bu sayede farklı kılınmış
ve çok işleve elverir haller almıştı.
Kırılırsa Atmayın
Şaşırtma Merakı
Yakın zamana kadar interaktivite’nin ön
plana çıktığı Milano Tasarım Haftası, bu
kez, üretim sürecinin azizliklerine
odaklanmıştı. Hal böyle olunca, kırılmış,
sökülmüş, parçalanmış ürünlerin hakimiyeti
çoğalmış, kusurlar mükemmeliyetin ifadesi
haline gelmişti. Rastgele bir dokunun
örneğiymiş gibi şekillenen çanaklar, alçıdan
dökme, rastgele bir kitaplık ya da duvarla
örtüşen, betonerme yapıdaki duvar
kaplaması bu uğurda verilen örneklerden
sadece birkaçıydı.
Tasarım Haftası’nın yüzünü güldüren
eğilimlerden biri de “öyleymiş gibi” yapan
tasarımlardı. Şaşırmaya çok fazla
alışmadığımız haftada, gülümseten
yaklaşımların ortak noktası; aslında
olmadıkları birşeymiş gibi davranan
ürünlerden geçiyordu. Beyaz deri
edasındaki şişme bir Chesterfield
koltuk, ya da şeffaf bir örtüymüş
gibi duran pleksiglas bir ghost
sandalye. Ya da üzerine
oturduğunuzda içine
gömülüceğiniz hissini
uyandıran, kas tüyünden
yapılmışcasına çimento
torbasından bir oturma elemanı
bu sene karşınıza çıkabilecek
ürünler arasındaki yerini almıştı.
Origami Saplantısı
Aslında 2009 eğilimleri arasında gösterilse
de Japonların geleneksel sanatı origaminin
etkisi hala sürmekteydi. Aydınlatmadan
mobilyaya hemen her alanda, şevkle buyur
edilen origami kullanıcıyı ürünle etkileşime
girmeye çağırırken, geometrideki sadelikle
3. boyutta sunulan özgürlüğü buluştuma
iddiası taşıyordu. Origami’nin fanatikleri
arasında yalnızca genç tasarımcılar
bulunmuyordu. Patricia Urquiola’dan Ora
Ito’ya deneyimli isimler de katlamanın
dayanılmaz cazibesine kapılmış gibiydi.
Endüstriyel ürünlerin tek başlarına
sürdürdüğü, kendi ayakları üzerindeki
duruşlarına baş kaldıran yapısal elemanlar,
ürünleri de kendi bünyelerine çekmişlerdi.
Bu sene bir hayli “dağınık” yapıdaki tasarım
haftasında bazıları da düzenin peşindeydi.
Çok renkliliğe, çok fonksiyonluğa ve
alabildiğince modüleriteye karşı sakin,
dingin ve bütünsel çözümler de alıcısı için
hazır bulunuyordu. Modüller halindeki
mobilya ve aydınlatma elemanları yapının
içine gizlenerek, yapının bir parçası olurken
malzemenin geçişlerine imkan tanıyor,
yapıyla ürün çizgisini de ortadan
kaldırıyordu.
14
30/05/2010
Umut Kart
15
Umut Kart
[email protected]
[email protected]
DOĞAL OLMAK,
SATIN ALMA, KEYİF AL!
EN DOĞAL HAKKIMIZ!
01
Milano Tasarım Haftası’nda ekonomik krizin göstergelerini aramak, bu seneye has
bir ihtiayaç değil aslında. Nicedir, atık malzemelerden üretilen yeni’lerin izlerini arıyor,
bunları dillendiriyorduk. Ancak, 2010, mukavvaların, doğal taşların, ham maddelerin
devri oldu, bu da su götürmüyor.
Bu zamana değin olmadığı kadar “herkes
için her yerde her zaman üretilebilir,
istendiği gibi de tüketilebilir” ürünler
dünyanın dört bir yanındaki tasarımcıları
etkisi altına almış görünüyor. Ortaya konan
ürünlerin kaçı gerçekten kullanılmak üzere
tasarlanıyor, meçhul. Ancak gerçek olan şu
ki, yerkürenin kısıtlı kaynaklarının nasıl da
sarfedildiğinden dem vurmak yine yükselekn
trend. Hal böyleyken, ister fuara gidin ister
şehrin etkinlik mıknatısı Tortona’ya;
dilerseniz Satellite’nin “genç ve yaratıcı”
koridorlarını gezin, dilerseniz Trienal’in
katlarını çıkın teker teker... Karşınıza çıkan
çözümler, benzer problemi hedeflemekte.
Bakınız Salone Satellite’nin ilk kez dağıtılan
ödüllerinin sahiplerine. Paola Antonelli,
Matteo Thun, Paola Piva gibi isimlerin yer
aldığı hayli meşhur jürinin seçimleri
arasında yer alan duş’a. Suyun akışından
doğan enerjiyle sıcak su elde etmenizi
sağlıyor! Doğal malzemeler, geri dönüşüm,
sürdürülebilirlik konusunu gündemine
alanların arasında son derece tanıdık isimler
de var: Mesela Droog Design. Sıradan ve atık
malzemeleri alıp (720 soda şişesi, 50
turuncu can yeleği gibi!) 14 genç
tasarımcının eline dönüşmeye teslim eden
Droog, çıkan sonuçları satıyordu. Ekibin eski
performanslarını mumla aratsa da, “atmaattıkça sıra sana gelecek!” felsefesini
vurgulaması açısından dikkat çekici.
Yakın zamanda mobilya işine soyunan Diesel
hayli “doğal” yatak başlarını suna dursun,
Mini “countrymen” modelini tanıştırıp
dağlara çıkmaya vesile yaratsın.... Whirlpool
fuarın Eurocucina bölümünde yeşilci
mutfağını tanıtsın, Hollandalı tasarımcılar bir
olup “Tutto Bene” için Sürdürülebilir
Tasarımlar sergisi yapsınlar... Portakal
kasalarından bin çeşit dolap yapılsın, pet
şişeler yüzyılın atığı seçilsin... Yves Behar
atık kağıtlardan lamba yapsın, Emeco Coca
Cola ile işbirliği yapsın, atık şişeler
sandalyeye dönüşsün, hatta Fadi Sarieddine
poponuz doğal hissetsin diye sandalyenizin
oturma bölümünü çimle kaplasın! Biz de
soralım: Bu işin de içi boşaltılıyor olmasın?
01 Christan Kocx imzalı TV haznesi.
02 Vi-Tu Plast ve Colortech’in mukavva odası
03 “On Off Bale” aydınlatma
04 Christan Kocx imzalı TV haznesi.
05 Design Amar’ın meyveliği.
06 Robert Haslbeck imzalı saklama ünitesi.
Moooi kurulduğunda tasarımcılar için
özgürlük platformu olmayı hedeflemiş.
Bunca şan şöhretten sonra halen
özgürlükten söz edebilir miyiz?
Biz hala –hatta belki öncesinden daha fazlaözgür olma olanağını yaratıyoruz. Bugün
yaptığımız işlere bakarsanız, daha önce
olduklarından daha özgürler. Bugünkü
işlerin kendine güvenli, mühendislik
gerçeklerinden muaf tasarımcının dünyaya
vermek istediği fantaziler olma imkanı var.
Daha önce olmadığı kadar! Bir hayali
gerçeğe yaklaştırmakta daha iyiyiz;
tasarımcı için teknoloji ve pazarlamayı,
daha rahat yürütüyoruz. Tasarımcının
elinde olan bir alet, bir mekanizma gibiyiz.
Sadece izleyicisine ulaşmak için bizi
kullanmalı. Biz bir yoluz hepsi bu; tasarımcı
ile dunya arasında geçişi sağlıyoruz.
Yaptıklarımızın pek çoğunu başkası
yapmaz. Öyle ürünler yapmak istiyoruz ki...
O kadar ikonik olsunlar ki neredeyse sanal
olsunlar. İnsanlar onları istesin ama
yalnızca 2 kişi hayatının içine alsın...
Bugün, tasarım insanlar için ilignç. Bir
koltuk almak istedikleri, ya da bir
sandalyeye ihtiyaçları olduğu için değil bir
kültürün parçası olmak istedikleri için
ilgileniyorlar... İlginç olan bir dünyaya
girmek istedikleri için.
Bence siz tasarımı biraz sanat biçimi
olarak konumluyorsunuz...
07 Angelo Grassi tasarımı sehpa.
02
Bu bir sorun mu? Picasso sergisine gittin
diyelim.. Gider keyif alırsın, satın almaya
kalkmazsın. Hissetmeye anlamaya gidersin,
o parçayı kullanmazsın.
Ama tasarım kullanılmak için değil mi?
03
04
05
06
07
Öyle düşünüyorsun ama yanılıyorsn. Eğer
bir masanın üzerinde çıkıntılar varsa
kullanılmak için değildir. Birşey anlatmaya
çalışıyordur... Dinlemiyorsun. Belki mesaj
önemli değildir, iyi değildir ama mesajdır.
Ama bu tip bir masanın iyi birşey olduğunu
söylemiyorum. Bence fonksiyonellik
tamamen önemsizdir; konuşmamalıyız bile.
Çünkü temelde olmalıdır zaten; tasarmın
temelinde. Sonra, evi yapmalısın... Temelde
yaşayamazsın değil mi? Siz fonksyion
önemli sanıyorsunuz, ve haklısınız da...
Ama sadece temelde var o. Sonra, onu
sevmek için bir sebebe ihtiyacın var. Bir
masayı üzerine birşey koyabildiğin için
sevmezsin ki! Fonksiyonel değilse nefret
edersin, o başka. Ben çalışabilecek şeyler
değil, yokluklarında yaşayamayacağın
şeyler yapmak istiyorum. Seni kişi olarak
daha ilignç, daha iyi hissettirecek şeyler.
Yarınını aydınlatacak...
Her fırsatta hayali gerçeğe
Yıllar önce tasarladığı “Knotted Chair” ile
ünlenen Marcel Wanders, Milano’nun
2010 yıldızıydı. Magis’ten Bacarat’ya pek
çok firmanın koleksiyonunda yer alan
Wanders sorularımızı yanıtladı.
yoktu aslında. Firma mükemmel bulup
mağazaya koydu ama şimdi bakıp “ne
düşünüyordum?” diyorum. Güzel bir tasarım
parçası değil! Genç tasarımcılara
tasarlamayı bırakmayı salık veriyorum;
bundan sonraki 2 seneyi daha etkin
kullanmayı... Tasarımcı olarak iyi olmak
istiyorsan öğrenme sürecinde etkin ol ve
sadece gözlerini kullan. Bak, bak, bak... Bir
bardağa bakıp iyi olduğuna karar
veremiyorsan, sen hiç bir zaman çizimdeki
bardağın iyi olup olmadığını anlayamazsın
ki!
Peki beraber çalışacağınız kişilerin görüp
görmediğine hangi kriterlerle karar
veriyorsunuz?
dönüştürmekten bahsediyorsunuz da;
işleriniz zenginlerin hayalleri için gibi...
Hayır, onlar bedava! Burada gördüklerin için
ne kadar ödedin? Onlar kalbinde, kafanda,
bedava! Picasso bir resim yaparsa...
Paylaşır, dolar işareti yapmaz ki. İşini
boyar, iletişimini, işini... Dünyayı davet eder
ki baksınlar, biz de öyle yapıyoruz. Biz
onlara fikir veriyoruz. Bedavaya dünyamızın
bir parçası olabilirler. Ben sana bedava
vermek istiyorum bunu; sahip olmak
istersen aslında iletişimimizi bozuyorsun.
Bana sahip olmak ve kalbimi çıkarmak
istiyorsun. Pek çok insanla bu olmadan bir
ilişkimiz var. Biz dünyanın her yerinde
düşüncelerimizi bedavaya veriyoruz.
Tasarımcıların yaptıkları güzellikleri
paylaşıyoruz. Gören insan sahip olandan
çok; sen sahip olmak istiyorsan kuralları
değiştiriyorsun. Hoşuma gider tabii,bu işi
devam ettirebilmemiz için bazı insanların
bunu istemesi lazım. Hayatın boyunca her
gün senınle olmasını isteyecek kadar
istemen güzel. Bir diğer yandan, ucuz da
değiller pahalı da... Bir fiyatları var.
Bu seneki tasarım haftasınd Hollandalı
tasarımcıların öbeklendikleri bir alan var
sanırım...
Benim için tasarımın ulusu yoktur. Biz
seninle İngilizce çok iyi konuşabiliriz, ama
pek çok insanla konuaşamayabiliyorum. O
zaman tasarım konuşuyor, uluslararası dil.
Yerel tadların olması daha iyi değil mi?
Ama bu demek değil ki, ortak bir dil içinde
sen kendinden, kim olduğundan, yerel
olarak, otantik olarak bahsedemezsin.
Herkesin anlayabileceği bir dille
konuşursun ama istediğinden bahsedersin.
Tüm kararlarınızın arkasındasınız belli ki;
hiç pişmanlık yok mu?
Yok; bence zaman kaybından başka bir şey
değil. Ama yapmamam gereken bir parça
vardı mesela. Söylemeyeceüım çünkü pek
çok insan o parçayı unuttu diye mutluyum.
Çok erken dönemdi. Hazır değildim;
insanlar beni yükselttiler. Sihir olduğunu
düşündük. Genç tasarımcılara bu olur.
Onlara hep “sessiz ol” derim. “Kendin için
karar ver: 75’inde tasarımcı mı olacaksın?
Eğer evet’se, o zaman acelen yok. Zamanın
var, sessiz ol, hergün büyü. Hızlandırmaya
çalışma sadece büyü. Eğer hergün büyürsen
kaliten çok önlenemez olur, çok güçlü.
Dünyanın seni görmeme ihtimali kalmaz.
Benim o parçamda; harika bir tasarımcı
değildim ama bir firma aldı. Fena değildi
ama iyi olup olmadığını bilecek bakış açım
Kurallarım yok. Yarın yeni kurallarım
olacak; dolayısıyla bugünden kural
koymuyorum. Şaşırtılmaya açığım. Umarım
yarın biri gelip bugüne kadar düşündüğüm
herşeyin aptalca olduğunu söyler. Canlı
hissetmek istiyorum. Bunu görmeye
hazırım. Eğer ordaysa, ben görürüm.
Hayatınız boyunca br tarzınız olmasın
diye çalıştığınızı söylemişsiniz. Tarzınız
olsa ne olur? Kök salmak gibi mi?
Kök gibi evet... Benim için kalıcı şeyler
yapmak önemli. Yeninin eskime ihtimali
eskiden fazla. O yüzden o kadar yeni
olmayan şeyler yaapmak istiyorum;
geçmişle bağ kuran. Benim yaptığım
modenrizmin tersi, geçmişle bağ
kuruyorum. Dekorasyonu çok sevdiğimden
değil! Magis için yaptıklarımı düşün;
tamamen farklı şeyler... Bacarat’ı,
Capellini’yi düşün... Hepsi için mutluyum;
Love grove ‘u çok severim ama 15 parçasına
bak, tarzı görürsün. Benimkilere bak... Farklı
fikirler dolu deli bir dünya. Kendimi ne
küçük ne de büyük yapmak isterim. Bu
benlik değil demek istemem; alabildiğimi
alırım. Rumun sonunu bulmak isterim ki
sana sunayım. Dünyaya verebilmek için
bendeki tüm parçaları bulmak isterim.
Binlerce insan var bende. Ben
tasarımcıysam, ürüne yani çocuğuma benim
değl kendi kimliğini vermeliyim. Bu benim
felsefem... Bunun içinde, gözlerimin
hazmedebildiği, beynimin düşünebildiği,
kalbimin verebildiğikadar mümkün olduğu
kadar farklıyı verebilmek için uğraşacağım.
16
30/05/2010
Umut Kart
Aslı Ayşen Aydın
[email protected]
[email protected]
Dünya nüfusu artarken, şehirler de
kalabalıklaşıyor. 2030 yılına kadar nüfusun
% 60’nın şehirlerde yaşayacak olması hem
bireysel hem de kamusal bir sürü yeni
ihtiyacın doğmasıyla sonuçlanacak. Şehirler
sadece cazibe açısından birbiriyle
yarışmakla kalmayacak, hem yaratıcılar
hem de akademik dünyanın yeni yetenekleri
için çekim merkezi olmaya çalışacak, sahip
olduğu insan sermayesinin kalkınmasını
sürekli kılmayı sağlayacak ve sosyal
gruplaşmanın önüne geçmeye uğraşacak.
Bu nedenle, sadece alt yapısal ihtiyaçların
karşılanması veya sürdürülebilirliğin
sağlanması değil şehirli insanın yaşadığı
kentten ne kadar keyif aldığı da gittikçe
önem kazanacak.
KENT İÇİN,
GELECEK İÇİN
Public Design Festival ikinci kez düşünmeye
çağırdı: Trafik lambalarından sokak
tabelalarına, toplu taşıma araçlarından çöp
kutularına, herşey bir tasarım ürünü iken
günlük koşuşturmacada bunların ne kadar
farkına varıyorsunuz?
Günümüzün önemli trend uzmanlarından
akademisyen ve yazar Richard Florida da
uzun süredir yürüttüğü çalışmalarla fark
yaratan şehirleri inceliyor. Özellikle
yaratıcı endüstrilerin gelişmesi sağlayan
çekim merkezleri barındıran bu şehirler,
sadece ekonomik kalkınma oranlarıyla
değil deneyim ekonomisi açısından da
sonsuz seçenekler sunuyor. Mimarlar,
şehir planlamacıları, peyzaj mimarları,
kamu çalışanları, sosyolog ve
antropologlar, tasarımcılar ya da
sanatçılar... Hepsi kalabalıklaşan
şehirlerin daha yaşanabilir ve keyif
alınabilir ortamlar olabilmesi için çeşitli
projeler geliştiriyor. İşlevini kaybeden
demiryolu rayları parka dönüştürülerek
mahalle yaşamı yeniden canlandırılıyor,
bazen küçük bir meydanda başlayan
etkinlik bir kaç yıl geçmeden festivale
dönüşerek tüm şehre mal oluyor.
biriktiriyor. Şehirde yaşayanlar ile kamu
alanları arasındaki ilişkinin değişim ve
gelişiminde tasarımın rolüne değinen proje
için kilit grup, şehirliler. Uzmanların
farkındalığı ve sürdürülebilirliğin ancak
sıradan vatandaşın aktif katılımıyla gerçek
anlamını bulacağını savunan etkinlik,
sürekli devinim halinde olan toplumun
ihtiyaçlarına yönelik basit, uygulanabilir ve
sağlam çözüm önerilerini biraraya
getiriyor. Şehrin işlek meydanlarında
sergilenen bu eserlerin yanı sıra 46
şehirden 650 projenin değerlendirildiği
uluslararası bir yarışma düzenleniyor.
Sere serpe uzanacak bir bahçesi bile
olmayanlara çiçek yatağı sunan “into the
flowers”; şehrin gürültüsünde sesini
duyuramadığını hissedenlere yönelik
“megafono”; hava kirliliğinden dolayı
nefes alamadığını düşünenlere ise oksijen
parkı... Sürekli şehirlilerinin
beklentilerinden bahsederken ya
turistlerin ihtiyaçları? Seyahati
bitirmeden son bir kez kentin havasını
soluyabileceğiniz ve bagajınızı da güvenle
saklayabileceğiniz bir çözümle
karşılaşsanız fena mı olur? Hepsi naif
yaklaşımlar gibi gelse de ortak noktaları,
şehir hayatının ve özellikle de kamuya
açık alanların artık daha özel
tasarlanması gerektiğine dönük
fonksiyonel ve eğlenceli önermeler
içermeleri.
Geleceğin şehrinde “yaşayan mekanlar”
yaratabilmek için, halkı açık alanların
kullanımı konusunda bilinçlendirmek ve
bu bilinçlendirme sırasında onları
yetkilendirmek önem kazanıyor. İşte o
zaman meydanların mimari
yerleşiminden, banklara kadar herşeyin
tasarımı, fonksiyonellikleri ya da
paylaşımcılığa ne kadar imkan
sağladıkları içselleştirilebilir ve kaotik
geçen gündelik hayattan kurtulup kentten
daha fazla keyif alma fırsatı yakalanabilir.
Milano Tasarım Haftası sırasında “Public
Design Festival” da gündelik yaşamımızda
çevremizi daha keyifli ve fonksiyonel hale
nasıl çevirebileceğimize dikkat çekiyor.
2006 yılında Avrupa Birliği projesi olarak
başlayan “Human Cities” fikrinin de
uzantısı olan bu proje, ‘yaşadığımız ortamı
daha bilinçli tasarlayabilir miyiz’i
sorgulatıyor. Organizasyonu üstlenen
esterni, 2 yıldır gerçekleştirilen etkinlik
çerçevesinde tüm dünyayı gezerek kent
yaşamını ve deneyimini dönüştüren kamu
alanlarındaki türlü uygulamaları ve fikirleri
01
DÜNYA MALI NARGİLE
Tasarım eli değdiği zaman yalnız
görüntüsünü değil, kullanım alanlarından
hedef kitlesine topyekün bir değişime
uğrayan, günü yakalamak konusunda son
derece yatkın bir “gelenek” nargile.
Neredeyse 10 sene önce endüstriyel
tasarımcı Kunter Şekercioğlu tarafından
“yeni bir çehre”ye kavuşturulduğunda
kimileri tarafından eleştirilip, kimileri
tarafından geçmişle gelecek arasında bir
köprü olarak değerlendirilmişti. O zamanın
üzerinden yeterince geçmiş olsa ki, Airdiem
isimli dört yaşında bir Fransız şirketi
dünyanın dört bir yanından tasarımcılarla
çalışarak 500 yıllık nargileye binbir surat
kazandırıyor, çekingenlerin sayısı düşerken
üretkenlerinki çoğalıyor! Altın, gümüşten
Corian’a ya da deriye geniş bir yelpazede
malzemeyle çalışan Airdiem’in ismi, hafiflik
ve hava anlamına gelen “air” ile hedonist
bir söylem olan “carpe-diem”in ikinci
kısmının birleşiminden oluşuyor.
Fas doğumlu Hicham Lahlou’nun “Diwani”
nargilesi, tasarımcıya göre misafirperverliği
sembolize eden odanın ismini taşıyor.
Polietilenden üretilen ürün yaklaşık 70 cm
yüksekliğinde. Tasarım anlayışını
kültürlerin karışımı üzerine kuran Lahlou,
araştırmanın başarı üzerindeki etkisinin
büyük olduğuna inanıyor.
“Tüttür Beni”
02 Saksılardan yapılan oturma birimleri
03 Run For Rest koşu bandı.
Aslolan Zamansızlık
Pure’un tasarımcısı Filistin asıllı Belçikalı
Nedda El-Asmar, 2007 yılında Fransız
gazetesi l’Express tarafından Yılın Avrupalı
Tasarımcısı olarak gösterilmiş, 2008’de ise
Henry Van de Velde ödülünü almıştı. Aynı
yıl kazandığı Observeur du Design ödülü ise
genç tasarımcı için önemli bir atlama taşı
olmuştu. Modernliğine karşın zamansız
olmayı başarabilecel bir objenin peşinde
olduğunu ifade eden El-Asmar’ın nargilesi
18 karat altın kaplama.
Fes Başlıklı Nargile
03
O çok benimsediğimiz nargile, artık yeni çehresiyle “dünya
malı”. Fransa’da kurulan Airdiem’in koleksiyonu, çeşitli
malzeme ve üretim tekniklerini buluşturuyor. Bize ise bir şarkı
tutturmak kalıyor: “Seni ben, ellerin olasın diye mi sevdim?”
Misafiri Seven Nargile
Emmanuel Meyssonnier’in tasarımı olan
“Smoke Me” alüminyum bir gövdeye sahip,
üzerinde ise seramik kullanılmış. Yalnızca
27 cm yüsekliğinde olduğu için tıpkı kendi
gibi özel olarak tasarlanmış çantası içinde
istenen yere taşınabiliyor. Böylesine küçük
olmasına karşın rüzgara karşı son derece
dayanıklı.
01 Into The Flowers çiçek yatağı
02
17
Tasarım dünyası kadar sanat dünyasının da
aşina olduğu bir figür olan Hilton
McConnico, ürününde Doğu’da
yakalayabildiği sıcaklığı yansıttığını
düşünüyor. Afacan giyinmiş birini
anımsattığını söylediği Fes Başlıklı Nargile,
her ne kadar kiç olmak konusunda sınırları
zorlasa da metal, cam, plastik gibi
malzemeleri buluşturmaktaki azmiyle
dikkati çekiyor. Ürün 38 cm yüksekliğinde,
14 cm genişliğinde ve toplam 1 kg
ağırlığında.
Taşınabilir ve Genç
Lübnanlı tasarımcıların kurduğu Tribu
Design imzasıyla Red-Dot tasarım ödülü
alan “Beyaz” nargile, alıştığımız geleneksel
ürünün taşınabilir ve genç hali olarak
konumlanmış. “Geleneği korumak istiyorsan
evrimleşmesine izin vermelisin! Biz de
nargileyi daha pratik ve fonksiyonael hale
getirerek, etrafında yeni davranış
biçimlerinin filizlenmesine imkan verdik”
diyen ekip, 40 cm’lik ürünü Corian’la hayata
geçirmiş. Doğal akrilik ve paslanmaz çeliğin
yanısıra deriden de faydalanılmış. Ürünün
yüksekliğinin yalnızca 5 cm olduğunu
hatırlatmakta fayda var.
Gün Ortası Hayalleri
Eğitimini Beyrut- Paris ve New York
üçlemesiyle tamamlayan Sibylle Tamer
Abillama, gün ortasında mutluluk ve
hayal’i yakalamaya gayret etmiş.
Feminen çizgileri ve kırmızı
pleksiglasının da etkisiyle gözleri
üzerinde toplayan nargile, kullanılan
metalin de oldukça çarpıcı hale
gelmiş. Ürün, 54 cm yüksekliğinde ve
32 cm genişliğinde.
18
30/05/2010
Gözde Tüfekçi
Gözde Tüfekçi
[email protected]
[email protected]
19
BANYONUN TANIMI ÇOĞALDI SIRADA, RADYATÖR DEVRİMİ...
Ekonomik kriz, insanoğlunun hayattan değil belki ama üründen olan beklenti eşiğini
de bir hayli yükseğe çıkardı. Artık tek üründen tek işlev beklediğimiz günler uzakta,
sadece elimizi yıkadığımız lavabolar geride kaldı.
Nicedir, banyo alanındaki
konsantrasyonumuz seramik ürünlere
odaklıydı. Banyonun yaşam alanına
dönüşmesiyle karo, lavabo ve klozet
üçlüsüne eklenip çıkarılan yeni ürün
gamlarına, bu kez de seramiğin soğuk
etkisini yumuşatan, sıcacık bir ürün çeşidi
dahil oldu. Aralarında Matteo Thun, Karim
Rashid, Starck gibi isimlerin bulunduğu
tasarımcılar bu yeni alanın koruyucuları
arasındaki yerlerini aldılar bile.
Matteo Thun, Karim Rashid ya da “olmazsa olmaz” Starck...
Tasarımcıların ilgi alanı sıcak bir yere doğru mu kayıyor
dersiniz? Radyatörlerin değişimi bundan olmasın?
İki senede bir, sabit fuar alanı içinde
konuşlanan Salone del Bagno, bu sene de
klasik pavyonlarındaki yerini almıştı.
Burada şaşırtıcı olan tek şeyse, seramik ve
banyo gereçlerinin yanında neredeyse
%40’lık bir alanın, banyo ısıtma sistemleri
ve radyatörlerden oluşmasıydı.
Parlağından, doğal yüzeylisine, su
ısıtmalısından elektrik enerjilisine, birçok
marka ve tasarımcı ürünü radyatörler banyo
alanın da yeni gözdesi durumunda.
01
Bu yıl rotasını fuar alanına çeviren banyo
markaları, Salone Internazionale’ye Bagno
ekinin iliştirilmesiyle kendine ait
pavilyonlarıyla 3.kez karşımızda. Birden
fazla fonksiyonun yerine getirildiği ürünlere
oldukça sık rastlanan alanda, bu eğilimi
kanıtlar birçok ürün sergilenmekteydi.
Stocco’nun yeni serisi Origami, tek formun
çoğalarak dört farklı ürüne dönüştüğü, farklı
isteklere tek formdan cevap verebilen
kompakt bir tasarım anlayışının sonucuydu.
Dönüşerek, şekil değiştirerek, kapanarak
yan bir fonksiyonu karşılayan ürünlere bir
diğer alternatifse, bu uğurda kendi
varlıklarından ödün vererek fazlaca(!)
birleşen tasarımlar yolundaydı. Bir ucu
lavabo bir ucu küvete dayanan Novello
markalı ürün, akışkan formun sağladığı
sürdürülebilirlikten yanaydı. Başlıca amacı,
iki farklı elemanın olası birleşmelerle
yanyana getirilmesiyle alan tasarrufu
sağlamak ve akışkan silüetiyle yeni şekiller
yaratmak olan Love, tek fonksiyonla
yetinmeyen ürünlerin form üzerindeki
baskısını kanıtlar cinstendi.
02
rastlanmayan fuar alanında, marka ve
tasarımcıların doğaya yöneldiklerini söylesek
şaşırtıcı olmaz kuşkusuz. Doğal taş
kullanımının nispeten arttığı ve doğadan
esinlenen formların gözümüzün her yerine
iliştirildiği bu günlerde, banyoda da doğaya
dönüş vardı. Dışarıdan tamamen doğal,
kullanım alanının gerektirdiği yüzeylerde ise
klasik yaklaşımın benimsendiği sırlı,
pürüzsüz dokuların hakim olduğu ürünler
göze çarpanlar arasındaki yerini aldı.
Malzeme tercihini seramikten yana kullanan
markalar ise, en azından form ya da desen
yoluyla çevreye duyarlılıklarının altını
çiziyordu. Karim Rashid imzalı AX 20
koleksiyonu, doğaya bu yolla dokunanlar
arasında gösterilirken, yumuşak hatların
kullanılmaya gayret edildiği, üç boyutlu
organik yapıdaki tasarımıyla, ışığın
yüzeylerde oluşturduğu yansımalardan
görsel bir derinlik elde edilmeye çalışılmıştı.
Formun ışık kırılganlıklarına elverişli tutulan
bu yüzeylerine rağmen kolay temizlenebilir
ve kullanılabilir olması, tasarımın en kritik
unsurları arasında yer alıyordu.
Bu alandaki bir diğer uygulama ise, lüks
yaşam alanlarını doğa üzerinden modayla
birliştiren Jungle koleksiyonu. Doğal
yaşamdan desenlerin, ayakkabı, çanta ve
aksesuarlara yansıdığına olan şahitliğimizin
ardından, banyomuz da nasibini alarak;
timsah, yılan, iguana gibi hayvanların
derilerine bürünmüş. Seramik malzemenin
üzerine kapladığı pişirilmiş hamurla deriyi
andıran yüzeyler elde edilen seriyle birlikte
vahşi yaşamın kapıları da banyomuza açılıyor.
Son yıllarda görmeye iyice alıştığımız
çanak ve mobilya üstü ürünlerin aksine,
kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan
vitrifiyeler, bu yıl birçok örneğiyle yeniden
karşımızdaydı. İsmini, esin kaynağı da
aldığı Martini Dry kokteylinden alan
Decormarmi ürünü de, geleneksel ve katı
görünümlü malzeme etkisini ayaklanarak
yıkanlardan. “Dry” bu yolla, silindirik bir
ayak üzerine çanak şeklinde biçimlenerek
mermerin soğuk ve rijit hatlarını kırıyor,
heykelsi bir form yakalıyor.
01. Azzurra’nın Civita lavabosu
02. Novello’nun NV Love serisi
03. Karim Rashid imzalı ‘Axia’
04. Stocco’nun ‘Origami’ koleksiyonu
05. Ceramica Cielo’nun ‘Jungle’ koleksiyonu
Banyolardaki form-fonksiyon eğilimlerinin
yanısıra, banyonun can alıcı malzemesi
seramiğe sanılanın aksine fazlaca
03
04
05
Sayılarının iyice artması ve
yaygınlaşmasıyla birlikte, banyo mekanı
dışına da sızmaya başlayan ısınma
elemanlarının, heykelsi formlarıyla birer
dekorasyon elemanına dönüştüğünden söz
edebiliriz. Isınma panelleri, salon ve
benzeri ortak yaşam alanlarındaki yerlerini
baş köşelere konumlandıran örnekleriyle,
hem insanın en temel ihtiyaçlarından birini
karşılıyor, hem de tablo, desen gibi
uygulamardan sıkılanlara yeni bir soluk.
Scudi Electric, Antrax IT’nin yıllar önce
Massimo Iosa’ya yine aynı isimle
tasarlattığı ünlü radyatörün elektrik
enerjisine çevrilerek yenilenmiş versiyonu.
Üç farklı panelden oluşan tasarım,
duvardaki hafif ve yüzen hissiyle, ortama
sağladığı enerjiden de fazla bir sıcaklık
katmayı amaçlıyor.
Tasarımların çok amaca hizmet etme
anlayışına paralel olarak radyatörlerin
ısıtma işlevlerine de raf, havluluk, dekoratif
panel gibi özelliklerin eklendiği ürünlerin
yaygın olarak kullanıldığı fuar alanında, bu
anlamda birçok örnek mevcuttu. Çok işlevli
radyatörler arasında ilk ve tek patentli
tasarım olarak lanse edilen “Stendy”,
Deltacalor’un çamaşır kurutma askılığı
olarak tasarlanan fonksiyonel bir çözümü.
Gömlek ve benzeri parçaların askılarıyla
asıldığı aparat, istendiğinde açılıp
kapanabilen raflarıyla havluluk olarak da
kullanılabilmekte.
Çağdaş tasarımcılardan Enzo Berti’nin, yine
I-Radium için tasarladığı Gigi ise, eğlenceli
ve stilize tasarımıyla hem banyolar, hem de
çoçuk odaları için düşünülmüş. Hafifliği ve
taşımaya özelleşmiş formuyla modüler bir
yapı kazanan ürün, tüm mekanlar arası
geçişe de olanak tanıyor.
01. F. Lucchese tasarımı ‘Otto’
01
03
02
04
01-04. S. Lucchese tasarımı ‘Otto’
02. AntraxIT’nin ‘Scudi Electric’ radyatörü
03. Enzo Berti’nin ‘Gigi’ radyatörü
05. Deltacalor’un ‘Stendy’ askı radyatörü
05
20
30/05/2010
Sibel Baştimur
Emine Merdim Yılmaz
[email protected]
[email protected]
TASARLA, YARIŞ, KAZAN
Aykut ve Ferhat Kızıler ise “Gooolll” adlı
ortak projeleriyle mansiyona layık
bulunarak 1.000 TL ile ödüllendirildi.
Bir süredir sonuçlanması beklenen yarışmaların kazananları en Merdivenli Sokaklar
nihayet açıklandı. Şüphesiz, kazanan yalnızca gençler olmadı. Üniversitelerin mimarlık, iç mimarlık,
Tasarımın ekonomi üzerindeki etkisini en
iyi anlatan cümle hiç kuşkusuz genç
tasarımcıların idolü, 'endüstriyel tasarımın
babası' ve 'Amerika'yı şekillendiren adam'
olarak tanımlanan Raymond Loewy’nin
"Fiyat, işlev ve kalite açısından eşit olan iki
ürün arasında, daha iyi tasarlanmış olan
daha iyi satılır" cümlesidir. Yeni ekonomi
düzeninde tasarımın yeri çok büyük.
Teknolojinin hızla değiştiği bugünlerde,
pazarda neyin başarılı olacağının çok iyi
tahmin edilemeyeceği bir dönemde, tasarım
her türlü sektör için bir yol gösterici.
İngiltere'deki Design Council'in İngiliz
şirketler arasında yaptığı bir araştırmaya
göre, tasarımı iyi kullanan şirketler,
rekabette daha başarı oluyorlar. Üretim
yapan şirketler, tasarıma yılda 5.1 milyar
pound harcıyorlar, yüzde 70'i ise işlerinde
tasarımın çok önemli olduğunu dile
getiriyorlar. İngiltere'nin en hızlı büyüyen
şirketlerinin yüzde 71'i tasarım, yenilikçilik
ve yaratıcılığın şirketlerinin çalışmalarında
çok önemli bir role sahip olduğunu
belirtmişler. Aynı şekilde, bir yıl içinde hiç
büyüme kaydetmeyen şirketlerin yüzde
67'si, hiç tasarım aktivitesinde
bulunmadıklarını belirtmişler. Bütün
bunların bize anlattığı ise şirketler için
tasarımın ne kadar değerli olduğu.
Türkiye’de de tasarımın öneminin farkına
varan birçok şirket var. Bu şirketler
oluşturdukları tasarım ekipleri ile yeni
fikirlerin peşinden gidiyor, düzenledikleri
yarışmalarla genç tasarımcıları
destekliyorlar. Bu yarışmalar hem firmalara
yeni fikirler kazandırıyor, hem de genç
tasarımcıların kendilerini sınamalarını
sağlıyor.
yanı sıra Zorlu Tekstil’de iş imkanı gibi
önemi bir fırsatın sahibi oluyorlar.
Yarışmaya katılan projeler arasından, her
iki kategoriden ayrı ayrı seçilen 6 proje
sahibi Mehmet Zorlu Vakfı Özel Bursu ile
ödüllendirildi. Yarışmada Türkiye Ev
Tekstili Sanayicileri İşadamları Derneği
(TETSİAD) özel ödülleri de sahiplerini
buldu.
Kumbaralar Yarıştı
Toplumda tasarruf ve geleceğe yatırım
bilinci oluşturmak amacıyla AvivaSA
tarafından düzenlenen “Kumbara Tasarım
Yarışması”nda dereceye girenlere ödülleri
verildi. “Geleceğin Tasarımcıları Tasarrufu
Tasarlıyor” konseptli Kumbara Tasarım
Yarışması’na 512 başvuru yapıldı. Bilkent
Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı
Bölümü 4. sınıf öğrencisi Begüm Cana
Özgür, “Roly-Poly” adlı projesiyle tasarruf
sahiplerinin hayatta nasıl dik
durabileceklerini anlattığı tasarımıyla
birinciliğe layık bulunarak 5 bin TL’lik
ödülün sahibi oldu. Ortadoğu Teknik
Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı
Bölümü 4. sınıf öğrencisi Sedef Ala
Gümüşlü, “ParaKüp” adlı projesiyle ikinci
seçilerek 3 bin TL’lik ödülü kazandı.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri
Ürünleri Tasarımı Bölümü 4. sınıf öğrencisi
Mehmet Erdi Özgürlük “Yükle!” adlı
projesiyle üçüncü olarak 2 bin TL’lik para
ödülüne sahip oldu. İstanbul Teknik
Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı
Bölümü 4. sınıf öğrencileri Fatma Ebru
01
01 Begüm Cana Özgür’ün kumbarası.
02 Taç’ın yarışmasında 1.lik kazanan desen.
02
Bir De Sen Tasarla
Türkiye’nin ev tekstili markası TAÇ
tarafından düzenlenen “Bir De Sen Tasarla
Yarışması”nda ödüller sahiplerini buldu.
Üniversitelerin Güzel Sanatlar ve Mimarlık
Fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerin
katılabildiği yarışmaya bu yıl 29
üniversiteden 400'e yakın eser başvurdu.
Yarışmada birinciliği Nevresim Deseni
Kategorisinde Mimar Sinan Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi'nden Tuğçe
Bozkurt ve Nevresim Ürün Tasarımı
Kategorisinde ODTÜ Mimarlık
Fakültesi'nden Efe Erinç Erdoğdu-Gülseren
Aslı Gök kazandılar. Bu yıl da “Nevresim
Desen Tasarımı” ve “Nevresim Ürün
Tasarımı” olarak iki kategoride düzenlenen
yarışma sonucunda kategori birinci, ikinci
ve üçüncüleri maddi ödülleri kazanmanın
peyzaj mimarlığı, şehir planlama ve
endüstriyel tasarım bölümü öğrencileri,
İstanbul’un kent ile özdeşleşen merdivenli
sokaklarına yepyeni bir ruh kazandırmak
için yarıştı. Seranit’in, genç tasarımcı
adayları ile gerçekleştireceği projeyle
Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Beykoz, Sarıyer,
Ümraniye, Üsküdar ve Fatih
Belediyelerinde bulunan İstanbul’un 8
ilçesindeki merdivenli sokaklar
yenilenecek. “Merdivenli Sokaklar Tasarım
Yarışması”nda, birincilik ödülü Fatih
Belediyesi için yaptıkları tasarım ile
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık
Bölümü’nde okuyan Seda Bakır, Aslı Nur
Paktaş ve Okan Aydoğu’nun oldu.
Öğrenciler 5 bin TL’lik ödülün yanı sıra
İtalya’nın önde gelen tasarım okulu Domus
Academy’de 15 günlük yaz bursu kazandı.
İkincilik ödülü Beykoz ilçesi sokağı için
yaptıkları tasarım ile Dokuz Eylül
Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde öğrenim
gören Mete Keskin, Mehmet Örücü ve Esra
Yılmaz’a verildi. Öğrenciler 5 bin TL’lik
ödülün yanı sıra 2010 Uluslararası İspanya
Mimarlık Festivali’ne katılım hakkı
kazandı. Üçüncülük ödülünü ise İstanbul
Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde
okuyan Remzija Mert ve Dokuz Eylül
Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde okuyan
Faruk Can Ünal Beşiktaş ilçesi için
yaptıkları tasarım ile paylaştı. Öğrenciler 5
bin TL’lik ödülün yanı sıra 2010 Londra
Bienali’ne katılım hakkı kazandı.
03 Merdivenli Bokaklar yarışmasının birincisi
Fatih’i ele almıştı.
BAŞKENT MODERN YÜZÜNE,
CER MODERN'E KAVUŞTU
01
Müze binaları, mimarileri ve içinde açılan sergiler ile sadece yerli turistlerin değil
yabancı turistlerin de gezi durağı oluyor, bir anlamda da kent ile özdeşleşiyorlar.
Böyle bir müzenin senelerdir eksikliğini çeken Ankara sonunda modern sanat
müzesine, Cer Modern'e kavuştu.
Mimari projesi Uygur Mimarlık tarafından
hazırlanan müze aslında bir dönüşüm
projesi. Cer Modern, eski eski vagon
tamirhaneleri, cer atölyeleri ve bu binaları
saran betonarme yeni bir binadan
oluşuyor. 11.500 metrekarelik bir alana
yayılan, 10 senelik bir çalışmanın ürünü
olan müzede, 4.500 metrekarelik sergi
salonu, 700 metrekarelik fotoğraf galerisi,
müze mağazası, 370 kişilik konferans
salonu, çok amaçlı salon, kafe ve heykel
parkı bulunuyor.
Cer Modern 21-23 Mayıs tarihleri arasında
kapsamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. 4.
kez düzenlenen Ankara Tasarım Günleri
kapsamında "Tasarımda İnovasyon"
konusu konuşuldu. Etkinlik süresince
düzenlenen seminerler, sunumlar, tasarım
sergileri, video art gösterimleri, çeşitli
workshoplar ile Ankara, 3 gün boyunca
tasarıma doydu.
Ankara'nın modern yüzü olmayı
hedefleyen Cer Modern'in müelliflerinden
Semra Uygur ile konuşarak projenin nasıl
ortaya çıktığını, tasarım kriterlerini ve
işveren ile olan ilişkilerini konuştuk.
Emine Merdim Yılmaz: Cer Modern'in
projesinin elde edilişinden inşa
edilişine kadar 10 sene geçti. Geçen
zaman zarfında yaşananları aktarabilir
misiniz?
03
21
Semra Uygur: Cer Modern'in inşa edildiği
yer AKM 4. Bölge'de yani bizim
düşünürsek sizce kente nasıl bir katkısı
olacak?
SU: Aslında Ankara için çok geç kalmış bir
yatırım bu. Yanındaki konser salonu da
bitince -ki bu da tıpkı Cer Modern'de
olduğu gibi, şimdiki Kültür ve Turizm
Bakanı'nın büyük katkılarıyla
gerçekleşiyor- Ankara'da geç kalmış ama
başkentin yüzünü göstermeye aday bir
yapı olduğunu düşünüyoruz.
EMY: İşveren ve mimar ilişkisini bu yapı
özelinde nasıl yorumlarsınız?
01
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
Konser Salonu yaptığımız alanda ve
yarışma sürecinde yıkılacak yapılar
kapsamındaydı. Daha sonra 1995'te Milli
Komite'nin burayı korumaya alma kararı
nedeniyle alanın telif haklarına sahip
olduğumuz ve konser salonuyla uyumunu
sağlamamız gerektiği için bunu yaptık.
EMY: Proje, eski vagon tamirhaneleri ve
cer atölyelerinin restorasyonu yanında,
bir de yeni bir binanın tasarımını
kapsıyor. Yeni binadaki tasarım
kriterleriniz neydi?
SU: Orada iki dönemde yapılmış dört
hangar var. Birinci dönem hangarları üç
tane ve büyük, enleri geniş boyları daha
kısa olan hangarlar. Fotoğrafta sol tarafta
görülen uzun, üzeri alüminyum kaplı olan
hangar da ikinci dönemde yapılan, 92
metre uzunluğunda bir yapı. Birinci
dönem yapılan üç hangarın iki tanesi
demiryolu hattı o alanda değiştirildiği için
ve o zaman yıkılacak bina niteliğinde
görüldüğü için demiryolları tarafından
mecburen yıkıldı. Bizim restorasyon
yapmadaki mantığımız da projesinde de
görülebileceği üzere eski yapıyı sargı bezi
gibi sarmak. Sağ tarafta görülen beton
yapı da sanki bir baston gibi yapıyı ayakta
tutan bir konsept üzerine gelişti. Üstünde
durduğumuz alanın da altında yeni yapılar
vardır. Toplantı salonları, galeri gibi
mekanlar o açık alanın altında bulunuyor.
EMY: Cer Modern'in Ankara'nın ilk
modern sanat müzesi olduğunu
SU: Biz bu projeleri yüklenici olan Baki
İnşaat'a yaptık. 10 sene sürdü ve bunun
nedeni yükleniciden değil ödenek
yetersizliğinden ve dur-kalk'lardan
kaynaklanıyor. Biz Baki İnşaat'la
çok iyi bir iletişim içerisinde bunu
götürdük ve gayriresmi olarak sürekli
inşaatın başında bulunma şansımız oldu.
Ama bu yapının bitirilişine esas sahiplik
eden de bizzat Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay. Sürekli şantiyeyi ziyaret
etti, üzerinde durdu, titizlendi,
bitirilebilmesi için görüşlerimizi aldı.
Ankara'da bu yatırımı bitireceğine dair söz
vermişti ve bunu gerçekleştirdi. İşveren
açısından bir sıkıntımız olduğunu
söyleyemeyiz ve gayet iyi ilişkiler
içerisinde götürdük bu işi.
01 Vagon tamirhaneleri, cer atölyeleri ve
yeni betonarme binası ile Cer Modern
11500 metrekarelik bir alana yayılıyor.
22
30/05/2010
23
Elif Ekinci
[email protected]
KLİŞE HEDİYELERE PAYDOS!
İKSV’den bahsetmek için artık bir sebep daha var: Vakfın
Şişhane’deki yeni binasının altına bir tasarım mağazası açıldı.
Şişhane’ye taşınan İKSV’nin yeni binasının
giriş katında, tasarım ve sanatla
ilgilenmeyenlerin bile en az ilgilenenler
kadar dikkatini çekecek yeni bir adres var
artık: İKSV Tasarım Mağazası. Bu mağaza,
Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının
yapıtlarının ürün uygulamaları, Türk
tasarımcıların hazırladığı özel koleksiyonlar
ve MoMA, Picasso, Dali, Andy Warhol gibi
dünyaca ünlü müze ve tasarım markalarının
ürünlerinin hepsini çatısı altında
buluşturuyor…
İKSV binasının giriş katına konuşlanan
mağaza, ürünlerini 3 ana koleksiyon başlığı
altında sunuyor. Bunlardan ilki olan ‘Türk
Sanatçılar Koleksiyonu’nda, Abidin
Bir diğer koleksiyonda ise, Ela Cindoruk ve
Nazan Pak’ın takı tasarımları ve Gülnur
Özdağlar’ın geri dönüşümü tasarıma
dönüştürdüğü pet şişelerden takıları var.
Dino’nun yaşamından, Bedri Rahmi
Eyuboğlu’nun özgün baskıları ve
resimlerinden, Tan Oral’ın kedilerinden ve
Devrim Erbil’in İstanbul manzaralarından
yola çıkarak hazırlanmış ipek fularlar,
kristal bardaklar, defterler, yastıklar ve
daha birçok özgün ürün yer alıyor.
Devran Musaloğlu’nun kâğıt obje ve
takılarından Koray Özgen ve Toz
Design/Leyla Taranto’nun beraber
tasarladıkları Dome koleksiyonuna; Şenay
Akın’ın farklı boyutları yan yana getirerek
yarattığı takılarından, Sadi Tekin’in pleksi
takı koleksiyonu ve Hande Bilten’in taşsız
tektaş yüzüklerinden oluşan Diamondless
koleksiyonuna kadar birçok farklı zevke
hitap eden tasarım ürünleri de yine bu
koleksiyonun içinde.
‘Dünyadan Tasarımcı ve Sanatçılar’
kategorisinde yer alan, güncel sanatın
dünyadaki öncülerinden New York
MoMA’nın yaratıcı ve eğlenceli ürünleri ise,
İKSV Tasarım Mağazası’nın en dikkat çeken
ürünlerinden. Kategoride ayrıca; ‘Dali bıyığı’
baskılı bardaklar ve ‘Warhol muzu’ baskılı
saatler dikkate değer ürünlerden. Ünlü
müze mağazalarından yapılan özel
seçkilerin yer aldığı İKSV Tasarım’da bir
başka dikkat çeken şey ise, 18 Türk
tasarımıcısından oluşan Barbarlar
grubundan Ela Cindoruk, Oya Akman, Erdem
Akan ve Gamze Güven ile birlikte geliştirilen
‘İstanbul’un taşı toprağı altın’ projesi. Ela
Cindoruk’un proje için tasarladığı, içinde 1
gr altın olan üstü taş kaplı kolyenin özelliği,
ister dışındaki taş ile beraber, ister taşı
kırıp altın olarak takılabiliyor olması.
Hediye seçmekte zorlananlar, son dakika
hediyecileri ve klişe hediyelere takılıp
kalmak istemeyenler için ‘biçilmiş kaftan’
olan İKSV Tasarım mağazası, her keseye
uygun ürün fiyatlarıyla uğrak noktası
olacağa benziyor...
Pelin Özgen
[email protected]
BİR UNİCERA GELDİ GEÇTİ
Unicera Fuarı’nda, 197 yerli ve yabancı
firma ürünlerini sergileme imkanı buldu.
Sektörün nabzının attığı fuar kapsamında
seramik kaplama malzemeleri, vitrifiye
ürünleri, havuz, sauna, armatürler, banyo,
mutfak mobilyaları ve aksesuarları
sergilendi. Fuardaki stantlarda en çok göze
çarpan tasarımlar, geçtiğimiz yıllarda
şekillenmeye başlayan banyo ve mutfak
kavramlarını bir yaşam alanı haline
dönüştürmeye yönelik çalışmalar oldu.
Dayanıklılık, kullanım kolaylığı,
temizlenebilme rahatlığı gibi temel
özellikler banyo mekanları için ürün
seçiminde en önemli kriterler arasında yer
almışa benziyor. Bu temel etkenlerin
yanında, küresel ısınma bilincinin
arttırılması adına çevreye duyarlı, su
tüketimini minumuna indirecek
malzemelerin kullanımını ön plana çıkartan
ürünlerin sergilenmesine ağırlık verilmiş. Az
su tüketen armatürler ve vitrifiye
elemanları, ahşap görünümlü kaplama
malzemeleri ve mobilyalar da Unicera
Fuarı’nın gözdeleri arasında yerini almış.
Seramikte mermer, traverten gibi doğal taş
desenlerine dönüş ile ahşap görünümler
kendisini hissettirmeye devam etmiş bunun
yanında parlak yüzeyler ve onlara eşlik
eden parlak taşlı bordürler trend olmuş
görünüyor. Fuarda göze çarpan bir diğer
konuda karo seramikte trend yaratacak
Türk Seramik Sektörü’nün en önemli buluşması olarak nitelenen
Uluslararası Seramik ve Banyo Fuarı’nın (Unicera) 22’ncisi de
geride kaldı. Peki Unicera neyi işaret etti?
dizaynlar ve aplikasyonların en son
tekniklerle hayat bulması olmuş. Üstün
malzeme ve dizayn teknikleriyle, gerçek
doğal elementlerin birebir aynı efektlerinde
seriler yaratılarak tüketicilere sunulmuş.
Tekstil efektli, rölyefli tasarımlar ilgi
çekerken, doğanın ve kültürel
değerlerimizin yansıtıldığı malzemeler ile
tüketicilerin kendinden bir şeyler katarak,
özelleştirdiği ürün tasarımlarını
yorumlayabilecekleri ürünler de büyük ilgi
topladı. Kullanılan renklerde, pastel tonlar
ağırlıklı olmak üzere, doğadaki ana
elementlerin canlı renkleri ve bunların tonsur-ton döşemelerini görüyoruz. Pastel
tonların yanı sıra koyu turuncu, sarı,
kırmızı, koyu fıstık yeşili gibi canlı renkler
de dinamik mekanları sevenlere hitap
edecek renk alternatifleri olacak. Ayrıca
mürdüm, antrasit gri renkleri de geçtiğimiz
senelerde olduğu gibi bu sene de görmek
mümkün. Siyah & Beyaz’ın ağırlığı
hissedileceğe benziyor.
Klasiğe geri dönüş dijital uygulamaların
çoğalması ve getirdiği avantajlar ile birlikte
artmıştır. Klasik ürünler genelde mutlaka 3
boyutlu trim parçaları ile desteklenen
parlak mermer, soft duvar kağıdı efektleri
olarak karşımıza çıkıyor. Ambianslarda bu
ürünler klasik tarza uygun vitrifiye, armatür
ve mobilya ile beraber sunuluyor.
Evine yaratıcılığını katmak isteyenler için
de farklı çözümler tasarlanmaya başladı.
Örneğin, Kale markasının Genç Tasarımcı
Tamer Nakışçı ile birlikte geliştirdiği Cube
ve Dot Serisi bu tarz uygulamalar ve
seçimler için iyi bir alternatif olma özelliği
taşıyor. Kullanıcıları kendi hayaldünyası ile
başbaşa bırakan bu seriler sayesinde
birbirinden özgün mekânlar tasarlayarak
farklılaşmak mümkün olabiliyor.
Müge Avşar
[email protected]
Tasarıma Park
Açıldı
Mahkumlara
Mesleki Eğitim
Gerçekleştirdiği sosyal
sorumluluk projeleri ile
adından sıkça söz ettiren
KSV, cezaevlerinde
düzenlediği kurslarla tutuklu
ve mahkumları meslek sahibi
yaparak topluma
kazandırmaya devam ediyor.
Nisan ayında Ankara Sincan
2 Nolu L Tipi Kapalı
Cezaevi’nde gerçekleştirilen
“Seramik Yer ve Duvar
Karosu Kaplamacılığı Meslek
Edindirme Kursu”nu başarı
ile tamamlayan Kursiyerlere
yapılan tören ile sertifikaları
verildi. Tutuklu ve
mahkumlara 5 gün teorik
eğitim, 30 gün atölye ve staj
çalışması, 1 gün teorik
eğitim verilmesinin ardından
yapılan 1 günlük yazılı ve
uygulama sınavında başarılı
olan kursiyerlere KSV
tarafından, MEB onaylı,
ulusal ve uluslararası
geçerliliği olan “Kurs Bitirme
Belgesi” verildi.
Hulahup’a
Davet
Küçülüp büyüyen, kendi çevresinde dolanan, renge dokunup geri dönen, takla atan
halkalar, kauçuk, ip ve metalin buluşması: Hulalup takıları oyuna davet ediyor...
toz design'dan Leyla Taranto'nun Hulalup takı sergisi 34-5 Haziran tarihlerinde,
elacindoruknazanpak mücevher atölyesinde görülebilir.
Tasarımla ilgilenen amatör
ve profesyonellerin bir araya
geldiği bir platform olan
Tasarım Parkı kapılarını açtı.
Kuruculuğunu
içmimar/tasarımcı Nursema
Öztürk’ün üstlendiği parkın
içinde; hem kütüphane, hem
de eğitim seminerlerinin
gerçekleştirileceği Bilgi
Parkı’nda Tasarım Yayın
Grubu’nun kitaplarına ve
sektörel yayınlara
ulaşabilme imkanı; kendi
dalında uzmanların
önderliğinde Atölye Park’ta
teorik bilgileri pratiğe
dönüştürebilme imkanı
sağlıyor. Tasarım Parkı’nda
aynı zamanda tasarımın
dokunduğu her türlü ürün
için bilgi, paylaşım,
sergileme ve lansman imkanı
da veriliyor.
“Risk ve
Güven”
Aksigorta, 50. kuruluş
yılında bir sosyal
sorumluluk projesi daha
gerçekleştirerek bu kez de
sanatseverlerin yüzünü
güldürüyor. Aziz Sarıyer,
Derin Sarıyer, Bihrat
Mavitan, Tan Mavitan,
Oytun Berktan, Han
Tümertekin, Ela Cindoruk
ve Bennu Gerede’nin ‘Risk
ve Güven’ teması üzerine
yarattığı eserler 2 ay
süresince Kanyon Alışveriş
Merkezi, Sabancı Holding
Binası, Beyoğlu ve
Fındıklı’da Aksigorta
Binası’nda sergileniyor.
Aksigorta Sanat Projesi ile
ilgili detaylı bilgi
www.aksigortasanatprojes
i.com web sitesinde.
I CARE A LOT
Takı Sergisi
Almanya’nın Idar-Oberstein
kentinde düzenlenen, farklı
kültürler arasındaki diyaloğu
güçlendirmeyi ve
Ortadoğu’nun insan hakları,
sömürgecilik gibi güncel
sorunları hakkında bir
tartışma platformu
oluşturmayı amaçlayan I
CARE A LOT takı sergisine
Türkiye’den Burcu
Büyükünal “Korkunç Güzel
#2” adlı eseri ile katılıyor.
Batı güzellik anlayışı ve
mücevherin süslenme
işlevini eleştirel bir bakış
açısıyla ele alan tasarımcının
çıkış noktası estetik
ameliyatlar. Dr.Nada
Shabout, Aşk Jönsson, Prof.
Vered Kaminski’nin jürisinde
yer aldığı ve 18 Mayıs 2010
tarihinde Idar-Oberstein’da
açılan sergi Eylül ayında
Stockholm’deki Platina
Gallery’de, Kasım’da ise
Lisbon’daki Gallery
Articula’da ziyaret edilebilir.
Bir Kez Daha
Yahşibey
Emre Senan Tasarım Vakfı
tarafından başlatılmış
Yahşibey Tasarım
Çalışmaları’nın
2010 yaz dönemi başlıyor.
16 Haziran’da Werner
Goehner yönetimindeki
tasarım çalışması ile
başlayıp Sertan Özbudun,
Sezgin Aksu, Aykut Köksal,
Nevzat Sayın,
Yeşim Demir ve
Sirrinivasarrao Pattur’un
proje yöneticikleriyle devam
edecek. ESTV ile iletişim ve
tasarım çalışmalarına
başvuru için:
www.yahsiworkshops.com
Gull Ödüllendi
Aziz Sarıyer’in oluşturduğu,
2008 Alparda
koleksiyonunun içinde yer
alan Gull, Red Dot Design
Awards 2010 kapsamında,
“Ürün Tasarımı” kategorisi
“Ofis” dalında, “Winner
2010” ödülüyle
onurlandırıldı. “Winner
2010” ödülü sahibi “Gull”
UNESCO tarafından Dünya
Kültür Mirası listesine alınan
Zollverein Maden Ocağı’nda
yer reddot Tasarım
Müzesi’nde gerçekleşecek
özel sergide yer alacak. Özel
sergi sonrasında “Gull” bir
yıl boyunca devam edecek
sürekli sergi kapsamında
ziyaretçiler tarafından
görülebilecek.
Dünya Mimarlık
Festivali
Her yıl düzenlenen, Dünya
Mimarlık Festivali (The
World Architecture
Festival)’ne başvurular
başladı. 3-5 Kasım 2010
tarihlerinde Barselona’da
gerçekleştirilecek olan
festival, uluslararası
mimarların çalışmalarını, ilgi
alanlarını ve düşlerini
sergileyecekleri bir
organizasyon olma özelliği
taşıyor. Bu sene jüri
üyelerinin arasında Mimar
Murat Tabanlıoğlu’da yer
aldığı festivale mimarlar,
ilgili profesyoneller ve
işverenler katılabiliyor. Her
yıl 1000’i aşkın ziyaretçinin
katıldığı festivale projeleri
ile başvurmak isteyenlerin
www.worldarchitecturefestiv
al.com adresinden detaylı
bilgilere ulaşması gerekiyor.
BEDA'nın İlk
Türk Üyesi
Avrupa tasarım birlikleri,
enstitüleri ve tasarımı
tanıtma amaçlı kurulan yerel
ve ulusal merkezlerin üye
olarak kabul edildiği
BEDA'nın (The Bureau of
European Design
Associations), Mart ayında
Lizbon'da yapılan Genel
Kurul sonuçları açıklandı.
Kale Tasarım Merkezi, bu
sene birliğe katılan 5 üye
arasındaki yerini alarak,
BEDA'ya Türkiye'den üyeliği
sağlanan ilk kuruluş olmaya
hak kazandı. BEDA'nın üç
farklı kategori sistemindeki
üyeleri arasında; Politecnico
di Milano, Norvec Tasarım
Konseyi, Finlandiya
Tasarımcılar Birliği Ornamo
gibi saygın tasarım birlikleri,
eğitim enstitüleri ve
merkezleri yer alıyor.
İntera İç Mekan
Ödülleri 2010
Arkitera Mimarlık Merkezi ve
Buildist Yapı Malzemeleri
Fuarı işbirliğiyle 2010 yılı
itibariyle iç mekan
tasarımlarının
ödüllendirileceği yeni bir
ödül hayata geçiriliyor.
İNTERA İç Mekan Ödülleri'ne,
son 2 yıl içinde tamamlanan
projeleriyle katılabilecek
olan tasarımcılar "Konutlar",
"Eğlence, Yeme-İçme ve
Kültürel Mekanlar", "Ticari
Mekanlar", "Ofis Mekanları"
ve "Konaklama Mekanları"
olmak üzere 5 ayrı
kategoride başvuru
yapabilecekler.
Editör: Umut Kart Katkıda Bulunanlar: Erkan Aktuğ, Gözde Tüfekçi Sayfa Tasarımı: Emre Senan Tasarım ve Danışmanlık; Emre Senan,
Özge Güven Sayfa Düzeni: Taylan Polat Danışma Kurulu: Serhan Ada, Erdem Akan, İhsan Bilgin, Asiye Bodur, Füsun Curaoğlu,
Yeşim Demir, Ömer Durmaz, Alpay Er, Cem Erciyes, Sertaç Ersayın, Hakan Ertem, Güran Gökyay, Korhan Gümüş, Gamze Güven,
Gülay Hasdoğan, Tansel Korkmaz, Zeynep Bodur Okyay, Suha Özkan, Kuyaş Örs, Nevzat Sayın, Emre Senan Reklam Direktörü: Özer
Topkaya Reklam Müdürü: Korhan Kesici Reklam Rezervasyon: Tayfun Elaldırsın Reklamlar için Tel: 0212 505 6486 Fax: 0212 505
74 79 Doğan Medya Center 34204 İstanbul Radikal Sanat Tel: 0212 505 6494 Fax: 0212 505 69 61 [email protected],
[email protected] Radikal'in ücretsiz ekidir.

Benzer belgeler