Sarı sendikacılık, esasen patrondan yana

Transkript

Sarı sendikacılık, esasen patrondan yana
“10 Aralýk 2011 Dünya Ýnsan Haklarý Günü” ile de ayný
günü paylaþan “1.Uluslararasý Hacýbektaþ Aþure Günü” etkinliði,
dünyanýn farklý ülkelerinden ve ülkemizin çeþitli illerinden gelen
deðiþik inançlara mensup gruplarla gerçekleþti.
Baþbakanlýk Tanýtma Fonu ve Kültür ve Turizm Bakanlýðý’nýn
katkýlarý ile Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði tarafýndan
düzenlenen, sunuculuðunu ABF Yönetim Kurulu üyesi Kemal
BÜLBÜL’ün yaptýðý etkinlik, Saat 10.00’ da Hacý Bektaþ Veli
Kültür Merkezi büyük salonunda Hasan KILAVUZ Dede’nin
tanýtýldý.Çerað uyandýrma töreni ve semah ile baþlayan etkinlik
ardýndan yurtdýþýndan gelen konuklar tanýtýldý.
Gelen konuklar arasýnda, Arnavutluk Bektaþileri Dede Babasý
Edmond MONDÝ, Azerbaycan’dan Doç. Dr. Nazakat
HÜSEYÝNOVA, Akbar YOLCHUYEV, yine Azerbaycan’dan
Akbar AKBARZADEH, Kuzey Irak Parlamento üyesi Fevzi
Ýkram SAMEEN, Irak’tan Shamseddin S.KHÝDER ... 3’DE
Nihat Matkap, AKP’nýn Devletin bütün kurumlarýný ele geçirme
gibi bir düþüncesinin olduðunu savunan Matkap, "Ne baðýmsýz
yargý kaldý ne de üniversite. Tüm toplum stres içinde. Yargýsýz
infazla içeride yatan suçsuz gazeteciler. Medya mensuplarýný
ayaðýna çaðýrarak, yanlýþ yapaný vergi tehditleriyle susturdular.
Bunlarýn yanlýþlarýný yazacak gazeteci kalmadý. Hepsini bir þekilde
susturdular. Kimini içeri týkarak, yargýsýz infaz yaparak. Dýþ
politikamýz, ABD odaklý. Oradan icazet alarak, bugünkü olumsuz
ortamý yarattýlar. Komþularýmýzla, olan iyi iliþkilerimiz bugün
itibarýyla, hepinizin malumu, sýnýrlar kapatýldý. Bölge insanlarýmýz
maðdur, daha düne kadar vizesiz geçiþ anlaþmalarý imzalayan
hükümet, Washington'dan aldýðý icazet gereði iliþkimizi bugünkü
hale getirdi. Biz CHP olarak gerek Irak gerek Suriye'nin toprak
bütünlüðünden yanayýz." Dedi.
Ankara’da 11. Aðýr Ceza Mahkemesinde ilk duruþmasý gerçekleþen
Hopa davasýnda tutuklu yargýlanan 22 kiþi için tahliye kararýnýn çýkmasý
sevinçle karþýlanýrken, mahkeme tutanaklarýna geçirilen ifadelerdeki kötü
muamele, dayak, taciz gibi uygulamalar hakkýnda nasýl bir soruþturma
yürütüleceði merak konusu.
31 Mayýsta Hopa’da yaþanan ve Metin Lokumcu’nun ölümüyle
sonuçlanan polis saldýrýsýnýn Ankara’daki protesto gösterilerinde ve ardýndan
düzenlenen ev baskýnlarýnda gözaltýna alýnan 22’si tutuklu 28 kiþi hakkýnda
açýlan dava “Olaylara müdahalede, gözaltýna alýnma esnasýnda ve gözaltý
süresince polisler tarafýndan uygulanan sözlü ve fiziksel iþkence”yi de
gözler önüne serdi. Hopa davasýnda yargýlananlarýn aileleri de, “Saçlarýnýn
teline kýyamayýz”
Takvimini 2–18 Aralýk olarak açýklayan
ve sinemasal yolculuðuna bu yýl Ankara,
Sinop ve Ýzmir’i dâhil edecek olan 17. Gezici
Festival’in dikkat çeken bölümlerinden biri,
“Zeki Demirkubuz’un Kýskandýðý Amerikan
Filmleri” baþlýðýný taþýmakta. Basýn
bülteninde yer alan ifadelere göre, “Tek tek
örnekler açýsýndan bakýldýðýnda, sinemanýn
en üst, en ideal ve aþkýn halinin, Bresson,
Bergman, Tarkovski, Antonioni, Ozu, Satrajit
Ray gibi yönetmenler ve filmleri” olduðunu
söyleyen Demirkubuz, bir yandan da
“sinema sanatýnýn temel unsurlarýnýn bir
bütünlük, hatta olgu halinde
gerçekleþebildiði, neredeyse vatan
duygusuna ulaþtýðý yer”in Amerika olduðunu
hatýrlatýyor.
1961 ile 1974 yýllarý arasýnda gündeme
Sarý sendikacýlýk, esasen patrondan yana
sendikanýn iþçi sýnýfýnýn hak ve özgürlükler
mücadelesini yürüten sendikalardan
farkýnýn belli olmasý için kullanýlan renk
idi. Alelacele kurduklarý ve takiyecilik
þimdiki kadar geliþmediði için patronlarýn
akýllarýna baþka çare gelmemiþ olmalý.
gelen dört “kýskanýlan” filmi merkeze
alacaðýmýz bu yazýda, Yeni Hollywood
Sinemasý’ný politik baðlamda hatýrlamak ve
tartýþmak istedik:
YENÝ HOLLYWOOD & YENÝ
WESTERN
Sürecin sinemasal karþýlýðý anlamýna
gelen ve klasik Hollywood imgelemiyle
hesaplaþmaya giren filmler, 60’larýn ikinci
yarýsýndan itibaren, en çok da westernler
aracýlýðýyla perdeye yansýmaya baþlar. Arthur
Penn, The Chase’de (1966), bir karnavala
dönüþtürülen katliamý onaylamaz ve
kahramanýnýn (High Noon misali) yýldýzýný
söküp atmasýna olanak tanýr; ama bir farkla:
Tepki, artýk sessiz yýðýnlara deðil, bu
manzarayý yaratan toplumsal dinamikleredir.
Devamý 5’DE
Memleketimiz ve yaþamakta olduðumuz hayatýn
griliðinden dem vuranlara üzülmeye baþladým son
günlerde. Aydýnlanmýþ bir þahsiyet olarak söyleyeyim
büyük bir yanýlgýnýn içindeler, hayatý boþu boþuna
kendilerine zehir ediyorlar. Zira içinden seçim yapmakta
zorlanacaðýnýz pek çok seçenek mevcuttur bu hayatta.
Memleketimiz “seç-beðen-al” üçlemesi için neredeyse
bir cennet. Ama görecek göz lazým, bakmasýný bileceksin.
Mesela ben. Hayatýn griliði ile seçeneksizlik arasýnda
yorulmuþ üzerimize gelip duran tutuklama ölüm iþkence,
aþaðýlama, hukuksuzluk, haksýzlýk, adaletsizlik dalgalarý
ile boðuþmaktaydým. Karamsarlýðýn devrimci kardeþi
ironiyle yorgun beynim, bana oyunlar oynamakta idi.
Bir yandan tutuklu öðrencilerin listesi, diðer yanda her
gün öldürülen kadýnlarýn listesi, diðer yanda sürüp giden
Hrant’ýn davasý, tutuklu gazetecilerin davalarý, Hopa
davasý, HES’lere, termik santrallere, madencilikle çevre
katliamý yapýlmasýna karþý çýkan diðer yerlerdeki davalar,
KCK tutuklamalarý ve davasý, Taciz davalarý ve
sayamadýðým diðerleri. Temel insan haklarý, hatta yaþama
hakký ihlalleri. “hukuk” adý altýnda sürüp giden garabetler
silsilesi. Ama þimdi seçme hakkýmýn olduðuna ve
seçeneklerden seçenek beðenmek arasýnda kaldýðým için
pek çok diðer kiþi gibi pek þýmardýðýma karar verdim.
Durum tam olarak þu; Mesela bir kadýn mýsýnýz? Kocanýz
tarafýndan rahatça öldürülme seçeneðiniz var.
Beðenmediniz mi? Toplu tecavüz verelim? Olmadý mý?
Mobbing olabilir mesela devlet destekli? Þortla
dolaþtýðýnýz için darp edilme, kýsa etek giydiðiniz için
her durumda suçlu olma gibi seçenekler de mevcut.
Herhangi bir þey mi yazmak istiyorsunuz? Evrimin
saçmalýðýný falan yazýn. Olmadý hoca efendinin
faziletlerinden dem vurun. Amma imam-ordu falan gibi
meselelere girmeme hürriyetiniz saklý. Ona dikkat edin.
Hala tutuklu deðilseniz baþka bir seçenek var. Þöyle ki,
daha önce söylediðimiz gibi davalar var! Hangi davadan
gitmek istersiniz? Ýþte seçme özgürlüðünüz! Düþününüz!
KCK davamýz var mesela. En þahanesinden. Ana dil,
barýþ, hayat , vicdani ret falan diyorsanýz. Ne bileyim
kimyasal silahla öldürülmüþ insanlar görünce dehþete
düþüyorsanýz. Olmadý, Ergenekon’a sokarýz. Ýþkence
yapanlarýn da, o iþkencecilerden iþkence görenlerin de,
gerçek gazetecilerin de yeri var o davada. Yahut Hopa
davasý var. Mesela “Çayda kotaya kontenjana hayýr”
dediðiniz felan olmuþsa çok uygun. Seçim mitingi
yapýlacak alanla, suyu ve hayatý savunmaya gelenlerin
toplandýðý alan arasýndan iki uluslar arasý, bir þehirler
arasý bir de þehir içi olmak üzere dört þerit yol varmýþ
ne gam. Gaz yemek, coplanmak, hatta Metin Lokumcu
gibi öldürülmek seçeneðiniz var. Hastane
merdivenlerinde havaya ateþ açýlmasý gibi huzur veren
hareketlere maruz kalabilirsiniz. Kürsülerden,
televizyonlardan ve baþbakanýn aðzýndan bir aþaðýlama
suçlama giriþimi bile gelebilir ölümünüzün ardýndan.
Ölmemiþseniz, önceden hazýr edilmiþ bir gözaltý listesine
göre toplanabilir, bu esnada þiddet görebilir, Erzurum
Adliyesi’ne de sevk edilebilirsiniz. Ankara’da bu durumu
protesto etmenizin ardýndan planlý þekilde kolunuzu
bacaðýnýzý kýrabilirler misal. Tüm bunlarla bir terör
örgütü de kurmak kolay. Rahatlýkla “terörist” olabilirsiniz
isterseniz. Hakim de yardýmcý olacaktýr size. Zira “henüz
bir terör örgütüne rastlayamamýþ” olabilir hakim. “ama
bu rastlayamayacaklarý anlamýna gelmez.” Hevesli
hâkimimize yardým için seçmeniz ve yahut evde
bulundurmanýz gereken malzemeler: kitap, doksana
doksan bir puþi-mümkünse bir gecekondu mahallesinde
boynunuza takýnýz-yasal bir parti bayraðý-tercihan sol
bir parti-davalar karýþmasýn, silah olarak da plastik
borular. Yapabileceðiniz bir takým eylemlerde var. Plastik
borulara pankart takmak, yumurta atmak, saç kestirmek,
afiþ asmak, þarký söylemek, yazý yazmak. Hepsi terörist
olmanýzýn garantisi. Hali hazýrda bunlarý yapýyorsanýz,
dedik ya, siz yalnýz davanýzý seçin. Gerisi biraz yaratýcýlýk,
biraz polis, savcý ve hakimin gayreti. Hah iþte biz buna
tam olarak “hukuk ve adalet” ve “bireyin seçme hürriyeti”
diyoruz. Yerseniz! Yemezseniz, 9 Aralýk’ta Ankara’ya
adliyenin önüne gidin. Sizin gibi teröristler, ana, baba,
çoluk çocuk, orada olacaklar çünkü!
Fatma Keskintimur
Ankara’da 11. Aðýr Ceza
Mahkemesinde ilk duruþmasý
gerçekleþen Hopa davasýnda tutuklu
yargýlanan 22 kiþi için tahliye kararýnýn
çýkmasý sevinçle karþýlanýrken,
mahkeme tutanaklarýna geçirilen
ifadelerdeki kötü muamele, dayak,
taciz gibi uygulamalar hakkýnda nasýl
bir soruþturma yürütüleceði merak
konusu.
31 Mayýsta Hopa’da yaþanan ve
Metin Lokumcu’nun ölümüyle
sonuçlanan polis saldýrýsýnýn
Ankara’daki protesto gösterilerinde ve
ardýndan düzenlenen ev baskýnlarýnda
gözaltýna alýnan 22’si tutuklu 28 kiþi
hakkýnda açýlan dava “Olaylara
müdahalede, gözaltýna alýnma
esnasýnda ve gözaltý süresince polisler
tarafýndan uygulanan sözlü ve fiziksel
iþkence”yi de gözler önüne serdi. Hopa
davasýnda yargýlananlarýn aileleri de,
“Saçlarýnýn teline kýyamayýz” dedikleri
çocuklarýnýn, gördükleri bu kötü
muamele ve ardýndan hayatlarýndan
çalýnan 6 ay için “Bütün bunlarýn
hesabýný kim verecek?” diye sordu.
‘TACÝZE UÐRADIM’
Sevgi Sönmez ifadesinde, çevik
kuvvet polisinin nasýl bir þiddet
uyguladýðýný açýða çýkardý:
“Beni bindirdikleri çevik kuvvet
otobüsünde kadýn polisler de olmasýna
raðmen, erkek polis ýsrarla yanýma
oturdu. Sözlü olarak baþladýðý tacize
bacaklarýmý okþayarak devam etti.
Ardýndan yüzümü yumrukladý. Yüzüm
morarmaya, þiþmeye baþlayýnca da
tekrar elini yüzüme sürerek ‘Sana artýk
kimse bakmaz’ gibi ifadelerle sözlü
tacize devam etti.”
Tutuksuz yargýlanan Hazal Kangal,
“Ben N.Ç’ye tecavüz etmedim, Metin
Lokumcu’yu da ben öldürmedim.
Sivas'ta, Madýmak Oteli'nin
yakýlmasý ve 37 kiþinin ölümüne iliþkin
ana davadan dosyalarý ayrýlan 7 sanýðýn
yargýlandýðý davanýn duruþmasý bir
kez daha ertelendi. Müþteki avukatlarý,
öldüðü kamuoyuna yansýyan kiþinin
sanýk Cafer Erçakmak olup olmadýðý
konusunda yeniden DNA testi
yapýlmasýný istedi. Ankara 11. Aðýr
Ceza Mahkemesi'ndeki duruþmaya
müþteki avukatlarý katýldý. Müþteki
N.Ç.’nin tecavüzcüleri bile 4 yýlla
yargýlanýrken bizim için 52 yýl
isteniyor. Benim rüyalarýma giriyor
bu” dedi. Ozan Gündoðdu yaralý olarak
hastanede olmasýna raðmen gözaltýna
alýnanlardan. Polis otobüsünde 5 saat
kadar iþkenceye uðradýklarýný ifade
eden Gündoðdu, “Birçoðumuz tanýklýk
ettik, ‘talimat var’ diyerek
dövüyorlardý. Çevik kuvvet polisinin
þahsi bir tavrý deðildi uygulanan, açýkça
talimat almýþlardý” dedi.
‘OZAN’IN ARKADAÞIYIM DÝYE
ALINDIM’
Ozan Gündoðdu’nun hastanede
olduðunu öðrenip yanýna giden Soner
Torlak, hastanede polis tarafýndan
gözaltýna alýndýðýný, sebebini
sorduðunda ise “Ozan’ýn arkadaþýsýn”
dendiðini belirtti. Gözaltý otobüslerinde
5 saat süreyle fiziksel ve sözlü þiddete
maruz kaldýklarýný belirten Torlak,
þikayetçi olduðu polisler hakkýnda 6
aydýr bir iþlem yapýlmadýðýný ya da
kendisine bilgi verilmediðini
hatýrlatarak þikayetini yineledi.
avukatlarýndan Þenal Sarýhan,
duruþmada söz alarak, bir süre önce
öldüðü kamuoyuna yansýyan sanýk
Cafer Erçakmak ile ilgili Adli Týp
Kurumu raporunun dosyaya ulaþtýðýný
belirtti.
Rapora göre, defnedilen kiþinin
Erçakmak olup olmadýðý konusunda,
Erçakmak'ýn oðlu Ergün Erçakmak ile
eþi Nuran Erçakmak'tan alýnan kan ve
doku örneklerinin DNA testlerinin
Can Türkyýlmaz, 31 Mayýs gününü
anlatýrken polisin “Servet’in intikamýný
alacaðýz” sözleriyle küfür ve el kol
iþaretleriyle tahrik ettiðini hatýrlattý.
Olaylarýn ardýndan ev baskýnlarý
esnasýnda gözaltýna alýnan
Türkyýlmaz’ýn babasý kanser hastasý
ve oðlunun alýnma biçiminden
fazlasýyla etkilenmiþ. Hakime, bu
þekilde muameleyi hak etmediklerini
söyleyen Türkyýlmaz, “Otomatik
silahlarla polisleri karþýsýnda gören
küçük kardeþim þimdi bana soruyor;
‘Abi, sen çýkýnca polisler yine evimizi
basacak mý?’. Sadece biz deðil
ailelerimiz de cezalandýrýlýyor” dedi.
12 saat süren yargýlama sonrasý 22
tutuklu hakkýnda tahliye kararý verildi.
Gençler altý aydýr uzak kaldýklarý
aileleri ve arkadaþlarýyla sarýlýp, hasret
giderirken, aileleri evlatlarýnýn gördüðü
iþkenceleri dinlemekten yorgun,
“Bütün bunlarýn hesabýný kim
verecek?” diye sordular.
(Ankara/EVRENSEL)
yapýldýðýný anlatan Sarýhan, “Bir
kiþinin eþiyle DNA baðý olmaz. Bu
durumda karar verilirse, dosya
üzerindeki kuþku devam edecektir. Bu
sebeple Cafer Erçakmak'ýn birinci
derecede yakýnlarýyla, annesi veya
kardeþleriyle DNA'sý karþýlaþtýrýlsýn”
dedi. Sarýhan, sanýklardan Yýlmaz Bað
ile ilgili de ölüm haberinin geldiðini,
bu konunun da 22 Þubat 2011'de
duruþma tutanaðýna girdiðini ifade etti.
Cumhuriyet Savcýsý Hakan Yüksel,
DNA konusunda ek rapor alýnýp
alýnmamasý ve Yýlmaz Bað ile ilgili
yeniden mütalaa verilip verilmemesi
konusunda deðerlendirme yapmak
üzere dosyanýn kendisine tevdi
edilmesini istedi. Mahkeme, dosyanýn,
Cumhuriyet Savcýsý Yüksel'in talebi
doðrultusunda kendisine tevdi
edilmesine karar vererek, duruþmayý
13 Mart 2012'ye erteledi. Duruþmayý
bazý milletvekilleriyle Alevi
örgütlerinin temsilcilerinin de arasýnda
bulunduðu çok sayýda kiþi izledi.
(AA)
Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ
Haber:Cuma Onur ÞAHÝN
Foto: Hasan KANKAL, Deniz GÜNEÞ
“10 Aralýk 2011 Dünya Ýnsan Haklarý
Günü” ile de ayný günü paylaþan
“1.Uluslararasý Hacýbektaþ Aþure Günü”
etkinliði, dünyanýn farklý ülkelerinden ve
ülkemizin çeþitli illerinden gelen deðiþik
inançlara mensup gruplarla gerçekleþti.
Baþbakanlýk Tanýtma Fonu ve Kültür ve
Turizm Bakanlýðý’nýn katkýlarý ile Hacý
Bektaþ Veli Kültür Derneði tarafýndan
düzenlenen, sunuculuðunu ABF Yönetim
Kurulu üyesi Kemal BÜLBÜL’ün yaptýðý
etkinlik, Saat 10.00’ da Hacý Bektaþ Veli
Kültür Merkezi büyük salonunda Hasan
KILAVUZ Dede’nin tanýtýldý.Çerað
uyandýrma töreni ve semah ile baþlayan
etkinlik ardýndan yurtdýþýndan gelen
konuklar tanýtýldý.
Gelen konuklar arasýnda, Arnavutluk
Bektaþileri Dede Babasý Edmond MONDÝ,
Azerbaycan’dan Doç. Dr. Nazakat
HÜSEYÝNOVA, Akbar YOLCHUYEV,
yine Azerbaycan’dan Akbar
AKBARZADEH, Kuzey Irak Parlamento
üyesi Fevzi Ýkram SAMEEN, Irak’tan
Shamseddin S.KHÝDER ve Ýran’dan
Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ
Cuma Onur ÞAHÝN
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baþkan
yardýmcýsý Nihat Matkap ve Ankara
Milletvekili Levent Gök, Hacýbektaþ CHP
Ýlçe Baþkanlýðýný ziyaret etti.
Parti örgütlerini ziyareti kapsamýnda
Hacýbektaþ’a gelen Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Baþkan yardýmcýsý Nihat Matkap ve
Ankara milletvekili Levent Gök, CHP
Hacýbektaþ Ýlçe Baþkanlýðýnda partililerle
bir araya gelerek kýsa bir sohbette bulundu.
Ýlçe baþkanlýðýndan ayrýlan Matkap ve
Gök, daha sonra Hacýbektaþ Belediyesine
geçerek Belediye Baþkaný A. Rýza
Selmanpakoðlu'nu makamýnda ziyaret etti.
Ýlçe sorunlarý hakkýnda bilgi alan Matkap
ve Gök'e Selmanpakoðlu Atatürk’ün
Abdülali MÜCAZÝ vardý.
Daha sonra Hacý Bektaþ Veli Kültür
Derneði Baþkaný Nafiz ÜNLÜYURT, ABF
Baþkaný Selahattin ÖZEL, Hacýbektaþ
ardýndan Hacý Bektaþ Veli Müzesi önünde
daðýtýldý.
Saat 15.00’te Hacý Bektaþ Veli Kültür
Merkezi salonunda “Aþurenin tarihsel
kökenleri ve Anadolu kültüründeki yeri”
konulu panel gerçekleþtirildi. Paneli, sanat
yönetmeni Necati ÞAHÝN yönetti.
Panele araþtýrmacý yazar Hýdýr TEMEL,
TOBB Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rýza
YILDIRIM, Ýran’dan tarihçi yazar Cavit
MURTEZAOÐLU, Almanya Heidelberg
Üniversitesi’nden Doç. Dr. Robert
LANGER ve Azerbaycan’dan Doç. Dr.
Nazakat HÜSEYÝNOVA konuþmacý olarak
katýldýlar.
Etkinlik gece programýyla devam etti.
Kemal Bülbül’ün sunuculuðunu yaptýðý
konser programýnda Musa Eroðlu sazý, sözü
ve sesiyle Hacýbektaþ halkýnýn gönlünü bir
kez daha fethetti. Daha sonra sahneyi,
Yýlmaz ÖZFIRAT’ýn yönettiði Antakya
Medeniyetler Korosu aldý. Deðiþik yaþtan,
farklý meslek ve inançtan insanlarýn
oluþturduðu koro, müthiþ enerjisiyle salonu
büyüledi.
Hacýbektaþ halký gün boyunca
programlara yoðun ilgi gösterdi.
Katýlýmcýlara, Hacý Bektaþ Veli Kültür
Postniþin’i Veliyettin Hürrem ULUSOY,
Nevþehir Valisi Abdurrahman SAVAÞ ve
Faruk ÇELÝK (Çalýþma ve Sosyal Güvenlik
Bakaný) birer konuþma yaptýlar.
“Alevi Bektaþi inancý içinde aþure ve
semah” konulu sunum araþtýrmacý Piri ER
tarafýndan gerçekleþtirildi.
Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði
kadýnlarý ve gönüllü kadýnlarýn katýlýmýyla
piþirilen aþure,
türbe ziyareti ve Dede Hasan
KILAVUZ’un okuduðu aþure gülbangýnýn
Hacýbektaþ’a geliþi hakkýnda tarihi bilgi
sunumunda bulunarak Hacýbektaþ’ta
gerçekleþtirilecek olan 22 Aralýk Atatürk’ün
Hacýbektaþ’a geliþi kutlama programýna
davet etti. Belediye Baþkaný, Nihat Matkap
ve Levent Gök’e Hacýbektaþ'ýn biyografisini
içeren kitap ile Hacýbektaþ Veli'yi temsil
ettiðine inanýlan mermerden yapýlan güvercin
heykeli hediye etti.
Nihat Matkap ve beraberindeki heyet,
Hacý Bektaþ Veli Kültür Merkezine geçerek
burada bir konuþma yapan Matkap, sahneye
çaðrýlan Cumhuriyet Halk Partisine katýlan
partililerle birlikte fotoðraf çektirdi.
Nihat Matkap, AKP’nýn Devletin bütün
kurumlarýný ele geçirme gibi bir düþüncesinin
olduðunu savunan Matkap, "Ne baðýmsýz
yargý kaldý ne de üniversite. Tüm toplum
stres içinde. Yargýsýz infazla içeride yatan
suçsuz gazeteciler. Medya mensuplarýný
ayaðýna çaðýrarak, yanlýþ yapaný vergi
tehditleriyle susturdular. Bunlarýn yanlýþlarýný
yazacak gazeteci kalmadý. Hepsini bir þekilde
susturdular. Kimini içeri týkarak, yargýsýz
infaz yaparak. Dýþ politikamýz, ABD odaklý.
Oradan icazet alarak, bugünkü olumsuz
ortamý yarattýlar. Komþularýmýzla, olan iyi
iliþkilerimiz bugün itibarýyla, hepinizin
malumu, sýnýrlar kapatýldý. Bölge
insanlarýmýz maðdur, daha düne kadar
vizesiz geçiþ anlaþmalarý imzalayan
hükümet, Washington'dan aldýðý icazet
gereði iliþkimizi bugünkü hale getirdi. Biz
CHP olarak gerek Irak gerek Suriye'nin
toprak bütünlüðünden yanayýz." Dedi.
Konuþmalarýn ardýndan Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Baþkan yardýmcýsý Nihat
Matkap ve Ankara milletvekili Levent Gök,
Nevþehir CHP Ýl Baþkaný beraberindeki
heyet ile salonu dolduran CHP’lilere
Belediye Baþkaný Selmanpakoðlu tarafýndan
Hacýbektaþ Belediyesince piþirtilen aþure
ikram edildi.
CHP Genel Baþkan yardýmcýsý Nihat
Matkap ve Ankara milletvekili Levent Gök,
Hacýbektaþ Ýlçe Baþkanlýðýna yapýlacak olan
görevlendirme için Hacý Bektaþ Veli Kültür
Merkezinde ilçe yönetimden istifa eden
yönetim kurulu, önceki CHP Ýlçe baþkanlýðý
yapmýþ olan CHP’lilerle ve çok sayýda partili
kadýn erkek üye ile ayrý ayrý isteyen partili
gruplarla da topluca görüþtüler.
Derneði tarafýndan plaketler verildi.
Hacýbektaþlý gençlerin derneðin
düzenlediði etkinliðe gönüllü hizmetleri,
Hacý Bektaþ Veli Kültür Derneði Yönetim
Kurulu, Hacýbektaþ halký ve etkinliðe katýlan
misafir gruplar tarafýndan takdir ve
teþekkürle karþýlandý.
çalýþmalarýna býrakýlýyor... Yandaþ medyanýn
bu konuyu fazla deþmemesi üyeleri
karþýsýnda rezil olmalarýný engelliyor.
Hemdem Nurhak
Sarý sendikacýlýk, esasen patrondan
yana sendikanýn iþçi sýnýfýnýn hak
ve özgürlükler mücadelesini yürüten
sendikalardan farkýnýn belli olmasý
için kullanýlan renk idi. Alelacele
kurduklarý ve takiyecilik þimdiki
kadar geliþmediði için patronlarýn
akýllarýna baþka çare gelmemiþ
olmalý.
MEMUR SEN hem AKP propagandasý
hem de cemaat örgütlenmesi yapýyor. Sýnýf
mücadelesini muðlaklaþtýrdýðý gibi
iþyerlerinde MEMUR SEN’li olmayanlar
üzerinde baský, sürgün, soruþturma
politikalarýna ön ayak oluyor. 25 Kasým
grevi baþta olmak üzere Hükümeti
zorlayacak tüm eylemlerde MEMUR SEN
yöneticileri eylemleri kýrmak,
etkisizleþtirmek için hükümetten daha çok
çalýþýyorlar.
Sýnýf mücadelesinin keskinleþtiði yýllarda
sarý sendikalar kapitalizmin can simidi haline
geldiler. Baþta grev kýrýcýlýðý olmak üzere
sermayenin ileri karakolu olarak görev
yaptýlar. Türkiye’de de 1952 yýlýnda ayný
amaçla Türk-Ýþ kuruldu. Türk-Ýþ o gün
bugündür devlet sendikasý olarak sýnýf
mücadelesine karþý “dalga kýran” görevi
gördü. Ancak son yýllarda “devletin
AKP’lileþtirilmesi” doðrultusunda o da AKP
sendikasýna dönüþtü. 8-11 Aralýk
tarihilerinde yapýlacak 21. Genel Kurulu’nda
Sendikal Güç Birliði Platformu’nun bu
kuþatmayý kýrýp kýrmayacaðý, yeni bir çýkýþ
yapýlýp yapýlamayacaðý merak konusu.
2001 yýlýnda kurulan MEMUR SEN,
dünyadaki sarý sendika örneklerinden ve
Türkiye’de TÜRK-ÝÞ’ten bazý farklýlýklar
gösteriyor.
Tabloya bakýldýðýnda MEMUR SEN’in
10 yýl içerisinde yüzde 1230 arttýðý
görülmektedir. Oysa ayný sürede Kamu-Sen
yüzde 9 artýþ gösterirken KESK yüzde 1.1
üye kaybetmiþ.
MEMUR SEN, yüzde 1230 üye artýþý
kazandýðý sýralarda dünyada 1960’larda
yükselen iþçi hareketlerinin 1970’lerin
sonuyla birlikte gerilemesi ve 1980’lerde
uygulanmaya baþlanan yeni liberal
politikalar nedeniyle, sendikalaþma
oranlarýnýn hýzla düþtüðünü görüyoruz.
Son beþ yýlýn iþçi sendikalarý verilerine
göre sendikalaþma oranlarý ABD’de yüzde
12, Ýngiltere’de yüzde 29, Fransa’da yüzde
9, Almanya’da yüzde 20, Ýspanya’da yüzde
15, Ýtalya’da yüzde 33.7, Japonya’da yüzde
18. Kamu sendikalarýnda durum daha da
kötü.
Peki MEMUR SEN ne yaptý da üye
sayýsý bu kadar arttý? Özelleþtirmelerin, hak
kayýplarýnýn, kamuda taþeronlaþmanýn,
saðlýkta piyasalaþmanýn, baskýlarýn bu kadar
arttýðý son yýllarda MEMUR SEN nasýl bir
mücadele verdi de kamu emekçilerinin ilgi
odaðý haline geldi? Kamu emekçilerinin yüz
yýllýk mücadele tarihinden gelen ve
uluslararasý sözleþmeler, AÝHM kararlarýyla
güvence altýna alýnan grev hakkýnýn
engellenmesi karþýsýnda ne yaptý? Hükümet
dýþýnda tüm Türkiye’nin destek verdiði Tekel
direniþine bile ne kadar destek verdi? Toplu
görüþmeler komedisinde nasýl bir mücadele
verdi? Hükümete karþý nasýl bir mücadele
verdi de AKP yetkilileri her gün MEMUR
SEN’i övme ihtiyacý duymaktadýr?!
Hakkýný yemeyelim, MEMUR SEN o
kadar yoðunluðun içinde 2001 yýlýndan bu
MEMUR SEN saymakla bitmeyecek bu
icraatlarýnýn mükafatýný alýyor tabii ki.
Çalýþma Bakanlýðý bürokratlarý yasa
çalýþmalarýný MEMUR SEN yöneticileri ve
uzmanlarýyla birlikte yapýyor. Bakanlýk
çalýþma yaþamýna dair temel konularda bile
diðer konfederasyonlara haber vermezken
düzenlemelerde MEMUR SEN mutlaka
gözetiliyor. Baþbakan çalýþanlara örnek
sendika olarak MEMUR SEN’i veriyor.
Baþbakan’ýn bu sözlerinden sonra
iþyerlerinde geleceðinden korkan birçok
kamu emekçisi MEMUR SEN’e üye oluyor.
yana yapýlan 3 genel seçimde de il il, ilçe
ilçe, köy köy gezerek AKP’ye oy topladý.
Zor iþ tabii, her babayiðidin harcý deðil!
10 yýl boyunca bütçede çok önceden
belirlenen zam oranlarý için memurlarý ikna
etme görevi de MEMUR SEN’e düþtü. Bu
faaliyetinden dolayý Genel Baþkan Ahmet
Gündoðdu Baþbakan’ýn övgüsüne mazhar
oldu ve AKP’ye milletvekili olarak deðil
Konfederasyon baþkaný olarak daha çok
ihtiyaç duyulduðundan Baþbakan’ýn isteðiyle
görevine devam etti (bkz. 29.03.2011 Ege
Telgraf - Mahir Dinç-).
Toplu görüþme “ucubesi”nin devamý ve
iþveren Hükümeti masada yalnýz
býrakmamak için canla baþla çalýþtý. Yüzde
‘3’lük zamlarý bile “baþarý” olarak
memurlara sunmayý baþardý.
Hele bir de çalýþtay baþarýsý var ki,
sormayýn gitsin... Ne KESK’in ne de Kamu
Sen’in katýlmadýðý ve 9-11 Þubat 2011
tarihlerinde Abant’ta yapýlan “Kamu
Görevlilerinin Sendikal ve Demokratik
Haklarý Çalýþtayý”na hükümetle birlikte
katýlarak þu anda Bakanlar Kurulu’nda olan
Kanun Tasarýsý Taslaðý’nýn hazýrlýðýný
yaptýlar. KESK bu taslak için “MEMUR
SEN-AKP ortak yapýmý” diyor. Hükümet
de bu eleþtiriyi ret etmiyor. 4 Aralýk’ta
Memur-Sen Bursa Temsilciliði hizmet
binasýnýn açýlýþ törenine katýlan Bülent Arýnç,
“...Yasada deðiþiklik yapýlacak ve MEMUR
SEN’in görüþleri, mücadelesi doðrultusunda
yasa deðiþikliði yapýlýp toplu sözleþme
imzalanacak.” diyor. Ve 12 Eylül 2010
tarihinde yapýlan referandumda grev hakkýný
yasaklayan anayasal deðiþikliði paketine
“evet” kampanyasý yürüten MEMUR SEN
için “Ýyi ki muhatabýmýz MEMUR SEN”
diye sevinçten uçacak nerdeyse... “Evet”
demedikleri için de diðer konfederasyonlara
“siz oturun oturduðunuz yerde” diyor.
Salonda alkýþ tufaný!...
MEMUR SEN’in, hükümetin Kürt
sorunundaki ilan edilmemiþ sýkýyönetim
uygulamalarýný can siparane savunmasýný
da hemen not etmek gerekir. MEMUR SEN
öncülüðündeki Birliðe Çaðrý Platformu,
hükümetin beklentileri doðrultusunda 30
Ekim tarihinde “Teröre Karþý” büyük bir
yürüyüþ düzenleyecekti. Van depremi
sonrasýnda bu yürüyüþ ertelendi. Ancak
Genel Baþkanlarý Ahmet Gündoðdu’nun
Ýçiþleri Bakaný’na taþ çýkartan açýklamalarý
kimsenin dikkatinden kaçmýyor. Göçmen
iþçiler için “bunlarý sýnýr dýþý” edelim diyen
Salim Uslu’nun milletvekilliðiyle
ödüllendirilmesinden sonra sýranýn kendisine
gelmesini bekliyor. Gündoðdu, son
dönemlerde basýn açýklamalarýnda
Hükümetin açýklamalarýnýn izdüþümü olan
“ve sivil uzantýlarý” deyimiyle KCK
operasyonlarýna yönelik destek mesajlarýyla
geleceðini saðlam almýþ görünüyor.
Siyasal geleceðini saðlama alsa da emekli
olunca iyi bir maaþ alma konusundaki
tedirginliðini gizlemiyor. 4688 Sayýlý yasada
yapýlacak deðiþiklik tartýþmalarýnda
neredeyse her toplantýda Çalýþma
Bakaný’ndan kýyak emeklilik talebinde
bulunuyor. Bakan’ýn bile “bu kadar da
olmaz” tepkisi karþýsýnda bu konu kulis
ITUC üyelik baþvurusu hükümete yakýn
durduðu ve tarafsýzlýðýný yitirdiði
gerekçesiyle defalarca ret edilen MEMUR
SEN’in hükümet yetkilileri tarafýndan bu
kadar övülmesi tarihe not düþülecek ve
kamu emekçileri mücadelesinde utanç
konusu olacak bir durum.
Kamu emekçileri hak ve özgürlükler
mücadelesinde baskýlara, engellemelere
alýþýklar ve sýnýf mücadelesinin tam da
böylesine keskin yürüdüðünün bilincindeler.
Ancak “Konfederasyonlar birbirine düþtü”
denmesin adýna MEMUR SEN’in yeteri
kadar teþhir edilmediði açýktýr. Özellikle
Kürt illerinde son yýllarda hýzla yükseliþe
geçmelerine karþýn hala etkili bir sýnýf
mücadelesi yürütülmemesi dikkat
çekmektedir. Emek ve demokrasi
mücadelesini yükselten ve iþbirlikçi yeþil
sendikal çizgiyi teþhir eden politikalara
ihtiyaç var. Ýþyerleri boþ býrakýlýr ve direniþçi
sendikal mücadele etkin kýlýnmazsa mutlaka
bu boþluðu sarý ya da yeþil sendikal yapýlar
doldurur. Israrla ve inatla taban
örgütlenmesiyle, emek ve demokrasi
mücadelesinin birlikte yürütülmesiyle bu
sahte yapýlanmalar daðýlacak, emekçilerin
yakasýndan düþecektir.
Özgür Gündem
TUNCER ÇETÝNKAYA
[email protected]
Martin Ritt’in Hombre’sinde (1967),
Arizona Apaçileri tarafýndan yetiþtirilen
“beyaz” kahraman, yýllar sonra kente
döndüðünde uygarlýk söyleminin bir
yalandan ibaret olduðunu anlar. Robert
Aldrich’le baþlayan ve John Ford’u bile
içine alan iade-i itibar süreci, gecikmeli de
olsa ‘Vahþi Kýzýlderili' algýsýný yerle bir
eder; hatta Little Big Man’de (1970)
Vietnam ile yerli soykýrýmý arasýnda bað
kurulur. Peckinpah, ‘katýksýz iyiler’ ve
‘ölümcül kötüler’ arasýnda oynanan
“kovboyculuk” oyununa Pat Garret & Billy
the Kid’de (1973) savaþ açar, The Wild
Bunch’ta ise mitosa, kanlý bir þölenin
ardýndan veda eder. Robert Altman’ýn
McCabe’inin, eski bir kiliseyi onararak
genelev açmak üzere geldiði Vahþi Batý’da
eski dönem, Butch Cassidy & Sundance
Kid’in Che’ye gönderdiði selamla yerle bir
olacak ve maðrur kovboy John Wayne’in
tabutuna son çivi çakýlacaktýr!
Demirkubuz’un seçkisinde yer alan
ikinci film, tam da bu noktada
hesaplaþmanýn merkezini Vahþi Batý’nýn
ýssýz kasabalarýndan metropole kaydýrýr.
1969 yapýmý, John Schlesinger imzalý
Midnight Cowboy, Teksas’taki kasabasýný
terkederek Rüya Þehir New York’a gelen
Joe Buck’ýn görüntüleriyle açýlýr. Fýrsatlar
diyarýnda jigololuk yaparak zengin olacaðýna
inanan genç adam, kýsa sürede gerçeklik
duvarýna çarpacak ve kendisi gibi bir
‘tutunamayan’ olan dolandýrýcý Ratso’yla,
kurt kapanýnda varoluþ savaþý verecektir.
James Leo Herlihy’nin romanýndan
uyarlanan eser, Dustin Hoffmann ve Jon
Voight’un doðaçlama diyaloglarý dýþýnda,
atmosfer yaratan soundtrack’i ve çürümeye
yüz tutmuþ New York imgelemiyle dikkat
çekmiþ; modern dünyada yaþanan bu
“Fareler ve Ýnsanlar” oyunu, iki avangarda
yapýlan göndermelerle (Warhol ve Morrisey)
tamamlanmýþtýr.
70’LER: ÝDEOLOJÝLERÝN
ÇARPIÞMA ALANI
Yeni Dünya 70’lere doðru yol alýrken
sosyal ve siyasal arenada son on yýl içinde
büyük altüst oluþlar yaþanmýþtýr. Özgürlük
alanýnýn önceki süreçlere göre büyük oranda
geniþlediði söylenebilecek bu dönem, karþý
/ muhafazakâr tepkilerin oluþmasýný da
beraberinde getirmiþtir. Bu sürecin kendine
ve geleceðe güvensiz orta sýnýf yurttaþý,
Woody Allen’da vücut bulmaya baþlar. Alan
Pakula’nýn paranoya filmlerine Klute ile
parlak bir giriþ yaptýðý günlerde, Spielberg
de otobanda bir týr tarafýndan nedensizce
kovalanan bir sürücüyü konu aldýðý Duel’i
gösterime sokacaktýr. 1971, Bullitt’ten miras
kalan faþizan polislerin durumdan vazife
çýkararak otoritenin zaafa uðradýðý bir anda
adaleti kendi yöntemleriyle saðlamalarýna
da zemin hazýrlar (Dirty Harry, The French
Connection).
Ayný yýl gündeme gelen ve Zeki
Demirkubuz’un “kýskandýðý” filmlere
üçüncü halka olarak eklemlenen Straw
Dogs, karþý cephenin simge filmleri arasýnda
yer almaktadýr. Gordon Williams’ýn "The
Siege of Trencher's Farm" adlý romanýndan,
Sam Peckinpah tarafýndan uyarlanan eserde
Amerika’nýn kendisini boðan ortamýndan
bunalan ve soluðu sakin bir Ýngiliz
kasabasýna atan David ve karýsý Amy’nin
serüvenleri beyazperdeye yansýr. Sessiz
görünümünün ardýnda her an açýða
çýkabilecek bir öfkeyi barýndýran kasaba,
kavgadan nefret eden ve kendini savunma
konusunda istekli görünmeyen David’e zor
anlar yaþatacaktýr. Ýçerdiði modernizm
eleþtirisini tartýþmalý bir tecavüz sahnesiyle
taçlandýran film, bir yýl sonra gösterime
girecek olan John Boorman imzalý
Deliverance ile birlikte, þiddetten arýnmanýn
ancak savaþmakla mümkün olacaðý
öngörüsüne yaslanmakta; Dustin Hoffmann
tarafýndan canlandýrýlan David Sumner’ýn
aktivist bir ABD’li olarak resmedilmesi ise
meselenin politik hedefini ortaya
koymaktadýr.
YENÝ SAÐ’IN MUTLAK ZAFERÝNE
DOÐRU
1970’lerin ortasýna gelindiðinde yaþanan
iki olay, yalnýz ABD yakýn tarihini deðil,
yedinci sanatýn popüler düzlemde
yaþayacaðý büyük deðiþimin de miladý
olmasý bakýmýndan önemlidir: Dönemin
Cumhuriyetçi Baþkaný Nixon, Watergate
adýyla anýlan bir skandala karýþmýþ ve 8
Aðustos 1974’te istifa etmek zorunda
kalmýþtýr. Bu olaydan sadece bir yýl sonra
þanlý Amerikan ordusu(!), yakýp yýktýðý ve
yarýsýný kullanýlamaz hale getirdiði Vietnam
topraklarýndan, ardýnda yüz binlerce ceset
býrakarak çekilecektir. Ýlk bakýþta, kamuoyu
adýna politik bir meþruiyet anlamýna gelen
bu süreç, iki kutuplu dünyada ibrenin
Sovyetler Birliði’nden yana kaymasý
endiþesini beraberinde getirir ve ortaya çýkan
boþluk -sýnýfsallýktan uzak ve konjonktürel
olan muhalefet adýna- derin bir paranoya
duygusuyla doldurulur.
Bu noktada, Straw Dogs gibi filmlerin
tartýþmaya açtýðý, “bol gelen demokrasi”
kavramýný iþlevsel hale getirmek Don Vito
Corleone’ye düþer, Scorsese’nin New
York’unda bambaþka bir dil konuþulmaya
baþlanýr (Mean Streets). Serpico’larýn
Charles Bronson tarafýndan vurulduðu
(Death Wish) ve ortalýða tuhaf biçimde
50’ler nostaljisinin saçýldýðý (The Last
Picture Show, American Graffiti) dönemin
en çok iþ yapan filmlerinde felaket
görselleþtirilmekte ve Amerikan toplumunun
hücrelerine korku aþýlanmaktadýr (The
Towering Inferno, Airport).
Yenilgiyi zafere dönüþtürmeyi baþaran
ve gerçek hasadý 80’lerde toplayacak olan
‘yeni sað’, Kore Savaþý’nda ölen ideolojiyi,
Vietnam’da yok olan binlerce insanýn
cesetlerinin üzerinde yükseltmeyi
baþarmýþtýr.
Bu anlayýþýn yansýmasý ve Zeki
Demirkubuz’un “kýskandýðý” son film olan
“Yakuza”, Yeni Sað’ýn Hollywood’daki
baþlýca temsilcilerinden olan ve yakýn
gelecekte Taxi Driver’a imza atacak olan
Paul Schrader’in senaryosuna dayanýr.
Sidney Pollack gibi kariyerinin ilk
aþamalarýnda sisteme muhalif görünen bir
yönetmenin elinden çýkan film, þiddet
atmosferini Uzak Doðu’ya taþýrken, kaçýþ
sinemasýnýn örneklerinden birini oluþturur.
70’li yýllarýn ikinci yarýsý, ideolojik
çatýþmalarýn galibini tescillemesi, “içi
samanla doldurulsa da, huzur içinde birbirine
yaslanmayý baþaran” adamlarýn yeniden
kahraman statüsüne kavuþmasý adýna
önemlidir (Apocalypse Now).
Son tahlilde, anýmsamanýn ve
sorgulamanýn erdem olmaktan çýktýðý bir
çaða ve “sapla samanýn birbirine karýþtýðý”
bunca sinemasal görüntüye inat, üstada
hangi filmi, neden kýskandýðýný sormak ve
ondan ayrýntýlý bir açýklama beklemek en
doðal hakkýmýz diye düþünüyoruz.
BirGün
AYSEL SAÐIR
Hissizliðin, bencilliðin, yaðma ve
Baþta Almanya olmak üzere diðer
Avrupa ülkelerindeki ve Amerika’daki
talanýn altýnda kalan dünyadan güçlü
yönetimlerin uygulamalarýndan yola
sesler de duyuluyor. Bu sesleri,
çýkan Wagenknecht, asýl olarak küresel
insanlýðýn yaþam alanlarýný tek tek
sermayenin rolüne odaklanýyor. Zira
ellerinden alma konusunda bir hayli
tüm hükümetlerin uygulamalarý
iþgüzar gözüken büyük sermayeye karþý
sermayenin yönlendiriciliðinde hareket
uyarý niteliðinde de algýlayabiliriz.
ediyor. Paranýn gücü demokratik
Alman Sol Parti Milletvekili, teorisyen
araçlarý kendi çýkarlarý doðrultusunda
Sahra Waganknecht, ‘Kapitalizm
kullanýrken, diðer satýn alýnan þeyler
Komada’ adlý çalýþmasýnda bu uyarýyý
gibi seçim sonuçlarýný da nasýl satýn
yapmýyor sadece, bir avuç ekonomi
aldýðý bir ayrýntý olarak öne çýkýyor.
çetesinin milyonlarca insanýn hayatýyla
Geliþmiþ Batý ülkelerinde gittikçe
oynamasý sonucu ortaya çýkan yýkýmý
yýðýnsal bir gerçek haline gelen
da gözler önüne seriyor.
yoksulluðu, daðýlan hayatlarý takip
Kitap, Waganknecht’in 2002, 2003
ettiðimiz kitapta, Batý ekonomisine
yýllarýný kapsayan makalelerinden ve
baðýmlý geliþmemiþ ülkeler içinse ayrý
inceleme yazýlarýndan oluþuyor. Yazarýn
bir parantez açýlýyor. Ama yine de her
dokuz yýl önce sermayenin saldýrganlýðý
iki ülkenin yoksullarý için sonuç
sonucu –özellikle Ortadoðu’da- oluþan
deðiþmiyor. Zira tüm kaynaklar üst
tabloyla ilgili yaptýðý öngörü de dikkat
düzeyde sermayedarlarýn çýkarlarýna
çekiyor. Zira Wagenknecht, 21. yüzyýl
hizmet ettiðinden, altlarda kalanlar
dünyasýnýn oldukça görünür ama
birbirlerine benziyor.
tanýmlanmaya ihtiyacý olan halinin
Sermayenin alabildiðine azgýnlaþan
betimlemesini yapýyor. Yaklaþýk iki yüz
saldýrýsýna yarattýðý ‘terör’ bahanesinin
yýldýr dünyaya hâkim olan kapitalist
de kitapta kalýnca altýnýn çizildiðini
iktisadi yapýnýn bugün geldiði nokta
belirtmekte yarar var. Birleþik
maalesef hiç de kolaycacýk üstünden
Devletler’in uzun menzilli füzeleri
atlanacak bir tehlike olarak
Kabil’de kadýn ve çocuklarý vurarak
gözükmüyor. Söz konusu tehlikeyse,
beþ bin sivilin ölmesine neden olurken,
sömürünün, zulmün, adaletsizliðin
Taliban’ýn Kabil’den silinmesi nedense
neden olduðu ve olacaðý felaketleri
en çok Unocal þirketinin önünü açýyor.
içeriyor. Bu tehlikeyi yaratanlarýn tek
USAID, þimdiye kadar en büyük
tek isimlerini ise söylemeye gerek yok.
ihaleyi, savaþ sýrasýnda zarar gören yol,
Bu isimler kitapta icraatlarýyla birlikte
köprü, enerji ve su sistemlerinin onarýmý
sergileniyor. Tabii bütün mesele de
için Amerikan Bechtel firmasýyla
azgýnlaþan bir avuç sermayedarýn tüm
imzalýyor. “Irak’a atýlan Amerikan
kamu alanlarýný gasp etmesiyle eþ
bombalarýnýn neden olduðu yýkým,
zamanlý geliþen politik güçlerinde
kendi taraftarlarýna 600 milyon dolar”
odaklanýyor.
kazandýrýyor.
‘Sað popülist demagoglar’
Küresel sermayenin milyonlarca
Kapitalist yapýnýn bugün geldiði
aþamada neden olduðu felaketler
insanýn kaderiyle salt daha fazla kâr
saymakla bitmiyor. Wagenknecht ise
amacý için oynamasý, onlarýn açlýðýna,
tam da bu felaketleri doðru yere
sefaletine, mutsuzluðuna neden olmasý
oturtarak, adres tespiti ve tanýmlama
Wagenknecht’ýn yazýlarýnýn ana
yapýyor. Gerisi ise tüm bunlara muhatap
temasýný oluþturuyor. Yazarýn tespitleri
olan yýðýnlara kalýyor. Yani geniþ
ve analizleri sonucu ortaya çýkan
kitlelerin “sosyal haklarýnýn güvence
görüntü ise yoruma gerek býrakmayacak
altýna alýndýðý ve insan onuruna yakýþýr
kadar büyük bir netlik içeriyor. Teknik
bir yaþam taleplerini korkusuzca dile
terimlerle gerçek anlamýný saklayan
getirmeleri”ne.
ekonomik kararlarýn, zorunluluk olarak
KAPÝTALÝZM
dayatýlan uygulamalarýn ardýndaki tek
KOMADA
gerçek ise bir hýrsýzlýk olayý denilecek
Sahra Wagenknecht
kadar basit bir nedene dayanýyor.
Çeviren: Emre Ertem, Emre Þahin
Milyonlarýn vergisini cebe indirerek
Yordam Kitap
onlarýn kanýný emen sermayedarlarýn
2011, 191 sayfa, 12 TL.
gerçeðine.
Radikal Kitap
Bazý sözler eðer sözlükten çýkarýlýrsa
bizler için yaþam hiçbir þey ifade etmez.
Bu sözcükler bizim yaþamýmýzýn
kaynaðýdýr, var olma nedenimizdir;
Demokrasi, özgürlük, eþitlik, dayanýþma
. Harfleri çok olmayan ama bütün evrende
yaþayan insaným diyenler için çok þey ifade
eden bu sözcükler adeta bizler tarafýndan
da bu aralar unutuldu. Aslýnda herkesin
yaþamýna dair ipuçlarý olan bu týlsýmlý
kelimelerin manasýný” bilmeden mi
kullandýk” diye düþünmekten kendimi
alamýyorum. Eðer çok yaþamsal sözcükler
olsaydý, bu sözcükleri içselleþtirseydik bu
kadar kolay vazgeçebilir miydik bu
sözcüklerden?Bu aralar böyle bir eksikliði
kendimde de yaþadým. Unutmuþtum adeta
eskiden tekrar tekrar söylediðim yaþamsal
bu sözcükleri. Demokrasi, özgürlük,
dayanýþma sözcükleri topluma bir okyanus
ötesi kadar uzaktý bizde bu uzaklýktan
nasibimizi almaya baþladýk. Toplumun
sosyal ve siyasal yaþamý her halde kabuk
deðiþtiriyordu. Siyaset sadece bir
devletlinin iki dudaðý arasýndan çýkan
sözcüklere sýkýþýp kalmýþ binlerce “
eyvallahçý” hep bir aðýzdan yanlýþa doðruya
herþeye “eyvallah” diyordu. Zaten
kullandýðýmýz sözlükte bu devletlinin
dudaklarýnýn arasýndan çýkan sözcüklerle
sýnýrlandýrýlmýþtý. Yaþam biçimi, dünyaya
bakýþý son yýllarda hýzla deðiþen toplumun
çok çabuk alýþtýðý yeni yaþamda ihtiyaç
yoktu böylesi sözlere ve bu sözlerin
karþýlýðý olan eylemlere.
Halbuki bizler dünyaya geliþimizden
bu güne yaþamý bu sözcüklerle getirmiþtik.
Lokmayý paylaþmaktan, memeden
gelen ana sütünü emmeðe, yattýðýn yer
yataðýný paylaþmaya,uzunca olan üzerine
2- 3 kiþinin baþ koyduðu yastýkta beraber
yatmaya, otobüste oturduðun yeri
paylaþmaya aslýnda ne kadar alýþkýndýk.
Dünya elbette deðiþiyor, bu yenidünya da
eskiye ait bazý deðerler deðiþmeli, ancak
deðiþen deðerler geçmiþin de bu günün de
en özel ve en güzel deðerleri; sevgi, saygý,
dostluk gibi deðerleri olmamalý.
Ýnsanlýðý yok ediyoruz ve yerine yeni
dünyanýn ihanet, hýrsýzlýk, üç kaðýtçýlýk,
sahtekarlýk, kirli siyaset gibi bütün
çirkinliklerini yerleþtiriyoruz. Yüze gülüp
aradan 5 dakika geçmeden kuyunu
kazanlardan, evindeki lokmana, iþine göz
dikene hepsi var bu yenidünyanýn yeni
kurallarýnda.Çocukluk günlerimizden kalan
anýlardýr; yapýlan yaz ve kýþ temizliklerini
ortak yapmak, turþuyu ortak kurmak,
eriþteyi, mantýyý birlikte kesmek bu bizim
yaþamýmýzdý. Doðumu da, ölümü de,
düðünü de paylaþmak, aç olan hasta olan,
evlenen, çocuðu olan komþunun yanýn da
olmak adeta nefes almak kadar önemliydi.
Bu yýllar yaþadýðýmýz geçmiþimizin en acý
anýlarýyla dolu olabilirdi ancak bu
güzelliklerdi yaþamýn acýlarýný hafifleten.
Anlaþýlan paylaþmak da artýk unutulan bir
duyguydu.
Özgürlük ne özel bir kavramdý. 80’li
yýllarýn þarký nakaratýydý adeta durmadan
tekrarladýðýmýz, “ey özgürlük” denilince
gözlerimizin önünden neler gelip geçerdi;
serbestçe kimseye danýþmadan nefes alýp
vermek, bazen yaþýnýn çok küçük
olmamasýna raðmen ip atlamak, top
oynamak bazen kendini çok özgür hissedip
daðlarda bayýrlarda “ ben özgürüm”
diyerek baðýrmak, bir atýn terkisinde
yolunu, yönünü bilmeden zaman tünelinde
dolanmaktý özgürlük. Etrafýnda çok
sevdiðin insanlarda olsa aklýný bir an bir
kenara býrakýp abdal gibi dolanmaktý
özgürlük.Özgürlüðü unuttuk. Eþitliði
unuttuk; sorduðumuz sorularla karýþtýrdýk
insan olmanýn deðerlerini baþka þeylere
yöneldik; nerelisin, nerede oturuyorsun,
ne iþle uðraþýyorsun, araban var mý, evin
var mý, nerelere takýlýyorsun?
Sorularýyla dostluklar kurmaya çalýþtýk.
Unutmuþtuk hepimizin bir ananýn sýcacýk
karnýndan dünyaya geldiðimizi, orada
göbek kordonuyla beslendiðimizi, ananýn
ak sütü ile ilk kez karnýmýzý
doyurduðumuzu unutmuþtuk. Sanki
kimilerini dünyaya farklý geldiðini
düþünmeye baþlamýþtýk.Hepimiz insan
olduðumuzu unutmuþtuk adeta eþitlik
sözcüðünü de silmiþtik defterimizden. Bize
insaným diyenlere veya insan olduðunu
söyleyenlere ne kalmýþtý insan olduðunu
kanýtlayacak, hangi sözcükler vardý.
Eðer artýk yaþamda bu sözcükler yerini
bulamýyorsa, yaþam “ padiþahým çok yaþla”
üzerine kurgulanmýþsa neden yaþanýrdý.
Bu deðerler eðer hiçbir þey ifade etmiyorsa
mal, mülk sahibi olmanýn, insanýn iþinin
olmasýnýn ne anlamý vardý. Tek baþýna
yenilen yemek, tek baþýna dinlenilen saz,
tek baþýna söylenen þarký, tek baþýna yatýlan
yatak ne ifade ederdi. Oyuncaðýmýzý
çocukluk yaþýmýzda paylaþmak istemezdik
ancak çocukluktan biraz çýkýnca oyuncak
paylaþmadýðýmýz arkadaþlarýmýzla kim
bilir neleri paylaþmýþtýk hepsimi silinmiþti
belleklerden.
Þimdi yitirdiðimizi bu güzel deðerlere
yeniden sahip çýkma çaðrýsý yaparken nasýl
yeniden umutlandým bilseniz.
Sabah saat 8.30’da Adliye’nin yolunu
tuttum. Binlerle ifade edilecek gençler
hepsi hazýrdý Adliye önünde ayni yýllar
öncenin öðrenci, genç Emel’i hissettim
kendimi.
Ýsyanýmla birlikte tekrar var olmamýzýn
nedeni olan deðerlere sahiplendim
çocuklarým olan gençlerle birlikte.
Etrafý saran profesyonel siyasetçi,
profesyonel örgüt yöneticilerinden arýnmýþ
adeta temizliðin simgesiydi orada bekleyen
gençlik. Ve geleceklerini kimsenin satýn
alamayacaðýný hep bir aðýzdan
baðýrýyorlardý ayni bizlerin yýllar önce
baðýrdýðý gibi.
Anladýðým tek þey bir kez daha
karþýmda durdu kadýnsýz ve gençsiz hiçbir
þeyi çözmek mümkün deðildi.
Kadýnýn doðurganlýðý, sahiplenmesi,
paylaþýmý ve gençliðin isyaný ve renklerdi
Anadolu’yu Anadolu yapan.
Hopa Anadolu’nun en uç noktasý,
Antakya, Samsun, Kýrklareli , Van iþte
birleþmiþtik halayý ve tul umuyla. Hopa;
Karadeniz’in isyankar ruhu bugün
Ankara’ya taþýnmýþtý ve hep beraber bugün
“ HER YER HOPA HER YER DÝRENÝÞ”
diyerek seslendik gözleri görmeyen,
kulaklarý duymayan, gönülleri sevgiye
kilitli olanlara.
Kitle örgütü ve ailelere açýk olan
mahkemeye girdiðimde gördüðüm müthiþ
bir dayanýþmaydý yüzlerce Avukat
savunuyordu geleceðine sahip çýkan bu
yürekli gençleri.
Öyle savunmalar dinledim ki bilimin,
aydýnlýðýn, demokrasinin, dayanýþmanýn,
eþitliðin özgürlüðün sözcüleri ve
sahiplenicilerinden. Kendinden baþkasýný
yok sayan Baþbakan ve temsilcileri,
sözcülerine bir cevaptý unutmayacaðým bu
güzellik.
Ya savcý, aman onu bana hiç sormayýn.
13 Aralýk 1980’de, henüz 17
yaþýndayken 12 Eylül’ün karanlýk
günlerinde idam edilen Erdal Eren’in
idamýnýn 31. yýldönümünde Ýstanbul
Emek Gençliði, Taksim Tünel’de
biraraya gelerek, bir yürüyüþ
düzenledi. Tünelden Taksim
Meydaný’na, “Denizlerden Erdal’a
genç olmak, iþçi sýnýfýna
baðlanmaktýr” pankartý arkasýnda
yürüyen gençler, sýk sýk “12 Eylül AKP
ile sürüyor”, “Ýþ, eðitim, barýþ,
istiyoruz”, “Ýþ, bilim, özgürlük”,
“Yaþasýn halklarýn kardeþliði”
sloganlarýný attýlar.
Taksim Meydaný’nda yapýlan basýn
açýklamasýný Emek Gençliði adýna Emre
Caka okudu. Caka, Erdal Eren’in idam
ediliþinin üzerinden 31 yýl geçtiðine ve
Baþbakan’ýn meclis kürsüsünden timsah
gözyaþlarý dökerek 12 Eylül ile
hesaplaþmayý vaat ettiðine dikkat çekerek,
“Ancak 31. yýlýnda 12 Eylül düzeni devam
ediyor. Erdal’ý darbe hukukunu bile
çiðneyerek yaþýný büyütüp idam edenler
hala yargý önüne çýkartýlmadý. Ancak gerek
12 Eylül rejiminin baskýcý ve “dediðim
dedik” tutumu, gerekse memleketin temel
meselelerine dair ana hatlarýyla deðiþen
pek bir þey olmadý.” dedi.
Sulucakarahöyük/NEVÞEHÝR
Hasan KANKAL
Nevþehir Esnaf ve Sanatkarlar Odalarý
Birlik Baþkanlýðý, aralýk ayýndan itibaren
her ay bir sektörel toplantý yaparak
esnaflarýn sorunlarýna en kýsa sürede çözüm
yolu bulmayý amaçlýyor. Birlik Baþkaný
Ýsmail Ördü, ilki turizm alanýnda
düzenlenecek sektörel toplantýnýn bu ay
içerisinde yapýlacaðýný, toplantýya tüm
ilçelerdeki esnaf ve sanatkarlarýn da dahil
edileceðini belirtti. Birlik Baþkaný Ördü,
"Birlik Baþkanlýðý olarak tüm meslek
dallarýnda esnaflarýmýzý ve odalarýmýzý
yetkililerle buluþturmayý düþündük. Ýlk
olarak bu sektörel toplantýlara önümüzdeki
günlerde turizm konusunda faaliyet gösteren
esnaf ve sanatkarlarýmýzla baþlayacaðýz.
Geçtiðimiz günlerde Göreme Belediye
Baþkaný'mýz ile de bir araya gelerek bu
konudaki fikrimizi kendilerine açýkladýk.
“ÖZGÜRLÜÐÜMÜZ ÝÇÝN
MÜCADELE EDECEÐÝZ”
Caka, Kürt halkýnýn barýþ ve eþitlik
talepleri göz ardý edilirken binlerce kürt
siyasetçinin, milletvekillerinin, öðretim
üyelerinin, belediye baþkanlarýnýn,
üniversite öðrencilerinin cezaevine
gönderildiðini ifade ederek sözlerini þu
þekilde sürdürdü:
“Erdal Eren’in yaþýný büyütüp idam
eden zihniyetle, TMK maðduru çocuklara
yaþlarýndan büyük cezalar veren, Hrant
Dink’in katili Ogün Samast’ýn yaþýný
küçültüp daha az ceza almasýný saðlayan
zihniyet arasýnda hiçbir fark yoktur.
2011 Türkiyesi’nde 500’ün üzerinde
öðrenci yumurta attýklarý, basýn
açýklamasýna katýldýklarý, anadilde eðitim
istedikleri için cezaevlerine gönderiliyor.
Dün yedincisi görülen puþi davasý; puþi
kuvvetli suç delili sayýldýðý için bir kez
daha ertelendi. Uður Kaymaz, Ceylan
Önkol, Murat Elibol gibi birçok Kürt
çocuðu sokaklarda öldürülüyor.
Ancak unutulmamalýdýr ki tüm baskýlara
raðmen gençliðin mücadelesi daha da
büyümektedir.. Bizler, savaþ, milliyetçilik
gericilik çaðrýlarýna raðmen, idamýnýn 31.
yýlýnda Erdal gibi iþçi sýnýfý ile demokrasi
güçleriyle beraber özgürlüðümüz için
mücadele edeceðiz.”
(Ýstanbul/EVRENSEL)
Onlar da birlikte yapabileceðimizi
söylediler. Ýlk toplantýmýzý Göreme'de
yapacaðýz." dedi. Turizm konusunda
esnaflarýn karþýlaþtýklarý sorunlarý bire bir
dinlemek ve bu konularda yapabileceklerini
yerelde çözmenin gayreti içerisinde
olacaklarýný kaydeden Ördü, sözlerine þöyle
devam etti: "Konfederasyonumuz ve
milletvekillerimiz aracýlýðý ile de bu
sorunlarýn çözümü için gereken neyse
yapacaðýz. Bu toplantýmýzý aralýk ayý
içerisinde gerçekleþtireceðiz. Ondan sonraki
ay ise ilimizde faaliyet gösteren unlu
mamüller (fýrýncýlar, yufkacýlar ve
pastaneciler) alanýnda faaliyet gösteren
esnaflarýmýzýn sorunlarýný ele alacaðýmýz
sektörel bir toplantý daha yapacaðýz. Bu
toplantýlarýmýzýn tamamýna ilçelerimizdeki
esnaflarýmýzý da dahil ederek
gerçekleþtireceðiz."
Eðer Toros’ larýn baþýnda bir ova
ararsanýz, iþte o Ovacýk Alanýdýr. Akdeniz
den yukarý kývrýla, kývrýla yollar gider. Yokuþ
tan nefes aldýðýnýzda sizi Meydan karþýlar.
Maki örtüleri defne, kesme piynar, sakýzlýk.
Aralarýna serpiþen meþe aðaçlarý. Bunlar
Yörükler için paha biçilmez varlýk
alanlarýdýr. Taþeli nin içinde yeþil alanlar
demek olasý. Ovacýk Alanýna Karaman,
Konya’dan Yörükler akýn , akýn gelmiþler.
Kimisi gönüllü gelmiþ, kimisi zorunlu iskan
politikalarý ile gelmiþler. Buralara yurt
tutmuþlar. Kuyu baþlarý, sarnýçlar onlar için
en iyi mekan olmuþ. Bu bölgede akarsu
yok. Tarihi roma su kanalýndan yararlanan
da olmuþ ama. Yukarý da bulunan köyler
tat vermemiþler. Kokmuþ peynir derileri,
leþler atmýþlar. Ama sular yine de içilmiþ.
Ama kuyu sularý en temizi çýkmýþ. Ovacýk
Alanýnda önce Tek Kadýn yaþamýþ. Ovacýk
köyü Tek Kadýn mahallesine gittiðimizde;
orada bir kent harabesi ile karþýlaþtýk. Bütün
Ýnternet eylemleriyle tanýnan
Anonymous grubu, son videosunda
Türkiye'deki tutuklu gazetecilerin
durumuna dikkat çekti ve dünyadaki
gazetecileri Gülen cemaatini
araþtýrmaya çaðýrdý. Videodaki mesajýn
Türkçesini tam metin olarak dikkatinize
sunuyoruz:
Merhabalar,
Bu özgür dünyanýn tüm gazetecilerine
bir açýk mektuptur. Sizleri Türkiye'de
tutuklanan gazeteci dostlarýnýzla
dayanýþmaya çaðýrýyoruz. Þu an basýn ve
anaakým medyada tutuklananlarýn sayýsý
117'ye ulaþmýþ durumda. Bu sadece Türkiye
deðil, ayný zamanda dünyadaki tüm
vatandaþlar için ifade özgürlüðü ve
demokrasiye karþý bir saldýrýdýr.
GÜLEN’E MUHALÝFSEN
TERÖRÝSTSÝN
Dünya medyasý ve gazetecilerine cemaat
olumsuzluklara raðmen hala ayakta kalmaya
devam ediyor. Recepli sülalesi buralara
gelmiþ. Ev yapmýþlar. Evler bir asýrlýk. Hala
dimdik ayakta. Tek Kadýn heykelini birileri
götürmüþ ama aslan mezar kapaðý ile idare
ediyorlar. Hançerli, Deve ini, Gökburç,
Tek Kadýn, Çatmataþ ta ören yerleri ayakta
kalmak için uðraþ veriyorlar. Köy sakinleri
bu yapýlara sýcak bakmýyor. Sanki kendi
ibadet yerlerine rakip görüyorlar. Ýþte ne
nedenle tarihi yapýlarý görmek isteyenler,
patika yol bile göremiyorlar.çalýlarýn,
dikenlerin arasýnda hoplaya zýplaya anýtlara
ulaþýyorlar. Keþli Türkmen köyünde delikli
taþýný görüyoruz. Sonra ovacýk alanýnda
yürüyüþ devam ediyor. Türkülerde adý
geçen Yankýlý mahallesi, Bozkoyak,
Sarýveliler,Sinanlý, Turabi adým, adým tarih
kokuyor. Aslanlý kabartma heykeli çalýlarýn
arasýnda ovacýk alanýna bakýyor. Ovacýk
Alanýnda artýk keçiler dolaþmýyor. Kayalarý
i taþlarý toplamýþlar. Kýrmýzý verimli
topraklar AKSUFAT SUYU ile buluþunca
domates, kýrmýzý topraðýn üzerinde onun
renklerini sergiliyor. Domatesini üretiyor,
yanýna defne yapraðýný da koyuyor. Son
yýllarda , ovacýk alaný defne yapraðýnda baþý
çekiyor. Bir kýsmýný fabrikalara gönderirken,
bþr kýsmýný da alýkyup; kendi usulleri ile
sabun yapýyorlar. Ýmamlý (Meydan),
Demirçili köyleri Ovacýk Alanýn hemen
altýnda, onlar denize biraz daha yakýn.
Köyler onlarýn kýþlýklarý. Yaz gelince, Mara
lideri Fethullah Gülen ve tüm dünyada
okullar ve þirketler açarak yerleþmekte olan
takipçilerini araþtýrmaya ve soruþturmaya
çaðýrýyoruz. Gülen ve cemaat üyeleri
dünyanýn eðitim sistemini domine etmeyi
hedefliyor ve sýzdýklarý hiçbir ülkede hukuk,
güvenlik ve hak eþitliðini göz önünde
bulundurmaksýzýn her yýl milyarlarca dolar
kazanýyor. Zaman, onlardan bunun hesabýný
sorma zamanýdýr. Gülen'in Türkiye'de
muazzam bir siyasi etkisi var ve cemaat
üyeleri, kendilerine karþý duranlarý,
kendilerine karþý yazý yazanlarý terörist ilan
ederek tutuklanmalarýný talep ediyorlar ve
kamuya hizmet etmenin ayrýcalýklarýný
suistimal ediyorlar.
DEMOKRASÝYÝ KALKAN OLARAK
KULLANIYORLAR
Gülen halihazýrda kendi ülkesinde
kendisine ya da gündemine hakaret ettikleri
iddiasýyla binden fazla kiþiye dava açmýþ
bulunuyor. Demokrasiyi, onlarýn karýþýna
üzerinden Yüðlük daðlarýnýn yolunu
tutuyorlar. Sorunlu iskan yerleþim sýrasýnda
burada kalýn artýk demiþler. Ama bakmýþlar
sýcak, sýtma kavga dövüþ yurtlarýný
bulmuþlar. Hala gitmeye devam ediyorlar.
Esas yurdumuzu orada. Büyük tarlalarýmýz
orada diyorlar. Demirçili de, roma
döneminden ( yaklaþýk ms. 2-3 y.y.) )
yapýtlar , aile mezarlarý, hamamlar ayakta
kalmak için mücadele veriyorlar. Ama bu
yapýtlara ulaþmak için birer patika yol bile
çok görülmüþ. Sanýrým bu köylere geçmiþ
uygarlýklarla iç , içe yaþama kültürü
verememiþiz. Ýþte sorun burada. Yani burada
bulunan paha biçilmez anýtlar Tanrý’ya
emanet etmiþiz. Akdeniz den, Toros lara
yokuþ baþýndan aðýr, aðýr çýktýktan sonra
dikilen herkesi korkutmak ve sindirmek
için bir taktik olarak kullanýyorlar. Buna
göz yumulmamalý. Hep birlikte buna karþý
mücadele vermeliyiz. O da kendi özel
medya bülteni, Today's Zaman üzerinden
takipçilerine aynýsýný söyledi. Ancak özgür
ve gerçekten demokratik bir ülkede Gülen
medyayý kontrol etmeye muktedir deðildir.
Sessiz kalmayacaðýz. Türkiye'deki
protestocular ve dünyadaki habercilerle
birlikteyiz.
INTERNET FÝLTRESÝ GÜLEN’ÝN ÝÞÝ
Gülen, yakýn zamanda takipçileri için
yaptýðý haftalýk video yayýnlarýndan birinde
bilgi akýþýný ve yaratýcý gazeteciliði
köstekleyecek þekilde internetin
sansürlenmesi fikrini savunuyordu. Ýnternet
sitelerinin filtrelenmesini, sansürlenmesini
ve hükümet kontrolündeki izleme
sistemlerinin sýradan yurttaþlarý takip
etmesini onaylýyor. Dünya genelindeki
gazetecileri, dünyanýn tüm ülkelerinde
Fethullah Gülen cemaati ve hedefleri
konusunda daha fazla araþtýrmaya ve
yazmaya çaðýrýyoruz. Sizden, dünya
bu anýtlarý görmek için soluklandýðýnda,
sýcak bir çay. Ya da ayran. Duraklama,
konaklamaya bile dönüþür. Narlýkuyu da
uygulanan projelerin buralara da
kaydýrýlmasý bu bölge deki tarihi yapýlarýn
kendiliðinden korunmasý saðlanacaktýr.
Bunu Cennet- Cehennem bölgesinde
görmek olasý. Demirçili den, Uzuncaburç’a
kadar bu bölgenin bu projelere gereksinimi
var.son kalan Yörük çadýrlarýnda sýkmasýný,
böreðini, ayranýný ve de kýrmýzý toprakta
yetiþen domatesi, biberi ini birlikte tatmak.
Bunlar zor iþler deðil. O zaman bölge halký
o anýtlara gitmek isteyenlerin patika yolunu
yapar. Onlara öcü gibi bakmaz. Onlarý dost
olarak karþýlar. Uygarlýklar bir biri ile
kaynaþýr. Bunlar zor iþler deðil. Bir ucundan
medyasýndan dayanýþma göstermenizi ve
gazetecilerin salýverilmesini talep etmenizi
bekliyoruz. Radyo, televizyon, gazeteler,
blogcu ve twitçiler bizi takip etmelerini ve
bu mesajý mümkün olan tüm medya
bültenlerinde paylaþmalarýný istiyoruz.
GÜLEN HAREKETÝNÝ TEÞHÝR
EDELÝM
Anonymous her zaman dünya genelinde
bilginin özgür akýþýndan, insan haklarýndan,
ifade özgürlüðünden ve demokrasiden yana
olacaktýr. Kalemin kýlýçtan keskin olduðunu
kanýtlamanýn vaktidir. Ýnternet ve tüm
dünyanýn gazetecileri, sizlerin yanýnýzdayýz.
Bizimle birlikte tepki göstermenizi ve
yozlaþmýþ Gülen hareketi ve gerçek
amaçlarýný ortaya koymanýzý bekliyoruz.
Küresel farkýndalýðýn yükseltilmesini
istiyoruz. Çocuklarýmýzý yanlýþ bilgi
verenlerden kurtarmanýzý istiyoruz.
Kamuoyunun yozlaþmasýna olanak
verenlerden hesap sormanýzý istiyoruz. Dost
Anonymous üyeleri bu mesajý olabildiði
kadar fazla medya bültenine yaymaya
yardým etmeyi sürdürecektir.
(soL)
Sulucakarahöyük/HACIBEKTAÞ
Kafatasýmýzýn içindeki doku kümesi
bir þempanzeninkinden 3 kat büyük ve
koþmak için harcanan enerjiden daha
fazlasýna ihtiyacý var. Peki ama beynimizin
ihtiyaç duyduðu bu yüksek enerji miktarýný
nasýl karþýlýyoruz? 1995’te Leslie Aiello
ve Peter Wheeler’in buna bir cevabý vardý:
beynimiz için baðýrsaklarýmýzdan fedakarlýk
etmiþ olmalýydýk.
Aiello ve Wheeler ikilisi, evrim
sürecinde enerji bakýmýndan masraflý bu
iki organýmýzýn büyüklükleri arasýnda bir
deðiþ-tokuþa gittiðimiz hipotezini öne
sürmüþlerdi. Bu fikir, insan beyninin
þempanzeninkinin dört katý olduðu verisini
açýklamaya çalýþýyor. Beyin çok enerji
tüketen bir organ olduðundan,
araþtýrmacýlar, insan evrimi sýrasýnda beyin
büyürken, fazla enerji tüketen bir diðer
organýn küçülmesi gerekmiþ olacaðýný
tahmin ettiler.
Bu fikre göre, insanýn atalarý, baþta
þempanze gibi meyve ve yaprak aðýrlýklý
bir diyetle beslenirken, daha sonra kök ve
et aðýrlýklý, enerji açýsýndan daha zengin
"Güvenli Ýnternet" olarak adlandýrýlan
internette filtre uygulamasý kapsamýnda
Darwin'in Evrim Teorisi de sansüre takýldý.
Evrim Teorisi'ni anlatan siteye Çocuk Profili
altýnda yasak gelirken, bu teoriye karþý olan
siteye ise eriþim saðlanabiliyor.
"Güvenli Ýnternet" döneminin
baþlamasýyla birlikte kullanýcýlar artýk Aile
veya Çocuk Profili olarak tanýmlanan iki
filtre arasýnda seçim yapmak durumunda
býrakýlýyor.
Ancak bu profillerin devreye girmesiyle
birlikte hangi web sitelerinin hangi kriterlerle
ve kim tarafýndan bu profillerde
yasaklandýðýyla ilgili net bir bilgi hala yok.
Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalýþma
diyetlere geçtiler. Ayrýca insan atalarý,
yiyeceklerini önceden piþirerek
baðýrsaklarýn gördüðü sindirim iþlemini
kolaylaþtýrdý. Böylece baðýrsaklarýmýz,
boyutlarý küçülse de iþlevlerini sürdürmeye
devam edebilecek hale geldiler. Artýk
baðýrsaklar tarafýndan sindirim için
kullanýlmayan enerjinin ise yeni bir
müþterisi çýktý: beynimiz.
“Masraflý doku hipotezi” de denen bu
çekici ve sezgisel fikir kýsa zamanda
popülerleþti. Ancak Nature dergisinde
yayýnlanan çalýþmasýyla, Zürih
Üniversitesi’nden Ana Navarrete bu iliþkiyi
çürüttüðü kanýsýnda.
Söz konusu beyin-baðýrsak takasýnýn,
eðer varsa, diðer memeliler için de geçerli
olabileceði fikrinden yola çýkan Navarrete,
23 tanesi insanýn da dahil olduðu primat
grubundan olmak üzere 100 memeli
türünün organlarýný ölçtü. Çalýþmada
yüzlerce böbrek, dalak, karaciðer, mide,
baðýrsak, kalp ve akciðer tartýldý ve
incelendi. Bu gibi çalýþmalarda genellikle
önceden yayýnlanmýþ çalýþmalardaki veriler
kullanýlýrken, Navarrete büyük çabalarla
kendi veri kümesini oluþturdu.
Kurulu'nun kararýyla belirlenen yasaklý
siteler http://www.guvenlinet.org adresinden
de kontrol edilebiliyor. Kullanýcýlarýn oylarý
da sitelerin yasaklanmasýnda etkili oluyor.
Hürriyet'in haberine göre akademisyen
ve ayný zamanda blogger olan A. Murat
Eren ise, Twitter hesabýnda ilginç bir yasaðý
takipçileriyle paylaþtý. Evrim Teorisi'ini
ziyaretçileriyle paylaþan
"evrimianlamak.org" sitesi Çocuk Profili
altýnda yasaklý görünürken, bu teoriye karþý
duran "evrimaldatmacasi.com" ise filtereye
takýlmýþ deðil ve bu profil altýnda
görüntülenebiliyor.
Birgün
Ýki yýldan fazla bir süreyi organlarý
toplamak ve incelemekle geçiren
Navarrete’nin iþi, veterinerlerin ve
patologlarýn, inceledikleri ölü hayvanlarýn
iç organlarýný genellikle uygun bir þekilde
muhafaza etmemelerinden dolayý oldukça
zordu. Çünkü çalýþma, organlarýn taze ya
da dondurulmuþ olmasýný gerektiriyordu.
Tüm veri toplama kýsmýndan sonra
analizleri yapan Navarrete, memelilerin
beyinleri ve diðer organlarý arasýndaki
göreli büyüklük baðlamýnda bir iliþkiye
rastlamadý. Ýncelenen örneklemde büyüyen
beyinlere küçülen baðýrsaklarýn eþlik
etmediði görüldü.
Ancak bu durum yine de masraflý doku
hipotezini tam olarak çürütmüyor, çünkü
önerilen mekanizma (beyin-baðýrsak takasý)
sadece insan evriminde iþlemiþ de olabilir.
Hipotezi ortaya atan Aiello ve Wheeler da,
masraflý doku hipotezinin sadece insan
beyni odaklý olduðunu ve tüm memeliler
için geçerli bir açýklama sunmak gibi bir
amaç taþýmadýðýný belirtiyorlar. Ancak 1995
makalesinde, artan beyin dokusu için
gerekli ihtiyacýn baðýrsaklarýn
küçülmesinden baþka stratejilerle de
karþýlanmýþ olabileceðini ifade ediyorlar.
Winsconsin-Milwaukee
Üniversitesi’nden Benjamin Campbell,
yeni çalýþmanýn masraflý doku hipotezinin
aleyhine bir noktaya parmak bastýðý
görüþünde. Çalýþma kapsamýndaki memeli
gruplarý genelinde yapýlan analizlerde beyin
ve diðer organlar arasýnda bir cüsse
iliþkisine rastlanmasa da, çalýþma
kapsamýndaki primatlara bakýldýðýnda,
beyin ile baðýrsak cüsseleri arasýnda negatif
deðil, pozitif bir korelasyon görülüyor. Bu,
Aiello-Wheeler hipotezinin tahmininin tam
tersi.
Campbell, Nature makalesinde
tartýþýlmayan bu gözlemin, ya primatlardaki
durumun memelilerin geri kalanýndan farklý
olduðu ya da bu grup için daha çok veriye
ihtiyaç duyulduðu anlamýna geldiðini dile
getiriyor. Çalýþmanýn yürütücüsü Karýn
Isler de bu yoruma hak veriyor. Her
memelinin organlarýnýn aðýrlýklarýnýn vücut
büyüklüklerine oranlarýna baktýklarýný
söyleyen Isler, bunu yaparken yað
depolarýný çýkardýktan sonra vücut
büyüklüðünü ölçtüklerini ve bunun kuyruk
gibi deðiþik yerlerde yað depolayan küçük
beyinli primatlar düþünüldüðünde
Navarrete’nin iliþkileri olmasý gerekenden
farklý hesaplamasýna yol açmýþ
olabileceðini belirtiyor.
Yine de primatlardan elde edilen
verilerin masraflý doku hipotezine zýt
sonuçlar vermesi, daha büyük beyinlerin
ihtiyaç duyduðu daha çok enerjinin nasýl
karþýlanmýþ olabileceðine dair yeni
açýklamalar gerektiriyor. Navarrete’nin
açýklamasý memelilerin daha büyük
beyinler için ödedikleri bedelin yað
depolarýný küçültmek olduðu yönünde;
incelenen yüz türde genel olarak
bakýldýðýnda beyin büyüklüðü arttýkça, yað
depolarý azalýyordu.
Navarrete, büyük yað depolarýný taþýmak
için de enerji gerektiðini ancak ayný
zamanda bu yað depolarýnýn yiyecek az
olduðunda açlýktan ölmeyi önleyen bir
tampon oluþturduðunu belirtiyor. Navarrete,
büyüyen beynin canlýnýn çevresel
deðiþiklere uyum saðlamasýný
kolaylaþtýracaðý, dolayýsýyla büyük yað
depolarýnýn iþlevini devralabileceði
görüþünde. Diðer bir deðiþle, memelilerde
artan zeka, daha az yaðlý olmayý mümkün
kýlabiliyor olabilir.
Ancak bu iliþki primatlara gelindiðinde
yine iþlemez hale geliyor. Ýnsanlar, en yakýn
akrabalarýna oranla çok daha fazla yað
deposuna sahipler. Saðlýklý bir insanýn
bedeni yüzde 14-26 oranýnda yað
barýndýrýrken, bir þempanze ya da bonoboda
bu oran yüzde 3 ila yüzde 10 arasýnda.
Navarrete atalarýmýzýn beyin ve yað
arasýnda deðistokuþa gitmek yerine enerji
bütçelerini farklý yollarla, örneðin daha
zengin öðünleri piþirip yiyerek, avlanmak
ve toplamak için birlikte hareket ederek,
çocuklu kadýnlara daha çok besin vererek
ve artan zekalarýný ihtiyaçlarýný
karþýladýklarý kaynaklarý daimi kýlmada
kullanarak denkleþtirmiþ olabileceklerini
düþünüyor.
Ayný zamanda, diðer primatlardan daha
yavaþ büyümek ve iki ayak üzerinde
harekete geçmek gibi baþka yollarla da
enerji tasarrufu saðlanmýþ olabilir. Bu
açýklamalarýn ne kadarýnýn insanlara özel
olup ne kadarýnýn bir araya gelerek
beyinlerimizin iki milyon yýllýk evriminde
rol oynadýðý gelecek çalýþmalarla cevap
bekliyor.