Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011-2

Yorumlar

Transkript

Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011-2
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ
ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ
Journal of the Agricultural Faculty
of Gaziosmanpasa University
ISSN: 1300 – 2910
CİLT: 28
SAYI: 2
YIL: 2011
Sahibi
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Adına
Prof. Dr. Güngör YILMAZ
Dekan
YAYIN KURULU
Prof. Dr. Gazanfer ERGÜNEŞ
Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN
Prof. Dr. Rüstem CANGİ
Doç. Dr. Hikmet GÜNAL
Doç. Dr. Nuray KIZILASLAN
YAYIN KOMİSYONU
Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN
Prof. Dr. Kenan YILDIZ
(Editör)
Tarla Bitkileri Bölümü
Bahçe Bitkileri Bölümü
Prof. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ
Biyosistem Mühendisliği Bölümü
Doç. Dr. Murat SAYILI
Tarım Ekonomisi Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Ekrem BUHAN
Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü
Doç. Dr. Rasim KOÇYİĞİT
Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Dürdane YANAR
Bitki Koruma Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Arda YILDIRIM
Zootekni Bölümü
Yayına Hazırlayan
Arş. Gör. Mahir ÖZKURT
Editör Adresi :
Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
60250 Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT
Telefon : (356) 252 1616 / 2123
Faks
: (356) 252 1488
E-Posta : [email protected]
http://ziraat.gop.edu.tr/fkdergi.asp
Dizgi ve Baskı:
GOÜ Matbaası, 60250, Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT
HAKEM LİSTESİ
Prof. Dr. Aydın ADİLOĞLU
Namık Kemal Üniversitesi
Prof. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Prof. Dr. Ömer ANAPALI
Atatürk Üniversitesi
Prof. Dr. Cevat AYDIN
Selçuk Üniversitesi
Prof. Dr. İ. Zafer ARIK
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. Saim BOZTEPE
Selçuk Üniversitesi
Prof. Dr. Hüseyin ÇELİK
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Prof. Dr. Leyla DEMİRSOY
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Prof. Dr. Günay ERPUL
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Hüseyin GÖÇMEN
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. Mehmet GÜNEŞ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Prof. Dr. Bilal GÜRBÜZ
Ankara Üniversitesi
Prof. Dr. Selçuk HAZIR
Adnan Menderes Üniversitesi
Prof. Dr. İbrahim ÖRÜNĞ
Atatürk Üniversitesi
Prof. Dr. Nuray ÖZER
Namık Kemal Üniversitesi
Prof. Dr. A. Yıldız PAKYÜREK
Harran Üniversitesi
Prof. Dr. Mustafa SARI
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. Sedat SERÇE
Mustafa Kemal Üniversitesi
Prof. Dr. İsa TELCİ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Prof. Dr. Cihat TÜRKBEN
Uludağ Üniversitesi
Prof. Dr. Figen YILDIZ
Ege Üniversitesi
Prof. Dr. Hüdai YILMAZ
Ahi Evran Üniversitesi
Prof. Dr. İbrahim YILMAZ
Akdeniz Üniversitesi
Prof. Dr. Kadri YÜREKLİ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Doç. Dr. Zümrüt AÇIKGÖZ
Ege Üniversitesi
Doç. Dr. Yıldız AKA KAÇAR
Çukurova Üniversitesi
Doç. Dr. Hasan AKÇA
Çankırı Karatekin Üniversitesi
Doç. Dr. Handan AKÇAÖZ
Akdeniz Üniversitesi
Doç. Dr. Ümit ARSLAN
Uludağ Üniversitesi
Doç. Dr. Mehmet Ali BAL
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
Doç. Dr. Hatice BASMACIOĞLU MALAYOĞLU
Ege Üniversitesi
Doç. Dr. Zeki BAYRAMOĞLU
Selçuk Üniversitesi
Doç. Dr. Levent BAŞYİĞİT
Süleyman Demirel Üniversitesi
Doç. Dr. Avni BİRİNCİ
Atatürk Üniversitesi
Doç. Dr. Canan CAN
Gaziantep Üniversitesi
Doç. Dr. Orhan DENGİZ
Ondokuzmayıs Üniversitesi
Doç. Dr. Şule IŞIN
Ege Üniversitesi
Doç. Dr. Selim EKER
Çukurova Üniversitesi
Doç. Dr. Sedat KARAMAN
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Doç. Dr. Rezzan KASIM
Kocaeli Üniversitesi
Doç. Dr. Tekin ÖZTEKİN
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Doç. Dr. Ercüment Osman SARIHAN
Mustafa Kemal Üniversitesi
Doç. Dr. Soner SOYLU
Mustafa Kemal Üniversitesi
Doç. Dr. H. Ersin ŞAMLI
Namık Kemal Üniversitesi
Doç. Dr. Nazım ŞEKEROĞLU
Kilis 7 Aralık Üniversitesi
Doç. Dr. Ece TURHAN
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Doç. Dr. Ali ÜNLÜKARA
Erciyes Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. M. Göksel AKPINAR
Akdeniz Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Faruk AKYAZI
Ordu Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Yalçın COŞKUNER
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Çetin ÇEKİÇ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Yakup ÇIKILI
Düzce Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Bekir DEMİRTAŞ
Mustafa Kemal Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Metin DEVECİ
Ordu Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Figen ERSOY
Uludağ Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Aşkın GALİÇ
Akdeniz Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Fatma Handan GİRAY
Süleyman Demirel Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Zeki GÖKALP
Erciyes Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Önder KAMİLOĞLU
Mustafa Kemal Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Osman KILIÇ
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. İsrafil KOCAMAN
Namık Kemal Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. M. Nisa MENCET
Akdeniz Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. İrfan OĞUZ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Serpil ÖZTÜRK
Sakarya Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Kasım ŞAHİN
Iğdır Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Sibel TAN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Süleyman TEMEL
Iğdır Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Ferhat UZUN
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Yrd. Doç. Dr. Ümit YAVUZER
Harran Üniversitesi
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ
YAYIN VE YAZIM KURALLARI
A. YAYIN KURALLARI
1. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisinde, tarım bilimleri alanında öncelikle
orijinal araştırmalar ile özgün derlemeler yayınlanır.
2. Dergide yayınlanacak makaleler Türkçe ve İngilizce yazılabilir.
3. İlk başvuruda eser, biri orijinal ve üçü yazar isimsiz olmak üzere toplam dört kopya halinde,
“Telif Hakkı Devri Formu’’ ile birlikte Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğüne gönderilmelidir.
4. Dergiye gönderilen makaleler, değerlendirilmek üzere üç danışmana gönderilir. Danışman
görüşleri doğrultusunda makalenin yayını konusunda karar verilir.
5. Basımına karar verilen ve düzeltme için yazarına gönderilen eserde, ekleme veya çıkartma
yapılamaz.
6. Yayına kabul edilen makalelerin son şekli Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığınca
değerlendirilir. Yayın süreci tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır.
Yayınlanmayan makaleler yazarlarına iade edilmez.
7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak
üzere en fazla üç eseri basılabilir.
8. Yayınlanan makalelerdeki her türlü sorumluluk yazar(lar)ına aittir.
9. Yukarıda belirtilen kurallara uymayan eserler değerlendirmeye alınmaz.
10. Yayınlatılmak istenen makaleler aşağıdaki posta ve/veya e-mail adresine gönderilmelidir.
Posta Adresi:
Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğü
60250 TOKAT
E-posta adresi:
[email protected]
B. YAZIM KURALLARI
1. Dergiye gönderilecek eser, A4 boyutundaki kağıdın tek yüzüne 11 punto Times New Roman tipi
harflerle ve 1,5 satır aralıklı yazılmalıdır. Sayfa boşlukları 3’er cm olmalıdır. Makalenin her sayfası
ve satırları numaralandırılmalıdır. Makale toplam 15 sayfayı geçmemelidir.
2. Yapılan çalışma bir kurum/kuruluş tarafından desteklenmiş ya da doktora/yüksek lisans tezinden
hazırlanmış ise, bu durum ilk sayfanın altında dipnot olarak verilmelidir.
3. Yazar ad(lar)ı açık olarak yazılmalı ve herhangi bir akademik unvan belirtilmemelidir. Adresler
kelimelerin ilk harfi büyük olacak şekilde adların hemen altında yazılmalıdır.
4. Dergiye gönderilecek eser özet, abstract, giriş, materyal ve metot, bulgular ve tartışma, sonuç,
teşekkür (gerekirse) ve kaynaklar bölümlerinden oluşmalıdır. Makalelerin metin bölümlerindeki
ana başlıklar ile alt başlıklar numaralandırılmalıdır.
5. Özet ve abstract 200 kelimeyi geçmeyecek şekilde 10 punto ve 1,5 aralık ile yazılmalıdır. Türkçe
yazılan makalelerde İngilizce, İngilizce yazılan makalelerde de Türkçe özetin başına eserin başlığı
aynı dilden yazılmalıdır. Beş kelimeyi geçmeyecek şekilde Türkçe özetin altına anahtar
kelimeler, İngilizce özetin altına da keywords yazılmalıdır.
6. Eserde yararlanılan kaynaklar metin içinde yazar ve yıl esasına göre verilmelidir. Üç veya daha
fazla yazarlı kaynaklara yapılacak atıflarda, ve ark. kısaltması kullanılmalıdır. Aynı yerde birden
fazla kaynağa atıf yapılacaksa, kaynaklar tarih sırasına göre verilmelidir. Aynı yazarın aynı tarihli
birden fazla eserine atıfta bulunulacaksa, yıla bitişik biçimde ‘a, b’ şeklinde harflendirme
yapılmalıdır. Yararlanılan eserlerin tümü ‘Kaynaklar’ başlığı altında alfabetik sıraya göre
numarasız ve 9 punto olarak verilmelidir.
Yararlanılan kaynak makale ise;
Avcı, M., 1999. Arazi Toplulaştırmasında Blok Öncelik Metodunu Esas Alan Yeni Dağıtım
Modeline Yönelik Bir Yaklaşım.Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 23, 451-457.
Yararlanılan kaynak kitap ise;
Düzgüneş, O., T. Kesici, O. Kavuncu ve F. Gürbüz, 1987. Araştırma ve Deneme Metotları
(İstatistik Metotları II). Ankara Üniv. Zir. Fak. Yay. No. 1021, 381 s., Ankara.
Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise;
Ziegler, K.E. and B. Ashman, 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ.
By the CRS Press, 189-223.
Yararlanılan kaynak bildiri ise;
Uzun, G., 1992. Türkiye’de Süs Bitkileri Fidanlığı Üzerinde Bir Araştırma. Türkiye I. Ulusal
Bahçe Bitkileri Kongresi, 13-16 Ekim 1992, İzmir, Cilt 2:623-628.
Anonim ise;
Anonim, 1993. Tarım istatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü,Yayın
No:1579, Ankara.
İnternet ortamından alınmışsa;
http://www.newscientist.com/ns/980228/features.html
olarak verilmelidir.
7. Çizelge halinde olmayan tüm görüntüler (fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita vb.) şekil
olarak adlandırılmalı ve ardışık biçimde numaralandırılmalıdır. Her bir çizelge ve şekil metin
içinde uygun yerlere yerleştirilmeli, açıklama yazılarıyla bir bütün sayılıp üst ve altlarında bir satır
boşluk bırakılmalıdır.
Şekil ve çizelgeler tek sütun kullanılması halinde 15 cm’den, iki sütun olması durumunda ise 7.5
cm’den fazla olmamalıdır. Şekil isimleri şekillerin altına, çizelge isimleri ise çizelgelerin üstüne,
ilk kelimenin baş harfi büyük olacak şekilde küçük harf ve 9 punto ile yazılmalıdır. Çizelge ve
şekil içerikleri en fazla 9 punto, varsa altlarındaki açıklamalar 8 punto olmalıdır. Araştırma
sonuçlarını destekleyici nitelikteki resimler 600 dpi çözünürlüğünde ”jpg” formatında olmalıdır.
Renkli resimler yerine gri tonlu resimler tercih edilmelidir.
İÇİNDEKİLER
Sayfa No
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının
Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi…….........................................................................
A.UZUN, K. KEVSEROĞLU, S.YILMAZ
1
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali
Uygulamalarının Ekonomik Analizi…………………………………......................................................
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
9
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu.……………………………………………………………………………
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
21
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of
Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.)...……………………………………………………………...
T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU
33
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria
mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması……………………….......................
R. CANHİLAL
43
Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel
Özellikler Üzerine Etkileri……………………………………………………………………………….
N.ADAK, M.PEKMEZCİ
53
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile
Değerlendirilmesi..…………………………….………………………...………………………………
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
61
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası
Örneği)…..…………..……..…………………………………………………………………………….
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
73
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar…………………………………………………………….
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
85
Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları…………………………………...
Ş.SARICA
97
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri…………………………………………………………………………………………….
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
103
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin
UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması………………………………………………….
Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM
117
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması………
E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK
127
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik
Sorunları ( Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği)…………………………………………………………………
H.KIZILASLAN, L.TANER
135
Atlarda Don (Vücut Rengi)……………………………………………………………………………...
O.YILMAZ, M. ERTUĞRUL
145
Mahlep ve Mahlep Ürünleri……………………………………………………………………………..
A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM
153
Türkiye Hayvancılığı…………………………………………………………………………………….
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
159
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine
Etkisinin Araştırılması…………………………………………………………………………………...
İ.OĞUZ, M.ACAR
171
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık
Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması……………………………………………….
Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR
179
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi……………………………………………………
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
187
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi………
H.ERDEM
199
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler………………………………………………………….
E.FİLİZ, İ.KOÇ
207
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının
İncelenmesi………………………………………………………………………………………………
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
215
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri..
B.GÖZENER, M.SAYILI
227
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 1-8
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill.
var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi
Arslan UZUN1
Kudret KEVSEROĞLU2
Serkan YILMAZ1
Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Samsun
Ondokuz Mayıs Üniversitesi. Ziraat Fakültesi, Samsun
Özet: Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) , anavatanı Batı Asya ve Akdeniz olan Apiaceae
familyasına ait önemli bir baharat bitkisidir. Ülkemiz birçok yöresinde sınırlı tarımı yapılmaktadır.
Çalışmada, kontrollü şartlarda seleksiyonla belirlenen 9 hat ve 1 kontrol (Afyon populasyonu) olmak üzere
10 genotip üç farklı çevrede (Kutuköy, Gökhöyük ve Gelemen) yetiştirilerek bazı tarımsal özellikleri
belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre hatların % 50 çiçeklenme dönemi 72-75 gün arasında değişmiştir.
En yüksek tane verimi 55a69 (143.70 kg/da), en fazla uçucu yağ oranı 55a45 (% 3.09) nolu hatlardan elde
edilmiştir. Değişen çevrelerin hatların verim ve kalite değerlerine etkisi önemli bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Rezene, Foeniculum vulgare var. dulce, Hat, Tohum verimi, Uçucu yağ oranı, Agronomik
özellikler
Determination of Some Agricultural Traits of Fennel (Foeniculum vulgare
Mill. var. dulce) Lines Developed for the Middle Black-Sea Region of Turkey
Abstract: Fennel (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) is an important spices plant of which homeland is
west Asia and Mediterranean. Cultivation has been done in different parts of Turkey restrictedly. Total 10
genotypes comprising 9 lines determined by selection under controlled conditions and 1 control treatment
(Afyon population) were grown in different location (Kutuköy, Gökhöyük and Gelemen) and were
determined their tome agricultural traits. According to results 50 % flowering time of the lines varied
between 72-75 days. Maximum seed yield (1437.0 ton/ha), maximum essential oil rate (3.09%) were
obtained from the lines numbered 55a69 and 55a45, respectively. It was found that effect of varying
environments on the yield and quality traits was important.
Key words: Fennel, Foeniculum vulgare var. dulce, Line, Seed Yield, Volatile Oil Rate and Agronomic traits.
1.Giriş
Aromatizan ve tedavi edici özelliklerinden
dolayı başta gıda, ecza, ve baharat olmak üzere
birçok alanda geniş çapta kullanılan rezene
(Foeniculum vulgare Mill. var. dulce),
ülkemizin kuzey, güney ve batı bölgelerinde
(Davis,1982) doğal olarak bulunan; Bursa,
Denizli, Gaziantep, Manisa, Antalya gibi illerde
sınırlı alanlarda tarımı yapılan bir baharat
bitkisidir.
Ülkemizde üretilen rezenenin
tohumunun büyük bir kısmı iç piyasada
tüketilirken, geriye kalan kısmı ihraç
edilmektedir (Anonim, 1999).
Rezene bitkisinin taze yaprakları sebze
olarak tüketilebildiği gibi tohumundan elde
edilen uçucu yağ ve bileşenleri gıda ve ecza
ürünlerinde,
parfümeri
ve
kozmetikte
kullanılmaktadır. Ayrıca gıda sanayinde meyve
ve türevleri anizet tipi alkollü içecekler,
şekerleme ve fırın ürünleri ile alkolsüz
içeceklerin yapımında kullanılır (Baytop,
1984). Bugün dünyanın birçok yerinde kültürü
yapılan rezene, ülkemizde kuzey, güney ve batı
bölgelerinde doğal olarak bulunmakta olup,
ülkemizde sınırlı alanlarda tarımı yapılmaktadır
(Anonim, 1999).
Türkiye’nin 2008 yılı Tıbbi Bitkiler
ihracatının % 4.2’sini rezene oluşturmakta olup,
3.793.000 dolar karşılığında 1.945 ton ihracat
ve 386.000 dolar karşılığında 266 ton ithalatı
yapılmıştır. Türkiye’de işlenen rezene miktarı
10 ton olup, bunun karşılığında 200 kg uçucu
yağ elde edilmiştir (Anonim, 2009). Ayrıca
ticareti yapılan rezenenin uçucu yağ miktarı %
1.5’un altında olmaması gerekmektedir
(Anonim, 1989).
Ülkemizdeki rezene talebinin karşılanması
için hem yapılan üretimin ekonomik olması,
hem de verim ve kalite özellikleri bakımından
üstün tohumluğun sağlanması gerekmektedir.
Böylece çiftçimizin mevcut bitki deseni
içerisinde ki ürünlere kısmen alternatif olan bu
tür de verim ve kalite özellikleri yüksek
tohumluk sağlanmış olacaktır. Buda, bu alanda
yapılan çalışmalarla birlikte doğal florada
1
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı
Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi
bulunan doğal zenginliklerimiz üzerindeki
baskıyı azaltmış olacaktır (Arslan, 1990).
Daha çok tatlı rezene (Foeniculum vulgare
Mill. var. dulce) tarımının yapıldığı ülkemizde
rezene bitki boyu 66.49 - 94.10 cm, dal sayısı
6.20 – 8.87 adet, şemsiye sayısı 16.5 – 39.3,
şemsiyecik sayısı 15.53 – 18.21, bitki başına
tane veriminin 2.87 – 4.67 g, 1000 tohum
ağırlığının 6.9 – 9.13 g, dekara tohum veriminin
47.40 – 86.0 kg/da, uçucu yağ oranının % 1.93
– 2.43, uçucu yağ veriminin 1,523 – 4,533 L/da
olduğu (Karaca ve ark. 1999, Özkan ve ark.
2000 ve Arabacı ve ark. 2005) bildirilmiştir.
Bu çalışma, farklı bölgelerden gelen rezene
popülasyonlarından seçilen rezene hatlarının
Orta Karadeniz Bölgesini temsilen Amasya ve
Samsun ekolojik şartlarındaki performanslarını
belirlemek üzere yapılmıştır.
2.Materyal ve Yöntem
Araştırmada materyal olarak 3 farklı
populasyondan 5 yılda kontrollü şartlarda
yapılan saf hat seleksiyonuyla seçilmiş 9 hat
kullanılmıştır. Bunlar Afyon populasyonundan
seçilmiş 4 (55a69, 55a54, 55a45, 55a50),
Denizli populasyonundan seçilmiş 2 (55d370 ve
55d415) ve Burdur populasyonundan seçilmiş 3
(55b197, 55b127, 55b202) hattan oluşmaktadır.
Standart olarak daha önce bölgemizde yapılan
çalışmalarda (Anonim, 2004) en yüksek verim
değerlerini gösteren Afyon populasyonu
kullanılmıştır.
Denemeler Amasya’da 2 (Gökhöyük,
Kutuköy) ve Samsun’da 1 (Gelemen) olmak
üzere seçilen 3 lokasyonda 3 tekerrürlü olarak
yürütülmüştür. Seçilen bölgelerin, rezenenin
bölgede yetiştirilebileceği yerleri temsil
edebileceği düşünülmektedir. Her bir parsel,
sıra arası 50 cm ve 5m sıra uzunluğu olacak
şekilde 4 sıradan oluşmakta olup, toplam 10 m2
alana sahiptir.
Gökhöyük lokasyonunda
deneme 22 Mart 2008’de kurulmuş ve bu
lokasyonda sulama yapılamamıştır. Kutuköy
lokasyonu 28 Mart 2008, Gelemen lokasyonu
ise 12 Mayıs 2008’de ekilmiş olup, bitkiler
ihtiyaç duydukça sulama yapılmıştır. Dekara 6
kg saf azot ve fosfor dozu hesaplanarak ekimle
birlikte verilmiştir.
Deneme süresince iki ilde de sıcaklık
değerlerinin değişim seyirleri birbirlerine
2
paralellik göstermiş, ancak yağış düzeni
bakımından büyük bir farklılığın olduğu
görülmüştür. Buna göre vejetasyon süresi
boyunca Amasya ilinde Mayıs ayından sonra
toplam yağış miktarı azalmış (19-17 mm) ve
Temmuz-Ağustos aylarında ise hiç yağış
alınamamıştır (Anonim, 2008).
Çalışmada parsel verimi uçucu yağ oranı
ve uçucu yağ verimi dışındaki tüm gözlem ve
ölçümler her parselde 5 bitki üzerinden
alınmıştır.
Uçucu yağ analizi Klevenger
aparatında distilasyon yöntemi ile analiz
edilmiştir. Alınan değerler tesadüf blokları
deneme desenine göre lokasyonlar üzerinden
birleştirilerek varyans analizi (Düzgüneş ve
ark.,1987) MSTATC istatistik paket programı
ile yapılmıştır.
3. Bulgular ve Tartışma
3.1. Hasat Olgunluk Süresi (gün)
Yapılan gözlemlere göre hasat olgunluk
süresi bakımından bütün hatlar birbirlerine
benzerlik
göstermektedirler.
Ancak
lokasyonlara göre incelendiğinde farklılıklar
gözlenmiştir. 22 Martta ekilen Gökhöyük
lokasyonu 126, 28 Martta ekilen Kutuköy
lokasyonu 132 ve 12 Mayısta ekilen Gelemen
lokasyonu 120 günde hasat olgunluğuna geldiği
tespit edilmiştir.
Gelemen lokasyonu diğerlerinden yaklaşık
2 ay sonra ekilmesi nedeniyle olgunluk
periyodu en kısa olmuştur. Diğer 2 lokasyonda
ise sıcaklık ve yağış rejimlerinin birbirine
benzer olmasına rağmen ekim zamanlarının
farklı olmasından dolayı hasat olgunluk
sürelerinin farklı olmasına neden olmuştur.
3.2. Bitki Boyu (cm)
Birleştirilmiş analize göre ortalaması bitki
boyu 74.08 cm olup, hatlar arasında bitki boyu
bakımından
farklılık
önemli
(P<0.05)
bulunmuştur (Çizelge1). Hatlardan 55a69 nolu
hat en yüksek (80.40 cm), 55a54 ve 55a45 nolu
hatlar (70.61 cm ve 70.61 cm) en düşük bitki
boylarını vermişlerdir.
Bitki boyu bakımından lokasyonlar
arasında farklılık önemli (P<0,01) bulunmuş
olup, en yüksek Kutuköy’de (94.27 cm), en
düşük Gökhöyük (62.32 cm) tespit edilmiştir
(Çizelge 1). Bu farklılığın nedeni Gökhöyük
A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ
lokasyonunda sulama şartlarının kısıtlı olması
ve bitkilerin tane doldurma döneminde
(Temmuz – Ağustos) sıcaklık değerlerinin üst
sınırlarda olmasından kaynaklanmıştır. Yani
sulama şartlarının daha uygun olduğu şartlarda
daha fazla bitki boyu elde edilirken, daha kurak
şartlara
doğru
gidildikçe
bitki
boyu
azalmaktadır. Ayrıca Gelemen lokasyonunda
(66.19 cm) olduğu gibi farklı ekim zamanları
bu farklılığı arttırmaktadır (Arabacı ve
ark.2005). Elde edilen bu değerler Özyılmaz
(2007)’ın Tokat şartlarında elde ettiği değerlere
(73,1 cm – 79,2 cm) paralellik gösterdiği
anlaşılmıştır.
3.3. Sap Kalınlığı
Çalışmada ortalama sap kalınlığı 4.88 mm
olarak belirlenmiş, ancak hatlar arasında
herhangi bir farklılık tespit edilememiştir.
Lokasyonlara göre incelendiğinde ise
lokasyon ortalamaları arasında önemli (P<0,01)
farklılık görülmüş olup, en fazla sap kalınlığı
Kutuköy lokasyonunda (5.83 mm), en düşük
sap kalınlığını ise Gelemen lokasyonunda (4.16
mm) olarak elde edilmiştir (Çizelge 1).
Ayrıca Gelemen lokasyonunda sap
kalınlığı bakımından hatlar arasında farklılık
(P<0,05) belirlenmiş, 55d415 nolu hat dışında
ki tüm hatlar aynı grupta en üst değerleri
vermiştir.
Çizelge 1’e göre sap kalınlığı bakımından
çevre x genotip interaksiyonu önemli (P<0,01)
görülmüştür. Bunun nedeni ele alınan hatların
farklı çevre şartlarına birbirlerine göre farklı
tepki vermelerinden kaynaklanmıştır. Yani sap
kalınlığı bakımından değişen çevre şartlarına
karşı genetik yapının etkisi hatlara göre farklı
düzeyde olduğu anlaşılmıştır.
3.4. Dal Sayısı
Lokasyonların birleştirilmiş analizine göre
ortalama dal sayısı 6.55 adet olup, 5.33 – 7.32
adet/bitki arasında değiştiği belirlenmiştir. Dal
sayısı bakımından hatlar ve lokasyonlar
arasında herhangi bir istatistiki farklılığa
rastlanmamıştır (Çizelge 1).
Belirtilen bu değerler Özkan ve ark.
2000’nın belirtmiş olduğu değerlere paralellik
gösterirken, Arabacı ve ark. (2005)’nın
belirlediği değerlerden (8.0 – 9.3) düşük, Özel
ve ark. (2000)’nın belirlediği (1.93 – 2.03) ile
Özyılmaz (2007)’ın belirlediği (3.9 – 4.3)
değerlerden yüksek olduğu görülmüştür. Ancak
Gelemen lokasyonunda hatlar arasında P<0,05
düzeyinde farklılık belirlenmiştir. Hatlardan
55b202 ve 55d415 en yüksek değerleri (7.32 ve
7.27 mm) verirken, 55b197 ise en düşük değeri
(6.40 mm) verdiği tespit edilmiştir.
Ayrıca Gökhöyük lokasyonunda rezene
bitkisinin bütün yan dallarının meyve vermediği
görülmüştür. Bunun nedeni yüksek sıcaklıkla
birlikte kurak şartlardan dolayı ana dalın
dışındaki dallarda oluşan meyve sayısının çok
az olmasından kaynaklanmıştır.
3.5. Şemsiye Sayısı
Rezenede ışınsal çiçek ve meyve topluluğu
şemsiye adıyla ifade edilmekte olup; bitki
başına şemsiye sayısı bakımından lokasyonların
birleştirilmiş analiz sonucuna göre hatlar
arasında önemli bir farklılık (P<0.05)
görülmüştür (Çizelge 1). Hatlardan 55b202
hattı en fazla (9.59 adet/bitki) şemsiye
oluştururken, 55b197 hattı en az (4.61
adet/bitki) şemsiye oluşturmuştur.
Elde edilen bu değerler Arabacı ve ark.
(2005)’nın (22.7 – 27.9), Oğuz (2000)’un
tabanda (31.63 – 64.90 adet/bitki) ve kıraçta
(29.3 – 30.03 adet/bitki) ve Kapoor et
al.(2004)’nın (10-14 adet/bitki) belirlediği
değerlerin altında kaldığı ancak Özyılmaz
(2007)’ın Tokat şartlarında (6.6 – 7.7 adet/bitki)
ile Kızıl ve ark. (2001)’nın Diyarbakır
şartlarında (6.7 – 10.9 adet/bitki) belirlediği
değerlerlerle paralellik, Özkan (1999)’nın
belirlediği değerden (3.78) yüksek olduğu
anlaşılmıştır.
Şemsiye sayısında bulunan değerlerin bazı
literatür değerlerine göre farklılık göstermesinin
nedeni parseldeki bitki sayısının birbirlerine
göre farklılık göstermesi (Özyılmaz, 2007) ile
genotip farklılığından kaynaklanmıştır.
Lokasyonlara
göre
incelendiğinde
lokasyon
ortalamaları
arasında
P<0.01
düzeyinde
farklılık
belirlenmiştir.
Lokasyonlardan en fazla şemsiye sayısı
Kutuköy (6.95 adet/bitki) lokasyonunda
görülürken, en az şemsiye sayısı Gökhöyük
3
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı
Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi
Çizelge 1. Rezene çalışmalarında tespit edilen morfolojik ve kalite ölçüm değerleri
GÖKHÖYÜK
Lok.
Sap.Kal.
(mm)
5,32
D.Say.
(Adet)
6,66
Şem.Say.
(Adet)
4,07
Say.Say.
(Adet)
13,27
Biy.Ağr.
(g)
5,78 ab
T.B.V.
(g)
0,95 bc
B.T.A.
(g)
7,72 a
Verim
(Kg/da)
57,14 a
U.Y.O
(%)
2,90
U.Y.Vr
(L/da)
55d370
Bt.By.
(cm)
65,15 ab
55b197
60,40 bc
4,78
6,07
2,03
13,20
3,98 cd
0,85 bc
6,92 ab
38,58 d
2,97
1.146 d
55b127
61,33 bc
4,47
6,4
2,53
11,87
4,14 bd
0,74 c
5,5 de
42,42 bd
3,14
1.332 ad
55a69
70,81 a
5,35
6,47
2,75
14,57
4,49 bd
1,09 ab
5,67 ce
35,67 d
3,26
1.163 cd
55a54
58,60 c
4,15
6,27
2,53
14,53
4,55 bc
0,89 bc
6,5 cd
51,58 cd
2,61
1.346 ac
55a45
58,40 c
4,21
6,82
2,16
14,35
6,90 ab
0,96 bc
6,27 e
39,00 cd
3, 57
1.392 ad
55d415
65,15 bc
4,98
6,33
2,33
13,80
3,31 cd
0,8 bc
6,33 be
49,08 ac
3,17
1.556 ab
55a50
61,33 bc
5,03
5,93
2,50
12,60
3,74 cd
0,48 c
5,33 bc
40,75 ab
3,22
1.312 ad
55b202
66,00 ab
4,91
6,76
4,05
13,27
7,63 a
1,6 a
6,33 b
40,83 cd
2,99
1.221 bd
Afyon(st)
61,53 bc
4,58
5,33
1,73
12,27
3,07 cd
0,72 bc
5,28 ce
51,88 a
2,79
Ortalama
62,32 C
4,77 B
6,27
2,69 B
13,3 B
4,71 C
0,94 B
6,11 B
44,30 C
3,07 A
1.447 ab
1.360 C
**/10,33
**/8,46
ÖD./11,19
*/11,74
Hatlar
ÖD./11.41
ÖD./9,23
ÖD./19,81
ÖD./10,72
55d370
91,43
5,76
6,65
6,05
16,02 ac
13,47
5,29 ab
8,08 a
207,90 ab
1,44
2.994 c
55b197
95,52
5,63
6,57
6,39
13,82 d
17,81
2,61 c
7,83 ab
198,60 ac
1,97
3.912 ac
55b127
88,92
5,39
6,67
7,04
18,89 a
14,15
4,25 ac
8,33 a
177,67 bc
1,97
3.500 bc
55a69
93,33
5,85
7,22
7,70
17,82 ab
15,15
5,40 ab
8,46 a
215,00 ab
2,13
4.580 ab
55a54
93,13
5,64
7,04
4,74
15,08 cd
14,56
3,00 bc
6,33 b
156,00 c
2,28
3.557 bc
55a45
92,09
5,84
6,20
7,59
14,49 cd
15,73
3,98 ac
6,67 ab
185,7 ac
2,26
4.197 ab
55d415
100,3
5,66
6,77
6,89
15,55 cd
19,76
4,25 ac
7,83 a
231,57 ab
1,92
4.446 ab
55a50
90,29
6,67
7,04
6,12
17,53 ac
13,10
4,75 ac
8,00 a
209,43 ac
1,71
3.581 bc
55b202
97,47
5,77
6,6
7,20
13,00 d
13,10
5,90 a
8,00 a
246,00 a
2,09
5.141 a
Afyon(st)
95,57
5,41
6,58
7,42
16,38 ad
15,11
3,76 bc
8,46 a
221,7 ab
1,79
3.968 ac
GELEMEN
KUTUKÖY
Prob./%CV
Hatlar Ortalaması
1.657 a
*/4.93
*/21,34
*/12,86
Ortalama
94,27 A
5.83 A
6,82
6,95 A
15,39 A
13,22 B
Prob./%CV
ÖD/5,91
ÖD./7,25
ÖD./10,06
ÖD./21,75
*./8,73
ÖD./20,86
55d370
67,37
5,47 a
6,88 ac
7,67 b
11,36
11,82 b
3,91 bc
5,60 d
130,53 b
2,57 bc
3.355
55b197
69,50
4,74 a
6,4 c
5,13 cd
11,68
11,53 b
2,81 bc
6,33 cd
139,03 b
2,87 ab
3.990 ab
55b127
64,82
3,84 a
6,66 bc
7,86 ab
11,52
10,22 b
4,83 bc
8,40 a
123,80 b
2,93 ab
3.627 ab
55a69
73,37
5,46 a
6,76 ac
6,96 bc
11,82
15,27 ab
3,24 bc
6,29 cd
198,53 a
2,66 bc
5.281 a
55a54
59,30
3,72 a
7,09 ab
7,5 ab
10,92
15,27 ab
4,60 bc
6,01 cd
82,53 c
2,91 ab
2.402 c
55a45
63,10
3,94 a
6,82 ac
6,37 bd
12,79
14,42 ab
2,94 bc
7,00 bc
81,07 c
2,87 ab
2.327 c
55d415
66,32
2,7 b
7,27 a
7,01 bc
13,89
14,42 ab
5,26 b
7,53 ab
121,60 b
2,6 bc
3.162 bc
3.921 ab
4,54 A
*./10,83
7,72 A
*/8,08
207,34 A
*./15,18
2,78 B
ÖD./13,95
5.764 A
* /19,75
55a50
70,22
3,89 a
6,28 c
5,47 cd
11,76
8,57 b
4,50 bc
5,78 d
121,40 b
3,23 a
55b202
63,15
4,17 a
7,32 a
8,87 a
12,49
22,98 a
9,16 a
7,49 ab
111,74 bc
2,27 c
2.537 bc
Afyon(st)
67,25
4,48 a
6,48 bc
4,87 d
13,76
6,31 b
2,30 c
6,03 cd
123,97 b
2,79 bc
3.459 bc
3.372 B
Ortalama
66,19 B
Prob./%CV
ÖD./11,28
55d370
74,09 bc
5,51
6,77
6,17 ab
12,99 bc
55b197
73,64 bc
4,96
6,39
4,61 c
55b127
72,33 bc
4,62
6,58
55a69
80,40 a
5,35
6,81
55a54
70,61 c
4,52
55a45
70,18 c
55d415
75,36 ac
55a50
55b202
Afyon(st)
Lokasyonlar
Ortalaması
F / LSD Lokasyonlar
F / LSD Hatlar
F / LSD Lokasyon X
Hat
CV (%):
4,4 A
6,45 B
121,74 b
2,77 B
**/18,08
*/9,57
*/17.46
*/10,32
11,99 ac
3,47 bc
7,14 ab
127,73 ad
2,67 c
3.410 b
13,05 bc
11,06 ac
2,20 c
7,06 ab
122,07 ad
2,84 ac
3.467 ab
5,57 ac
12,43 c
9,40 bc
3,14 bc
7,41 a
114,63 bd
2,90 ac
3.324 b
5,51 ac
14,87 a
9,88 bc
3,41 bc
5,08 c
143,70 a
2,94 ac
4.225 a
6,83
4,97 bc
13,85 ac
11,36 ac
2,91 bc
6,33 ac
104,08 cd
2,72 bc
2.831 b
4,69
6,63
4,65 ac
13,75 ac
12,71 ab
2,81 bc
5,94 bc
100,90 d
3,09 a
3.118 b
5,18
6,89
5,67 ac
14,41 ab
12,47 ab
3,65 b
7,23 ab
134,08 ab
2,68 bc
3.593 ab
74,26 bc
5,18
6,51
5,28 ac
13,80 ac
11,01 ac
3,42 bc
6,56 ab
128,24 ad
3,01 ab
3.860 ab
76,51 ab
4,95
6,73
9,59 a
12.54 c
13,55 a
5,46 a
7,20 ab
136,23 ab
2,64 bc
3.596 ab
75,23 ac
4,76
6,08
4,86 bc
13,74 ac
9,00 c
2,46 bc
6,38 ab
132,94 ac
2,72 bc
3.616 ab
74,08
4,88
6,55
5,45
13,48
10,94
3,16
6,69
123,92
2,823
3.163
ÖD
ÖD
** / 1,31
*/1,25
** / 1,43
*/1,37
** / 2,03
**/1,95
**/1,18
**/1,14
**/1,56
*/1,50
**/28,12
**/26,99
*/0,43
*/0,41
**/1,51
*0,767
** / 2,58
* / 5,38
4,16 C
*/12,89
**/ 9,70
ÖD
6,78
*/4,26
6,83 A
*/14,83
11,94 C
ÖD./8,58
15,8 A
*/15,59
ÖD
* / 0,70
ÖD
ÖD
**/1,43
**/2,04
**/1,18
ÖD
*/28,12
*/0,43
**/1,33
06,7
13,3
9,68
12,66
5,72
14,1
19,75
19,21
10,79
11,86
12,10
* : P<0,05 düzeyinde farklı, **: P<0,01 düzeyinde farklı.
Bt.By.: Bitki Boyu, Sap.Kal: Sap Kalınlığı, Say.Say. : Şemsiyecik sayısı, Biy.Ağr.: Biyolojik Ağırlık, D.Say.: Dal Sayısı, T. B.V.: Tek Bitki Verimi, U.Y.O: Uçucu Yağ
Oranı, Şem.Say.: Şemsiye Sayısı, B.T.A.: Bin Tane Ağırlığı, Uç.Y.Vr: Uçucu Yağ verimi.
4
*/19.41
A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ
lokasyonunda 2,69 adet/bitki olarak tespit
edilmiştir.
Ele
alınan
lokasyonlardan
Gelemen’de hatlar arasında farklılık (P>0,05)
görülmüş ve hatlardan 55b202 nolu hat en
yüksek (8.87 adet/bitki), Afyon populasyonu ise
en düşük (4.87 adet/bitki) değerleri vermiştir.
Ayrıca yapılan varyans analizine göre şemsiye
sayısı bakımından genotip x lokasyon
interaksiyonu önemli bulunmamıştır. Bu özellik
bakımından
genotiplerin değişen
çevre
şartlarına karşı tepkileri birbirleri ile paralel
düzeyde olmuştur.
3.6. Şemsiyecik Sayısı
Ele alınan her bir şemsiyedeki şemsiyecik
sayısı bakımından lokasyonların birleştirilmiş
analizine göre hatlar arasında farklılıklar önemli
(P<0.05) bulunmuş, hatlardan 55a69 en fazla
(14.87 adet) şemsiyecik, 55b127 ile 55b202 en
az (12.43 ve 12.54 adet) şemsiyecik
oluşturmuşlardır (Çizelge1). Bu değerler Özkan
ve ark. (2000)’nın belirlediği değerlerin altında
bulunmuştur.
Şemsiyecik sayısı bakımından lokasyonlar
arasında önemli farklılıklar (P<0.01 düzeyinde)
bulunmuş olup, en fazla Kutuköy (15,39 adet),
en az Gelemen lokasyonlarından (11,94 adet)
elde edilmiştir. Çalışmada Hat x lokasyon
interaksiyonu önemli (P<0.01 düzeyinde)
bulunmuş olup, hatların şemsiyecik sayısı
bakımından lokasyonlara göre değişimi
birbirlerinden farklı olduğu anlaşılmıştır.
3.7. Biyolojik Ağırlık (g)
Lokasyonların birleştirilmiş analizine göre
rezenede biyolojik ağırlık bakımından hatlar ve
lokasyonlar
arasında
farklılık(P<0.01)
belirlenmiştir. Buna göre hatlardan 55b202
(13.55 g/bitki) en fazla, Afyon (st) populasyonu
ise en az biyolojik ağırlığına (9.00 g/bitki) sahip
olduğu görülmüştür (Çizelge 1). Lokasyonlara
göre; Kutuköy’de en fazla (15.8 g/bitki),
Gökhöyük’de en az (4.71 g/bitki) biyolojik
ağırlık tespit edilmiştir. Her bir lokasyonu kendi
içerisinde incelediğimizde ise Gökhöyük ve
Gelemen lokasyonunda hatlar arasında farklılık
(P<0,05) görülmüş olup, her iki lokasyonda da
55b202 nolu hat en değerleri vermiştir.
Biyolojik ağırlık bakımından hat x çevre
interaksiyonu P<0.01 düzeyinde önemli
bulunmuş olup, biyolojik ağırlık bakımından
hatlar farklı çevrelerde birbirlerinden farklı
düzeyde etkilendikleri görülmüştür.
3.8. Tek Bitki Verimi (g/bitki)
Çizelge 1’de görüldüğü gibi, lokasyonların
birleştirilmiş analiz sonucuna göre tek bitki
verimi bakımından hatlar ve lokasyonlar
arasında farklılıklar (P<0.01) belirlenmiştir.
Lokasyonların ortalama tek bitki verimi 3,16 g
olup, tek bitki verimi bakımından 5.46 g ile
55b202 nolu hat en fazla, 2.20 g ile 55b197
nolu hat ise en az verimi vermiştir.
Lokasyonlara göre incelendiğinde Kutuköy
lokasyonu ile Gelemen lokasyonunda en fazla
tek bitki verimi (4.54 g ve 4.40 g) tespit
edilirken, Gökhöyük lokasyonunda 0.94 g
olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu değerler
Özkan (2000)’nın belirlediği (2.87 g - 4.67g)
olduğu
değerlerle
uyumlu
görülürken,
Özyılmaz (2007)’ın belirlediği ortalama 2.1
g/bitki ve Kızıl ve ark.(2001)’ın belirlediği
(0.78 g – 3.68) değerlerinin üzerinde, Arabacı
ve ark. (2005)’ın belirlemiş olduğu (15.00 –
22.00) değerlerin çok altında kalmıştır.
Tek bitki veriminin hat x çevre
interaksiyonunun önemli (P<0.01) bulunduğu,
ele alınan hatların her lokasyonda aynı tepkiyi
vermediği görülmüştür. Buna göre tek bitki
verimi
bakımından
lokasyonlara
göre
genotiplerin tepkileri birbirlerine göre farklı
oldukları anlaşılmıştır. Ancak elde edilen
sonuçlara göre tüm lokasyonlarda tek bitki
verimi bakımından 55b202 nolu hat en yüksek
değerleri vermiştir.
3.9. Bin Tohum Ağırlığı (g)
Çalışmada lokasyonların birleştirilmiş
analizine göre ele alınan hatların ortalama bin
tohum ağırlığı 6.69 g olarak belirlenmiştir.
Çizelge 1’de görüldüğü gibi yapılan analize
göre hatlar arasında farklılığın (P<0.05) önemli
olduğu, hatlardan 55b127’nin en yüksek (7.41
g), 55a69’un ise en düşük değerleri verdiği
saptanmıştır.
Ayrıca bin tohum ağırlığına çevrenin
etkisinin önemli (P<0.01) olduğu görülmüştür.
Bin tohum ağırlığı bakımından lokasyonlar
incelendiğinde ortalamalar Kutuköy’de 7.72g,
Gökhöyük’de 6.11g olarak belirlenmiştir. Farklı
5
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı
Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi
çevre şartlarında hatların bin meyve ağırlığı
değişebilmektedir. Ancak hat x çevre
interaksiyonunun
önemsiz
çıkmasından
anlaşılacağı gibi hatlar, değişen çevre şartlarına
birbirlerinden farklı düzeyde tepki göstermediği
anlaşılmıştır. Elde edilen bu ortalama değerler
Özyılmaz (2007)’ın elde ettiği değerlerin (4.1 g
– 5.3 g) üzerinde bulunurken, Karaca ve
ark.(1999)’nun elde ettiği değerler (6.9 g – 7.3
g ) ile uyumlu, Özkan ve ark. (2000)’ün (7.98 g
–8.40 g), ve Arabacı ve ark. (2005)’ın tespit
ettiği (8.14 g -817 g) değerlerden bulunmuştur.
Hatlara ve lokasyonlara göre rezenede bin
tane ağırlığı bakımından oluşan farklılığın
temel nedeni çevre farklılığına göre oluşan su
kullanımına bağlı olduğu anlaşılmaktadır
(Kumar et al., 2002).
3.10.Tohum Verimi (kg/da)
Lokasyonların
birleştirilmiş
varyans
analizi sonucuna göre verim bakımından hatlar
arasında önemli farklılık (P<0.01) olduğu, en
fazla verimi 143,70 kg/da ile 55a69, en az
verimi 100,60 kg/da ile 55a45 nolu hatlar
sağlamıştır (Çizelge 1). Ayrıca rezene hatlarının
verimi üzerine çevrenin etkisi, önemli (P<0.01
düzeyinde) bulunmuş olup, en fazla verim
207,34 kg/da ile Kutuköy, en az verim 44.30
kg/da ile Gökhöyük lokasyonlarından elde
edilmiştir. Belirtilen bu değer Karaca ve
ark.(1999)’nın Samsun şartlarında ve Özkan ve
ark.(2000)’nın Ankara şartlarında elde etmiş
olduğu değerlerden yüksek olurken, lokasyon
verilerini dikkate aldığımızda Arabacı ve
ark.(2005)’nın tespit ettiği değerlerle uyumlu
olduğu görülmüştür.
Ancak Gökhöyük lokasyonundan ekimin
çok erken zamanlarda yapılmasına rağmen elde
edilen ortalama veriminin 44.30 kg/da olması
rezenenin kurak şartlarda sulanmadan tarımının
yapılamayacağını göstermektedir (Kumar et
al.(2002), Mohammed and Abdu (2004)).
Bunun
yanında
sahil
(Gelemen
Lokasyonu) kesiminde yapılan çalışmada elde
edilen ürünün bölgenin yüksek nispi neminden
etkilendiği ve verim ve tane iriliğinde
düşmelere neden olduğu belirlenmiştir. Hasat
zamanının gecikmesi çeşitli mantari hastalıklara
6
maruz kalmasına neden olmaktadır. Bu da
rezene danelerinin erkenden kuruma ve
kararmasına neden olmaktadır.
3.11. Uçucu Yağ Oranı (%)
Uçucu yağ oranı rezenede önemli bir kalite
kriteri olup, distilasyon metoduna göre tespit
edilmektedir.
Yapılan
çalışmalarda,
lokasyonların birleştirilmiş analizine göre
uçucu yağ oranı bakımından hatlar arasında
önemli farklılık (P<0.05) bulunduğu görülmüş,
hatlardan 55a45 en fazla (% 3.09), 55d370 en
az (% 2,67) uçucu yağ oranına sahip oldukları
belirlenmiştir (Çizelge 1). Bu değerler
Özyılmaz (2007)’ın (% 1.6 – 2.8), Oğuz
(2000)’un (% 1.54 – 2.6), Karaca ve ark.
(1999)’nun (% 2.32 – 2.43) Coşge ve
ark.(2007)’nın (%1.75 – 2.51),
Kızıl ve
ark.(2001)’nın (% 1.87 – 2.17) belirledikleri
değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür.
Yapılan analize göre uçucu yağ oranı
bakımından lokasyonlar arasında da önemli
farklılık (P<0.05 düzeyinde) tespit edilmiş olup,
uçucu yağ oranı üzerinde çevresel faktörlerin
etkisinin bulunduğu ve çok kurak şartlarda
hatların uçucu yağ oranlarının yükseldiği
anlaşılmaktadır. Baytop 1972 ve Baydar 2009’a
göre bitkiler kurak şartlarda su kaybını önlemek
için uçucu yağları salgılar. Aynı araştırıcıya
göre kurak ve sıcak bölgelerde yaşayan
bitkilerin çoğu uçucu yağ taşımakta olması bu
fikri kuvvetlendirmektedir. Ayrıca stres
şartlarında bitkide etken madde miktarı çoğalıp
azalabilir. Ayrıca bunlara ilaveten gelişim
periyodunda da etken madenin değişimi
doğaldır (Baydar, 2009; Şanlı ve ark., 2008).
Buna göre üzerinde çalışılan hatların uçucu
yağ oranları incelendiğinde çevresel faktörlerin
etkileri yanında genetik faktörlerinde etkili
olduğu anlaşılmaktadır (Piccaglia and Marotti,
2001).
3.12. Uçucu Yağ Verimi (L/da)
Lokasyonlara göre birleştirilmiş varyans
analizinde uçucu yağ veriminin hatlar ve
lokasyonlar
arasında
farklılık
(P<0.05)
gösterdiği çizelge 1’de görüldüğü gibi tespit
edilmiştir. Hatlar arasında en yüksek uçucu yağ
A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ
verimi 4.225 L/da ile 55a69 nolu hattan elde
edilirken, onu 3.86 L/da ile 55a50 nolu hat
takip ettiği belirlenmiştir. En yüksek uçucu yağ
oranına sahip 55a45 nolu hat ise 3.118 L/da
uçucu yağ verimi ile alt sıralarda yer almıştır.
Bu değerler Karaca ve ark.(1999) ile Özkan ve
ark.(2000)’nın belirlemiş olduğu verim
değerlerinden fazla olurken Arabacı ve
ark.(2005)’nın belirlemiş olduğu değerlerle
uyumlu olduğu görülmüştür.
Lokasyonlara
göre
incelendiğinde
Kutuköylokasyonu 5,764 L/da ile en fazla
uçucu yağ elde edilirken, en az uçucu yağ 1,360
L/da Gökhöyük lokasyonundan elde edilmiştir.
Buna göre geçiş bölgelerinde sulu tarım
koşullarında uçucu yağ verimi yüksek rezene
yetiştiriciliği yapılabilir.
4. Sonuç ve Öneriler
1. Pazarı bulunduğu takdirde Rezene Orta
Karadeniz’in iç kesiminde baharat bitkisi olarak
bölge tarımında özellikle geçiş bölgesi
(Amasya, Çorum ve Tokat) ürün deseni
içerisinde alternatif olarak yetiştirilebilir.
Bunun yanında sahil bölgelerinde yapılan
çalışmalarda gerek verim gerekse kalite
bakımından taneler olumsuz etkilendikleri
gözlenmiştir. Bu nedenle Karadeniz Bölgesi
sahil kuşağında rezene tarımı yapılması
önerilmemektedir.
2. Yazlık ekimlerde ele alınan hatlardan en
fazla verimi 55a69 nolu hat verirken, uçucu yağ
oranı bakımından ise 55a45 ve 55a50 nolu
hatların önde geldiği belirlenmiştir. Bu
hatlardan 55a50 nolu hat verim yönünden
kontrolün gerisinde kalmış olsa da gerek verim,
gerekse uçucu yağ oranı bakımından hatlar
arasında en sitabil hat olarak öne çıkmaktadır.
3. Çalışmada ele alınan hatların iç
bölgelerdeki yazlık ekimlerinde sulu tarım
koşullarında yüksek verim ve kaliteli ürün elde
edilirken kurak şartlarda yapılan yetiştiricilikte
verim düşmektedir. Bu nedenle bu şartlarda
yapılacak rezene tarımında sulama koşullarının
iyileştirilmesi verime o nispette olumlu etkide
bulunacağı anlaşılmıştır.
Kaynaklar
Anonim. 1989. TSE Standartları TS-7418 Rezene 1989.
Anonim. 1999. İhracatı Geliştirme Merkezi (İGEME)
Kayıtları, Ankara
Anonim 2004. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Bazı
Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Entegre Ürün Yönetimi
Araştırmaları Ara Sonuç Raporu. Karadeniz
Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü. 2004
Anonim 2008. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kayıtları, Samsun
Anonim 2009. Türkiye İstatistik Enstitüsü Kayıtları
Ankara
Arabacı, O., E. Bayram 2005. Rezenede (Foeniculum
vulgare Mill.) Farklı Ekim Zamanı ve Tohumluk
Miktarının Verim Bazı Önemli Özellikler Üzerine
Etkisi. Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi 5-9
Eylül 2005, Antalya
Arslan, N., 1990 Ülkemizde Tıbbi Bitkiler ve Önemi.
Tarımda Kaynak. 1: 11-13
Baytop, T., 1972. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi. İstanbul
Üniversitesi Yayınları. Yayın No.: 3225.
Baytop, T.,1994. Türkçe Bitki Adları Sözlüğü. Türk Dil
Kurumu Yayınları. No. 578, Ankara. 508. 1994.
Baydar, H., 2009. Tıbbi, Aromatik ve Keyf Bitkileri Bilimi
ve Teknolojisi. Süleyman Demirel Üniversitesi. SDÜ
Yayın No.: 51 151s. Isparta.
Coşge, B., Gürbüz, B., Day, S., 2007. Ankara Ekolojik
Koşullarına Adapte Olabilen Yüksek Drog Verimi
ve Uçucu Yağ Oranına Sahip Tatlı Rezene
(Foeniculum vulgare Mill. var. Dulce) Hatlarının
Seleksiyonu. Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi.
25 – 27 Haziran 2007, Erzurum.
Davis, P.H. 1982. Flora of Turkey and The East Agean
Islands. Labiatae, University Press, Edinburg
Volume 7, p 462-463.
Düzgüneş, O., Kesici, T., Kavuncu, O., Gürbüz, F., 1987.
Araştırma ve Deneme Metodları (İstatistik Metodları
– II) s.298 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Yayınları No.:1021 Ders Kitabı: 295-298 s. Ankara
Kapoor, R., Giri, B., Mukeriji, K., 2004. Improved Growth
and Essential Oil Yield and Quality in Foeniculum
vulgare Mill. on Mycorrhizal Inoculation
Supplemented with P-Fertilizer. Bio Resource
Technology, 93, 307 – 311.
Karaca, A., Kevseroğlu, K., 1999 Farklı Orjinli Kişniş
(Coriandrum sativum L.) ve Rezene (Feoniculum
vulgare Mill.) Bitkilerinin Önemli Tarımsal
Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. J. Agric., Fac.
O.M.U., 14,(2): 65-77.
Kızıl, S., Arslan, N., İpek, A., 2001 Rezene (Foeniculum
vulgare Mill. var. Dulce)’de Farklı Ekim
Zamanlarının Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi.
Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi, 17 – 21 Eylül
2001. Cilt II, 331 – 334, Tekirdağ.
Kumar, A., Singh, R., Chhillar, R.K., 2002. Influence of
Irrigation and Fertilizer Levels on Growth, Seed
Yield and Water – Use Efficiency by Fennel
(Foeniculum vulgare). Indian Journal of Agronomy
47 (2): 289-293.
Mohamed, M.A.H., Abdu, M., 2004. Growth and Oil
Production of Fennel (Foeniculum vulgare Miller):
Effect of Irrigation and Organic Fertilization.
7
Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı
Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi
Biological Agriculture and Horticulture 22(1): 31 –
39.
Oğuz, A., 2000 Rezenede (Foeniculum vulgare Mill. var.
dulce) Farklı Üretim Yöntemlerinin Verim ve Uçucu
Yağ Üzerine Etkileri. Çukurova Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Adana.
Özel, A., Demirbilek, T., 2000 Harran Ovası Koşullarında
Bazı Teknik Tek Yıllık Baharat Bitkilerinin Verim
ve Bazı Agronomik Özelliklerinin Belirlenmesi.
Harran Üniv. Ziraat Fakültesi, 4(3-4):21-32.
Özkan, F., 1999. Tatlı Rezenede Bitki Sıklığının Verim ve
Verim Öğeleri Üzerine Etkileri. Yüksek Lisans Tezi,
A.Ü. Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Ankara.
Özkan, F., B. Gürbüz, 2000. Tatlı Rezene (Foeniculum
vulgare Mill. var. dulce)’de Bitki Sıklığının Verim
ve Verim Özellikleri Üzerine Etkileri. Tarla Bitkileri
Merkez Araştırma Enstitüsü Dergisi (9) 1-2.
8
Özyılmaz B. 2007. Farklı Sıra Aralığı ve Ekim
Normlarının Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var.
dulce)’de Verim, Verim Unsurları ve Bazı Kalite
Özelliklerine Etkileri. Yüksek Lisans Tezi.
Gaziosmanpaşa Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla
Bitkileri Anabilim Dalı, Tokat.
Piccaglia, R.,Marotti, M., 2001. Characterization of Some
Italian Types of Wild Fennel (Foeniculum vulgare
Mill.) J. Agric. Food Chem. 2001, 49, 239-244.
Şanlı, A.,Karadoğan, T., Baydar, H., 2008. Doğal Olarak
Yetişen Tatlı Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var.
dulce)’nin Farklı Büyüme Dönemlerinde Uçucu Yağ
Miktarı ile Bileşenlerinin Belirlenmesi. Süleyman
Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 3(2):
17-22 2008 ISSN 1304-9984.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 9-19
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve
Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi
Rüstem CANGİ 1
Metin KESGİN2
Adem YAĞCI1
1
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, Tokat
2
Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü, Manisa
Özet: 2009 ve 2010 yıllarında Manisa koşullarında gerçekleştirilen bu çalışmada, sofralık üzüm
yetiştiriciliğinde gölgeleme ve örtü materyallerinin etkisi araştırılmıştır. Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidine
ait asmalar, ben düşme döneminden 20 Ağustos’a kadar üç farklı yoğunlukta (%35, %55, %75) filelerle
gölgeleme yapılmıştır. Daha sonra asmalar, Eylül ayından hasada kadar dört farklı örtü materyali (şeffaf
polietilen, mogul, kanaviçe, Lifepack) ile örtülmüştür. Örtü uygulamalarında hasat, açıkta yetiştiriciliğe göre
38 ile 64 gün arasında gecikmiştir. İki yıllık ortalama değerlere göre toplam verim, 1535 kg/da ile 2290kg/da;
satılabilir verim ise 1029 kg/da ile 1842 kg/da arasında değişmiştir. Satılabilir verim kontrol ve %35
gölgeleme+PK (kanaviçe) uygulamasında en düşük olarak belirlenmiştir. Bir dekar bağ alanında değişken
masraf üretim modellerine göre 788,1 TL/da ile 1729,10 TL/da arasında değişmiştir. En düşük maliyet açıkta
yetiştiricilikte, en masraflı üretim %75 gölge+Lifepack örtü uygulamasında saptanmıştır. %55
gölgeleme+Lifepack ve kanaviçe uygulamaları, net kar açısından ilk sıralarda yer almıştır. Kontrol, %35+PK
ve %75+ŞPÖ (şeffaf polietilen) üretim modelleri, net karlılık hesabında zararın yüksek olduğu üretim
modelleri olmuştur. Özellikle %75’lik gölgeleme gerek masraf gerekse sürdürülebilir verimlilik açısından
(düşük göz verimliliği) önerilmemiştir. Üretim masrafları toplamı açısından en yüksek (2144 TL/da) ikinci
model olan %55+Lifepack uygulaması, satılabilir üzüm miktarının fazla olması, üzümün en geç dönemde
hasat edilmesi ve fiyatların en yüksek olduğu dönemde satılması nedeniyle en ideal üretim modeli olmuştur.
Anahtar kelimeler: Sultani Çekirdeksiz, örtü materyalleri, geç hasat, kalite, ekonomik analiz.
An Economic Analysis of Shading and Covering Material Applications on
Table Grape Growing of Sultani Çekirdeksiz Cultivar
Abstract: In this study performed in Manisa condition during 2009 and 2010, we investigated the effect of
shading and cover material applications on the table grape growth. The vines of Sultani Çekirdeksiz grape
cultivar were covered with three different levels (35%, 55%, 75%) shading nets from the veraison period to
the beginning of August twenty. Vines were covered with four different cover material (transparent
polyethylene, mogul, polypropen cross-stitch, Lifepack) from September to harvesting time.The harvesting
was delayed in covering applications from 38 to 64 days in the open field. Shading applications adversely
affected the bud efficiency of the next year. Accord ing to the values of the two-year average, total yield
ranged between kg/da 1536 and kg/da 2290; marketable yield was kg/da 1029 and kg/da 1842. The lowest
marketable yields were obtained from control and 35% shading+ polypropen cross-stitch applications. The
costs to establish one decare vineyard in the field according to the variable of production models ranged from
TL/da 788.1 to TL/da 1729.1. While the lowest cost in the open field growing, the most expensive production
was in 75% shade + Lifepack cover. 55% shading + Lifepack and polypropen cross-stitch applications have
taken first place in terms of net profit. Control, 35% shading+ polypropen cross-stitch and 75% shading+
transparent polyethylene production models, models of the net profit calculation is the damage has been high.
75% shading, especially in terms of both cost efficiency and sustainable (bud efficiency) productive is not
recommended. Despite its highest production costs of 55% + Lifepack application (second model), it can be
recommended as an ideal production model for marketable grapes, delayed harvesting period and higher
price in market.
Key words: Sultani Çekirdeksiz, covering material, delay harvest, quality, economic analysis
1.Giriş
Türkiye’nin iklim özellikleri başta Ege
bölgesi olmak üzere bağ yetiştiriciliğine çok
uygundur. Türkiye, dünya sofralık üzüm
üretiminin % 6’sını ve kuru üzüm üretiminin ise
% 33’ünü karşılamaktadır. Çekirdeksiz kuru
üzüm satımında ise, ABD’den sonra ikinci
sırada yer alan Türkiye, sofralık üzüm dış
satımında da son yıllarda önemli bir gelişme
göstermektedir (Altındişli ve ark., 1997; Çelik
ve ark., 2010).
Ege Bölgesinde, başta Manisa olmak üzere
Denizli ve İzmir illerinde, yaygın olarak
yetiştirilen Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidi
9
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının
Ekonomik Analizi
sofralık
ve
kurutmalık
olarak
değerlendirilmekte olup, bu illerde yaklaşık 1.5
milyon ton yaş üzüm üretilmektedir. Sofralık
üzüm ihracatında da ilk sırada yer almaktadır
(Çelik ve ark., 2010). 2004 yılında yurdumuzda
159 310 ton sofralık üzüm dış satımı
gerçekleşmiş olup, bunun %98’i Sultani
Çekirdeksiz çeşididir (Uysal, 2007).
Sofralık üzüm yetiştiriciliğinde en karlı
üretim modelleri erken dönemde veya geç
dönemde
üzümü
piyasaya
sunarak
sağlanmaktadır. Bu üretim şekilleri üretimin
uygun bölgelerde yapılması, çeşit seçimi, örtü
ve gölge materyallerinin kullanılması ile
gerçekleştirilmektedir.
Bağcılıkta
plastik
örtülerle omcaların tamamen kapatılması,
erkenci çeşitlerde olgunlaşmayı daha da erkene
almak, orta ve geç olgunlaşan çeşitlerin
derimini geciktirmek, bunun yanında asmaların
yağmur, dolu, kar ve fırtına gibi iklimsel
etkenler ile hastalık ve zararlıların olumsuz
etkilerinden korunmasını sağlamak amacıyla
yapılmaktadır (Ağaoğlu, 1977; Uzun, 1993;
Ergenoğlu ve ark., 1999; Yüksel, 2001).
Özellikle Akdeniz bölgesinde üreticiler
örtü altında bağcılık yaparak piyasaya turfanda
erkenci üzüm sunmaktadır. İznik yöresinde ve
Ege bölgesinde üzümler olgunlaştıktan sonra,
asmaların üzerleri değişik örtü materyalleri ile
örtülerek üzümler asma üzerinde 1-2 ay
bekletilmekte ve daha sonra piyasaya
sunulmaktadır (Kara ve Çoban, 2001; Özkan ve
ark., 2005; Çelik ve ark., 2010).
Son yıllarda, ürünleri güneşin yakıcı
etkisinden ve dolu zararından korumak için
gölgeleme materyallerinden yararlanılmaktadır.
Değişik yoğunlukta gölgeleme oranına sahip
olan file veya ağ denilen örtüler asma fidanı
yetiştiriciliğinde ve bağlarda kullanım alanı
bulmuştur. Bağlarda gölgeleme uygulamaları,
dünyanın değişik bölgelerinde pratik olarak
uygulanmaya başlamış olup, konu üzerinde
araştırmalar yapılmaya devam etmektedir
(Kliewer ve ark., 1967; Smart ve ark., 1988;
Keller ve ark., 1998).
Ülkemizin en önemli üzüm üretim bölgesi
Manisa’da son yıllarda üreticiler sofralık olarak
değerlendirdikleri üzümden daha fazla gelir
elde
etmek
için
örtü
materyalleri
kullanmaktadır. Yağışlardan üzümleri korumak
ve hasadı geciktirmek amacıyla, asmalar şeffaf
10
plastik plastik, kanaviçe vb. materyallerle
örtülmektedir. Üreticiler farklı örtü materyali
arayışlarını sürdürmektedirler.
Kara ve Çoban (2001)’ın Manisa
Alaşehir’de
yaptıkları
bir
çalışmada,
polipropilen kanaviçe örtü kullanımının hasadı,
açıkta
yetiştirilenlerle
(kontrol)
karşılaştırıldığında 20 gün daha geciktirdiğini
bildirmişlerdir. Bazı kalite kriterleri bakımından
polipropilen kanaviçe örtü ile örtülenler
açıktakilerden daima daha yüksek olduğunu
saptamışlardır.
Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinin yoğun
olarak üretildiği bölgede, kuru üzümün
getirisinin düşük olması, üzümün büyük bir
kısmının kısa dönem aralığında piyasaya arz
edilmesi bu karlı üretim dalını darboğaza
sokmaktadır. Zira, Ege bölgesinde (Manisa)
ürünün bol olduğu Ağustos-Eylül aylarında
üzüm fiyatları çok düşük seyretmektedir.
Üzümün depolanması ve daha sonra piyasaya
sürülmesi maliyeti artırmaktadır. Üzümün
kalitesini bozmadan olabildiğince geç dönemde
hasat edilerek üreticilerin gelir düzeyini
artırmak, piyasaya üzümü daha uzun dönemde
ve kaliteli bir şekilde sunmak önem arz
etmektedir. Yani Sultani Çekirdeksiz üzümü
olabildiğince geç döneme kadar asma üzerinde
tutarak hasadı geciktirmek en karlı model
olarak önerilmektedir (Çelik ve ark., 2010).
Bu araştırmada, üzümü daha geç dönemde
piyasaya
arz
ederek,
sofralık
üzüm
yetiştiriciliğinde elde edilen gelir miktarının
artırılması hedeflenmiştir. Farklı Gölgeleme x
Örtü uygulama modellerinde yapılan masraf,
elde edilen satılabilir üzüm miktarlarından elde
edilen gelir ekonomik analize tabi tutularak, en
karlı üretim modeli belirlenmiştir.
2.Materyal ve Yöntem
2.1.Materyal
Araştırma 2009 ve 2010 yıllarında Manisa
Bağcılık Araştırma Enstitüsü’ne ait araştırma
bağında gerçekleştirilmiştir. 41B anacı üzerine
aşılı Sultani Çekirdeksiz çeşidine ait asmalar 10
yaşında olup, 2.0X3.0 m sıra üzeri ve arası
mesafe ile dikilmiştir. Bağın destek sistemi “çift
T” dir. Araştırmada asmalar ben düşme
döneminde (Temmuz başı) polietilenden
üretilmiş olan yeşil renkli ve 3 farklı gölgeleme
oranına (%35, %55, %75) sahip file örtülerle
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
örtülmüştür. Hasada yakın dönemde yağmurun
olumsuz etkisini azaltmak ve salkımları asmalar
üzerinde daha uzun süre bekletmek amacıyla 20
Ağustos tarihinde omcaların üzerine dört farklı
özellikte örtü (şeffaf polietilen, mogul,
kanaviçe, Lifepack) materyali çekilmiştir.
Gölgeleme fileleri örtü materyalleri (şeffaf
polietilen
örtü
hariç)çekilmeden
önce
kaldırılmıştır.
2.2. Yöntem
Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü
tarafından Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinde
sofralık yetiştiriciliğe yönelik geliştirilen
uygulanan model, denemenin tüm parsellerinde
standart olarak yapılmıştır (Çalışkan ve İlhan,
1975).
Araştırmada, güneşin etkisini azaltmak ve
olgunlaşma periyodunu yavaşlatarak hasadı
geciktirmek için üç farklı oranda gölgeleme
oranına
sahip
gölgeleme
filesi
(GF)
kullanılmıştır. Asma üzerinde bırakılan
üzümleri sonbahar yağmurlarının olumsuz
etkisinden korumak ve üzümleri ticari özelliğini
yitirmeden asma üzerinde en uzun süre
kalmasını sağlamak için dört farklı (şeffaf
polietilen örtü materyali (ŞPÖ), mogul (M),
Lifepack (L) ve polipropilen kanaviçe (PK) örtü
kullanılmıştır (Çizelge 1).
Deneme bölünmüş parseller deneme
desenine göre üç tekerrürlü, parsel büyüklüğü
altı omca olacak şekilde (17x3x6=306 omca)
gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin
varyans analizi jump7 programında yapılmıştır.
Açıkta yetişen kontrol asmalarının bir
kısmı, gölgeleme sonrası yağmurdan korumak
amacıyla sadece örtü materyalleri ile
örtülmüştür. Gölgeleme materyalleri üzümlerde
ben düşme döneminde çekilirken, yağmurun
etkisini önlemek amacıyla kullanılan örtüler ise
Eylül ayına yakın Ağustos ayının son 10 günü
içinde asmaların üzerine çekilmiştir. Açıkta
yetiştirilen kontrol asmalarında hasat; ilk hasat
ve son hasat (omca üzerinde açıkta
bekletilenler)
olarak
gerçekleştirilmiştir.
Hasatta toplam ve satılabilir üzüm miktarları
her uygulama için ayrıca saptanmıştır.
Gölgeleme
ve
örtü
materyalleri
Çizelge 1. Araştırmada denenen gölgeleme ve örtü uygulamaları
Uygulamalar (üretim modeli)
Gölgeleme oranı
1
Kontrol (Hiçbir örtü yok)
2
%35 +ŞPÖ
% 35
3
%55 + ŞPÖ
% 55
4
%75 + ŞPÖ
% 75
5
0+ ŞPÖ (yağmura önlem amaçlı)
6
%35 +M
% 35
7
%55 +M
% 55
8
%75 + M
% 75
9
0+M (yağmura önlem amaçlı)
10
%35 +PK
% 35
11
%55 + PK
% 55
12
%75 + PK
% 75
13
0+PK (yağmura önlem amaçlı)
14
%35 + L
% 35
15
%55 + L
% 55
16
%75 + L
% 75
17
0+L (Yağmura önlem amaçlı)
-
uygulamaları ile üzümleri geç hasat ederek elde
edilen gelir artışının, kontrola göre yapılan
masraflar hesaplanarak, maliyet analizi
yapılmıştır. Her üretim modelline ait masraf ve
gelirler hesaplanarak, en karlı modeller ortaya
konulmuştur. Değişen masraflar olarak; işgücü
ve masrafları, materyal masrafları ve döner
Örtü Materyali
Şeffaf poletilen
Şeffaf poletilen
Şeffaf poletilen
Şeffaf poletilen
Mogul
Mogul
Mogul
Mogul
Polipropilen kanaviçe
Polipropilen kanaviçe
Polipropilen kanaviçe
Polipropilen kanaviçe
Lifepack
Lifepack
Lifepack
Lifepack
sermaye faizi alınmıştır. Değişen masraf
grubunu
oluşturan
masraf
unsurlarının
belirlenmesinde
dışarıdan
temin
edilen
hammadde ve yardımcı maddelerde maliyet
bedeli, işletmeden temin edilenlerde ise çiftlik
avlusu fiyatı esas alınmıştır (Birinci ve Er,
2006).
11
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının
Ekonomik Analizi
Sabit giderlerden; Değişen masraflar
toplamının % 3’ü genel idare giderleri olarak
hesaplanmıştır. Döner sermaye faizi, değişen
masraflara T.C. Ziraat Bankasının bitkisel
üretim kredilerine 2010 yılında uyguladığı faiz
oranının (%13) yarısı (% 6,5) uygulanarak
hesaplanmıştır. Çıplak arazi değerinin faizi,
araştırma bölgesindeki çıplak arazinin cari alım
satım değerinin % 5’i alınarak tespit edilmiştir
(Demircan ve ark., 2005).
Deneme yapılan bölge dikkate alınarak, 1
dekar çıplak arazi bedeli 7 000 TL olarak
hesaplanmıştır.
Tesis
masrafları
yıllık
amortisman payı, tesis dönemi boyunca yapılan
toplam tesis masraflarının bağın ekonomik
ömrüne bölünerek elde edilmiştir(2100/40=
42,50 TL/yıl). Tesis sermayesi faizi ise toplam
tesis masrafları yarı değerine % 5 faiz
uygulanarak (2100/2 * 0,05=52,5 TL)
hesaplanmıştır.
Bir dekar bağın maliyeti: = (170 fidan*3
TL=510 TL)+(60 direk*7 TL= 420TL)+(340 m
uzunluk*5 sıra tel=1700 m tel/ 17m(17m 3 lük
tel 1 kg)=100kg* 1.750 TL =175 TL)+(işçilik:
4 işçi 2 gün dikim+2 gün direkler+1gün tel
çekimi=1000 TL)= 2100 TL
Birim alana brüt üretim değeri, üretim
masrafı, brüt, net, oransal kar ve birim ürün
maliyetinin hesaplanmasında şu formüller
kullanılmıştır (Demircan ve ark., 2005).
Brüt Üretim Değeri (TL/da) = Verim
(kg/da) x Satış Fiyatı (TL/kg)
Üretim Masrafları (TL/da) = Değişen
Masraflar (TL/da) + Sabit Masraflar (TL/da)
Üretim Masrafları (TL/kg) = Üretim
Masrafları (TL/da) / Verim (kg/da)
Brüt Kar (TL/da) = Brüt Üretim Değeri
(TL/da) – Değişen Masraflar (TL/da)
Net Kar (TL/da) = Brüt Üretim Değeri
(TL/da) – Üretim Masrafları (TL/da)
Oransal Kar = Brüt Üretim Değeri (TL/da)
/ Üretim Masrafları (TL/da)
Çalışmada masraf hesaplamaları yaparken,
üretim modellerine göre dikkate alınan erkek
işgücü (EİG) ihtiyacı ve bedeli Çizelge 2’de
sunulmuştur. Modellere göre işgücü ihtiyacı
Manisa
bölgesinde
sofralık
üzüm
yetiştiriciliğinde yapılan uygulamalar ve bu
çalışmada not alınan veriler dikkate alınarak
hesaplanmıştır. Bir günlük EİG bedeli, Manisa
12
piyasasında sigorta dahil 40 TL/gün olarak
dikkate alınmıştır.
Uygulamalarda değişken masraf olarak en
önemli
yeri
gölgeleme
fileleri,
örtü
materyalleri, gübre ve zirai ilaç bedelleri
oluşturmaktadır.
Araştırmada
kullanılan
gölgeleme fileleri ve örtü materyallerinin 2009
fiyatları Çizelge 3’de sunulmuş olup, bu
materyallerin ekonomik ömrü üç yıldır.
Gölgelik file ve örtü materyallerinde girdi
maliyeti hesaplanırken dekara yıllık olarak 1/3
oranında hesaplama yapılmıştır.
Dekara gübre maliyeti: (Amonyum nitrat
1 torba=60 TL) + (potasyum nitrat 1 torba=60
TL)+ (yaprak gübresi 2 adet =2* 25 = 50 TL)
+( 2 adet deniz yosunu 25*2 = 50 TL) + (1 adet
kalsiyum 30 TL) = Toplam: 250 TL/da.
Zirai mücadele ilaç maliyeti: : Toplam 1
da için: Külleme 7*45/4=75 TL, mildiyö
3*20/4=15 TL, kurşuni küf 3*35/4=25 TL,
salkım güvesi 3*15/4=10 TL Toplam: 125
TL/da
Ekonomik analiz iki yıllık verim
değerlerinin ortalaması alınarak yapılmıştır
Denemede tüm modellerde, hasatta elde edilen
üzüm verim toplam ve satılabilir verim olarak
ayrıca saptanmıştır. Modellere göre dekardan
elde edilen verimler ürün bedelleri o dönemdeki
piyasa
fiyatı
ile
çarpılarak
gelirler
hesaplanmıştır. Ağustos 15-Ekim 15 arasında
Manisa bölgesindeki haftalık üzüm fiyatları
Çizelge 4’de sunulmuştur.
3. Araştırma Bulguları ve Tartışma
Gölgeleme sonrası örtü altına alınan
asmalarda yetiştirilen üzümler her iki yılda da
açıkta yetiştirilen üzümlere göre daha geç
dönemde hasat edilmişlerdir. İlk hasada göre
hasadın gecikme süresinin uygulamalara göre
ilk yıl 38-64 gün, ikinci yıl ise 28-44 gün
arasında geciktiği saptanmıştır. İlk yıl açıkta
yetiştiricilikte ilk hasat 14 Ağustos 2009, açıkta
son hasat ise 17 Eylül 2009 tarihinde
gerçekleştirilmiştir. 2010 yılında ise en geç
hasat 3 Ekim tarihinde yapılmıştır. Örtü
materyallerinin
genel
olarak
hasadı
geciktirmede etkili olduğu görülmüş olup,
Lifepack ve Mogul (agrimol) örtüleri ön plana
çıkmıştır. Mogul ve Lifepack örtüleri hasadı
ortalama olarak ilk yıl 53-55 g ün, ikinci yıl ise
35-38 günlük geciktirmiştir (Çizelge 5).
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
Çizelge 2. Gölgeleme filesi ve örtü materyali altında yetiştirilen sofralık üzüm üretiminde masraflar ve erkek işgücü
giderleri
Bakım ve İşgücü Giderleri
Erkek İşgücü İhtiyacı (Adet/da/Yıl)
Arazi belleme+çapalama (Traktör pulluk +diskaro + duyargalı
1
pullukla işleme)
Kış budama ve çubuk toplama işçiliği
2
İlaçlama işgücü
1
Gölgelik çekme işçiliği
1
Örtü materyali çekme işçiliği
1
Üzüm hasadı işçiliği
2
Gübreleme işçiliği (sulama ile birlikte)
Üzüm tasnif ve ambalajlama işçiliği
2
Çit tamiri ve koruma işçiliği
Yaz budaması+sürgün bağlama
1
Açıkta yetiştiricilik için toplam EİG. ve masrafı
9,0 (360TL)
Sadece örtü uygulaması tipi yetiştiricilik için toplam EİG. ve
10,0 (400 TL)
masrafı
Gölgeleme+örtü uygulaması tipi yetiştiricilik için toplam EİG. ve
11,0 (440 TL)
masrafı
Diğer Girdiler (TL/da)
Gübre (tüm uygulamalar)
250,0
Zirai ilaç (açıkta yetiştiricilik)
105
Zirai ilaç (gölgeleme+örtü)
125,0
Nakliye
25,0
Açıkta (kontrol) yetiştiricilik için toplam girdi (TL/da)
380,0
Gölgeleme+örtü uygulamaları için diğer girdiler (TL/da)
Gölgelik x örtü Maliyetleri (TL/da)
Gölgelik file %35
Gölgelik file %55
Gölgelik file %75
Kaneviçe örtü
Lifepack örtü
Mogul örtü
Şeffaf polietilen örtü
%35 +PK için file gölgelik file + örtü materyali
%35 +L için file gölgelik file + örtü materyali L
%35 +M için file gölgelik file + örtü materyali
%35 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali
%55 + PK için file gölgelik file + örtü materyali
%55 + L için file gölgelik file + örtü materyali
%55 +M için file gölgelik file + örtü materyali
%55 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali
%75 + PK için file gölgelik file + örtü materyali
%75 + L için file gölgelik file + örtü materyali
%75 + M için file gölgelik file + örtü materyali
%75 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali
400,0
146,9
220,3
293,7
146,9
489,3
128,5
152,1
293,8
636,2
275,4
299,0
367,2
709,6
348,8
372,8
440,6
783,0
422,2
445,8
Çizelge 3. Gölgeleme fileleri ile örtü materyallerinin maliyetleri
Materyal
Maliyet (TL/da/3yıl)
Gölgelik Net %35
440,64
Gölgelik Net %55
660,96
Gölgelik Net %75
881,28
Kaneviçe
440,64
Agrimol (Mogul)
284,75
Lifepack
1468,80
Şeffaf Polietilen Örtü
456,37
13
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının
Ekonomik Analizi
Çizelge 4. Deneme döneminde yaş üzüm fiyatları (TL/da)
Dönem
20009
Ağustos 15
0,80
Eylül 1
0,80
Eylül 15
1,10
Eylül 30
1,20
Ekim 15
1,45
Bağlarda örtü uygulamalarının üzümlerin
hasadını geciktirdiğine yönelik çok sayıda
çalışma yapılmıştır (Smart ve ark., 1988; Keller
ve ark., 1998; Kara ve Çoban, 2001; Liberman,
2009).
Sofralık üzümleri minimum masrafla daha
geç dönemde piyasaya arz ederek daha yüksek
gelir elde etmeyi hedefleyen bu çalışmada, en
önemli parametrelerden birisi de üzümün verim
ve kalitesidir. Hasat döneminde elde edilen
toplam verim ve satılabilir verim bulguları
Çizelge 6’da sunulmuştur. Uygulamaların
toplam verim üzerinde etkili olmadığı, toplam
verimin 2009 yılında 9,8 kg -14,4 kg/omca
arasında, 2010 yılında ise 6,0 kg -14,8 kg/omca
arasında değiştiği saptanmıştır. İlk yıl ortalama
olarak verimin %79,30, ikinci yıl ise %
61,21’lik kısmı satılabilir verim kalitesine sahip
olmuştur.
Ürünlerde önemli olan, ticari olarak değeri
yüksek miktarda verim elde etmektir. Bu açıdan
satılabilir üzüm miktarı önem arz etmektedir.
Her iki yılda da uygulamaların satılabilir üzüm
verimi üzerinde istatistiki açıdan etkisi önemsiz
çıkmıştır(Çizelge 6). Satılabilir verim açısından
ilk yıl Lifepack ve mogul örtüleri yaklaşık %90
ile yine ilk sıralarda yer alırken, ikinci yıl yine
aynı örtüler % 60-65 satılabilir verimle ilk
sırada yer alan örtü uygulamaları olmuştur.
Kontrol asmaları ise bu açıdan en düşük
(~%60) değeri vermiştir.
Açıkta yetiştiricilikte (Kontrol) üzümler
Ağustos ayının üçüncü ve dördüncü haftası
içerisinde
optimum
olgunluğa
(hasat)
ulaşmıştır. Burada, Kontrol, örtü, gölgeleme x
örtü uygulamalarına ait verilerin ekonomik
analizi yapılmıştır. 2009 ve 2010 yılında elde
edilen ortalama masraf ve satılabilir üzüm
verimine ait ortalama değerler analizde
kullanılmıştır.
14
2010
0,70
0,90
1,25
1,40
1,50
Ortalama
0,75
0,85
1,18
1,30
1,48
Değerlendirme
yaparken,
değişken
masraflar, sabit masraflar her uygulama için
ayrıca hesaplanmıştır. Her uygulamada hasatta
elde edilen satılabilir üzüm miktarı, hasat
edildiği dönemdeki fiyatlar dikkate alınarak
hesaplanmıştır.
Kontrol, örtü ve gölgeleme x örtü
uygulama
modellerinde,
sofralık
üzüm
yetiştiriciliğine yönelik yapılan ekonomik
analiz Çizelge 4.7’de sunulmuştur. Bir dekar
bağ alanında değişken masrafın üretim
modellerine göre 788,1 TL (kontrol) ile
1729,10 TL/da (0,75+L) arasında değişmiştir.
Bakım, işçilik, gübre, zirai ilaç ve nakliye
masrafları açısından uygulamalar arasında fazla
farklılık olmadığı, gölge ve örtü materyalleri
uygulamalara göre 128,5 TL ile 783,6 TL
arasında değişen önemli maliyet artışına neden
olmuştur. Bakım ve işçilik giderleri toplam
maliyetin % 30-50’ni kapsamıştır. En düşük
maliyet açıkta (kontrol) yetiştiricilikte, en
masraflı üretim %75 gölge+Lifepack örtü
uygulamasından elde edilmiştir (Çizelge 7)
Üretimde en önemli giderlerden birisi de
sabit masrafladır. Manisa bölgesinde yapılan bu
çalışmada üretim modellerine göre sabit
masraflar 468,6 TL/da ile 496,9 TL/da arasında
değişmiştir. Arazi kıymet faizi sabit pay
içerisinde en yüksek payı kapsamıştır (Çizelge
7). Üretim modellerinde üretim masrafları
toplamı 1256,7 TL/da (Kontrol) ile 2226 TL/da
(%75+L)
arasında
değişmiştir.
Açıkta
yetiştiriciliğe göre, gölgeleme ve örtü
uygulamalarının tamamında masraflar artmıştır
Üretim maliyeti incelendiğinde, 0,95
(Kontrol) ile 1,64 TL/kg (%35+PK) arasında
değişmiştir. İki yıllık satılabilir üzüm verim
değerlerine göre, brüt üretim en düşük 846,8
TL/da ile Kontrol uygulamasından elde
edilirken, en yüksek 2579 TL ile %55+Lifepack
üretim modelinden elde edilmiştir.
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
Çizelge 5. Gölgeleme ve örtü uygulamalarının hasat tarihi üzerine etkisi
Açıkta ilk Hasat ile Son
Hasatlar
Hasat Tarihleri
Arasındaki süre (Gün)
Uygulamalar
Kontrol ilk hasat
Kontrol son hasat
0+ŞPÖ
35+ŞPÖ
55+ŞPÖ
75+ŞPÖ
0+PK
35+PK
55+PK
75+PK
0+M
35+M
55+M
75+M
0+L
35+L
55+L
75+L
2009
14.08.2009
17 09 2009
24.09.2009
01.10.2009
01.10.2009
13.10.2009
24.09.2009
30.09.2009
01.10.2009
13.10.2009
02.10.2009
01.10.2009
14.10.2009
20.10.2009
24.09.2009
14.10.2009
14.10.2009
20.10.2009
2010
20.08.2010
15.09.2010
18.09.2010
18.09 2010
27.09.2010
18.09.2010
18.09. 2010
17.09. 2010
24.09.2010
17.09.2010
22.09.2010
24.09.2010
28.09.2010
20.09.2010
24.09.2010
26.09.2010
03.10.2010
24 09.2010
2009
38
45
45
57
38
44
45
57
46
45
58
64
38
58
58
64
2010
29
29
38
29
29
28
35
28
33
35
39
31
35
37
44
35
Örtü uygulamalarına Göre
Açıkta İlk Hasat İle Son
Hasat Arasında Ortalama
Geçen Süre
2010
2009
46
31
46
30
53
35
55
38
Çizelge 6. Gölgeleme ve örtü uygulamalarına göre dekara toplam ve satılabilir verim
Toplam Verim
Satılabilir Verim
Ort. Toplam
(kg/da)
(kg/da)
Uygulamalar
Verim (kg/da)
2009
2010
2009
2010
2241,0
2108,2
1925,6
1145,4
2174,6
0+PK
2340,6
1842,6
2041,8
996,0
2091,6
0+L
2041,8
1892,4
1377,8
1045,8
1967,1
0+M
2091,6
1610,2
1328,0
763,6
1850,9
0+ŞPÖ
1975,4
2058,4
1062,4
996,0
2016,9
35+PK
2124,8
2407,0
1909,0
1610,2
2265,9
35+L
2390,4
1826,0
1577,0
1095,6
2108,2
35+M
2290,8
1958,8
1643,4
1128,8
2124,8
35+ŞPÖ
2639,4
996,0
1975,4
581,0
1817,7
55+PK
2124,8
2456,8
2075,0
1610,2
2290,8
55+L
1626,8
1444,2
1494,0
946,2
1535,5
55+M
2257,6
2307,4
1743,0
1411,0
2282,5
55+ŞPÖ
2041,8
1394,4
1643,4
796,8
1718,1
75+PK
2141,4
2025,2
1925,6
1477,4
2083,3
75+L
2124,8
1510,6
2108,2
1029,2
1817,7
75+M
1826,0
1776,2
1344,6
1162,0
1801,1
75+ŞPÖ
2046,7
1605,2
1311,4
946,2
1826,0
Kontrol
ÖD
ÖD
ÖD
ÖD
LSD 0,05
Brüt kar 58,9 TL/da ile 928,7 TL/da
arasında değişmiştir. En karlı brüt üretim
%55+L den elde edilmiştir. Net kar ise
masraflar arttıkça düşmüş, bazı modellerde
üretim karlı iken bazılarında zarar edildiği
saptanmıştır. Net kar açısından sırasıyle
%55+L, PK ilk sıralarda yer alırken, Kontrol,
%35+PK ve %75+ŞPÖ zararın yüksek olduğu
Ort. Satılabilir
Verim (kg/da)
1535,5
1518,9
1211,8
1045,8
1029,2
1759,6
1336,3
1386,1
1278,2
1842,6
1220,1
1577,0
1220,1
1701,5
1568,7
1253,3
1128,8
-
üretim modelleri olmuştur. Bir TL lik masrafa
karşılık oransal kar PK modelinde 1,29 elde
edilirken, %55+L’de 1,20 TL, açıkta
yetiştiricilikte ise (Kontrol) 0,48 TL elde
edilmiştir (Çizelge 7).
Üretim masrafları toplamı açısından
%75+Lifepack, 2226 TL ile en masraflı model
olmuştur ve net karlılıkta ancak üçüncü sırada
yer almıştır. Üretim masrafı açısından en
yüksek ikinci maliyete sahip (2144 TL/da)
15
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının
Ekonomik Analizi
model olan %55+Lifepack uygulamasın ise,
satılabilir üzüm miktarının fazla olması,
üzümlerin en geç dönemde hasat edilmesi ve
fiyatların en yüksek olduğu dönemde satılması
nedeniyle net kar açısından en ideal üretim
modeli olmuştur.
Ülkemizde sofralık üzümlerin hasat
dönemi ancak Ekim ayı sonuna kadar
geciktirilebilmektedir. Ancak Ege Bölgesi’nin
yayla kesimlerinde yetiştirilen Kozak Beyazı,
Kozak Siyahı ve Pembe Gemre çeşitleri
(Kozak, Bayındır) ve Bursa’nın İznik ilçesinde
yetiştirilen
Müşküle
bağlarında
omca
üzerindeki üzüm plastik örtü altına alınarak
hasat 1-2 ay uzatılabilmektedir. Aynı amaca
yönelik olarak, değişik yöntemlerle muhafaza
edilerek daha sonraki dönemlerde pazara
sunulan sofralık üzümler daha yüksek fiyatlarla
alıcı bulmaktadır (Çelik ve ark., 2010).
Avustralya’da sofralık üzüm endüstrisinde
son yıllarda hasat öncesi yağmur zararını
önlemek
için
plastik
örtülerden
yararlanılmaktadır. Örtüler Thompson Seedless
üzüm çeşidi yetiştiriciliğinde kullanılmakta,
örtüler ben düşme sonrasında, hasattan yaklaşık
4-6 hafta önce örtülmektedir (Anonim, 2009).
ABD Kaliforniya bölgesinde Red Globe üzüm
çeşidinin hasadının Ağustos ortası ile Ekim ayı
ortası arasında gerçekleştiği, bazı üreticilerin
üzümü pazara daha geç dönemde sunmak için o
dönemde yağmurlarda üzümleri korumak
amacıyla plastik örtülerden faydalanmışlardır
(Liberman, 2009).
Kara ve Çoban (2001)’ın Manisa
Alaşehir’de
yaptıkları
bir
çalışmada;
polypropylen kanaviçe örtü kullanımı hasadı,
açıkta yetiştirilenlerle karşılaştırıldığında 20
gün
daha
geciktirmiştir.
Yapılan
değerlendirmeler sonucunda örtü altında üzüm
yetiştiriciliğinin açıktakinden daha ekonomik
olduğunu saptamışlardır.
Antalya’da örtü altı ve açıkta üzüm
yetiştiriciliğinin ekonomik yönden analiz
yapıldığı bir araştırmada; ekonomik analiz
kapsamında her iki üretim sistemine ait sabit ve
değişken masraflar, üretim maliyeti, brüt ve net
kâr değerleri ortaya konulmuştur. Araştırmada
dekara üretim masrafı sera üzümünde 959.74
TL ve açıkta üzümde 488.68 TL bulunmuştur.
Araştırma sonuçlarına göre serada üzüm üretimi
16
açıkta yapılan üretimden daha kârlı olarak
bulunmuştur (Özkan ve ark., 2005).
Örtü uygulamalarında hasat, açıkta
yetiştiriciliğe göre 38 ile 64 gün arasında
gecikmiştir. Her iki yılın gölgeleme ve örtü
materyali uygulamalarının, açıkta yetiştiriciliğe
(Kontrol) göre hasadı 1,5-2 ay geciktirdiği
belirlenmiştir.
Gölgeleme
uygulaması
yapmadan üzümler örtüaltında bekletilmeleri
durumunda, hasat ilk yıl yaklaşık 40 gün, ikinci
yıl ise 32 gün gecikmiştir. Örtüler açısından
mogul ve Lifepack ön plana çıkmıştır. Uygun
önerinin, hem hasadın gecikme süresi hem de
verim ile satılabilir verim değerlerinin birlikte
ele alınması ile yapılması daha doğru yaklaşım
olacaktır.
Bizim çalışmamızda da, gölgeleme
materyallerinin açıkta yetiştiriciliğe göre, hasat
tarihini geciktirici etkisi saptanmış olup, %5575 lik gölgeleme ve Lifepack örtü materyali bu
açıdan ön plana çıkan uygulamalar olmuştur.
İki yıllık ortalama değerlere göre toplam
verim, 1826 kg/da ile 2290kg/da; satılabilir
verim ise 1129 kg/da ile 1842 kg/da arasında
değişmiştir. Satılabilir verim en düşük kontrol
ve %35 gölgeleme+PK uygulamasında
belirlenmiştir.
Her iki yılda da uygulamaların satılabilir
üzüm verimi üzerinde istatistiki açıdan etkisi
önemsiz çıkmıştır. Ancak, uygulamalar
arasında % 50’ye varan farklar görülmüştür.
Satılabilir verim açısından ilk yıl Lifepack ve
mogul örtüleri yaklaşık ilk sıralarda yer alan
üretim modelleri olmuştur.
Bir dekar bağ alanında değişken masrafın
üretim modellerine göre 788,1 TL (Kontrol) ile
1729,10 TL/da (0,75+L) arasında değişmiştir.
Bakım, işçilik, gübre, zirai ilaç ve nakliye
masrafları açısından uygulamalar arasında fazla
farklılık olmadığı, gölge ve örtü materyalleri
uygulamalara göre 128,5 TL ile 783,6 TL
arasında değişen önemli maliyet artışına neden
olmuştur. Bakım ve işçilik giderleri toplam
maliyetin % 30-50’ni kapsamıştır. En düşük
maliyet açıkta yetiştiricilikte, en masraflı üretim
%75 gölge+Lifepack örtü uygulamasından elde
edilmiştir.
Brüt üretim değeri en düşük 846,8 TL/da
ile açıkta yetiştiricilikten edilirken, en yüksek
gelir 2579 TL ile %35+L üretim modelinden
1. BAKIM VE
İŞÇİLİK
GİDERLERİ
TOPLAMI (TL)
2.
GİRDİLER
TOPLAMI
Gübre+zirai ilaç+
Nakliye
Gölge
+
Örtü
materyali (TL)
Toplam
3-MASRAFLAR
TOPLAMI (1+2)
4-Döner sermaye
faizi ((%6,5)
5-DEĞİŞKEN
MASRAFLAR
TOPLAMI (A)
1. Genel İdare
Gideri (% 3)
2.Çıplak
Arazi
KıymetFaizi(% 5)
3. Tesis Sermaye
Faizi (%5)
4. Tesis Masraf.
Amorts. Payı
SABİT
MASR.TOP.
(1+2+3+4) (B)
Masrafları
Top.
Üretim
(C=A+B)
Satılabilir verim (kg/da) (D)
Satış Fiyatı (TL/kg)
Üretim Maliyeti (TL/kg)
(E=C/D)
Brüt üretim değeri
( TL/da) (F)
Brüt kar (G= F-A)
Net Kar (Fark) (TL/DA)
(H= F-C)
Oransal Kar (F/C)
Gölgeleme ve Örtü Uygulamaları Kombinasyonlarına Göre Üretim Modelleri
%35+PK %35+L %35+M %35+ŞPÖ %55+PK %55+L %55+M %55+ŞPÖ
AÇ.YT
PK
L
M
ŞPÖ
360
400
400
400
400
440
440
440
440
440
440
440
%75+PK
%75+L
%75+M
%75+ŞPÖ
440
440
440
440
440
380
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
400
----
146,9
489,3
128,5
152,1
293,6
636,2
275,4
299,0
367,2
709,6
348,8
372,8
440,6
783,6
422,2
445,8
380
740
546,9
946,9
886,3
1286,3
528,5
928,5
552,1
952,1
693,6
1133,6
1036,2
1566,2
675,4
1075,4
699,0
1139,0
767,2
832,2
1109,6
1549,6
748,8
1188,8
772,8
1212,8
840,6
905,6
1183,6
1623,6
822,2
1262,2
845,8
1285,8
48,1
61,5
83,6
60,4
61,9
73,7
101,8
69,9
74,0
54,1
100,7
77,3
78,8
58,9
105,5
82,0
83,6
788,1
1008,4
1369,9
988,9
1014
1207,3
1668
1145,3
1213
886,3
1650,3
1266,1
1291,6
964,5
1729,1
1344,2
1369,4
23,6
350
30,3
350
41,1
350
29,7
350
30,4
350
36,2
350
50,0
350
34,4
350
36,4
350
26,6
350
49,5
350
38,0
350
38,7
350
28,9
350
51,9
350
40,3
350
41,1
350
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
52,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
42,5
468,6
475,3
486,1
474,7
475,4
481,2
495
479,4
481,4
471,6
494,5
483
483,7
473,9
496,9
485,3
486,1
1256,7
1483,7
1535
1,25
1856
1518
1,25
1463,6
1489,4
1129
0,75
1211
1,25
1045
1,25
1688,5
1029
1,15
2163
1759
1,40
1624,7
1336
1,25
1694,4
1386
1,25
1357,9
1278
1,25
2144,8
1842
1,40
1749,1
1220
1,25
1775,3
1577
1,25
1438,4
1220
1,25
2226
1701
1.40
1829,5
1568
1,25
1855,5
1253
1,25
0,95
846,8
0,97
1919
1,22
1898
1,21
1514
1,43
1307
1,64
1287
1,23
2463
1,22
1670
1,22
1733
1,06
1598
1,16
2579
1,43
1525
1,13
1972
1,18
1525
1,31
2381
1,17
1960
1,48
1566
58,9
910,6
528,1
525,1
293
79,7
795
524,7
520
711,7
928,7
258,9
680,4
560,5
651,9
615,8
196,6
-410
0,48
435,3
1,29
42
1,02
50,4
1,03
-182,4
0,88
-401,5
0,76
300
1,14
45,3
1,03
38,6
1,02
240,1
1,18
434,2
1,20
-224,1
0,87
196,7
1,11
86,6
1,06
155
1,07
130,5
1,07
-289,5
0,84
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
SABİT
MASRAFLAR
DEĞİŞKEN MASRAFLAR
Çizelge 7. Gölgeleme ve örtü uygulaması yapılan farklı üretim modellerinde masraf, gelir ve maliyetleri
17
Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının
Ekonomik Analizi
elde edilmiştir. Brüt kar 58,9 TL/da ile 928,7
TL/da arasında değişmiştir. En karlı brüt üretim
%55+L den elde edilmiştir. Net kar ise
masraflar arttıkça düşmüş, bazı modellerde
üretim karlı iken bazılarında zarar edildiği
saptanmıştır. Net kar açısından sırasıyle
%55+L, PK ve %35+L modelleri ilk sıralarda
yer alırken, Kontrol, %35+PK ve %75+ŞPÖ
zararın yüksek olduğu modeller olmuştur. Bir
TL’lik masrafa karşılık PK modelinde 1,29
gelir elde edilirken, Kontrol uygulamasında 52
kuruş zarar edildiği saptanmıştır.
Üretim masrafları toplamı açısından en
yüksek (2144 TL/da) ikinci model olan
%55+Lifepack uygulaması, satılabilir üzüm
miktarının fazla olması, üzümlerin en geç
dönemde hasat edilmesi ve fiyatların en yüksek
olduğu dönemde satılması nedeniyle en karlı
üretim modeli olmuştur.
4. Sonuç ve Öneriler
Ekonomik analiz ışığında, mevcut piyasa
koşullarında
Sultani
Çekirdeksiz
üzüm
çeşidinde açıkta yetiştiricilikte masrafın az
olması nedeniyle hatırı sayılır bir getirisi
olmuştur. Ancak, gölgeleme ve örtü
uygulamaları ile hasadı geciktirerek daha uygun
fiyata sofralık üzüm satılması ile karlılık
sağlanabilmiştir. Gölgeleme olmaksızın PK örtü
uygulaması ile %55 gölge+Lifepack örtü
uygulaması en karlı üretim modelleri olmuştur.
Özellikle %75 lik gölgelik gerek masraf
gerekse sürdürülebilir verimlilik açısından
(düşük
göz
verimliliği)
açısından
önerilmemiştir.
Dolunun
risk
olduğu
bölgelerde, hem hasadı geciktirmek hem de
ürün kalitesini artırmak için güneşlenme
durumuna göre %35 veya %55’lik gölgeleme
filesi kullanılması uygun görülmüştür. Mogul
örtüsü maliyet açısından uygun olması ve yağışı
geçirmemesi nedeniyle şeffaf polietilen örtü ve
kanaviçe yerine uygulanması önerilmiştir.
Lifepack örtüsünün maliyetinin yüksek olması
şu an için pratikte yer bulması olası
görülmemektedir. Bu örtünün piyasada daha
uygun fiyata arzedilmesi ile kullanım oranı
artacaktır.
Gölgeleme ve örtü uygulamaları ile
hasadın iki ay kadar geciktirilebileceği göz
önüne aldığında, daha uygun ekoloji ve çeşit
18
seçimi ile bu modellerde daha fazla net kar
etmenin mümkün olabileceği kanaatindeyiz.
Teşekkür
Bu projeye destek olan TAGEM’e ve
projenin
yürütüldüğü
Manisa
Bağcılık
Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne teşekkür
ederiz.
Kaynaklar
Ağaoğlu, Y.S., 1977. Sofralık Üzüm Yetiştiriciliğinde
Plastik Örtülerden Yararlanma İmkanları, Ankara
Üniv. Ziraat Fak. Yayınları:660. Derlemeler,15.
Altındişli, A., S., Kara, H., Çoban, E., İlter, 1997. Erkenci
Sofralık olarak Hasat edilen Yuvarlak Çekirdeksiz
Üzümlerde
Bazı
Olgunluk
Durumlarının
Belirlenmesi Üzerinde Bir Araştırma. Bahçe
Ürünleri Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 2124 Ekim 1997 Yalova, s: 61-66.
Anonim, 2009. Grape Production in Australia
http://www.fao.org/docrep/003/
x6897e/x6897e04.htm
Birinci, A. ve K., Er, 2006. Bursa İli Karacabey İlçesinde
Organik ve Konvansiyonel Şeftali Üretiminin
Ekonomik Açıdan Mukayesesi ve Pazarlaması
Üzerine Bir Araştırma. Tarım Ekonomisi Derneği
(TAREKODER),
http://www.tarekoder.
org/webfolders/files/2006_1_03.pdf; (14.05.2008).
Çalışkan, A. ve İ., İlha, 1975. Gibberellik Asidin
Çekirdeksiz Üzüm Asmalarında 1974 Yılı
Uygulama Raporu, Bağcılık Araştırma Enstitüsü,
Manisa.
Çelik, H., B., Kunter, G., Söylemezoğlu, A., Ergül, H.,
Çelik, H., Karataş, G., Özdemir, A., Atak, 2010.
Bağcılığın Geliştirilmesi Yöntemleri ve Üretim
hedefleri, TZM VII. Teknik kongresi 11-15 Ocak,
2010. Ankara 493-513.s
Demircan, V., H., Yılmaz, T., Binici, 2005. Isparta İlinde
Elma Üretim Maliyeti ve Gelirinin Belirlenmesi.
Tarım Ekonomisi Derneği (TAREKODER),
http://www.tarekoder.org/webfolders/files/2005_2_0
2.pdf; (14.05.2008).
Ergeneoğlu, F., S., Tangolar, S., Gök, N., Büyüktaş, E.,
Orhan, 1999. Bazı Sofralık Üzüm Çeşitlerinin Farklı
Zamanlarda Plastik Örtü Altına Alınmasının Verim
ve Kalite Üzerine Etkisi. Tr.J.Agriculture and
Forestry 23, Ek sayı 4, 899-908
Kara.S. ve H., Çoban, 2001. Örtü Altına Alınmış Asmada
Üzümün Omca Üzerinde Muhafazası Üzerine Bir
Araş. Ege Üniv. Zir Fak. Derg., 2002, 39 (3): 25-32.
Keller, M., K.J., Arnink, G.,, Hrazdina, 1998. Interaction
of Nitrogen Availability During Bloom and Light
Intensity During Veraison. I. Effects on Grapevine
Growth, Fruit Development, and Ripening Am. J.
Enol. Vitic. 49:3:341-349 (1998).
Kliewer, M.,L.A.B., Lider, H.B., Schultz, 1967. Influence
of Artificial Shading of Vineyards on the
Concentration of Sugar and Organic Acid in Grapes.
Am. J. Enol. Vitic. 18:2:78-86 (1967)
Liberman, L., 2009. More Red Globe Seeded Grapes Go
Domestic
Market
R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI
http://www.fruitgrowersnews.com/pages/2002/issue
02_03/02_03_grapes.html
Özkan, B., H.İ., Uzun, A.Y., Elidemir, A., Bayır,F.,
Karadeniz, 2005. Örtüaltı ve Açıkta Üzüm
Üretiminin Ekonomik analizi. Akd. Üniv. Zir. Fak.
Dergisi, 18(1), 77-85
Smart, R.E., S.M., Smith,R.V., Winchester, 1988. Light
Quality and Quantity Effects on Fruit Ripening for
Cabernet Sauvignon.Am. J. Enol. Vitic. 39:3:250258.
Uysal.H., 2007. İhracata Yönelik Sofralık Üzüm Üretim
ve Pazarlama Olanaklarının Geliştirilmesi. M.B.A.E
Yayın No: 120 Manisa
Uzun, H.İ., 1993. Effects of Plastic Covering on Early
Ripening of Some Table Grapes, Doğa:17:111-118
Yüksel, İ., 2001. Örtüaltı Bağcılığı, Ege Tarımsal
Araştırma Ens. Müd. Yayın No:102, s 53-58,
Menemen-İzmir.
19
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 21-32
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan
Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu
Alpaslan KUŞVURAN1
1
R. İrfan NAZLI2
Veyis TANSI3
Çankırı Karatekin Üniversitesi Kızılırmak MYO Park ve Bahçe Bitkileri Bölümü, Kızılırmak, Çankırı
2
Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Balcalı, Adana
3
Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Balcalı, Adana
Özet: Türkiye çayır-mera alanları toplam 14.6 milyon ha’dır. Batı Karadeniz Bölgesi’nde ise bu miktar
782 bin ha olup, ülkemiz çayır-mera alanlarının %5.35’ini oluşturmaktadır. Türkiye’de toplam ekilen
tarım arazisi içerisinde yem bitkileri ekim alanı %9.5 payla 1.6 milyon ha olup, Batı Karadeniz Bölgesi
için ise yem bitkileri ekim alanı içinde bu oran %12.1’lik payla yaklaşık 200 bin ha’dır. Bununla birlikte
ülkemizde yaklaşık 11 milyon, Batı Karadeniz Bölgesi’nde ise 1.1 milyon (%9.8) BBHB’ye eşdeğer
hayvan sayısı vardır. Bu hayvanların beslenmesi için gerekli kuru kaba yem miktarı yıllık 50 milyon ton,
Batı Karadeniz Bölgesi içinse yıllık 5 milyon tondur. Oysa çayır-mera alanları ve yem bitkileri
yetiştiriciliklerinden elde edilen yem miktarı ihtiyacın yarısından daha azdır. Bu nedenle, uygun
amenajman teknikleri ve ıslah çalışmaları ile mevcut mera alanlarında üretim ve devamlılık
sağlanmalıdır. Ayrıca yem bitkileri ekim alanları artırılmalı, özellikle nadasa bırakılan alanlarda ekim
nöbeti uygulamasına gidilerek yem bitkileri tarımına öncelik verilmelidir. Ülke genelinde ve Batı
Karadeniz Bölgesi’nde her yöreye uygun yem bitkileri tür ve çeşitleri üzerine çalışmalar yapılmalı, elde
edilen sonuçlar üreticiler ile paylaşılmalıdır. Yem bitkilerinde uygulanan desteklemeler artırılarak devam
edilmeli ve tohumluk sorunu mutlaka çözülmelidir.
Anahtar kelimeler: Batı Karadeniz Bölgesi, Çayır-mera alanları, Hayvan besleme, Kaba yem, Yem
bitkileri
Current Situation of Meadow-Rangelands, Animal Existence and
Cultivation for Forage Crops in Turkey and East Black Sea Region
Abstract: West Black Sea Region (WBSR) has meadow- range area of 782.000 ha and consists of 5.35%
total meadow-range area in Turkey which corresponds 14.6 million ha. However, total cultivation of
forage crops is 1.6 million ha in Turkey and corresponds to 9.5% of total cultivated agricultural area,
12.1% of total cultivated area of forage crops in Turkey exist in WBSR. At the same time, there is 11
million of animal existence equivalent to livestock unit in Turkey and 1.1 million (9.8%) in WBSR. In
order to feed these animal existences, while 50 million ton of fodder crops are required yearly, 5 million
ton is adequate for WBSR. Whereas, present forage production derived from forage crop cultivation and
meadow-range areas could not meet even half of the need. Therefore, productivity and sustainability must
be increased via the proper management techniques and the breeding studies in existing meadow area.
Besides, cultivation area of forage crops should be increased and crop rotation must be generalized and
priority should be given to forage crops within the crop rotation system particularly in fallow areas. In
throughout the country and WBSR, adaptation and breeding studies related to forage crops should be
conducted to determine the suitable species and cultivars for every region and the results should be shared
with farmers. Present economic support for cultivation of forage crops should be continued and increased
and above all, seed problem of forage crops should be solved surely as soon as possible.
Key words: East Black Sea Region, Meadow-rangelands, Animal feeding, Fodder, Forage crops
1. Giriş
Bugün için dünya genelinde yaşanan en
büyük sorunlardan birisi, doğal olan sınırlı
kaynakların kirliliğe maruz kalmadan en
uygun şekilde değerlendirilmesi ve artan
dünya nüfusuna paralel olarak ortaya çıkan
yeterli ve dengeli beslenme koşullarının
oluşturulamamasıdır. Ülkemizde hayvan
beslenmesi büyük ölçüde doğal çayır-
meralara, bitki artıkları ve anızlar ile saman
gibi düşük kaliteli yemlere bağlı olarak
yapılmaktadır. Oysa yem bitkileri tarımı, yem
temin etmenin en etkin ve ekonomik yoludur.
Yem bitkileri, hayvansal üretimin en
önemli girdilerinden birini oluşturan yemi
sağlamasının yanı sıra, toprakların fiziksel ve
kimyasal özelliklerine, kendisini takip eden
kültür bitkilerinin verim ve kalitesine olumlu
21
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
etkilerde bulunmaktadır (Sağlamtimur ve ark.,
1998; Açıkgöz ve ark., 2002). Bununla
birlikte ucuz bir kaynak olması, hayvanların
mide mikro florası için gerekli besin
maddelerini içermesi, mineral ve vitaminlerce
zengin olması, hayvanların üreme gücünü
artırması ve yüksek kalitede hayvansal ürün
sağlaması bakımından hayvan beslemede
önemlidir (Serin ve Tan, 2001). Bugün
hayvansal üretimde maliyetlerin %70’ini tek
başına
yem
girdisi
oluşturmaktadır
(Sağlamtimur ve ark., 1998). Ekonomik bir
hayvancılık yapılabilmesi içinse mera
alanlarının iyileştirilmesi ve yem bitkileri
ekim alanlarının artırılması gerekliliği vardır.
Zira verimsiz meralara, ağırlıklı olarak saman
ve anız ile hayvan beslemesine ve yüksek
girdili kesif yem kullanılmasına dayalı
hayvancılığın karlılık getirmesi mümkün
değildir. Bununla birlikte son yıllarda kültür
ve melez ırkı hayvanlarımızın sayılarında
yerli ırka oranla gözle görülür bir artış
görülmektedir. Dolayısıyla kalite düzeyi artış
gösteren hayvan varlığımızın yeterli ve
dengeli beslenebilmesinde gerekli olan kaba
yem ihtiyacının karşılanması için yem
bitkileri
ekim
alanlarımızın
ve
verimliliklerinin artırılması daha da elzem
olmuştur.
Hayvansal üretim; ıslah, bakım, idare,
besleme, sağlık, araştırma, eğitim, yayım,
pazarlama ve en nihayetinde yem üretimi gibi
çeşitli faktörlerin etkisi altındadır ve
hayvansal üretimin artırılması için bütün bu
faktörlerin yerine getirilmesi gerekmektedir
(Sağlamtimur ve ark., 1998). Son yıllarda
desteklemelere bağlı olarak yem bitkileri ekim
alanlarında bir artış söz konusudur ve bu artış
halen mevcut hayvan varlığımızın kaba yem
ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzaktır.
İBBS (İstatistikî Bölge Birimleri
Sınıflandırması)’ye
göre
yapılan
gruplandırmada 12 bölgeden birisi Batı
Karadeniz Bölgesi’dir. Zonguldak, Karabük,
Bartın, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Samsun,
Tokat, Çorum ve Amasya illerini kapsayan
Batı Karadeniz Bölgesi 74.178 km2
yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümünün
%9.5’ini oluşturmaktadır. Bölge rakımı deniz
seviyesi ile 2565 m (Kastamonu ilinde yer
alan
Çatalılgaz
Tepesi)
arasında
değişmektedir. Sıcaklık değerleri 7-20 °C
arasında olup, yıllık ortalama sıcaklık 12.5 °C,
ortalama nispi nem %70 ve yıllık yağış
ortalaması 633.4 mm’dir.
Bu çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu
(TÜİK) verilerine dayanarak, Türkiye geneli
ve küçük ölçekte Batı Karadeniz Bölgesi
çayır-mera alanları, yem bitkileri ekim
alanları ve hayvan sayıları değerlendirmeye
alınarak ortaya bir projeksiyon konması
amaçlanmıştır.
2. Türkiye Geneli Çayır ve Mera
Alanları’nın Genel Durumu
Türkiye İstatistik Kurumu (o zamanki
adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü) verilerine
göre ülkemizde 1.449.343 ha çayır ve
13.162.577 ha mera olmak üzere toplam
çayır-mera alanı 14.611.920 ha’dır (Çizelge
1.).
Çayır-mera
alanlarında
D.Anadolu
Bölgesi en büyük paya sahiptir. Çayır alanları
bakımından %56.80’lik pay ile toplam çayır
alanlarının yarıdan fazlasına sahip olup,
%35.42’lik mera oranı ile toplam mera
alanlarının da 1/3’ünden daha fazlasında pay
sahibidir. Toplam çayır-mera alanları
incelendiğinde D.Anadolu Bölgesi%37.54’lük
pay
ile
ilk
sırayı
alırken,
Çizelge 1. Türkiye geneli bölgeler bazında çayır ve mera alanları (ha) ve oranları (%)
Mera
Toplam Çayır
Bölgeler
Çayır
Çayır Oranı
Mera
Oranı
-Mera Alanı
Marmara
51.131
3.53
518.501
3.94
569.633
Ege
52.827
3.64
750.055
5.70
802.881
İç Anadolu
176.962
12.21
4.160.531
31.61
4.337.493
Akdeniz
44.888
3.10
614.446
4.67
659.334
Karadeniz
252.402
17.41
1.496.921
11.37
1.749.322
D. Anadolu
823.160
56.80
4.662.290
35.42
5.485.449
G.D. Anadolu
47.974
3.31
959.834
7.29
1.007.808
Toplam
1.449.343
13.162.577
14.611.920
B. Karadeniz
42.232
740.024
782.256
%
2.91
5.62
5.35
Kaynak: DİE Genel Tarım Sayımı, 2001.
22
Çayır Mera
Oranı
3.90
5.49
29.68
4.51
11.97
37.54
6.90
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
bunu %29.58 ile İç Anadolu ve %11.97 ile
Karadeniz Bölgeleri takip etmektedir.
B.Karadeniz Bölgesi 782.256 ha ile toplam
çayır-mera alanları içinde %5.35’lik bir paya
sahiptir. Bölgede çayır ve mera alanlarının
düşük olması, iklim, toprak ve arazi
faktörlerinden ileri gelmektedir.
Bilindiği üzere Türkiye mera alanları
1940’lı yıllarda 46.5 milyon ha, 1950’li
yıllarda 37.9 milyon ha iken 2009’da 3 kat
azalarak 14.6 milyon ha’a gerilemiştir.
Türkiye’de hayvan başına düşen mera alanı ve
birim mera alanına düşen hayvan sayılarına
bakıldığında, 1940 yılında bir hayvan birimi
(HB) için 3.38 ha mera alanı düşerken, 2000
yılında 1.18 ha’a gerilemiştir. 2009 yılında bir
miktar artışla bu oran 1.24 ha’a çıkmıştır. Bir
diğer deyişle bir hektarda 0.3 HB otlarken,
2009’da bu oran 0.80’e çıkmıştır. Yani bu
süreçte birim alanda otlayan hayvan sayısında
yaklaşık 3 katlık bir artış olmuştur (İptaş ve
Karadağ, 2010). Özgün bitki örtülerini yitiren
çayır-meraların önceki verimli ve kaliteli yem
üretim kapasitelerine yeniden ulaşabilmeleri
için bu alanların ıslah edilmeleri (Altın ve
ark., 2005), bunun yanı sıra yıllardır mera
alanlarında uygulanan ağır ve erken otlatma
baskısının ise kaldırılması gerekmektedir.
1998 yılında yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera
Kanunu ve kanun kapsamında çıkarılan ilgili
yönetmelik bu alanların ıslah edilmesi
amacıyla kiralanmasına izin vermektedir. Her
ilimizde
Mera
Kanunu
kapsamında
oluşturulan mera komisyonları başkanlığında
ülkemiz mera alanlarının tespit, tahdit, tahsis
ve ıslah çalışmaları devam etmektedir.
2.1. Batı Karadeniz Bölgesi Çayır ve Mera
Alanları’nın Genel Durumu
Bölgede 42.232 ha çayır ve 740.024 ha
mera alanı olmak üzere toplam çayır-mera
alanı 782.256 ha’dır (Çizelge 2.).
Çizelge 2. Batı Karadeniz bölgesi çayır ve mera alanları (ha) ve oranları (%)
Bölgeler
Amasya
Çankırı
Çorum
Kastamonu
Samsun
Sinop
Tokat
Zonguldak
Bartın
Karabük
Toplam
Çayır
Çayır Oranı
2.476
4.944
5.419
7.860
4.439
4.754
7.388
1.507
665
2.781
42.232
5.86
11.71
12.83
18.61
10.51
11.26
17.49
3.57
1.57
6.59
Mera
49.464
227.745
175.247
82.105
42.334
16.691
118.632
6.350
4.760
16.696
740.024
Mera Oranı
6.68
30.78
23.68
11.09
5.72
2.26
16.03
0.86
0.64
2.26
Toplam Çayır Mera Alanı
51.940
232.689
180.666
89.965
46.773
21.445
126.020
7.856
5.425
19.478
782.256
Çayır-Mera
Oranı
6.64
29.75
23.10
11.50
5.98
2.74
16.11
1.00
0.69
2.49
Kaynak: DİE Genel Tarım Sayımı, 2001.
Çayır alanları bakımından Kastamonu
%18.61 ile ilk sırada yer alırken, bunu %17.49
ile Tokat ve %12.83 ile Çorum izlemektedir.
Mera alanları bakımından ise Çankırı %30.78
ile ilk sırada yer alıp, bunu Çorum (%23.68)
ve Tokat (% 16.03) takip etmektedir. Toplam
çayır-mera alanları bakımından ise sırasıyla
Çankırı (%29.75), Çorum (%23.10) ve Tokat
(%16.11) ilk üç sırayı izlemektedir. Bu üç il
B.Karadeniz Bölgesi toplam çayır-mera
alanının
%68.96’sına
sahiptir.
Bölge
meralarının büyük bir kısmına sahip olan bu
illerdeki mera alanlarının uygun amenajman
yöntemleri kullanılarak ıslah edilmesi ve
verimliliklerinin sürdürülmesi ile kaba yem
açığı rahatlıkla kapatılabilir.
3. Türkiye Geneli Yem Bitkilerinin Mevcut
Durumu
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre
düzenlenen Çizelge 3. incelendiğinde,
Türkiye’de toplam 1.615.124 ha alanda yem
bitkileri ekimi yapıldığı görülmektedir. Bunlar
içerisinde 569.296 ha ile yonca ilk sırayı
alırken, bunu 577.470 ha ile fiğ, 260.885 ha
ile silajlık mısır izlemektedir. Yem bitkileri
ekim alanları bölgeler bazında incelendiği
zaman hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı
D.Anadolu Bölgesi %35.53’lük pay ile ilk
sırayı alırken, bunu %16.58 ile İç Anadolu
Bölgesi, %13.46 ile Karadeniz bölgesi
izlemektedir. B.Karadeniz Bölgesi yem
bitkileri ekim alanı içerisinde toplam 195.546
23
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
Çizelge 3. Türkiye geneli bölgeler bazında yem bitkileri ekim alanları (ha) ve oranları (%)
Bölgeler
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
Karadeniz
D. Anadolu
G.D. Anadolu
Toplam
B. Karadeniz
%
Marmara
Ege
İç Anadolu
Akdeniz
Karadeniz
D. Anadolu
G.D. Anadolu
Toplam
B. Karadeniz
%
Hasıl Mısır Silajlık Mısır
2.778
3.457
221
1.110
5.433
12
98
13.108
1.512
11.53
82.029
82.420
28.051
16.593
33.713
6.628
11.451
260.885
32.142
12.32
Üçgül
Bakla
127
70
1675
1872
0
0.00
Fiğ*
Yonca
Korunga
61.830
74.564
85.188
48.138
138.389
132.831
36.531
577.470
130.248
22.55
34.639
38.290
102.824
11.051
28.841
349.186
4.465
569.296
22.112
3.88
Toplam Yem
Bitkileri
186.044
208.290
267.738
85.434
217.428
573.789
76.402
1.615.124
195.546
12.11
2.419
3.655
46.942
3.450
10.981
81.428
2.504
151.379
9.467
6.25
Toplam Alan
İçn. Oran
11.52
12.90
16.58
5.29
13.46
35.53
4.73
100
Mürdümük
1.693
2.521
3
303
4.520
0
0.00
115
256
2
4.500
30
560
1.203
6.665
30
0.45
Burçak **
540
3.001
4.438
289
42
1.469
20.151
29.930
35
0.12
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Yeşil ve kuru ot üretimine dane üretimi de eklenmiştir. ** Dane üretimi
ha ekim alanı ve %12.11’lik bir orana sahiptir.
Tür bazında incelendiğinde ise B. Karadeniz
Bölgesi’nde 130.248 ha ekim alanı ve
%22.55’lik oran ile en fazla ekilen yem bitkisi
fiğ olup, bunu 32.142 ha ekim alanı ve
%12.32’lik oran ile silajlık mısır izlemiştir.
Ekonomik olması ve hayvanlar için
gerekli olmaları nedeniyle yem bitkileri
rotasyonda mutlaka yer almalıdır. Fakat
Türkiye’de yüksek sayıdaki hayvan varlığına
karşılık üretilen kaba yem miktarı oldukça
azdır (Serin ve Tan, 2010). Bunun en büyük
nedeni; çayır ve meralar üzerinde yasal, idari,
ekonomik ve teknik sorunların olması ve yem
bitkileri ekim alanlarımızın yeterli miktarda
olmaması olarak açıklanabilir.
Tarımı ileri düzeyde olan dünya
ülkelerinde yem bitkileri tarımı yaygın olarak
yapılmaktadır. Örneğin, yem bitkileri ekim
alanları ABD’de %23, Almanya’da %37,
İtalya’da %30, Hollanda’da %31 ve Fransa ile
İngiltere’de %25’tir (Serin ve Tan, 2009). Bu
değerlere bakıldığı zaman son yıllarda Tarım
Bakanlığı tarafından yapılan desteklemelere
bağlı olarak ülkemizdeki yem bitkileri ekim
alanları artış göstererek, %9.5 düzeylerine
çıksa da halen gelişmiş ülkeler seviyesinde
olmadığını söylemek mümkündür. Yem
bitkileri ekim alanının istenilen düzeyde
24
olmamasının yanı sıra verim potansiyellerinin
düşük olması ve tohum üretimi ile tohum
temininde de bazı zorluklar yaşanmaktadır.
Bununla birlikte Tarım Bakanlığı’nın 2009
yılı yem bitkisi desteklemeleri kapsamında
573 bin hektar alanda desteklemeye tabi yem
bitkisi ekiminde bulunması olumlu bir
gelişmedir (Anonim, 2009).
3.1. Batı Karadeniz Bölgesi’nde Yem
Bitkilerinin Mevcut Durumu
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre
B.Karadeniz Bölgesi’nde yetiştirilen silajlık
mısır, fiğ (ot ve dane), korunga ve yonca en
çok ekimi yapılan yem bitkileridir. Bu
bitkilere ait ekim alanı, yeşil ot üretimi, yeşil
ot verimi, kuru ot üretimi, toplam kuru ot
üretimi, kuru ot verimi, dane üretimi, dane
verimi ve ekim oranları Çizelge 4., 5., 6., 7. ve
8.’de verilmiştir.
3.1.1. Silajlık Mısır: Çizelge 4.
incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde
321.424 ha alanda 1.160.160 ton silajlık mısır
üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim
alanı itibariyle %12.32’lik, yeşil ot üretimi
olarak %10.45’lik bir paya sahip olup, yeşil ot
verimi bakımından Türkiye ortalamasının
altında bir değere sahiptir. Ekim oranı
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
Çizelge 4. Batı Karadeniz bölgesi silajlık mısır ekim alanı (da), yeşil ot üretimi (ton), yeşil ot verimi (kg/da) ve ekim
oranları (%)
Ekim
Yeşil Ot
Yeşil Ot
Toplam Alan İçinde
İller
Ekim Oranı
Alanı
Üretimi
Verimi
Ekim Oranı
Amasya
16.997
70.311
4.137
5.29
0.65
Çankırı
985
3.779
3.837
0.31
0.04
Çorum
8.161
35.785
4.385
2.54
0.31
Kastamonu
27.464
124.773
4.543
8.54
1.05
Samsun
119.077
403.024
3.385
37.05
4.56
Sinop
6.101
8.474
1.389
1.90
0.23
Tokat
41.011
181.108
4.416
12.76
1.57
Zonguldak
8.970
21.836
2.434
2.79
0.34
Bartın
92.450
310.460
3.358
28.76
3.54
Karabük
208
610
2.933
0.06
0.01
Toplam
321.424
1.160.160
3.609
100
12.32
Türkiye
2.608.852
11.099.653
4.255
B. Karadeniz (%)
12.32
10.45
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
incelendiğinde Samsun (%37.05) ilk sırada
yer alırken, bunu Bartın (%28.76) ve Tokat
(%12.76) izlemektedir.
Bir sıcak iklim tahılı olan mısır,
değerlendirme amaçları yönünden önemli bir
yem bitkisi olarak nitelendirilmektedir
(Sağlamtimur ve ark., 1998). Mısır dünyada
tahıl üretiminde ekim alanı (143.354.935 ha)
bakımından buğday ve çeltikten sonra üçüncü
sırada, üretim miktarı bakımından da
(654.907.048 ton) ilk sırada yer almaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, mısırın birincil kullanım
alanı, yeşil, silaj ve tane olarak hayvan
beslemedir. Mısırın dünyada en büyük
üreticisi ve satıcısı olan ABD’de, üretimin
%56’sı hayvan yemi, %13’ü gıda-tohum ve
etanol üretiminde, %7’si tatlandırıcı olarak
gıda sanayinde kullanılmakta ve %18’i ihraç
edilmektedir (Tansı ve ark., 2009). Hayvan
beslemedeki önemi dikkate alındığı zaman,
bölgede birkaç il ile sınırlı kalan ve ekim alanı
itibariyle düşük düzeylerde seyreden mısırın
yaygınlaştırılma
olanakları
üzerinde
durulması tavsiye edilmektedir. Özellikle
sonbahar döneminde meralarda son otlatma
ile ilkbaharda ilk otlatmanın yapıldığı
yaklaşık 6-7 aylık kış döneminde (EkimMayıs) hayvanlar ağırlıklı olarak sap, saman,
bitki artıkları gibi besleme değeri düşük
yemlerle veya yüksek girdili kesif yem ile
beslenmektedir. Bu bölgede yaz aylarında
iklim silajlık mısır yetiştiriciliğine müsaade
etmektedir. Bu itibarla hayvanların ihtiyacı
olan yemin besleme, hazmolabilirlik ve
sindirilebilirlik değerleri yüksek olan ve
hayvanlar tarafından istekle yenen silaj ile
karşılanması önemle üzerinde durulması
gereken bir konudur.
Çizelge 5. Batı karadeniz bölgesi fiğ (ot) ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi
(kg/da) ve ekim oranları (%)
Toplam
Toplam
Toplam
Ekim
Yeşil Ot
Yeşil Ot
Kuru Ot
Kuru
Ekim
Alan İçinde
İller
Kuru Ot
Alanı
Üretimi
Verimi
Üretimi
Ot
Oranı
Ekim
Üretimi*
Verimi
Oranı
Amasya
62.200
0
0.00
16.870
32.420
52.12
6.77
1.32
Çankırı
29.180
2.509
85.98
8.034
15.329
52.53
3.18
0.62
Çorum
41.970
0
0.00
16.106
26.599
63.38
4.57
0.89
Kastamonu
238.582
54.956
230.34
98.791
158.437
66.41
25.97
5.08
Samsun
32.4157
0
0.00
112.855
193.894
59.81
35.28
6.90
Sinop
79.190
10.796
136.33
14.009
33.807
42.69
8.62
1.69
Tokat
74.956
28.288
377.39
10.354
29.093
38.81
8.16
1.60
Zonguldak
9.780
0
0.00
3.226
5.671
57.99
1.06
0.21
Bartın
9.520
0
0.00
3.535
5.915
62.13
1.04
0.20
Karabük
49.325
0
0.00
12.685
25.016
50.72
5.37
1.05
Toplam
918.860
96.549 105.07
296.465
526.180
57.26
100 19.57
Türkiye
4.695.529
1.028.610 219.06
1.314.928
2.488.810
53.00
B.Kdz.(%)
19.57
9.39
22.55
21.14
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin %25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir.
25
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
3.1.2. Fiğ (Ot): Ot amacıyla fiğ
yetiştiriciliği değerlerinin verildiği Çizelge 5.
incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde
918.860 ha alanda 95.549 ton yeşil ot,
296.465 ton toplam kuru ot amacıyla fiğ
üretimi olduğu görülmektedir.
Bölgede ekim alanı itibariyle %19.57’lik,
yeşil ot üretimi olarak %9.39’luk, toplam
kuru ot üretimi olarak ise %21.14’lük bir paya
sahiptir. Yeşil ot verimi bakımından Türkiye
ortalamasının oldukça altında bir değere
sahipken kuru ot veriminde ülke ortalamasının
üstünde bir değere sahip olması da dikkate
değerdir.
Ekim oranı incelendiğinde Samsun
(%35.28) ilk sırada yer alırken, bunu
Kastamonu (%25.97) izlemektedir. İki ilin
toplam oranı bölgede ekilen fiğ miktarının
%60’ından
daha
fazlasına
karşılık
gelmektedir.
Fiğ türleri daha çok yeşil ot, kuru ot ve
silaj yemi amacıyla yetiştirilmektedir. Otları
lezzetli ve besleyici olduğundan, büyükbaş ve
küçükbaş çiftlik hayvanları tarafından istekle
yenmektedir. Otlatmaya oldukça hassas
olduklarından mera bitkisi olarak kullanımları
sınırlıdır (Sağlamtimur ve ark., 1998).
Günümüzde fiğ türlerinin tarımı hem yarı
kurak alanlarda hem de serin bölgelerde
olmak üzere, dünyanın her yerinde özellikle
Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde
yaygın olarak yapılmaktadır (Açıkgöz, 2001;
Elçi, 2005). Protein, mineral maddeler ve
vitaminler bakımından oldukça zengin olan
fiğ, yoğun hayvancılığın kaba yem
gereksiniminin karşılanmasında önemli bir
yere sahiptir. Fiğin tahıllarla olan karışımları
yeşil ot, kuru ot ve silaj yemi olarak hayvan
beslenmesinde kullanılır. Fiğ kuru otu %1318, tanesi %29 oranında ortalama ham protein
içermektedir. Fiğ türlerinden macar fiği
soğuğa ve kurağa çok dayanıklı, birçok yem
bitkisinin yaşayamadığı ağır killi topraklara
uyum sağlayan, kıraç koşullarda tohum ve ot
üretimi için kolaylıkla yetiştirilebilen değerli
bir yem bitkisidir (Balabanlı, 2009). Bu
özellikleri ile fiğ türlerinin ekimi de (özellikle
macar fiği) bölgede yaygınlaştırılmalıdır.
Bunun yanı sıra fiğin bir baklagil olduğu ve
toprağa azot bağladığı için de ekim nöbeti
sistemlerinde yer alması da önemle tavsiye
edilmektedir. Yalın ekimlerde fiğ türlerinde
görülen yatmanın önüne geçilmesi için de
arpa ve tritikale gibi tahıllarla karışım halinde
yetiştirilmesi yerinde bir uygulama olur.
Böylece birim alandan daha fazla miktarda ot
elde edilebileceği gibi, hayvanlar için protein
ve karbonhidratça zengin dengeli bir yem elde
edilmiş de olacaktır.
3.1.3. Fiğ (Dane): Dane amacıyla fiğ
yetiştiriciliği değerlerinin verildiği Çizelge 6.
incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde
383.613 ha alanda 44.044 ton dane amacıyla
fiğ üretimi olduğu görülmektedir.
Bölgede ekim alanı itibariyle %35.55’lik,
dane üretimi olarak ise %32.41’lik bir paya
sahiptir. Dane verimi bakımından ise Türkiye
ortalamasının bir miktar altında bir değere
sahiptir.
Ekim oranı incelendiğinde Tokat
%47.18’lik oranla yarıya yakın kısmını tek
başına üstlenmektedir.
Çizelge 6. Batı Karadeniz bölgesi fiğ (dane) ekim alanı (da), dane üretimi (ton), dane verimi (kg/da) ve ekim oranları
(%)
Toplam Alan İçinde
İller
Ekim Alanı
Dane Üretimi Dane Verimi
Ekim Oranı
Ekim Oranı
Amasya
23.800
2.952
124
6.20
2.21
Çankırı
69.092
7.580
110
18.01
6.40
Çorum
50.980
6.119
120
13.29
4.72
Kastamonu
11.275
1.449
129
2.94
1.04
Samsun
22.410
3.678
164
5.84
2.08
Sinop
22.200
2.105
95
5.79
2.06
Tokat
181.006
19.826
110
47.18
16.77
Zonguldak
0
0
0
0.00
0.00
Bartın
0
0
0
0.00
0.00
Karabük
2.850
335
118
0.74
0.26
Toplam
383.613
44.044
115
100
35.55
Türkiye
1.079.165
135.892
126
B. Karadeniz (%)
35.55
32.41
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
26
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
Çankırı bölge içerisinde %18.01, ülke
genelinde ise%6.40’lık bir ekim oranına
sahiptir. Bu İlleri %13.29 ile Çorum
izlemektedir.
Fiğ tanesi baklagil tohumları içerisinde
selüloz oranı en düşük ve sindirilme oranı en
yüksek olanlar arasında bulunmaktadır. Fiğ
kırması özellikle besi sığırları için kuvvetli bir
kesif yem oluşturur. Sığır besisinde ve tanesi
kanatlı beslenmesinde kullanılabilir.
Sığırlar fiğdeki acı maddeden fazla
etkilenmez ve fazla miktarda tüketebilirler.
Bölgede
özellikle
kıraç
alanlarda
değerlendirilebilir.
3.1.4.
Korunga:
Çizelge
7.
incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde
89.806 ha alanda 10.737 ton yeşil ot, 60.220
ton toplam kuru ot amacıyla korunga üretimi
olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı
itibariyle %5.93’lük, yeşil ot üretimi olarak
%6.79’luk, toplam kuru ot üretimi olarak ise
%7.30’luk bir paya sahiptir. Yeşil ve kuru ot
verimi bakımından ise Türkiye ortalamasının
bir miktar üzerinde bir değere sahiptir. Ekim
oranı incelendiğinde Çankırı (%30.53) ilk
sırada yer alırken, bunu Tokat (%19.22) ve
Samsun (%12.90) izlemektedir.
Çizelge 7. Batı karadeniz bölgesi korunga ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi
(kg/da) ve ekim oranları (%)
Yeşil
Yeşil
Kuru
Toplam
Toplam
Toplam Alan
Ekim
Ekim
İller
Ot
Ot
Ot
Kuru Ot
Kuru Ot
İçinde Ekim
Alanı
Oranı
Üretimi Verimi Üretimi Üretimi*
Verimi
Oranı
Amasya
860
126
1467
140
355
41.28
0.91
0.06
Çankırı
28.900
3.315
1145
8.172
15.397
53.28
30.53
1.91
Çorum
12.214
0
0
5.069
8.123
66.50
12.90
0.81
Kastamonu
6.535
992
152
4.128
5.762
88.17
6.90
0.43
Samsun
14.061
0
0
5.967
9.482
67.44
14.85
0.93
Sinop
1.995
260
130
587
1.086
54.42
2.11
0.13
Tokat
18.191
4.940
272
11.269
15.817
86.95
19.22
1.20
Zonguldak
235
0
0
96
155
65.85
0.26
0.02
Bartın
1.720
1.104
642
530
960
55.81
1.92
0.11
Karabük
5.095
0
0
1.810
3.084
60.53
5.67
0.34
Toplam
89.806
10.737
120
37.768 60.220
67.06
100
5.93
Türkiye
1.513.787 158.029
104
785.283 824.790
54.49
B.Kdz.(%)
5.93
6.79
4.81
7.30
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin %25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir.
Korunga aslında bir serin iklim bitkisi
olmakla birlikte ılıman iklime sahip alanlarda
iyi bir gelişim göstermektedir. Soğuğa ve
kurağa dayanıklılığı ile ön plana çıkmaktadır
(Sağlamtimur ve ark., 1998). Kıraç ve kireçli
sıra dışı alanlarda yetiştirilebilecek en uygun
yem bitkilerinden birisidir. Sulanmayan ve
kıraç alanlarda yoncadan daha verimlidir.
Kuru tarım alanlarında ekim nöbetine alınacak
çok yıllık baklagil yem bitkilerinin başında
gelir. Korunga aynı zamanda iyi bir mera
bitkisidir. Otunun besleme değeri ve
sindirilme oranı yüksektir (Tan ve Sancak,
2009). Kurak bölgelerde kökleri 8-10 metre
derinliğe kadar inebilir. Kuvvetli ve dallanmış
kökleri ile alt katmanlardaki bitki besin
elementlerini ve suyu yukarı çeker (Açıkgöz,
2001). Bu özellikleri dikkate alındığı zaman
ülkemizde nadasa bırakılan kuru tarım
alanlarında buğday-nadas şeklinde uygulanan
ekim nöbeti sistemlerinde nadas alanlarını
azaltmak için korunganın yer aldığı sistemler
kullanılabilir.
Ayrıca
B.Karadeniz
Bölgesi’nde
özellikle
sulama
imkânı
bulunmayan, düşük yağış ortalamasına sahip
ve eğimli kıraç alanlarda çok yıllık olan bu
bitkinin yetiştirilmesi ile hayvanlara yem
sağlanmasının yanı sıra erozyonu önlemede
de katkı sağlanacaktır.
3.1.5. Yonca: Çizelge 8. incelendiğinde,
B.Karadeniz Bölgesi’nde 221.121 ha alanda
15.606 ton yeşil ot, 234.252 ton toplam kuru
ot
amacıyla
yonca
üretimi
olduğu
görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle
%3.88’lik, yeşil ot üretimi olarak %6.61’lik,
toplam kuru ot üretimi olarak ise %5.24’lük
bir paya sahiptir. Yeşil ot verimi bakımından
yaklaşık iki katı gibi Türkiye ortalamasının
oldukça üzerinde bir değere sahiptir. Kuru ot
verimi bakımından da Türkiye ortalamasının
yaklaşık %35 üzerinde bir değere sahiptir.
27
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
Çizelge 8. Batı karadeniz bölgesi yonca ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi (kg/da)
ve ekim oranları (%)
Yeşil Ot
Kuru Ot
Toplam
Toplam
Toplam
Verimi
Üretimi
Kuru Ot
Alan
Yeşil Ot
Kuru
Ekim
İller
Ekim Alanı
Üretimi*
İçinde
Üretimi
Ot
Oranı
Ekim
Verimi
Oranı
Amasya
14.330
8.726
609
9.722
13.305
92.84
6.48
0.25
Çankırı
22.570
19.544
866
19.059
24.702
109.44
10.21
0.40
Çorum
24.348
0
0
29.168
35.255
144.80
11.01
0.43
Kastamonu
8.813
3.328
378
9.143
11.346
128.74
3.99
0.15
Samsun
5.960
0
0
8.368
9.858
165.40
2.70
0.10
Sinop
36.625
13.385
365
25.712
34.868
95.20
16.56
0.64
Tokat
89.148
67.323
755
60.185
82.472
92.51
40.32
1.57
Zonguldak
6.094
0
0
5.134
6.658
109.25
2.76
0.11
Bartın
10.100
3.300
327
11.007
13.532
133.98
4.57
0.18
Karabük
3.133
0
0
1.474
2.257
72.05
1.42
0.06
Toplam
221.121 115.606
523
178.972
234.252
105.94
100
3.88
Türkiye
5.692.958 1.747.676
307
4.037.132 4.474.051
78.59
B.Kdz.(%)
3.88
6.61
4.43
5.24
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin % 25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir.
Ekim oranı incelendiğinde Tokat %40.32 gibi
yüksek bir oranla ilk sırada yer alırken, bunu
%16.56 ile Sinop ve %11.01 ile Çorum
izlemektedir.
Yem bitkilerinin kraliçesi ya da
imparatoriçesi olarak anılır ve dünyada en çok
yetiştirilen yem bitkisidir. Otu vitaminlerce
çok zengindir. İçerisinde en az 10 vitaminin
olduğu bilinmektedir. Tarımı yapılan hemen
hemen tüm yem bitkilerinden daha yüksek bir
yem değerine sahiptir (Açıkgöz, 2001).
Ülkemizde yonca dendiği zaman yaygın
yonca (Medicago sativa L.) akla gelmektedir.
Kayseri yoncası olarak da bilinen yonca çeşidi
Orta ve Doğu Anadolu gibi soğuk
bölgelerimizde Elçi, Peru ve Mesa Sirsa gibi
yonca çeşitleri de Güney Bölgelerimizde
yetişmektedir (Sağlamtimur, 1998). Son
yıllarda kamu kuruluşları ve özel sektör
ülkenin farklı yerlerinde yetiştirilebilecek yeni
çeşitler ıslah etmişlerdir. 2011 yılı itibariyle
tescilli çeşit sayısı 23’e, üretim izinli çeşit
sayısı ise 13’e ulaşmıştır. Bir vegetasyon
döneminde birden çok kere biçilen, yüksek
verimli ve kaliteli bir ot vermektedir. Ekim
nöbetinde yer alarak toprakların dinlenmesini,
besin maddeleri ve organik maddece
zenginleşmesini sağlamakta, toprağın su
tutma kapasitesini de yükselterek kendinden
sonra gelen ürünün verimini yükseltmektedir
(Avcıoğlu ve ark., 2009). Batı Karadeniz
Bölgesi
iklim
koşulları
yoncanın
yetiştirilmesine uygundur. Tokat ilinde
28
yapılan çalışmalar sonuç vermiş ve yonca
ekim oranı oldukça iyi denilebilecek değerlere
çıkarılmıştır. Benzer şekilde bölgeye uyumlu
yonca çeşitlerinin araştırılması ile hayvan
beslemede son derece değerli olan bu bitkinin
ekiminin yaygınlaştırılması
önem arz
etmektedir.
4. Türkiye Geneli Hayvan Sayısı Genel
Durumu
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre
hazırlanan Çizelge 9. incelendiğinde, Türkiye
genelinde 8.404.172 BBHB’ye eşdeğer
büyükbaş hayvan varlığı bulunduğu, bunun
3.723.583’ünün (%44.31) kültür sığırı,
3.304.531’inin
(%34.32)
melez
sığır,
1.297.167’sinin (%15.43) yerli sığır ve
78.891’inin (%0.94) ise manda olduğu
görülmektedir (Anonim, 2010b).
Bölgeler bazında incelendiğinde en
yüksek hayvan sayısının %18.76 ile
D.Anadolu Bölgesi’nde olduğu, bunu az bir
fark ile (%18.56) Marmara Bölgesi’nin
izlediği görülmektedir. Daha çok küçükbaş
hayvan
yetiştiriciliğinin
yapıldığı
G.D.Anadolu (%5.05) ve Akdeniz (%8.87)
Bölgeleri’nde ise değerlerin düşük düzeyde
olduğu izlenmektedir. Batı Karadeniz
Bölgesi’nde daha çok manda yetiştiriciliği
(%30.85) yapılmakta olup, bunu da
%15.97’lik oran ile yerli sığır yetiştiriciliği
izlemektedir. Hayvancılık açısından önem arz
eden kültür ve melez sığır yetiştiriciliği
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
Çizelge 9. Türkiye geneli bölgeler bazında büyükbaş hayvan birimi (BBHB*) değerleri ve oranları (%)
Sığır
Bölgeler
Sığır (Melez)
Sığır (Yerli)
Manda
Toplam
(Kültür)
1.081.379
392.055
68.860
17.230
1.559.524
Marmara
988.974
375.783
81.338
3.857
1.449.951
Ege
599.314
551.856
164.275
7.154
1.322.599
İç Anadolu
346.869
356.331
40.819
1.250
745.269
Akdeniz
361.933
667.611
269.848
26.751
1.326.142
Karadeniz
253.025
798.438,8
506.667
18.209
1.576.339
D. Anadolu
92.089
162.456
165.362
4.442
424.349
G.D. Anadolu
3.723.583
3.304.531
1.297.167
78.891
8.404.172
Toplam
44.31
34.32
15.43
0.94
100
%
297.908
481.765
196.845
24.339
1.000.856
B. Karadeniz
%
8.00
14.58
15.17
30.85
11.91
Koyun
Koyun
Keçi
Bölgeler
Keçi (Kıl)
Toplam
(Yerli)
(Merinos)
(Tiftik)
Marmara
192.261
46.732
49.837
1.589
290.418
Ege
213.582
8.004
55.263
1.277
278.125
İç Anadolu
313.814
38.198
22.512
7.005
381.530
Akdeniz
119.765
5.548
93.987
12.8
219.313
Karadeniz
100.007
2.103
9.700
83.3
112.642
D. Anadolu
682.938
0
78.230
16.8
761.185
G.D. Anadolu
449.826
2.173
88.976
1.019
541.995
Toplam
2.072.193
102.758
398.505
11.753
2.585.208
%
80.16
3.97
15.41
0.45
100
B. Karadeniz
65.492
1.487
7.159
821
74.960
%
3.16
1.45
1.80
6.99
2.90
Oran
18.56
17.25
15.74
8.87
15.78
18.76
5.05
100
Oran
11.23
10.76
14.76
8.48
4.36
29.44
20.97
100
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Büyükbaş Hayvan Birimi (BBHB) hesaplamaları 4342 sayılı Mera Kanunu ve buna istinaden çıkarılan Mera Yönetmeliği katsayı
değerleri esasına göre yapılmıştır.
oranının ise ülke ortalaması bakımından
oldukça düşük düzeyde olduğu izlenmektedir.
Yine aynı Çizelge’den, Türkiye’de toplam
2.585.208 BBHB’ye eşdeğer küçükbaş
hayvan
varlığı
bulunduğu,
bunun
2.072.193’sinin
(%80.16)
yerli
koyun,398.505’inin (%15.41) kıl keçisi,
102.758’inin (%3.97) merinos cinsi koyun ve
11.753’ünün (%0.45) tiftik keçisi olduğu
görülmektedir.
Bölgeler
ölçeğinde
incelendiğinde
D.Anadolu
Bölgesi’nin
761.185 BBHB küçükbaş hayvan varlığına
(%29.44) sahip olduğu, bunu G.D. Anadolu
Bölgesi (%20.97) ve İç Anadolu (%14.76)
Bölgesi’nin izlediği, daha çok büyükbaş
hayvan yetiştiriciliği yapılan diğer bölgelerin
ise düşük düzeyde hayvan sayısına sahip
olduğu görülmektedir. Küçükbaş hayvan
sayısı bakımından Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgeleri tek başına ülkemiz
küçükbaş hayvan varlığının yarısına sahiptir.
Hayvan beslemede hayvanlara her gün
canlı ağırlığının %10’una eşdeğer miktarda
yeşil ot veya %2.5’i kadar kuru ot verilmesi
önerilmektedir. Buna göre 500 kg canlı
ağırlığına sahip bir hayvan biriminin (HB)
yıllık kaba yem ihtiyacı (365x50=18.3 ton)
18-20 ton yeşil yem veya (365x12.5=4.562
ton) 4-5 ton kuru kaba ottur. Yaklaşık olarak
11 milyon (8.4 milyon büyükbaş, 2.6 milyon
küçükbaş) BBHB’ne eşdeğer büyükbaş
hayvan varlığımızın yıllık kaba yem ihtiyacı
ise (4.5x11=49.5 milyon ton) yaklaşık 50
milyon ton kuru ot kadardır.
Hayvanlarımız kaba yem ihtiyaçlarını üç
ana kaynaktan sağlamaktadır. Bunlardan ilki
çayır, mera ve yaylalardan biçilen veya
otlanan otlar olup üretim 12-15 milyon ton/yıl
kuru ot civarındadır (Altın ve ark., 2009).
Kaynaklardan diğeri tarım alanlarında
yetiştirilen yem bitkilerinden elde edilen
kaliteli kaba yemler olup toplam 1.615.214 ha
yem bitkileri ekim alanından yaklaşık olarak
yıllık 4.5-5 milyon ton kuru ot ve 2.739.931
ha hasıl ve silajlık mısır ekim alanından yıllık
11.3 milyon ton mısır hasılı elde edilmektedir
(Anonim, 2010a). Bir diğer yem kaynağı ise
ne yazık ki üreticilerimizin ana yem kaynağı
olarak kullandığı ve tarla atığı veya bitkisel
atıklar olarak adlandırılan sap, saman vb.
tarım ürünleri kalıntıları ise yıllık 15 milyon
ton kadardır.
29
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
Görüldüğü üzere kaliteli kaba yem
kaynaklarından elde ettiğimiz kuru ot miktarı
yıllık 16.5-20 milyon ton civarındadır. Geri
kalan 30 milyon ton kaliteli kaba yem ihtiyacı
ise bir miktar hasıl ve silajlık mısır ile
karşılanmakta ancak asıl olarak sap, saman ve
bitkisel artıklar ile karşılanmakta, hatta bu bile
hayvanlarımızı
beslemeye
yeterli
olmamaktadır
Dolayısıyla ülkemiz kaliteli kaba yem
üretimi hayvan varlığımızın yaklaşık yarısına
yeter miktardadır. Bu açığın kapatılması için
öncelikle çayır-mera alanlarındaki baskının
azaltılması, sonrasında ıslah çalışmaları ile
verimliliklerinin artırılması ve kontrollü
otlatma ile verim düzeylerinin korunması esas
olmalıdır.
Bununla birlikte idari mekanizmanın da
işletilmesi gerekir. Ayrıca yem bitkileri ekim
alanlarının
gelişmiş
ülkeler
düzeyine
çıkarılması ve her bölge için uygun yem
bitkisi türlerinin ıslah edilmesi çalışmalarına
ağırlık verilmesi ve yeterli miktarda tohum
üretilerek ekim alanlarının ve yem bitkileri
verim ve kalite
gerekmektedir.
düzeylerinin
artırılması
4.1. Batı Karadeniz Bölgesi Hayvan Sayısı
Genel Durumu
Çizelge 10. incelendiğinde, bölgede
1.000.856 BBHB’ye eşdeğer büyükbaş
hayvan sayısı bulunduğu, bunun 481.765’inin
(%48.14) melez sığır, 297.908’inin (%29.77)
kültür sığırı, 196.845’inin (%19.67) yerli sığır
ve 24.339’unun ise (%2.43) manda olduğu
görülmektedir.
Bölgedeki hayvan varlığının yarıya
yakınını (%48.14) melez sığır oluştururken,
bunu %29.77 ile kültür sığırı izlemektedir.
Yerli sığır ırkı ise %19.67 düzeylerindedir.
Bölgede bulunan hayvan varlığının yaklaşık
%80’inin kültür ve melez sığır cinslerinin
olması ise dikkate değer olumlu bir
gelişmedir. İller ölçeğinde incelendiğinde ise
en fazla hayvan sayısına sahip ilin Samsun
(%23.68) olduğu, bunu Kastamonu (%20.59)
ve Tokat (%18.02) illerinin takip ettiği
izlenmektedir.
Çizelge 10. Batı karadeniz bölgesi büyükbaş hayvan birimi (BBHB*) değerleri ve oranları (%)
Sığır
Bölgeler
Sığır (Melez)
Sığır (Yerli)
Manda
Toplam
(Kültür)
Amasya
26.305
46.251
22.881
1.950
97.387
Çankırı
10.907
38.024
12.581
945
62.457
Çorum
38.551
70.014
9.147
1.498
119.209
Kastamonu
76.872
66.099
38.716
609
182.295
Samsun
50.712
112.690
36.533
9.692
209.626
Sinop
6.727
31.023
15.446
1.542
54.738
Tokat
46.083
69.090
38.532
5.839
159.544
Zonguldak
23.038
11.889
11.129
298
46.353
Bartın
14.380
23.543
4.391
1.318
43.632
Karabük
4.333
13.144
7.491
648
25.616
Toplam
297.908
481.765
196.845
24.339
1.000.856
%
29.77
48.14
19.67
2.43
100
Koyun
Koyun
Keçi
Bölgeler
Keçi (Kıl)
Toplam
(Yerli)
(Merinos)
(Tiftik)
Amasya
9.081
0
1.199
0
10.280
Çankırı
6.873
296
547
385
8.101
Çorum
9.066
34
847
136
10.084
Kastamonu
5.060
668
811
246
6.784
Samsun
12.217
20
418
0
12.655
Sinop
5.345
26
888
26.8
6.285
Tokat
15.865
0
1.772
0
17.637
Zonguldak
1.007
0
523
0
1.530
Bartın
348
44
62.7
0
454
Karabük
629
401
91.6
28.3
1.150
Toplam
65.492
1.487
7.159
821
74.960
%
87.37
1.98
9.55
1.1
100
Oran
11.00
7.06
13.47
20.59
23.68
6.18
18.02
5.24
4.93
2.89
100
Oran
13.71
10.81
13.45
9.05
16.88
8.39
28.53
2.04
0.61
1.53
100
Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010.
* Büyükbaş Hayvan Birimi (BBHB) hesaplamaları 4342 sayılı Mera Kanunu ve buna istinaden çıkarılan Mera Yönetmeliği katsayı
değerleri esasına göre yapılmıştır.
30
A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI
Bununla
birlikte
bölgede
74.960
BBHB’ye eşdeğer miktarda küçükbaş hayvan
bulunduğu, bunun 65.492’sinin (%87.37) yerli
koyun, 7.159’unun (%9.55) kıl keçisi,
4.487’sinin (%1.98) merinos koyun ve
821’inin (%1.1) ise tiftik keçisi olduğu
görülmektedir. İller ölçeğinde incelendiğinde
%28.53 ile Tokat’ın ilk sırada olduğu, bunu
Samsun (%16.58) ve Amasya (%13.71)
illerinin takip ettiği görülmektedir.
Bölgede bulunan 1.1 milyon BBHB’ye
eşdeğer büyükbaş ve küçükbaş hayvan
varlığının
yıllık kaba
yem ihtiyacı
(1.1x4.5=4.95 milyon ton) yaklaşık 5 milyon
ton kuru kaba ottur. 782.256 ha çayır-mera
alanından yılda yaklaşık 1-1.5 milyon ton,
195.546 ha toplam yem bitkileri alanından ise
yaklaşık 500 bin ton kuru kaba ot üretildiği
tahmin edilmekte olup toplam 1.5-2.0 milyon
ton kuru ot bölgenin büyükbaş hayvan
sayısının kaba yem ihtiyacının yarısından
daha azına yanıt vermektedir.
5. Sonuç ve Öneriler
Ülkemiz çayır-mera alanlarının büyük bir
kısmının verim kapasiteleri oldukça düşüktür.
Ayrıca bu alanlar düşük verimli olmalarının
yanı sıra aşırı ve erken otlatmaya bağlı olarak
tahrip olmakta ve son derece yetersiz ve
düşük kalitede ot üretmektedir. Bununla
birlikte, çayır-mera ve yem bitkileri ekim
alanlarından elde edilen mevcut kaba yem
miktarımız 16.5-20.0 milyon ton civarında
olup, bu miktar mevcut hayvan varlığımızın
ihtiyacı olan 50 milyon ton kuru kaba yemin
yarısından daha azını karşılamaktadır. Batı
Karadeniz Bölgesi’nde de benzer durum söz
konusudur. Mevcut yem bitkisi açığı sap,
saman ve bitki artıkları ile kapatılmaya
çalışılmakta, bu da hayvanlardan istenilen
verimin
elde
edilememesine
neden
olmaktadır. Ya da bu açık kesif yem ile
karşılanmakta, bu durum da ek girdiye bağlı
olarak hayvansal ürün üretim maliyetini
artırmaktadır. Oysa bölgenin ikim koşulları,
toprak yapısı, mevcut çayır-mera alanlarının
durumu vb. gibi faktörler göz önüne alınarak
çayır-mera alanları ile ilgili çalışmalara
öncelik verilmek koşuluyla, yem bitkileri
ekim alanlarının genişletilmesi ve birim
alandan yüksek verim alınması ile ilgili
çalışmaların yapılmasının kaba yem açığını
azaltmada etkili olacağı düşünülmektedir.
Sonuç olarak, ülkemiz genelinde ve Batı
Karadeniz
Bölgesi’nde
mevcut
mera
alanlarında görülen erken ve aşırı otlatma
baskısı gerekli tedbirler alınarak mutlak
surette önlenmelidir. Ayrıca bu alanlarda
yapılacak ıslah çalışmaları ile meraların
verimlilik düzeyleri artırılmalıdır. Son yıllarda
artış göstermesine rağmen halen gelişmiş
ülkelerde %25-30 seviyelerinde olan yem
bitkileri ekim alanları planlı, programlı ve
uzun soluklu çalışmalar ile ve desteklemelerin
de artırılmasıyla en azından bu seviyelere
çıkarılmalıdır. Bununla birlikte uzun yıllardır
4.5 milyon ha seviyelerinde olan nadas
alanlarında kurağa dayanıklı yem bitkileri
ekimlerine ekim nöbeti içinde yer verilerek
nadas alanlarının toplam alan içindeki payı
kademeli olarak azaltılmalıdır. Bölgede
yapılacak eğitim çalışmaları ile yem bitkileri
ekimi teşvik edilmeli ve üreticiler sertifikalı
tohumluk
kullanmaları
konusunda
bilgilendirilmelidir. Ayrıca bölge ekolojisine
uygun yem bitkisi tür ve çeşitleri konularında
üniversiteler, kamu kuruluşları ve özel sektör
işbirliği ile çalışmalar yapılmalı, elde edilen
sonuçlar üreticiler ile paylaşılmalıdır.
Kaynaklar
Altın, M., A. Gökkuş ve A. Koç, 2005. Çayır Mera
Islahı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal
Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Çayır
Mera Yem Bitkileri ve Havza Geliştirme Daire
Başkanlığı, 468s., Ankara.
Anonim, 2009. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2009 Yılı
Faaliyet Raporu. 118s., Ankara.
Anonim, 2010a. Bitkisel Üretim İstatistikleri. T.C.
Başbakanlık
Türkiye
İstatistik
Kurumu.
http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul
Anonymous, 2010b. Hayvansal Üretim İstatistikleri.
T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu.
http://www.tuik.gov.tr/hayvancilik.app/hayvancili
k.zul
Açıkgöz, E., 2001. Yembitkileri. 3. Baskı, Uludağ
Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No. 182.
Vip A.Ş. Yanın No:58, 584s., Bursa.
Açıkgöz, E., R. Hatioğlu, S. Altınok, C. Sancak, A. Tan
ve D. Uraz, 2002. Yem Bitkileri Üretimi ve
Sorunları.
http://www.tusedad.org/upload/files/Yem%20Bitkileri%
20%C3%9Cretimi%20Ve%20Sorunlar%C4%B1.p
df
Avcıoğlu, R., H. Geren, A. Tamkoç ve Y. Karadağ,
2009. Yonca (Medicago sp. L.). Baklagil
Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
31
Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu
Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü,
İzmir, Cilt II:290-333.
Balabanlı, C., 2009. Macar Fiği (Vicia pannonica
Crantz.). Yem Bitkileri. Baklagil Yembitkileri,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve
Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, Cilt II:417420.
Elçi, Ş., 2005. Baklagil ve Buğdaygil Yembitkileri.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 486s, Ankara.
Altın, M., A. Orak ve C. Tuna, 2009. Yembitkilerinin
Sürdürülebilir
Tarım
Açısından
Önemi.
Yembitkileri, Genel Bölüm. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel
Müdürlüğü, İzmir, Cilt I:11-28.
İptaş, S. ve Y. Karadağ, 2010. Kıraç Alanlarda Mera
Islahı ve İdaresi. İklim Değişikliğinin Tarıma
Etkileri ve Alınabilecek Önlemler. T.C. Kayseri
Valiliği, İl Tarım Müdürlüğü Yayın No:2, Kayseri,
149-176.
Sağlamtimur, T., V. Tansı ve H. Baytekin, 1998. Yem
Bitkileri Yetiştirme. Çukurova Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Ders Kitabı No: C-74. 3. Baskı, 238s.,
Adana.
32
Serin, Y. ve M. Tan, 2001. Yem Bitkileri Kültürüne
Giriş. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Yayınları, No: 206, 217s., Erzurum.
Serin, Y. ve M. Tan, 2009. Türkiye’de Yem Bitkileri
Tarımının Bugünkü Durumu, Yembitkileri. Genel
Bölüm, Cilt I. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü,
İzmir, 29-33.
Serin, Y. ve M. Tan, 2010. Yem Bitkileri Tarımı. Yem
Bitkileri ve Meraya Dayalı Hayvancılık Eğitimi,
Kayseri Valiliği İl Özel İdaresi İl Genel
Sekreterliği, Çevre, Tarım ve Hayvancılık Daire
Başkanlığı, Yayın No:1, 1-25, Kayseri.
Tan, M. ve C. Sancak, 2009. Korunga (Onobrychis
viciifolia Scop.). Baklagil Yembitkileri, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve
Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir. Cilt II:337352.
Tansı, V., C. Balabanlı ve H. Geren, 2009. Mısır (Zea
mays L.). Yem Bitkileri. Buğdaygil ve Diğer
Familyalardan Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel
Müdürlüğü, İzmir. Cilt III:702-713.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 33-41
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some
Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) *
Turgut ÖZTÜRK
Murat MENGÜLOĞLU
University of Ondokuz Mayıs, Faculty of Agriculture, Department of Agricultural Structures and
Irrigation, 55139 Atakum-Samsun, Turkey
Abstract: In this study, effect of the storage periods (15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, 135, 150 days) on the
physico-mechanical and some quality properties of the sunflower (Helianthus annuus L.), seeds (Sanbro
hybrid variety), one of the most important raw materials in the vegetable oil industry, have been analyzed. As
a result of the study, the correlation between the bulk density and the storage period was found to be
significant with probability P<0.01. In contrast, the correlation between the true density and the storage
period and between the angle of internal friction and the storage period was not found to be significant. In
connection with the storage period, changes in the static coefficient of friction between the grain and the
friction surface was not found to be significant in concrete and galvanized steel surfaces, while in wood
surfaces was found to be significant with probability P<0.01. It has been calculated that there is an important
statistical correlation between the oil content (OC) and the storage period, and between the free fatty acid
content (FFA) and the storage period in the sunflower seeds with probability P<0.01, respectively.
Keywords: Sunflower, storage period, physico-mechanical properties, oil content, acidity
Depolama Süresinin Ayçiçeğinin (Helianthus annuus L.) Fiziko-Mekaniksel
ve Bazı Kalite Özellikleri Üzerine Olan Etkileri
Özet: Bu çalışmada bitkisel yağ sanayinin en önemli hammaddelerinden birisi olan ayçiçeğinin (Helianthus
annuusL.) Sanbro çeşidi tohumlarında, depolama süresinin (15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, 135, 150 gün) tane
fiziko-mekanik ve bazı kalite özellikleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, birim hacim
ağırlık-depolama süresi arasındaki ilişki P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bulunurken, özgül ağırlıkdepolama süresi ve içsel sürtünme açısı – depolama süresi arasındaki ilişki önemli bulunmamıştır. Depolama
süresine bağlı olarak ürün-sürtünme yüzeyleri arası statik sürtünme katsayılarındaki değişim beton ve
galvanize çelik yüzeylerde önemsiz, ahşap yüzeyde ise P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bulunmuştur.
İstatistiksel açıdan ayçiçeği numunelerinde depolama süresi - yağ oranı ve depolama süresi - asitlik oranı
arasında P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Ayçiçeği, depolama süresi, fiziko-mekanik özellikler, yağ oranı, asitlik
Nomenclature
-3
 b bulk density, kg.m
G1
G2
Vb
t
free weight of bulk density bucket, kg
weight of bulk density bucket with sunflower, kg
volume of bulk density bucket, m3
true density, kg.m-3
ms
weight of liquid, kg
mw
weight of air dry sample, kg
Vs
Vç
Vw
volume of liquid, m3
volume of NAOH used in solution, (ml)
volume of sample, m3
angle of internal friction, degrees
normal stress, kPa


*
1. Introduction
In the last years, the world production of
sunflower seeds (Heliantus annuus L.) has had
a significant increase compared to other seed oil
cultivation. Sunflower seeds are very rich in oil
(about 50 % wt.) and from a chemical point of
view the oil is considered very good for human
N
load applied on the sample, kg
A
cellular area, cm2
shear stress, pressure on cutting edge, kpa
shear force, load on cutting edge, kg
coefficient of cohesion

Ts
c
s
Fs
Ws
OC
FFA
moil
ms
static coefficient of friction
force starting movement at surface interface, kg.m-2
force applied to surface interface, kg.m-2
oil content, (%)
free fatty acids values, (%)
mass of the extracted oil, (g)
mass of sample, (g)
consumption, because of its high ratio
polyunsaturated/saturated fatty acids and the
high content in linoleic acid. In addition,
sunflower seeds represent an important source
of vegetable oil and its protein fraction
characterized by relatively well-balanced amino
acid pattern, is recognized as a potential source
*This paper is summarized from MSc. Thesis
33
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower
Seeds (Helianthus annuus L.)
of proteins for human consumption (Salgın et
al., 2006). The world's major sunflower seed
producing countries are Russia, Ukraine,
Argentina and some of the European Union
Countries (FAOSTAT, 2010). Sunflower seed
is the most important raw material for the
vegetable oil industry in Turkey is sunflower.
Turkey’s ecological conditions are upmost
favorable for the cultivation of sunflower
(Onurlubaş and Kızılaslan, 2007). In the year
2009, the world’s sunflower seed production is
35.642.649 tonnes, also Turkey’s sunflower
seed production is 992.000 tonnes; FAOSTAT,
2010).
In the designing of warehouses, three basic
factors should be taken into consideration.
These
factors;
the
physico–mechanical
properties of stored grain, geometry of
warehouse, the interaction between grain and
warehouse wall (Ayuga et al., 2005).The
theoretical basis of grain mechanical has been
formulated for mineral materials. However,
granular materials with biological origin
(wheat, barley, soybean, corn, sunflower, etc.)
in comparison mineral-based materials (clay,
gravel, sand, crushed stone, etc.) on the
particles structure of bio-based materials and
mechanical properties, grain moisture content is
largely effective. Therefore, in the designing of
warehouses and silos should be taken into
consideration moisture to content of grain
(Molenda et al., 2004).The basic physicomechanical properties of agricultural products
are bulk and true density, angle of internal
friction, static coefficient of friction (Molenda
and Horabik, 2005).
The content of free fatty acids (FFA) in
vegetable oils represents an important quality
factor in oil crops.Unsuitable storage conditions
such as high temperature and humidity are
effective on the increase of FFA content in oil
crops. For industrial storage, it is important to
have a low temperature, low levels of humidity
and, in particular, to reduce risks of damage to
the sunflower seeds (Christian and Bettina,
2006).
Jones and Shelton (1994) reported that if
increasing of moisture content of granular agromaterials during the storage period, breakage
and damage of its by mechanical effects also
34
increase. Particularly, if the moisture content
reach to 18-20% levels, it can be the breakages
and damages at the highest level. In this case,
the broken and damaged granules in
comparison with strong granules are 3-4 times
faster deterioration.
In Turkey, the annual value of quality
losses depend on unsuitable storage conditions
in the storage of sunflower seeds is
approximately 10 million U.S. $ (Gaytancıoğlu,
1999). This study was performed to examine
the effect of the storage period on physicomechanical and quality properties of sunflower
seeds (Heliantus annuus L.).
2. Materials and Methods
2.1. Raw Materials and Experimental Design
The experiments were carried out with
seeds of the Sanbro hybrid variety widespread
cultivated in the Black Sea Region of Turkey in
2008-2009 storage periods. This variety is
grown as oil variety in the region. Linoleic and
oleic acid content is higher, seed pods are thin,
skin color is black. The sunflower seeds used in
the laboratory experiments during the storage
period (15,30,45,60,75,90,105,120,135,150 days)
were taken by using the drilling system from
the middle of warehouse which is belonging to
the Black Sea Cooperatives Union of Oilseeds
(Fig. 1).
Firstly, sunflower seeds brought to laboratory
during the storage period were cleaned
manually to remove all foreign matter such as
dust, dirt, stones and chaff as well as immature,
broken seeds. The initial moisture content of
sunflower seeds was determined by oven drying
o
at
105±5
C
for
4
h
(AOCS,1998;Yağcıoğlu,1999).The sunflower
seeds obtained was placed in desiccators and
stored at room temperature (23±2 oC) before
use.
2.2. Determination of Physical Properties
The moisture content of samples (Md.b) was
calculated as follows (Bakker, 1999) :
 M w.b
M d .b  
 100  M w.b

 x100

[1]
To determine the bulk density of the
experimental samples the method defined by
T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU
Fig. 1. Taking samples from the warehouse
Mohsenin (1980), and Singh and Goswami
(1996) was used. The weight of a bulk density
container of 1000 ml volume and 108 mm
height was used to determine bulk density. The
bulk density container was filled up to 5 cm
above the top. The sunflower seeds were then
allowed to settle into the container and the bulk
density was calculated from the following
equation (2):
b 
G 2  G1
Vb
The liquid displacement method as
described by Kibar and Öztürk (2009) was used
to determine the true density of sunflower
seeds. In this method, toluene (C7H8) was used
in place of water because it is absorbed to a
lesser extent by sunflower seeds and its surface
tension is low. To calculate true density, the air
dried weight for samples was firstly
determined. The samples were then submerged
in toluene and the displacement volume was
determined. In the second stage, the true density
of samples was calculated by using Equation
(3) as follows:
t 
m m
s
w
V V
s
w
[3]
2.3. Determination of Mechanical Properties
To determine the angle of internal friction
of sunflower seeds the direct shear method was
used according to Zou and Brusewitz (2001),
Moya et al. (2002), Kibar and Öztürk (2009).
The velocity used during the experiment was
0.7 mm.min-1 and the angle of internal friction
of seeds was calculated by using Equations
(4,5,6).
 
N
[4]
x100
A
T
  s x100
A
  (c   x tan )
[5]
[6]
The static
[2]coefficients of friction of the
samples were determined according to the
method given by Beyhan et al. (1994). Wood,
concrete (C30) and galvanized steel surfaces
were used as friction surfaces. During the
experiment, the test surface moved at a low
velocity (2.4 cm.sec-1). The surfaces were
driven by a 12 V, adjustable direct current
motor and strength of friction was measured by
using a digital dynamometer. The static
coefficient of friction was calculated from the
constant strength of friction read in the digital
dynamometer after movement occurred at the
interface. The static coefficients of friction of
sunflower seeds were calculated by using
Equation (7).
s 
Fs
Ws
[7]
2.4. Quality Analysis
To determine the oil content (OC) and the
free fatty acids values (FFA) of sunflower
seeds was used the Soxhlet extraction method.
In this context, the oil content (OC) and the free
fatty acids values (FFA) was determined by
using Equations (8, 9) (AOCS 1998 ; Nas et al.,
2001).
35
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower
Seeds (Helianthus annuus L.)
m 
OC   oil   100
 ms 
V 
FFAOleic acid %   ç   2,8
 moil 
[8]
[9]
2.5. Data Analysis
Experiments were performed in three
replications. The results obtained were
subjected to analysis of variance using SPSS
10.0 software (Yurtsever, 1984).
3. Results and Discussion
The values of moisture content (Md.b) of
test samples used in research during the storage
period are given in Table 1.As can seen from
the Table 1, the moisture content of sunflower
seeds during the storage period increased.
These data are parallel with the values (% 4 20) given in Gupta et al. (1997).
The grains bulk density at storage period
varied from 407 to 436 kg.m-3 (Fig. 2). As can
be seen from Fig.2, values of bulk density
demonstrated fluctuate depending on the
storage period. The main reason for this is
controlled environmental conditions is not be in
Table 1. Moisture contents (Md.b) of test samples
Storage period (day)
01-15
15-30
30-45
45-60
60-75
75-90
90-105
105-120
120-135
135-150
the warehouse provided the test samples. As a
result of analysis of variance, a significant
relationship at the 1% level probability was
observed between storage period and bulk
density.
In the studies conducted on biological
materials under laboratory conditions were
determined a positive or a negative relationship
depending on the crop between bulk density
and moisture content. For example; Jain and
Bal (1997), Sahoo and Srivasta (2002), Paksoy
and Aydın (2004), Yalçın and Özarslan (2004) ,
Baryeh and Mangope (2005) has reported a
positive relationship for millet, okra seed,
edible squash, vetch seed and pigeon pea
between bulk density and moisture content
respectively.
Whereas, Baryeh (2001), Aydın et al.
(2002), Çalışır et al. (2005), Dursun and Dursun
(2005), Coşkun et al.(2006), Karababa (2006)
and Yalçın(2006) has reported a negative
relationship for bambara groundnuts, Turkish
mahaleb, rapeseed, caper seeds, popcorn
kernels, cowpea seed between bulk density and
moisture content respectively.
Moisture content (Md.b) (%)
5,69
5,93
6,50
6,69
7,20
9,20
10,01
10,50
11,80
12,30
Fig. 2. The effect of storage period on bulk density
36
T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU
The grains true density at storage period
varied from 745 to 827 kg.m-3 (Fig.3).As can be
seen from Fig.3, the values of true density
demonstrated fluctuates depending on the
storage period. As a result of analysis of
variance, a significant relationship wasn’t
observed between storage period and bulk
density.
Gupta and Das (1997), Ogunjimi et
al.,(2001), Baryeh (2002), Paksoy and Aydın
(2004), Yalçın and Özarslan (2004), Coşkun et
al. (2006), Altuntaş and Yıldız (2007) have
reported a positive relationship for sunflower
.
seeds, locust bean, millet, edible squash vetch
seed, sweet corn, faba bean between true
density and moisture content under laboratory
conditions respectively.
Whereas, Altuntaş et al. (2005), Aydın et
al. (2002), Dursun and Dursun (2005),
Karababa (2006), Özarslan (2002), Saçılık et al.
(2003) ve Zewdu and Solomon (2008) have
reported a negative relationship for fenugreek
seeds, Turkish mahaleb, caper seeds, popcorn
kernels, cotton seeds, hemp seed, grass pea
between true density and moisture content
under laboratory conditions respectively
Fig.3.The effect of storage period on true density
The angles of internal friction of test
samples are presented in Fig. 4. As can be seen
from Fig.4, the angles of internal friction of test
samples at the storage period didn’t show a
significant change. Therefore, the relationship
between storage period and the angle of internal
friction hasn’t been determined significantly.
The static coefficients of friction
determined with respect to galvanized steel,
wood and concrete (C30) surfaces for test
samples are presented in Fig.5. When the static
coefficient of friction results were evaluated
statistically, variance in the static coefficient of
friction depending on storage period wasn’t
Fig.4. The effect of storage period on angle of internal friction
37
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower
Seeds (Helianthus annuus L.)
Significant for concrete and galvanized steel
surfaces but for wood surface was significant at
the 1% level probability. The sunflower seeds
purchased from the union member farmers are
stored until the seeds are processed to oil
(approx. 7 month). In this context, it is
important
the seasonal variation of static
coefficients of friction. The highest values for
all test surfaces were observed in representing
samples between 60-90 days. Some researchers
have reported that as the moisture content of
grain increased, the static coefficients of
friction increased (Altuntaş et al., 2005;
Altuntaş and Mutlu, 2007; Altuntaş and Yıldız,
2007; Baryeh, 2001; Baryeh, 2002;Çalışır et al.
2005b; Coşkuner and Karababa, 2007a;
Coşkuner and Karababa, 2007b).
Fig.5. The effect of storage period on static coefficient of friction
The values of oil content (OC) of
sunflower seeds during the storage period are
presented Fig.6. It was observed that the oil
content of seeds decreased linearly during the
storage period. If the results of the oil content
were evaluated statistically, variance in the oil
content of seeds depending on the storage
period was significant at the 1% level
probability.
Simic et al. (2007) reported that, the
changes in seed oil content in maize, soybean,
and sunflower were affected by storage
longevity under two levels of storage conditions
differed in terms of air temperature and relative
air humidity: 25°C and 75% and 12°C and
60%, respectively. The obtained results of the
study showed that storage longevity was
negatively associated with oil content. At
storage conditions at 12°C and 60%, decreasing
of seed oil content was less by 0.55% (maize),
1.30% (soybean) and 1.75% (sunflower) than in
storage conditions at 25°C and 75%. Affected
by storage longevity, in average, seed oil
38
content decreased by 0.82% in maize, 2.19% in
soybean and 8.53% in sunflower.
The free fatty acids (FFA) of sunflower oil
makes it very important oil to be used for
cooking. If the oil is refined and consumed, it
will supply the essential fatty acid needed in the
body. This will reduce the risk of
cardiovascular diseases in human being.
Changing the free fatty acids values (FFA)
during the storage period are presented Fig.7.
As can be seen from Fig.7, the free fatty acids
values (FFA) in the sunflower seeds during
storage period have increased over 400%.
According to the results of analysis of variance,
the relationship between the free fatty acids
values (FFA) and the storage period was found
significant at the 1% level probability.
Gaytancıoğlu (1999) reported that the increases
in the free fatty acids values (FFA) of
sunflower seeds during the storage period, the
crude oil refining process are causing
significant economic losses. Notedly, if the free
fatty acids values (FFA) of oilseeds reaches the
T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU
Fig.6.The effect of storage period on the oil content (OC)
Fig.7.The effect of storage period on free fatty acids
levels of 1.5%, in the crude oil refining may
occurs losses up to 2.0 %. Christian and Bettina
(2006) also reported that, the content of FFA in
oil represents an important quality parameter in
oil crops. With regard to the processing of
oilseeds, the threshold value is set to a
maximum of 2% FFA in the crude oil of
sunflower seeds. This is because the FFA have
to be removed during refining, which leads to a
reduced oil yield and, consequently, to a
reduction in price.
In this research was determined the free
fatty acids values (FFA) of sunflower seeds at
the end of storage period reached up to 1.99
%. Therefore, in the crude oil refining are likely
to occur a significant economic loss
4. Conclusion
The study of effect of the storage period on
physico-mechanical
and
some
quality
properties of sunflower seeds (Helianthus
annuus L. ) revealed the following results:
1. At the end of 150 day’s storage period,
the moisture content of sunflower seeds
increased from 5.93 % to 12.3 %.
2. A significant relationship at the 1% level
probability was observed between storage
period and bulk density. However, as
statistically a significant relationship was not
determined between storage period and true
density with angles of internal friction
3. Changing in the static coefficients of
friction depending on storage period for some
surfaces was significant at the 1% level
probability.
4.The oil content (OC) of sunflower seeds
have decreased linearly during the storage
period. The changes in the oil content of seeds
depending on the storage period were
significant at the 1% level probability.
5. The free fatty acids values (FFA) of the
sunflower seeds depending on the storage
period have increased over 400%. The
relationship between the free fatty acids values
(FFA) and the storage period was found
39
Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower
Seeds (Helianthus annuus L.)
significant at the 1% level probability. If human
health is taken into consideration, refining of
crude oil will be more expensive. The increase
in the free fatty acids values (FFA) of seeds is
likely to occur a significant economic loss in
the refining process of crude oil.
Acknowledgements
The authors would like to thank the Black
Sea Managers of Cooperative Union of
Oilseeds for providing experimental materials
used in research and storage facility. Special
thanks also to Sevda Tanyıldız for assistance to
oil analysis in laboratory.
References
Altuntaş, E., Özgöz, E., Taşer, Ö. F., 2005. Some physical
properties of fenugreek seeds. Journal of Food
Engineering, 71 (1), pp. 37-43.
Altuntaş, E., Yıldız, M., 2007. Effect of moisture content
on some physical an properties of faba bean (Vicia
faba L.) grains. Journal of Food Engineering, 78 (1),
pp. 174-183.
Altuntaş, E., Mutlu, A., 2007. Determination of some
physical properties of pistachio ( Pistacia vera L.)
nut and its kernel. Journal of the Agricultural
Faculty of Gaziosmanpaşa University , 24 (1), pp.
19-25.
Aydın, C., Öğüt, H., Konak, M., 2002. Some physical
properties of Turkish mahaleb. Biosystems
Engineering, 82(2), pp.231-234.
AOCS, 1998. Official Methods and Recommended
Practices of the American Oil Chemists’ Society. 5 th
Ed. AOCS Press, Champaign, IL (USA).
Ayuga, F., Aguado, P., Gallego, E., Ramirez, A., 2005.
New
steps towards the knowledge of silos
behaviour. International Agrophysics, 19(7),17p.
Bakker, F.W.,1999. Grains and grain quality. CIGR
Handbook of Agricultural Engineering, Volume IV
Agro-Processing Engineering. The American
Society of Agricultural Engineers.pp.1-3
Baryeh, E.A., 2001. Physical properties of bambara
groundnuts. Journal of Food Engineering, 47(4),
pp.321-326.
Baryeh, E.A., 2002. Physical properties of millet. Journal
of Food Engineering,51(1),pp.39-46.
Baryeh, E.A., Mangope, B. K., 2005. Some physical
properties of QP-38 variety pigeon pea. Journal of
Food Engineering, 56(1), pp.59-65.
Beyhan, M.A., Nalbant, M., Tekgüler, A.,1994.
Determination of coefficient of friction in the grain
and
husk
hazelnuts
for
different
surfaces.Agricultural Mechanization Proceedings of
XVth Turkish National Congress, 20-22 September
1994, Antalya, pp. 343–352.
Christian, R. M.and Bettina B. K.,2006. Estimating the
content of free fatty acids in high-oleic sunflower
seeds by near-infrared spectroscopy. European
40
Journal of Lipid Science of Technology, 108 (7) ,pp.
606–613.
Coşkun, B. M., Yalçın, İ., Özarslan, C., 2006. Physical
properties of sweet corn seed. Journal of Food
Engineering, 74 (4), pp.523-528.
Coşkuner,Y., Karababa, E., 2007a. Some physical
properties of flaxseed. Journal of Food Engineering,
78(3), pp.1067-1073.
Coşkuner, Y., Karababa, E., 2007b. Physical properties of
coriander seeds. Journal of Food Engineering, (80),
408-416.
Çalışır, S., Marakoğlu, T., Öğüt, H., Öztürk, Ö., 2005.
Physical properties of rapeseed. Journal of Food
Engineering, 69(1),pp. 61-66.
Dursun, E., Dursun, I., 2005. Some physical properties of
caper seeds. Biosystems Engineering, 92(2), pp.237245.
FAOSTAT,2010. World crop production statistics.
Available < http://faostat.fao.org>.
Gaytancıoğlu,O.,1999. Agricultural policies applied in
sunflower and economic analysis of crop losses
resulting from storage (unpublished master's thesis).
Thrace University Graduate School of Science,
Department of Agricultural Economics, Edirne
,Turkey.
Gupta, R. K., Das, S. K., 1997. Physical properties of
sunflower
seeds. Journal of Agricultural
Engineering Research, 66 (1), pp.1-8.
Jain R. K., Bal, S., 1997. Properties of pearl millet.
Journal of Agricultural Engineering research, 66(1),
pp.85-91.
Jones, D., Shelton, P., 1994. Management to maintain
stored grain quality. Nebraska State Unv.
Cooperative Extension Service, Institute of
Agriculture and Natural Researces, G 94-1199-A,
USA.
Karababa, E., 2006. Physical properties of popcorn
kernels. Journal of Food Engineering, 72(1),
pp.100-107.
Kibar, H., Öztürk, T. 2009. The effect of moisture content
on the physico-mechanical properties of some
hazelnut varieties. Journal of Stored Products
Research (45), pp.14-18.
Mohsenin, N. N., 1980. Structure, physical characteristic
and mechanical properties of plant and animal
materials. Gordon and Breach Science Publishers,
New York.
Molenda, M., Horabik, J., Thompson, S. A., Ross, I. J.,
2004. Effects of grain properties on loads in model
silo. International Agrophysics, 18, pp. 329-332.
Molenda, M., Horabik, J., 2005. Mechanical properties of
granular agro-materials and food powders for
industrial practice ( Part-I Characterization of
mechanical properties of particulate solids for
storage and handling),Lublin.
Moya, M., Ayuga, F., Guaita, M., Aguado, P., 2002.
Mechanical properties of
granular agricultural
materials. Transactions of the ASAE, 45(5), pp.15691577.
Nas, S., Gökalp, H. Y., Ünsal, M., 2001. Vegetable oil
technology. 3rd Edition. Pamukkale University,
Faculty of Engineering, Publish Number:5,
Denizli,Turkey.
T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU
Ogunjimi, A. O., Aviara, N. A., Aregbesola, O. A., 2001.
Some engineering properties of locust bean seed.
Journal of Food Engineering, 55(2), pp.95-99.
Onurlubaş, E., Kızılaslan, H., 2007. Developments in the
vegetable oil industry and expectations for future in
Turkey. TEAE publication no: 157, Ankara,p.20-21.
Özarslan, C., 2002. Physical properties of cotton seed.
Biosystems Engineering, 83(2), pp.169-174.
Paksoy, M., Aydın, C., 2004. Some physical properties of
edible squash seeds. Journal of Food Engineering,
65(2), pp.225-231.
Salgın,U., Döker, O. and Çalımlı ,A.2006. Extraction of
sunflower oil with supercritical CO2: Experiments
and modeling. Journal of Supercritical Fluids, 38
(2006) pp.326–331.
Saçılık, K., Öztürk, R., Keskin, R., 2003. Some physical
properties of
hemp
seeds. Biosystems
Engineering, 86(2), pp.191-198.
Sahoo, P. K., Srivastava, A.P., 2002. Physical properties
of okra seeds. Biosystems Engineering, 83(4),
pp.441-448.
Simic,B., Popovic,R., Sudaric A., Rozman V., Kalinovic
I., J. Cosic ,2007.Influence of storage condition on
seed oil content of maize, soybean and sunflower.
Agriculturae Conspectus Scientificus ,72 (2007) ,
pp.211-213.
Singh, K. K., Goswami, T. K. , (1996). Physical
properties of cumin seed. Journal of Agricultural
Engineering Research 64, pp.93–98.
Yağcıoğlu, A., 1999. Drying technique of agricultural
products. Ege University, Faculty of Agriculture,
Publish Number:536, İzmir.
Yalçın, İ., 2006. Physical properties of cowpea seed.
Journal of Food Engineering, 79(1), pp.57-62.
Yalçın, İ., Özarslan, C., 2004. Physical properties of vetch
seed. Biosystems Engineering, 88(4), pp. 507-512.
Yurtsever,N.,1984. Experimental Statistical Methods. The
Publications of Soil and Fertilizer Research Institute,
Publication No: 121, Ankara.
Zewdu, A. D., Solomon, W. K., 2008. Moisturedependent physical of grass pea (Lathyrus sativus
L.) Seeds. Agricultural Engineering International:
CIGR E-journal. Manuscript FP 06 027.
Zou, Y., Brusewitz, G. H., 2001. Angle of internal
friction and cohesion of
consolidated ground
marigold petals. Transactions of the ASAE, 44 (5),
pp. 1255 -1259.
41
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 43-52
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik
Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde
Karşılaştırılması
Ramazan CANHİLAL
Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Kayseri
Özet: Güney Carolina’da (ABD) yapılan bir sürveyden elde edilen dokuz yerel, (Heterorhabditis megidis
LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF ve CFM) ve dışarıdan
elde edilen iki Heterorhabditis izolatının (H. bacteriophora Hb ve HP88) biyolojik etkinliği, son dönem
Galleria mellonella larvaları üzerinde laboratuar şartlarında karşılaştırılmıştır. Denemelerde nematodların 5,
10, 25 ve 100 nematod / larva konsantrasyonları kullanılmıştır. Petri kaplarında yapılan denemelerde, her
doz dört petri içerisinde tekrar edilmiştir. İçerisinde 7 larva bulunan petri kapları, 25°C’de ve %75 nem
içeren inkübatöre yerleştirilmiş ve ölüm oranları günlük olarak dört gün boyunca kaydedilmiştir. Son gün
sayımında, ölüm oranları, H. megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP,
PD, CFG, MF, CFM, Hb ve HP88 ırklarının tüm dozlar için, sırasıyla %53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7100, 57.7-100, 60.7-100, 45.2-100, 54.8-100, 30.4-100, 57.7-100 ve 81.5-100 arasında gerçekleşmiş ve
genellikle nematod dozunun artışıyla ölüm oranları da artmıştır. Tüm dozlar bir arada değerlendirildiğinde,
H. bacteriophora HP88 ırkı en düşük dozda %81.5’le en yüksek ölüm oranını oluşturmuş ve diğer dozlarda
%100 ölüm gerçekleştirmesiyle diğerlerinden ayrılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, H. bacteriophora WPS,
PD ve Hb, H. zealandica CHR ve EDS ve H. megidis LEX ırkları başta olmak üzere denemedeki tüm
nematodların, biyolojik mücadelede ümitvar oldukları kanaatine varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Biyolojik mücadele, entomopatojen nematodlar, Galleria mellonella, Heterorhabditis
Comparison of the Virulence of Heterorhabdit Nematodes on Galleria
mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae)
Abstract: The virulence of nine local heterorhabditid isolates obtained in a survey in South Carolina (USA)
(Heterorhabditis megidis LEX, H. zealandica EDS and CHR, and H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG,
MF and CFM strains) with two other heterorhabditid nematodes from different place (H. bacteriophora Hb
and HP88 strains) against last instar greater wax moth larvae were compared under laboratory conditions.
Nematode concentrations of 5, 10, 25 and 100 infective juveniles (IJs) per larva were used. The Petri-plate
bioassay procedure was used in the trials and each treatment was repeated 4 times. Petri dishes contained 7
larvae each were incubated in a dark growth cabinet at 25°C with 75% relative humidity. Mortalities were
counted for 4 days. At the final count, mortalities were 53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7-100, 57.7-100,
60.7-100, 45.2-100, 54.8-100, 30.4-100, 57.7-100 and 81.5-100% for H. megidis LEX, H. zealandica EDS
and CHR, and H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF, CFM, Hb and HP88 strains at all
concentrations, respectively. Positive regressions were observed between mortality and dose for all
nematodes in the trials. When all dozes were evaluated together, H. bacteriophora HP88 strain produced the
highest mortality with 81.5% at the lowest rate and differed than others by having 100% mortality in the
other concentrations. As a result, all nematodes in the trails starting with H. bacteriophora WPS, PD and Hb,
H. zealandica CHR and EDS, and H. megidis LEX strains were found promising in biological control.
Key words: Biological control, entomopathogenic nematodes, Galleria mellonella, Heterorhabditis
Giriş
Entomopatojen
nematodlar
(EPN),
Heterorhabditidae
ve
Steinernematidae
(Rhabditida) familyalarına ait obligat böcek
patojenleridir (Koppenhöfer ve ark., 2000). Bu
nematodlar, mutualistik ilişki içerisinde
oldukları Enterobacteriaceae familyasına ait
Xenorhabdus
(Steinernematidae)
ve
Photorhabdus (Heterorhabditidae) bakterileri
sayesinde konukçularını 24-48 içerisinde
1.
septisemi yoluyla öldürürler (Kaya ve Gaugler,
1993; Forst ve Nealson, 1996; Burnell ve Stock,
2000). Steinernematidler ve heterorhabditler,
yumurta, 4 farklı larva dönemi ve ergin dönem
olmak üzere 6 gelişme dönemine sahiptirler. En
önemli larva dönemi, toprakta konukçusunu
arayıp bularak enfeksiyonu gerçekleştiren 3.
larva dönemidir [infektif juvenil (=IJ) ya da
dauer juvenil]. Bu dönem, bir yıl ya da daha
fazla
toprakta
canlılığını
sürdürebilir
43
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L.
(Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması
(Koppenhöfer ve ark., 2000; Burnell ve Stock,
2000). İnfektif juveniller uygun bir konukçu
bulunca konukçunun doğal açıklıklarından
(stigma, ağız, anüs) ya da kutikülanın ince
kısımlarından
(sadece
heterorhabditlerde)
konukçu hemosölüne girerler (Bedding ve
Molyneux, 1982; Wang ve Gaugler, 1998).
Konukçuya giren IJ’ler bir deri değiştirir ve
taşıdıkları simbiyotik bakteriyi böcek hemosölü
içerisine salarlar. Böcek dokusuyla beslenerek
üreyen bakteriler, konukçusunu 24–48 saat
içerisinde öldürür (Glazer ve Lewis, 2000).
Enfekte ettikleri böcekte besinin tükenmeye
başlaması üzerine, 3. dönem IJ’ler konukçu
kütikülasını parçalayarak dışarı çıkar ve yeni
konukçu aramaya başlarlar (Kaya ve Gaugler,
1993).
Tarımda zararlı böceklerin %90’ının en az
bir biyolojik dönemini toprakta tamamladığı
düşünülürse, ENP’ların konukçu listesinin ne
kadar fazla olduğu anlaşılmaktadır (Klein,
1990). EPN’lar konukçusunu algılayıp ona
doğru harekete geçme özelliğine sahiptirler
(Csontos ve Boven, 2002; Susurluk ve ark.,
2003; Susurluk, 2006; Susurluk, 2008).
Halbuki, toprakta kullanılan tarım ilaçları,
hedef zararlıya ulaşmak için sık sık
tekrarlanmakta ve bu nedenle yüksek oranda
taban suyuna karışmaktadır. Toprak altı
zararlılarına karşı pestisitlerin kullanılması ile
%40’a civarında başarı sağlanırken, EPN’lar ile
yapılan mücadelede bu oran %80-90’lara
ulaşabilmektedir (Ehlers ve Peters, 1998;
Sulistyanto ve Ehlers, 1996). Ayrıca EPN’lar,
in vivo veya in vitro olarak kolay ticari üretim,
uzun dönem etki, kolay uygulama, birçok
kimyasalla beraber uygulanabilme, çevre ve
insan sağlığı için güvenli olma ve patojenite,
konukçu arama davranışı ve canlı kalabilme
özelliğindeki farklılıklar gibi birçok üstün
özelliklere sahiptir.
Tüm bu özelliklerinden dolayı bu
nematodlar, 1930’lu yıllardan beri birçok
ülkede araştırıcıların ilgisini çekmekte ve son
25 yıldır da, gittikçe yaygınlaşarak biyolojik
mücadele etmeni olarak kullanılmaktadır
(Peters, 2010). Günümüzde EPN’lar, Cydia
pomonella (Elma içkudu), Agrotis spp.
(Bozkurtlar), Otiorhynchus sulcatus (Bağ
maymuncuğu), Leptinotarsa decemlineata
44
(Patates böceği), Plutella xylostella (Sebze
güveleri), Sciarid spp. (Mantar sinekleri),
Tripsler, Scarabidler, Capnodis spp. ve
Gryllotalpa gryllotalpa (Danaburnu) gibi
önemli zararlıları içine alan yaklaşık 250 adet
zararlı böceğe karşı başarıyla uygulanmaktadır
(Peters, 1996).
Entomopatojen nematodların kullanımları
ile ilgili birçok ilerleme kaydedilmiş olmasına
rağmen, konukçu spektrumu ve biyolojik
mücadele
etmeni
olarak
böcek
populasyonlarına etkisi konusundaki bilgi
sınırlıdır ve yeni EPN tür ve ırkları
belirlendikçe,
bunların
etkinliklerinin
belirlenmesi ve karşılaştırılması çalışmalarına
ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Güney
Carolina’dan elde edilen 9 yeni heterorhabditid
nematodun virülansı, 2 bilinen nematodla
beraber, Galleria mellonella (Lepidoptera:
Pyralidae) larvaları üzerinde laboratuar
şartlarında karşılaştırılmıştır.
2. Materyal ve Metot
Denemelerde kullanılan Heterorhabditis
bacteriophora Hb ırkı Dr. David I. ShapiroIlan’dan (Integrated BioControl Systems, Inc.,
Aurora, Indiana, ABD), H. bacteriophora HP88
ırkı Dr. Khoung B. Ngyuen ve Dr. Byron J.
Adams’dan (Florida Üniversitesi, Florida,
ABD) temin edilmiş ve diğer hetorohabditidler
(H. megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR,
ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF
ve CFM ırkları) Güney Carolina’da yapılan bir
sürveyden elde edilmiştir (Canhilal ve Carner,
2006a).
Galleria mellonella larvaları, kepek, soya
unu, mısır unu, süt tozu, bal, gliserin ve toz
mayadan oluşan bir yetiştirme ortamında, 1
litrelik cam kavanozlarda, 30±2 oC’de
yetiştirilmiştir
(Şekil
1).
Heterorhabdit
nematodlar, bu larvalar üzerinde Woodring ve
Kaya (1988)’nın metoduna göre kültüre
alınmıştır.
Entomopatojen
nematodlar
tarafından enfekte edilmiş Galleria larvaları,
uyarlanmış bir White tuzağına
(Şekil 2)
(Canhilal ve Carner, 2006b) yerleştirilerek,
buradan hasat edilen IJ’ler, deneme öncesi
kültür kaplarında 7-8 oC’deki buzdolabında 1520 gün depolanmıştır (Kung ve ark., 1990).
R.CANHİLAL
Şekil 2. İnkübatörde Galleria mellonella kültürü
Şekil 3. Petri kabı deneme ortamı
ve
ortalamalar
arasındaki
faklılıkların
belirlenmesinde Duncan testi kullanılmıştır
(SPPS, 2003). Letal konsentrasyon (LC50) ve
letal zaman (LT50) değerleri probit analizi ile
hesaplanmıştır (SPPS, 2003).
Şekil 1. Uyarlanmış White tuzağı
Nematodların
virülansının
karşılaştırılmasında petri kabı deneme usulü
kullanılmıştır (Woodring ve Kaya, 1988).
Nematod kosantrasyonları, 5, 10, 25 ve 100
nematod / larva olarak uygulanmıştır. Her
konsanstrasyon için, 4 petri kabında (4 tekerrür)
her kapta 7’şer larva olmak üzere toplam 28
larva kullanılmıştır. Petri kapları bir plastik
torba içerisinde, 25°C’de ve %75 nem içeren
inkübatöre yerleştirilmiştir (Şekil 3).
Dokunulduğunda
hareket
etmeyen
Galleria larvaları ölü kabul edilmiş ve bu
ölümler, her 24 saate bir 4 gün boyunca
kaydedilmiştir (Epsky ve Capinera, 1994). Ölü
larvalar, IJ çıkışını belirlemek için uyarlanmış
White tuzağında 25±1°C’de inkübe edilmiştir.
Hesaplanan ölüm oranları, Abbott’un (1925)
düzeltme formülü kullanılarak yeniden
düzenlenmiştir. Veriler faktöryel deneme
desenine göre analiz edilmiş
3. Bulgular
Tüm nematodlar G. mellonella larvalarını
enfekte etmiş ve üzerinde çoğalmıştır.
Heterorhabditidlerin 1. günde Galleria larvaları
üzerindeki etkisi, bazı nematodların 100
nematod / larva konsantrasyonu hariç, düşük
olmasına karşın 2. günden itibaren artmıştır.
Birinci gün sayımlarında; H. bacteriophora
HP88, SMP, H. zealandica EDS ve CHR ve H.
megidis LEX ırkları en iyi etki gösteren
nematodlar olmuştur (Şekil 4 ve 5).
İkinci gün sayımlarında; nematodların 25
ve 100 nematod / larva konsantrasyonları
genellikle %80’in üzerinde ölüm oranı
oluşturmuştur. Heterorhabditis bacteriophora
HP88 ve WPS, H. zealandica EDS ve H.
megidis LEX ırklarının 25 ve 100;
H.
bacteriophora PD ve SMP ve H. zealandica
CHR ırklarının 100 nematod / larva dozları
denemedeki tüm larvaları öldürmüştür (Şekil
5).
Üçüncü gün sonuçlarına göre; H.
bacteriophora HP88 ırkının 10, 25 ve 100
nematod / larva dozları; H. bacteriophora SMP,
WPS, H. zealandica EDS ve CHR ve H.
megidis LEX ırklarının 25 ve 100 nematod /
larva dozları; H. bacteriophora Hb, CFG, PD,
CFM ve MF ırklarının 100 nematod / larva
dozları Galleria larvaları üzerinde %100 ölüm
oluşturmuştur (Şekil 6).
45
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L.
(Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması
Ortalama yüzde ölüm
46
Şekil 4 ve 5. Heterorhabdit nematodların, 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva dozunda 1. ve 2. gün sonunda Galleria larvaları üzerinde oluşturdukları ortalama ölüm oranları
R.CANHİLAL
Denemenin son gününde, üçüncü günde
%100 ölüm oluşturan nematod ırkları, aynı
şekilde
denemedeki
tüm
larvaları
öldürmüşlerdir. Ölüm oranları, H. megidis
LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H.
bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF,
CFM, Hb ve HP88 ırklarının tüm dozlar için,
sırasıyla %53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7100, 57.7-100, 60.7-100, 45.2-100, 54.8-100,
30.4-100, 57.7-100 ve 81.5-100 arasında
gerçekleşmiş ve genellikle nematod dozunun
artışıyla ölüm oranları da artmıştır (Şekil 7).
Tüm nematodların 100 nematod / larva
konsantrasyonu %100 ölüm oluşturmuştur. 25
nematod / larva dozunda; nematodlar
çoğunlukla tüm larvaları öldürürken, tümü %80
üzerinde ölüme neden olmuştur. Ancak, ölüm
oranlarındaki farklılıklar istatistiki olarak
önemli bulunmamıştır (Şekil 7). 10 nematod /
larva dozunda; H. bacteriophora HP88 ırkı,
%100 ile en yüksek ölüm oranına sahip
olurken, H. megidis LEX, H. zealandica CHR
ve EDS, H. bacteriophora WPS ve PD ırkları
sırasıyla, %95.8, 95.8, 88.7, 84.5 ve 84.5 ölüm
oluşturmuştur (Şekil 7). Heterorhabditis
bacteriophora HP88 ırkı, diğer dozlarda olduğu
gibi, 5 nematod / larva dozunda da %81.5 ölüm
oranı ile en yüksek ölüme neden olmuş ve bunu
sırasıyla, H. zealandica CHR (%66.1), H.
bacteriophora WPS (%60.7), PD (%60.7), SMP
(57.7), Hb (%57.7) ve MF (%54.8), H. megidis
LEX (53.6), ırkları takip etmiştir (Şekil 7).
En düşük LC50 değeri, 3.06 IJ / larva ile H.
bacteriophora HP88 ırkı için hesaplanmıştır.
Heterorhabditis zealandica CHR, H. megidis
LEX, H. bacteriophora WPS ve PD, H.
zealandica EDS, H. bacteriophora Hb, SMP,
MF, CFM ve CFG ırkları için LC50 değerleri,
sırasıyla 4.35, 4.62, 5.09, 5.39, 5.53, 5.73, 7.38,
7.92, 7.98 ve 8.03 IJ / larva olarak
gerçekleşmiştir (Çizelge 1).
LT50 değerleri ise, 5 nematod / larva
dozunda, 2.28 (H. bacteriophora HP88) ile 4.31
gün (H. bacteriophora CFM); 10 nematod /
larva dozunda, 1.56 (H. bacteriophora HP88)
ile 2.84 gün (H. bacteriophora SMP); 25
nematod / larva dozunda, 1.08 (H. megidis
LEX) ile 2.07 gün (H. bacteriophora MF) ve
100 nematod / larva dozunda 0.75 (H.
zealandica EDS) ile 1.56 gün (H.
bacteriophora MF) arasında değişmiştir
(Çizelge 2).
4. Tartişma
Entomopatojen nematodların biyolojik
mücadele ajanı olarak belirlenmesinde,
nematodun konukçu tarafından cezbedilmesi ve
konukçuya penetrasyonu, konukçuyu arama
yeteneği, konukçu savunma mekanizması ve
biotik ve abiotik çevre şartları gibi bazı
faktörlere bakılması önemlidir. Nematodun
enfeksiyon gerçekleştirme seviyesinde birçok
faktör sorumlu olmasına rağmen, laboratuar
çalışmaları
ile
bazı
temel
bilgiler
toplanabilmektedir. (Mannion ve Jansson,
1992; Shapiro-Ilan ve ark., 2002).
Çizelge 1. Heterorhabditid nematodların Galleria mellonella larvaları üzerinde LC50 değerler
Nematodlar
Larva sayısı
*LC50
χ2
P
H. bacteriophora HP88
28
3.06
0.013
1.000
H. zealandica CHR
28
4.35
1.11
0.774
H. megidis LEX
28
4.62
0.045
0.997
H. bacteriophora WPS
28
5.09
2.74
0.433
H. bacteriophora PD
28
5.39
19.60
0.000
H. zealandica EDS
H. bacteriophora Hb
H. bacteriophora SMP
28
28
28
5.53
5.73
7.38
0.41
12.66
4.30
0.998
0.005
0.230
H. bacteriophora MF
H. bacteriophora CFM
H. bacteriophora CFG
28
28
28
7.92
7.98
8.03
11.66
9.49
6.11
0.009
0.023
0.106
*LC50 değerleri 4 farklı konsantrasyon uygulanarak hesaplanmış ve larva başına düşen nematod sayısı olarak ifade edilmiştir
47
Ortalama yüzde ölüm
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L.
(Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması
48
Şekil 6 ve 7. Heterorhabdit nematodların, 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva dozunda 3. ve 4. gün sonunda Galleria larvaları üzerinde oluşturdukları ortalama ölüm oranla
R.CANHİLAL
.
Çizelge 2. Heterorhabditid nematodların Galleria mellonella larvaları üzerinde 5, 10, 25 ve 100 infektif juvenil / larva
konsantrasyonlarında LT50 değerleri
Nema
Larva
sayısı
5 infektif juvenil
*
2
LT50
χ
P
10 infektif juvenil
*
LT50
χ2
P
HP88
28
2.28
18.78
0.000
1.56
0.27
0.965
CHR
28
2.74
15.35
0.002
1.84
21.22
0.000
WPS
28
2.81
13.36
0.004
2.17
20.54
0.000
LEX
28
3.06
8.06
0.045
1.69
30.31
0.000
SMP
28
3.19
5.43
0.143
2.84
10.20
0.017
PD
28
3.23
11.78
0.008
2.41
10.16
0.017
MF
28
3.24
10.02
0.018
2.60
12.22
0.007
Hb
28
3.36
4.85
0.183
2.74
1.90
0.593
CFG
28
3.45
6.70
0.082
2.83
14.90
0.002
EDS
28
3.63
7.78
0.051
1.73
16.89
0.001
CFM
28
4.31
6.05
0.109
2.43
17.86
0.000
Nema
Larva
sayısı
25 infektif juvenil
100 infektif juvenil
*LT50
χ2
P
*LT50
χ2
P
LEX
28
1.08
0.00
1.000
0.81
0.05
0.997
SMP
28
1.28
0.13
0.988
1.02
0.02
0.999
EDS
28
1.30
0.10
0.991
0.75
0.08
0.994
HP88
28
1.36
0.20
0.976
0.99
0.02
0.999
CHR
28
1.45
0.00
1.000
0.97
0.02
0.999
WPS
28
1.50
0.58
0.902
1.26
0.04
0.998
Hb
28
1.77
30.64
0.000
1.45
0.00
1.000
CFG
28
1.84
20.00
0.000
1.30
0.01
1.000
PD
28
1.93
33.07
0.000
1.43
0.25
0.969
CFM
28
1.99
21.25
0.000
1.45
0.00
1.000
MF
28
2.07
21.74
0.000
1.56
0.27
0.965
a
Nem= Nematodlar; WPS= H. bacteriophora WPS; CHR= H. zealandica CHR; LEX= H. megidis LEX;
EDS= H. zealandica EDS; SMP= H. bacteriophora SMP; PD= H. bacteriophora PD; MF= H. bacteriophora
MF; HP88= H. bacteriophora HP88; CFM= H. bacteriophora CFM; Hb= H. bacteriophora Hb;
CFG= H. bacteriophora CFG
*LT50 değerleri 4 gün üzerinden hesaplanmış ve gün olarak ifade edilmiştir.
Nematodların lepidopterler üzerindeki
virülansı önemli ölçüde değişmektedir (Mbata
ve Shapiro-Ilan, 2005; Mederios ve ark.., 2000).
Bu durum, konukçu farkından ve değişik
alanlardan toplanan nematodların ve ırkların
farklılığından kaynaklanabilir. Bu çalışmadaki
bazı heterorhabditid nematodlar, diğerleri ile
kıyaslandığında, geniş aralıkta oluşturdukları
yüzde ölüm oranlarında da (%30.4-100)
sergilendiği gibi, bazı ilave pozitif özelliklere
sahip olabilirler. Galleria larvaları denemedeki
tüm nematodlara karşı hassas olmasına rağmen,
bu nematodlar arasında zararlıyı öldürebilme
yeteneklerinde
farklılıklar
oluşmuştur.
Heterorhabditis bacteriophora HP88 ırkı en
düşük dozda %81.5’le en yüksek ölüm oranını
oluşturmasıyla diğerlerinden ayrılmış ve diğer
dozlarda da %100 ölüm gerçekleştirmiştir. Bu
ırkla beraber, H. zealandica CHR, H. megidis
LEX, H. bacteriophora WPS ve PD, H.
zealandica EDS ve H. bacteriophora Hb ırkları,
LC50, LT50 ve yüzde ölüm oranlarında
görüldüğü
üzere,
Galleria’ya
karşı
diğerlerinden daha etkili bulunmuştur. Bu
nematodların ölüm oranları yüksek, LC50 ve
LT50 değerleri düşük hesaplanmıştır. Bu
49
Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L.
(Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması
farklılıklar nematod ve ırkların orjinindeki
farklılıktan kaynaklanabilir (Mannion ve
Jansson, 1992).
Son gün sayımında, tüm heterorhabditler,
Galleria larvalarında tüm konsantrasyonlarda
kontrolden önemli oranda yüksek ölüm oranı
(%30.4 – 100) oluşturmuştur. Görünüşe göre,
bu nematodlar etkili biyolojik mücadele
etmenidir. Bununla birlikte, tarla ve serada
toprak yapısı, sıcaklığı, rutubeti ve konukçu
yoğunluğu nematodların etkinliği üzerinde çok
büyük etkiye sahiptir (Koppenhöfer, 2000;
Georgis ve ark., 2006). Bu yüzden bu
nematodlarla önemli zararlılara karşı tarla ve
sera şartlarında çalışmalar yapılmalıdır.
5. Sonuç
Tüm dozlar bir arada değerlendirildiğinde,
H. bacteriophora HP88 ırkı en düşük dozda
%81.5’le
en
yüksek
ölüm
oranını
oluşturmasıyla diğerlerinden ayrılmış ve diğer
dozlarda da %100 ölüm gerçekleştirmiştir.
Elde edilen sonuçlara göre, H. bacteriophora
HP88
ırkı
ile
kıyaslandığında,
H.
bacteriophora WPS, PD ve Hb, H. zealandica
CHR ve EDS ve H. megidis LEX başta olmak
üzere denemedeki tüm nematod ve ırklarının,
zararlıların biyolojik mücadelesinde ümitvar
oldukları kanaatine varılmıştır.
Kaynaklar
Abbott, W.S., 1925. A method of computing the
effectiveness of an insecticide. J. Econ. Entomol.,
18, 265-267.
Bedding. R.A. and A.S. Molyneux, 1982. Penetration of
insect cuticle by infective juveniles of
Heterorhabditis spp. (Heterorhabiditae, Nematoda),
Nematologica, 28, 354-359.
Burnell, A.M. and S.P. Stock, 2000. Heterorhabditis,
Steinernema and their bacterial symbionts – lethal
pathogens of insects. Nematology, 2, 31-42.
Canhilal, R. and G.R. Carner, 2006a. Natural occurrence
of entomopathogenic nematodes (Rhabditida:
Steinernematidae and Heterorhabditidae) in South
Carolina. J. Agric. Urban Entomol., 23, 159-166.
Canhilal, R. and G.R. Carner, 2006b. Efficacy of
entomopathogenic
nematodes
(Rhabditida:
Steinernematidae and Heterorhabditidae) against the
squash vine borer, Melittia cucurbitae (Lepidoptera:
Sesiidae) in South Carolina. J. Agric. Urban
Entomol., 23, 27-39.
Csontos, A.S. and L. Boven, 2002. Lateral movement of
the entomopathogenic nematodes Steinernema
glaseri and Heterorhabditis bacteriophora in sand at
different temperatures in response to host seeking.
Biocontr. Sci. Technol., 12, 137-139.
50
Ehlers, R.-U. and A. Peters, 1998. Entomopathogenic
nematodes in biological control: Feasibility,
perspectives and possible risks. in: Biological
Control: Benefits and risks. Edited H.M.T.
Hokkanen and J.M. Lynch. Publ. by University
Press, Cambridge, 119-136.
Epsky, N.D. and J.L. Capinera, 1994. Invasion efficiency
as a measure of efficacy of the entomopathogenic
nematode Steinernema carpocapsae (Rhabditida:
Steinernematidae). J. Econ. Entoml., 87, 366-370.
Forst, S. and K. Nealson, 1996. Molecular biology of the
symbiotic pathogenic bacteria Xenorhabdus spp. and
Photohabdus spp. Microbiological Reviews, 60, 2128.
Georgis, R, A.M. Koppenhöfer, L.A. Lacey, G. Belair,
L.W. Duncan, P.S. Grewal, M. Samish, L. Tan, P.
Torr and R.W.H.M. Van Tol, 2006. Success and
failures in the use of parasitic nematodes for pest
control. Biological Control, 38, 103-123.
Glazer, I. and E.E. Lewis, 2000. Bioassays for
Entomopathogenic Nematodes. in: Bioassays for
entomopathogens and nematodes. Edited A. Navon.
Publ. by Kluver Academic Publisher, Holland, 271293.
Kaya, H.K. and R. Gaugler, 1993. Entomopathogenic
nematodes. Annu. Rev. Entomol., 38, 181-206.
Klein, M.G., 1990. Efficacy against soil-inhabiting insect
pests. in: Entomopathogenic Nematodes in
Biological Control. Edited R. Gaugler and H.K.
Kaya. Publ. by CRC Press, Boca Raton, 195-214.
Koppenhöfer, A.M., 2000. Nematodes. in: Field Manual
Technique in Invertebrate Pathology. Edited L.
Lacey and H.K. Kaya. Publ. by Kluwer Academic
Publishers, Dordrecht, Netherlands, 283-301.
Koppenhöfer, A.M., P.S. Grewal and H.K. Kaya, 2000.
Synergism of entomopathogenic nematodes and
imidacloprid against white grubs: greenhouse and
field evaluation. Biological Control, 19, 245-251.
Kung, S.P., R. Gaugler and H.K. Kaya, 1990. Soil type
and entomopathogenic nematode persistence. J.
Invertebr. Pathol., 55, 401-406.
Mannion, C.E and R.K. Jansson, 1992. Comparison of ten
entomopathogenic nematodes for control of
seweetpotato weevil (Coleoptera: Apionidae). J.
Econ. Entomol., 85, 1642-1650.
Mbata, G.N. and D.I. Sapiro-Ilan, 2005. Laboratory
evaluation of virulence of heterorhabditid nematodes
to Plodia interpunctella Hübner (Lepidoptera:
Pyralidae). J. Econ. Entomol., 34, 676-682.
Medeiros, J., J.S. Rosa, J. Tavares and N. Simoes, 2000.
Susceptibility
of
Pseudaletia
unipuncta
(Lepidoptera: Noctuidae) to entomopathogenic
nematodes (Rhabditida: Steinernematidae and
Heterorhabditidae) isolated in the Azores: Effect of
nematode strain and host age. J. Economic Entomol.,
93, 1403-1408.
Peters, A., 2010. Formulation ve application: Key
technologies to expand the use of entomopathogenic
nematodes. 43rd Annual Meeting of The Society for
Invertebrate Pathology, 11-15 July 2010, Trabzon,
Turkey, pp:145.
R.CANHİLAL
Peters, A., 1996. The natural host range of Steinernema ve
Heterorhabditis spp. and their impact on insect
populations. Biocontr. Sci. Technol., 6, 389-402.
Shapiro-Ilan, D.I, D.H. Gouge and A.M. Koppenhöfer,
2002. Factors affecting commercial success case
studies in cotton, turf and citrus. in:
Entomopathogenic Nematology. Edited R. Gaugler.
Publ. by CABI, New York, 333-355.
SPSS, 2003. A simple Guide and Reference, 11.0 Update.
Pearson Education Inc., Boston, pp. 386.
Sulistyanto, D. and R.U. Ehlers, 1996. Efficacy of the
entompathogenic
nematodes
Heterorhabditis
bacteriophora for the control of grubs (Phyllopertha
horticola and Aphodius contaminatus) in golf course
turf. Biocontr. Sci. and Technol., 6, 247-250.
Susurluk, I.A., 2008. Influence of temperature on the
vertical movement of the entomopathogenic
nematodes, Steinernema feltiae (TUR-S3) and
Heterorhabditis bacteriophora (TUR-H2) and
infectivity of the moving nematodes. Nematology,
10, 137–141.
Susurluk, A., 2006. Effectiveness of the entomopathogenic
nematodes, Heterorhabditis bacteriophora and
Steinernema feltiae against Tenebrio molitor (yellow
mealworm) larvae at different temperature and soil
types. Turk. J. of Biol., 30, 199-205.
Susurluk, I.A., I. Ünlü and I. Kepenekci, 2003. Host
finding behaviour of two different Turkish isolates
of
entomopathogenic
nematode
species,
Heterorhabditis bacteriophora. Poinar 1976
(Rhabditida: Heterorhabditidae). Turk. J. of Biol.,
27, 203-207.
Wang, Y. and R. Gaugler, 1998. Host and penetration site
location by entomopathogenic nematodes against
Japanese beetle larvae. J. Invertebr. Pathol., 72, 313318.
Woodring, J.L. and H.K. Kaya, 1988. Steinernematid ve
heterorhabditid nematodes: a hand book of biology
and techniques. Southern Cooperative Series,
Bulletin 331. Southern Cooperative, Fayetteville,
AR.
51
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 53-59
Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme
Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri*
Nafiye ADAK1
1
Mustafa PEKMEZCİ 2
Akdeniz Üniversitesi Elmalı Meslek Yüksekokulu Seracılık Programı, Antalya
2
Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, Antalya
Özet: Bu çalışmada, örtü altında topraksız kültürle çilek (Fragaria×ananassa Duch.) yetiştiriciliğinde,
değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının, bitkilerin fiziksel özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir.
Denemede çeşit olarak ‘Camarosa’ çeşidi; fide tipi olarak, tüplü fide ile frigo fide; yetiştirme ortamı olarak
ise torf (T), perlit (P), kokopit (K), volkanik tüf (V) ve bunların kombinasyonları denenmiştir. Deneme
sonucunda, vegetasyon sonu sökülen bitkilerde belirlenen kök sayısı, kök uzunluğu, kök hacmi, toprak altı
yaş ve kuru ağırlığı, toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı, gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı
değerleri rakamsal olarak frigo fidede, tüplü fidelerden daha yüksek belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları
bakımından ise K ve K+V ortamları incelenen kriterler bakımından diğer ortamlardan daha yüksek değerler
oluşturmuştur.
Anahtar kelimeler: (Fragaria×ananassa Duch.), topraksız kültür, yetiştirme ortamı, fiziksel özellikler
The effects of seedling types and growing media on some physical features in
strawberry cultivation with soilless culture
Abstract: In this study, effects of various seedling types and growing media on the physical features in
strawberry (Fragaria×ananassa Duch) cultivation with greenhouse soilless culture were examined. In the
trial, ‘Camarosa’ cultivar was tried as cultivar; plug and frigo seedlings were tried as seedling type; and peat
(T), perlite (P), cocopit (K), volcanic tuff (V) and the combinations of these are tried as growing media. As a
result of the trial, the root number, root length, root volume, the weight of the fresh and dry plant under the
soil, the weight of the fresh and dry plant over the soil, stem diameter, tillering number, and leaf number
values in the plants removed after vegetation were determined higher in frigo seedling than in plug seedling.
In terms of growing media, K and K+V media composed higher values than other media in terms of
examined criteria.
Key words: (Fragaria×ananassa Duch.), soilless culture, growing media, physical features
Giriş
Çilek yetiştiriciliği dünyada ve ülkemizde
gün geçtikçe artan bir potansiyele sahiptir.
Nitekim ülkemizde 299940 ton çilek üretimi
söz konusu olup, ülkemiz dünyada en önemli
ikinci üretici ülke konumuna erişmiştir (FAO
2010). Artan bu üretim potansiyeli ile birlikte
yeni üretim teknolojileri ve üretim modelleri de
çilek yetiştiriciliğinde uygulanmaya başlamıştır.
Özellikle topraksız tarım tekniğinin metil
bromide alternatif çevre dostu bir yöntem
olması,
tarım
yapılamayan
toprakların
değerlendirilmesi ve kontrollü yetiştiriciliğe
imkan
vermesi
nedenleriyle
çilekte
yaygınlaşması gereken bir sistemdir. Ayrıca bu
yetiştiricilik sisteminde su, gübre, pestisit ve
insektisit kullanımının azalması ile birlikte
herbisit kullanımına gerek kalmaması da çilek
yetiştiriciliği için önemli bir avantaj
oluşturmaktadır. Örtüaltında yapılan topraksız
kültür tekniklerinin en önemli avantajı ise birim
1.
alana dikilen bitki sayısının yüksek ve buna
bağlı olarak da birim alandan alınan verimin
yüksek olmasıdır. Nitekim bu konuda bazı
araştırıcılar çilekte 8-19 fide/m2 bitki
yoğunluğu
kullanılabileceğini
tavsiye
etmişlerdir Radajewska and Aumiller (1997);
Özeker ve ark. (1999); Takeda (1999); Paranjpe
ve ark. (2003); Paranjpe ve ark. (2008).
Topraksız yetiştiricilikte başarıyı etkileyen
en önemli etmenler arasında iklim, sera
konstrüksiyonu,
yetiştiricilik
sisteminin
planlanması, çeşit, fide tipi ve yetiştirme ortamı
gelmektedir. Ülkemizde torf kaynaklarının
tüketilmesi, perlit rezervlerinin azalması,
kayayününün atık problemi vs gibi nedenler,
yenilebilir özellikte ve yerel kaynaklarca rahat
ve ucuz bulunabilen materyallere ilgiyi
artırmıştır. Bu nedenle dünyada ve ülkemizde
yaygın olarak kullanılan torf, perlit, kayayünü
gibi substratlara alternatif olabilecek substratlar
denenmelidir. (Barkham, 1993; Robertson,
*Bu çalışma, Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yönetim Birimi tarafından
2006.03.0121.003 no’lu proje olarak desteklenen doktora tezinin bir bölümüdür
53
Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler
Üzerine Etkileri
1993; Frolking ve ark. 2001; García Gómez ve
ark. 2002). Ayrıca örtüaltında kullanılan fide
tipi de bitki gelişimi ile verim ve erkenciliği
büyük ölçüde etkilemektedir. Bu konuda
yapılan çalışmalarda frigo, taze ve tüplü fideler
yoğun olarak kullanılırken, bu fide tiplerinin
bitki
gelişimleri
üzerine
etkileri
araştırılmaktadır (Tropea 1990, Durner ve ark.
2002; Takeda and Hokanson, 2003; Hochmuth
ve ark. 2006). Nitekim en uygun fide tipini
belirleyebilmek için en önemli kriterler verim,
erkencilik ve meyve pomolojik özelliklerinin
yanı sıra vegetasyon dönemi süresince
belirlenen bitki büyüme ve gelişme kriterleri ile
vegetasyon sonunda yapılan gözlem ve
analizler sayılabilmektedir. Adak ve Pekmezci
(2011), örtü altında topraksız kültürle çilek
yetiştiriciliğinde, toplam verim bakımından
frigo fidenin, erkencilik bakımından ise tüplü
fidenin avantajlı olduğunu saptamışlardır.
Ayrıca Adak ve Pekmezci (2012), meyve kalite
kriterleri bakımından da frigo fidenin tavsiye
edilebilir nitelikte olduğunu belirtmişlerdir.
Bu çalışmanın amacı, Akdeniz ekolojik
koşullarında, topraksız şartlarda çilek yetiştirme
olanaklarını araştırmak ve bu yetiştiricilik
sisteminde
fide
tipleri
ile
yetiştirme
ortamlarının bitkilerin fiziksel özellikleri
üzerine etkilerini incelemektir.
1. Materyal ve Yöntem
Araştırma, 2006-2008 yılları arasında
Akdeniz Üniversitesi Tohumculuk Araştırma ve
Geliştirme Merkezine ait cam serada
yürütülmüştür (36o 54' 2'' N; 30o 38' 52'' E). Bu
sera, yan ve tepe havalandırılması bulunan,
ısıtmasız, yüksek ve modern bir seradır (10 m
genişlik x 14 m uzunluk x 6.5 m yükseklik).
Araştırmada
üretim
materyali
olarak,
‘Camarosa’ (Fragaria×ananassa Duch.) çilek
çeşidi; fide tipi olarak ise tüplü (4 haftalık ve
minimum 10 mm gövde kalınlığında) (Durner
ve ark. 2002) ve frigo fide (-2oC sıcaklıkta 1 yıl
depolanmış) olmak üzere iki farklı fide tipi
kullanılmıştır. Denemede yetiştirme ortamı
olarak torf, perlit, kokopit ve volkanik tüf (0-3
mm irilikteki Nevşehir tüfü) materyalleri tek
başına denendiği gibi, bu materyallerin farklı
kombinasyonları da denenmiştir. Denemede
kullanılan yetiştirme ortamları ve oranları
aşağıda verilmiştir.
1. Torf (%100) (T) 2. Perlit (%100) (P); 3.
Kokopit (%100) (K); 4. Volkanik Tüf (%100)
(V); 5. Torf + Perlit (%50 + %50) (T+P); 6.
Torf + Volkanik Tüf (%50 + %50) (T+V); 7.
Kokopit + Volkanik Tüf (%50 + %50) (K+V).
Denemede
kullanılan
yetiştirme
ortamlarının fiziksel özellikleri şu şekilde
sıralanmaktadır. Hacim ağırlık, torfta 0.18 g
cm-3, perlitte 0.38 g cm-3, kokopitte 0.13 g cm-3,
volkanik tüfte 0.66 g cm-3; toplam porozite,
torfta %93, perlitte %66, kokopitte %91,
volkanik tüfte %71; havalanma kapasitesi,
torfta %33, perlitte %53, kokopitte %35,
volkanik tüfte %55; su tutma kapasitesi torfta
%65, perlitte %38; kokopitte %62 ve volkanik
tüfte %35 olarak sıralanmaktadır.
Araştırma serasında, deneme alanının
oluşturulmasına ayrıca önem verilmiş olup,
metrekareye 11 adet bitki dikilmiştir.
Denemede 75 cm uzunluğunda, 25 cm
genişliğinde ve 25 cm derinliğindeki beyaz
renkli saksılar kullanılmış olup, her saksıya 10
adet fide dikilmiştir (4.6 m3 substrat/bitki).
Çizelge 1’de 2006-2007 ve 2007-2008 deneme
yıllarında fidelerin dikim zamanları ve
yetiştirme dönemleri verilmiştir.
Denemede zaman ayarlı Dosatron
Çizelge 1. Tüplü ve frigo fidelerle yapılan yetiştiricilikte dikim tarihleri ve yetiştirme dönemleri
Deneme yılı
Fide Tipi
Dikim Tarihi
Yetiştirme Dönemleri
30.07.2006
Temmuz-Haziran
Frigo
16.09.2006
Eylül-Haziran
2006-2007
Tüplü
24.07.2007
Temmuz-Haziran
Frigo
16.09.2007
Eylül-Haziran
2007-2008
Tüplü
injeksiyonlu sulama ve gübreleme sistemi
kullanılmış olup, bitki besleme çözeltileri
Lieten
(2008)’e
göre
hazırlanmıştır.
Araştırmada, yetiştirme sezonu boyunca pH
değeri 6.0 ve EC değerleri ise 1.5-1.8 mS/cm
54
arasında tutulmaya çalışılmıştır (Lieten 2008,
Cantliffe ve ark. 2008). Araştırmada her saksıya
8 litre/saat kapasitesindeki 4’lü dağıtıcı damla
sulama sistemi döşenmiştir. Denemede
saksıların altına drenaj kanalı yerleştirilmiş
N.ADAK, M.PEKMEZCİ
olup, bir gün boyunca bu kanaldan elde edilen
drenaj miktarı ölçülerek, optimum sulama
sağlanmıştır. Buna göre, yaz aylarında %30; kış
aylarında ise %20 drenaj miktarı baz alınarak
fertigasyon yapılmıştır (Cantliffe ve ark. 2008;
Montesano ve ark. 2010). Denemede temmuz
sonundan eylül sonuna kadar 266.66
ml/bitki/gün (günde 10 sulama), eylül sonundan
mart başına kadar 213.28 ml/bitki/gün (günde 8
sulama) ve mart başından mayıs sonuna kadar
ise 239.94 ml/bitki/gün (günde 9 sulama)
fertigasyon yapılmıştır. Denemeler sırasında,
tozlanmayı sağlamak amacıyla ekim ayından
itibaren bombus arıları koyulmuş ve hastalık ve
zararlılarla mücadelede, kimyasal mücadele
yöntemi kullanılmıştır.
Denemede vegetasyon periyodu sonunda
sökülen bitkilerde elde edilen fiziksel özellikler
fide tiplerine ve yetiştirme ortamlarına göre ayrı
ayrı belirlenmiştir. Araştırmada bu gözlem ve
analizler, her parselden tesadüfi olarak seçilen 5
(beş) adet bitkide yapılmıştır. Vegetasyon
periyodu sonunda her parselden sökülen
bitkilerde, kök sayısı, kök uzunluğu, kök hacmi,
toprak altı yaş ağırlığı, toprak altı kuru ağırlığı,
toprak üstü yaş ağırlığı, toprak üstü kuru
ağırlığı, gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve
yaprak sayısı değerleri saptanmıştır. Bu
bitkilerde ortalama kök hacmi, kök boğazı
kısmından kesilen köklerin yıkanarak içerisi su
dolu silindir bir cam kap içerisine
yerleştirilmesi ve taşan suyun hacmi dikkate
alınmasıyla belirlenmiştir (Yalçın 1994).
Toprak altı yaş ağırlığı, toprak altı kısımlarının
yıkandıktan 24 saat sonra ağırlıkları tartılarak;
toprak üstü yaş ağırlığı, toprak üstü kısımlarının
yıkandıktan 24 saat sonraki ağırlıkları tartılarak
belirlenmiştir (Önal 1991). Toprak altı kuru
ağırlığı ise toprak altı kısımlarının yıkandıktan
sonra 70 oC sıcaklığa ayarlı kurutma fırınında
24
saat
süreyle
kurutulduktan
sonra
tartılmasıyla; toprak üstü kuru ağırlığı da toprak
üstü kısımlarının yıkandıktan sonra 70 oC
sıcaklığa ayarlı kurutma fırınında 24 saat
süreyle kurutulduktan sonra tartılmasıyla elde
edilmiştir (Önal 1991).
Araştırmalar,
tesadüf
parsellerinde
faktöriyel düzen deneme desenine göre, dört
tekerrürlü ve her tekerrürde 20 bitki olacak
şekilde
planlanmış
ve
ortalamaların
karşılaştırılmasında LSD testi kullanılmıştır.
Denemede istatistiksel analizler, SAS ve
MSTATC paket programlarında, korelasyon
testleri ise MINITAB programında yapılmıştır.
2. Bulgular
2.1.
Kök Sayısı, Kök Uzunluğu ve Kök
Hacmi
2006-2007
ve
2007-2008
deneme
sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik
yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu
sökülen bitkilerde kök sayısı, kök uzunluğu ve
kök hacmi değerleri Çizelge 2’de verilmiştir.
Frigo fidede belirlenen kök sayısı değerleri
rakamsal olarak tüplü fideden daha yüksek
bulunmuştur. Kök uzunluğu ve kök hacimleri
bakımından fide tipleri arasında önemli
farklılıklar belirlenmemiştir. Genel anlamda
incelenen kriterler bakımından istatistiksel
olarak fide tipleri arasında farklılıklar gözükse
de frigo fidede tüplü fideden daha yüksek
değerler belirlenmiştir.
Yetiştirme ortamlarının incelenen kriterler
üzerine etkisi de istatistiksel olarak önemli
bulunmuştur. Nitekim en yüksek kök sayıları,
kök uzunlukları ve kök hacmi değerleri K, T,
K+V ve T+V gibi ortamlarda belirlenirken, en
düşük değerler V ve P ortamlarında
kaydedilmiştir (Çizelge 2).
2.2.
Toprak altı yaş ve kuru ağırlığı, toprak
üstü yaş ve kuru ağırlığı
2006-2007
ve
2007-2008
deneme
sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik
yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu
sökülen bitkilerde toprak altı yaş ve kuru
ağırlığı ile toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı
değerleri Çizelge 3’de verilmiştir. Bu değerler
rakamsal olarak incelendiğinde en yüksek
değerler frigo fide tipinde belirlenmiştir.
Yetiştirme ortamlarının incelenen kriterler
üzerine etkileri de istatistiksel olarak önemli
bulunmuştur. Nitekim K, T, K+V ve T+V
ortamları, P ve V ortamlarına göre incelenen
tüm kriterler bakımından yüksek değerler
oluşturmuştur. Yıllara göre değişmekle birlikte,
toprak altı yaş ağırlığı 46.03 g bitki-1 ile 87.62 g
bitki-1; toprak altı kuru ağırlığı 21.34 g bitki-1
ile 43.52 g bitki-1; toprak üstü yaş ağırlığı 96.37
g bitki-1 ile 139.96 g bitki-1; toprak üstü kuru
ağırlığı 57.63 g bitki-1 ile 64.67 g bitki-1
arasında değişim göstermiştir (Çizelge 3).
55
Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler
Üzerine Etkileri
Çizelge 2. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının bitkilerde kök sayısı, kök uzunluğu ve kök hacmi üzerine etkileri
Kök Sayısı (adet bitki-1)
Kök Uzunluğu (cm)
Kök Hacmi (cm3)
Faktörler
2006-2007
2007-2008
2006-2007
2007-2008
2006-2007
2007-2008
Tüplü
60.19
59.57 b
14.48
16.05
128.81
125.71 b
Frigo
62.95
65.00 a
14.86
17.09
134.05
141.19 a
LSD %5
Ö.D
2.80
Ö.D
Ö.D
Ö.D
8.10
K
64.67 abc
67.33 ab
17.00 a
17.83
167.50 a
165.00 a
T
67.33 ab
68.67 a
15.33 bc
16.83
168.33 a
166.67 a
P
61.67 bc
62.16 bc
13.50 d
16.00
115.83 c
117.50 c
V
44.50 d
47.67 d
11.50 e
15.50
87.50 d
99.17 d
K+V
63.83 abc
64.00 abc
15.33 bc
17.17
138.33 b
135.83 b
T+V
67.50 a
66.83 ab
15.67 b
16.67
146.67 b
140.83 b
T+P
61.50 c
59.33 c
14.33 cd
16.00
95.83 d
109.17 cd
LSD %5
5.77
5.24
1.25
Ö.D
15.21
15.16
* FT x YO
ÖD
ÖD
ÖD
ÖD
ÖD
ÖD
* FT x YO: Fide tipi x Yetiştirme Ortamı
3.3. Gövde Çapı, Kardeşlenme Sayısı, Yaprak
Sayısı
2006-2007
ve
2007-2008
deneme
sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik
yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu
sökülen bitkilerde gövde çapı, kardeşlenme
sayısı ve yaprak sayısı değerleri Çizelge 4’de
verilmiştir. Fide tiplerinin incelenen kriterler
üzerine etkilerine bakıldığında, frigo fidede
elde edilen değerler, tüplü fideden daha yüksek
olarak belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları
bakımından en yüksek değerler K, T+V ve
K+V ortamlarında belirlenirken, en düşük
değerler V ve P ortamlarında saptanmıştır.
3.4. Kök Sayısı, Kök Uzunluğu, Kök
Hacmi, Toprak Altı Yaş ve Kuru Ağırlığı,
Toprak Üstü Yaş ve Kuru Ağırlığı, Gövde
Çapı, Kardeşlenme Sayısı, Yaprak Sayısı
Arasındaki Korelasyonlar
Vegetasyon sonunda sökülen bitkilerde
elde edilen değerler arasındaki korelasyonlar
Çizelge 5’de verilmiştir. Çizelgeden de
görüldüğü gibi, 2006-2007 deneme yılında, kök
sayısı ile kök uzunluğu; kök sayısı ile kök
hacmi; kök uzunluğu ile kök hacmi; gövde çapı
ile kardeşlenme sayısı; kardeşlenme sayısı ile
yaprak sayısı; toprak altı yaş ağırlığı ile kök
sayısı bakımından pozitif yönde ve önemli bir
korelasyon bulunmuştur. Aynı deneme yılında,
gövde çapı ile yaprak sayısı, toprak üstü yaş
ağırlığı ile yaprak sayısı, toprak üstü kuru
ağırlığı ile yaprak sayısı ve toprak altı kuru
ağırlığı kök sayısı bakımından da korelasyon
önemli bulunmamıştır. 2007-2008 deneme
yılında da benzer sonuçlar elde edilmiş, birinci
deneme yılından farklı olarak sadece gövde
56
çapı ile kardeşlenme sayısı arasındaki
korelasyonun önemli olmadığı belirlenmiştir.
4. Tartışma
Vegetasyon sonunda sökülen bitkiler
üzerinde
yapılan
analizlere
yönelik
araştırmalarda, araştırıcılara göre farklı sonuçlar
elde edilmiştir. Bu konuda bazı araştırıcılar
topraksız kültürle çilek yetiştiriciliğinin verim
yanında, bitki başına düşen yaprak sayısı, bitki
kuru ve yaş ağırlığı değerlerini de artırdığını
belirtmişlerdir (Paraskevopoulou ve Paroussis,
1995). Benzer konuda çalışan Bolat ve ark.
(1992), değişik ortamlarla yaptıkları çilek
yetiştiriciliğinde (torf, perlit, volkanik tüf,
çiftlik gübresi ve karışımları) en fazla kök
sayısının 36.00 adet ile torf ortamından; en
fazla kök uzunluğunun 22.75 cm ile perlit
+çiftlik gübresi ortamlarından; en fazla taze
ağırlık artışının ise torf+volkanik tüf
ortamından elde edildiğini vurgulamışlardır.
Vasilakakis ve ark. (2008)’nın kolon kültürüyle
çilek yetiştiriciliği üzerine yaptıkları çalışmada;
meyvelerin 67.4 g taze ağırlık ile 19.5 g kuru
ağırlık oranlarında olduğunu belirlemişlerdir.
Yalçın (1994), çileklerin su kültürüyle
yetiştiriciliğinde bitki yaş ağırlığının 93.58 g ile
87.67 g arasında değiştiğini belirtmiştir. Fırtına
(1997), torf, perlit ve dere kumu kullandığı
çalışmada, kök uzunluğu değerlerinin 8.70 cm
ile 12.68 cm arasında; kök sayısının 13 adet ile
34 adet arasında; yaş kök ağırlığının 32.87 g ile
74.67 g arasında ve kök kuru ağırlığının 11.80 g
ile 30.57 g arasında gerçekleştiğini tespit
etmiştir.
Bizim çalışmamızda ise yaprak sayısı
değerlerinin ortamlara ve yıllara göre
N.ADAK, M.PEKMEZCİ
Çizelge 3. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının bitkilerde toprakaltı yaş ve kuru ağırlığı ile toprak üstü yaş ve
kuru ağırlığı üzerine etkileri
Faktörler
Toprak altı yas
ağırlığı (g bitki-1)
200620072007
2008
Toprak altı kuru
ağırlığı (g bitki-1)
200620072007
2008
Toprak üstü yaş
ağırlığı (g bitki-1)
200620072007
2008
Toprak üstü kuru
ağırlığı (g bitki-1)
200620072007
2008
Tüplü
Frigo
68.28
70.65
69.03
72.45
32.94 b
39.95 a
34.70 b
39.31 a
109.39 b
122.33 a
110.11
109.77
60.86
61.35
61.27
63.05
LSD %5
Ö.D
Ö.D
3.98
4.05
9.22
Ö.D
Ö.D
Ö.D
K
T
P
V
K+V
T+V
T+P
87.62 a
79.44 ab
73.58 b
46.03 d
71.55 b
71.95 b
56.05 c
83.47 a
79.63 ab
70.54 b
54.87 c
74.13 ab
72.73 b
59.79 c
32.69 bc
32.53 c
43.31 a
21.34 d
43.52 a
40.06 ab
41.70 a
36.23 a
35.95 a
41.06 a
25.71 b
38.22 a
42.10 a
39.77 a
111.25 bc
110.06 bc
111.17 bc
98.16 c
127.16 ab
139.96 a
113.28 bc
112.47 ab
112.10 ab
115.77 a
96.37 c
114.32 ab
119.06 a
99.49 bc
58.11 bc
60.62 abc
61.79 ab
57.63 c
63.22 a
64.67 a
61.70 abc
61.10
62.52
63.18
59.04
63.66
64.12
61.48
LSD %5
FT x YO
9.15
ÖD
10.00
ÖD
7.46
ÖD
7.58
ÖD
17.26
ÖD
15.70
ÖD
4.14
Ö.D
ÖD
* ( p<0.042)
*%5 düzeyinde önemli.
Çizelge 4. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı üzerine etkileri
Gövde Çapı (mm)
Kardeşlenme Sayısı
Yaprak Sayısı
(adet bitki-1)
(adet bitki-1)
Faktörler
2006-2007
2007-2008
2006-2007
2007-2008
2006-2007
2007-2008
Tüplü
55.75
55.28 b
8.67 b
8.48 b
39.86 b
39.62 b
Frigo
57.32
59.18 a
9.29 a
9.48 a
41.86 a
42.19 a
LSD %5
Ö.D
2.40
0.49
0.45
1.28
1.29
K
61.43 a
60.74 ab
11.33 a
11.33 a
43.50 a
44.33 ab
T
53.88 b
55.29 cd
9.50 b
9.50 b
44.00 a
44.50 a
P
53.39 b
55.94 cd
7.17 d
7.17 d
36.83 c
36.17 c
V
51.23 b
52.31 d
5.33 e
5.66 e
34.50 c
33.00 d
K+V
62.50 a
64.45 a
9.83 b
9.83 b
42.83 a
43.83 ab
T+V
61.77 a
59.70 bc
11.33 a
10.83 a
44.00 a
42.50 ab
T+P
51.56 b
52.16 d
8.33 c
8.50 c
40.33 b
42.00 b
LSD %5
4.53
4.49
0.93
0.84
2.39
2.43
FT x YO
ÖD
ÖD
ÖD
*( p<0.0422)
ÖD
ÖD
*%5 düzeyinde önemli.
Çizelge 5. Vegetasyon sonu sökülen bitkilerde elde edilen değerler arasındaki korelasyonlar
Korelasyon Katsayısı (r)
Önemlilik (P)
Parametre
2006-2007
2007-2008
2006-2007
Kök Sayısı – Kök Uzunluğu
0.863
0.779
0.012
Kök Sayısı-Kök Hacmi
0.764
0.861
0.046
Kök Uzunluğu-Kök Hacmi
0.859
0.872
0.013
Gövde Çapı-Kardeşlenme Sayısı
0.826
0.704
0.022
Gövde Çapı-Yaprak Sayısı
0.698
0.562
Ö.D
Kardeşlenme Sayısı-Yaprak Sayısı
0.947
0.909
0.001
Toprak Üstü Yaş Ağırlığı –Yaprak Sayısı
0.644
0.483
Ö.D
Toprak Üstü Kuru Ağırlığı –Yaprak Sayısı
0.426
0.510
Ö.D
Toprak Altı Yaş Ağırlığı –Kök Sayısı
0.802
0.904
0.030
Toprak Altı Kuru Ağırlığı –Kök Sayısı
0.679
0.720
Ö.D
değişmekle birlikte 33.00 ile 44.50 adet;
kardeşlenme sayısı değerlerinin 5.33 adet ile
11.33 adet; gövde çapı değerlerinin 51.23 mm
ile 64.45 mm; toprak üstü yaş ağırlık
değerlerinin 96.37 g bitki-1 ile 119.06 g bitki-1;
toprak altı yaş ağırlık değerlerinin 46.03 g bitki1
ile 87.62 g bitki-1; toprak üstü kuru ağırlık
2007-2008
0.039
0.013
0.010
Ö.D
Ö.D
0.005
Ö.D
Ö.D
0.005
Ö.D
değerinin 57.63 ile 64.67 g bitki-1; toprak altı
kuru ağırlık değerinin 21.34 g bitki-1 ile 43.31 g
bitki-1; kök sayısı değerlerinin 44.50 adet ile
68.67 adet; kök uzunluğu değerlerinin 11.50 cm
ile 17.83 cm; kök hacmi değerlerinin ise 87.50
cm3 ile 168.33 cm3 arasında değiştiği
belirlenmiştir. Dolayısıyla bu değerler yukarıda
57
Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler
Üzerine Etkileri
bahsedilen bazı çalışma sonuçları ile uyum
içerisinde bulunurken, diğer çalışmalarla
farklılıklar da göstermiştir. Bu farklılıkların
özellikle yetiştirme sistemi ile bitki besleme
uygulamaları farklılığından kaynaklandığı
söylenebilmektedir.
4. Sonuç
Türkiye’de Akdeniz Bölgesi ekolojik
koşullarında cam serada yapılan topraksız
kültürle
çilek
yetiştirme
olanaklarının
araştırıldığı bu çalışmada, 2006-2007 ve 20072008 deneme sezonlarında şu sonuçlar
alınmıştır.
Araştırmamızda, vegetasyon sonu sökülen
bitkilerde belirlenen kök sayısı, kök uzunluğu,
kök hacmi, toprak altı yaş ve kuru ağırlığı,
toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı, gövde çapı,
kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı değerleri
frigo fidede, tüplü fidelerden daha yüksek
belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları bakımından
ise K ve K+V ortamları incelenen kriterler
bakımından diğer ortamlardan daha yüksek
değerler oluşturmuştur. Nitekim çalışmamızda
ele alınan bu kriterlerin bitki büyüme ve
gelişmesini önemli ölçüde etkilediği görülmüş
ve bu sonuçlar diğer bazı araştırma
sonuçlarımızla da desteklenerek, Akdeniz
ekolojik koşullarında örtü altında topraksız
kültürle çilek yetiştirme olanakları ortaya
konmuştur. Dolayısıyla fide tipi bakımından
frigo fidenin; yetiştirme ortamı bakımından ise
K ve K+V ortamlarının örtü altında bitki
büyüme ve gelişmeyi artırdığı belirlenmiştir.
Kaynaklar
Adak N. ve Pekmezci M. 2011. Topraksız Kültürle Çilek
Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme
Ortamlarının Erkencilik ve Verim Üzerine Etkileri.
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 24
(2):67-74.
Adak N.ve Pekmezci M. 2012. Topraksız Çilek
Yetiştiriciliğinde Fide Tipi ve Yetiştirme Ortamının
Meyve Kalitesi Üzerine Etkileri. Ege Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Dergisi, Basımda.
Barkham, J.P., 1993. For Peat´s Sake: Conservation Or
Exploitation? Biodiv. Conserv. 2, 556–566.
Bolat İ., Güleryüz, M. ve Pırlak L. 1992. Aliso Çilek
Çeşidinde Bazı Yetiştirme Ortamlarının Bitki
Gelişimi Üzerine Etkileri. Bahçe, 21 (1–2): 55–60.
Cantliffe, D.J., Castellanos J.Z. and Paranjpe A.V. 2008.
Yield and Quality of Greenhouse Grown Strawberries
As Affected by Nitrogen Level in Coco Coir and Pine
Bark Media. Proc.Fla.State Hort Soc. 120:157-161.
58
Durner, E.F, Poling, E.B., and Maas, J.L. 2002. Recent
advances in strawberry plug transplant technology.
HortTechnology, v.12, p.545‑550.
FAO
2010.
Statistical
database.
http://faostat.fao.org/site/567/DesktopDefault.aspx?Pa
geID=567#ancor. Accessed 09 February 2012
Frolking, S., Roulet, N.T., Moore, T.R., Richard, P.J.H.,
Lavoie, M., Muller, S.D. 2001. Modeling Northern
Peatland Decomposition and Peat Accumulation.
Ecosystems 4, 479–498.
Fırtına, M. 1997. Çilek Fidesi Üretiminde Alternatif Bir
Yöntem. Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü Bahçe Bitkileri Anabilim
Dalı, Bursa, 41 ss.
García Gómez, A., Bernal, M.P.and Roig, A., 2002.
Growth of Ornamental Plants in Two Composts
Prepared From Agroindustrial Wastes. Bioresour.
Technol. 83, 81–87.
Hochmuth, G., Cantliffe, D., Chandler, C., Stanley, C.,
Bish, E., Waldo, E., Legard, D.and Duval, J. 2006.
Fruiting Responses and Economics of Containerized
and Bare Root Strawberry Transplants Established
with Different Irrigation Methods. HortTechnology,
v.16, p.205‑210.
Lieten, P. 2008. Substrates as an Alternative to MeBr for
Strawberry Fruit Production in Northern Europa.
Http://www.europa.eu.int/comm/environment/ozone/c
onference/lisboa/strawberry/9.pdf
Montesano F., Parente A and Santamaria P. 2010. Closed
Cycle Subirrigation with Low Concentration Nutrient
Solution can be Used For Soilless Tomato Production
in Saline Conditions. Scientia Horticulturae 124
(2010) 338–344.
Ozeker, E., Eltez, R.Z., Tüzel, Y., Gül A., Onal K. and
Tanrısever, A. 1999. Investigations on The Effect of
Different Growing Media on the Yield and Quality of
Strawberries Grown in Vertical Bags. Acta
Horticulture, 491, 409-412.
Önal K., 1991. Meristem Kültürü Yöntemi ile Üretmenin
Bazı Çilek Çeşitlerinin Vegatatif ve Generatif
Özelliklerine Etkileri Üzerinde Araştırmalar. Doktora
Tezi. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bahçe
Bitkileri Anabilim Dalı. İzmir, 151 ss.
Paranjpe, A.V., Cantliffe, D.J., Lamb, E.M., Stoffella, P.J.
and Powell, C.A. 2003. Winter Strawberry Production
in Greenhouses Using Soilless Substrates: An
Alternative To Methyl Bromide Soil Fumigation.
Proc. Fla. State Hort. Soc. 116:98–105.
Paranjpe A.V, Cantliffe D.J., Stoffella P.J. Lamb E. M.
and Powell C.A. 2008. Relation of Plant Denity to
Fruit Yield of ‘Sweet Charlie’ Strawberry Grown in a
Pine Bark Soilless Medium in A High-Roof Passively
Ventilated Greenhouse. Scientia Horticulturae 115:
117-123.
Paraskevopoulou-Paroussi, G. and Paroussis, E. 1995.
Precocity, Plant Productivity and Fruit Quality of
Strawberry Plants Grown in Soil and Soilless Culture.
Acta Horticulturae, 408, 310-315.
Radajewska, B.and Aumiller, A., 1997. Influence of
Cultivation System on The Yield of Strawberries in
an Unheated Glasshouse. Acta Horticulture, 439, 481482.
N.ADAK, M.PEKMEZCİ
Robertson, R.A. 1993. Peat, Horticulture and
Environment. Biodiv. Conserv. 2, 541–547.
Takeda, F. 1999. Out-of-season Greenhouse Strawberry
Production in Soilless Substrate. Adv. Strawberry
Res. 18:4-15.
Takeda, F.and Hokanson S.C. 2003. Strawberry Fruit and
Plug Plant Production in the Greenhouse. Acta
Horticulturae, v.626, p.283‑285.
Tropea, 1990. The Control of Strawberry Plants Nutrition
in the Sack Culture. Isosc prooceding, 477-484.
Vasilakakis, M., Alexandridis A., Fadl S.E and
Anagnostou K. 2008. Effect of Substrate (New or
Used Perlite), Plant Orientation on The Coloumn and
Irrigation Frequency on Strawberry Plant Productivity
and
Fruit
Quality.
ressources.ciheam.org/om/pdf/c31/CI020857.pdf
Yalçın, T., 1994. Su Kültürü ve Tarla Şartlarında
Yetiştirilen Çilek Bitkilerinden Yavru Fide Üretimi
İmkanları Üzerinde Bir Araştırma. Atatürk
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bahçe Bitkileri
Anabilim Dalı, Erzurum, Doktora tezi, 120 ss.
59
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 227-235
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası
Hakkındaki Görüşleri
Bilge GÖZENER
Murat SAYILI
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, Tokat
Özet: Bu çalışmanın amacı, Tokat ili Merkez ilçede toptancı halindeki komisyoncuların Yeni Hal Yasası
(11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı) hakkındaki görüşlerini tespit etmek ve mevcut problemlerin çözümü
konusunda öneriler ortaya koymaktır. Çalışmada, Tokat-Merkez ilçede faaliyet gösteren 46 komisyoncunun
tamamıyla 2010 yılının Mart-Nisan aylarında anketler yapılmıştır. Anketlerle elde edilen veriler kullanılarak
ulaşılan tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde;
komisyoncuların önemli bir çoğunluğunun Yeni Hal Yasası’ndan haberdar olmadıkları belirlenmiştir.
Çalışmada çok değişkenli analiz tekniklerinden olan faktör analizi kullanılmıştır. Komisyoncuların Yeni Hal
Yasası’ndaki maddeler hakkındaki düşüncelerini ifade eden 19 değişkenle başlanılan analiz 15 değişkenin 4
faktörde toplanması ile sonuçlanmıştır.
Anahtar kelimeler: Yeni Hal Yasası, Toptancı Hali, Faktör Analizi, Tokat İli Merkez İlçe
The Opinions of Brokers in Wholesaler Market Regarding New Market Law
in the Central District of Tokat Province
Abstract: The purpose of this study is to determine the opinions of brokers in wholesaler market regarding
New Market Law (no: 5957, dated 11/3/2010) in the central district of Tokat province and ascertain the
solution of existing problems. The surveys were conducted with all 46 brokers operating in the market of the
central district of Tokat province in March-April of 2010. The data obtained from the survey was constructed
by calculating descriptive analysis. The results indicated that majority of brokers do not know about the New
Market Law. Factor analysis, one of the multivariate analyses techniques, was implemented in the study. The
analysis of brokers' opinions regarding new market law started with 19 variables and summarized in 15
variables within 4 factors groups.
Key words: New Market Law, the Wholesale Market, Factor Analysis, Central District of Tokat Province
1. Giriş
Türkiye, coğrafi konumundan dolayı tropik
bitkiler dışında Çin, Hindistan, ABD ve
Brezilya’dan sonra hemen hemen tüm meyve
ve sebze türlerinin yetiştirilebildiği nadir
bölgelerden biridir (Vural, 2006; Kankaya,
2008). Türkiye’de yaklaşık olarak 43 milyon
ton yaş sebze ve meyve üretilmektedir
(Anonim, 2011a). Üretilen ürünlerin, pazara
olan uzaklığından dolayı ürünler farklı
şekillerde tüketiciye ulaştırılmakta, dolayısıyla
nakliye masrafları yüksek olabilmektedir.
Kooperatif, komisyoncu, tüccar, toptancı,
dağıtıcı, perakendeci, simsar vb. şekilde
adlandırılan bu aracılar pazarlama kanallarını
oluşturmaktadır (Güneş, 1990). Üretici
tarafından ürünlerin pazara arzı; toptancı haline,
tüccara ve komisyonculara satış olmak üzere
genellikle 3 şekilde olmaktadır (Yılmaz, 2008).
Birçok
ülkede
süpermarketler
ve
hipermarketlerin üreticiden ürünü doğrudan
almaları sonucunda, yaş sebze ve meyve
pazarlamasında önemli görevler üstlenmiş olan
toptancı hallerinin yeri sorgulanır hale gelmiştir
(Shepherd, 2004). Bu nedenle, işlem görecek
ürünlerin kalite ve arzındaki süreklilik sebze ve
meyve toptan pazarlarının dağıtım sistemi
içindeki ağırlığını artırması ve koruması için
gereklidir (Karayannakis, 1992).
Türkiye’de toplam 203 adet toptancı hali
bulunmakta (Anonim, 2011b) olup, yaş sebze
ve meyvenin toptancı hallerde işlem görme
oranı yaş meyvede yaklaşık %22 ve sebzede ise
%30 düzeyindedir (Albayrak, 2008). 2009
yılında toptancı hallerde işlem gören ürün
miktarı 10 milyon ton olup, bu oran üretimin
%30’una karşılık gelmekte ve %70’i de kayıt
dışı olarak satılmaktadır (Canik ve Alparslan,
2010).
Belediyeler ve/veya gerçek ve tüzel kişiler
tarafından kurulan toptancı hallerinin yönetim
ve işleyişi, Bilim, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’nın “Toptancı Hallerinin Yönetim ve
İşleyişi
Hakkında
Yönetmelik”
ile
düzenlenmiştir. Yönetmeliğin amacı; yaş sebze
ve meyve ticaretinin kalite, standart ve sağlık
227
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri
kurallarına uygun olarak ve serbest rekabet
sistemi içinde yapılmasını sağlamak üzere,
toptancı hallerinin yönetim ve işleyişinin
belirlenmesidir (Özsu, 2005).
Türkiye’de yaş sebze ve meyve
pazarlaması farklı yasa ve yönetmeliklerle
düzenlenmektedir. 12 Eylül 1960 tarih ve 80
sayılı “Toptancı Halleri Sureti İdaresi
Hakkında Kanun”daki; ürünlerin kalitesi,
standardizasyonu, depo ve koruma koşulları,
fiyat belirlemesi gibi birçok konudaki
eksiklikler 27 Haziran 1995 tarihli 22326 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren
“Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi
ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname” ile tamamlanmaya
çalışılmıştır. “Haller Yasası” olarak da bilinen
14 Haziran 1998 tarih ve 23372 sayılı Resmi
Gazete’yle yürürlüğe giren 4367 sayılı kanun
ise aslında 552 sayılı Kanun Hükmündeki
Kararname’nin biraz genişletilmiş halidir. Bu
kanunda amaç, yaş sebze ve meyve alanındaki
vergi kaçakçılığını önlemektir (Yılmaz, 2008).
Bu kanundan sonra 23 Mayıs 2007 tarihli
26530 sayılı Resmi Gazete’yle yürürlüğe giren
5652 sayılı kanunda ise, toptancı halleri
kuruluşu, belediye ve işletme payları, toptancı
hallerinde yer alan dükkânların kiralama, satış
ve tahsis koşullarının şartları değiştirilmiş ve
daha geniş bir biçimde açıklanmaya
çalışılmıştır (Anonim, 2007). En son çıkartılan
yasa ise, sebze ve meyve ticaretini
düzenlemekteki yetersizliği, sebze ve meyve
ticaret hacminin büyüklüğü, AB mevzuatına
uyumun sağlanması ve toptancı halleri ile pazar
yerlerinin yeniden yapılandırılması gerekliliği
sonucu olarak 26 Mart 2010 tarihli ve 27533
sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
giren “Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve
Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların
Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun”
çıkartılmıştır (Civelek, 2011).
Türkiye’de
ürünlerin
üretim
ve
pazarlaması, pazarlama kanalları, sorunlar ve
çözüm önerileri gibi konularda birçok araştırma
yapılmıştır. Bununla birlikte, özellikle toptancı
halleri ve Yeni Hal Yasası ile ilgili birçok
çalışma ve uygulamalı projeler yürütülmesine
karşın, araştırma sayısı çok sınırlıdır. Araştırma
bölgesi olarak seçilen Tokat ilinde ise buna
yönelik araştırma sayısı çok azdır. İlde özellikle
228
yaş sebze ve meyve pazarlamasında çok önemli
olan komisyoncuların Yeni Hal Yasası
hakkında bilgi düzeylerinin, beklentilerinin ve
buna ilişkin sorunların belirlenmesi ve çözüm
önerilerinin ortaya konulması gerekmektedir.
Tokat ili farklı ekolojik ve topoğrafik
yapısının yanı sıra, üretim alet ve makinelerinin
kullanımı ve diğer tüm tarımsal girdilerin
kullanımıyla
pazara
yönelik
üretim
yapmaktadır. İlde toplam 381 bin ha tarım alanı
bulunmakta olup, bu alanın %8.8’i meyve ve
%5.7’si ise sebze için kullanılmaktadır
(Anonim, 2011b).
Bu araştırmada, ilk olarak Tokat sebze ve
meyve toptancı halinin mevcut yapısı
incelenmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında
ise Tokat sebze ve meyve toptancı halinde
bulunan komisyoncuların Yeni Hal Yasası
hakkındaki görüşleri alınarak bu konudaki
sorunlara değinilmeye çalışılmıştır.
2. Materyal ve Yöntem
Bu çalışmanın ana materyalini, TokatMerkez ilçede sebze ve meyve hal esnafı ile
yapılan görüşmeler sonucu elde edilen birincil
veriler oluşturmuştur. Ayrıca, Yeni Hal Yasası
incelenmiş ve konu ile ilgili daha önce yapılmış
olan çalışmalardan da faydalanılmıştır.
Öncelikle Tokat-Merkez ilçede faaliyet
gösteren 46 adet komisyoncular ile Tam Sayım
Yöntemi kullanılarak 2010 yılının Mart-Nisan
aylarında anketler yapılmıştır.
Anketlerle elde edilen veriler kullanılarak
ulaşılan tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak
değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Araştırmada,
toptancı
halindeki
komisyoncuların Yeni Hal Yasası’nda yer alan
maddeler hakkındaki düşünceleri faktör
analizine tabi tutulmuştur. Çok değişkenli
analiz tekniklerinden olan, veri azaltma tekniği
olarak da tanımlanan faktör analizi, verilerin
özet
biçimde
sunumunu
sağlamaktadır
(Kurtuluş, 1998; Ness, 2002).
Faktör analizi metodu; belirli sayıdaki
bağımlı değişkenlerin değişiminin daha az
sayıdaki bağımsız değişkenler (veya faktörler)
yardımıyla açıklanmasıdır (Yurdakul, 1974).
Genel faktör modelinin birçok şekilleri vardır.
En yaygınları "common factor analysis" ve
"component factor analysis"'dir.
B.GÖZENER, M.SAYILI
Faktör modelinin seçimi araştırmanın
amacına
bağlıdır.
Faktör
analizinin
matematiksel modeli, standardize edilmiş i
değişkeni için şu şekildedir:
X = Ai1 F1 + Ai2 F2 +……………..+ Aik Fk + U
Eşitlikte;
- F1, 2, …..k = Genel faktörler,
- U = Unique faktör,
- Ai1, i2,…..ik = k adet faktörü birleştiren
sabitlerdir.
Unique faktörlerin birbirleriyle ve genel
faktörlerle korelâsyonlarının olmadığı kabul
edilmektedir (Gül, 1995). Faktörler gözlenen
değişkenlerden çıkartılmaktadırlar ve onların
doğrusal bileşenleri olarak tahmin edilebilirler.
J’inci faktör olan Fj'nin genel tahmin
eşitliği aşağıdaki gibidir:
Fj = ΣWjiXi = WjiX1 + Wj2X2 + ......+ WjpX p
Eşitlikte;
Wi = Skor sayılarını,
Xi = Standardize edilmiş değişkeni,
P = Değişken sayısını göstermektedir.
3. Araştırma Bulguları ve Tartışma
Tokat sebze ve meyve toptancı halinde
faaliyette bulunan komisyoncuların yaşları 21
ile 74 yıl arasında değişmekte olup, ortalama 45
yıl olarak hesaplanmıştır. Daha önce yapılmış
olan çalışmalarda ise komisyoncuların ortalama
yaşları; Antalya ilinde 40.0 yıl (Yılmaz, 2008),
Antalya, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde 41.0
yıl (Çetin, 2009) ve Tokat ilinde 47.9 yıl
(Gündüz ve ark., 2005) olarak tespit edilmiştir.
Komisyoncuların sebze ve meyve işi ile
uğraşma süreleri ortalama 25.07 yıl iken, halde
faaliyette bulundukları süre 19.04 yıl olarak
bulunmuştur.
Komisyoncuların
eğitim
durumları
incelendiğinde; %36.96’sının lise, %23.91’inin
ilkokul, %17.39’unun ortaokul, %15.22’sinin
önlisans, %2.17’sinin lisans mezunu ve
%4.35’inin de sadece okur-yazar olduğu tespit
edilmiştir. Türkiye’nin değişik illerinde yaş
sebze ve meyve ticareti alanında yapılmış olan
bazı
araştırmalar
incelendiğinde,
komisyoncuların eğitim düzeyi en yüksek
olarak; Yılmaz (2008) tarafından %53.8 ile
ortaöğretim, Çetin (2009) tarafından %53 ile
lise, Gündüz ve ark. (2005) tarafından ise %40
lise olarak tespit edilmiştir.
Komisyoncuların %23.91’inin yanlarında
pazarlama konusunda eğitim almış eleman
çalıştırdıkları saptanmıştır. Komisyoncular
tarafından çalıştırılan eleman sayısı ortalama
2.59 kişi olup, bu elemanlardan ortalama 1.54
kişisinin eğitimli olduğu tespit edilmiştir. Tokat
ilinde yapılmış olan başka bir çalışmada, halde
çalıştırılan ortalama eleman sayısının 2.7 kişi
olduğu tespit edilmiştir (Gündüz ve ark., 2005).
Tokat-Merkez ilçedeki toptancı haline
birden fazla yerden ürün gelmektedir. Nitekim
ildeki toptancı haline; %82.61 ile Merkez ilçe
ve/veya Merkez ilçeye bağlı köylerden, %15.22
ile ilin diğer ilçelerinden, %43.48 ile komşu
illerden ve %58.70 ile de diğer illerden ürün
geldiği ifade edilmiştir.
Komisyoncuların satın aldıkları ürünleri;
%67.39 ile üreticiden, %43.38 ile tüccardan,
%36.96 ile tarladan ve %26.09 ile ise
komisyoncudan temin ettikleri tespit edilmiştir.
Türkiye’nin değişik illerinde yaş sebze ve
meyve ticareti yapan komisyoncuların; Trabzon
ilinde %50’sinin üreticilerden, %30’unun
komisyonculardan ve %20’sinin ise aracılardan
(Bayuk, 2000); Tokat ilinde %35’inin
üreticiden, %45’inin komisyoncudan ve
%20’sinin ise her ikisinden (Gündüz ve ark.,
2005); Antalya ilinde %84.6’sının üreticilerden
ve %15.4’ünün ise komisyoncu, tüccar ve
bahçeden (Yılmaz, 2008); Antalya, İstanbul,
İzmir, Bursa ve Antalya illerinde %52’sinin
tüccardan, %44’ünün üreticiden ve %4’ünün ise
bahçeden (Çetin, 2009) ürün temin ettikleri
tespit edilmiştir.
Komisyoncuların %56.52’sinin üreticiye
daha ürünü satın almadan önce (üretim dönemi
içerisinde) avans verdiği belirlenmiştir. Avans
verilme sebeplerinin; %61.54 ile üreticinin
ihtiyacını karşılamak, %23.08 ile kaliteli ürün
temin etmek ve %15.38 ile ise ürünün teminin
garanti altına almak olduğu saptanmıştır.
Üreticiye avans vermede %88.46 gibi yüksek
bir oranda şart aranmadığı ve bunun nedeni
olarak ise %82.61 ile üreciye güvenme ve
%17.39 ile avans miktarının az olması ifade
edilmiştir.
Üreticiye
avans
verenlerin
%84.62’sinin herhangi bir işlem uygulamadığı,
buna karşın geriye kalan %15.38’inin ise senet
(%75.00) ve tahsilât makbuzu (%25.00)
aldıkları belirlenmiştir.
229
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri
Komisyoncuların
%47.83’ünün
ürün
bedellerini ödemede anlaşma yaptıkları tespit
edilmiştir.
Komisyoncuların
üreticilerden
satın
aldıkları ürünlerin bedellerini farklı şekillerde
ödedikleri tespit edilmiştir. Ürün bedellerinin
ödenme şeklinin; %32.61 ile peşin, %17.39 ile
vadeli ve %50.00 ile ise karışık (peşin+vadeli)
olduğu ifade edilmiştir. Komisyoncuların ürün
bedellerini üreticilere ödeme şekilleri; Yılmaz
(2008) tarafından yapılan araştırmada %23.1’i
peşin, %57.7’si vadeli ve %19.2’si karışık;
Gündüz ve ark. (2005) tarafından yapılan
araştırmada ise %60’ı peşin, %25’i vadeli ve
%15’i ise karışık olarak tespit edilmiştir.
Komisyoncular, üreticilerin ürün satışında
toptancı halini tercih etme nedenlerini; ürün
satış fiyatının yüksek olması (%13.04), satılan
ürün miktar ve çeşidin fazla olması (%45.65),
çok fazla seçenek olmaması (%13.04) ile ürün
satışının ve ürün bedelinin alınmasının garanti
olması (%28.26) olarak ifade etmişlerdir.
Tokat sebze ve meyve halindeki
komisyoncuların %43.48’inin Yeni Hal
Yasası’ndan hiç haberi olmadığı, %50.00’sinin
sadece duydukları (kısmen haberdar oldukları)
ve %6.52’sinin ise Yasa hakkında tam bir
bilgiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
Komisyoncuların %58.70’ini Yeni Hal
Yasası’ndaki komisyon oranını bildiği tespit
edilmiştir. Bununla birlikte, komisyoncuların
tamamı yaş sebze ve meyve ticaretini
düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan Yeni
Hal Yasası hakkında belediye tarafından bilgi
verilmediğini belirtmiştir.
Komisyoncuların %58.70’i halin belediye
ve %41.30’u ise özel sektör tarafından
yönetilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Komisyoncuların
%52.17’si
toptancı
halinin az denetlendiğini, %41.30 ise
denetlemenin olmadığını ve bu durumdan
şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Halin
yeterli düzeyde denetlendiğini ifade eden
komisyoncuların oranı ise %6.52 gibi çok
düşük düzeydedir.
Halde faaliyet gösteren komisyoncular
tarafından her yıl belediyeye ödendiği beyan
edilen rüsum miktarları satış hacimlerinin farklı
olmasından dolayı çok farklılık arz etmektedir.
Komisyoncuların %71.74’ü 2000-3000 TL
arası, %8.70’i 3000-4000 TL arası, %4.35’i
230
4000-5000 TL arası, %6.52’si 4000-5000 TL
arası ve %8.70’i ise 5001 TL ve üzeri rüsum
ödediklerini beyan etmişlerdir.
Komisyoncuların
%10.87’si
Yasa
dâhilinde rüsum miktarında hiçbir değişme
olmayacağını belirtirken, %36.96’sı %20,
%28.26’sı %50 ve %23.91’i ise %100
artacağını ifade etmiştir.
Komisyoncuların %4.35’i üreticilerden
alınan komisyon miktarının eşit olmadığını
ifade etmiştir.
Üreticilerden alınan ürün bedellerinin
farklı sürelerde ödendiği belirlenmiştir.
Nitekim, komisyoncuların; %23.91’inin 1-5
gün arasında, %10.87’sinin 6-7 gün arasında,
%21.74’ünün 8-10 gün arasında, %30.44’ünü
11-15 gün arasında ve %13.04’ünün ise 15
günden fazla sürede satın aldıkları ürünlerin
bedellerini üreticilere ödedikleri saptanmıştır.
Komisyoncuların ürün satışında alıcılarla
çalışma durumları incelediğinde; büyük
çoğunluğunun
(%80.43)
peşin+vadeli
çalıştıkları saptanmış iken, peşin (%8.70) ve
vadeli satış (%10.87) şekillerinin çok fazla
olmadığı tespit edilmiştir. Vadeli ürün satışı
karşılığında senet (%36.00) ve çek (%18.00)
alındığı veya kefil (%6.00) arandığı, ancak
bunun yanında karşılıklı güvenin (%40.00) de
çok önemli olduğu belirlenmiştir.
Komisyonculara göre, vadeli ürün
satışında vade veya ürün bedelinin tahsil süresi;
%6.52 ile 7 günden daha az, %8.70 ile 7-15 gün
arası, %28.26 ile 15-30 gün arası, %36.96 ile
30-45 gün arası ve %19.57 ile 45 günden daha
fazladır.
Komisyonculardan %28.26’sı Yeni Hal
Yasası’nın ürün satışı veya pazarlamasını
%34.60 oranında etkileyeceğini belirtmiştir.
İldeki büyük marketler, reyonlarında satışa
sundukları yaş meyve ve sebzeyi hal ile birlikte
özellikle yaz aylarında üreticilerden ve/veya
komisyoncu/toptancılardan
temin
edebilmektedir. Komisyoncuların bir kısmına
göre, böyle bir durum; kayıt dışılığı ortaya
çıkaracak,
haksız
rekabet
oluşturacak,
belediyeleri ekonomik kayba uğratacak, hal ile
doğrudan veya dolaylı ilişki içerisinde
bulunanları dolayısıyla istihdamı olumsuz
etkileyecek iken, bir kısmına göre ise ürün
fiyatlarında ve piyasanın işleyişinde herhangi
bir değişiklik olmayacaktır.
B.GÖZENER, M.SAYILI
Yeni Hal Yasası’nda komisyon oranı
maksimum %8 olarak belirtilmektedir. Bu
duruma
komisyoncular
farklı
tepki
göstermektedirler. Bazıları bu durumun önemli
olmadığını veya hiçbir şeyin değişmeyeceğini,
kayıt dışılığın önlenmesi durumunda kendilerini
herhangi bir şekilde etkilemeyeceğini, esas
önemli olanın giderlerin düşürülmesi olduğunu;
diğer bir kısmı ise oranın zaten düşük olduğunu
ve eski oranın kalmasının daha iyi olacağını,
yeni oran ile komisyonculuk yapılamayacağını,
bunun kayıt dışılığı ortaya çıkaracağını veya
artıracağını, bununla birlikte hizmet kalitesini
düşüreceğini ifade etmişlerdir.
Komisyoncular, Yeni Hal Yasası’nı;
laboratuar ve soğuk hava deposunu zorunlu
kılması, üretimi kayıtlı hale sokması, ürünlerde
künyeleme,
standardizasyon
ve
izleme
sağlaması gibi nedenlere olumlu; kayıt dışılığı
artırabilecek olması, üreticilere kendi ürünlerini
pazarlama imkânı sunması açısından tamamen
üreticiyi koruma amaçlı bir yasa olması, haldeki
dükkânları belli bir yıl için kiralama ve daha
sonra kiralamak için tekrar ihaleye çıkma gibi
nedenlerle ise olumsuz görmektedir.
Komisyoncuların Yeni Hal Yasası’ndaki
bazı maddeler ile ilgili en fazla rağbet
gösterdikleri düşüncelere göre (Çizelge 1);
- Gerek komisyoncuların ve gerekse üretici
örgütlerinin bildirimde bulunmak kaydıyla hal
dışında da mal satışı yapılabilmesinin gerekli
olduğu, aksi durumda malların sadece hallerde
satılma zorunluluğunun olmasının rekabeti
olumsuz yönde etkileyeceği görüşüne kesinlikle
katılmadıkları,
- Rüsum oranlarının değişen piyasa
koşullarına göre yeniden gözden geçirilmesi ve
varsa iki belediye arasında eşit dağıtılması,
Toptancı Hal Konseyi’nin oluşturulması, bu
konuda görev alabilecek kurum/kuruluşlar
arasında işbirliğinin sağlanması ile birlikte
haldeki ve semt pazarlarındaki satış yerlerinin
belli bir kısmının üretici örgütlerine ayrılması
görüşlerine katıldıkları,
- Hal kayıt sisteminin kurulması gerektiği,
ürünlerde künye uygulamasının getirilmesi,
hallerin kurulmasının disipline edilmesi,
haldeki işlem maliyetlerinin azaltılması
gerektiği, Hal Hakem Heyetlerinin yeniden
yapılandırılması ve uyuşmazlıklarda bu heyete
başvurunun zorunlu olması, ilgili bakanlığın
üretici haklarını korumaya yönelik şartları
belirleyebilmesi,
komisyoncuların
fiyat
belirlemede etkin rol oynadığı, üreticilerin
kendi mallarını pazarlama imkanlarının yetersiz
oluşu, rüsum ve komisyon oranlarının ticareti
zorlaştıracak ve kayıt dışılığı arttıracak oranda
olması, hal içinde depolama, ambalajlama
tesisleri ve laboratuarın kurulması, ürünlerde
standardizasyonun oluşturulması, malların gıda
güvenliği
ve
izlenebilirliğine
yönelik
mekanizmaların eksiklik olduğu görüşlerine ise
kesinlikle katıldıkları belirlenmiştir.
Çizelge 1’de yer alan 19 adet değişken ile
başlanılan faktör analizi sonucunda ortaklık
unsuru yüksek olan 14 değişken ile faktör
analizi yapılmıştır ve sonuçlar Çizelge 2’dedir.
Yapılan faktör analizi sonucunda elde
edilen bulgulara göre, hal esnafının Yeni Hal
Yasası’nda yer alan maddeler hakkındaki
düşünceleri 14 değişken olup, 4 faktör
(Kurumsal Uygulamalar, Örgütlenme, Yeniden
Yapılanma, Kayıt Sistemi) altında toplanmıştır.
Bu 4 faktörün toplam varyans içindeki payları
sırası ile %29.349, %16.839, %11.956 ve
%8.496’dır. Toplam varyansın %66.639’u bu
faktörler tarafından açıklanmaktadır.
Sonraki aşamada her bir faktörün hangi
değişkenleri içerdiği belirlenmiştir. Çizelge 3’te
rotasyon çözüm sonuçları verilmiştir. Rotasyon
çözümde faktör yükleri yer almaktadır. Çizelge
3’teki sonuçlar incelendiğinde;
- Faktör 1 (Kurumsal Uygulamalar)
yükleri; hal rüsumunun iki belediye arasında
eşit dağıtımıyla giderilmesini, toptancı hali
kurmanın disiplin altına alınmasını, rüsum ve
komisyoncu oranının kayıt dışılığı arttıracak
düzeyde olmasını, halde ambalaj, tasnif vb.
depolar kurulmasını, halde gıda güvenliği için
gereken mekanizmanın sağlanmasını, halde
ürüne
standardizasyon
uygulanmasını,
üreticilerin pazarlama imkanlarının yetersiz ve
komisyoncuların fiyat belirlemede etkin rol
oynamasını içermektedir.
- Faktör 2 (Örgütlenme); rüsum oranlarının
Bakanlar Kurulu tarafından gerektiğinde
değiştirilmesini, toptancı hallerindeki işyerleri
ile semt pazarlarındaki satış yerlerinin en az
%10’u üretici/üretici örgütlerine ayrılmasını,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sözleşmelerde
bulunması
gerekli
asgarî
şartları
belirleyebilmesini yansıtmaktadır.
231
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri
Çizelge 1. Ankete Katılanların Yeni Hal Yasasındaki Bazı Maddelere Katılma Durumları
Düşünceye Katılma Durumu (%)*
DÜŞÜNCELER
1
2
3
4
5
Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla toptancı hali
4.35 10.87
0.00
0.00 84.78
dışında da toptan mal alınıp satılabilmeli
Hal Kayıt Sistemi kurulmalı
0.00 26.09
4.35
45.65 23.91
Hal içi ve dışı işlem maliyetleri azaltılmalı
0.00
6.52 28.26
2.17
63.04
Hal hakem heyetleri yeniden yapılandırılmalı ve değeri 50000
TL altındaki uyuşmazlıklarda heyete başvurmak zorunlu
2.17
47.83 10.87 23.91 15.22
olmalı
Bakanlar Kurulu, değişen piyasa şartlarına göre rüsum
23.91 41.30
2.17
4.35 28.26
oranlarını değiştirebilmeli
Malların izlenebilirliğine imkân veren ürün künyesi
uygulaması getirilmeli, satıcıların da ürün künyelerini
0.00 21.74
8.70
54.35 15.22
malların kap veya ambalajlarında bulundurmakla yükümlü
olmalı
Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki satış
30.43 39.13
2.17
2.17 26.09
yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine ayrılmalı
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici haklarının
korunması amacıyla alım-satım işlemlerini düzenleyen
0.00 15.22
36.96 36.96 10.87
sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları
belirleyebilmeli
Üretici örgütü kapsamı genişletilmeli ve üretici örgütleri
rüsum ödemeksizin toptancı hali dışında da toptan olarak
4.35 41.30
4.35
2.17 47.83
vergi mükelleflerine satış yapabilmeli
Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi belediyeleri ile
tüketim bölgesi belediyeleri arasındaki dengesizlik hal
34.78 39.13
4.35
6.52 15.22
rüsumunun iki belediye arasında eşit dağıtımıyla giderilmeli
Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına alınmalı
8.70
2.17 30.43
0.00
58.70
Toptancı Hali Konseyi’nin oluşturulup konseye temsilci
verecek olan kamu kurumları, üretici ve tüketici örgütleri ile
34.78 36.96 19.57
6.52
2.17
sivil toplum ve meslek kuruluşları arasında uygulamaya
yönelik işbirliği sağlanmalı
Toptancı hallerinde müzayede, depolama, tasnifleme ve
2.17 28.26
2.17
56.52 10.87
ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalı
Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon
2.17 23.91
0.00
60.87 13.04
uygulamaları bulunmalı
Malların haller üzerinden pazarlanma zorunluluğu serbest
6.52 39.13
0.00
2.17 52.17
rekabeti olumsuz yönde etkilemekte
Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve kayıt
39.13 21.74
2.17 15.22 21.74
dışılığı arttıracak düzeyde bulunmakta
Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin sağlanmasına
2.17
4.35 17.39
0.00
76.09
uygun mekanizmalar bulunmamakta
Üreticilerin, mallarını pazarlama imkanları yetersiz
6.52
2.17 30.43 10.87
50.00
Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar
0.00
0.00 41.30
6.52
52.17
Rank*
4.50
2.20
2.07
2.13
2.72
2.15
2.54
2.20
3.48
2.28
2.04
2.04
2.09
1.89
3.54
2.59
1.63
2.46
2.50
* 1=Kesinlikle Katılıyorum, 2=Katılıyorum, 3=Kararsızım, 4=Katılmıyorum, 5=Kesinlikle Katılmıyorum
- Faktör 3 (Yeniden Yapılanma)
yüklerinde ise; hal dışından mal alıp satma ile
Toptancı Hali Konseyi’nin kurulması ilişkili
çıkmıştır.
- Faktör 4 (Kayıt Sistemi)’te; hal kayıt
sistemi kurulması belirtilmektedir.
Faktör analizinde açıklayıcı değişkenlerin
analiz için uygunluğunu değerlendirmek amacı
ile
Kaiser-Meyer-Olkin
(KMO)
değeri
232
hesaplanmaktadır. KMO değerinin 0.50’den
küçük olduğunda veri yapısının faktör analizi
için uygun olmadığı kabul edilir (Akgül ve
Çevik, 2005) Bu çalışmada KMO ölçütü 0.663,
Bartlett's Test 0.1 önem düzeyinde anlamlı
olarak bulunmuştur. Başka bir deyişle,
değişkenler arasında yüksek korelasyon olduğu
tespit edilmiştir.
B.GÖZENER, M.SAYILI
Çizelge 2. Özdeğer İstatistiğine Bağlı Faktör Sayısı ve Varyans
Özdeğer İstatistiği
Rotasyon
FAKTÖR (DÜŞÜNCELER)
Varyans Toplam
Varyans Toplam
Toplam
Toplam
(%)
(%)
(%)
(%)
Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla toptancı
4.775 34.105 34.105
4.109 29.349 29.349
hali dışında da toptan mal alınıp satılabilmeli
Hal Kayıt Sistemi kurulmalı
2.259 16.132 50.237
2.357 16.839 46.188
Bakanlar Kurulunun, değişen piyasa şartlarına göre
1.202
8.586 58.823
1.674 11.956 58.144
rüsum oranlarını değiştirebilmeli
Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki
satış yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine
1.094
7.816 66.639
1.189
8.496 66.639
ayrılmalı
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici haklarının
korunması amacıyla alım satım işlemlerini düzenleyen
0.983
7.023 73.662
sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları
belirleyebilmeli
Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi
belediyeleri ile tüketim bölgesi belediyeleri arasındaki
0.850
6.072 79.734
dengesizlik hal rüsumunun iki belediye arasında eşit
dağıtımıyla giderilmeli
Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına alınmalı
0.755
5.392 85.126
Toptancı hali konseyinin oluşturulup konseye temsilci
verecek olan kamu kurumları, üretici ve tüketici
0.527
3.767 88.893
örgütleri ile sivil toplum ve meslek kuruluşları arasında
uygulamaya yönelik işbirliği sağlanmalı
Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve
0.470
3.356 92.249
kayıt dışılığı arttıracak düzeyde bulunmakta
Toptancı hallerinde Müzayede, depolama, tasnifleme
0.344
2.455 94.704
ve ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalı
Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin
0.297
2.123 96.827
sağlanmasına uygun mekanizmalar bulunmamakta
Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon
0.194
1.384 98.211
uygulamaları bulunmalı
Üreticilerin, mallarını pazarlama imkânları yetersiz
0.138
0.988 99.198
Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar
0.112
0.802 100.000
4. Sonuç ve Öneriler
Tokat ili Merkez ilçede toptancı halindeki
komisyoncuların Yeni Hal Yasası hakkındaki
görüşlerinin incelendiği bu çalışma sonucunda,
bazı komisyoncuların Yeni Hal Yasası
hakkında çok az bilgiye sahip oldukları,
bazılarının ise yeni yasadan haberdar
olmadıkları belirlenmiştir. Komisyoncuların
çoğunluğu, toptancı halinin belediye tarafından
yönetilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Toptancı halinin denetlenmesinin çok
yetersiz olduğu belirtilmiş olup bu konuda
varsa eksiklikler giderilmeli ve gerekli tedbirler
alınmalıdır.
Komisyoncuların bir kısmı Yeni Hal
Yasası’nı olumlu, bir kısmı ise olumsuz
bulmaktadır. Bunda, kişilerin yasa hakkında
tam bir bilgiye sahip olmamaları da etkilidir.
Bu nedenle, Yasa hakkında ilgililer tarafından
bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
Komisyoncuların; toptancı hali dışında mal
satışına izin verilmemesi, Toptancı Hal
Konseyinin oluşturulması, satış yerlerinin
belirli bir kısmının üretici örgütlerine ayrılması,
Hal Kayıt Sistemi’nin kurulması, Hal Hakem
Heyetlerinin yeniden aktif hale gelmesi gibi
birçok
düşünceyi
destekledikleri
tespit
edilmiştir.
Yeni hal yapısı içerisinde komisyoncular
ile birlikte üreticiler daha aktif bir rol
alacaklardır. Dolayısıyla, yeni durumun gerek
komisyoncular ve gerekse üreticiler tarafından
çok iyi algılanması gerekmektedir.
233
Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri
Çizelge 3. Hal Esnafının Yeni Hal Yasasında Yer Alan Maddeler Hakkındaki Düşünceleri (Rotasyon Matriksi)
FAKTÖRLER
Kurumsal
Yeniden
Kayıt
Örgütlenme
Uygulamalar
Yapılanma Sistemi
Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi
belediyeleri ile tüketim bölgesi belediyeleri
0.149
-0.082 -0.001
0.742
arasındaki dengesizlik hal rüsumunun iki belediye
arasında eşit dağıtımıyla giderilmelidir
Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına
-0.186
0.394
0.240
0.632
alınmalıdır
Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve
-0.039
0.370
0.030
0.735
kayıt dışılığı arttıracak düzeyde bulunmaktadır
Toptancı hallerinde Müzayede, depolama, tasnifleme
0.049
0.040
0.146
0.774
ve ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalıdır
Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin
sağlanmasına imkân veren mekanizmalar
0.071
-0.176
0.108
0.750
bulunmamaktadır
Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon
0.156
-0.006 -0.072
0.808
uygulamaları bulunmalıdır
Üreticilerin, mallarını pazarlama imkânları yetersizdir
0.085
0.492 -0.244
0.626
Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar
0.265
0.244
0.265
0.588
Bakanlar Kurulunun, değişen piyasa şartlarına göre
0.097
0.352
0.277
0.643
rüsum oranlarını değiştirebilmelidir
Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki
satış yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine
0.023
0.080
0.015
0.929
ayrılmalıdır
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici
haklarının korunması amacıyla alım satım işlemlerini
0.199
0.030 -0.035
0.837
düzenleyen sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî
şartları belirleyebilmelidir
Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla
toptancı hali dışında da toptan mal alınıp
0.008
0.078
0.055
0.715
satılabilmelidir
Toptancı hali konseyinin oluşturulup konseye
temsilci verecek olan kamu kurumları, üretici ve
tüketici örgütleri ile sivil toplum ve meslek
0.010
0.447
0.014
0.631
kuruluşları arasında uygulamaya yönelik işbirliği
sağlanmalıdır
Hal Kayıt Sistemi kurulmalıdır
0.130
0.089
0.037
0.939
Kaiser-Meyer-Olkin: 0.663
Bartlett's Test Sig.: 0.000
Kaynaklar
Akgül, A. ve Çevik, O., 2005. İstatistiksel Analiz
Teknikleri, Emek Ofset Ltd. Şti2. Baskı, Ankara.
Albayrak, M., 2008. Bahçe Ürünleri Pazarlama Sürecine
Üretici
Birliklerinin
Olası
Etkilerinin
Değerlendirilmesi. Bahçe Ürünlerinde IV. Muhafaza
ve Pazarlama Sempozyumu, 08-11 Ekim, Akdeniz
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri
Bölümü, Antalya, 119-128.
Anonim, 2007. Resmi Gazete (23.05.2007 tarih 26530
sayılı)
Anonim,
2011a.
Türkiye
İstatistik
Kurumu.
www.tuik.gov.tr (13.04.2011).
Anonim, 2011b. 2010 Yılı İtibariyle Toptancı Halleri
Listesi. http://www.icticaret.gov.tr. (20.04.2011)
234
Bayuk, M.N., 2000. Türkiye’de Yaş Meyve-Sebze Ticareti
ve Toptancı Hallerinin İşleyişi (Trabzon Toptancı
Hali Örneği). Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trabzon.
Canik, F. ve Alparslan, Y., 2010. Türkiye’de Yaş Meyve
ve Sebze Pazarlaması ve Toptancı Haller. TEAEBakış, Sayı:11, Nüsha:2, Aralık, Ankara.
Civelek, O., 2011. Tokat İli Merkez İlçede Yaş Sebze ve
Meyve Toptancı Halinin Yapısı, Sorunları Ve
Çözüm Önerileri. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tokat.
B.GÖZENER, M.SAYILI
Çetin, B., 2009. Yeni Perakendecilik Sisteminde Toptancı
Hallerinin İzlemesi Gereken Stratejileri. İstanbul
Ticaret Odası Yayınları, No:2009-44, İstanbul.
Gül, A., 1995. Sulamanın GAP Alanında Tarım
Sektöründe Üretim Yapısı, Girdi Kullanımı,
Verimlilik ve İşletme Gelirleri Üzerine Etkileri.
Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü
Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Adana.
Gündüz, O., Göktolga, Z. G., Esengün, K. ve Akay, M.,
2005. Yaş Sebze Meyve Pazarlamasında Toptancı
Hallerinin Rolü: Tokat İli Örneği. III. Bahçe
Ürünlerinde Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu,
06-09 Eylül, Hatay, 390-398.
Güneş, T., 1990. Türkiye’de Tarım Ürünlerinin
Pazarlanması, Standardizasyonu, Sorunları ve
Çözüm Yolları. Türkiye Ziraat Mühendisliği 3.
Teknik Kongresi, Bildiri Kitabı, Ankara, 625-638.
Kankaya, A., 2008. Meyve Üretimde Yeni Yaklaşımlar
Gerekiyor.
Türkiye
Sebze
ve
Meyve
Komisyoncuları
Federasyonu
(TUSEMKOM)
Dergisi, 10: 30-31.
Karayannakis, G., 1992. Wholesaling in Great Britain.
Wye College Uni. of London. (unpublished
seminar), England, p:39.
Kurtuluş, K., 1998. Pazarlama Araştırmaları. Avcıol
Basım Yayın, Genişletilmiş Altıncı Baskı, İstanbul.
Ness, M., 2002. Multivariate Techniques in Market
Research. Course of Agro-Food Marketing, 20012002, Zaragoza, Spain.
Özsu, B., 2005. Toptancı Halleri Sektör Analizi. İTO AB
ve
Uluslararası
İşbirliği
Şubesi,
http://www.ito.org.tr/ITOPortal/Dokuman/15.98.pd
Shepherd, A.W., 2004. Wholesale Markets in The Era of
Supermarkets and Hypermarkets- Developments in
Central and Eastern Europe, FAO, Rome.
Vural, H., 2006. Yaş Meyve ve Sebze Pazarlaması ve
Toptancı Halleri. Tarım Mühendisliği Dergisi, 7879: 97-99.
Yılmaz, S., 2008. AB’ye Uyum Sürecinde Türkiye’de Yaş
Sebze ve Meyve Toptancı Hallerinin İşleyişinde
Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Antalya
İli Toptancı Hali Örneği. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü
Yayını, Yayın No:169, Ankara.
Yurdakul, O., 1974. Adana İli Koyun Besiciliği
Ekonomisi. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora
Tezi, Adana.
235
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 61-71
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli
İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi
Hakan ARSLAN1
Demet YILDIRIM2
1
Ondokuzmayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Samsun
Ondokuzmayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarımsal Yapılar ve Sulama Ana Bilim Dalı Başkanlığı,
Samsun
2
Özet: Bu çalışmada Bafra ovasındaki 7 drenaj kanalından alınan su örneklerine çok değişkenli istatistiksel
analiz yöntemlerinden; hiyerarşik kümeleme analizi (HKA), faktör analizi (FA) ve temel bileşenler analizleri
(TBA) uygulanmıştır. Aylık ortalama verilerden yararlanılarak yapılan HKA göre 2 farklı dönem oluşmuştur.
Bunlardan birincisi sulama yapılan ayları diğeri de sulama yapılmayan ayları kapsamıştır. 7 adet drenaj
kanalına ait 14 parametreye göre yapılan HKA’ da drenaj kanalları tuzluluk seviyelerine göre 2 farklı gruba
ayrılmıştır. FA ve TBA su kalitesine ait toplam varyansın % 90’ından fazlasını 3 ana bileşenle açıklamıştır.
Bu çalışma ile çok değişkenli istatistik yöntemlerin drenaj kanallarındaki su kalitelerine ait değişimlerin
izlenmesinde ve sulanan tarım alanlarındaki tuzlanmanın incelenmesinde kullanılabileceği görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Drenaj kanalı, Tuzluluk, Çok Değişkenli istatistik teknikleri, Hiyerarşik kümeleme
analizi, Faktör analizi
Water Quality Assessment of the Drainage Canals in Bafra Plain Using
Multivariate Statistical Analysis
Abstract: In this study, Multivariate statistical techniques such as hierarchical cluster analysis (HCA), factor
analysis (FA) and principle component analysis (PCA) are applied to surface water quality data sets obtained
from drainage canals in Bafra Plain. The results of cluster analysis demonstrated that the months of year were
divided into 2 seasons. The first period included irrigation season and second period included non-irrigation
season. Cluster analysis classifies 7 drainage canals with 14 variables into two clusters reflecting different
salinity levels. FA/PCA yielded three factors which are responsible for water quality variations explaining
more than 90% of total variance of the data and allowed to group the selected water quality. The study have
demonstrated the capability of multivariate statistical techniques for drainage water quality assessment and
investigation of salinity in irrigated agricultural areas.
Key words: Drainage canal, Salinity, Multivariate analysis, Hierarchical cluster analysis, Factor analysis.
1.Giriş
Drenaj, tabansuyunu bitki gelişimini
engellemeyecek düzeye düşürmek ve kök
bölgesinde tuz birikimini önlemek için yapılan
çalışmalardır.
Çağdaş
sulu
tarım
uygulamalarında tarımsal drenaj, sulamanın
ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir
(Oğuzer 1990). Drenaj suyunun kimyasal
bileşimi, drenaj sistemi, tarımsal faaliyetler,
toprağın yapısı, toprağın infiltrasyon hızı,
başlangıçtaki
toprak
tuzluluğu,
sulama
yöntemleri ve iklim gibi çok sayıda faktöre
bağlı olarak değişmekle birlikte drenaj suyunun
bileşimi üzerine asıl etkili olan faktör topraktaki
tuzluluk düzeyidir. Oğuzer (1978), Seyhan
Ovasında yapılan bir çalışmada, drenaj
kanalları sularındaki tuzluluğun, ekim ayından
itibaren mayıs ayına kadar gittikçe azaldığını ve
sulamanın başlangıcı olan haziran ayında,
drenaj kanal sularının ovadaki normal sulama
suları kalitesinde olduğunu belirtmiştir. Yılmaz
ve ark., (1981) Konya ovasının ana drenaj
kanallarında yapmış oldukları bir araştırmada,
kanaldaki suların tuzluluk değerlerinin kış
aylarında yaz aylarına göre daha iyi olduğunu
belirlemişlerdir.
Çevre kirliliğinden etkilenen en geniş alan
su
kaynaklarıdır.
Su
kaynaklarının
özelliklerinin, alansal ve zamansal değişiminin
anlaşılabilmesi için, su kalitesini gösteren
verilerin olması, bu verilerin de sürekli olarak
toplanması gerekmektedir. Böylelikle su
kaynaklarının durumları tespit edilecek ve
ortaya çıkacak sorunlara karşı çözümlerin
geliştirilmesi daha kolay olacaktır.
Çok değişkenli istatistiksel analizlerden
olan, kümeleme analizi, temel bileşenler analizi
ve faktör analizi, son yıllarda yer altı sularının
ve yüzey sularının kalite değişimlerini ve
kirlenme nedenlerinin belirlenmesi için yapılan
61
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile
Değerlendirilmesi
bir çok çalışmada başarı ile kullanılmışlardır
(Altın ve ark., 2009; Kim ve ark., 2005; Zhao
ve Cui, 2009; Yılmaz ve Büyükyılmaz, 2009;
Byuiyan ve ark., 2011).
Bu çalışmada Bafra Ovası Sağ Sahilinde
bulunan 7 adet ana drenaj kanalından Mayıs
2005 ile Nisan 2006 tarihleri arasında aylık
periyotlar halinde su örnekleri alınmış ve bu
örneklere ait 14 özellik belirlenmiştir.
Çalışmada çok değişkenli istatistik
analizlerinden hiyerarşik kümeleme analizi,
faktör analizi ve temel bileşenler analizleri
kullanılmış ve drenaj kanallarının sularına
uygulanmıştır. Çalışmadan hedeflenen amaçlar
şu şekilde sıralanmıştır; 1.Drenaj kanallarındaki
suları aylık değerlerine göre kümeleme analizi
yaparak
yıl
içerisindeki
değişimlerini
incelemek, 2. Drenaj kanallarının yıllık
ortalama değerlerine göre kümeleme analizi
yaparak
kanalları
kendi
içerisinde
gruplandırmak ve böylece alanda tuzluluğun
daha fazla olduğu bölgeleri bulmak ve 3.
Drenaj kanallarındaki sular üzerinde etkili olan
ana faktörleri, faktör analizi ve temel bileşenler
analizler yaparak belirlemek.
2. Materyal ve Yöntem
2. 1. Materyal
2. 1. 1. Coğrafi Konum
Çalışma alanı ülkemizin kuzeyinde Orta
Karadeniz Bölgesinde 41 10’ - 41 45’ Kuzey
enlemleri ve 35 30’ - 36 15 Doğu Boylamları
arasında Kızılırmak ile yan derelerin
oluşturduğu delta ovasında yer almaktadır.
Doğu – batı yönünde en uzun yer 60 km, Kuzey
– Güney yönünde ise 32 km dir. Güneyi Orta
Karadeniz bölümünün esas dağ sıralarını teşkil
eden Canik sıra dağlarının uzantıları ile
sınırlanmıştır. Araştırma sahasının yeri ve su
numunesi alınan drenaj kanalların yerleri Şekil
1’de verilmiştir.
2. 1. 2. İklim Özellikleri
Çalışma alanında Karadeniz Bölgesinin
ılıman iklim özellikleri görülmektedir. Bafra
Meteoroloji Müdürlüğünden alınan uzun yıllar
ortalama gözlem sonuçlarına göre en yağışlı ay
Aralık, en kurak ay Temmuz ve yıllık yağış
toplamı ise 722.5 mm dir. En sıcak ay Temmuz
ayı ve en soğuk ay ise Ocak ayıdır (Anonim,
62
2009). Araştırma alanına ait ortalama iklim
verileri Çizelge 1. de verilmiştir.
2. 1. 3. Toprak Özellikleri ve Su
Kaynakları
Araştırma alanının toprakları Kızılırmak’ın
getirdiği genç alüvyonlar tarafından oluşmuştur.
Çalışma alanı Bafra İlçesinin altında 10 m
kotunda başlayıp sahil kumullarına kadar olan
bölümleri içermektedir. Göl ve deniz
sedimentleri 2 m kotu altındaki Balık, Cernek
ve Liman gölleri civarındaki alanlarda yer
almıştır. Bafra Ovasının başlıca su kaynağı
Kızılırmak Nehridir. Kızılırmak Nehri Derbent
köyü mevkiinden ovaya girmekte ve ovayı iki
parçaya ayırarak denize dökülmektedir.
2. 1. 4. Sulama ve Drenaj Tesisleri
Çalışma alanındaki sulama tesisleri suyunu
1991 yılında hizmete giren Derbent Barajı ve
HES ‘in kuyruk suyundan alan ve inşaatı 1991
yılından itibaren devam eden 14.279 ha lık
alanı kapsayan sulama ve drenaj şebekesi
oluşturmaktadır. Alanda 10 000 ha’lık alan
sulamaya açılmış durumda ve çalışmalara
devam edilmektedir
Çalışma
sahasında
henüz
sulama
şebekesinin tamamlanmadığı veya şebekenin
tamamlanarak sulamaya açılan alanlarında
farklı neden ile şebekeden sulama yapamayan
çiftçiler yeraltı sularından veya drenaj
kanallarından sulama yapmaktadır. Bafra
Ovasında yeraltı suyu kalitesi denize yakın olan
alanlarda C4S4 sınıfında bulunmaktadır (Arslan
ve ark., 2007).
Bafra Ovası Sağ Sahil Sulama Şebekesinde
proje kapsamında Koşuköy, Hacılar, Çorak,
Badut, Boytar, Kuşaklama ve Bakırpınar ana
drenaj kanalları açılmıştır. Ayrıca bu kanallara
bağlı 300 km uzunluğunda tersiyer ve sekonder
drenaj kanalları bulunmaktadır. Ovada bulunan
7 adet drenaj kanalı 10 000 ha lık sulama
alanının drenajını sağlamaktadır.
2. 2. Yöntem
2. 2. 1. Drenaj Kanallarından Su
Numunesi Alınması ve Analizler
Çalışma alanında önceki yıllarda açılmış
olan Koşuköyü, Hacılar, Çorak, Badut, Boytar,
Kuşaklama
ve
Bakırpınar
drenaj
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
Şekil 1. Araştırma sahasının yeri ve su numunesi alına drenaj kanalları
Çizelge 1. Çalışma alanına ait bazı iklim parametrelerinin uzun yıllar ortalama değerleri
İklim
AYLAR
Parametresi
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
Ort.
Yağış (mm)
91.2
48.9
54.9
55.6
38.1
33.4
26.3
52.5
71.8
79.6
79.9
100.4
722.5
Sıcaklık (ºC)
5.7
6.9
7.8
11.2
15.6
20.2
22.7
22.3
19.0
15.1
12.0
8.4
13.9
70
71
77
77
78
72
70
73
77
77
70
69
73
Oransal Nem
(%)
kanallarından Mayıs 2005 ile Nisan 2006
tarihleri arasındaki dönemde aylık olarak su
numuneleri
alınmıştır.
Su
örneklerinin
alınmasında Ayyıldız (1990)’ da verilen
kriterler kullanılmıştır. Örnekler ikişer litrelik
lastik tıpalı şişelere alınmış ve kanal isimleri
etiketlenmiştir. Çalışma alanına ait suların
özelliklerinin belirlenmesi amacıyla örnekler
üzerinde EC, pH, Na+, Ca2+, K+, Mg2+, CO32-,
HCO3-, SO42-, Cl- ve toplam sertlik analizleri
yapılmış, %Na, RSC (kalıcı sodyum karbonat)
ve SAR (Sodyum Adsorbsiyon Oranı)
hesaplanmıştır. Sulama suyu örneklerinin
elektriksel iletkenliği EC metre aleti ile, pH ise
cam elektrotlu pH metre ile belirlenmiştir.
Kalsiyum (Ca2+), Magnezyum (Mg2+) ve toplam
sertlik:
EDTA
ile
titrimetrik
olarak
belirlenmiştir. Sodyum (Na+) ve Potasyum (K+)
fleymfotometrik
yöntemle
belirlenmiştir.
Karbonat (CO32-) ve Bikarbonat (HCO3-):
karbonat için fenol fitaleyn, bikarbonat için
metiloranj indikatörleri kullanılarak sülfirik
asitle titrimetrik olarak belirlenmiştir. Klor (Cl-)
potasyum kromat indikatörü kullanılarak gümüş
nitrat ile titrimetrik olarak belirlenmiştir. Sülfat
(SO42-) baryumsülfat biçiminde çökeltme
yöntemine göre saptanmıştır (Ayyıldız, 1990).
SAR değerlerinin belirlenmesinde Birleşik
Amerika Tuzluluk laboratuarınca geliştirilmiş
olan 1 nolu eşitlik kullanılmıştır (USSL 1954).
63
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile
Değerlendirilmesi
Bu eşitlik de Na+, Ca2+ ve Mg2+ değerleri me/l
olarak ifade edilmiştir.
(1)
SAR 
Na
Ca  Mg )
2
RSC değerinin hesaplanmasında Eaton
(1950) tarafından geliştirilen 2 nolu eşitlik
kullanılmıştır. Bu eşitlikde kullanılan bütün
iyonlar me/l olarak ifade edilmiştir. RSC
değerinin eksi olduğu kuyular RSC açısından
herhangi bir sorun oluşturmadığı için eksi
değerde olan kuyuların RSC değeri sıfır olarak
kabul edilmiştir.
(2) RSC  (CO3  HCO3 )  (Ca  Mg )
%Na değerinin hesaplanmasında 3 nolu
eşitlik kullanılmıştır. Bu eşitlik de kullanılan
bütün iyonlar me/l olarak ifade edilmiştir.
(3)
% Na 
100 xNa
Na  Ca  K  Mg
2. 2. 2. Çok Değişkenli Analizler
Bilimsel araştırmalarda, araştırmaya konu
olan olaylar veya nesneler her birey için aynı
anda ölçülebilen bir veya birden çok değişken
tarafından
etkilenebilirler.
Birden
çok
değişkenin ayrı ayrı ele alınarak analiz
edilmesi, gerçek durumu açıklamayabilir.
Çünkü değişkenlerin ayrı ayrı analiz edilmesi,
değişkenler arasındaki ilişkileri dikkate
almamak demektir. Ancak gözlemlenen bu çok
sayıda değişken arasında az veya çok bir
ilişkinin olması beklenmektedir. Bu amaçla
“Çok
Değişkenli
Analiz
Yöntemleri”
geliştirilmiştir. Çok değişkenli istatistiksel
analiz, çok sayıda değişken arasındaki ilişkileri
ölçme ve açıklamada kullanılan yöntemler
topluluğunu ifade etmekte olup en çok
kullanılanları
kümeleme
analizi,
temel
bileşenler analizi ve faktör analizidir (Çakır,
1994).
Kümeleme analizi verilen bir örnek
setindeki örnekleri ve o örnekleri tanımlayan
değişkenleri sahip oldukları benzerliklere göre
sınıflayan bir metottur. Kümeleme analizinin en
büyük problemi uygun küme sayısının
belirlenmesidir. Uygun
küme
sayısının
belirlenmesini sağlayan kesin bir ifade
bulunmamakla birlikte bir takım yardımcı
64
testler mevcuttur. Bunlardan en önemlisi ağaç
yapısı seklindeki Dendogram adı verilen
geometridir. Dendogramda görsel olarak da
uygun
küme
sayısının
belirlenmesi
sağlanabilmektedir (Yılmaz ve Büyükyılmaz,
2009).
Değişkenler çoğaldıkça, değişkenlerin
ölçüldüğü ölçekler de birbirinden farklılık
gösterebilmektedir. Bu nedenle, verilerin
analizi yapılmadan önce standartlaştırılması
gerekir. Farklı değişkenlerin birlikte analiz
yapılması yanlıştır ve sonuçların hatalı
çıkmasına neden olacaktır. Bundan dolayı
analizdeki tüm değişkenleri aynı değerler ile
ifade etmek gerekir. En yaygın standartlaştırma
biçimi, değişkenlerin Z-Puanları olarak da
bilinen standart değerlere dönüştürmektir.
Böylece bütün veriler, aritmetik ortalaması “0”
ve standart sapması “1” olan bir dağılım haline
dönüştürülür; böylece farklı ölçekteki veriler
aynı esasa getirilerek standartlaştırılmış olur
(Uçar, 2007). Verilerin standartlaştırılması
aşağıdaki bağıntı ile yapılır;
(4) Z i 
xi  x
S
Zi :
i.değişkene
ait
Z-puanlarına
dönüştürülmüş değer,
X i : X değişkene ait i. gözlem değerini,
x : X değişkenin ortalaması,
S : Örnek değerine ait standart sapmayı
ifade etmektedir (Özdamar, 2004).
Bu çalışmada hiyerarşik kümeleme analizi
(HKA) uygulanmış ve öklit uzaklığı ve ward
kümeleme algoritması seçilmiş ve drenaj
kanallarına
ait
veriler
z
puanlarına
dönüştürülerek standartlaştırılmıştır.
Faktör analizi p değişkenli bir olayda
birbiri ile ilişkili değişkenleri bir araya
getirerek, az sayıda yeni ilişkisiz değişken
bulmayı amaçlayan, bir başka ifade ile temel
amacı boyut indirgeme ve bağımlılık yapısını
yok etme olan çok değişkenli analiz
tekniklerinden biridir.
Temel bileşenler analizi ve faktör analizi
veri yığınlarıyla ilgilenen araştırmacılar için
ellerindeki parametre sayısının mümkün
olduğunca verinin büyük kısmını açıklayacak
şekilde azaltılmasına imkan sağlayan çok
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
değişkenli istatistiki yöntemlerden bir tanesidir.
Burada en önemli faktör ana bileşen sayısının
belirlenmesidir.
Ana
bileşen
sayısının
belirlenmesinde özdeğeri 1 den büyük olanlar
seçilir ve böylece ana bileşen sayısı belirlenir.
Bir çok çalışmada bu yöntem uygulanmıştır
(Adams ve ark. 2011, Kim ve ark. 2005, Liu ve
ark. 2008, , Akbal ve ark., 2011). Faktör analizi
sonucunda elde edilen faktörler, f > 0.75 güçlü,
0.50< f <0.75 orta ve 0.30 < f <0.50 ise zayıf
olarak değerlendirilir (Liu ve ark. 2003).
Çalışmada faktörlere ait yüklerin varyanslarını
maksimize ederek faktör sayısını azaltmayı
amaçlayan varimax rotasyonu temel bileşenler
analizinde uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan
tüm istatistik hesaplamaları için SPSS paket
programı kullanılmıştır.
4.Bulgular
Çalışma alanındaki drenaj kanallarındaki
su kalitelerine ait istatistiki bilgiler Çizelge 2 de
verilmiştir.
4.1. Kümeleme analizi (HKA)
Drenaj kanallarının su özelliklerinin yıl
içerisindeki değişimlerini belirlemek amacıyla
7 adet drenaj kanalından alınan suların aylık
ortalama değerleri hesaplanmış ve bu değerlere
HKA uygulanmıştır. Şekil 2. de örnekleme
dönemine ait dendogram verilmiştir. Drenaj
kanallarının su kalitelerine bağlı olarak 2 farklı
dönem oluşmuştur. Bunlardan birinci dönem
Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül
aylarından, ikinci dönem ise Ekim, Kasım,
Aralık, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarından
oluşmuştur.
Dönemler
arasındaki
su
kalitelerinin değişiminin daha net ortaya
konulabilmesi
amacıyla,
Şekil
3
de
dönemlerdeki, en küçük, en büyük ve ortalama
değerleri ifade eden grafik verilmiştir.
Dönemler arasında suların EC, Na+, HCO3-, Cl-,
Mg2+, değerleri arasında farklılık oluşmuştur.
Bununla birlikte dönemler arasındaki pH, K+,
Ca2+, CO3,2- SO4 2-ve sertlik değerleri arasında
ise çok fazla bir farklılık olmadığı
belirlenmiştir. Birinci dönemin ortalama EC
değeri 1,81 dS/m, Na+ değeri 9,36 me/l, HCO3değeri 4,44 me/l, Cl- değeri 9,14 me/l ve Mg2+
değeri 5.31 me/l olmuştur. İkinci dönemin EC
değeri 2,36 dS/m, Na+ değeri 12,56 me/l, HCO3değeri 10,22 me/l, Cl- değeri 10,43 me/l ve
Mg2+ değeri 8,70 me/l olmuştur. Birinci
dönemdeki EC, Na+, HCO3-, Cl- ve Mg2+
değerleri ikinci dönemden daha düşüktür. Genel
anlamda bu değerler suların tuzluluğu ile
ilişkilidir. Suların tuzluluk değerlerinin ikinci
dönemde daha fazla olduğu görülmektedir.
İkinci dönemin içerisinde bulunan aylar, sulama
mevsiminin olmadığı ve alan üzerinde
yağışların etkili olduğu aylardan oluşmuştur.
Bu durumda drenaj kanallarındaki suların tuz
değerlerinin çok düşük seviyelerde olması
beklenmektedir. Ancak sulamanın olmadığı
ikinci dönemdeki kanallarda yüksek tuzluluk
seviyesinin, sulama mevsimi boyunca toprakta
biriken tuzların drenaj kanalları vasıtasıyla
yıkanması sonucu olduğu düşünülmektedir.
Cemek ve ark. (2006) Bafra ovasında yapmış
oldukları çalışmada toprak tuzluluk değerlerinin
sulama mevsiminin sonunda çok yüksek
değerlere ulaştığı ve kış yağışları ile bunların
yıkanarak sulama mevsimi başlangıcında
toprakların tuz değerlerinin tekrar azaldığını
belirlemişlerdir.
Bafra ovasında mevsim şartlarına bağlı
olmakla birlikte genelde sulama mevsimi Nisan
ayının son haftası ile Eylül ayının son haftası
arasındaki tarihlerdir. HKA na göre birinci
dönemin içerisinde olduğu aylar ovada
sulamanın olduğu aylar ile aynıdır. İkinci
dönem ise sulamanın olmadığı aylardan
oluşmuştur. Su kalitelerine göre drenaj
kanallarının birbirlerine yakın özellikler
içerisinde olduğunu ve hangi bölgelerdeki
topraklarda tuzluluğun daha fazla olduğunu
belirlemek amacıyla kanallardaki suların
özelliklerinin
yıllık
ortalama
değerleri
kullanılarak HKA yapılmıştır. Kümeleme
analizine ait dendogram Şekil 4 de verilmiştir.
Buradan 2 farklı grup oluştuğu açıkça
görülmektedir. Koşuköyü, Hacılar, Çorak,
Badut ve Boytar drenaj kanalları birinci grubu,
Kuşaklama ve Bakırpınar Drenaj kanalları ise
ikinci grubu oluşturmaktadır. Şekil 5 de
dönemlerdeki, en küçük, en büyük ve ortalama
değerleri ifade eden grafik verilmiştir. Birinci
grupta bulunan drenaj kanallarındaki suların
EC, Na+, Cl-, %Na, ve SAR değerlerinin ikinci
gruptaki drenaj kanallarından daha düşük
olduğu SO42- değerinin ise daha yüksek olduğu
belirlenmiştir. Diğer özellikler bakımından ise
gruplar arasında çok farklılık bulunmamaktadır.
Birinci grubun ortalama EC değeri 2,00 dS/m,
65
Drenaj
kanalları
Bakırpınar
Badut
Boytar
Çorak
Hacılar
Koşuköyü
Kuşaklama
RSC
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
Ortalama
Minimum
Maksimum
S. Sapma
1,49
0,00
3,95
1,59
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
pH
7,77
7,10
8,60
0,39
7,81
7,47
8,40
0,27
8,14
7,50
8,70
0,37
7,99
7,40
8,80
0,34
8,07
7,30
8,80
0,39
7,98
7,40
8,70
0,39
8,18
7,20
8,70
0,42
EC
(dS/m)
2,44
1,12
3,51
0,79
1,82
1,07
2,30
0,30
1,88
1,51
2,38
0,22
1,99
1,63
2,41
0,26
2,19
1,64
2,62
0,33
2,12
1,60
2,68
0,45
2,55
1,50
4,20
0,90
Na+
(me/l)
13,66
4,70
19,57
5,61
8,97
4,44
10,78
1,63
9,43
7,00
11,48
1,41
8,92
6,96
11,30
1,52
11,70
8,69
15,65
2,37
10,73
7,83
16,35
2,41
15,42
7,30
28,70
6,86
K+
(me/l)
0,23
0,09
0,63
0,15
0,13
0,09
0,18
0,03
0,25
0,10
0,41
0,11
0,20
0,12
0,32
0,07
0,27
0,13
0,54
0,14
0,22
0,12
0,35
0,08
0,21
0,14
0,26
0,04
Ca2+
(me/l)
3,89
2,25
5,60
1,15
4,98
3,05
6,50
0,97
4,02
2,25
5,40
1,02
6,52
4,00
14,80
2,98
4,54
3,00
6,15
0,90
4,67
3,50
7,75
1,14
2,74
1,25
4,60
0,82
Mg2+
(me/l)
7,99
4,00
11,90
3,04
6,48
3,40
8,75
1,86
7,58
4,40
10,60
2,13
7,91
4,25
10,30
2,30
7,47
3,80
10,70
2,24
7,12
3,65
11,00
2,37
7,15
4,40
10,25
1,84
CO32(me/l)
0,06
0,00
0,50
0,16
0,00
0,00
0,00
0,00
0,09
0,00
0,35
0,14
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,00
0,11
0,00
0,40
0,16
0,33
0,00
2,40
0,73
HCO3(me/l)
11,18
3,80
17,50
5,88
8,12
4,25
12,50
3,40
7,53
3,00
11,10
2,74
8,26
3,85
11,30
2,87
8,78
3,90
12,40
3,10
7,55
2,50
12,15
3,56
7,20
1,35
7,00
1,66
Cl(me/l)
10,23
4,60
14,00
2,85
7,52
3,20
9,00
1,72
8,39
7,60
9,50
0,56
8,62
6,70
14,80
2,20
9,21
7,20
11,00
1,09
9,05
7,80
10,00
0,73
13,09
7,20
32,00
8,07
SO42(me/l)
4,30
1,86
7,31
1,68
4,88
1,91
10,65
2,31
5,28
4,18
7,43
0,89
6,67
1,63
16,99
3,79
5,99
4,40
7,92
1,22
6,02
4,68
8,02
1,16
4,90
0,36
8,41
1,96
Na
(%)
51,02
36,43
61,12
7,59
43,64
38,89
47,00
3,07
44,42
38,30
50,60
4,02
38,68
30,80
49,20
6,54
48,70
43,56
55,20
3,83
47,44
40,47
54,20
4,68
58,37
39,98
72,70
8,91
SAR
Sertlik
5,48
2,35
7,91
1,92
3,74
2,47
4,31
0,49
3,94
3,25
4,79
0,51
3,39
2,58
4,34
0,58
4,78
3,91
6,11
0,77
4,44
3,29
6,29
0,73
6,86
3,15
12,53
2,70
59,40
40,00
75,75
10,84
57,28
32,30
71,25
11,15
58,05
41,00
80,00
10,61
72,20
45,00
125,50
22,25
60,05
43,00
80,00
10,40
58,97
39,00
78,80
14,62
49,47
36,25
68,80
9,09
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi
66
Çizelge 2. Su kalitelerine ait istatistiki bilgiler
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
Şekil 2. Örnekleme dönemine ait dendogram
Şekil 3. Dönemlere ait su kalite parametrelerinden bazıları ( EC, Na, Cl, pH, HCO 3- ve SO42-)
Şekil 4. Drenaj kanallarına ait dendogramı
67
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile
Değerlendirilmesi
Şekil 5. Gruplara ait su kalite parametrelerinden bazıları ( EC, Na, pH, HCO3-, Cl- ve SO42-)
Na+ değeri 9,95 me/l, Cl- değeri 8,56 me/l, %Na
değeri 44,58 ve SAR değeri 4,06 olmuştur.
İkinci grubun EC değeri 2,49 dS/m, Na+ değeri
14,54 me/l, Cl- değeri 11,56 me/l, %Na değeri
54,69 ve SAR değeri 6,17 olmuştur. Bu
değerler Kuşaklama ve Bakırpınar drenaj
kanallarının sularının birinci grup da bulunan
drenaj kanallarındaki sulardan daha tuzlu
olduğunu göstermiştir. Bu durumun kanalların
geçmiş oldukları bölgelerdeki topraklar ile
ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bunun ikinci
grupta bulunan drenaj kanallarının geçmiş
oldukları alanların topraklarındaki tuzluluk
değerlerinin, birinci gruptaki drenaj kanallarının
geçmiş olduğu tarım alanlarına göre daha tuzlu
olduğunun
bir
göstergesi
olabileceği
düşünülmektedir.
4.2. Faktör Analizi (FA) ve Temel
Bileşenler Analizi (TBA)
7 drenaj kanalına ait 14 parametre ile
yapılan faktör analizi ve temel bileşenler analizi
sonuçları Çizelge 3 de verilmiştir. Özdeğeri 1
den büyük olan 3 faktör oluşmuştur. Bu 3 faktör
toplam varyansın %91,05’ini açıklamaktadır.
1.faktör toplam varyansın %52,13’ünü,
açıklamakta olup, bu faktörde %Na, SAR, Na+,
68
Ca2+, Cl-, CO32-, EC pozitif yönde güçlü, sertlik
negatif yönde güçlü ve SO42- ise negatif yönde
orta derecede temsil edilmektedir. Su kalitesine
ait parametrelerin çoğunu bünyesinde toplayan
1. faktörün toplam varyansın açıklama payına
da bakıldığında bu faktörün su kalitesini tek
başına temsil edebilecek bir karakter
taşıyabileceği görülmektedir. Bu faktör tuzluluk
faktörü olup, bu faktördeki suların tuzlu sular
olduğu ve daha çok geçmiş oldukları
alanlardaki toprak yapısına bağlı oldukları
düşünülmektedir. Faktörlerin hangi drenaj
kanallarında etkili olduğunu belirlemek için
Şekil 6 da drenaj kanallarına ait faktör skor
sonuçları verilmiştir. Şekil 6a incelendiğinde 1.
faktörün skor sonuç değerleri görülmektedir.
Buna göre bu faktörün en çok etkili olduğu
drenaj kanalları Kuşaklama ve Bakırpınar’ dır.
2. faktör toplam varyansın % 23,20’sini
açıklamaktadır. Bu faktörde RSC ve HCO32pozitif yönde güçlü ve pH ise negatif yönde
güçlü olarak temsil edilmektedir. RSC nin
hesaplanmasında HCO32- kullanıldığı için RSC
değeri ile HCO32- aynı faktör içerisinde olması
beklenen bir durumdur. HCO32- tatlı suyun bir
göstergesi olması, bu faktörün tatlı su faktörü
olduğunu
düşündürmektedir. Şekil 6b
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
Çizelge 2. Döndürülmüş faktör yapısı matrisi
Faktörler
Değişkenler
Faktör 1
Faktör 2
Faktör 3
%Na
0,986**
0,047
0,007
SAR
0,981**
0,072
0,103
Na
+
0,941**
0,191
0,208
-0,928**
-0,006
0,115
0,916**
-0,074
0,236
CO3
0,873**
-0,342
-0,053
EC
0,850**
0,239
0,359
-0,830**
0,105
0,456
SO4
-0,593*
-0,580*
0,405
RSC
-0,016
0,938**
0,311
Ca2+
Cl2-
Sertlik
-
HCO3-
0,233
0,926**
0,240
pH
0,334
-0,849**
0,331
-0,072
0,292
0,911**
0,202
-0,077
0,805**
2+
Mg
+
K
Öz değerler
7,30
3,25
2,20
Açıklama payı (%)
52,13
23,20
15,72
Birikimli açıklama payı
52,13
75,33
91,05
(** güçlü ( p > 0.75)); (* orta ( 0.50 – 0.75))
1.Faktörün skor değerleri
2,5
(a)
2
1,5
1
0,5
0
-0,5
Badut
Boytar
Kuşaklama
Hacılar
Çorak
Koşuköyü
Bakırpınar
Çorak
Koşuköyü
Bakırpınar
Çorak
Koşuköyü
Bakırpınar
-1
-1,5
2.Faktörün skor değerleri
2,5
(b)
2
1,5
1
0,5
0
-0,5
Badut
Boytar
Kuşaklama
Hacılar
-1
3.Faktörün skor değerleri
1,5
(c)
1
0,5
0
-0,5
Badut
Boytar
Kuşaklama
Hacılar
-1
-1,5
-2
-2,5
Şekil 6. Drenaj kanallarına ait faktör skorları (a) 1. faktör, (b) 2.faktör ve (c) 3.faktör
69
Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile
Değerlendirilmesi
incelendiğinde bu faktörün en çok Bakırpınar
ve Badut drenaj kanallarında etkili olduğu
görülmektedir. 3. faktör toplam varyansın
%15.72’sini açıklamakta olup, Mg2+ ve K+
pozitif yönde güçlü olarak temsil ediliyor
olması bu faktörün mineral karakterli bir faktör
olduğunun
göstergesidir.
Şekil
6c
incelendiğinde bu faktörün Çorak, Hacılar ve
Bakırpınar drenaj kanallarında etkili olduğu
görülmektedir
5. Sonuç
Çalışmada ülkemizin en büyük ovalarından
bir tanesi olan Bafra Ovasındaki 7 adet ana
drenaj kanalından bir yıl süreyle su numunesi
alınmış ve 14 parametreye göre kümeleme
analizi, faktör analizi ve temel bileşenler
analizleri yapılmıştır. Drenaj kanallarından
alınan suların özelliklerinin aylık ortalama
değerlerine göre kümeleme analizi yapılmış ve
sonuç olarak alanda suların özellikleri açısından
2 farklı dönem olduğu belirlenmiştir. Bunlardan
birinci dönem içerisinde Mayıs, Haziran,
Temmuz,
Ağustos
ve
Eylül
ayları
bulunmaktadır. İkinci dönemde ise Ekim,
Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan
ayları bulunmaktadır. Bu drenaj kanallarındaki
suların özelliklerinin mevsimsel olarak
değiştiğini göstermiştir.
Birinci
dönemde
suların
tuzluluk
değerlerinin, ikinci dönemden daha küçük
olduğu belirlenmiştir. Birinci dönemde alanda
sulama mevsiminin olması nedeniyle sulama ile
birlikte toprakta tuz birikmesi olduğu ve bu
nedenle de drenaj kanallarının tuzluluk
seviyelerinin az olduğu düşünülmektedir. İkinci
dönemde ise drenaj kanallarındaki suların
tuzluluklarının fazla olmasının nedeninin, bu
dönemin yağışlı geçmesinden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Bu yağışlar yoluyla alanda
sulama mevsimi boyunca biriken tuzlar
yıkanarak
drenaj
kanalları
vasıtasıyla
uzaklaştırılmaktadır
Ayrıca drenaj kanalları su özelliklerine
göre kendi aralarında gruplandırılmış ve su
özelliklerine göre 2 farklı grup oluşmuştur.
İkinci grup da olan Kuşaklama ve Bakırpınar
drenaj kanallarının sularının daha tuzlu olduğu
belirlenmiştir.
Temel bileşenler analizi sonucunda
özdeğeri 1 den büyük olan 3 bileşen seçilmiş ve
70
ana bileşen sayısı 3 olarak belirlenmiştir.
Seçilen ilk 3 ana bileşenin toplam varyansın
%91,05 ini açıklamaktadır. Sonuç olarak
toplam verinin tamamını ifade eden 14
bileşenin Temel Bileşenler Analizi sonucunda
toplam verinin büyük bir kısmını açıkladığı
görülmüştür. Temel bileşenler analizi ile
kümeleme analizi sonuçları birbiriyle çok yakın
benzerlik göstermiştir. Her iki analiz sonucuna
göre de alandaki en tuzlu suların Kuşaklama ve
Bakırpınar
drenaj
kanallarında
olduğu
belirlenmiştir.
Bu çalışmada çok değişkenli analizlerin
drenaj kanallarındaki su kalitesinin izlenmesinde
yararlı olduğu görülmüştür. Tarım alanlarında
tuzlanmanın sorun olduğu alanların bu yöntem
sayesinde kolay bir şekilde belirlenebileceği ve
izlenebileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca
özellikle tarımda yanlış uygulamalardan dolayı
oluşan ve drenaj kanalları ile alandan uzaklaşarak
tatlı su kaynaklarının kirlenmesine neden olan,
tarımsal kirlenmenin hangi bölgelerde daha fazla
olduğunun belirlenmesi yönünden bu tür
çalışmaların
yapılmasının
yararlı
olacağı
düşünülmektedir.
Kaynaklar
Adams, S., Titus, R., Pietersen,K., Tredoux, G., Haris, C.,
2011. Hydrochemical characteristics of aquifers near
Sutherland in the Western Karoo, South Africa,
Journal of Hydrology 241 (2001) 91–103.
Akbal, F., Gürel, L., Bahadır, T., Güler, I, Bakan., G.
Büyükgüngör., 2011. Multivariate Statistical
Techniques for the Assessment of SurfaceWater
Quality at the Mid-Black Sea Coast of Turkey,
Water Air Soil Pollut (2011) 216:21–37.
Altın, A., Filiz, Z., Iscen, F.C., 2009. Assesment of
seasonal variations of surface water quality
charecteristics for Porsuk Stream. Environ Monit
Asess 158:51-65.
Anonim 2009. Bafra Meteoroloji İstasyonu İklim Verileri.
Samsun.
Arslan, H., Güler, M., Cemek, B., Demir, Y., 2007. Bafra
Ovası Yeraltı Suyu Kalitesinin Sulama Açısından
Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Dergisi 4(2): 219-226.
Ayyıldız, A., 1990. Sulama Suyu Kalitesi ve Tuzluluk
Problemleri. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
Ders Kitabı 344, Ankara.
Byuiyan, MAH., Rakip, M.A., Dampare, S.B., Ganyaglo,
S., Suziki, S., 2011. Surface Water Quality
Assesment in the Central Park of Bangladesh Using
Multivariate Analysis. KSCE Journal of Civil
Engineering 15(6):995-1003.
Çakır, F., 1994.
Karşılıklı Bağımlılığın Ölçüsünde
Kümeleme Analizi ve Bir Uygulama . Marmara
H.ARSLAN, D.YILDIRIM
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekonometri
ABD, Yüksek Lisans Tezi.
Cemek, B., Güler, M., Arslan, H., 2006. Bafra Ovası Sağ
Sahil Sulama Alanındaki Tuzluluk Dağılımının
Coğrafi
Bilgi
Sistemleri
(CBS)Kullanılarak
Belirlenmesi, Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 37 (1),
63-72,
Eaton, F.M., 1950. Significance Of Carbonates İn
İrrigation Waters Soil. Sci. 69: 123-133.
Kim, J.H., Kim, R.H., Lee, J., Cheong, T.J., Yum, B.W.,
Chang, H.W., 2005 Multivariate statistical analysis
to identify the major factors governing groundwater
quality in the coastal area of Kimje, South Korea.
Hydrological Processes 19, 1261-1276.
Liu, C.W., Lin, K.H., Kuo, Y.M., 2003. Application of
factor analysis in the assessment of groundwater
quality in a blackfoot disease area in Taiwan. The
Science of the Total Environment, 313, 77–89.
Liu, C.W., Jang, S.C., Chen, C.P., Lin, C.N., Lou, K.L.,
2008 Characterization of groundwater quality in
Kinmen Island using multivariate analysis and
geochemical modelling. Hydrol Processes 22:376–
383.
Oğuzer, V., 1978. Aşağı Seyhan Ovası Drenaj
kanallarından alınan örneklerden tuz değişiminin
yağışlar ile karşılaştırılması.TÜBİTAK VI. Bilimsel
Toplantısı 17- 21.10.1977,Ankara.
Oğuzer,V., 1990. Drenaj ve Arazi Islahı Ders Kitabı
Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Yayınları.
Özdamar, K., 2004. Paket Programlar ile İstatistiksel Veri
Analizi (Çok Değişkenli Analizler), Kaan Kitapevi,
502s. Eskişehir.
Uçar, N., 2007.
SPSS Uygulamalı Çok değişkenli
İstatistik Teknikleri, (Kalaycı, Ş. editör) 1.Baskı,
BRC Matbacılık, Ankara, 17: 349-376.
U.S.S.L 1954. U.S.Salinity Lab. Staff. Diagnosis and
Improvement Saline and Alkali Soils. Agriculture
Handbook 60, USA.
Yılmaz, T., Bahçeci, İ., Tarus, C., 1981. Konya Ovası Ana
Tahliye Kanalının Su Kalitesi. Topraksu Araş. Enst.
Müd. Yayınları. Genel Yayın No:77, Rapor No:63,
Konya.
Yılmaz, V., Büyükyılmaz, M., 2009. Batı Karadeniz
Suları Havzasındaki Yüzey Suyu Kalitesi
Parametrelerindeki Değişimin İncelenmesi ve
Cluster Analizi ile İstasyonların Sınıflandıırlması,
5.Uluslararası İleri teknolojiler Sempozyumu
(IATS’09) 13-15 Mayıs 2009, Karabük.
Zhao, Z., Cui, F., 2009. Multivariate statistical analysis
fort the surface water quality of the Luan River,
China. Journa of Zheijang Universty Science A
10(1):142-148.
71
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 73-83
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi
(Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)*
Derya ÖZTÜRK1
Yaşar AKÇAY 2
1
2
Ordu Üniversitesi, Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, Ordu
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, Tokat
Özet: Araştırma Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovasında fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerin ekonomik
analizini kapsamaktadır. Araştırmaya esas olan veriler, tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle Çarşamba
ovasından 96, Terme ovasından ise 94 adet fındık işletmesinden, 2007-2008 üretim döneminde anket yoluyla
elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; arazi sermayesinin aktif sermaye içindeki payı, Çarşamba
ovasında %87,12 ve Terme ovasında ise %92,72 olarak bulunmuştur. Saf hasıla ve tarımsal gelir iki ovada da
pozitif bulunmuştur. Ortalama fındık arazisi ile dekara ortalama fındık verimi Çarşamba ovasında 29,22 da
ve 124,33 kg iken, Terme ovasında 40,67 da ve 112,09 kg olarak tespit edilmiştir.
Anahtar kelimeler: Fındık, Ekonomik Analiz, Samsun.
Economic Analysis of Farms Growing Hazelnut
(Case of Çarşamba and Terme Plains of Samsun Province)*
Abstract: Study covers economic analysis of hazelnut grown in Çarşamba and Terme Plains of Samsun. The
main data was gathered through questionnaires using stratified random sampling method from 96 hazelnut
companies in Çarşamba Plain and 94 companies in Terme Plain during 2007-2008 production term.
According to the results; the share of field capital in active capital was found as %87,12 in Çarşamba Plain
and %92,72 in Terme Plain. Pure Revenue and Agricultural Income were found to be positive in both of the
plains. While the average hazelnut field and average hazelnut yield per decare were found to be 29,22 decare
in Çarşamba Plain and 124,33 kg, it was found to be 40,67 decare and 112,09 kg in Terme Plain.
Key words: Hazelnut, Economic Analysis, Samsun.
1. Giriş
Türkiye’de tarım sektörü açısından
oldukça önemli bir yere sahip olan ve tarım
ürünleri içinde geleneksel ihraç ürünlerinden
biri olan fındık, Türkiye’ye önemli miktarda
döviz girdisi sağlamaktadır. Türkiye’nin
tarımsal ürün ihracatının %26,10’u fındık ve
fındık ürünleri ihracatından elde edilmiştir
(Anonim, 2009a). Dünya fındık üretimi
yaklaşık 766 bin ton olup, bu üretimin %65,30
ile en yüksek payı Türkiye’den sağlanmıştır.
Dünya fındık üretiminin önemli bir kısmını
üreten Türkiye, bu açıdan üstün bir
konumdadır. Üretimde ikinci sıradaki İtalya’nın
payı %13,70’dir. İtalya’yı %5,57’lik payla
ABD ve %1,37’lik payla İspanya izlemektedir
(Anonim, 2009b).
Türkiye’de fındık üretimi, Türkiye
İstatistik Kurumu kayıtlarına göre 34 ilde
yapılmasına karşın, üretimin tamamına yakın
kısmı 6 ilde toplanmıştır. Bu iller; Eski Üretim
Bölgesi olarak adlandırılan Ordu, Giresun ve
Trabzon ile Yeni Üretim Bölgesi olarak
adlandırılan Sakarya, Düzce ve Samsun’dur.
* Bu makale, Doktora Tezinden özetlenmiştir.
Türkiye fındık üretiminin yaklaşık %88’i bu 6 il
tarafından karşılanmıştır (Anonim, 2009a).
Samsun ili 66.617 ton fındık üretimi ile Türkiye
fındık
üretiminin
yaklaşık
%13’ünü
karşılamaktadır.
Samsun
ilinde
fındık
üretiminin yapıldığı ilçeler; Merkez, Terme,
Çarşamba, Salıpazarı, Ayvacık, Tekkeköy, 19
Mayıs, Bafra, Alaçam ve Asarcık’tır. Bu ilçeler
arasında Çarşamba ve Terme İlçeleri, Samsun
ili toplam fındık üretiminin %56’ını
oluşturmaktadır (Anonim, 2009a). Fındık tarımı
her iki ilçenin de en önemli geçim
kaynaklarından biridir. İlçelerin ova kesiminde
fındık dışında bazı tarla ürünleri, sebzeler ve
kavak ağaçları bulunurken, yüksek kesimde
büyük ölçüde tek ürün olarak fındık hakim
durumdadır.
Araştırma sonuçları ile uygun yayım
faaliyetleri aracılığıyla uygulamaya yönelik
gelişmeler sağlandığı takdirde karar alıcılara
kullanacakları önemli veriler sağlanabilecektir.
Üretim alanına yatırım yapacak üreticilere
yatırımın karlılığı konusunda ihtiyaç duydukları
bilimsel çalışmalara gereklilik olması sebebiyle,
73
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)
çiftçilerin işletmecilik kararlarında yardımcı
olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca çalışma ile
uygun fındık alanlarının tespitine, fındık
tarımına yönelik politikaların oluşturulmasında
politika yapıcılara önemli ölçüde katkılar
sağlanabilir. Araştırma sonuçlarının bu konuda
bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutması
amaçlanmıştır.
Samsun ili Çarşamba ve Terme ovalarında
fındık yetiştiriciliğinin karşılaştırmalı olarak
ekonomik
analizinin
incelendiği
bu
araştırmanın amaçları aşağıda sıralanmıştır:
i. Fındık yetiştiriciliğinin yoğun olarak
yapıldığı tarım işletmelerinin sosyo-ekonomik
yapısını belirlemek,
ii. Fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerde,
hem üretim dalları itibarı ile hem de
işletmelerin bir bütün olarak yıllık faaliyet
sonuçlarını tahmin etmektir.
2. Materyal ve Yöntem
Bu çalışmanın ana materyalini, Çarşamba
ovasında 1.194 adet işletmeyi temsil niteliğine
sahip örnekleme yolu ile seçilen 96, Terme
ovasında ise 941 adet işletmeyi temsil niteliğine
sahip 94 adet tarım işletmesi ile anket yoluyla
elde edilen veriler oluşturmaktadır. Varyasyon
katsayısının yüksek çıkması (Çarşamba ovası
için %82,38 ve Terme Ovası için %82,21)
sebebiyle örneklemede tabakalı tesadüfî
örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Dağılım
grafiğindeki kırılmalar dikkate alınarak,
araştırma popülasyonunu oluşturan işletmeler
normal dağılım gösterecek şekilde 1-14, 15-40
ve 41 da ve daha büyük olanlar olmak üzere 3
gruba ayrılmıştır.
Örnek hacminin tespitinde tabaka sınırları
dikkate alınarak, tabakalı tesadüfi örnekleme
yöntemlerinden
olan
Neyman
yöntemi
kullanılmıştır (Yamane, 2001). Yapılan
hesaplamalar
sonucunda,
örnek
hacmi
Çarşamba ovası için 96, Terme ovası için 94
olarak tespit edilmiştir.
Araştırmada
örnek
hacminin
belirlenmesinde %90 güven aralığında ve
ortalamadan %5 (t=1,65) sapma ile çalışılmıştır.
İncelenen işletmelerin nüfus, işgücü,
eğitim durumu ve sermaye yapıları ortaya
konulmuştur. Aile işgücü potansiyelinin
belirlenmesinde erkek işgücü birimi (EİG) esas
alınmıştır. Erkek İşgücü Birimi; yetişkin (15-49
yaş arası) bir insanın günde ortalama 10 saat
74
çalışması ile ortaya koyduğu işgücüdür (İnan,
1994). İşletmelerde 7-65 yaş arası nüfusun
fiilen çalışabilir nüfus olduğu kabul edilmiştir
(Aras, 1988). Ailede kullanılabilir işgücü
miktarından, işletmede kullanılan aile işgücü
miktarı ile işletme dışında çalışan aile işgücü
miktarı
çıkarılarak
atıl
aile
işgücü
belirlenmiştir. İşletmelerde kullanılan yabancı
işgücü ise; daimi ve geçici olarak çalıştırılan
yabancı işçilerin yaş ve cinsiyeti ile
çalıştırıldığı gün sayıları dikkate alınarak
hesaplanmıştır. Nüfusu erkek işgücü birimine
(EİB) çevirmede, kişilerin yaş ve cinsiyete göre
değişen iş başarma katsayıları dikkate alınmıştır
(Aras, 1988). İncelenen işletmelerin sermaye
yapılarının ortaya konulmasında, sermayenin
fonksiyonlarına göre sınıflandırması yapılmıştır
(Erkuş ve ark., 1995). İşletmelerin mali
durumlarının belirlenmesi amacıyla Bilanço
Oranları (Mali Rasyolar) olarak Cari Oran ve
Likidite Oranı hesaplanmıştır (Çabuk ve Lazol,
2010). Öz Sermayenin Uzun Vadeli Borçlara
Oranı ise, incelenen işletmelerin uzun vadeli
borçlarının
olmaması
nedeniyle
hesaplanmamıştır.
İşletmelerin yıllık faaliyet sonuçları iki
şekilde ele alınarak incelenmiştir. Birincisinde
işletme üretim dalı bazında ele alınmış,
ikincisinde ise işletmeler bir bütün olarak ele
alınmış ve buna göre gelir ve giderler
hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde üretim
dalları düzeyindeki analizlerde; Gayrisafi
Üretim Değeri, Değişken Masraflar ve Brüt
Kar’lar hesaplanmıştır. Brüt-Karların teknik
birime düşen miktarları hesaplanarak üretim
dallarının başarı durumu saptanmıştır.
İşletmelerin bir bütün olarak yıllık faaliyet
sonuçlarının analizinde Gayrisafi Hâsıla,
İşletme Masrafları ve Gerçek Masraflar, Saf
Hâsıla, Tarımsal Gelir, Harcanabilir Tarımsal
Gelir ve Toplam Aile Geliri değerleri
hesaplanmış ve yorumlanmıştır.
3. Araştırma Bulguları ve Tartışma
3.1. İncelenen İşletmelerin Sosyal ve
Ekonomik Yapısı
Tarım işletmeleri bir aile düzeni içinde
faaliyetlerini sürdürdükleri için daha çok sosyoekonomik bir ünite olarak kabul edilmektedirler
(Rehber ve Tipi, 2005). Bu nedenledir ki,
tarımsal işletmelerde nüfus varlığı ve bu
nüfusun
nitelikleri
tarımsal
üretimdeki
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
işletmelerin başarısında önemlidir. İncelenen
işletmelerde işletme başına düşen ortalama
nüfus mevcudu, Çarşamba ovasında 4,88 kişi
ve Terme ovasında ise 5,02 kişi olarak
belirlenmiştir. Buna göre anket uygulanan
işletmelerin sahip olduğu nüfus mevcudu,
Türkiye ortalamasının (5,19 kişi) altında
bulunmuştur (Anonim, 2003). 15-64 yaş
grupları arasında çalışabilecek durumda olup
da, çalışma istek ve arzusunda bulunan nüfus
iktisaden faal nüfustur (Taslak ve Kara, 2009).
Faal Nüfus oranı, 15-64 yaş grubuna dahil aile
fertleri sayısının toplam nüfusa oranlanması ile
elde edilmiştir. Bu oran Çarşamba ovasında
%70,87 olup, 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus
Kayıt Sistemine göre Çarşamba ilçesi faal nüfus
oranı %65,90’nın üstünde bulunmuştur. Terme
ovası ise %71,13 faal nüfus oranı ile yine 2009
yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre
Terme ilçesi faal nüfus oranı %65,84’ün
üstündedir (Anonim, 2009c).
Çarşamba ovasında %87,79 ve Terme
ovasında ise %85,15 oranında okur-yazarlığın
olduğu tespit edilmiştir. Bulunan bu sonuçlar ile
Türkiye'nin 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus
Kayıt Sistemi nüfus sayımı sonuçları
karşılaştırıldığında, her iki ovada da okuryazarlık oranının Türkiye ortalamasına (%88)
yakın olduğu görülmektedir (Anonim, 2009d).
İncelenen
işletmelerde
işletme
yöneticilerinin ortalama yaşı ve öğrenim süresi,
Çarşamba ovasında 49,09 ve 6,36 yıl iken,
Terme ovasında 61,33 ve 5,71 yıl olarak
hesaplanmıştır.
Çarşamba
ovasındaki
işletmecilerin Terme ovasındakilere göre yaş
ortalamalarının düşük, eğitim düzeylerinin ise
yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum
Çarşamba ovasındaki üreticilerin daha bilinçli
üretim gerçekleştirmeleri ve yeniliklere açık
olmaları açısından önemli olabilir.
Çarşamba ovasındaki işletmeler sahip
oldukları aile işgücünün ortalama olarak
%28,77’ini işletme faaliyetlerinde, %11,24’ünü
işletme dışındaki tarımsal faaliyetler ve tarım
dışı faaliyetlerde kullanmaktadırlar. Bu oranlar
Terme ovasındaki işletmeler ortalamasında
%32,25 işletme faaliyetlerinde ve %10,33
işletme dışındaki tarımsal faaliyetler ve tarım
dışı faaliyetler olarak gerçekleştirilmiştir.
Çarşamba ovasında çalışan toplam işgücünün
%74,28’i aile işgücü tarafından, %25,72’i ise
yabancı işgücü tarafından karşılanmaktadır.
Terme ovasında ise çalışan işgücünün
%72,30’u aile işgücü ile karşılanırken,
%27,70’i yabancı iş gücü tarafından
karşılanmakta olduğu belirlenmiştir. Ayrıca
işletmelerde
kullanılabilir
aile
işgücü
mevcudunun %50’nin üzerindeki bölümünün
atıl kaldığı dikkati çekmektedir. Daha önce
Samsun ilinde yapılan bir çalışmada, fındık
işletmelerinde atıl işgücü %52,45 (Kılıç, 1997),
yine aynı alanda Giresun ilinde yapılan diğer
bir çalışmada da %50’nin üzerinde olarak
bulunmuştur (Sıray, 2010).
İncelenen işletmelerde ortalama işletme
arazisi Çarşamba ovasında 40,08 da/işletme,
Terme ovasında ise 70,32 da/işletme olarak
tespit edilmiştir. Ortalama işletme arazisi
miktarı bakımından Çarşamba ovasındaki
işletmeler
Türkiye
ortalamasının
(60
da/işletme) altında, Terme ovasındaki işletmeler
ise üzerindedir (Anonim, 2008a). Her iki ovada
da toplam işletme arazisinin tamamına yakını
mülk araziden oluşmaktadır (Çarşamba
ovasında %97,26; Terme ovasında %95,70).
İşletmelerin parsel sayıları birbirine yakın
olmakla beraber ortalama parsel genişliği
Terme ovasında (20,54 da/işletme) diğer ovaya
göre
(12,93
da/işletme)
daha
büyük
bulunmuştur.
İncelenen işletmelerde işletme arazisini
oluşturan arazi nev’ileri içerisinde her iki ovada
da meyve arazisi ilk sırada yer almaktadır.
Çarşamba ovasında meyve arazisini (%71,25)
sırasıyla, %16,06 payla sebze arazisi ve %8,48
payla tarla arazisi, %3,82 payla meyvesiz
ağaçlardan oluşan arazi izlemektedir. Terme
ovasında ise, meyve arazisini (%53,89)
sırasıyla; %39,74 payla tarla arazisi, %4,58
payla sebze arazisi ve %1,67 payla meyvesiz
ağaçlık arazisi izlemektedir. Her iki ova
kesimindeki işletmelerde düşük düzeyde de olsa
nadas
alanına
rastlanılmıştır.
Fındık
yetiştiriciliğinin yanında Çarşamba ovasında
sebzecilik üretim faaliyetinin, Terme ovasında
ise çeltik ve soya üretiminin yoğun olarak
yapıldığı
görülmektedir.
İşletmeler
ortalamasında fındık alanı Çarşamba ovasında
29,22 da/işletme ve Terme ovasında ise 40,67
da/işletme olarak hesaplanmıştır.
İşletmelerin
sermaye
yapılarına
bakıldığında, aktif sermayenin içinde arazi
75
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)
sermayesinin büyük pay tuttuğu görülmüştür.
Bu oran Çarşamba ovasında %87,12 ve Terme
ovasında %92,72’dir (Çizelge 1).
Samsun ili Çarşamba ovasında yapılan bir
çalışmada, aktif sermayenin %95’i arazi
sermayesinden oluşmaktadır (Cinemre ve ark.,
1995). Yapılan çalışmalardan da görülebileceği
gibi, tarım işletmelerinde arazi sermayesi ile
işletme sermayesi arasında bir dengesizlik
yaşanmaktadır. Bu dengesizlik, işletmelerin
başarılı çalışmasını engelleyen bir durumdur.
İşletme sermayesinin düşük olması işletmelerin
modern teknolojilere ve girdilere verdiği
önemin çok az olduğunu göstermektedir.
İşletmelerin
pasif
sermaye
yapısı
incelendiğinde, Çarşamba ovasında pasif
sermayenin %95,03’ünü öz sermaye, %2,36’ını
borçlar, %2,61’ini kiraya ve ortağa tutulan
arazinin değeri oluşturduğu görülmektedir.
Terme ovasında ise pasif sermayenin %92,69’u
öz sermaye, %2,97’i borçlar, %4,34’ü kiraya ve
ortağa tutulan arazinin değeridir (Çizelge 2).
Pasif sermaye içerisinde öz sermaye oranlarının
%80’lerin üzerinde olması bu işletmelerin
borçlanmadan kaçındıklarını dolayısıyla yeni
yatırımları daha az düşündüklerini gösterebilir.
İşletmelerin, döner işletme sermayesinin
kısa vadeli borçlara oranını ifade eden ve en
fazla 2 olması istenen cari oranın (Çabuk ve
Lazol, 2010), Terme ovasındaki işletmelerde,
işletmeler için yeterli olarak kabul edilen orana
(1,5) yakın bulunması bu işletmelerin kısa
vadeli borçlarını rahatlıkla ödeyebileceklerini
gösterebilir. Çarşamba ovasında ise, bu oranın
2’nin üstünde bulunması, işletmelerin kısa
vadeli
borçlarını
ödemelerinin
yanında
işletmeye kredi verenlerin lehine olmasına
karşın, işletmede kullanılmayan fonların
olduğuna işaret edilebilir ve işletme açısından
olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Likidite oranı ise; Çarşamba ovası işletmeler
ortalamasında 1,91 ve Terme ovası işletmeler
ortalamasında 1,15 olarak hesaplanmıştır.
Likidite oranının 1 olması istendiği dikkate
alındığında (Çabuk ve Lazol, 2010), her iki
ovadaki işletmelerinde kısa vadeli borçlarını
rahatlıkla karşıladıkları ifade edilebilir.
İnceleme alanında arazi varlığının önemli
bir kısmını işgal eden meyve ürünleri içerisinde
fındığın işletme başına düşen ortalama üretim
miktarları; Çarşamba ovasında 3.906,13 kg ve
Terme ovasında ise 4.696,65 kg’dır. İncelenen
Çizelge 1. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen aktif sermaye (TL/işletme ve %)
Çarşamba Ovası
I. Grup
(20)
ARAZİ SERMAYESİ
Toprak Varlığı
Arazi Islahı
Varlığı
Bina Varlığı
Bitki Varlığı
İŞLETME SERMAYESİ
Döner İşletme Sabit İşletme
Varlığı
Varlığı
Tarla
Demirbaşı
Varlığı
Arazi
Sermayesi
Toplamı
AletMakine
Varlığı
Hayvan
Varlığı
Malzeme
ve Müh.
Varlığı
Para Mev.
ve
Alacaklar
İşletme
Sermayesi
Toplamı
AKTİF SERMAYE
TOPLAMI
76
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
57.300,00
35,22
2.608,00
1,60
50.305,00
30,92
26.006,95
15,98
566,00
II. Grup
(43)
86.634,88
40,63
5.248,84
2,46
61.625,58
28,90
34.020,35
15,95
369,77
Terme Ovası
III. Grup
(33)
İşl. Ort.
(96)
I. Grup
(13)
II. Grup
(36)
III. Grup
(45)
İşl. Ort.
(94)
173.933,33
49,38
8.786,36
2,49
86.712,12
24,62
38.541,55
10,94
803,03
110.532,29
42,51
5.914,69
2,29
67.890,62
27,85
33.905,05
14,24
559,58
142.538,46
55,61
1.600,77
0,62
46.192,31
18,02
40.957,71
15,98
877,31
168.505,56
61,40
4.001,39
1,46
64.912,50
23,65
9.409,96
3,43
3.227,08
258.117,78
62,63
5.220,00
1,27
54.897,78
13,32
71.021,82
17,23
681,44
207.813,83
61,19
4.252,77
1,25
57.529,26
17,93
43.267,99
11,77
1.683,45
0,35
0,17
0,23
0,23
0,34
1,18
0,17
0,58
136.785,95
187.899,42
308.776,39
218.802,24
232.166,56
250.056,49
389.938,82
314.547,30
84,07
88,11
87,67
87,12
90,58
91,11
94,61
92,72
18.617,50
20.687,21
35.194,09
25.242,76
20.046,15
20.427,78
16.173,33
18.338,30
11,44
9,70
9,99
10,16
7,82
7,44
3,92
5,81
4.937,50
3,03
378,59
2.223,72
1,04
213,17
3.350,61
0,95
1.108,55
3.176,46
1,43
555,42
2.145,38
0,84
333,41
1.688,61
0,62
766,68
1.739,33
0,42
1.030,25
1.776,06
0,55
832,94
0,23
0,10
0,31
0,20
0,13
0,28
0,25
0,24
1.978,00
2.230,12
3.775,76
2.708,91
1.616,15
1.501,94
3.256,27
2.357,57
1,22
1,05
1,07
1,09
0,63
0,55
0,79
0,68
25.911,59
25.354,22
43.429,01
31.683,55
24.141,09
24.385,01
22.199,18
23.304,87
15,93
11,89
12,33
12,88
9,42
8,89
5,39
7,28
162.697,54
100,00
213.253,64
100,00
352.205,40
100,00
250.485,79
100,00
256.307,65
100,00
274.441,50
100,00
412.138,00
100,00
337.852,16
100,00
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
VADESİNE GÖRE
Çizelge 2. İncelenen işletmelerde pasif sermayeyi oluşturan unsurlar
Kısa
Vadeli
Borçlar
Orta
Vadeli
Borçlar
Uzun
Vadeli
Borçlar
TL
%
TL
%
I. Grup
(13)
1.425,19
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
(36)
(45)
1.612,60
2.444,80
İşl. Ort.
(94)
1.985,08
0,42
0,87
0,47
0,64
0,56
0,59
0,59
0,59
1.661,45
3.928,73
6.993,99
4.510,06
5.082,51
6.531,84
10.288,53
8.129,82
1,84
1,99
1,72
1,98
2,38
2,50
2,38
---
---
---
---
---
---
---
---
%
---
---
---
---
---
---
---
---
2.350,00
5.786,05
8.666,66
6.060,42
6.507,70
8.144,44
12.733,33
10.114,89
%
TL
Öz sermaye
TL
%
TL
%
Cari
Oran
Likidite
Oranı
BİLANÇO
ORANLARI
İşl. Ort.
(96)
1.550,35
1,02
Kiraya ve ortağa
tutulan arazi
değeri
PASİF
TOPLAMI
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
1.857,32
1.672,67
TL
TL
Toplam
I. Grup
(20)
688,55
%
1,44
2,71
2,46
2,36
2,54
2,97
3,09
2,97
500,00
9.444,44
5.757,58
6.313,66
11.538,46
17.333,33
11.222,22
13.606,38
0,31
4,43
1,63
2,61
4,50
6,31
2,72
4,34
159.847,54
98,25
162.697,54
100,00
198.023,15
92,86
213.253,64
100,00
337.781,16
95,91
352.205,40
100,00
238.111,71
95,03
250.485,79
100,00
23.8261,49
92,96
256.307,65
100,00
24.8963,73
90,72
274.441,50
100,00
38.8182,45
94,19
412.138,00
100,00
31.4130,89
92,69
337.852,16
100,00
3,42
1,32
2,92
2,31
1,37
1,41
1,75
1,57
2,87
1,20
2,26
1,91
1,13
0,93
1,33
1,15
işletmelerde fındık verimi ise işletmeler
ortalaması itibariyle, Çarşamba ovasında
124,33 kg ve Terme ovasında 112,09 kg’dır.
Çarşamba ovasındaki işletmeler Terme
ovasındaki işletmelere göre fındık üretimi
bakımından daha düşük, dekara verim
bakımından ise daha yüksek bulunmuşlardır.
Ayrıca her iki ovada da fındık verimi ortalaması
Türkiye ortalamasının (77,78 kg/da) üstünde
bulunmuştur (Anonim, 2011). Samsun ili
Terme ilçesinde yapılan çalışmada fındık
verimi ovada 94 kg/da, yüksek kesimde 78
kg/da (Alkan, 2006) bulunurken, Giresun ilinde
yapılan çalışmada ise fındık verimi ilk kuşakta
131,44 kg/da, yüksek kuşakta ise 111,44 kg/da
olarak hesaplanmıştır (Sıray, 2010).
Bitkisel ürünlerin yetiştirilme amacına
bakıldığında üretimin pazara yönelik yapıldığı,”
Çarşamba ovasında %96,31 ve Terme ovasında
ise %97,08 oranında satılarak değerlendirildiği
tespit edilmiştir. Satılan bu ürünler içerinde en
büyük pay her iki ovada da meyvelere aittir.
Hayvansal ürünlerin değerlendiriliş şekli
incelendiğinde ise; Çarşamba ovasında üretilen
hayvansal ürünlerin %74,35’i satılırken,
%16,47’si ailede tüketilmektedir. Geriye kalan
%9,18’lik kısım ise işletmede gübre olarak
kullanılmaktadır. Terme ovasında ise hayvansal
ürünlerin %73,43’ü pazara sunulurken,
%16,26’sı ailede tüketilmekte, %10,31’i ise
işletmede kullanılmaktadır. Hayvansal üretim
değerleri içerisinde en önemli pay her iki
ovadaki işletmelerde de süt’e aittir. Üretilen
sütün yaklaşık 3/4'ü süt ve mamulleri halinde
satılmakta geri kalanı ailede tüketilmektedir.
3.2. Üretim Dalları İtibariyle Yıllık Faaliyet
Sonuçları
İncelenen işletmelerin üretim dalları
itibariyle gayrisafi üretim değerlerine, değişken
masraflarına ve brüt kârlarına yer verilmiştir.
Bitkisel üretimde gayrisafi üretim değeri
hesaplanırken tarla ürünleri, meyveler, sebze
ürünleri ve meyvesiz ağaçlar olarak farklı
üretim dallarına bölünmüştür. İncelenen
işletmelerde işletmeler ortalamasına göre
gayrisafi üretim değeri en yüksek ürün her iki
ovada da fındık olup, gayrisafi üretim değerinin
tek başına Çarşamba ovasında %38,21’ini,
Terme ovasında ise %39,77’ini karşılamaktadır
(Çizelge 3).
İncelenen işletmelerde değişken masraflar
içerisinde en yüksek masraf, Çarşamba
ovasında meyvecilik üretim dalından fındık
(%37,74), Terme ovasında ise tarla ürünleri
üretim dalından çeltik (%36,52) ürününe aittir
(Çizelge 4). Brüt kâr; işletmede bulunan üretim
faktörlerinin,
optimal
değerlendirilmesi
bakımından,
üretim
kollarının
yarışma
güçlerinin belirlenmesinde önemli bir başarı
ölçüsüdür (Rehber ve Tipi, 2005). Buna göre
her iki ovada da en yüksek brüt kara meyvecilik
üretim dalından fındık ürününde rastlanılmıştır
(Çizelge 5).
77
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)
Çizelge 3. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen bitkisel üretim dallarının gayrisafi üretim değerleri (TL/işletme ve %)
Tarla
Ürünleri
Meyveler
Fındık
Sebze
Ürünleri
Ağaçlık
Toplam
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
I. Grup
(20)
632,70
1,80
9.838,72
27,96
2.503,08
7,11
22.651,73
64,38
2.063,16
5,86
35.186,31
100,00
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
2.102,03
1.242,37
6,82
2,74
13.324,07
30.336,25
43,26
66,98
10.094,02
29.050,49
32,77
64,14
12.888,04
9.716,41
41,84
21,45
2.486,85
3.997,61
8,07
8,83
30.800,98
45.292,64
100,00
100,00
İşl. Ort.
(96)
1.500,41
4,37
18.445,89
48,23
15.028,86
38,21
13.831,89
39,53
2.917,90
7,87
36.696,10
100,00
I. Grup
(13)
18.260,49
76,99
3.842,56
16,20
3.157,31
13,31
1.616,33
6,81
----23.719,39
100,00
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
(36)
(45)
14.151,80
10.787,49
43,93
21,57
10.750,89
26.540,60
33,37
53,08
10.731,18
26.287,35
33,31
52,57
7.175,90
5.826,76
22,27
11,65
138,80
6.846,04
0,43
13,69
32.217,38
50.000,90
100,00
100,00
İşl. Ort.
(94)
13.109,45
37,80
17.354,39
40,43
17.130,84
39,77
5.761,16
15,05
3.330,52
6,72
39.555,51
100,00
Çizelge 4. İşletme başına düşen bitkisel üretim dallarının değişken masrafları (TL/işletme ve %)
Tarla
Ürünleri
Çeltik
Meyveler
Fındık
Sebze
Ürünleri
Ağaçlık
Toplam
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
I. Grup
(20)
452,70
5,49
0,00
0,00
3.240,85
39,32
1.012,22
12,28
4.327,74
52,51
220,12
2,67
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
1.565,81
722,72
20,59
7,20
0,00
0,00
0,00
0,00
3.287,61
6.725,61
43,24
67,02
2.339,76
6.248,12
30,77
62,26
2.471,29
2.044,28
32,50
20,37
278,65
543,33
3,66
5,41
İşl. Ort.
(96)
1.044,10
12,84
0,00
0,00
4.459,68
50,60
3.406,69
37,74
2.711,27
32,50
357,44
4,06
I. Grup
(13)
12.055,60
86,62
6.826,69
49,05
1.117,10
8,03
876,37
6,30
744,90
5,35
-----
TL
8.241,41
7.603,36
10.035,94
8.572,49
13.917,60
%
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
(36)
(45)
10.281,73
6.445,82
70,35
44,35
6.120,81
4.159,11
41,88
28,62
2.078,56
5.746,91
14,22
39,54
2.070,11
5.682,74
14,16
39,10
2.233,40
1.211,40
15,28
8,34
21,94
1.129,11
0,15
7,77
14.533,2
14.615,63
4
100,00
100,00
Çizelge 5. İşletme başına düşen bitkisel üretim dallarının brüt kârları (TL/işletme ve %)
Çarşamba Ovası
Terme Ovası
I. Grup
II. Grup
III. Grup
İşl. Ort.
I. Grup
II. Grup
III. Grup
(20)
(43)
(33)
(96)
(13)
(36)
(45)
180,00
536,22
519,65
456,31
6.204,89
3.870,07
4.341,67
TL
Tarla
0,67
2,31
1,47
1,68
63,30
21,99
12,24
%
Ürünleri
Meyveler
Fındık
Sebze
Ürünleri
Ağaçlık
Toplam
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
6.597,87
24,49
1.490,86
5,53
18.323,99
10.036,46
43,27
7.754,26
33,43
10.416,75
23.610,64
66,97
22.802,37
64,68
7.672,13
2.725,46
27,81
2.280,94
23,27
871,43
8.672,33
49,27
8.661,07
49,21
4.942,50
20.793,69
58,63
20.604,61
58,09
4.615,36
İşl. Ort.
(94)
4.418,74
23,04
13.652,67
50,78
13.496,37
49,87
4.222,87
68,01
44,90
21,76
41,76
8,89
28,08
13,01
18,21
1.843,04
6,84
26.944,90
100,00
2.208,20
9,52
23.197,62
100,00
3.454,28
9,80
35.256,70
100,00
2.560,46
9,06
28.123,62
100,00
-----
116,86
0,66
17.601,75
100,00
5.716,93
16,12
35.467,66
100,00
2.781,58
7,97
25.075,86
100,00
3.3. İşletmelerin Bir Bütün Olarak Yıllık
Faaliyet Sonuçları
3.3.1. Gayrisafi Hasıla
Gayrisafi hasıla; işletmede bitkisel ve
hayvansal üretim değeri, üretim döneminde
meydana gelen prodüktif değer artışları ile
işletmede bulunan aile fertleri ile alet
makinelerinin işletme dışında çalıştırılması
78
13.986,21
47,50
11.622,17
38,36
11.120,63
İşl. Ort.
(94)
8.690,71
60,15
5.279,32
36,52
3.701,72
25,49
3.634,47
25,01
1.538,29
10,58
548,93
3,78
14.479,6
5
100,00
9.801,79
100,00
sonucu elde ettikleri tarımsal gelir ve işletmeci
ailesinin konut-kira bedeli toplamından
meydana gelmektedir (Rehber ve Tipi, 2005).
İncelenen işletmelerde gayrisafi hâsılanın
en büyük kısmını Çarşamba ovasında %77,69
ve Terme ovasında %81,53 oranı ile bitkisel
ürünler satış tutarı oluşturmaktadır (Çizelge 6).
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
Çizelge 6. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen gayrisafi hasılayı oluşturan unsurlar (TL/işletme ve %)
Bitkisel Ürünler
Satış Tutarı
Hayv. Ürünler
Satış Tutarı
Ailede Tüketilen
Çiftlik Ürünleri
İşçilere Verilen
Çiftlik Ürünleri
İkametgah Kira
Karşılığı
Hizmet Gelirleri
Envanter Kıymet
Artışları
Gayrisafi Hasıla
Toplamı
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
TL
%
I. Grup
(20)
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
İşl. Ort.
(96)
I. Grup
(13)
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
(36)
(45)
İşl. Ort.
(94)
31.827,34
79,78
2.143,28
5,37
695,42
1,74
0,00
0,00
1.509,15
3,78
582,10
1,46
3.136,04
7,86
39.893,33
100,00
25.108,71
74,97
1.176,37
3,51
897,71
2,68
1,22
0,00
1.848,77
5,52
2.363,93
7,06
2.097,04
6,26
33.493,75
100,00
31.116,49
77,69
1.775,96
4,36
950,88
2,40
7,12
0,02
2.036,72
5,12
1.413,96
3,95
2.569,58
6,47
39.870,71
100,00
23.057,60
81,36
807,68
2,85
416,30
1,47
12,50
0,04
1.385,77
4,89
763,95
2,70
1.896,46
6,69
28.340,26
100,00
29.014,12
76,14
822,79
2,16
608,34
1,60
11,33
0,03
1.947,38
5,11
1.505,49
3,95
4.197,68
11,02
38.107,13
100,00
33.594,61
81,53
877,19
2,18
595,76
1,47
10,86
0,03
1.725,88
4,31
1.126,88
2,83
3.043,31
7,65
40.974,49
100,00
38.513,98
79,96
2.334,62
4,85
1.175,00
2,44
19,11
0,04
2.601,36
5,40
680,29
1,41
2.842,01
5,90
48.166,37
100,00
3.3.2. İşletme Masrafları ve Gerçek
Masraflar
İşletme masrafları, gayrisafi hâsılayı elde
etmek için yapılan masrafların toplamı şeklinde
ifade edilir (Rehber ve Tipi, 2005). İşletme
masraflarını oluşturan unsurlar incelendiğinde
her iki ovada da en önemli payı işçilik
masraflarının aldığı görülmektedir. İşçilik
masraflarının işletme masrafları içindeki payı,
Çarşamba ovasında %37,49 ve Terme ovasında
%42,78’dir (Çizelge 7).
İşçilik masraflarında en önemli payı ise,
her iki ovada da aile işgücü ücret karşılığı
masrafları almaktadır.
İşletme giderlerinin çiftçiler tarafından
ödenen kısmına gerçek masraflar denir. İşletme
40.303,03
85,90
940,80
2,01
637,54
1,36
10,01
0,02
1.646,93
3,51
928,83
1,98
2.451,13
5,22
46.918,27
100,00
masrafları ile gerçek masraflar arasındaki tek
fark, işletme masrafları içerisinde aile işgücü
ücret karşılığının bulunması, gerçek giderlerde
ise ödenen kiralar ve borç faizlerinin yer
almasıdır (Cinemre ve Kılıç, 2011).
İşletme başına düşen gerçek masraf
Çarşamba ovasında 21.677,37 TL iken, Terme
ovasında bu değer 26.307,72 TL olarak
bulunmuştur. Gerçek masraflar içinde en
önemli pay, her iki ovadaki işletme gruplarında
da aile işgücü ücret karşılığı çıkarıldıktan sonra
kalan işletme masraflarına aittir. Bu değerin,
Çarşamba
ovasında
gerçek masrafların
%85,88’ini, Terme ovasında ise %80,89’unu
karşıladığı görülmüştür (Çizelge 8).
Çizelge 7. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen işletme masrafları (TL/işletme ve %)
I. Grup
(20)
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
İşl. Ort.
(96)
I. Grup
(13)
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
(36)
(45)
İşl. Ort.
(94)
6.506,83
10.252,16
11.106,27
9.765,48
9.706,85
11.579,67
14.372,70
12.657,75
TL
32,49
41,43
35,40
37,49
38,10
40,61
45,86
42,78
%
5.998,61
5.924,79
8.251,18
6.739,87
6.384,46
8.150,14
6.412,15
7.073,93
TL
Materyal
Masrafları
29,96
23,94
26,30
26,00
25,06
28,58
20,46
24,21
%
1.222,30
1.389,68
1.730,24
1.471,88
1.904,08
2.268,42
2.047,04
2.112,05
TL
Pazarlama
Masrafları
6,10
5,62
5,52
5,68
7,47
7,96
6,53
7,21
%
1.559,34
1.566,61
1.874,16
1.670,82
1.913,49
2.061,54
1.643,59
1.840,98
TL
Diğer Cari
Masraflar(*)
7,79
6,33
5,97
6,51
7,51
7,23
5,24
6,32
%
3.123,25
3.730,26
6.171,98
4.443,14
3.242,35
3.759,15
3.114,13
3.378,89
TL
Amortisman
15,60
15,07
19,67
16,76
12,73
13,18
9,94
11,57
%
1.614,89
1.884,59
2.238,96
1.950,22
2.323,57
695,34
3.748,86
2.382,31
TL
Envanter Kıymet
8,06
7,62
7,14
7,54
9,12
2,44
11,96
7,92
Azalışları
%
20.025,22
24.748,09
31.372,79
26.041,40
25.474,80
28.514,26
31.338,47
29.445,92
Toplam İşletme TL
Masrafları
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
%
(*) Diğer cari masraflar: alet makine kirası, alet makine tamir-bakım masrafı, bina yıllık tamir-bakım masrafı, veteriner, aşım, ilaç vb.
masraflar ile diğer masraflardan (hayvan sigortası ve taşıma, aydınlatma, su ve tuz) oluşmaktadır.
İşçilik Masrafları
79
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)
Çizelge 8. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen gerçek masraflar (TL/işletme ve %)
I. Grup
(20)
İşletme Masrafları Toplamı (A)
Aile İşgücü Ücret Karşılığı (B)
Arazi Kirası ve Ortakçı Payı (C)
Ödenen Borç Faizleri (D)
Gerçek Masraflar (A-B)+(C+D)
İşletme Masrafları Toplamı (*)
Arazi Kirası ve Ortakçı Payı
Ödenen Borç Faizleri (**)
Gerçek Masraflar
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
İşl. Ort.
(96)
20.025,22
5.033,00
390,00
308,56
15.690,78
24.748,09
8.123,00
3.624,09
759,71
21.008,89
31.372,79
8.128,00
1.793,94
1.137,93
26.176,66
95,55
2,49
1,97
100,00
79,13
17,25
3,62
100,00
88,80
6,85
4,35
100,00
I. Grup
(13)
TL
26.041,40
25.474,80
7.480,97
6.135,00
2.321,21
4.938,46
795,73
854,46
21.677,37
25.132,72
%
85,88
76,95
10,60
19,65
3,52
3,40
100,00
100,00
Terme Ovası
II. Grup III. Grup
(36)
(45)
İşl. Ort.
(94)
28.514,26
7.516,00
2.555,56
1.069,36
24.623,18
31.338,47
9.360,00
4.344,44
1.671,89
27.994,80
29.445,92
8.207,78
3.741,49
1.328,09
26.307,72
85,28
10,38
4,34
100,00
78,51
15,52
5,97
100,00
80,89
14,12
4,99
100,00
(*) Aile işgücü ücret karşılığı çıkarıldıktan sonra kalan işletme masraflarının oranını ifade eder.
(**) Faiz Oranı %13,13 (Anonim, 2008b).
3.3.3. Saf Hasıla
Saf hasıla, borçsuz, kira ve ortakçılıkla
arazi işletilmediği kabul edilen bir tarım
işletmesinde aktif sermayenin getirdiği faiz
olarak kabul edilir (Rehber ve Tipi, 2005,
Cinemre ve Kılıç, 2011).
Tarım işletmelerinin başarısını ölçmeyi ve
işletmeler arası karşılaştırmalar yapmayı
sağlayan bir ölçü olan saf hasıla, gayrisafi
hasıladan toplam masrafların çıkarılması ile
elde edilir (Cinemre ve Kılıç, 2011). İşletmeler
ortalamasına göre saf hasıla Çarşamba ovasında
13.829,31 TL ve Terme ovasında ise 11.528,57
TL değer olarak hesaplanmıştır (Çizelge 9).
Çizelge 9. İncelen işletmelerde işletme başına düşen saf hâsıla (TL/işletme)
Çarşamba Ovası
Terme Ovası
I. Grup
II. Grup III. Grup İşl. Ort.
I. Grup
II. Grup III. Grup İşl. Ort.
(20)
(43)
(33)
(96)
(13)
(36)
(45)
(94)
TL
Gayrisafi Hasıla (A)
39.893,33 33.493,75 48.166,37 39.870,71 28.340,26 38.107,13 46.918,27 40.974,49
İşletme Masrafları (B) 20.025,22 24.748,09 31.372,79 26.041,40 25.474,80 28.514,26 31.338,47 29.445,92
Saf hâsıla (A-B)
19.868,11 8.745,66 16.793,58 13.829,31 2.865,46 9.592,87 15.579,80 11.528,57
3.3.4. Tarımsal Gelir ve Harcanabilir
Tarımsal Gelir
Tarımsal
gelir,
işletmecinin
öz
sermayesinin faizi ile kendisinin ve aile
fertlerinin işletmede çalışmaları karşılığı elde
ettikleri gelir olarak tanımlanır (Karkacıer,
1991). Saf hâsıladan borç faizleri, kiracılık ve
ortakçılık için ödenen paylar çıkartılır ve aile
işgücü ile yönetim karşılığı ilave edilirse
tarımsal gelir elde edilir (Rehber ve Tipi, 2005;
Cinemre ve Kılıç, 2011). Ayrıca aile ihtiyaçları
için
tarımsal
gelirin
ne
kadarının
harcanabileceğinin
belirlenmesi
amacıyla
tarımsal gelirden envanter kıymet artışlarının
çıkartılmasıyla harcanabilir tarımsal gelir
hesaplanmış ve Çizelge 10’da topluca
gösterilmiştir. Buna göre incelenen işletmelerde
işletme başına düşen tarımsal gelir Çarşamba
ovasında 18.193,34 TL ve Terme ovasında
14.666,77 TL olarak bulunmuştur.
Çizelge 10. İncelenen işletmelerde tarımsal gelir ve harcanabilir tarımsal gelir (TL/işletme)
I. Grup
(20)
Gayrisafi Hasıla (A)
Gerçek Masraflar (B)
Tarımsal Gelir (C=A-B)
Envanter Kıymet Artışları (D)
Harcanabilir Tarımsal Gelir
80
39.893,33
15.690,78
24.202,55
3.136,04
21.066,51
Çarşamba Ovası
II. Grup
III. Grup
(43)
(33)
33.493,75
21.008,89
12.484,86
2.097,04
10.387,82
48.166,37
26.176,66
21.989,71
2.842,01
19.147,70
İşl. Ort.
(96)
TL
39.870,71
21.677,37
18.193,34
2.569,58
15.623,75
I. Grup
(13)
Terme Ovası
II. Grup III. Grup
(36)
(45)
İşl. Ort.
(94)
28.340,26 38.107,13 46.918,27 40.974,49
25.132,72 24.623,18 27.994,80 26.307,72
3.207,54 13.483,95 18.923,47 14.666,77
1.183,50 7.140,35 3.482,98 4.565,66
2.024,04 6.343,60 15.440,49 10.101,11
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
3.3.5. Toplam Aile Geliri
Toplam aile geliri, işletmelerin tarımsal
geliri ile tarım sektörü dışında sağladıkları
gelirleri toplamından oluşmaktadır (Akay,
1996).
Toplam aile gelirinin yarısından fazlasını
tarımsal gelirin oluşturduğu görülmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu 2008 yılı istatistiki
verilerine göre, kişi başına düşen milli gelir
10.436 $’dır (Anonim, 2008c). Bu durumda
incelenen işletmelerde kişi başına toplam aile
geliri, Türkiye’de kişi başına milli gelirinden
çok az olup, Çarşamba ovasında 3.411,80 $ ve
Terme ovasında ise 2.878,62 $ olarak
hesaplanmıştır (Çizelge 11).
Çizelge 11. İncelenen işletmelerde toplam aile geliri ve kişi başına düşen aile geliri
Tarımsal Gelir (A)
Tarım Dışı Gelir (B)
I. Grup
(20)
TL 24.202,55
%
72,78
TL 9.053,00
%
27,22
TL 33.255,55
%
100,00
Çarşamba Ovası
Terme Ovası
II. Grup
III. Grup
İşl. Ort.
I. Grup
II. Grup
III. Grup
İşl. Ort.
(43)
(33)
(96)
(13)
(36)
(45)
(94)
12.484,86
21.989,71 18.193,34 3.207,54 13.483,95 18.923,47 14.666,77
68,58
68,60
69,46
33,79
63,51
70,98
62,98
5.720,93
10.065,15 7.908,44 6.284,62 7.747,22 7.737,34 7.540,22
31,42
31,40
30,54
66,21
36,49
29,02
37,02
18.205,79
32.054,86 26.101,77 9.492,16 21.231,17 26.660,81 22.206,99
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
100,00
Toplam Aile Geliri
(A+B)
Kişi Başına Düşen Aile
6.786,85
3.840,88
6.347,50 5.316,27 1.622,59
Geliri
TL
Kişi Başına Düşen Aile
4.355,57
2.464,95
4.073,61 3.411,80 1.041,32
Geliri ($) (*)
%
(*) 2008 yılı aylık ortalama döviz kuru 1$=1,5582TL kullanılmıştır (Anonim, 2008b).
3.3.6. İncelenen İşletmelerde Rantabilite
Rantabilite, belirli bir dönemde elde edilen
karın bunu elde etmede kullanılan sermayeye
oranıdır. İşletmelerin başarı ölçülerinden biri
olan rantabilite, saf hâsılanın bu hâsılayı elde
etmede kullanılan sermayeye oranlanmasıyla
bulunur (Rehber ve Ripi, 2005). İncelenen
işletmelerde rantabilite faktörü, ekonomik
rantabilite ve mali rantabilite hesaplanmıştır.
Bu hesaplamalarda saf hâsıla esas alınmıştır.
Saf hâsıla, gayrisafi hâsılaya oranlanarak
rantabilite faktörü, saf hâsılanın aktif
sermayeye
oranlanması
ile
ekonomik
rantabilite; saf hâsıladan, borç faizleri
5.279,37
4.485,47
2.905,21
3.388,12
2.878,62
çıkartılarak bulunan değer öz sermayeye
oranlanarak da mali rantabilite hesaplanmıştır
(Sayılı, 2001). Bulunan bu sonuçlara göre;
işletmelerin her 100 TL’lik GSH’sının
Çarşamba ovasında 34,06 TL’si, Terme
ovasında ise 26,94 TL’si saf hâsıladan elde
edilmektedir. Ekonomik rantabiliteye göre, her
100 TL’lik aktif sermaye karşılığında Çarşamba
ovasında 5,52 TL ve Terme ovasında ise 3,41
TL saf hasıla elde edilmektedir. Mali
rantabiliteye göre ise, her 100 TL’lik öz
sermaye Çarşamba ovasında 5,95 TL, Terme
ovasındaki işletmelerde ise 3,14 TL kâr ortaya
çıkarmaktadır (Çizelge 12).
Çizelge 12. İncelenen işletmelerde rantabilite faktörü, ekonomik ve mali rantabilite
Çarşamba Ovası
I. Grup
II. Grup
III. Grup İşl. Ort. I. Grup
(20)
(43)
(33)
(96)
(13)
Rantabilite Faktörü (%)
49,80
26,11
34,87
34,06
10,11
Ekonomik Rantabilite (%)
12,21
4,10
4,77
5,52
1,12
Mali Rantabilite (%)
12,24
4,03
4,63
5,95
0,84
4. Sonuç ve Öneriler
Araştırma alanında bulunan her iki ovadaki
işletmelerde de okur-yazarlık oranı yüksek
bulunmuş, işletme yöneticilerinin eğitim
durumu ise düşük bulunmuştur. Ayrıca
incelenen işletmelerdeki üreticilerin büyük
çoğunluğunun üretim ve pazarlamada yeni
teknolojilere açık olmayıp kendi tecrübe ve
4.526,90
Terme Ovası
II. Grup III. Grup
(36)
(45)
25,17
33,21
3,50
3,78
3,42
3,58
İşl. Ort.
(94)
26,94
3,41
3,14
deneyimlerine göre eski yöntem ve tekniklerle
üretim yaptıkları tespit edilmiştir. Bu durum da
fındık bahçelerinde verim düşüklüğüne sebep
olabilmekte
ve
üreticilerin
gelirlerinde
azalmalar yaşanabilmektedir. Bu nedenle her
iki ovadaki kırsal kesimde de eğitim şartlarının
iyileştirilmesi için devlete bir takım görevler
düşmektedir. Bunun yanında üreticiler, dikim,
81
Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)
gübreleme, bakım, seyreltme, ilaçlama ve
harmanlama konularında modern yöntemlere
göre Ziraat Odaları ya da İl/İlçe Tarım
Müdürlükleri tarafından bilgilendirilmeli ve
uygulamalı olarak eğitilmelidir.
Her iki ilçede de yılın belirli dönemlerinde
işgücü önemli bir yer tutmaktadır. Yılın diğer
dönemlerinde ise mevcut işgücü zaman zaman
atıl bırakılmaktadır. İşletmelerde atıl kalan bu
işgücü miktarını azaltmak için işletme
planlaması gibi üretim faaliyetlerine ağırlık (süt
sığırcılığı, besi sığırcılığı, arıcılık, el sanatları
vb.) verilmelidir. Bu faaliyetler, işgücünün ve
diğer
üretim
faktörlerinin
daha
iyi
değerlendirilmesini sağlarken, aynı zamanda
işletmelerin gelirlerini de artırabilecektir.
Bölgede fındıkla beraber ürün deseni daha
da çeşitlendirilerek ilave gelir getirecek
ürünlere yer verilmelidir. Bu kapsamda
üreticiler, tek yıllık alternatif tarla ve bahçe
ürünlerinin yetiştirilmesi konusunda teşvik
edilebilir. Böylece asıl ürünün fındık kalması
şartıyla, bahçelerin belirli bir kısmının alternatif
üretim desenlerine ayrılması hem üreticiye,
hem de bölge ve ülke ekonomisine yararlı
olabilecektir.
Karadeniz Bölgesi’nde fındık kırma
fabrikalarının fazla sayıda olması ve bölge
insanının fındığa yatırım yapması nedeniyle
Fındık Borsası’nın
özellikle
Karadeniz
Bölgesi’nde kurulmasına destek verilmelidir.
Fındık dış satımında kabuklu fındık yerine
özellikle tam mamul halinde fındık ürünlerinin
pazarlama konumuna geçilmelidir. Fındığın
direk satışı için yeni pazar arama gayretleri
kadar fındığı işleyerek kullanan çikolata ve
şekerli ürünler gıda sanayisinin güçlendirilmesi
çok önemlidir. Bu sayede hem iş sahaları
artırılarak istihdam yaratılacak ve işgücü
değerlendirilecek hem de katma değer
Türkiye’de kalacaktır. Bu yolla ülke
ekonomisine ayrıca önemli katkı sağlanmış
olacaktır.
Kaynaklar
Akay, M., 1996. Tokat İli Niksar Ovası Tarım
İşletmelerinin Yapısal Analizi, İşletme Sonuçlarını
Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi ve
Doğrusal Programlama Yöntemi Planlanması
Üzerine
Bir
Araştırma.
Gaziosmanpaşa
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım
82
Ekonomisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi
(yayınlanmamış), Tokat.
Alkan, H. I.,2006. Samsun İli Terme İlçesinin Ova ve
Yüksek Kesiminde Fındık Yetiştiriciliğinin
Karşılaştırmalı Ekonomik Analizi. OMÜ. Fen
Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim
Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Samsun.
Anonim, 2003. 2000 Genel Nüfus Sayımı T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Yayın No:
2759, Ankara.
Anonim, 2008a. Türkiye İstatistik Kurumu, Tarımsal
İşletmeler.
http://www.tuik.gov.tr/Preıstatistiktablo.Do?_stab__d=126
(15.10.2008).
Anonim,
2008b.
TC
Ziraat
Bankası.
http://www.ziraat.com.tr. (09.12.2010).
Anonim, 2008c. Türkiye İstatistik Kurumu, Kişi Başına
Düşen Milli Gelir.
http://www.tuik.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_id=197
(15.10.2010).
Anonim, 2009a. Türkiye İstatistik Kurumu, Bitkisel
Üretim İstatistikleri.
http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul
(03.04.2011).
Anonim, 2009b. FAO İstatistikleri. http://www.fao.org.tr.
(08.02.2011).
Anonim, 2009c. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel
Müdürlüğü ve Türkiye İstatistik Kurumu İşbirliği
ile, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları.
http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul.
(12.10.2010).
Anonim, 2009d. Türkiye İstatistik Kurumu İşbirliği ile,
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları,
Eğitim Durumu.
http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul?kod=2
(12.01.2009)
Anonim, 2011. Türkiye İstatistik Kurumu, Bitkisel Üretim
İstatistikleri.
http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul
(03.04.2011)
Aras, A., 1988. Tarım Muhasebesi. E.Ü. Ziraat Fakültesi,
Yayın No: 486, 323 s, İzmir.
Cinemre, H.A., Ceyhan V., Kılıç O., 1995. Çarşamba
Ovası
Tarım
İşletmelerinin
Ekonomik
Analizi.Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat
Fakültesi, Araştırma Seri No:2, 104 s, Samsun.
Cinemre, H.A., ve Kılıç O., 2011. Tarım Ekonomisi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders
Kitabı No:11 (4. Baskı), 179 s., Samsun.
Çabuk A., ve Lazol, İ., 2010. Mali Tablolar Analizi. Ekin
Basım Yayın Dağıtım, 10. Baskı, Bursa.
Erkuş, A., Bülbül, M., Kıral, T., Açıl, A.F. ve Demirci, R.,
1995. Tarım Ekonomisi. A.Ü. Ziraat Fakültesi
Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları
No:15, 298 s, Ankara.
İnan, İ.H., 1994. Tarım Ekonomisi. Trakya Üniversitesi
Ziraat Fakültesi Yayınları No: 30, Tekirdağ.
Karkacıer, O., 1991. Tokat Turhal Sığır Besiciliği
İşletmelerinin Ekonomik Analizi (Basılmamış
Doktora Tezi). Ege Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, İzmir.
D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY
Kılıç, O., 1997. Samsun İli Çarşamba ve Terme İlçelerinin
Ova Köylerinde Fındık Üretimine Yer Veren
Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi ve Fındığa
Alternatif Üretim Planlarının Araştırılması.
Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri
Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, 170 s,
Ankara.
Rehber, E., ve Tipi, T., 2005. Tarımsal İşletmecilik ve
Planlama. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Yayınları Ders Kitabı, Uludağ Üniversitesi
Basımevi Müdürlüğü, Yayın No: 2.05-049-0425,
ISBN: 975-6149-06-X, Bursa.
Sayılı, M., 2001. Amasya İli Suluova İlçesinde Sığır
Besiciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi.
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen Bilimleri
Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı,
Doktora Tezi, Tokat.
Sıray, E., 2010. Giresun İli Merkez İlçede Fındık
Yetiştiren İşletmelerin Ekonomik Analizi, Üretim
ve Pazarlama Sorunlarının Belirlenmesi Üzerine
Bir Araştırma. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim
Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Tokat.
Taslak S., ve Kara M., 2009. İşletme Bilimine Giriş
(Modern İşletmecilik). Murathan Yayınevi, Yayın
No: T 118, Cantekin Matbaası, Trabzon.
Yamane, T., 2001. Temel Örnekleme Yöntemleri. 1.
Baskı, (Çev. A. Esin, M.A. Bakır, C. Aydın ve E.
Gürbüzsel). İstanbul: Literatür Yayıncılık.
83
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 85-96
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
Hakan KİBAR1
Turgut ÖZTÜRK2
1
Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Iğdır
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Samsun
2
Özet: Tarımsal ürünlerin hasat sonrası bozulmadan ve herhangi bir zarara uğramadan tüketime sunulana
kadar muhafazası amacıyla depolama yapılarına gereksinim vardır. Bu amaçla farklı kesit, yükseklik ve
geometrik özellikler taşıyabilen depolama yapıları tasarlanmaktadır. Tasarımı yapılan depolama yapılarından
birisi de silolardır. Hatalı tasarım, kullanım ve bakım nedeniyle silolarda sorunlar gözlenmektedir. Silolarda
gözlenen en yaygın sorunlar deformasyon, burkulma, çatlama ve çökmedir. Uygun tasarım, inşa, kullanım
ve bakım daha uzun hizmet süresi sağlayabilir. Bu çalışma kapsamında tarımsal ürün silolarında gözlemlenen
yapısal başarısızlıklar üzerinde durulmuş ve konuya yönelik bazı öneriler getirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Tarımsal ürün, silo, yapısal başarısızlık
The Structural Failures in The Agricultural Crop Silos
Abstract: Storage structures are needed for agricultural products until they are served to markets without any
spoilage, damage and lose. For this aim, the storage structures have different cross-section, elevation, and
geometric features are designed. One of designed the storage structures is also the silos. Failures are observed
in silos due to improper design, operation and maintenance. Deformation, buckling, cracks and collapse are
the most common failures observed in silos. Proper design, construction, operation and maintenance can
provide longer service lives. In this study, it is emphasized on structural failures observed in agricultural crop
silos and some suggestions have been made to the subject.
Key words: Agricultural crop, silo, structural failures
1. Giriş
Silo kohezyonsuz malzemelerin (hububat,
kömür, cevher vb.) depolandığı ve korunduğu
modern yapıların genel adıdır. Siloların
karmaşık yapısı uzun zaman boyunca gerek
mühendisler, gerekse araştırıcıların ilgi alanını
oluşturmuştur. Yıllardır silolarda gözlemlenen
akış problemleri matematiksel modellemeler
yoluyla basit olarak açıklanmaya çalışılmış,
gerçeğe uygun olarak simüle edilmiş ve silolar
üzerinde deneysel testler uygulanmıştır.
Modern siloların inşası 19. yüzyıldan sonra
tarım teknolojilerinde yaşanan gelişmelere bağlı
olarak tarımsal ürün üretimindeki artış ve
özellikle
demiryolu
ulaşımının
yaygınlaştırılması ve bu alandaki yatırımların
yoğunlaşmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır
(Ayuga et al., 2005). Siloların tasarım ve
yapımı ile ilgili basınçları hesaplamak için
yapılan ilk testler 15 m yüksekliğindeki
dikdörtgen bir silo üzerinde 1882 yılında
Roberts
tarafından
başlatılmıştır.
Silo
tasarımındaki büyük ilerlemeler 1895 yılında
Janssen’in silolardaki basınç hesabıyla ilgili
teorisiyle elde edilmiştir (Janssen, 1895).
Janssen teorisinde, yatay basıncın düşey
basınca oranı olarak kabul edilen basınç
oranının malzemenin her noktasında sabit
olduğunu belirlemiştir. Bu teori, silo tasarımına
yaklaşımı önemli oranda kolaylaştırmış ve
siloların
projelendirme
hesaplamalarında
yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir (Molenda
and Horabik, 2005).
1961 yılında ise Jenike, taneli ürünlerde
akışkanlığın tahmininde zemin mekaniğinde
çok iyi bilinen direkt kesme yöntemini
kullanarak elde ettiği test sonuçlarını
yayınlamıştır. Bu yöntem günümüzde hala
pratik
olarak
uygulanmaktadır.
Jenike
tarafından silolardaki akış karakteristiklerini
belirlemeye yönelik olarak yapılan çalışmaları
takiben Watson ve Rotter konu ile ilgili çeşitli
araştırmalar yapmış ve günümüzde projelenen
silolarda kabul gören kütle akışı ve huni akış
koşullarını incelemeye çalışmıştır (Jenike,
85
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
1964; Takashashi and Yanai, 1973; Watson and
Rotter, 1996; Waters and Drescher, 2000).
Silo tasarımı için kullanabilen farklı
standartlar ve kuralların her biri teorik ve
ampirik yöntemlere dayalıdır. Hemen hemen
her standart denklemleri silo cidarları ile temas
halinde depolanan malzemenin yatay bir
bölümüne dayalı önerilen Janssen (1895)
teorisini kullanır. Bu teoride yapı üzerine
etkiyen depolanmış ürünün etkileri silo hidrolik
yarıçapı, ürün birim ağırlığı, ürün içsel
sürtünme açısı, cidar sürtünme katsayısı ve
basınç oranına bağlıdır. Bu alanda farklı
ülkelerde farklı standartlar (DIN 1055; ACI
313; AS 3774; EN 1991-4 vb.) geliştirilmiştir.
Son olarak geliştirilen Eurocode 1, Bölüm 4
standardı dahil olmak üzere bütün ülkelerin ve
kurumların
standartlarına
dayanmaktadır
(Eurocode 1, 2003).
Bu çalışmada tarımsal ürün silolarında
ortaya çıkan yapısal sorunlar (projelendirme,
yapım, kullanım, akış koşulları ve bakım)
litaratür
çalışması
kapsamında
gözden
geçirilerek bu sorunların silolar üzerinde
oluşturacağı olası etkiler üzerinde durulmuştur.
2. Silolarda Görülen Yapısal Bozulmalar
Silolarda görülen yapısal bozulmalar diğer
endüstriyel yapılara oranla daha sıklıkla
karşılaşılan bir durumdur. Bu bozulmalar bazen
silonun tamamen yıkılması şeklinde kendini
gösterirken, bazen de betonarme gövdede çatlak
ya da çelik gövdede oluşan çentik veya
deformasyon şeklinde kendini gösterebilir.
İkinci
kategorideki
başarısızlıklar
fark
edilmediğinde genellikle operasyonel veya
güvenlikle ilgili sorun oluşturmazlar. Çünkü
ortada
tespit
edilmiş
bir
sorun
bulunmamaktadır. Bu gruptaki hasarlar her ne
kadar mevcut halleriyle ciddi sorunlara neden
olmasa da silolar için potansiyel tehdit olasılığı
oldukça
yüksektir.
Silolardaki
yapısal
bozulmalar çeşitli sorunlara yol açabilir. Bu
sorunlar şöyle sıralanabilir;
- Sistemin kesintiye uğraması veya
durması nedeniyle ekonomik zararlara,
- Taşıyıcı sistemin zarar görmesi nedeniyle
statik zararlara,
86
- Mekanik ve elektronik sistemlerin zarar
görmesi gibi devresel zararlara,
- Çalışan personelin zarar görmesi
nedeniyle yaşamsal ve hukuki sorunlara yol
açabilmektedir. Silolarda ortaya çıkan yapısal
başarısızlıklar;
- Projelendirme aşamasındaki eksiklik
veya yanlışlıklar,
- İnşa aşamasındaki eksiklik veya
yanlışlıklar,
- Kullanım ve bakım yetersizliğine bağlı
başarısızlıklar olarak sıralanabilir (Jenkyn and
Goodwill, 1987; Carson, 2000; Özel, 2007).
2.1. Projelendirme Hataları
Silo tasarımı özel bir mühendislik bilgisi
gerektirir. Öncelikle proje mühendisi silo
malzeme özellikleri kadar depolanacak tarımsal
ürünün mühendislik özellikleri hakkında da
bilgi sahibi olmalıdır. Bununla birlikte, imalat
ve kullanım konularında da tecrübeli olması
çok önemlidir. Siloda depolanacak ürünün akış
özellikleri bağlamında; akış kanalı geometrisi,
statik ve dinamik basınç dağılımı, kanallanma
ve kemerleşme oluşumu, siloda kendiliğinden
oluşan vibrasyon ve dinamik etkiler konusunda
da bilgi ve tecrübe sahibi olunmalıdır. Ayrıca
üniform olmayan yükler, ısısal yükler, sismik
yükler ve elemanların üretiminden kaynaklanan
detayların da projelendirmede gözönüne
alınması gerekmektedir (Jenike, 1964; Carson,
2000).
Projelendirme aşamasında silo kapasitesi
ve silo yapılacak yerle ilgili iklimsel tasarım
kriterleri belirlendikten sonra ürünlerin
oluşturacağı yük kombinasyonları, yüklerin
zemine aktarımı, silo yapı elemanlardaki
gerilmeler hakkında tasarımcının yeterli
düzeyde bilgi birikiminin olması gerekir
(Carson and Jenkyn, 1993; Özel, 2007).
Tarımsal ürün silolarında karşılaşılan
projelendirme hataları; eksantrik boşaltmadan
dolayı oluşan eğilme etkileri, depolanan ürün
özellikleri ile akış koşullarının ihmal edilmesi
betonarme silolarla ilgili özel durumlar, termal
genleşme ve silo içi nem taşınımı ve yükler ile
ilgili tahminler olarak sıralanabilir.
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
2.1.1. Eksantrik Boşaltmadan Dolayı Oluşan
Eğilme Etkileri
Genellikle yapılan kabullerde bu etkiler
ihmal edilmektedir. Silonun boşaltıldığı
noktanın silo simetri ekseniyle çakışmadığı
durumlarda eğilme etkileri oluşmaktadır.
Ayrıca, silonun birden fazla boşaltma hunisi
olduğu durumlarda ve işletme sırasında siloların
simetrik kuvvet oluşumunu sağlayacak şekilde
çalıştırılmadığı durumlarda bu tür etkiler
oluşmaktadır. Silo içerisinde oluşan akış
kanalının silo cidarı ile çakıştığı durumlarda
silo çevresinde üniform olmayan dolayısıyla
yatay ve düşey eğilme momentleri oluşumuna
neden olan etkiler oluşur (Şekil 1).
Şekil 1. Eksantrik boşaltma sırasında üniform olmayan basınç dağılımı (Carson, 2000).
Siloların kullanımı sırasında eksantrik
boşaltmadan dolayı oluşan eğilme etkileriyle
karşılaşmamak için tasarım aşamasında aşağıda
belirtilen etmenlerin gözönüne alınması gerekir
(Gaylord and Gaylord, 1984; Blight, 1990;
Özel, 2007).
- Silolar olanaklar ölçüsünde merkezi
doldurma ve boşaltmaya göre tasarlanmalıdır,
- Silonun eksantrik yüklemeye maruz
kalma olasılığı varsa sistem üniform olmayan
yükleme koşullarına göre analiz edilmelidir,
- Uygunsuz tasarlanmış konveyör ya da
kısmen açılan sürgülü kapak kullanılması
durumunda eksantrik boşaltmaya dayalı
silolarda eğilme durumu ortaya çıkabilir,
- Siloda birden çok huni olması
durumunda bu hunilerle ilgili eksantrik
boşaltma gözönüne alınmalıdır.
2.1.2. Akış Türlerinin ve Ürün Özelliklerinin
İhmal Edilmesi
Huni akışına göre tasarlanmış silonun
içerisinde bazı durumlarda kütlesel akış
oluşmaktadır (Şekil 2). Bazı koşullarda
depolanmış katı yığının özelliklerinin göz ardı
edilmesi hatalı kabul edilen akış türlerinden
daha kötü olabilir. Silolanacak ürünün
mühendislik özellikleri tam olarak bilinmeden
rastgele bir içsel sürtünme açısı ve sürtünme
katsayısı seçilmemelidir. Bu özellikler ürünün
nem kapsamına bağlı olarak; ürün şekilsel
özellikleri ile silo elemanının yüzey yapısına
bağlı olarak değişebilmektedir. Silodaki akım
koşullarına uygun bir tasarım yapılmamışsa
malzeme
yüzeyleri
aşınmaya
uğrayabilmektedir.
Eğer
silolanacak
malzemenin özelliklerinin değişme olaslığı
varsa projelendirmenin en olumsuz koşulları
kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir
(Carson and Jenkyn, 1993).
2.1.3. Betonarme Silolarla İlgili Özel
Durumlar
Betonarme silolar farklı problemlere
sahiptir. Betonun basınca karşı dayanımı fazla
fakat çekmeye karşı dayanımı azdır. Bu nedenle
çekme
gerilmelerinin
çelik
tarafından
karşılanılmasının sağlanması amacıyla çelik
çubuklar (donatı) kullanılmaktadır. Bir siloda
tek sıra donatı yerleştirilmesi söz konusu çekme
gerilmelerini karşılamada yeterli olsa bile
eksantrik kanal oluşumuyla ortaya çıkacak
eğilme momentlerini karşılamada yetersiz
kalacak ve bu durum silonun çatlamasına neden
87
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
Şekil 2. Kütle ve huni akış nedeniyle oluşan normal basınç dağılımının karşılaştırılması (Carson, 2000).
olacaktır. Silo cidarının iç yüzeyleri eğilmeden
dolayı oluşabilecek en yüksek çekme
gerilmelerinin oluştuğu yerlerdir. Bu durumun
silonun içerisine girilmeden belirlenmesi
olanaksızdır. Bu nedenle silonun yıkılma
tehlikesi, dışarıdan gözle görülen belirtiler
ortaya çıkınca anlaşılmaktadır (Themer, 1969;
Peschl, 1977; Carson, 2000).
2.1.4. Termal Genleşme ve Silo İçi Nem
Taşınımı
Çelik siloların dış cidarları gün içerisinde
genleşip hava soğuduğu zamanlarda büzülme
eğilimindedir.
Silo
içerisinde
boşaltma
olmaması durumunda gündüz genleşmeden
dolayı depolanan kohezyonsuz ürün serbest
akışla siloya yerleşecektir. Ancak yerleşen ürün
tekrar eski haline dönemeyeceğinden, sıkışma
ve buna bağlı olarak silo cidarlarında ilave
gerilmeler oluşacaktır. Bu olayın hergün
tekrarlanması sonucunda termal genleşme
oluşmaktadır.
Başka bir durum da silolanan üründe
oluşabilecek nemin taneler arasında taşınması
sonucunda oluşmaktadır (Şekil 3). Özellikle
kütle akışın oluşmadığı dolayısıyla bir miktar
ürünün sürekli silo içerisinde kaldığı
durumlarda nemlenme ya da bozulma sonucu
oluşan genleşmenin taneler arasında taşınarak
genleşmeye neden olması yaygın bir durumdur.
Bu nedenle genleşen ürün silo içerisinde
yukarıya yükselemeyeceğinden cidarda ek
yanal basınçların oluşmasına neden olmaktadır
(Blight, 1992; Özel, 2007).
Şekil 3. Silo içi nem taşınımı
88
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
2.1.5. Yük Tahminleri
Silolanmış ürün yükleri: Silolarda
depolanan ürünlerin yapısı yük tahminlerini çok
daha karmaşık hale getirmektedir. Silo cidarları
ve depolanan ürün arasındaki sürtünme, cidarın
radyal ve eksenel yükleme kombinasyonunu
oluşturur. Depolanmış ürünlerde (nem, şişme
vb.) veya cidar yüzeyindeki pürüzlülükte oluşan
küçük değişmeler yükleri önemli ölçüde
değiştirebilmektedir (Gorenc et al., 1986).
Geometrik hatalar veya korozyondan oluşan
durumlar başlangıçta tasarlanan yüklerden
farklı yüklerin ortaya çıkmasına yol açabilir.
yanıltıcı olabilmektedir. Bu nedenle sınır
koşulları
içeren
yaklaşımlara
dayalı
hesaplamalar özenle yapılmalı, elde edilen
sonuçlar dikkatli bir şekilde incelenmeli ve
yorumlanmalıdır (Trahair, 1983; Greiner, 1985;
Gorenc et al., 1986). Rüzgar, özellikle silonun
boş olduğu durumlarda burkulmaya neden
olmaktadır (Şekil 4). Silolarda gövde plakası ile
destek kuşaklardaki şekilsel değişiklikler
(yırtılma veya malzemenin dışarı sarkması)
rüzgar veya sismik etkiyle burkulmanın önemli
belirtilerindendir (Khazra, 1989; Rotter, 2001;
Rotter, 2009).
Rüzgar ve sismik yükler: Bir silonun
projelendirilmesi bir takım tahminler dizisi
olarak nitelendirilebilinir. Silo üzerinde etkin
yükler silo projesi bitinceye kadar tam olarak
önceden kestirilemez. Rüzgar ve sismik
yüklerin silolarda yaratacağı olası durumlar
modellemelerle ortaya konulduğundan, gerçek
yükler sadece yaklaşık tahminler ile elde
edilebilmektedir. Sınırlı yapı geometrileri için
geçerli olabilen bu yaklaşımlar silolar için
Çatı yükleri: Silonun çatı aksamına
yerleştirilmiş doldurma ve boşaltma sistem
ekipmanlarından
kaynaklanan
konstantre
yükler, genellikle silo cidarındaki düşey takviye
profilleri
tarafından
zemine
iletilirler.
Projelendirme aşamasında, aksama bağlı
konsantre yüklerin silo üzerindeki etkinliği göz
ardı edilmemeli ve proje hesap yüklerine çatı
aksamına yerleştirilmiş ekipman kaynaklı
yükler de ilave edilmelidir (Pircher, 2000).
Şekil 4. Rüzgar ve sismik yüklerin silolarda neden olduğu burkulmalar
89
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
2.2. Yapım Hatalarından Kaynaklanan
Sorunlar
Yapım
hataları
silolarda
sıklıkla
karşılaşılan durumlardan birisidir. Özellikle
kötü işçilik, yanlış malzeme kullanımı, yapım
sırasında işin hızlandırılması veya maliyetin
düşürülmesi için projede yapılan bilinçsiz
değişikliklerin yarattığı sonuçlar yapım hatası
olarak sıralanabilir (Carson, 2000). Bunun
yanında donatı yetersizliği, temelde kısmi
oturma, huniye geçiş sırasında burkulma ve
akma, silo düşey cidarındaki eğilme, içsel
basınç burkulması ve eksenel sıkışmaya bağlı
burkulmalar da bu duruma örnek olarak
gösterilebilir (Şekil 5).
2.2.1. Silo İnşasında Yanlış Malzeme
Kullanımı
Tasarımda
öngörülen
malzemenin
uygulaması
çok
önemlidir.
Kullanılan
cıvataların çapı, boyu, dayanımı, donatı çapı,
aralığı, cidar kalınlığı ve malzemesinin kontrol
altında tutulması büyük önem taşımaktadır. Bu
nedenlerle silo tasarımının ve yapımının
tecrübeli mühendislerce ve
kurumlarca
yapılması gerekmektedir (Carson, 2000; Özel,
2007).
Şekil 5. Silo yapım hataları (Carson, 2008; Rotter, 2008).
90
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
2.2.2. Kısmi Temel Oturması
Siloların temel projelendirmesi diğer
yapılarla hemen hemen aynıdır. Silo temelinde
kısmi oturma çok görülen durum değildir.
Böyle bir durumun olması halinde sonuç çok
tehlikeli olmakta ve silonun çökmesine neden
olabilmektedir.
Bu
nedenle
temel
projelendirmesinin
uzman
ve
tecrübeli
mühendislerce zemin koşullarına bağlı olarak
ayrıntılı bir biçimde yapılması çok önemlidir
(Carson, 2000; Özel, 2007).
2.2.3. Eksenel Basınç Nedeniyle Oluşan
Sorunlar
Eksenel basınç; burkulma ve cıvata
kesmesi gibi iki zarara neden olur. Cıvata
kesme problemi basit olarak belirlenebilir.
Çünkü cıvata kesmesi yaygın olarak siloya
yakın yerdedir. Kesilmiş cıvatalar birbirine
bağlı silo cidarının bölümlerinde yer
değiştirmeye yol açabilir. Genellikle cidardaki
sürtünme kuvveti güvenli bir yapı ortaya
çıkarmak için silo içerisindeki ürüne yeniden
dağıtılabilir. Böyle zamanlarda silonun
boşaltılması başladığında, bu yükün ürüne
transferi kaybolabilir ve sonuç olarak tehlikeli
durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda acilen
uzman yardımı ve önlemler alınmalıdır.
İnce cidarlı metal silolarda en yaygın
olarak ortaya çıkan yapısal sorun olası eksenel
basınç burkulmasıdır. Burkulmalar kısmen
lokalize ve küçük yerel bir çentik görünümüne
sahiptir. Burkulmanın tipik boyutu ya yatay ve
çevresel yönlerde yaklaşık olarak aynı ya da
çevresel yönde yataydan daha uzundur veya
2 rt ile 5 rt arasında değişir (r:silo yarıçapı,
t:silo cidar kalınlığı). Eksenel basınç
burkulmaları genellikle çok tehlikelidir. Yapıda
büyük ve sık çökmelere yol açmaktadır. Silodan
ürün boşaltıldıktan sonra destek kaybı ortadan
kalktığı için daha ciddi burkulma ve çökmeler
oluşabilir. Burkulma genellikle silonun bir
tarafında oluşur, ancak bu mutlaka gerilmelerin
simetrik olmadığı anlamına gelmez. Eğer
eksenel basınç burkulmaları silo çevresinde
uniform ise genellikle burkulma çentikte veya
plaka
kalınlığının
azaldığı
yerlerde
oluşmaktadır.
Eksenel basınç burkulmasına neden olan
faktör silo cidarındaki yüksek simetrik olmayan
eksenel gerilmelerin yol açtığı asimetrik
eksenel basınçlardır. Simetrik olmayan akışın
herhangi bir çeşidi buna neden olabilir. Bu
sorunlara neden olan hem ürün akış problemleri
hemde kabuk burkulması gibi nedenler uzman
ve
deneyimli
mühendisler
tarafından
araştırılarak
yeterince
önlem
alınması
zorunludur (Rotter, 2001).
2.2.4. Eksantrik Boşaltma Nedeniyle Oluşan
Sorunlar
Eksantrik boşaltma planlı olmadığından
sık sık oluşabilir. Doldurma metodundaki çok
farklı olaylar depolama ve boşaltmada üründeki
farklı akış karakteristiklerine sebep olabilir.
Eksantrik boşaltma meydana geldiğinde
sorunlar genellikle eksenel basınç altındaki
burkulmadan, silonun tepesi ve orta bölüm
arasında
veya
sadece
orta
bölümde
oluşmaktadır. Burkulmalar bazen yüksek yerel
eksenel basınca sebep olarak kısa bir
yükseklikte geniş burkulmaya neden olabilir.
Ancak bazı zamanlarda silo yüksekliği ve
genişliğinde yaklaşık olarak eşittir ve birçok
burkulma birbirine bitişik olabilir (Rotter,
2001).
2.2.5. Konik Hunide Oluşan Sorunlar
Hunideki sorunlarr;
- Huniye geçişteki kopma,
- Huni üzerinde plastik çökme,
- Simetrik olmayan veya düşey yük
nedeniyle oluşan burkulmalardır (Şekil 6).
91
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
Şekil 6. Konik hunide oluşan kopma hataları (Rotter, 2009).
Huniye geçişte kopmanın neden olduğu
sorun çok ciddidir. Tek bir noktada ortaya çıkar
ve kolayca silo çevresine yayılır, çünkü hata
modu sünek değildir. Bu moda zayıf
detaylandırma, zayıf destek ve takviyeler
nedeniyle yapıdaki simetrik olmayan membran
gerilmelerinin
yetersiz
analizi
neden
olabilmektedir (Rotter, 2009).
Hunideki plastik çökme sorunu, huniye
geçiş hata modu kadar önemlidir. Huniye aşırı
yük uygulanmasına veya yüksek iç basıncın
varlığıyla huni üzerinde düşey yüklere neden
olur. Plastik çökme nedeniyle silo hunisinin
tepesine yakın kısımda asimetrik şişmeler
oluşur (Şekil 7). Plastik çökme, huni
geometrisinde lokal olarak veya ürün
üzerindeki akış nedeniyle önemli sorunlar
çıkarabilir. Simetrik olmayan veya düşey yük
nedeniyle oluşan burkulmalar huninin tepesine
doğru olabilir. Sorun giderilmediği durumlarda
silo içerisindeki ürünlerin akışına engel olabilir
(Li, 1994; Rotter, 2009). Huni sorunu silo ile
ilgili diğer sorunların ön belirtileridir. Bu
sorunla karşılaşılması durumunda uzman teknik
elemanlardan yardım alınmalıdır.
Şekil 7. Konik hunide oluşan plastik çökme (Rotter, 2008).
92
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
2.2.6. Yatay Kuşak ve Düşey Desteklerde
Deformasyon
Yatay kuşak ve düşey desteklerdeki
deformasyon, silo içerisindeki yükün simetrik
olmayan dağılımı veya huniye geçiş ile
ilişkilidir.
Kuşak
problemi,
kabuk
plakalarındaki
sorundan
daha
az
kaynaklanmakla birlikte, bu problem silo
cidarının iç yüzeyinin içeriye doğru basit bir
artışının sonucudur. Ancak sorun ürünlerin
akışı ile karışabilmesi ve çok daha ciddi
sorunlara yol açmasıdır. Kuşak dayanımı
yaygın
olarak
asimetrik
hesaplamada
kullanılırsa da hatalar asimetrik olma
eğilimindedir (Rotter, 2001; Zhao, 2001).
2.2.7. Eğilme Momenti Altındaki Çatlama
Silo içerisindeki kiriş ve ters huni gibi
simetriyi bozan elemanların olması durumunda
silo içerisinde asimetrik basınç dağılımı ve
buna bağlı olarak eğilme momentleri oluşur.
Beton silolar için ana problemler; silo içerisinde
oluşan düşük basınç, cidara doğru olan
eğilmeler, silo iç yüzeyindeki çatlamalar
(dikkatli inceleme olmaksızın görünmesi
olanaksız), simetrik olmayan basınçların neden
olduğu
eğilme
momentleri
altındaki
çatlamalardır. Bu tür çatlamaları önlemek için
tüm beton silo cidarları bazı önemli eğilme
gerilmeleri ile tasarlanmalı ve simetrik olmayan
yükleri desteklemek için tasarımda iç ve dış
yüzeyler betonarme malzeme kullanılarak
tasarlanmalıdır (Rotter, 2008).
Beton silolarda oluşan çatlaklar, silo
cidarındaki gerilmenin durumu ile ilgili iyi bir
göstergedir. Silolarda dış yüzeyin izlenebilir
olması, çatlakların çekme veya eğilme etkisiyle
silo cidarlarında yüzeysel çekmeye sebep olup
olmayacağının belirlenebilmesine olanak tanır.
Örneğin diyagonal çatlaklar silo iç boyutlarının
genişlemesine neden olarak akış kanalı
(kanallanma) oluşturabilirler (Rotter, 2008).
2.3. Kullanım Nedeniyle Oluşan Sorunlar
Normal koşullarda; iyi projelendirilmiş ve
inşa edilmiş siloların ekonomik ömrünün uzun
olması beklenebilir. Ancak genel durum böyle
olmamaktadır. Silolanan malzemenin akış
özelliklerinin değişmesi, aşınmadan dolayı silo
duvar malzemesinin özelliklerinin değişmesi bu
sorunların temel nedenlerini oluşturmaktadır.
Siloya, tasarıma esas olan üründen farklı bir
ürünün doldurulması silo içerisindeki yük
dağılımını ve akış durumunu değiştireceğinden
kemerleşme ve kanallaşma gibi sorunlara neden
olabilmektedir. Bunun yanında silo çıkış
geometrisindeki değişiklikler silodaki yük
dağılımını ciddi bir şekilde değiştirebilir.
Silodan ürünün boşaltıldığı huni çıkışında
değişiklik yapılması veya sonradan siloya
yapılan ilavelerin mutlaka uzman görüşü
alınarak
gerçekleştirilmesi
gerekmektedir
(Carson, 2000).
Silolarda
kendiliğinden
oluşan
vibrasyonlar da (titreşimler) önemli ölçüde
dinamik
yüklerin
oluşmasına
neden
olmaktadırlar. Bu bağlamda muhtemel bir
patlamaya neden olabilecek (dinamik yüklerin
neden olduğu) toz veya alev alabilir gazların
ortamdan uzak tutulması önemlidir (Prutyan et
al., 1994).
2.4. Ürünün Akışına Bağlı Sorunlar
Taneli ürünlerin depolanmasına yönelik
konik çıkış ağızlı (hopper) siloların tasarımının
ürün akış koşulları gözetilmeden yapılması
durumunda bazı sorunlarla karşı karşıya
kalınmaktadır. En çok gözlemlenen sorunlar
akış tipine bağlı olarak kemerlenme,
kanallanma
ve
ayrışmadır.
Ürünün
özelliklerinin değişmesi veya silo iç cidarının
cilalanması, aşınması gibi durumlarda yapısal
olarak huni akışına göre tasarlanmış silolarda
kütle akışı oluşabilir. Bu durumda özellikle
huninin üst kısmında öngörülenden aşırı basınç
oluşur ve tehlikeli olabilir. Tersi durumun
oluşması da muhtemel olmakla birlikte çoğu
zaman kritik yükler oluşturmaz. Bu durumları
önceden görebilmek ve gerekli önlemleri
alabilmek için silo iç yüzeyinin düzenli
aralıklarla incelenmesi gereklidir. Cıvatalı
bağlantılar varsa, özellikle huninin üst
bölümünde cıvata etrafında dalgalanma, vidalar
arasındaki bölümde çentik ya da yırtılma, vida
deliklerinde büyüme olup olmadığı ya da
yüzeyde sürtünmeden dolayı oluşabilecek
93
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
aşınmalarla ilgili belirtiler gözlenmelidir
(Carson, 2000; Özel, 2007; Kibar ve ark.,
2008).
2.5. Bakım Hataları
Silolardaki bakım kullanıcı tarafından veya
silo sahibi tarafından yapılabilmektedir.
Silolarda bakım hatası olarak periyodik
bakımların ihmal edilmesi ile korozyon ve
aşınmaya bağlı olarak ortaya çıkan hatalar
görülebilmektedir.
2.5.1. Silo Elemanlarında Yetersiz Periyodik
Bakım
Silolarda düzenli yapılacak incelemeler
olası hasarın önceden tahminine ve gerekli
tedbirlerin zamanında alınmasına olanak sağlar
ve oluşacak hasarın boyutunu küçültür.
Periyodik olarak yapılması gereken işlemler;
silo duvarlarındaki olası değişikliklerin
gözlenmesi, akımı kolaylaştıran astarın bakımı,
yenilenmesi, çatı girişi, boşaltıcı, doldurucu
bakımı vb. çalışmalardır. Bunun dışında enerji
açığa çıkmasının sağlandığı ve zorlanmaların
deformasyonla
yok
edildiği
noktaların
gözlenmesidir. Çentik, çatlak, deformasyon,
silonun eğilmesi vb. durumların gözlenerek
gerekli önlemlerin alınması önemlidir. Tehlike
fark edildiğinde hemen uzman mühendislerden
gerekli bilgiler alınarak çözüme ulaşılmaya
çalışılmalıdır.
2.5.2. Paslanma (Korozyon) ve Aşınma
Bu sorun özellikle aşındırıcı malzeme
depolanması durumunda ve karbon çeliğinin
nemli veya aşınmaya uygun atmosfer
koşullarında
kullanılması
durumunda
gözlemlenmektedir. Bazen korozyon ve aşınma
ikisi bir arada etki gösterebilir ve bu durum silo
cidarlarının kolaylıkla incelmesini sağlar (Şekil
8). Bu sorunla karşılaşmamak için gövde
materyalinin galvanizli çelik malzeme olması
ve bu kaplamanın ömrünü artırmak içinde
üzerine mangan kaplama yapılması uygun
olabilmektedir.
Şekil 8. Silolarda oluşan paslanma ve aşınma durumları
3. Sonuç ve Öneriler
Silo tasarımı, mühendislik alanı içerisinde
tasarımı en zor yapılan konulardan birisidir.
Silo sorunları ile ilgili olarak en sık karşılaşılan
durumlar; deformasyon, patlama, çatlak ve
çökmelerdir. Tarımsal ürün silolarının güvenli
bir şekilde uzun yıllar hizmet verebilmesi
mühendislik hizmetlerinin (tasarım, inşa ve
kullanım) ciddi bir şekilde ele alınmasıyla
94
olasıdır. Bu bağlamda tarımsal ürün silolarında
ki yapısal sorunları en aza indirmek için;
- Silo tabanında aşırı yük nedeniyle olası
çökmeleri önlemeye yönelik proje aşamasında
temel zeminine sondaj etütleri yapılmalı ve silo
temel inşasında gerekli önlemler alınmalıdır.
- Silo üzerinde etkin dinamik yükler
(rüzgar, deprem ve eksantrik yükler) projeleme
aşamasında mutlaka gözönüne alınmalıdır.
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK
- Silo içerisinde ürüne yönelik akış
koşulları gözönüne alınmalı, özellikle ürünün
silodan boşaltılması sırasında kanallanma,
kemerleşme, ayrışma gibi problemlere neden
olmayacak optimum akış açısı belirlenmelidir.
- Silolanacak ürün dolayısıyla silo
içerisinde oluşacak statik ve dinamik
basınçların hesaplanmasında uygun eşitlikler
kullanılmalıdır. Bu kapsamda silolanan ürüne
yönelik mühendislik özellikler (birim ağırlık,
içsel sürtünme açısı, sürtünme katsayısı, poison
oranı, basınç oranı) önemli olduğundan,
hesaplamalarda ürüne ilişkin tür ve yersel
özellikler gözetilerek saptanmış parametrik
değerler kullanılmalıdır.
- Silo cidar kalınlıkları silo kesit
geometrisine bağlı olarak silodaki aktif ve pasif
basınçlar gözetilerek saptanmalıdır.
- Çelik silolar üniform olmayan yanal
basınçlar
nedeniyle
kolayca
deforme
olabildiğinden projelendirme aşamasında bu
basınçlar da dikkate alınmalıdır.
- Silo tasarımında yaygın olarak kullanılan
ANSYS, ABAQUS ve SAP200 gibi sonlu
eleman yazılım programları ile silonun prototip
modeli üzerinde statik, dinamik, lineer, nonlineer, modal ve burkulma analizleri yapılarak
model üzerinde gözlemlenen sorunlara yönelik
çözüm
olanakları
geliştirildikten
sonra
projelendirme yapılmalıdır. Ayrıca farklı
ürünlerin depolanmasına yönelik değişik
malzeme kullanımıyla çeşitli bölgeler için silo
tip projeleri hazırlanmalıdır.
Teşekkür
Bu çalışmada silolarda yapısal sorunlara
yönelik olarak arşivindeki görsel materyallerini
bizimle paylaşan Prof. Dr. J. Michael Rotter’e
teşekkürlerimizi sunarız.
Kaynaklar
ACI 313., 1977. Recomended Practice for Design and
Construction Bins, Silos, and Bunkers for Storing
Granular. American Concrete Institue.
AS 3774, 1996. Loads on Bulk Solids Containers.
Satandards Association of Australia, Homebush,
NSW 2140.
Ayuga, F., Aguado, P, Gallego, E, Ramirez, Á., 2005.
New Steps Towards The Knowledge of Silos
Behaviour. International Agrophysics, 19, 7-17.
Blight, G.E., 1990. Defects in Accepted Methods of
Estimating Design Loadings for Silos. Proceedings
Institution Circle Engineers, 88, Part I, pp.10151036.
Blight, G.E., 1992. Temperature-Induced Loadings on Silo
Walls. Structural Engineering Review, 1, 61-71.
Carson, J.W. Jenkyn, R.T., 1993. Load Development and
Structural Considerations in Silo Design. Presented
at Reliable Flow of Particulate Solid II, Oslo,
Norway.
Carson, J.W., 2000. Silo Failures: Case Histories and
Lessons Learned. Third Israeli Conference for
Conveying and Handling of Particulate Solids, Dead
Sea Israel.
Carson, J.W., 2008. Hopper/Bin Design. In: Bulk Solids
Handling, Equipment Selection and Operation (ed.
McGlinchey D.), pp.68-98, Blackwell Publishing,
Oxford.
DIN 1055, 1964. Design Loads for Buildings: Loads in
Silos. Germany Standards.
Eurocode 1, 2003. Basis of Design and Actions on
Structures (EN 1991-4), Part 4: Actions in Silo and
Tanks. European Committee for Standardisation,
Brussels.
Gaylord, E.H., Gaylord, C.N., 1984. Design of Steel Bins
for Storage of Bulk Solids. Prentice-Hall.
Gorenc, B.E., T.J., Hogan and J.M. Rotter, 1986.
Guidelines Forth he Assessment of Loads on Bulk
Solids Containers. The Institution of Engineers,
Australia.
Greiner, R., Derler, P., 1985. Effect of Imperfections on
Wind–Loaded Cylindirical Shells. Thin-Walled
Structures, 23, 271-281.
Janssen, H.A., 1895. Versuche uber Getreidedruck in
Silozellen (Experiments about Pressure of Grain in
silos). Zeitschrift Vereines Deutscher Ingenieure,
39, 1045-1049.
Jenike, A.W., 1964. Storage and Flow of Solids.
University of Utah Engineering, Experiment Station,
Bulletin 123.
Jenkyn, R.T., Goodwill, D.,1987. Silo Failures: Lessons to
be Learned. Engineering Digest.
Khazra, A., 1989. Stress and Buckling Analysis of Grain
Silos Under Snow or Wind Loads.
Civil
Engineering, University of Illions at UrbanaChampaing, Ph.D. Thesis, 602p.
Kibar H., Öztürk T., Esen, B., 2008. Taneli Tarımsal
Ürünler Için Akış Profilleri ve Silolamada
Karşılaşılan Sorunlar. Gaziosmanpaşa Üniversitesi,
Ziraat Fakültesi Dergisi. 25: 61-67.
Li, H.Y., 1994. Analysis of Steel Silo Structures on
Discrete Supports. Department of Civil Engineering
& Building Science, The University of Edinburgh,
Ph.D. Thesis, 244p.
95
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar
Molenda, M., Horabik, J., 2005. Mechanical Properties of
Granular Agro-Materials and Food Powders for
Industrial Practice. Part-I Characterization of
Mechanical Properties of Particulate Solids for
Storage and Handling, Lublin.
Özel, K., 2007. Çelik Hububat Silolarının Tasarım
Esasları. Yüksek Lisan Tezi, Selçuk Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya.
Peschl, A.S.Z., 1977. Construction of Concrete Silos, Silo
failures-an analysis of the reasons. Norwegian
Society of Chartered Engineers.
Pircher, M., 2000. The Effects of Weld-Induced
Imperfections on the Stability of Axially Loaded
Steel Silos. University of Western Sydney, Ph.D.
Thesis, 204p.
Purutyan, H., Bengston, K.E., Carson, J,W., 1994.
Identifying and Controlling Silo Vibration
Mechanism: Part I. Powder and Bulk Engineering, 8,
58-65.
Rotter, J.M., 2001. Guide for The Economic Design of
Circular Metal Silos. Taylor & Francis Routledge.
Rotter, J.M., 2008. Silo and Hopper Design for Strength.
In: Bulk Solids Handling, Equipment Selection and
Operation (ed. McGlinchey D.), pp.105-134.
Blackwell Publishing, Oxford.
96
Rotter, J.M., 2009. Silos and Tanks in Research and
Practice: State of The Art and Current Challenges.
Proceedings of the International Association for
Shell and Spatial Structures (IASS) Symposium,
Evolution and Trends in Design, Analysis and
Construction of Shell and Spatial Structures, 28
September–2 October 2009, Universidad Politecnica
de Valencia, Spain.
Takahashi, H., Yanai, H., 1973. Flow Profile and Void
Fraction of Granular Solids in a Moving Bed.
Powder Technology, 7, 205-214.
Themer, D.F., 1969. Failures of Reinforced Concrete
Grain Silos. Transactions of the ASME, Journal of
Engineering for Industry, 460-477.
Trahair, N.S., Abel, A., Ansourian, P., Irvine, H.M.,
Rotter, J.M., 1983. Structual Design of Steel Bins
for Bulk Solids, Australian Institute of Steel
Construction LTD, Sydney.
Zhao, Y., 2001. Stability and Strength of Steel Silo
Transition Junctions. Department of Civil and
Structural Engineering, The Hong Kong Polytechnic
University, Ph.D. Thesis, 439p.
Waters, A.J., Drescher, A., 2000. Modeling Plug Flow in
Bins/Hoppers. Powder Technology, 113: 168-175.
Watson, G.R., Rotter, J.M., 1996. A Finite Element
Kinematic Analysis of Planar Granular Solids Flow.
Chemical Engineering Science, 51, 3967-3978.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 97-101
Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları
Şenay SARICA
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Tokat
Özet: Nar; Türkiye’de meyve suyuna işlenen meyveler arasında son yıllarda önemli bir potansiyele sahiptir.
Nar suyu yan ürünlerin (nar posası, nar çekirdeği, nar kabuğu vb.) içerdikleri polifenolik bileşiklerden dolayı
hayvan beslemede kullanımları, ekonomik açıdan önem arz etmektedir. Türkiye’de bu yan ürünlerin hayvan
beslemede antimikrobiyal ve antioksidan yem katkı maddesi olarak kullanım olanakları artırılmalı ve
yaygınlaştırılmalıdır.
Anahtar kelimeler: Nar suyu yan ürünleri, antimikrobiyal, antioksidan, hayvan besleme
Using Possibilities of Pomegranate Juice By-Products in Animal Nutrition
Abstract: In recent years, pomegranate has an important potential in Turkey among fruits proccessed to
juice. The use of pomegranate juice by-products (pomegranate pulp, pomegranate seed, pomegranate peel,
etc.) in animal nutrition due to their polyphenolic components is important in view of economic. In Turkey,
using possibilities of these by-products as antimicrobial and antioxidant feed additive in animal nutrition
should be increased and widespread.
Key words: Pomegranate juice by-products, antimicrobial, antioxidant, animal nutrition
1. Giriş
Anavatanı olan Kapadokya ve Ortadoğu’da
binlerce yıldır üretimi ve tüketimi yapılan nar
(Punica granatum L., punicaceae), en eski
meyve türlerinden biridir. Tropik ve subtropik
iklim meyvesi olarak bilinmekle beraber, sıcak
ve ılıman iklim bölgelerinde de sınırlı bir
şekilde yetişebilen narın, dünyada ve
Türkiye’de üretimi ve tüketimi her geçen gün
artmaktadır (Zarei ve ark., 2011). Nar, taze
olarak tüketilebildiği gibi meyve suyuna,
meyve suyu konsantresine, reçele, şaraba ve nar
ekşisine işlenerek te değerlendirilmektedir.
Ayrıca Türkiye’de önemli bir üretim
potansiyeline sahip olmasına karşın önceki
yıllarda değerlendirilmeyen ve önemi yeni
anlaşılan yan ürünlerden biri de nar posasıdır.
Son yıllarda insan sağlığı üzerindeki olumlu
etkilerinden dolayı nar suyu tüketimi ve buna
bağlı olarak ta narın işlenmesinden elde edilen
posa miktarında artış olmuştur. Çoğu zaman
meyve suyu fabrikalarının etrafına bırakılan bu
yan ürünler çevresel problemlere yol
açmaktadır. Nar meyvesinden ilaç, yağ, hayvan
yemi, tanen, pektin, sirke, sitrik asit, boya,
mürekkep vb. ürünlerin elde edilebilmesi, bu
meyvenin gelecekte önemli bir endüstri
meyvesi olacağı izlenimini vermektedir (Vardin
ve Abbasoğlu, 2004).
Bu makalede, nar suyu üretimi yan
ürünlerinin hayvan beslemede alternatif yem
kaynakları ve yem katkı maddeleri olarak
değerlendirilmeleri üzerinde durulacaktır.
2. Nar ve Nar Suyu Üretim Potansiyeli ile
Yan Ürünleri
Dünya toplam nar üretiminin yaklaşık
olarak yarısı 1.140.000 milyon ton ile
Hindistan’da gerçekleşmekte, bu ülkeyi
705.000 milyon ton ile İran, 127.760 milyon
ton ile Türkiye ve 110.000 milyon ton ile ABD
izlemektedir. (Işık ve ark., 2011). 2008 yılı
verilerine göre; Akdeniz bölgesi 72.257 ton
üretim miktarı (% 54.46) ile Türkiye’nin toplam
nar
üretiminin
yarısından
fazlasını
karşılamaktadır. Ege ve Güneydoğu Anadolu
bölgeleri sırasıyla % 24.42 ve % 12.88’lik
üretim paylarına sahipken, diğer bölgelerin
üretim miktarının düşük olduğu bildirilmektedir
(Işık ve ark., 2011).
Üretimdeki bu fazlalığa karşın, yukarıda
adı geçen ülkelerde ihracat miktarı oldukça
düşüktür. Türkiye’nin nar ihracatında da 2005
ile 2007 yılları arasında ciddi bir artış
olmamasına rağmen, özellikle 2008 yılında
önemli bir artış olduğu bildirilmektedir. Nar
ihracat değerimiz 2005 yılında 11.447.082 ton
olup, 2008 yılında % 190 artarak 33.193.295
tona, 2009 yılında ise % 26 oranında artış
göstererek 41.938.979 tona ulaşmıştır (Işık ve
ark., 2011). Türkiye’de meyve suyuna işlenen
97
Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları
meyveler yaygın olarak elma, şeftali, vişne ve
portakal iken son yıllarda siyah üzüm ve narın
da belli bir potansiyele ulaştığı dikkat
çekmektedir (Meyed, 2005). Narın toplam
ağırlığının yaklaşık olarak % 48’i kabuktan,
%52’si ise yenilebilir kısmı olan meyveden
oluşmaktadır. Yenilebilir kısmın % 78’i nar
suyundan,% 22’si ise çekirdekten oluşmaktadır
(Zarei ve ark., 2011).
3. Alternatif Yem Kaynağı Olarak Kullanımı
Hayvan beslemede üretim maliyetinin
% 60-70 gibi önemli bir kısmını yem giderleri
oluşmaktadır. Kullanılan yem kaynaklarının
miktarının ve kalitesinin artırılmasının yanı sıra
daha ucuz alternatif yem kaynaklarının
kullanımı ekonomik hayvan yetiştiriciliği
açısından çok önemlidir. Bu da; nar suyu
üretimi yan ürünleri olan posanın ve kabukların
üretim potansiyeli ve yem değeri açısından
alternatif
yem
kaynakları
olarak
değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.
Oliveira ve ark. (2010) Holstein
buzağıların rasyonuna günlük olarak 0, 5 veya
10 g miktarlarında nar ekstraktı ilavesinin;
performans, sağlık, besin maddeleri sindirimi
ve bağışıklık parametresi üzerine etkilerini
incelemek amacıyla bir çalışma yapmışlardır.
Bu çalışmanın sonucuna göre; nar ekstraktı
ilavesinin ilk 30 günlük yaşta buzağıların yem
tüketimini ve canlı ağırlık artışını etkilemezken,
ilave edilen nar ekstraktının miktarının artışıyla
orantılı olarak 30 günlük yaştan sonra
buzağıların kuru madde tüketimlerinin ve canlı
ağırlık artışlarının azaldığı saptanmıştır. Buna
ilaveten rasyona nar ekstraktı ilavesinin kuru
madde,
organik
madde
ve
nişasta
sindirilebilirliğini etkilemediğini ancak ham
proteinin ve ham yağın sindirilebilirliğini
azalttığı ve plazma total immünglobulin
düzeyini artırdığı da bildirilmektedir. Shabtay
ve ark. (2008) Holstein Friesian besi
danalarının rasyonuna yeni bir yem maddesi
olarak taze nar kabuklarının ilavesinin, canlı
ağırlık kazancı ile yem tüketimini ve plazmanın
α-tokoferol içeriğini önemli derecede artırdığını
ifade etmişlerdir. Modarresi ve ark. (2011) nar
posasının rasyona % 6 veya % 12 düzeyinde
ilavesinin keçilerin kuru madde tüketimini ve
günlük canlı ağırlık artışını önemli derecede
etkilemediğini ancak süt veriminin rasyona
ilave edilen nar posasının düzeyinin artışıyla
98
önemli derecede azaldığını bildirmişlerdir.
Ayrıca rasyona % 6 ve % 12 düzeyinde nar
posası ilavesiyle süt yağı düzeyinin sırasıyla
% 8 ve % 15’e kadar arttığı fakat süt yağı
randımanının ve süt protein düzeyinin önemli
derecede
etkilenmediği
belirtilmektedir.
Rasyona nar posası ilavesinin kan glukoz,
kolesterol, üre, trigliserid ve lipoprotein
düzeylerini etkilemediği de saptanmıştır. Bu
araştırmanın sonucuna göre; keçi rasyonlarında
enerji kaynağı yem maddelerinin bir kısmı
yerine nar posasının ucuz bir yem maddesi
olarak ikame edilebileceği belirtilmektedir.
Nar posasında veya kabuğunda bulunan
tanenlerin proteinlerle kompleks oluşturduğu,
selülotik bakterilerin gelişimini engelleyerek
selülozun sindirimini düşürdüğü ancak % 4’ün
altındaki tanenin ruminantlar için by-pass
protein miktarını artırarak yem proteininden
yararlanmayı artırdığı ifade edilmektedir
(Singleton, 1981).
Alternatif protein kaynağı olarak “Tek
Hücre
Proteinlerinin”
üretiminde
nar
kabuklarından yararlanılabilir ve bu şekilde
elde edilen maya proteinleri, kanatlı
hayvanların beslenmesinde soya küspesinin
veya balık ununun yerine kullanılabilir. Khan
ve ark. (2009) nar kabuğundan elde edilen
maya proteininde % 51.6 ham protein
bulunduğunu bildirmişlerdir.
4. Nar Suyu Yan Ürünlerindeki Biyoaktif
Polifenolik Bileşikler
Nar suyu; özellikle 3-glukozitler ve
delphinidin 3,5-diglukozitler, siyanidin ve
pelorgonidin gibi antosiyaninleri (Zarei ve ark.,
2011), bazı fenolik bileşikleri ve punikalin,
pedunkulagin, punikalagin ve ellagik asit gibi
tanenleri içermektedir (Kulkarni ve ark., 2005).
Buna ilaveten; nar kabukları, ellagik asit,
ellagitanen ve gallik asit içermektedir (Nasr ve
ark., 1996). Nar kabuğu; punikalagin ve bunun
izomerleri olan 2,3-hekzahidroksidifenol-4,6gallagilglukoz gibi ellagitanenlerce zengin olup,
punikalin (4,6-gallagilglukoz), gallik asit,
ellagik asit ve ellagik asit glikozitleri (heksisid,
pentosid, rhamnosid) ise daha az miktarda
içermektedir (Gil ve ark., 2000). Khaidarov ve
ark. (1991) nar kabuğundan % 0.8-1.0
düzeyinde tanenleri ekstrakte ettiklerini
bildirmişlerdir.
Ş.SARICA
5. Alternatif Yem Katkı Maddesi Olarak
Etki Mekanizmaları
5.1. Antimikrobiyal Aktiviteleri
Kanatlı hayvanlarda yemden yararlanmayı
iyileştirmek ve besi performansını artırmak
amacıyla antibiyotikler, büyütme faktörü yem
katkı maddesi olarak uzun süre karma yeme
ilave edilmiştir. Antibiyotikler, ince bağırsağın
pH’sını değiştirmek suretiyle, kanatlı hayvanlar
için toksik etkili olan maddeleri üreten zararlı
mikroorganizmaların
yaşamasını
ve
çoğalmasını engelleyerek hem hayvanın
sağlığını hem de verimini olumlu yönde
etkilemektedir (Sarica ve ark., 2005). Ancak
antibiyotik kökenli büyütme faktörlerinin uzun
süre
kullanılmaları;
patojen
mikroorganizmaların bunlara karşı çapraz
direnç kazanmaları ve hayvansal ürünlerde
kalıntı bırakmaları nedeniyle, kanatlı karma
yemlerinde kullanımları yasaklanmış ve
alternatiflere yönelik çalışmalara ağırlık
verilmiştir. Son yıllarda doğal ürünlere
yönelme, farklı yapıdaki bitkisel ürünlere olan
talebi artırmıştır. Özellikle aromatik bitkiler
(kekik, nane, kimyon, adaçayı vb.) ile
bunlardan elde edilen esansiyel yağlar üzerinde
önemle durulmuştur (Basmacıoğlu Malayoğlu,
2007).
Son yıllarda gerek gıda gerekse de yem
sektöründe antimikrobiyal kökenli doğal yem
katkı maddeleri olarak polifenolik bileşiklerce
zengin nar kabuğu veya ekstraktı dikkat
çekmiştir. Bu ürünlerin yanı sıra nar suyu
üretimi yan ürünü olarak elde edilen nar
kabuğunun işlenmesiyle elde edilen ekstraktın
gerek gram-negatif gerekse de gram-pozitif
bakterilere
karşı
geniş
spektrumlu
antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu yapılan
in vitro çalışmalarla ortaya konmuştur
(Prashanth ve ark., 2001; Negi ve Jayaprakasha,
2003). Nar kabuğu ekstraktının antimikrobiyal
etkisinin; yapısında bulunan gallotanenler ve
ellagitanenler gibi hidrolize olabilir tanenlerden
ileri geldiği ifade edilmektedir (Prashanth ve
ark., 2001).
Nar kabuğundan elde edilen kondense
tanenin antimikrobiyal etki mekanizması;
patojen mikroorganizmların enzim aktivitelerini
ve
mikroorganizmaların
membranlarında
elektron taşınma sistemini engellemeleri
şeklinde açıklanmıştır (Scalbert, 1991).
Bununla beraber gerek nar kabuğu veya
ekstraktı ile bunlardan elde edilen kondense
tanenin
evcil
hayvanlar
üzerindeki
antimikrobiyal etkilerini araştıran hiçbir
çalışmaya rastlanılmamıştır. Ancak laboratuvar
koşullarında
yürütülen
çalışmada
Panichayupakaranant ve ark. (2010), % 13
düzeyinde ellagik asit içeren nar kabuğu
ekstraktının gram-pozitif anaerob bir bakteri
olan Propionibacterium acnese ve gram-pozitif
fakültatif anaerob bakteri olan Staphylococcus
aureus ve Stahpylococccus epidermidis’e karşı
potansiyel bir bakteriostatik etki gösterdiğini
saptamışlardır.
Al-Zoreky
(2009),
nar
kabuğunun % 80’lik metanol ekstraktının in
vitro koşullarda Listeria monocytogenes,
Staphylococcus aureus, E. coli ve Yersinia
enterocolitica’nın gelişimini engelleyici etkiye
sahip olduğunu saptamıştır. Sweetie ve ark.
(2010), nar kabuğu ekstraktının % 0.01
konsantrasyonda dahi Staphylococcus aureus
ve Bacillus cereus’a karşı iyi bir antimikrobiyal
etki gösterdiğini, bu ekstraktın % 0.1 gibi
yüksek
konsantrasyonunun
Pseudomonas
gelişiminde etkili iken, E. coli ve S.
typhimurium’a
karşı
etkisiz
olduğunu
bildirmişlerdir. Nar ekstraktında bulunan en
önemli fenolik bileşik olan hidrolize veya
kondense tanenlerin Candida albicans’a karşı
kuvvetli bir antifungal aktivite gösterdiği de
belirtilmektedir (Vasconcelos ve ark., 2006).
Nar suyu üretimi yan ürünlerinin in vitro
koşullarda antimikrobiyal etkilerinin ortaya
konulduğu pek çok çalışmanın bulunmasına
karşın in vivo çalışmalara da ağırlık verilmesi
gerekmektedir.
5.2. Antioksidan Aktiviteleri
Özellikle son yıllarda tüketicilerin sağlık
açısından bilinçlenmeleri ile kanserojenik ve
mutajenik özellikteki sentetik antioksidanların
kullanımına kısıtlamalar getirilmesi, gıda ve
yem sektöründe vitamin E ve C ile β-karoten
gibi doğal antioksidanların yaygın halde
kullanılmasına neden olmuştur (Botsoglou ve
ark., 2003a,b).
Kanatlı karma yemlerinde yaygın olarak
kullanılan antioksidanlara alternatif olabilecek
Lamiaceae familyasından olan aromatik şifalı
bitkilerin esansiyel yağlarının kullanımı son
yıllarda gündeme gelmiştir. Bu amaçla
99
Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları
kanatlılar
üzerinde
yürütülen
bilimsel
çalışmalarda; kekik, biberiye, adaçayı veya
yeşil çay ile bunların esansiyel yağları doğal
antioksidan olarak yaygın şekilde kullanılmıştır
(Botsoglou ve ark., 2002a,b). Söz konusu
bitkisel ürünlerin yanı sıra son yıllarda nar suyu
üretimi yan ürünlerinin doğal antioksidan
olarak kullanılabileceklerine ilişkin ilgi giderek
artmıştır. Nar suyu üretimi yan ürünlerinin
içerdikleri polifenolik bileşiklerden dolayı
doğal
antioksidan
olarak
değerlendirilebilecekleri yapılan in vitro (Gil ve
ark., 2000; Singh ve ark., 2002; Li ve ark.,
2006) ve in vivo (Shabtay ve ark., 2008)
çalışmalarla ortaya konmuştur. Nar kabuğu
ekstraktının toplam fenolik, flavonoid ve
proantosiyanidin içeriğinin daha fazla olması
nedeniyle
antioksidan
aktivitesinin
nar
posasından daha yüksek olduğu (Li ve ark.,
2006), nar kabuğundaki hidrolize tanenlerden
olan
punikalaginin
serbest
radikallerin
uzaklaştırılmasında ve lipid oksidasyonun
önlenmesinde oldukça güçlü etkiye sahip
olduğu, ayrıca kabukta α ve γ-tokoferolün
önemli düzeyde bulunduğu bildirilmektedir
(Shabtay ve ark., 2008). Nar kabuğundaki
polifenoller, serbest radikalleri tutarak,
oksidanlara bir hidrojen atomu aktararak serbest
radikalleri kararlı hale getirerek ve metal
şelatları
oluşturarak
lipid
oksidasyonu
engellemektedir (Murthy ve ark., 2002).
Negi ve Jayaprakasha (2003) nar
kabuklarının etil asetat, aseton, metanol ve su
ile ekstraksiyonu sonucunda elde edilen nar
kabuğu ekstraktını sentetik bir antioksidan olan
bütilathidroksitoluen
ile
karşılaştırmak
amacıyla yaptıkları bir in vitro çalışmada,
metanolle ekstrakte edilmiş nar kabuğu
ekstraktının 50 mg/kg’lık düzeyinin antioksidan
özelliğinin sentetik antioksidanınkinden daha
üstün olduğunu saptamışlardır.
Kotamballi ve ark. (2002) nar kabuğu
ekstraktının antioksidan aktivitesini incelemek
amacıyla
ratlar
üzerinde
yaptıkları
araştırmalarının sonucuna göre; 50 mg/kg
düzeyinde nar kabuğu ekstraktı ilavesiyle
kontrol grubuna nazaran katalaz, peroksidaz ve
süperoksit dismutaz enzimlerinin aktivitesinin
önemli derecede korunduğunu ve lipid
peroksidasyon düzeyinin ise %54 düzeyinde
azaldığını saptamışlardır.
100
5.3. Kolesterol Düşürücü Etkileri
Nar çekirdeği, posası veya kabuğunun
içerdiği
polifenollerden
olan
kondense
tanenlerin
veya
proantosiyanidinlerin;
kolesterolün taşınmasını ve safra asidi atılımını
artırarak, bağırsaktan kolesterolün emilimini
azalttıkları bildirilmektedir (Nakamura ve
Tonogai, 2002).
Labib
ve
Hossin
(2009),
hiperkolesterolemik erkek sıçanların rasyonuna
% 5, 10 veya 15 düzeylerinde nar kabuğu tozu
veya % 1, 2 veya 3 düzeylerinde nar kabuğu
ekstraktı ilavesinin, HDL hariç serum total
kolesterol, trigliserid, LDL ve VLDL kolesterol
düzeyini önemli derecede düşürdüğünü
saptamışlardır.
6. Sonuç
Tarıma dayalı sanayi yan ürünlerinin
hayvan beslemede alternatif yem maddesi veya
yem katkı maddesi olarak değerlendirilmesi
ekonomi ve çevre açısından son derece
önemlidir. Bu nedenle nar suyu yan ürünleri
olarak ele geçen nar posası, nar çekirdeği ve
kabuklarının veya bunların ekstraktlarının
hayvan beslemede antimikrobiyal, antioksidan
ve kolesterol düşürücü yem katkı maddesi
olarak kullanılmasına yönelik in vivo
çalışmalara ağırlık verilmesi gerekmektedir.
Kaynaklar
Al-Zoreky, N. S. 2009. Antimicrobial Activity of
Pomegranate (Punica granatum L.) Fruit Peels.
International Journal of Food Microbiology, 134(3),
244-248.
Basmacıoğlu Malayoğlu, H. 2007. Şarap ve Üzüm Suyu
Üretimi Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede
Değerlendirilmesi. IV. Ulusal Hayvan Besleme
Kongresi, 24-28 Haziran 2007, Bursa, 423-428.
Botsoglou, N. A., P. Florou–Paneri, E. Christaki, D. J.
Fletouris, and A. B. Spais, 2002a. Effect of Dietary
Oregano Essential Oil on Performance of Chickens
and on Iron-Induced Lipid Oxidation of Breast,
Thigh and Abdominal Fat Tissues. British Poultry
Science, 43, 223-230.
Botsoglou, N. A., E. Christaki, D. J. Fletouris, P. Florou–
Paneri, and A. B. Spais, 2002b. The Effect of
Dietary Oregano Oil on Lipid Oxidation in Raw and
Cooked Chicken during Refrigerated Storage. Meat
Science, 62, 259-265.
Botsoglou, N. A., S. H. Grigoropoulou, E. Botsoglou, A.
Govaris, and G. Papageorgiou, 2003a. The Effect of
Dietary Oregano Oil and Alpha-Tocopheryl Acetate
on Lipid Oxidation in Raw and Cooked Turkey
Ş.SARICA
during Refrigerated Storage. Meat Science, 65,
1193-1200.
Botsoglou, N. A., A. Govaris, E. N. Botsoglou, S. H.
Grigoropoulou, and G. Papageorgiou, 2003b.
Antioxidant Activity of Dietary Oregano Essential
Oil and α-Tocopheryl Acetate Supplementation in
Long-Term Frozen Stored Turkey Meat. Journal of
Agriculture and Food Chemistry, 51(10), 29302936.
Gil, M. I., F. A. Tomas-Barberan, B. Hess-Pierce, D. M.
Holcroft, and A. A. Kader, 2000. Antioxidant
Activity of Pomegranate Juice and Its Relationship
with Phenolic Composition and Processing. Journal
of Agriculture and Food Chemistry, 48, 4581-4589.
Işık, E. A., K. Yazıcı, A. Şahin ve N. Kaya, 2011.
Dünya’da ve Türkiye’de Nar Yetiştiriciliği.
http://www.batem.gov.tr/ürünler/meyvelerimiz/nar/n
ar.htm
Khan, M., S. S. Khan, Z. Ahmed and A. Tanveer, 2009.
Production of Fungal Single Cell Protein Using
Rhizopus Oligosporus Grown on Fruit Wastes.
Biological Forum-An International Journal, 1(2), 3235.
Khaidarov, K., A. A. Mamazhanov, I. E. Kaimov and M.
K. H. Kirakos’yants, 1991. Tannins from
Pomegranate Rind Wastes. Uzb Khim Zh, 6, 73-74.
Kotamballi, N. C. M., K. J. Guddadarangavvahally and P.
S. Ravendra, 2002. Studies on Antioxidant Activity
of Pomegranate (Punica granatum L.) Peel Extract
Using In Vivo Models. Journal of Agriculture and
Food Chemistry, 50, 4791-4795.
Kulkarni, A. P. and S. M. Aradhya, 2005. Chemical
Changes and Antioxidant Activity in Pomegranate
Arils during Fruit Development. Food Chemistry,
93, 319-324.
Labib, F. and A. Hossin, 2009. Effect of Pomegranate
(Punica granatum L.) Peels and It’s Extract on
Obese Hypercholesterolemic Rats. Pakistan Journal
of Nutrition, 8(8), 1251-1257.
Li, Y., C. Guo, J. Yang, J. Wei, J. Xu and S. Cheng, 2006.
Evaluation
of
Antioxidant
Properties
of
Pomegranate Peel Extract in Comparison with
Pomegranate Pulp Extract. Food Chemistry, 96(2),
254-260.
Meyed-Meyve Suyu Endüstrisi Derneği, 2005.
www.meyed.org.tr
Modaressi, S. J., M. H. Fathi Nasri, O. Dayani and L.
Rashidi, 2011. The Effect of Pomegranate Seed Pulp
Feeding on DMI, Performance and Blood
Metabolites of Southern Khorasan Crossbred Goats.
Animal Science Research, 20-4(2), 123-132.
Murthy, K. N. C., G. K. Jayaprakasha and R. P. Singh,
2002. Studies on Antioxidant Activity of
Pomegranate (Punica granatum L.) Peel Extract
Using In Vivo Models. Journal of Agriculture and
Food Chemistry, 50(17), 4791-4795.
Nakamura, Y. and Y. Tonogai, 2002. Effect of Grape Seed
Polyphenols on Serum and Hepatic Lipid Contents
and Fecal Steroid Excretion in Normal and
Hypercholesterolemic Rats. Journal of Health
Science, 48 (6), 570-578.
Nasr, C. B., N. Ayed and M. Metche, 1996. Quantitative
Determination of the Polyphenolic Content of
Pomegranate
Peel.
Zeitschrift
für
Lebensmitteluntersuchung und Forschung A, 203,
374-378.
Negi, P. S. and G. K. Jayaprakasha, 2003. Antioxidant and
Antibacterial Activities of Punica Granatum Peel
Extracts. Journal of Food Science, 68, 1473-1477.
Oliveira, R. A., C. D. Narciso, R. S. Bisinotto, M. C.
Perdomo, M. A. Ballou, M. Dreher and J. E. P.
Santos, 2010. Effect of Feeding Polyphenols on
Growth,
Health,
Nutrient
Digestion
and
Immunocompetence of Calves. Journal of Dairy
Science, 93, 4280-4291.
Panichayupakaranant, P., S. Tewtrakul and S.
Yuenyongsawad,
2010.
Antibacterial,
AntiInflammatory and Anti-Allergic Activities of
Standardised Pomegranate Rind Extract. Food
Chemistry, 123, 400-403.
Prashanth, D., M. K.Asha and A. Amit, 2001.
Antibacterial Activity of Punica Granatum.
Fitoterapia, 72, 171-173.
Sarica, S., Ciftci A., Demir, E., Kilinc, K., Yildirim, Y.
2005. Use of Antibiotics Growth Promoter and Two
Herbal Natural Feed Additives with and without
Exogeneous Enzymes in Wheat Based Broiler Diets.
South African Journal of Poultry Science, 3, 33-45.
Scalbert, A. 1991. Antimicrobial Properties of Tannins.
Phytochemistry, 30, 3875-3878.
Shabtay, A., H. Eitam, Y. Tadmor, A. Orlov, A. Meir, P.
Weinberg, Z. G .Weinberg, Y. Hen, A. Brosh, I.
Izhaki and Z. Kerem, 2008. Nutritive and
Antioxidative Potential of Fresh and Stored
Pomegranate Industrial By-Product as a Novel Beef
Cattle Feed. Journal of Agriculture and Food
Chemistry, 56(21), 10063-10070.
Singh, R. P., M. K. N. Chidambara and G. K.
Jayaprakasha, 2002. Studies on the Antioxidant
Activity of Pomegranate (Punica granatum L.) Peel
and Seed Extracts Using In Vitro Models. Journal of
Agriculture and Food Chemistry, 50, 81-86.
Singleton, V. L., 1981. Naturally Occuring Food
Toxicants: Phenolic Substances of Plant Origin
Common in Foods. Advance in Food Research, 27,
157-162.
Sweetie, R. K., C. Ramesh and S. Arun, 2010. Antioxidant
and Antimicrobial Activity of Pomegranate Peel
Extract Improves the Shelf Life of Chicken
Products. International Journal of Food Science and
Technology, 45, 216-222.
Vardin, H. ve M. Abbasoğlu, 2004. Nar Ekşisi ve Narın
Diğer Değerlendirme Olanakları. Geleneksel Gıdalar
Sempozyumu, 23-24 Eylül 2004, Van, 165-169.
Vasconcelos, L. C., F. C. Sampaio, M. Sampaio, C.
Pereira, S. Mdo, J. S. Higino and M. H. Peixoto,
2006. Minimum Inhibitory Concentration of
Adherence of Punica Granatum L. (pomegranate)
Gel against S. Mutants, S. Mitis and C. Albicans.
Brazilian Dent Journal, 17, 223-227.
Zarei, M., M. Azizi and B. S. Zeinolabedin, 2011.
Evaluation of Physicochemical Characteristics of
Pomegranate (Punica granatum L.) Fruit during
Ripening. Fruits, 66, 121-129.
101
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 103-116
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa
Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri
Nuray KIZILASLAN 1
Ömer YAŞA2
1
2
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Taşlıçiftlik, Tokat
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Lodumlu, Ankara
Özet: Bu çalışmada Türkiye’nin tarımsal mücadele politikalarındaki gelişimin değerlendirilmesi ve Avrupa
Birliği (AB) uyum sürecinde AB ülkelerindeki tarımsal mücadele politikaları ile karşılaştırılması
amaçlanmıştır. Araştırmada; tarım ilaçları üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarında meydana gelen
değişimlerin yönünü belirlemek amacıyla trend analizi uygulanmıştır. Trend Analizlerinde linear trend
modelleri denenmiş olup üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarına ilişkin kriterlerin yıllar itibariyle gelişme
yönünü belirleyebilmek amacıyla sabit ve zincirleme indekslerden yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre;
zararlılara karşı en etkili yöntemin kimyasal mücadele olması nedeniyle, üretim, tüketim, ithalat ve ihracat
rakamlarında insektisitlerin en fazla kullanılan grup olduğu açıkça tespit edilmiştir. Türkiye’nin tarım ilaçları
politikaları bakımından güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymak amacıyla yapılan Swot analizinde, üretim,
tüketim ve dış ticaret miktarlarında meydana gelen değişimlerin yükselme eğiliminde olduğu görülmüştür.
Kurulu kapasite gücü, gelişmekte olan pazarlara yakınlık ve formulasyon bilgisi Türkiye’nin güçlü yönleri
olarak kaydedilmiştir.AB uyum çalışmalarında alt yapının oluşması ülkenin zarar görmemesi, çiftçilerin ilaç
ihtiyacını karşılaması ve bunu yerli üreticilerden ucuza temin etmeyi sürdürebilmesi için geçiş sürecinin
üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Uyum için çıkarılacak mevzuatlarda ülke ekonomisini etkileyecek
önerilerin ve Türkiye şartlarının dikkate alınması, özellikle yerli sektörün zarar görmemesi ve ekonomik
direnç göstermeleri sağlanmalıdır. Tercüme edilerek uygulanmak üzere çıkarılacak mevzuatlarda birebir
tercüme yapılmaması, ilgili kuruluşların yetki, alan ve sorumlulukları da dikkate alınarak belirlenmesi büyük
yarar sağlayacaktır.
Anahtar kelimeler: Pestisit, Üretim, Tüketim, İthalat, İhracat, AB
The Monitoring Of The Course Of Development Of Turkey‘s Plant Protection
Production Consumption Foreign Trade During The Harmonization Process
With The European Union
Abstract: In this study, The Monitoring of the course of development of Turkey's plant protection policies ,
during the harmonization process with the European Union (EU), is compared with plant protection policies
in the countries of the European Union. In this research, trend analysis was applied in order to determine the
direction of the changes in the amounts of agricultural pesticides production, consumption and foreign trade.
Linear trend models were used in trend Analysis and fixed and chained indexes were benefited to determine
development aspect of the criteria lated with production, consumption and foreign trade volumes over the
years. Swot analysis was conducted to determine the strengths and foible of Turkey's agricultural policies in
terms of plant protection products it was observed that changes in the amounts of pesticide production,
consumption and foreign trade were in a tendency to increase. Installed capacity power, proximity of markets
in developing and knowledge of formulation were recorded as Turkey’s powerful aspects. On the transition
process should be seriously considered for the formation of the infrastructure in EU harmonization studies,
prevent damage to the country, farmers meet the need form education and to continue to supply it cheaper
domestic manufacturers. On the legislations will be issued for harmonization, proposals will affect the
country’s economy and conditions in Turkey should be considered, especially prevent the damage to
domestic sector should be provided to show economic resistance. On the legislations will be issued to apply
that should not be translated one to one, consideration of relevant institutions of authority field and
responsibilities will provide great benefits.
Key words: Pesticide, Production, Consumption, Import, Export, EU
1.Giriş
Dünyada artan nüfus karşısında yeni tarım
alanları açılamadığı gibi, sanayi bölgeleri ve
yeni yerleşim yerlerinin inşa edilmesi gibi
nedenlerle tarım arazisi olarak kullanılan
alanlar sistematik olarak azalma eğilimindedir.
Bu bakımdan mevcut tarım alanlarından en
yüksek verimin alınması tek çözüm önerisi
103
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
olarak göze çarpmaktadır. Tarımsal üretimde
yüksek verim elde etmek için geliştirilen
gübreleme, sulama ve toprak işleme gibi
kültürel yöntemlerin yanı sıra birçok kültür
bitkisinde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla
mücadelede kaçınılmazdır. Bu nedenle mevcut
tarım alanlarındaki üretim ve verimliliği
artırmak için kullanılan tarım ilaçları
vazgeçilemeyecek girdiler olarak önemini
sürdürmektedir (İnan ve Boyraz, 2002).Bununla
birlikte, tarım ilaçlarının yanlış uygulanması
ekonomik kayıplara, etkin olmayan zararlı ya
da hastalık kontrolüne, çevre kirliliğine ve insan
sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol
açmaktadır.
İyi bir uygulama olmaksızın
ilaçlamanın istenilen başarıya ulaşması
mümkün değildir.
Tarımsal mücadele konusundaki ilk
bilimsel çalışmalar yeniçağ ile birlikte
başlamaktadır. 1660 yılında Fransa’da pas
hastalığına karşı bir önlem olarak berberislerin
yok edilmesiyle ilgili ilk kanun çıkarılmıştır
(Oruç, 2001). İkinci Dünya Savaşını izleyen
yıllarda dikloro difenol trikloroethan (DDT)’nin
kullanılmaya başlanmasıyla tarım alanlarındaki
ilaç kullanımı hızla yoğunlaşmıştır. Bitki
Koruma alanında kimyasal mücadele olarak
adlandırılabilecek bu dönemin 1960’lı yıllara
kadar sürdüğü belirtilmektedir (Kılınçer, 1991).
Kimyasal mücadele, kolay uygulanabilirliği ve
sonucunun hemen alınabilmesi gibi çeşitli
avantajları nedeniyle üreticiler tarafından en
çok tercih edilen mücadele yöntemidir. Ancak
bilinçsiz ve tekniğine uygun olmayan
uygulamalar sonucunda; insan ve hayvan
sağlığı tehdit edilmekte, ürünlerde ilaç
kalıntıları söz konusu olmakta, toprak ve yeraltı
suları ile çevre ve yaban hayatı olumsuz
etkilenmekte, bitkilerde fitotoksite görülmekte,
hedef zararlılarda direnç oluşmakta, önemli
olmayan bazı türler ana zararlı durumuna
geçmekte ve yararlıların öldürülmesiyle “doğal
denge” bozulmaktadır. Kısaca çevre olarak
tanımlanan
kompleks
olumsuz
yönde
etkilenmektedir (Uygun ve Şekeroğlu, 1993).
Tarım ilaçlarının ürünlerde bıraktığı kalıntı
(residü), hem ülkelerin dış ticaretleri, hem de
insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından ayrı bir
önem arz etmektedir. Pestisit tolerans
listelerinin hazırlanma gereğinden hareketle ilk
toleranslar ( insan ve hayvan sağlığına zararsız
104
maksimum pestisit kalıntı seviyeleri) 1954
yılında tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra
kalıcılık, kümülâtif karakterlilik ve fazla
risklilik konusunda yapılan çalışmaların
sonuçları da konunun önemini oldukça
artırmıştır.
Özellikle 1970 yılında başlayan çevre
koruma hareketlerinden sonra bütün dünyada
tarım ilacı kullanımının çok daha kontrollü
yapıldığı, mevcut etkili maddelerin yeniden
emniyetlilik testlerine alındığı ve bu
değerlendirmeler sonucunda bazı tarım
ilaçlarının çeşitli ülkelerde yasaklandığı,
kısıtlandığı veya kontrollü bir şekilde
kullanımının yapıldığı bilinmektedir (Ağar ve
ark, 1991).
Bu çalışmada, Türkiye’nin tarımsal
mücadele politikalarındaki gelişim seyrinin
izlenmesi özellikle son yıllarda sürdürülebilirlik
açısından tarımsal mücadelenin daha da güncel
hale gelmesi nedeniyle önemli görülmüştür.
Çalışmanın
amacı;
Türkiye’nin
planlı
dönemden günümüze kadar olan süreçte
tarımsal mücadele politikasının çeşitli kriterlere
(üretim, tüketim, dış ticaret vb) göre genel
seyrinin incelenmesi, AB uyum sürecinde
Türkiye’nin tarımsal mücadele politikasına yön
vermesi gereken konuların belirlenmesi, Ulusal
tarımsal mücadele politikası oluşturulurken AB
kriterlerine ne derecede yaklaştığının ve AB
uyum sürecinde tarımsal mücadele politikasına
ilişkin Türkiye’nin durumunun swot analizi ile
değerlendirilmesidir.
2.Materyal ve Yöntem
Türkiye ve AB’de tarımsal mücadele ile
ilgili çeşitli kriterlerin ne yönde ve nasıl
geliştiğini tespit etmek amacıyla, ulusal ve
uluslararası literatürden, çeşitli istatistikî
kurumlardan geniş ölçüde yararlanılmıştır.
Araştırmada yöntem olarak; tarım ilaçları
üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarında
meydana gelen değişimlerin yönünü belirlemek
amacıyla 1987- 2009 yılları arasındaki zaman
serilerine trend analizi uygulanmıştır. Trend
Analizlerinde alternatif trend modelleri
denenmiştir (Doğan, 2007). Üretim, tüketim ve
dış ticaret miktarları itibariyle yapılan trend
analizlerinde bu modellerden linear (doğrusal)
trend modeli seçilmiştir. Bu modellerde MAPE,
MAD ve MSD doğruluk kriterlerine göre
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
değerleri en düşük çıkan ve söz konusu eğilime
uygun düşen matematiksel model tercih
edilmiştir. Buna ilişkin trend denklem ve
grafikleri oluşturulmuştur.
Ayrıca üretim, tüketim ve dış ticaret
miktarlarına ilişkin kriterlerin yıllar itibariyle
gelişme yönünü belirleyebilmek amacıyla sabit
ve zincirleme indekslerden yararlanılmıştır.
Türkiye’nin
tarım
ilaçları
politikaları
bakımından güçlü ve zayıf yönlerini ortaya
koymak amacıyla swot analizi yapılmıştır.
3.AB’de ve Türkiye’de Tarımsal Mücadele
3.1 AB’de Tarımsal Mücadele
Tarım ilaçları global kullanımın %55’i
Kuzey Amerika ve Batı Avrupa da
kullanılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde
hektara düşen tarım ilacı miktarı en yüksek olan
ülkeler Hollanda ve Yunanistan olup yıllık
tarım ilacı kullanımı iklim koşullarına bağlı
olarak sürekli değişmektedir (CPA, 2000). AB,
pestisit üretimi, ruhsatlandırılması, kontrollü ve
sürdürülebilir kullanılması konularına ilişkin
olarak çok detaylı düzenlemeler hazırlanarak,
bu düzenlemeleri de yeni bulgular ışığında
sürekli güncelleyerek pestisit üretimi ve pazara
sunma sürecini daha kontrollü bir hale
getirmektedir (Başkent, 2007).
Son zamanlarda artan endişeler Gıda ve
Tarım Örgütü (FAO) gibi uluslar arası
kuruluşları da harekete geçirmiş ve bu konuda
pek çok toplantı yapılmıştır. Dünya Gıda
Zirvesi Eylem Planı’na dünya genelindeki pek
çok hükümet, sivil toplum örgütleri, üreticiler,
perakendeci
kuruluşlar
ve
uluslararası
kuruluşlar katılmış, gıda güvenliği ve kalitesi,
üretimin yeni teknolojiler kullanılarak daha
verimli hale getirilmesi, çevreyle dost ilaç
kullanımı,
tarımın
sürdürülebilirliğinin
sağlanması, tarımda kullanılan girdilerin
çevreye olumsuz etkilerinin azaltılması
amacıyla bölgesel, ulusal ve uluslararası
düzeyde önlemler alınmasını ve iyi tarım
uygulamalarını uygulayan kişi ve kuruluşların
desteklenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Geliştirilen tüm plan ve programların ortak
noktası insan, hayvan, bitki sağlığı ve çevrenin
korunmasıdır (İçel, 2007).
Türkiye’de hastalık ve zararlılardan
meydana gelen toplam kayıpların % 35
civarında olduğu belirtilmektedir.Bu kayıpların
nedenini de böcekler, hastalık ve yabancı otlar
oluşturmaktadır. (Tekeli ve Ergün, 1983; Güler
ve ark, 2010). Bazı kıtalarda tüm ürünlerde
hastalık, zararlı ve yabancı otların neden olduğu
ürün kayıplarını içeren rakamlara göz
atıldığında Bitki Koruma olmaksızın birim
alandan alınacak ürün miktarını hasada kadar
ve hasat sonrası muhafaza etmenin mümkün
olmayacağı açıkça görülmektedir (DPT,
2006).Hastalık, zararlı ve yabancı otların neden
olduğu ürün kayıpları Çizelge 1’de verilmiştir.
Çizelge 1. Dünya genelindeki ürün kayıpları (%) (DPT, 2006)
Kıtalar
Muhtemel Üretim
Verim
Kayıp
Afrika
100
50,7
49,3
Güney Amerika
100
57,2
42,8
Asya
100
52,6
47,4
Avrupa
100
71,8
28,2
AB’de tarım ürünleri üretimini artırma
çabaları yanında, insan ve yaşadığı çevrenin de
korunması gerçeği, daha emniyetli, yani insan,
hayvan ve çevreye olumsuz etkileri daha az
olan pestisitlerin kullanımına çalışılması
kaçınılmaz olmuştur. 1906 yılında çıkardığı
Federal Gıda Yasası ve 1910’da çıkardığı
Federal İnsektisit yasası ile Amerika Birleşik
Devletleri bu konuya hassasiyetle yaklaşan
ülkelerin başında gelmektedir (DPT, 2001).
Avrupa Birliği’nin bitki sağlığı ve
karantinaya ilişkin düzenlemeleri üye ülkelerle
yapılan işbirliğinin sonuçlarından birisidir ve
AB üyesi olmak isteyen bir ülkenin tarım
sektöründe
uyumlaştırması
gereken
düzenlemeler
arasındadır.
Bitki
sağlığı
konusunda ilk olarak 1966–1969 yılında
“tohumluk patateslerin pazarlanmasına ilişkin”
11 Temmuz 1966 tarih ve 66/403/AET sayılı
Konsey Direktifi (OJ 125, 11.7.1966, p.
2320/66); “bağ çoğaltım materyallerinin
105
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
pazarlanmasına ilişkin” 9 Nisan 1968 tarih ve
66/403/AET sayılı Konsey Direktifi (OJ L 93,
17.4.1968, p. 15– 23); “yem bitkileri
tohumlarının pazarlanmasına ilişkin”14 Haziran
1966 tarih ve 66/401/AET sayılı Konsey
Direktif’leri yayınlanmıştır (OJ 125, 11.7.1966,
p. 2298– 2308).
Süreç içerisinde bitki sağlığına ilişkin
düzenlemeler Üye Devletler ve Üye Devletler
ile üçüncü ülkeler arasında bitki ve bitkisel
ürünlerin ticaretinin düzenleyecek biçimde
geliştirilmiştir. Bu gelişmeler 1973 yılında
Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallığın
Topluluğa katılımları nedeniyle kesintiye
uğramıştır. Genişleyen Toplulukta bitki
sağlığına ilişkin düzenlemeler yeniden gözden
geçirilerek “Bitkilere veya bitkisel ürünlere
zararlı
olan
organizmaların
Topluluğa
girişlerine karsı ve onların Topluluk içinde
yayılımına karsı koruyucu önlemlere ilişkin” 21
Aralık 1976 tarih ve 77/93/AET sayılı Konsey
Direktifi yayınlanmıştır. Bu direktifin orijinal
metni Üye Devletlerin bitki sağlığına ilişkin
düzenlemeleri arasında farklılıklar olduğundan
uyumlaştırma sürecinde pek çok değişikliğe
uğramıştır.
Sonuçta,
bitki
sağlığı
düzenlemelerinin temelini oluşturan üç ilke
üzerinde karara varılmıştır. Bunlar; şeffaflık,
ortak karantina zararlı listesi ve özel
durumlarda alınacak acil önlemlerdir. Üye
devletler arasında bitki ve bitkisel ürünlerin
ticareti Uluslar arası Bitki Sağlığı Sertifikası ve
bunun
uygulanmasına
ilişkin
kurallar
çerçevesinde yürütülmektedir (Başkent, 2007).
Üye devletlerde tarımsal mücadele
politikaları alanlarındaki kontrol, denetim ve
düzenlemeler Avrupa Komisyonu Sağlık ve
Tüketiciyi
Koruma
Genel
Müdürlüğü
Organizasyonu’na (DG-SANCO) bağlı Gıda ve
Veterinerlik
Ofisi
(FVO)
tarafından
yapılmaktadır. FVO bu görevi, Üye Devletlerde
ve AB’ye ihracat yapan üçüncü ülkelerde
denetimler yaparak yerine getirmektedir. FVO
denetim sonuçları, mevzuatın netleştirilmesine,
değiştirilmesine, yeni mevzuat oluşturulmasına
dikkat çekerek AB mevzuatının geliştirilmesine
katkıda bulunmaktadır.
AB içinde yaklaşık 150 tarım ilacı için
“Maksimum
Kalıntı
Limitleri”(MRL)
oluşturulmuştur.
Topluluk,
MRL’lerin
belirlenmesi çalışmalarını bilimsel temellere
106
dayandırarak, bebekleri de içerecek şekilde tüm
tüketicilerin korunması hedefiyle, topluluk ve
üye devletlerin eşit sorumluluğu altında
yürütmektedir (TKB, 2009).
AB komisyonunun tarım ilaçlarının
ruhsatlandırılması politikası kapsamında en
önemli konu insan sağlığı ve çevredir. AB
komisyonu 1992 yılından itibaren çok iddialı
bir program yürütmektedir. Her başvuru sahibi
ilgili maddenin, insan sağlığı, çevre,
ekotoksikolojik ve gıda zincirindeki kalıntılar
bağlamında güvenli olarak kullanılabileceğini
kanıtlaması gerekmektedir.
3.2.Türkiye’de Tarımsal Mücadele
Türkiye’deki tarımsal ürünlerin toplam
değeri 29–30 milyar dolar civarında tahmin
edilmektedir. Hiç tarım ilacı kullanılmadığı
takdirde ortalama ürün kaybı yüzde 65’dir.
Yapılan
tahminlere
göre
tarım
ilacı
kullanılmasına rağmen ürün kaybının çeşitli
nedenlerle yüzde 30–35 olarak halen devam
ettiği doğrultusundadır. Bunun da parasal
değeri yaklaşık 9,5 milyar $’dır. Gelişmiş batı
ülkelerinde olduğu gibi, bilgili bilinçli ve yeterli
miktarda tarım ilacı kullanımı olsa, Türkiye’de
her yıl yaklaşık 10 milyar $’a yakın bitkisel
üretim değeri kazanılmış olacaktır. Bunun için
kullanılacak tarım ilacının değeri ile
karşılaştırıldığında 30 misline yakın bir katma
değer sağlanabileceği görülmektedir (DPT,
2006).
Türkiye’ deki tarımsal ilaç pazarı Avrupa
ülkelerine oranla son derece küçüktür. Yıllık
tüketim miktarı hektara 400 – 700 gr.
civarındadır (Yıldız ve ark, 2005). Bu pazarın
parasal değeri dünya pazarının yüzde birinden
daha azdır. Ancak Türkiye’de belli bölgelerde,
hektara kullanılan tarım ilacı miktarı, dünyanın
en yoğun ilaç kullanılan bölgeleri ile eş
düzeydedir. Kimyasal mücadele, yalnız AB’de
değil tüm dünyada araştırma-geliştirme (ARGE) faaliyetlerine en yüksek payın ayrıldığı
sektörler arasında yer almaktadır.
Dünyadaki gelişmelere paralel Türkiye’de
de, ülke çıkarları doğrultusunda ruhsatlı
pestisitler araştırma sonuçları ışığı altında
değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Bu konuda
yapılan çalışmalar sonucu bazı pestisitlerin
kullanımlarının yasaklanması ve ruhsatlarının
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
iptali; bazıların ise kısıtlanması veya kontrollü
kullanımı kararı alınmıştır (DPT, 2001).
Türkiye’de
ki
tarımsal
mücadele
mevzuatının, sürekli bir reform süreci içerisinde
olan AB müktesebatı ile uyum içerisinde
kalmasını sağlamak için müktesebatın güncel
bir şekilde izlenerek, gerekli değişiklikler
konusunda uyumlaştırılması gerekmektedir.
Bununla birlikte artan tüketici talepleri ve
uluslararası ticarette perakendeciler tarafından
talep edilen koşullar, Türkiye’de çevre ile dost,
insan ve hayvan sağlığını koruyan tarımsal
uygulamaları gündeme getirmiştir. Özellikle
AB ülkeleri ve Rusya Federasyonuna yönelik
ihracata konu üretim yapan yaş meyve sebze
üreticileri, çeşitli yabancı sertifikasyon ve
kontrol kuruluşları tarafından yayınlanan
kontrol listeleri ve uygunluk kriterlerinde
tarımsal üretime başlamışlardır. Bu çalışmaların
hem yurt içindeki hem de Türkiye’nin taze
meyve sebze ihraç ettiği en önemli ticaret ortağı
olan
AB
üyesi
ülkeler
ve
Rusya
Federasyonundaki tüketicilerin daha sağlıklı ve
güvenilir ürünler tüketmesine yardımcı olacağı
belirtilmektedir. AB’nin en önemli taze meyve
sebze ihracatçısı olan Türkiye’de çevre dostu
iyi tarım uygulamaları üreticiler arasında
yaygınlaşmakta ve tüketiciler tarafından iyi
tarım uygulamalarına göre üretilmiş ürünlere
olan talep artmaktadır. Ayrıca adaylık sürecinde
çiftçilere yapılacak kırsal kalkınma destekleri
içerisinde iyi tarım uygulamalarında bulunan
çiftçilere yönelik destekler söz konusu olup, bu
amaçla iyi tarım ve çevre koşullarını ortaya
koyan
kodların
belirlenmesine
ihtiyaç
duyulmaktadır (DPT, 2006).
Türkiye’de tarım ilaçları sanayi ilk olarak
1951 yılında kurulmaya başlanmış olup 2010
yılı itibariyle tarım ilaçları konusunda faaliyet
gösteren 163 adet aktif olmak üzere toplam 340
ruhsat sahibi firma bulunmaktadır (TKB, 2010).
3.2.1Türkiye’de Tarımsal İlaç Üretimi
İnsektisitlerin üretim miktarı bakımından
tüm tarım ilaçları içerisinde en fazla üretilen
grup olduğu Çizelge 2’de göze çarpmaktadır.
Bunu sırasıyla; fungisitler, herbisitler ve
diğerleri (Akarisit, Fumigant ve bitki gelişim
düzenleyici) izlemektedir. İnsektisitlerin üretim
miktarları yıllar itibarıyla yaklaşık 9000 –
16000 ton aralığında seyretmektedir. Fungisitler
yaklaşık 4000 – 12000 ton, herbisitler ise 5000
– 9000 ton aralıklarında üretilmektedir.
Burada dikkat çeken durum, insektisit,
fungisit ve herbisit üretiminde yıllara bağlı
olarak miktar bakımından dalgalı bir üretim
seyri ortaya çıkmıştır. Buna karşın, akarisit,
fümigant ve bitki gelişim düzenleyici (BGD)
üretimlerinde artış eğilimi gözlenmektedir. Bu
bilgiler ışığında genel bir değerlendirme
yapılacak olursa, Türkiye’de üretilebilen aktif
madde sayısında pek bir değişim olmadığı,
üretimin ihtiyaca ve ihracata bağlı olarak belirli
bir aralıkta yıllar itibariyle değişim gösterdiği
söylenebilir. Ancak, akarisit, fümigant ve BGD
üretimlerindeki artış, bu maddelere olan talebin
de arttığını göstermektedir. Söz konusu bu Bitki
Koruma Ürünleri (BKÜ)’nin son yıllarda örtü
altı yetiştiriciliğindeki artışa paralel olarak
üretimlerinde de bir yükselme olduğu
söylenebilir.
Tarım ilaçlarının toplam üretim miktarında
başlangıç yılı olan 1987 yılına göre oransal
değişimin en yüksek olduğu yıl, %29 ile 2006
yılında gerçekleşmiştir. Toplam üretimdeki
değişim en düşük değere 1992 yılında ulaşmış
olup 1987 yılına göre % 21 oranında azalma
göstermiştir.
Tarım ilaçlarının toplam üretim miktarı,
zincirleme indekse göre incelendiğinde, bir
önceki yıla göre yıllık oransal değişimin en
yüksek olduğu oran %28 ile 1993 ve 2005
yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal değişim
en düşük değere 1998 yılında ulaşmış olup bir
önceki yıla göre % 18 oranında azalma
göstermiştir.
Şekil 1’de toplam üretim miktarına ilişkin
trend denklemi verilmiştir. Şekilde görüldüğü
üzere toplam tarım ilacı ( insektisit, herbisit,
fungusit ve diğer) üretim miktarı 2006 yılında
en yüksek seviyesine ulaşmaktadır. Bununla
birlikte en yüksek üretim yılları sıralanacak
olursa 2006, 2005, 1996, 2008 ve 1989 yılları
olduğu görülmektedir. Trend analiz grafiği
incelendiğinde başlangıç datası olarak 1987 yılı
baz alındığında, yıllara göre üretim miktarının
belirli bir düzeyde sürekli artış göstermediği,
bazı yıllarda üretim miktarının azaldığı
görülmektedir.
107
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
Çizelge 2. Türkiye’de Tarım İlaçları Üretim Miktarları (Ton) (TKB, 2010)
27.891
Sabit
İndeks
100
Zincirleme
İndeks
---
3.768
29.277
104,969
104,969
5.311
3.020
30.709
110,103
104,891
5.671
4.494
2.719
27.170
97,415
88,476
9.065
6.124
4.646
3.448
23.283
83,478
85,694
1992
9.679
4.503
4.701
3.386
22.269
79,843
95,645
1993
11.189
9.149
4.672
3.558
28.568
102,427
128,286
1994
10.109
6.816
3.656
3.105
23.686
84,923
82,911
1995
12.938
7.167
3.749
3.779
27.633
99,075
116,663
1996
14.040
6.231
10.465
1.932
32.668
117,127
118,221
1997
14.702
6.751
8.515
782
30.750
110,251
94,128
1998
12.695
4.604
6.248
163
23.710
85,009
77,105
1999
9.516
5.663
5.450
3.714
24.343
87,279
102,669
2000
10.108
5.350
6.000
4.699
26.157
93,783
107,451
2001
10.347
5.226
4.690
3.706
23.969
85,938
91,635
2002
11.346
5.010
6.812
639
23.807
85,357
99,324
2003
10.962
7.661
8.934
1.082
28.639
102,681
120,296
2004
11.017
6.419
8.176
868
26.480
94,941
92,461
2005
13.426
8.793
9.563
2.176
33.958
121,752
128,240
2006
15.902
8.763
12.031
541
36.155
129,629
106,469
2007
13.727
7.591
7.465
762
29.545
105,930
81,718
2008
10.342
8.745
8.111
5.302
32.500
116,525
110,002
2009
8.910
7.403
7.243
4.238
27.794
99,652
85,520
Yıllar
İnsektisit
Herbisit
Fungisit
Diğer*
Toplam
1987
11.644
6.992
5.307
3.948
1988
12.108
7.745
5.656
1989
16.400
5.978
1990
14.286
1991
*Akarisit, Fumigant ve BGD
Toplam Üretim İçin Trend Analizi
Linear Trend Model
Yt = 25935 + 161* t
38000
Variable
A ctual
F its
36000
Üretim Miktarı
34000
A ccuracy Measures
MA PE
11
MA D
3028
MSD
12301830
32000
30000
28000
26000
24000
22000
7
8
9 0
1
2 3
4
5 6
7
8 9
0
1 2
3
4
5 6
7
8 9
198 198 198 199 199 199 199 199 199 199 199 199 199 200 200 200 200 200 200 200 200 200 200
Yıllar
Şekil 1. Türkiye’deki pestisit üretim miktarı trend analizi
Tarım ilaçları üretimi trend analizinde
Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih
edilmiştir. Üretim miktarı için trend denklemi;
Yt = 24935 + 161*t olarak belirlenmiştir. Tarım
108
ilaçları üretim miktarına ilişkin trend
denkleminin eğimi pozitiftir ve ortalama yıllık
oransal değişim oranı % 6.2 olarak hesap
edilmiştir.
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
3.2.2.Türkiye’de Tarımsal İlaç Tüketimi
Türkiye’deki son 23 yıllık tüketim
miktarları incelendiğinde (Çizelge 3), tüketimin
yıllar itibarıyla dalgalanmalar gösterdiği ve
yaklaşık 28.220 – 53.860 ton arasında değiştiği
görülmektedir. En fazla pestisit 2006 yılında
53.860 ton olarak tüketilmiştir. Sonuç olarak
pestisit tüketimi 1987 yılına göre 32.957
ton’dan 2009 yılında 40.509 ton’a yükselmiştir.
Tarımsal ilaçların toplam tüketim miktarı ile
toplam üretim miktarları artış ve azalış olarak
birbirlerine
büyük
ölçüde
paralellik
göstermektedir. En fazla tarım ilacı tüketiminin
olduğu yıl 2006 yılı iken buna paralel en fazla
üretim miktarının olduğu yıl yine 2006 olarak
gerçekleşmiştir.
Tarım ilaçlarının toplam tüketim miktarı
1987 yılına göre en çok artışı, 2006 yılında
%63’lük bir oranla gerçekleşmiştir. En düşük
değere ise 1995 yılında ulaşmış olup toplam
tüketim 1987 yılına göre %15 oranında azalma
göstermiştir. Tarım ilaçlarının toplam tüketim
miktarında bir önceki yıla göre yıllık oransal
değişimin en yüksek olduğu oran %26 ile 2005
yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal değişim
en düşük değere 2009 yılında ulaşmış olup bir
önceki yıla göre %20 oranında azalma
göstermiştir. (Çizelge 3).
Çizelge 3. Türkiye’de Tarım İlaçları Tüketim Miktarları (Ton) (TKB, 2010)
Yıllar
İnsektisit
Herbisit
Fungisit
Diğer*
Toplam
Sabit İndeks
Zincirleme
İndeks
1987
14.824
7.423
6.108
4.602
32.957
100
---
1988
15.102
7.876
6.398
4.776
34.152
103,626
103,626
1989
18.647
6.133
5.884
3.985
34.649
105,134
101,455
1990
17.652
6.346
5.503
4.554
34.055
103,332
98,286
1991
10.412
7.191
5.599
5.018
28.220
85,627
82,866
1992
13.125
5.861
5.910
4.942
29.838
90,536
105,733
1993
12.265
9.133
5.868
5.097
32.363
98,198
108,462
1994
11.229
8.511
4.862
4.360
28.962
87,878
89,491
1995
14.850
7.583
4.937
6.554
33.924
102,934
117,133
1996
16.247
7.997
8.397
3.954
36.595
111,038
107,873
1997
13.713
7.810
9.733
2.319
33.575
101,875
91,747
1998
13.644
5.077
7.920
3.264
29.905
90,739
89,069
1999
11.699
7.426
9.141
4.057
32.323
98,076
108,085
2000
12.534
6.957
9.144
4.908
33.543
101,778
103,774
2001
13.393
5.984
4.219
6.202
29.798
90,414
88,835
2002
13.086
6.295
8.534
2.877
30.792
93,430
103,335
2003
11.913
9.866
11.296
2.590
35.665
108,216
115,825
2004
13.768
8.707
6.356
6.292
35.123
106,572
98,480
2005
14.928
11.716
12.584
5.107
44.335
134,523
126,227
2006
17.974
12.568
15.944
7.374
53.860
163,425
121,484
2007
15.973
10.996
13.474
9.524
49.967
151,612
92,772
2008
11.864
12.578
13.650
11.956
50.048
151,858
100,162
2009
10.929
10.834
11.591
7.155
40.509
122,914
80,940
*Akarisit, Fumigant ve BGD
Tarım ilaçları toplam tüketimi için trend
modeline ilişkin şekil 2’de görülmektedir.
Tüketim miktarlarının trend analizlerinde
Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih
edilmiştir. Tarım ilaçları tüketim miktarı için
trend denklemi; Yt = 27731 + 679*t olarak
109
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
belirlenmiştir. Tarım ilaçları tüketim miktarına
ilişkin trend denkleminin eğimi pozitif olup
ortalama yıllık oransal değişim oranı % 24,5
olarak hesap edilmiştir.
Toplam tarım ilacı (insektisit, herbisit,
fungusit ve diğer) tüketim trend analizine
bakıldığında, tarım ilaçları tüketiminin en
yüksek olduğu zaman 2006 yılı 53.860 ton ile
ilk sırada yer almaktadır. Bunu sırasıyla 2007
ve 2008 yılları takip etmektedir. 1987 yılından
2009 yılına kadar geçen zaman diliminde,
sadece dokuz yılda beklenen değerin üzerinde
bir
tüketim
miktarının
gerçekleştiği
görülmektedir (Şekil 2).
Toplam Tüketim İçin Trend Analizi
Linear Trend Model
Yt = 27731 + 679* t
55000
Variable
A ctual
F its
Tüketim Miktarı
50000
A ccuracy Measures
MA PE
12
MA D
4512
MSD
28166102
45000
40000
35000
30000
87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 00 01 02 03 04 05 06 07 08 09
19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 20 20 20 20 20 20 20 20 20 20
Yıllar
Şekil 2. Türkiye’deki pestisit tüketim miktarı trend analizi
Çizelge 4’te görüldüğü üzere, Türkiye’
deki tarım ilaçlarının kullanımı gelişmiş
ülkelere göre son derece düşüktür. Birim alan
olarak hektara kullanılan tarım ilacı bakımından
oldukça geridedir. Bazı ülkelerin 1993 – 1995
yılları ortalamalarına göre hektara pestisit
tüketimlerine bakıldığı zaman Yunanistan ve
Hollanda’nın Türkiye’den 35 kat daha fazla
pestisit tüketimi olduğu görülmektedir (Oskam
et al 1997).2005 – 2007 yılları arasında ise,
Türkiye’de ki ilaç kullanım miktarları
incelendiğinde,
Danimarka’ya
göre
2,
Yunanistan’a göre 9, Hollanda’ya göre 21 kat
daha az tarım ilacı tüketildiği görülmektedir
(Kantarcı 2007).
3.2.3.Türkiye’de Tarımsal İlaç İthalatı
Türkiye’de tarımsal ilaçların üretimi
yetersiz olduğu için önemli bir miktar da ithal
edilmektedir. İthal edilen tarımsal ilaç
miktarları yıllara göre değişiklik göstermekle
birlikte özellikle 2005 yılından sonra genel
Çizelge 4. Ülkelere Göre Aktif Madde Olarak Tarım İlacı Tüketimi
1993 – 1995 ortalamaları*
2005 – 2007 ortalamaları**
Ülkeler
Türkiye
Yunanistan
İtalya
İspanya
Portekiz
Fransa
Almanya
İngiltere
Hollanda
Avusturya
Danimarka
Aktif Madde Tüketimi
kg/ha
Faktör
Aktif Madde Tüketimi
kg/ha
Faktör
0,4
13,5
9,3
2,3
6,0
5,6
2,6
6,4
13,8
4,0
1,7
X
34X
23X
6X
15X
14X
7X
16X
35X
10X
4X
0,47
4,41
5,25
3,09
8,36
4,24
2,42
3,57
10,23
2,06
1,18
X
9X
11X
6X
17X
8X
5X
7X
21X
4X
2X
* Oskam et al 1997
110
** Kantarcı 2007
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
olarak büyük oranda artış göstermektedir. 1987
– 2009 yılları arasında ithal edilen tarımsal ilaç
miktarları Çizelge 5’de verilmektedir. Tarımsal
.
ilaç ithalatında özellikle 2003 yılından sonra
gözle görülür bir artış kaydedilmiştir
Çizelge 5. Türkiye’de Tarım İlaçları İthalat Miktarları (Ton) (TKB, 2010)
Yıllar
Miktar (Ton)
Sabit İndeks
Zincirleme İndeks
1987
4.472
100
---
1988
4.918
109,9732
109,9732
1989
5.045
112,8131
102,5824
1990
6.244
139,6243
123,7661
1991
5.400
120,7513
86,4830
1992
5.606
125,3578
103,8148
1993
5.801
129,7182
103,4784
1994
4.553
101,8113
78,4864
1995
6.268
140,1610
137,6675
1996
7.963
178,0635
127,0421
1997
7.960
177,9964
99,9623
1998
9.364
209,3918
117,6382
1999
7.886
176,3417
84,2161
2000
6.710
150,0447
85,0875
2001
6.929
154,9419
103,2638
2002
7.522
168,2021
108,5582
2003
7.905
176,7665
105,0917
2004
10.721
239,7361
135,6230
2005
11.526
257,7370
107,5086
2006
17.706
395,9302
153,6179
2007
20.422
456,6637
115,3394
2008
26.465
591,7934
129,5906
2009
15.588
348,5689
58,9004
Tarım ilaçlarının toplam ithalat miktarı,
1987 yılına göre en yüksek artışı 2008 yılında
%29’luk oranla gerçekleşmiştir. Toplam ithalat
yıllar itibariyle en düşük değere 1994 yılında
ulaşılmış olup başlangıç yılına göre %22
oranında azalma göstermiştir. Tarım ilaçlarının
toplam ithalat miktarı, bir önceki yıla göre en
yüksek değişimi 2005 – 2006 yılları arasında
%53’lük bir artışla gerçekleşmiştir. Tarım
ilaçlarının toplam ithalatı en düşük değere 2009
yılında ulaşmış olup bir önceki yıla göre %42
oranında azalma göstermiştir.
Tarım ilaçları toplam ithalat miktarları için
trend modeline ilişkin şekil 3’de görülmektedir.
Trend analizine bakıldığında 1992, 1993, 1996
ve 1998 yıllarında gerçekleşen ithalat
değerlerinin beklenen değerlere çok yakın
olduğu görülmektedir.
Tarım ilaçları toplam ithalat trend
analizine göre en yüksek ithalat değerine
26.465 ton ile 2008 yılında ulaşıldığı
görülmektedir. Özellikle 2003 yılından sonra
ithalat değerleri belirgin bir şekilde artmış,
2008 yılında maksimum seviyesine ulaşarak
2009 yılında ise 15.588 tona gerilemiştir. Tarım
ilaçları gerçekleşen ithalat değerleri ile
beklenen
değerler
karşılaştırıldığında,
gerçekleşen ithalat değerlerinin 1987–1991
111
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
Şekil 3. Türkiye’deki pestisit ithalat miktarı trend analizi
yılları ile 2006–2009 yıllarında beklenen ithalat
değerlerinin üzerine çıktığı görülmektedir. Yine
ithalat değerleri ile toplam tüketim değerleri
birbiri ile paralellik göstermektedir. Tarım
ilaçları toplam ithalat miktarlarının trend
analizlerinde Linear (doğrusal) Trend Modeli
tercih edilmiştir. Tarım ilaçları toplam ithalat
miktarı için trend denklemi; Yt = 1396 + 655*t
olarak belirlenmiştir. Tarım ilaçları toplam
ithalat miktarına ilişkin trend denkleminin
eğimi pozitif olup ortalama yıllık oransal
değişim oranı % 46,9 olarak hesap edilmiştir.
3.2.4.Türkiye’de Tarımsal İlaç İhracatı
Türkiye’de 1987 – 2009 yılları itibarıyla
tarım ilaçları ihraç değerlerini gösteren çizelge
incelendiğinde (Çizelge 6) 1987 yılında 807 ton
olan ihracat miktarı, zamanla hem üretim hem
de ihracat bakımından payını artırarak, 2008
yılında 4.489 tonluk bir miktara ulaşmıştır.
Tarım ilaçlarının toplam ihracat miktarında
1987 yılına göre en yüksek artışı 2008 yılında
gerçekleşmiştir. En düşük değere ise 2005
yılında ulaşılmıştır. Tarım ilaçlarının toplam
ihracat miktarında bir önceki yıla göre yıllık
oransal değişimin en yüksek olduğu oran %145
ile 2008 yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal
değişim en düşük değere 2002 yılında ulaşmış
olup bir önceki yıla göre %70 oranında azalma
göstermiştir.
112
Tarım ilaçları toplam ihracat miktarları
için trend modeline ilişkin şekil 4’de
verilmektedir. Buna göre en yüksek tarım ilacı
ihracatı 2008 yılında 4.489 ton ile gerçekleştiği
görülmektedir. Bu değeri 3.942 ton ile 1991 yılı
takip etmektedir.
Toplam ihracat miktarlarının trend
analizlerinde Linear (doğrusal) Trend Modeli
tercih edilmiştir. Tarım ilaçları toplam ihracat
miktarı için trend denklemi; Yt = 2138 + 124*t
olarak belirlenmiştir. Tarım ilaçları toplam
ihracat miktarına ilişkin trend denkleminin
eğimi pozitif olup ortalama yıllık oransal
değişim oranı % 57,9 olarak hesaplanmıştır
(Şekil 4).
Türkiye’nin sebze, meyve dış satımını çok
yakından ilgilendiren bir konu EUREPGAP
Protokolü’dür. Bu protokole göre, EUREPGAP
Sertifikası olmayan kuruluşların AB ülkelerine
sebze,
meyve
gönderebilme
olasılığı
kalkmaktadır. Bu protokolü ancak, çevreye ve
sağlığa zarar vermeden üretebilen ve ürettikleri
ürünlerde çevre ve sağlık açısından zararlı
kalıntılar ya da bulaşmalar olamayan kuruluşlar
alabilecektir. 1 Ocak 2005’den itibaren
Türkiye’de EUREPGAP Sertifikasına sahip
olmayan kuruluşlar AB’ye sebze, meyve
gönderememektedir (TKB, 2009).
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
Çizelge 6. Türkiye’de Tarım İlaçları İhracat Miktarları (Ton) (TKB, 2010)
Yıllar
Miktar (ton)
Sabit İndeks
Zincirleme İndeks
1987
807
100
---
1988
1.520
188,3519
188,3519
1989
1.907
236,3073
125,4605
1990
1.630
201,9827
85,4746
1991
3.942
488,4758
241,8405
1992
3.320
411,4002
84,2212
1993
2.159
267,5341
65,0301
1994
3.347
414,7460
155,0255
1995
2.960
366,7906
88,4374
1996
2.630
325,8984
88,8513
1997
1.647
204,0892
62,6235
1998
1.540
190,8302
93,5033
1999
1.675
207,5589
108,7662
2000
1.871
231,8463
111,7015
2001
3.184
394,5477
170,1764
2002
975
120,8178
30,6218
2003
1.762
218,3395
180,7179
2004
1.629
201,8587
92,4517
2005
948
117,4721
58,1952
2006
1.226
151,9207
129,3249
2007
1.825
226,1462
148,8581
2008
4.489
556,2577
245,9726
2009
2.528
313,2590
56,3154
Şekil 4. Türkiye’deki pestisit ihracat miktarı trend analizi
113
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
4.Türkiye’nin Güçlü ve Zayıf Yönleri (Swot
Analizi)
Türkiye’nin AB uyum sürecindeki tarım
ilaçları ve sanayisi bakımından güçlü – zayıf
yönleri ile fırsat ve tehditlerini gösteren swot
analizi
Çizelge
7’de
verilmektedir.
Çizelge 7. Swot Analizi
Güçlü Yönler
Zayıf Yönler
* İklimsel faktörlere bağımlılık,
* Kurulu kapasite gücü
* Gelişmekte olan pazarlara yakınlık,
* Tarımsal ürünlerde kalite ve kantitenin
artırılması
* 55 yılı aşkın formulasyon bilgisi
* Hammadde olarak dışa bağımlılık,
* Örgütlü olmadaki dağınıklık,
* Mevsimsel satışlar,
* Yüksek ithal girdileri
* İlaç kullanımında bilinç düzeyinin düşük olması
* Bilgilerin kitlelere yeterince ulaştırılamaması
* İlaç geliştirilmesine yönelik sistemin olmaması
Fırsatlar
* GAP’ da olası üretim artışları
* AB, Ortadoğu ve diğer ülkelere ihracat
potansiyeli
Tehditler
* Çevre ve insan sağlığına duyarlılığın artması
* Mevcut yönetmeliklere aykırı standart dışı ilaçlara sahip
firmaların pazara ilgi göstermesi
* Kaçak ve ruhsatsız ilaç üretimi
Türkiye’nin AB’ne uyumunda, ilaç
kullanımında bilinç düzeyinin artırılması,
yeterli bilginin kitlelere ulaştırılması, bilinçsiz
ilaç tüketiminin sonuçlarının anlatılarak
topluma yerleştirilmesi, tarımsal mücadelenin
gelişmiş ülkeler standartlarında yapılması,
hammaddede dışa bağımlılığın azaltılması,
yönetmeliklere aykırı ilaç üretiminde cezai
yükümlülüklerin artırılarak caydırıcı önlemlerin
alınmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi
gerekmektedir. AB’de olduğu gibi Türkiye’de
de geliştirilen tüm plan ve programların ortak
noktasının insan, hayvan, bitki sağlığı ve
çevrenin korunması mantığı ön planda
tutulmalıdır.
5.Sonuç
Çalışmada, Türkiye’nin tarım ilaçları
üretim, tüketim, dış ticaretle ilgili 23 yıllık
verilerine
bakıldığında
yıllar
itibariyle
miktarlarda artma ve azalmalar görünse de
trendin pozitif olduğu ortaya konmuştur. Bu
gelişimin aşağıda belirtilen noktalar dikkate
alınarak sürdürülmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin AB’ ye girme girişimlerinin
yoğunluk kazandığı ve birçok gelişmiş ülkeye
tarım ilaçları ihracatının sürdüğü günümüzde,
114
sağlığı, çevreyi ve dış ticareti koruyabilmek
amacıyla, tarım ilacı kullanımı bilinçli ve
oldukça kontrollü yapılmalıdır. Her ne kadar
Türkiye gerek AB standartlarına göre az tarım
ilacı tüketiyorsa da, özellikle entansif tarım
yapılan bölgelerde tüketim gelişmiş ülkeler
düzeyine ulaşmaktadır. Türkiye’ de tüketilen
tarım ilaçlarının çoğunluğunun çevre ve sağlık
açısından riskli kimyasal maddeler oldukları
görülmektedir. AB ise, bu tarım ilaçlarının
yerine, çevreyi ve sağlığı olabildiğince az
etkileme potansiyelindeki ‘düşük riskli’ ya da
‘çevre dostu’ tarım ilaçlarına yönelmektedir.
Türkiye’den AB ülkelerine giden bitkisel
ürünlerde, uygun bulunmama yönünden
tarımsal ilaç kalıntıları ciddi bir yer tutmaktadır.
Artık tüm gelişmiş ülkeler pestisit kalıntıları
açısından oldukça duyarlı hale gelmişlerdir ve
bu açıdan tüketecekleri gıda maddelerini ciddi
biçimde incelemekte ve sonuçları resmi raporlar
halinde yayınlamaktadırlar. AB ülkelerine
gönderilen
bitkisel
ürünlerin
uygun
bulunmamasındaki
en
önemli
neden,
Türkiye’de tarımsal mücadelenin gelişmiş
ülkeler standartlarında yapılmamasıdır. İthal
edilen hammaddelere uygulanan KDV ile ithal
izinlerinin alınmasında yaşanan gecikme ve
N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA
belirsizlikler, konunun içerik ve terminolojisi
çok iyi irdelenmeden uyum mevzuatlarının
tercümelerinin aynen yapılması ve Türkiye’de
henüz alt yapısı oluşmayan ve bilinmeyen;
faaliyete geçmemiş direktiflere yapılan atıflar
da uygulamada çelişkilere neden olmaktadır.
Olumsuzlukları
ortadan
kaldırabilmek
açısından,
*
Gıda,
Tarım
ve
Hayvancılık
Bakanlığındaki tarımsal mücadele hizmetleri,
tek elden yürütülür hale getirilmelidir.
* Tarımsal mücadele konusunda çalışan
Zirai Karantina Müdürlükleri, Zirai Mücadele
Araştırma
Enstitüleri
ve
laboratuvarlar
yaygınlaştırılmalı, alet, ekipman ve teknik
eleman açısından zenginleştirilmelidir.
* Bitki, bitkisel ürün, hayvan yemi ve
gıdalarda tarım ilacı ve toksin kalıntısı
açısından, Türkiye’yi temsil edebilecek
standartlara sahip enstitü ve laboratuvarlarda
sürekli
analizler
yapılmalı,
sonuçlar
değerlendirilerek objektif ve sistematik raporlar
halinde yayınlanmalıdır.
* Ruhsatlı pestisitler, sürekli gözden
geçirilerek uygun olmayan tarım ilaçlarının
kullanımları kısıtlanmalı veya ruhsatları iptal
edilmelidir. Özellikle su kaynaklarına yakın
tarım
alanlarda
kullanılması
sakıncalı
pestisitlerin kullanımı ABD ve AB ülkelerinde
olduğu gibi derhal kısıtlanmalıdır.
* Tarımsal mücadele politikalarında
pestisitlerin sadece sertifika sahibi uzman
kişilerce uygulanabilmesi sağlanmalıdır.
*Karantina hizmetlerinin sürekli değişim –
gelişim göstermesi ve dinamik bir yapıya sahip
olması nedeniyle, bitki ve bitkisel ürünlerin
ülkeler arası hareketlerini kontrol eden
inspektörlerin sayısı ve hizmet içi eğitimleri
artırılmalı, çalışma şartları ile özlük haklarının
da AB normlarına yaklaştırılmak üzere tekrar
düzenlenmesi gerekmektedir.
* AB uyum çalışmalarında alt yapının
oluşması ülkenin zarar görmemesi, çiftçilerin
ilaç ihtiyacını karşılaması ve bunu yerli
üreticilerden
ucuza
temin
etmeyi
sürdürebilmesi için diğer ülkelere tanınmış olan
geçiş sürelerinin Türkiye için dikkate alınması
üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
*
AB’ye
uyum için
çıkarılacak
mevzuatlarda Türkiye gerçeklerinin dikkate
alınması, özellikle çiftçilerin ve yerli sektörün
zarar görmemeleri ve ekonomik direnç
göstermeleri sağlanmalıdır. Uyumlaştırılmak
üzere tercüme edilerek çalışılan mevzuatlarda
birebir tercüme yapılmamalı, ilgili bütün
kuruluşların yetki, alan ve sorumlulukları da
dikkate alınarak belirlenmelidir.
* Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
ilgili
Genel
Müdürlükleri
ile
Ziraat
Fakültelerinin Bitki Koruma Bölümleri ve
özellikle de konularında uzmanlaşmış öğretim
üyeleri arasında daha sıkı bir işbirliği kurulması
AB uyum çalışmalarında başarıyı getirecek
unsurlardır.
Kaynaklar
Ağar, S., Aydınoğlu, H., Temel, O., İkizünal, K., Ece, H.,
1991. Pestisit Kullanımının Tarihçesi, Bugünü ve
Geleceği, Türkiye Entomoloji Dergisi, 15 (4): 247
– 256, ISSN 1010 – 6960.
Başkent, A., 2007. Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda
Türkiye’de Bitki Sağlığı, T.C. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği
Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, AB Uzmanlık
Tezi.
CPA, 2000. Crop Protection AssociationHandbook. Crop
Protection Association. Peterborough.
DPT, 2001. Sekizinci Kalkınma Planı (2002 – 2006),
Kimya Sanayii Özel İhtisas Komisyonu, Tarım
İlaçları Çalışma Grubu Raporu, Ankara.
DPT, 2006. Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013),
Kimya Sanayii Özel İhtisas Komisyonu, Tarım
İlaçları Çalışma Grubu Raporu, Ankara.
Doğan, Ü., 2007. Trend Analizi, Üretim Planlaması
Kontrolü Dersi.
Erişim:
http://kisi.deu.edu.tr/uzeyme.dogan/dosyalar/Ongo
ruleme_(tahminleme)_2.pdf
Güler, H.,Urkan, E., Tozan, M., Tekin, B., Caner, Ö.,
2010. Tarımsal Savaşım Mekanizasyonunda
Teknolojik
Gelişmeler,
TMMOB
Ziraat
Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraat Mühendisliği
VII. Teknik Kongresi.
İçel, C, D., 2007. Avrupa Birliği Ülkelerinde İyi Tarım
Uygulamaları ve Türkiye ile Karşılaştırılması,
T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve
Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı,
AB Uzmanlık Tezi.
İnan, H., Boyraz, N., 2002. Konya Çiftçisinin Tarım İlacı
Kullanımının Genel Olarak Değerlendirilmesi,
Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi, 30,
88-101
Kantarcı, M., 2007. Global BKÜ Pazarı ve AR-GE. Tarım
İlaçları Kongre ve Sergisi, Bildiriler Kitabı, 25–26
Ekim 2007. Ankara. 13–23
Kılınçer, N. 1991. Tarımsal Savaşım ve Verimlilik. Orta
Anadolu’da
Tarımın
Verimlilik
Sorunları
Sempozyumu. MPM Yayınları. No:440, Ankara.
Oruç, E. 2001. Tokat İlinde Bitkisel Üretimde Tarımsal
Mücadele Uygulamaları ve Çiftçilerin İlaç
Kullanımı Konusundaki Bilgi Düzeyleri ile Bilgi
115
Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde
Gelişim Seyri
Kaynakları Üzerine Bir Araştırma. Ankara
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım
Ekonomisi Anabilim Dalı. Ankara.
Oskam, A.J., R. N. A. Vijfitinesand C. Graveland, 1997.
Additinal E. U. Policy Instrumens for Plant
Protection, Wageningen Agricultural University,
Wageningen, theNetherlands.
Tekeli, S., Ergün, N., 1983. Girdi Fiyatlarının Bitkisel
Üretim Düzeyi ve Bileşimi Üzerine Etkileri, MPM
Yayın No: 290, Ankara, s.24.
TKB 2010. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve
Kontrol Genel Müdürlüğü İlaç-Alet Hizmetleri
Daire Başkanlığı Kayıtları, Ankara.
116
TKB, 2009. Türk Tarım Sektörünün Avrupa Birliği
Üyeliği Sürecinde Değerlendirilmesi, Bitki
Sağlığı, Gıda Güvenilirliği ve Veterinerlik Faslı,
T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve
Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı,
Ankara.
Uygun, N., Şekeroğlu, E. 1993. Göksu Deltasında
Tarımsal Gelişim ve Doğa Koruma.Uluslararası
Göksu Deltası Çevresel Kalkınma Semineri Bildiri
Metinleri. Doğal Hayatı Koruma Derneği,
İstanbul.
Yıldız, M., Gürkan, M. O., Turgut, C., Kaya, Ü., Ünal, G.,
2005. Tarımsal Savaşımda Kullanılan Pestisitlerin
Yol Açtığı Çevre Sorunları, TMMOB Ziraat
Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisliği VI.
Teknik Kongresi, 2. Cilt, 649 – 666.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 117-126
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen
Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak
Tanımlanması
Çetin ÇEKİÇ1
Selim SARI2
Sinem ÖZTÜRK ERDEM1
1
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, Tokat
2
Tokat Tarım İl Müdürlüğü, Tokat
Özet: Bu çalışmada Karadeniz bölgesinin sekiz ilini kapsayan alandan örneklenen 44 yabani böğürtlen
genotipi kullanılmıştır. Genotipler arası morfolojik düzeyde farklılıklar ve benzerliklerin belirlenmesinde
UPOV deskriptörü kullanılmıştır. UPOV deskriptörüne göre uniform bitkiler üzerinde iki yıl boyunca yapılan
ölçüm ve gözlemler kriter puanlarına dönüştürülmüştür. Bu puanlar kullanılarak yapılan analizlerde
genotiplerin dendogram ve temel koordinat kümelemeleri çıkartılmıştır. Kümeleme ve dendogram sonuçları
genotipleri biri küçük ve diğeri büyük iki ana gruba ayırmıştır. Gruplamalarda, küçük istisnalar olmakla
birlikte genotiplerin kaynak noktalarındaki coğrafik yapıların etkili olduğu görülmüştür. Küçük ana grup
1000 m üzeri yükseklikteki yayla bölgelerinden alınan genotipler olurken, büyük ana grubun alt iki grubu
Karadeniz sahil kesimi genotipleri ve iç Karadeniz genotipleri olarak kümelenmişlerdir.
Anahtar kelimeler: Böğürtlen, morfoloji, genotip, UPOV
Description of the Blackberry Genotypes Sampled from Natural Ecosystem of
Middle and Eastern Blacksea Region by Morphological Traits According to
UPOV Criteria
Abstract: In this study, 44 of wild blackberry genotypes collected from various locations in the Black Sea
region covering eight cities were used. UPOV descriptor was used to determine morphological differences
and similarities among genotypes. The morphological observations and measurements on uniform plants
during during two years were converted to UPOV criteria scores. Dendograms and principle coordinate
analysis were obtained by using these scores. The results of dendogram and coordinate analysis put the
genotype into two major groups, one is big and the other is small. It is observed that there are some effects of
the geographical factors of original locations where the main materials of genotypes taken on the
morphological characters. While the small main group of dendogram contains the genotypes taken from over
1000 m altitude, the bigger main group divided into two sub groups, one comprises the genotypes taken from
the coast of Black Sea and, one contains the genotypes were taken from internal black sea region.
Key words: Blackberry, morphology, genotype, UPOV
1. Giriş
Orijini Anadolu olan kültür meyve
türlerinin çoğunluğu ticari olarak ülkemizde
yetiştirilmekte olup, şu anda yüzlerce çeşide
sahip türlerimiz bulunmaktadır (Ercişli, 2004).
Ancak eski kaynaklarda birçok hastalıklara iyi
geldiği bildirilen, günümüzde ise herbalistlerin
raflarını süsleyen ve belki de hemen yanı
başımızdaki bir ormanın kuytu köşesinde
bulunabilen orijini Anadolu olan öyle yabani
meyve türleri vardır ki; hak ettiği değeri
görememektedir. Böğürtlen meyve türü de
bunlardan bir tanesi olup, ülkemizde böğürtlen
ıslahında
ülkemizdeki
doğal
floradan
yararlanma
yoluna
pek
gidilmemiştir.
Dolayısıyla da yabani genotipler üzerinde fazla
çalışılmamıştır. Çalışmalar daha çok çeşitlerin
değişik bölgelere adaptasyonu şeklinde
olmuştur.
Halbuki
ıslah
çalışmalarının
yürütüldüğü çoğu ülkede yeni çeşitlerin elde
edilmesinde yabani genotiplerin büyük katkısı
olmuştur. Hatta 1926 yılında Oregon’da
dikensiz bir yabani form, üstün verimi sonucu
ticari olarak direkt pazarda yerini bulmuştur
(Gough ve Poling, 1996; Kurnianta, 2005).
Böğürtlen türünün yabani formlarının
ülkemizde geniş alanlarda ve yoğun olarak
bulunmaları,
bunların
toplanarak
değerlendirilmelerini kolaylaştırmış, bu nedenle
çeşit ıslahı çalışmaları diğer birçok meyve
türüne göre daha geç başlamıştır (Onur, 2006).
Halbuki doğada yaygın olarak bulunan bu gen
kaynakları ülkemizin sahip olduğu en büyük
zenginliklerden birisi olup, bu genotiplerin
üstün özelliklerinin tanımlanarak yeni çeşitlerin
ortaya
çıkarılmasında
kullanılması
117
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV
Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması
gerekmektedir. Son on beş yılda bu türlerde
lokal veya ülke genelinde çalışmalar
başlatılmış, yeni çeşitlerin ve bazı yabani
tiplerin adaptasyon çalışmaları yapılmıştır
(Onur, 1999; Cangi ve İslam, 2003).
Böğürtlenin dünyadaki yayılımı konusunda
farklı
araştırıcılardan
farklı
görüşler
bulunmaktadır.
Bir kaynakta böğürtlenin
anavatanının Batı Hindistan ve Pakistan olduğu
ve bitkinin zamanla doğuda Türkistan
üzerinden Çin’e ve batıda Horasan üzerinden
Batı Avrupa’ya ve Kuzey Afrika’ya kadar
yayıldığı ve nihayet son olarak kuzey
Amerika’ya kadar uzandığı bildirilmektedir
(Anonim, 2005). Bazı kaynaklara göre ise,
anavatanı Güney, Batı ve Orta Avrupa
(Gerçekçioğlu, 1999) olan böğürtlenlerin kültür
çeşitlerinin hemen hepsi Kuzey Amerika
kökenlidir (Ağaoğlu, 1986). Dolayısıyla
ülkemiz ya böğürtlenin anavatanı sınırları
içerisinde ya da yayılma yolu üzerindedir.
Gerek seleksiyon ıslahı çalışmalarında ve
gerekse genotipler arası benzerlik veya
farklılıkların
belirlenmesinde
morfolojik
karakterlerin kullanılması kolay olması, ekstra
masraf ve donanım gerektirmemesi, sonuçların
görselliğinin hemen herkes tarafından kolayca
görülebilmesi, diğer tanımlama metotlarına
destek olması gibi özellikler bakımından
geçmişte olduğu gibi günümüzde de ön plana
çıkmaktadır.
Morfolojik
karakterlerin
tanımlaması işleminde yaygın olarak bitki,
yaprak ve meyve özellikleri kullanılmaktadır.
Bu morfolojik karakterler arasındaki benzerlik
veya
farklılıklara
göre
sonuçlara
gidilebilmektedir. Bunun için de bazen bitki
sistematikçilerinin
sınıflandırmalarından
yararlanılmaktadır.
Ancak
günümüze
kadar
yapılan
çalışmalarda
morfolojik
özelliklerin
değerlendirilmesinde
ortak
bir
metot
geliştirilememiştir. Çalışmaların bazılarında
sadece subjektif kararlar kaynak olurken, bazen
de tescilli bir çeşit veya tür baz alınarak diğer
genotiplerin özellikleri buna kıyaslanmıştır.
Bazen de morfolojik karakterlerin her birine
farklı sayısal değerlerin verilmesi ve her bir
genotip için bu değerlerin toplanması (Tartılı
Derecelendirme Metodu) metoduna göre
genotipler hakkında sonuçlara varılmıştır
(Demirsoy ve ark. 2006, Oğuz, 2007).
118
Gerek ‘Tartılı derecelendirme yöntemi’
gerekse
diğer
subjektif
değerlendirme
yöntemlerinin
kullanıldığı
çalışmaların
çoğunluğu uluslararası bilimsel çalışma
düzeyinde çoğu zaman kabul görmemiştir. Aynı
zamanda
farklı
ekolojilerde
belirlenen
morfolojik
karakterlerin
tanımlamalarda
kullanılmasında iklim ve çevre faktörlerinin
etkisinin tam olarak belirlenememesi gibi
faktörlerin
de
göz
önüne
alınması
gerekmektedir.
Dolayısıyla
morfolojik
karakterlerin tanımlanmasında her bitki türü
için uluslararası kabul gören metotların
kullanılma zorunluluğu doğmuştur ve bu
aşamada da UPOV (The International Union for
the Protection of New Varieties of Plants;
Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma
Birliği) kriterleri devreye girmektedir. .
Ülkemizde ve dünyada pek çok bitki
türünün tanımlanmasında
UPOV kriterleri
yaygın
olarak
kullanılırken
yabani
böğürtlenlerin
tanımlanmasında
UPOV
kriterlerinin
kullanımına
rastlanmamıştır.
Ancak yurtdışındaki bazı yeni böğürtlen
çeşitlerinin ıslahı ve sertifikasyonlarında UPOV
kriterleri
kullanılmıştır.
1995
yılında
Californiya’da Sonoma çeşidi ve Loch Ness
melezlerinden elde edilen Driscoll Cowles
böğürtlen çeşidinin sertifikasyonunda, Brazos
ve Hull Thornless melezi olan Driscoll
Thornless Sleeping Beauty böğürtlen çeşidinin
eldesinde, Hull Thornless ve Navaho melezi
olan Sonoma çeşidinin sertifikasyonunda
böğürtlen için kullanılan UPOV kriterleri
kullanılmıştır (Janick, 2006).
Bu çalışmada Orta ve Doğu Karadeniz
doğal populasyonundan toplanan böğürtlen
genotipleri arasındaki varyasyon ya da
gruplaşmaların UPOV kriterleri ile belirlenmesi
amaçlanmıştır.
2. Materyal ve Yöntem
Araştırmada Orta ve Doğu Karadeniz
bölgesi (Sinop, Samsun, Ordu, Giresun,
Trabzon, Rize, Artvin ve Tokat ili ve çevresi)
doğal populasyonundan toplanan böğürtlen
genotipleri kullanılmıştır (Çizelge 1).
Genotipler sahil kesimi ile yaklaşık 1600
m rakım arasından köklü materyal olarak
alınarak, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat
Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve
Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM
Çizelge 1. Çalışmada kullanılan böğürtlen genotiplerinin örneklendiği yer, koordinat ve yükseltiler
Sıra
Örnek
İlçe veya yerleşim
Yükseklik
Boylam
Enlem
No
kodu
İl
yeri adı
(m)
o
o
1
B2
Trabzon
Sümela
1558
039 37.395D
40 45.226K
2
B6
Rize
Merkez
14
040o 46.772D
41o 11.331K
o
3
B7
Giresun
Dereli
132
038o 28.148D
40 47.849K
o
4
B8
Ordu
Cambaşı
1405
037o 56.498D
40 44.610K
5
B9
Giresun
Bektaş yaylası
898
040o 40.526D
40o 48.838K
o
6
B12
Giresun
Merkez
8
038o 15.325D
40 56.593K
o
7
B13
Rize
Ayder
519
041o 02.903D
40 01.331K
8
B14
Rize
Pazar
17
041o 55.486D
41o 10.141K
o
9
B15
Rize
Çayeli-Limanköy
8
040o 40.526D
41 04.525K
o
10
B16
Artvin
Ortacalar
45
041o 18.267D
41 18.973K
11
B17
Artvin
Merkez
222
041o 50.336D
41o 10.510K
o
12
B18
Artvin
Erenköy- Murgul
252
041o 36.513D
41 18.261K
o
13
B19
Artvin
Borçka
432
041o 30.772D
41 24.046K
14
B21
Rize
İkizdere
514
040o 33.545D
40o 46.835K
o
15
B23
Trabzon
Merkez
118
039o 41.004D
40 59.350K
o
16
B25
Trabzon
Beşikdüzü
16
039o 12.171D
41 02.707K
o
17
B28
Trabzon
Akca
128
039o 31.272D
40 57.942K
o
18
B29
Ordu
Bolaman
94
037o 45.557D
40 58.937K
19
B30
Ordu
Ünye
166
037o 13.299D
41o 05.361K
o
20
B31
Ordu
Akkuş
1134
037o 02.532D
40 52.481K
o
21
B32
Samsun
Yukarıdikencik
22
036o 41.130D
41 14.719K
22
B33
Samsun
Salıpazarı
46
036o 47.333D
41o 07.113K
o
23
B34
Samsun
Asarcık
77
036o 18.207D
41 12.502K
o
24
B35
Sinop
Dikmen
167
035o 20.970D
41 40.594K
25
B36
Sinop
Gerze
25
035o 11.824D
41o 47.000K
o
26
B37
Sinop
Erfelek
132
034o 56.986D
41 53.953K
o
27
B38
Sinop
Gökçebel
640
034o 45.748D
41 52.222K
28
B39
Sinop
Yenikonakçısı
316
034o 37.675D
41o 48.838K
o
29
B40
Sinop
Gökçukur
864
034o 40.240D
41 38.792K
o
30
B41
Sinop
Durağan
209
035o 04.208D
41 24.695K
31
B42
Sinop
İncesu
300
035o 19.123D
41o 11.676K
o
32
B43
Samsun
Havza
681
035o 42.781D
40 59.410K
o
33
B44
Samsun
Kızlan
927
035o 34.331D
41 29.760K
34
B45
Samsun
Kolay
74
035o 48.245D
41o 23.165K
o
35
B46
Samsun
Taflan
19
036o 08.597D
41 25.648K
o
36
B47
Tokat
Zile
670
035o 58.075D
40 18.793K
o
37
B48
Tokat
Turhal
530
036o 05.993D
40 22.036K
o
38
B49
Tokat
Pazar
551
036o 15.759D
40 18.420K
39
B50
Tokat
Artova
1117
036o 17.924D
40o 05.329K
o
40
B51
Tokat
Reşadiye-Darıdere
427
037o 10.005D
40 25.479K
o
41
B52
Tokat
Başçiftlik
1016
037o 05.078D
40 31.002K
42
B53
Tokat
Niksar
272
036o 55.144D
40o 34.431K
o
43
B54
Tokat
Erbaa
230
036o 38.196D
40 40.171K
o
44
B55
Tokat
Merkez
612
036o 28.559D
40 19.855K
Uygulama Bahçesinde kontrol altına alınmıştır.
UPOV kriterlerine göre genotiplerin aynı yaşta
ve homojen (=uniform) olması gerekmektedir.
Dolayısıyla bu ana bitkilerden alınan çelikler
köklendirilerek her bir genotip için beş adet
uniform bitki elde edilmiş, bu bitkiler 8 litrelik
1:1:1 oranlarında toprak:kum:ahır gübresi
karışımı içeren tüplere aktarılmış ve çalışmalar
bu bitkiler üzerinde yürütülmüştür. Fenolojik
gözlemler ile pomolojik analizler için UPOV
deskriptörü kullanılmıştır (Çizelge 2, Çizelge
3). Gözlemler iki yıl süre ile yürütülmüş olup,
bitki, yaprak, diken, meyvelere ait morfolojik,
pomolojik
ve
fenolojik
kriterler
değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan
böğürtlen
genotiplerine
ait
morfolojik
özelliklere ve pomolojik analiz sonuçlarına ait
verilerin
istatistik
analizlerinde,
Temel
Koordinatlar Analizi (Principle Coordinate
Analysis = PCoA), Temel Bileşenler
Analizi(Principle Component Analysis = PCA)
ve pomolojik özellikler arasındaki korelasyon
119
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV
Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması
Çizelge 2. UPOV’a göre çalışmaya konu olan kriterler
Bitki bazında
Yaprak bazında
Gelişim durumu
Genişlik (cm)
Yeni dip sürgünü sayısı
Dilimlilik
(adet/bitki)
Enine kesit
Dalgalılık
İki yıllık sürgün bazında
Uzunluk (cm)
Damarlılık
Renk
Dişlilik şekli
Yandal sayısı (adet)
Dişlilik derinliği (mm)
Yan dalların dağılım durumu
Dilim sayısı (adet)
Dal kesiti (mm)
Dilimlerin yönü
Diken sayısı (adet)
Üst yeşil renk yoğunluğu
Üst parlaklık
Diken bazında
Büyüklüğü (mm)
Petiol bazında
Dikenlerin sürgüne göre yönü
Kanatçık (yaprakçık)
büyüklüğü (mm)
Yeni sürgün bazında
Renk (hızlı gelişme döneminde) Çiçek bazında
Yeşil renk yoğunluğu
Büyüklük (mm)
Tüylülük
Petal rengi
Çiçek sapı uzunluğu (mm)
hesaplamaları, SAS (SAS version 8.02, SAS
Institute, Cary, NC) adlı bilgisayar paket
programı kullanılarak bu verilere ait
soyağacının elde edilmesinde UPGMA
(Unweighted Pair Group Method with
Arithmetic Mean) yöntemi uygulanmıştır.
3. Bulgular
3.1 Genel Bitki Habitüsü ve Dal Yapıları
Genotiplerde bitkilerin büyüme yönü farklı
olurken, büyük çoğunluğu dik-yarı dik, yarı-dik
ve yarıdik-yayvan gruplarında yer almıştır.
%6,8 dik grubunda yer alırken yine %6,8’i
yayvan olarak sınıflandırılmıştır. Genotiplere
ait bitkilerde genellikle fazla miktarda dip
sürgünü oluşmuştur. Bitkilerde oluşan iki yıllık
sürgünler uzun, orta, çok uzun olarak
gruplandırılmış, sürgün uzunlukları 1,4 m ile
6,8 m arasında değişmiştir. Sürgün kalınlıkları
3,3 mm ile 17,0 mm arasında değişkenlik
göstermiştir.
Sürgünlerdeki
antosiyanin
renklenmesi bazı genotiplerde görülmüş,
%75’inde çok az renklenme ya da hiç
renklenme olmamıştır. İki yıllık sürgünlerdeki
yan dal oluşumu bakımından genotipler az
(%25), orta (%29,5) ve çok (%45,5) şeklinde
gruplanmıştır. İki yıllık sürgünlerdeki yan
dallar genellikle sürgünün üst ½ kısmında ya da
tüm sürgün boyunca dağılım göstermiştir. İki
yıllık dalların enine kesiti bakımından yuvarlak
(%29,5), yuvarlak köşeli (%20,5), köşeli
(%9,1), Köşeli oluklu (%22,7) ve oluklu
120
Meyve bazında
Uzunluk (mm)
Genişlik (mm)
Boy/En oranı
Meyve tanesi sayısı (adet/meyve)
Meyve tanesi büyüklüğü (gr)
Şekil
Renk (L*, a*, b*)
Fenolojik bazda
Yaprak açma zamanı
Yeni sürgünlerde meyve oluşumu
Çiçeklenme zamanı (iki yıllıklarda)
Yeni sürgünlerde çiçeklenme zamanı
(Sadece yeni sürgün oluşturanlar)
Meyvelerin olgunlaşmaya başlama
zamanı (iki yıllık sürgünlerde)
Yeni sürgünlerdeki meyvelerin
olgunlaşma zamanı
(%18,2) olarak sınıflandırılmıştır (Şekil 1,
Çizelge 3).
3.2. Dikenlilik
Genotiplerin %86,4’ünde dikenlilik görülürken,
%13,6’sında diken yerine yumuşak tüy şeklinde
yapılar görülmüştür. Genellikle yüksek
rakımlardan alınan genotiplerde tüylülük
görülmüş ve bu yapı Tokat koşullarında da
devam etmiştir. Diken büyüklüğü 1,9 mm ile
9,26 mm arasında değişkenlik göstermiş,
genotiplerin %54,6’sı diken büyüklüğü
bakımından büyük veya çok büyük grubunda
yer almıştır. Dikenlerin sürgüne göre yönü
diken oluşturan genotipler grubunda %43,2
yukarı, %13,6 yan-dik ve %29,5 aşağı yönde
olacak şekilde gözlemlenmiştir (Çizelge 3).
3.3. Genç Sürgünlerin Durumu
Genç sürgünler, UPOV kriterlerinde
belirtilen antosiyanin renklenmesi, yeşil renk
yoğunluğu ve tüylülük miktarı bakımından
değerlendirilmiştir. Antosiyanin renklenmesi
bakımından genotipler yok-zayıf (%15,9), zayıf
(38,6), orta (31,8) ve kuvvetli (%13,6) olarak
gruplandırılmıştır. Yine yeşil renk yoğunluğu
bakımından % 45,5’i açık, % 50’si orta yeşil ve
%4,5’i koyu yeşil olarak sınıflandırılmıştır.
Genç sürgünlerin %65,9’unda tüylenme
görülmezken, %13,6’sında orta derecede
tüylenme ve %20,5’inde ise yoğun tüylenme
görülmüştür (Çizelge 3).
Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM
Şekil 1. Böğürtlen genotiplerinde iki yıllık sürgünlerin enine kesitindeki varyasyon (UPOV kod:008)
3.4. Yaprakların Durumu
Yapraklar UPOV kriterlerine göre; en,
boy, lopluluk, enine kesit şekli, kenar
dalgalılığı, damarlar arasındaki kabarıklık,
dişlilik şekli, dominant yaprakçık şekli, yaprak
şekli, yeşil renk yoğunluğu, parlaklık durumu
bakımından incelenmiş, genotiplerin bu
kriterlere göre dağılımı Çizelge 3’te
gösterilmiştir.
UPOV’un 18. kriteri olan
lopluluk bakımından incelendiğinde tüm
genotipler
lopluluğun
olmadığı
grupta
toplanmışlardır. Yaprakların enine kesiti
bakımından genotiplerin %77,3’ü U-şekli,
%22,7’si V-şekli olarak sınıflandırılmıştır
(Çizelge 3). Yine yaprak kenarlarındaki dişlilik
durumu bakımından %6,8’i düzenli dişli ve
%93,2’si
düzensiz
dişli
olarak
gruplandırılmıştır. Dominant yaprakçık sayısı
çoğunluğunda üç iken (%95,5), bazılarında
(%4,5) ise beş olarak görülmüştür (Şekil 2,
Çizelge 3). Dominant yaprakçıklarının dizilimi
bakımından % 68,2’si odd-pinnate, %2,3’ü
intermediate ve %29,5 palmet grubunda yer
almışlardır. Yaprakların yeşil renk yoğunluğu
ve parlaklık durumları Minolta CR-400 renk
ölçüm cihazı ile ölçülerek L,a,b değerleri
Çizelge 4.2c’de verilmiştir. L değeri 31,2 ile
45,4; a değeri -9,9 ile -22,9 ve b değeri 13,5 ile
36,5 arasında değişkenlik göstermiştir. L
değerinin yüksek olması parlaklığın fazla
olmasını, a değerinin düşük olması yeşil renk
yoğunluğunun fazla olmasını ve b değerinin
yüksek olması sarı renk yoğunluğunun fazla
olmasını göstermektedir.
3.5. Çiçeklerin Durumu
Genotiplere ait çiçekler renk, çiçek çapı ve
petiol kın büyüklüğü bakımından UPOV
kriterlerine göre incelenmiştir. Genotiplerin
çiçeklerinin renginin büyük çoğunluğu pembe
(%70,5) olurken, %25’i beyaz ve %4,5 hafif
eflatunlu beyaz olarak kaydedilmiştir (Çizelge
3). Çiçek çapı 15,1 mm ile 26,9 mm arasında
değişkenlik göstermiştir. Çiçek çapı değerlerine
göre UPOV gruplandırmasında genotiplerin
büyük çoğunluğu çok küçük (%4,5), küçük
(%29,5) ve orta (%45,5) olurken, diğerleri
büyük (%18,2) ve çok büyük (%2,3 olarak
gruplandırılmışlardır. Petiol kın büyüklüğü ise
6,7 mm ile 19,7 mm arasında olacak şekilde
geniş bir varyasyon göstermiştir.
3.6. Meyvelerin Durumu
Genotiplere
ait
meyveler
UPOV
kriterlerinde belirtilen meyve eni, meyve boyu,
meyve en/boy oranı, meyvedeki üzümcük
sayısı, üzümcük büyüklüğü, meyve boyuna
kesiti
ve
meyve
rengi
bakımından
incelenmişlerdir. Meyve eni 12,3 mm ile 16,8
mm, meyve boyu 7,4 mm ile 17,6 mm arasında
değişkenlik göstermiştir. Meyve en/boy
oranı0,91 ile 1,39 arasında değişmiş ve UPOV
kriterlerindeki bu özelliğe göre gruplandırmada
% 61,4 orta olarak kaydedilmiştir. Geri kalan
genotipler meyve boy/en oranı bakımından %
15,9 küçük, %20,5 büyük ve %2,3 çok büyük
olarak gruplandırılmıştır. Meyvelerdeki tane
sayısı ise 17,5 ile 38,8 olarak değişkenlik
göstermiştir. Üzümcük (duruplet) büyüklüğü
121
UPOV
Kod No
001*
002
003
004
005
006
007
008*
009
010
011
012*
013
014
015*
016
017
018*
019
020
021
022*
023
024
025*
026
027
028
029
030
031
032
033
034
035
036
037*
038
039
040
041
042
043
044
TANIMLAMA KRİTERLERİ
Bitki: Büyüme yönü
Bitki: Yeni dip sürgünü miktarı
İki yıllık dal: Uzunluk
İki yıllık dal: kalınlık (sürgün ucu 1/3 kısmından)
İki yıllık dal: antosiyanin renklenmesi
İki yıllık dal: yan dal miktarı
İki yıllık dal: yan dalların yoğunlaştığı yer
İki yıllık dal: enine kesit
İki yıllık dal: dikenlilik
İki yıllık dal: diken miktarı
Diken: Büyüklük
Diken: Sürgüne göre yönü
Genç sürgün: antosiyanin renklenmesi
Genç sürgün: yeşil renk yoğunluğu
Genç sürgün: tüylülük miktarı
Uç yaprakçık: boy
Uç yaprakçık: en
Uç yaprakçık: lopluluk
Uç yaprakçık: enine kesit şekli
Uç yaprakçık: kenar dalgalılığı
Uç yaprakçık: damarlar arasındaki kabarıklık
Uç yaprakçık: Kenardaki dişlilik şekli
Uç yaprakçık: diş derinliği
Yaprak: Dominant olan yaprakçık sayısı
Yaprak: şekli
Yaprak: Üst kımdaki yeşil renk yoğunluğu
Yaprak: Üst kımdaki parlaklık durumu
Petiol: kın yaprağı Büyüklüğü
Çiçek: çap
Çiçek: petiol rengi
Fruiting lateral:length
Meyve boyu
Meyve eni
Meyve Boy/En oranı
Meyvedeki duruplet sayısı
Duruplet Büyüklüğü
Meyve Boyuna kesiti
Meyve Rengi
Yaprak tomurcuğu patlama tarihi
Aynı yıl sürgünlerde çiçek
İki yıllık sürgünlerde çiçeklenme tarihi
Yılık sürgünlerde çiçek verenlerde: Çiç. Başlangıç tarihi
İki yıllık sürgünlerdeki meyve olgunlaşma başlangıcı
Yıllık sürgünlerdeki meyveler. olgunlaşma başlangıcı
GENOTİPLERİN KRİTERLERE GÖRE ORANSAL DAĞILIMI (%)
Dik
Çok Az
Kısa
Çok ince
Yok-Zayıf
Az
Üst 1/3
Yuvarlak
Yok
Çok Az
Küçük
Yukarı
Yok-Zayıf
Açık
Yok-Çok Az
Kısa
Dar
Yok
U-şekli
Yok-Zayıf
Çok Zayıf
Düzenli dişli
Sığ
Üç
Odd-pinnate
Açık
Zayıf
Küçük
Çok küçük
Beyaz
Kısa
Kısa
Dar
Küçük
Az
Çok küçük
Yuvarlak
Kırmızı
Çok Erken
Var
Çok Erken
Çok Erken
Çok Erken
Çok Erken
6,8
11,4
13,6
11,4
38,6
25,0
0,0
29,5
13,6
11,4
2,3
43,2
15,9
45,5
65,9
38,6
52,3
100,0
77,3
31,8
25,0
6,8
43,2
95,5
68,2
27,3
45,5
20,5
4,5
25,0
13,6
27,3
15,9
15,9
18,2
11,4
61,4
0,0
0,0
34,1
9,1
0,0
0,0
0,0
Dik-Yarı Dik
Az
Orta
İnce
Zayıf
Orta
Üst 1/2
Yuv.-köşeli
Var
Az
Orta
Yan-dik
Zayıf
Orta
Orta
Orta
Orta
Var
V şekli
Orta
Zayıf
Düzensiz dişli
Orta
Beş
İntermediate
Orta
Orta
Orta
Küçük
Haf. Eflat. Bey.
Orta
Orta
Orta
Orta
Orta
Küçük
Eliptik
Kırmızı-mor
Erken
Yok
Erken
Erken
Erken
Erken
22,7
9,1
11,4
25,0
36,4
29,5
45,5
20,5
86,4
0,0
29,5
13,6
38,6
27,3
13,6
45,5
36,4
0,0
22,7
45,5
52,3
93,2
50,0
4,5
2,3
50,0
45,5
38,6
29,5
4,5
43,2
59,1
63,6
61,4
63,6
31,8
4,5
0,0
0,0
65,9
68,2
27,3
29,5
27,3
Yarı Dik
Orta
Uzun
Orta
Orta
Çok
Tüm sürgünde
köşeli
36,4
25,0
31,8
25,0
11,4
45,5
54,5
9,1
Yarıdik-Yayvan
Çok
Çok Uzun
Kalın
Kuvvetli
27,3
54,5
43,2
29,5
13,6
Yayvan
6,8
Çok kalın
9,1
Açılı-oluklu
22,7
Oluklu
18,2
Orta
Büyük
Aşağı
Orta
Koyu
Çok
Uzun
Geniş
11,4
43,2
29,5
31,8
4,5
20,5
15,9
11,4
Çok
Çok Büyük
45,5
11,4
Çok fazla
29,5
Kuvvetli
13,6
Kuvvetli
Orta
22,7
15,9
Kuvvetli
6,8
Çok Kuvvetli
0,0
Derin
Yedi
Palmet
Koyu
Kuvvetli
Büyük
Orta
Pembe
Uzun
Uzun
Geniş
Büyük
Çok
Orta
Dar oval
Kırmızı-siy
Orta
2,3
0,0
29,5
22,7
9,1
40,9
45,5
70,5
9,1
13,6
18,2
20,5
15,9
43,2
27,3
0,0
100,0
Çok derin
4,5
Büyük
18,2
Çok Büyük
2,3
Çok uzun
Çok uzun
Çok geniş
Çok büyük
Çok fazla
Büyük
Orta oval
Mavimsi siy
Geç
34,1
0,0
2,3
2,3
2,3
13,6
4,5
0,0
0,0
Uzun konik
Siyah
2,3
100,0
Orta
Orta
Orta
Orta
0,0
2,3
47,7
2,3
Geç
Geç
Geç
Geç
22,7
4,5
18,2
4,5
Çok geç
Çok geç
Çok geç
Çok geç
0,0
0,0
4,5
0,0
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV
Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması
122
Çizelge 3. Genotiplerin UPOV kriterlerine göre oransal dağılımı (%)
Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM
a) yaprak yapısı (5’li)
b) yaprak yapısı (3’li)
Şekil 2. Dominant yaprak sayısı bakımından genotiplerin ayrışması (UPOV Kod No: 024)
bakımından ise genotipler %11,4 çok küçük,
%31,8 küçük, %43,2 orta ve %13,6 büyük
olarak sınıflandırılmıştır. Meyve boyuna
kesitine göre genotiplerin büyük çoğunluğu
(%61,4) yuvarlak grubunda yer alırken,
diğerleri %4,5 eliptik, %27,3 dar oval, %4,5
orta oval, %2,3 uzun konik grubunda yer
almışlardır. Bu karaktere göre uzun sınıfında
genotip olmamıştır. Meyvelerin tam olgunluk
durumlarında genotiplerin tamamı siyah
meyveli grubunda yer almışlardır (Çizelge 3).
3. 7 Fenolojik Gözlemler
Genotiplerin fenolojik özellikleri UPOV
kriterlerinde belirtilen yaprak tomurcuğu
patlama tarihi, aynı yıl sürgünlerde çiçek
oluşumu, iki yıllık sürgünlerde çiçeklenme
tarihi, yıllık sürgünlerde çiçek verenlerde
çiçeklenme başlangıç tarihi, iki yıllık
sürgünlerde meyve olgunlaşma başlangıcı,
yıllık sürgünlerdeki meyvelerde olgunlaşma
başlangıcı
gibi
özellikler
bakımından
incelenmişlerdir. Genotiplerin vejetasyona
başlamasında genellikle değişkenlik olmamış,
genotiplerin tamamı Mart ayı başlangıcı ve
ortalarına doğru tomurcuklarını patlatmıştır. İki
yıllık
sürgünlerdeki
çiçeklenme
tarihi
genotiplerde Haziran ayı içerisine yayılmakta
ve 5 Haziran ile 28 Haziran arasında
değişmektedir.
Yine
bu
sürgünlerdeki
meyvelerin olgunlaşması 15 Temmuz ve 30
Ağustos
tarihleri
arasında
değişkenlik
göstermektedir. Aynı yıl sürgünlerdeki çiçek
oluşumu bakımından ise genotipler bariz bir
farklılık göstermiştir. Genotiplerin %34,1’inde
yıllık sürgünlerde çiçeklenme görülürken,
%65,9’unda yıllık sürgünlerde çiçeklenme
olmamıştır (Çizelge 3).
3.8 UPOV Kriterlerine Göre Genotiplerin
Gruplandırılması
Morfolojik karakterizasyon verileri, SAS
(SAS version 8.02, SAS Institute, Cary, NC)
adlı bilgisayar paket programı kullanılarak bu
verilere ait soyağacının elde edilmesinde
UPGMA (Unweighted Pair Group Method with
Arithmetic Mean) yöntemi uygulanmıştır. Veri
dosyasından öncelikle Jaccard katsayısı
kullanılarak
bir
benzerlik
matriksi
oluşturulmuştur. Bu matriks kümeleme analizi
için kullanılarak UPGMA metodu ile bir
dendrogram elde edilmiştir. Bu dendogram
Sekil 3’ te sunulmuştur. Elde edilen
dendograma göre genotipler dendogramın
benzerlik matriksinin 1.0 katsayısında iki ana
grup altında toplanmıştır. Ana gruplardan birisi
altı genotip içerirken, değer ana grup 38 genotip
içermiştir. Bu ana grup ise 0.9 benzerlik
katsayısında iki alt grup oluşturmuştur.
Gruplamalarda farklı grupta yer alan altı
genotipin
morfolojik
yönden
diğer
genotiplerden farklı olduğu kaydedilmiştir. Bu
grup içindeki genotiplerin alındığı yerlerin
genelde yüksek rakımlı yerler olduğu
belirlenmiştir. Bu genotipler bazı karakterler
bakımından
diğer
grup
genotiplerden
ayrılmakla birlikte, özellikle
diken yerine
tüyümsü yumuşak yapılara sahip olmalarıyla
123
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile
Morfolojik Olarak Tanımlanması
tip
B2
B6
B15
B7
B14
B25
B34
B12
B17
B33
B35
B30
B19
B32
B42
B18
B21
B23
B38
B40
B43
B39
B29
B37
B28
B51
B52
B36
B41
B45
B46
B55
B48
B50
B53
B54
B47
B49
B8
B13
B9
B31
B44
B16
0.0
0.1
0.2
0.3
0.4
0.5
0.6
0.7
0.8
0.9
1.0
1.1
1.2
1.3
Benzerlik
Katsayısı
Average
Distance
Between Clusters
Şekil 3. Morfolojik karakterizasyon sonucunda oluşturulan kümeleme analizi
ön plana çıkmaktadırlar. Yine dendogramdaki
gruplama ve Temel Koordinat Analizlerinde de
bu gruplamalar bariz olarak görülmüştür (Şekil
3, Şekil 4). Büyük ana gruptaki alt gruplar ise
yine istisnalar olmakla birlikte örneklerin
alındığı
coğrafyaya
göre
değişkenlik
göstermiştir. Bu ana gruptaki alt gruplardan
birinin Karadeniz sahil kesimi, diğerinin ise iç
kesimlerdeki örnekler şeklinde gruplandığı
gözlemlenmiştir.
4. Tartışma ve Sonuç
Çalışmada incelenen böğürtlen genotiplerinin
morfolojik karakterizasyonu için yapılan
gözlemler UPOV (Uluslararası Yeni Bitki
Çeşitlerini Koruma Birliği)'ca kuralları
belirlenmiş olan, Tarım ve Köyişleri
124
Bakanlığı'nca Türkçe'ye uyarlanarak 12 Ekim
1998 tarihinde ve 23491 sayılı Resmi Gazete'de
yer alarak yürürlüğe giren, "Bitki Özellik
Belgeleri Hakkında Tebliğ”e göre yapılmıştır.
Çalışma Türkiye’de UPOV kriterlerinin
böğürtlende kullanılması açısından bir ilk
özelliği taşımaktadır. Bu bakımdan bu konuda
yapılacak diğer çalışmalara kaynak oluşturacak
niteliktedir. Dolayısıyla yaptığımız çalışma ve
daha sonra bu konuda yapılacak çalışmalar
UPOV kriterlerinin optimizasyonu açısından
önemlidir. Bu kapsamda bu çalışma sonucunda
kriterlerin optimizasyonu açısından bazı
öneriler
sunulmuştur.
Bunlardan
ilki
böğürtlende
UPOV
kriterlerine
göre
sınıflandırmada
değer
aralıklarının
verilmemesidir. Örneğin; meyve iriliğine göre
PC2
Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM
PC3
PC1
1
B2
23
B34
2
B6
24
B35
3
B7
25
B36
4
B8
26
B37
5
B9
27
B38
6
B12
28
B39
7
B13
29
B40
8
B14
30
B41
9
B15
31
B42
10
B16
32
B43
11
B17
33
B44
PC1
12 13
14
B18 B19 B21
34 35 36
B45 B46 B47
15
B23
37
B48
16
B25
38
B49
17
B28
39
B50
18
B29
40
B51
19
B30
41
B52
20
B31
42
B53
21
B32
43
B54
22
B33
44
B55
Şekil 4. Temel koordinat yöntemi ile genotiplerin gruplanması
125
Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile
Morfolojik Olarak Tanımlanması
böğürtlenlerin gruplandırılmasında, küçük, orta,
iri ve çok iri gibi grupları vermesine rağmen bu
grupların oluşturulmasında neye göre küçük ya
da iri olacağı belirtilmemekte, bu durumda
tamamen
subjektif
kararlara
başvurulmamaktadır. Bir diğer eksiklik ise;
böğürtlende kullandığımız UPOV kriterlerinde
belirlenmiştir. 009 nolu kriter böğürtlende
dikenlilikle ilgili olup, var/yok şeklinde
gruplandırılmaktadır. Ondan sonra gelen 010
nolu kriter ise diken var olanlarda; çok
az/az/orta/çok/çok
fazla
şeklinde
gruplandırmaktadır. Ancak bizim genotiplerde
karşılaştığımız bir yapı olan tüysü yapı bu
kriterlerde
herhangi
bir
gruplamaya
girmemektedir. Bu yapılar bazen çok belirgin
olacak şekilde olup, yumuşak ve çok sıktır.
Dolayısıyla 009 nolu kritere, var/yok yanında
tüysü dikenlilik şeklinde bir grup daha ekleme
ihtiyacı doğmaktadır.
Dendogram ve Kümeleme Analizlerinin
Yorumlanması; Elde edilen dendograma göre
genotipler biri küçük ve diğeri büyük olan iki
ana grup altında toplanmıştır. Küçük ana grup
özellikle bitkisel özellikler bakımından da
morfolojik yönden diğer genotiplerden farklı
olduğu kaydedilmiştir. Bu grup genel olarak
1000 m rakım üzeri alınan genotiplerden
oluşmakta, özellikle tüysü yapıda yumuşak ince
dikenleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Yine
büyük ana grup incelendiğinde bunların da
bitkilerin orijini olan coğrafik bölgelere göre
Karadeniz kıyı şeridi ve iç kesimler olarak ikiye
ayrıldığı fark edilmektedir. Orijinal yerlerinden
alındıktan sonra bu bitkilerden alınan
çeliklerden çoğaltılan bitkilerin iki üç yıl sonra
bile birbirinden farklı olması ve coğrafik
orijinlerine göre farklı gruplarda yer alması,
coğrafik orijinlerdeki bir takım çevresel veya
iklimsel faktörlerin mutasyonlara yol açtığı ve o
bölgeden
ayrılıp
başka
bölgelere
nakledildiklerinde aynı özellikleri devam
ettirdikleri şeklinde yorumlanabilir. Bu
mutasyonların kalıcı mutasyon mu ya da geri
dönüşebilen mutasyonlar mı olduğu ilerde
yapılacak çalışmaların konusu olabilir.
Kaynaklar
Ağaoğlu, Y.S., 1986. Üzümsü Meyveler. Ankara
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 84, Ders
Kitabı: 290, 377s.
126
Anonim, 2005. Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi Sayı:
449
Cangi R., İslam A. 2003. Bazı Böğürtlen Çeşitlerinin Ordu
Ekolojik
Koşullarına
Adaptasyonu
Üzerine
Araştırmalar (2000-2002 gözlem sonuçları). Ulusal
Kivi ve Üzümsü Meyveler Sempozyumu, s. 277282, Ordu.
Demirsoy L., Demirsoy H., Bilgener Ş., Öztürk A., Ersoy
B., Çelikel G., Balcı G. 2006. Samsunda yapılan
Böğürtlen Çeşit adaptasyon Çalışmaları. II. Ulusal
Üzümsü Meyveler Sempozyumu. Bildiri Kitabı.
237-244. Tokat
Ercişli, S. 2004. A Short Review of The Fruit Germplasm
Resources of Turkey. Genetic Resources and Crop
Evolution 51: 419–435, 2004.
Gerçekçioğlu, R., 1999. Tokat Yöresinde Doğal Olarak
Yetişen Böğürtlenlerin (Rubus fructicosus L.)
Seleksiyonu Üzerinde Bir Araştırma. Türk Tarım ve
Ormancılık Dergisi, Cilt: 23 (Ek Sayı: 4): 977-981.
Gough R. E., Polıng, E.C., 1996. Small Fruits in the Home
Garden. 33-67 p. New York, London.
Janick, J. 2006. Plant Breeding Reviews, Vol. 29. pp.5058.
Kaleci, N., Günay, S., 2006. Çanakkale Koşullarında
Yetiştirilen Bazı Çilek Çesitlerinin Fenolojik,
Pomolojik Ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi.
Bahçe, 35 (1-2), 47 – 54.
Kurnianta, AJ. 2005. “Descriptive Sensory Analysis Of
Thornless Blackberry Selections To Determine
Sensory Similarity To ‘Marion’ Blackberry Flavor,”
M.S. Thesis Dissertation, Oregon State
University, Corvallis, OR.
Oğuz H.İ., 2007. Ermenek Yöresi Cevizlerinin (Juglans
regia L.) Seleksiyon Yoluyla Islahı Üzerine Bir
Araştırma. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat
Fakültesi, Tarım Bilimleri Dergisi (J. Agric. Sci.),
2007, 17(1): 21-28.
Onur, C. 1999. Bazı Frenk Üzümü (Ribes spp.), Ahududu
ve Böğürtlen (Rubus spp)
çeşitlerinin
Evaluasyonu. Türkiye III. Ulusal Bahçe Bitkileri
Kongresi, Sayfa:772-775, Ankara.
Onur, C. 2006. Üzümsü Meyveler Islah Programından
Sempozyumlara. II. Ulusal Üzümsü Meyveler
Sempozyumu. 14-16 Eylül, 2006.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 127-134
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi
Kullanım Planlaması*
Ertuğrul KARAŞ1
Fazlı ÖZTÜRK2
1
Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Eskişehir
Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi,Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Ankara
2
Özet: Bu çalışmada, Küçükelmalı Gölet Havzasının arazi kullanım planı toprak koruma önlemlerine göre
hazırlanmıştır. Havzadaki potansiyel toprak kayıpları USLE eşitliği kullanılarak belirlenmiştir. Havzadaki
mevcut arazi kullanım durumunda potansiyel toprak kaybı miktarı ortalama 6.4 t/ha/yıl olarak hesaplanmış;
eş yükselti eğrilerine paralel (kontur) tarım uygulandığında 5.15 t/ha/yıl ve şeritvari tarım yöntemi
uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl değerinde olmaktadır. Uygulanan senaryolar ve önerilen arazi kullanım
değişikliği ile havzanın sürdürülebilirliği için önerilen kullanım planlaması ile ortalama toprak kaybı
değerinin 0.08 t/ha/yıl düşürülebileceği ortaya konmuştur.
Anahtar kelimeler: Havza yönetimi, Potansiyel toprak kayıpları, Arazi kullanım planlaması, Universal
Toprak Kaybı Eşitliği
Land Use Planning of Küçükelmalı Pond Basın According to Soil Conservation
Measures
Abstract: In this study, main aim is to investigate the sustainable management according to the water and
sediment yield of Küçükelmalı pond basin. Potential soil loss was calculated by using the USLE equation for
the basin. In the Küçükelmalı basin, according to the existing land use situation, the annual average potential
soil loss are 6.40 t/ha by using USLE equation. In the basin for farmland areas, potential soil loss will be
decreased to 5.15 and 2.6 t/ha/year for contour farming and contouring + strip cropping, respectively. With
the applied senarios and suggested new land use plan of the basin, that value will be decreased down to 0.08
t/ha via sustainable management of the basin.
Key words: Watershed management, Potential soil losses, land use planning, Universal Soil Loss Equation
1.Giriş
Sürdürülebilir havza yönetiminin başlıca
amacı,
toprak
ve
su
kaynaklarının
sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Hidrolojik
döngü içerisinde meydana gelen yağışın
zamansal ve mekânsal boyuttaki hareketine
göre su depolama yapıları tesis edilirken,
yağışın şiddetiyle erozyona uğrayan topraklar
yüzey akışla hareket ederek sedimentasyonla bu
yapıların ölü hacimlerinde birikerek kullanım
ömürlerinin azaltırlar. Havza modelleri yağışın
etkisiyle meydana gelen bu gibi sonuçları
tahmin ederek gerekli koruma önlemleri için
ihtiyaç duyulan birer araçtırlar. Araştırma
bulgularına dayalı olarak elde edilen sonuçların
uygulamaya aktarılmasıyla alınabilecek koruma
önlemlerinin uygulanmasıyla erozyona uğrayan
toprak kayıplarının azaltılması mümkündür.
Havzalarda
mevcut
alınacak
koruma
önlemlerinin toprak kayıplarını azaltmada
yeterli olmadığı durumlarda arazi kullanım
türünde
değişiklik
yapılması,
koruma
önlemlerine göre arazi kullanım planlamasının
yeniden hazırlanması gerekebilir.
2. Materyal ve Yöntem
2.1. Materyal
2.1.1. Havzanın konumu
Bilecik-Pazaryeri-Küçükelmalı
gölet
havzası Sakarya havzasındadır. Havza, Bilecik
İli'nin Pazaryeri İlçesi’ne bağlı Küçükelmalı,
Güde ve Bahçesultan köyleri sınırları
içerisindedir. Pazaryeri ilçesinin batısında olan
havza, Pazaryeri'ne 7 km, Bilecik'e 37 km
uzaklıktadır. Havza çıkış yerinin yüksekliği 810
m olup, 40°01' kuzey enlem ve 29°47' doğu
boylamındadır. Havzanın topoğrafik haritası
Şekil 2.1’de, alt havzalar Şekil 2.2’de, alt
havzaların alansal dağılımı Çizelge 2.1’de
verilmiştir.
*
Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde kabul edilen “Küçükelmalı ve Güvenç havzalarının su ve sediment verimlerine göre
sürdürülebilir yönetimi” isimli doktora tezinden alıntıdır.
127
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması
Şekil 2.1. Küçükelmalı havzasının topoğrafik haritası
Şekil 2.2. Küçükelmalı havzasındaki alt havzalar
Çizelge 2.1. Küçükelmalı havzasındaki alt havzaların dağılımı
Sıra no
1
2
3
4
5
6
7
8
9
Alt havza
Kurukavak
Çanakçı
Alt havza
Meşeli
Gölet ve çevresi
Alt birim
1
2
3
4
1
2
Alt havza
Meşeli
Gölet ve çevresi
Toplam
2.1.2. İklim Özellikleri
Havzaya en yakın istasyon Bilecik ilinin
Pazaryeri’nde olup, istasyona ait çok yıllık
ortalama iklim verilerine göre yıllık yağış 593.0
mm, ortalama sıcaklık 10.8 ⁰C, nispi nem %
65.0, rüzgâr hızı 1.8 m/s, kar yağışlı gün sayısı
23.8 ve karla örtülü gün sayısı 37.6’dır.
2.1.3. Toprak, Arazi Kullanım Özellikleri
Şekil 2.3. Havzanın toprak haritası
128
Havza alanı
2
km
1.76
0.63
0.72
1.20
1.43
0.68
0.22
1.63
0.28
8.55
%
20.56
7.34
8.40
14.07
16.68
7.97
2.56
19.11
3.31
100.00
Havzanın toprak taksonomisine göre
hazırlanan detaylı toprak haritası Şekil 2.3’te,
arazi kullanım haritası Şekil 2.4’te, toprak
serilerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
Çizelge 2.2’de, alt havzaların arazi kullanım
dağılımı Çizelge 2.3’te verilmiştir. Toprak
analizleri Tüzüner’e (1990) göre yapılmıştır.
Havzanın ortalama toprak derinliği 20.6
cm’dir (Yüksel ve Dengiz, 1996).
Şekil 2.4. Havzanın arazi kullanım haritası
E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK
Çizelge 2.2. Küçükelmalı havzasındaki toprak serilerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
Tuz,
Kireç
%
7.02
0-25
A
Horizon
Derinlik,
cm
pH
Bahçesultan
A
0-7
Güde
A
Çanakçı
Savak
Toprak serisi
Düzkayınlık
%
EC,
Mmhos
/cm
KDK,
Me/
100 gr
Org.
Mad.
%
Tarla
Kap.
%
Solma
Nok.
%
0.020
0.73
0.068
9.85
0.96
22.5
13.9
5.82
0.020
0.87
0.060
19.23
2.59
25.4
14.4
0-24
5.55
0.020
0.73
0.043
23.72
1.10
24.5
12.5
A
0-18
7.55
0.030
4.38
0.014
15.86
0.20
21.7
14.6
C
18 +
7.74
0.035
9.05
4.25
24.5
19.3
A
0-7
5.29
0.020
0.73
6.30
30.7
22.1
C1
7-38
2.29
0.020
0.58
0.20
33.3
16.3
C2
38 +
0.078
21.32
Çizelge 2.3. Havzadaki alt havzaların arazi kullanımı
Alt havza
Toplam
Birimi
Tarım
Tarım+Fundalık
Orman
Mera
Su yüzeyi
km2
-
2.68
1.54
0.09
-
4.31
%
-
62.10
35.76
2.14
-
100.00
km
0.24
0.81
0.58
0.48
-
2.11
%
11.54
38.38
27.34
22.74
-
100.00
km
-
0.18
1.16
0.30
-
1.63
%
-
10.74
71.00
18.27
-
100.00
km
-
0.22
-
-
-
0.22
%
-
100.00
-
-
-
100.00
km2
-
-
0.12
-
0.16
0.28
%
-
-
43.47
-
56.53
100.00
km
0.24
3.88
3.40
0.87
0.16
8.55
%
2.84
45.32
39.75
10.22
1.87
100.00
Kurukavak
2
Çanakçı
2
Meşeli
2
Alt Havza
Gölet ve çevresi
2
TOPLAM
Havza toprakları sığ (20-50 cm) ve çok sığ
(0-20 cm) toprak derinliğine sahip olup, orta ve
şiddetli erozyona maruz olup; kumlu tın, kumlu
killi tın ve tınlı bünyeye sahiptirler. Eğim
havzada çok değişkenlik göstermekte olup hafif
(% 0-2) ile sarp (> % 30) olan bu araziler
fundalık, orman, mera ve kuru tarım alanı
olarak kullanılmaktadır. Havza toprakları
yukarıda bahsedilen sınırlandırıcı faktörlerden
özellikle eğim, erozyon şiddeti ve sığlık
nedeniyle IV, VI ve VII. sınıf araziler olarak
sınıflandırılmıştır.
2.1.4. Kullanılan Coğrafi Bilgi Sistemi
Programı
Havzaya ilişkin tüm toprak, topoğrafya ve
arazi kullanım verileri ArcInfo programı ile
sayısallaştırıldıktan
sonra
değerlendirmeleri ArcView
gerçekleştirilmiştir.
analiz
programı
ve
ile
2.2 Yöntem
2.2.1. USLE Modeli
Havzadaki potansiyel toprak kayıpları
yüzey ve parmak erozyonunu olarak Wishmeier
ve Smith (1978) tarafından geliştirilmiş USLE
metodolojisi ile tahmin edilmiştir. USLE
metodunda aşağıdaki eşitlik kullanılmaktadır.
A= RKLSCP
Eşitlikte:
A, Yıllık ortalama toprak kaybı (ton/ha)
R, Yağış erozyon indeksi
K, Toprak aşınıma duyarlılık faktörü
L, Eğim uzunluğu faktörü
129
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması
S, Eğim dikliği faktörü
C, Bitki yönetim faktörü
P, Toprak koruma önlemleri faktörü
Yağış erozyon faktörü (R) herhangi bir
yağışın erozyon potansiyeli, bu yağışın kinetik
enerjisi ile 30 dakikalık en büyük şiddetinin
çarpımının 100’e bölümüne eşittir. Yağış
erozyon indisi (R) adı verilen bu değer
aşağıdaki eşitlikle belirlenir.
R=(Eg x Im)/100
Eşitlikte :
R, Yağış erozyon indisi, ton-m/ha,
Eg , Toplam kinetik enerji, ton-m/ha,
Im , Yağmurun 30 dakikalık en büyük
şiddeti.
Toprak aşınıma duyarlılık faktörü (K), her
bir noktasal toprak örneği için yapılacak
laboratuar
analizine
dayalı
olarak
aşağıdakieşitlikten yararlanılarak belirlenir
(Wischmeierand Smith, 1978).
K = ((2.17 × 10-4) × (M1.14) × (12-a) + 3.25
× (b - 2) + 2.5 × (c - 3)) × d
Eşitlikte;
K, Toprak aşınım faktörü
M, Zerre irilik parametresi
a, Organik madde içeriği, %
b, Strüktür tipi kodu
c, Su geçirgenliği kodu
d, Metrik sisteme dönüştürme katsayısıdır
(d=1.292)
USLE’de kullanılan eğim uzunluğu faktörü
% 9 eğimde ve 22.1 m eğim uzunluğunu içeren
parsellerden oluşan toprak kaybı birim kabul
edilerek saptanmaktadır.
 l 
L

 22.1 
x
Eşitlikte :
L, Eğim uzunluğu faktörü
l , Eğim uzunluğu, (m).
x, Katsayı olup, eğim % 4’den büyükse
0.5, %4 eğim için 0.4, % 3 ve daha az eğim için
0.3 olarak alınır.
USLE’de kullanılan eğim derecesi (S)
faktörü aşağıdaki eşitlik yardımıyla belirlenir:
S
0.43  (0.30  s)  (0.043  s 2 )
6.574
Eşitlikte:
S , Eğim faktörü
s. Arazi eğimi (%)
130
Eğim uzunluğu ve dikliği faktörü (LS)
faktörü Moore ve Burch (1995) tarafından
önerilen yöntem kullanılarak CBS ortamında
oluşturulmuş olan sayısal arazi modeli(DEM)
yardımıyla grid veri olarak hesaplanmıştır.
Bitki yönetim faktörü (C), belirli şartlar altında
ürün alınan bir tarlada meydana gelen toprak
kaybının devamlı nadas (bitkisiz sürülü) bir
tarlada oluşan toprak kaybına oranıdır. Toprak
koruma önlemleri faktörü (P), belirli bir toprak
koruma işlemi altında meydana gelen toprak
kayıplarının aynı şartlar altındaki devamlı nadas
tarladan meydana gelen toprak kaybına
oranıdır. Toprak kaybı toleransı (T), bitki
verimliliğinin
ekonomik
olarak
sürdürülebilmesi durumunda kaybına izin
verilebilen toprak erozyonunun maksimum
miktarı olup; bitkilerin köklenme derinlikleri
dikkate alınarak belirlenir.
2.2.2. Verilerin Analizi ve Değerlendirme
USLE modelini oluşturan ve sayısal olarak
hazırlanan R, K, LS, C ve P faktörü verileri
ArcView programı ile 10x10 m boyutlarında
gride dönüştürülmüş ve ilgili verilerin CBS
ortamındaki grid değerlerinin birbirleriyle
çarpımları ile havza için mevcut şartlardaki
potansiyel toprak kayıpları (A) belirlenmiştir.
Uygulamada sırasıyla önce tarım arazilerinde
toprak koruma önlemleri olarak önerilen kontur
tarım ve kontur + şeritvari tarım uygulamaları
için belirlenen P faktörlerine göre oluşturulan
senaryolar dikkate alınarak havza için ayrı ayrı
toprak kayıpları belirlenerek toprak koruma
önlemlerinin mevcut duruma göre etkinliği
saptanmıştır. Tarım arazilerinde koruma
önlemlerinin toprak kayıplarını azaltmadaki
etkinliklerinin belirlenen tolerans değerlerinin
altına düşürmede yetersiz kalmıştır. Bu sebeple
havzada halen tarım arazisi olarak kullanılan
arazilerin
doğal
kullanım
biçimine
dönüştürülerek oluşturulan senaryoya göre
toprak kayıpları yeniden hesaplanmış ve söz
konusu havzada oluşturulan gridler için tayin
edilen tolerans değerleriyle karşılaştırılmıştır.
3. Araştırma Bulguları
3.1. Küçükelmalı havzasında USLE eşitliği
parametreleri
R faktörü, Küçükelmalı havzası için
Türkseven ve Ayday (2000) tarafından havzada
E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK
yürütülen USLE denemesinden elde edilen
101.47 değeri kullanılmıştır.
Havzanın toprak aşınım (K) faktörü
haritası havzadan alınan 85 toprak örneği
üzerinde yapılan analizler ve eşitliklere göre her
bir toprak serisi için ayrı ayrı saptanmıştır.
Havza topraklarının K faktörü değerleri 0.220.37 arasında değişmiştir. Havza topraklarının
eğim uzunluğu ve dikliği (LS) faktörü 0-25.92
arasında değişmektedir.
Küçükelmalı havzasının bitki yönetim (C)
faktörü haritasında ayrımı yapılan, tarım
alanları
için(buğday-nadas
münavebesi)
araştırma bulgularından (Türkseven ve Ayday,
2000), orman, mera, ve fundalık alanlar için ise
literatür
bildirişlerinden
(Çanga,
1995)
yararlanılarak C faktörleri belirlenmiştir.
Çalışmada C faktör değerleri tarım arazileri
(buğday-nadas münavebesi) için 0.15 değeri,
orman için 0.001, fundalık (yoğun çalılık) için
0.20, mera için 0.01 ve su yüzeyi için 0.0
değerleri dikkate alınarak kullanılmıştır.
Toprak koruma (P) faktörü, havzada
herhangi
bir
koruma
önlemi
uygulanmadığından havzasının tamamı için
1.00 değeri kullanılmıştır.
Havza toprakları için toprak kayıp tolerans
(T) değeri Çanga (1995) tarafından verilen
köklenme derinlikleri dikkate alınarak 2.2-4.5
ton/ha/yıl arasında değişim göstermiştir. Toprak
kayıp tolerans değeri havzanın % 93.9’u için
2.2 t/ha/yıl ve % 6.1’i için 4.5 t/ha/yıl olarak
saptanmıştır.
3.2. Havzadaki Potansiyel Toprak Kayıpları
Havzada USLE eşitliği ile belirlenen
havzadaki toprak kayıpları haritası Şekil 3.1’de,
arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak
kayıpları Şekil 3.2’de verilmiştir.
Potansiyel toprak kaybı
(t/ha/yıl)
12
10
8
Fundalık
+Tarım;
10,78
Tarım;
6,4
6
4
Genel;
4,9
Mera; orman;
0,42
0,12
2
0
Tarım
orman
Genel
Arazi kullanım türü
Havzadaki arazi kullanım türlerine göre
Şekil 3.2. Arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak
kayıpları
Şekil 3.1 USLE yöntemine göre Küçükelmalı
havzasındaki potansiyel toprak
kayıpları
Havzadaki arazi kullanım türlerine göre
ortalama toprak kaybı değerleri tarım arazileri
için 6.4, mera arazileri için 0.42, orman
arazileri için 0.12, fundalık ve kuru tarım
arazileri için 10.78 t/ha/yıl olup; havza için
genel ortalama potansiyel toprak kaybı 4.9
t/ha/yıl olarak tahmin edilmiştir.
3.3. Havzada Uygulanan Toprak Koruma
Önlemleri ve Etkinliği
Üniversal toprak kaybı eşitliği diğer
faktörler aynı kalmak kaydıyla uygulanmış ve
tarım alanlarında eş yükseklik eğrilerine paralel
tarım uygulanması durumunda havzadaki
potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.3’te, eş
yükselti eğrilerine paralel şeritvari tarım
uygulaması ile arazi kullanım türlerine göre
potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.4’te
verilmiştir.
Şekil 3.5’te verilen tarım alanlarında çeşitli
toprak koruma yöntemlerinin etkinliğine göre
potansiyel toprak kayıpları havzada herhangi
koruma yöntemi uygulanmadığı durumda 6.40
t/ha/yıl,
eş
yükselti
eğrilerine
131
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması
Şekil 3.3. Eş yükselti eğrilerine paralel tarım
uygulamasına göre havzadaki potansiyel toprak
kayıpları
Şekil 3.4. Eş yükselti eğrilerine paralel şeritvari tarım
uygulamasına göre havzadaki potansiyel toprak
kayıpları
Potansiyel toprak kaybı (t/ha/yıl)
7
6
5
4
3
2
1
0
Korumasız
Kontur tarım
Şeritvari tarım
Toprak koruma yöntemi
Şekil 3.5. Küçükelmalı havzasında tarım alanlarındaki toprak koruma yöntemlerinin
potansiyel toprak kayıpları üzerindeki etkisi
paralel (kontur) tarım uygulandığında 5.15
t/ha/yıl
ve
şeritvari
tarım
yöntemi
uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl değerinde
olmaktadır.
3.4. Havzadaki Arazi Kullanım Türlerinde
Değişiklik ve Sonuçları
Havzadaki tarım alanlarında uygulanan toprak
koruma (P) faktörlerinde değişiklik yapmanın
potansiyel toprak kayıplarını tayin edilen
tolerans değerlerinin altına düşürmede yeterli
olmadığı ortaya çıkmıştır. Uygulamayla elde
edilecek sonuç, toprak ve su kaynaklarını
sürdürülebilir kılmaya yeterli değildir. Bu
sebeple ilave koruma önlemlerine ihtiyaç
duyulmuştur. Arazi kullanım türü olarak
havzada erozyonun başlıca kaynağı halen tarım
arazileri olup; söz konusu arazilerin tarımsal
132
kullanımdan önceki doğal kullanım biçimi
ormandır.
Havzadaki
aktif
erozyonun
azaltılabilmesi için öngörülen ve senaryo
şeklinde uygulanan toprak koruma faktörlerinin
yetersiz kalması sebebiyle mevcut kullanım
türünde değişiklik yapılması gerekmiştir.
Potansiyel ve aktüel erozyonun kaynağı olan
tarım arazilerinin önceki doğal kullanım
biçimine dönüştürülmeleri gerektiği görüşü
benimsenmiştir. Öngörülen değişikliğe göre
havzadaki arazi kullanım türlerine göre haritası
Şekil 3.6’da, önerilen değişiklikle havzadaki
potansiyel toprak kayıplarının dağılımı Şekil
3.7’de, kullanım türlerine göre ortalama
potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.8’de
verilmiştir.
Havzadaki kullanım türlerine göre
potansiyel toprak kayıpları başlangıç şartlarında
E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK
Şekil 3.6 Havza için önerilen nihai arazi kullanım türü
Şekil 3.7 Havzada önerilen nihai arazi kullanım
planlaması sonrasındaki potansiyel toprak
kayıpları
Şekil 3.8. Sürdürülebilir havza yönetimi için önerilen arazi kullanım planlaması ile arazi kullanım
türlerine göre potansiyel toprak kayıpları
tarım arazilerinde 6.40 t/ha/yıl, mera
alanlarında 0.42 t/ha/yıl, orman alanlarında 0.12
t/ha/yıl, fundalık+tarım arazilerinde 10.78
t/ha/yıl ve havza geneli için 4.90 t/ha/yıl
değerindedir. Tarım alanlarında çeşitli toprak
koruma yöntemlerine göre havzada herhangi
koruma yöntemi uygulanmadığı durumda 6.4
t/ha/yıl, eş yükselti eğrilerine paralel (kontur)
tarım uygulandığında 5.15 t/ha/yıl ve eş
yükseklik eğrilerine paralel şeritvari (kontur)
tarım yöntemi uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl
değerinde olmaktadır.
4. Tartışma ve Sonuç
Havza yönetiminin temel hedefi, toprak ve
su kaynaklarının sürdürülebilirliğidir. Bu
hedefe
ulaşabilmek
havzaları
toprak,
topoğrafya, arazi kullanımı özellikleri ile
mevcut
durumlarının
tanımlanmaları,
sürdürülebilirliğine engel olan hususların
belirlenerek gerekli koruma önlemlerinin
alınmaları gerekir. Bu genel ilke ve hedefleri
esas alınarak Küçüklemalı gölet havzasının
mevcut özellikleri ile toprak kayıpları
belirlenmiştir. Havzada koruma önlemlerini
sağlamaya yönelik senaryolarla mevcut toprak
kayıplarının azaltılmasına çalışılmıştır. Mevcut
arazi kullanımında tarım arazisi olan arazilerin
tamamı son çeyrek yüzyıl içerisinde çoğunluğu
meşe ve kızılçam ağaçlarının teşkil ettiği orman
arazileridir. Havzada yapılan yoğun kesimlerle
orman arazileri tarımsal kullanıma tahsis
edilerek su erozyonuna açık hale getirilmiştir.
Tarımsal kullanıma açılan söz konusu arazilerin
önemli bir kısmında (% 93.9) toprak profili 020 cm derinlikte olup; toprak kayıp tolerans
değerleri 2.2 t/ha/yıl ve % 6.1’i için ise 4.5
133
Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması
t/ha/yıl düzeyindedir. Havzadaki en büyük
toprak kayıpları tarım arazisi olarak kullanılan
söz konusu alanlardan olmaktadır. Tarımsal
kullanımdaki bu arazilerde çeşitli koruma
önlemleri
için
hazırlanan
senaryolarla
havzadaki toprak kayıpları, belirlenen toprak
kayıp tolerans değerlerinin altına düşürülmeye
çalışılmıştır. Senaryolarla elde edilen sonuçlara
göre tarım arazileri için uygulanan toprak
koruma
yöntemleri
potansiyel
toprak
kayıplarını önemli ölçüde düşürmekle beraber
sürdürülebilirlik için riskli olduğu görülmüştür.
Bu sebeple arazi kullanım türünde değişiklik
yapılmasına karar verilmiş ve tarım arazilerinin
doğal
kullanım
biçimi
olan
ormana
dönüştürülmesi
şeklinde
bir
senaryo
uygulanmıştır. Uygulanan senaryoya göre
potansiyel toprak kaybı orman alanlarında 0.06
t/ha/yıl, mera alanlarında 0.39 t/ha/yıl ve havza
geneli için 0.08 t/ha/yıl olarak hesaplanmıştır.
Havza geneli için elde edilen toprak kayıpları
miktarı söz konusu havzanın genelini
kapsayabilecek büyük kısmı için tayin edilen
toprak kayıp tolerans (T) değerinin altında ve
sürdürülebilirliği sağlayabilecek miktardadır.
Yapılan bu arazi kullanım türündeki değişiklik
senaryosuna göre havzada başlangıçta fundalık
ve kuru tarım arazisi olarak tanımlanan alanlar
ormana dönüştürülmüş; mera arazileri olduğu
şekilde bırakılmıştır. Nihai hesaplamaya göre
havzadaki arazi kullanım türleri % 92 orman ve
% 8 mera olmasının havzanın sürdürülebilirliği
için en uygun kullanım türü olduğu
belirlenmiştir.
Kaynaklar
Çanga, M. R.,1995. Toprak ve Su Koruma. Ankara
Üniversitesi Ziraat Fakültesi yayınları, Yayın no:
1386, Ders kitabı: 400, 118 s., Ankara.
Karaş, E. 2004. Küçükelmalı ve Güvenç havzalarının su
ve sediment verimlerine göre sürdürülebilir
yönetimi, A.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü (Basılmamış
doktora tezi) 193 s. Ankara.
Moore, I., G. Burch. 1986. Physical basis of the lengthslope factor in the universal soil loss equation. Soil
Science Society of America Journal 50:1294-1298.
Türkseven, E.. Ayday, E. 2000. Bilecik-Küçükelmalı
havzası yöresinde üniversal denklemin K, R, C ve P
faktörlerinin tespiti. KHGM APK Dairesi
Başkanlığı, Yayın no:117, Ankara.
Tüzüner, A. 1990. Toprak ve su analiz laboratuar el kitabı,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, Ankara.
134
Wischmeier, W.H. Smith, D.D. 1978. Predict in grain fall
erosion losses. USDA Agricultural handbook, no:
537, USA.
Yüksel, M., Dengiz. O. 1996. Küçükelmalı gölet
havzasının
toprak
etüt
raporu,
12
s.
(yayınlanmamış), Eskişehir.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 135-143
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik
ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği)
Halil KIZILASLAN1
1
Levent TANER2
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi, Tokat
Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği (SÜRKAL), Sivas
2
Özet: Bu çalışmada, Sivas ili Ulaş ilçesindeki köylerde organik ve konvansiyonel örtü altı tarımla uğraşan
üreticilerle anket çalışması yapılarak bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, organik tarım ve
konvansiyonel örtü altı üretimde üreticilerin bu konuda ne kadar bilgili olduğu, teknik bilgilerin nerelerden
alındığı ve teknoloji kullanım düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Anket çalışması Mart 2009 ve Mayıs
2009 döneminde Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı 4 farklı köyde toplam 30 üreticiye uygulanmıştır. Yapılan anket
çalışmaları, SÜRKAL derneğinin BTC projesi kapsamında 2006 yılından itibaren düzenli olarak proje köylerinde
verdiği uygulamalı ve teorik eğitimlerin yararlı olduğu ve üreticilerin teknik bilgi seviyelerini artırmada etkili
olduğunu göstermektedir. Ancak halen organik ve konvansiyonel örtü altı tarımda önemli sorunların bulunduğu
ve bundan dolayı örtü altı tarımın yaygınlaşmasında yavaş bir seyrin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Bunun
yanı sıra, organik tarımın özellikle hane halkının beslenme alışkanlıklarını değiştirmede etkili olduğu
görülmüştür. Ücretsiz aile iş gücünün çalıştığı bu alanda yerel bir kooperatifin kurulması temel gereksinim olarak
belirtilmiştir. Ayrıca üreticiler bölgede fide, organik ilaç ve tohum bulmada sorun yaşamaktadır.
Anahtar kelimeler: Organik tarım, organik sebzecilik, örtü altı tarım.
Technical and Economical Problems of Producers in Organic and Conventional
Greenhouse Vegetable Production (The case of Sivas Province, Ulaş District)
Abstract: This study is a result of a field study implemented through a survey among producers involved in
organic greenhouse farming and conventional greenhouse farming in the villages within the Ulas district of the
Sivas province. The aim of the research is to study the knowledge and know-how of the organic farming and
conventional greenhouse farming producers, the source of their technical knowledge, the use of the technology.
Surveys have been carried out along March – May 2009 period at four different villages of Ulas county of Sivas
province among 30 producers. The survey conducted regularly after 2006 shows that the theoretical and practical
training provided by SURKAL under BTC project has served its purpose and has been effective in reinforcing the
technical knowledge of the producers. However, considerable issues are still in effect on the organic greenhouse
farming and conventional greenhouse farming, and as a result a retarded spread is observed. Besides, it is
observed that the organic agriculture has been especially effective in changing the household food habits. The
essential need is stated to be the establishment of a local cooperative on this area, where family workers labor
free of charge. Moreover, the producers face problems in finding seedling, organic drugs and seeds in the region.
Key words: Organic farming, under cover and open area vegetable growing, organic green house cultivation.
1.Giriş
Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı
uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi
yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost
üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak
sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve
mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması
yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe,
toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma,
doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden,
bütün bu olanakların kapalı bir sistemde
oluşturulmasına yönelik üretimde sadece miktar
artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de
yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim
şeklidir (Altındişli, 2002). Organik tarım;
hayvansal ve bitkisel üretimi bütün olarak
tasarlayan, öncelikle işletme içinden sağlanan
girdileri kullanmayı hedefleyen en son bilgi ve
teknolojiden yararlanan bir üretim tekniği
şeklinde tanımlanmaktadır (TKB, 2004).
Son yıllarda gerek tarımsal ilaçların, gerekse
gübrelerin bilinçsizce kullanımı bitkisel üretimde
artışın yanında kalitesiz ve insan sağlığını tehdit
edecek ürünlerin ortaya çıkmasına neden
135
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas
İli Ulaş İlçesi Örneği)
olmuştur. Toprağın derinlerine sızan fosfor ve
nitrat tatlı su kaynaklarına ulaşmakta bu da insan,
evcil hayvan ve yaban hayatı açısından ciddi
problemlere yol açmaktadır. Ayrıca kimyasal
tarım ilaçları toprakta birikmekte, bitki sağlığını
olumsuz yönde etkileyerek ekolojik dengeyi
bozmaktadır (Anonim, 2010). Söz konusu
olumsuz koşullar karşısında gelir düzeyi yüksek
olan ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede
bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler,
doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle insanlarda
zehirli etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi
ve tüketmeyi tercih etmişlerdir. Bu amaçla yeni
bir üretim tarzı olarak “Ekolojik” veya “Organik
Tarım” ortaya çıkmıştır.
Organik sebzecilik konvansiyonel örtü altı
sebzeciliğin yanında alternatif üretim şekli olarak
ortaya çıkan bir yöntemdir. Organik ürünler,
dünya ve Türkiye için yeni bir pazar olması
nedeniyle
konu
üzerinde
araştırılmaların
yapılması, üreticilerin daha verimli ve etkili
çalışabilmelerine yardımcı olacaktır. Organik
üretim, tamamen kontrollü bir üretim şeklidir. Bu
nedenle her aşaması yetkilendirilmiş sertifikasyon
kurumu tarafından kayıt altına alınmaktadır.
Konvansiyonel üretim ise,
geleneksel veya
tarımsal üretim tekniklerinin uygulandığı bir
üretim şekli olup herhangi bir denetim ve kayıt
altına alınma gibi durum söz konusu
olmamaktadır.
Proje alanı olan Sivas ilinde Bakü Tiflis
Ceyhan Şirketi (BTC) ham petrol boru hattının
inşası
ve
toplumsal yatırım projesinin
onaylanmasından sonra, boru hat üzerinde
bulunan
topraklarda
kırsal
kalkınmanın
desteklenmesi amacıyla 2004–2011 yılları
arasında yürütülmekte olan Sivas Sürdürülebilir
Kırsal Kalkınma Projesini onaylamış ve gerekli
kaynak aktarımı yapılmıştır. BTC şirketi bu
programla boru hattının güvenliğini ve inşaattan
etkilenen
köylerde
yaşayan
hanelerin
kalkınmasını aynı zamanda boru hattının
sahiplenilmesini
sağlamayı
amaçlamıştır.
Toplumsal Yatırım Programı saha uygulayıcısı
olan SÜRKAL Derneği 2001 yılında kırsal
kalkınma
konusunda
uzmanlar
ve
akademisyenlerin bir araya gelerek kurduğu bir
sivil toplum örgütüdür. 2001 yılından bu güne
136
kadar Türkiye’de kalkınma, çevre, alan
araştırması konularında ulusal ve uluslararası
fonlar ile projeler hazırlamakta ve yürütmektedir.
SÜRKAL Derneği BTC projesi kapsamında
kapasite geliştirme, tarım ve hayvancılığın
desteklenmesi ve sosyal altyapı iyileştirmeleri
çalışmaları ile kırsal kalkınmayı sürdürülebilir
hale getirme çalışmalarını sürdürmektedir.
Araştırma alanında tarımsal üretimde ortaya
çıkan sorunların kaynağında yörenin sosyal,
iklimsel ve ekonomik yapısı olabileceği
düşüncesinden hareketle; burada araştırma
alanının bölgesel özelliklerinin verilmesi uygun
görülmüştür. Buna göre, il topraklarının
Kızılırmak havzasına giren bölümünde karasal
iklim, Yeşilırmak havzasına giren bölümünde
Karadeniz ardı iklimi, Fırat Havzası’na giren
bölümünde ise Doğu Anadolu iklimi hakimdir.
İlde kış ayları soğuk ve sert olup bol kar yağışlı,
yaz ayları ise sıcak ve kurak geçer. Yaz mevsimi
kısa süreli olup, kış ve yaz mevsimleri arasında
sıcaklık farkı büyük olduğu gibi gece ve gündüz
arasındaki fark da büyüktür.
2 848 767 hektar alana sahip Sivas il
topraklarının %43’ünü tarım, %42’sini çayırmera, %12’sini orman ve fundalık, %3’ünü de
tarım dışı alanlar oluşturmaktadır. İlde tarım
yapılan 1 216 707 hektarlık arazinin %28,49’luk
kısmını oluşturan 346 647 hektar alanda yapılan
kuru tarım V-VIII. sınıf araziler üzerinde
bulunmaktadır. Bu araziler toprak yapısı ve
topoğrafik şartlar bakımından işlemeye ve
ekonomik üretim yapmaya elverişli olmadıkları
gibi bu gibi topraklar üzerinde yapılan işlemeler
erozyonu daha da hızlandırmaktadır. Sivas ilinde
işgücünün sektörel dağılımına bakıldığında, tarım
ve hayvancılığın ilde çok büyük ekonomik
etkinliğe sahip olduğu görülmektedir. İldeki
iktisaden faal nüfusun %66,5’ini oluşturan tarım
sektöründe çalışanların %54,7’sini kadınlar,
%45,3’ünü erkekler oluşturmaktadır. Tarım
sektöründe yer alan faal nüfusun %91,6’sının
kırsal kesimde yaşadığı dikkati çekmektedir.
İlde bitkisel üretim olarak akla ilk olarak
tarla ürünleri gelmektedir. Tarla ürünleri
içerisinde hububat ilk sırada yer alırken, endüstri
bitkileri ve yem bitkileri de tarla ürünleri
içerisinde önemli bir yere sahiptir. İlde yıllık
H.KIZILASLAN, L.TANER
yağış toplamın az ve mevsimlere göre dengesiz
dağılması kuru tarım sistemine sebep olmaktadır.
Bu nedenle, hububat üretiminde nadas yoğun bir
şekilde uygulanmaktadır.
İlde hüküm süren sert iklim koşulları
sebebiyle sebze ve meyve üretimi fazla
gelişememiş ve bu nedenle öz tüketime yönelik,
daha çok ek gelir getirici olarak yapılmaktadır.
Ancak, sert iklim koşullarına uygun vişne, elma,
armut ve dut üretimi yapılmaktadır.
İl tarım alanlarının %0,14 gibi oldukça
küçük bir bölümünde gerçekleştirilen sebze
üreticiliğinin gelişmesini engelleyen en büyük
etken sert iklim koşullarıdır. Ek gelir ya da kendi
öz tüketimini karşılamaya yönelik olarak sebze
yetiştiriciliğinde daha çok yaprağı ve meyvesi
yenen sebzelerden lahana, domates, biber, karpuz,
kavun, hıyar, kabak ve fasulye üretimi
yapılmaktadır.
Sivas ilinde hayvancılığın ve hububat
üretiminin yanı sıra ek bir gelir kaynağı ya da
ailelerin kendi tüketimlerine yönelik olarak
yapılan meyvecilik fazla gelişmiş değildir. Ancak
son yıllarda uygulanan meyveciliği geliştirme
çalışmaları neticesinde bu konuda belirgin bir
artış görülmektedir.
Sivas ilinde örtü altı tarım diğer bir ifade ile
seracılık daha yeni yeni gelişmeye başlamaktadır.
2000 ve 2001 yıllarında sadece 5 ilçede 59
hane/işletme tarafından 13,3 dekarlık alanda örtü
altı tarımı yapılmaktayken, 2002 yılında ise
seracılık yapan ilçe sayısı 11’e, işletme sayısı 185
ve alan miktarı da 57 dekara çıkmıştır. 2004 yılı
itibariyle ise 2000 yılına oranla artarak işletme
sayısı 210’a çıkmasına rağmen, örtü altı tarım
için kullanılan alan miktarında herhangi bir
değişiklik olmayıp 57 dekarda kalmıştır. Çünkü
Sivas’ta iklim sera tarımı için kısıtlayıcı bir
faktördür. Seralarda yetiştirilen ürünler bazında
en geniş alan kapsayan ve en fazla ürün alınan
sebzeler domates ve hıyardır. Bu sebzeleri
göbekli ve kıvırcık marul, biber, patlıcan, sakız
kabağı, ıspanak, nane, maydanoz ve yeşil soğan
izlemektedir.
Bu çalışmada, Sivas ili Ulaş ilçesindeki
köylerde BTC Toplumsal Yatırım Programı
kapsamında 2004 yılında başlatılmış olan Sivas
Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesiyle
bölgede alternatif gelir kaynağı oluşturabileceği
düşünerek başlatılan organik ve konvansiyonel
örtü altı tarım beş yıllık bir süreç sonunda
değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin başlangıcından
itibaren üreticilere düzenli olarak eğitimler
verilmiştir. Proje kapsamındaki yer alan organik
ve konvansiyonel sebze üretimi yapan üreticilerle
anket çalışması yapılarak araştırma verileri
toplanmıştır.
Araştırmada,
organik
ve
konvansiyonel örtü altı tarımı yapan üreticilerin
bu konuda ne kadar bilgili olduğu, teknik
bilgilerini nerelerden aldığı, teknoloji kullanım
düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca,
devam etmekte olan BTC projesinin üreticiler
üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkileri de tespit
edilmiştir.
2.Materyal ve Yöntem
Çalışmanın ana materyalini Sivas ili Ulaş
ilçesine bağlı 4 farklı köyde toplam 30 üreticiden
Mart-Mayıs 2009 tarihleri arasında anket yolu ile
elde edilen orijinal veriler oluşturmaktadır. Bu
çalışmada organik tarım sertifikasına sahip ve
BTC-SÜRKAL projesi kapsamında yer alan 2
köydeki bütün organik örtü altı sebze
üreticilerinin tamamı (15 üretici) ve proje
kapsamındaki konvansiyonel örtü altı üretim
yapan diğer 2 köydeki 15 üretici ile
görüşülmüştür.
Anketlerin
yanıtlanmasında
üreticiler ile yüz yüze görüşme yöntemi
uygulanmış ve üreticilerin soruları en doğru
şekilde anlaması ve cevaplandırması sağlanmıştır.
Anketlere cevap veren üreticiler, çiftçi kayıt
sistemine göre arazi sahibi durumundaki
çiftçilerdir. Anketlerin değerlendirilmesi SPSS
17 istatistik paket programı ile gerçekleştirilmiş
olup, bütün sorulara ait yanıtlar yüzde ve frekans
değerlerine göre incelenmiştir.
3. Araştırma Bulguları ve Tartışma
3.1. Üreticilerin Yaş ve Eğitim Durumlarına
Göre Dağılımı
Organik örtü altı sebzecilik ile
uğraşanların %20’si 17-35 yaş, %40’ı 36-45 yaş,
%33’ü 46-55 yaş ve %7’si 56 yaşın üstündedir.
Konvansiyonel
örtü
altı
sebzecilik
ile
uğraşanların ise %13’ü 36-45 yaş, %40’ı 46-55
yaş aralığında ve %47’si ise 56 yaş ve
137
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas
İli Ulaş İlçesi Örneği)
üzerindedir. Genelde ise, 17-35 yaş aralığında
%10, 36-45 yaş aralığında %27, 46-55 yaş
aralığında %37 ve 56 ve üstü yaşta %26 kişi
bulunmaktadır.
Organik örtü altı sebzecilik ile uğraşanların
büyük bir kısmı olan %67 ve ilkokul mezunu iken
konvansiyonel örtü altı sebzecilik yapanların da
büyük bir kısmı %53 ilköğretim mezunudur.
Konvansiyonel
örtü
altı
sebzecilik
ile
uğraşanların %33’ü okuryazar değil iken,
yüksekokul mezunu bir kişi bulunmaktadır.
İşletmeler ortalaması ise, %60 ilkokul
mezunudur.
3.2. Üretim Alanı ve Verim Düzeyi
İncelenen işletmelerin sebze alanlarına
ayırdıkları arazi genişlikleri Çizelge 1’de
verilmiştir.
Organik sebze üreticilerinin büyük bir
kısmını oluşturan 11 üretici (yaklaşık %73) 80100 m2’de üretim yaptığını belirtirken, yaklaşık
%27’si ise 100-250 m2’de üretim yaptığını
belirtmiştir. Konvansiyonel sebze üretiminde ise,
yaklaşık %53’ü 100 m2’den daha az alanda
üretim yapmaktadır. Toplamda da yaklaşık
%63’ü 100 m2’den az alanda üretim yaptıkları
belirlenmiştir.
Çizelge 1. İncelenen işletmelerde sebze üretim genişliği (m2)
Üretim Alanı
Organik Örtü Altı Sebze
Frekans
2
%
13,34
76-100 m2
9
101-150 m2
Konvansiyonel Örtü altı Sebze
Frekans
%
Toplam
Frekans
%
2
13,34
4
13,34
60,00
6
40,00
15
50,00
1
6,66
2
13,33
3
10,00
151-250 m2
3
20,00
3
20,00
6
20,00
251 m2 +
-
-
2
13,33
2
6,66
15
100
15
100
30
100
0-75 m2
Toplam
Üreticilerin üretim alanından elde ettiği
verimler Çizelge 2’de incelenmiştir.
Organik
sebze
üreticilerinin
üretim
alanlarında ağırlıklı olarak hıyar, domates üretimi
yapılmaktadır. Fide başına verim her iki çeşitte
birbirine yakın değerlerde olmaktadır. Örtü altı
sebze yetiştiriciliğinde Antalya bölgesi ortalaması
domateste metrekarede 15 kg, hıyarda
metrekarede 13 kg civarındadır. Organik sebze
üreticilerinden %70’i 1000-1200 kg ürün aldığını
belirtirken, 1 üretici 1,300 kg üzeri ürün elde
ettiğini belirtmiştir. 3 üretici ise 800 kg ve daha
az ürün elde etmektedir. Konvansiyonel
sebzecilikte ise %30’u 800 kg, %60’ı 800-1200
kg ve %10’u ise 1300 kg ürün alındığı
belirtilmiştir.
Bölgede
gerçekleştirilen
denemelerde fide başına ortalama hıyar 4 kg ve
domateste 5 kg verim alınmıştır. Bu çalışmada
yer alan üreticilerin %70’i 100 metre karelik
alanlarda üretim yapmakta olup metre kareye 3
fide dikilmiştir. Buna göre,
elde edilecek
138
maksimum verim metre kare başına 15 kg
olmaktadır. Bölgede, yeni bir faaliyet olan
organik örtü altı sebzecilikte üreticilerin büyük
kısmının 1000-1500 kg arasında verim aldıklarını
belirtmeleri olumlu bir gelişme olarak
görülmektedir. Buradan hareketle 2009 yılında
domates ve hıyarda satış fiyatının ortalama 1 TL
olarak gerçekleştiği göz önüne alındığında,
üreticilerin 3-4 aylık bir süre içinde 800-1200 TL
arasında net gelir elde ettiği görülmüştür.
Çalışmada organik ve konvansiyonel
sebzecilik ile uğraşanların BTC- Sürkal Projesi
başlamadan önce aile tüketimine ve/veya pazara
yönelik sebze yetiştirme durumu incelenmiştir.
Yapılan ankette organik ürün yetiştiricilerinin
%60’ı BTC- Sürkal Projesi başlamadan önce aile
tüketimine ve/veya pazara yönelik bir sebze
yetiştiriciliği yaptığını, %40’ı ise yapmadığını
belirtmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebze
yetiştiricilerinin %80’ni ise hane tüketimine
yönelik yetiştiricilik yaptığını belirtmiştir.
H.KIZILASLAN, L.TANER
Çizelge 2. Sebzecilikte alınan verimler (kg)
Alınan Verim
Domates
Organik Örtü Altı Sebze
Frekans
3
%
20,00
801-1200 kg
11
1301-1700 kg
Konvansiyonel Örtü Altı Sebze
6
40,00
9
%
30,00
73,33
7
46,66
18
60,00
1
6,67
2
13,34
3
10,00
15
100
15
100
30
100
4
%
26,67
801-1200 kg
10
1301-1700 kg
Toplam
1
15
0-800 kg
Toplam
Hıyar
0-800 kg
Frekans
Frekans
%
Toplam
Frekans
Frekans
5
33,33
9
%
30,00
66,66
9
60,00
19
63,33
6,67
1
6,67
2
6,67
100
15
100
30
100
Toplamda 30 kişiden 18’i daha öncesinde örtü altı
sebze üretim yapmaktadır. Katılımcıların tamamı
gelecekte organik tarım ve seracılıkla ilgili
mevcut teknik bilgilerini geliştirme ihtiyacı
olacağını ifade etmiştir.
3.3. Girdi Temini
Organik örtü altı sebze üreticileri girdi
temini bakımından en önemli sorun olarak (%70)
tohumun
bölgeden
temin
edilemediğini
belirtmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebzecileri
ise en yüksek oranda tohum, fide-ve organik ilacı
temin edemediğini belirtmiştir. Damla sulama
sistemi her iki tarımda da yüksek oranda
bölgeden elde edilebilmektedir. Organik örtü altı
üreticilerin % 60’ı organik ilacı bölgeden temin
edemediğini, konvansiyonel örtü altı sebze
yetiştiricilerin de % 47’ si bu sorunu belirtmiştir.
SÜRKAL Derneği 2010 yılı itibari ile verdiği
desteklerini azaltmakta olup, üreticilerin girdi
teminine yönelik olarak ilgili kişi ve kuruluşlara
yönlendirme ve iletişimlerini sağlamaktadır.
Organik örtü altı tarımda sulama sistemi
üretilen ürünün cinsine, toprağın yapısına ve
iklime göre değişiklikler göstermekle beraber yaz
döneminde Sivas ilinde sulama ihtiyaçları diğer
yörelere göre daha az olmaktadır. Organik örtü
altı tarımcıların tamamı damla sulama yaparken,
konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerinin
%47’si damla sulama, %53’ü ise salma sulama ile
üretim yapmaktadır. Toplamda 30 üreticiden
%73’ü damla sulama sistemine sahip iken, kalan
%
Frekans
%27’si de salma sulama sistemi ile sulama
yapmaktadır.
Su paylaşımı konusunda, organik örtü altı
sebzecilerin %20’si sorunların arttığını, %53’ü
değişmediğini ve %27’si sorunların azaldığını
ifade etmiştir. Sorunların artışında damla sulama
sistemi kullanılmamasından dolayı oluşan fazla
su kullanımı etkili olmuştur. Konvansiyonel örtü
altı sebze yetiştiricilerin %47’si sorunlarının
arttığını belirtmiştir. Toplamda %43’ü bir
değişiklik olmadığını belirtmiştir. Ayrıca
toplamda %24’lük bir kısım ise su paylaşımına ait
sorunlarının azaldığını ifade etmiştir.
Organik sebze üreticilerinin tamamı toprağın
gübre
gibi
kimyasallarla
kirleneceğine
inanmadığını belirtmiştir. Bunun nedeni zaten
bölgede kimyasal gübre ve ilaç kullanımının çok
düşük
seviyelerde
olması
gösterilmiştir.
Konvansiyonel seracılıkta ilerde toprağın gübre
gibi kimyasallarla kirleneceğini düşünen 4 üretici
varken, 9’u bu konuda fikri olmadığını
belirtmiştir. Buna karşılık 2 kişi de toprağın
kirlenmeyeceğini ifade etmişlerdir. Resmi
Gazete’de (2005) yayımlanan “Organik Tarımın
Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin”
12. Maddesinde, organik bitkisel üretimde
kullanılacak suyun sanayi ve şehir atık suları ile
drenaj sisteminden elde edilmemiş olması
gerektiği, gerekli hallerde bu türlü suyun
uygunluğu konusunda yetkilendirilmiş kuruluş
tarafından yapılacak kontrollerde karar verileceği
belirtilmektedir.
Aynı
yönetmeliğe
göre
139
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas
İli Ulaş İlçesi Örneği)
kullanılacak sulama suyunun çevre kirliliğine,
toprak yapısında bozulmaya ve erozyona yol
açmaması gerektiği vurgulanmaktadır (Anonim,
2005).
3.4. Üreticilerin Organik Tarımla İlgili Teknik
Bilgi Düzeyi
Organik sebze üretimi yapan üreticiler örtü
seralarında
domates
ve
hıyar
üretimi
yapmaktadır.
Üreticilerin
organik
sebze
yetiştiriciliği yapmaktaki amaçları arasında daha
sağlıklı ürünler tüketmek isteği (%66) başta
gelmektedir. Bunun dışında, %13’lük kısım
bölgede organik tarım bilinci oluşturmak,
%13’lük kısım ise gelir elde etmek amacıyla
organik sebzecilik yaptıklarını belirtmişlerdir.
Nitekim hane içi tüketim fazlası olan sebzelerin
büyük bir kısmının bölgede ticarete konu olduğu
bilinmektedir.
Organik sebze yetiştiricilerine gelecek
dönemlerde organik sebzecilik ile ilgili mevcut
teknik üretim bilgilerini geliştirmeye ihtiyaç
duyup duymadıkları sorulmuş, üreticilerin
tamamı
bilgilerini
geliştirmeye
ihtiyaç
duyduklarını
belirtmişlerdir.
Üreticilerin
yarısından fazlasının (%71) organik sebzecilik ile
ilgili bilgilerini orta veya düşük seviyeli olarak
tanımlamışlardır.
Buna
göre
üreticilerin
tamamının kendilerini geliştirmek istemesi bu
konudaki bilgi eksikliğinin farkında olunduğunu
göstermektedir. Söz konusu bulgular Merdan’ın
(2007) Gümüşhane ili ve bu ildeki organik tarım
bilgi düzeyine ilişkin bulguları ile örtüşmektedir.
Organik tarıma elverişli bölgelerde üretici
bilincini geliştirmek ve organik tarımın
uygulanması için gerekli teknik bilgileri
aktarmakla ilgili kamu kuruluşlarına önemli
sorumluluk
düşmektedir.
Organik
tarım
konusunda bilgisi ve bilinci geliştiren üreticiler
eğitimi
verime
dönüştürebileceklerdir.
Araştırmaya katılan üreticilerin %73’ü daha önce
organik sebzecilik üzerine herhangi bir eğitim
almadıkları, geriye kalan %27’lik kısmı ise önce
organik sebzecilikle ilgili eğitim aldıklarını
belirtmişlerdir. Bu sonuçlar Gümüşhane’deki
kırsal kesimde tarım ve organik tarım ile
uğraşanların bu konudaki eğitim düzeyine ilişkin
bulgularla örtüşmektedir (Merdan, 2007).
140
Gümüşhane’de de kamu kurumlarının çabalarına
karşın organik tarım eğitimi alabilen üretici oranı
düşük seviyelerde kalmıştır.
Ayrıca
üreticilerin
tarım
ilaçlarının
zararlarının
farkında
olup
olmadıkları
incelenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara
göre üreticilerin %87’si daha önceden tarım
ilaçlarının zararlı olduğunun farkında olduğunu,
%13’ü ise bu zararların farkında olmadıklarını
belirtmişlerdir. Bu noktada üreticilere aldıkları
organik tarım eğitimleri ile birlikte tarım ilaçları
konusunda bilgi sahibi olup olmadıkları
sorulmuştur. Katılımcıların tamamı tarım ilaçları
hakkında bilgi sahibi olduklarını belirtmişlerdir.
Sonuçlar genel olarak Türkiye’deki organik
tarımın durumu ile örtüşmektedir. (Altındişli,
2002). Sonuçlar üreticilerin organik tarımla
miktar artışının değil aynı zamanda ürün
kalitesinin de yükselmesinin amaçladığının
bilincinde olduğunu göstermektedir.
3.5. Gelirin Kullanımı Şekli
Çalışmada, katılımcıların büyük bir kısmı
(%93) organik sebzeciliğin hanelerine ek gelir
sağladığını belirtmişlerdir. Konvansiyonel örtü
altı sebze yetiştiricilerinde ise bu oran %87 olarak
belirtilmiştir. Organik örtü altı sebzeciliğinden
elde edilen gelirin %50’sinin üretime daha çok
emek katkısı yapan kadınlar tarafından
kullanıldığı, %36’sınında erkekler tarafından
kullandığı belirlenmiştir. Gelirin hem erkek hem
de kadın tarafından kullanılması ise %14
oranındadır. Konvansiyonel üretimde ise bu
oranlar kadınlar % 26, erkekler % 27 ve % 47
hem erkek hem kadınlar birlikte kullandığı
belirlenmiştir. Toplamda ise,
kadının geliri
kullanma oranı daha yüksek (%38) çıkmıştır.
Demirci ve ark.’nın (2002) yaptıkları bir
çalışmada, belli bölgelerde ve belli tarımsal
ürünlerde organik ve geleneksel ürün verimi
açısından fazla bir farklılık bulunmamasına
rağmen organik tarımdan elde edilen gelirin
konvansiyonel ürünlere göre daha yüksektir
olduğu belirlenmiştir.
3.6. Ürünlerin Pazarlama Durumu ve Şekli
Organik örtü altı sebze üreticilerinin %59’u
ürünlerini ilçe pazarlarında sattığını belirtirken,
H.KIZILASLAN, L.TANER
%17’sini köyde satmaktadır. Ürünlerin geriye
kalan kısmı ise hane içinde tüketilmektedir.
Konvansiyonel örtü altı sebze üretimi yapanların
ise %54’ü ilçe merkezinde satış yaptığını, %33’ü
hane içinde tükettiğini ve kalan %13’ü de köyde
sattığını belirtmiştir. Organik ürünlerin iç pazarda
değerlendirilmesi, doğrudan üreticiden tüketiciye
veya belirli bir pazarlama ağı ile üreticiden
süpermarketler vasıtasıyla tüketiciye olmaktadır
(Anonim, 2008). Araştırma bölgesinde ise
dağıtımın daha çok ilçe merkezinde kurulan pazar
üzerinden yapıldığı, bir kısmının da köyde
satıldığı ve ürünün bir kısmının da hane halkı
tarafından tüketildiği gözlemlenmiştir. Araştırma
bölgesinde kurulmuş olan Ulaş Kalkınma Derneği
üreticilerin pazarlama sorununu çözmek için
faaliyet göstermektedir. Dağıtım ve daha büyük
pazarlara ulaşmadaki sorunların çözülmesi ile
ilçedeki organik tarım bilincini artacak ve bu
tarımla uğraşan halkın refahını olumlu
etkileyebilecektir.
Organik
ürünlerin
pazarlanmasında ürünlerin vaktinde ve uygun
koşullarda dağıtım kanallarına ulaştırılması çok
önemlidir. Organik ürün tüketen tüketicileri bu
ürünleri genel olarak sağlıklı oldukları için tercih
ettiklerinden ürünlerinde üretimden sonra kısa
zamanda müşteriye ulaştırılması gerekmektedir.
Bunun en kolay yolu etkin bir dağıtım ağı
kurmaktan geçer (Çağdaş, 2003). Pazarlama ile
ilgili sonuçlar organik ürünlerin ya köyde ya da
toplayıcı tüccar üzerinden pazarlandığını ortaya
koyan Erkoyuncu’nun (2008) bulguları ile
örtüşmektedir.
Organik örtü altı sebze üreticilerinin büyük
bir kısmı (%79) organik ve konvansiyonel sebze
pazarlaması
arasında
fark
olduğunu
belirtmişlerdir. Üreticiler ile yapılan görüşmeler
ve gerekse pazar araştırmaları organik sebze satış
fiyatının konvansiyonel sebze satış fiyatlarına
göre en az % 30 daha yüksek olduğunu ortaya
koymaktadır. Satış fiyatının yüksek olması
organik örtü altı sebze üreticilerini konvansiyonel
üreticilere göre avantajlı duruma getirmektedir.
3.7. Üretimdeki İşbölümü
Çalışmanın bu bölümünde hanedeki
kadınlarının iş yükünü ne derecede üstlendiği ve
kadınlarla erkeklerin işbölümü oranları ile
organik ve konvansiyonel örtü altı sebzeciliğinin
beslenme alışkanlıklarına etkisine ilişkin sonuçlar
irdelenmiştir. Bölgede üretim işlerinin çoğunun
erkekler tarafından yapıldığı şeklindeki görüşün
aksine hane içindeki tüm bireylerin işbölümü
yaparak birlikte çalışıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Aynı zamanda üretim tekniğinin ve yenilikçi
yöntemlerin üreticiler arasında tartışılması
faaliyetin bölgede sosyal ve kültürel anlamda bir
değişime neden olduğu ortaya çıkmıştır.
Üreticilerin büyük çoğunluğunu (%80) organik
örtü altı sebze yetiştiriciliğinin hanedeki
kadınların geleneksel yöntemlere göre iş yükünü
azalttığını ifade etmiştir. Herhangi bir değişiklik
olmadığını belirten üretici oranı %13 ve %7
oranındaki üretici ise bu konuda artış olmadığını
söylemiştir. Genel olarak organik örtü altı ve
konvansiyonel örtü altı sebzeciliğin kadınların iş
yükünü azalttığı yönündeki görüş ağırlıktadır.
Almanya gibi gelişmiş ülkelerdeki tarım ürünleri
üreticilerinin
sosyo-ekonomik
durumları
tüketicilerin
satın
alma
kararlarını
etkileyebilmektedir. Yani üretimin kadınlar
tarafından yapıldığının belirtilmesinin alıcı kitle
üzerinde olumlu bir etki oluşturabilir (Gökçe,
2007).
Organik sebzecilikteki 10 farklı işin kimler
tarafından üstlenildiği belirlenerek üretimde
kimin etkin olduğu ortaya konulmuştur. Buna
göre, organik örtü altı sebze yetiştiriciliğinde
toprak hazırlığını büyük oranda (%53) kadın ve
erkek birlikte üstlenirken, %20 oranında sadece
erkekler ve %13 oranında ise sadece kadınlar
üstlenmektedir. Fide yetiştirmede ise %60
oranında kadın ve erkek bir arada çalışmaktadır.
Dikimde de %40 oranında kadın-erkek birlikte işi
üstlenmektedir. Ayrıca %27 kadın, %27 hepsi ve
%7 çocuk üstlendiği yanıtı belirtmişlerdir.
Sulamada yine kadın ve erkek %33, sadece
kadın %33 ve %20 hepsi yanıtı alınmıştır.
Gübrelemede %43 oranında kadın ve erkek,
%20’si hepsi, %10’u erkek ve %20’si kadın ve
kalan %7’si de çocuk yanıtını vermiştir.
Çapalamada %47 oranında kadınlar işi
yüklenirken, sadece erkek ve sadece kadın %13,
%20 hepsi işi yüklenmektedir cevabı alınmıştır.
141
Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas
İli Ulaş İlçesi Örneği)
Budamada %40 kadınlar işi üstlenirken;
kalanlardan %33’ü erkeklerin, %13’ü kadın ve
erkeklerin, %7’si çocukların ve %13’ü hepsinin
üstlendiğini şeklindedir.
Hastalıklarla mücadelelerde erkekler %53
oranında işi üstlenirken, kadınlar %13 oranında
ve %13 oranında ise hepsinin üstlendiği
belirtilmiştir. Hasat ise %40 oranında kadın ve
erkeğin beraber, %20 oranında kadının, %27
oranında ise hepsinin üstlendiği bir iş olarak elde
gözükmektedir. Pazarlamadaki işlerin %60’ını
erkekler iş üstlenirken geriye kalan pazarlama
işlerini de kadın ve çocuklar yapmaktadır.
Konvansiyonel
örtü
altı
sebze
yetiştiriciliğinde ise, toprak hazırlığını %47
oranında erkek üstlenirken, %13 oranında erkekkadın birlikte ve %20 oranında ise sadece
kadınlar üstlenmektedir. Fide yetiştirmede ise
%33 oranında sadece kadın, %13 oranında hem
kadın hem erkek ve %13 oranında ise sadece
erkek işi yapmaktadır. Dikimde de %33 oranında
kadın-erkek işi birlikte üstlenmektedir. Ayrıca
%33 sadece kadın, %27 sadece erkek ve %7
oranında ailedeki tüm bireylerin işleri üstlendiği
cevabı alınmıştır. Sulamada yine kadın ve erkek
birlikte %53, sadece kadın %27 ve %13 sadece
erkekler yanıtı verilmiştir. Gübrelemede %47
erkek ve kadın beraber, %27 kadın ve %13’ü
erkekler şeklindedir. Çapalamada %47 oranında
kadınlar ve erkekler işleri beraber yüklenirken,
%27 kadın, %13 erkek ve %7 kadın ve çocuklar
birlikte işi yüklenmektedir. Budamada %50
oranında kadın ve erkekler işi üstlenirken;
kadınlar %29, erkekler %14 ve %7 oranında da
kadın ve çocuklar işleri üstlenmiştir. Hastalıklarla
mücadelelerde %40 oranında erkekler işi
üstlenirken, %27 oranında kadınlar ve %20
oranında ise kadın ve erkekler birlikte işleri
üstlendiğini belirtilmiştir. Hasat ise %53 oranında
kadın ve erkeğin, %27 oranında kadınlar, %13
oranında ise sadece erkeklerin üstlendiği bir iş
olarak görülmektedir. Pazarlamada işlerini %40
sadece erkek, %40 sadece kadın işi üstlenirken
işlerin %20’sinde hem kadın hem de erkekler
üstlenmektedir.
3.8. Kurumsallaşma Etkileri
142
SÜRKAL
projesinin
organik
ve
konvansiyonel örtü altı üreticilerinin üretimle
ilgili olarak aldıkları eğitimler sonucunda organik
tarımla
uğraşanların
%93’ü,
seracılıkla
uğraşanların da %67’si derneğin desteği olmadan
sorunlarını
çözebildikleri
belirlenmiştir.
Toplamda da %80’ni kendisinin sorunlarını
çözebildiğini belirtmiştir. Geriye kalan üreticileri
ise üretimle ilgili sorunlarını çözmede SÜRKAL
derneğinden yardım almaktadır. Organik sebze
üreticilerinin
tamamı
dernekten
aldıkları
eğitimleri başkalarına da aktaracağını belirtmiştir.
Konvansiyonel sebze üreticilerinin %73’ü de
aldığı eğitimleri başkalarına da aktarabileceğini
belirtmiştir.
Organik
ve
konvansiyonel
sebzecilikte de derneğin desteği olmadan girdi ve
pazarlama konularında işlerin yapılabileceği ifade
edilmiştir. Bu durum göstermektedir ki, proje
kapsamında yapılan eğitim ve yayım çalışmaları
üretimin geliştirilmesinde önemli bir katkı
sağlamıştır. Üreticilerin büyük bir çoğunluğu
(%70) aldığı eğitimler ve desteklerin sonucunda
başkalarının benzer sorunlarını çözmede başarılı
olacağını düşünmektedir. Organik örtü altı
sebzeciliğinde %40 oranında diğer üreticilerle
dayanışma olduğu belirtilirken, %40’da da hem
rekabet hem de dayanışmanın varlığı ifade
edilmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebzecilikte
ise %53 oranda rekabet, %40’ında ise dayanışma
olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin tamamında
dayanışma eğilimlerinin %40 gibi yüksek bir
oranda olması daha önce olmayan işbirliği
eğilimlerinin arttığını ortaya koymaktadır.
3.9. Üretici Sorunları
Organik
ve
konvansiyonel
sebze
üretiminde en önemli iki sorun olarak satış ve
pazarlama ile hastalık ve zararla mücadele olarak
belirlenmiştir (Çizelge 3.) Diğer sorunlar arasında
tohum ve fide teminindeki zorluklar, çapa ve
ilaçlama zorlukları ile diğer girdi teminine
yönelik zorluklar ifade edilmiştir.
Konvansiyonel örtü altı sebze üreticilerinin
büyük bir çoğunluğunu (%80) seracılığın
gelecekte
bölgede
yaygınlaşacağını
düşünmektedir. Daha önce bölgede bilinmeyen
konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiriciliği,
H.KIZILASLAN, L.TANER
Çizelge 3. Organik ve konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiriciliğinde karşılaşılan sorunlar
Karşılaşılan Sorunlar
Organik Örtü Altı Sebze
Satış ve pazarlama
Frekans
8
%
53,33
Hastalık ve zararla mücadele
5
Tohum ve fide bulmada zorluk
Konvansiyonel Örtü Altı Sebze
5
33,33
Frekans
13
%
43,33
33,33
4
26,67
9
30,00
2
13,33
2
13,33
4
13,33
Çapalama, ilaçlama
1
6,67
3
20,00
4
13,33
Naylon bulabilme
-
-
2
13,33
2
6,67
Su sorunu
3
20,00
2
13,33
5
16,67
yapılan eğitim ve yayım hizmetleri sonucunda
bölgede tanınmış ve yaygınlaşma sürecine
girmiştir. Çevre köy ve haneler tarafından da
benimsenmiş olan bu üretim şekli önümüzdeki
yıllarda da bu bölgede önemli bir alternatif gelir
kaynağı olarak yer alacaktır.
4. Sonuç
Bu çalışmada, tarımsal eğitim ve yayım
faaliyetlerinden organik sebzecilik eğitimlerinin
üreticilerin bilgi ve farkındalıklarını geliştirici
etki yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Kamu desteği
ile sağlanacak yaygınlaştırılmış eğitim faaliyetleri
sayesinde organik tarım etkinliği artacaktır.
Bunun sonucunda üreticilerin birim kazançları
artarken, ülkede organik tarım ürünlerinin
tüketimi yaygınlaşacak ve bu durum toplumun
genel refah düzeyine birçok açıdan olumlu katkı
yapacaktır.
Üreticilerin her ne kadar organik örtü altı
sebzecilik konusunda sağlıklı beslenme olarak bir
algıları olsa da örneğin kimyasalların toprağı
kirlettiği konusunda bilgileri eksiktir. Düzenli
yapılacak eğitimlerle bu tür bilgi eksikliklerinin
giderilmesi önemlidir. Ayrıca satış ve pazar
bulmada üreticilerin desteklenmesi ve yol
gösterilmesi de en önemli konulardan biridir.
Benzer bir biçimde zararlılarla mücadelede de
özellikle organik tarımda bazı sorunlar
yaşanmaktadır. Bu konuda sürekli destek
alınabilecek bilgi ofisleri açılması ve konu
uzmanı teknik elemanların bu yerel ofislerde
istihdam edilmesi yararlı olacaktır.
Frekans
%
Toplam
Kaynaklar
Anonim, 2004. Organik tarım. Çiftçi eğitim serisi 1, Tarım
ve Köy İşleri Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Anonim, 2005. Resmi Gazete, Organik Tarımın Esasları ve
Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, 10.06.2005
Tarih, Sayı: 25841.
Anonim,2008.Avrupa Birliğinde Organik Tarım, Ülkemizde
Organik Tarım. http://diabk.tarim.gov.tr/Organik
Tarım.mht (04.01.2010)
Anonim, 2010. Organik Tarımın Türkiye’deki Yeri.
www.genbilim.com/content/view/4342/
(03.02.2010).
Altındişli, A., 2002. “Türkiye’de Ekolojik (Organik,
Biyolojik)
Tarım”,
Organik
Tarım,
Emre
Basımevi,İzmir.
Çağdaş, E. 2003. Türkiye’de Ekolojik Tarım Ürünlerinin
Pazarlanması ve Rapunzel Ltd. Şti.’de Yapılan
Uygulama. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi.
Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
Eskişehir.
Demirci, R., Erkuş, A., Tanrıvermiş, H.,Gündoğmuş, E.,
Parıltı, N.ve Özüdoğru, H. 2002. Türkiye’de ekolojik
tarım ürünleri üretiminin ekonomik yönü ve
geleceği:Ön araştırma sonuçlarının tartışılması.
Türkiye V. Tarım Ekonomisi Kongresi.18-22 Eylül
2002.
Erkoyuncu, C., 2008. Ankara İli Beypazarı İlçesinde
Organik ve Geleneksel Olarak Yapılan Domates
Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Ekonomik Analizi,
Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım
Ekonomisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi,
Ankara.
Gökçe, H., 2007. İzmir’de Ekolojik Tarımsal Ürünler
Yetiştiriciliği ve Bu Ürünlerin Hedef Pazar Olarak
Almanya’da Pazarlanması Üzerine Bir Araştırma.
Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme
Anabilim Dalı Pazarlama Yüksek Lisans Tezi, İzmir.
Merdan, K., 2007. Gümüşhane’nin Ekonomik Yapısı ve
Organik Tarım (Yüksek lisans
tezi) Atatürk
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat
Anabilim Dalı, Erzurum.
143
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 145-152
Atlarda Don (Vücut Rengi)
Orhan YILMAZ1
2
Mehmet ERTUĞRUL2
Iğdır Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Iğdır
Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Ankara
Özet: Bu çalışmada atlarda çeşitli donları incelenmiştir. Atın vücut rengine Türkçede don adı verilir. Don,
sadece atseverler ve yetiştiricileri için değil, aynı zamanda bilim insanları için de her zaman bir çekim
kaynağı olmuştur. Don, bir atı tanımlamada en önemli faktörlerden birisidir. Bir atın performansı ile hiç
alakalı olmamasına karşın; bir atın don rengi, o atın beğenilmesinde en önemli faktör olabilir. Diğer bütün
özellikleri aynı olsa bile, atseverler genellikle bir atı rengi dolayısı ile seçme eğilimdedir. Atların kullanım
amacından daha çok estetik görünümleri nedeni ile seçilmelerinden dolayı at donlarının tanımlanması ve
kalıtımına olan ilgi büyüktür. Bu derleme bu nedenle hazırlanmıştır.
Anahtar kelimeler: At, don kalıtımı, fenotipik özellik, melanin, gen.
Coat Colour in Horses
Abstract: In this review various kinds of coat colour of horse were studied. Horse coat colour is called as
don in Turkish. Don has always been a topic of interest not only to owners and breeders but also to scientist.
Don is one of the first main factors of determining a horse. Horse coat colour can be primary factor to
possess a horse by horse owners or breeders, although coat colour of horses has little to do its performance.
All other things being equal, most horse fancier would naturally tend to choose a horse of a colour that
attracts to them. When more and more horses are valued for primarily aesthetic rather than utilitarian aim,
there is a great deal of interest in defining and breeding for colour. Hence this review was prepared.
Key words: Horse, coat colour inheritance, phenotypic trait, melanin, gene.
1.Giriş
Atın evcilleştirilme kökeni olarak çeşitli
görüşler bulunmakla birlikte (Levine, 2005), at
büyük olasılıkla Orta Asya’da Türkler
tarafından evcilleştirilmiştir (Düzgüneş, 1946;
Wilson, 1999). 64 kromozoma sahip at (Blazak,
1975; Bennettand and Hoffman, 1999), Türk
tarihinde büyük rol oynamıştır (Said, 1940;
Batu, 1962; Aral, 1974; Sönmez, 1975; Güleç
2006). Kafesoğlu, Göktürkler zamanında 11
ayrı at ırkının yetiştirildiğini bildirmektedir
(Sertkaya,
1995).
Anadolu’nun
bazı
bölgelerinde öküz ve mandaya nazaran daha
fazla yem tüketen bir hayvan olarak görüldüğü
için, bazen “ayaklı değirmen” olarak da anıldığı
olmuştur (Oğuz, 1994). Halbuki uygun ekipman
ve koşum takımları ile at diğer çeki
hayvanlarına nazaran, çok daha fazla enerji
sağlayarak, insana faydalı bir hizmet verebilir
(Hobbs, 2000). 2.6 milyon insanın yaşadığı
Moğolistan’da halkın % 42’si geleneksel olarak
göçebe hayatı yaşamaktadır ve her ailede birden
fazla, bazen onlarca at bulunur (Findlay, 2005).
Yurdumuzda at sayısı geçtiğimiz yüzyıl içinde
dramatik bir şekilde azalmıştır. 1928 yılında
491.000 olan at varlığı, 1960 yılında 1.312.000
ile en yüksek seviyesine çıkmış ise de, bu
rakam 2009 yılında 179.855 ata kadar
düşmüştür (Yarkın, 1962; Anonim, 2011).
Bir atın vücudunu örten kıl örtüsünün
görünen rengine “don” adı verilir. Don üzerinde
dar bir alanda görülen beyaz lekelere ise
“nişane” denir. Nişane alın bölgesine yerleşmiş
ise “akıtma”, bacakların alt kısmında,
toynakların üstünden itibaren çeşitli yükseklikte
yerleşmiş ise “seki” adı verilir. Alındaki
akıtma, sayılabilecek derecede birkaç kıl
tanesinden oluşabileceği gibi, kulakların
arasındaki perçemin altından uzanıp, gözlerin
arkasına kadar genişleyip, alt çeneye kadar
yerleşebilir. Seki ise, atın ayağındaki
beyazlıklara verilen isimdir. Seki, eğer toynağın
hemen üstünde ufak bir leke şeklinde beyaz bir
alanı kaplarsa buna “seki eseri”, bacakların
yarısını geçerse, buna da “çizme seki” adı
verilir (Emiroğlu ve Yüksel, 2009; Yarkın,
1962).
At bir iş hayvanıdır. At arabaya ve tarım
aletlerine koşulur, üstüne yük vurulur ve binilir;
yarıştırılır, spor yapılır, avda ve savaşta
kullanılır. Bu yüzden atın donunun, atın
performansı ile hiçbir ilgisi yoktur. Bazı at
donlarının daha fazla tutulması, bazı donların
sevilmemesinin bir bilimsel dayanağı yoktur.
145
Atlarda Don (Vücut Rengi)
Bunu doğrulayan bir araştırma sonucu da
bulunmamaktadır (Emiroğlu ve Yüksel, 2009;
Yarkın, 1962).
Orhun Abidelerinden başlayarak, eski
tarihi metinlerde at donu ile ilgili 40’dan fazla
isim bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ak, akça
(agca), al, ala, alaça, az, ak az, ala beyaz, eyaz,
boz, ak boz, temir boz, çal, çapar, çından, çil,
çilgü, egir (eygir), kara, kır, demir kır, kızgıl,
kızıl, kızılsagı, kongur, kök, kökiş, kuba, kula,
kızıl kula, kuru kula, (kara) kül levünlü, or, oy,
sarıg, sıçan tüli, sis, tıg, torug, hurmayı torı,
yagız, az yagız, kara yagız, yaşıl ve
yegren’dir.(Sağol, 1995). Kırgızların Manas
Destanında at donları ve çeşidi ile ilgili 116
deyim bulunmaktadır (Taube, 1995).
Bu derlemede, atlarda en sık görülen don
renkleri incelenmiş ve bunlar arasındaki
ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır.
2. Atlarda Renk Kalıtımı
Bütün at donları iki temel renge dayanır.
Bunlar yağız ve al donlardır. Bu iki don genetik
olarak birbirinin allelidir ve “E” harfi ile temsil
edilir. Siyah “E” donu, al “e” donuna
dominanttır. Yani iki adet siyah “E” geni “EE”
formunda bir araya gelerek, homozigot yağız
donu meydana getirir. Bir siyah “E” ile kırmızı
“e” renk geni bir genotipte bir arada
bulunduğunda
meydana
gelen
form
heterozigotdur. “E” geni, “e” genine dominant
olduğu için, heterozigot yapıdaki bu genotipte
de “EE” genotipinde olduğu gibi siyah don
meydana gelir. “Ee” genotipindeki kırmızı
rengin meydana gelmesinden sorumlu “e” geni,
resesif olduğu için herhangi bir etkide
bulunamaz ve gizlenmiş halde bekler. Eğer at
kırmızı rengi yapan bu “e” geninden iki
tanesine sahip ise, o zaman kırmızı renk kendini
gösterebilir ve atın donu al dona bürünür
(Castle,
1954;
Thiruvenkadan,
2008;
Sponenberg,
2009;
www.whitehorseproductions.com
2011,en.wikipedia.org
2011a,
www.vgl.ucdavis.edu 2011). Atta don kalıtımı
bu kadar basit olmamakla birlikte, son yıllarda
yapılan birçok çalışma ve geliştirilen bazı
teknikler sonucu (Royo ve ark., 2008; Alvarez
ve ark., 2010), doğacak tayın donu büyük
oranda belirlenebilmektedir (Thiruvenkadan,
2008; Sponenberg, 2009; Alvarez ve ark., 2010;
Householder,
2012).
Mikrosatellit
işaretleyicileri yöntemi, bu çalışmalara örnek
verilebilir (Royo ve ark., 2008; Alvarez ve ark.,
2010; Shahsavarani ve Rahimi-Mianji, 2010).
Atta donların meydana gelmesi bu kadar
basit olmamakla birlikte, sadece bir gen çifti
örnek verilerek, konu daha basite indirgenebilir.
Böylece Mendel Kanunlarına göre, kısrak ve
aygırdan gelen genler kanalı ile bir tayın
donunun şekillenmesi, Çizelge 1-5’degörüldüğü
gibi örneklenebilir.
Çizelge 1’de görüldüğü gibi, homozigot
yağız kısrak ve aygırdan gelen bütün taylar,
Mendel Kanunlarına göre, anne ve babaları gibi
homozigot yağız olarak dünyaya gelir.
Kısrak homozigot yağız, aygır homozigot
al ise, siyah donu determine eden E geni, al
donu yapan e genine dominant olduğu için,
bütün taylar heterozigot yağız donda dünyaya
gelir. Durum tersi olursa, yani kısrağın
homozigot al, aygırın homozigot yağız olması
durumunda da bir değişiklik olmaz ve bütün
taylar heterozigot yağız donda dünyaya gelir
(Çizelge 2, 3).
Çizelge 1, 2 ve 3’de, 3 farklı çiftleştirme
senaryosu örneklenmiştir. Bu 3 durumda da,
meydana gelen bütün taylar yağız dona sahip
olmuştur. Aşağıda verilecek yeni örneklerle
durum biraz daha karmaşık hale getirilebilir.
Ebeveynlerden birisinin, heterozigot
dominant gene sahip olması durumunda
Çizelge 1. Kısrak ve aygırın homozigot yağız olması durumunda tayların donu.
Homozigot Yağız Aygır (EE)
Ebeveyn
Allel
E
E
EE (Homozigot Yağız) EE (Homozigot Yağız)
E
Homozigot Yağız Kısrak (EE)
EE (Homozigot Yağız) EE (Homozigot Yağız)
E
Çizelge 2. Kısrağın homozigot yağız, aygırın homozigot al olması durumunda tayların donu.
Homozigot Al Aygır (ee)
Ebeveyn
Allel
e
e
Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız)
E
Homozigot Yağız Kısrak (EE)
Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız)
E
146
80
O.YILMAZ, M. ERTUĞRUL
Çizelge 3. Kısrağın homozigot al, aygırın homozigot yağız olması halinde tayların donu.
Homozigot Yağız Aygır (EE)
Ebeveyn
Allel
E
E
Ee (Heterozigot Yağız)
Ee (Heterozigot Yağız)
e
Homozigot Al Kısrak (ee)
Ee (Heterozigot Yağız)
Ee (Heterozigot Yağız)
e
dünyaya gelen tayların % 50’si heterozigot
yağız, % 50’si ise homozigot al dona sahiptir
(Çizelge 4). Kısrağın ve aygırın her ikisinin de
heterozigot yağız olması durumunda, en
karmaşık durum ortaya çıkar (Çizelge 5). Bu
çiftleştirme örneğinde, dünyaya gelen tayların
% 75’i yağız, % 25’i al dona sahiptir. %75
yağız dona sahip tayların % 50’si heterozigot
yağızdır. Yağız donu determine eden gen, al
donu meydana getiren gen üzerine dominant
olduğu için, % 50 heterozigot genotipe sahip
taylar da dış görünüş (fenotipik) olarak yağız
donda görünürler.
Çizelge 4. Kısrağın heterozigot yağız, aygırın homozigot al olması durumunda tayların donu.
Homozigot Al Aygır (ee)
Ebeveyn
Allel
e
e
Ee (Heterozigot Yağız)
Ee (Heterozigot Yağız)
E
Heterozigot Yağız Kısrak (Ee)
ee (Homozigot Al)
ee (Homozigot Al)
e
Çizelge 5. Kısrağın ve aygırın heterozigot yağız olması durumunda tayların donu.
Heterozigot Yağız Aygır (Ee)
Ebeveyn
Allel
E
e
EE (Homozigot Yağız)
Ee (Heterozigot Yağız)
E
Heterozigot Yağız Kısrak (Ee)
Ee (Heterozigot Yağız)
ee (Homozigot Al)
e
3. Atlarda Görülen Donlar
3.1. Yağız (Black)
Bir önceki bölümde basitçe açıklanmaya
çalışıldığı gibi, E geninin etkisi sebebiyle atın
vücudundaki bütün kıllarda renk maddesi
taşıyan melanin bulunur. Böylece atın donu
yağız donda (siyah renkte) görünür. Doru ve
kula dona sahip atlarda yele, kuyruk ve
bacaklar gibi uzantılar vücut renginden farklı
renktedir. Yağız donda uzantılar dâhil, tüm
vücut siyah renkli kıllar ile kaplıdır (Castle,
1954; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009;
www.horsecolor.com
2011,
www.whitehorseproductions.com
2011,
www.vgl.ucdavis.edu 2011). Yağız don
genellikle at popülasyonlarında oldukça az
rastlanılan bir dondur. Örneğin Arap atlarında
yağız dona çok ender rastlanır. 100 attan ancak
birkaç tanesi yağız donlu olarak dünyaya gelir
(Castle, 1954; Yarkın, 1962; Thiruvenkadan,
2008; www.horsecolor.com 2011).
Yağız donun bazı farklı tonları şunlardır:
3.1.1.Koyu parlak (kuzgunî) yağız: Atın
donunu gösteren kıllar parlak siyah renklidir.
Atın donu güneş ışığında yansımalı şekilde
parıldar.
3.1.2.Donuk yağız: Donu gösteren kıllar
koyu siyah olduğu halde, mat görünüşlüdür.
Kıllarda yansımalı parlaklık yoktur.
3.1.3.Kirli yağız: Uzantılar tam siyah
renkte olduğu halde, vücudu saran kıllar
mavimsi-esmer tondadır (Yarkın, 1962).
3.2. Al (Chestnut)
Atın yele, kuyruk ve bacaklar gibi
uzantıları dâhil, vücudundaki tüm kılların
kırmızı veya kırmızının farklı tonları ile
kaplanmış şekline al don denir (Yarkın, 1962).
Anadolu’nun bazı kesimlerinde al don, at
yetiştiricilerince en az makbul sayılan don
olarak kabul edilmiştir (Oğuz, 1994).
Al donun çeşitli tonları vardır. Açık altın
sarısı-kırmızıdan, koyu karaciğer rengine kadar
tüm tonlar görülebilir.
3.2.1.Normal (adi) al: Özelliği olmayan ve
genellikle kırmızı-kahverengi (koyu tarçın)
renginde olduğu kabul edilen al dondur.
3.2.2.Açık al: Normal alın, altın sarısıkırmızıya kaçan açık tonudur.
3.2.3.Kiraz al: Kiraz kırmızısı rengindeki
al dona verilen isimdir.
147
Atlarda Don (Vücut Rengi)
3.2.4. Akkanat al: Vücut parlak kırmızı
renkte ama uzantılar beyaz veya mısır püskülü
(lepiska) gibi sarı renktedir.
3.2.5. Koyu al: Ciğer rengine çalan al
dondur.
3.2.6. Yanık al: Yanık doru donun, al
dondaki çeşididir. Konunun acemisi kişilerce
yağız donun açık tonu olarak adlandırılabilir
(Yarkın, 1962).
3.3. Doru (Bay)
Türkiye at populasyonu içinde, kır don ile
birlikte en çok rastlanılan don çeşididir
(Emiroğlu ve Yüksel, 2009). Yağız ile al
donun birleşimi olarak tarif edilebilir. Uzantılar
siyah, vücut kırmızı-kahve renktedir (Castle,
1954; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg,
2009). Anadolu’nun bazı kesimlerinde at
yetiştiricilerince en fazla tercih edilen don
çeşididir (Oğuz, 1994)
Vücudu örten kılların tonuna göre, doru
donun bazı çeşitleri bulunmaktadır:
3.3.1.Normal (adi) doru: En sık görülen,
klasik doru dondur. Uzantılar dışında kalan
vücut kırmızı-kahve renktedir.
3.3.2.Açık doru: Normal dorunun açık
kırmızı renkteki tonudur.
3.3.3.Kestane doru: Kahve (kestane
kabuğu) rengin hâkim olduğu dondur.
3.3.4.Yanık kestane doru: Kestane dorunun
daha koyusu olup, vücudun birçok bölgesi
siyaha yakın koyu renktedir. Konunun acemisi
kişilerce loş ahırlarda veya kapalı havalarda
yapılan incelemede “açık yağız” olarak
adlandırılabilir. Güneş ışığında ve açık alanda
yapılan incelemede, vücuttaki kahverengikırmızı kılların varlığı rahatlıkla görülebilir
(Yarkın,
1962;
www.whitehorseproductions.com 2011).
3.4. İzabel (Isabelline)
Bu don çeşidinde vücudu örten kıllar
sarının değişik tonlarında, uzantılardaki kıllar
ise mısır püskülü gibi beyaza yakın açık
renktedir. Bu don renginin meydana gelmesinin
sebebi, renk açma özelliği olan “C” (Cream)
genidir. Bu genin dominant alleli olan “C”
geninin renk açma özelliği yoktur. Yani atın
genotipinde “CC” genotipi bulunduğu takdirde,
atın vücudunda yerleşmiş renkte bir açılma
olmaz. Fakat bu genin resesifi olan “Ccr”alleli,
mevcut rengi bir ton açar. “Ccr” geni al dona
148
80
sahip atın vücudunu sarıya çevirirken,
uzantılardaki rengi ise daha fazla açarak
neredeyse beyaza yakın mısır püskülü sarısına
çevirir. “Ccr” geninin siyah renk üzerinde bir
etkisi yoktur. Bu yüzden yağız, doru veya kula
dondaki atların siyah bölgelerinin rengini
açamaz (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg,
2009; www.vgl.ucdavis.edu 2011).
İzabel dona sahip atta eğer “Ccr” geninden
iki tane varsa, yani homozigot resesif (CcrCcr)
ise, atın rengini iki doz açar ve atın rengi
neredeyse beyaza yakın krem rengine
(Cremello Colour) kadar açılır. Bu dona sahip
atlar sıklıkla kır atlar ile karıştırılır. Bu
karışıklığı önlemenin en kolay yolu, atın
gözlerine bakmaktır. Homozigot “CcrCcr”
genotipe sahip Cremello dondaki bir atın
gözleri buz mavisi renktedir. Kır atın gözleri ise
normal kahve renkte olur (Thiruvenkadan,
2008,
Sponenberg,
2009;
www.whitehorseproductions.com
2011,
www.vgl.ucdavis.edu 2011).
Bazı durumlarda izabel renk bir ton koyu
olabilir. Bu durumda koyu izabel don, konunun
acemisi kişilerce sıklıkla “Akkanat al don” ile
karıştırılır. Aslında birçok at uzmanı, al ile
izabel don arasındaki sınırı belirlemenin çok
zor olduğunu ifade ederler (Yarkın, 1962).
3.5. Kula (Buckskin)
Bazen renk açma özelliği olan Ccr geni,
doru dona sahip bir atta bulunabilir. Bu
durumda Ccr geni uzantılardaki siyah rengi
açamadığı halde, vücuttaki kırmızı-kahverengi,
sarı renk tonuna kadar açarak atın kula dona
sahip olmasına neden olur. Bu tip dona “normal
(adi) kula” denir. Eğer Ccr geni homozigot
(CcrCcr) olarak doru bir atta mevcutsa, bu sefer
rengin tonunu 2 misli açacağı için, atın donu
“açık kula” tabir edilen dona sahip olur
(Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009;
www.whitehorseproductions.com
2011,
www.vgl.ucdavis.edu 2011).
Genetik
mekanizması
tam
olarak
anlaşılamamakla birlikte, bazı durumlarda kula
atın vücut kıllarının dip kısımları sarı, uç
kısımları siyaha yakın koyu renktedir. Bu dona
“kurt kulası” adı verilir. Eğer kurt kulası bir
atın vücut kılları kırkılırsa, uç kısımlardaki
siyah parçalar uzaklaştırılmış olacağı için, at
normal kula rengini alır (Yarkın, 1962).
O. YILMAZ, M. ERTUĞRUL
3.6. Kır (Gray/Grey)
Kır don Türkler arasında en sevilen
dondur. Anadolu Kültüründe at donları ile ilgili
birçok deyiş bulunmaktadır. “Alma alı, satma
kırı, ille kırı, ille kırı… Alma alı, sat yağızı, bin
doruya, besle kırı.” bunlardan birisidir (Öcal,
1994; Emiroğlu ve Yüksel, 2009). En sık
rastlanan ve popüler don olmasına rağmen kır
don, tay doğduğunda tayın donunu örten bir
renk deseni değildir. Yani kır atların tamamına
yakını, daha önce herhangi bir dona sahip atın
kıllarındaki pigmentlerin kaybolması ile atın
kıllarının beyaz renge dönmesi sonucu meydana
gelir
(Yarkın,
1962;
Toth,
2006;
Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009).
Atın genlerinde bulunan G (Gray) geni,
atın donundaki kılları henüz tay safhasında iken
kırlaştırmaya
başlar. Tay ilk tüyünü
döktüğünde, yeniden uzayan kıllar ile kırlaşma
başlamış olur. İlk kırlaşan bölge, göz çevresidir.
Bir tayda G geninin var olup olmadığı, yani o
tayın ileriki yaşlarda kır bir ata dönüşüp
dönüşmeyeceği, göz çevresindeki beyaz kılların
varlığından anlaşılır. Göz bölgesinden sonra,
atın vücudunun alt bölgelerinden kırlaşma
başlar. Bacakların alt kısımları, eğer seki varsa
hemen onun üstü, karın bölgesi, kuyruk ucu
gibi bölgelerde kırlaşma devam eder. Kırlaşma
4-5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanabileceği
gibi, atın daha ileri yaşlarına kadar da sürebilir.
Kırlaşma süreci esnasında atın donunda demir,
karyağdı, sinekli, benekli, sisli ve bakla kır gibi
bazı ara donlar gözlemlenir (Castle, 1954;
Yarkın, 1962; Toth, 2006; Thiruvenkadan,
2008; Sponenberg, 2009; www.horsecolor.com
2011; www.vgl.ucdavis.edu 2011).
3.6.1.Demir kır: Vücudu örten beyaz
kılların siyahımsı gri renkteki kıllarla karışık
halde bulunması durumudur. Donun rengi
demir rengindedir.
3.6.2.Elma kır: Atın vücudundaki kırlaşma
bölgeleri elma büyüklüğündedir. Bu dona elma
kır denir.
3.6.3.Bakla kır: Atın vücudunda kırlaşma
başladığı zaman, siyah renkli kıllar derideki
ince kan damarlarının yakınında bakla
büyüklüğünde gruplaşmalar yapar. Bu dona
bakla kır adı verilir.
3.6.4.Sinekli kır (Fleabitten): Atın
donunda meydana gelen kırlaşma sürecinde,
bakla kır aşamasından sonra renkli kılların
meydana getirdiği benekler gittikçe ufalır. Bu
benekler sinek büyüklüğünü aldığında, bu dona
sinekli kır denir.
3.6.5.Karyağdı kır: Kırlaşma devam
ederken, beyaz kılların kümelenmesi ile atın
üzerine kar yağmış görüntüsü veren dondur
(Yarkın, 1962; www.vgl.ucdavis.edu 2011).
3.7. Boz (Dun)
Al dona sahip atın uzantılar dâhil bütün
vücudunu beyaz kılların istila etmesi ve atın
kırmızı-beyaz karışımı görüntü almasıdır. Eğer
beyaz kıllar kırmızı kıllardan fazla ise açık boz,
eşit ise adi boz, az ise koyu boz adı verilir
(Yarkın,
1962;
Thiruvenkadan,
2008;
Sponenberg,
2009;
www.vgl.ucdavis.edu
2011).
3.8. Ahreç Don
Doru
dona
sahip
atın
kıllarının
kırlaşmasına ahreç don denir. Yani atın
vücudunda kırmızı, siyah ve beyaz kılların üçü
birden görülür (Yarkın, 1962).
3.9. Kırçıl (Roan)
Kırmızı ve siyah gibi koyu donların
üzerine beyaz kılların aralıklı olarak
dağılmasına denir. Beyaz kıllar uzantılara
yerleşmez ama atın vücuduna dağılır. Dominant
karakterli “Rn” geni tarafından determine edilir
(Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009;
www.horsecolor.com
2011;
www.whitehorseproductions.com
2011;
www.vgl.ucdavis.edu 2011).
3.10.Gümüş Yele (Silver Dapple)
Bu don tipinin sadece siyah renk üzerinde
etkili olan “Z” geni tarafından meydana
getirildiği tahmin edilmektedir. Kırmızı renk
üzerine herhangi bir etki göstermez. Siyah donu
çikolata rengine çevirir. Böylece doru atı, al ata
çevirir. Bacaklarda genellikle renk açılması
olmaz veya çok az olur. Bazen yele ve
kuyruktaki siyah rengi, mısır püskülü gibi
lepiska rengine kadar açar. Bu yüzden bu atlar
bazen izabel donlu atlar ile karıştırılır. “Z” geni
ve gümüş yele donu daha çok ABD’de Rocky
Dağları Bölgesinde yaşayan atlar ile Mustang
ve
Shetland
Ponilerinde
görülür
(www.nationmaster.com 2011).
149
Atlarda Don (Vücut Rengi)
3.11.Şampanya (Champagne)
Renk açıcı dominant Ch geni tarafından
determine edilir. Atın donu şampanya içkisine
benzediği için bu isim verilmiştir. Şampanya
donlu tayların derileri canlı pembe, gözleri buz
mavisi renkte doğar. Buz mavisi göz rengi yaş
ilerledikçe ela rengine döner. Eğer şampanya
geni yağız atta varsa atın donu “adi (classic)
şampanya”, doru atta mevcutsa “amber
(amber)”, al atta mevcutsa “altın (gold)” adı
verilir. Şampanya geni (Ch), krem (Ccr) geni ile
birlikte aynı genotipte bulunursa, atın donuna
“fildişi (ivory) don” denir (Thiruvenkadan,
2008; www.whitehorseproductions.com 2011).
3.12. İnci (Pearl)
İnci rengini determine eden “Prl” geni
resesif karakterli ve renk açıcı bir gendir. Bu
gen “The Barlink” veya “apricot (kayısı) gene”
olarak da bilinir (Thiruvenkadan, 2008;
Sponenberg
2009;
www.whitehorseproductions.com 2011).
3.13. Pangare
Atın vücudunun bazı bölgelerinin renginin
değişmesi sonucu ortaya çıkan dondur. Bu tip
atların burnu, karnı, bacakların iç kısımları,
kalçaları ve bazen göğüs ile göz çevreleri daha
açık bir renk alır. Yele ve kuyruk genellikle
mısır
püskülü
rengindedir.
Bu
dona
verilebilecek en tipik örnek Przewalski ve
Haflinger
ırkı
atların
donudur
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14. Alaca (Coloured/Pied)
Alaca don, atlar arasında çok ender
görülür. Bazı at ırklarında alaca don hiç
görülmemekle birlikte, alaca don kendi
içerisinde birçok gruba ayrılır. Alacalılığı
meydana getiren “TO”, “O”, “SB-1” ve “Lp”
gibi bazı genlerdir (Thiruvenkadan, 2008;
www.pinto.org 2011, www.en.wikipedia.com
2011b, www.en.wikipedia.com 2011c).
3.14.1. Tobiano: En sık görülen alacalılık
çeşididir. “TO” olarak ifade edilen, dominant
karakterli bir gen tarafından determine edilir.
Bu alacalılık tipinde beyaz ve renkli bölgeler
birbirlerinden çoğunlukla düzgün hatlarla
ayrılmışlardır. Atın genellikle baş, bacaklar ve
sağrısı renkli, diğer bölgeleri beyazdır.
150
Bu
alacalılık
çeşidinde,
İngilizce
kavramlar
bakımından
bazı
farklılıklar
bulunmaktadır. Eğer alacalılık beyaz ve siyah
renklerden meydana geliyorsa bu dona
İngiltere’de “Piebald”, eğer beyaz ile siyahtan
farklı bir renkten, yani sarı, kırmızı veya kahve
renklerden
meydana
geliyorsa
buna
“Skewbald” adı verilir. Bu iki çeşit Tobiano
alacalılığın
ikisine
birden
İngiltere’de
“Coloured”, ABD’de “Pinto” adı verilir
(Thiruvenkadan, 2008; www.en.wikipedia.com
2011d;
www.en.wikipedia.com
2011e;
f
www.en.wikipedia.com 2011 ).
3.14.2. Overo: Bu alacalılık tipi,
Tobiano’nun tersi sayılabilir. Bu donda
bacaklar ve baş beyaz, diğer bölgeler renklidir.
Kendi arasında üç çeşide ayrılır:
3.14.2.1. Frame Overo: Beyaz ve renkli
bölgelerin kenarları son derece girintili ve
çıkıntılıdır. Beyaz bölge sınırlı bir alandadır ve
etrafı renkli bölge ile çevrilidir. Dominant (bazı
bilim adamlarınca eksik dominans) karakterli
bir “O” geni tarafından determine edilir. Çift
etkili, lethal bir gendir. Homozigot dominant
bireyler ya embriyo safhasında, ya da
doğduktan sonra 72 saat içinde sindirim
yetersizliğinden muhakkak ölür. Yani bu gen
alacalılığı determine etme yönünden dominant,
lethal
yönden
ise
resesif
etkilidir
(www.en.wikipedia.com 2011g).
3.14.2.2. Sabino: Dominant karakterli
“SB-1” geni tarafından determine edilir.
Tanınması en zor ve diğer alacalık çeşitleri ile
en sık karıştırılan alaca çeşididir. Bu tip atlar
çoklukla “Ölmeyip hayatta kalan homozigot
dominant Overo donlu tay” zannedilir. Vücutta
beyaz bölgelerin oranı çok, renkli bölgelerin
oranı daha azdır. Bazen beyaz donlu bir at
zannedilerek, yanlışlıkla kır don kategorisine
yerleştirilir. Gözler çoğunlukla buz mavisidir
(www.apha.com 2011; www.en.wikipedia.com
2011b).
3.14.2.3. Splashed White: En az görülen
alacalılık çeşitlerindendir. Atın daha ziyade alt
tarafları beyazdır. Alt bölgelerdeki beyazlık
geniş bir alana yayılmıştır. At sanki beyaz boya
dolu bir havuza batırılmış gibidir. Bu yüzden
İngilizce’de
“splashed
white”
olarak
adlandırılır. Gözler genellikle buz mavisidir.
Kuyruk
veya
kuyruk
ucu
beyazdır
O. YILMAZ, M. ERTUĞRUL
(www.apha.com 2011; www.en.wikipedia.com
2011b).
3.14.3. Tovero: Tobiano ve Overo
alacalığın birleşimidir. Bacakların bazısı beyaz,
bazısı siyahtır. Genellikle göğüs kısmında siyah
bir kalkan bulunur. Ayrıca gözlerin biri veya
ikisi buz mavisi renktedir (www.apha.com
2011; www.en.wikipedia.com 2011b).
3.14.4. Leopar Don (Appaloosa Colour):
Atın kökeni, ABD’ye ilk ayak basan İspanyol
işgalcilere dayanır. Bu işgalcilerin getirdiği at,
daha sonra ABD’nin kuzeybatısında bulunan
Nez Perce Kızılderilileri tarafından yetiştirilmiş
ve ün kazanmıştır. Atın vücudunun tamamı
beyazdır ve üzerinde leopar desenleri şeklinde
koyu lekeler vardır. Bazı numunelerde ise atın
genellikle arka kısmında beyaz bölge bulunur
ve leopar desenleri buraya yerleşmiştir
(www.en.wikipedia.com 2011h).
3.14.5. Çizgili Don (Brindle Colour): Bu
don çeşidi nadiren görülür. Daha çok
Brezilya’da yetiştirilen bazı at ırklarında
görülür. Atın vücudunda dikine ince ve koyu
çizgiler bulunur. Bu donun bir de ters
görünümlüsü vardır. Bu dona beyaz çizgili
anlamında “White brindle” denir. Bu donda
dikine çizgiler, vücut rengine göre daha açık
renklidir
(www.whitehorseproductions.com
2011).
3.14.6. Manchado: Oldukça nadir görülen
donlardandır. Arjantin’de yetiştirilen Criollo,
Hackney, Arap ve Thoroughbred (Safkan
İngiliz Yarış) gibi bazı at ırklarında görülür
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.7. Birdcather: Birdcatcher (Kuş
avcısı) don rengi, 19. yüzyılda yaşamış ve bu
donu taşıyan ünlü bir İngiliz yarış atından
kaynaklanmaktadır. Bu don Appaloosa donun
tersi sayılabilir. Atın vücudunda ufak ve çok
sayıda
beyaz
lekeler
bulunur
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.8.
Chubari
(Tetrarch)
Spots:
Birdcatcher dona benzer ama lekelerin sayısı
az, alanı büyüktür. Beyaz lekeler genellikle
yumurta
büyüklüğündedir
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.9. Bend veya Spots: Bu don renginde,
renkli don üzerinde daha koyu renkte bazı
lekeler görülür. Bend veya Spots dona daha
ziyade al ve izabel donlu atlarda rastlanır
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.10. Bloody Shoulder Marking: Sadece
kır donlu atlarda görülür. Atın vücudunda
zamanla koyu ve anormal şekilli lekeler belirir.
Atın donu zaman içinde kırlaştığı halde, bu
lekeler
kaybolmaz
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.11. Gulastra Plume: Atın donu
kuyruk hariç, normal görünür. Atın donu doru,
kula ya da yağız olabilir. Vücutta hiçbir
anormal renk bulunmaz ama atın sadece
kuyruğu açık renklidir. Bu bir Rabicano veya
Gümüş Yele (Silver Dapple) don çeşidi değildir
ve ayrı bir kategoride değerlendirilir
(www.whitehorseproductions.com 2011).
3.14.12. Badger Face (Porsuk Suratlı):
Skewed Sabino donlu atlarda rastlanır. Atın
yüzünde akıtma bulunmasının negatif filmi
gibidir. Yani atın başı beyaz renktedir ve alında
koyu renkli bir akıtma vardır. Porsuk kafasına
benzediği için, bu isimle anılmaktadır
(www.whitehorseproductions.com 2011).
4.Sonuç
At donları çok geniş bir yelpazede
sınıflandırılır. Bu yüzden bir at genellikle
cinsiyeti ve ırkından daha çok, donu ile tarif
edilir. Canlılarda birçok karakteri meydana
getiren genlerin birçoğu bilinmemesine rağmen,
atlarda donları meydana getiren mekanizma
büyük ölçüde açığa çıkarılmıştır. Bunun en
büyük sebeplerinden birisi, atlarda donları
meydana
getiren
genlerin
az
sayıda
olmasındandır. Bir aygır ve kısrak çiftleştiği
zaman, doğacak tayın donu büyük bir ihtimalle
tahmin edilebilmektedir. At donlarının insana
olan etkisi ve at seçiminde belirleyici bir faktör
olmasının geçmişi, yazılı tarih kadar eskidir.
Günümüzde birçok at, kullanım amacından
daha çok, estetik görünümü, yani donu nedeni
ile tercih edilmektedir. Fakat artık günümüzde,
atların don rengi ile onların karakteri, zekâsı,
dayanıklılığı, gücü veya hızı arasında bir
bağlantı olmadığı bilinmektedir.
Kaynaklar
Alvarez, I.,Royo, L. J., Pérez-Pardal, L., Fernández, I.,
Payeras, L., Goyache, F. 2010. Assessing Losses of
Genetic Variability in the Endangered Mallorquí
horse. Czech J. Anim. Sci., 55, 2010 (10): 456–462
Anonim, 2011. Cumhuriyet Dönemi At Varlığı.
http//.faostat.fao.org/site/573/default.aspx#ancor
(Erişim 19.03.2011)
151
80
Atlarda Don (Vücut Rengi)
Aral, N. 1974. Türkiye’de Yetiştirilen Hayvan Türleri,
Yetiştiricilik Tarihi ve Teknolojisi (1923-1931).
Türkiye Jokey Kulübü Yayınları. Ankara.
Batu, S. 1962. Türk Atları ve At Yetiştirme Bilgisi.
Veteriner Fakültesi Yayınları No: 13. Ankara
Üniversitesi, Ankara, Türkiye.
Bennett, D., Hoffman, R.S. 1999. Equuscaballus.
Mammalian Species 628: 1-14.
Blazak, W. F. 1976. Horse, Assand Mule Chromosomes.
Journal of Heredity, 67 (6): 361-367.
Castle, W. E. 1954. Coat Color Inheritance in Horses and
in Other Mammals. Genetics, 39: 35-44.
Düzgüneş, O. 1946. Atçılık-Üretme, Bakım ve Yemleme
Usülleri. Ali Rıza İncealemdaroğlu Basımevi,
Zonguldak, Türkiye.
Emiroğlu, K., Yüksel, A. 2009. Yoldaşımız At. Yapı
Kredi Yayınları. İstanbul.
en.wikipedia.org/wiki/
Equine_coat_colora
(Erişim
26.02.2011)
en.wikipedia.com/Pinto_horseb (Erişim 26.02.2011)
en.wikipedia.com/American_Paint_horsec
(Erişim
26.02.2011)
en.wikipedia.com/Tobiano_colord (Erişim 26.02.2011)
en.wikipedia.com/Piebalde (Erişim 26.02.2011)
en.wikipedia.com/Skewbaldf (Erişim 26.02.2011)
en.wikipedia.org/wiki/Overog (Erişim 26.02.2011)
en.wikipedia.org/wiki/Appaloosah (Erişim 26.02.2011)
Findlay, A., 2005. Equinesand Livestock in Mongolia.
DraughtAnimal News, 43: 9-15.
Güleç, E. 2002. Türk At Irkları. At Irklarını Yaşatma ve
Geliştirme Derneği Yayınları. Ankara.
Hobbs, S. J. 2000. DraughtTesting of a WorkHorse.
Draught Animal News, 33:2-4.
Householder, D. D. 2012. The Genetics of Equine Coat
Color. Teas A&M University, Department of
Animal Science, Equine Sciences Program.
http://animalscience.tamu.edu/images/pdf/equine/eq
uine-genetics-equine-coat-color.pdf
(erişim
12.01.2012)
Levine, M. A. 2005. Domestication and Early History of
the Horse. In: The Domestic Horse: The Origins,
Development, and Management of its Behaviour, ed.
D. S. Millsand S. M. M. McDonnell). Cambridge
University Press, UK.
Oğuz, M. Ö. 1994. Anadolu’da Atın Yeniden Keşfi veya
Atlı Tarım Hakkında Yozgat’tan Bir Kesit. Milli
Foklor, 3 (22): 49-52.
152
Royo, L. J.,Fernandez, I., Azor, P. J., Alvarez, I., PerezPardal, L., Goyache, F. 2008. Technical Note: A
Noval Method for Rouitne Genotype of Horse Coat
Color Gene Polymorphisms. Journal of Animal
Science, 86: 1291-1295.
Sağol, G. 1995. Tarihi Şivelerde At Donları. Türk
Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık Sempozyumu
(Ed. Naskali, E. G.). Resim Matbaacılık. İstanbul.
Said, Z. 1940. Türkiye’de Atçılığın Ehemmiyeti ve
Araştırma Mevzuu. T. C. Ziraat Vekaleti Yüksek
Ziraat Enstitüsü Çalışmalarından, Sayı: 62. Ankara
Yüksek Ziraat Enstitüsü Yayını. Ankara.
Sertkaya, O. F. 1995. Eski Türk Kültüründe At. Türk
Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık Sempozyumu
(Ed. Naskali, E. G.). Resim Matbaacılık. İstanbul.
Shahsavarani, H., Rahimi-Mianji, G. 2010. Analysis of
Genetic Diversity and Estimation of inbreeding
Coefficient Within Caspian Horse Population Using
Microsatellite Markers. African Journal of
Biotechnology, 9 (3): 293-299.
Sönmez R. 1975. At Yetiştirme-Özel Zootekni. Ziraat
Fakültesi Yayınları No: 141. Ege Üniversitesi,
Matbaası. İzmir.
Sponenberg, P. 2009. Equine Color Genetics (3rd ed.).
Wiley-Blackwell, ABD.
Taube, E. 1995. Altay’da Tuvaların Sözlü Edebiyatında
At. Türk Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık
Sempozyumu (Ed. Naskali, E. G.). Resim
Matbaacılık. İstanbul.
Toth, Z.,Kaps, M., Sölkner, J., Bodo, I., Curik, I. 2006.
Quantitative Genetic Aspects of Coat Color in
Horses. Journal of Animal Science, 84: 2623-2628.
Thiruvenkadan A K, Kandasamyi N, Panneerselvam
2008. Coat Colour Inheritance in Horses. Livestock
Science, 117: 109-129.
Yarkın, İ. 1962. Atçılık. pp. 80-94 A. Ü. Ziraat Fakültesi
Yayınları:40, Ders Kitabı:20. A Ü. Basımevi,
Ankara.
Wilson, R.T. 1999. Horses in the Kyrgyz Republic.
Draught Animal News, 30:2-6.
www.apha.com (Erişim 26.02.2011)
www.horsecolor.com (Erişim on 26.02.2011)
www.nationmaster.com/encyclopedia/Horse (Erişim on
26.02.2011)
www.pinto.org/about_pinto.html (Erişim on 26.02.2011)
www.vgl.ucdavis.edu/services/coatcolorhorse (Erişim on
26.02.2011)
www.whitehorseproductions.com (Erişim on 26.02.2011)
www.whitehorseproductions.com/ecg_basics2.html
(Erişim on 26.02.2011)
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 153-158
Mahlep ve Mahlep Ürünleri
Ayşe ÖZBEY
Nilgün ÖNCÜL
Zeliha YILDIRIM
Metin YILDIRIM
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Tokat
Özet: Mahlep (Prunus mahaleb L.) ülkemizde Tokat dahil birçok bölgede doğal olarak yetişmektedir. Gıda
endüstrisi açısından mahlep meyvesinin etli kısmı ve çekirdeği (tohum) önemlidir. Mahlepten üretilen
ürünler mahlep püresi, mahlep şarabı, mahlep unu ve mahlep yağıdır. Mahlep çekirdeği önemli bir protein ve
yağ kaynağıdır. Ayrıca fenolik bileşikler, tokoferoller, mineral madde içeriği ve aroma bileşenleri ile de
dikkat çekmektedir. Mahlep sağlığa yararlı bileşenleri nedeniyle geleneksel tedavi yöntemlerinde sıklıkla
kullanılmaktadır. Bu derlemede mahlep tohumunun bileşimi ve fizikokimyasal özellikleri, mahlepten üretilen
ürünler ve sağlık üzerine etkisi hakkında bilgi verilmiştir.
Anahtar kelimeler: Mahlep, Taş kirazı, Prunus mahaleb L., mahlep ürünleri.
Mahlab and Mahlab Products
Abstract: Mahlab (Prunus mahaleb L.) grows as a wild plant in some region of Turkey including Tokat. In
respect to the food industry flesh and seed of mahlab fruit are important. Mahlab puree, mahlab vine, mahlab
flour and mahlab oil are produced from mahlab fruit. The mahlab seeds form an important source of protein
and oil. It also draws attention for its phenolic compounds, tocopherols, minerals content and aroma
compound. It is usually used in folk medicine because of its health promoting effects. This review
summarizes the composition and physicochemical properties of mahlab seeds; mahlab products and its health
effects.
Key words: Mahlab, Rock cherry, Prunus mahaleb L., mahlab products.
1. Giriş
Mahlep Arapça bir kelime olup “tatlı
kokulu” veya “parfüm kralı” anlamına
gelmektedir. Kirazın yabani türü olan mahlebin
beyaz (Prunus mahaleb L.) ve siyah
(Monechma ciliatum (Jacq.) Milne-Redh)
olmak üzere iki türü mevcuttur (Mariod ve ark.,
2009; Mariod ve ark., 2010).
Siyah mahlep (Monechma ciliatum (Jacq.)
Milne-Redh) Acanthaceae familyasına ait olup
30–65 cm yüksekliğinde bir bitkidir. Sudan’da
önemli bir tıbbi bitki olarak yetiştirilmektedir
(Uguru ve ark., 1995). Çekirdekleri tatlı ve hoş
kokulu sabit yağ içermektedir. Kozmetik
sanayinde deodorant ve losyonların üretiminde
kullanıldığı, ağrı kesici ve diyareyi azaltmada
önemli role sahip olduğu belirtilmektedir
(Hedberg ve Stangard, 1989; Mariod ve ark.,
2009).
Beyaz mahlep (Prunus mahaleb L.),
Gülgiller (Rosaceae) familyasının Prunus cinsi
içinde yer alan, kısa boylu çalı benzeri (bazen
de 10 – 15 m’ye kadar boylanabilen), dağınık
ve geniş tepeli, meyve ve dalları özel kokulu,
beyaz çiçekli, kışın yaprağını döken küçük bir
ağaçtır (Hedberg ve Stangard, 1989; Mariod ve
ark., 2009). Beyaz mahlebin anavatanı, Avrupa
ve Batı Asya olmasına karşın Güney Avrupa,
Fransa, Güney Almanya, Kuzey Asya,
Kafkasya ve Türkistan içlerine kadar uzanan
oldukça geniş bir sahada doğal olarak
yayılmıştır. Türkiye’de ise Tokat, Mardin,
Çorum, Amasya, Ordu, Erzurum, Uşak ve Van
gibi birçok ilde doğal olarak yetişmektedir.
Mahlep bitkisi yöresel olarak İdris, Yabani
Kiraz, Taş Kirazı, Endirez, Keniro, Kokulu
Kiraz, Melem, Endulus, Pis Ağaç ve Meltem
gibi isimlerle anılmaktadır. Eskiden mahlep
yalnız Kuzey Anadolu Bölgesinde sınır bitkisi
olarak yetiştirilirken, son yıllarda gerek iç
tüketimin gerekse ihracatın artması sonucu
özellikle kapama bahçelerin kurulmasıyla beyaz
mahlep yetiştiriciliği hızla artmıştır (Mataracı,
1997; Ağaoğlu ve Ergül, 2001; Meraler, 2010).
153
Mahlep ve Mahlep Ürünleri
Gıda endüstrisinde mahlep meyvesinin etli
kısmı ve çekirdeği (tohum) kullanılmaktadır.
Meyveleri çok küçük, küresel ve yüzeyi düzdür.
Tam olgunlaştıkları zaman koyu kırmızı veya
siyah renklidir. Meyvesi kokulu olup tadı ekşi
ve buruktur. Nohut iriliğindeki meyveleri sulu
ve tek çekirdeklidir, olgunlaştıkça sarıdan
kırmızıya, sonra siyaha döner. Mahlep
çekirdeği yumurta şeklinde ve sivri uçludur.
Çekirdek yumuşak yapılı olup tadı acı ve
aromatiktir. Çiğnedikten bir süre sonra ağızda
acı badem tadı hissedilmektedir (Aydın ve ark.,
2002; Öner ve Uysal, 2006; Jerković ve ark.,
2011).
Bu derlemede beyaz mahlep (Prunus
mahaleb L.) tohumunun bileşimi, fiziksel ve
kimyasal özellikleri, mahlep meyve eti ve
çekirdeğinden üretilen ürünler ve sağlık üzerine
etkisi hakkında bilgi verilmiştir.
2. Mahlep Çekirdeğinin Bileşimi ve
Fizikokimyasal Özellikleri
Mahlep çekirdeği önemli bir protein ve yağ
asitleri kaynağıdır. Yetiştirildiği bölgeye göre
mahlep çekirdeğinin protein miktarı %28-31
(ortalama %30), yağ içeriği ise %4,7-40,0
(ortalama %27) arasında değişmektedir
(Johansson ve ark., 1997; Aydin ve ark., 2002;
Yücel, 2005; Kalyoncu ve ark., 2008; Güzel,
2011; Majid ve ark., 2011). Mariod ve ark.,
(2009) mahlep çekirdeğinin % 28 protein ve %
30 yağ yanında %18 lif, %14 karbonhidrat, %2
kül içerdiğini belirlemişlerdir. Tohum yağının
asit değeri 1,21-7,86 mg KOH/g, peroksit
değeri ise 1,021- 2,54 meq O2/kg olarak
bildirilmiştir (Mariod ve ark., 2009; Majid ve
ark., 2011). Mahlep çekirdeği yağı yine bir
tohum yağı olan üzüm yağı ile benzer kırılma
indisi değerine sahipken asit değeri üzüm
yağından yüksek, peroksit değeri ise düşüktür
(Anonim, 2001).
Mısır’da elde edilen mahlep yağında
hidrokarbonlar, steroller (kolestrol, stigmastreol,
β-sitosterol, kampesterol) ve yağ asitleri izole
edilmiştir (Shams ve Schmidt, 2007). Mahlep
yağı önemli oranda (%88-92) doymamış yağ
asitlerini içermektedir. Majör yağ asitleri olarak
oleik (%33-68) ve linoleik (%19-47) asitleri
154
içermekte bunları palmitik asit (%5-9)
izlemektedir (Yücel, 2005; Ercişli ve Orhan,
2008; Mariod ve ark., 2009; Majid ve ark.,
2011). Mahlep yağında konjuge linolenik
asitlerden (CLNA) α-eleostearik asit, βeleostearik asit ve katalpik asit bulunmaktadır
(Wetherilt ve Pala, 1994; Yücel, 2005; Ercişli
ve Orhan,
2008). Konjuge linolenik asit
oktadekatrienoik yağ asitleri için kullanılan
kollektif bir terimdir (Hopkins ve Chrisholm,
1968). Hayvan yağlarında yaygın olarak
bulunmazlar ancak, bazı bitkilerin tohum
yağlarında olduğu belirlenmiştir (Hopkins ve
Chrisholm, 1968; Wetherilt ve Pala, 1994;
Noguchi ve ark., 2001). Örneğin mahlep
yağında α-eleostearik asit %35 (Wetherilt ve
Pala, 1994) ile %21 (toplam konjuge linoleik
asidin %76’sını) (Yücel, 2005), nar çekirdeği
yağında punikik asit %83, katalpa tohumunda
katalpik asit %42,3 (Hopkins ve Chrisholm,
1968) oranında bulunmaktadır. Konjuge
linolenik asit yağ asitlerini içeren yağlar
organik
kaplamaların
ve
polimerlerin
üretiminde çok önemlidirler.
Polimerizasyon ve yapışkanlık özellikleri
oldukça iyidir (Sita Devi, 2003).
Mahlep tohumunda toplam esansiyel
aminoasit miktarı 623,8 mg/g N’tur. Toplam
aromatik amino asit miktarı (fenilalanin, trozin)
117,0 mg/g N olup toplam amino asitlerin %
50,9’u esansiyel aminoasitler oluşturmaktadır.
Toplam amino asitlerin %3,9’unu ise sülfür
içeren metionin ve sistein oluşturmaktadır
(Mariod ve ark., 2009).
Mahlep tohumunun mineral içeriği
incelendiğinde
kalsiyum
(133,7
ppm),
potasyum (204,2 ppm) ve magnezyumun (102,2
ppm) majör bileşenler olduğu görülmektedir
(Anonim, 1989; Mariod ve ark., 2009).
Bunların dışında mahlep tohumlarında Cd, Cu,
Fe, Mn, Zn da belirlenmiştir (Sekeroğlu ve ark.,
2008; Mariod ve ark., 2009; Meraler, 2010).
Mahlep yağsız çekirdek içinin etil asetat
fraksiyonunun toplam fenolik madde içeriğinin
yaklaşık 72 mg GAE/g, su fraksiyonunun ise
yaklaşık 66 mg GAE/g olduğu belirlenmiştir.
Mahlep çekirdeğinde bulunan fenolik bileşikler;
kateşin, klorojenik asit, hidroksibenzoik asit,
A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM
para-kumarik asit ve siringik asit olup
çekirdekte
bulunan
başlıca
fenolik
bileşik %91,3 ile hidroksibenzoik asittir. Bunu
sırasıyla mahlep çekirdek kekinde (+)-kateşin
(1,018 mg/100 g kuru ağırlık), p-kumarik asit
(0,234 mg/100 g kuru ağırlık), siringik asit
(0,125 mg/100 g kuru ağırlık) takip etmektedir
(Mariod ve ark., 2010).
Çekirdeğin ortalama tokoferol miktarı 28,5
mg/100g
olup
toplam
tokoferol
miktarının
%77,6’sını
γtokoferol
oluşturmaktadır. Bunu, δ-tokoferol ve α tokoferol 6,4 ve 1,4 mg/100 g miktarlarıyla
takip etmektedir (Mariod ve ark., 2009).
Mahlep tohumunun başlıca aroma bileşeni
kumarinlerdir.
Bileşiminde
kumarin
türevlerinden kumarin, dihidrokumorin ve
herniarin (7-methoksikumarin) bulunmaktadır.
Ayrıca, glikozidik olarak bağlı olan 4metoksietil-sinnamat da içermektedir. Çok
düşük düzeyde amigdalin (mandelonitrile-βgentiobioside) de bileşiminde bulunmaktadır
(Alsaid ve Hifnawy, 1986; Aydın ve ark., 2002).
3. Mahlep Ürünleri ve Kullanım Alanları
Ülkemizde mahlep bitkisinin çeşitli
kısımları, yörelere göre değişmekle birlikte,
tarih boyunca halk ilacı olma özelliğini
korumuş olup son yıllarda yoğun olarak tohum
ve meyveleri kullanılmaktadır. Mahlep meyve
etinden mahlep ezmesi veya püresi, mahlep
şarabı, mahlep çekirdeğinden ise mahlep tanesi,
mahlep unu ve mahlep yağı üretilmektedir.
Hasat
edilen
meyveler
ayıklanıp
yıkandıktan sonra palperden geçirilerek meyve
eti çekirdeğinden ayrılır (Wetherilt ve Pala,
1994). Meyve özü, pastörize edilip soğutularak
püre elde edilir. Çekirdek ise daha sonra
işlenmek üzere biriktirilir (Şekil 1).
Mahlep püresi ilaç olarak kullanımının
yanı sıra mahlep şarabı üretiminde de
kullanılmaktadır. Hasat edilen kırmızı üzümler,
preslendikten sonra cibre fermantasyonuna
başlanır. Cibre fermantasyonu yarıda kesilerek
mahlep püresi % 2,0-2,5 oranında cibreye
eklenir ve 7-10 gün dinlenmeye bırakılır. Süre
sonunda tortu ayrılır ve şarap filtre edilip
şişelenir (Şekil 2).
Kuruyan çekirdekler kırıldıktan sonra elde
edilen tohum, tane şeklinde baharat olarak ya
da
öğütülüp
mahlep
unu
olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca, çekirdekten soğuk
pres yöntemiyle mahlep yağı çıkarılmaktadır
(Şekil 1). Mahlep çekirdeği Ürdün’de üretilen
Nabulsi peynirine (salamura beyaz peynir) tat
ve aroma vermek amacıyla salamuraya
katılmaktadır. Mahlep unundan, pasta ve çörek
yapımında tat ve aroma maddesi olarak
(kumarinden
dolayı
vanilya
kokusu
taşımaktadır) yararlanılmaktadır
(Öner ve
Uysal, 2006; Anonim, 2011).
Gıda endüstrisi dışında; parfümeri sanayi
(parfüm, losyon gibi kozmetik ürünlerinde),
boya sanayi (vernik, cila yapımında),
mobilyacılık, ilaç sanayi ve anaç olarak
bahçecilikte kullanılmaktadır (Sezik ve
Basaran, 1985; Öner ve Uysal, 2006; Mariod ve
ark., 2010).
4. Sağlık Üzerine Etkileri
Mahlep tohumu, yöresel ilaçlarda tonik ya
da azotça zengin olmasına rağmen nişasta
oranının az olması nedeniyle antidiyabetik
olarak kullanılmaktadır (Sezik ve Basaran,
1985; Jerković ve ark., 2011). Kuvvet verici,
idrar arttırıcı, diyareyi önleyici/azaltıcı, balgam
söktürücü, idrar yolları iltihabı giderici özelliği
vardır. Ayrıca nefes darlığı, astım, karaciğer
hastalıkları, böbrek sancısı ve karın ağrılarına
karşı da etkilidir (Ayoub ve Barbiker, 1981;
Miraldi ve ark., 2001; Çakılcıoğlu, 2007;
Shams ve Schmidt, 2007; Mariod ve ark., 2010).
Mahlep tohumu protein, özellikle esansiyel
aminoasitler açısından iyi bir kaynaktır.
Esansiyel yağ asitlerinden linoleik asit
bakımından zengindir. Bileşiminde bulunan
konjuge linolenik asitler biyolojik etkilerinden
dolayı insan sağlığı üzerine yararlı etkilere
sahiptir. İnsan monositik lösemi hücrelerine
karşı kuvvetli sitotoksik etki göstermektedirler.
Punikik asit, α-eleostearik asit ve katalpik
asidin sitotoksik etkileri daha fazladır (Suzuki
155
Mahlep ve Mahlep Ürünleri
Hammadde Alımı
Ayıklama
Yıkama
Palperleme
Meyve Özü
Çekirdek
Pastörizasyon
Kırma
Soğutma
Çekirdek İçi (Tane)
Kabuk
Mahlep Püresi
Öğütme
Soğuk Pres
Mahlep Yağı
Mahlep Unu
Şekil 1. Mahlep meyve püresi, unu, yağı üretim akım şeması.
Hasat
Pres
Cibre Fermentasyonu
Mahlep Meyve Özü İlavesi (%2.0 -2.5)
Dinlendirme (7-10 gün)
Tortu
Filtrasyon
Şişeleme
Mahlep Şarabı
Şekil 2. Mahlep şarabı üretim akım şeması.
156
A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM
ve ark., 2001). α-eleostearik asitin (9c, 11t,
13t-18:3)
insan
hücreleri
üzerine
antikanserojenik (Kohno ve ark., 2004; Tsuzuki
ve ark., 2004) ve ayrıca antioksidan aktiviteye
sahip olduğu belirlenmiştir (Dhar ve ark., 1999).
Mahlep çekirdeği içermiş olduğu fenolik
bileşiklerden dolayı da insan sağlığı üzerine
yararlı etkilere sahiptir. Gıdalarla birlikte
fenolik bileşik alımının bu bileşiklerin
antioksidan aktivitesinden dolayı bir çok ciddi
hastalıkların, örneğin damar kalp rahatsızlıkları,
riskini azaltabileceği araştırmalarla ortaya
konmuştur (Hertog ve ark., 1993; Surh ve ark.,
1999; Surh, 2002). Fenolik bileşiklerin gıdalara
katkı maddesi olarak katıldığında ise ransiditeyi
minimum düzeye indirdiği, toksik oksidasyon
ürünlerinin oluşumunu geciktirdiği, besinsel
kalitesini koruduğu ve depolama ömrünü
arttırdığı belirlenmiştir. Mahlep çekirdeğinde
bulunan fenolik bileşiklerden hidroksibenzoik
asit, siringik asit ve p-kumarik asidin
antioksidan aktivitesinin de yüksek olduğu
belirlenmiştir (Zhang ve ark., 2009; Mariod ve
ark., 2010). Fenolik bileşiklerin antimikrobiyal
aktivitesinden dolayı patojen ve bozulma
etmeni mikroorganizmaları inhibe ettiği ve
ayrıca antikanserojen aktiviteye sahip olduğu ve
bağışıklık
sistemini
güçlendirdiği
de
bilinmektedir (Surh ve ark., 1999).
Mahlep tohumunun mineral içeriği
incelendiğinde
kalsiyum,
potasyum
ve
magnezyumun majör bileşenler olduğu
görülmektedir. Kemik yapısı ve fonksiyonu
açısından önemli olan kalsiyum günlük
ihtiyacımızın %16’sını karşılamaktadır. İnsan
fizyolojisi açısından oldukça önemli rol
oynayan potasyum; böbrek hastalıkları, obezite,
diyabet, hipoglisemi ve kalp hastalıklarına karşı
koruyucu
etki
gösterecek
miktarda
bulunmaktadır. Magnezyum minerali açısından
ise
günlük
ihtiyacımızın
%28,9’unu
karşılamaktadır (Anonim, 1989; Mariod ve ark.,
2009).
5. Sonuç
Mahlep bitkisi çok çeşitli kullanım
alanlarına sahipken gıda olarak tüketimi
Türkiye ve birkaç ülke ile sınırlı kalmıştır.
Mahlep bileşimi üzerine yapılan sınırlı sayıdaki
çalışmalar, mahlebin kimyasal ve fonksiyonel
olarak önemli bir bitki olduğunu göstermektedir.
Bu alanda yapılacak daha fazla çalışma ile
mahlebin
kullanım
alanlarının
artacağı
öngörülmektedir.
Kaynaklar
Ağaoğlu, Y.S. ve Ergül, A., 2001. İdris (Prunus mahalep
L). Çöğürlerinde Genomik Farklılık Düzeylerinin
RAPD Tekniği ile Belirlenmesi. Tarım Bilimleri
Dergisi, 7, 70-73.
Al-Said, M. and Hifnawy, M. S., 1986. Dihydrocoumarin
and Certain other Coumarins from Prunus mahaleb
seeds. J. Nat. Prod. (Lloydia), 49, 721.
Anonim, 1989. Food and Nutrition Board, Recommended
Dietary Allowances, 10th edn. National Academy of
Sciences/National Research Council, Washington
DC, http://www.nap.edu/openbook.php
Anonim, 2001. Bitki Adı ile Anılan Yemeklik Yağlar
Tebliği, Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği, 2001/29
Anonim, 2011. http://en.wikipedia.org
Aydın, C., Öğüt, H. ve Konak, M., 2002. Some Physical
Properties of Turkish Mahaleb. Biosystems
Engineering, 82, 231–234.
Ayoub, S.M.H. and Barbiker, A.J., 1981. Component
Fatty Acids from Theoils of Monechma ciliatum.
Fitoterapia, 52, 251–253.
Çakılcıoğlu, U., Türkoğlu, İ. ve Kürşat M., 2007. Harput
(Elazığ) ve Çevresinin Etnobotanik Özellikleri.
Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, Fırat
Üniversitesi, Elazığ.
Dhar, P., Ghosh, S. and Bhattacharyya, D.K., 1999.
Dietary Effects of Conjugated Octadecatrienoic
Fatty Acid (9cis, 11trans, 13trans) Levels on Blood
Lipids and Nonenzymatic in vitro Lipid
Peroxidation in Rats, Lipids, 34, 109–114.
Ercişli, S. ve Orhan, E., 2008. Fatty Acid Composition of
Seeds of Yellow, Red, and Black Colored Prunus
mahaleb Fruits in Turkey, Chemistry of Natural
Compounds, 44, 87-89.
Güzel, M., 2011. Mahlep Çekirdeği İçinden Üretilen
Protein Konsantresinin Bazı Kimyasal ve
Fonksiyonel Özellikleri. (Yüksek lisans tezi),
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Gıda Mühendisliği
Anabilimdalı, Tokat.
Hedberg, I. and Stangard F., 1989. Traditional Medicine
Plants—Traditional Medicine in Botswana. Ipeleng,
Gaborone.
Hopkins, C.Y. and Chrisholm, M.J., 1968. A Survey of the
Conjugated Fatty Acids of Seed Oils, J. Am. Oil
Chem. Soc., 45, 176–182.
Hertog, M. L., Feskens, E. M., Hollman, P. H., Katan, M.
B. and Kromhout, D., 1993. Dietary Antioxidant
Flavonoids and Risk of Coronary Heart-Diseases the
Zutphen Elderly Study. Lancet, 342, 1007–1011.
157
Mahlep ve Mahlep Ürünleri
Jerković, I., Marijanović , Z. and Staver, M. M., 2011.
Screening of Natural Organic Volatiles From Prunus
mahaleb L. Honey: Coumarin and Vomifoliol as
Nonspecific Biomarkers. Molecules, 16, 2507-2518.
Johansson, A., Laakso, P. and Kallio, H., 1997.
Characterization of Seed Oils of Wild, Edible
Finnish Berries. Z Lebensm Unters Forsch A, 204,
300-307.
Kalyoncu, İ.H., Ersoy, N. ve Aydın, M., 2008. Mahlep
(Prunus mahaleb L.) Yeşil Uç Çeliklerinin
Köklenmesi Üzerine Farklı Hormon ve Nispi Nem
Uygulamalarının
Etkisi.
Süleyman
Demirel
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 3, 32-41.
Kohno, H., Yasui, Y., Suzuki, R., Hosokawa, M.,
Miyashita, K. and Tanaka, T., 2004. Dietary Seed
Oil Rich in Conjugated Linolenic Acid from Bitter
Melon Inhibits Azoxymethane-Induced Rat Colon
Carcinogenesis Through Elevation of Colonic Pparg
Expression and Alteration of Lipid Composition. Int.
J. Cancer, 110, 896–901.
Majid, S.N., Ali, J.J. and Hussain, F.H.S., 2011. Fatty
Acids Composition of Seed Oils of Some Prunus
Genus Fruits in Kurdistan Region. University of
Sulaimani, Kurdistan Region. www.univsul.org
Mariod, A.A., Aseel, K.M., Mustafa, A.A. and AbdelWahab, S.I., 2009. Characterization of the Seed Oil
and Meal from Monechma ciliatum and Prunus
Mahaleb Seeds. J Am Oil Chem Soc., 86, 749–755.
Mariod, A.A., Ibrahim, R.M., Ismail, M. and Ismail, N.,
2010. Antioxidant Activities of Phenolic Rich
Fractions (PRFs) Obtained From Black Mahlab
(Monechma ciliatum) and White Mahlab (Prunus
mahaleb) Seedcakes. Food Chemistry, 118, 120–
127.
Mataracı, T., 1997. Ağaçlar: Doğa Sevenler İçin Rehber
Kitap: Marmara Bölgesi Doğal Egzotik Ağaç ve
Çalıları , Metalform Yayınları, İstanbul.
Meraler, S.A., 2010. Mahlep (Prunus mahaleb L.)’in Bitki
Kısımlarında Mineral Bileşiminin Belirlenmesi.
(Yüksek lisans tezi), Kilis 7 Aralık Üniversitesi,
Biyoloji Anabilim Dalı, Kilis.
Miraldi, E., Ferri, S. and Mostaghimi, V., 2001. Botanical
Drugs and Preparations in the Traditional Medicine
of
West
Azerbaijan
(Iran).
Journal
of
Ethnopharmacology, 75, 77–87.
Noguchi, R., Yasui,Y., Suzuki,R., Hosokawa , M.,
Fukunaga, K.. and Miyashita,K., 2001. Dietary
Effects of Bitter Gourd Oil on Blood and Liver
Lipids of Rats, Arch. Biochem. Biophys,. 396, 207–
212.
Öner, N. ve Uysal, M., 2006. Mindos Tepe- Yeğren
(Konya) Yöresinde Tesis Edilen Toros Sediri
(Cedrus libani A. Rich.) ve Mahlep (Cerasus
mahalep (L.) Miller.) Ağaçlandırmalarında Dip Çap-
158
Boy İlişkileri. Gazi Üniversitesi, Orman Fakültesi
Dergisi, 6, 11-25.
Sekeroglu, N., Ozkutlu, F., Kara, S.M., and Ozguven, M.,
2008. Determination of Cadmium and Selected
Micronutrients in Commonly Used and Traded
Medicinal Plants in Turkey. Journal of the Science
of Food and Agriculture, 8, 86–90.
Sezik, E. and Basaran, A., 1985. Phytochemical
Investigations on the Plants Used as Folk Medicine
and Herbal Tea in Turkey: II. Essential oil of
Stachys Lavandulifolia Vahl. Journal of Faculty of
Pharmacy of Ankara University, 21, 98–107.
Shams, K.A. and Schmidt, R., 2007. Lipid Fraction
Constituents and Evaluation of Anti-anaphylactic
Activity of Prunus mahaleb L. Kernels. Afr. J. Trad.
CAM, 4, 289 – 293.
Sita Devi, P., 2003. TLC as a Tool for Quantitative
Isolation of Conjugated Trienoic FA. J. Am. Oil
Chem. Soc,. 80, 315–318
Surh, Y. J., Hurh, Y. J., Kang, J. Y., Lee, E., Kong, G. and
Lee, S.J. 1999. Resveratrol, an Antioxidant Present
in Red Wine, İnduces Apoptosis in Human
Promyelocytic Leukemia (HL-60) Cells. Cancer
Letters, 140, 1–10.
Surh, Y.J., 2002. Anti-tumor Promoting Potential of
Selected Spice Ingredients With Antioxidative and
Anti-inflammatory Activities: A short review. Food
and Chemical Toxicology, 40, 1091–1097.
Suzuki, R., Nogushi, R., Ota, T., Masayuki, A., Miyashita,
K. and Kawada, T., 2001. Cytotoxic Effect of
Conjugated Trienoic Fatty Acids on Mouse Tumor
and Monocytic Leukemia Cells. Lipids, 36, 477–482.
Tsuzuki, T., Tokuyama, Y., Igarashi, M. and Miyazawa,
T., 2004. Tumor Growth Suppression by Aeleostearic Acid, A linolenic Acid İsomer with a
Conjugated Triene System, Via Lipid Peroxidation.
Carcinogenesis, 25, 1417–1425.
Uguru, M.O., Okwuasaba, F.K., Ekwenchi, M.M. and
Uguru, V.E., 1995. Oxytocic and Oestrogenic
Effects of Monechma ciliatum Methanol Extract in
Vivo and in Vitro in Rodents. Phytotherap Res., 9,
26–29.
Yücel, S., 2005. Determination of Conjugated Linolenic
Acid Content of Selected Oil Seeds Grown in
Turkey. JAOCS, 82, 893-897.
Wetherilt, H. and Pala, M., 1994. Herbs and Spices
Indigenous to Turkey. in: Spices, Herbs and Edible
Fungi. Edited by G. Charalambous, Elsevier Press,
New York, 285–307.
Zhang, Z., Liao, L., Moore, J., Wua, T., Wang, Z., 2009.
Antioxidant phenolic compounds from walnut
kernels (Juglans regia L.). Food Chemistry, 113,
160–165.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 159-169
Türkiye Hayvancılığı
Aziz ŞAHİN
Zafer ULUTAŞ
Arda YILDIRIM
Emre ŞİRİN
Yüksel AKSOY
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Tokat
Özet: Türkiye hayvan yetiştiriciliğinde son yıllarda önemli değişiklikler olmuştur. Son on dokuz (19912009) yıllık süreçte, sığır (%10.43), koyun (%46.20), keçi (%52.35) ve manda (%76.18) sayısında azalma
olmasına rağmen, kanatlı hayvan sayısında (%61.38) artış olmuştur. Son istatistiki bilgilere göre Türkiye’de
10 723 958 baş sığır, 87 207 baş manda, 21 749 508 baş koyun, 5 128 285 baş keçi yetiştirilmektedir.
Büyükbaş hayvan varlığının (10 811 165 baş), %24,0’ını yerli ırklar, %40,75’ini kültür ırkı melezleri ve
%34,44’ünü kültür ırkları, %0,81’ini ise mandalar oluştururken, küçükbaş hayvan varlığının (26 877 793
baş), %80.92’sini koyun ve %19.08’ini ise keçi oluşturmaktadır. Kanatlı varlığının (234 082 206 adet)
%28.41’ini yumurta tavuğu, %69.83’ünü et tavuğu, %1.18’ini hindi, %0,40’ını ördek ve %0.18’ini kazlar
oluşturmaktadır. Türkiye’de 21 469 köyde arıcılık faaliyeti yapılmakta olup, mevcut kovanların (5 339 224
adet) %97,59’u yeni, %2,41’i eski kovanlardır. Türkiye İstatistik Enstitüsü kayıtlarına göre Türkiye’de sığır,
manda, koyun ve keçiden toplam 12 542 186 ton süt, 412 723 ton kırmızı et, kanatlılardan ise, 1 323 624 ton
beyaz et, 13 832 726 000 adet yumurta ve 82 003 ton bal üretilmektedir. Damızlık hayvan materyali, kaliteli
yem kaynakları, hastalıklara karşı koruma, işletme kapasiteleri, alt yapı, çiftçilerin pratik yetiştiricilik
düzeyleri, pazarlama ve finans yetersizlikleri hayvancılığın problemlerinden bazılarıdır. Bu çalışmada,
Türkiye hayvancılığının mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerileri tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Sığır, manda, kırmızı et, süt, yumurta, bal
Animal Production in Turkey
Abstract: Animal production in Turkey has changed considerably in the last years. Although number of
cattle (10.43%), sheep (46.20%), goat (52.35%) and buffalo (76.18%) production have decreased, number of
poultry (61.38%) production has increased in the last nineteen years (1991-2009). According to recent
statistics, 10 723 958 heads of cattle, 87 207 heads of buffalo, 21 749 508 heads of sheep and 5 128 285
heads of goat are raised in Turkey. Cattle and buffaloes population are 10 811 165 which is 24.00% of it is
local breed, 40.75% of it is crossbreed, 34.44% of it is pure breed cattle and 0.81% of it is buffaloes. There is
also small ruminant population which is 26 877 793, 80.92% of it is sheep and 19.08% of it is goats. Poultry
population is 234 082 206, 28.41% of it is laying hens, 69.83% of it is broilers, 1.18% of it is turkeys,
0.40% of it is ducks and 0.18% of it is geese. Beekeeping are 21 469 in the villages of Turkey. The current
number of hives are 5 339 224 units, 97.59% of it is new, 2.41% of it is old hives. According to Turkish
Statistical Institute records, 12 542 186 tons of milk and 412 723 tons of red meat have produced from cattle,
buffalo, sheep and goats, 1 323 624 tons meat, 13 832 726 000 eggs from poultry, 82 003 tons honey from
bees have produced. Some problems of the animal production are lack of breeding animal material, high
quality feed sources, protection against disease, capacity of the animal farms, infrastructure, agricultural
workers practical breeding levels, marketing and financing etc. In this paper the levels of animal production
in Turkey and its problems and their solutions are discussed.
Key words: Cattle, Buffalo, red meat, milk, hen eggs, honey
1.Giriş
Sahip olduğu coğrafi yapı ve ekolojik
koşullar nedeni ile tarımsal üretimde miktar ve
ürün çeşitliliği yönünden büyük bir potansiyele
sahip olan Türkiye’de tarım sektörü ekonomik
ve sosyal gelişmede, çok önemli görevler
üstlenmiştir. Tarım sektörünün bir kolu olan
hayvancılıkta, tarımın diğer alanlarında ve
ülkenin ekonomisinde gelişmeyi canlandırıcı
etkiye sahip olması bakımından stratejik bir
öneme sahiptir. Hayvancılık, beslenme, sanayi
hammaddesi sağlama, işsizliği ve kırsal
kesimden kente göçü önlemede ve istihdam
sağlamada önemli bir role sahiptir. Ayrıca
hayvancılık
sektörü,
ülke
ekonomisini
geliştiren, birim yatırıma en yüksek katma
değer oluşturan ve en düşük maliyetle istihdam
imkânı sağlayan bir sektördür (Şahin ve Ulutaş,
2010). Tarımsal işletmelerde genel olarak
hayvancılık ve bitkisel üretim bir arada
yapılmakta olup, işletmelerin küçük ölçekli ve
159
Türkiye Hayvancılığı
çok parçalı yapıda olması verimliliğin düşük
seviyelerde kalmasına yol açmaktadır.
Türkiye nüfusu her geçen gün artmaktadır.
Nüfus artışı ile beraber, bugün insan
beslenmesinde kullanılan kaynakların daha
verimli
kullanılması
ve
daha
iyi
değerlendirilmesi
zorunluluğu
ortaya
çıkmaktadır. Hayvansal ürünler başta çocuklar
olmak
üzere,
her
yaştaki
nüfusun
beslenmesinde büyük bir öneme sahiptir. Bu
yüzden halkın dengeli ve sağlıklı beslenmesinin
sağlanması için, gerekli önlemlerin alınması,
refah seviyesinin artırılması ile birlikte
hayvansal ürün miktar ve kalitesinin artırılması
gerekmektedir.
Bu makalede, son on dokuz yıllık süreçte
(1991-2009
yılları
arasında)
Türkiye
hayvancılığının
mevcut
durumunun,
problemlerinin ve çözüm önerilerinin ortaya
çıkarılması amaçlanmıştır.
.
2. Hayvan varlığı
2.1 Büyükbaş hayvan varlığı
Türkiye’de 2009 yılı itibariyle 10 723 958
baş sığır, 87 207 baş manda olmak üzere toplam
10 811 165 büyükbaş hayvan yetiştirilmektedir.
Bunun %24,0’ını yerli ırklar, %40,75’ini kültür
ırkı melezleri ve %34,44’ünü kültür ırkları,
%0,81’ini ise mandalar oluşturmaktadır. Son on
dokuz yıllık periyotta, sığır sayısında %10.43,
manda sayısında %76.18 oranlarında azalmanın
olduğu belirlenmiştir. Çizelge 1’de Türkiye
büyükbaş
hayvan
varlığındaki
değişim
verilmiştir. Çizelge 1 incelendiğinde 1991
yılında 11 972 923 baş olan sığır varlığının
%55,84’ünü yerli ırklar, %33,69’ini kültür ırkı
melezleri ve %10,47’sini kültür ırkların
oluşturduğu görülmektedir. 2009 yılına
gelindiğinde ise, 10 723 958 baş’a düşen sığır
varlığının
%24,19’unun
yerli
ırklar,
%41,09’inin kültür ırkı melezleri ve
%34,72’sinin kültür ırklarından oluştuğu
belirlenmiştir. 1991-2009 yılları arasında
manda varlığında %76,18 oranında azalma
olmuştur (Anonim, 2010).
2.2. Küçükbaş hayvan varlığı
Türkiye’de 21 749 508 baş koyun, 5 128
285 baş keçi olmak üzere toplam 26 877 793
baş küçükbaş hayvan yetiştirilmektedir.
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde koyun ve
160
keçinin payı sırası ile, %80,92 ve %19,02
olarak tespit edilmiştir. Türkiye küçükbaş
hayvan varlığında son on dokuz yılda görülen
değişim Çizelge 1’de sunulmuştur. Türkiye’de
1991-2009 yılları arasında koyun varlığında
%46.20, keçi varlığında %52.35 azalma
olmuştur. Aynı dönemler arasında küçükbaş
hayvan varlığında %47,5 oranında azalma
olmuştur. Türkiye’de koyun ve keçi varlığında
yıllar itibarı ile azalma olduğu görülmektedir
(Çizelge 1). Türkiye’de kırsal alandan şehir
merkezine doğru göç hareketi vardır. Göç
sonucu, özellikle dağ köylerdeki genç nüfustaki
azalma küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini
olumsuz şekilde etkilemiş, işgücü talebinin
karşılanamaması sonucu küçükbaş hayvan
yetiştiriciliği önemli oranlarda azalmıştır.
Özellikle tüketicilerin taleplerinin daha fazla
yağ içeren koyun - kuzu etinden büyükbaş
hayvan etine ve beyaz ete kayması, meraların
kontrolsüz otlatılması, mera alanlarının
azalması ve vasfının giderek bozulması
küçükbaş hayvan varlığındaki azalmanın en
önemli nedenleri arasında yer alabilir. Ayrıca
yem bitkileri ekim alanlarının az olması ve
üreticiler arasında örgütlenmenin yaygın
olmaması başta küçükbaş hayvan yetiştiriciliği
olmak üzere hayvansal üretimi kısıtlayan
nedenler arasında yer almaktadır. Koyun
varlığının azalmasında, mera alanlarının
işlenerek tarım arazisi olarak kullanılması,
koyunların
entansif
yetiştiriciliğe
ayak
uyduramaması, uygulanan tarım politikaları
gibi etmenler de önemli rol oynamıştır.
Tarım bölgelerine göre koyun varlığının
dağılımı incelendiğinde, Ortadoğu Anadolu
(%20,98) ve Güneydoğu Anadolu (%20,78)
tarım bölgelerinde daha fazla koyun
yetiştirilmektedir. Bu bölgeleri, Kuzeydoğu
Anadolu (%10,42), Ege (%10,19), Batı
Anadolu (%8,96), Orta Anadolu (%7,23),
Akdeniz (%5,76) ve Batı Anadolu (%3,08)
bölgeleri
izlemektedir. Tarım bölgeleri
içerisinde en az koyunun yetiştirildiği bölge
Doğu Karadeniz (%1,62) bölgesidir (Anonim,
2011).
2.3. Kanatlı varlığı ve Arıcılık
Türkiye’de 163 468 942’i etlik piliç, 66
500 461’i yumurta tavuğu olmak üzere 229 969
403 adet tavuk, 2 755 349 adet hindi, 412 723
Çizelge 1. Türkiye büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010)
Yıllar
2009
3 723 583
34,72
4 406 041
41,09
2 594 334
24,19
10 723 958
Manda
366 150
352 410
316 000
305 000
255 000
235 000
194 000
176 000
165 000
146 000
138 000
121 077
113 356
103 900
104 965
100 516
84 705
86 297
-------------------Koyun----------------Yerli
Merinos
Toplam
39 590 493
841 847
40 432 340
38 575 828
840 110
39 415 938
36 709 000
832 000
37 541 000
34 823 000
823 000
35 646 000
32 985 000
806 000
33 791 000
32 234 000
838 000
33 072 000
29 376 000
862 000
30 238 000
28 560 000
875 000
29 435 000
29 425 000
831 000
30 256 000
27 719 000
773 000
28 492 000
26 213 000
759 000
26 972 000
24 473 826
699 880
25 173 706
24 689 169
742 370
25 431 539
24 438 459
762 696
25 201 155
24 551 972
752 353
25 304 325
24 801 481
815 431
25 616 912
24 491 211
971 082
25 462 293
22 955 941
1 018 650
23 974 591
87 207
20 721 925
1 027 583
21 749 508
--------------------Keçi----------------------Kıl
Tiftik
Toplam
9 579 256
1 184 942
10 764 198
9 439 600
1 014 340
10 453 940
9 192 000
941 000
10 133 000
8 767 000
797 000
9 564 000
8 397 000
714 000
9 111 000
8 242 000
709 000
8 951 000
7 761 000
615 000
8 376 000
7 523 000
534 000
8 057 000
7 284 000
490 000
7 774 000
7 201 000
6 828 000
373 000
6 676 000
346 000
7 022 000
6 519 332
260 762
6 780 094
6 516 088
255 587
6 771 675
6 379 900
230 037
6 609 937
6 284 498
232 966
6 517 464
6 433 744
209 550
6 643 294
6 095 292
191 066
6 286 358
5 435 393
158 168
5 593 561
4 981 299
146 986
5 128 285
161
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
-----------------------------Sığır (baş)---------------------------------------------------Kültür
(%)
Melez
(%) Yerli
(%)
Toplam
1 253 865 10,47
4 033 375 33,69 6 685 683 55,84
11 972 923
1 337 410 11,19
4 131 507 34,57 6 481 990 54,24
11 950 907
1 442 000 12,11
4 342 000 36,46 6 126 000 51,44
11 910 000
1 512 000 12,70
4 543 000 38,17 5 846 000 49,12
11 901 000
1 702 000 14,44
4 776 000 40,51 5 311 000 45,05
11 789 000
1 795 000 15,10
4 909 000 41,30 5 182 000 43,60
11 886 000
1 715 000 15,33
4 690 000 41,93 4 780 000 42,74
11 185 000
1 733 000 15,71
4 695 000 42,56 4 603 000 41,73
11 031 000
1 782 000 16,12
4 826 000 43,66 4 446 000 40,22
11 054 000
1 806 000 16,78
4 738 000 44,03 4 217 000 39,19
10 761 000
1 854 000 17,58
4 620 000 43,80 4 074 000 38,62
10 548 000
1 859 786 18,97
4 357 549 44,45 3 586 163 36,58
9 803 498
1 940 506 19,83
4 284 890 43,78 3 562 706 36,40
9 788 102
2 109 393 20,95
4 395 090 43,65 3 564 863 35,40
10 069 346
2 354 957 22,37
4 537 998 43,11 3 633 485 34,52
10 526 440
2 771 818 25,50
4 694 197 43,18 3 405 349 31,32
10 871 364
3 295 678 29,86
4 465 350 40,46 3 275 725 29,68
11 036 753
3 554 585 32,73
4 454 647 41,02 2 850 710 26,25
10 859 942
Türkiye Hayvancılığı
adet ördek ve 944 731 adet kaz
yetiştirilmektedir. Son on dokuz yıllık süreçte
diğer hayvan türlerinin aksine, kanatlı
varlığında %61,38 artış olmuştur. 1991 yılında
145 050 726 adet olan toplam kanatlı sayısı
2009 yılında %61,37’lik bir artışla 234 082 206
adet’e ulaşmıştır. 1991 yılında tavuk varlığı
içinde, yumurta tavuğunun payı %36,51 iken,
2009 yılında bu oran %28,92 seviyesine
gerilemiştir. Aynı şekilde 1991 yılında tavuk
varlığı içerisinde etlik piliçlerin payı %63,49
iken, 2009 yılında %71,08 seviyesine
yükselmiştir. 1991 - 2009 yılları arasında hindi,
kaz ve ördek sayısında, %12,04, % 40,94 ve
%62,88 oranlarında azalma olmuştur. Türkiye
kanatlı yetiştiriciliğinin yapısına bakıldığında,
yumurta ve etlik piliç yetiştiriciliğinin önemli
bir oran teşkil ettiği, hemen hemen kanatlı
varlığının tümünü tavuk varlığının oluşturduğu
görülmektedir (Çizelge 2). Arıcılık, çok zengin
bitki örtüsüne sahip ve bir tarım ülkesi olan
Türkiye için ayrı bir öneme sahiptir. 1991
yılında arıcılık faaliyetinin yapıldığı köy sayısı
21 540 iken, %0,33 oranında azalarak 2009
yılında 21 469’a düşmüştür. Aynı dönemde eski
kovan sayısı %51,76 oranında azalmış, yeni
kovan sayısı ise %64,81 oranında artarak 5 210
481 adet olarak gerçekleşmiştir. Bal üretiminde
%50,04, balmumu üretiminde %53,17, yumurta
üretiminde %80,36 oranında artış olmuştur
(Anonim, 2011).
3. Hayvansal Üretim
3.1. Süt Üretimi
Türkiye’de büyükbaş ve küçükbaş
hayvanlardan toplam 12 542 186 ton süt elde
edilmektedir. 1991 yılı süt üretiminde (10 239
942 ton) sığır, manda, koyun ve keçinin oranı
sırası ile; %84,15, %1,58, 11,01 ve %3,27 iken,
2009 yılı süt üretiminde sığırlar %92,35,
mandalar %0,26, koyunlar %5,85 ve keçiler ise
%1,53’lük paya sahip olmuştur. Kültür, kültür
melezi ve yerli sığırların süt veriminde 19912009 yılları arasında sırası ile 944 kg, 713 kg,
572 kg artış olmuş ve süt verimleri aynı sıra ile
3884 kg, 2720 kg ve 1316 kg seviyesine
ulaşmıştır. Aynı dönemde sığır ortalama süt
üretimi 1395 kg artmış 2803 kg olarak
gerçekleşmiştir. 1991-2009 yılları arasında
Türkiye süt üretiminde koyun, keçi ve
mandanın payı ve sağılan hayvan sayısı
azalırken, birim hayvan başına elde edilen süt
162
miktarında artış olmuştur. Bu durumun ortaya
çıkmasında,
günümüze
kadar
yapılan
hayvancılık projelerinin ve ıslah çalışmalarının
etkisinin olduğu söylenebilir. Çizelge 3’te
Türkiye süt üretimi verilmiştir. Koyun sütü
üretiminde koyun sayısındaki düşüşe bağlı
olarak azalma olduğu (Çizelge 1) görülmektedir
(Anonim, 2010).
Koyun sütü üretiminde en yüksek oranlar
Güneydoğu Anadolu (%23,83) ve Ortadoğu
Anadolu (%20,28) tarım bölgelerine aittir. Bu
bölgeleri, Kuzeydoğu Anadolu (%9,71), Ege
(%9,27), Batı Anadolu (%9,12), Orta Anadolu
(%7,79), Akdeniz (%5,56) ve Batı Anadolu
(%2,66) bölgeleri izlemektedir. Koyun süt
üretimi en az olan tarım bölgesi Doğu
Karadeniz (%1,48)’dir (Anonim, 2011). Bu
bölgeleri, Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Ege,
Batı Marmara, Kuzeydoğu Anadolu, Doğu
Karadeniz, Batı Anadolu tarım bölgeleri
izlemektedir. Koyun başına süt veriminin en
fazla olduğu bölgeler Güneydoğu Anadolu (83
kg), Ortadoğu Anadolu (80 kg), Akdeniz (80
kg) ve Orta Anadolu (79 kg) tarım bölgeleridir.
Doğu Marmara (62 kg) koyun başına verimin
en az olduğu tarım bölgesidir (Anonim, 2010).
3.2. Et Üretimi
3.2.1. Kırmızı et üretimi
Türkiye’de
büyükbaş
ve
küçükbaş
hayvanlardan toplam 412 600 ton kırmızı et
elde edilmektedir (Çizelge 4). Son on dokuz
yıllık süreçte kırmızı et üretimi % 11,56
oranında azalmıştır. Toplam kırmızı et
üretiminde manda, koyun ve keçinin payı
azalırken, sığırın payı %66,35’lerden %78,84’e
yükselmiştir. Sığır eti üretiminde yıllar itibarı
ile dalgalanmalar olmuş ve en yüksek değerinin
2007 yılında (431 963 ton), en düşük değerini
ise, 2003 yılında (290 454 ton) almıştır. 1991
yılından 2009 yılına gelindiğinde sığır, manda,
koyun ve keçi karkas ağırlığında %51,30,
%40,86, %15,05 ve %17,87 oranlarında artış
olmuş, 2009 yılında sığır, manda, koyun ve keçi
karkas ağırlıkları sırası ile 216,56 kg, 206,98
kg, 18,67 kg ve 19,26 kg olarak tespit
edilmiştir. Koyunlardan elde edilen kırmızı et
koyun ve kuzu eti olmak üzere 74 633 tondur.
Koyun varlığındaki azalmaya bağlı olarak
koyun ve kuzu eti üretiminde ciddi düşüşler
olmuştur (Anonim, 2010).
Çizelge 2. 1991-2009 yılları arasında kanatlı varlığı, kovan sayısı bal, bal mumu üretimi (ton) ve yumurta üretimi (bin adet), (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010)
Yıllar
Yumurta
Toplam
Eski
Yumurta
tavuğu
Et tavuğu
Hindi
Kaz
Ördek
Kanatlı
Yeni kovan
kovan
Bal
Balmumu (bin adet)
1991
50 826 656
88 379 548
3 132 676
1 599 831
1 112 015
145 050 726 3 161 583
266 859 54 655
2 863
7 667 990
1992
52 224 952
100 305 100
3 332 794
1 752 495
1 154 743
158 770 084 3 289 672
250 656 60 318
2 916
8 215 016
1993
58 179 047
120 080 935
3 340 241
1 687 596
1 171 961
184 459 780 3 450 755
234 692 59 207
3 110
10 006 269
1994
57 842 034
125 842 269
3 441 995
1 719 833
1 186 891
190 033 022 3 567 352
219 236 54 908
3 353
9 845 407
1995
57 324 654
71 689 773
3 291 000
1 745 163
1 199 925
135 250 515 3 701 444
214 594 68 620
3 735
10 268 668
1996
53 883 070
99 073 900
3 063 540
1 641 915
1 093 860
158 756 285 3 747 578
217 140 62 950
3 235
9 787 220
12 089 341
1997
61 401 783
104 870 702
5 327 501
1 794 610
1 828 792
175 223 388 3 798 200
204 102 63 319
3 751
69 722 271
71 885 207
64 709 040
55 675 750
57 139 257
60 399 520
58 774 172
60 275 674
58 698 485
64 286 383
63 364 818
66 500 461
167 275 380
167 862 730
193 459 280
161 899 442
188 637 066
217 133 076
238 101 895
257 221 440
286 121 360
205 082 159
180 915 558
163 468 942
3 805 345
3 762 516
3 681 558
3 254 018
3 092 408
3 994 093
3 902 346
3 697 103
3 226 941
2 675 407
3 230 318
2 755 349
1 771 327
1 670 916
1 496 604
1 397 560
1 400 136
1 336 775
1 250 634
1 066 581
830 081
1 022 711
1 062 887
944 731
1 339 468
1 294 824
1 104 176
913 748
832 091
810 910
770 436
656 409
525 250
481 829
470 158
412 723
243 913 791
246 476 193
264 450 658
223 140 518
251 100 958
283 674 374
302 799 483
322 917 207
349 402 117
273 548 489
249 043 739
234 082 206
4 005 369
4 135 781
4 067 514
3 931 301
3 980 660
4 098 315
4 237 065
4 432 954
4 704 733
4 690 278
4 750 998
5 210 481
193 982
185 915
199 609
184 052
180 232
190 538
162 660
157 059
146 950
135 318
137 963
128 743
67 490
67 259
61 091
60 190
74 554
69 540
73 929
82 336
83 842
73 935
81 364
82 003
3 324
4 073
4 527
3 174
3 448
3 130
3 471
4 178
3 484
3 837
4 539
4 385
13 887 864
14 090 023
13 508 586
10 575 046
11 554 910
12 666 782
11 055 557
12 052 455
11 733 572
12 724 959
13 190 696
13 832 726
163
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
Sığır
Sığır
Kültür
Verim
(kg)
Melez
Verim
(kg)
Manda
Yerli
Verim
(kg)
Genel
Ort. (kg)
Pay (%)
Üretim
(ton)
1408
84,15
743
1436
744
1476
1 986
746
2 967
1 986
9 465 627
2 960
8 914 177
2 948
1998
8 832 059
1999
Yıllar
Üretim (ton)
1991
8 616 412
2 940
2 007
744
1992
8 714 878
2 958
1 994
1993
8 904 472
2 963
1 986
1994
9 128 873
2 962
1995
9 275 312
1996
1997
Keçi
Koyun
Pay
Üretim(ton) (%)
Toplam
Süt üretimi
(ton)
Pay (%)
Üretim (ton)
161 348
1,58
1 127 443
11,01
334 739
3,27
10 239 942
84,78
155 660
1,51
1 089 173
10,60
319 349
3,11
10 279 060
85,57
140 385
1,35
1 047 379
10,06
314 027
3,02
10 406 264
1501
86,44
143 606
1,36
991 801
9,39
296 726
2,81
10 561 006
741
1576
87,49
114 534
1,08
934 499
8,81
277 207
2,61
10 601 552
1 964
739
1586
87,96
108 194
1,01
921 662
8,56
265 455
2,47
10 760 938
1 947
735
1593
88,46
86 700
0,86
826 348
8,20
249 302
2,47
10 076 527
2 928
1 955
738
1609
88,58
79 815
0,80
813 077
8,15
245 580
2,46
9 970 531
8 965 489
2 898
1 948
735
1619
88,93
75 243
0,75
804 696
7,98
236 581
2,35
10 082 009
2000
8 732 041
2 917
1 966
736
1654
89,16
67 330
0,69
774 380
7,91
220 211
2,25
9 793 962
2001
8 489 082
2 916
1 961
737
1669
89,40
63 327
0,67
723 346
7,62
219 795
2,31
9 495 550
2002
7 490 634
2 901
1 962
736
1705
89,08
50 925
0,61
657 388
7,82
209 622
2,49
8 408 568
2003
9 514 138
3 108
2 042
978
1888
89,66
48 778
0,46
769 959
7,26
278 136
2,62
10 611 011
2004
9 609 326
3 881
2 711
1 317
2479
89,98
39 279
0,37
771 715
7,23
259 087
2,43
10 679 406
2005
10 026 202
3 885
2 706
1 316
2508
90,26
38 058
0,34
789 878
7,11
253 759
2,28
11 107 897
2006
10 867 302
3 881
2 715
1 316
2595
90,92
36 358
0,30
794 681
6,65
253 759
2,12
11 952 100
2007
11 279 340
3 886
2 713
1 316
2667
91,48
30 375
0,25
782 587
6,35
237 487
1,93
12 329 789
2008
11 255 176
3 883
2 715
1 315
2758
91,94
30 460
0,25
746 872
6,10
209 570
1,71
12 242 078
2009
11 583 313
3 884
2 720
1 316
2803
92,35
32 443
0,26
734 219
5,85
192 210
1,53
12 542 186
.
Pay (%)
Türkiye Hayvancılığı
164
Çizelge 3. 1991- 2009 yılları arasında Türkiye süt üretimindeki değişim, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010)
Çizelge 4. 1991-2009 yılları arasında Türkiye kırmızı et üretimindeki değişim, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010)
Sığır
Manda
1991
309 564
143,13
66,35
59 913
146,93
1,89
128 626
16,23
27,57
19 570
16,34
4,19
466 563
1992
300 652
145,60
66,99
54 500
146,18
1,78
122 887
16,43
27,38
17 286
16,50
3,85
448 792
1993
296 066
141,97
68,51
50 300
141,76
1,65
112 806
16,42
26,10
16 166
16,85
3,74
432 168
1994
316 654
140,77
67,95
56 705
143,93
1,75
126 306
16,51
27,10
14 909
16,48
3,20
466 031
1995
292 447
160,62
70,51
38 310
159,07
1,47
102 115
18,59
24,62
14 124
16,76
3,41
414 781
1996
301 828
166,20
72,66
20 100
156,22
0,76
98 127
17,72
23,62
12 274
16,72
2,95
1997
379 542
159,31
73,43
36 296
155,39
1,09
116 104
17,89
22,46
15 593
16,91
3,02
415 369
516 879
1998
359 273
163,27
67,51
27 257
174,70
0,89
144 703
18,32
27,19
23 429
17,46
4,40
532 167
1999
349 681
174,25
68,42
28 240
184,00
1,02
132 476
18,65
25,92
23 693
18,10
4,64
511 046
2000
354 636
168,75
72,20
23 518
172,09
0,82
111 139
18,19
22,63
21 395
18,35
4,36
491 217
2001
331 589
179,89
76,11
12 514
183,37
0,53
85 661
18,04
19,66
16 138
18,36
3,70
435 683
2002
327 629
184,67
77,91
10 110
161,24
0,39
75 828
19,27
18,03
15 454
20,40
3,67
420 540
2003
290 454
182,56
79,22
9 521
179,52
0,47
63 006
17,73
17,18
11 487
18,92
3,13
366 657
2004
365 000
196,60
81,66
9 858
197,79
0,44
69 715
17,72
15,60
10 300
18,05
2,30
446 964
2005
321 681
197,29
78,58
8 920
176,84
0,39
73 743
17,79
18,01
12 390
17,99
3,03
409 391
2006
340 705
194,58
77,70
9 658
183,68
0,40
81 899
17,19
18,68
14 133
17,60
3,22
438 511
2007
431 963
215,55
75,04
9 532
208,56
0,35
117 524
18,28
20,42
24 136
19,21
4,19
575 611
2008
370 619
213,48
76,82
7 251
183,97
0,28
96 738
17,31
20,05
13 753
17,92
2,85
482 444
2009
325 286
216,56
78,84
4 857
206,98
0,24
74 633
18,67
18,09
19,26
2,83
412 600
Karkas (kg)
Pay (%) Üretim (ton)
11 675
Karkas(kg)
Pay (%)
165
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
Üretim (ton)
Karkas (kg)
Pay (%) Üretim (ton)
Et üretimi (ton)
Yıllar
Karkas (kg)
Pay (%) Üretim (ton)
Toplam
Keçi
Koyun
Türkiye Hayvancılığı
Kırmızı
et
üretiminde
sığırların,
mandaların, koyunların, keçilerin payı sırası ile
%78,84, %0,24, %18,09 ve 2,83’tür. Çizelge
4’te 1991- 2009 yılları arasında türlere göre
Türkiye kırmızı et üretimindeki değişim
verilmiştir.
3.2.2. Kanatlı eti üretimi
Beyaz et üretiminin yaklaşık % 80’i son
derece modern tesislerde gerçekleştirilmektedir.
İşletmelerin
%72,6’sı
5000
adet/devre
kapasitelidir. 1991 yılında 238 764 ton olan
kanatlı eti üretimi, 2009 yılında 1 340 000 ton’a
ulaşmıştır. Son on dokuz yıllık süreçte kanatlı
eti üretimindeki değişim Çizelge 5’te
özetlenmiştir.
Türkiye'de 1991 yılından sonra kanatlı et
üretimi büyük bir gelişme göstermiştir. 2000
yılında piliç eti üretimi yaklaşık 662.096 ton’a,
toplam beyaz et üretimi de 752.382 ton’a
yükselmiştir. Kişi başına düşen beyaz et
tüketim miktarı da 1991 yılında 4,13 kg iken,
2000 yılında 11.05 kg'a, 2009 yılında da 17,33
kg'a yükselmiştir (Anonim, 2011).
Çizelge 5. 1991-2009 yılları arasında kanatlı eti üretimindeki değişim
Yıllar
Toplam
Piliç eti (ton) Hindi eti (ton) Köy ve Yum. Tavukları
Üretim
Kanatlı eti (ton)
ve Diğer Kan. (ton)
Artışı (%)
Nüfus
(1000)
Tüketim
(kg/yıl)
1991
179.013
59.691
238.764
20,74
57.835
4,13
1992
216.214
72.071
288.285
27,88
58.959
4,90
1993
276.501
92.167
368.668
-15,55
60.079
6,12
1994
233.510
77.837
311.347
34,11
61.204
4.89
1995
313.154
2.646
101.739
417.539
32,57
62.338
6,62
1996
415.155
3.223
135.162
553.540
11,39
63.485
8,64
1997
493.271
2.678
120.640
616.589
0,90
64.642
9,47
1998
497.720
9.557
114.853
622.150
5,45
65.789
9,37
1999
557.666
18.270
80.142
656.078
14,68
66.889
9,77
2000
662.096
23.265
67.021
752.382
14,68
67.896
11,05
2001
592.567
38.991
41.813
673.371
-10,50
68.838
9,60
2002
620.581
24.582
60.043
705.206
4,73
69.770
10,01
2003
768.012
34.078
51.255
853.345
21,01
70.692
11,94
2004
940.889
46.248
58.295
1.045.432
22,51
71.610
14,44
2005
978.400
53.530
52.850
1.084.780
3,76
72.520
14,53
2006
945.779
45.750
40.250
1.031.779
-4,89
73.423
13,81
2007
1.012.000
33.000
55.000
1.100.000
6,61
70.586
15,23
2008
1.170.000
35.000
57.000
1.262.000
14,73
71.517
16,94
2009
1.250.000
30.000
60.000
1.340.000
6,18
72.561
17,33
1991- 1994 yılları arasında hindi eti üretimi köy ve yumurta tavukları ve diğer kanatlıların yer aldığı sütunda yer
almıştır. (Anonim, 2011)
4. Hayvancılığın Sorunları ve Alınması
Gereken Önlemler
4.1. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın
sorunları

Damızlık
temininde
sorunlar
yaşanmaktadır. Damızlık hayvan borsası
kurulamamıştır.

Koyunculuk ve keçicilik daha çok
ekstansif
koşullarda
yapılamakta
olup,
yetiştirilen koyun ve keçi sayısı giderek
azalmaktadır.

Hayvancılığın
ihtiyacını
karşılayacak şekilde, yem bitkileri ekimi ve
silaj ekimi yaygınlaştırılamamıştır. Karma yem
üretiminde kullanılan hammaddeler kalitesiz,
yetersiz ve pahalıdır.
166

Karma yem sanayinde kullanılan
bazı yem hammaddelerinin ve yem katkı
maddelerinin ithal edilmesi, yem maliyetinin
yükselmesine neden olmaktadır. Bu durumda
hayvansal üretimi olumsuz etkilemekte ve
üretim
maliyetlerinin
artmasına
neden
olmaktadır.

Çayır ve mera alanları, dar
olmamasına rağmen, vasıf ve kalite olarak
istenilen düzeyde değildir. Yem bitkileri
ekilişinin az olması da, başta büyükbaş ve
küçükbaş hayvancılık olmak üzere hayvansal
üretimi kısıtlamaktadır.

Kırsal kesimle ulaşım problemleri
fazla yaşanmamasına rağmen, suni tohumlama
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
hizmetleri maliyet yüksekliği nedeniyle halen
bazı köylere ulaştırılamamıştır.

Hayvan
sağlığı
ve
salgın
hastalıklar, hayvancılığın temel sorunları
arasında yer almaktadır. Ulaşım problemleri
nedeniyle,
suni
tohumlama
hizmetinin
ulaştırılamadığı köylerdeki tabi tohumlama
amaçlı boğa barınakları çeşitli nedenlerle
(yetiştiricilerin ilgisizliği, ekonomik sıkıntılar
v.b) kapanmıştır.

Alet
ekipman
ve
personel
yetersizliği gibi nedenlerle suni tohumlama
çalışmaları
etkili
bir
şekilde
yürütülememektedir.
 Yayım hizmetleri yetişmiş yayım
elemanı sayısının yeterli olmaması nedeniyle
etkin bir şekilde yapılamamaktadır. Özel
sektörün yayım çalışmalarına fazla katkısı
olmamaktadır. İlgili kuruluşlar arasındaki
koordinasyonun
yeterince
sağlanamaması
(Araştırma-Yayımcı-Yatırımcı
Kuruluşlar)
sonucu yeni üretim tekniklerinin çiftçilere
ulaştırılması ve benimsetilmesinde önemli
problemler yaşanmaktadır.
 Mevcut
kooperatiflerin
durumu,
üreticilerin yeni kooperatif benzeri birlikler
kurmasını
zorlaştırmaktadır.
Yetiştiriciler
arasında örgütlenmenin yetersiz olması üretilen
ürünlerin satışında üreticilerin değil tüccarların
kazanmasına neden olmaktadır.
 Süt ve et fiyatlarındaki düzensizlikler
bu ürünlerin üretiminde sorunlar yaşanmasına
neden olmaktadır. Ürünlerin pazarlanmasında
karşılaşılan sorunların aşılmasında gerekli
örgütlenmeler zayıftır ve ürün pazarlama
koşulları yeterince desteklenmemektedir.
 Soy kütüğü ve verim kontrolleri
çalışmaları Damızlık Yetiştiriciler Birliğince
yapılmasına rağmen, halen yeterli ilgi ve başarı
sağlanamamıştır.
 Hayvan yetiştiriciliği küçük aile
işletmeleri şeklinde yapılmaktadır. Bu durum,
işletmelerin
ucuz
girdi
sağlamasını
sınırlandırmakta ve pazarlama olanaklarını
güçleştirmektedir.
 Hayvan barınaklarının uygun olmayışı,
hayvancılığının temel sorunlarından biridir.
Modern teknikler kullanılarak yapılan ahır
sayısı, yeterli düzeyde değildir.
 Tarımsal faaliyetleri gerçekleştiren
kurumlar, arasında koordineli çalışmaların
olmaması, kaynakların rasyonel kullanımını
engellemektedir.
4.2.
Kanatlı
hayvan
yetiştiriciliğinin
sorunları
 Türkiye’de kanatlı sektörü hibrit
materyal bakımından büyük ölçüde dışa
bağımlıdır.
 Kanatlı
ürünlerinin
fiyatlarındaki
dalgalanmalar, üreticileri tedirgin etmekte ve
sektörel gerilemeye neden olmaktadır.
 Yumurta üretim maliyetinin yüksek
olması işletmelerin dış pazarda rekabet
etmelerini güçleştirmektedir.
 Kanatlı ürünlerinin önemi toplum
tarafından yeterince anlaşılamadığı için, iç
tüketim artırılamamaktadır.
 Kanatlı sektörü ülke düzeyinde, yeteri
kadar gelişmiş yetiştirici organizasyonuna sahip
olmadığı için, bu sektörün sorunlarına yeterli
ölçüde sahip çıkılamamaktadır.
 Karma yem endüstrisinde kullanılan
bazı yem ve yem katkı maddelerinin ithal
edilmesi yem maliyetinin artmasına neden
olmaktadır.
 Finansal yapı, organizasyon ve üretim
teknolojileri yönünden oldukça gelişmiş düzeye
ulaşan Türkiye’de kanatlı sektörünün, üretim ve
ihracatta rekabet edebilirliğini sürdürebilmesi
için, başta yem girdileri olmak üzere tüm
girdilerin daha etkin şekilde kullanılması
gerekmektedir.
4.3. Arı yetiştiriciliğinin sorunları
 Ana
arıların
yıllık
olarak
gençleştirilememesi, ana arı yenilemede oğul
yüksüklerinin kullanılması, bölge ekolojisine
bakılmaksızın her çeşit genotip ile her yerde
arıcılık yapılması, çeşitli hastalıklara dayanıklı
genetik materyal bulunamaması gibi damızlık
ana arı yetiştiriciliğine bağlı sorunlar
Türkiye’de arıcılık faaliyetini olumsuz olarak
etkilemektedir.

Ana arı yetiştiriciliği yeterince
yapılamamakta
ve
ana
arıların
gençleştirilememesi nedeni ile yaşlı ana arı
kullanılmaktadır. Üretimde yaşlı ana arıların
kullanılması koloni sayısının azalmasına ve
koloni başına bal veriminin düşmesine neden
olmaktadır.
167
Türkiye Hayvancılığı

Arı yetiştiriciliğinde Amerikan
yavru çürüklüğü ve kireç hastalığı v.b salgın
hastalıkların önlenememesi koloni sayısının
azalmasına yol açmaktadır.
5. Hayvancılığın sorunlarının çözümüne
yönelik öneriler

Islah programları kapsamında soy
kütüğü ve verim kontrolü çalışmaları
yaygınlaştırılmalıdır.
 Suni
tohumlama
çalışmaları
yaygınlaştırılmalı, personel, alet ve ekipman
eksiklikleri giderilmelidir. Bu konuda özel
sektör teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
Çeşitli nedenlerle bu hizmetin götürülemediği
köylere sözleşmeli damızlık boğa verilerek,
tabii
tohumlamanın
yaygınlaştırılmasına
çalışılmalıdır.
 İşletmelerin damızlık hayvan ihtiyacı
kurulacak damızlık işletmelerinden temin
edilebilir. Kurulacak olan veya kurulmuş olan
işletmelerde hayvanların performanslarının
daha iyi denetimini sağlamak amacı ile düzenli
olarak kayıt tutulmalıdır. Kayıt tutma
konusunda yetiştiriciler bilgilendirilmelidir.
 Yeni üretim tekniklerinin üreticilere
ulaştırılması, sistematik olarak uygulanacak
yayım çalışmaları vasıtası ile sağlanmalıdır.
Yayım hizmetleri ile pratikte uygulanabilir ve
yüksek düzeyli bilgi transferi sağlanabilir.
 Mevcut hayvanların ıslahına yönelik
çalışmalara öncelik verilmeli ve ıslah
çalışmaları daha etkin hale getirilmelidir. Suni
tohumlama çalışmalarının yaygınlaştırılmasını
sağlayacak destekleme ödemelerinin hayata
geçirilmesi gereklidir.
 Hayvancılık işletmelerinin optimum
büyüklüğe ulaşması için gerekli tedbir ve
önlemler alınmalıdır. Üreticiler geleneksel
işbirliği ve yardımlaşma anlayışı içinde, mevcut
sorunlarının çözümüne yardımcı olmak, bu
konudaki isteklerini ilgili kişi veya kuruluşlara
iletmek amacıyla örgütlenmelidirler. Üreticiler
birlik oluşturmaları için teşvik edilmeli ve
desteklenmelidirler.
 Pazarlamadaki
aracı
sayısının
azaltılması ve üretici tüketici dengesinin
kurulması
gerekmektedir.
Yetiştirici
birliklerinin
kendi
ayakları
üzerinde
durabilecek sağlıklı bir yapıya kavuşturulması
sağlanmalıdır.
168
 Üreticilerin örgütlenmesi ürünlerin
pazarlanması ve fiyat oluşumunda da etkin bir
şekilde rol alacaktır. Özellikle damızlık hayvan
ve besi materyali temininde, Türkiye’nin her
tarafından ulaşılabilen, alıcı ve satıcının aracısız
işlem
yapabileceği,
hayvan
borsası
oluşturulmalıdır.
 Kaçak hayvan hareketlerinin önlenmesi,
hayvan
pazarlarının
alt
yapılarının
oluşturulması, hayvan pazarlarının dışında
hayvan satışlarının yapılmaması, görülebilecek
salgınlara karşı mutlaka aşılanması ve
dezenfeksiyon
işlemlerinin
titizlikle
uygulanması gerekmektedir.
 Hayvansal ürün fiyatlarının düşük
olduğu dönemlerde, gerektiğinde fiyatlara
müdahale edilerek piyasada fiyat istikrarının
sağlanması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
 Hayvan yetiştiriciliğinde önemli bir
girdi
olan
yem
üretim
maliyetinin
düşürülebilmesi
için
gerekli
önlemler
alınmalıdır. Yem kalite ve kontrolü etkin hale
getirilmeli, yem fabrikalarının hammadde
kullanımında kaliteli yem üretimini sağlayacak
tedbirler alınmalıdır.
 Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde
erken kuzu kesimini önleyecek tedbirler
alınmalıdır.
 Hayvan sevklerinde gereken titizlik
gösterilerek muhtemel hastalıkların ortaya
çıkmaması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
 Ana arı üretiminin artırılması için
gerekli çalışmalar yapılmalı, mevcut kolonilerin
ana arıları gençleştirilmelidir.
 Gezginci arıların kayıtlarının tutulması
sağlanmalıdır. Arıcıların birlik şirket ve dernek
kurmaları özendirilmelidir.
 Tarımsal faaliyetleri gerçekleştiren
kurumlar arası ve kurum içi örgütlenme
sağlanmalı ve bunların üreticilerle olan bağları
güçlendirilmelidir.
Kaynaklar
Anonim, 1991. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1992. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1993. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1994. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1995. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY
Anonim, 1996. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1997. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1998. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 1999. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2000. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2001. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2002. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2003. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2004. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2005. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2006. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2007. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C.
Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.
Anonim, 2010. Türkiye İstatistik Kurumu Hayvancılık
İstatistikleri
(TUİK).
http://www.tuik.gov.tr
/PreHaberBultenleri.doid=1979PreistatistikTablo.doi
stab_id=140, 141 ve 487. Erişim tarihi: 05.12.2010.
Anonim, 2011. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar
Birliği, Kanatlı Eti Üretim ve Tüketim İstatistikleri,
http://www.besdbir.org/turkiyekanatliistatistikleri.htm. Erişim tarihi:
10.05.2011.
Şahin, A., Ulutaş, Z., 2010. Amasya hayvancılığının
mevcut durumu. Hasad Derg. 26(305):50-57.
169
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 171-178
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak
Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması
İrfan OĞUZ
Mert ACAR
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak ve Bitki Besleme Bölümü, Tokat
Özet: Bu çalışma, Tokat yöresinde farklı arazi kullanımlarının, toprak özelliklerine etkisini belirlemek
amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada Akış toprak serisi üzerinde yer alan orman, mera, meyve bahçesi ve
tarım arazisi olmak üzere 4 farklı arazi kullanım türünden üst ve alt toprak örnekleri alınmıştır. Farklı arazi
kullanım türleri ile üst toprak organik madde, pH, toplam azot, P ve K içerikleri arasında önemli istatistiksel
farklılık bulunmuş, ancak kireç ve EC içerikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Farklı arazi
kullanım türleri ile alt toprak pH, EC, toplam azot ve potasyum içerikleri arasında önemli farklılıklar oluşmuş
ancak, organik madde, kireç ve P içerikleri arasında bir farklılık meydana gelmemiştir. Farklı arazi
kullanımlarının üst ve alt toprak özelliklerine etkileri farklı olmuştur.
Anahtar kelimeler: Toprak özellikleri, arazi kullanımı, Tokat
Investigation of The Effect of Different Landuse Types On Some Soil
Properties in Tokat Kazova Conditions
Abstract: This research was carried out to determine the effect of different land use on soil properties in
Tokat city province. In the study, topsoil and subsoil samples were taken in Akis Soil Series from four
different land use types of forest, grassland, orchard and farmland. Significant statistical differences were
found between different types of land use and topsoil organic matter, pH, total nitrogen, P and K contents;
however there was no significant correlation between the lime and the EC content. Important differences
were occurred between different types of land use and subsoil pH, EC, total nitrogen and K contents, but
there was no significant correlation between the organic matter, lime and P content. The effect of different
type landuse on topsoil and subsoil properties has been different.
Key words: soil properties, landuse, Tokat
1. Giriş
Hızla artan dünya nüfusunun besin ve
giyinme ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için,
arazi varlığının akılcı ve sürdürülebilir bir
şekilde
kullanılması
zorunludur.
Arazi
özelliklerinin bilinmesi, gelişen teknolojiye
bağlı olarak veri tabanının oluşturulması, toprak
haritalarının yeterli detayda hazırlanması ve
sonuçta arazilerin üretkenliklerini kaybetmeden
sürdürülebilirliklerinin sağlanması son derece
önemlidir. En önemli doğal varlıklar olarak
bilinen araziler, sadece insan yaşamına özgü
olmayıp, diğer canlıların yaşamı için de temel
ortam özelliğini taşırlar (Altınbaş ve ark., 2004)
Gittikçe
artan
nüfusu
beslemede
darboğazlara girmemek için tarımsal tekniklerin
geliştirilmesi ve iyi bir tarımsal planlama
yapmak gerekmektedir. Toprak, ancak iyi bir
şekilde kullanıldığı zaman kendini yenileyen ve
sürekli kılan doğal bir kaynaktır. Arazi
kullanımı ile birlikte toprak özellikleri de
değişmektedir. Bu değişimin olumlu olabilmesi,
başarılı bir toprak amenajmanı ve arazi yetenek
sınıflarına uygun arazi kulanım planlaması
gerekmektedir.
Kuzeybatı Hindistan’da Typic Ustochrept
toprakta orman, mera ve tarım gibi farklı arazi
kullanım türleri altında toprak organik madde
kapsamındaki
değişim
araştırılmıştır.
Çalışmada üst toprak organik madde kapsamı,
mera arazilerine göre orman arazi kullanım
türünde % 27 ve tarım arazi kullanım türünde
ise % 45 azalmıştır. Alt toprak organik madde
içeriği ise tarım ve mera arazilerinde
istatistiksel olarak farklılık göstermemiştir.
(Saha ve ark., 2011). Sicilya’da, 5’ er adet
yüzey toprak örneği alınarak orman ve mera
arazisinin fiziksel ve hidrolik özelliklerinin
karşılaştırıldığı bir çalışmada, orman toprağı
mera toprağına göre daha düşük hacim ağırlığı,
daha yüksek doymuş hidrolik geçirgenlik
değerleri gösterirken her iki arazi kullanım
türünde de yüksek organik madde içeriği
belirlenmiştir (Agnese ve ark., 2011).
Doğal kaynakların amenajmanında temel
171
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin
Araştırılması
amaçlarla ilişkisi kurulduğunda, bunların ister
tek başına ister gruplar halinde olsun, her
birinin kendine özgü nitelikleri bulunduğundan,
havza amenajmancısının esas görevi, tüm
planlama
ve
amenajman
faaliyetlerini
havzadaki
kaynakların
orada
yaşayan
toplumların isteklerine bütünüyle cevap verecek
ve refahını sürekli kılacak tarzda işletilmesini
sağlayacak bir entegrasyonu gerçekleştirmektir
(Göl ve ark., 2004). Zira toprak yönetim
sistemleri toprakların fiziksel, kimyasal ve
biyolojik özelliklerini doğrudan etkilemektedir
(Koçyiğit ve Demirci, 2011).
Bu çalışmanın amacı; aynı toprak serisinde
yer alan toprakların farklı arazi kullanım
türlerine bağlı olarak bazı özelliklerindeki
değişimleri araştırmaktır.
2. Materyal ve Metot
2.1. Materyal
Araştırmanın yürütüldüğü Orta Karadeniz
Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma İstasyonu
Müdürlüğü arazisi, Karadeniz ve İç Anadolu
bölgeleri arasında geçit bölgede ve Yukarı
Yeşilırmak Havzasında yer almaktadır. Tokat
ili kuzeyde Samsun ve Amasya, kuzeydoğuda
Ordu, doğuda Sivas ve Yozgat illeri ile çevrili
bulunmaktadır. İstasyon Müdürlüğü arazisi,
Tokat-Turhal karayolu üzerinde ve Tokat il
merkezine 10 km mesafede Kazova’da yer
almaktadır. Araştırma yeri, 40o 18’ enlem ve 36o
34’ boylamında yer almakta olup, denizden
yüksekliği 585 metredir (Şekil 1).
Tokat ili yarı kurak karakterli geçit bölgesi
iklim koşullarının etkin olduğu bir iklime
sahiptir. Tokat’ta yazlar sıcak ve kurak, kışlar
Şekil 1. Araştırma alanı yer buldur haritası
soğuk ve yağışlı geçer. 35 yıllık gözlemlere
göre yıllık yağış ortalaması 449.1 mm’dir. En
fazla yağış ilkbaharda en az yağış yaz aylarında
düşmektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 12.5 oC,
en soğuk ay 1.9 oC ile ocak, en sıcak ay 22.4 oC
ile ağustos ayıdır (Anonim, 2010).
Araştırma sahası arazisi, paleozoik yaşlı
metamorfik seriler, kretase yaşlı kalkerler, alçak
tepelerde olgosen yaşlı kızıl, gri ve marnlı
172
seriler ile genç yaşta alüvyonlardan oluşmuştur
(Göksu ve ark., 1974).
Araştırma arazisinde yer alan düz ve düze
yakın arazilerde sebze ve tarla bitkileri tarımı
yapılmaktadır. Eğimli arazilerde ise tesis
edilmiş meyve bahçeleri ve orman vejetasyonu
bulunmaktadır. Eğimli arazilerin bir kısmında
ise oluşturulan teraslarda tarla tarımı
yapılmaktadır.
İ.OĞUZ, M.ACAR
Çalışmada ele alınan farklı arazi kullanım
türlerinin tamamı Akış serisinde yer almaktadır.
Daha önce etüdü yapılan Akış serisi toprakları
%10 – 12 eğimli topoğrafyada marn ve kalker
ana materyali üzerinde oluşmuş A ve C
horizonlu oldukça derin topraklardır. Kireç tüm
profil boyunca oldukça yüksektir. Baskın
katyon Ca ve Mg olup pH 7,64 civarındadır. Kil
oranı profil boyunca artmakta olup % 26,7 –
41,35 civarındadır. Tekstür üst horizonlarda
killi tın, alt kısımlarında ise kildir. Serinin
bulunduğu arazi teraslanmış ve oluşturulan
teraslarda karışık meyve bahçesi tesis edilmiştir
(Oğuz, 1993).
2.2. Metot
2.2.1. Örnekleme
Toprak örnekleri 2010 yılı haziran ayında,
Akış Serisi üzerinde yer alan dört farklı arazi
kullanım türünde, 3 tekerrürlü olarak alınmıştır.
Çalışmada, farklı arazi kullanım türleri ve iki
farklı toprak derinliği dikkate alınmış ve bu
amaçla tarım, orman, mera ve meyve bahçesi
arazi kullanım türlerinden olmak üzere 12 adet
üst toprak (0 - 15 cm derinlik) ve 9 adet alt
toprak (15 - 30 cm derinlik) örneği alınmıştır.
Orman arazisi sığ toprak derinliğine sahip
olduğu için, bu kullanım türünde alt toprak
örneklemesi yapılmamıştır.
2.2.2. Analiz Metotları
Araziden alınan toprak örnekleri oda
sıcaklığında kurutulup dövülerek 2 mm’lik
elekten geçirilmiş ve analize hazır hale
getirilmiştir. Analize hazır hale getirilen toprak
örneklerinde toprak reaksiyonu (pH), elektriki
iletkenlik (EC), organik madde, kireç (CaCO3),
toplam azot, K ve P analizleri yapılmıştır.
Toprak reaksiyonu (pH) saf su ile 1:2 oranında
sulandırılmış
toprak:su
süspansiyonunda
(McLean, 1982), elektriki iletkenlik (EC)
satürasyon ekstraktında iletkenlik aleti ile
(Richards,1954), organik madde; WalkleyBlack metodu ile (Nelson ve Sommers, 1982),
kireç Scheibler kalsimetresinde (Nelson, 1982),
potasyum fleymfotometre yöntemi ile (Black,
1965), fosfor Olsen metodu ile (Olsen ve ark.,
1954 ), toplam azot Kjheldal yöntemi ile
belirlenmiştir (Chapman ve Pratt, 1982).
2.2.3. İstatistiki Analiz Metotları
Her bir farklı arazi kullanım türüne ait
alanlardan (tarım, mera, orman ve meyve
bahçesi) 0 - 15 ile 15 – 30 cm derinliklerden
olmak üzere, tesadüfi örnekleme yöntemine
göre 3 tekerrürlü olarak alınan toprak
örneklerine ait analiz sonuçları üst ve alt toprak
derinlikleri için ayrı ayrı olmak üzere tek yönlü
ANOVA
testi
ile
istatiksel
olarak
karşılaştırılmıştır. Arazi kullanım türleri ile
toprak
özellikleri
arasındaki
farklılığın
istatistiksel olarak önemli olması durumunda
LSD testi yapılmıştır. Her bir kullanım türü ve
derinlik için çalışılan özelliklere ait tanımsal
veri analizi yapılmıştır. Tanımsal veri
analizinde, kullanım türlerindeki her bir özellik
için minimum, maksimum, aritmetik ortalama,
standart sapma, varyans ve varyasyon katsayısı
değerleri belirlenerek sonuçlar her bir kullanım
türü ve derinlik için ayrı ayrı verilmiştir.
3. Bulgular ve Tartışma
Üst toprak örneklerinin tanımlayıcı
istatistikleri Çizelge 1’de verilmiştir. Üst toprak
örnekleri organik madde içeriği % 0,76-4.95,
kireç içeriği % 44.44-64.95, pH 7.16-8.30, EC
360-677 µs/cm, toplam azot % 0.02-0.28, P
1.82-41,15 ppm ve K içeriği 152,08-639,05
ppm arasında değişmiştir. Üst toprak
örneklerinde kireç içerikleri, pH ve EC
değerlerinin değişim katsayısı diğer toprak
özelliklerine göre daha düşüktür. Bitkiye
yarayışlı fosfor kapsamı, varyasyon katsayısı en
yüksek olan toprak özelliği olmuştur.
Çizelge 1. Üst toprak (0-15 cm) örneklerinin bazı tanımlayıcı istatistikleri
Veriler
Minimum
Maksimum
Ortalama
Standart Sapma
OM, %
0,76
4,95
2,26
1,39
CaCO3,%
44,44
64,95
54,33
6,63
pH
7,16
8,30
7,76
0,32
EC, µs/cm
360,00
677,00
464,91
93,45
N,%
0,02
0,28
0,15
0,08
P, ppm
1,82
41,15
14,54
8,14
K, ppm
152,08
639,05
352,48
45,34
Varyans
1,95
43,99
0,10
8733,53
0,01
66,38
2056,21
Değişim Katsayısı
61,50
11,22
4,12
20,10
53,33
97,71
42,71
Kısaltmalar: OM:Organik madde, EC:Elektriksel geçirgenlik
173
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin
Araştırılması
Alt toprak örneklerinin tanımlayıcı
istatistikleri Çizelge 2’de verilmiştir. Alt toprak
örnekleri organik madde içeriği % 0.10-1.68,
kireç içeriği % 32.41-66.81, pH 7.55-8.11, EC
329-543 µs/cm, toplam azot % 0.02-0.28, P
3,54-42,30 ppm ve K içeriği 130,67-435,80
ppm arasında değişmiştir. Alt toprak
örneklerinde pH ve EC değerleri ile kireç
içeriklerinin değişim katsayısı diğer toprak
özelliklerine göre daha düşüktür. Fosfor
kapsamı, varyasyon katsayısı en yüksek olan
toprak özelliği olmuştur.
Çizelge 2. Alt toprak (15-30 cm) örneklerinin bazı tanımlayıcı istatistikleri
Veriler
Minimum
Maksimum
Ortalama
Standart Sapma
OM, %
0,10
1,68
0,80
0,51
CaCO3,%
32,41
66,81
51,93
10,57
pH
7,55
8,11
7,90
0,22
EC, µs/cm
329,00
543,00
419,33
64,77
N,%
0,02
0,28
0,11
0,09
P, ppm
3,54
42,30
16,20
8,76
K, ppm
130,67
435,80
282,75
32,97
Varyans
0,26
111,66
0,05
4195,75
0,01
76,75
1087,11
Değişim Katsayısı
63,75
20,35
2,78
15,45
81,81
94,39
38,72
Kısaltmalar: OM:Organik madde, EC:Elektriksel geçirgenlik
Farklı arazi kullanımlarında araştırma yeri
üst toprakların organik madde, kireç, pH, EC,
azot, fosfor ve potasyum içerikleri Çizelge 3’te
verilmiştir. Çizelge 3’ e göre üst toprak
örneklerinin organik madde kapsamı mera
alanlarında % 0.92-2.74, tarım alanlarında %
1.09-2.74, meyve bahçesi alanlarında % 0.761.70 ve orman alanlarında % 3.71-4.95 arasında
değişmiştir. Kireç kapsamı mera alanlarında %
44.44-50.00, tarım alanlarında % 51.85-59.26,
meyve bahçesi alanlarında % 56.05-64.95,
orman alanlarında % 48.25-4.95 arasında
değişmiştir. pH kapsamı mera alanlarında 7.848.30, tarım alanlarında 7.95-8.06, meyve
bahçesi alanlarında 7.16-7.79 ve orman
alanlarında 7.32-7.65 arasında değişmiştir. EC
kapsamı mera alanlarında 360-441 µs/cm, tarım
alanlarında 420-624 µs/cm, meyve bahçesi
alanlarında 401-677µs/cm ve orman alanlarında
401-491 µs/cm arasında değişim göstermiştir.
Azot kapsamı mera alanlarında % 0.12-0.14,
tarım alanlarında % 0.02-0.05, meyve bahçesi
alanlarında % 0.16-0.22 ve orman alanlarında
% 0.24-0.28 arasında değişim göstermiştir.
Yarayışlı fosfor kapsamı mera alanlarında 1,822,60 ppm, tarım alanlarında 2,23-4,12 ppm,
meyve bahçesi alanlarında 26,67-41,15 ppm ve
orman alanlarında 12,87-29,50 ppm arasında
değişmektedir. Üst toprak elverişli potasyum
kapsamı mera alanlarında 449,14-639,05 ppm,
tarım alanlarında 364,00-502,61 ppm, meyve
bahçesi alanlarında 189,74-238,78 ppm ve
orman alanlarında 152,08-354,01 ppm arasında
değişmiştir.
Farklı arazi kullanımlarında araştırma yeri
alt toprakların organik madde, kireç, pH, EC,
azot, fosfor ve potasyum içerikleri Çizelge 4’te
verilmiştir. Çizelge 4’e göre alt toprak organik
madde kapsamı mera alanlarında %0.80-1.68,
tarım alanlarında % 0.10-0.83
ve meyve
bahçesi alanlarında % 0.12-1.38
arasında
değişmiştir. Kireç kapsamı mera alanlarında %
Çizelge 3. Arazi kullanım türlerine göre bazı kimyasal üst toprak (0-15 cm) özellikleri
Konular
Tekerrür OM, % CaCO3, %
pH
EC, µs/cm
N, %
P, ppm
Mera
1
1,40
50,00
7,84
435
0,12
2,60
2
0,92
44,44
7,85
360
0,13
1,82
3
2,74
49,07
8,30
441
0,14
2,60
Tarım
1
1,29
53,70
7,95
624
0,02
3,82
2
2,74
59,26
8,06
436
0,05
4,12
3
1,09
51,85
8,01
420
0,03
2,23
Meyve
1
0,76
64,95
7,75
425
0,22
41,15
Bahçesi
2
1,65
56,05
7,79
401
0,16
32,47
3
1,70
59,39
7,16
677
0,19
26,67
Orman
1
4,95
64,95
7,32
468
0,26
29,50
2
4,23
50,11
7,45
491
0,28
12,87
3
3,71
48,25
7,65
401
0,24
14,79
Kısaltmalar: OM:Organik madde; EC: Elektiriki iletkenlik
174
K,ppm
449,14
639,05
486,80
502,61
364,00
406,41
195,58
189,74
238,78
354,01
251,87
152,08
İ.OĞUZ, M.ACAR
Çizelge 4. Arazi kullanım türlerine göre bazı kimyasal alt toprak (15-30 cm) özellikleri
Konular Tekerrür OM, % CaCO3, %
pH
EC, s/cm
N, %
P, ppm
Mera
1
0,90
44,44
8,00
360
0,11
4,77
2
1,68
47,22
8,05
329
0,06
4,12
3
0,80
50,00
8,00
408
0,13
42,30
Tarım
1
0,10
32,41
8,11
417
0,02
6,23
2
0,83
64,81
8,07
410
0,04
10,53
3
0,67
50,00
8,01
375
0,02
3,54
Meyve
1
0,12
66,81
7,55
543
0,11
38,88
Bahçesi
2
0,76
57,90
7,59
471
0,28
24,88
3
1,38
53,82
7,71
461
0,21
10,53
K, ppm
381,04
435,80
333,89
270,26
354,84
319,28
157,36
130,67
161,68
Kısaltmalar: OM:Organik madde; EC: Elektiriki iletkenlik
44.44-50.00, tarım alanlarında %32.41-64.81 ve
meyve bahçesi alanlarında % 53.82-66.81
arasında değişim göstermiştir. pH kapsamı
mera alanlarında 8.00-8.05, tarım alanlarında
8.01-8.11 ve meyve bahçesi alanlarında 7.597.55 arasında değişmiştir. EC kapsamı mera
alanlarında 329-408 µs/cm, tarım alanlarında
375-417 µs/cm ve meyve bahçesi alanlarında
461-543 µs/cm arasında değişmiştir. Azot
kapsamı mera alanlarında % 0.06-0.13, tarım
alanlarında % 0.02-0.04 ve meyve bahçesi
alanlarında % 0.11-0.28 arasında değişmiştir.
Yarayışlı fosfor kapsamı mera alanlarında 4,1242,30 ppm, tarım alanlarında 3,54-10,53 ppm
ve meyve bahçesi alanlarında 10,53-38,88 ppm
arasında değişmiştir. Alt toprak elverişli
potasyum kapsamı mera alanlarında 333,89435,80 ppm, tarım alanlarında 270,26-354,84
ppm ve meyve bahçesi alanlarında 130,67161,68 ppm arasında değişmiştir.
Farklı arazi kullanım türleri ile bazı üst
toprak özellikleri arasındaki istatistiksel ilişki
tek yönlü Anova testi ile araştırılmış ve önemli
bir ilişki olması durumunda LSD testi ile
gruplandırılmıştır.
Yapılan
istatistiksel
değerlendirme sonucuna göre, farklı arazi
kullanım türü ile kireç ve EC içerikleri arasında
anlamlı bir ilişki bulunmamış, ancak organik
madde, pH, toplam azot, P ve K içerikleri
arasında önemli istatistiksel ilişki bulunmuş ve
LSD gruplaması yapılmıştır (Çizelge 5).
Organik
madde
değerleri
orman
ekosisteminde en yüksek olmuş, bunu mera,
tarım ve meyve bahçesi izlemiştir. Bir çok
araştırma bulguları elde edilen bu sonucu
destekler niteliktedir. 12 yıl boyunca İşlenmiş
arazilerde, toprak organik madde miktarının
işlenmemiş orman ve mera örtüsü altındaki
arazilere göre, 0-10 cm derinlikte % 44 ve % 48
ve 10-20 cm derinlikte % 48 ve % 50 oranında
azaldığı bildirilmiştir (Çelik, 2005). İran’da
yapılmış bir başka çalışmada ise ormandan
tarım arazisine dönüştürülen ve sürekli işlenen
arazide organik madde miktarı % 50 oranında
azalmıştır (Hajabbasi ve ark.,1997). Orman
ekosisteminde organik madde miktarının
artması erozyona karşı ağaçların koruyucu
etkisi, dökülen yaprakların toprak yüzeyinde
birikmesi ve toprak işleme uygulamalarına
maruz kalmadığı için organik maddenin
ayrışmayıp toprak içerisinde birikmesinden
kaynaklanmaktadır. Mera, tarım ve meyve
bahçesi kullanımları aynı grup içerisinde yer
almış olup, organik madde içerikleri bir birine
yakın olmuştur. Araştırma arazisinin bir
araştırma kurumu oluşu nedeniyle gübre
uygulamalarının ve toprak amenajmanının
kurallara uygun olarak yapılması, toprak
işlemeli parselde dahi tatminkar düzeyde
organik madde belirlenmesine yol açmıştır.
Üst toprakların pH değerleri ele
alındığında, orman ve meyve bahçesi arazi
kullanımı ile mera ve tarım arazi kullanım
türleri kendi içlerinde aynı grupta yer alarak her
iki grupta birbirlerinden ayrılmıştır. İğne
yapraklı orman örtüsü doğal olarak toprak
reaksiyonunu düşürmüştür. Bazı araştırmacılar
orman alanlarının toprak işleme koşulları
altında farklı kullanımlara dönüştürülmesinin
pH değerinde yükselmeye yol açtığını rapor
etmişlerdir (Grerup ve ark., 2006). Meyve
bahçesinde ise, 5-6 yılda bir defa olmak üzere
uygulanan çiftlik gübresi etkisi ile toprak
reaksiyonu tamponlanmış ve sonuçta pH
değerleri diğer topraklara göre düşmüştür. Mera
ve tarım arazilerinin toprak reaksiyonu bölge
topraklarının genel eğilimini yansıtır şekilde
pH=8 olarak belirlenmiştir. Türkiye’nin
kuzeyinde yürütülen bir araştırmada mera,
orman ve tarım arazi kullanımları arasında
175
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin
Araştırılması
Çizelge 5. Farklı arazi kullanım türlerinin üst toprak özelliklerine etkisi
Konular
OM, %
CaCO3, %
pH
EC (µs/cm)
Mera
1,68b
47,84a
7,99a
412a
b
a
a
Tarım
1,71
54,94
8,00
493a
b
a
b
Meyve Bahçesi
1,37
60,13
7,56
501a
Orman
4,30a
54,44a
7,47b
453a
N, %
0,13b
0,03d
0,19c
0,26a
P, ppm
2,34c
3,39c
33,43a
19,05b
K, ppm
524,99a
424,34a
208,04b
252,66b
*Farklı harfle etiketlenen ortalamalar % 5 düzeyinde farklıdır.
toprak reaksiyonunda bariz bir farklılık
belirlenmemiştir (Koçyiğit ve Demirci, 2011).
Genel olarak bakıldığında ise, farklı arazi
kullanım türlerine ait topraklar Akış Serisi
karakteristiği olan alkalin reaksiyonludur.
Yapılan Anova testine göre farklı arazi
kullanım türleri ile üst toprak EC içerikleri
arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır.
Elde edilen EC değerlerine göre topraklar
tuzsuzdur.
Üst toprak örneklerinde toplam azot, en
fazla orman ekosisteminde olmak üzere,
sırasıyla meyve bahçesi, mera ve tarım arazi
kullanım türlerinde belirlenmiştir. Toplam azot
içeriğinin orman arazi kullanım türünde çok
oluşu, ortamda fazla bulunan organik maddenin
ayrışarak
mineralize
olmasından
kaynaklanmıştır. Meyve bahçesinde ise 5-6
yılda
bir uygulanan çiftlik gübresinin
mineralize olması ile toplam azot içeriği mera
ve tarım arazi kullanım türlerine göre artış
göstermiştir. Mera ve tarım arazi kullanım
türlerinde, organik madde miktarları birbirine
yakın olmakla birlikte tarım arazi kullanım
türünün toplam azot içeriğinin mera arazisine
göre düşük oluşu ekili bulunan buğday
bitkisinin azotu tüketmesinden kaynaklanmış
olabilir. Mera bitkileri buğday bitkisine göre
daha az azot tüketmişlerdir. Orman arazisi iken
12 yıl önce tarım ve mera arazi kullanım
türlerine dönüştürülmüş arazilerin toplam
organik karbon ve toplam azot miktarı
istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı
bildirilmektedir (Koçyiğit ve Demirci, 2011).
Farklı arazi kullanım türlerinde, üst toprak
bitkiye yarayışlı fosfor içerikleri LSD testi ile
gruplandırılmıştır. LSD testine göre mera ve
tarım arazi kullanım türleri aynı grupta yer
almıştır. Meyve bahçesi ve orman arazisi
kullanımları bir birlerinden ve mera ve tarım
arazilerinden ayrılmıştır. En fazla bitkiye
yarayışlı fosfor içeriği meyve bahçesi arazi
kullanım türünde olmak üzere sırasıyla orman,
tarım ve mera arazi kullanımlarında olmuştur.
176
Meyve bahçesinde dikili bulunan elma
ağaçlarının
olgunlaşmasını
hızlandırmak
amacıyla yapılan aşırı fosforlu gübreleme ile
toprakta oluşan birikmeden kaynaklanmaktadır.
Ormanda ise organik maddenin mineralize
olması ile fosfor içeriği artış göstermektedir.
Merada hiçbir şekilde gübre uygulanmazken
tarım arazilerinde gübrelemenin toprak
analizine dayalı olmak üzere ölçülü yapılması
toprak fosfor kapsamının artmamasına yol
açmıştır.
Değişebilir
katyonlardan
potasyuma
bakıldığında, üst toprak elverişli potasyum
içeriği en çok, mera ve tarım arazi kullanım
türlerinde olmuştur. Bu kullanım türlerini
orman ve meyve bahçesi arazi kullanım türleri
izlemektedir. Meyve bahçesi ve orman arazi
kullanım türündeki potasyum içeriğindeki
düşüklüğün nedeni, buralarda bulunan elma ve
sarı çamların, kalitelerini arttırmak için toprakta
bulunan potasyumu fazlaca kullanmalarıdır.
Mera ve tarım arazi kullanım türlerinde ise ana
kayada fazlaca bulunan potasyumdan dolayı
potasyumlu gübre uygulanmamış ve bitki
ihtiyacından fazla olan elverişli potasyum
toprakta birikmiştir.
Farklı arazi kullanım türleri ile bazı alt
toprak özellikleri arasındaki istatistiksel ilişki
Anova testi ile araştırılmış ve önemli bir ilişki
olması
durumunda
LSD
testi
ile
gruplandırılmıştır. Buna göre arazi kullanım
farklılıkları ile organik madde, kireç ve bitkiye
yarayışlı fosfor içerikleri arasında bir ilişki yok
iken, pH, EC, toplam azot ve potasyum
içerikleri arasında önemli istatistiksel ilişki
bulunmuş ve LSD gruplaması yapılmıştır
(Çizelge 6).
Farklı arazi kullanım türleri ile alt
toprakların organik madde içerikleri arasında
istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır. Alt toprak
örneklerinin organik madde kapsamları üst
toprağa nazaran daha azdır. Alt toprakların
kireç içerikleri üst toprakların kireç içerikleriyle
benzer bulunmuştur.
İ.OĞUZ, M.ACAR
Çizelge 6. Farklı arazi kullanım türlerinin alt toprak özelliklerine etkisi
Konular
OM, %
CaCO3, %
pH
EC, µs/cm
Mera
1,13a
47,22a
8,02a
366b
a
a
a
Tarım
0,53
49,07
8,06
401b
a
a
b
Meyve Bahçesi
0,75
59,51
7,62
492a
N, %
0,10ab
0,03b
0,20a
P, ppm
17,06a
6,77a
24,75a
K, ppm
383,56a
314,79a
149,89b
*Farklı harfle etiketlenen ortalamalar % 5 düzeyinde farklıdır.
Farklı kullanımlardaki alt toprakların
tamamı, alkalin toprak reaksiyonu eğilimi
göstermekle birlikte, meyve bahçesi nötre yakın
bir pH değeri göstererek üst toprakta görüldüğü
gibi, istatistiksel olarak mera ve tarım arazisi
arazi kullanım türlerinden ayrılmıştır.
Mera ve tarım arazi kullanım türlerinde alt
toprakların EC değeri aynı grupta yer almış,
ancak meyve bahçesi arazi kullanım türü,
geçmiş
dönemlerde
uygulanan
bordo
bulamacının etkisine bağlı olarak daha yüksek
EC değeri göstererek bu gruptan ayrılmıştır. EC
değeri, meyve bahçesinde yüksek olmakla
birlikte tüm arazi kullanım türlerinde topraklar
tuzsuz grupta yer almıştır.
Alt toprak toplam azot içerikleri, arazi
kullanım türlerine göre en çok meyve bahçesi,
en az tarım arazi kullanım türlerinde görülmüş,
mera ise bu kullanım türleri arasında bir değer
göstermiştir. Meyve bahçesine uygulanan çiftlik
gübresi toplam azot miktarını artırmıştır. Tarım
arazi kullanım türünde ise, buğday bitkisi
ortamdaki azottan yararlanarak mevcut azotu
azaltmıştır.
Anova testine göre farklı arazi kullanım
türleri ile alt toprakların bitkiye yarayışlı fosfor
içeriği arasında istatistiksel bir ilişki
bulunmamıştır. Bitkiye yarayışlı fosfor içeriği,
mera, tarım ve meyve bahçesi arazi kullanım
türlerinde karşılaştırıldığında meyve bahçesinde
en çok olmuştur. Uygulanan çiftlik gübresi
istatistiksel olarak önemli olmamakla birlikte
toprakta bulunan bitkiye yarayışlı fosfor
içeriğini artırmıştır.
Değişebilir katyonlardan potasyum içeriği,
mera ve tarım arazi kullanımlarında daha
yüksek iken bunu meyve bahçesi izlemiştir.
Meyve bahçesindeki potasyum içeriğindeki bu
düşüklük, meyve ağaçlarındaki elmaların
kalitelerini arttırmak için toprakta bulunan
potasyumu
fazla
kullanmalarından
kaynaklandığı düşünülmektedir. Buna karşın
mera ve tarım arazi kullanım türlerinde ise, ana
kayadan gelen bir birikme söz konusudur.
Kaliteli bitkisel üretim için meyve bahçelerine
potasyumlu
olacaktır.
gübre
uygulanması
yararlı
4. Sonuç
Akış serisi üzerinde, işletme arazisinin
tarıma açıldığı 1963 yılından beri yaklaşık 50
yıllık
bir
dönemde
uygulanan
farklı
amenajmanın, toprak özellikleri üzerine olası
etkilerini belirlemek amacıyla tarım, orman ve
mera arazi kullanım türleri altında üst ve alt
toprak
özelliklerindeki
değişimler
araştırılmıştır.
Yapılan çalışma ile meyve bahçesinde
fosfor birikmesine karşın potasyum noksanlığı
görülmüştür. Merada gübreleme yapılmadığı
halde toplam azot içeriği diğer kullanımlarla
karşılaştırıldığında yeterli iken, elverişli fosfor
ve potasyumda birikme meydana gelmiştir.
Tarım arazilerinde ise optimal gübrelemeye
bağlı besin elementi dengesi söz konusudur.
Orman ekosisteminde yetersiz toprak
derinliği olmasına rağmen uygun kullanım
durumunda
hem
başarılı
bir
orman
oluşturulmuş hem de organik madde, toplam
azot ve bitkiye yarayışlı fosfor miktarı artmıştır.
Orman
arazi
kullanımı
toprak
reaksiyonunu düşürmüş ancak kireç içeriği hala
yüksektir. Benzer eğilim meyve bahçesinde de
görülmektedir.
Tüm farklı arazi kullanım türlerinde üst ve
alt topraklarda tuzluluk sorunu görülmemiştir.
Organik madde ile toplam azot arasındaki
farklılıklar özellikle meyve bahçelerine
uygulanan mineral gübreler ile kazandırılan
inorganik
azottan
kaynaklandığı
düşünülmektedir.
Kaynaklar
Agnese, C; Bagarello, V; Baiamonte, G; Iovino, M., 2011.
Comparing Physical Quality of Forest and Pasture
Soils in a Sicilian Watershed. Soil Science Society
of America Journal 75. 5 .
Altınbaş, Ü., Çengel, M., Uysal, H., Okur, B., Okur, N.,
Kurucu, Y., Delibacak, S., 2004. Toprak Bilimi. Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No:557,
İzmir, 355s.
177
Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin
Araştırılması
Anonim, 2010. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma
Enstitüsü Müdürlüğü meteorolojik kayıtları (yazılı
görüşme).
Black, C.A., 1965. Methods of soil analysis Part 2.
Chemical and microbiological properties. American
Society of Agronom, Inc., Publisher Madison,
Wisconsin, USA.
Chapman, H.D. and P.F. Pratt, 1982. Method and of
analysis of soil, plant and water. 2nd Ed. California:
California University Agricultural Division, pp: 170.
Çelik, İ., 2005. Land-use Effects on Organic Matter and
Physical Properties of Soil in a Southern
Mediterranean Highland of Turkey. Soil & Tillage
Research 83 (2005).
Grerup, U.F, Brink, D.J., Brunet, J., 2006. Land use
effects on soil N, P, C and pH persist over 40-80
years of forest growth on agricultural soils. Forest
Ecology&Menagement 225:74-81.
Göksu, E., Pamir, H.N., Erentöz, C., 1974. 1/500000
ölçekli jeoloji haritası, Samsun Paftası. MTA Enst.
Yayını, Ankara.
Göl, C., Ünver, İ., Özhan, S., 2004. Çankırı Eldivan
Yöresinde Arazi Kullanma Türleri ile Yüzey
Toprağı Nemi Arasındaki İlişkiler. Süleyman
Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi. Seri:
A, Sayı: 2, ISSN: 1302-7085, S. 17-29.
Hajabbasi, M.A., Lalalian, A., Karimzadeh, R., 1997.
Deforestation Effects on Soil Physical and Chemical
Properties, Lordegan, Iran. Plant Soil 190, 301–308.
Koçyiğit, R., Demirci, S., 2011. Longterm Changes of
Aggregate-Associated and Labile Soil Organic
Carbon and Nitrogen After Conversion From Forest
To Grassland and Cropland in Northern Turkey.
Land Degrad. Develop. DOI:10.1002/Idr.1092.
178
McLean, E.O., 1982. Soil pH and lime requirement.
Methods of Soil Analysis, Part 2. Chemical and
Microbiological Properties. Agronomy Monograph
No.9 (2 nd Ed). ASA-SSSA, Madison, Wisconsin,
USA.
Nelson DW, & Sommers, L.E., 1982. Total carbon,
organic carbon, and organic matter. In Methods of
Soil Analysis Part 2, 2nd 7 ed. eds A.L. Page,539579. Agron. Monogr. 9. ASA and SSSA, Madison,
WI.
Nelson, R.E. 1982. Carbonate and gypsum. In Methods of
Soil Analysis Part 2, 2nd ed. eds A.L. Page,181-197.
Agron. Monogr. 9. ASA and SSSA, Madison, WI.
Oğuz, i., 1993. Köy Hizmetleri Tokat Araştırma Enstitüsü
Arazisinin Toprak Etüdü, Haritalaması ve
Sınıflandırılması. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü Toprak Anabilim Dalı Yüksek
Lisans Tezi. Tokat, 34s
Olsen, S.R., Cole, V., Watanabe, F.S. & Dean, L.A., 1954.
Estimation of available phosphorus in soils by
extraction with sodium bicarbonate. USDA.
Richards, L.A., 1954. Diagnosis and Improvement of
Saline and Alkali Soils. U.S. Dept. of. Agr.
Handbook 60.
Saha, Debasish; Kukal, S S; Sharma, S., 2011. Landuse
impacts on SOC fractions and aggregate stability in
typic ustochrepts of Northwest India. Plant and
Soil 339. 1-2 (Feb 2011): 457-470.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 179-186
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın
Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin
Araştırılması*
Özer ÇALIŞ
Çiğdem YAZAR
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Tokat
Özet: Bu çalışma model bitki Arabidopsis thaliana (Farekulağı teresi)'nın konukçusu olmadığı erken
yanıklık hastalık etmeni Alternaria solani'ye karşı göstermiş olduğu reaksiyonları bir zaman çalışması
içerisinde ortaya koymak için gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla orijinal genleri taşıyan Landsberg erecta (Ler)
ve Columbia (Col-0) ekotip bitkileri ile PAD4, NPR1 ve EDS1 genlerinin mutasyona uğratılmış mutant A.
thaliana bitkileri (Pad4-2 and Npr1-1) A. solani hastalık etmeninin misel diskleri ve konidiosporlarıyla
inokule edilmiştir. Pad4-2 ve Npr1-1 mutant bitkilerinde orijinal Ler ve Col-0 ekotiplerine göre nekrotik
semptom oluşumu 5 ile 10 kat fazla bulunmuştur. Spor inokulasyonlarında Eds1-3, Pad4-2 ve Npr1-1 mutant
bitkilerinde sporların çimlendiği fakat spor penetrasyonun olmadığı, orijinal Ler ve Col-0 bitkilerinde spor
çimlenmesi ve penetrasyonun gerçekleşmediği bulunmuştur. Bu sonuçlar A. thaliana orijinal bitkilerinin
sahip olduğu PAD4, EDS1, ve NPR1 genleriyle dayanıklılığı konukçu dışı yapısında sağladığını, orijinal
bitkilerdeki savunma mekanizmasının her zaman aktif olduğunu işaret etmektedir.
Anahtar kelimeler: Arabidopsis thaliana, erken yanıklık, konukçu dışı dayanıklılık
Investigation of Non-Host Resistance in Arabidopsis thalina (Mouse-Ear Cress)
Plants To Control Early Blight Pathogen Alternaria solani
Abstract: This study was conducted to reveal non-host interactions between model plant Arabidopsis
thaliana and early blight pathogen Alternaria solani in time-course experiments. Therefore, original Ler and
Col-0 ecotypes that contain PAD4, NPR1, and EDS1 resistance genes and their mutants, Pad4-2 and Npr1-1
plants were inoculated with mycelial discs and conidial suspension. The inoculated Pad4-2 and Npr1-1
mutants have shown necrotic symptoms 5 to 10 times higher than original Ler and Col-0 ecotypes.
Conidiospor inoculated Eds1-3, Pad4-2 and Npr1-1 mutant plants supported spor germinations, however,
neither spor germinations nor spor pentrations were occurred on original Ler and Col-0 ecotype leaves. These
results indicate that wild-type A. thaliana ecotypes carrying PAD4, EDS1 and NPR1 resistance genes govern
resistance in non-host manner, the resistance mechanisms are always active to all organisms in the original A.
thaliana ecotypes.
Key words: Arabidopsis thaliana, early blight, non-host resistance
1. Giriş
Erken yanıklık bir fungal hastalık olup, her
yıl Solanaceae familyasına giren bitkilerde
büyük ürün kayıplarına neden olmaktadır.
Dünyada toplam domates üretimi 2009 yılında
152.956.115 ton (t) olup, Türkiye 10.745.600 t
domates üretimi ile dünya domates üretiminde
dördüncü sırada yer almaktadır (FAO, 2011).
Dünya'da ve Türkiye’de domateste minimum
%10 ürün kaybına neden olan hastalık etmeni
Alternaria solani fakültatif saprofitik bir
fungustur. Hastalık etmeni fungus yapraklarda
düzensiz kahverengi-siyah lekeler olarak başlar,
ilerleyen dönemlerde yaprak ve gövdelerde
çökükler, kahverengi ölü dokular ve bunların
çevresinde hastalık etmeninin toksinlerinin
oluşturduğu sarı bölgeler görülmektedir.
(Agrios, 1997; Lawrence ve ark., 2000;
Anonymous, 2003). Bitki yapraklarında iç içe
geçmiş nekrotik alanların yanıklığa benzer
görünüm almasından dolayı hastalığa erken
yanıklık denilmektedir. Bu nekrotik alanlar
bitki
yapraklarının
deforme
olarak
dökülmesine, ürün miktarının düşmesine,
meyve kalitesinin yok olmasına neden
olmaktadır (Agrios, 1997; Zhang ve ark., 2003).
Hastalıktan dolayı büyük oranlarda ürün
kayıpları oluşabilmektedir. Ölü bitki dokularını
kullanan nekrotrofik fungal hastalık etmeni A.
solani başta domates ve patates gibi solanaceae
familyası bitkileri olmak üzere sebzeleri
(fasulye), süs bitkilerini (karanfil) ve meyve
türlerini (elma, portakal) hastalandırmaktadır
(Agrios, 1997).
179
* Bu çalışma Yüksek Lisans tezinin bir bölümünden hazırlanmıştır.
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni
Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması
Günümüzde üretimi yapılan tüm ticari
domates çeşitleri A. solani hastalık etmenine
karşı duyarlı olup, hastalık etmeni kültürel
önlemler ve rutin fungisit uygulamaları ile
kontrol altında tutulmaktadır (Fooland ve ark.,
2002; Anonymous, 2003). Gerek klasik gerekse
biyoteknolojik yöntemlerle erken yanıklığa
karşı
dayanıklı
çeşitler
geliştirilmeye
çalışılmasına rağmen hastalık etmeninin
kompleks yapısı ve dayanıklı bitkilerdeki
karmaşık genetik yapıdan dolayı istenen
özellikte dayanıklı domates çeşitleri ortaya
çıkarılamamıştır (Zhang ve ark., 2003). Kültür
ve yabani çeşitlerinde dayanıklılığın poligenik
bir yapıda olduğu, erken yanıklık hastalığını
kontrol altına alabilen monogenik bir
dayanıklılığın kültür domateslerinde veya onun
akrabası türlerde henüz bulunmadığı rapor
edilmektedir (Kemmitt, 2003; Zhang ve ark.,
2003). Amerika Birleşik Devletlerinde ve
Avrupa'da yapılan ıslah ve moleküler
çalışmalarda erken yanıklık hastalık etmenine
dayanıklı kültür domatesi çeşitlerinin tohumları
piyasada bulunmakla birlikte bu çeşitlerin
verim özelliklerinin düşük olması, üretici
tarafından tercih edilmemesi nedeniyle üretimi
yaygınlaşmamıştır (Gardner ve ark., 2010).
Bir model bitki olan farekulağı teresi,
Arabidopsis
thaliana,
lahanagiller
(Brassicaceae) familyasındandır. A. thaliana
ekonomik yönden önemli bir bitki olmamasına
rağmen,
50
yıl
boyunca
fizyolojik,
biyokimyasal,
genetik
ve
moleküler
çalışmalarda model bitki olarak kullanılmıştır.
A. thaliana bitkisinin ucuz ortamlarda
gelişmesi, özel iklimsel isteklerinin olmaması,
az miktarda mineral isteği nedeniyle genetik
çalışmalar için uygundur. A. thaliana bitkisinin
çok sayıda tohum üretmesi, hücrelerindeki
toplam DNA miktarının oransal azlığı, mutant
bireylerinin varlığı ve bu organizmanın gen
aktarım çalışmalarına uygunluğu gibi özellikleri
nedeniyle moleküler çalışmalar için ideal
bitkidir. Farekulağı teresi belirtilen birçok
özellik yanında genetik transformasyonun kolay
olması, DNA polimorfizminin yüksek olması,
gen
izolasyonunda
ve
diğer
genom
çalışmalarında
kullanılması
açısından
mükemmel olup laboratuvarda çalışmak için
uygun bir organizmadır. Ayrıca Arabidopsis’in
genom dizisi 2000 yılının sonlarında
180
tamamlanarak dünya üzerinde genom sekansı
tamamlanan ilk bitki olmuştur (AGI, 2000;
TAIR, 2011). Model bitki A. thaliana en küçük
genom (120 mega base pairs (Mbp) yapısına
sahip bir bitkidir. Mısır yaklaşık olarak 2400
Mbp olup Arabidopsis genomundan 20 defa
daha büyüktür (Bennetzen, 2009).
Bitkilerde hastalık oluşturan organizmalar
gen-için-gen teorisine göre konukçuda bulunan
dayanıklılık genleri tarafından tanımlanarak bu
organizmaya ya da organizmanın ırkına özel
dayanıklılık oluştururlar. Fakat daha az
anlaşılan konukçu dışı dayanıklılıkta bütün
bitkilerin tüm patojen türlerine dayanıklı olduğu
görülmektedir. Konukçu dışı dayanıklılık
kompleks, çok sayıda dayanıklılık faktörünün
bir
arada
bulunduğu
patojene
karşı
oluşturulmuş savunma sistemidir. Bir başka
deyişle konukçu dışı dayanıklılık hastalık
oluşturan patojenlerin konukçu bitkilerinde
gelişip, çoğaldığı yetişme habitatına zayıf
adaptasyonu
olarak
tanımlanmaktadır
(Zimmerli ve ark., 2004). Konukçu dışı
dayanıklılığın farklı bileşenleri ortaya konmuş,
yapılan çalışmalarda konukçu dışı patojenlere
karşı bitkilerin doğasında bulunan farklı
mekanizmaların dayanıklılığı kontrol ettiği
bulunmuştur (Thordal-Christensen, 2003; Lipka
ve ark., 2005).
Tahıllarda özellikle de arpada önemli ürün
kayıplarına neden olan Blumeria graminis f. sp.
hordei (Bgh) konukçusu olmayan A. thaliana
üzerine inokule edildiğinde hastalık etmeni
fungus sporlarının büyük çoğunluğu haustorium
oluşturmamakta
ve
penetrasyon
görülmemektedir. Arpa külleme etmeni fungus
konukçusu olmayan A. thaliana üzerinde
gelişememekte, eşeyli ya da eşeysiz spor
oluşturamamaktadır. Konukçunun hastalık
etmenine karşı savunma mekanizmaları
incelendiğinde kalloz miktarında farklılık
bulunmuş, oluşturulan Pen1 ve Pen2
mutantlarıyla A. thaliana bitkisindeki arpa
küllemesine
dayanıklılığın
dayanıklılık
genlerinin kontrol ettiği bir bağışıklık sistemine
dayandığı
ortaya
çıkmıştır
(ThordalChristensen, 2003; Lipka ve ark., 2005).
Konukçu olmama ya da konukçu dışı
dayanıklılık mekanizmasına bir diğer güzel
örnek buğdayda toprak kökenli hastalık etmeni
olan Gaeumannomyces graminis var. tritici’
Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR
olup hastalık etmeni fungus yulaf bitkilerinin
köklerini
hastalandırmamaktadır.
Fakat
yulaflarda hastalık oluşturan diğer fungus G.
graminis. var. avenae içermiş olduğu avenacin
A-1 toksini yulaf bitkilerinin oluşturduğu
saponin maddelerini detoksifiye ederek yulaflar
üzerinde hastalık oluşturmaktadır. Yulaf
bitkilerinde oluşturulan spesifik mutasyonla
avenacin A-1 içermeyen mutant yulaflarının
köklerinde G. graminis var. tritici fungal
hastalık etmeni gelişmekte ve bu mutantlar
hastalık etmenine duyarlılık göstermektedir.
Burada G. graminis var. tritici yulafın konukçu
dışı patojeni olup, yulafta bulunan avenacin A-1
maddesinin detoksifiye eden enzim içeren
mutant yulaf bitkilerinde gelişebilmektedir
(Thordal-Christensen, 2003; Parker, 2009).
Model bitki A. thaliana’da konukçu dışı
dayanıklılık geni NHO1 klonlanmıştır (Lu ve
ark., 2001). Kimyasal mutasyon sonucunda
ortaya konan NHO1 geni içermeyen mutant A.
thaliana bitkileri Pseudomoas syringae pv.
phaseolicola, P. syringae pv. tabaci, P.syringae
pv. tomato ve P. fluorescens bakterilerine karşı
duyarlılık göstermektedirler. Bu durum
bitkilerin sahip oldukları tüm dayanıklılık
sistemlerini potansiyel hastalık etmenlerine
karşı topyekün kullandıklarını göstermektedir.
Genel olarak bitkilerin sahip oldukları bu
kitlesel patojen imha silahları potansiyel
patojenlere karşı spesifik olmayan bir yapıda
aktif hale geçirilerek, hastalık etmenin
gelişmesini
sınırlamaktadır.
Bitkilerde
hastalığın oluşabilmesi için mikroorganizmanın
tüm bitki savunma mekanizmalarını aşıp, bu
savunma mekanizmalarını inaktive etmesi veya
atlatması gerekmektedir (Lu ve ark., 2001;
Thordal-Christensen, 2003; Parker, 2009; Lenk
ve Thordal-Christensen, 2009).
Konukçu dışı dayanıklılığın varlığını
domatesin önemli hastalık etmeni olan A.
solani’ye karşı model bitki A. thaliana’da
ortaya koyabilmek için doğadan toplanan
Arabidopsis ekotipleri ile dayanıklılık genleri
veya bu genlerin izlediği bir kimyasal reaksiyon
yolu üzerinde özel olarak oluşturulmuş mutant
A. thaliana bitkileri testlenerek hastalık
reaksiyonları
karşılaştırılmıştır.
Çünkü
dayanıklılık
genlerinin
veya
onun
komponentinin inaktive edilmesiyle oluşturulan
mutantlar patojen etmenlerine duyarlı hale
gelmektedirler. Doğal ekotiplerde ise bu genler
aktif olup konukçu olmayan patojenle inokule
edildiğinde bu genler veya onların ürünleri aktif
olduğu için bitki dayanıklı görülmektedir. Bu
çalışma erken yanıklık hastalığının kontrolü
için konukçu dışı dayanıklılığın alternatif bir
çözüm olup olmadığını, hastalığı kontrol altına
alabilecek
gen
ve/veya
dayanıklılık
mekanizmalarını ortaya çıkarabilmek için
gerçekleştirilmiştir.
2. Materyal ve Metot
2.1. Erken Yanıklık Etmenlerinin İzolasyonu
Erken yanıklık etmeni Alternaria solani
Tokat ile Turhal arasında sırık ve yer domatesi
yetiştirilen tarlalardan toplanan örneklerin
yüzey sterilizasyonu yapıldıktan sonra patates
dekstroz agar (PDA) besi ortamında gelişmeleri
ile izole edilmiştir. PDA besi ortamında
geliştirilen Alternaria solani’nin 2, 5 ve 6 no'lu
izolatları
domates
besi
ortamında
geliştirilmişlerdir.
2.2. Spor İnokulasyonu
Koch postulatı uygulanarak besi ortamında
geliştirilen A. solani 2 no’lu virulent izolatı
distile su ile toplandıktan sonra sporlar
Haemocytometer (Thoma lamı) ile sayılmıştır.
Spor süspansiyon konsantrasyonu 2x106 spor
ml-1 olacak şekilde ayarlanarak hazırlanan
sporlar iklimlendirme odasında geliştirilen A.
thaliana bitkilerine ve domates hatlarına sabah,
öğle ve akşam püskürtülerek inokulasyonlar
gerçekleştirilmiştir.
2.3. Miselyum İnokulasyonu
Model bitki Arabidopdis bitkilerinin
yapraklarına uygulanan bir diğer inokulasyon
metodudur. Domates besi ortamında geliştirilen
A. solani miselyumları mantar-delici ile 5 mm
çapında kesilerek iğne ile delinmiş Arabidopsis
yapraklarına bırakılmış, nemin muhafazası için
bitkiler 7 gün boyunca şeffaf plastik torba ile
kapatılarak hastalığın gelişimi sağlanmıştır.
İnokule edilen A. thaliana bitkisinin her bir
yaprağı üzerine yukarıda belirtildiği gibi
bırakılan miselyum disklerinin her biri ayrı bir
tekrar olarak kabul edilmiş olup toplam 65 adet
miselyum
disk
yapraklar
üzerine
yerleştirilmiştir. İnokulasyondan 7 gün sonra
miselyum diskleri kaldırılarak faz-kontrast
mikroskop altında semptomlar incelenmiştir.
181
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni
Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması
2.4. Domates Besi Ortamının Hazırlanışı
Ticari olarak üretilen (DİMES, Tokat)
%100 domates suyundan 30 ml alınarak 270 ml
çeşme suyu ilave edilerek, domates suyu 10 kat
su ile seyreltilerek 300 ml besi ortamı
hazırlanmıştır. Hazırlanan domates suyunun
pH’sı ölçülerek 5.5-6.0 olması için seyreltik
HCl asit ilave edilmiştir. Domates ortamının
katılaşması için %1.5 agar (4.5 gr agar agarı,
Lab M, İngiltere) ilave edilerek 121C’de 1
atmosfer basınçta 15 dakika otoklav edilmiştir.
Otoklav edilen domates besi ortamı steril kabin
içerisinde 9 cm çapındaki steril Petriler
içerisine ~25 ml besi ortamı olacak şekilde
dökülmüştür. Petrilere dökülen besi ortamları
donduktan sonra A. solani hastalık etmeninin
miselyumları 5 mm çapında en güçlü gelişimin
olduğu yerden kesilerek Petrinin ortasına ters
olarak bırakılmıştır. İnokule edilen Petriler ters
çevrilerek 26C oda sıcaklığında gelişmeye
bırakılmıştır.
2.5. Arabidopsis thaliana Bitkileri ve Domates
Hatlarının Yetiştirilmesi
Çalışmalarda
kullanılan
Arabidopsis
thaliana ekotip ve mutantları Prof Dr. John G.
TURNER (School of Biological Sciences,
University of East Anglia, Norwich, İngiltere)
ve domates hatları Prof. Dr. Randolp G.
GARDNER (Horticultural Science, North
Carolina State University, Raleigh, ABD)'den
temin edilmiştir. Model A. thaliana ekotip ve
mutantlarının gelişebilmesi için: 2 volum
toprak, 2 volum grit (küçük çakıl), 2 volum torf
ve 1 volum vermiculit ile özel toprak karışımı
hazırlanmış bu özel karışım A. thaliana toprağı
ısıya dayanıklı fırın torbalarına konularak
1210C’de 1 atm basınçta 20 dakika otoklav
edilmiştir. Hazırlanan steril toprak karışımı
saksılara konulduktan sonra yüzeyin pürüzsüz
bir halde olması sağlanarak A. thaliana (Col-0,
Ler, Eds1-3, Npr1-1, Pad4-1) tohumları itinayla
ekilmiştir. Daha sonra tohumları içeren saksılar
bir tepsi içerisine konularak sulaması alttan
olacak şekilde streç film ile kaplanmıştır. Bu
hazırlanan saksılar homojen bir çimlenme için
24 saat karanlık +4oC’de soğuk hava deposunda
bekletilmiş ve sonra iklimlendirme odasında
225oC’de 16 saat gündüz 8 saat karanlık
şartlarda gelişmeye bırakılmıştır.
182
Domates tohumları içerisinde turf bulunan
viyollere ekilmiştir. Viyollerde 3-4 gerçek
yapraklı döneme kadar gelişen domatesler
(NC84173, EBR1, EBR2, EBR3, EBR4, EBR5
ve EBR6) içlerinde turf bulunan plastik
saksılara (Akyüz plastik, No:7, İstanbul)
şaşırtılmıştır. Bitkilerin gelişimi iklimlendirme
odasında 225oC’de 16 saat ışık 8 saat karanlık
koşullarda gerçekleştirilmiştir.
2.6. Epifluoresent Mikroskopi
Hastalık etmeni A. solani sporlarını ve ölü
bitki dokularınını görüntüleyebilmek için
fluoresent 3-3 Dihexyloxacarbocyanin iodide
(DIOC6) kimyasalı 0.5 mg ml-1 olacak şekilde
metil alkol içerisinde çözülerek stok solüsyon
hazırlanmıştır (Duckett ve Read, 1991). Stok
solüsyon -20C saklanmıştır. Hazırlanan stok
10 defa dsH2O içinde seyreltilerek örneklerin
fluoresent boyayı 30 saniye boyunca almaları
sağlanmıştır. Örnekler Nikon faz kontrast
mikroskoba entegre edilmiş B2A (450 490 nm
excitation filtresi ve 520 nm barrier filtre)
epifluoresent filtrede incelenmiştir.
3. Bulgular
Model bitki Arabidopsis thaliana ekotip ve
mutant yaprakları üzerine bırakılan miselyum
diskleri inokulasyondan 7 gün sonra
kaldırılarak yaprak üzerindeki semptomlar ışık
mikroskobunda incelenmiştir. Landsberg erecta
(Ler) ve Columbia (Col-0) ekotip yaprakları
üzerine bırakılan 65'er miselyum diskinden
sırasıyla 3 ve 5 tanesinin bitki dokusunda
nekrotik semptom oluşturduğu diğer 62 ve 60
adet miselyum diskinin herhangi bir renk
değişikliği oluşturmadığı bulunmuştur (Şekil 1).
Aynı sayıda miselyum diski bırakılan duyarlı
fenotipe sahip fitoaleksin oluşturmayan
(Phytoalexin deficient4) Pad4-1 ve sistemik
kazanılmış dayanıklılık üzerinde PR genlerinin
oluşmadığı (Nonexpressor of PR genes1) Npr11 mutantlarında sırasıyla 29 ve 26 adet
miselyum
diskinin
nekrotik
semptom
oluşturduğu bulunmuştur (Şekil 1). Çalışmada
kullanılan
Pad4-1
mutantında
nekrotik
semptom oluşumu Ler ekotipine göre 7 kat,
Col-0 ekotipine göre 5 kattan fazla olurken,
Npr1-1 mutantında nekrotik semptom oluşumu
sırasıyla Ler ekotipine göre 10 kat, Col-0
Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR
ekotipine göre 6 kat fazla olduğu ortaya
konmuştur (Şekil 1).
% Reaksiyon
3.1. Konidiospor inokulasyonları
Arabidopsis ekotip ve mutantları üzerine
2x106 spor ml-1 konsantrasyonunda püskürtülen
A. solani sporlarının yaprak üzerindeki
gelişimleri her 12 saatte yapılan örneklemeler
ile 72 saat boyunca ışık mikroskobunda
incelenmiştir. Bu incelemelerde inokule edilmiş
yaprak yüzeyinde tesadüfen seçilmiş 100
konidiosporda çimlenme, penetrasyon sayıları
araştırılmıştır. Aynı paralelde hazırlanan
domates (EBR1-6 ve NC84173) hatlarında
sporların çimlenme durumları ve penetrasyonu
incelenmiştir. Arabidopsis ekotip ve mutant
bitki yapraklarında inokulasyondan sonraki ilk
24 saat içerisinde herhangi bir spor çimlenmesi
görülmez iken domates hatlarında A. solani
sporlarının %2-6’sının ilk 24 saat içerisinde
çimlendiği bulunmuştur (Şekil 2).
Arabidopsis thaliana ekotipleri üzerinde
sayılan A. solani sporlarında herhangi bir
çimlenme görülmemiştir (Şekil 2A). Fakat çok
duyarlı (enhanced susceptible) Eds1-3 (25),
fitoaleksin içermeyen Pad4-1 (22) ve
patojenisite ile ilgili (PR) genleri içermeyen
Npr1-1 (13) mutant bitkilerinin yapraklarında
sayılan sporlarda çimlenme bulunmuştur (Şekil
2B).
95,4
100
90
80
70
60
50
40
30
20
10
0
3.2. Spor penetrasyonu
Arabidopsis ekotip ve mutantları üzerinde
çimlenen sporlardan konukçu hücre içerisine
penetre olanlar sayıldığında, çimlenen A. solani
sporlarından hiç birinin konukçu hücrelerine
penetre olmadığı ve sağlıklı hücrelerin DIOC6
solüsyonunda
kırmızı
renkte
oldukları
bulunmuştur (Şekil 3A). Fakat domates hatları
üzerinde çimlenen sporların hücre içerisine
penetre oldukları, penetrasyonun olduğu
domates hücrelerinin ölmesi nedeniyle DIOC6
solüsyonunda
bu
hücrelerin
karanlık
görüldükleri bulunmuştur (Şekil 3B). Domates
hatları üzerinde çimlenen sporlardan çoğunun
konukçu hücre içine penetre olduğu ortaya
konmuştur (Şekil 3B).
4. Sonuçlar ve Tartışma
Çalışmada domates başta olmak üzere
Solanaceae familyasına dahil olan bitkilerde
önemli bir hastalık etmeni olan Alternaria
solani'n konukçusu olmayan model bitki A.
thaliana'nın orijinal ekotip ve mutant
bitkilerinde miselyum diskleri ile yapılan
patojenisite testlerinde 7 gün sonra yaprakta
semptom
oluşturma
durumları
ve
konidiosporlarla yapılan inokulasyonlarda spor
çimlenme ve penetre olma durumları
fluroescent boyama (DIOC6) yöntemi
92,3
60
55,4
44,6
40
Nekrotik
Sağlıklı
4,6
7,7
Ler
Col-0
Npr1-1
Pad4-1
Ekotip ve mutant Bitkiler
Şekil 1. Model bitki Arabidopsis thaliana ekotip (Ler, Col-0) ve mutant (Npr1-1, Pad4-1) yaprakları iğne ile delindikten
sonra üzerlerine 5 cm çapında misel diskler bırakılmıştır. Yapraklara bırakılan misel diskler uygulamadan 7 gün sonra
kaldırılarak nekrotik semptom oluşturanlar ve oluşturmayanlar (sağlıklı) ışık mikroskobu altında incelenerek yüzdeleri
bulunmuştur. Örneğin Landsberg erecta bitkisi yapraklarında %95.4 sağlıklı, %4.6 nekrotik alan oluşurken Npr1-1
mutant bitkisi yapraklarında %44.6 nekrotik, %55.4 sağlıklı alan bulunmuştur.
183
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni
Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması
A
B
Şekil 2. Erken yanıklık etmeni Alternaria solani’n 2 no’lu izolatı ile hazırlanarak inokule edilmiş Arabidopsis thaliana
ekotip ve mutantları (A) ile domates çeşitlerinde (B) yapılan zaman çalışması. Bu çalışmada tesadüfen seçilen 100
spordan çimlenen sporların sayıları ile zaman arasındaki ilişki ortaya konmuştur.
kullanılarak araştırılmıştır. İkinci çalışmada
örnekler her 12 saatte bir Arabidopsis ve
domates bitkileri üzerinden alınarak DIOC6
solüsyonunda bekletildikten sonra fluorescent
mikroskopta incelenmiştir. Bu fluorescent
örneklerde tesadüfen seçilen 100 adet spor,
çimlenen spor, penetre olan spor sayıları 72 saat
(3 gün) boyunca kayıt altına alınmıştır.
Arabidopsis thaliana ekotipleri ve bu
ekotiplerdeki dayanıklılık genlerinin mutasyona
uğratılmasıyla elde edilen mutant farekulağı
teresi bitkileri üzerindeki A. solani sporlarının
gelişimleri arasında önemli farklar ortaya
konmuştur.
Erken yanıklık etmeni A. solani
miselyumları ile yapılan ilk çalışmada
Arabidopsis thaliana ekotipleri üzerine
bırakılan miselyum disklerinden %4.6'sının Ler
ve %7.7'sinin Col-0 ekotipleri üzerinde nekrotik
semptom oluşturduğu bulunmuştur.
Aynı çalışmada patojene özelleşmiş
proteinlerin mutasyona uğratıldığı Npr1-1
mutant bitkilerinde %45 ve fitoaleksin
184
oluşturmayan Pad4-2 mutant bitkilerinde %40
oranında
nekrotik
semptom
oluşumu
bulunmuştur (Şekil 1). Arabidopsis thaliana
Ler ve Col-0 ekotiplerinde hem NPR1 geni hem
de PAD4 geni aktif olup bu ekotipler üzerine
bırakılan miselyal diskler sınırlı sayıda nekrotik
semptom
oluştururken
bu
dayanıklılık
genlerinin bulunmadığı Npr1-1 ve Pad4-2
mutant bitkilerinde miselyumlardan dolayı
oluşan nekrotik semptomların sayısı 5 ile 10 kat
daha fazla olmaktadır (Şekil 1).
Paralel sonuçlar aynı bitkilere yapılan spor
inokulasyonlarında bulunmuştur. Arabidopsis
ekotiplerinde spor çimlenmesi bulunmamışken,
Arabidopsis mutantlarında ilk spor çimlenmesi
inokulasyondan 24 saat sonra gözlenmiştir. En
fazla spor çimlenmesi çok duyarlı Eds1-3
mutant bitkilerinin üzerinde, en az spor
çimlenmesi
ise
Npr1-1
mutantlarda
bulunmuştur. Kontrol olarak kullanılan domates
(Solanum lycopersicum) hatları üzerinde ilk
spor çimlenmesi inokulasyondan 12 saat sonra
kayıt edilmiştir. Domates hatları üzerindeki
Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR
Şekil 3. Alternaria solani sporları ile inokule edilen Arabidopsis thaliana ekotip ve mutantları (A) ile domates hatlarında
(B) penetre olan spor sayıları. İnokule edilen bitkilerde penetre olan ve olmayan sporlar fluorescent boya DIOC6 ile
belirlenmiştir. Penetrasyonun gerçekleştiği hücreler DIOC6 solüsyonunda karanlık görülmüştür.
spor
çimlenmesinin
Arabidopsis
mutantlarındaki spor çimlenmesine göre
inokulasyondan 72 saat sonra en az 2 kat daha
fazla olduğu bulunmuştur (Şekil 2). Erken
yanıklık hastalık etmeni A. solani konukçusu
olmayan Arabidopsis mutantları üzerinde
çimlense bile çalışmada herhangi bir şekilde
penetre olan sporlar bulunmamıştır (Şekil 3).
Bitki patojenleri konukçusuna özelleşmiş
olup aynı konukçunun bir başka çeşidinde yada
yakın bir türünde hastalık yapamayabilir.
Burada konukçu ile patojen arasındaki ilişki
hala çözümlenmesi gereken önemli bir
problemdir. Bugüne kadar yapılan konukçu
olmama çalışmalarında, konukçu olmayan
bitkiler sahip oldukları savunma sisteminin
tamamını veya bir kısmını aktif olarak tuttuğu
görülmüştür (Lipka ve ark., 2005; Nakao ve
ark., 2011). Nitekim bu çalışmada kullanılan
Arabidopsis mutantlarında bulunmayan PAD4,
EDS1 ve NPR1 genlerinin A. solani sporlarının
çimlenmesine izin verdiği fakat mutantlarda var
olan diğer gen(ler)in sporların penetrasyonunu
engellediği
anlaşılmaktadır.
Arabidopsis
mutantları
arasında
dahi
sporların
çimlenmesinde ortaya çıkan değişkenlikler
genlerin sporların çimlenmesinde farklı
derecelerde
etkiye
sahip
olduğunu
göstermektedir.
Konukçu olmama ya da konukçu dışı
dayanıklılık bitkilerde görülen aktif ve pasif
dayanıklılık mekanizmalarını içeren daha
büyük
boyutları
olan
bitki
savunma
mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
konuda çok detaylı araştırmalar yapılmakta
olup yapılan çalışmalar bitki bağışıklık
sisteminin detaylarını ortaya koymaktadır.
185
Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni
Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması
Teşekkür
Bu
çalışmanın
gerçekleştirilmesinde
bizlere yardımlarını esirgemeyen Zir. Müh.
Vasfiye ILIKPINAR ve Zir. Müh. Birgül
KÖLEMEN'e teşekkür ederiz. Bu çalışma
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilimsel Araştırma
Projeler Komisyonu tarafından 2006/07 no'lu
proje olarak desteklenmiştir.
Kaynaklar
AGI: The Arabidopsis Genome Initiative (AGI). 2000.
Analysis of the genome of the flowering plant
Arabidopsis thaliana. Nature 408:796-815.
Agrios, G. N. 1997. Plant pathology .Academic press. San
Diego.
Anonymous, 2003. APS net education center. Plant
disease lessons.
Bennetzen J. 2009. Maize genome structure and evolution
in Handbook of maize genetics and genomics.
Edited Jeff Bennetzen, Sarah Hake. Published by
Springer press. 179-200.
Duckett and Read, 1991. The use of fluorescent dye 33’dihexyloxacarbocyanin iodide for selective
staining of ascomycete fungi associated with
liverwort rhizoids and ericoid nycorrhizal roots.
New Phytologist 118:250-272.
FAO: Food and Agricultural Organization of the United
Nations 2011. http://www.fao.org/
Fooland, M. R., Zhang, L. P. Khan, A., Nino-Liu, D. and
Lin, G. Y. 2002. Identification of QTLs for early
blight (Alternaria solani) resistance in tomato using
backcross population of a Lycropersicon esculentum
x L. hirsutum cross. Theoretical and Applied
Genetics 122:870-895.
Gardner, R.G. and D. R. Panthee. 2010. NCEBR1 and
NCEBR2 : Early blight and late blight resistant fresh
market tomato breeding lines. HortScience 45: 975976.
186
Kemmitt, G. 2003. Early blight of potato and tomato at
http://www.apsnet.org/edcenter/intropp/lessons/fung
i/ ascomycetes/Pages/PotatoTomato.aspx
Lawrence, C. B. Singh, N. P., Qiu, J. Gardner, R. G. ,
Tuzun, S. 2000. Constitutive hydrolytic enzymes are
associated with polygenic resistance of tomato to
Alternaria solani and may function as an elicitor
release mechanisms. Physiological and Molecular
Plant Pathology 57:211-220.
Lenk, A. and Thordal-Christensen, H. 2009. From nonhost
resistance to lesion-mimic mutants: useful for
studies of defense signaling. Advances in Botanical
Research 51:92-112.
Lipka, V., Dittgen, J., Bednarek, P., Bhat, R., Wiermer,
M., Stein, M., Landtag, J., Brand, W., Rosahl,S.,
Scheel, D., Llorente, F., Molina, A., Parker, J.,
Somerville, S. And Schulze-Lefert, P. 2005. Preand postinvasion defenses both contribute to nonhost
resistance in Arabidopsis. Science 310:1180-1183.
Lu, M., Tang, X. and Zhou J. M. 2001. Arabidopsis NHO1
is required for general resistance against
Pseudomonas bacteria. the Plant Cell. 13:437-444.
Nakao, M., Nakamura, R., Kita, K., Inukai, R., Ishikawa,
A. 2011. Non-host resistance to penetration and
hyphal growth of Magnaporthe oryzae in
Arabidopsis. Scietific Reports 1 171:1-9.
Parker, J. 2009. Molecular aspects of plant disease
resistance. Annual Plant Reviews 34:2-371.
TAIR: The Arabidopsis Information Resource 2011. at
http://www.arabidopsis.org/
Thordal-Christensen, H. 2003. Fresh insights into
processes of nonhost resistance. Current Opinion in
Plant Biology 6:351-357.
Zhang, L. P., Lin, G. Y., Nino-Liu, D. and Foolad, M. R.
2003. Mapping QTLs conferring early blight
(Alternaria solani) resistance in a Lycopersicon
esculentum x L. hirsutum cross by selective
genotyping. Molecular Breeding 12:3-19.
Zimmerli, L., Stein, M., Lipka, V., Schulze-Lefert, P. and
Sommerville, S. 2004. Host and non-host pathogens
elicits different jasmonate/ethylene responses in
Arabidopsis. The Plant Journal 40:633-64.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 187-198
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
1
Senem TÜLEK
2
F.Sara DOLAR
1
Ankara Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü, Ankara
2
Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, Ankara
Özet: Havuç ile ilgili yapılan çalışmalarda, havuçlarda hasat öncesi ve sonrası dönemde oluşan çok sayıda
fungal hastalıklar ile ilgili sorunlar ortaya konulmuş ve bunlardan bazılarına ilişkin mücadele önerileri
verilmiştir. Havuçlar hasat edildikten sonra uzun süre muhafaza edilmekte, uygun olmayan depolama
koşullarında patojenler nedeni ile önemli kayıplar oluşmaktadır. Bu patojenler ve oluşturdukları hastalıklar:
Kurşuni Küf (Botrytis cinerea), Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara elegans), Mavi-Yeşil Küf (Penicillium spp.),
Krater Çürüklüğü (Rhizoctonia carotae), Meyan Çürüklüğü (Mycocentrospora acerina), Rhizopus Yumuşak
Çürüklüğü (Rhizopus arrhizus = R. oryzae, R.stolonifer), İsli Çürüklük (Aspergillus niger), Acı Çürüklük
(Geotrichum candida ), Maya Çürüklüğü (Candida spp.), Beyaz Çürüklük (Sclerotinia sclerotiorum),
Fusarium Kuru Çürüklüğü (Fusarium spp.), Siyah Çürüklük (Alternaria radicina) ve Bakteriyel Yumuşak
Çürüklük (Pectobacterium caratovora subs. caratovora)’tür. Bu makalede, havuçlarda görülen depo
hastalıkları ve bu hastalıklara karşı önerilen savaşım yöntemleri derlenmiştir.
Anahtar kelimeler: Havuç, depo hastalıkları, fungal etmenler.
Storage Diseases of Carrots and Management
Abstract: As conclusions of the worldwide studies a lot of detrimental organisms pest and fungal diseases
that are seen pre- harvest and post-harvest, period on carrots, are described and methods are suggested for
control and prevention of diseases. Carrots are stored for a long time after harvest and fungal agents cause
considerable losses due to improper storage conditions in carrot stores. These agents and diseases caused by
their; Gray Mold (Botrytis cinerea), Black Root Rot Carrots (Chalara elegans), Blue-Green Mold
(Penicillium spp.), Crater Rot (Rhizoctonia carotae), Licorice Rot (Mycocentrospora acerina), Rhizopus
Wooly Soft Rot (Rhizopus arrhizus, R. stolonife), Sooty Rot (Aspergillus niger), Sour Rot (Geotrichum
candidum), Yeasty Rot (Candida spp.), White Rot (Sclerotinia sclerotiorum), Fusarium Dry Rot (Fusarium
spp.), Black Rot (Alternaria radicina), and Bacterial Soft Rot (Pectobacterium caratovora subs.
Caratovora). In this article, storage diseases of carrots and the proposed control methods against these
diseases have been compiled.
Key words: Carrot, storage diseases, fungal agents
1. Giriş
Havuç (Daucus carota var. sativus)
Şemsiyegiller
(Umbelliferae-Apiaceae)
familyasında yer alır. Anavatanı Orta Asya ve
Yakın Doğu’dur. Üretimi tohumla yapılan ve
kökleri yenilen iki yıllık bir sebze türüdür
(Yanmaz, 1994). Havuçlar; ülkemizde hasat
edildikten sonra tarlada bırakma, çukurlara
gömme ve soğutucu depolarda muhafaza gibi
değişik teknikler kullanılarak saklanmaktadır
(Tatlıdil, 2000). Hasat edilen havuçlar için
önerilen ideal depolama koşulları 0°C’ye kadar
soğutulan ve %95-100 oransal neme sahip
depolardır (Ryall ve Lipton, 1972; Debner ve
ark., 1980; Salunkhe ve Desai, 1984; Kader
ark., 1985; Kozukue ve ark., 1985; Embrechts
ve Schoneveld, 1988).
Tarladan bulaşan patojenler uygun
olmayan depo koşullarında hastalıklara neden
olmaktadır. Depolarda en çok görülen
hastalıklar; Kurşuni Küf (Botrytis cinerea Fr.
(teleomorph: Botryotinia fuckeliana (de Bary)
Whetzel), Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara
elegans (Nag Raj & W.B. Kendr.), Mavi-Yeşil
Küf (Penicillium spp.), Krater Çürüklüğü
(Rhizoctonia carotae Rader), Meyan Çürüklüğü
(Mycocentrospora
acerina
(R.
Hartig)
Deighton=Centrospora acerina (R. Hartig)
A.G. Newhall), Rhizopus Yumuşak Çürüklüğü
(R. oryzae Went & Prinsen Geerligs, R.
stolonifer (Ehrenb. Fr.) Vuill), İsli Çürüklük
(Aspergillus niger Tiegh), Acı Çürüklük
(Geotrichum candidum Link) ve Maya
Çürüklüğü (Candida spp.)’ tür. Bu hastalıkların
yanı sıra; Beyaz Çürüklük (Sclerotinia
sclerotiorum (Lib.) de Bary), Fusarium Kuru
Çürüklüğü (Fusarium spp.), Siyah Çürüklük
(Alternaria radicina Meier, Drechsler & E.D.
Eddy) ve Bakteriyel Yumuşak Çürüklük
(Pectobacterium caratovora subs. Caratovora
Jones) patojenleri de uygun koşullarda
depolanan havuçlarda zarar oluşturmaktadır
187
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
(Davis ve Raid, 2002). Bu makalede, havuç
depolarında görülen patojenler, bu patojenlerin
oluşturduğu hastalıklar ve bu hastalıklarla
mücadele de yurdumuz ile dünyada yapılan
çalışmaların ışığı altında alınabilecek önlemler
üzerinde durulması amaçlanmıştır.
2. Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları
2.1. Kurşuni Küf (Botrytis cinerea)
2.1.1.Belirtileri
Lezyonlar, kökün çeşitli yerlerinde
oluşabilse de kökün uç ve tepe kısımlarında
daha yaygındır. Enfekteli dokular, ilk başta açık
derimsi, sulu ve grimsi-kahverengi sporlarla
örtülüdür (Snowdon, 1992). Enfekteli bölgeler
daha sonra sünger şeklinde görünmektedir.
Hastalıklı
dokulardaki
havuç
hücreleri
birbirinden ayrılamaz ve bu dokular derimsi bir
yapı
haline
dönüşmektedir.
Lezyon
yüzeylerinde, karakteristik olan grimsikahverengi
konidiofor
ve
konidiler
bulunmaktadır.
Uzun
süreli
depolama
periyotların da miseliyal yığınlar içinde sert
yapılı,
düzensiz
siyah
sklerotiler
gelişebilmektedir (Goodliffe ve Heale, 1975).
2.1.2. Patojen
Kurşuni küf hastalığını oluşturan patojen
Botrytis cinerea’dır. Eşeyli formu Botryotinia
fuckeliana olan fungusun bu dönemi,
havuçlarda
bulunamamıştır.
Devetüyü
rengindeki miselyumları dallanmış, bölmeli,
renksiz hiflerden oluşmaktadır. Konidioforları
uzun ve dik yapılı, basit veya seyrek dallanmış
ve bölmelidir. Konidioforların ucunda konidiler
bulunmaktadır. Konidiler renksiz veya açık
renkli tek hücrelidirler. Biçimleri küreselden
silindiriğe kadar değişebilmektedir. Üzüm
kümeleri gibi görünen konidiler 6.5–10 x 9–5 µ
boyutlarındadır. Kolonilerin kabarık ve kurşuni
renkteki
görünümü,
uzun
ve
renkli
konidioforlardan kaynaklanmaktadır (Davis ve
Raid, 2002).
2.1.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Fungus, yapraklardan ve depolanmakta
olan havuç köklerinden izole edilebilir. Bu
fungus ile enfekteli kökler depoya taşındığı
takdirde, sıcaklık ve nem durumu uygun ise
sağlam havuçlara miselyumları ile de
bulaşabilir. Depodaki sekonder hastalık
188
döngüsü,
havadaki
konidiler
ile
gerçekleşmektedir (Goodliffe ve Heale, 1975).
Enfeksiyon ve gelişim -3 ile 35°C arasında
olabilirken maksimum çürüme 20°C sıcaklıkta
oluşmaktadır (Van den Berg ve Lentz, 1968).
Heale ve Sharman (1977) yaptıkları
çalışmada
Botrytis
cinerea’nın
havuç
köklerinde
11-14°C
sıcaklık aralığında
enfeksiyona neden olduğunu, konidi ve hiflerin
bir araya toplanması ile havuç yüzeyinde 48
saat içinde kubbe şeklinde enfeksiyon
yataklarının oluştuğunu belirtmişlerdir.
2.2.Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara elegans)
2.2.1. Belirtileri
Patojen, hasat zamanı ve sınıflandırma
aşamalarında yaralı dokulardan giriş yaparak
havucu hastalandırmaktadır. Hastalık gelişimi
havucun depolandığı alanlarda da devam
edebilmektedir. Bu hastalık genelde hasattan
sonra yıkanmış, sınıflandırılmış ve polietilen
poşetlerin içerisinde paketlenip depolanmış
havuçlarda görülmektedir (Punja ve ark., 1992).
2.2.2. Patojen
Patojen, toprak kaynaklı bir fungus olup
geniş konukçu dizisine sahiptir. Fungus,
endokonidi (fialiosporlar) ve klamidospor
(aleurosporları) olmak üzere iki tip spor
oluşturmaktadır. Her ikisinin de havuç
dokusunda enfeksiyon yapabilme yeteneği
vardır (Punja ve ark., 1992). Chalara elegans
(sinonim: Thielaviopsis basicola), kalın duvarlı,
koyu renkli, zincir halinde klamidosporlar ve
fialidlerde
ince
duvarlı
endokonidiler
oluşturmaktadır (Şekil 1). Fungusun seksüel
dönemi bilinmemektedir (Paulin- Mahady ve
ark., 2002).
Şekil 1. Chalara elegans klamidosporları ve neden olduğu
zarar şekli (Saude ve Hausbeck, 2005)
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
Fialid’lerin dip kısmı çok değişken
görünüşte ve bölmelidir; üst tarafı ise oldukça
uzun, uca doğru giderek incelen silindirik bir
yapı gösterir. Fialid’in uç kısmı açıktır ve bu
açıklıktan dışarı doğru sürekli bir spor çıkışı
olmaktadır.
Oluşum
özelliği
nedeniyle
endokonidi olarak adlandırılan bu sporlar uzun
basipetal zincirler oluşturur. Fialidler, 100 µ
uzunluğunda 5–8 µ kalınlığındadır ve uca doğru
incelerek 3-4 µ kalınlığa ulaşır. Fialiosporları
silindirik,
renksiz
7-17x2.5–4.5
µ
büyüklüğündedir (Ellis, 1971).
2.2.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Patojenin izolasyonu ve teşhisi havuç kök
diskleri veya yarı seçici ortamlar kullanılarak
yapılmaktadır. Klamidosporlar uzun süre
toprakta kalabilmektedir. Hasat döneminde
veya hasat sonrasında havuç köklerindeki yaralı
kısımlara, bulaşık toprağın teması enfeksiyona
neden olmaktadır. Etmenle bulaşık topraklarda
havuç dokularında 3–4 günlük bir sürede
hastalık görünür bir şekilde gelişmektedir.
Sıcak ve nemli hava koşullarında havuçlarlarda
enfeksiyon oluşmaktadır (Punja ve ark., 1992).
Ayrıca havuçlara su ile soğutma metodu
uygulandığında hastalığın neden olduğu zararı
artırmaktadır (Villeneuve ve ark., 2005).
2.3. Mavi-Yeşil Çürüklük (Penicillium spp.)
2.3.1. Belirtileri
Penicillium spp. mavi küf hastalığına
neden olan fungal kaynaklı bir patojendir. Bu
patojen havuçlarda hasat sonrası dönemlerde
görülmektedir (Şekil 2). Enfekteli dokular
üzerinde patojenin sporlarını içeren mavimsiyeşil gelişme nedeniyle hastalığa mavi-yeşil küf
adı verilmiştir. Fungus, yaşlı bitki dokularında
saprofit olarak bulunurken depodaki sebze ve
meyvelerde patojendir (Davis ve Raid, 2002).
Ayrıca Penicillium gibi funguslar potansiyel
mikotoksin üreticisidirler (Lugauskas, 2005).
Şekil 2. Penicillium spp. ile enfekteli havuç dokusu
2.3.2. Patojen
Az-çok dik yapılı konidiofor’lar bazı
türlerde synema oluşturacak şekilde bir arada
bulunurlar. Konidiofor dallanması genellikle
karakteristik penicillate özellik taşımaktadır.
Spor verici hücreler fialid niteliğindedir;
fialidler tipik olarak şişe biçiminde ve
renksizdir. Konidiler fialid’in ucunda uzun
basipetal zincir halinde küreselden yumurtaya
kadar değişen biçimlerde, bazen kısa çubuk
şeklinde, renksiz veya renkli, çeperi düz veya
çıkıntılı ya da dikenli olabilmektedir (Barnett
ve Hunter, 1998).
2.3.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Patojen hastalanan dokuda çok fazla spor
üretmekte ve bu sporlar hava akımları ile etrafa
yayılıp
diğer
havuçları
da
hastalandırabilmektedir.
Depoların
temiz
olması hastalığın gelişimini engellemektedir.
Soğuk hava koşullarında depolanan havuçlarda
hastalık oranı daha düşüktür (Davis ve Raid,
2002).
2.4. Krater Çürüklüğü (Rhizoctonia carotae)
2.4.1. Belirtileri
Soğuk ve nemli koşullarda köklerde küçük,
beyaz, hifsel düğümler ve bu düğümlerin
altında küçük çukurlar oluşur. Oluşan çukurlar
genişleyerek beyaz misel tabakası içeren çökük
kraterlere dönüşmektedir işte bundan dolayı
hastalığa krater çürüklüğü ismi verilmiştir
(Ciancio ve Mukerji, 2007).
2.4.2.Patojen
Rhizoctonia carotae’nin eşeyli dönemi
Athelia arachnoidea’dır. Fungusun hifleri
şeffaftır ve hiflerde kancalaşma (clampconnection) görülmektedir. Koloniler kültürde
yavaş gelişir, PDA ortamında 20–24°C’ de15
gün sonra 5-7 cm çapa ulaşmaktadır. Koyu
kahverengi sklerotları 3–4 hafta sonra gelişir,
bunlar 1-3 mm çapındadır ve kitleler halinde
oluşmaktadır (Punja, 1987).
2.4.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi:
Hastalık hasattan önce ya da havuçlar
depoya konduktan kısa bir süre sonra
başlamaktadır. Hastalık havuçlar üzerindeki
misellerden ve birbirlerine değen havuçlardan
bulaşır. Patojen, soğuk hava depolarında 2-
189
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
3°C’de de gelişebilir. Nemli bir tabakayla
havuçları paketlemek kök yüzeyindeki hastalık
gelişimini artırmaktadır (Ciancio ve Mukerji,
2007).
PDA da pembe havai miseller geliştirdiğini,
uzun uca doğru incelen konidilerinin her birinin
kılıç benzeri apendaj’a sahip olduğunu
belirtmişlerdir.
2.5. Meyan Çürüklüğü (Mycocentrospora
acerina)
Soğuk hava depolarında depolanan
havuçların en önemli hastalıklarından birisidir.
20. yüzyılın başlarından beri Avrupa’nın birçok
bölgesinde biliniyor olmasına rağmen ilk kez
1945 yılında New York da belirlenmiştir.
(Stansbury ve ark., 2001).
2.5.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Patojen, toprak kaynaklı bir fungustur
(Neergard ve Newhall, 1951). Kalın duvarlı
koyu klamidosporları uzun süre toprakta canlı
kalabilmekte ve konukçu bitki varlığında
çimlenebilmektedir (Snowdon, 1992). Yoğun
olarak havuç üretilen yerlerde, klamidosporlar
ve kısa miseliyumlar kök rizosferinde bol
miktarda bulunur fakat bu hastalık tarlada
nadiren görülmektedir. Lezyonlar tipik olarak
5–6 hafta süresince depoda bulunan yaşlanmaya
başlayan havuç dokularında ortaya çıkar.
Konidiler
genellikle
tarla
şartlarında
oluşmazlar, nemli şartlarda depoda oluşurlar
(Davis ve Raid, 2002). Fungus -3 ile 27 °C’ de
gelişebilmekte, optimum gelişme sıcaklığı ise
17–21°C’ dir (Gündel, 1976). M. acerina,
çoğunlukla bir yara patojenidir (Davies ve ark.,
1981). Enfeksiyon genellikle yan köklerdeki
veya peridermdeki küçük açıklıklardan
olmaktadır. Sağlam peridermin dayanımı
yüksektir fakat dokunun içine doğru bu
dayanıklılık azalmaktadır (Davies, 1977;
Davies ve Lewis, 1981; Davies ve ark., 1981).
2.5.1. Belirtileri
Depolardaki havuçlarda genellikle kökün
taç ve uç kısımlarında tipik olarak büyük siyah
çökük lezyonlar belirgin bir şekilde görülür
(Dixon, 1981). Hastalık başlangıçta birkaç
küçük kahverengi leke olarak görülmektedir.
Bu lezyonlar, bir süre sonra kök dokusunun iç
kısımlarına doğru ilerlemektedir (Şekil 3).
Yumuşak ve sulu olan bu lezyonlar
siyahlaşarak kömür siyahı veya meyan kökü
renginde görünmektedir. Bu simptomların
Alternaria radicina’nın neden olduğu siyah
çürüklükten farkı hastalıklı dokudan sağlıklı
dokuyu ayıran bir hat bulunmamasıdır
(Snowdon, 1992; Stansbury ve ark.,2001; Davis
ve Raid, 2002).
2.6. Rhizopus Kök Çürüklüğü
Rhizopus çürüklüğü havuç gibi diğer
Umbelliferae (Şemsiyegiller ) familyasına ait
bitkileri taşıma sırasında ve 4 °C’den daha
yüksek sıcaklıklarda uzun süre depolama söz
konusu olduğunda etkilemektedir (Davis ve
Raid, 2002).
Şekil 3. Mycocentrospora acerina’nın neden olduğu
çürüklük belirtisi (Hermansen ve ark., 2011)
2.5.2.Patojen
Hastalığı
oluşturan
fungus,
Mycocentrospora acerina’dır. Fungusun hifleri
seyrek dallı, 4–8 µ genişliğinde ve şeffaftır.
Hifler yaşlandıkça, hücre duvarları koyulaşır ve
kararır. Konidioforları 5-7x50 µ, çok sayıda
konidi taşıyan uç kısımları belirgin bir şekilde
geniculatdır. Klamidosporları oval, küremsi,
koyu kahverengi, kalın duvarlı, 15–2 µ
çapındadır (Davis ve Raid, 2002). Inglis ve
Maloy (1994) yaptıkları çalışmada etmenin
190
2.6.1. Patojen
Bu hastalığı oluşturan patojenler: Rhizopus
stolonifer ve R. oryzae’dir. Her iki fungusunda
karakteristik olarak dik yapılı, basit veya
dallanmış, sarıdan kahverengiye kadar değişen
renklerde sporangioforları ile küresel, koyu
renkte sporangiumları bulunur (Davis ve Raid,
2002).
2.6.2. Belirtileri
Her iki patojen enfekte olan dokularda
kahverengi, sulu lekeler oluşturmaktadır.
Çürüyen bölgeler yumuşak ve suludur fakat
bakteriyel çürüklüğe göre daha sert bir yapısı
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
vardır. Patojenin dokuya girmesi için, havucun
yaralanmış olması gerekir. Fungus, sıcaklığın
yüksek olduğu durumlarda hızlı bir şekilde
gelişerek bol miktarlarda sporangiosporlar
üretir. Bu sporlar depo içinde yayılarak
bulaşmaya neden olmaktadır. Enfeksiyon için
optimum sıcaklık 30–36°C’dir. Hastalık nadiren
20°C’nin altındaki sıcaklıklarda görülebilmekte
ve 4°C’nin altında fungus inaktif olmaktadır
(Davis ve Raid, 2002).
2.7. İsli Çürüklük (Aspergillus niger)
2.7.1. Belirtileri
Hastalığı oluşturan patojen, Aspergillus
niger’dir. Enfeksiyon tarlada başlamasına
rağmen bir depo hastalığıdır. Fungus enfekteli
havuçlarda siyah konidiler ürettiğinden dolayı
bu hastalık bazen siyah küf olarak da
adlandırılmaktadır. Hastalık nedeniyle yeşilsiyah renkte büyük lezyonlar oluşmaktadır.
Fungusun karakteristik özellikteki siyah
sporulasyonu oluşmadan önce lezyonlardaki
fungal gelişm belirgin değildir. A. niger
topraktaki hasat artıklarında kışlamaktadır.
Enfeksiyon için yaralı dokular gerekmektedir.
Yüksek sıcaklık koşullarında, havuçlar bu
hastalığa karşı kısmen duyarlıdır (Snowdon,
1992).
2.7.2. Patojen
Fungusun
kolonileri
siyah-siyahımsı
kahverengidir. Hifleri bölmeli ve şeffaf, 2–4 µ
kalınlığındadır. Konidioforları dik, düz veya
eğimli, 3 mm uzunluğunda, 15–20 µ
kalınlığında, renksiz veya üst kısmı kahverengi,
üst tarafta bir şişkinlik (vesicle) bulunmaktadır.
Şişe şeklindeki fialidler; 7-10 µ uzunluğunda,
3-3.5 µ kalınlığında ve bir grup halindedirler.
Konidiler; genellikle zincir şeklinde, küremsi,
kahverengi, siğilli; bazen de zincir şeklinde
devam etmeyen siğilimsi ya da dikenli, 3–5 µ
çapında yapılardır (Ellis, 1971).
2.8.Acı Çürüklük (Geotrichum candidum)
2.8.1. Belirtileri
Havuçlarda acı çürüklüğe neden olan
Geotrichum candidum genelde obligat aerob bir
fungustur. Kavun, domates, havuç gibi
bitkilerin kök kısımlarında ve hasat sonrası
depolanabilen ürünlerde patojen sulu-yumuşak
çürüklükler oluşturur (Wells ve Spalding,
1975).
2.8.2. Patojen
Geotrichum candidum’un somatik hifleri
renksiz veya hafif renklidir. Konidiofor yoktur.
Arthrospor olarak da bilinen konidiler; somatik
hiflerin, basipetal düzende hiflere ayrılması
sonucunda oluşmaktadırlar. Arthrospor’ların
boyları değişkendir; bölmesiz, renksiz veya çok
açık renkli, kesik uçlu silindirik biçimdedir;
uçları bazen yuvarlağımsı olabilmektedir.
Geotrichium genusunun karakteristik özelliği
somatik hiflerin hücre hücre ayrılarak
arthrospor’ lara dönüşmesidir (Larone, 2002).
2.8.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Patojen, bir toprak fungusudur. Esas olarak
depolarda görülmesine rağmen nadiren
tarlalardaki havuçlarda da çürümeye neden
olmaktadır. Depo sıcaklığı tavsiye edilenden
daha yüksek olduğunda ve havalandırmanın da
yetersiz olduğu koşullarda bu hastalık
gelişebilmektedir.
Polietilen
torbalarla
paketlenen ve uygun olmayan koşullarda
depolanan havuçlar hastalığa daha duyarlıdır.
Enfekteli havuçlarda yumuşak, sulu çürüklük
gelişir. Çürüyen bölgenin yüzeyinde patojenin
soluk beyaz sporları oluşmakta ve zamanla bu
havuçlar sirke gibi kokmaktadır (Wright ve
ark.,1964).
2.9. Maya Çürüklüğü (Candida spp.)
Maya çürüklüğünü, ılık ve nemli koşullara
bağlı olarak çoğunlukla Candida cinsine dahil
birkaç
tür
oluşturmaktadır.
Mayaların
oluşturduğu zarar Sclerotinia sclerotiorum gibi
diğer bazı fungusların neden olduğu zarar ile
ortak meydana gelmektedir. Maya çürüklüğü
genellikle iyi havalandırılmayan ve yetersiz
soğutulan depolarda görülmektedir (Stelfox,
1969). Maya ile enfekteli havuçlarda yumuşak
ve nemli çürüklükler oluşmakta ve bunlar bütün
kök yüzeyine dağılmaktadır. Çürüme nedeniyle
meydana gelen fermentasyon kokusu kolaylıkla
fark edilebilmektedir. Mayalar kesim-soyum
işlemleri sırasında bulaşırlar. Ilık ve nemli
koşullar mayaların gelişimi için idealdir (Davis
ve Raid, 2002).
2.10.
Beyaz
Çürüklük
(Sclerotinia
sclerotiorum)
Hastalık, havuçlarda ilk olarak 1860
yılında Belçika’da belirlenmiştir. Hastalık
191
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
üretim alanları ve depoların her ikisinde de
önemli bir problemdir (Kora ve ark., 2003).
2.10.1. Belirtileri
Havuçtaki beyaz çürüklük; kök ve kök
boğazında küçük, sulu, yumuşak lezyonlar
şeklinde başlar ve daha sonraki süreçte
enfekteli dokunun yüzeyinde karakteristik
özellikte beyaz kabarık miseliyal gelişim
oluşmakta sonuç olarak doku yumuşamakta ve
çürümektedir. Bu alanda etmenin sklerotileri
oluşmaktadır (Kora ve ark., 2003). Hastalığın
erken dönemi R.carotae’ nin neden olduğu
krater çürüklüğü ile karıştırılabilmektedir.
Ancak krater çürüklüğünde beyaz-kabarık
miseliyal gelişme yoktur. Hastalığın yumuşak
çürüklük devresi bakteriyel yumuşak çürüklük
ile karıştırılabilir ancak beyaz çürüklükte
yapışkan-sümüksü yapı yoktur (Davis ve Raid,
2002).
2.10.2. Patojen
Hastalığı oluşturan fungus, Sclerotinia
sclerotiorum’dur. Fungus, beyaz miseller ve
koyu renkli sklerotiler oluşturur. Sklerotiler 57x10-20 mm boyutlarındadır ve kültürde
konsantrik
halkalar
şeklinde
koloninin
kenarlarında oluşmaktadır. Yılın belirli
zamanlarında, fungusun genetiksel özelliğine ve
değişik çevre faktörlerine bağlı olarak
sklerotiler çimlenir ve konukçuyu doğrudan
enfekte
edebilen
misellerini
ya
da
apotesyumlarını oluşturur (Şekil 4). Askuslar,
uzun silindirik-klavat 10x130 µ büyüklüğünde
ve 8 askospor içeren yapılardır. Askosporlar
bölmesiz, şeffaf, eliptik 4-6x 9-13 µ
boyutlarındadır (Davis ve Raid, 2002).
2.10.3.
Hastalığın
Döngüsü
ve
Epidemiyolojisi
Sclerotinia sclerotiorum’un sklerotileri
toprakta 1–5 yıl canlı kalabilirler. Sklerotiler;
neme doygun topraklarda toprak yüzeyinin 2–3
cm aşağısında çimlenirler ve apotesyum
oluştururlar. Apotesyumlar
geliştiklerinde
havaya milyonlarca askospor bırakırlar bu
askosporlar rüzgârla dağılırlar. Bu dağılım 2-3
hafta sürer (Kora ve ark., 2003). Fungus,
yaralardan veya yaşlı zayıflamış dokulardan
enfeksiyon yapmaktadır. Misel gelişimi için
optimum sıcaklık 18–25°C, patojenik aktivite
192
için optimum sıcaklık ise 13-18°C arasıdır
(Anonim, 2007).
Şekil 4. Sclerotinia sclerotiorum’un PDA ortamında
gelişimi
2.11. Fusarium Kuru Çürüklüğü
Depolarda havuç köklerinde çürüklüğe
neden olan patojenler, Fusarium solani ve F.
avenaceum’ dur. İlk kez İtalya da 1992 yılında
belirlenmiştir. Fungus yaralı dokulardan giriş
yapmaktadır (Marziano ve ark.,1992).
2.11.1. Belirtileri
Hastalık nedeniyle havuç köklerinin
herhangi bir kısmında kahverengi, kuru, sert
derimsi yapıda lezyonlar oluşmaktadır.
Simptomlar
tarlada
veya
depo
da
gelişebilmektedir (Davis ve Raid, 2002).
2.11.2. Patojen
F.avenaceum’un PDA daki koloni gelişimi
tipik şeftali
rengindedir. Miseliyumları
genellikle
beyazdır.
Turuncu
renkteki
sporodokyumları her zaman oluşmayabilir.
Makrokonidilerin
uçları
kavisli
olup,
fusiformdan orak şekline kadar değişiklik
göstermektedir. Konidiler 3-7 bölmelidirler.
Monofialidleri
mevcuttur.
Genellikle
klamidospor oluşturmazlar (Şekil 5).
F. solani’nin kültür gelişimi mavimsi–
mavimsi kahverengindedir. Miseliyumları
grimsi beyazdır. Mikrokonidileri renksiz,
bölmesiz veya bir bölmeli, kama şeklindedir.
Makrokonidileri silindir şeklinden orak şekline
kadar değişen şekillerde uca doğru belli belirsiz
genişleyen yapıdadır ve bir ayak hücresine
sahiptir. Küreselden ovale kadar değişen
şekilde klamidosporlara sahiptir. Eşeyli dönemi
Nectria haematococca’dır (Burgess ve ark.,
1994).
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
Lezyonlu dokular, sağlıklı dokulardan
belirgin bir şekilde ayrılır (Şekil 6). Soğuk ve
nemli koşullara sahip depolarda bile lezyonlar
kök yüzeyinde genişleyerek tüm kökü
çürütmektedir (Snowdon, 1992).
Şekil 5. PDA ortamında Fusarium solani’nin koloni
gelişimi (a) ve Monofialidlerdeki mikrokonidi başcıkları
(x 20) (b)
2.11.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Toprak kaynaklı bir fungustur ve hemen
her yerde bulunabilir. Toprak kaynaklı
olmasına rağmen tohumla da taşınabilir.
Hastalık, depolarda veya hasat edilen ürünlerin
tarlada bekletilmesi ile de görülmektedir.
Fusarium sporları topraktaki bitki artıklarında
veya ürün kalıntılarında bulunmaktadır.
Patojen, misellerle ve havadaki sporlarla
yayılmaktadır. Enfeksiyon, böceklerin ve diğer
fungusların
oluşturduğu
zarar
görmüş
dokularda oluşur. Nem ve sıcaklık bu hastalık
için önemlidir. Nemli ve sıcak (7–21°C)
koşullarda
enfeksiyon
çok
rahat
gerçekleşmektedir. Serin koşullarda lezyon
gelişimi yavaştır. Fungus, bir havucun diğeriyle
doğrudan temas etmesiyle yayılabilir (Davis ve
Raid, 2002).
2.12. Siyah Çürüklük (Alternaria radicina)
Dünyada havuç yetiştirilen birçok bölgede
yaygın olan siyah kök çürüklüğü havuçlarda
Danimarka ve Kuzey Avrupa’da ilk kez 1888
yılında tanımlanmıştır. Hastalığın etmeni
Alternaria
radicina
(syn.
Stemphylium
radicinum) olup hastalık tohum ve toprak
kaynaklıdır (Farrar ve ark., 2004). Fungus;
havuç köklerinde siyah çökük lezyonlar
oluşturmakta,
nemli şartlarda kolaylıkla
yayılmaktadır. Hasat sonunda depolarda birçok
soruna neden olmaktadır (Tylkowska ve ark.,
2008).
2.12.1. Belirtileri
Havuçların yüzeyinde kuru, siyah, çökük
lezyonlar oluşur. Depolardaki havuçlarda,
nemli koşullarda hastalık hızlı bir şekilde
sağlıklı havuçlara kolayca bulaşabilir (Pryor ve
ark.,1994).
2.12.2. Patojen
Siyah kök çürüklüğünü oluşturan patojen,
Alternaria radicina’dır. Hifler renksizden
zeytin yeşili-kahverengiye kadar değişen
renklerde, bölmeli ve 2.5–10 µ genişliğindedir.
Konidioforları, düz veya bükülmüş yapıda,
silindirik, bölmeli, donuk kahverengi, düz, 200
µ uzunluğunda, 3–9 µ kalınlığında, bir veya
birkaç konidial iz taşımaktadır. Konidileri
elipsoidal, obklavate, obpyriform gibi çok
değişik şekillerdedir. Konidioforları koyu
yeşilimsi kahverenginde (4-10x10–200 µ
boyutlarında) genellikle tek, küçük kümeler
halinde oluşur ve dallanmazlar. Genç konidiler
koyu yeşilimsi kahverenginde, elipsoid oval
şeklinde (20-50x10–25 µ) 2–5 enine, 1–3
boyuna bölmeye sahiptir. Olgun konidi
elipsoid-obklavate (50-65x15–20 µ) 7–8 enine,
1–2 boyuna bölmeye sahiptir (Ellis, 1971).
2.12.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Alternaria radicina tohum kökenli bir
patojendir. Toprakta canlılığını sekiz yıl kadar
koruyabilir. Tarla koşullarında ve depolarda
hastalık yapabilme yeteneğine sahiptir. Ancak
en önemli zararı depolarda olmaktadır (Pryor ve
ark.,1994).
Şekil 6. Alternaria radicina’nın tekli oluşan konidileri
(x40 )(a) ve zarar şekli (b)
193
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
2.13. Bakteriyel Yumuşak Çürüklük
(Pectobacterium carotovora subs.caratovora)
Yumuşak Çürüklük,
Umbelliferae
(Şemsiyegiller) familyasına ait bitkilerin
yetiştirildiği her alanda görülen bir hastalıktır.
Hastalık havuçlarda 1901 yılında ayrıntılı
olarak tanımlanmıştır.
Depolarda,
taşıma
ve
depolama
koşullarının uygun olmaması durumunda,
özellikle yaralanmış havuçlarda sorun oluşturur.
Bakteri bitkilerin iç dokularında çoğaldıktan
sonra, pektolitik ve çoğunlukla sellülotik
enzimler üreterek dokuların parçalanmasına ve
çürümesine neden olmaktadır. Böyle sebzelerde
diğer saprofit mikroorganizmalar kolaylıkla
gelişip yapışkan ve ekşi bir hal alarak
yumuşak çürüklükler meydana gelmektedir
(Davis ve Raid, 2002; Bhat ve ark., 2010).
2.13.1. Belirtileri
Bakteriyel yumuşak çürüklük fazla nemli
ve yetersiz depolama koşullarında görülür.
Havuç köklerinde yumuşak çürüklük lezyonları
çökük, sulu, kötü kokulu, donuk portakal
renginde görülmektedir (Segall ve Dow 1973).
Bazı durumlarda havucun iç kısmında da
yumuşama meydana gelebilir. Simptomlar
uçtan kök boğazına doğru ilerler (Galati ve ark.,
2006).
2.13.2. Patojen
Etmen gram negatif, çubuk şeklindedir.
Spor oluşturmayan formda, hareketli ve peritrik
kamçıya sahiptir. Fakültatif anaerobtur.
Optimum gelişme sıcaklığı 27–30°C’dir.
Oxidase negatif ve katalase pozitiftir (Holt ve
ark., 1994). Bakteri kolonileri düzensiz beyaz
kenarlara sahip, beyaz mat yüksek yapılı ve non
floresandır.
Konukçusunda
24
saatte
çürümelere neden olabilmektedir (Romeiro ve
ark., 1998).
2.13.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi
Patojen, toprakta serbest halde ya da bitki
kalıntılarında canlı kalabilir. Enfeksiyon
yaralardan ve doğal açıklıklardan olmaktadır.
Patojen, uygun sıcaklık (20–25 ºC) koşullarında
bitki dokusunu hızlı bir şekilde bozmaktadır.
Uygun olmayan depo koşulları ve hasattaki
yaralanmalar nedeniyle hasat sonrası yumuşak
çürüklüğün şiddeti artmaktadır (Davis ve Raid,
2002).
194
3.
Depolanmış
Havuçlarda
Hastalık
Kontrolü
3.1. Uygun Hasat
Hasat
esnasında
köklerin
tahrip
edilmemesine özen gösterilmesi önemlidir.
Hasat esnasında hastalıklı havuçlar tarlada fazla
bekletilmeden kaldırılmalı ve hastalığın toprağa
bulaşması engellenmeli ve 3-4 yılda bir ürün
rotasyonu yapılmalıdır (Davis ve Raid, 2002).
Söküldükten
sonra
muhafaza
edilmesi
düşünülen havuçlarda hasadın tam olgunlaşma
gerçekleştikten sonra yapılması ve ezilip
kırılması,
yaralanması
gibi
istenmeyen
durumlara dikkat edilmesi gerekmektedir
(Vural ve ark., 2000).
3.2. Yıkama
Köklerin su ile yıkanması fungal sporların
uzaklaştırılmasında etkili bir yöntemdir.
Havuçlara suyla ön yıkama yapılması ve suya
klor ilave edilmesi hastalık gelişimini
azaltmaktadır. Hastalık oranı yüksek ise
depolamadan önce havuçlar fungisit veya
inorganik tuz içeren suya daldırılabilir. İlk
enfeksiyon görüldüğünde hasat ve sınıflandırma
anında yaralı olan havuçlar ayrılmalı, sağlam
olanlar depolanmalıdır (Lockhart ve Delbridge,
1972).
3.3. Sınıflandırma ve Paketleme
Kasaların kâğıt veya delikli plastik bir film
ile kaplanması, çürüklüklerin diğer kasalara
bulaşmalarını engellemektedir (Yıldız ve
Yıldız,
1999).
Havuçlar
niteliklerine,
boyutlarına göre sınıflandırılıp polietien
torbalarda ya da karton kutular içerisinde
saklanmalıdır (Luo ve ark., 2011).
3.4. Alet-Ekipman Temizliği
Ürünün
taşınması
ve
depolanması
esnasında kullanılan kasa ve taşıma kaplarının
temizliği oldukça önemlidir. Kullanılan aletekipmanların tümü, dezenfekte edilmelidir.
Depolardaki enfeksiyon; hastalıkla bulaşık
kasa, kutu veya bulaşık toprakta yetiştirilen
havuçlar aracılığı ile başlamaktadır. Sağlıklı
havuçlar uygun depolama şartlarında hastalığa
yakalanmazlar (Anonim, 2007).
3.5. Uygun Depo Koşulları
Hava sirkülasyonu ve nem oranının % 95’
in altında tutulması yani uygun depo şartlarının
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
korunması hastalık ile mücadelede önemlidir.
Depo sıcaklığının 4–5°C kadar artması 1–3 ay
içinde havuçlarda büyük kayıplara neden
olmaktadır. Hava akımı ortamdaki nemin
yoğunlaşmasını önleyerek sıcaklığın eşit
dağılımını sağlamaktadır. Hava akımı 14-20
ft/dk
olmalıdır
(Anonymous,
2008).
Depolamada temiz konteynır kullanılmalı,
sıcaklık 0°C’ye yakın değerlerde tutulmalı,
oransal nem oranı ise % 95’den fazla
olmamalıdır. Gor'kovenko 1992’ ya göre ise
havuçlar için ideal depolama şartları %80–85
bağıl nem ve 1–2 oC sıcaklığa sahip depolardır.
Ancak bununla birlikte yaygın olan kanı ise
stabil depolama sıcaklığının önemli oluşudur
(Yanmaz ve ark.,1999). Depolarda temizlik
koşullarına dikkat edilmelidir (Davis ve Raid,
2002). Paketleme evinin havası, duvarları,
kullanılan tüm alet ve gereçler bulaşmaya
kaynaklık
edebilecek
fungal
sporları
bulundurabilir. Bütün bu ortamın ve kullanılan
aletlerin
temiz
olması,
bulaşmaların
engellenmesi açısından kaçınılmazdır (Yıldız
ve Yıldız, 1999).
3.6. Hastalık Kaynağının Yok Edilmesi
Bozulan havuçlar ve filizlenen havuçlar
derhal atılmalı ve yayılmayı önlemek için
depolarda havuçların zaman zaman kontrolleri
yapılmalıdır.
3.7. Kimyasal Mücadele
Ülkemizde Zirai Mücadele Teknik
talimatlarında havuçlarda görülen hastalıklara
karşı ruhsatlı ilaç bulunmamaktadır. Ancak
dünyada ilaçlı mücadele ve buna yönelik
çalışmalar mevcuttur. Yıkama işlemi sırasında
suya bazı kimyasallar katılaşabilmektedir. 50–
100 ppm aktif klor içerecek şekilde sodyum
hipoklorür ve klor gazı eklenebilir. Ürünü
koruyan % 0,1’lik ve % 0,1’lik Hexamin
karışımı kullanılabilmektedir (Yıldız ve Yıldız,
1999). Depolarda SOPP (Sodyum-OrtoFenilfenat)’ ın tek başına ya da 0.1 M potasyum
karbonat ile kombine edilerek uygulanması
Rhizoctonia carotae’nin miseliyal gelişmesini
durduran etkili bir yöntem olarak belirtilmiştir.
0.1 M sodyum bikarbonat da Rhizoctonia
carotae’nin gelişimini durdurmaktadır (Ricker
ve Punja, 1991).
Yapılan bir çalışmada hastalık kontrolünde
amonyum bikarbonat, potasyum karbonat,
sodyum bikarbonat ve su ile yapılan
uygulamalar karşılaştırılmıştır. Yapay olarak
yaralanan ve Chalara elegans patojeni ile
inokulasyonu yapılan havuç kökleri ve havuç
dilimleri 0.05 veya 0,1 M kalsiyum proponat ve
potasyum çözeltilerine 2 dak. daldırıldığında,
standart sodyum hipoklorür ile yapılan
uygulamalara oranla hastalık gelişiminin
azaldığı
gözlenmiştir.
Hastalığın
mücadelesinde;
amonyum
bikarbonat,
potasyum karbonat ve sodyum bikarbonat
uygulamalarının su ile yapılan uygulamalara
oranla daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak
bu
uygulamaların
ekonomik
olmadığı
belirtilmektedir (Punja ve Gaye, 1993).
3.8. Ozon Uygulaması
Sclerotinia sclerotiorum ve Botrytis
cinerea’nın
oluşturduğu
çürüklüklerin
azaltılmasına yönelik yapılan çalışmalarda
depolarda 50±10nL L−1 miktarda ozon
uygulamasının etkili olduğu görülmüştür. Ozon
uygulamasından sonra Sclerotinia sclerotiorum
ve Botrytis cinerea ile inokulasyonlu
havuçlarda lezyon çapında artışın olmadığı
ayrıca her iki patojeninde havai misellerini
azalttığını bildirilmişdir. Ozon uygulaması ile
havucun taç kısmındaki saprofit fungusların
neden olduğu çürümeler nedeniyle oluşan
kayıplar daha da azalmaktadır (Hildebrand ve
ark., 2008).
3.9. UV Uygulamaları
Araştırıcılar, hasat sonrası hastalıkların
kontrol edilmesinde kimyasal pestisitlere
alternatif yöntemler üzerinde çalışmaktadırlar.
Bu yöntemlerden Ultraviyole-C ışınlaması
(UV-C, 200–280 nm dalga boyu) hasat sonrası
çürümelerin engellenmesinde olumlu sonuçlar
vermiştir. Özellikle 254 nm dalga boyundaki
ultraviyole uygulamaları hafif stres tepkisi
oluşturarak ürünün hasat sonrası dayanımını
arttırmaktadır (Kasım ve Kasım, 2007). Stres
koşullarında bitkide sentezlenerek biriken
küçük molekül ağırlığına sahip antimikrobiyal
bileşiklere fitoaleksin adı verilmektedir (Ebel
ark., 1989). Sequeira (1983) konukçu bir
bitkinin herhangi bir patojen ile karşı karşıya
kaldığında, uyarılmış dayanıklılık denilen
savunma mekanizmasının devreye girdiğini ve
hastalık etmeniyle bitki bünyesinin mücadele
ettiğini ifade etmektedir. UV uygulamaları da
195
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
havuç dokusunda hasat sonrası çürümelere bu
yolla dayanıklılık sağlamakta ve fitoaleksin
üretimini teşvik etmektedir (Fan ve ark, 2000).
Mercier ve ark, 2008 depolanmış havuçlara
UV-C (220–280 nm)
uygulamasıyla
fitoaleksin miktarını
artırarak
Botrytis
cinerea’ya karşı dayanıklılığı incelemişlerdir.
Hasat sonrası hastalıklarına karşı UV ışınlarının
dokularda hastalık direnç seviyesini artırdığı ve
bu tedavinin havuç kontrolü için alternatif bir
potansiyele sahip olduğu bildirilmiştir.
3.10. Bitki Ekstraktlarının Kullanımı
Azadirachta indica (Neem) ekstraktı ile
Fusarium Kuru Çürüklüğü ve Acı Çürüklük
hastalıklarının
oluşumu
engellenmektedir
(Prakasam ve ark., 2001). Sarımsak ve kekikten
elde edilen uçucu yağlar fungus gelişimini
baskılamaktadır. Horberg (1998) sarımsak,
kekik, kimyon, nane ve fesleğen bitkilerinden
elde ettiği uçucu yağların depolarda çürüklüğe
oluşturan Rhizoctonia carotae, Sclerotinia
sclerotiorum, Mycocentrospora acerina’ ya
etkisini araştırdığı çalışmada, tüm patojenlere
karşı sarımsaktan elde ettiği uçucu yağın
diğerlerine oranla daha etkili olduğunu
bulmuştur. Bu çalışma ile bitki ekstraktlarını
kullanarak bu patojenlere karşı bir savaşım
sağlanabileceği belirtilmiştir.
3.11.Sıcaklık Uygulamaları
Hasat
edilen
ürünlere
sıcaklık
uygulanmalarında sıcak buhar ve mikrodalga
yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Sıcak buhar
uygulaması genellikle patates ve havuç gibi
yumrulu bitkilerde başarılı sonuçlar vermiştir
(Afek ve ark., 1999). Sıcaklık uygulamaları
çimlenmekte olan sporların çimlenme hızlarının
yavaşlatılması, aktivitelerinin kaybolması veya
doğrudan öldürülmesi gibi etkileri ile hasat
edilen ürünün taşıdığı inokulum miktarını
azaltmakta ve çürümeleri en alt düzeye
indirmektedir.
Sıcaklık
uygulamalarının
konukçu dokusunda meydana getirdikleri
fizyolojik değişimler sonucu çürümeler
üzerinde dolaylı bir etkisi de vardır.
Uygulamalardan sonra konukçu dokusunun
fizyolojisinde ortaya çıkan değişimler sonucu
oluşan antifungal bileşiklerin üretiminin
uyarılması ve patojenlerin penetrasyonda
kullandıkları yaralı alanların iyileşmesi sonucu
196
dolaylı olarak hasat sonrası hastalıklar
engellenmektedir. Sıcaklık uygulaması sonucu
konukçu yüzeyindeki mumsu tabaka eriyerek
kütikülada oluşan çatlakları, mikro düzeydeki
yaraları ve stomaları kapatarak patojenin bu
alanlardan penetrasyonunu engellemektedir
(Karabulut ve ark., 2005). Sıcak buhar
uygulaması depolanan havuçlarda Alternaria
spp.’nin ve Sclerotinia sclerotium’ların yol
açtığı çürümeleri azaltmaktadır. Afek ve ark.
1999 yılında yaptıkları çalışmada depolanacak
kışlık havuçlara paketlenmeden önce 1.2 atm
basınç altında 90 Co de 3 saniye boyunca sıcak
buhar uygulamış ve 60 gün sonunda havuçlarda
% 2’lik bir kayıp olurken kontrol olarak tutulan
havuçlarda ise % 23’lük kayıp olmuştur.
Alternaria alternata, A.radicina ve Sclerotinia
sclerotium ile yapay inokulasyon yapıldıktan
sonra sıcak buhar uygulamasına tabi olan
havuçlarda ise %5’ lik çürüme olurken,
uygulama yapılmayan havuçların %65’inde
çürüme meydana gelmiştir.
4. Sonuç
Hasat olgunluğuna gelmiş havuçlar kış
aylarında özellikle işlenmek amacıyla büyük
miktarlarda depolanırlar. Havuçlarda hasat
sonrası
zarar
oluşturan
13
patojen
bulunmaktadır. Ezilmiş ya da herhangi bir
sebeple zarar görmüş havuçlar bazı depo
hastalıklarına daha duyarlıdır. Bu bozulmaları
en aza indirmek için bazı önlemler alınmalıdır.
Hasat esnasında havuçların yaralanmamasına
özen göstermek, hastalık kaynağının yok
edilmesi, depo temizliği, sıcaklığının sabit
kalmasını
sağlamak
ve
sıcaklık
dalgalanmalarını
önlemek
gerekmektedir.
Ülkemizde hasat edilen havuçlar son yıllarda
genellikle soğuk hava depolarında muhafaza
edilmektedir. Havuç üreticileri makroskobik
gözlemler sonucunda lekeli, yaralanmış
havuçları depolamamalı ve depolarda gerekli
önlemleri almalıdırlar.
Kaynaklar
Afek, U., J. Orenstein and E. Nuriel, 1999. Steam
treatment to prevent carrot decay during storage.
Crop Protection, 18: 639–642.
Anonim,
2007.
Önemli
Havuç
Hastalıkları
http://bitkikoruma.blogspot.com.
Anonymous, 2008. Harvest, handling and storage
http://www.extencion.umn.edu/Distribution
horticulture.
S.TÜLEK, F.S. DOLAR
Barnett, H.L. and B.B. Hunter,1998. Illustrated Genera of
Imperfect Fungi. APS Press: St. Paul, MN; pp. 94–5.
Bhat, K.A., S.D. Masood, N.A. Bhat, M.A. and S.M.
Razvi, 2010. Current status of post harvest soft rot in
vegetables: A review. Asian Journal of Plant
Sciences, 9: 200-208.
Burgess, L.W., B.A. Summerell, S. Bullock, K.P. Gott and
D. Backhouse, 1994. Laboratory Manual for
Fusarium Research, 3rd. Edition Dept. of Crop
Sciences, University of Sidney, 133 p.
Ciancio, A., and K.G. Mukerji, 2007. Post Harvest
Diseases in: General Concepts in Integrated Pest and
Disease Management 172-175.
Davies, W.P., 1977. Infection of carrot roots in cool
storage by Centrospora acerina. Annals of Applied
Biology 85:163.
Davies, W.P., B.G. Lewis, 1981. Behaviour of
Mycocentrospora acerina on periderm and wounded
tissues of carrot roots. Transactions of the British
Mycological Society 77.369–374.
Davies, W.P., B.G. Lewis, J.R. Day, 1981. Observations
on infection of stored carrot roots by
Mycocentrospora acerina. Transactions of the
British Mycological Society 77.139–151.
Davis, R.M. and R.N. Raid, 2002. Crown, Root, and Wilt
Diseases. Compendium of Umbelliferous Crop
Diseases, 25 – 40.
Debner, H.G., K.J. Blacker, B.J. Redding and J.B.
Watkins, 1980. Hveling ve Storage Practices for
Fresh Fruit ve Vegetables. Queeslve Department of
Primary lndustries AUF.
Dixon, G.R. 1981. Vegetable crop diseases. Max Millan
Publishers, Salisbury. 404 p.
Ellis,
M.B.
1971.
Dematious
Hypomycetes.
Commenwealth Mycol. Engl and, 608 p.
Ebel, J., E.G. Cosio, D. Grab, and H. Habereder. 1989.
Stimulation of phytoalexin accumulation in fungusinfected roots and elicitor-treated cell cultures of
soybean (Glycine max L.).in: Primary and
Secondary Metabolism of Plant Cell Cultures II (ed:
Kurz, W.G.W.), 229–236.
Embrechts, A. and J. Schoneveld, 1988. Flavour of carrots
is better with storage with moist cooling.
Horticultural Abstracts, 59, 6691.
Hermansen, A., M. Thomsen, M.L. Herrero., A.B. Wold,
2011. Management of post harvest diseases on
carrots in Norway. International Congress of
Postharvest Pathology. http://www.poscosecha.com
Fan1 X., J.P. Mattheis and R.G.Roberts, 2000.
Biosynthesis of phytoalexin in carrot root requires
ethylene action. Physıologıa Plantarum, 110, 450–
454.
Farrar, J.J., B.M. Pryor, and R.M. Davis, 2004. Alternaria
Diseases of Carrot. Plant Disease, 88, 776 – 784
Galati, B.A., A McKay. and S.C. Tan, 2006. Minimising
post-harvest losses of carrots. Research Officers
(Horticulture),
South
Perth.,75/95.
http://www.agric.wa.gov.com
Goodliffe, J.P. and J.B. Heale, 1975. Incipient infections
caused by Botrytis cinerea in carrots entering
storage. Annals of Applied Biology, 243–246.
Gorkovenko, V.S., 1992. Carrot rots during storage.
Postharvest Newsand Information 3,3,1290.
Gündel, L., 1976. Untersuchungen zur Biologie von
Mycocentrospora acerina (Hartig) Deighton im
Zusammenhang mit der Aufklärung schorfartiger
Erkrankungen an Knollensellerie. Zeitschrift für
Pflanzenkrankheiten und Pflanzenschutz, 83: 591–
605.
Heale, J.B. and S.Sharman, 1977.Induced resistance to
Botrytis cinerea in root slices ve tissue cultures of
carrot (Daucus carota L.). Physiological Plant
Pathology, 10: 51–61.
Hildebrand, P. D., C.F. Forney ,J.F.L. Song and K. B.
Mcrae , 2008. Effect of a continuous low ozone
exposure (50 nLL-1) on decay and quality of stored
carrots. Postharvest Biology and Technology, 49 ,3,
397–402.
Holt J.G., N.R. Krieg, P.H.A. Sneath, J.T., Staley and S.T.
Willams, 1994. Gram- negative aerobic /
microaerophilic rods and cocci, (In: Bergey's manual
of
determinative bacteriology. Ninth Edition,
Ed:Hensly,W.R,Williams ve Wilkins 482 East
Presion Street Baltimore, Norylve, USA), 179.
Horberg, H., 1998. Influence of volatile plant extracts on
storage
pathogens
of
carrots
in
vitro.
Vaxtskyddsnotiser 6, 87-89.
Inglis, D.A. and O.C. Maloy, 1994. Licorice rot of carrot
caused by Mycocentrospora acerina in western
Washington. Plant Diseases, 78, 1122.
Kader, A. A., F.R. Kasmire., F. G. Mitchell, M.S. Reid,
N.F. Sommer and J.F. Thompson, 1985. Postharvest
Technology of Horticultural Crops. Cooperative
Extension University of Califomia, Division of
Agriculture ve Natural Resources, Special
Publication 3311, 193.
Karabulut, Ö.A., G. Kuruoğlu, K. İlhan ve Ü. Arslan,
2005. Hasat sonrası hastalıklara karşı sıcaklık
uygulamalarının kullanımı. Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Zirat Fakültesi Dergisi, 20 (1),94–101.
Kasım, M.U. ve R. Kasım, 2007. Sebze ve Meyvelerde
Hasat sonrası Kayıpların Önlenmesinde Alternatif
Bir Uygulama: UV-C. Tarım Bilimleri Dergisi, 13
(4):413-419.
Kozukue, N., E. Kozukue, T. Hirose and S. Mizuno, 1985.
Accumulation of alanine in chilling-sensitive crops.
Horticultural Abstracts, 55,1,207.
Kora, C., M.R. McDonald and G.J. Boland, 2003.
Sclerotinia rot of carrot: an example of phenological
adaptation and bicyclic development by Sclerotinia
sclerotiorum., Plant Diseases, 87 ,5: 456-470.
Larone, D.H., 2002. Medically Important Fungi: a Guide
to Identification. U.S.A:Washington, DC. American
Society for Microbiology: 321.
Lockhart, C.L. and R.W. Delbridge, 1972. Control of
storage diseases of carrots by washing, grading, and
postharvest fungicide treatments. Canadian Plant
Disease Survey, 52 (4): 140–142.
Lugauskas, A., 2005. Potential toxin producing
micromycetes on food raw material and products of
plant origin. Botanica Lithuanica. Suppl, 7, 3–16.
Luo,Y., T. Suslow and M. Cantwell, 2011. The
Commercial Storage Of Fruits, Vegetables and
Carrots. www.ba.ars.usda.gov/hb66/046carrot.pdf
Marziano, F., BS. Nanni and C. Noviello., 1992.
Fusarium solani and F. avenaceum as causal agents
197
Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi
of a post-harvest rot of carrots. Informatore
Fitopatologico, 42 (7–8): 57–63.
Mercier J, J. Arul, R. Ponnampalam, M Boulet (1993)
Induction of 6-methoxymellein and resistance to
storage pathogens in carrot slices by UV-C. Journal
Phytopathology, 137: 44–54
Neergard, P. and A.G. Newhal, 1951. Notes onthe
197
physiology and pathogenicity of Centrospora
acerina. Phytopathlogy, 41.
Paulin-Mahady, A.E., T.C. Harrington, D. McNew, 2002.
Phylogenetic and taxonomic evaluation of Chalara,
Chalaropsis and Thielaviopsis anamorphs associated
with Ceratocystis. Mycologia, 94, 62-72.
Prakasam,V., S. Abraham and C. Kannan, 2001.
Management of postharvest fungal diseases of carrot
using botanicals. South Indian Horticulture, 49,
271–274 Pp.
Pryor, B.M., R.M Davis, and R.L. Gilbertson, 1994.
Detection and eradication of Alternaria radicina on
carrot seed. Plant Disease, 78,452–456.
Punja, ZK., 1987. Mycelial growth and pathogenesis by
Rhizoctonia carotae on carrot. Canadian Journal of
Plant Pathology, 9, 24–31.
Punja, S.K., S.M. Chittaranjan and M. Gaye., 1992.
Development of black root rot caused by Chalara
elegans on fresh market carrots. Canadian Journal of
Plant Pathology, 14: 299- 301.
Punja, Z.K. and M.M. Gaye, 1993. Influence of
postharvest handling practices and dip treatments on
development of black root rot on fresh market
carrots. Plant Diseases, 77: 989–995.
Ricker, M.D. and Z.K. Punja, 1991. Influence of fungicide
and chemical salt dip treatments on crater rot caused
by Rhizoctonia carotae in long-term storage. Plant
Diseases,75:470–474.
Romeiro, R.S., R.M. Sousa, J.J. Muchovej and O.
Kimura,1998. Soft rot of Peruvian carrot due to
Erwinia carotovora in Brazil. Plant Pathology, 37:
300–302.
Ryall, A.L. and W.J. Lipton, 1972. Handling,
Transportation and Storage of Fruits and
fVegetables. Volume I, Vegetables and Melons. The
AVI
Publishing
Company,
Inc.,
Westport,Connecticut, 473 p.
Saude, C., and Mary K. Hausbeck, 2005. Black Rot of
Carrots. Michigan State University, Department of
Plant Pathology 517-355-4534.
Salunkhe, D.K. and B.B Desai, 1984. Postharvest
Biotechnology of Vegetables. Volume CRC Press,
INC, Boca Raton, Florida, 90-96, USA.
198
Segall, R.H. and A.T. Dow, 1973. Effects of bacterial
contamination and refrigerated storage on bacterial
soft rots of carrots.
Plant Disease Reporter,
57:896–899.
Sequera, L. 1983. Mechanism of induced resistance in
plants. Ann. Rev. Microbiol. 37: 51-79.
Stansbury, B.C., S. McKirdy, E. Davison, A. Mackie and
G. Power, 2001. Licorice rot Mycocentrospora
acerina Exotic threat to Western Australia.
Agriculture Western Australia, 20.
Stelfox, 1969. Storage rot of carrots incited by a
Sclerotinia-andida complex. Can. Plant Dis. Surv.
40:146
Snowdon, A.L., 1992. Color atlas of post-harvest diseases
and disorders of fruits and vegetables. Vol 2.
Vegetables. Wolfe Publishing, Aylesbury, 416 p.
Tatlıdil, F.F., 2000. Beypazarı İlçesinde Farklı Muhafaza
Yöntemlerinin Havuç Maliyetine Etkisi. Tarım
Bilimleri Dergisi 6, 2, 38–44.
Tylkowska, K., B. Zadworna, J. Grabarkıewıcz, D.
Szczęsna, H. Szopıńska1 and E. Zenkteler, 2008.
Histopathology of Daucus carota L. Root Cells
Treated with Toxic Metabolites Produced By
Alternaria radicina and A.alternata. Acta Biologica
Cracoviensi A Series Botanica, 50/1; 27–34.
Van den Berg, L. and C.P. Lentz, 1968. The effect of
relative humidity and temperature on survival and
growth of Botrytis cinerea and Sclerotinia
sclerotiorum. Canadian Journal of Botany, 46:
1477–1481.
Villeneuve F., C. Lempire and M. Giraud, 2005. Influence
of the water used in packaging operation and
hydrocooling on risk of back root rot on carrot and
198possibility of disease control. Ctifl Lanxade, F 24
130 La Force, France
Wells, J.M and D.H. Spalding, 1975. Stimulation of
Geotrichium candidum by low oxygen and high
carbon dioxide atmospheres. Phytopathology,
65,1299–1302.
Wright,W.R., M.A. Smith and L. Berahe, 1964. Sour rot
of carrots. Plant Dis. Rep. 48.837–838.
Yanmaz, R. 1994. Havuç Yetiştiriciliği. Standart Dergisi,
34 (Özel sayı); 21–22.
Yanmaz,R., N. Halloran, M.U. Kasım, Y.S. Ağaoğlu. The
effect of different storage conditions and package
size on storage duration of carrots. Tarım Bilimleri
Dergisi, 5,3, 1-6.
Yıldız, M., F.Yıldız, 1999. Hasat Sonrası Hastalık
Yönetimi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki
Koruma Bölümü Bornava, s:64.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 199-206
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin
Belirlenmesi
Halil ERDEM
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü, Tokat
Özet: Çinko (Zn) noksanlığı bitki, insan ve hayvanda sorunlara neden olan yaygın bir mikro element
noksanlığıdır. Çinko noksanlığında bitkide verim ve bitkisel ürünlerin besleme kalitesinde düşüşler
görülmektedir. Bu çalışmada, Tokat yöresinde tarla koşullarında çinko uygulamasının 10 farklı mısır çeşidinde
bitki kuru madde, silaj verimi ve yeşil aksam Zn, protein, fosfor ve potasyum konsantrasyonları üzerine olan
etkisi araştırılmıştır. Araştırma, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir.
Denemede Zn dozu olarak 0 ve 3 kg ZnSO4.7H2O şeklinde Zn gübrelemesi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara
göre Zn gübrelemesi ile mısır çeşitlerinin kuru madde verimlerinde ve silaj verimlerinde önemli artışların olduğu
(P<0.01) ve bu artış ortalama olarak kuru madde veriminde 191 g bitki -1’ den Zn uygulaması ile 231 g bitki-1’e,
silaj veriminde ise bu değerler 9.0 ton da-1’dan 10.2 ton da-1’a çıkmıştır. Çinko uygulaması ile sadece denemede
kullanılan çeşitlerin verimlerinde artış olmamış aynı zamanda bitkilerin yeşil aksam Zn ve protein
konsantrasyonlarında da önemli artışlar meydana getirmiştir.
Anahtar kelimeler: çinko, gübreleme, silajlık mısır, kuru madde, silaj verimi
Determination of the Effects of Zinc Fertilization on Yield and Quality of
Silage Corn Varieties
Abstract: Zinc deficiency which induces problems in plants, human, and animals is the most commonly
occurring micronutrient disorder. Crop production and nutritional quality of edible parts of crops are decreased
by Zn deficiency. In this field study, the effects of zinc application on dry matter and silage yields, silage Zn,
protein, phosphorus and potassium concentrations of ten different corn varieties were investigated in Tokat
regions. Zinc application rates were 0 and 3 kg ZnSO 4.7H2O respectively. The dry matter and silage yield of all
corn varieties were significant increased (P<0.01). The average dry matter yield was increased from 191 g plant-1
in –Zn conditions to 231 g plant-1 with +Zn conditions and silage yield was increased from 90 t ha-1 to 102 t ha-1
with Zn application. Zinc application not only increased the dry matter and silage yields of varieties used in the
experiment but also gave rise to substantial increases in the concentrations of zinc and protein contents in green
parts of the plants.
Key words: zinc, fertilization, corn silage, dry matter, silage yield, quality
1. Giriş
Çinko (Zn) noksanlığı topraklarda en yaygın
olan mikro besin elementi noksanlıklarından
biridir. Problem özellikle yarı kurak bölgelerde
tahıl ekilen alanlarda kendini göstermektedir.
FAO tarafından desteklenen bir çalışmada,
dünyadaki tarım alanlarının % 30’unda Zn
noksanlığı olduğu saptanmıştır (Sillanpaa, 1982).
Söz konusu çalışmada, hemen hemen çalışılan
tüm ülke
topraklarında ve bitkilerinde Zn noksanlığı
görüldüğü ve Hindistan, Pakistan, Irak, Lübnan,
Suriye ve Türkiye topraklarının alınabilir Zn
düzeylerinin en düşük düzeyde olduğu
bildirilmiştir. White ve Zasoski (1999)’ye göre,
Zn noksanlığının en yaygın olduğu ülkeler
Akdeniz Bölgesi, Güney Doğu ve Doğu Asya
ülkeleri ve Avustralya’dır. Söz konusu çalışmada,
Hindistan’da 30 milyon, Bangladeş’te 8 milyon,
Türkiye’de 14 milyon, Çin’de 20 milyon ve
Avustralya’da en az 10 milyon hektar işlenebilir
alanda toprakta potansiyel Zn noksanlığının
olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’nin değişik
bölgelerinden toplanan 1511 toprak örneğinde
yapılan analizlere göre Zn eksikliği, %49 oranla
en yaygın olan mikro element eksikliği olarak
saptamıştır (Eyüpoğlu ve ark., 1995)
Çakmak ve ark. (1996), Konya Havzası’ndan
topladıkları 76 toprak örneğinin % 92’sinde,
DTPA (dietilen triamin penta asetikasit)
ekstraksiyon yöntemiyle ölçülen bitkilerce
199
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi
alınabilir Zn miktarının, kritik olarak kabul edilen
-1
eksiklik sınırının (0.5 mg kg toprak) altında
olduğunu bildirmişlerdir.
Toprakta bitkilerce alınabilir Zn düzeyinin
düşük olması, bitkide Zn noksanlığının ortaya
çıkmasına yol açmakta ve bu da önemli düzeyde
verim kayıplarına neden olmaktadır. Yapılan bir
çalışmada, çinko noksanlığından kaynaklanan
verim kaybının çavdarda %1, tritikalede % 26,
ekmeklik buğdayda % 41 ve makarnalık
buğdayda ise %75 olduğu bildirilmiştir (Çakmak
ve ark., 1997a). Orta Anadolu’da gerçekleştirilen
bir çalışmada ise, söz konusu verim kayıplarına
karşı toprağa yapılan Zn uygulaması ile önemli
verim artışlarının olduğu, buğday üretim
alanlarında
farklı
lokasyonlarda
Zn
uygulamasıyla kontrole göre % 5-550 arasında ve
ortalama olarak % 43 dane verim artışının elde
edildiği bulunmuştur (Çakmak ve ark., 1999b).
Bitki türleri Zn eksikliğine farklı tolerans
göstermektedir. Tahıl türlerinin veya aynı türün
çeşitleri
arasında
Zn
eksikliğine
ve
uygulamalarına karşı tepkilerinin büyük ölçüde
farklı olduğu bilinmektedir. Mısır (Özer, 1999;
Özgüven ve Katkat, 2001), buğday (Torun ve
ark., 1998; Singh ve ark., 2005), arpa (Genç ve
ark., 2004), pirinç (Quijano-Guerta ve ark.,
2002), fasulye (Hacısalihoğlu ve ark., 2004),
mercimek (Pandey ve ark., 2006), nohut (Khan ve
ark., 1998), yonca (Grewal ve Williams, 1999),
sakız kabağı (Yağmur ve ark., 2002) ve biber
(Güneş ve ark., 1999; Aktaş ve ark., 2006) gibi
türlerde Zn eksikliğine ve uygulamalarına karşı
önemli genotipsel farklılıkların, hatta aynı türün
farklı çeşitleri arasında farklılıklar olduğu
bulunmuştur. Fakat bugüne kadar çinko
eksikliğine karşı dayanıklılık mekanizması tam
olarak anlaşılamamıştır.
Çinkoca yetersiz tahıl ürünlerinin insan
sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinin yanında
tanesinde Zn konsantrasyonu düşük olan
bitkilerin kuraklık ve diğer çevresel stres
faktörlerine karşı da oldukça duyarlı olduğu ve
buna
bağlı
olarak
toprakta
nematod
enfeksiyonlarının artışına yol açtığı bulunmuştur
(Graham ve Webb, 1991; Çakmak, 2000).
200
Mısır dünyada tahıllar içinde ekiliş alanı
bakımından üçüncü, üretim açısından ilk sırada
alan önemli bir tahıl cinsidir. Birim alan verimi
buğday ve arpanın yaklaşık iki katıdır.
Gelişmekte olan Asya ülkelerinde buğday ve
çeltikten sonra yer alırken, özellikle Latin
Amerika ve Afrika’da birinci sırada yer
almaktadır. Ülkemizde hayvan yemi ve insan
gıdası olarak çok farklı alanlarda kullanılan mısır,
ekim alanı ve üretim miktarı ile buğday ve
arpadan sonra en fazla üretilen önemli bir bitkidir
(Anonim, 2011).
Bu çalışmada, Tokat koşullarında bazı
silajlık
mısır
çeşitlerinin
çinko
(Zn)
gübrelemesine olan tepkilerinin (kuru madde
verimi, yeşil aksam Zn konsantrasyonu ve silaj
verimi) belirlenmesi amaçlanmıştır.
2. Materyal ve Yöntem
Bu çalışma GOP Üniversitesi Ziraat
Fakültesi araştırma ve uygulama arazisinde 2010
yılında gerçekleştirilmiştir. Deneme alanı
toprağının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri:
DTPA ile ekstrakte edilebilir Zn 0.12 mg Zn kg-1
(yetersiz), tekstür killi, kireç %13.5 (orta kireçli) ,
pH (1:2.5 toprak:su) 8.38 (hafif alkali), organik
madde %1.47, tuz 0.33 mmhos/cm (tuzsuz)
şeklindedir. Topraklarda DTPA ile ekstrakte
edilebilir Zn analizi Lindsay ve Norvell (1978),
tekstür Bouyoucous, (1951), kireç Çağlar (1949),
pH, organik madde ve tuz Jackson (1959)
yöntemlerine göre yapılmıştır. Denemede
olgunluk grubu (FAO) 650-700 olan 10 farklı
mısır çeşidi (Shemal, TTM-815, DKC-6589,
Arifiye, Sakarya, ADA-523F1, Hacıbey, Pioneer,
31G98, Dekalp C-955 ve Cadız F1)
kullanılmıştır. Deneme tesadüf blokları deneme
desenine 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Bitkiler
4.40m x 4 sıra şeklinde (9.2 m2), 70 cm sıra arası
20 cm sıra üstü mesafe olarak ekilmiştir.
Denemede temel gübreleme olarak toplamda 25
kg da-1 N, 10 kg K2O ve 12 kg P2O5 verilmiştir.
Temel gübre dozları yöremizde klasik
yetiştiriciliği yapılan mısır için kullanılan dozlar
ile aynı olması amacı ile belirlenmiştir. Çinko
dozu olarak dekara ekimle birlikte 0 ve 3 kg
ZnSO4.7H2O
şeklinde
Zn
gübrelemesi
uygulanmıştır. Çinko dozu konu ile ilgili
H.ERDEM
araştırma makalelerinden elde edilen veriler
dayanılarak belirlenmiştir. Yaprak örnekleri
bitkiler tepe püskülü çıkarma döneminde iken
koçanın karşısında bulunan yapraklardan
alınmıştır (Jones ve ark., 1991). Kuru madde ve
silaj veriminin belirlenmesi için bitkiler hamur
olum döneminde iken hasat edilmiştir. Bitkiler
hasat edilir edilmez tartılarak dekardan alınan
silaj verimleri belirlenmiştir. Kuru madde
verimleri ise her tekerrürden 3 adet bitki hasat
edilip etüvde en az 48 saat boyunca 70 oC’de
kurutulduktan sonra hassas terazi ile tartılarak
belirlenmiştir. Yaprak örnekleri laboratuar
ortamına getirilerek asitli su (%0.01 HCl) ve saf
su ile yıkandıktan sonra en az 48 saat boyunca 70
o
C’de etüvde kurutulup öğütücüde öğütülmüştür.
Öğütülen örnekler kül fırınında kuru yakma
(Kacar ve İnal, 2008) metoduna göre yakılmış,
elde edilen süzüklerde Zn, P, K belirlemesi ICPOES (Perkin Elmer) cihazında yapılmıştır.
Protein analizi ise Kjeldahl yaş yakma yöntemine
göre (Bremner, 1965) yapılmış ve elde edilen %N
değerleri mısır için kullanılan 6.25 katsayısı ile
çarpılarak % protein miktarı belirlenmiştir.
Veri
Analizi:
Veri
setinin
değerlendirilmesinde SPSS 13.0 paket programı
kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizi
(ANOVA)
ve
verilerin
ortalamaların
karşılaştırılması için Duncan çoklu karşılaştırma
testi uygulanmıştır.
2. Bulgular ve Tartışma
2.1. Çinko uygulamasının değişik mısır
çeşitlerinin kuru madde ve silaj verimlerine
olan etkisi
Tarla koşullarında 10 farklı mısır çeşidine
Zn uygulamasının bitkilerin yeşil aksam kuru
madde verimine olan etkisi Çizelge 1’de
verilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi kontrol
uygulamasına göre Zn uygulaması ile mısır
çeşitlerinin tümünde kuru madde verimlerinde
ortalama 40 g gibi bir artış meydana gelmiştir.
İstatistiksel olarak da Zn uygulaması ile çeşitlerin
hemen hemen hepsinde görülen bu artışın
Sakarya ve Cadız çeşitleri hariç diğerlerinde
önemli oranda (P<0.01) olduğu ortaya çıkmıştır
(Çizelge 1). Çeşitler arasında da Zn
gübrelemesine karşı göstermiş oldukları tepkide
birbirlerinden farklı ve istatistiksel açıdan önemli
olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da Zn’ya karşı her bir
çeşidin tepkisinin farklı olduğunu göstermektedir.
Benzer şekilde Zn uygulaması ile çeşitlerin
sadece kuru maddelerinin değil aynı zamanda da
silaj verimlerinde de önemli artışların (P<0.05 ve
P<0.01) olduğu görülmüştür (Çizelge 1).
Tüm
çeşitlerin
ortalaması
olarak
baktığımızda Zn gübrelemesi yapılmayan
çeşitlerin silaj verimleri 9.0 ton da-1 iken Zn
uygulaması yapıldığında bu değer 10.2 ton da-1’a
çıkmıştır. Denemede kullanılan çeşitler arasında
hem kuru madde verimi hem de silaj verimi
bakımından Arifiye, Ada-523F1 ve Hacıbey
çeşitlerinde önemli artışların (P<0.01) olduğu
görülmüştür. Elde ettiğimiz bulgulara paralel
olarak; Hossain ve ark. (2008) bir mısır çeşidine
topraktan 0, 2 ve 4 kg Zn ha-1 uygulayarak
yapmış oldukları tarla denemesinde, Zn
uygulamalarına paralel olarak mısırın tane
verimlerinde
önemli
artışların
olduğunu
bildirmişlerdir. Bahsi geçen araştırmada kontrol
uygulamasında (Zn uygulaması yapılmayan
parseller) mısır verimi 8.32 t ha-1 iken Zn 2 ve Zn
4 dozlarında ise verim sırası ile 10.47 ve 10.84 t
ha-1’a çıkmıştır. Tarla koşullarında, bir şeker
mısırı çeşidine Zn katkılı kompoze gübre
uygulaması ile şeker mısırının protein miktarı
%10.7’den %11.4’e çıktığını bildirmişlerdir
(Büyükerdem ve Akman, 2008). Konya
şartlarında 20 ekmeklik ve 4 makarnalık buğday
ile yapılan bir tarla denemesinde toprağa yapılan
Zn (23 kg Zn ha-1, ZnSO4.7H2O) uygulaması ile
bütün çeşitlerin tane verimlerinde önemli
artışların olduğu (Zn etkinliği ortalama %53)
belirtilmiştir (Bağcı ve ark., 2007). Benzer bir
çalışmada ise; sera koşullarında Zn noksanlığına
sahip bir toprağa 10 ppm Zn uygulaması sonucu 5
farklı ekmeklik buğday çeşidinin kuru madde
verimlerinde önemli artışların (%51 ile %108)
olduğu bildirilmiştir (Torun ve ark., 1998). Sera
koşullarında 75 farklı biber genotipine 0 ve 5
ppm Zn uygulayarak yapılan bir çalışmada;
kontrol uygulamasına göre (0 mg Zn kg-1) Zn ile
201
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi
Çizelge 1. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde kuru madde verimi ve silaj verimine olan etkisi.
ÇEŞİT
Kuru Madde Verimi (g bitki-1)
t-test
Silaj Verimi (t da-1)
t-test
-Zn
+Zn
-Zn
+Zn
Shemal
181±1.00 e≠
248±0.58e
**
9.40±0.10 def≠
11.0±0.20de
*
TTM-815
212±1.00i
230±0.58d
**
9.64±0.15ef
10.9±0.85cde
öd
DKC-6589
203±1.00g
213±0.00c
**
9.00±0.20bcd
11.0±1.00de
öd
Arifiye
188±0.81e
286±0.50g
**
9.18±0.20cde
10.1±0.15bc
**
Sakarya
208±1.00h
231±1.00d
**
8.60±0.40ab
9.20±0.20a
*
Ada-523F1
174±0.43b
259±1.02f
**
9.24±0.35cdef
10.8±0.20cde
**
Hacıbey
152±1.00a
202±1.60a
**
8.23±0.06a
10.2±0.20cd
**
Pioneer 31G98
191±0.58f
206±1.53b
**
8.90±0.40bcd
9.10±0.10a
öd
Dekalp C-955
176±0.51c
200±1.00a
**
8.77±0.45bc
9.38±0.20ab
öd
Cadız F1
229±0.58j
232±1.00d
öd
9.73±0.06f
11.2±0.20e
**
Ortalama
191
231
9,0
10,2
F
2048.530**
2346.530**
8.507**
9.779**
*Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması
** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması
≠
Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan
Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi).
sağlanan kuru madde verim artışının ortalama %
452 olduğu, çalışmada test edilen tüm
genotiplerin Zn etkinlik değerlerinin % 7.1 ile
48.1 arasında değiştiği bildirilmiştir (Eken, 2007).
2.2. Çinko uygulamasının bitkilerin yeşil
aksam çinko (Zn), % protein, fosfor (P) ve
potasyum (K) konsantrasyonlarına olan etkisi
Çinko uygulaması beklenildiği gibi bitkilerin
yeşil aksamındaki Zn konsantrasyonlarını önemli
oranda arttırmıştır (Çizelge 2). Çinko verilmeyen
durumda test edilen 10 farklı mısır çeşidinin yeşil
aksamındaki Zn konsantrasyonu 6.2-14.1 mg kg-1
arasında olduğu ve söz konusu çeşitlerin aynı
koşulda ortalama Zn konsantrasyonunun ise 9.5
mg kg-1 olduğu saptanmıştır. Buna karşılık
Zn’nun verildiği durumda aynı değerler sırasıyla
18.5-37.7 ve 30.4 mg kg-1 olduğu belirlenmiştir.
Çinko gübrelemesi ile Arifiye, Sakarya ve Ada523F1 çeşitleri hariç TTM-815, Hacıbey, Pioneer
31G98, Dekalp C-95, Cadız F1 çeşitlerinde
P<0.05 düzeyinde, Shemal ve DKC-6589
çeşitlerinde ise P<0.01 düzeyinde istatistiksel
açıdan önemli artışlar meydana gelmiştir (Çizelge
2). Arifiye, Sakarya ve Ada-523F1 çeşitlerinde
Zn uygulaması ile yeşil aksamlarındaki Zn
konsantrasyonlarında önemli bir artış olmuş
ancak bu artış istatistiksel açıdan önemsiz
bulunmuştur. Bunun sebebi tekerrürlerin standart
sapmalarının diğer çeşitlere göre yüksek
olmasından kaynaklanmaktadır (Çizelge 2).
202
Zare ve ark. (2009) 11 farklı mısır çeşidi ile
yapmış oldukları bir sera denemesinde toprağa
yapılan 15 mg kg-1 Zn (ZnSO4) uygulaması ile bir
çeşit (Ziar) hariç diğer tüm çeşitlerin yeşil aksam
Zn konsantrasyonlarında önemli artışların
olduğunu
ve
ortalama
olarak
kontrol
uygulamasında 10 çeşidin Zn konsantrasyonu
29.5 mg kg-1 iken Zn uygulaması yapıldığında bu
değerin 57.3 mg kg-1’a çıktığını bildirmişlerdir.
Kalaycı ve ark. (1999) 37 ekmeklik ve 3
makarnalık buğday çeşidi ile yapmış oldukları iki
yıllık tarla denemesinde topraktan Zn uygulaması
ile bütün tahıl çeşitlerinin yeşil aksam ve dane Zn
konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu
bildirmişlerdir. Aynı çalışmada bu artışların
ortalama olarak birinci yıl çalışmalarında
çeşitlerin yeşil aksam Zn konsantrasyonları 6
ppm’den 13 ppm’e, danede ise bu değerin 7
ppm’den 12 ppm’e çıktığı, ikinci yıl yapılan
denemede ise Zn konsantrasyonu yeşil aksamda
7-12 ppm, danede ise 9-12 ppm arasında olduğu
bildirilmiştir. Kocakaya ve Erdal (2005), Van
yöresinde yetiştirilen buğday çeşitleri ile yapmış
oldukları bir tarla denemesinde, dekara 2 kg
topraktan Zn uygulaması ile çeşitlerin yeşil
aksam Zn konsantrasyonlarını analiz etmişlerdir.
Araştırıcılar, çinko uygulaması ile buğday
çeşitlerinin Zn içeriklerinin arttığını ve bu artışın,
çeşitler
arasında
farklılıklar
gösterdiğini
bildirmişlerdir. Kontrol koşullarında (-Zn),
çeşitlerin ortalama Zn konsantrasyonu 24 ppm
H.ERDEM
Çizelge 2. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde yeşil aksam Zn ve Protein konsantrasyonlarına olan etkisi.
Yeşil Aksam Zn
Yeşil Aksam Protein
Konsantrasyonu (mg kg-1)
Konsantrasyonu (%)
ÇEŞİT
t-test
t-test
-Zn
+Zn
-Zn
+Zn
Shemal
14.1±0.66 b≠
18.5±0.39a
**
9.40±0.15g
10.6±1.22e
öd
TTM-815
13.3±4.63ab
31.0±7.30ab
*
7.74±0.15c
8.98±0.30bcd
**
DKC-6589
10.7±0.89ab
24.5±2.51ab
**
8.40±0.40de
9.67±0.30d
öd
Arifiye
6.20±4.32a
37.7±17.18b
öd
6.73±0.06a
8.22±0.17ab
**
Sakarya
7.63±2.32ab
25.4±8.83ab
öd
8.33±0.25de
8.39±0.72abc
öd
Ada-523F1
10.8±7.79ab
31.1±6.55ab
öd
8.07±0.15cd
8.73±0.55bcd
öd
Hacıbey
10.5±1.51ab
35.8±9.27b
*
8.57±0.21ef
9.28±0.30cd
**
Pioneer 31G98
7.00±3.28ab
32.0±3.81ab
*
8.02±0.20cd
8.97±0.30bcd
öd
Dekalp C-955
8.09±1.58ab
31.9±8.89ab
*
7.27±0.06b
7.54±0.25a
öd
Cadız F1
6.82±3.07a
35.9±10.45b
*
8.78±0.20f
9.05±0.15bcd
*
Ortalama
9,5
30,4
8.13
8.94
F
1.733
1.388
40.903**
7.458**
*Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması
** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması
≠
Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan
Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi).
iken Zn uygulamasıyla bu değerin 37.5 ppm'e
yükseldiğini ve böylelikle %56'lık bir artış
meydana geldiğini rapor etmişlerdir. Bukvić ve
ark. (2003) üç farklı mısır çeşidi (Os86-39, Os8935 ve Os87-24) ile yürütülen bir saksı
denemesinde topraktan 10 kg/ha Zn olacak
şekilde verildiğinde Os89-35 çeşidi hariç diğer 2
çeşidin yeşil aksam Zn konsantrasyonlarında
önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir.
Mısır çeşitlerinin yeşil aksam protein
konsantrasyonları Zn uygulamasından olumlu
yönde etkilenmiş olup, Zn uygulamaları ile
denemede kullanılan tüm çeşitlerin proteinlerinde
artışlar meydana gelmiştir. Çinko uygulanmayan
çeşitlerin ortalama protein konsantrasyonu %8.13
iken Zn uygulaması ile bu değer %8.94’e
çıkmıştır (Çizelge 2).
Denemede kullanılan
çeşitler arasında en önemli artış ise TTM-815
(P<0.01), Arifiye (P<0.01), Hacıbey (P<0.01) ve
Cadız F1 (P<0.05) çeşitlerinde meydana
gelmiştir. Büyükerdem ve Akman (2008), bir
şeker msır çeşidine Zn katkılı kompoze gübre
uygulaması ile şeker mısırının protein miktarı
%10.7’den %11.4’e çıktığını bildirmişlerdir.
Torun ve Taşdemir (2008), ekmeklik bir buğday
çeşidi ile yapmış oldukları sera denemesinden
elde ettikleri sonuca göre, bitkinin N ve Zn ile
beslenmesini optimize ettikçe her iki elementin
de bitkiler tarafından alımının arttığını
bildirmişlerdir. Çakmak ve ark. (1989) Zn
eksikliğinde bitkide protein miktarının azaldığını,
ancak proteinin kompozisyonunun değişmeden
kaldığını bildirmişlerdir. Araştırıcılar, Zn
eksikliğine sahip fasulye yapraklarında kontrol
uygulamasına göre yapraklarda daha fazla amino
asit birikiminin olduğunu ve bitkiye Zn ilavesiyle
yapraklardaki amino asit konsantrasyonunda
azalma görüldüğünü ve bu azalmanın aynı
zamanda protein konsantrasyonundaki artışa bağlı
olduğunu rapor etmişlerdir. Bu sonuç Zn’nun
protein sentezinde temel bir rolünün olduğunu
ortaya koymaktadır (Prask ve Plocke, 1971;
Kitagishi ve Obata, 1986).
Çinko uygulaması ile Shemal (P<0.01) ve
TTM-815 (P<0.05) çeşitlerinin yeşil aksam P
konsantrasyonlarında önemli oranda artış
meydana gelmiş, buna karşın DKC-6589 ve Ada523F1 çeşitlerinde ise P<0.05 düzeyinde bir
azalış meydana gelmiştir. Diğer çeşitlerde ise
istatistiksel olarak önemli bir değişim meydana
gelmemiştir (Çizelge 3). Li ve ark. (2003), farklı
arpa çeşitleri ile yaptıkları bir çalışmada, Zn
gübrelemesi ile çeşitlerin P alımlarında meydana
gelen farklılıkların nedenini; bitkilerin fosfor ve
çinkoya karşı gösterdikleri tepkilerin genotipik
etmenlerin etkisi altında olduğu şeklinde
açıklamışlardır. Yaptığımız deneme ile yukarıda
bahsedilen literatür bilgileri ile benzer sonuçlar
ortaya çıkmıştır. Bu da çeşitler arasında P ve Zn
kullanımı bakımından genotipsel farklılıklarının
203
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi
Çizelge 3. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde yeşil aksam P ve K konsantrasyonlarına olan etkisi.
Yeşil Aksam P
Yeşil Aksam K
t-test
Konsantrasyonu (%)
Konsantrasyonu (%)
ÇEŞİT
t-test
-Zn
+Zn
-Zn
+Zn
Shemal
0.19±0.02 a≠
0.30±0.02c
**
2.35±0.13a
3.03±0.03c
**
TTM-815
0.27±0.01b
0.32±0.02c
*
2.68±0.22b
3.25±0.11d
*
DKC-6589
0.34±0.01c
0.29±0.03c
*
2.64±0.06b
3.03±0.05c
*
Arifiye
0.21±0.03a
0.21±0.01a
öd.
2.70±0.02b
3.36±0.06e
**
Sakarya
0.25±0.01b
0.22±0.04ab
öd.
2,69±0.03b
3.36±0.04e
***
Ada-523F1
0.26±0.01b
0.21±0.02ab
*
2.72±0.02b
2.72±0.06b
öd.
Hacıbey
0.25±0.02b
0.25±0.02b
öd.
2.47±0.02a
2.18±0.06a
**
Pioneer 31G98
0.27±0.03b
0.25±0.03b
öd.
2.72±0.04b
2.25±0.01a
**
Dekalp C-955
0.27±0.01b
0.25±0.03b
öd.
2.91±0.04c
3.46±0.06f
*
Cadız F1
0.24±0.02b
0.25±0.00b
öd.
2.40±0.02a
3.09±0.01c
***
Ortalama
0.25
0.26
2.63
2.97
F
18.393***
10.045***
12.243***
209.137**
*Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması
** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması
*** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.001 düzeyinde farklı olması
≠
Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan
Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi).
olduğunu göstermektedir.
Yeşil aksam K konsantrasyonları ise azotta
olduğu gibi Zn uygulaması ile yaprakların K
konsantrasyonlarında da artış meydana gelmiştir
(Çizelge 3). Çinko uygulanmayan tüm çeşitlerin
yeşil aksamlarındaki ortalama K konsantrasyonu
%2.63 iken Zn verildiğinde bu değer %2.97’e
çıkmıştır. Denemede kullanılan çeşitler arasında
Zn
uygulaması
ile
yeşil
aksam
K
konsantrasyonlarında istatistiksel açıdan en fazla
artış Sakarya (P<0.001), Cadız (P<0.001), Arifiye
(P<0.01) ve Shemal (P<0.01) çeşitlerinde
meydana gelmiştir. TTM-815, DKC 6589 ve
Dekalp C-955 çeşitlerinde ise P<0.05 düzeyinde
bir artış meydana gelmiştir. Zn uygulaması ile
Hacıbey ve Pioneer 31G98 çeşitlerinin yeşil
aksam K konsantrasyonlarında ise önemli azalış
(P<0.01) olmuştur. Yukarıda elde edilen
sonuçlara paralel olarak, Erdal ve ark. (2008),
farklı elma anaçlarına topraktan yapmış olduğu
Zn gübrelemesi ile elma yapraklarının K
konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu
bildirmişlerdir. Ramon ve Villemin (1989),
alüviyal kireçli topraklarda mısır çeşitlerine artan
dozlarda Zn ve K gübrelemesi ile tüm çeşitlerin
uygulamalara olumlu tepki verdiği, bitkilerin
yeşil aksamlarında hem Zn hem de K
204
konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu
bildirmişlerdir.
3. Sonuç
Tokat koşullarında gerçekleştirilen bu tarla
denemesi sonucunda, toprağa yapılan Zn
gübrelemesi ile bütün mısır çeşitlerin sadece kuru
madde ve silaj verimleri artmamış, aynı zamanda
yeşil aksam Zn konsantrasyonlarında da önemli
artışlar olmuştur. Zn gübrelemesi ile bazı
çeşitlerin yeşil aksam protein ve potasyum
konsantrasyonlarında da artışlar meydana
gelmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, silajlık
mısır yetiştiriciliği yapılan alanlarda ekim
öncesinde
toprakta
bulunan
Zn
konsantrasyonunun belirlenmesi gerekmektedir.
Zn noksanlığı bulunan veya Zn seviyesi kritik
düzeyde olan topraklara mutlaka ekim öncesi Zn
ile gübreleme yapılmalıdır. Yeşil aksamlarındaki
Zn konsantrasyonu arttırılmış silajların hayvan
beslenmesinde kullanılması ile hayvanların et ve
sütlerinde de Zn ve protein konsantrasyonların
artacağı ve bunu tüketen insanlara da olumlu
etkisinin olacağı düşünülmektedir.
Kaynaklar
Aktaş, H., Abak, K., Öztürk, L. and Çakmak, İ., 2006. The
Effect of Zinc on Growth and Shoot Concentrations of
H.ERDEM
Sodium and Potassium in Pepper Plants under Salinity
Stress. Turk J. Agric. For., 30: 407-412.
Anonim,
2011.
http://www.batem.gov.tr/urunler/tarlaurunleri/misir/mi
sir.htm, erişim tarihi: 10.12.2011.
Bağcı, S.A., Ekiz, H. Yılmaz, A., and Çakmak, İ., 2007.
Effects of zinc deficiency and drought on grain yield
of field-grown wheat cultivars in central Anatolia. J.
Agronomy & Crop Sci. 193:198-206.
Bouyoucous, G.J., 1951. A Recalibration of Hydrometer for
Making Mechanical Analysis of Soil. Agronomy
Journal, 43: 434-437.
Bremner, J.M., 1965. Total nitrogen. In C.A. Block et al.
(ed.) Methods of soil analysis. Part 2. Agronomy 9:
1149-1178. Am. Soc. of Argonomy., Inc. Madison,
Wisconsin, USA.
Bukvić, G., Antunović, M., S. Popović, S. and Rastija, M.,
2003. Effect of P and Zn fertilisation on biomass yield
and its uptake by maize lines (Zea mays L.). Plant Soil
Env., 49, (11): 505-510.
Büyükerdem, N.I. and Akman, Z. 2008. Effects of Different
Zinc Containing Fertilizers Applications on Ear Yield
and Some Agronomic and Quality Characters of Sweet
Corn. Journal of Plant & Environmental Sciences,
1:21-27.
Çağlar, K. Ö., 1949. Toprak Bilgisi. A. Ü. Yayınları No: 10,
Ankara.
Çakmak, I., Marschner, H. and Bangerth, F., 1989. Effect of
zinc nutritional status on growth, protein metabolism
and levels of indole-3-acetic acid and other
phytohormones in bean ( phaseolus vulgaris L.). J. of
Experimental Botany, 40: 405-412.
Çakmak, İ., Yılmaz, A., Kalaycı, M., Ekiz, H., Torun, B.,
Erenoğlu, B., and Braun, H.J., 1996. Zinc deficiency as
a critical problem in wheat production in Central
Anatolia. Plant and Soil, 180: 165-172.
Çakmak, I., Ekiz, H., Yılmaz, A., Torun, B., Köleli, N.,
Gültekin, I., Alkan, A., and Eker, S. 1997a.
Differential response of rye, triticale, bread wheat and
durum wheats to zinc deficiency in calcareous soils.
Plant and Soil 188:1–10.
Çakmak, İ., Kalaycı, M., Ekiz H., Braun H. J., and Yılmaz
A., 1999b. Zinc deficiency as an actual problem in
plant and human nutrition in Turkey: A NATOScience for Stability Project. Field Crops Res.,
60:175–188.
Çakmak, İ., 2000. Possible roles of zinc in protecting plant
cells from damage by reactive oxygen species. Tansley
review No. 111. New Phytol., 146: 185-205.
Eken, M., 2007. Farklı biber (Capsicum annum L.) tiplerinde
çinko (Zn) etkinliğinin belirlenmesi. Yüksek lisans
tezi, Çukurova Ünv. Fen Bilimleri Enst.61 sayfa.
Erdal, İ., Yıldırım, A., Yıldırım, F. ve Küçükyumruk, Z.,
2008. Çinko gübrelemesinin farklı anaçlar üzerine aşılı
elma çeşidinin çinko beslenmesi ile bazı besin
elementi içeriklerine etkisi. Poster Bildirimi, 4. Ulusal
Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, 8-10 Ekim 2008,
Konya, 799-803.
Eyüpoğlu, F., Kurucu, N., ve Talaz, S., 1995. Türkiye
topraklarının bitkiye yarayışlı mikroelementler
bakımından genel durumu. Toprak ve Gübre Araştırma
Enstitüsü. 620/A-002 Projesi Toplu Sonuç Raporu.
Genç, Y., McDonald, G.K. and Graham, R.D., 2004.
213 the
Differential Expression of Zinc Efficiency during
Growing Season of Barley. Plant and Soil, 263: 273282.
Graham, R.D., and Webb, M.J., 1991. Micronutrients and
disease resistance and tolerance in plants. Pp.329-370.
In J.J. Mortvedt, F.R. Cox, L.M. Shuman, and R.M.
Welc eds.) Micronutrients in Agriculture. 2nd edition.
Soil Science Society of America.
Grewal, H. S. ve Williams, R., 1999. Alfalfa Genotypes
Differ in Their Ability to Tolerate Zinc Deficiency.
Plant and Soil, 214: 39-48.
Grewal, H. S. and Williams R., 1999. Alfalfa Genotypes
Differ in Their Ability to Tolerate Zinc Deficiency.
Plant and Soil, 214: 39-48.
Güneş, A., İnal, A., Alpaslan, M. and Çıkılı, Y., 1999. Effect
of Salinity on Phosphorus Induced Zinc Deficency in
Pepper (Capsicum annuum L.) Plants. Tr. J. of
Agriculture and Forestry, 23: 459-464.
Hacısalihoğlu, G., Öztürk, L., Çakmak, İ., Welch, R.M. and
Kochian, L., 2004. Genotypic Variation in Common
Bean in Response to Zinc Deficiency in Calcareous
Soil. Plant and Soil, 259: 71-83.
Hossain, M. A., Jahiruddin, M., Islam, M. R. and Mian, M.
H., 2008. The requirement of zinc for improvement
205 of
crop yield and mineral nutrition in the maize–
mungbean–rice system. Plant and Soil, 306:13–22
Jackson, M.L., 1959. Soil chemical analysis. Englewood
Cliffs, New Jersey.
Jones., J.R. Wolf, B. and Mills, H.A. 1991. Plant Analysis
Handbook. Micro Macro Publishing, Inc.
Kacar, B. ve İnal, A., 2008. Bitki Analizleri, Nobel yayın
dağıtım, ISBN 978-605-395-036-3.
Kalaycı, M., Torun, B., Eker, S., Aydın, M., Öztürk, L., and
Çakmak, I., 1999. Grain yield, zinc efficiency and zinc
concentration of wheat cultivars grown in a zincdeficient calcareous soil in field and greenhouse. Field
Crops Res 63:87–98.
Khan, H.R., McDonald, G.K. and Rengel, Z., 1998.
Chickpea Genotypes Differ in Their Sensitivity to Zn
Deficiency. Plant and Soil, 198: 11-18.
Kitagishi, K. and Obata, H., 1986. Effects of zinc deficiency
on the nitrogen metabolism of meristematic tissues of
rice plants with reference to protein synthesis. Soil Sci.
Plant Nutr., 32, 397-405.
Kocakaya, Z. ve Erdal, İ., 2005. Çinko Uygulamasının Van
Yöresinde Yetiştirilen Buğday Çeşit ve Hatlarının
Çinko Beslenmesi ve Verim Üzerine Etkisi. Tarım
Bilimleri Dergisi 2005, 11 (4) 379-383.
Li H.Y., Zhu, Y.G., Smith, S.E. and Smith, F.A., 2003.
Phosphorus- zinc interactions in two barley cultivars
differing in phosphorus and zinc efficiencies. Aust. J.
Plant Nutr., Vol. 26:1085-1099.
205
4
Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi
Lindsay, W. L. and Norwell, W. A., 1978. Development of a
DTPA Soil Test for Zn, Fe, Mn and Cu. Soil Sci. Soc.
Amer: Proc., 42: 421-428.
Özer, M.S., 1999. Harran Ovası Koşullarında Değişik Mısır
Genotiplerinin Çinko Gübrelemesine Reaksiyonları ve
Çinko Yetersizliğine Dayanıklı Genotiplerin Seçimi,
Doktora Tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana.
Özgüven, N. ve Katkat A.V., 2001. Artan Miktarlarda
Uygulanan Çinkonun Mısır Bitkisinin Verim ve Çinko
Alımı Üzerine Etkisi. Uludağ Üniv. Zir. Fak. Derg.,
15: 85-97.
Pandey, N., Pathak, G.C. and Sharma, C.P., 2006. Zinc is
Critically Required for Pollen Function and
Fertilisation in Lentil. Journal of Trace Elements in
Medicine and Biology, 20: 89-96.
Prask, J.A. and Plocke, D.J. 1971. A role for zinc in the
structural integrity of cytoplasmic ribosomes of
Euglencgracilis. Plant Physiol., 48:150-155.
Ramon, J. and P. Villemin, P., 1989. Effet d’un apport de
zinc sur les rendements du mais (sols dalluvions
argilo-calcares de l’Isere), Perspectives Agricoles 135,
Avril 1989, 67-77.
Quijano-Guerta, C., Kırk, G.J.D., Portugal, A.M.,
Bartolome, V.I. and Mclaren, G.C., 2002. Tolerance of
Rice Germplasm to Zinc Deficiency. Field Crops
Research, 76:123-130.
Sillanpaa, M., 1982. Micronutrients and the nutrient status of
soils. A global study. FAO Soils Bulletin, No.48,
FAO, Rome, Italy.
206
Sing, B., Natesan, S.K.A., Sing, B.K. and Usha, K., 2005.
Improving Zinc Efficiency of Cereals Under Zinc
Deficiency. Current Science, Vol.88 No:1.
Torun, B., Çakmak, Ö., Özbek, H. ve Çakmak, İ., 1998.
Çinko Eksikliği Koşullarında Yetiştirilen Değişik
Tahıl Türlerinin ve Çeşitlerinin Çinko Eksikliğine
Karşı Duyarlılığının Belirlenmesi. I Ulusal Çinko
Kongresi (Tarım, Gıda ve Sağlık)., 363-369.
Torun, B. ve Taşdemir, G., 2008. Değişik azot ve çinko
dozlarının buğdayda büyüme ve verim üzerine etkisi.
4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, 8-10 Ekim
2008, Konya, 234-246.
White, J.G. and Zasoski, R.J. 1999. Mapping soil
micronutrients. Field Crops Res., 60:11- 26.
Yağmur, B., Ceylan, Ş., Yoldaş, F. ve Oktay, M., 2002.
Çinko Katkılı ve Katkısız Kompoze Gübrelerin Sakız
Kabağı (Cucurbita Pepo cv.) Yetiştiriciliğinde Verim
ve Bazı Verim Kriterlerine Etkisi. Ege Üniv. Ziraat
Fak. Derg., 39(1): 111-117.
Zare, M., Khoshgoftarmaneseh, A.H., Norouzi, M. and
Schulin, R. 2009. Critical soil zinc deficiency
concentration and tissue iron: Zinc ratio as a diagnostic
tool for prediction of zinc deficiency in corn. J. of
Plant Nurt., 32:1983-1993.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 207-214
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler
Ertuğrul FİLİZ1
İbrahim KOÇ2
1
Düzce Üniversitesi, Çilimli Meslek Yüksek Okulu, Düzce
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, Kocaeli
2
Özet: Biyoteknoloji, günümüzde en popüler ve yeniliklere açık bilimsel alanların başında gelmektedir. Bitki
biyoteknolojisi de bu alanlardan biridir ve bu alanda kullanılan moleküler markör teknolojileri çok önemli
bir biyoteknolojik araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Moleküler markör ile genomda herhangi bir gen
bölgesi ya da gen bölgesi ile ilgili DNA parçası temsil edilmektedir. Polimer Zincir Reaksiyonunun (PCR)
keşfinden sonra Çoğaltılmış Parça Uzunluk Polimorfizm (AFLP), Basit Dizi Tekrarları (SSR), Dizi İlişkili
Çoğaltılmış Polimorfizm (SRAP), Tek Nükleotid Polimorfizmi (SNP) ve Basit Tekrarlı Diziler Arası
Polimorfizm (ISSR) gibi yaygın olarak kullanılan çok sayıda moleküler markör teknikleri geliştirilmiştir. Bu
markör teknolojileri fiziksel haritalama, gen keşfi ve etiketleme, filogenetik çalışmalar, evrimsel genetik ve
genetik çeşitlilik çalışmaları gibi pek çok alanda etkin şekilde kullanılmaktadırlar. Sonuç olarak, moleküler
markörler bitki biyoteknolojisi çalışmalarına çok önemli boyutlar kazandırmış, daha etkili ve hızlı bilimsel
sonuçların alınmasına imkân sağlamıştır. Bu çalışmada, bitki biyoteknolojisinde kullanılan moleküler
markör teknolojilerinin genel prensipleri, avantajları-dezavantajları ve uygulama alanlarından
bahsedilmiştir.
Anahtar kelimeler: Biyoteknoloji, bitki biyoteknolojisi, moleküler markör, PCR.
Molecular Markers in Plant Biotechnology
Abstract: At present, biotechnology is one of scientific fields that is the most popular and open to latest
advances. Plant biotechnology is one of these fields and molecular marker technologies used in this area
appears to be an important biotechnological tool. With molecular marker, any gene in the genome or gene
region related with any piece of DNA is represented. After the discovery of Polymerase Chain Reaction
(PCR), a large number of molecular marker techniques which are commonly used have been developed such
as Amplified Fragment Length Polymorphism (AFLP), Simple Sequence Repeats (SSR), Sequence-Related
Amplified Polymorphism (SRAP), Single Nucleotide Polymorphism (SNP) and Inter Simple Sequence
Repeat (ISSR). These marker technologies are used effectively in many fields such as physical mapping,
gene discovery and tagging, phylogenetic studies, evolutionary genetic and genetic diversity studies. As a
result, molecular markers have brought expansive dimensions in plant biotechnology studies, enabling to get
more efficient and rapid scientific results. In this study, general principles, advantages-disadvantages and
application areas of molecular marker technologies used in biotechnology are discussed.
Key words: Biotechnology, plant biotechnology, molecular marker, PCR.
1.Giriş
Moleküler markör teknikleri, bireyler
arasındaki DNA dizilerinin farklarını ortaya
çıkarmakta kullanılan ve son yirmi yılda
biyolojik bilimlerde devrim etkisi yapmış
uygulamalardır. Başka bir ifadeyle moleküler
markör, genom içinde bir DNA parçasının
farklılıklarını temsil eder ve bu farklılıklar
eklenmeler, silinmeler, yer değiştirmeler,
duplikasyonlar gibi olaylardan meydana
gelebilir. DNA temelli moleküler markörler
taksonomi, fizyoloji, embriyoloji, genetik
mühendisliği vb. alanlarda kullanılan çok yönlü
araçlardır (Schlotterer, 2004). Polimer zincir
reaksiyonun (PCR) bulunmasından sonra DNA
markörleri kullanılarak gen etiketleme, genetik
haritalama, harita temelli tarımsal açıdan
önemli genlerin belirlenmesi, genetik çeşitlilik
çalışmaları, filogenetik analizler, markörler
yardımıyla seleksiyon (MAS) çalışmaları
kolaylaşmıştır (Joshi ve ark., 2000). İdeal bir
moleküler markör tekniğinin;
a- Polimorfik olması ve bütün genomda
kullanılması
b- Genetik
farklılıkların
ortaya
çıkarılmasında yeterli olması
c- Çok sayıda, bağımsız ve güvenilir
markörler üretmesi
d- Basit, hızlı ve ucuz olması
e- Az miktar DNA veya doku ihtiyacı
gerektirmesi
f- Farklı fenotiplerle bağlantı oluşturması
gibi özelliklere sahip olması avantajdır ama
hiçbir markör tekniği bu avantajların tümüne
birden sahip değildir. Moleküler markör
207
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler
teknikleri kullanım amacına paralel olarak
farklı kriterlere göre gruplandırılabilir;
I. Geçiş türüne göre (biparental çekirdek
kalıtımı, maternal çekirdek kalıtımı, maternal
organel kalıtımı, paternal organel kalıtımı)
II. Gen aksiyonuna göre (dominant ve
kodominant markörler)
III. Analiz metotlarına göre (PCR temelli
olmayan = Hibridizasyon ve PCR temelli
markörler) (Kesawat ve Das, 2009)
Bu derlemede bitki biyoteknolojisi
çalışmalarında yaygın olarak kullanılan
moleküler markör teknikleri analiz metotlarına
göre sınıflandırılarak değerlendirilmiştir.
2.PCR Temelli Olmayan Teknikler
2.1. RFLP (Sınırlı Parça Uzunluk
Polimorfizmi)
RFLP (Restriction Fragment Length
Polymorphism) hibridizasyon temelli kullanılan
en yaygın moleküler markör tekniğidir ve DNA
polimorfizminin
tespitinde,
restriksiyon
(endonükleaz) enzimleriyle kesilen DNA
parçaları jel elektoroforezinde yürütüldükten
sonra nitroselüloz membran üzerine transfer
edilir, kimyasal etiketli problarla hibridize
edilir ve farklı DNA parçaları ortaya çıkarılmış
olur. Bu farklı DNA profilleri eklenme,
silinme, nükleotid değişimi veya tek nükleotid
polimorfizmi
(SNP)
gibi
nedenlerden
oluşabilmektedir. RFLP markörleri yüksek
polimorfizme
sahip,
kodominant
ve
tekrarlanabilirliği yüksektir. DNA blotları farklı
problarla tekrar analiz edilebilme imkânına
sahiptir ve problar genelde türe özeldir. Tek
veya çoklu lokuslara yönelik olarak cDNA
veya genomik kütüphanelerden elde edilmiş
olup büyüklükleri 0.5–3.0 kb’den oluşur. RFLP
analizlerinde sınırlayıcı faktörler, fazla
miktarda ve kaliteli DNA ihtiyacı, probların
pahalı ve toksik olması, fazla zaman ihtiyacı ve
yoğun iş gücü gerektirmesidir (Young ve ark.,
1992). RFLP, popülasyon ve tür içi genetik
çeşitlilik ve filogenetik çalışmalarında, gen
haritalamalarda, yakın akraba taksonlarının
ilişkilerinin incelenmesi ve gen akışı
tespitlerinde kullanılmaktadır (Miller ve
Tanksley, 1990; Desplanque ve ark., 1999 ).
3. PCR Temelli Teknikler
PCR keşfinden sonra (Mullis ve
Faloona,
1987)
moleküler
biyoloji
208
çalışmalarının hızı ve sayısında artış olmuş ve
özelliklede PCR temelli markör çalışmalarına
çok fazla sayıda yeni yaklaşımlar eklenmiştir.
PCR kısaca, canlı organizma kullanmadan az
miktarda DNA ve enzim kullanılarak gerekli
kimyasalların (dNTP, tampon çözelti vb.)
yardımıyla yapılan DNA çoğaltma işlemidir.
3.1. RAPD (Tesadüfî Çoğaltılmış Polimorfik
DNA)
RAPD (Random Amplified Polymorphic
DNA), PCR tekniği kullanarak sentetik
primerlerin yardımıyla (genelde 10 baz
uzunluğunda) yapılan tesadüfi DNA parçası
çoğaltımına dayanan bir metottur. Kullanılan
primerler hem ön hemde ters primer görevi
görür ve çoğaltılan parçacıkların büyüklüğü
genelde 0.5–5 kb arasında değişmektedir.
Polimorfizm,
primerlerin
bağlanma
bölgelerinin çeşitliliği ve buna bağlı olarak
oluşan
farklı
uzunluktaki
DNA
parçacıklarından
kaynaklanmaktadır
(Williamsve ark., 1990).
RAPD markör sisteminin avantajları
arasında düşük miktarda DNA ihtiyacı, zaman
tüketiminin az olması, primer tasarımının kolay
olması,
RAPD
markörlerinin
genomik
dağılımının bol ve bütün genoma dağılmış
olması sayılabilir. Buna karşın RAPD makör
sisteminin dezavantajı ise tekrarlanabilirliğinin
az olması ve bilgilendirme gücünün düşük
olmasıdır.
RAPD
markörleri
lokus
spesifik
olmadıklarından band verileri lokus veya
allellerin yorumlanması açısından uygun
değildir ve benzer büyüklükteki parçalar
homolog olmayabilirler (Kesawat ve Das,
2009).
RAPD markör sisteminin keşfinden sonra
DAF (DNA Amplification Fingerprinting) ve
AP-PCR (Arbitrary Primed-Polymerase Chain
Reaction) olmak üzere RAPD sisteminin
çeşitleri olan iki yöntem geliştirilmiştir. APPCR’ da (Welsh veMcClelland, 1990), 10–15
nükleotid uzunluğunda tek nükleotid çeşidi
kullanılmakta olup otoradyografi içerdiğinden
pek yaygın değildir. DAF ise (Caetano-Anolles
ve ark., 1991), 5-8 nükleotid uzunluğunda
primerlerin kullanıldığı ve ürünlerin gümüş
nitrat boyama yapılarak poliakrilamid jelde
yürütüldüğü bir markör sistemidir.
E.FİLİZ, İ.KOÇ
3.2. AFLP (Çoğaltılmış Parça Uzunluk
Polimorfizm)
AFLP (Amplified Fragment Length
Polymorphism), RFLP tekniğinin etkinliği ile
PCR temelli teknikleri birleştiren bir yöntemdir
ve restriksiyon enzimleriyle parçalanan ve 80–
500 bç büyüklüğünde elde dilen DNA
parçacıkları adaptörlerle ligasyona maruz
bırakılıp en son basamakta PCR ile seçici
çoğaltım uygulanır (Vos ve ark., 1995). İlk
olarak restriksiyon enzimleriyle kesilen
DNA’ların uçlarına adaptör denilen sentetik
DNA dizileri bağlanır. Ligasyon ürünleri seçici
nükleotid eklenmiş primerler kullanılarak
çoğaltılır ve seçici nükleotid sayısı bir-üç
arasında değişmektedir. İlk seçici çoğaltım,
adaptöre komplamenter bir seçici nükleotit ekli
primerler, son seçici çoğaltımda ise üç seçici
nükleotit ekli primerler kullanılarak çoğaltım
gerçekleştirilir ve oluşan AFLP parçacıkları
poliakrilamid jelde gözlenir. Yöntemde tek
reaksiyonla 50–100 parçacık oluşur ve
dolayısıyla
polimorfizm
oranı
oldukça
yüksektir. Yüksek orandaki tekrarlanabilir
özelliği ve polimorfik bant sayısı, DNA
kaynağından bağımsız olarak genomun
tamamındaki polimorfizmlerin belirlenmesinde
hızlı bir yöntem olması, ön dizi bilgisi
gerektirmemesi, tür içi ve türler arası
akrabalıkların) belirlenmesinde (Althoff ve
ark., 2007, kültüvarlar arası varyasyon veya
akrabalık derecelerinin değerlendirilmesinde
(Mian ve ark., 2002) etkin olmasından dolayı
bitki genetik çeşitlilik çalışmalarında tercih
edilmektedir.
3.3. Minisatellit
VNTR (Variable Number Tandem Repeats
- Değişken Sayılı Ardışık Tekrarlar)
markörleri, farklı uzunlukta tekrar dizilerini
içeren mikrosatellit ve minisatellit markörleri
içermektedir. Minisatellitler genomda 4–20 kb
büyüklüğü arasında değişen ve çoklu lokus
problarıyla hibridize olan markörlerdir
(Jeffreys ve ark., 1985). Tekrar ünitelerinin
sayılarındaki varyasyon nedenleri arasında eşit
olmayan krossing-over veya gen dönüşleri
(gene conversion) ana nedenler arasında
görünmektedir. Minisatellit bölgelerindeki
yüksek mutasyon oranları polimorfizm
oranlarını artırmakta ve popülâsyonlardaki
bireylerin
çoklu
lokus
profillerini
farklılaştırmaktadır (Nakamura ve ark., 1987).
Minisatellitlerin temel avantajları yüksek
polimorfizm ve tekrarlanabilirliktir. Benzer
büyüklükte elde edilen DNA parçacıkları
homolog olmama ihtimali ve band profillerinin
lokuslar
veya
alleller
açısından
yorumlanamaması dezavantajları arasında
sayılabilir.
3.4. Mikrosatellit
Basit
dizi
tekrarları
(SSR-Simple
Sequence Repeats)
olarakta bilinen
mikrosatellitler, DNA dizilerinde tekrar edilen
en küçük birimleridir ve tekrar motifleri 1–6 bç
arasında
değişmektedir.
Mikrosatellitleri
çevreleyen bölgelerin dizileri (flanking region)
biliniyorsa o bölgelere uygun primerler
tasarlanarak (genelde 20–25 bç uzunluğunda)
PCR ile çoğaltımı yapılabilmektedir. Bunun
yanında, akraba türler arası SSR primerleri
farklı canlılarda kullanılabilmektedir. DNA
replikasyonu sırasında meydana gelen dizi
atlama, yanlış baz eşleşmeleri ve eşit olamayan
krossing-over olayları mikrosatellit sayılarının
farklılığına neden olan temel olaylardır ve jel
elektroforeziyle belirlenmektedir (Matsuoka ve
ark., 2002). Mikrosatellit markörler, az DNA
gerektirmesi, kodominant ve kararlı markör
sistem olması, genomda bol ve dağınık
bulunması, tekrarlanabilir ve otomasyona
uygun
olması,
yüksek
polimorfizm
barındırması, bilgilendirici bir markör sistemi
oluşundan dolayı popülasyon genetiği ve gen
haritalama
çalışmalarında
etkin
olarak
kullanılabilmektedir (Powell ve ark., 1996). Bu
markör sisteminin dezavantajı ise mikrosatellit
bölgelerinin mutasyon oranlarının yüksek
olması
primer
bağlanma
bölgelerinde
değişmeye neden olmakta ve böylece anlamsız
allellerin oluşmasına imkân sağlamaktadır.
Böylece genotipik ve allelik frekasların doğru
yorumlanmaması bazı tartışmalara da yol
açmaktadır (Freudenreich ve ark., 1997).
3.5. ISSR (Basit Tekrarlı Diziler Arası
Polimorfizm)
ISSR (Inter Simple Sequence Repeat)
tekniğinde, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli
tekrarlanan nükleotitlere sahip primerler
kullanılmakta, bu primerlerle iki mikrosatellit
209
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler
arası bölge çoğaltılabilmekte ve elde edilen
PCR ürünleri agaroz jelde yürütülerek etidyum
bromür
ile
boyandıktan
sonra
belirlenebilmektedir(Zietkiewicz
ve
ark.,
1994). Kullanılan primerlerle genomik lokuslar
farklı bant büyüklüklerinde çoğaltılmakta,
primerler genelde 3’ veya 5’ uçlarının
sonlarındaki mikrosatellit bölgelerine uzanan
1–4 dejenere nükleotit içermekte ve uzunlukları
15–30 nükleotit arasında değişmektedir.
Primerlerdeki GC oranının fazla olması
bağlanma sıcaklığının yüksek olmasına yol
açarken buna karşılık kararlı bağlanmayı sağlar
ve bu nedenle her bir primerin DNA’ya
yapışma
sıcaklığı
içeriğindeki
baz
kompozisyonuna göre belirlenir. Çoğaltılmış
ürünler
genelde
200–2000
bç
arası
uzunluktadır. ISSR, dominant markördür ve
dizi bilgisi gerekmeden primer dizaynı
yapılabilmesi avantajlarından biridir (Joshi ve
ark., 2000).Yüksek polimorfizm ve üretkenlik
göstermesi ISSR analizlerini genetik benzerlik,
gen haritalama ve taksonomi çalışmalarında
uygulanabilir kılmaktadır (Gupta ve ark., 1994;
Zietkiewicz ve ark., 1994).
Bu markör
sisteminde de RAPD markör sisteminde olduğu
gibi tekrarlanabilirliğinin düşük olması ve
benzer büyüklükteki parçacıkların homolog
olmaması dezavantajları arasında sayılabilir
(KesawatveDas, 2009).
3.6. SNP (Tek Nükleotid Polimorfizmi)
Popülâsyonlardaki
bireylerin
genom
dizilerinde meydana gelen tek nükleotid
değişimleri olarak bilinen SNP (Single
Nucleotide Polymorphism), bitkilerinde dahil
olduğu pek çok canlı türünde ortaya çıkan bir
varyasyondur. SNP oluşmasında eklenme ve
silinme (InDel) nükleotid dizisi değişimine
neden olan temel nedenlerdendir; gen
haritalamada, markörler yardımıyla ıslah ve
harita temelli klonlama çalışmalarında etkili bir
araç olarak kullanılmaktadır. SNP oluşumları
genelde kodlama yapmayan DNA bölgelerinde
yaygın olarak görülmektedir veya kodlama
yapan bölgelerde meydana gelirse aminoasit
dizisinin değişimine neden olabileceği gibi
aminoasit dizisinde herhangi bir değişikliği
neden olmayabilir ve gen ürününde değişiklik
olmaz (Sunyaev ve ark., 1999).
Mısır
bitkisinde ortalama her 60–120 baz çiftinde bir
210
SNP’ ye sahipken (Ching ve ark., 2002),
insanlarda tahminen 1000 baz çiftinde bir SNP’
ye rastlanılmaktadır (Sachidanandam ve ark.,
2001). Dizileme teknolojilerinin gelişmesine
paralel olarak, EST kökenli DNA dizi temelli
genetik varyasyon çalışmaları yaygın olarak
yapılmaktadır (Soleimani ve ark., 2003). Son
yıllarda SNP karakterizasyon çalışmalarında
kullanılan allel spesifik hibridizasyon veya
allel-spesifik oligonükleotid hibridizasyon
(ASO), farklı DNA hedeflerindeki tek
nükleotid pozisyonlarını hibridizasyon temelli
tanımlanmasıdır.
Hibridizasyon
temelli
problarda hatalı eşlenmeler olabilmekte ve
bundan dolayı da daha dikkatli bir prob
tasarımı ve hibridizasyon protokolü ihtiyacı
doğurmaktadır.
SNP
temelli
genotip
karakterizasyonunda kullanılan DNA çipleri ve
allel-spesifik PCR, fazla ürün elde edilmesi ve
otomasyona uygunluğu açısından dikkat
çekmektedir (Sobrino ve ark., 2005).
3.7. Organel Mikrosatellitleri
Bitki organel genomları (kloroplast DNAmitokondriyal DNA)
popülasyon genetiği
çalışmaları ve filogenetik akrabalık ilişkilerinin
ortaya
çıkarılmasında
yaygın
olarak
kullanılmaktadır (Soltis ve ark., 1992). Organel
genom kalıtımı pek çok bitkide anneye bağlı
olarak
gerçekleşmekte,
kloroplast
ve
mitokondri allelleri çekirdek allellerine göre
farklı bir genetik yapı sergilemektedir (Provan
ve
ark.,
1999a,
1999b).
Çekirdek
mikrosatellitleri yanında, bitki popülasyon
genetiği, filogenetik ve evrimsel genetik
çalışmalarında kullanılmak amacıyla kloroplast
mikrosatellit
(cpSSR)
ve
mitokondri
mikrosatellit (mtSSR) temelli markörler
geliştirilmiştir. Kloroplast mikrosatellitleri, pek
çok bitki türünde sitoplazmik varyasyonların
ortaya çıkarılmasında kullanılan etkili birer
araçtırlar (Provan ve ark., 2001). Kloroplast
mikrosatellitler, üreme sistemleri çalışmaları,
polen ve tohum yoluyla gen akış oranlarının
tespiti
ve
türler
arası
hibridizasyon
çalışmalarında,
genetik
çeşitlilik
çalışmalarında, filocoğrafik çalışmalarda etkili
olarak kullanılmaktadırlar (Agarwal ve ark.,
2008).
Bitkilerdeki
mtDNA
hayvan
hücrelerindeki mtDNA’ya göre daha karmaşık
ve büyüktür. Bunun yanında, dairesel
E.FİLİZ, İ.KOÇ
kromozom şeklindeki mtDNA moleküler bir
heterojenlik göstermekte ve yüksek orandaki
reorganizasyon yeteneğinden dolayı bitki
filogenetik
çalışmalarında
çok
tercih
edilmemektedir (Palmer, 1992). Özellikle açık
tohumlu
bitkilerde
popülasyon
farklılaşmalarının araştırılmasında heterojen
özelliklerinden dolayı sıkça kullanılmaktadır
(Sperisen ve ark., 2001).
3.8. CAPS (Kesilip Çoğaltılmış Polimorfik
Diziler)
PCR-RFLP olarak da bilinen CAPS
(Cleaved Amplified Polymorphic Sequence),
uygun primerler kullanılarak PCR ile
çoğaltılmış DNA bölgelerinin restriksiyon
enzimleriyle (endonükleaz) parçalanmasına
dayanan ve sonucunda DNA parçacık uzunluk
polimorfizminin elde edildiği bir tekniktir.
DNA üzerinde meydana gelen SNP gibi tek
nükleotid değişimleri ve eklenme-silinmeler
(InDel) endonükleazların tanınma bölgelerini
değiştirerek farklı uzunlukta DNA parçalarının
oluşmasına neden olmaktadır. Lokus-spesifik
PCR ürünlerinin bir veya birden fazla
endonükleazla
parçalanmasıyle
oluşan
ürünlerin agaroz veya poliakrilamid jelde
yürütülmesine
dayanmaktadır.
CAPS
markörleri kodominant, lokus spesifiktir ve
homozigot-heterozigot allel ayrımını rahatlıkla
yapabilmektedir (Konieczny ve Ausubel,
1993). CAPS metodunun avantajları arasında
çok düşük miktarda DNA’ya ihtiyaç
duyulması,
kodominant
allel
ayrımını
yapabilmesi, basit ve ucuz olması sayılabilir.
Mutasyonlara bağlı olarak meydana gelen DNA
dizi değişimleri endonükleazların tanıma
bölgelerini
etkileyerek
sınırlayıcı
etki
oluşturabilmekte ve bundan dolayı SSR ve
AFLP gibi yüksek polimorfizm elde edilmesini
engellemektedir. Buna rağmen CAPS, gen
haritalama
çalışmalarında,
moleküler
tanımlama çalışmalarında yaygın olarak
kullanılmaktadır (WeilandveYu, 2003).
3.9. SRAP (Dizi İlişkili Çoğaltılmış
Polimorfizm)
SRAP
(Sequence-Related
Amplified
Polymorphism), açık okuma bölgelerini (ORF)
hedef alan PCR temelli bir markör sistemidir ve
ön primerler 17 nükleotitten, ters primerler 18
nükleotitten meydana gelmiştir. Bu primer
çeşitlerinde 5’ ucunda 14 nükleotitten meydana
gelen çekirdek dizinin (core sequence) spesifik
olmayan 10–11 bazlık kısmına doldurma diziler
(filler sequence), bu diziyi takiben ön primerler
için CCGG dizisi, ters primerler için AATT
dizisi gelmektedir. Çekirdek diziyi takiben
çeşitlenmeyi sağlayan 3’ ucunda üç seçici
nükleotidden
meydana
gelen
dizilerin
bulunduğu primerler tasarlanmıştır. Ön ve ters
primerlerin doldurma dizilerinde en azından
10–11 nükleotid çeşidi birbirinden farklıdır.
CCGG açısından zengin olan ön primerler
genelde ekzonları, AATT bakımından zengin
olan ters primerler genelde intron ve
promotorları hedef almaktadır. SRAP tekniği,
basit, ucuz, polimorfizm oranı yüksek, gen
etiketleme ve cDNA parmak izi çalışmalarına
uygun, seçilen bantların dizilenmesi açısından
kolaylıklar barındırmaktadır (Li ve Quiros,
2001) ve farklı bitki türlerinde genetik
haritalama, gen etiketleme ve genetik çeşitlilik
çalışmalarında kullanılmaktadır (Budak ve ark.,
2004; Filiz ve ark., 2009).
3.10. Markör Teknolojilerinde EST (İfade
Edilmiş Dizi Etiketleri) Kullanımı
Kodlama yapan genom bölgeleri mesajcı
RNA’ya transkripte olarak protein sentezi için
kalıplık görevi görmektedir ve günümüzde ters
transkriptaz enzimi kullanarak RNA’dan
komplementer DNA (cDNA) elde edilmektedir.
cDNA RNA’dan üretilen kararlı bir yapı olup,
yapısındaki intronlar kırpılarak (splicing)
ekzonlardan oluşmuş, anlatımı yapılan bir
genin dizilenmesi ile 5’ EST veya 3’ EST
(Expressed Sequence Tag) olarak ifade edilirler
(Jongeneel, 2000). 5’ EST genelde kodlama
yapan bölgelerden (ekzon) elde edilir ve bu
bölgeler genelde türler arası korunmuştur ve
gen aileleri içinde çok fazla değişmezler. 3’
genelde kodlama yapmayan bölgelerde (intron)
veya translasyona uğramayan bölgelerden
(UTR) elde edilir ve kodlama yapan bölgelere
oranla türler arasında daha az korunaklıdırlar.
Günümüzde EST belirlenmesi çok hızlı ve
kolay şekilde yapılabilmekte, dijital veri
bankalarında yaklaşık 6.5 milyon EST dizisi
bulunmaktadır.
EST
dizileri,
gen
transkriptlerinin belirlenmesi, gen keşifleri, gen
anlatımı ve düzenlenmesiyle ilgili bilgi
211
22
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler
edinilmesinde, dizi belirlenmesinde ve EST
temelli RFLP, SSR, SNP, CAPS gibi önemli
moleküler
markör
sistemlerinin
geliştirilmesinde
bir
araç
olarak
kullanılmaktadır. Ayrıca, EST dizileri DNA
mikroarray çalışmalarında gen anlatımlarının
belirlenmesinde prob olarak, genetik bağlantı
haritaları
ve
fiziksel
haritaların
oluşturulmasında
da
kullanılabilmektedir
(Kurata ve ark., 1997; Davis ve ark., 1999).
EST dizileri SSR dizileri için yararlı bir
kaynaktır ve çeşitli bitki türlerindeki EST
dizilerinin yaklaşık %1-5 arası 20 baz çifti veya
daha
fazla
uzunlukta
SSR
bölgeleri
barındırmaktadır (Kantety ve ark., 2002). ESTSSR bölgeleri, transkripte olmayan bölgelere
oranla daha korunaklı olan transkripsiyon
bölgelerinde bulunmakta ve yakın türlere
transferleri mantıklı görünmektedir. EST
dizilerinden elde edilen primerler kullanılarak
ilgili bölgenin çoğaltılması ve dizilenerek
kıyaslanması pek çok SNP’yi ortaya çıkarabilir.
Temel olarak, EST markörleri ilgi alanındaki
spesifik genlerin klonlanmasında, komple
genom
dizilenmesinde,
çeşitli
akraba
organizmalardaki
fonksiyonel
genlerin
haritalanmasında çok popülerdir (Kesawat ve
Das, 2009).
3.11. TRAP (Hedef Bölge Çoğaltım
Polimorfizmi)
TRAP (Target Region Amplification
Polymorphism) tekniği, PCR temelli hedefteki
aday gen bölgeleri için polimorfik markör
üretmek amacıyla biyoinformatik araçların ve
EST
veri
bankalarının
kullanılarak
gerçekleştirilen hızlı ve etkili bir yöntemdir
(Hu ve Vick, 2003). Markör üretmek için iki
çeşit 18 nükleotid uzunluğunda primerler
kullanılır. Primerler biri, veri bankasındaki EST
dizilerine göre tasarlanmış sabit primerdir,
diğer primer ise AT veya GC bakımından
zengin çekirdek bölge taşıyan ekzon veya
intronları hedef alan primerdir. TRAP tekniği,
spesifik gen dizilerine yönelik genetik markör
üretiminde,
germplazm
genotip
karakterizasyonlarında ve markör yardımıyla
ıslah çalışmalarında agronomik açıdan önemli
karakterlerle
ilgili
genetik
markörlerin
üretilmesinde kullanılmaktadır (Hu ve ark.,
2005).
212
4. Sonuç
Genetik
varyasyon
kısaca
DNA
yapısındaki varyasyonların toplamı olarak ifade
edilebilir. DNA dizisindeki değişimler aynı
çerçeve içinde veya çerçeve kayması şeklinde
etkisini gösterebilir ve bu değişimler nokta
mutasyon,
eklenme-silinme
(InDel),
transkripsiyon, translasyon veya protein
yapısını etkileyecek değişik formlarda meydana
gelebilir. Bu değişimlerin pek çoğu nötral
değişimlerdir yani değişimler kendilerini
fenotipte ortaya çıkaramamakta, gen veya
tekrarlanan
DNA
bölgelerinde
küçük
değişimler olarak ortaya çıkabilmekte ve
organizmanın
fizyolojisinde
zararlar
oluşturmamaktadır. Restriksiyon enzimleri,
DNA parçalarının jel yardımıyla ayrımı,
Southern hibridizasyonu, PCR ve etiketli
problar gibi araçlar moleküler markör
tekniklerinin başarıyla uygulanmasına imkan
sağlamaktadır (Jones ve ark., 2009).
Günümüzde çok sayıdaki moleküler markör
tekniklerinin geliştirilmesi sonucunda, bitki ve
hayvan popülasyonlarının genetik analizleri,
evrimsel ve ekolojik çalışmaların sayıları çok
büyük bir hızda artmıştır. Her bir moleküler
markör tekniğinin kendine özel prensipleri
mevcut olup, temel sorunun farklı markör
tekniklerinden en uygun olanın seçilmesi
gözükmektedir. Moleküler markörlerde aranan
özellikler, yüksek polimorfizm, kodominant
kalıtım, genomda sık dağılım göstermesi, kolay
ve hızlı olması, düşük maliyet ve tekrarlanabilir
olması, popülâsyonlar ve türler arası transfer
olabilmesidir. Fakat bu özelliklerin tümüne
birden sahip olan hiçbir markör sistemi
bulunmamakta ve bu yüzden yapılacak
çalışmalarda markör sistemi seçilirken en fazla
sayıda istenilen özelliği barındıran teknik tercih
edilmelidir. Moleküler markörler, bitki
varyetelerindeki ıslah ve markör yardımıyla
seleksiyon
çalışmalarında,
filogenetik
çalışmalarda,
evrimsel
ilişkilerin
araştırılmasında
etkili
bir
şekilde
kullanılmaktadır. Geçmişteki evrimsel teoriler
genelde morfolojik ve coğrafik farklılaşma
temeline
dayanmaktayken,
moleküler
biyolojideki son ilerlemeler genetik yapıların
detaylarının aydınlatılmasını kolaylaştırmıştır.
Pek çok sayıdaki PCR temelli markör teknikleri
ve DNA dizileme teknolojileri çok çeşitli canlı
E.FİLİZ, İ.KOÇ
türlerinin filojenilerinin oluşturulmasına imkân
tanımıştır (Slatkin, 1987). RFLP, ilk moleküler
markör tekniği olup bitkilerde fiziksel
haritalamada kullanılmış ve PCR teknolojisinin
keşfiyle beraber RAPD, AFLP, SSR gibi
teknikler geliştirilmiş, bu teknikler popülasyon
genetiği
çalışmalarında
yaygın
olarak
kullanılmaktadır (Althoff ve ark., 2007).
Kloroplast ve mitokondri SSR markörleri
ebeveyn ilişkilerinin aydınlatılmasına yardımcı
olarak ıslah ve evrimsel genetik çalışmalarına
katkı sağlamaktadır. CAPS ve SNP gibi lokusa
özel markörler, popülasyon gen havuzlarının
allel varyasyonlarının tespitine yardımcı
olmaktadır. Germplazm kaynaklarının genetik
çeşitlilik seviyesinin değerlendirilmesinde, elit
genotiplerin korunması ve belirlenmesinde,
özellikle de kültür bitkilerinin ıslahında
moleküler markörlerin katkısı çok önemlidir.
Günümüzde gün geçtikçe sayısı artan ve
fazlalaşan genom ve cDNA kütüphaneleri, EST
dizileri gibi dijital veri bankası kaynakları
gelecekteki yapılacak germplazm korumalarına
ve
bitki
çalışmalarına büyük destek
sağlayacaktır (Agarwal ve ark., 2008).
Moleküler markörler son yıllarda küresel
düzeyde tehlike olan iklimsel değişikliklere
bitkilerin verdiği cevapların araştırılmasında da
etkin olarak kullanılmaktadır. Küresel ısınma
gibi değişikliklere maruz kalan bitkilerde mikro
coğrafik olarak genetik değişikliklerin oluştuğu
markör çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır.
Çevresel ve diğer değişikliklerin meydana
getirdiği genetik yapı değişimlerinin ortaya
çıkarılmasında da moleküler markörler hayati
öneme sahiptir (Jump ve Peñuelas, 2005).
Sonuç olarak, moleküler markör teknolojileri
bitki biyoteknolojisi çalışmalarına yeni
boyutlar kazandırmış, bitki genetiği, bitki ıslahı
ve bitki genomik çalışmalarına büyük katkılar
sağlamıştır.
Kaynaklar
Agarwal, M., N. Shrivastava ve H. Padh, 2008.Advances
in molecular marker techniques and their
applications in plant sciences. Plant Cell Rep, 27,
617–631.
Althoff, D.M., M.A. Gitzendanner, K.A. Segraves, 2007.
The utility of amplified fragment length
polymorphisms in phylogenetics: a comparison of
homology within and between genomes. Syst Biol,
56, 477–484.
Budak, H., R.C. Shearman, I. Parmaksiz, R.E. Gaussoin,
T.P. Riordan, I. Dweikat, 2004. Molecular
characterization of Buffalograss germplasm using
sequence-related amplified polymorphism markers.
Theor Appl Genet, 108, 328–334.
Caetano-Anolles, G., B.J. Bassam, P.M. Gresshoff,
1991.DNA amplification fingerprinting using very
short arbitrary oligonucleotide primers. Biotechnol,
9, 553–557.
Ching, A.D.A., Caldwell K.S., Jung M. ve ark.,, 2002.
SNP frequency, haplotype structure and linkage
disequilibrium in elite maize inbred lines.BMC
Genet, 3, 19.
Davis, G.L., M.D. Mcmullen, C. Baysdorfer, T. Musket,
D. Grant ve ark.,, 1999. A maize map standard with
sequenced core markers, grass genome reference
points, and 932 expressed sequence tagged sites
(ESTs) in a 1736 locus map. Genetics, 152, 1137–
1172.
Desplanque, B., P. Boudry, K. Broomberg, P. SaumitouLaprade, J. Cuguen, H. Dijk, 1999. Genetic
diversity and gene flow between wild, cultivated
and weedy forms of Beta vulgaris L.
(Chenopodiaceae), assessed by RFLP and
microsatellite markers. Theor. Appl. Genet.,98,
1194–1201.
Filiz, E., B.S. Ozdemir, M. Tuna, H. Budak, 2009.
Diploid Brachypodium distachyon of Turkey:
Molecular and Morphological analysis, Molecular
Breeding of Forage and Turf, ed: Yamada T. and
Spangenberg G., Springer Science, Pp: 83.
Freudenreich, C.H., J.B Stavenhagen., V.A. Zakian, 1997.
Stability of a CTG:CAG trinucleotide repeat in
yeast is dependent on its orientation in the genome.
Mol. Cell Biol., 4, 2090–2098.
Gupta, M, Y.S. Chyi, J. Romero-Severson, J.L. Owen,
1994. Amplification of DNA markers from
evolutionarily diverse genomes using single primers
of simple sequence repeats. Theor. Appl. Genet., 89,
998-1006.
Hu, J. ve B.A Vick, 2003. Target region amplification
polymorphism: a novel marker technique for plant
genotyping. Plant Mol Biol Rep, 21, 289–294.
Hu, J., O.E Ochoa, M.J. Truco, B.A. Vick, 2005.
Application of the TRAP technique to lettuce
(Lactuca sativa L.) genotyping. Euphytica, 144,
225–235.
Jeffreys, A.J., V. Wilson, S.L. Thein, 1985. Hypervariable
“minisatellite” regions in human DNA. Nature, 314,
67-73.
Jones, N., H. Ougham, H. Thomas, I. Pašakinskienë,
2009. Markers and mapping revisited: finding your
gene. New Phytologist, 183, 935–966.
Jongeneel, C.V., 2000. Searching the expressed sequence
tag (EST) databases: panning for genes. Brief
Bioinform 1: 76–92.
Joshi, S.P., V.S. Gupta, R.K. Aggarwal, P.K. Ranjekar,
D.S. Brar, 2000. Genetic diversity and phylogenetic
relationship as revealed by inter simple sequence
repeat (ISSR) polymorphism in the genus Oryza.
Theor. Appl. Genet., 100, 1311–1320.
213
Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler
Jump, A.S. ve J. Peñuelas, 2005. Running to stand still:
adaptation and the response of plants to rapid
climate change. Ecol. Lett., 8, 1010–1020.
Kantety, R.V., M.L Rota., D.E. Matthews, M.E. Sorrells,
2002. Data mining for simple-sequence repeats in
expressed sequence tags from barley, maize, rice,
sorghum, and wheat. Plant Mol. Biol., 48, 501–510.
Kesawat, M.S. ve B.K Das, 2009. Molecular Markers: It's
Application in Crop Improvement. J. Crop Sci.
213
Biotech., 12 (4),169 -181.
Konieczny, A. ve F.M. Ausubel, 1993.Procedure for
mapping Arabidopsis mutations using codominant
ecotype-specific PCR-based markers. Plant J, 4,
403–410.
Kurata, N., Y. Umehara, H. Tanoue, T. Sasaki, 1997.
Physical mapping of the rice genome with YAC
clones. Plant Mol. Biol., 35, 101–113.
Li, G. ve C.F. Quiros, 2001. Sequence-related amplified
polymorphism (SRAP), a new marker system based
on a simple PCR reaction: its application to
mapping and gene tagging in Brassica. Theor Appl
Genet, 103, 455–546.
Matsuoka, Y., S.E. Mitchell, S. Kresovich, M. Goodman,
J. Doebley, 2002. Microsatellites in Zea-variability,
patterns of mutations and use for evolutionary
studies.Theor. Appl. Genet., 104, 436-450.
Mian, M.A.R., A.A. Hopkins., J.C. Zwonitzer,
2002.Determination of genetic diversity in tall
fescue with AFLP markers. Crop Sci, 42, 944–950.
Miller, J.C. ve S.D. Tanksley, 1990.RFLP analysis of
phylogenetic relationships and genetic variation in
the genus Lycopersicon.Theor. Appl. Genet., 80,
437–448.
Mullis, K.B. ve F. Faloona, 1987.Specific synthesis of
DNA in vitro via polymerase chain reaction.
Methods Enzymol, 155, 350–355.
Nakamura, Y., M. Leppert, P. O'Connell, R. Wolff ve
ark.,, 1987. Variable number tandem repeat (VNTR)
markers for human gene mapping. Science, 235,
1616-1622.
Palmer, J.D., 1992. Mitochondrial DNA in plant
systematics: applications and limitations. Molecular
Systematics of Plants, edited by P.S. Soltis, D.E.
Soltis and J.J. Doyle, Chapman &Hall, London, 36–
39.
Powell, W., G.C. Machray, ve J. Provan, 1996.
Polymorphism Revealed by Simple Sequence
Repeats. Trends in Plant Science, 1(7), 215-221.
Provan, J., J.R. Russell, A. Booth, W. Powell,
1999a.Polymorphic chloroplast simple-sequence
repeat primers for systematic and population studies
in the genus Hordeum. Mol Ecol, 8, 505–511.
Provan, J., N. Soranzo, N.J. Wilson, D.B. Goldstein, W.A.
Powell, 1999b. Low mutation rate for chloroplast
microsatellites. Genetics, 153, 943–947.
Provan, J., W. Powell, P.M. Hollingsworth, 2001.
Chloroplast microsatellites: new tools for studies in
plant ecology and systematics. Trends Ecol Evol,
16, 142–147.
214
Sachidanandam, R., Weissman D., Schmidt S.C. ve ark.,,
2001. A map of human genome sequence variation
containing 1.42 million single nucleotide
polymorphisms.Nature, 409, 928– 933.
Schlotterer, C., 2004. The evolution of molecular
markers-just a matter of fashion? Nat. Rev. Genet.,
5, 63-69.
Slatkin, M., 1987. Gene flow and population structure of
natural populations. Science, 263: 787–792.
Sobrino, B., M. Briona, A. Carracedoa, 2005. SNPs in
forensic genetics: a review on SNP typing
methodologies. Forensic Sci. Int., 154, 181–194.
Soleimani, V.D., B.R. Baum, D.A. Johnson, 2003.
Efficient
validation
of
single
nucleotide
polymorphisms in plants by allele-specific PCR,
with an example from barley. Plant Mol Biol Rep,
21, 281– 288.
Soltis, D.E., P.S. Soltis, B.G. Milligan, 1992. Intra
specific chloroplast DNA variation: systematics and
phylogenetic implications. In: Soltis P.S., Soltis
D.E. (eds.) Molecular plant systematics, Chapman
and Hall, New York, 117–150.
Sperisen, C., U. Buchler, F. Gugerli, G. Ma´tya´s, T.
Geburek, G.G. Vendramin, 2001. Tandem repeats in
plant mitochondrial genomes: application to the
analysis of population differentiation in the conifer
Norway spruce. Mol Ecol, 10, 257–263.
Sunyaev S., J. Hanke, A. Aydin, U. Wirkner, I. Zastrow,
J. Reich, P. Bork, 1999. Prediction of
nonsynonymous single nucleotide polymorphisms
in human disease-associated genes. J Mol Med, 77,
754–760.
Vos, P., R. Hogers, M. Bleeker, ve ark.,1995. AFLP: a
new technique for DNA fingerprinting. Nucleic
Acids Res., 23, 4407-4414.
Weiland, J.J. ve M.H. Yu, 2003. A cleaved amplified
polymorphic sequence (CAPS) marker associated
with root-knot nematode resistance in sugarbeet.
Crop Sci, 43, 814–881.
Welsh, J. ve M. McClelland 1990.Fingerprinting genomes
using PCR with arbitrary primers. Nucleic Acids
Res, 18, 7213–7218.
Williams, J.G.K., A.R. Kublelik, K.J. Livak, J.A.
Rafalski, S.V. Tingey 1990. DNA polymorphism's
amplified by arbitrary primers are useful as genetic
markers. Nucleic Acids Res., 18, 6531- 6535.
Young, N.D., Menancio-Hautea D., Fatokun C.A.,
Danesh D. 1992. RFLP technology, crop
mprovement and international agriculture. In G
Thottappilly, LM Monti, DR Moham, AW Moore,
eds, Biotechnology: Enhancing research on tropical
crops in Africa. Technical Center for Agriculture
and Rural Cooperation, International Institute of
Tropical Agriculture, 221–230.
Zietkiewicz, E., A. Rafalski, D. Labuda, 1994. Genome
fingerprinting by simple sequence repeats (SSR)anchored PCR amplification. Genomics, 20, 176183.
GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 215-225
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı
Kullanımlarının İncelenmesi
Murat SAYILI
Faruk ADIGÜZEL
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, Tokat
Özet: Bu araştırmada, Tokat ili Merkez ilçede kredi kartı kullanan çiftçilerin sosyal ve ekonomik yapıları,
kredi kartı kullanım durumları ve kredi kartı kullanımlarını etkileyen faktörler ortaya konulmuştur.
Araştırmada, Ekim-Aralık 2009 döneminde 66 adet çiftçi ile anket yapılmış ve elde edilen veriler yapılan
analizlerde kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; anket yapılan çiftçilerin tamamı çiftçi kredi kartı
kullanmakta, çoğunluğu 1 adet kredi kartına sahiptir ve çiftçi kredi kartını kullananların çoğunluğu bunu
gerekli görmektedir. Kredi kartı limiti ortalama 3033.99 TL ve kredi kartı kullanım tutarı ortalama 4581.06
TL/yıldır. Varyans analizi sonucuna göre; kredi kartı kullanım tutarında yaş ve tarımsal satış tutarının etkili,
buna karşın mesleki deneyim, eğitim durumu, ailedeki birey sayısı, arazi büyüklüğü ve tarımsal girdi
kullanım tutarının ise etkili olmadığı sonucuna varılmıştır.
Anahtar kelimeler: Kredi kartı, çiftçi, girdi temini, Tokat ili Merkez ilçe
The Investigation of Farmers Credit Card Usage for Supply of Agricultural
Input in the Central District of Tokat Province
Abstract: In this study, the central district of Tokat province of farmers’ social and economic structures that
use credit card, utilization of credit cards, and the factors that influence the credit card usage have been
determined. The survey was made with 66 farmers in October to December in 2009 and the data obtained
belongs to the year 2009. According to research findings, all of the farmers surveyed use credit card and most
of them have one credit card. The majority of farmers who use credit card consider the necessity of credit
card. The average credit card limit is 3033.99 TL/year and average amount used from credit card is 4581.06
TL/year, used mostly for input. According to the results in the analysis of variance; age and the amount of
agricultural sales are statistically affected for credit card usage, whereas the professional experience,
educational level, number of individuals in the family, the size of land and the amount of agricultural inputs
were not found to be statistically important for credit card usage.
Key words: Credit card, farmer, input, Central District of Tokat Province
1. Giriş
Türkiye ekonomisi ve tarım sektörü
açısından tarımsal finansmanın önemi, diğer
gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi doğal,
teknik ve ekonomik nedenlerle doğan tarımsal
finansman ihtiyacının yeterli düzeyde ve
zamanında
karşılanması
noktasında
toplanmaktadır.
Tarımda sermayenin yeterli ve işletme
bünyesine uygun bulunması, verimli ve rantabl
çalışmada önemli bir faktördür. Bilindiği gibi,
tarımda kullanılan sermayenin sağlanması veya
miktarının arttırılabilmesi için iki yol
bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, tarım
işletmelerinde gelirin bir bölümünün tasarruf
edilmesi,
ikincisi
ise
işletmeye
dış
kaynaklardan
sermaye
sağlanmasıdır
(Artukoğlu, 1993).
Tarımsal ürünlerin genellikle yılda bir kez
satılması ve üretimi için tüm yıl boyunca
masraf yapılmasının gerektiği gibi hususlar
nedeniyle sermayenin devir hızı yavaş olmakta,
tasarruf yoluyla sermaye oluşturmanın güçlüğü
nedeniyle kullanılabilir sermaye genellikle
yetersiz kalmaktadır. Bu durum, Türkiye’de
tarım işletmelerinin modernleşmesini, üretimin
artmasını ve üreticilerin gelir düzeylerinin
yükseltilmesini
engellemektedir. Sermaye
yetersizliği içerisinde bulunan üreticilerin
üretim faaliyetlerine devam edebilmeleri, girdi
alımını
ve
yatırımlarını
aksatmadan
yapabilmeleri
için
uygun
şartlarla
desteklenmeleri gerekli görülmektedir. Ayrıca
tarımsal faaliyetlerin doğal koşullar altında
başta hava olayları olmak üzere dış etkilere açık
olması çeşitli risk ve belirsizlikler yaratarak
işletmelerin sermaye yapısının bozulmasına
neden olabilmektedir (Bülbül, 2006).
Üreticilerin
gelirlerinin
artırılması,
işletmelerin genişletilmesi, yeni yatırımlara
gidilebilmesi
ve
yeni
tekniklere
yer
verilebilmesi için, yetersiz durumda bulunan öz
215
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi
kaynakların işletme dışından sağlanacak ilave
sermaye ile desteklenmesi gerekmektedir (İspir,
1992). Bir başka ifadeyle, özellikle küçük
işletmelerin üretimlerini ve gelirlerini arttırıcı
girişimlerde bulunabilmeleri için işletme dışı
fonlara yönelimleri zorunlu hale gelmektedir
(Artukoğlu, 1993).
Tarımsal kredi, “her çeşit gerçek tarımsal
üreticilerin üretim faaliyetlerini temin etme,
iyileştirme veya çoğaltma amacıyla çeşitli
üretim araçlarını elde etmek ve çeşitli nevideki
işletme ve tesisat masraflarını karşılamak
hususunda öz sermayenin kâfi gelmediği
hallerde nakit sermayeyi tamamlamak için
doğrudan doğruya üretimde kullanmak zorunda
kaldıkları, ekonomik fayda ve tesiri kısa veya
uzun süren yabancı sermaye” olarak
tanımlanabilir (Sayın, 1969).
Tarım sektöründe yatırımların yapılması ve
sorunların çözümünde kredi başlıca bir araçtır.
Tarımsal kredi direkt bir araç olmaktan çok,
girdilerin
temininde
bir
araç
olarak
düşünülebilir (Artukoğlu, 1993).
Kredi kaynakları genel anlamda iki grupta
incelenmektedir. Bunlar; kurumsallaşmış kredi
kaynakları
ve
kurumsallaşmamış
kredi
kaynaklarıdır. Şahıslardan alınan krediler
kurumsallaşmamış
kredileri,
banka
vb.
kurumlardan alınan krediler de kurumsallaşmış
kredileri teşkil eder. Türkiye’de mevcut kredi
kurumları tarafından açılan kredilerin tarımın
finansmanı için yeterli olmadığı durumlarda,
işletmeler
kurumsallaşmamış
kredi
kaynaklarına
başvurmaktadırlar.
Kurumsallaşmamış kredi kaynaklarından yani
şahıslardan alınan krediler genellikle kısa
vadeli, yüksek faizli ve ödeme koşulları ağır
olan kredilerdir. Kurumsallaşmamış kredi
kaynakları; akrabalar, köyden biri, tüccar veya
esnaflar, faizci ve tefeciler olabilmektedir.
Kurumsallaşmış kredi kaynakları, kredi
işlemlerini belirli esaslara göre yürüten kamu
ve özel kuruluşlardır. Bu kurumlar kanun ve
yönetmeliklerle kurulmuş olup, faiz oranlarını
istedikleri gibi değiştiremezler. Kurumsallaşmış
kredi kaynaklarında genellikle faiz oranları
şahıslardan sağlanan kredilere oranla çok daha
düşük olmaktadır. Fakat tarım üreticilerine
kredi sağlayan kurumlar nitelikleri ve
fonksiyonları açısından önemli faklılıklar
göstermektedir. Türkiye’de tarıma kredi vermek
216
üzere teşkilatlanmış olan kuruluşlar; T.C. Ziraat
Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri, Tarım
Satış Kooperatifleri, özel banka ve şirketlerdir
(Özcan, 2009).
Kredi kartı; mülkiyeti kendilerine ait
olmak üzere banka ya da finansal kuruluşların
müşterilerine önceden belirlenen limitlerde,
anlaşmalı işyerlerinden yurtiçi ve yurtdışında
mal ve hizmet satın alma ile nakit ödeme
birimleri veya otomatik ödeme makinelerinden
nakit çekimlerde kullanılmak amacıyla verilen
karttır (Yılmaz, 2000).
Kredi kartı, kart kullanıcılarına nakit para
taşımaksızın alış-veriş yapmasına olanak
tanıyan ya da nakit çekme kolaylığı sağlayan
bir çeşit ödeme aracıdır. Kredi kartının en temel
özelliği, bireyin bir malı alırken o anda kredi
imkânı yaratmasıdır. Kredi kartlarının başlıca;
mal ve hizmetler için ödeme aracı, nakit temin
etme aracı ve devamlı nitelikli bir kredi kaynağı
olarak 3 ana fonksiyonu bulunmaktadır
(Kükrer, 2006).
Sermaye eksikliklerini dış kaynaklardan
gidermeye çalışan çiftçilere alternatif bir imkân
olarak bankalar tarafından sunulan girdi temini
ve nakit çekim özellikleri olan kredi kartlarının
kullanımlarının
irdelenmesi
önem
arz
etmektedir. Bu amaçla çalışmada, Tokat ili
Merkez ilçede girdi temini için kredi kartı
kullanan çiftçilerin sosyal ve ekonomik
yapıları, kredi kartı kullanım durumları ve kredi
kartı kullanımlarını etkileyen faktörler ortaya
konulmuştur.
2. Materyal ve Yöntem
Çalışmanın materyalini, Tokat ili Merkez
ilçede tarımsal üretimin yoğun olarak yapıldığı,
dolayısıyla tarımsal girdi kullanım düzeyinin
yüksek olduğu toplam 26 adet köy ya da
kasabadan
(Aktepe, Akyamaç, Bakışlı,
Ballıdere, Behram, Büyükyıldız, Çamağzı, Çat,
Daylahacı, Gaziosmanpaşa, Gözova, Güryıldız,
Karakaya, Kemalpaşa, Kılıçlı, Kızılköy,
Kömeç, Küçükyıldız, Ortaören, Ortaköy,
Söngüt, Şenköy, Taşlıçiftlik, Tekneli, Yatmış
ve Yazıbaşı) 66 adet işletme ile yapılan
anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır.
Anket yapılacak işletme sayısının (örnek
hacmi)
belirlenmesinde
Basit
Tesadüfî
Örnekleme Yöntemi kullanılmıştır (Dixon and
Massey, 1969):
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
n
N  S2  t2
N  1  E 2  S 2  t 2
Formülde; n = Örnek hacmi, N =
Popülâsyondaki işletme sayısı, S = Standart
sapma, t = Tablo değeri (1.86), E = Hata’dır.
Örnek hacminin tespitinde %95 güven
aralığı ve %10 hata payı ile çalışılmış ve örnek
hacmi 66 olarak belirlenmiştir.
Anketler, Ekim-Aralık 2009 döneminde
uygulanmıştır.
Çalışmada ilk olarak, ankete katılan
çiftçilerin sosyo-ekonomik özellikleri ile sosyal
katılım ve çevresel ilişkileri incelenmiştir.
Bununla birlikte, çiftçilerin kredi kartı
kullanımlarına ilişkin bilgiler detaylı olarak
verilmiştir. Ayrıca, çiftçilerin sosyo-ekonomik
özellikleri ile kredi kartı kullanım durumları
arasındaki ilişkiler varyans analizleri ile ortaya
konulmuştur.
Bağımsız örneklemeler için tek-faktörlü
(yönlü) varyans analizi veya F testi, tek bir
bağımsız değişkene ilişkin iki ve daha fazla
grubun
bağımlı
bir
değişkene
göre
ortalamalarının karşılaştırılmasıdır. Ortalamalar
arasındaki farkın belirli bir güven düzeyinde
(%95, %99 gibi) anlamlı olup olmadığını test
etmek amacıyla kullanılan istatistiksel bir
tekniktir (Vural ve Kılıç, 2005). Diğer bir
ifadeyle, normal dağılıma sahip iki veya daha
fazla ana kütlenin birlikte değerlendirilerek,
aralarında
anlamlı
bir
fark
bulunup
bulunmadığının araştırıldığı bir tekniktir.
Tek değişkenli F sınama tekniğinde, k
sayıda örnek kütle ortalamasının normal
dağılıma sahip aynı ana kütleden alınmış
tesadüfî örnekleme ortalamaları olduğu ve
aralarında bir fark bulunmadığı, bulunsa bile bu
farkın tesadüfî hatalardan kaynaklandığı
şeklindeki H0 hipotezi sınanmaktadır. F sınama
istatistiğinin hipotezleri şunlardır:
H0 : μ1 = μ2 = … = μk
H1 : μ1 ≠ μ2 ≠ … ≠ μk
Bu hipotezlerden H0 hipotezi, k sayıdaki
ana kütle ortalamasının birbirine eşit olduğunu,
H1 karşıt hipotezi ise, bu ortalamaların birbirine
eşit olmadığını belirtmektedir. Burada H0’ın
reddedilmesi için, en az iki ortalamanın
birbirinden farklı olması yeterli görülmektedir.
Gruplar
arası
varyans
ortalama
farklarından ileri gelen değişkenliği; gruplar içi
varyans ise, tesadüfî nedenlere bağlı
değişkenliği ölçmektedir. Eğer ana kütle
ortalamaları farklıysa, gruplar arası varyans
diğerine göre daha büyük olacaktır. Bu farkın
anlamlı olduğunu anlamak için; gruplar arası
varyans daima F oranının payına, gruplar içi
varyans ise paydasına yazılmaktadır.
Örnek kütleden elde edilen verilerden
sınama istatistik değeri (F) hesaplandıktan
sonra bu değer, 0.01 veya 0.05 gibi bir önem
düzeyinde ve pay ile paydanın serbestlik
derecesine göre F dağılım çizelgesinden elde
edilen kritik değerle (Fk) karşılaştırılır. Eğer,
sınama istatistik değeri kritik değerden büyükse
(F > Fk) H0 hipotezi reddedilir, aksi durumda H0
reddedilemez (Tekin, 2009).
Uygulanan varyans analizi sonucunda H0
hipotezinin reddedilmesi; tüm grup ortalamaları
arasındaki
farklılıkların
önemli
olduğu
anlamına gelmemektedir. Bunun için söz
konusu
farklılığın
hangi
gruplardan
kaynaklandığının
ortaya
konulması
gerekmektedir. Bu bakımdan tüm ikili grup
bileşimlerinin ortalamaları arasındaki farklar En
Küçük Önemli Fark (Least Significant
Difference
=
LSD)
kontrolü
ile
değerlendirilmiştir (Sokal and Rohlf, 1969).
3. Araştırma Bulguları
3.1. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin SosyoEkonomik Özellikleri
Çiftçilerin yaş gruplarına göre dağılımı
incelendiğinde; %28.79’u 25-40 yıl arası,
%33.33’ü 41-50 yıl arası ve %37.88’i ise 51 yıl
ve üzeri yaşlardaki kişilerden oluşmaktadır
(Çizelge 1). Ankete katılan çiftçilerin tamamı
erkek olup, yaş ortalaması 46.61 yıl’dır.
Araştırma kapsamında anket uygulanan
çiftçilerin %27.28’inin 10-20 yıl arası,
%36.36’sının 21-35 yıl arası ve %36.36’sının
36 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip
oldukları saptanmıştır (Çizelge 2). Çiftçilerin
ortalama mesleki deneyim süresi 30.86 yıl’dır.
Çizelge 1. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Yaş
Durumu
YAŞ GRUPLARI Frekans
Oran
Ortalama
(yıl)
(adet)
(%)
(yıl)
25 – 40
19
28.79
35.32
41 – 50
22
33.33
45.86
51 – +
25
37.88
55.84
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
46.61
217
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi
Çizelge 2. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Mesleki
Deneyimi
MESLEKİ
Frekans
Oran
Ortalama
DENEYİM (yıl)
(adet)
(%)
(yıl)
10 – 20
18
27.28
17.06
21 – 35
24
36.36
29.42
36 – +
24
36.36
42.67
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
30.86
İşletmelerde çiftçilerin çoğunluğunun
ilkokul mezunu (%75.76) olduğu belirlenmiş
olup, bunu sırasıyla %12.12 ile ortaokul
mezunu, %7.58 ile lise mezunu, %3.03 ile
üniversite mezunu ve %1.51 ile de okur-yazar
olanlar izlemektedir.
Ankete katılan çiftçilerin tamamı evlidir.
Çiftçilerin
eşlerinin
eğitim
durumu
incelendiğinde, %81.82’sinin ilkokul mezunu,
%7.58’inin okur-yazar değil, %6.06’sının okuryazar, %3.03’ünün ortaokul mezunu ve
%1.51’inin de lise mezunu olduğu saptanmıştır.
İncelenen işletmelerde ailelerin çoğunluğu
(%40.91) kalabalık bir aile yapısına (birey
sayısı 7 kişi ve daha fazla) sahip olup, genel
itibariyle aile başına düşen birey sayısı 6.17
kişidir (Çizelge 3).
Çizelge 3. İncelenen İşletmelerde Ailedeki Birey
Sayısı
BİREY SAYISI
Frekans
Oran
Ortalama
(kişi)
(adet)
(%)
(kişi)
2–4
18
27.27
3.11
5–6
21
31.82
5.57
7–+
27
40.91
8.67
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
6.17
Görüşülen
çiftçilerin
çoğunluğunun
kalabalık bir aile yapısına sahip olmasına
karşın, işletmede çalışan birey sayısı %59.09 ile
1-2 kişi ve %40.91 ile 3 kişi ve daha fazladır
(Çizelge 4). Aile başına ortalama çalışan birey
sayısı 2.65 kişi olarak belirlenmiştir.
Çizelge 4. İncelenen İşletmelerde Ailede Çalışan
Birey Sayısı
ÇALIŞAN BİREY Frekans
Oran
Ortalama
SAYISI (kişi)
(adet)
(%)
(kişi)
1–2
39
59.09
1.62
3–+
27
40.91
4.15
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
2.65
218
İncelenen işletmelerin uğraştıkları tarımsal
faaliyetler çok çeşitlidir. Çiftçilerin %84.85’i
tarla bitkileri, %43.94’ü besi hayvanı,
%36.36’sı sebze, %34.85’i meyve, %33.33’ü
süt hayvanı ve %3.03’ü ise koyun yetiştiriciliği
ile geçimlerini sağladıklarını ifade etmişlerdir.
İncelenen işletmelerde arazi mülkiyet
durumu incelendiğinde; %43.94’ünün sadece
özmülk, %1.51’inin sadece kiralanan arazi,
%25.76’sının özmülk + kiralanan arazi,
%24.24’ünün özmülk + ortağa alınan arazi ve
%4.55’inin ise özmülk + kiralanan + ortağa
alınan arazi üzerinde tarımsal üretim yaptıkları
tespit edilmiştir (Çizelge 5).
Çizelge 5. İncelenen İşletmelerde Arazi Mülkiyet
Durumu
ARAZİ MÜLKİYET Frekans
Oran
Ortalama
DURUMU
(adet)
(%)
(da)
Sadece Özmülk
29
43.94
53.55
Sadece Kira
1
1.51
5.00
Özmülk+Ortak
16
24.24
79.91
Özmülk+Kira
17
25.76
47.38
Özmülk+Ortak+Kira
3
4.55
118.33
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
60.56
Araştırma kapsamındaki işletmelerde arazi
genişlikleri incelendiğinde; %37.88’inin 51 da
ve üzeri (114.02 da/işletme), %33.33’ünün 2650 da arası (37.07 da/işletme) ve %28.79’unun
ise 25 da ve daha düşük araziye (17.42
da/işletme) sahip oldukları saptanmıştır
(Çizelge 6). Genel itibariyle işletme başına
düşen ortalama arazi genişliği 60.56 da’dır.
Çizelge 6. İncelenen İşletmelerde Arazi Genişliği
ARAZİ
Frekans
Oran Ortalama
GENİŞLİĞİ (da)
(adet)
(%)
(da)
0 – 25
19
28.79
17.42
26 – 50
22
33.33
37.07
51 – +
25
37.88
114.02
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
60.56
İncelenen işletmelerde tarımsal girdi
temini için %22.73 ile 5000 TL, %25.76 ile
5001-7500 TL arası, %21.21 ile 7501-10000
TL arası ve %30.30 ile de 10000 TL’den daha
fazla yıllık ortalama harcama yapıldığı tespit
edilmiştir (Çizelge 7). Araştırma kapsamındaki
işletmelerde işletme başına yıllık harcama
miktarı ortalama 8453.03 TL’dir.
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
Çizelge 7. İncelenen İşletmelerde Tarımsal Girdi İçin
Harcama Tutarı
GİRDİ HARCAMA
Frekans
Oran
Ortalama
TUTARI (TL/yıl)
(adet)
(%)
(TL)
0 – 5000
15
22.73
3060.07
5001 – 7500
17
25.76
6124.71
7501 – 10000
14
21.21
8769.93
10001 – +
20
30.30 14255.00
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
8453.03
İncelenen işletmelerde farklı üretim
faaliyetlerinin yer almasından dolayı elde edilen
gelir de değişiklik göstermektedir. İşletmelerin
%37.88’inin 12500 TL/yıl’dan daha az,
%27.27’sinin 12501-25000 TL/yıl arası ve
%34.85’inin ise 25001 TL/yıl’dan daha fazla
tarımsal ürün satış geliri elde ettiği saptanmıştır
(Çizelge 8). İşletme başına elde edilen yıllık
tarımsal ürün satış tutarı 20395.64 TL’dir.
Çizelge 8. İncelenen İşletmelerde Tarımsal Satış Tutarı
TARIMSAL SATIŞ
Frekans
Oran
Ortalama
TUTARI (TL/yıl)
(adet)
(%)
(TL)
0 – 12500
25
37.88 6982.60
12501 – 25000
18
27.27 18369.06
25001 – +
23
34.85 36561.05
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
- 20395.64
İncelenen işletmelerin %43.94’ü tarım dışı
faaliyetlerden gelir elde etmekte olup, bu değer
işletme başına 9086.90 TL’dir.
Araştırma kapsamındaki işletmelerde en
fazla satın alınan girdi motorin (%100.00) olup,
bunu sırasıyla %98.48 ile bitki ve hayvan
ilaçları, %93.94 ile kimyevi gübre, %66.67 ile
kesif (fabrika) yem, %59.09 ile tohum-fide,
%22.73 ile diğer hayvan yemleri, %21.21 ile de
çiftlik gübresi takip etmektedir (Çizelge 9).
Çizelge 9. İncelenen İşletmelerde Satın Alınan
Tarımsal Girdiler*
Frekans Oran
TARIMSAL GİRDİLER
(adet)
(%)
Tohum-fide
39
59.09
Kimyevi gübre
62
93.94
Çiftlik gübresi
14
21.21
Motorin
66
100.00
Hayvan yemi (yem fabrikasında
44
66.67
üretilen)
Hayvan yemi (silaj, ot, saman vs.)
15
22.73
Bitki ve hayvan ilaçları
65
98.48
* Birden fazla şık işaretlendiğinden dolayı, toplam %100.00’ü aşmaktadır.
3.2. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Sosyal
Katılım ve Çevresel İlişkileri
İncelenen işletmelerin yoğun olarak İl/İlçe
Tarım Müdürlükleri, T.C. Ziraat Bankası ve
diğer bankalarla azımsanmayacak bir ilişki
içerisinde oldukları saptanmıştır (Çizelge 10).
İşletmelerin
%56.06’sı
İl/İlçe
Tarım
Müdürlükleri, %53.03’ü T.C. Ziraat Bankası ve
%62.12’si ise diğer bankaları yılda 3’ten daha
fazla ziyaret etmektedirler. Buna karşın,
kooperatif ve üretici birlikleri ile irtibat düşük
düzeyde olup, %84.85’i Üretici Birliklerini,
%51.51’i Pancar Ekicileri Kooperatifini ve
%50.00’si ise Tarım Kredi Kooperatiflerini hiç
ziyaret etmediklerini ifade etmişlerdir.
Çizelge 10. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Tarımsal Kuruluşları Ziyaret Etme Sıklığı
ZİYARET ETME SIKLIĞI
TARIMSAL
Hiç
Yılda 1 kez
Yılda 2 kez
Yılda 3 kez
KURULUŞLAR
Frekans Oran Frekans Oran Frekans Oran Frekans Oran
(adet)
(%)
(adet)
(%)
(adet)
(%)
(adet)
(%)
Tarım İl/İlçe Müd.
9
13.64
4
6.06
6
9.09
10
15.15
T.C. Ziraat Bankası
15
22.73
4
6.06
7
10.61
5
7.57
Diğer Bankalar
12
18.18
3
4.55
6
9.09
4
6.06
Tarım Kredi Koop.
33
50.00
1
1.51
4
6.06
3
4.55
Pancar Ekicileri Koop.
34
51.51
2
3.03
3
4.55
2
3.03
Üretici Birlikleri
56
84.85
4
6.06
0
0.00
0
0.00
Diğer Koop./Birlikler
64
96.97
0
0.00
0
0.00
0
0.00
İncelenen
işletmelerde
çiftçilerin
%40.91’inin haftada 2-3 kez, %28.79’unun her
gün, %19.70’inin haftada 1 kez, %7.57’sinin 15
günde 1 kez ve %3.03’ünün ise ayda 1 kez
şehre gittikleri belirlenmiştir. Çiftçilerin şehre
gitme nedenleri çok çeşitli olup, bunlar; %75.76
ile gıda ve giyim ihtiyaçları temini, %39.39 ile
Yılda 3’ten fazla
TOPLAM
Frekans Oran Frekans Oran
(adet)
(%)
(adet)
(%)
37
56.06
66
100.00
35
53.03
66
100.00
41
62.12
66
100.00
25
37.88
66
100.00
25
37.88
66
100.00
6
9.09
66
100.00
2
3.03
66
100.00
akraba-eş-dost ziyareti, %28.79 ile hastaneye
gitme-ilaç alma, %27.27 ile resmi işler, %21.21
ile ürün pazarlama, %7.58 ile çalışma, %12.12
ile ise nedensiz olarak saptanmıştır.
Anket uygulanan çiftçilerin büyük
çoğunluğunun (%80.30) köy ya da beldede
herhangi bir idari görevlerinin bulunmadığı
219
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi
belirlenmiş olup, idari bir görevi bulunan
(%19.70) kişilerin ise %53.85’i aza, %38.46’sı
muhtar ve %7.69’u ise belediye encümeni
olarak görev yaptıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca
görüşülen çiftçilerin %22.73’ünün dernek, vakıf
ve parti üyelikleri bulunmaktadır. İncelenen
işletmelerin
kitle
iletişim
araçlarını
kullanmalarına yönelik ilginç bulgular elde
edilmiştir. Çiftçilerin %87.88’i hiç sinemaya
gitmediklerini ifade ederlerken, %6.06’sı 1 kez,
%4.55’i 3 kez ve %1.51’i ise 2 kez sinemaya
gittiklerini
belirtmişlerdir.
Kişilerin
%89.39’unun her gün televizyon izledikleri
tespit edilmiş iken arada-sırada izleyenlerin
oranı %9.09 ve haftada 1-2 kez izleyenlerin
oranı ise %1.52’dir. Çiftçilerin çoğunluğu
(%60.61) radyo dinlemediklerini, %31.82’si
arada-sırada ve %7.57’si ise her gün radyo
dinlediklerini ifade etmişlerdir.
Ankete katılan çiftçilerin çoğunluğunun
gazete, dergi, broşür gibi basılı yayınları
okumadıkları belirlenmiştir. Öyle ki, kişilerin
%40.91’inin hiç gazete okumadıkları, diğer
yandan %56.06’sının arada-sırada, %3.03’ünün
ise her gün gazete okudukları tespit edilmiştir.
Benzer şekilde, çiftçilerin %74.24’ünün hiç
dergi ve broşür okumadıkları, buna karşın
%24.24’ünün arada-sırada, %1.52’sinin ise her
gün okudukları saptanmıştır. Çiftçilerin
%84.85’i evlerinde bilgisayar bulunmadığını
beyan etmişlerdir. Evlerinde bilgisayar bulunan
(%15.15) kişilerin %60.00’ında internet olduğu
saptanmıştır. İnternetin daha çok evdeki
öğrenciler tarafından ders, ödev vs. amaçlarla
kullanıldığı belirlenmiştir. Evlerinde internet
bulunan çiftçilerin %50.00’si her gün ve diğer
%50.00’si ise haftada 1-2 kez sıklıkla internet
kullanıldığını ifade etmişlerdir.
3.3. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Kredi
Kartı Kullanımları
İncelenen
işletmelerdeki
çiftçilerin
%54.55’inin kredi kartına (çiftçi kredi kartı
hariç) sahip oldukları belirlenmiştir.
Çiftçiler birçok nedenle kredi kartı
kullanmadıklarını ifade etmişlerdir. Kredi kartı
kullanmayan çiftçiler bunun nedenlerini;
%43.33 ile kredi kartı edinmeyi veya
kullanmayı hiç düşünmeme, %16.67 ile kredi
kartı konusunda mağdur olan insanların
durumlarından etkilenme, %13.33 ile bankanın
istediği şartları yerine getirememe, %6.67 ile
220
sabit bir geliri olmadığı için kredi kartı borcunu
ödeyemeyeceği endişesi, %6.67 ile kredi kartını
gereksiz bulma, %3.33 ile kredi kartını
kullanmayı hiç bilmeme, %3.33 ile kredi
kartının harcama yapmayı teşvik ettiğini
düşünme, %3.33 ile kredi kartı faiz oranının
yüksek olması ve %3.33 ile de çocuklarının
kredi kartı olduğu için kendisinin alma ihtiyacı
hissetmemesi olarak belirtmişlerdir.
Araştırma
kapsamındaki
çiftçilerin
tamamı, bankaların çiftçilere yönelik hizmete
sundukları tarımsal girdi temin etme amacı ile
kullanabilecekleri kredi kartına (çiftçi kredi
kartı) sahiptirler. Kişilerin %92.42’sinde bu
kredi kartlarından sadece 1 adet, %7.58’sinde
ise 2 adet bulunduğu saptanmıştır. Kişilerin
ailelerinde kendilerinden başka hiç kimsede
kredi kartının bulunmadığı da saptanmıştır.
İncelenen işletmelerde çiftçilerin %15.15’i
tarımsal girdi temini amaçlı kredi kartını gerekli
görürken, %84.85 gibi büyük bir çoğunluğu ise
bu tip kredi kartını gerekli görmemektedirler.
Kredi kartının gerekli görülme nedenleri;
%96.43 ile nakit para olmadığı zaman tarımsal
girdi temininde (özellikle motorin) ve nakit
para
çekiminde
(kullanmada)
kolaylık
sağlaması, %3.57 ile ise başkalarından borç
isteme alışkanlığının olmaması olarak tespit
edilmiştir. Kredi kartının gerekli görülmeme
nedenleri ise; faiz oranının yüksek olması
(%50.00), kredi kartı limitinin yetersiz olması
(%20.00), kredi kartı kullanımının faizsiz
olduğunun söylenmesine karşın yıllık ücret,
sigorta vs. şekilde ücret talep edilmesi
(%10.00), kredi kartının nasıl kullanılacağını
bilememe (%10.00) ve zamanında borcu
ödeyememe endişesidir (%10.00). Çiftçilerin
sahip oldukları kredi kartının limitlerinin;
%39.39 ile 1501-2500 TL arası, %34.85 ile
2501 TL ve daha fazla, %25.76 ile de 1500 TL
ve daha aşağı olduğu ifade edilmiştir (Çizelge
11). Ortalama kredi kartı limiti 3033.33 TL’dir.
Çizelge 11. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Kredi
Kartı Limitleri
KART
Frekans
Oran
Ortalama
LİMİTLERİ (TL)
(adet)
(%)
(TL)
0 – 1500
17
25.76
1170.59
1501 – 2500
26
39.39
2134.62
2501 – +
23
34.85
5426.09
TOPLAM
66
100.00
ORTALAMA
3033.33
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
Çiftçilerin yıllık ortalama kredi kartı
kullanım tutarları 4581.06 TL’dir. Çiftçilerin
%24.24’ü kredi kartı sahibi olduktan ve
kullanmaya başladıktan sonra harcamalarında
artış olduğunu, %75.76’sı ise herhangi bir
değişikliğin olmadığını belirtmişlerdir.
Çiftçilerin %83.33’ü tarımsal girdi temini
amaçlı kullanılan kredi kartının sağladığı
imkânları ya da kolaylıkları bildiklerini ifade
etmişlerdir.
Bilinen bu imkânlar ya da kolaylıklar;
%87.27 ile satın alınan motorin bedelinin
faizsiz olarak belli bir süre sonra ödenebilmesi,
%38.18 ile nakit çekim imkânı ve %9.09 ile de
motorin dışında kalan diğer tarımsal girdi
alımlarında kolaylık sağlamasıdır.
İncelenen
işletmelerde
çiftçilerin
%77.27’si kredi kartı için bankanın talep ettiği
şartları (kefil, ÇKS belgesi, hayvan soy kütüğü
belgesi, kişinin üzerine kayıtlı arazi için tapu
kaydı gibi) bildiklerini ifade etmişlerdir.
Çiftçilerin kredi kartı ile ilgili bilgileri
birçok
farklı
kaynaktan
öğrendikleri
saptanmıştır. Çiftçilerin %46.97’si dostarkadaş, %28.79’u televizyon, %24.24’ü banka
yetkililerinin köyde yaptıkları toplantılar,
%21.21’i köyde daha önce kredi kartını
edinenler veya kullananlar, %10.61’i köyde ya
da köy yakınında hizmet veren memurlar,
%7.58’i köyün ileri gelenleri, %3.03’ü tarımsal
birlik yetkilileri ve %3.03’ü ise bankaya
gidildiğinde banka yetkilileri aracılığıyla kredi
kartı hakkında bilgilerinin olduğunu ve kredi
kartı edindikleri ifade etmişlerdir.
Kredi kartının temin edilme şekli
incelendiğinde;
çiftçilerin
%78.79’unun
bankaya
kendilerinin
müracaat
etmesi,
%15.15’inin banka yetkililerinin kendilerini
bulması, %3.03’ünün ortağı-üyesi bulunduğu
kooperatif-birlik aracılığı ve %3.03’ü ise başka
bir iş için bankaya gidildiğinde önerilmesi
sonucu kredi kartını aldıkları belirlenmiştir.
Ankete
katılan
çiftçilerin
büyük
çoğunluğunun (%81.82) kredi kartı faiz
oranlarından haberdar olmadıkları (kredi kartı
borcunun zamanında ödenmesi, bankadan bilgi
talep edilmemesi, kredi kartının alınması ile
faizin de peşinen kabullenilmiş olduğu
düşüncesi, faiz oranlarının merak edilmemesi
gibi nedenlerle) saptanmıştır.
Çiftçilerin yaklaşık yarısı (%51.52) kredi
kartından nakit çekim yaptıklarını ifade
ederlerken, ortalama yıllık nakit çekim tutarının
2745.59 TL olduğu saptanmıştır.
Çiftçilerin kredi kartını; %86.36 ile
akaryakıt, %36.36 ile kimyevi gübre, %13.64
ile tarımsal ilaç, %7.58 ile hayvan yemi ve
%1.52 ile tarımsal araç-gereç satın almada,
%51.52 ile de nakit çekim yapmada
kullandıkları tespit edilmiştir. Bunun yanında,
çiftçilerin %42.42’si kredi kartını tarımsal
amaçlı ihtiyaçları haricinde de kullandıklarını
ifade etmişlerdir. Kredi kartını bu şekilde
kullanan
kişilerin
%64.29’unun
kişisel
borçlarını ödeme, %32.14’ünün ev ihtiyaçlarını
karşılama ve %21.43’ünün ise çeşitli ihtiyaçları
karşılamak gibi nedenlerle kredi kartını amacı
dışında kullandıkları belirlenmiştir.
Çiftçilerin; %30.30’unun ayda 1 kez,
%25.76’sının yılda 2-3 kez, %19.70’inin yılda
4-5 kez, %13.64’ünün yılda 1 kez, %7.58’inin
ayda 1-5 kez ve %3.03’ünün ise ayda 6-10 kez
kredi kartını kullandıkları belirlenmiştir.
Çiftçilerin kredi kartı kullanmalarında
etkili olan faktörler; faizsiz girdi sağlama
kolaylığı ve hasat sonrası ödeme yapma imkânı
(%83.33), başkalarından nakit borç para alma
alışkanlığının olmaması ve kartın sağladığı
nakit para çekme kolaylığı (%59.09), nakit para
olmadığı zaman alışveriş yapabilme imkânı
sağlaması (%53.03), diğer kurumsallaşmış veya
kurumsallaşmamış kredi kaynaklarını tercih
etmekten vazgeçilmesi (%12.12), tarımsal
harcamaların
toplulaştırabilmesine
olanak
sağlaması (%10.61) ve bankanın sunduğu diğer
imkânlardan faydalanabilmek (%4.55) olarak
tespit edilmiştir.
Ankete katılan çiftçiler tarımsal girdi
temini amaçlı kredi kartı kullanımı konusunda
yukarıda bahsedilen birçok avantajın olmasına
karşın; kredi kartının sadece anlaşmalı
işletmelerde kullanılabilmesi, limitlerin yetersiz
oluşu, nakit çekim faiz oranlarının yüksekliği,
devamlı borçlu olmanın verebileceği psikolojik
baskı, sigorta-yıllık kart ücreti gibi isimler
altında ekstra ücret talep edilmesi, bankanın
talep ettiği evrakları her yıl istemesi gibi
dezavantajlarının da olduğunu belirtmişlerdir.
221
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi
3.4. İncelenen İşletmelerde Sosyo-Ekonomik
Özellikleri İle Kredi Kartı Kullanımı
Arasındaki İlişkinin Analizi
Araştırmada, çiftçilerin sosyo-ekonomik
özelliklerinin kredi kartı kullanım tutarları
üzerinde etkili olacağı düşünülmüştür.
İncelenen işletmelerdeki çiftçilerin kredi
kartı kullanım tutarlarının çiftçilerin yaşları
bakımından bir ayrım gösterip göstermediğini
belirleyebilmek amacıyla yapılan varyans
analizinin sonuçları Çizelge 12’de verilmiştir.
Varyans analizi sonuçlarına göre; gruplar
arasındaki fark istatistiksel olarak %1
düzeyinde önemli olup (P=0.009), çiftçilerin
yaş gruplarının yıllık ortalama kredi kartı
yaşının kredi kartı kullanım tutarı bakımından
önemli bir faktör olduğu söylenebilir.
Çizelge 12. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Yaşlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin
Varyans Analizi Sonuçları
YAŞ (yıl)
25 – 40
41 - 50
51 - +
Gözlem Sayısı (adet)
19
22
25
Ortalama Tutar (TL)
7500.00
4072.73
2810.00
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
2 (k-1)
245985189.39
122992594.70
5.048
Grup içi (TL)
63 (N-k)
1534873636.36
24363073.59
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
LSD KONTROL TABLOSU
KARŞILAŞTIRILAN
Ortalamalar
Grup Ortalamasındaki
P
Sonuç
GRUPLAR
Farkı
Farkın Standart Hatası
25 – 40 / 41 - 50
3427.272
1545.858
0.030
Önemli
25 – 40 / 51 - +
4690.000
1502.261
0.003
Önemli
41 – 50 / 51 - +
1262.727
1442.891
0.385
Önemsiz
İncelenen işletmelerde kredi kartı kullanan
çiftçilerin mesleki deneyimleri bakımından
gruplar arası fark olup olmadığının belirlenmesi
amacıyla yapılan varyans analizi sonuçlarına
göre; gruplar arasındaki farkın istatistiksel
olarak önemli olmadığı (P=0.223), mesleki
deneyimin kredi kartı kullanım tutarlarında
etkili olmadığı söylenebilir (Çizelge 13).
Çizelge 13. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Mesleki Deneyimlerine Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına
İlişkin Varyans Analizi Sonuçları
MESLEKİ DENEYİM (yıl)
10 – 20
21 – 35
36 – +
Gözlem Sayısı (adet)
18
24
24
Ortalama Tutar (TL)
6083.33
4766.67
3268.75
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
2 (k-1)
82781429.92
41390714.96
1.536
Grup içi (TL)
63 (N-k)
1698077395.83
26953609.46
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
İncelenen işletmelerdeki çiftçilerin eğitim
durumlarına göre kredi kartı kullanım
tutarlarının istatistiksel bakımdan bir farkın
olup olmadığını saptamak için yapılan varyans
analizi sonuçlarına göre; gruplar arası farkın
222
istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.240),
çiftçilerin eğitim durumlarının yıllık kredi kartı
kullanım tutarlarında etkisinin olmadığı
saptanmıştır (Çizelge 14).
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
Çizelge 14. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Eğitim Durumlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına
İlişkin Varyans Analizi Sonuçları
EĞİTİM DURUMU
İlkokul ve Öncesi
Ortaokul ve Sonrası
Gözlem Sayısı (adet)
51
15
Ortalama Tutar (TL)
4167.65
5986.67
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
1 (k-1)
38352374.78
38352374.78
1.409
Grup içi (TL)
64 (N-k)
1742506450.98
27226663.29
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
Araştırma kapsamında anket uygulanan
çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarları ile
ailedeki birey sayıları bakımından gruplar arası
fark olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla
varyans analizi yapılmıştır (Çizelge 15).
İncelenen işletmelerde çiftçilerin kredi kartı
kullanım tutarları ile ailedeki birey sayılarına
göre istatistiksel bakımdan bir farkın olup
olmadığını belirlemek amacıyla yapılan varyans
analizi sonucuna göre; gruplar arasındaki farkın
istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.234),
diğer bir ifadeyle ailedeki birey sayılarına göre
oluşturulan grupların kredi kartı kullanım
tutarlarında etkili olmadığı ifade edilebilir.
Çizelge 15. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Ailelerindeki Birey Sayılarına Göre Kredi Kartı Kullanım
Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları
AİLEDEKİ BİREY SAYISI (kişi)
2–4
5–6
7–+
Gözlem Sayısı (adet)
18
21
27
Ortalama Tutar (TL)
3338.89
6109.52
4220.37
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
2 (k-1)
80346656.45
40173328.23
1.488
Grup içi (TL)
63 (N-k)
1700512169.31
26992256.66
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
İncelenen işletmelerde arazi genişlikleri ile
kredi kartı kullanım tutarı bakımından
istatistiksel bir farklılık gösterip göstermediğini
ortaya koymak amacıyla yapılan varyans analizi
sonuçlarına göre; gruplar arası farkın
istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.364)
ve arazi genişliğinin yıllık ortalama kredi kartı
kullanım tutarlarında etkisinin olmadığı
belirlenmiştir (Çizelge 16).
Çizelge 16. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Arazi Genişliğine Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına
İlişkin Varyans Analizi Sonuçları
ARAZİ VARLIKLARI (da)
0 – 25
26 - 50
51 - +
Gözlem Sayısı (adet)
19
22
25
Ortalama Tutar (TL)
3131.58
5113.64
5214.00
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
2 (k-1)
56174264.04
28087132.02
1.026
Grup içi (TL)
63 (N-k)
1724684561.72
27375945.42
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
223
Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi
İncelenen işletmelerde çiftçilerin kredi
kartı kullanım tutarlarına göre tarımsal girdi
kullanım tutarları bakımından gruplar arası fark
olup olmadığının saptanması amacıyla varyans
analizi yapılmış ve sonuçlar Çizelge 17’de
verilmiştir. Bu amaçla yapılan varyans analizi
sonucuna göre, gruplar arasındaki farkın
istatistiksel olarak önemli olmadığı (P= 0.460)
belirlenmiştir.
Çizelge 17. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Tarımsal Girdi Kullanım Tutarlarına Göre Kredi Kartı
Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları
TARIMSAL GİRDİ KULLANIM TUTARLARI (TL)
0 - 5000
5001 - 7500
7501 - 10000
10001 - +
Gözlem Sayısı (adet)
15
17
14
20
Ortalama Tutar (TL)
3316.67
5488.24
3492.86
5520.00
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
3 (k-1)
72181559.65
24060519.88
0.873
Grup içi (TL)
62 (N-k)
1708677266.11
27559310.74
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
İncelenen işletmelerde çiftçilerin yıllık
ortalama kredi kartı kullanım tutarlarının
tarımsal satış tutarları bakımından bir farklılık
gösterip
göstermediğini
belirleyebilmek
amacıyla varyans analizi yapılmıştır (Çizelge
18). Varyans analizinden elde edilen sonuçlara
göre, gruplar arasındaki farkın istatistiksel
olarak %10 düzeyinde önemli olduğu (P=0.070)
saptanmıştır. Tarımsal satış tutarları, kredi kartı
kullanım tutarları bakımından önemli bir faktör
olarak belirlenmiştir.
Çizelge 18. Çiftçilerin Tarımsal Satış Tutarlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans
Analizi Sonuçları
TARIMSAL SATIŞ TUTARLARI (TL)
0 - 12500
12501 - 25000
25001 - +
Gözlem Sayısı (adet)
25
18
23
Ortalama Tutar (TL)
4652.00
2422.22
6193.48
VARYANS ANALİZİ TABLOSU
Serbestlik
Kareler
Kareler
FARKLILIĞIN KAYNAĞI
F
Derecesi
Toplamı
Ortalaması
Gruplar arası (TL)
2 (k-1)
143813792.91
71906896.45
2.767
Grup içi (TL)
63 (N-k)
1637045032.85
25984841.79
TOPLAM (TL)
65 (N-1)
1780858825.76
LSD KONTROL TABLOSU
KARŞILAŞTIRILAN
Ortalamalar
Grup Ortalamasındaki
P
Sonuç
GRUPLAR
Farkı
Farkın Standart Hatası
0 - 12500 / 12501 - 25000
2229.78
1575.75
0.162
Önemsiz
0 - 12500 / 25001 - +
-1541.48
1472.81
0.299
Önemsiz
12501 – 25000 / 25001 - +
-3771.26
1604.18
0.022
Önemli
Kredi kartı kullanım tutarları ile çiftçilerin
tarımsal satış tutarı grupları arasında %10 önem
düzeyine göre saptanan farklılığın hangi
gruptan kaynaklandığı LSD kontrolü ile ortaya
konulmuştur.
LSD
kontrol
tablosunda
görüldüğü gibi, 12501-25000 TL arası ile
25001 TL’den daha fazla tarımsal satış tutarı
olan çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarları
224
arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur.
Buna karşın, karşılaştırılan diğer gruplar
arasında anlamlı bir fark olmadığı söylenebilir.
4. Sonuç
Araştırmada,
çiftçilerin
tamamının
bankalar tarafından tarımsal girdi temininde
kullanılabilecek nitelikte olan kredi kartlarına
M.SAYILI, F.ADIGÜZEL
sahip oldukları belirlenmiştir. İncelenen
işletmelerde çiftçilerin sahip oldukları kredi
kartlarının çoğunlukla amacı doğrultusunda
kullanıldığı saptanmıştır.
Araştırmada kredi kartı kullanımının
çiftçiler arasında yaygınlaştığı saptanmıştır.
Bunda;
borç
bulabilme
kaynaklarının
yetersizliği/sınırlılığı, borcu hasat zamanına
erteleme imkânı, nakit para yerine kolaylıkla
kullanılabilmesi,
bankanın
sunduğu
imkânlardan yararlanma gibi faktörlerin etkili
olduğu belirlenmiştir. Kredi kartına sahip
olmanın veya kullanmanın birçok dezavantajı
olduğunu belirten çiftçiler de mevcuttur.
Çiftçilerin
bazı
sosyo-ekonomik
özelliklerinin kredi kartı kullanım tutarları
üzerine etkilerini ortaya koymak amacıyla
yapılan varyans analizi sonucuna göre; kredi
kartı kullanım tutarında yaş ve tarımsal satış
tutarının etkili, buna karşın mesleki deneyim,
eğitim durumu, ailedeki birey sayısı, arazi
büyüklüğü ve tarımsal girdi kullanım tutarının
ise etkili olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kaynaklar
Artukoğlu, M.M., 1993. Tarımsal Kredinin Tarım
Sektörünün Gelişmesindeki Önemi ve Manisa
Merkez İlçe Tarım İşletmelerinde Tarımsal Kredi
Kullanımının Analizi. Ege Üniversitesi Fen
Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı,
Yayınlanmamış Doktora Tezi, Bornova, İzmir.
Bülbül, M., 2006. Tarımsal İşletmelerin Finansmanı.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım
Ekonomisi Bölümü, Ankara.
Dixon, W.J. and Massey, F.J., 1969. Introduction to
Statistical Analysis. Student Edition. McGraw-Hill
Book Company, Kogakasha.
İspir, C., 1992. Ceyhan Yöresinde (Irmaklı Köyünde)
Tarımsal Kredi Kullanımı ve Sorunları. Çukurova
Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım
Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Adana.
Kükrer, N., 2006. Kredi Kartı Kullanımını Etkileyen
Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Burdur İli
Örneği. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta.
Özcan, S., 2009. Antalya İli Kaş İlçesi’ndeki Çiftçilerin
T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’den Tarımsal Amaçlı Kredi
Kullanımlarını Etkileyen Faktörler. Kahramanmaraş
Sütçü İmam Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü
Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş.
Sayın, T., 1969. Ziraat Bankasında ve Tarım Kredi
Kooperatiflerinde Zirai Kredilerden İstifade Şartları.
Ankara.
Sokal, R.R. and Rohlf, F., 1969. Biometry, the Principles
and Practice of Statistics in Biological Research. W.
H. Freeman and Company, San Fracisco.
Tekin, V.N., 2009. SPSS Uygulamalı İstatistik Teknikleri.
Seçkin Yayıncılık, Ankara.
Vural, A. ve Kılıç, İ., 2005. Bilimsel Araştırma Süreci ve
SPSS ile Veri Analizi. Detay Yayınları, Ankara.
Yılmaz, E., 2000, Türkiye’de Kredi Kartı Uygulaması ve
Ekonomik Etkileri. İstanbul.
225

Benzer belgeler

Makaleyi Yazdır

Makaleyi Yazdır A.UZUN, K. KEVSEROĞLU, S.YILMAZ

Detaylı

7. Ulusal Zootekni Öğrenci Kongresi

7. Ulusal Zootekni Öğrenci Kongresi Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar……………………………………………………………. H.KİBAR, T.ÖZTÜRK

Detaylı