interaktif kültür dergisi ocak 2016 kanal carlos fuentes

Transkript

interaktif kültür dergisi ocak 2016 kanal carlos fuentes
KİTAPSANATFİLMTİYATROMÜZİKTARİHFELSEFEBİLİMYAZARDİZİEĞİTİMKİŞİVİDEOEKONOMİOYUNTEKNOLOJİSPOR
Y OUREAD S
SEYAHATHABERMEKANİLİŞKİLERSAĞLIKYAZILIMSİYASETSORUCEVAPETKİNLİKYEMEİÇMEÇEŞİTLİANKETYOUREADS
KANAL
KİTAP
CARLOS FUENTES
FRIEDRICH BALKONUNDA
FİLM
KIYIDA KÖŞEDE KALMIŞ
BİRKAÇ FİLM
ÖYKÜ
TUTSAK HAYATLAR
DENEME-MAKALE
-ILLUMİNATI
-AMERİKALILAR FUTBOLU
NEDEN SEVMEZ
YOUREADS SEÇKİSİ
Ocak 2016
ŞİİR SEÇKİSİ
Ocak 2016
6
İ N TE R A K Tİ F KÜLTÜR DER GİSİ
O C AK 2016
EDİTÖR
@abi
TASARIM
@abi
YAZARLAR
@samurai
@sde
@tiryaki adam
@bona dea
@akinburak
@berker
@jokerhyme
ÇİZERLER
@yudum cetin
@homerosun ilyada
KAPAK FOTO
@enhalnas
Kanal Ocak-2016
Sevgili Kanal Dergisi okurları, uzun bir aradan sonra içimize
sinen, enerji dolu bir sayıyla karşınızdayız. Yeni yıla el emeği
göz nuru çalışmalarımızla; kitap, film tanıtımları, öykü, deneme, makale çalışmaları, şiirler, taş boyamalar ve çizimlerle
giriyoruz.
Bütün bir yılın hep birlikte, kültür, sanat, edebiyat, bilim, felsefe, şiir, müzik dolu geçmesi dileğiyle...
İyi okumalar dileriz.
@abi
İçindekiler
4 Yazar Aynası
Friedrich Balkonunda - Carlos Fuentes
Kimlik - Milan Kundera
6
Beyaz Perde
8
İki Kere İki Beş
Kıyıda Köşede Birkaç Film
Tutsak Hayatlar
10 İki Kere İki Dört
İlluminati
Amerikalılar Futbolu Neden Sevmez ?
11 Elde Var Sıfır
Şiir Seçkisi
13 Youreads Seçkisi
Ocak 2016
page 10
14Görsel
Taş Boyama Sanatı
Resim
M A R C H 2 0 1 1 U Nocak
I V E 2016
R S A Lyoureads
M A G A Zkanal
INE 3
S EyCaTz IaOr Na yNnAaM
sE
ı
@samurai
Fr ie d r i ch
Balkonunda
"Sıcaktan da öte, yapış yapış, bunaltıcı, can sıkıcı bir geceydi. Hani şu
gündüzün sıcaklığının hafiflemek bir yana daha da arttığı gecelerden
biri. Sanki gündüz, uzun geceye, ancak akşamüstü ölürken, tıpkı
kurşun gibi ağır ve kirletilmiş bir sevgili misali, topyekûn bir biçimde
teslim edeceği kendi ısısını gün boyu biriktirmişti. Balkonun bana
birazcık serinlik hatırlatacağı umuduyla vantilatörsüz odamdan
çıktım. (...) Çıktım ve bir meşgale buldum. Zira yandaki balkonda bir
adam korkuluğa yaslanmıştı ve o saatte in cin top oynayan geniş
caddeye derin bakışlarla bakıyordu."
Carlos Fuentes
4 Uyoureads
N I V E R Skanal
A L Mocak
A G A2016
ZINE M A R C H 2 0 11
yazar aynası
Friedrich Nietzsche'yi romanına konuk eden
carlos fuentes'in başta kadercilik olmak üzere birçok felsefi konunun üzerinde durduğu
ve bu konuları devrim ile süsleyen bir olay
örgüsüyle okuyucularını etkileyecek romanı.
Romanın kahramanı sıcaklardan nefes alamadığı bir gece (sıcak yaz günlerinde romanı okumaya başladığım için romanın içine
girmemek çok zor oldu) balkona çıkar ve
orada nietzsche'yi görür ve ardı arkası kesilmeyen sorular sorulmaya başlanır.
SE
Ny u
Nm
AME
@C
nT
u rI O
an
Okunması keyifli bir kitap olmasının yanında yazar carlos fuentes'in okurlarına sunduğu en son romanıdır.
Felsefe ve nietzsche'e sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
@samurai
Genellikle toplum ve kaderciliğe yönelik sorular sorulur ve bu sorulara cevap yine romandaki karakterler ve olaylar üzerinden
verilir.
M A R C H 2 0 1 1 Uocak
N I V E2016
R S Ayoureads
L M A G Akanal
ZINE 5
S EyCaTz IaOr Na yNnAaM
sE
ı
@samurai
K im l i k
Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet. Yüzünü
düşleyecektin. Yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi
tasarlayacaktın. Ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün.
Ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? Bütünüyle yabancı bir
yüz görecektin! Ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın:
Yüzün sen değilsin!”
Milan Kundera
6 Uyoureads
N I V E R Skanal
A L Mocak
A G A2016
ZINE M A R C H 2 0 11
yazar aynası
İlk bakışta bir aşk romanı gibi gözüken fakat
özünde varoluşçuluk, günümüzdeki insanları,
toplumun insan üzerindeki etkilerini, dostluğun günümüzde nasıl bir konuma geldiğini
ve daha birçok şeyi sorgulayan, okuyucularına
da sorgulatan bir eser. Kitapta günümüzle ilgili
yapılan tespitler insanı aşırı derecede düşünmeye itiyor, kitabın en sevdiğim yönlerinden
birisiydi bu.Kitabın kurgusu ise okuyucuyu giderek heyecanlandırıyor, kitabın sonunda sorulan soru ise okuyucuya " kitabı okudun bitti
tamam ama ne anladın?" Der niteliğinde. Kitaptan günümüze yapılan bir eleştiriyi ele alacak olursak;
SE
Ny u
Nm
AME
@C
nT
u rI O
an
raklarına aşık köylüler, güzel masaların büyülü
yaratıcısı dedem, köydeki insanların tümünün
ayak ölçülerini ezbere bilen ayakkabıcılar; ormancılar, bahçıvanlar; o dönemlerde askerlerin bile birbirlerini tutkuyla öldürdüklerini düşünüyorum. Yaşamın anlamı, insanlar için 'bir
soru işareti' değildi, yaşam onlarla birlikteydi,
tüm doğallığıyla, ilişkilerinde, tarlalarındaydı. Her meslek, kendine özgü düşünce tarzını,
kendine özgü varoluş biçimini yaratmıştı.
Bir doktor, bir çiftçiden başka biçimde düşünüyordu, bir askerin davranışı, bir köy öğretmeninin davranışına benzemiyordu. Oysa bugün,
hepimiz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı
"Eskiden yapılan meslekler, hiç olmazsa birço- gösterdiğimiz ortak ilgisizlik bizi birbirimize
ğu, insanın o mesleğe karşı kişisel bir tutkusu bağlıyor. Bu ilgisizlik bir tutku haline geldi. Çayoksa, akla bile getirilmeyen mesleklerdi: top- ğımızın tek büyük, kolektif tutkusu."
M A R C H 2 0 1 1 Uocak
N I V E2016
R S Ayoureads
L M A G Akanal
ZINE 7
beyaz perde
@sde
aruitemo aruitemo
Bol ödüllü bir japon filmi. Insanı ve insan ilişkilerinin
anlatımındaki ustalık gerçek bir kesit izlemiş hissi
uyandırıyor.
sex, lies, and videotape
Isminden de gayet güzel anlaşıldığı gibi karamsar ve
bir o kadar da duygularınıza hitap eden, eski aşklarınıza
götüren kaliteli bir dram.
Ruhsal sapıklık olarak nitelenebilecek şeylerin haklılık payı
kazandığında aslında ne
Denli saf ve masum olabileceğini görürüz.
punishment park
Bit peter watkins klasiği. Hükümetlerin faşizm sınırlarını
ne kadar zorlayabileceğini ve baş kaldıranların rol
yaparken bile sinerlenebileceğini gerçek bir hikayeden
izleme fırsatı buluruz.
Bu tarz oyunculuğun anca böyle bir zeminden
doğabileceğini şaşkınlıkla izler ve tüm kışkırtmalarla beraber olanları siz de yaşarsınız.
8 youreads
U N I V E Rkanal
SAL M
A G 2016
AZINE ocak
M A R C H 2 0 11
@sde
beyaz perde
le trou
The great escape (1963) gibi bir rakibi varken ayakları
üstüne sağlam bir şekilde basan başyapıtlardan.
Film hapishaneden kaçış temalı ve 1960 yapımı. Hücreden kurtulmak adına her beton kazıldığında sizin
de yüreğinizi pırpır eden bir heyecan barındırıyor. Nihayetinde kaçırılmaması gereken fransız estetiğinden
nasibini almış güzel bir seyirlik.
la meglio gioventù
2003 yapımı yaklaşık 6 saatlik bir italyan yapımı. Süresine tezat olarak sıkça duyulan eleştirilerden biri filmin tadına doyamadan bitiyor olması. 20. Yüzyılın ikinci yarısında, italya'da, carati ailesinin hayat hikayesini
izlemeyi kaçırmayın.
@sde
M A R C H 2 0 1 1 U N ocak
I V E R2016
S A L youreads
M A G A Z kanal
INE 9
@tir yaki adam
iki ker e iki beş
Tuts ak
Hayatlar
"Artık hazırdı. Kafasını kaldırdığında güneş artık kendisini gösteriyordu yavaştan, sanki doğan güneş onun hayatında açacağı yeni
sayfanın habercisi gibi parlıyordu."
İçinde bir sıkıntı vardı. Ne olduğunu bilmediği bir şey. Çevresindeki insanların sesleri
kulaklarında bir uğultu yaratıyordu sadece.
Düşüncelerin arasında dolanırken birden
herkesin ona baktığını fark etti. Müdür yardımcısı Ahmet Bey’in, kendisine bakarak
konuşması ile irkildi. ‘Sizin bu konudaki görüşleriniz neler acaba, diye sormuştum ama
bir cevap alabilecek miyiz?’ dedi Ahmet Bey
kinayeli bir şekilde. Barbaros soruyu duymasına rağmen umursamamıştı. Ayağa kalktı ve
tüm yönetim kurulu üyeleri, müdürler, üst
düzey yöneticiler ve çalışma arkadaşlarının
meraklı bakışları altında toplantı odasını hızlı
adımlarla terk etti.
hayaller bunlar mıydı? Burada mı olmak istiyordu? Kendine bu ve benzeri soruları sorarken kapıda bir gölgenin belirmesi bir an
korkmasına neden olmuştu.
Ne yaptığını bilmez halde odasına girdi. Masanın çevresinde öyle bir dolandı ki kendisi bile bu duruma şaşmış, üzerine fazla düşünmeden sandalyesine atıvermişti kendini.
Biraz önce ne yapmıştı öyle. Asıl önemlisi
burada ne yapıyordu. Çocukken kuruduğu
Daha ne olduğunu bile anlamaya fırsat vermeden Barbaros’u ayakta karşısında görüverdi. ‘siz…’ dedi Barbaros daha cümlesini
tamamlamadan geri döndü ve masanın üzerinden boş bir kağıt alıp oracıkta istifa dilekçesini yazdı. Yanına bir bant alıp hışımla --
Nilgün Hanım içeride olanlardan habersiz,
her zamanki soğuk tavrı ama biraz meraklı
bir ses tonuyla ‘Toplantı bitti demek’ dedi. Ve
ekledi. ‘Biliyorsunuz yarın Ankara gidilecek
şu fabrika ile görüşülmek üzere…’ Barbaros
daha cümlesinin bitmesine izin vermeden
ara girdi ve ‘Bana ne. Size ne. Çok merak ediyorsanız siz gidin yarın Ankara’ya.’ Diye tersledi. Nilgün Hanım kendisine söylenen bu
sözler karşısında ne diyeceğini bilememişti.
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
10
@tir yaki adam
odadan çıkıp istifa dilekçesini holdeki akvaryuma yapıştırıp çıkışa yöneldi. Nilgün
Hanım yüzünde acı bir ifade ve bu olanların
hesabının kendisinden sorulacağı düşüncesiyle paniklemiş ve Barbaros’un delirmiş
olabileceğinden korkmuş bir şekilde, olan
bitenlere anlam veremiyor sadece ‘Barbaros
bey, Barbaros bey ne yapıyorsunuz’ nidaları
ile Barbaros’un peşinden koşturuyordu.
Dışarı çıktığında zincirlerinden kurtulmuş
bir vahşi hayvan gibi hissediyordu. Bir yılkı
atı aylar sonra ilk defa ovaya salındığında
yıldırım gibi bir baştan bir başa nasıl koşarsa
o şekilde koşmak istiyordu şehrin sokaklarında. Öylesine heyecanlıydı. Ve bu heyecanı tatmayalı sanki yıllar olmuştu. Ama kendisini tuttu. Bu heyecanı saklamak istiyordu.
Koşarak kendini yorup bu heyecanın gitmesini istemiyordu. İş yerinin bulunduğu bina
ara sokaklardan birinde olduğundan taksi
bulması zordu. Kendini hemen ana caddeye
attı. İlk el ettiği taksi boş olmasına rağmen
durmadı. İstanbul’un bu keşmekeşinde takside bulmak zordu ama birkaç denemeden
sonra bir taksiyi durmuştu. Taksiye atlayıp
doğruca evine gidiyordu. Yoldayken havayolu şirketini arayıp bir bilet ayırtmak istedi. Ama daha nereye gideceğini kendisi bile
bilmiyordu. Bu heyecan ona düşünme fırsatı bile vermiyordu ama kararlıydı gidecekti.
Eve vardığında taksimetrede yazandan fazlasını veri paraüstünü dahi almadan altıncı
kattaki daireye, adeta uçarak, üçer beşer atlayıp çıktı merdivenlerden.
iki ker e iki beş
vi değeri olan eşyaları ve birkaç parça şey
alacaktı. Hemen arka odadaki ofis olarak
kullandığı odaya girdi. Dedesinin üniversiteyi kazandığında kendisine armağan ettiği
kalemi kutusuna koyup odadan çıktı. Durdu. Geri dönüp odaya baktı. Odadan başka
alabileceği bir şey var mı diye hızlıca bir göz
gezdirdi. Yoktu. Odanın kapısını kapatıp salona geçtiğinde kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Öylesine heyecanlıydı ve yaptıklarına
kendisi bile hala inanamıyordu. Bu heyecana ihtiyacı vardı ama birazda sakin olmalıydı. Mutfak tarafındaki balkona çıktı. Beklide
İstanbul’a ve boğaza son kez bakıyordu. Bu
balkonda az efkar dağıtmamıştı. Mutfaktan
hemen bir iskemle çekip oturdu. Bir sigara
yaktı. Bu heyecan, Britanya’da liseyi yatılı
okuduğu zamanlarda eve dönerken yaşadığı heyecanın aynısıydı. Evet yol boyunca da
düşündüğü ve içindeki gitme isteğinin nereye olduğunu artık anlamaya başlamıştı.
Yatak odasına gidip gardropu açtı. Babaannesinin ördüğü koyu yeşil boğazlı kazağı
buldu. Uzun zamandır giymemişti ve bunu
giydiği yıllarda daha liseye yeni başlamıştı.
Ama buna rağmen eskimemiş gibiydi. Ve
sanki daha dün gibiydi hepsi. Hemen salona
gidip bunu da çantasına yerleştirdi. Hemen
yatak odasına dönüp alacaklarına şöyle bir
geçirdi kafasından. Birkaç iç çamaşırı ve çorap aldı. Kapişonlu kazağını da aldı. Uzun,
siyah ve özel olarak diktirdiği paltosunu da.
Evde çalışırken giymekten hoşlandığı mavi
tshirtü ve Beşiktaş’ın yüzüncü yıl formasını
Eve girdiğinde ilk iş dağcı sırt çantasını bul- da. Aldığı bu eşyalarını da çantasına koymak oldu. Yanına sadece kendisi için mane- duktan sonra tekrar gitti yatak odasına bu
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
11
@tir yaki adam
sefer ortalığı döke saça sanki bir şey arar gibi
bakınıyordu etrafa kendisi için önemli bir
şey bırakmak istemiyordu ve her şeye bakıyordu. Ortalığı öylesine birbirine katmıştı ki
biri görse hırsız girmiş zannedecekti.
Ama umurunda bile değildi. Çekmecelerin
birinde annesinin ölmeden birkaç yıl önce
verdiği yüzüğü buldu. Bunu neredeyse unutuyordu. Eğer bunu geride bıraksaydı kendini ne derece suçlu hissedeceğini düşündü.
Mutfağa geçti ketıla su doldurdu. Bir fincan
kahve yada çay içmek istemişti. Ve tabi bir
de sigara. Bu sırada gezdiği her şehirden aldığı kupa bardak koleksiyonunu tezgahın
üzerine dizmeye başladı. Bunları da yanında götürmeden olmazdı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Su kaynayana kadar anca
yarısını çıkarabilmişti. Ve içerde salondaki
vitrinin dolabında da birkaç bardak daha
olabileceğini hatırladı. Elma aromalı sallama
çaylardan açtı iki tane. Her zaman iki taneydi. Meyve aromalı ya da değil, sallama çayın
tadını tek bir taneden alamıyordu. Tekrar
balkona çıktı. Çayından birkaç yudum içtikten sonra sigarasını yaktı. Manzarayı seyrederken aklına teleskopu geldi birden. ‘ne de
çok şey varmış’ dedi kendi kendine, biraz sitem dolu bir ses tonuyla. İçeriden bir kağıt
ve bir kalem alıp tekrar balkona döndü. Bir
yandan çayını yudumlayıp İstanbul ‘a karşı
sigarasını tüttürürken, bir yandan da alacağı
eşyaların listesini yapmaya koyuldu.
Listesi bitmiş olmasına rağmen manzarayı
seyretmeye devam etti. Bu arada iki kupa
bardak çay ve neredeyse yarım paket sigara
içmişti. Yolculuğuna yarın çıkmaya karar ve-
iki ker e iki beş
reli çok olmuştu. Birkaç eski arkadaşa veda
etmesi de gerekiyordu zaten. Teleskopu almak için terasa çıkacaktı. Apartmanda onca
insan oturmasına rağmen kendisini haricinde kimsenin orayı kullanmayışı hep tuhafına
gitmişti Barbaros’un. Zaten oranın anahtarları bir tek onda vardı. Kapıcıda bile bulunmazdı bir yedeği. Ağır adımlarla merdivenleri çıktıktan sonra terasın sıkışmış kapısı ile
bir hayli boğuştu.
Bir yandan etrafa küfürler saçıyor bir yandan da terasa kapı yapan zihniyetin amacının ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Sesinin apartmanda yankılanmasına aldırış
etmiyordu. Sonunda kapıyı açabilmişti. Teleskopunu toparlamadan önce etrafa şöyle
bir bakmak isteği uyandı içinde. Evlere insanlara bu şehrin evleri ve insanlarına. Rastgele binalara bakmaya başladı. Camı açık
perdesi dışarıda rüzgarla savrulan bir ev fark
etti. İçeride ne olduğu net bir biçimde görülüyordu. Bilgisayar başında biri vardı. Uzun
saçlı biri. Ve bilgisayarda porn izliyordu. Bir
müddet baktı. Bakmasının tek bir nedeni vardı. O pornografik görüntüleri izleyen
kişinin cinsiyetini merak ediyordu. Ama o
uzun saçlı kişinin yerinden kalkmaya niyeti
yok gibiydi. Barbaros’un da bu merakı, yerine giderek umursamazlığa bırakıyordu. Birkaç evi daha dikizledikten sonra farklı ya da
heyecan verici bir şey bulamamanın hayal
kırıklığı vardı.
Hem zaten arkadaşı ile bulaşacaktı. Artık toparlamanın vakti geldiğini düşünürken yaşlı bir adam dikkatini çekti. Tahminen adam
apartmanın beşinci ya da altıncı katındaydı.
Balkonda oturmuş rakısını yudumluyordu.
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
12
@tir yaki adam
Fakat yaşlı adamı onun için çekici kılan şey,
adamın kendi kendine konuşup, ara sıra sinirli
bir şekilde bir şeyler anlatırken rakı bardağını
diğer eline alıp, sağ eliyle masaya vurmasıydı. Bunu neden yaptığına bir anlam veremedi.
Adamın el ve kol hareketleri de sanki yanında
biri varmışçasına inip kalkıyor, bir şeyleri tasvir
ediyor gibiydi.
Artık havanında yavaştan karardığını fark etmesi Barbaros’un artı toparlanmak için vaktin
geldiğini işaret ediyor gibiydi. Tam bu esnada
adam birden bire ayağı kalktı. Evin içinde yürüğünü gördü. Yaşlı adam kapı açıp, hafiften eğilerek içeriye birisini buyur etti. Barbaros, yaşlı
adamın o eğilme anında ‘buyurun ekselansları’
dediğini hayal etti. İçeriye giren 20-25 yaşlarında, kızıl renkli saçlı, güzel bir fiziğe sahip bir
kadındı. Kadın içeriye girip üzerindeki pardüsesini çıkarırken yaşlı adam tekrardan sanki hiç
kimse gelmemiş gibi balkona çıktı ve kaldığı
yerden rakısını içmeye koyuldu.
iki ker e iki beş
utançla ne yaptığı bilemez halde teleskoptan
başını kaldırmış ve kıpkırmızı kesilmişken, yaşlı
adam kendisini balkondan aşağı bırakı verdi.
Bir intihara tanıklık etmişti. Sanki o adamı kendisi itmişçesine bir korku sardı etrafını. Doğru
düzgün toparlanmadan teleskopunu da alarak
apartmanın içinde doğru koştu. Merdivenlerde halledecekti işini. İçeriye girdi ama elleri
titriyordu. Teleskopu düşürme korkusuyla onu
hemen yere bıraktı ve kendiside merdivenlere
oturdu. Şoktaydı. Bugün için kendi içinde yaşadığı mücadele yetmiyormuş gibi bir intihara
şahit olmak Barbaros’un sinirlerini yıpratmıştı biraz. Her şeyi orada bırakıp eve döndü. Bir
bardak su içip sakinleşmeye çalıştı ama işe yaramıyordu.
Eczadolabını açıp sakinleştirici bir şeyler arıyordu. Bulduğu aspirinden birkaç tane alıp yuttu.
Fakat daha ağzına atar atmaz, aklına adamın
kendisine kadeh kaldırdığını hatırladı ve kusma isteği belirdi. Klozetin kapağını açıp böğürerek kusmaya başladı ve ağzından ilk çıkan
Genç kadın odanın içinden birden kaybolu ver- şeylerin demin aldığı haplar olduğunu görmedi. Barbaros teleskopunu da alıp biraz daha sol si midesini daha da kaldırdı.
tarafa geçti. Genç kadının nereye gittiği şimdi
anlaşılıyordu.
Elleri titreyerek bir sigara yaktı. Adamın kadeh
kaldırışı gözünün önünden gitmiyordu. Duşa
Evin içinde bir piyano vardı. Ve genç kadın pi- girdi. Sanki gördüğü şeyler başından aşağıya
yanonun başına geçmiş bir şeyler çalıyordu. akıp giden suyla akıp gidecekmiş gibi. Duştan
Yaşlı adam bu sefer elini bir maestro gibi sal- çıktığında hava kararmıştı. Gördüğü olayın şolamaya başladı bu sefer. Ve sanki bir şarkı da kunu tam olarak atlatamamıştı.
mırıldanıyordu hafiften. Adam aninden hiddetlendi içeriye gidip genç kadına bağırmaya Arkadaşına bulaşacağına dair söz verdiğinden,
başladı. Genç kadın da tıpkı Barbaros gibi bu hızlıca giyinip dışarıya attı kendini. İstanbul’da
yaşlı adamın bu hareketlerine anlam veremi- kaybolmak onun için hem zor hem de çok koyyordu. Genç kadın içerde hıçkırıklarla ağlarken la bir şeydi.
yaşlı adam tekrar balkona çıktı. Ama bu sefer
oturmadı ve ayakta idi. Barbaros’un kendisini Ara sokaklara girip dolaşmaya başladı. Hava
izlediğini fark etti. Ve kadehini Barbaros’a kal- bir insanın bile dayanabileceğinden fazla sodırdı. Barbaros yakalanmış olmanın verdiği ğuk olmasına rağmen yapıyordu bunu.
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
13
@tir yaki adam
Birbiri ardına nerede olduğunu bulmaya çalışmaksızın bir sağdaki bir soldaki ara sokağa
sapıyordu. Birden aşağıya doğru inen merdivenleri fark etti. Saatine baktı. Arkadaşını bekletmek istemediğinden bu kaybolma oyununa
son verip merdivenlerden ana caddeye inmeye karar verdi.
Ağır ağır inerken merdivenlerden, soğuktan
titreyen bir köpek gördü. köpek insanların merhametli olabileceğini öğrenmiş olacak ki gelip
Barbaros’un ayaklarına dolanıverdi. Barbaros
hemen eğilip, kolları ile sarmalayıp ısıtmaya
çalışmıştı ama bunun kısa süreli bir çözüm olacağını biliyordu. Hem köpek kendisini takip
edecekti, bundan da neredeyse emindi Barbaros. Çevresine bakınıp bir şeyler aramaya başladı. Hemen az aşağıda karton yığınları, sanki
özelliklere oraya bırakılmıştı. Elleriyle köpeğin
kulaklarını okşayıp, ‘hadi bu geceyi atlatabileceğin, kartondan bir kulübe yapalım.’ dedi.
Apartmanlardan birinin girişene, hiç kimseyi
de rahatsız etmeyecek bir şekilde sağlam kartonları kullanarak, adını wolfie koyduğu köpek
için bir sığınak yapıverdi. Oradan ayrılmadan
önce sanki kendisini anlayacakmış gibi köpeğin gözlerine bakıp: ‘benim gitmem gerekiyor.
Sen bu gece buradan ayrılma. Merak da etme
üşümeyeceksin.’ dedi. Wolfie, Barbaros’un bu
sözleri karşısında boynunu eğip, sanki ‘teşekkürler’ dercesine kısa ve hafif bir tondan havladı.
Bardan içeriye girdiğinde arkadaşının gelip
oturmuş olduğunu gördü. Göz göze geldiklerinde, Ayça’nın biraz fazla beklediğini ve bu
yüzden kızdığı gözlerinden okunuyordu. Selamlaşıp, öpüştüler. Barbaros, bugün tanık olduğu olayları ve iş yerinde olanları anlatırken,
Ayça’nın hayret verici yüz ifadesi karşısında,
kendisini gülmekten alamadı. Gece yarısına
iki ker e iki beş
kadar, koyu bir sohbete dalmışlar, bira, şarap ve ardı ardına yakılan sigarlar onlara eşlik
ediyordu. Bardan çıkıp sahil boyunca yürüyerek Ayça’nın evine doğru yol aldılar. Ayça,
Barbaros’u beklide son defa göreceğini biliyordu. Apartmanın önüne geldiklerinde, gözlerinin içine bakarak ‘kokunu saklamak istiyorum’
dedi Ayça, bir yandan da ellerini Barbaros’un
boynuna dolayarak. Evden içeriye girdikleri andan itibaren öpüşmeye başlamışlardı. Barbaros bütün gün yaşadığı şeylerden sora, alkolün
etkisi hala üzerinde olmasına rağmen gergindi. Bunu Ayça da fark etti. Kanepeye geçtiklerinde Ayça onun yüzüstü yatmasını istedi. Kısa
bir süre masajdan sonra, Barbaros’u sırt üstü
dönmesine yardımcı olup yanına uzandı.
Ayça son defa seviştiklerini biliyordu, yatakta çırılçıplak bir vaziyette yatarken. Barbaros
üzerine bir şeyler giyip balkona sigara içmeye
çıkmıştı. Hiçbir şey düşünmeden öylece sigara
içiyordu. İkinci sigarayı yaktığında ezanın sesiyle irkildi birden. İçeriye gidip hızlıca giyindi.
Son bir kez Ayça’yı öperken, Ayça’nın göz yaşlarına hakim olmak için kendisini kastığını fark
etti. Evden çıkıp Beşiktaş sahiline indi. Boş bir
banka oturdu. İstanbul’da son bir kez gün doğumunu izlemek istiyordu. Güneş daha doğmamış ama ufukta hafif bir mavilik belirmişti
çoktan. Başını öne eğdi. Nereye gideceğini de
biliyordu. Kendisinden emindi. Eve dönüş olacaktı bu yolculuk. Kendisine. Çocukluğuna.
Derin bir nefes çekti. Artık hazırdı. Kafasını kaldırdığında güneş artık kendisini gösteriyordu
yavaştan, sanki doğan güneş onun hayatında
açacağı yeni sayfanın habercisi gibi parlıyordu.
@tiryaki adam
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
14
iki ker e iki dör t
@bona dea
İ l lümi n at i
Kelime anlamı "aydınlananlar" anlamına gelen, yüzyıllardır faliyet gösteren, hakkında
en çok komplo teorisi üretilen oluşum olarak karşımıza çıkan bu örgüt, dünyadaki her
topluluktan askeri, idari, mali güçleri kontrol
eder. Amaçları tüm dünyanın mali kaynaklarını ve bunları yönetenleri, kontrol edenleri denetim altına almaktır. Şimdiye dek bu
bir varsayımdı ancak özellikle eski Sovyetler
Birliği'nin dağılma sürecinde KGB belgeleriyle deşifre olmuştur.
mek için dünyanın her yerinde kolej ve üniversiteler açmak.
3- Teşkilat içinde başarılı olanları bir şekilde
dini, mali kurumlara yerleştirerek bilgi akışı
sağlamak ve ajan olarak kullanmak.
4- Etkili medya kurumları kurmak, medyanın gücünü sonuna kadar kullanmak ve kitleleri sorunun çözümü olacak tek bir güce
ikna etmek.
5- Her türlü silah ve asker kullanarak tüm
dünya halklarına meydan okumak ve sadece İllüminati tarafından kontrol edilen bir ikİllüminati'nin kuruluşu tapınak şovalyeleri- tidar denetimi sağlayana dek buna devam
nin ve Haşhaşilerin yer altına çekilmesiyle etmek.
başlar. 1 Mayıs 1776 tarihinde Bavyera'da
kilise yasaları konusunda üniversitede ders
veren Cizvitli hukuk profesörü Johann Adam
Weishaupt tarafından kurulmuştur. Simgeleri kilisenin şeytan ilan ettiği Lucifer'dir. Lucifer latince "ışık getiren" olarak isimlendirilir. Resmi mühürleri henüz bitmemiş piramit
ve üzerinde tüm yönlere hakim olan gözdür.
Bu satanik mühür aynı zamanda İllüminati
kardeşliğinin dünyaya hakim olmasını simgeler.
Beş temel kuralları vardır:
1- Hükümetleri, mali ve idari kaynakları yönetenleri kontrol altına almak; bunun için
para ve seksi araç olarak kullanmak.
2- Başarılı ve üstün nitelikli üyeler yetiştir1 5 youreads
UNIVERS
AL M
AGA
ZINE kanal
ocak
2016
M A R C H 2 0 11
iki ker e iki dör t
@bona dea
Bu beş temel kuralı hayata geçirmek için bir
şablona ve örgüt yapısına ihtiyaçları vardı.
Bunun için Masonların locasında yer açılacaktı. Baron Vön Kntgge yardımıyla locaya
girdiler.
Gizliliğe dikkat eden İllüminati, kendini belgelerinde ifşa etmiyordu, her türlü bilgiyi
özel bir sistemle kriptoladılar. Karargahları,
misyonerleri, örgüt piramidindeki her kişi
ya tarihsel bir kişilikle ya da mitolojik savaşçı isimleriyle ifade edildi. bu kripto yöntemi
gizliliği sağlıyordu.
Baron Vön Kntgge sayesinde aldıkları Mason desteğiyle büyümeye, güçlenmeye ve
kök salmaya başladılar. Ama bir taraftan da
örgüte karşı muhalefet gelişmeye başlamıştı. Muhalif gruplar, toplumlar ve özellikle kilise bu yapılanmaya karşı çıkıyordu. En büyük muhalefet rahiplerden geliyordu. 1784
yılında kilisinenin de hamleleriyle Bavyera
Hükümeti bu örgütün faaliyetlerini yasakladı. Örgütün ileri gelen, yüksek rütbeli birçok ismini ya tutukladı ya da Bavyera dışına sürdü. Bu olaydan sonra 18 yy.'da örgüt
yer altına çekildi, silindi sanıldı ama tapınak
şövalyeleri, Masonlar, Haşhaşilerle dirsek temasına devam ettiler ve beş temel kurallarına bir altıncıyı eklediler: "Katolik mezhebine
sızılacak ve yok edilecek."
Örgüt gizli bilgiyi elde etmek ve kullanmak
felsefesiyle hareket ediyordu. En büyük hedef Vatikan'dı. Vatikan'ın ve Papa'nın kitleler üzerindeki ruhani gücünü ele geçirmek
istiyorlardı. 1990'lı yıllarda eski Sovyetler
Birliği'nin dağılma sürecinde Rus gizli servisi KGB de çözülme sürecine girdi. Devlet
tarafından yüksek düzeyde korunan dosyalar işsiz kalan KGB ajanları tarafından ka1 6 youreads
UNIVERS
AL M
AGA
ZINE kanal
ocak
2016
M A R C H 2 0 11
raborsada satılmaya başladı. Bu belgelerde
üst düzey örgüt grafikleri, isimler, görevler,
ajanların raporları ortaya çıktı. Vatikan'a sızmak için örgütün bir KGB ajanını anti-devrimci rahip kimliğiyle buraya yolladığı ve bu
ajanın Papa 6. Paul'un ve dini çevrenin güvenini kazandığı gelen raporlarla kanıtlandı.
Bu raporlar diğer gizli servisler ve kriptoloji
uzmanları tarafından incelendi. Belgelerdeki nokta işaretlerinde örgütün mührü yarım
piramit ve tekgöz simgesinin olması belgelerin gerçekliğini aydınlatıyordu.
İllüminati, fenomeni ve beslendiği komplo
teorileriyle gündemdekini yerini sürekli koruyor. Sinema, müzik, medya alanlarında da
varlığını sürdürüyor. Gizli bir kardeşlik örgütü dünyayı kontrol altına mı alıyor? Yoksa bu
bir komplo teorisi mi? Dünyayı kaosa sürükleyen planları devrede olabilir mi? Korkunç
sonlara yol açacak kitle imha silahları belli
yerlere konuşlandırıldı mı?.. derken, bu gizli
örgüt çalışmalarına devam ediyor.
iki ker e iki dör t
@akinburak
Amerikalılar Futbolu
Neden Sevmez ?
2 Aralık 2010 yılında Futbol Dünya Kupası’na
ev sahipliği yapacak ülke açıklandı. Bunun
öncesinde Amerikan Başkanı Barrack Obama, Amerika’nın 2018 veya 2022 Dünya Kupası için aday olabileceğini açıkladı. Burada
sorulması gereken önemli bir soru var: Ama
neden?
Futbolun tüm dünyayı sarmış, neredeyse
bir din haline gelmiş bir aktivite olduğunu
düşünsek de, ortada çok açık bir durum var.
Sporun 7 gün 24 saate yayıldığı Amerika’da
futbol ne yapılırsa yapılsın sevilmemektedir.
Yapılan tüm çalışmalara, pazarlama aktivitelerine, başarılara rağmen futbol hala Amerikalılar için sevimsizdir. 1994 Dünya Kupası
organizasyonu, 1999 Bayanlar Dünya Kupası Şampiyonluğu (hem de Amerika’da),
Mia Hamm, David Beckham, ki sonuncusu
artık son çareydi, hiçbiri işe yaramamıştır.
Amerika’da futbolun adı “football” bile değildir, “soccer”dır, ki büyük ihtimal bu kelime
berbat anlamına gelen “sucker”dan türemiştir.
Peki; Amerikalıların ataları Avrupalıların yaşam sevinci, güney komşuları Güney Amerikalıların ise varoluş nedeni olan futbol,
Amerikalıların kendileri tarafından neden
sevilmez? Olası nedenleri şu şekilde;
konusuna takıntılı, bir şey kazanmadıkları
sürece kendilerini rahatsız hissedebiliyor. Bu
yüzden, onlar için beraberlik özellikle golsüz beraberlik maçın hiç oynanmaması ile
eş değer. Amerikan sporlarının hiçbirinde
beraberliğe yer yoktur, biri mutlaka kazanmalıdır. Futbolda turnuvalarda tur atlamak
için kullanılan penaltı atışları, Amerikalılar
için NBA’de maçın serbest atışlar sonucu kazanılması gibi tuhaf ve anlamsız bir olaydır.
Kısacası kazanan yoksa Amerikalılar da yoktur.
2) Futbolun bir kız oyunu sayılması: Amerikan futboluna baktığımızda bizim futbolumuza neden kız oyunu dediklerini anlamak
çok zor olmasa gerek. Futboldaki en sert faul,
ceza sahasında yapılan her türlü kusurlu hareket, kasti faul, hatta Fenerbahçe - Galatasaray maçındaki olaylar bile Amerikan futbolu için hafif kalır. Futbolun estetik ve zarif
yanı Amerikalılar için kadınsıdır. Amerika’da
çocuğunu futbola yazdıran annelerin (soccer moms) çocuğunun zarar görmesini istemeyen aşırı korumacı anneler olduğuna
inanılır. Sonuç; kadınlarda Amerika dünya
şampiyonu olabilir; ama erkeklerde asla.
1) Futboldaki beraberlik kuralı: Amerikalı- 3) Futboldaki istatistik azlığı: Amerikan
ların futboldan nefret etmesinin en büyük sporlarını izlediğinizde ekranda bir sürü sayı
nedeni sanırım bu. Amerikan halkı kazanma görürsünüz, spiker de size sürekli bir takım
1 7 youreads
UNIVERS
AL M
AGA
ZINE kanal
ocak
2016
M A R C H 2 0 11
iki ker e iki dör t
@akinburak
bilgiler verir. Bir oyuncu o sezon kaç yard
koştu, kaç sayısı var, maç içinde kim kaç kere
yer değiştirmiş, asist sayısı, double double,
triple double vs vs. Sürekli bir sayı ve istatistik bombardımanı. Futbolda da istatistik
vardır, ama sadece kaç gol atıldığı ve kaç
maç kazanıldığı ile ilgilidir. Hangi maçtan
önce izlediğiniz takımların o sezonki korner
sayılarını, deplasmanda kullandıkları taç sayısını veya en basitinden bir oyuncunun o
sezon kaç asist yaptığını ekranda görürdünüz? Diyelim ki gördünüz, hatırlıyor musunuz? Matematikleri kötü de olsa sayı çokluğu Amerikalıların hoşuna gidiyor. Futbolda
ise ne yazık ki sayı yok, sadece oyun var.
de kaç tane böyle maç vardır? Hele tek bir
lige bakarsak çoğunlukla ondan azdır. Ama
Amerikan sporlarının çoğu bol skorlu sporlardır. Şöyle ki, Amerikan futbolunda sadece
bir “touchdown” 7 sayı demektir; bir takımın
100 sayıya ulaşmadığı NBA maçları ise azınlıktadır. Yani “1-0 olsun bizim olsun” Amerikalılara uymaz.
Sonuç olarak; Amerikalıların futbolu sevmemek için kendilerine göre pek çok nedenleri vardır. Bu durumu magazin ve moda ikonu David Beckham bile değiştirememiştir.
“Sports marketing”in de sınırları vardır, dünya kupası falan gibi aktivitelerle zorlamanın
bir anlamı olmaz. Amerikalılar futbolu sev4) Futbolun Amerika’da sosyal ve kültürel miyor ve sevmek de istemiyor.
altyapısı olmaması: Futbolun en heyecanlı
maçları kuşkusuz derbilerdir. Bir Barcelona –
Real Madrid, Celtic- Rangers, Boca JuniorsRiver Plate derbileri futbolun olmazsa olmaz
maçlarıdır. Bu maçların hepsinin arkasının
bir tarih, sosyal - kültürel çekişmeler yatar.
Maçların tarihi, toplum tarihinin yansımasıdır. Amerika’daki futbol takımlarının bir geçmişi, bir tarihi, en önemlisi toplumu temsil
eden bir sosyal bağı yoktur. Bu sebeple derbi de yoktur, heyecan da.
5) Futboldaki skor azlığı: Barcelona- Real
Madrid derbisi 6-2 veya Chelsea –Liverpool
maçı 4-4 bitmiş olabilir ama bir sene için1 8 youreads
UNIVERS
AL M
AGA
ZINE kanal
ocak
2016
M A R C H 2 0 11
elde var sıfır
Doğanın Ritimleri
Ladin ve kayınla dolu orman ve göknar ve sarıçam
Günlerdir yağan kar yeni dinmiş
Ben ise ilk izleri bırakmış olmanın verdiği keyfi
çıkartarak
Toprağı kaplamış karın üstünde adımlarımı atıyorum
Rüzgarın esmesi dallarda kalmış kartanelerini
uçuşturuyor
İlk defa yaşarmışcasına hoşuma gidiyor bu an
Bir ağacın gövdesine yaslanıp tekrar tekrar aynı
manzarayı görmek
Ardından hemen orada en güzel uykuma dalmak istiyorum
Kurt ulumaları ormanın derinliklerinde yankılanıyor
Bastığım yerlerin üzerinden onlarında geçeceği
Hatta karşıma çıkabilecekleri düşüncesi
Korku duygusu ama gerçekleşmesi isteğini de ardında
getiriyor
İşte doğanın sarsılmaz uyumu
Az önceki sesler yaşamak yanımın ne kadar ağır
bastığını farkettirdi
Aslında daha çok ölümü kabullenememe durumu
Her anın sürpriz olduğu yadsınamaz bir gerçekken
Dağ toprak su öylesine ihtişamlı öylesine bereketliyken
Yaşamak güzeldir doğada
Yaşamak yalınlıkla
Hava kararıyor
Yaptığım barınağımın içinden dünyayı dinliyorum
Ateş böcekleriyle kurbağaların senfonisi duyuluyor
En güzel orkestradan daha ahenkli
Ki zaten en güzel sesler ormanlardadır
Hayatın boyunca duyabileceğin en net ve en güzel sesler
Bir an başka bir gezegende
Tüy misali boşlukta oradan oraya savrulduğumu hissettim
Huzurun son noktasında oluşan bir hâl bu
İnsan anca sonsuz özgürlük içerisindeyken hisseder
sanırım böyle bir şeyi
Derme çatma barınağımın aralarından yüzüme düşen
karlar
Uykumdan uyanmamı sağladı
Sönmemek için can çekişen ateşe odun atmak için
doğruldum
Kar sesi yuttuğu için etrafı sessizleştirir
1 9 youreads
U N I V E R kanal
SAL M
AGA
ZINE ocak
2016
M A R C H 2 0 11
Tarifi imkansız müthiş bir sessizlik oluşmuştu
Oysa sessizlik de buradaydı yalnızlığın en büyüğü de
Özlem de hemen yanıbaşımızdaydı sevinç de
Bulutların yağmur olup yağması
Toprağa olan özleminden değil midir
İlkbahar geldiğindeki sevinç nice kavuşmalara taş
çıkartır
Acınınca en beterlerinden biri yaşanıyor yıllardır
Doğaananın karşılıksız sunduğu o eşsiz güzelliklere
İnsanların cevabı hep sert bir tokat oluyor
Doğaya hükmedemeyeceğini anladığı an mı yaşamayı
öğrenecek insanoğlu
Doğaana ağlıyor
Oldukça da sinirli
Bilmiyorum üzüntüsü diner mi
Ama bildiğim birşey var ki
Unutmayacak hiçbir zaman kendisine yapılan hainliği
@berker
elde var sıfır
Gaz, Sıvı, Sen
Haşmetli büyük kapı beni içeri çağırıyor.
Ellerim ve ayaklarım henüz küçük.
Bir kadın var, teyzelere benziyor.
Fakat bilgili de bir kadın, gözlüğü var!
Sağ elinde tebeşir, sol elinde cetvel.
Tebeşir güzel gözüküyor tahtada tamam da;
Cetvel parmaklarımın ucunu acıtıyor.
Kadının sağ elinde batı, sol elinde doğu.
"Maddenin üç hali vardır!" diyor.
Büyüyorum.
Büyüdükçe parmaklarımın acısı geçiyor.
Ama büyüdükçe, kalbimde bir acı patlak veriyor.
Anlıyordum bu dünyada maddenin üç hali vardı.
Fen bilgisi öğretmedi bunu,
Şiirden anlamayan bir kadın öğretti.
Kokusu gül bahçesi üzerinden gelme bir gaz,
Gözleri okyanusun iki parçası kadar sıvı.
Titanic'i bilirsiniz dostlarım.
Kalbi ise,
Titanic'in çarpıtığı buz kütlesi kadar katıydı!
@jokerhyme/Remzi Ünal
Densiz
Ve şimdi ruhum gece üç buçuk gibi sessiz.
Kışın ortasında lastik yanışları.
Aniden patlak veren,
Kim daha çok acıyla ölür yarışları.
Densizin biri çıkıp
"kim daha çok acıyla yaşar?" der.
Sessizliğin sokaklarda icadı böyle başlar.
Biri yaklaşıp sigara ister, vermem.
Benim nikotine daha çok ihtiyacım var!
Ne dersiniz? Şu arabanın lastiklerini de yakalım mı?
Eşsiz toplantımızı motor sesiyle böldü.
Söylesene ağabey
Bu sokaklarda kaç ayyaş öldü?
Ya da böyle sokaklar gördü mü,
İçimin sessizliğini?
Toparlanmıyoruz, gidemiyoruz bir yere.
Biz hiçbir yere ait değiliz.
Ne biz sokaklara,
Ne sokaklar bize.
Sessizce kaybolup giden ayaklarım mı?
Saatin üç buçuğuna deniz olup yağalım mı?
@jokerhyme/Remzi Ünal
M A R C H 2 0 11 U N
I V E2016
R S A youreads
L M A G A Zkanal
INE ocak
20
youreads seçkisi
youreads itiraf
milliyetçilik
b. russell, sorgulayan denemeler adlı eserinde milliyetçilik üzerine der ki, "bir
komşunuz kendisinin sizden
üstün olduğunu iddia etse
ve biat beklese onu tımarhaneye kapatırsınız fakat
bunu topyekün bir halk yaptığında arkasında binlercesini sürükler." onun deyimiyle
üstünlük anlayışına bağlı bir
milliyetçilik toplumsal delilikten başka bir şey değildir.
@421
sarhoş olmak
hiç kitap okumayan birine
sorsan, ihtiyaç hissetmedim
böyle mutluyum diyecektir.
hiç gezmemiş birine sorsan,
memleketim gibisini bulamayacağım ki neden yorulayım der. hayatta, kimseye
zarar vermeden, kendince
deneyimler, özel anlar yaşayabildiğin zamanlar vardır. bunlardan biri de sarhoş
olmaktır. yaşamadan karar
verilmemelidir. milyonlarca
insan bu önyargılarla neler
kaçırdığının farkında dahi olmadan geçip gitmektedir bu
dünyadan.
@vvbbvv
2 1 youreads
U N I V E Rkanal
S A L ocak
M A G2016
AZINE yı seviyorum. böylece hem
biraz kafamı dağıtmış olubazen sitede dolanıp yapı- yorum, hem de okuma istelan eski yorumları okuyorum. ğimi köreltmemiş oluyorum.
okurken önüme öyle bir yo- @regina falange
rum geliyor ki "ya bu ne salak
saçma bir yorum kim yazıyor niçin yalnızım ?
bunları" diye sitem ediyorum. eksiyi basıyorum tabi. yalnızım çünkü arkamda
sonra o hüzünlü mesaj geli- bana destek çıkan kimse olyor...
madan bir şeyler başarabildiğimi gördüm. kendi kendime
kendi yorumunu oylayamaz- mutlu olmayı başardım.
sın!
!---- spoiler ----!
allahın sopası yok...
@lelouch yalnız yaşamak istiyordum,
yalnız olunca daha iyi hisseolasılıksız - adam fa- diyordum kendimi, daha tewer
miz , ama onlardan kurtulacak kadar zeki değildim.
lise zamanı okuyunca vay be - charles bukowski
kitaba bak! diye heyecan yapıyorsunuz. herkese kitabı !---- spoiler ----!
bir günde bitirdim efsaneydi!
diye anlatıyorsunuz ama yıl- ne yani ? bukowski'den daha
lar geçip arşiviniz büyüyüp mı zekiyim?
ufkunuz da genişledikçe ç[email protected]
rezlik bir kitap olduğunu anlamaya başlıyorsunuz.
sevilen şiirin en can
alıcı kısmı
peki zaman kaybı mı? okunmaz mı? okunur tabi ki de. yokluğun, cehennemin öbür
kitabın tarzı, konusu, sürük- adıdır.
leyiciliği gayet güzel. hani üşüyorum, kapama gözlerini.
bazen okuma rutininiz yavaş- "ahmed arif"
lar, yorulmuş gibi [email protected]
siniz. işte öyle zamanlarda
ben araya bunun gibi kolay
okunan kitaplardan koyma-
M A R C H 2 0 11
S Et C
T IbOoNy aNm
AaM E
aş
2 2 youreads
U N I V E R kanal
SAL M
AGA
ZINE ocak
2016
@yudum çetin
M A R C H 2 0 11
S EçC
ON NAME
i zTiIm
2 3 youreads
U N I V E R kanal
SAL M
AGA
ZINE ocak
2016
@homerosun ilyada
M A R C H 2 0 11
sE
S E C TyI o
OuNr eNaAdM
youreads kanal ocak 2016
iletişim: [email protected]
M A R C H 2 0 1 1 youreads
U N I V E Rkanal
S A L ocak
M A G2016
AZINE 24

Benzer belgeler