34 Tüketimin 5N 1K`sı

Yorumlar

Transkript

34 Tüketimin 5N 1K`sı
Zorlu Grubu iç iletişim yayınıdır.
Üç ayda bir yayımlanır.
Temmuz-Ağustos-Eylül 2011
Tüketimin
5N 1K’sı
34
editör 01
Geleceğimizi inşa eden adımlar…
E
skiden, Türkiye’de desenli çarşaf imal edilmiyordu. Piyasadan düz çarşaflar satın alıp üzerlerine çeşitli desenlerde baskı yaptık. Böylece Türkiye’de ilk defa desenli çarşaflar satılmaya başladı. Gördüğümüz ilgi öyle
bir boyuttaydı ki, kazandığımız parayla ilk dokuma fabrikamızı açtık… Bu başarının arkasında, piyasada
olmayan bir yeniliği ortaya koyarak fark yaratmak vardı…
İçinde yaşadığımız yüzyılda fark yaratmak eskisinden çok daha güç. Yaşanan değişim öyle bir boyutta ki, ekonomik, siyasal, teknolojik, sosyal, kültürel, ekolojik ve demografik anlamda çok farklı bir dünyayla karşı karşıyayız.
Kurumlar da, bu farklılaşan dünyada, müşterileriyle ilişkilerini güçlendirmek ve onlara daha fazla değer katmak
için yenilikçilik, Ar-Ge, tasarım, markalaşma, sosyal sorumluluk gibi etkenlere eskisinden çok daha fazla önem
veriyorlar.
Bir dünya şirketi olma vizyonuyla hareket eden Zorlu Grubu olarak, biz de bu süreçte faaliyette bulunduğumuz
her sektörde, tüketicimize değen, onlara değer katan projelere imzamızı atıyoruz. Ayrıca, sorumlu vatandaşlık anlayışımızın bir gereği olarak sosyal, ekonomik ve çevresel konularda en üst düzeyde duyarlılık gösteriyoruz. 2007
yılında imzaladığımız Küresel İlkeler Sözleşmesi kapsamında yayınlanan ikinci İlerleme Bildirimi Raporu da bu
duyarlılığımızı yansıtıyor.
İnsanların yaşamlarına değer katma azmimiz her projemizde bize yol gösteriyor. Zorlu Gayrimenkul, çevreci yaklaşımı ve İstanbul’a kazandırdığı modern yapılarla Türkiye’nin çağdaş yüzüne yakışan projeler üretmeye devam
ediyor. İstanbul kadar eşsiz, İstanbul kadar benzersiz projelerimizden bir tanesi olan Zorlu Center, içinde yer alacak
Performans Sanatları Merkezi ile bir dizi projeyi sanatseverlerle buluşturarak, İstanbul’un kültür ve sanat hayatına
yeni bir soluk kazandırmaya başladı.
Zorlu Grubu’nun amiral gemisi Vestel, teknoloji ve tasarımı birleştirme, üretimde esneklik ve kişiselleştirebilme yetenekleri ile tüketicisine hayatının birçok alanında dokunmayı başarıyor. Müşteri talebine, coğrafi, sosyo-kültürel
özelliklerine göre ürün geliştirme yetkinliğiyle giderek önem kazanan kişiselleştirme konusunda da sektöründe
öncü konumunu sürdürüyor.
Zorlu Grubu olarak, faaliyette bulunduğumuz tüm sektörlerdeki şirketlerimizle, insanımıza değerek, onların hayatlarında fark yaratacak izler bırakmaya, bir dünya şirketi olma vizyonuyla geleceğimizi inşa etmeye devam edeceğiz.
Sevgi ve saygılarımla,
Ah­met ZOR­LU
02 içindekiler
Türkiye’de ve Dünya’da Zorlu Dergisi, Zorlu Holding A.Ş. yayınıdır. Para ile satılmaz.
Katkıda Bulunanlar:
Prof. Dr. Kerem Alkin / BloombergHT Genel
Yayın Yönetmeni
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden
mezun oldu. 1998’de doçentlik, 2004’te ise
profesörlük unvanı aldı. Halen İstanbul Ticaret
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü
ve Ticari Bilimler Fakültesi Bankacılık ve Finans
Bölüm Başkanlığı yapıyor. Aynı zamanda
Genelkurmay Başkanlığı ATASE Komutanlığı
SAREM biriminde Planlama ve Değerlendirme
Kurul Üyesi. BloombergHT’de ise Genel Yayın
Yönetmenliği görevini sürdürüyor.
Ayşegül Güngör / Minerva Eğitim Teknolojileri
A.Ş. Genel Müdürü
1989’da İstanbul Üniversitesi Ekonometri
Bölümü’nden lisans derecesi, 1991’de Ekonometri Bölümü’nden yüksek lisans derecesi
aldı. Bankacılık sektöründeki kariyerinin yanı
sıra 1995’te Marmara Üniversitesi Çağdaş
Bilimler Vakfı, Çağdaş İşletmecilik Sertifika
Programı’nda hazine ve sermaye piyasaları
konusunda dersler verdi. 2001’den bu yana
yönetici ortağı olduğu Minerva Eğitim ve Danışmanlık bünyesinde, çeşitli kurum ve kuruluşlara
eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyor.
Metin Salt / Vestek Genel Müdür Yardımcısı
Metin Salt 1990’da ODTÜ Elektrik ve Elektronik
Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. ABD’de Digital
Microwave Corp. ve Cellnet Technology Inc. Adlı
şirketlerde Ar-Ge grup yöneticiliği yaptı. Halen
Vestel Şirketler Grubu’nun Ar-Ge çalışmalarını
yürüten Vestek Elektronik Araştırma Geliştirme
A.Ş.’de genel müdür yardımcısı olarak görev yapıyor. ABD, Avrupa ve Türkiye patent enstitüleri
tarafından verilen altı patenti bulunuyor.
Kapak fotoğrafı: Gettyimages
04 Kapak/ Tüketiyorum, öyleyse varım!
14 Prof. Dr. Kerem Alkin / 2012’de yüzde 3,5 büyüme
20 Bir dünya prömiyeri
24 Zorlu, geleceğe ayna tutuyor
28 Vestel, doğayla da dost
34 Vestel her yerde
36 Timur Tuncer: “Vestel bir ömür boyu dost”
40 Vestel, tasarımları dünya arenasında
42 Vestel Beyaz Eşya ID ödülleri topluyor
44 Vestel’den geleceğin ürünleri
46 Hayrettin Çelikhisar: “LED’de fark yaratacağız”
48 Aziz Sipahi: Efe’den Karayel’e...
50 Türkiye’nin çatısında
54 Metin Salt / Teknoloji modaya ışıltı katıyor
56 İstanbul’da bale şöleni
58 Emagaza.linens.com.tr açıldı
59 10 il, 10 yuva, 10 huzurevi Taç’landı
60 Zorlu Tekstil’den 48 bin fidan
61 Valeron Paris’te yine göz doldurdu
64 Gaziantep GAZDAŞ’tan kampanya
65 Türkiye’nin ilk kuş izleme radarı
68 Ayşegül Güngör/İçimizdeki sesi dinlemek
73 Zorlu şirketleri en iyiler arasında
76 Kısa kısa
78 Gökyüzünün getirdikleri
80 Kültür - Sanat
82 English summaries
Ve ayrıca Bilgi Üniversitesi öğrencilerinden:
Yağmur Çenberli, Yelda Ülker
Zorlu Holding A.Ş. Adına Sahibi
Olgun Zorlu
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Yaprak Özer
Yayın Kurulu
Vedat Aydın, Lale İlalan, Necmi Kavuşturan
Yayın türü: Yerel, süreli, 3 aylık
İçerik ve Tasarım Uygulama
Yayın Direktörü
Fülay Yaşa
indeks içerik-iletişim danışmanlık
Kore şehitleri Cad. Atılım İş Merkezi No: 28 K: 4 D: 4 34397
Zincirlikuyu-İstanbul
Tel: 0212 347 70 70 Faks: 0212 347 70 77
e-mail: [email protected]
web: www.indeksiletisim.com
Yazı İşleri Editörü
Zehra Tike
Yayın Editörü
Esra Melek Yiğitsözlü
Yazı İşleri
Umut Bavlı
İsmail Polat
03
10 Bir başarı hikayesi:
Ahmet Zorlu
16 “Zorlu Levent” start aldı
62 Linens koleksiyonu
yine büyülüyor
66 Enerji elçileri artıyor
Görsel Yönetmen
Esen Ataman Kürklü
Grafik Tasarım
Serkan Bengin
Emre Ergül
Fotoğraflar
İdari İşler
Buket Çelikkol
Renk Ayrımı ve Basım
Üniform Basım Sanayi Turizm
Limited Şirketi
100. Yıl Mahallesi, Matbaacılar
Sitesi No:114, 1. Cadde
Bağcılar/İstanbul
Telefon: 0 212 429 10 00-01
Faks: 0 212 429 06 00
26 Dünya oyuncusu Vestel
70 Yelkenler fora
Dergi Yönetim Yeri
Zorlu Plaza, 34310 Avcılar - İstanbul
Telefon: 0212 456 2000
Faks: 0212 422 0049
e-posta: [email protected]
30 Ömer Yüngül:
“Durmak yok, yola devam!”
74 Denizlerimizi kurtarmak
elimizde
”Zorlu” Dergisi’nin içerik ve tasarımı İndeks İçerik İletişim Danışmanlık tarafından yaratılmış olup,
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında eser olarak koruma altındadır. “Zorlu” Dergisi’nde
yayınlanan yazı ve fotoğrafları yayma hakkı ve “Zorlu” markası ve logosu Zorlu Holding A.Ş.’ye aittir. Kaynak gösterilse dahi, hak sahiplerinin yazılı izni olmaksızın ticari amaçlarla kullanılamaz.
Dergide yayınlanan yazılar, yazarların kişisel görüş, yorum ve tavsiyelerini içermektedir, İndeks
İçerik İletişim Danışmanlık veya Zorlu Holding A.Ş., yazılarda yer alan bilgi, görüş ve tavsiyeler
nedeniyle doğabilecek maddi veya manevi zararlardan hiçbir şekilde sorumlu değildir.
04 kapak
Haber: Esra Melek Yiğitsözlü
Tüketiyorum,
öyleyse varım!
Ürün çeşitliliğindeki artış, kişi başına düşen gelirin yükselmesi, kitle iletişim
araçları kanalıyla yapılan reklamlar, tüketicilerin alışveriş tercihlerinde
değişimlere neden oluyor. Yeni tüketici ne bekliyor, neleri seviyor?
E
skiden mahallenin bir bakkalı ve küçük bir çarşısı bulunurdu. Kıyasıya rekabet yoktu. Pazara giren sınırlı
sayıda mal, tüketicinin cebinde sınırlı miktarda para
vardı. 1990’lardan itibaren durum büyük bir hızla değişti. Kredi kartlarıyla alışverişe yönelim arttı, pazara yeni isimler, yeni
kategoriler ve yeni ürünler girdi. Binlerce seçenek arasından
tüketici, pazarın patronu durumuna geldi.
Markalar bu durum karşısında çılgın bir rekabete girmiş durumda. Promosyonların, kampanyaların, taksit seçeneklerinin
ardı arkası kesilmiyor. Reklamlar, farklı mecralarda birbiriyle
yarışıyor. Buna paralel olarak müşteri memnuniyetini en üst
düzeye çıkarmak, onları dinleyip sorularına yanıt vermek ve
problemlerini hızlı bir şekilde çözebilmek amacıyla kurulan
çağrı merkezleri 7/24 hizmet veriyor.
Peki çeşitlerin, kategorilerin çoğaldığı, markaların binbir seçenek ve kampanya sunduğu pazarda, tüketiciler neyi neden
tercih ediyor? Alışveriş tercihlerini etkileyen faktörler neler?
Aktörü çok olan pazarda, üretici ve perakendeci ile tüketici
arasında nasıl bir ilişki var? İşte size çeşitli araştırmalardan
öne çıkan başlıklar…
Elektronik tüketicisi kaliteli hizmetin peşinde
IBM’in Ağustos 2011’de yayınladığı “Elektronik Tüketicisi
Raporu”na göre tüketiciler cihazın kendisinden çok, o cihaz ile
neler yapabilecekleriyle ilgileniyor. Satın alacakları cihazlardan yüksek performans, ileri ve entegre hizmet almak istiyorlar. Üreticiler ise tüketicileri ellerinde tutmak için yeni işbirliği
yollarını geliştirmeye, sundukları hizmetleri iyileştirmeye ve
yazılım ve BT altyapılarını ilerletmeye odaklanıyor.
IBM’in danışmanlık ayağı olan Küresel İş Değerleri
Enstitüsü’nün (IBV) son yayınladığı raporu, tüketici elektroniği pazarındaki eğilimleri ve yenilikleri saptıyor. Dünya genelinde yapılan araştırmaya göre, bugünün elektronik pazarındaki
tüketiciler kaliteli bir cihazdan çok daha fazlasını, kaliteli bir
deneyim istiyorlar. Tüketiciler, cihazın kendisinden çok, o cihaz ile neler yapabilecekleriyle ilgilenirken, satın alacakları
cihazlardan yüksek performans, ileri ve entegre hizmet alma
beklentisindeler.
Çalışmanın dikkat çeken bir başka verisi de tüketicilerin elektronik sektöründeki üreticilerle açık bir iletişim hattı talep ettiklerini net olarak ortaya koymaları. Araştırma sonuçlarına
göre, e-mail yoluyla iletişim kurmak en popüler yöntem olurken (yüzde 35), üreticinin web sitesi üzerinden iletişime geçerek markayı ve üretici takip etmek (yüzde 23), üçüncü şahıs
web siteleri (yüzde 14) ve kişisel bloglar (yüzde 6) üzerinden
iletişime geçmek ise daha az popüler seçenekler arasında yer
alıyor.
Mevcut ekonomik ortamda, şirketlerin ürünlerini farklılaştırmaları için kullanabilecekleri yöntemlerinin giderek azalması
ve büyüme marjlarının düşmesi, cihaz üreticilerini yeni büyüme fırsatları aramaya itiyor. Tüm bunlar olurken aynı zamanda,
giderek artan ölçüde talepkar bir tutum takınan tüketicilerle
de karşı karşıya kalınıyor. Dolayısıyla, elektronik sektöründeki şirketler, bu eğilimlere cevap verirken sadece ileri teknoloji
sunan ürünlere değil, aynı zamanda tüketicilerin deneyimlerini geliştirmeye yönelik hizmetler tasarlamaya odaklanıyor.
Şirketlerin geleneksel bakış açılarını değiştirmeleri gerektiğine dikkat çekilen araştırmada, üreticilerin bunu sağlamak için
05
Çeşitlerin, kategorilerin çoğaldığı,
markaların binbir seçenek ve
kampanya sunduğu pazarda,
tüketiciler neyi neden tercih ediyor?
Alışveriş tercihlerini etkileyen
faktörler neler? Aktörü çok olan
pazarda, üretici ve perakendeci ile
tüketici arasında nasıl bir ilişki var?
06 kapak
Teknolojiden tekstile, gıdadan kozmetiğe her kategoride hemen her
gün yeni bir ürünle karşılaşıyoruz. Bu durum markaların rekabetini
kızıştırsa da alternatifler çoğaldığı için tüketicilerin yüzü gülüyor.
kullanabilecekleri dört stratejiye vurgu yapılıyor: işbirliğini
teşvik edecek yetenekler geliştirmek, hizmet sunumlarını iyileştirmek, yazılım ve BT altyapılarını ileri seviyelere getirmek.
Tüketici elektroniği pazarında rekor
Türkiye tüketici teknolojisi ürünleri pazarı, bu yılın ikinci çeyreğinde daha önceki çeyrek dönemlerde elde ettiği en yüksek
pazar değeri rekorunu kırdı. Buna göre toplam pazar yüzde 25 artışla 5,5 milyar lira değerini elde etti. GFK Araştırma
Grubu’nun iş birimi GFK TEMAX Türkiye’nin görüntüleme, telekom, bilgi teknolojileri, ofis ekipmanları, küçük ev aletleri ve
beyaz eşya sektörlerini içine alan tüketici teknolojisi ürünleri
araştırmasına göre, bu yılın ikinci çeyreğinde tüm sektörler
pozitif büyüme gösterdi. Bu büyümede, özel günler (Anneler
Günü, Babalar Günü), okul kapanış dönemi, yaz tatil döneminin başlaması, yeni teknoloji ve ürünlerin pazara giriş yapması
etkili oldu. Pazar, bu çeyrek dönemdeki başarıyla 2011 yılının
ilk yarısını, geçen yıla göre yüzde 25 artışla 10,6 milyar TL değeri ile tamamladı.
Beyaz eşyada favori bulaşık makinesi
Buzdolapları, yıkama cihazları, yemek pişirme cihazları ve
ısıtma cihazlarından oluşan beyaz eşya sektöründe de satış
sonrası hizmette kaliteye önem veriyor. Satın alırken ise öncelikle uygun fiyatlı olmasının yanı sıra daha az enerji tüke-
timi yapan tasarruflu ürünlere yöneliyor. Ipsos KMG’nin Bölge Bölge Türkiye Raporu’na göre, dayanıklı tüketim eşyaları
arasından bulaşık makinesi sahipliği de diğer ürünlere göre
daha fazla. Bulaşık makinesi sahipliğinin en yüksek olduğu
Marmara’da sahiplik yüzde 55 seviyesinde iken en düşük olduğu Karadeniz’de yüzde 33 seviyesinde bulunuyor.
Tekstilde fiyat, kalite ve fonksiyon etkili
Tekstil ve hazır giyim sektöründe tüketici tercihlerini belirleyen unsurların başında fiyat, çeşitlilik ve çok fonksiyonlu özellikler geliyor. Günümüzde insanlar tekstil ve hazır giyim ürünlerini tercihinde fiyat avantajının yanı sıra kaliteden de ödün
vermek istemiyor. Kaliteli ürünü uygun fiyata almak istiyor.
Bunun yanı sıra örtünme, süsleme ve kendini ifade etmenin
yanında, başta sağlık ve güvenlik alanlarında olmak üzere,
başka hizmetler de sunabilen çok fonksiyonlu ve akıllı tekstil
ürünleri de tüketicilerin gözdesi. Alerji, mantar gibi cilt hastalıklarından koruyan, kolay eskimeyen ve renkleri solmayan,
kolay yırtılmayan ve buruşmayan tekstil ve hazır giyim ürünleri çok tercih ediliyor. Araştırmalar, bu konuda özellikle kadınların daha hassas olduğunu gösteriyor.
Örneğin kadınlar; organik, kolay ütülenen ve dayanıklı tekstil ürünlerini, selülit önleyici bakım yapan giysileri, ani bebek
ölüm sendromuna karşı bebeğin soluk alışı durduğunda ebeveyne haber veren giysileri, vücudun 30 hayati fonksiyonunu
(kalp atışı, tansiyon...) 24 saat boyunca ölçen ve beklenmeyen
bir değişiklik olduğunda kablosuz ağ bağlantısı ile hastaneleri
ve gerekli kişileri haberdar eden giysileri son derece önemli
buluyor.
En güvenilen yatırım aracı gayrimenkul
Gayrimenkul son yıllarda üzerinde en çok konuşulan konulardan. Neden mi? Gözümüzü nereye çevirirsek çevirelim, yeni
bir yaşam ya da alışveriş merkezi inşaatıyla karşılaşıyoruz.
Peki acaba tüketicilerin gayrimenkul sektöründen, diğer değişle yaşamak istedikleri konutlardan beklentileri ne yönde?
Piramit Danışmanlık’ın Temmuz 2011’de açıkladığı Konut Satın
Alma Eğilimleri Araştırması’na göre, Türkiye’de her iki kişiden
biri ev alma hayali kuruyor. Türkiye genelinde 60 ilde yapılan
araştırmaya göre, Türk halkının yüzde 53’ü ev satın almak istiyor. Çıkan sonuçlar, 2008’in son çeyreğinde ortaya çıkan küre-
07
sel ekonomik krizin etkilerini üzerinden atıp oldukça hareketli
bir döneme giren konut sektörünün önümüzdeki yıllarda daha
da verimli bir dönem geçireceğini gözler önüne seriyor.
Türk insanının en çok tercih ettiği konut tipi yüzde 66’lık bir
oranla 3+1 evler. Konut tipleri içinde 2+1’lerin tercih oranı
yüzde 13, 4+1 ve üstü büyüklükteki evlerin terci oranı yüzde
12 olurken, yüzde 8’lik bir kesimin villa veya müstakil bahçeli ev almak istediği görülüyor. Son yıllarda çokça inşa edilen
1+1 dairelerin terci oranının yüzde 1’lerde kalması ise küçük
konut tipinin Türkiye’de hala benimsenmediği görüşünü güçlendiriyor.
Araştırma gayrimenkulün Türkiye’de hala en çok güvenilen
yatırım aracı olma özelliğini koruduğunu da gösteriyor. En iyi
yatırım araçları sıralamasında yüzde 53 ile konut birinci, yüzde
50 ile altın ikinci, yüzde 47 ile arsa üçüncü sırada yer alıyor.
Konut Satın Alma Eğilimleri Araştırması’na katılanların yaşamaya/oturmaya en uygun konutların şehir merkezindeki daireler veya güvenlikli siteler olduğunu düşünüyor. Bu soruya
“Güvenlikli sitede daire ya da villa” diyenlerin oranı yüzde 55,
“Şehir içinde yeni apartman dairesi ya da villa” diyenlerin oranı yüzde 34 olurken, “Şehir içinde ikinci el apartman dairesi
veya villa” diyenlerin oranı ise yüzde 2’de kaldı.
Araştırmaya katılanlar, almak istedikleri evde mutlaka bulunması gereken sosyal tesis ve donatıları sıralarken, yeşil alanları yüzde 87 ile en ön sıraya koydu. Yeşil alanları yüzde 78 ile
güvenlik, yüzde 76 ile çocuk parkı takip ederken, yüzde 51’lik
market ve yüzde 33’lük alışveriş merkezi tercihi günlük ihtiyaçların karşılanmasının konut tercihini belirlemede ne kadar
etkili olduğunu gözler önüne serdi.
“Tüketiciler akıllandı”
Teknolojiden tekstile, gıdadan
Ceyhan Demiray
kozmetiğe her kategoride hemen her gün yeni bir ürünle
karşılaşıyoruz. Bu durum markaların rekabetini kızıştırsa
da alternatifler çoğaldığı için
tüketicilerin yüzü gülüyor. İstediği fiyatta, istediği kalitede ve
istediği özelliklerde ürünü hızlı
bir şekilde bulabiliyor. Tüketicilerin akıllandığını söyleyen
pazar araştırma ve kamuoyu yoklama şirketi Ipsos KMG’nin
Tüketici Panelleri Direktörü Ceyhan Demiray, “Yeniliklere açık
bir tüketici profilimiz var. Yeni bir kategoride, yeni bir ürün çıktığında denemeye çok meraklıyız. Tüketici her şeyin farkında,
üreticiler de onların farkında olduğunu biliyor. Bu durum üreti-
cileri kaliteyi düşürmeden, daha uygun fiyata üretim yapıp iyi
hizmetle tüketicilere ulaştırmasını tetikliyor” diyor.
Reklamların tüketici tercihlerinde önemli etkisi olduğunu,
reklamı yapılan her üründe, evlerde bulunurlukta bir artış
görüldüğünü söyleyen Demiray, “Reklamın yanı sıra fiyat da
çok önemli. Tüketiciler market, bakkal, AVM gibi farklı kanalları çok geziyor. Bu da tüketicinin uygun fiyatı aradığını
gösteriyor. Tüketici için fiyat uygun değilse, o ürünü bir kere
alıp tekrar almama eğilimi gösteriyor. Eğer fiyat uygunsa, istediği noktalarda bulabiliyorsa tercih etmeye devam ediyor.
Türkiye’de tüketiciler promosyonu çok seviyor. İndirimler, ‘bir
alana bir bedava’ ya da ‘üç al bir öde’ gibi kampanyalar yoğun
ilgi görüyor” diyor.
Bölgelere göre Türk tüketicileri
Türkiye’nin coğrafi bölgelerini anlamak Türkiye’deki tüketici
profilini tespit etmek için oldukça önemli bir başlangıç noktası… Ipsos KMG, 2011’de yayınladığı Bölge Bölge Türkiye
Raporu’yla hızlı tüketim ürünlerinden internet kullanım alışkanlıklarına kadar geniş bir yelpazede tüketicileri bölgelere
göre inceledi. “Coğrafi özelliklerine göre; Marmara, Ege, İç
Anadolu, Akdeniz, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu
Anadolu olarak sıralanan bölgelerimizi, coğrafi farklılıkları
kadar bölge sınırları içinde yaşayan halkın özellikleri, diğer
08 kapak
Gençlerin hakim olduğu konuların başında teknoloji geliyor. Öyle ki, ailelerin yüzde 70’i çocuklarının bilgisayar
ve cep telefonu gibi konularda kendilerinden daha bilgili olduklarına inandıkları için karar sürecinde onlara
danışma ihtiyacı duyuyor.
ülkelerle komşulukları, var olan kaynakları işlemelerine göre
farklılaşmış geçim kaynakları, yemek kültürleri, hava koşullarına yönelik olarak benimsedikleri alışkanlıklar gibi daha pek
çok farklılık da birbirinden ayırıyor” diyen Demiray, raporda
öne çıkan sonuçları şu şekilde aktarıyor:
nin getirdiği yenilikler, kadının ev ve aile uğraşıları dışında çalışma hayatına da atılmasını sağladı. Artık gündüzleri toplantıdan toplantıya koştururken; diğer yandan akşam yemeğini,
evin ihtiyaçlarını, yapılacak alışverişleri de düşünmeleri gerekiyor. Bir de çocuk sahibiyse, sorumlulukları daha da artıyor.
• Bölgeler arasındaki en ayırt edici özelliklerden birisi, hızlı tüketim ürünleri harcamasının ürün tiplerine göre dağılımı. Akdeniz’de ve Doğu ve Güneydoğu’da açık ürünler harcamadan oldukça yüksek bir pay elde ediyor. Buna karşın
Marmara’da ve Karadeniz’de market markalı ürünlerin payı
Türkiye geneline kıyasla daha yüksek. Üretici firma markalı
ürünlerin en yüksek paya sahip olduğu bölge ise İç Anadolu
Bölgesi.
• Hanede internet bağlantısı bulunması açısından da bölgeler arasında neredeyse bir uçurum söz konusu. Marmara
Bölgesi’nde yüzde 40 olan internet sahipliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde sadece yüzde 13 seviyesinde. Ancak internet kullanan birey oranı olarak bakıldığında bölgeler
arasında sahiplik açısından görülen derecede bir farklılık görülmüyor. Bir başka deyişle, internet sahibi olup olmama durumu bölgeler arasında son derece ayırt edici olurken internet
kullanımı açısından bölgeler birbirinden o denli kopuk değil.
• Avrupa Birliği’ne girmenin Türkiye’ye ekonomi ve insan hak
ve özgürlükleri açısından olumlu katkıları olacağı inancının en
yaygın olduğu bölge Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi.
• İnternet üzerinden alışveriş yapmak genel olarak Türkiye’de
yaygınlık kazanmamış bir davranış. Bireylerin sadece yüzde
12’si sıklıkla bu şekilde alışveriş yaptığını söylüyor. Bölgeler
arasında bu oran açısından çok belirgin farklılaşmalar görülmüyor.
Tüm bu değişimi farklı araştırmalarda gözlemleyen Ipsos
KMG, hanelerdeki çalışan kadınların davranışlarını mercek altına alarak, çalışan ve çalışmayan kadın arasındaki alışveriş
farklılıklarının incelendiği “Çalışan Kadın Raporu”nu hazırladı. Çalışan kadının ekonomik özgürlüğünün olmasının avantajının yanında alışveriş için de zaman kısıtı nedeniyle dezavantajı olduğunu söyleyen Demiray, “Zaman geçtikçe, kadının
genişlemiş rolü ne olursa olsun geleneksel rollerinin değeri
bütün önemi ile sürüyor. Çalışsa bile ailede gıda, içecek ve
eve dair diğer alışverişlerde sorumlu kişi kadın olmaya devam
ediyor” diyor.
• Genellikle ucuz markayı kullanıp sadece özel gün ve yerlerde
en iyi markayı kullanma davranışı en yaygın olarak yüzde 29
ile Doğu ve Güneydoğu’da görülüyor. Bu davranışın en az ifade edildiği bölge ise yüzde 20 ile Ege Bölgesi olarak karşımıza
çıkıyor.
Çalışan kadının tüketimi de farklılaşıyor
Eskiden kadın olmak daha kolaydı… Kadınlar daha çok evde
olur, yemek yapar, çocuk bakardı. Sosyal ve ekonomik yapılardaki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan toplum koşulları,
yeni bir yaşayış biçimini beraberinde getirirken; şehirleşme-
Çalışan kadına farklı bir perspektiften bakarak onu daha yakından tanımamıza olanak veren bu rapordan bazı çarpıcı bulgular ise şu şekilde:
• Çalışan kadın çalışmayan kadına kıyasla daha yüksek SES
grubu bireylerden oluşuyor ve neredeyse yarısı Marmara bölgesinde yaşıyor.
• Çalışan kadın ve çalışmayan kadının hızlı tüketim ürünlerindeki alım davranışları incelendiğinde, çalışan kadının ortalamada harcadığı miktar, çalışmayan kadına oranla yüzde 20
daha fazla ve bu fark son dört yılın en yüksek seviyesinde.
• Çalışan kadının hane tüketim ürünleri harcamasının yüzde
67’sini markalı ürünler, yüzde 6’sını da market markalı ürünler oluşturuyor.
09
• Çalışan kadının kişisel bakım kategorisinde yaptığı harcama, çalışmayan kadına göre farklılaşıyor. Çalışmayan kadına
kıyasla kağıt ürünlerine ayırdığı harcama payı yüzde 10, saç
ürünlerine ayırdığı harcama payı yüzde 13 daha fazla iken, vücut ürünlerinde bu fark yüzde 38’e çıkarak daha da belirginleşiyor.
Teknolojide söz gençlerin
Türkiye’deki 15 milyon gencin Serhat Gürcü
yaklaşık 3 milyonu üniversite
öğrencisi, 5 milyonu lise öğrencisiyken, 7 milyonu çalışan
gençlerden oluşuyor. Nüfusun
yüzde 20’sini oluşturan gençlerin kendi alım güçlerinin
yanı sıra tüketim konusunda
ailelerini yönlendirme gücüne
de sahip olmaları, gençlerin
yönelimleri hakkında yapılan
araştırmaların önemini artırıyor. Bu noktadan hareketle pazarlama şirketi Youth Republic’in araştırma kuruluşu Synovate
ile birlikte yeni nesil gençlere yönelik gerçekleştirilen 2010
Harçlık Pazarı Araştırması, gençlerin tüketim alışkanlıklarını,
hayat görüşlerini ve trendlerini mercek altına aldı. Türkiye’nin
en büyük gençlik araştırmasında, ebeveynlerin teknolojik ürün
satın almadan önce mutlaka ailenin gençlerine danıştığı ortaya çıktı.
Anı yaşayıp hızlı tüketiyorlar
“Gençlerle görüşmenin yanı sıra onların evine girdik, çantalarının içine baktık” diyen Youth Republic CEO’su Serhat Gürcü,
araştırmada gençlerin gözünden hayatın nasıl göründüğünü
anlamaya çalıştıklarını söylüyor. Bugünün gençlerinin anı yaşamayı, yaşam felsefesi olarak benimsediklerini dile getiren
Gürcü, “Hayatlarının her alanında hızlı tüketim var. İnternette
dahi içerik üretmekten çok, orada olanı arkadaşlarıyla paylaşmayı, içeriği hızla tüketmeyi tercih ediyorlar” diyor.
Tüketim tercihlerini yönlendiriyorlar
Gençlerin hakim olduğu konuların başında teknoloji geliyor.
Öyle ki, ailelerin yüzde 70’i çocuklarının bilgisayar ve cep telefonu gibi konularda kendilerinden daha bilgili olduklarına
inandıkları için karar sürecinde onlara danışma ihtiyacı duyuyor. Üstelik bu durum, yalnızca teknoloji ürünleriyle sınırlı değil. Evdeki ortak kullanım alanları için mobilya alınırken bile,
gençler ailelerini yönlendiriyor. Örneğin eve televizyon alınırken ailelerin yüzde 61’i çocuklarının fikrini alırken, kendilerine
araba satın almaları durumunda bu oran yüzde 64 oluyor.
AVM’ler tüketimi artırıyor
Özellikle son yıllarda hayatımızın vazgeçilmez bir parçası
haline gelen modern alışveriş merkezleri, tüketicilerin gözde mekanları. Kıyafetten mobilyaya, mutfak eşyasından,
bahçe düzenlemesine kadar aranan her şeyin kolaylıkla bir
arada bulabildiğimiz bu merkezler, sinemalarıyla, restoranlarıyla tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabildiğimiz birer yaşam
merkezi.
Günümüzde, 46 ilde yer alan 268 alışveriş merkezinin toplam kiralanabilir alan büyüklüğü 6 milyon 445 bin metrekareye çıkıyor. İnşaatı süren AVM’lerin de tamamlanmasıyla
toplam AVM sayısının 2011’de 304 ve toplam kiralanabilir
alanın ise 8 milyon metrekare civarında olacağı bekleniyor.
Buluşma noktası
Alışveriş merkezlerinin popülerleşmesi aslında insanların
tüketim alışkanlıklarına paralel bir gelişme gösteriyor. Gelir
düzeyindeki artış, büyük şehirlerden şehir dışındaki alanlara kaçış gibi demografik gelişmeler, kredi kartı kullanımının
yaygınlaşması gibi teknolojik gelişmeler ve hayatın hızlı
temposunda alışverişe ayrılan zamanın hızla azalması alışveriş alışkanlıklarını da değiştiriyor.
Günümüzün tüketicisi alışverişin sıkıcı bir faaliyet olmaktan
çıkarılmasını istiyor, farklı yaşam tarzlarını eş zamanlı olarak
yaşamaya çaba gösteriyor. Alışverişi, sadece ürün satın alma
faaliyeti olarak değil, eğlence ve hoş vakit geçirme imkanı
sunan sosyal bir faaliyet olarak görmek istiyor. Bu istek ve
beklentilere cevap verme açısından mağaza, market, eğlence, yeme-içme ve park imkanlarının bir arada sunulduğu yeni
tür alışveriş merkezleri son derece önemli avantajlara sahip.
Zengin çeşit, kalite ve uygun fiyatın beraber sunulduğu, ferah bir atmosfer, vakit geçirmeye elverişli bir ortam, sinema
ve oyun salonlarının, çocuk oyun bahçelerinin yer aldığı bu
alışveriş merkezleri yıllardır geleneksel mağazalardan sıkılan ülkemiz tüketicileri için oldukça cazip bir alternatif olarak karşılanıyor.
Alışveriş merkezleri, cinsiyet, gelir ve yaş gruplarına göre
farklı anlamlar taşıyor. Alt gelir grubu için alışveriş merkezi
“turistik bir gezi mekanı”, orta gelir grubu için “günlük kent
hayatının parçası”, üst gelir grubu için ise “ev ve iş arasındaki istasyon” işlevi görüyor.
Araştırmalara göre insanların yüzde 3,4’ü alışveriş merkezlerine her gün geliyor. Haftada iki-üç kez gelenlerin oranı
yüzde 13,3 dolayında. Çoğunluk ise yüzde 32,6 ile haftada bir gelenlerde. Yüzde 28’lik bir kesim de 15 günde bir
bu merkezleri ziyaret ediyor. Alışveriş merkezlerinin tercih
edilmesinin temel nedeni ürün çeşitliliği. Modern ve ferah
bir alışveriş ortamı, rahat gezinme imkanı, temiz ve düzenli
olması, kaliteli markalar, sinema ve kafeler ile çocuk alanları
da belirleyici nedenler olarak öne çıkıyor.
10 söyleşi
Bir başarı hikayesi
Ahmet Zorlu, hikayesini çok kere dinlediğiniz bir işadamı. Her dinlediğinizde, ilk kez
dinliyormuş hissi veren bir girişimci, ülkenin önde gelen patronlarından biri. Babadan
çok şey kalmış, ama zenginlik değil. Kalanları başarı için gerekli olan özellikler diye
özetlemek mümkün.
B
irinci nesil diyebiliriz Ahmet Zorlu için. Böyle baktığınızda kısa zamana çok şey sığdırmış biri. Bu bakış
açısıyla kısa zamana zenginlik sığdırdı deseniz, pek
çoklarından bir farkı kalmaz. Kısa zamana çok fikir sığdırdı deseniz yine yanına bir sürü farklı isim koymak mümkün.
Başkasına benzemeden, daha önce yapılmayanların yapmak
dediğinizde biraz olsun yakalayabiliyorsunuz. Yine de tam
anlamıyla resmi görmek mümkün olmuyor. Yaptığı işlerin
önemi detayda, ilk olmasında, son olduğunda da farkında,
başkasının düşünmediği noktasında gizli...
İşin tuhaf tarafı resme neresinden bakarsanız farklı bir şey
görüyorsunuz, ne zaman bakarsanız bir öncekinden daha
fazla detayla karşılaşıyorsunuz, her baktığınızda biraz daha
derin görüyorsunuz.
Bilmece gibi olmuş olabilir. Soru çok basitti, başarınızın sırrı
nedir? Ahmet Zorlu yanıtladı:
DETAY
Z: Başarınızın önemli bir yanı detaylarda gizli olmalı, katılır
mısınız?
Kesinlikle. Ben arkadaşlara diyorum ki “Arkadaşlar her şey
detaydadır.” Detayı eğer siz incelemezseniz, detaylara bakmazsanız ne yaparsanız yapın, bir ürün yapın, televizyon
yapın, buzdolabı yapın, çarşaf yapın, gömlek yapın, elbise
yapın, ne yaparsanız yapın iş detaydadır. Çok affedersiniz,
bir kuaföre gidiyorsunuz ve o kadar ince bakıyorsunuz ki, bir
tane saçınızın teli çıksa düzeltiyorsunuz, kötü olmasın diye.
Yaptığınız ürünün de öyle olması lazım. Her ne olursa, bu bina
olabilir, bir cihaz olabilir.
Z: 2.20’lik nevresim yokmuş, siz yapmışsınız ve televizyonların üzerine örtü üretmişsiniz. Bunlar da detay mı?
Yeniliktir bütün onlar. İnovasyon dediğimiz şey. Ben her za-
man ne yaptım? Kimsenin yapmadığını yapmaya çalıştım.
Mesela şu bardağı birisi yapmış, ben de bunu deneyeyim.
Bu bardağın başka bir versiyonunu yapmak, daha güzelini
yapmak... Ben bu bardağı yapayım, biraz ucuz vereyim, ben
daha çok satarım değil. İyisini yapayım ve onun fiyatlarından
daha yükseğe satayım ama kaliteli vereyim ki müşteri bana
bir daha gelsin.
Z: Tekstil, beyaz eşya, elektronik, enerji, gayrimenkul... Bu
kadar büyüyünce detayı görebilmek tepedeki kişi olarak imkansızlaşıyor olmalı, değil mi?
Tabii kontrol etmek mümkün değil ama verilecek bazı önemli
kararlar vardır. Arkadaşlara dersin ki, bunlar bunlar olması
lazım. Tabii ki her detaya girmek mümkün değil, ama olsun.
Bir anayasamız var artık, neyin nasıl yapılması gerektiğinin.
Bunu arkadaşların hepsi de bilirler. Her ne yapılırsa işin düzgünü yapılacak. Her fabrika, depo, bantlardaki mallar düzgün
duracak. Bunun bir anayasası var zaten artık, o oturdu. Ben
Vestel’i aldığım vakitte inanın ayaklarım altı su toplardı o
depolarını gezmekten. 10 senede zor oturttuk. Bilgi, kültürü
oturtmak kolay bir şey değildir.
DİSİPLİN
Z: Disiplininiz hala sözü edilen hikayeler arasında.
Disiplinsiz hiçbir şey olmaz.
Z: “Çıraklığını yapmadığınız işin patronu olamazsınız” diyorsunuz... Tekstildeki işin çıraklığıyla, bugün geldiğiniz ve
bu kadar dağılan perspektifte bunu nasıl muhafaza edebiliyorsunuz? Bu bir heyecan mıdır? Bu bir azim midir? Nedir
sizce?
Heyecansız bir şey olmaz. Ben her zaman arkadaşlarıma
derim ki; “İşinizi seveceksiniz, aşık olacaksınız, sevdalı olacaksınız.” Bu çok önemlidir. İşini sevmeden yapabilir misin?
Sevmediğin bir yemeği yiyebilir misin? İşini seveceksin. Bunu
yaparsanız başarı arkasından gelir.
11
ÇALIŞMAK
KARAR ALMAK
KRİZ
Z: İşini sevmek her zaman mümkün mü, öğrenilebilir mi?
Kesinlikle. Babamdan çok büyük bir servet kaldı. Ne serveti
kaldı? Bir kültür serveti kaldı.
Z: Çalışma üzerine aslında galiba.
Çalış ve yapacaksan en iyisini yap. Ben ilk ihracatımı yaptığım
zaman, bir aracı firma var öyle ihracat yapıyoruz. O gün için
400 bin Dolar... 1979 senesi için çok büyük bir miktar. O aracı
kişiler de komisyon alıyorlar, müşteri kontağını onlar kurmuşlar. Dediler ki, “Sizi ziyarete geleceğiz ve kolilere bakacağız.
Ben “Neye bakmak istiyorlar acaba?” dedim... Bizim koliler
yapılmış gıcır gıcır, tertemiz. Adama bakıyorum hiç ses çıkmıyor. Geziyor, geziyor, bakıyor. Dedim herhalde beğenmedi
bunu. Ben yıkıldım, felaket oldum. Bana döndü, “Kardeşim,
çok teşekkür ederim. Ben böyle bir şey görmedim” dedi.
Z: Siz o an hala bilmiyorsunuz ama neye teşekkür ettiğini...
“Böyle düzgünlük, böyle düzgün koli, ambalaj yapılmaz. Kim
yaptı bunu?” dedi. Dedim ki, “Bu bizim görevimiz kardeşim,
bana kimse öğretmedi.” Mesela tır yüklenir, bundan 25 sene
önce falan, ben tırın üzerine çıkardım. Tırın üzerinde kasasına
bakardım, tırda delik var mı alttan bakardım... Başıma şöyle
bir olay geldi. Tır yüklendi, gitti. Müşteri diyor ki, “Kolilerin
yarısı ıslanmış, üstü değil, altı ıslak.” Yolda giderken, tırın
delikleri varmış kasada. Deneyim işte. Hani derler ya daldan
düşen her şeyi bilir.
Z: Karar almak aslında başarının temel taşlarından bir tanesi. Karar alma sürecinde ne yaparsınız?
Zorlu Grubu’nun en önemli özelliği, hızlı karar almasıdır. Hızlı
karar alamazsınız, korkak bezirgan ne onarmış ne donarmış.
Zorlu Grubu olarak 2013’te 60. yılımızı kutlayacağız. Son 35
yılda çok şey yaptık. Bu ülkede 1998, 1999, 2000 yıllarında ihracatın yüzde 5’ini yapıyorduk. Yedi sene Türkiye’nin ihracat
liderliğini kimseye kaptırmadık. Bugün Türkiye’nin en büyük
ihracatçılarından bir tanesiyiz.
Z: Karar almaya dönersem, kararı en son siz veriyorsunuz sanırım...
Yok, ortak olan arkadaşlar ortaklıklarını kullanır. Kararı yalnız
ben vermem, bizim bir ailemiz de var.
Z: Mutlaka ama aile şirketi olmanın verdiği bir hız olduğu
söylenir. Büyük yapılar, kurumsallaşma bazen de hantallık
getirir derler.
Getiriyor zaten. Bizde de büyüdükçe o hantallıklar oluyor tabii
olmuyor değil.
Z: Kriz vurmaya başladı mı?
Artık izole bir coğrafyada yaşamıyoruz. Vuracak yani vurursa. Ama ben şöyle söyleyeyim, Avrupa’da her gün bir ülkenin krize girdiği söyleniyor. Onun bu kadar, şunun bu kadar
borcu var. Türkiye olarak baktığımızda milli hasılamıza oranla borcumuz yüzde 40. Bu normaldir.
İŞİN BAŞINDA OLMAK
Z: Eskiden bir günde iki fabrika gezdiğiniz söylenirdi. Şimdi
yapabiliyor musunuz?
Yapıyorum.
Z: Nasıl başarıyorsunuz? Basın toplantısında yerinizi alıyorsunuz, bayi toplantısında alıyorsunuz, fabrika gezerken alıyorsunuz, inşaata gidiyorsunuz...
Bütün fabrikalara gidemiyorum ama mesela her hafta
Manisa’dayım. Ayda bir fabrikaların tamamını dolaşırım ki
yedi sekiz fabrikadan oluşuyor Vestel. Ayda bir kere hepsini
dolaşıyorum.
Z: Nedir önemi ayda bir kere dolaşmanızın, varlığınız mı?
Varlığım, bir de arkadaşları görmüş oluyorsun. Fabrikanın
müdürlerini görüyorsun, onlarla konuşuyorsun, dolaşıyorum.
Z: Müdür dışındakilerle konuşur musunuz? Çalışanlar sizinle konuşabilirler mi? Gelip bir şey söyleyebilirler mi?
Konuşurum. Tabii ki, her zaman. Benim hala toplantıların
haricinde odamın kapısı açıktır ve genel müdürlerime de,
müdürlerime de söylerim; “Kapılarınız açık duracak. Kapalı
kapılar arkasında olmayacaksınız. Herkes size ulaşabilecek.”
Bu önemli bir şey.
SABIR
Z: Altı yıl sürmüş... Ne büyük bir sabrınız var.
Sabrın sonu selamettir. Biz onu yaptık, uçurduk ve savunma
sanayisine 2012’nin başlarında uçaklarımızdan bir tanesini
teslim edeceğiz. Altı tane yapacağız ve bunun devamı gelecek.
Bugün Heron uçaklarının gördüğü vazifeyi bunlar görecek.
KEŞKE
Z: Uzun süren projelerde hiç “keşke”leriniz oluyor mu?
“Keşke”lerle bir yere gitmemiz bugün mümkün değil. Her
yerde, her şeyde para kazanacağım diye bir şey yoktur. Risk
almak mecburiyetindesin. Risksiz hiçbir şey yoktur. İnsanoğlu
her zaman riskin üzerinde yürür. Şuradan giderken merdivenden düşersiniz.
RİSK
Z: Riske bakış açınız nedir, hangi risk alınır, hangisi alınmaz...
Size bir şey söyleyeyim mi? 8-10 sene önce bir siyasetçiyle
Bursa’daki fabrikamızı geziyoruz. Bu fabrika günde 500 bin
ton polyester iplik üretiyor, bugün de üretiyor. Türkiye’nin
yüzde 45 polyester ipliğini veriyoruz. Geziyoruz... Bakanımız
gezerken şöyle bir baktı, “Akıllı işi değil” dedi. Dedim ki, “Bizim akıllı olduğumuzu kim söyledi?” Artık risk almak, bir yerde
bizden de çıktı. Bir büyüklüğe geldiğinizde yatırım yapmazsanız var olduğunuz şeylerden de geri kalırsınız ve rekabet
gücünüz kalmaz.
Z: Krizi sever misiniz, krizli ortamlardan korkmaz mısınız?
Krizi kimse sevmez. Türkiye’yi bu kriz vurmaz ama tedbirli
olmamız lazım. Benim şirketlerime bir şey olmaz deme. Ben
açıkça konuşayım, çok dayaklar yedik. 2001 krizinde çok
büyük dayak yedik ama ondan sonraki krizlerde ben dayak
yemedim. Niye dayak yemedim?
Z: O gün tekstil miydi?
2001 krizi hepsinden korkunçtu ama biz o gün tedbirlerimizi aldık. Diyorum ki, döviz çıksın. O dövizin buralarda daha
yüksek seviyelerde olması lazım. Biz ne yaptık? Biz borç yedik. Biz paramızın değerlenmesiyle ithalata dönük büyüme
yaptık. Üretmeden tüketmeye kalktık. Sayın Başbakan “Araba alacağınıza ev alın” dedi... Hesapsız kitapsız harcamak
krize sürükler.
12 söyleşi
“Heyecansız bir şey olmaz. Ben her zaman arkadaşlarıma ‘işinizi seveceksiniz,
aşık olacaksınız, sevdalı olacaksınız’ derim. Çok önemlidir bu.
Sevmediğin bir yemeği yiyebilir misin? İşini seveceksin.”
Z: Tekstille başlayan serüveniniz elektronik beyaz eşya ile
sürdü, arkasından finansa girdiniz... Belki siz anlatmaktan
sıkıldınız ama bir yerden başlamak adına finans serüveninizi,
hızlı giriş, başarılı çıkış diye tanımlamak herhalde mümkün,
katılıyor musunuz?
Tabii ki, o gün için başarılı bir çıkıştı çünkü biz sıfırdan bir banka aldık, isim aldık. 270 şubeye çıkardık. Üç milyar 250 milyon
Dolar’a bundan beş sene önce sattık. Çok başarılıydı. Bizim için
finans tecrübesi yok, bankada ne işi var dediler, ama ekip arkadaşlarımızla iyi bir banka yarattık. Bugün hala daha Türkiye’nin
en iyi bankalarından bir tanesi ki, birçok banka battı, biz büyüyerek çıktık.
Z: O dönemde banka batışları ve satışları hareketliydi. Satışta
doğru fiyatlandırmayı bulamayan pek çok örnek yaşadık.
Hangi iş olursa olsun, biz kısa vadeli iş düşünmedik hiçbir zaman, düşünmeyiz de. Kısa vadeli işler her zaman hüsranla sona
erer. Biz o zaman bankalara el konulduğu, battığı yerlerde grup
olarak markamıza sermaye artırımı yaptık. Çünkü kurumlarımızın hepsi bizim evlatlarımızdır.
BAŞKASININ YAPMADIĞINI YAPMAK
YENİ İŞLER: TURKCELL - THY - LED - RUFFLES
Z: İlginç işleriniz var. Türk Hava Yolları’yla Turkcell’le şimdi
bir Amerikalı firmayla LED aydınlatma işi yapıyorsunuz, Ruffles Otel’le iş yapacaksınız... Bu işlere, başkasının yaptığının
aynısını yapmama perspektifinden mi bakmalıyım?
Esasında bizim Zorlu Enerji’nin altında Zorlu OEM diye kendi
santrallerimizi kuran yeni bir şirketimiz var, orada arkadaşlarımız bu işi yapıyorlar. Benim önüme böyle bir proje getirdiler. Biz zaten bu santrallerin, tribünlerin bakımını bugün
Yunanistan’da, Türkiye’de hatta Hindistan’da, Kuveyt’te yapıyoruz. Türk Hava Yolları’nın da burada tecrübesi var. İkimizin
tecrübesini birleştirerek böyle bir şirket kurduk. Ortadoğu’da
bakım ve onarım için 18.5 milyar Dolarlık bir pazar var. Biz
bunun yüzde 30’unu alsak 5 milyar, yüzde 20’sini alsak 3,5
milyar Dolarlık bir ciro demektir. Onun için benim önüme ge-
tirdiklerinde ilerisini gördüğüm vakit tamam diyorum. Tabi bu
uzun vadeli bir iş, üç-dört sene içerisinde buralara ulaşabilir.
Uçak motorlarıdır bunlar; tribünler, enerji üretilen gaz tribünleri. Böyle bir şey karşıma geldiği için baktım, enteresan bir şey
ve biz enerjide de faaliyet gösteriyoruz. Biz Rusya’da, İsrail’de
enerji tribünlerinde elektrik üretiyoruz. Bünyemizde 60-70
tane tribün var. Kendi edindiğimiz tecrübeler ve Türk Hava
Yolları’nın bu husustaki tecrübesini birleştirerek böyle bir şirketi büyütmek mümkün.
Z: Akıllı klima işiniz de enteresan bir şey.
Uzaktan yönetilen klima yine arkadaşların bir buluşudur. Burada Turkcell ile beraber çalışmışlardır. Turkcell de desteklerini vermiştir. Bunlar hep bir yeniliktir. Türkiye’de bugünkü
hükümet araştırmaya geliştirmeye epey bir destek veriyor.
Bu yeterli midir? Kesinlikle değil. Bugün bir Philips’in Avrupa
Fonu’ndan aldığı 2 milyar Dolar’dır, çok önemli bir rakam bu.
Biz bunu kendi imkanlarımızla yapıyoruz.
Z: Ama buna rağmen LED işine girdiniz.
Bugün LED var, insansız uçağımız var. Ekibe baktım... Gerçekten ekipteki gençler pırıl pırıl, gözleri pırıl pırıl çocuklar. “Ahmet Bey, böyle böyle teklif var Savunma Sanayi
Müsteşarlığı’ndan ve biz bunu yaparız, bunda yapılmayacak
bir şey yok’ dediler.
ÇEVRE
Z: Karbon protokolüne imza attınız. Bu durumda kendinizi
bağladınız.
Türkiye’de Karbon Protokolü yapan ilk Zorlu Enerji’dir. Biz
burada da yine çevreyi düşünüyoruz. Kapalı sistem, rafineri
sistemiyle beraber kuruyoruz.
Z: O imzayı atınca aslında attığınız her adımda gözetim altındasınız.
Kesinlikle. Biz bir taraftan toplayıp bir tarafı yıkıyorsak, bizim orada işimiz yok.
13
MADENCİLİK
Z: Bundan sonraki adımınız maden mi?
Adımlarımız var, yer altı madenlerine girdik. Bundan beş sene
önce yine geldiler, beş seneden beri araştırma – geliştirme yapıyoruz. Şu an rezervleri tespit ettik. Bu 500 milyon Dolarlık
bir yatırımdır ama bizim bu yaptığımız yatırım, altını çizerek
söylüyorum, biz çevreyi düşünen bir grubuz ve bugün fabrikalarımızda, Vestel City de 1200 dönümdür. Bunun 400 dönümü
aşağı yukarı yeşil alandır.
Z: Gelecekte sizden, daha çok maden haberleri mi duyacağız?
Bundan Türkiye istifade edecek. Senede 500 milyon Dolarlık.
2015-2016 yılında ihracat yapacağız. Yerli yer altı kaynaklarımızı zenginleştirip, hayata geçirip tamamıyla ihracat yapacağız.
Biz çevreyi iyi biliyoruz.
GAYRİMENKUL
Z: Gayrimenkul projesi sizi çok heyecanlandırıyor, değil mi?
Tabii ki. Bizim her yatırımımız insanları heyecanlandırdı.
Niye heyecan? Çünkü bir yatırım yapıyorsun, bir eser kazandırıyorsun, ülkene yatırım yapıyorsun, ülkenin güzelleşmesine katkıda bulunuyorsun. Bir şey üretmeden tüketmek doğru
bir şey değil, üreteceksin. Proje biter bitmez ilk ödülü aldık.
Şu ana kadar beş tane ödül aldı o proje...
Z: Yeni gözbebeğiniz gayrimenkul mü?
Bizim tüm yatırımlarımız gözbebeğimizdir. Tabii ki ben bugüne kadar bu projeyle ilgilendim. Bizim bu yatırımımız gerçekten Türkiye için değerli bir yatırım ve Türkiye’nin de en büyük,
bugüne kadar bu kadar büyük bir yatırım yapılmamış özel sektör tarafından. 2,5 milyar Dolarlık yatırımdır bu.
Z: En ünlü otellerden biriyle anlaştınız.
Çok sayıda otel talip oldu, burada 400-450 odalı otel yapabilirdik ama biz İstanbul gibi dünyanın bir marka şehrine, Boğaz’ı
olan bir kente olacaksa en iyisi olsun dedik. Dünyanın sayılı
otel zincirlerinden Ruffles’ı seçtik.
Z: Ruffles’ı seçtiniz. En küçük oda 65 metrekare mi?
60 metrekare, 80, 100, 120 diye gidiyor.
Z: 60 metrekare bizim için bir ev aslında. Tabi bu otelde kalmak için büyük bir zenginlik gerekecek. Türkiye’de var mı bu
kadar zengin?
Türkiye’de değil. Yalnız Türkiye için oynarsanız, olmaz. Dünyaya açık oynayacaksınız. Dünya ne yapıyor ona bakacaksınız.
Z: Yine sizin cümlenizle, gideceksen en uzağa git, çıkacaksan en yükseğe çık gibi bir şey bu...
Z: Sizi çok sık inşaat alanında görüyorlarmış. Doğru mu?
Bunu yapmaya çalıştık, çünkü bugün yurtdışında yalnızca ucuz
şüphemiz yok, biz size güveniyoruz” diyorlar. İtibar çok önemli.
turist değil, zengin turist gelmeli. Şu anda İstanbul’da otellerde
Burada bütün cepheler mermer, bir kısmında ahşap görünümlü
yer bulamıyorsunuz. Bugün gelen zengin bir iş adamı, konfe-
malzeme vardır. İtalya’da özel üretilmiş mermer kullandık. Di-
ransa gelmiş veya tatile gelmiş iyi bir yatacak yer arar.
Z: Eski köye yeni adet de getiriyorsunuz, projeyi müthiş fiyatlara pazarlıyorsunuz, herkes hop oturdu hop kalktı. Nasıl
olur bu kadar büyük primle satar dediler...
yeceksin ki “Yerli mermer yok muydu?” ama cephelerde kulla-
Primler öyle değil... Az önce de söylediğim gibi, biz bugün
Bir eser bırakacağız bu ülkeye. Biz bütünüyle düşünüyoruz.
Türkiye’de olmayan bir şey yapıyoruz, kalitesiyle.
Detayları düşünmezseniz, bir yere varmanız mümkün değil.
Haftada bir iki gün uğruyorum. “Sizin yapacağınızdan hiçbir
nılan özel bir mermerdi bu. Alım yaparken “renk garantisi isteyin” dedim. Şaşırdı İtalyan.
Z: Böyle detaylara da giriyorsunuz yani.
KARAYOLLARI İHALESİ
Z: Karayolları ihalesinden bir fotoğrafınız yayınlandı. Siz sevinçten oynuyor görüntüsü verdiniz.
Onun fotoğrafı da var bende, büyütülmüş duruyor. Gerçekten, o ihale olduktan sonra çok büyük mailler, mesajlar aldım. ‘Zorlu yabancılara kaptırmadı. Bu yeri aldı’ diye herkes
bizim almamızdan çok memnundu. Hatta bir bayan geldi, sağ
olsun, “İyi ki evladım, siz aldınız burayı, yabancılar almadı”
dedi. O bir sevinçti ama o sevinç nasıl bir sevinçti?
Z: Çok enteresan bir ihaleydi.
Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın da en büyük arazi satışıydı
orası.
Z: Sizin çok kararlı duruşunuz da ilginç geldi izleyen herkese. Sonrası çok uzun sürdü. Sabrınızı deneyen bir proje
olduğunu düşünüyorum.
Şimdi tabi, orada bir ihaleye girmişim. İhalenin hem bir heyecanı var, hem stresi var. Orada kendinizi ona kaptırıyorsunuz,
her şeyi unutuyorsunuz. Mesela benim için ikinci büyük ihale
girişim de Tüpraş ihalesidir... En büyük ihalelerden bir tanesi oydu. İhale sürecinde bir yere geldiğiniz vakit artık, evde
yaptığınız hesap çarşıya uymuyor. Orada bizim bir yere kadar, 700 milyon Dolara, hatta 650 milyon, 700 milyon Dolara
kadar maksimumdu... Ama orada bir yerde 100 milyon Dolar
arttı.
Z: Nasıl yani, o anda ne hissediyorsunuz?
Ben her zaman şunu diyorum, bir hayalim vardı, hayallerimiz vardı. O hayali gerçekleştirmek için artık sonuna kadar
gittik. Belki de orada biraz daha bunlar da bizim son andaki
rakibimiz, bir yerde o son 700 milyondan sonra zaten koptu.
Bir milyon, iki milyon giderken 10 milyon, 10 milyon gitmeye
başladı. Son anda 30 milyon gitti. 760’dan 790’a çıktı veya on
on gitti. 799 dedi, 800 deyince ‘hayırlı olsun’ dediler. Biz de
‘hayırlı olsun’ dedik, kabul ettik.
Z: O anda heyecanı kontrol etmek de ayrı bir başarı olsa gerek.
Biz her zaman şunu düşünüyoruz grup olarak, bir sloganımız
da var. ‘Yapacaksan en iyisini yap, gideceksen en uzağa git,
çıkacaksan en yükseğe çık’. Biz her zaman ülkemize yaptığımız yatırımların, ülkemize katma değeri olan ve ülkemizi
bir yerlere götürecek yatırımlar yapıyoruz ve yaptık bugüne
kadar, bundan sonra da yapacağız inşallah, Allah bize sağlık
verirse. Biz bu gayrimenkulü aldığımız, ihaleyi kazandığımız
vakit, ben ilk gün hemen ihaleden çıktıktan sonra şu beyanatı
verdim, dedim ki; ‘Biz buraya öyle bir yapı yapacağız ki asırlarca konuşulacak’. Ve böyle bir yapı yapıyoruz. Hem çevreye
duyarlı iyi bir eser yapıyoruz, hiç kimseyi rahatsız etmeyecek
şekilde bir semt yapıyoruz Orası 120 - 115 dönümlük bir arazidir. Orada bizim 80 bin metrekare yeşil alanımız var.
14 köşe yazısı/prof. dr. kerem alkin
2012’de yüzde 3,5 büyüme
Türk Ekonomi Yönetimi, 2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Program için çalışmaları hızlandırmış durumda.
2012’de döviz kurlarının bir miktar geriye geleceği, enflasyonun beklenenden bir miktar daha yüksek seyredeceği; kötü
senaryoda ise Türkiye’nin cari açığının 6-8 milyar dolar düzeyinde iyileşme göstereceği beklentilerde öne çıkıyor.
T
ürk Ekonomi Yönetimi, Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’ın koordinasyonunda, diğer kritik önemdeki
Bakan ve üst düzey bürokratların katılımıyla, düzenli
olarak her pazartesi günü, Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda
Türk ve dünya ekonomisindeki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor. Esasen, Başbakan Yardımcısı Babacan, Hazine ve Merkez
Bankası üst yönetimi ile birlikte, 2009 yılından bu yana gerçekleşen her G-20 ülkeleri teknik toplantılarında, Brüksel’den
ve Washington’dan gelen telefon ve fikir alış verişine yönelik
temaslarla, küresel ekonominin gidişatına yönelik en taze ve
en sıcak gelişmeleri yakından takip etmekte.
Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) üst
yönetimi, geçtiğimiz kasım ayında, Güney Kore’deki kapsamlı
G-20 Zirvesi sonrasında, haklı olarak, hem fiyat istikrarı riskini
hem de finansal istikrar riskini gözeten, yani enflasyonu kontrol altında tutarak, giderek hızlanan cari açık riskini önce belirli bir düzeyde stabilize etmeyi, ardından da kısmen azaltmayı
hedefleyen, ‘post-modern’ bir para politikası modeline geçti.
Küresel ekonomiye yönelik yeni bir resesyon riskinin ufukta
gözükmediği 2011 yılının ilk ayları açısından, bankacılık sektörünün kredi hacmindeki artışı sınırlayan, izlenen para politikası modeli ile Türkiye’nin reel faiz cazibesini azaltarak,
Türkiye’den, hayli riskli olan, kısa vadeli sermaye hareketlerinin uzaklaştırılmasını ve böylece döviz kurlarını piyasa koşullarında daha makul düzeye oturtmayı hedefleyen bir politika.
Yaz başı ‘çift dipli resesyon’ tartışması hortladı
Türkiye, yılın ilk beş ayını, TCMB’nin bu yeni para politikası setine yönelik adımlarını değerlendirerek, tartışarak ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ve Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) bu kararları destekleyici
ek adımlarını analiz ederek geçirdi. Bu arada, 12 Haziran genel seçimleri nedeniyle, ekonomi çevrelerinin gündemindeki
önemli bir konu başlığı da, siyasi istikrarın devamı konu başlığıydı.
Türkiye seçimlere odaklanmışken ve ekonomi çevreleri ile
piyasalar daha çok yurt içi gelişmelere odaklanmışken, Türk
ekonomi yönetimine ilk paragrafta belirttiğim küresel iletişim
ağından, ciddi ölçülerde, ikinci bir resesyon riskinin artmakta
olduğuna dair veri akmaya başladı. TCMB üst yönetimi, artan
‘çift dipli resesyon’ riskini, 12 Haziran genel seçimlerinden
sonraki günlerde, gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu (PPK)
toplantılarında ve yayınladığı Finansal İstikrar Raporu ile, en
son 28 Temmuz’da yayınladığı Enflasyon Raporu’nda dillendirmeye başladı.
Türk ekonomi yönetimine ve TCMB’ye küresel bilgi ağından
ulaşan yeni ‘küresel resesyon’ riskini aynı duyarlılık ve aynı
zamanlama ile algılamayan finans çevreleri, ciddi bir taktiksel
hata ve ön yargıyla, Merkez Bankası’nın Doç. Dr. Erdem Başçı ile temsil edilen yönetiminin bir siyasi baskı altında kaldığı
yönündeki yorumlara çabuk kapıldılar. Ancak, 1,5 aylık süre
sonunda, finans sektörü, TCMB’nin 4 Ağustos’taki ara PPK
toplantısının gerekçelerini hızlı kavradı.
Bu nedenle, PPK, 23 Ağustos’taki olağan toplantısında, küresel resesyon riskini ve Türk ekonomisine olası etkilerini
dikkatle takip etmek koşulu ile, şimdilik 4 Ağustos’ta alınan
kararların etkilerini görmeyi tercih ettiğini belirtti. Kurul, bir
önceki toplantıda alınan önlemlerle, Türk Ekonomisi üzerindeki aşağı yönlü risklerin bu aşamada dengelenmiş olduğunu da
teyit etti; bununla birlikte, küresel ekonomiye dair belirsizlikler dikkate alındığında, gelişmelerin yakından izlenmesinin ve
gerekli politika tedbirlerinin gecikmeksizin alınmasının önem
taşıdığının da altını çizdi. Bu çerçevede Kurul, önümüzdeki dönemde küresel ekonomideki sorunların daha da derinleşmesi
ve yurt içi iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın belirginleşmesi
halinde bütün politika araçlarının genişletici yönde kullanılmasının söz konusu olabileceğini tekrar vurguladı.
Merkez Bankası üst yönetimi, tüm bu gelişmelerin yanı sıra, enflasyon riskini de, asli görevi olarak yakından takip etmekte. Döviz
kurlarında son bir aylık dönemde gözlenen yükselme, Türkiye’nin
manşet enflasyonunun, yıl sonunda TCMB’nin son Enflasyon
Raporu’nda öngörülen seviyelerin geçici olarak bir miktar üzerinde seyredebileceği ihtimalini kuvvetlendirdi. TCMB üst yönetimi,
temel (çekirdek) enflasyon göstergelerindeki yükselişin de bir
müddet daha sürebileceğini hatırlatmakta.
Bununla birlikte, iktisadi faaliyetteki yavaşlama nedeniyle,
döviz kurundan kaynaklanan fiyat hareketlerinin ikincil etkilerinin sınırlı kalması ve enflasyondaki yükselişin geçici olması
da beklenmekte. Dolayısıyla Para Politikası Kurulu üyeleri,
2012 yılsonunda enflasyon görünümünün yüzde 5 hedefi ile
uyumlu olduğunu bir kez daha vurguluyor.
2012 için tüm olası senaryolar üzerine çalışılıyor
Küresel ekonomiye yönelik belirsizliklerin derinleşmesi, hiç
kuşkusuz Türk Ekonomi Yönetimi’nin işini de zorlaştırıyor.
Dünya Bankası (WB) Başkanı Zoellick küresel ekonominin yeni
bir resesyon riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki beklentiyi
dile getirirken, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)
15
Gurria ise çift dipli resesyon riski olmadığını ifade ediyor. Yani,
dünya ekonomisinin kilit konumdaki uluslararası ekonomik
kuruluşlarından farklı yorumlar çıkmakta. Bu noktada, ABD
Merkez Bankası (FED) ve kısmen Avrupa Merkez Bankası’nın
(ECB) yeni bir parasal genişleme sürecine girerek, küresel
ekonomiyi ikinci bir resesyon riskinden, çiftli dipli bir resesyon
riskinden uzaklaştırmaları gerektiğini savunan iktisatçılar da
var. Ancak, gerek OECD, gerekse de saygın iktisatçıların yarısı
yeni bir parasal genişleme olmayacağı, olur ise de, bunun yararından çok zararlı olacağı noktasında birleşmiş durumdalar.
Yeni çözüm ‘zenginlere vergi salmak’
ABD Merkez Bankası’nın (FED) uzun bir dönemdir, her yıl bu
tarihlerde Jackson Hole’da gerçekleştirdiği merkez bankacıların
ve kıdemli ve kimisi Nobel ödüllü akademisyenlerin katıldığı
toplantıda, ABD ekonomisinin yakın geleceği ve bundan sonra
FED’in nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair vereceği mesajlar yakından takip ediliyor. Euro Bölgesi’nde ise ciddi bir liderlik sorunu var ve Almanya Euro Bölgesi’nin borçlanma sorunu
ve İrlanda, Yunanistan ve Portekiz’in iflasını önlemeye yönelik
olarak ciddi bir sorumluluk taşıyor. Ancak, bu sorumluluğun
Alman vergi mükelleflerine eklediği ve ekleyeceği yük arttıkça,
Almanya siyasi liderlik duruşu olarak yalpalıyor. Buna rağmen,
geçtiğimiz hafta önce Merkel-Sarkozy ikilisi, ardından bu hafta
Almanya ve Fransa maliye bakanları tarafından dile getirilen, finansal işlemlerden ek vergi ve yüksek gelir grubuna ek servet
vergisi salma konuları destek görüyor. Yani, zenginler ‘Avrupa
bu kaynakla kurtarılacak ise, bize daha fazla vergi salın’ mesajı
vermekteler. Nitekim, OECD Genel Sekreteri Gurria da, Avrupa
Kurtarma Fonu’nun büyüklüğünün ivedilikle iki katına çıkarılması gerektiğini hatırlatıyor. Bu da, başta Almanya ve Fransa
olmak üzere, vergi mükelleflerine ek yük anlamına gelecek.
Türkiye’nin en tanınmış yönetim ve ekonomi uzmanlarından
Ege Cansen’in de belirttiği gibi, bir ülke veya küresel anlamda aynı anda birkaç ülke, durgunluk ile birlikte, özel kesim
(hane halkı ve şirketler) ve kamu kesimi borç batağının içine
girmiş ise, bu durumda Merkez Bankası’nın daha radikal genişletici para politikası tedbirleri alarak, kısmen enflasyonun
yükselmesine izin vermesi, bu sayede ekonominin parasal genişlemeyle hareketlenmesinin ve işsizliğin yükselmesinin önlenmesi bir yana, enflasyon sayesinde, aşırı şişmiş olan varlık
fiyatlarının ‘nominal’ olarak normalleşmesi ve borçların milli
gelire oranının da bu sayede geriletilmesi önemli çözüm noktalarından birisini oluşturuyor.
Keza, bu sürece genişletici maliye politikası önlemleriyle katkı
da sağlanabilir. Ağırlıklı olarak kamu harcamalarını arttırarak.
Bu arada, servet sahiplerine de ek vergi uygulanması gündeme geliyor. Bu noktada, Başkan Obama’nın, ABD’nin yüksek
gelir grubuna bir önceki Başkan Bush döneminde sağlanan
vergi kolaylıklarını devam ettirme kararı, hem kendi partisi,
hem de iktisatçılar tarafından eleştirildi.
Türk Ekonomi Yönetimi 2012 için, en kötü senaryoda bile,
yüzde 3,5 büyümeyi hedefliyor
Özetlediğimiz küresel ekonomik gelişmelere bağlı olarak,
Türk Ekonomi Yönetimi, 2012-2014 dönemini kapsayacak Orta
Vadeli Program için çalışmaları hızlandırmış durumda. Bununla birlikte, küresel ekonominin gidişatı ile ilgili tablo sürekli
değiştiğinden, ekonomi yönetim ‘çift dipli resesyon riski’ gerçekleşiyor mu, yoksa bu riskin oluşmasına yönelik alınan ve
alınacak tedbirlere bağlı olarak, 2012 beklenenden daha iyi bir
yıl mı olacak, önümüzdeki 1,5 aylık dönemde, hangi küresel
ekonomi senaryosunun gerçekleşme ihtimalinin güçlendiğini
algılamaya çalışacak.
Bununla birlikte, ister beklenenden daha iyi bir 2012 olsun,
isterse beklenenden daha zorlu bir 2012 olsun, Türk Ekonomi
Yönetimi, kamu harcamalarındaki artışı daha da yavaşlattığı,
bütçe disiplinini daha da sıkılaştırdığı, kamu maliyesinde disiplini daha da sertleştirdiği ve bu sayede kamunun borçlanma ihtiyacını daha hızlı bir şekilde aşağı çekeceği bir makro
model üzerinde de çalışmakta.
Ekonomi Koordinasyon Kurulu üyesi Bakan Zafer Çağlayan bu
hedefi kamu borç stokunun GSYH’ya oranını yüzde 30’a çekmeyi hedefledikleri şeklinde açıkladı. Yani, ekonomi yönetimi
kamu borç stoku oranını 9-10 puan daha iyileştirmeyi hedefliyor. Bu oranın AB kamu borç stoku oranının yarısına karşılık
geleceği ve Türk ekonomisinin güvenirliliğini ve uluslararası
kredibilitesine önemli katkı sağlayacağı aşikar.
Bu noktada, 2012 yılı için üç senaryo üzerinde, kötü, orta ve iyi
senaryo üzerine çalışılması gerekiyor. Ekonomistlerin Türkiye
ekonomisi için beklentileri, kötü ve orta senaryonun bir ortalaması olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzdeki yıl döviz kurlarının
bir miktar geriye geleceği, enflasyonun beklenenden bir miktar daha yüksek seyredeceği; kötü senaryoda ise Türkiye’nin
cari açığının 6-8 milyar dolar düzeyinde iyileşme göstereceği
beklentilerde öne çıkıyor.
2012 Makro Büyüklük Tahminleri
Makro
Kötü
Büyüklük Senaryo
Büyüme (%)
3,0-4,0
İmalat Sanayi (%)
4,5-6,0
İnşaat (%)
2,1-4.4
Enflasyon (YS TÜFE;%) 4,9-5,3
Dolar Kuru Aralığı (TL) 1,67-1,80
Euro Kuru Aralığı (TL)
2,27-2,4
Sepet Kur Aralığı (TL)
1,97-2,12
Cari Açık (Milyar Dolar) 65-68
Orta
Senaryo
4,0-5,0
6,0-7,5
5,2-9,5
5,9-6,8
1,67-1,74
2,37-2,47
2,02-2,10
72-76
İyi
Senaryo
5,5-7,0
8,2-10,5
11,0-18,9
6,9-7,8
1,55-1,64
2,25-2,38
1,90-1,97
75-80
2012 yılı için özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları ağırlıklı, kamunun tüketim ve yatırım harcamalarının daha disipline
edildiği ve en kötü senaryoda dahi, Türk ekonomisinin gelecek
yıl yüzde 3,5 büyüyeceği bir yol haritası çok şaşırtıcı olmamalı.
Bu noktada, gerek imalat sanayine, gerekse de inşaat sektörüne, 2012 küresel alanda zorlu geçer ise, Türk ekonomisinin en
az yüzde 3,5 düzeyinde büyütülmesi açısından önemli görev
düşecek.
16 proje
“Zorlu Levent” start aldı
Türkiye’nin çağdaş yüzüne ve Zorlu Grubu adına yakışan özgün projeler geliştirerek sosyal, kültürel ve
ekonomik yaşama değer katmayı amaçlayan Zorlu Gayrimenkul, Zorlu Levent Ofis’in inşaatına başladı.
Z
orlu Gayrimenkul, İstanbul’un nitelikli ofis ihtiyacını karşılamak üzere
Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından projelendirilen Zorlu Levent Ofis’in inşası için
Türkiye’nin en iyi 10 firması ile başlattığı
seçim sürecini tamamlayarak Koray Yapı ile
ana müteahhitlik sözleşmesi imzaladı. Hafriyat çalışmaları Kasktaş tarafından 10 ayda
tamamlanan Zorlu Levent Ofis Projesi’nin
Koray Yapı tarafından Temmuz 2011 tarihinde başlattığı inşaat çalışmasının 26 ayda tamamlanması planlanıyor.
280 milyon Dolar’a mal olacak
2013 yılında bitirilmesi planlanan Zorlu Levent Ofis, bölgenin değerine değer katarak
İstanbul’un yüksek standartlara sahip ofis
ihtiyacını karşılayacak. 280 milyon Dolar
yatırım bedeline sahip olacak Zorlu Levent
Ofis, sahip olduğu yüksek standartlarla bu
bölgenin gelişimine yön verecek nitelikler
taşımasının ötesinde kendisinden sonraki
yapılanmalar için de çıtayı yükseltecek kriterleri belirlemiş olacak.
Büyükdere Caddesi’nde eski Deva Holding
binasının bulunduğu arazide inşa edilecek
proje, her şeyden önce şehre ve lokasyona
değer katacak özelliklere sahip olacak. 40
katlı ve 161 metre olarak planlanan Zorlu
Levent Ofis; cephe ve iç aydınlatmasında da
özel uygulamalara sahip olacak. Çağdaş bir
sembol olarak kentle buluşacak olan Zorlu
Levent Ofis, LED donanımıyla sağlanacak
özel aydınlatması ile şehrin manzarasına
farklı bir renk katacak. Binada asansör trafiğini hızlandırmak üzere, konvansiyonel
asansör sistemlerinden farklı olarak, katlarda bekleme süresini kısaltan “double deck”
sistemi uygulanacak. A+ sınıf ofis standartlarının üzerinde olan bu tercih sayesinde
bina içi sirkülasyon hızlanacak.
17
18 proje
Yağmur suyu ve gri suyun
toplanıp tekrar kullanılacağı ve
güneş ışığından azami şekilde
yararlanılacak binada çalışacaklar,
gelişmiş havalandırma sistemleri ve
insan sağlığına zarar vermeyen yapı
malzemeleri kullanımı sayesinde daha
sağlıklı koşullarda çalışabilecekler.
Enerji tasarrufu en üst düzeyde olacak
Enerji tasarrufunun da üst düzeyde olacağı proje, çevreye
gösterdiği duyarlılıkla da A+ sınıfı ofis standartlarının üzerinde olduğunu gösterecek. Amerikan Yeşil Binalar Konseyi tarafından verilen “LEED Gold” sertifikası adayı olan Zorlu Levent
Ofis çevre dostu bir bina olacak. Yağmur suyu ve gri suyun
toplanıp tekrar kullanılacağı ve güneş ışığından azami şekilde yararlanılacak binada çalışacaklar, gelişmiş havalandırma
sistemleri ve insan sağlığına zarar vermeyen yapı malzemeleri
kullanımı sayesinde daha sağlıklı koşullarda çalışabilecekler.
Elektriği rüzgar enerjisi santrallerinden sağlanacak Zorlu Levent Ofis’te karbon emisyonları minimuma indirilecek. Yeşil
çatılar, elektrikli araçlar için özel park yerleri gibi diğer çevre
dostu uygulamalarla Zorlu Levent Ofis tamamlandığında Türkiye ve dünyada örnek gösterilen bir ofis binası olacak.
Müteahhit firma beş ayda seçildi
Şubat ayında, Türkiye’nin alanında en iyi 10 müteahhitlik şirketi ile ön görüşmeleri başlatan Zorlu Gayrimenkul, Mayıs
ayında bu firmaların yedisinden teklif vermelerini istedi. Zorlu
Gayrimenkul yetkilileri, 30 Mayıs tarihinde teslim edilen dosyaları inceleyerek beş firma ile ikili görüşmelerini başlattı. İki
turlu görüşmelerin ardından ana müteahhitlik sözleşmesinin
Koray Yapı End. ve Tic. A.Ş. ile imzalanmasına karar verdi.
Ödüllü proje
Zorlu Levent Ofis projesi, 2010 yılında dünyanın mimarlık ve
gayrimenkul yatırımları alanında en prestijli ödülleri arasında
yer alan International Property Awards (Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri) yarışmasında “Commercial” (ticari) kategorisinde Avrupa-Afrika Bölgesi’ndeki en iyi ofis mimarisi dalında
ödüle layık görülmüştü.
19
Zorlu Levent Ofis yükseliyor
İstanbul’un nitelikli ofis ihtiyacını karşılayacak projesi Zorlu Levent Ofis’in temelleri 22 Ağustos Pazartesi günü atıldı. 280 milyon Dolar yatırım bedeli ile hayata geçirilerek 26
ayda tamamlanması planlanan Zorlu Levent Ofis’in temel
atma töreni; Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet
Zorlu, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Zorlu, Zorlu Gayrimenkul Grup Başkanı Mesut Pektaş ile birlikte Zorlu Holding ve Zorlu Gayrimenkul yöneticilerinin katılımı ile
gerçekleştirildi.
20 haber
Bir dünya prömiyeri
Zorlu Center; 18. İstanbul Caz Festivali kapsamında bir dünya prömiyeri olan, müzik dehası Miles Davis’in ölümünün
20. yılında düzenlenen “Tribute To Miles” konserine sponsor oldu.
İ
stanbul’a “değer” katmak hedefiyle geliştirilen Zorlu
projenin tanıtımı için 4 Temmuz Pazartesi günü Zorlu Center
Center projesi, en önemli fonksiyonlarından Performans
Satış Ofisi’nde bir basın toplantısı düzenlendi. Projenin dün-
Sanatları Merkezi ile İstanbul’un kültür ve sanat hayatına
ya prömiyeri öncesindeki son provaları için İstanbul’da olan
henüz inşa aşamasında verdiği destekle dikkat çekiyor. Zor-
Marcus Miller, Herbie Hancock ve Wayne Shorter’ın katılarak
lu Gayrimenkul’ün sosyal sorumluluk anlayışının da temelini
projeyi anlattığı basın toplantısının moderatörlüğünü gazeteci
oluşturarak, daha açılmadan önemli isimleri sanatseverlerle
ve aynı zamanda İstanbul Caz Festivali Danışma Kurulu üyesi
buluşturmaya başlayan Zorlu Center; 18. İstanbul Caz Festivali
Yavuz Baydar üstlendi.
kapsamında “Tribute To Miles” projesinin dünya prömiyerine
sponsor oldu.
Basın toplantısında, İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin
Opcin’in açılış konuşmasının ardından söz alan Zorlu Gay-
Miles Davis’le yolu genç yaşta kesişmiş olan Marcus Miller’ın
rimenkul Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Even “İstanbul
müzik direktörlüğünü üstlendiği “Tribute To Miles” başlıklı
için kültür ve sanatın tüm kollarını kucaklayan Performans
21
Basın toplantısının ardından Marcus Miller davulda Sean Rickman’ın eşliğiyle müzikseverlerle
Zorlu Center Satış Ofisi’nde bir basgitar atölyesi de gerçekleştirdi.
Sanatları Merkezi’ne, Zorlu Center içerisinde önemli bir yer
ayırdık. Destek verdiğimiz konserler çok yakında Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Değerli sanatçılarımızı da Zorlu Center Performans Sanatları
Merkezi’nde ağırlamaktan büyük mutluluk duyacağız. İstanbul ve ülkemize değer katmak hedefiyle gerçekleştirdiğimiz
projemizle, sanat ve kültür hayatımıza destek olmaya devam
edeceğiz” dedi.
Toplantıda söz alan Marcus Miller, Herbie Hancock ve Wayne
Shorter, “Tribute to Miles” adlı projenin tipik bir “tribute” turnesi olmadığının altını çizerek, Miles Davis’in parçalarını bire-
22 haber
Konser tarihine kadar İstanbul’da provalarına devam
eden Marcus Miller, Herbie Hancock ve Wayne Shorter,
7 Temmuz Perşembe akşamı, saat 21.00’de Cemil Topuzlu
Açık Hava Sahnesi’nde “Tribute to Miles” projesinin
dünya prömiyerini gerçekleştirdi.
bir aynısını çalmadan, Miles’ın kendilerine öğrettiği gibi, yeni
ve özgün bir tarzla yorumlayacaklarından söz ettiler. Basın
toplantısının ardından Marcus Miller davulda Sean Rickman’ın
eşliğiyle müzikseverlerle Zorlu Center Satış Ofisi’nde bir basgitar atölyesi de gerçekleştirdi.
Muhteşem prömiyer
Konser tarihine kadar İstanbul’da provalarına devam eden
Marcus Miller, Herbie Hancock ve Wayne Shorter, 7 Temmuz
Perşembe akşamı, saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açık Hava
Sahnesi’nde “Tribute to Miles” projesinin dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Konserde, piyanoda Herbie Hancock, saksafonda Wayne Shorter, bas gitar ve bas klarnette Marcus
Miller ile trompette Sean Jones ve davulda Sean Rickman,
Miles Davis’in 50’lerdeki bop ve cool döneminden, 70’lerdeki
deneysel-elektrik parçalarına ve 80’li yıllardaki son çalışmalarına dek uzanan bir programla izleyicilere unutulmaz bir gece
yaşattı.
23
24 haber
Zorlu, geleceğe ayna tutuyor
Zorlu Grubu, 2011 İlerleme Bildirimi Raporu’nda sürdürülebilirlik ilkesine yönelik fark yaratan anlayışını net bir
şekilde ortaya koydu. Küresel İlkeler Sözleşmesi kapsamında hazırlanan raporda, Zorlu Holding’in 2010 yılındaki
performansı tüm paydaşlarla şeffaf bir şekilde paylaşılıyor.
T
ürkiye’nin önde gelen gruplarından Zorlu Holding,
2007’de Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalayarak bir
kez daha dünya organizasyonu olduğunu kanıtladı. Sürdürülebilirlik konusundaki yaklaşımını ortaya koyan holdingin,
Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ilk İlerleme Bildirimi Raporu 23 Şubat 2010’da yayınlanmıştı. Bir yılın ardından
hazırlanan 2011 İlerleme Raporu, 1 Ocak-31 Aralık 2010 dönemine ilişkin holdingin gösterdiği performansı kapsıyor.
2011 İlerleme Bildirimi Raporu, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin
dört ana başlığı altında yer alan 10 ilke kapsamındaki insan hakları, çalışan hakları, çevre ve
yolsuzluğun önlenmesi ile ilgili olarak Zorlu Holding’in bir yıl içinde sergilediği yaklaşım hakkında paydaşlarına bilgi aktarıyor.
Bu raporla hem holdingin hem de bünyesindeki şirketlerin belirlemiş olduğu hedef ve
taahhütleri, gerçekleştirdikleri faaliyetlerle
desteklediği açıkça görülüyor.
dirimi en yüksek şirket performansı seviyesi olan “Advanced
Level- İleri Düzey” değerlendirme kriterlerini kılavuz alan Holding, raporun sonunda bu kriterlerin hangi şirket uygulamalarıyla yerine getirildiğini şeffaf bir şekilde belirtiyor.
2011 raporunda, Zorlu Holding’in faaliyetlerine ek olarak grup
bünyesinde ciro, aktif büyüklük ve çalışan sayısı bakımından
ön planda duran altı şirketin faaliyetlerine de yer veriliyor. Bu
altı şirket, ürün ve hizmet açısından sosyal, ekonomik ve çevresel konularda paydaşları için örnek alınabilecek uygulamalara
imza atmış bulunuyor. Bu şirketler;
1. Korteks Mensucat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
2. Zorluteks Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş.
3. Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş.
4. Vestel Beyaz Eşya Sanayi ve Ticaret A.Ş.
5. Vestel Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş.
6. Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş.
“Sürdürülebilirlik” ilkesine çok önem veren
Zorlu Grubu, bu ilkeye olan yaklaşımını sosyal,
ekonomik ve çevresel konulardaki duyarlılığıyla
temellendiriyor. Bu temel doğrultusunda holdingin ve şirketlerinin üzerinde durduğu alanlar
“çalışanlar, müşteriler, ürün sorumluluğu, çevre ve
sosyal katkılar” şeklinde sıralanıyor...
Rapordan ana başlıklar
Zorlu Grubu, Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin dört ana başlığı
olan insan hakları, çalışan hakları, çevre ve yolsuzluğun önlenmesi ile ilgili politikalarını da raporda paylaşıyor. İnsan hakları
politikalarının çalışanlar arasında fırsat eşitliği ve adaleti gözeten, başarı ve yüksek performansın adil bir şekilde değerlendirilip teşvik edildiği prensipler üzerine temellendirildiği anlatılıyor ve her çalışanın işinin, her yöneticinin işyerinin sahibi
olması beklentisiyle oluşturulduğu belirtiliyor.
Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin
başlık ve ilkeleri esas alınarak hazırlanan rapor aynı
zamanda–Zorlu Holding’in “sürdürülebilirlik” vizyonunun gelişimindeki hassasiyet de göz önünde
bulundurularak–Global Reporting Initiative’in G3
Sürdürülebilirlik Raporlaması İlkeleri ışığında ele
alındı. GRI-G3 ilkelerinin yanı sıra BM İlerleme Bil-
Raporda holdingin çalışan hakları politikalarını her türlü ayrımcılık ve zorla çalıştırmaya karşı olma ve örgütlenme / toplu sözleşme özgürlüğünü bütün çalışanlarının hakkı olarak tanıma
gibi prensiplerin oluşturduğuna yer veriliyor. Çevre konusunda
ise tasarım, üretim, kontrol ve sevkiyat süreçlerinde sürdürülebilir en yüksek kalitede üretim yapmayı esas aldıkları, yolsuzlukla mücadele için de denetimin tek bir merkezden yetkinliği
25
kanıtlanmış uzman Denetim Ekibi tarafından yapıldığı da raporda yer alanlar arasında.
Geleceğimizi inşa ediyoruz, hedefimiz 2013
“Geleceğimizi inşa ediyoruz, hedefimiz 2013” diyen Zorlu
Holding, “Sürdürülebilir Kalkınma” için temel atarak gelecek
neslin yaşam kalitesini vizyonlarına taşıdığının altını çiziyor.
Küresel ilkelere ve şeffaf raporlamaya hassasiyet gösteren Zorlu Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, grubun her
geçen gün daha da büyüyerek devleşeceğini şu sözlerle anlatıyor: “Zorlu Grubu olarak, 2013 yılında 60. yılımızı kutlayacağız.
Geçmişten gelen değerlerimizin güncel ihtiyaç ve arayışlarla
örtüştürüldüğü bu yolculukta, inşa ettiğimiz güçlü temeller
üzerinde sürdürülebilir bir büyümenin, sorumlu vatandaşlığın
ve küresel ilkelerin en doğru kompozisyonunu yaratarak ülkemize değer katmaya devam edeceğiz.”
Zorlu Holding’in başarıları ödüllerle taçlanıyor
Raporda, Zorlu Holding’in ödüllerle taçlandırılan başarılarına
da yer veriliyor.
VESTEL
• Good Design Award, IF Product Design Award, Plus X Award
ve Design Turkey’den toplam 16 ödül,
• TESID 2010 Yenilikçilik Yaratıcılık Ödülleri’nde Twinjet Çamaşır Makinesi ile Büyük Firma dalında Ürün Geliştirme Süreci Ödülü,
• Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği’nin 13 Ocak 2011’de
düzenlediği IV. Uluslararası Kurumsal Yönetim zirvesinde yapılan Kurumsal Yönetim Ödülleri töreninde Vestel Elektronik
A.Ş. olarak “Kurumsal Yönetim Derecelendirme Notunu En
Çok Artıran 3 Şirket” ve “Kurumsal Yönetim Derecelendirme
Notu Alan İlk 5 Şirket” kategorilerinde ödül,
• Capital dergisinin 2010’da 13. kez gerçekleştirdiği
Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi araştırmasının sonuçlarına göre “En Çok İhracat Yapan Şirketler” kategorisinde
ikincilik ödülü,
• Ipsos KMG tarafından yapılan “Türkiye 2010 Beklentiler
Beğeniler” araştırmasında “Türkiye’nin En Beğenilen İlk 10
Şirketi” ödülü.
• Darüşşafaka Eğitim Kurumları, burslar ile eğitime sağlanan
katkıdan dolayı teşekkür yazısı,
• ODTÜ, burslar ile eğitime sağlanan katkı dolayısıyla teşekkür yazısı paylaştı.
MEHMET ZORLU VAKFI
KORTEKS: 18 Şubat 2010’da Uludağ İhracatçı Birlikleri tarafından “En Yenilikçi Firma” ödülü.
• Çeşitli dernek ve üniversitelerden eğitime katkı ödülü,
• 2009-2010 döneminde İstanbul Teknik Üniversitesi, vakfın burslar ile eğitime sağladığı katkı dolayısıyla “Gümüş Arı
2010” teşekkür yazısı,
ZORLU ENERJİ: Zorlu Enerji Grubu Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinan Ak, uluslararası Naseba Grubu
tarafından “Yılın CFO’su” seçildi.
ZORLUTEKS: Mayıs 2010’da SGK tarafından istihdama yaptığı katkı, çalışan haklarının korunması ve primlerin zamanında
ödenmesinden dolayı teşekkür plaketi.
26 dosya
Dünya oyuncusu Vestel
Teknoloji ve tasarımı birleştirme, farklı coğrafyalarda üretim yapabilme, üretimde esneklik ve kişiselleştirebilme
yetenekleri, dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alan Vestel’in başarısının arkasındaki güçler.
27
E
lektronik, beyaz eşya ve bilgi teknolojileri alanlarında
faaliyet gösteren ve 16’sı yurtdışında olmak üzere 30
şirketten oluşan Vestel Şirketler Grubu, Türkiye’nin
sembol şirketleri arasında yer alıyor. Sektöründe Türkiye ve
uluslararası pazarların güçlü oyuncularından biri olan Vestel,
teknoloji ve tasarım geliştirme yetkinliğiyle dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alıyor.
Tüketici ürünleri alanında dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olan ve yurt içinde güçlü bir markaya sahip olan Vestel, maliyet, esneklik ve verimlilik gibi üretim yetkinliklerine
dayalı avantajlarını, ARGE, inovasyon, tasarım ve satışpazarlama kabiliyetleri, coğrafi, organizasyonel ve yönetimsel üstünlükleriyle tamamlıyor.
Avrupa’nın en büyüğü
Vestel üretim faaliyetlerini Manisa’da ve Rusya’nın Alexandrov şehrinde gerçekleştiriyor. Manisa’da bulunan 600 bin
metrekare kapalı alana sahip Vestel City, Avrupa’nın tek alan
üzerinde üretim yapan en büyük endüstri kompleksi olma
özelliğini taşıyor. Vestel, elektronik ve beyaz eşya tesislerinin
yer aldığı Manisa’da gelişmiş yan sanayi imkanlarından yüksek oranda tedarik ile lojistik açıdan önemli maliyet avantajı
sağlıyor.
Türkiye’nin en yaygın satış ve satış sonrası hizmet ağlarından
birine sahip olan Vestel, yurt dışında da ağırlıklı olarak Batı
Avrupa’da olmak üzere 8 ülkede faaliyet gösteren iştirakleriyle yaygın bir pazarlama ve satış ağına sahip. Vestel CIS’in,
buzdolabı ve çamaşır makinesi ve 2010 yılında faaliyete geçen LCD TV fabrikalarından oluşan Rusya’daki tesisleri; Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Kazakistan gibi BDT pazarlarına
yönelik üretim yapıyor.
Vestel, Deloitte’un “Tüketici Ürünleri Endüstrisinin Küresel
Güçleri 2010” raporunda “Dünyanın en büyük 250 tüketici
ürünü şirketi” sıralamasında, 2008 mali yılı konsolide halka
Vestel gücü
• Dünyanın en büyük ODM üreticilerinden biri
• Avrupa LCD TV ve dijital ürünler pazarının önde gelen üreticilerinden biri
• Avrupa beyaz eşya pazarının en büyük 10 üreticisinden biri
• Türkiye’nin en büyük LCD TV üreticisi
• Türkiye’de LCD TV ve beyaz eşya pazarının ilk üç oyuncusundan biri
Vestel, pazarı yönlendiren teknolojileri geliştirebilecek ARGE
ve inovasyon üstünlüğü ile trendleri etkileyebilmesinin yanında, pazar trendlerini, müşteri beklenti ve ihtiyaçlarını doğru
algılama, ARGE ve ürünleştirme süreçlerine yansıtma kabiliyeti ile tüketici beğenilerine hitap edebiliyor, geliştirdiği
ürünlerde “kullanılabilirlik” ve “ekonomik erişilebilirlik” unsurlarını ön planda tutuyor.
açık şirket bilgilerine göre, 195. sırada bulunuyor. Aynı zamanda EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi) için yapılan sıralamada gelirlerini en hızlı artıran dört şirket arasında
yer alıyor.
ARGE gücüyle fark yaratıyor
Teknoloji üreten bir şirket olarak Vestel’in başarısında ve
büyük hedefler koymasında, her dönemde ARGE’ye ve yenilikçiliğe verdiği önem etkin rol oynuyor. ARGE gücü ve inovasyona verdiği önemle dünyaya teknoloji ihracı konusunda
Türkiye’nin simge gücü konumunda olan Vestel, dünya standartlarındaki üretim anlayışı, yenilikçi ve kaliteli ürünleri ve
sahip olduğu vizyonla sadece ülkemizde değil global arenada
da pazarı yönlendiren güçlü bir oyuncu profili çiziyor. ARGE ve
inovasyon gücüyle tüketici beklentilerinin ötesinde ürünler
geliştiriyor. Teknolojiden çok daha fazlasını sunuyor. Teknolojik gelişmelerle yön bulan dayanıklı tüketim sektöründe, yenilikçiliği kurum kültürü olarak benimsemiş olmasının avantajını kullanan Vestel, bu anlayışla 2010’da krizin izlerini ortadan
kaldırdı ve başarısına yıl boyunca hız kazandırdı.
Avrupa’da tek üretici
Vestel, elektronik sektöründeki güçlü konumunu, “LCD’nin
oksijeni” olarak adlandırılan LCD modül teknolojisi üretimine odaklanarak korumayı hedefliyor. Kendi ARGE çalışmaları
sonucu geliştirdiği LCD modül teknolojisiyle Vestel bugün,
Avrupa’da modül üretimi yapabilen önemli bir oyuncu. Ayrıca
Vestel; küçük boyutlu LCD’lerde Avrupa’da tek üretici olma
avantajına da sahip. Güçlü marka ve hizmet ağı, pazar koşullarına çabuk uyum sağlama yeteneği, lojistik ve dağıtım yetkinliği, gelişmiş satış sonrası hizmet imkanları ile yurt içi ve
yurt dışı pazarlarda üstünlük elde ediyor.
Esnek ve kişisel
Vestel, müşterilerinin farklı ihtiyaçlarına göre ürün geliştirme
ve çeşitlendirme; esnek üretim kabiliyeti, seri üretimi sipariş bazında farklılaştırabilme yetenekleriyle de ön plana çıkıyor. Müşteri talebine, coğrafi, sosyo-kültürel özelliklere göre
ürünleştirme yetkinliğiyle giderek önem kazanan kişiselleştirme konusunda da sektöründe öncü konumunu sürdürüyor.
28 dosya
Vestel, doğayla da dost
Dost teknoloji Vestel, çevre politikasıyla doğayla da dost bir teknoloji sunuyor.
Çalışanların ve müşterilerin yaşam kalitesini koruyucu ve artırıcı bir yaklaşımı
hedefleyerek bu çerçevede grup bünyesinde ortak bir kalite dili ve çevre
bilinciyle çalışmalarını sürdürüyor.
V
estel, tüketici elektroniği ve beyaz eşya sektöründe
dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olmasının getirdiği sorumluluklarından hareketle, faaliyetlerinden
doğan çevre etkisini en aza indirgemeyi; çalışanların, müşterilerin ve çevre halkının sağlığını ve güvenliğini gözetmeyi; üretim tesislerinde, süreçlerinde ve geliştirdiği ürünlerde doğal
kaynak ve enerji kullanımında maksimum tasarruf sağlamayı;
gelecek nesiller adına çevreyi ve ekolojik dengeyi korumayı
kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımının ve sürdürülebilirliğin odağı olarak kabul ediyor.
Ürün tasarımında ve üretim süreçlerinde zararlı madde kullanımı azaltılıyor ve daha az kirletici özelliği bulunan maddeler
araştırılıyor. Vestel, global pazarın gerektirdiği çevre ve sağlık regülasyonlarının uygulanmasında öncü rol üstleniyor. Bu
kapsamda AB Eko-label kriterlerinin büyük bölümünü çalışmalarına yansıtıyor.
Vestel, RoHS, REACH gibi zararlı
kimyasal ve bileşenlerin kullanılmasına sınırların getirildiği regülasyonlara uygun çalışmalar gerçekleştiriyor. Buna
göre, canlılar ve çevre üzerinde
tehlike yaratan 6 ağır metallin
(kurşun, cıva, kadmiyum, Krom+6,
PBB, PBDE) ürünlerde kullanımını sınırlı tutuyor. Ozon tabakasını incelten
veya sera etkisi yoluyla küresel ısınmaya yol açan kimyasalların kullanılmaması ilkesiyle hareket ediyor. Bu anlayış
çerçevesinde buzdolabı ve klima üretimlerinde ODP (ozone depletion potential) ve
GWP (global warming potential) seviyeleri çok düşük gazlar
kullanılıyor.
Ürünlerde boya kullanımını minimuma indiren ve bazı modellerde tamamen ortadan kaldıran Vestel, özelleşmiş plastik
enjeksiyon teknik ve kalıplama metodolojilerini, bazı hatlarda
ise nanoteknolojik boyama işlemini gerçekleştiriyor.
Verimli atık yönetimi uygulanıyor
Vestel, atıkların azaltımı, tekrar kullanımı, geri dönüşümü
ve geri kazanımı için çalışmalar yapıyor. Her markanın kendi
ürünlerine ait atıkların toplanmasından ve geri dönüşümünden sorumlu olmasını gerektiren WEEE (Waste of Electrical
and Electronical Equipment Directive) direktifi doğrultusunda
çalışmalarını sürdürüyor.
Buzdolabı iç bölümünde kullanılan gövde plastiğinin yapımı aşamasında ortaya çıkan hurdalar, fireler ve hatalı parçalar kırma makinesinden geçirilerek ve tekrar hammaddeye katılarak yüzde yüz
oranında değerlendiriliyor. Elektronik atıklar
dışında piyasaya sürülen ürünlerden kaynaklanan diğer atıklar olan pil atıkları Vestel’in
üyesi olduğu “TAP (Taşınabilir Pil Üreticileri ve ithalatçıları Derneği)” tarafından,
ambalaj atıkları ise yine üyesi olunan
ÇEVKO (Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı) tarafından
kota oranında toplanarak geri dönüştürüyor. Verimlilik artışı ve yeni teknoloji kullanımı sayesinde enerji,
su ve doğal kaynakların tasarrufu
sağlanıyor.
Vestel Elektronik’in sertifikaları
• TS-EN ISO 9001 Standardı
• sISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Sertifikası
• 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası
Vestel Beyaz Eşya’nın sertifikaları
• ISO 9001 Kalite Yönetimi Sistemi Sertifikası 2000 versiyonu
• 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi Sertifikası
• ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Sertifikası
Bekleme modunda ve çalışırken düşük güç tüketimi sağlayan
regülasyonlara da uyum sağlayan Vestel, Eko TV’lerin yanı
sıra LED teknolojisinin kullanımıyla da enerji tüketiminde
önemli tasarruf getiren ürünler geliştiriyor. Ayrıca, doğal kaynakların ve elektriğin verimli kullanımı amacıyla beyaz eşyada tüm ürünlerde A ve A+ enerji sınıfı ürünlerin ardından A++
ve A+++ ürünlerin artırılmasına öncelik veriliyor.
Çevreci soğutkan gazlar içeren buzdolabı ürün gamının büyük bölümünde A+ ve A++ enerji sınıflı ürünler bulunuyor.
2010’da pazara sunulan A sınıfına göre yüzde 50 daha az
elektrik harcayan çamaşır makinesi, AAA sınıfı bulaşık makinesi serisi bu yöndeki önemli gelişmeler arasında yer alıyor.
Uygun olduğu yerde geri dönüşümlü ambalaj malzemesi kullanılıyor. Paketlemede kullanılan strafor yerine hammaddesi
kağıt olan doğa dostu “biol” ile çevreye verilen zararı en aza
indiriyor. Manisa yan sanayi tedarikçilerinden gelen malzemeler için fabrikada tabanı basılan “akıllı koli” ve “kasa” sistemiyle karton koli kullanımı yüzde 90 oranında azaltılıyor.
Ayrıca naylon ve karton separatör kullanımlarında da “yeniden kullanım” prensibi uygulanıyor.
29
30 dosya
Durmak yok, yola devam!
Vestel, Türkiye’de olduğu gibi global pazarlarda da güçlü adımlarla ilerlerken dünyaya teknoloji ihracı konusunda
Türkiye’nin simge gücü konumunda bulunuyor. Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Ömer Yüngül, global bir
oyuncu olan Vestel’in yeni yatırımları, beklentileri ve hedefleri hakkında bilgi verdi.
V
estel, Türkiye’de olduğu gibi global pazarlarda da güçlü
adımlarla ilerlerken dünyaya teknoloji ihracı konusunda Türkiye’nin simge gücü konumunda bulunuyor. 2010
yılında satışlarını Dolar bazında yüzde 17 artıran ve 3,5 milyar
Dolar rakamına erişen Vestel’in, ihracat rakamları toplam satışlarının yüzde 76’sını oluşturuyor. Ulusal ve uluslararası arenada güçlü konumunu koruma yönünde çalışmalarını sürdüren
Vestel, LCD modül ve LED aydınlatma sektörüne yaptığı yatırımlarla, ürün geliştirme ve ARGE çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
Ürün geliştirmede ana kriterlerin; doğa ve tüketici dostu teknolojilerin geliştirilmesi, enerji tasarrufunun azami düzeye çıkarılması, ARGE’ye dayalı ürün kişiselleştirme kabiliyeti ile farklı
pazarların tercih ve alışkanlıklarına uygun ürünlerin geliştirilmesi, ürünlerin ergonomi ve tasarımıyla öne çıkması olduğunu söyleyen Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Ömer
Yüngül, Vestel’in yeni yatırımları, beklentileri ve hedefleri
hakkında bilgi verdi. Yüngül, ABD ve AB pazarlarında yaşanan
dalgalanmalar sonrası beklenin kriz hakkında da değerlendirmelerini aktardı.
Z: Vestel’in 2010 yılı ihracat performansı hakkında neler söyleyeceksiniz?
Vestel, Türkiye’de olduğu gibi global pazarlarda da güçlü adımlarla ilerlerken dünyaya teknoloji ihracı konusunda Türkiye’nin
simge gücü konumunda bulunuyor. 2010 yılı ihracatımız iddiamızı ortaya koyarak 2,8 milyar Dolar’ı buldu ve ihracat cirosuyla 13. kez Türkiye’de elektronik sektörünün en fazla ihracat
gerçekleştiren firması olmayı başardık. 2010 yılında ihracatımızı Dolar bazında yüzde 16 büyüttük. Vestel olarak LCD modül
üretiminin büyüyeceğini öngörerek bu alana yatırım yaptık.
Avrupa’da modül üretimine başlayan ilk firmayız. Bugün Vestel
Şirketler Grubu’nun ihracat haritasında başta İngiltere olmak
üzere 131 ülke bulunuyor. Haritamıza her yıl yeni ülkeler eklerken ülkemizin ihracat potansiyelini artırmak ve liderliğimizi
sürdürmek hedefiyle çalışıyoruz. 2010 yılında, ana pazarımız
olan Avrupa’nın yanı sıra Vestel ve Regal markalarıyla satış
yaptığımız Rusya ve çevre ülkeler, Ortadoğu, Afrika ülkeleri
ve Hindistan’da hızla büyüdük. Avrupa ülkelerinde bilinen ve
güvenilen markaları bünyemize katma ve bu markalarla var
olma stratejisiyle hareket ediyoruz. İskandinav ve Kuzey Avru-
pa ülkelerinde yüksek bilinirliğe sahip Finlux ve Luxor, Avrupa
ve Rusya’nın en prestijli beyaz eşya markalarından Vestfrost,
Almanya’nın ünlü markalarından Graetz bu ülkelerde satış gücümüzü artırıyor. Ayrıca, birçok ülkede lisans haklarını satın
aldığımız Telefunken ile satışlarımızda kayda değer artış sağladık. Öte yandan, 2010’da Rusya Aleksandrov’da bulunan ve
2005’te geçirdiği yangından dolayı hasar görmüş olan LCD TV
fabrikamızı 8,5 milyon Dolar yatırımla yeniledik ve 2010’un Mayıs ayında tesisimizin açılışını yaptık.
Z: Türkiye pazarında nasıl bir strateji uygulanıyor?
Vestel’in yurtiçi pazardaki stratejisinin temelini, her gelir grubundan her tüketicinin evine girebilecek kullanıcı dostu Türk
teknolojisi yaratma arzusu oluşturuyor. Dost teknoloji marka
vaadi de Vestel’in kurulduğu günden bu yana koruduğu bu
azmin simgesi olarak ortaya çıktı. Vestel’in müşteri memnuniyetine verdiği önem, tüketiciyle kurduğu sıcak ilişki, müşterisinin her koşulda yanında olması, yaygınlığı, ulaşılabilirliği,
uzman mağazacılık stratejisi, hayatı kolaylaştıran ürünleri ve
çevreye duyarlı üretim anlayışı “dost” sıfatıyla bütünleşiyor.
Bugün 81 ilde 1.050 satış noktasında tüketiciyle buluşan Ves-
31
tel, hayata geçirdiği E-Mağaza ile internet üzerinden ürün satışı
başlatan ilk dayanıklı tüketim markası oldu. Bugün 350 servis
noktasından kusursuz bir satış sonrası hizmeti veren Vestel,
ürün teslimatıyla birlikte montaj-kurulum hizmetini aynı anda
sunuyor. Tüketiciyle iletişimde en önemli kanallarımızdan biri
olan Vestel Çağrı Merkezi ise her an müşterimizin yanında olmamızı sağlıyor. Müşterilerimizin diledikleri her an bize ulaşmalarını sağlayan çağrı merkezimizden yaptığımız anketlerde
servis hizmet kalitesi ve memnuniyetini ölçüyoruz. Kriz sonrası
dönemde, tüketicilerin daha bilinçlendiğini ve kendilerine fırsat sunan kampanyaları yakından takip etmeye başladıklarını
gözlemledik. 2009 yılı sonunda hayata geçirdiğimiz ve yoğun
ilgiden dolayı uzatılan, Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan Üç Ay
İade Garantisi Kampanyası, Vestel’in ürün kalitesine güveninin
en açık göstergesi olarak akıllarda yer etti. Kampanyada iade
oranlarının son derece düşük kalması ve iadelerin neredeyse
tümünün bir üst modele geçme amaçlı olmasından gururlandık.
Güney Afrika’da düzenlenen Dünya Kupası öncesinde başlattığımız kampanya ile de kupanın şampiyonunu doğru tahmin
eden tüketicilerimize satın aldıkları LCD TV’yi bedavaya getirme
Ömer Yüngül
32 dosya
“LED teknolojisi Vestel’in sahip olduğu temel teknoloji birikimi üzerine inşaa edilen yeni bir alandır. Bu nedenle LED
aydınlatmayı ana iş kollarımız paralelinde değerlendiriyoruz. Vestel olarak, LED aydınlatmayı yüksek teknolojili fakat
kısa zaman içerisinde tüm Türkiye aydınlatmasında kullanılabilecek maliyetlere ulaşmış bir çözüm haline getiriyoruz.”
şansı sunduk. Büyük ilgi gören bu kampanyamızın yanı sıra, yıl
boyu dönemsel fırsat kampanyaları ve marka işbirlikleriyle de
tüketici beklentilerini karşıladık. Günümüzde artık ürün-fiyat
yönetimi tek başına kazandırmıyor. Önemli olan, tüketici ile başarılı şekilde iletişim kurmak, “ilişki yönetimi” ile iletişimde fark
yaratmak. Kurulan sağlıklı ve sürekli ilişkinin marka tercihinde
öncelikli rol oynadığının bilinciyle tüketiciyle buluştuğumuz her
noktada hizmet kalitemizi sürekli geliştiriyor, “dost teknoloji” marka vaadimizi her alanda yerine getiriyoruz. Gelişmeye,
büyümeye odaklanmış bir marka olarak tüketici ve teknoloji
trendlerini yakından izliyoruz; markamızın elçisi bayilerimizi ve
tüketicilerimizi dinliyoruz; Vestel farkını ürünlerimizde, hizmetlerimizde ve iletişimimizde ortaya koyuyoruz.
Z: Vestel’in LCD TV ve modül alanındaki çalışmaları hakkında
bilgi alabilir miyiz?
Günümüzde, Vestel olarak tek çatı altında elektronik kart üretiminden son montaja kadar entegre TV üretimi yapan dünyanın
en büyük TV üreticilerindeniz. Hedefimiz, Avrupa LCD TV pazarından aldığımız payı artırarak buradaki konumumuzu dünyaya taşımak. Hedefimize kısa sürede ulaşmak için, LCD’nin en
önemli yapı taşlarından likit kristal modül üretimine odaklanıyoruz. “LCD’nin oksijeni” olarak bilinen modül üretiminde kendi coğrafyamızda rakipsiz konumda yer alırken Avrupa’da ise
modül üretimi yapabilen önemli firmalardan biriyiz. Son birkaç
yılda LCD modül üretimine 50 milyon Dolar’ın üstünde yatırım
gerçekleştirip kapasitesini sürekli artıran Vestel, şu anda dünyanın en büyük 3 üreticisine LCD modül sağlıyor. Bu sayede
LCD’de “tersine teknoloji ihracı” yapıyoruz; Kore ve Tayvan
gibi teknoloji ülkelerine modül ihraç ediyoruz. Hedefimiz, modül ihracatının ciromuza sağlayacağı katkıyla Türkiye’nin ihracat şampiyonu olmaktır.
Z: Kriz söylentileri artmış durumda ve ekonomik kriz kapıda
gözüküyor. ABD’nin kredi notunun düşürülmesi ve piyasaların
dengesinin bozulması sizi nasıl etkiliyor?
Türkiye krize geçmiş tecrübeleri nedeniyle alışkın ve deneyimli olduğundan, biz ABD ve AB ülkelerine nazaran etkilerini
daha hafif hissedeceğiz. Öncesinde, finansal yapımızı güçlendirecek hamlelerin atılması bu konuda avantaj sağlayacak.
Ayrıca yeni pazarlara ulaşıp ihracatı artırarak, bu krizi de atlatacağız gibi gözüküyor. Kriz beklentisi özellikle Avrupa olmak
üzere dış müşterilerimizi tedirgin etti. Stok el yakıyor, parayı
çok çabuk çevirmek istiyorlar. Bu Türkiye için bir artıdır. Çünkü müşteri 10 tır mal alacaksa 40 gün süreyle parayı bağlayıp
Çin’den getireceğine, bir haftada 4’er 4’er Türkiye’den almayı tercih ediyor. Çok kısa aralıklarla döndürmek istiyor. Hem
faizlerin yüksekliği, hem stok maliyetlerini düşürmek istemesi, hem de müşteriyle bir an önce buluşturup parasını tahsil
etmeyi istediği için. Üretimde Orta Avrupa modası vardı, bu
moda da hasıraltı olmaya başladı artık. Türkiye’nin Avrupa pazarı için çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. İkinci olarak da bu krizden Ortadoğu ülkeleri ve Rusya en az etkilenen
ülkeler oldu. Türkiye’ye yakın olduklarından, lojistik avantajı
olduğunu düşünüyorum.
Z: Yıl sonu için cari açık beklentisinin 70 milyar Dolar’dan yüksek olduğu açıklandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cari açık konusunda yaklaşımın “korkunun ecele faydası yok”
şeklinde olması gerektiğini, “Bundan nasıl kurtulabiliriz?”in
araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Açığın en büyük nedeni
enerji ithalatı. Öncelikle sıkı bir enerji verimliliği politikası uygulanması gerek. Yatırımların bu yönde olması şart. Bir de temel
girdiler konusunda, bunların neler olduğunu iyi analiz edip, bu
yönlü teşvikler yaparım. Şu an ekonomik krizden muzdarip ol-
33
mayan tek ülke Almanya. Tarihine baktığınızda iki dünya savaşında da yok olmuş. 1980’lerde de Doğu Almanya ile birleşmiş.
Şimdi ihracatı çok güçlü, makine, araba vs. sanayi ile büyüyor.
Türkiye’de buna ek olarak tarım, turizm ve genç nüfus var. Bunları hesaba katıp bir planlama yapamıyorsak bu bizim suçumuz.
Z: LED aydınlatma sektörüne yatırım yapma kararınızın nedenleri nelerdir?
Küresel ısınmanın artması, mevsim dengelerinin değişmesi ve
yenilenemeyen enerji kaynaklarının hızla azalması; çevre bilincinin tüm dünyada hızla yükselmesine sebep oldu. Buna bir
önlem olarak ülkelerin karbondioksit salınımlarının belli kotalara bağlanması, alternatif enerji kaynaklarına yönelme ve enerji
verimliliği yüksek elektronik cihazların kullanımına teşvik etme
gibi çeşitli yöntemler bir arada yürütülmeye çalışılıyor. LED ise
aydınlatma alanında enerji verimliliği açısından devrim yaratan
bir buluş oldu. Bugün birçok ülke, enerji verimliliği olarak çok
yüksek tasarruf sağlayan LED aydınlatma ürünlerinin kullanımına ve yaygınlaşmasına özendiriyor. Biz dost teknoloji Vestel
olarak hem ülkemizin hem dünyamızın geleceğini enerji verimliliği yüksek LED teknolojisinde görüyoruz. Işık kaynağı görünen
her yerde, LED kendini konumlandırmaya başladı. Sayısal olarak
kendi maliyetini de düşürerek artmaya başladı. Patentli, güvenlik ve performans testlerinden geçmiş LED aydınlatma ürünleri
yaklaşık 35 bin–40 bin saatlik bir ömre sahip. Şu an Türkiye’de
dikey entegrasyonunu gerçekleştirmiş, tasarımdan üretime her
aşamasında tüm testlerden geçmiş bir aydınlatma kaynağı sunan bir yerli üretici olmadığından, rekabetçi fiyatlarla birlikte üstün bir pazar konumuna sahip olmamak için bir sebep yok.
Z: LED pazarında yaptığınız yatırımın detayları nelerdir?
Televizyon paneli itibarıyla LED teknolojisinin içinde olduğumuz için, bu işle ilgili bilgi birikimimiz var. Böyle bir birikim
olmadan hiçbir işe bulaşmıyoruz. Cree gibi alanında oldukça
önemli bir teknoloji devini ülkeye getiriyoruz. 2,5 yılda 50 milyon Dolarlık bir yatırım öngörüyoruz. Bu yatırıma başladık. Bu
konuda Türkiye’deki ilk entegre tesis olacağımız için de yüzde 50’lik bir pazar payı hedefliyoruz Yalnızca evler için değil,
bütün yollar ve ofisler için de çözüm üreteceğiz. LED çalışmalarında temeli yeni kurduk, betonu dökeceğiz. Bina gelecek
yıl yükselmeye başlar. Önemli ciro artışını ise 2012 ve 2013’te
görmeye başlayacağız.
Z: Temel hedefler ve gelecek planları nelerdir?
LED teknolojisi Vestel’in sahip olduğu temel teknoloji birikimi
üzerine inşaa edilen yeni bir alandır. Bu nedenle LED aydınlatmayı ana iş kollarımız paralelinde değerlendiriyoruz. Vestel olarak, LED aydınlatmayı yüksek teknolojili fakat kısa zaman içerisinde tüm Türkiye aydınlatmasında kullanılabilecek
maliyetlere ulaşmış bir çözüm haline getiriyoruz. Bu sayede
ülkemizdeki tüm aydınlatma sistemlerini patentli, dünya standartlarına uygun, tüm test ve ölçümlerden geçmiş, güvenilir
ve geri dönüşü kısa zamanda olacak sistemler halinde değiştirmeyi öngörüyoruz. Halkımıza doğru teknolojiyi, doğru maliyet ile sunarak, ülkemizde enerji tasarrufuna ve dolayısıyla
enerji ithalatını azaltmaya ve yerli üretimle istihdam arttırmayı
hedefliyoruz. 2013 yılında yüzde 50’lik bir pazar payı hedefliyoruz.
Z: Bu alanda yatırım hedefleri nelerdir?
Burada yaptığımız, en büyük yatırım olarak Türk teknolojisine
ve Türk insanına yaptığımız yatırım olarak görüyoruz. Mevcut
olan ARGE yatırımımız içerisinde sahip olduğumuz bilgi birikimini kullanacak ve aydınlatma konusunda yeni teknoloji
üzerine çalışacak 60 kişilik yeni bir ARGE oluşturduk. Bunun
yanında ürün geliştirmede ürün kalite test ve ölçümlerinde
kullanılmak üzere 50 milyon dolarlık yatırım hedefliyoruz.
Halkımızın desteği ile Türkiye ve ihracata yönelik bu yatırımlarımızı sürdürmeyi planlıyoruz. Ayrıca Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirerek sadece Vestel için değil tüm aydınlatma sektörüne hizmet edecek bir atılım gerçekleştiriyoruz. İstanbul
Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü’nde “Vestel Aydınlatma
Laboratuvarı”nı kuruyoruz. İkinci bir aydınlatma laboratuvarımızı Manisa’daki Vestel City’de açacağız. Bu sayede LED ürünlerinde kalite kontrol ve ürün geliştirme çalışmalarına ivme
kazandırmayı amaçlıyoruz.
Z: Vestel ile Cree, LED teknoloji çözümleri anlamında bir ortaklık kurdular. Bu işbirliğinin detayları nelerdir?
Vestel LED aydınlatmada optik, termal, mekanik gibi temel
teknolojileri Türkiye’de geliştirmiş durumda. LED aydınlatma
çözümlerine ait Cree’nin sahip olduğu teknolojilerle bu birikimleri birleştirip, önce Avrupa ve Türkiye ölçeğinde, ardından
tüm dünya marketinde söz sahibi olacak ürünler geliştirmeyi hedefliyoruz. Vestel’in sahip olduğu teknoloji, ürün bilgisi
ve market bilgisi ile Cree’nin sahip olduğu LED ve aydınlatma
teknolojisini bu çözüm ortaklığında birlikte kullanmayı hedefliyoruz. Vestel tasarlayacağı ve üreteceği LED aydınlatma
ürünlerinde Cree’nin LED teknolojisini kullanacak. Ayrıca Cree
LED aydınlatma konusunda yürüttüğü ARGE çalışmalarını bir
ürün formatında sunmadan 6 ay önce Vestel ile paylaşarak,
Vestel’in yeni ürün geliştirme çalışmalarını yürütmesinde
avantajlı bir konuma sahip olmasını sağlayacak. Ayrıca tüketici elektroniği anlamında “Cree Leds” isim hakkı belli bir süreyle Vestel’de olacak.
Z: Ürünler Vestel markası ile mi pazara girecek?
Evet, Vestel LED aydınlatma ürünleri “Vestel LED Aydınlatma
powered by Cree Leds” ibaresiyle piyasaya sunulacak.
34 dosya
Ermenistan
2 Concept
4 Showroom
Gürcistan
3 Concept
8 Showroom
39 Corner
Vestel her yerde
Vestel; Türkiye’nin yanı sıra dünyanın dört bir
yanında mağazaları ve dış ticaret şirketleriyle
tüketicilere ulaşıyor.
Azerbaycan
2 Concept
8 Showroom
40 Corner
Türkiye
1.050 Vestel mağazası, 650 Regal
tabelalı bayii, E-mağaza ve 350 servisi
(elektronik+beyaz eşya+ klima+BT).
Kıbrıs
1 Concept
4 Showroom
3 Corner
Lübnan
1 Concept
20 Corner
Irak
1 Concept
11 Showroom
200 Corner
8 Mağaza (Regal)
Ürdün
1 Concept
100 Corner
Suriye
4 Concept
30 Showroom
100 Corner
35
Türkmenistan
14 Showroom
70 Corner
Kazakistan
2 Concept
7 Showroom
20 Corner
Özbekistan
1 Showroom
Kırgızistan
2 Concept
2 Corner
Tacikistan
1 Showroom
İran
1 Distribütör
Suudi Arabistan
1 Concept
10 Corner
Vestel markasıyla satış yapan yurt dışı dağıtım ağı
Dış ticaret şirketleri
Yurt dışında 15 ülkede Vestel
markasıyla satış yapan 912 mağaza
Avrupa’da dokuz ülkede dış ticaret
şirketleri
Fransa, Almanya, İspanya, İngiltere,
Hollanda, İtalya, Finlandiya, Rusya ve
Romanya
36 dosya
“Vestel bir ömür boyu dost”
Zengin ürün gamını tüketicilere sunan ve satış sonrası hizmetleriyle de fark yaratan Vestel Dayanıklı Tüketim Malları
Pazarlama A.Ş.’nin Genel Müdürü Timur Tuncer, “Biz üretim gücümüz sayesinde rekabette ciddi bir avantaja sahibiz.
Bu gücümüzü koruyarak büyümeye devam edeceğiz” diyor.
V
estel Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş., Vestel
Şirketler Grubu bünyesindeki üretim şirketleri olan
Vestel Elektronik, Vestel Beyaz Eşya ve Vestel Dijital’in
ürünlerinin yurt içinde satış ve pazarlamasını gerçekleştiriyor.
Konsept mağazaları ve çoklu marka stratejisiyle müşteri ve satış odaklı bir yaklaşım benimseyen Vestel Pazarlama, Türkiye
genelinde 1.050 Vestel mağazası, 650’si Regal tabelalı olmak
üzere toplam 1.400 Regal bayi, 350 servis noktası ile yaygın
satış ve servis hizmetleri sunuyor.
Uyguladığı çoklu marka stratejisi doğrultusunda mağazalarında çok sayıda güçlü uluslararası markanın da satış ve pazarlamasını yaparak, bu zengin ürün gamını “Dost Teknoloji”
sloganıyla tüketicilere sunan Vestel Dayanıklı Tüketim Malları
Pazarlama A.Ş.’nin Genel Müdürü Timur Tuncer, “Türkiye’de
pek çok ürünü ilk defa Vestel üretti. Ürünlerimiz dünya genelinde sayısız ödüle layık görüldü. Türk tüketicisi Vestel’i ilkleri
üreten, farklıları üreten kuruluş olarak görüyor. Bu anlamda
üretimin gücü bizi hep pazar lideri olma yolunda destekleyecektir” diyor.
Z: Vestel’in pazarlama teşkilatıyla ilgili bilgi verir misiniz?
Kaç kişilik bir organizasyon? Yapısı ve işleyişi nasıl?
İç pazara hizmet veriyoruz. Türkiye’de beyaz eşya sektöründe yaklaşık 15 bin adet dükkan olduğu söyleniyor. Bunların
yaklaşık 5 bin tanesi münhasır kanal dediğimiz sadece Vestel,
Bosch, Arçelik gibi münhasır markaların satıldığı kanallar. Diğer kanallarda her türlü markanın ürünü satılıyor. Türkiye’nin
her tarafında, vilayetlerde, ilçelerde, binin üzerinde bayimiz
var. Bu bayilerimizde Vestel markalı tüm ürünleri pazarlıyo-
ruz. Diğer kanallarda sattığımız Telefunken, Regal gibi markalar da var. Ayrıca bize ait olmayan Rowenta, Moulinex, Tefal,
Thomas gibi markaların ürünlerini de satışını yapıyoruz. Her
ay 750’den fazla ürünün fiyatı çıkıyor. Sektörde satmadığımız
ürün yok gibi. Giriş seviyesinden en üst seviyeye kadar tüm
ürünleri tüketicilere sunuyoruz. İstanbul, İzmir-Ege, Adana ve
Orta Anadolu-Ankara olmak üzere dört bölge müdürlüğümüz
var. Bunlara bağlı 12 satış müdürlüğümüz bulunuyor. Ayrıca
Regal’den sorumlu bir ekibimiz de var. Toplam çalışan sayımız
320.
Z: Vestel’i diğer markalardan farklı kılan, Vestel’i Vestel yapan özellikler nelerdir?
Sektörümüzde Arçelik, Bosch gibi çok köklü firmalar var. Dolayısıyla zor bir sektörde hizmet veriyoruz. Ancak Vestel gerek
samimiyetiyle gerekse üretimin verdiği güçle sektörde fark
yaratıyor. Elektronikte zaten pazar lideriyiz. Beyaz eşyada son
birkaç yılda ciddi bir atak yaptık ve ciddi bir pazar payına ulaştık. Şu anda beyaz eşya pazarında üçüncü sıradayız. Hedefimiz
elektronikte olduğu gibi beyaz eşyada da pazar lideri olmak.
“Teknolojinin Türkçesi” sloganımızı değiştirdik. Yeni sloganımız “Dost Teknoloji”. Bu slogan Vestel’i çok iyi anlatıyor. Bayilerden servislere, satış temsilcilerinden servis elemanlarına,
fabrikada çalışanlardan yöneticilere kadar Vestel’in tüm çalışanları “Dost Teknoloji”ye hizmet ediyor. Aslında bu ağır bir
slogan. Herkesin kabul edebileceği, gereklerini yerine getirebileceği bir slogan değil. Ancak biz bu yola çıktık. İyi niyetimizle, çalışkanlığımızla, dürüstlüğümüzle, bu yolda yüzümüzün
akıyla bu sloganı hak edeceğimize inanıyorum.
Z: “Dost Teknoloji” kavramının alt başlıkları neler?
Aslında, dost biliyorsunuz insanın en kötü gününde ve en iyi
gününde, aynı samimiyetle ve ilgiyle yanında olan kişi demek.
Kolay bulunmuyor, kolay sahip olunmuyor. Kolay da sürdürülebilir değil. Dolayısıyla biz bu sloganla, ürünlerimiz ve hizmetimizle müşterilerimizin her zaman yanında olduğumuzu ifade
ediyoruz. İyi günlerinde de kötü günlerinde de hep destek
olduğumuzu vurguluyoruz. Türkiye genelinde 350 servisimiz
var. Geniş bir çağrı merkezi ekibimiz bulunuyor. Müşterilerimizle sürekli iletişim halindeyiz ve onların daha rahat bir yaşam sürmesi için hizmet ediyoruz. Bayi ve servis yapılanması
bizim işimizde çok önemli. Satış anına kadar herkes çok iyi
olabiliyor. Önemli olan satıştan sonra nasıl davranıldığı. Bizim
asıl görevimiz satıştan sonra başlıyor. Ve biz satıştan sonraki
hizmetlerimizle de fark yaratıyoruz. Müşterimizi hiçbir zaman
unutmamak bizim ana prensibimiz. Vestel’in dostluğu ömür
boyu sürecek. Bunların hepsi bize rekabet avantajı sağlıyor.
Rekabet artık ürünlerle, ürünün kalitesiyle olmuyor. Çünkü
herkesin ürünü aynı kalitede, herkesin ürünü çok şık. Önemli
olan fark yaratabilmek. Fark iki şekilde yaratılır. Birincisi ürünün sağladığı fayda ile, ikincisi hizmet ile fark yaratılabilir.
Müşterinin daha kolay kullanabileceği, ihtiyaçlarını daha çok
karşılayacak inovatif ürünler olmalı.
Z: Dayanıklı tüketim malları sektörünün Türkiye’deki durumunu değerlendirebilir misiniz?
Dünyanın hiçbir ülkesinde “Top 10 marka” listesine beyaz eşya
girmez. Türkiye’de ise bu listede dört tane beyaz eşya markası var. Biz yedinci sırada yer alıyoruz. Türkiye’de beyaz eşyaya
çok önem veriliyor. Dünyanın hiçbir yerinde, bizdeki gibi televizyon ya da çamaşır makinesinin üzerine dantel ve örtü serilmiyor. Bizde hala beyaz eşyaya bu denli önem veriliyor. Bence
rekabet en yoğun olarak bizim sektörde yaşanıyor. Talepten
37
daha çok arz var. Müşteri şu anda kral. Neredeyse bütün ürünler birbirine benziyor. Dolayısıyla hizmette, fiyatta ve sunumda
farklılık yaratan ipi göğüsleyecek diye düşünüyorum. Bayilerimize düzenli olarak eğitim veriyoruz. Müşterinin hangi ürünü
niçin aldığını bilmelerini ve ürünü müşterilere çok iyi tanıtmalarını istiyoruz. Kaldı ki ürünler artık eski değil. Çok teknolojik,
çok fonksiyonlu ürünler olduğu için iyi anlatılması gerekiyor.
Bu anlatımın hem bayide hem de teslim ve montaj aşamasında
servis elemanları tarafından çok iyi bir şekilde yapılması çok
önemli. Bence müşteri istekleri doğrultusunda ürün geliştiren,
ürünü en iyi anlatan, hizmeti en iyi veren kazanacaktır. Sadece
fiyatla yapılan rekabet kısa vadeli, geçici, herkese zarar veren
bir rekabettir. Vestel’in pek çok patenti var. Türkiye’de pek çok
ürünü ilk defa Vestel üretti. Ürünlerimiz dünya genelinde sayısız ödüle layık görüldü. Türk tüketicisi Vestel’i ilkleri ve farklıları üreten kuruluş olarak görüyor. Üretimin gücü bizi hep pazar
lideri olma yolunda destekleyecektir.
Z: Geliştirdiğiniz yenilikçi ürünlerin son örneği uzaktan kumandalı klima. Bu ürünle ilgili nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Nasıl etkiler yarattı?
Vestel, Ar-Ge ve inovasyondaki gücünü ürüne dönüştürme
yeteneğiyle Vestel Smart Plus’ı geliştirerek klima sektörünü
akıllandıran büyük bir yenilik ortaya koydu. Dost teknoloji anlayışıyla tüketicilerin klimalarını diledikleri yerden kumanda
edebilmelerine olanak sağlayan Vestel, akıllı kliması Smart
Plus’ın telekomünikasyon altyapısı için sektördeki lider gücü,
bilgisi ve yenilikçi vizyonuyla öne çıkan Turkcell’den destek
aldı ve beyaz eşya teknolojisiyle mobil iletişim teknolojisini
buluşturdu. Bu ürün öncelikle Vestel’in marka değerini artırdı. Tüketiciler yoğun ilgi gösteriyor. Bu ürün uzaktan evdeki
cihazlara müdahale edilen konseptin ilk ürünü. Bu konseptte
ürünler geliştirmeye devam edeceğiz.
Z: Artış gösteren kişiselleştirme, sağlıklı yaşam, mobil yaşam trendleri sektörü nasıl etkiliyor?
Sektörde ciddi bir hareketlilik yaratıyor. Tüketiciler bu ürünlere yoğun ilgi gösteriyor. İleride cihazlar birbiriyle konuşacak.
Cihazlar olabilecek arızaları GSM teknolojisiyle bizim servis
merkezimize bildirecek. Ar-Ge departmanımız çok ciddi çalışmalar sürdürüyor. Sürekli yeni bir şeyler üretmek, kendi teknolojimizi üretmek için çalışıyorlar.
Z: 2011 yılı Vestel için nasıl gidiyor?
2011 yılında belirlediğimiz bütçenin çok üstündeyiz. Geçen yıl
yüzde 17’nin üzerinde bütçe yapmıştık, şu anda yüzde 23 civarındayız. Sektör yıla çok iyi başlamadı ama Mart ayından sonra
piyasalar açıldı, bizim işlerimiz de açıldı. Şu anda durumumuzdan çok memnunuz. Son birkaç ayda yaptığımız ciro, son 6-7
yılın aynı döneminde yaptığımız en iyi cirolardan biri. Bayilerimiz çok mutlu, çok memnun. Yeni şubeler açmak istiyorlar.
Timur Tuncer
“Türkiye’de pek çok ürünü ilk defa Vestel üretti. Ürünlerimiz dünya
genelinde sayısız ödüle layık görüldü. Türk tüketicisi Vestel’i
ilkleri ve farklıları üreten kuruluş olarak görüyor.”
Sürekli yeni bayilik teklifleri alıyoruz. 2011’in çok iyi gittiğini
söyleyebilirim. Umarım böyle devam eder. Ürün gamı anlamında hiç olmadığımız kadar kuvvetliyiz. Hem elektronikte hem
de beyaz eşyada her çeşit ürünü tüketicilerimize sunuyoruz.
Beyaz eşyada da elektronikte de dünya devleri Türkiye’ye geldi ve pazarı ele geçirmeye çalışıyorlar. Bunlarla ciddi bir mücadele veriyoruz. Ancak pazarı ele geçirmeleri pek kolay değil.
Biz üretim gücümüz sayesinde rekabette ciddi bir avantaja
sahibiz. Bu gücümüzü koruyarak büyümeye devam edeceğiz.
Z: 2012 ve gelecek için hedefleriniz nelerdir?
Her şirketin hedefi pazar lideri olmaktır. Bence de doğru bir
hedeftir. Ancak pazar lideri olmak, sadece istemekle olmu-
yor. Biz bu anlamda kendimize bir hedef koyduk. 2015 yılında pazar payımızın yüzde 30 olmasını hedefliyoruz. Yüzde 30
bugünkü rakamlara göre pazar lideri demek. Bunun için bünyemizde komiteler kurduk. 2012, 2013 ve 2014’te neler yapacağımızı planlıyoruz. Düzenli olarak toplantılar yapıyor, çeşitli
stratejiler belirliyoruz. Adım adım her yıl neler yapacağımızı
belirliyoruz. Şimdiden eylem planlarımızı hayata geçiriyoruz.
Hedefimiz yalnızca 2012 değil, büyük hedef 2015. Kolay olmayan bir yolda ilerliyoruz. Hem sektördeki çok köklü markalar
olması hem de dünya markalarının Türkiye pazarından pay
almaya çalışmaları işimizi zorlaştırıyor. Ancak bunlar bizi yıldırmıyor. Biz gücümüzün farkındayız.
40 dosya
Vestel tasarımları dünya arenasında
Dünya çapında benzer teknolojinin üretiliyor olması, ürünleri birbirinden ayrıştıran unsur olarak endüstriyel tasarımı ön plana
çıkarıyor. Vestel, endüstriyel tasarıma çok uzun yıllardır yatırım yapıyor. Sonuçlarını da aldığı ödüllerle ortaya koyuyor.
Itır Tümerdem
Burak Emre Altınordu
V
estel Endüstriyel Tasarım Bölümü, peş peşe ödül kazandıran tasarımlarını dünyaya da ihraç eden bir tasarım fabrikası gibi çalışıyor. Vestel City içerisinde yer
alan ARGE Müdürlüğü’ne bağlı Vestel Endüstriyel Tasarım
Bölümü geliştirdiği tasarımlarla Vestel’in öncü konumunu
sürdürmesinde, rekabette ilk sıralara taşınmasında önemli
rol oynuyor. Ekibin lideri Vestel’in Endüstriyel Tasarım Bölümü Müdürü Burak Emre Altınordu, trendleri çok sıkı takip ettiklerini ve dünyanın her yanındaki tüketicilerin beğenilerini
gözlemlediklerini belirtiyor. Vestel’in yanı sıra dünya devlerine de tasarım sunduklarını söyleyen Altınordu, “Büyük üreticiler Vestel’in gücünü fark ettiği için, Vestel’le rekabet etmek
yerine işbirliği yapmayı tercih ediyorlar” diyor.
Z: Vestel içerisinde endüstriyel tasarım faaliyetleri nelerdir?
Tasarım, rekabetin olmazsa olmaz bir parçası. Rekabette öne
geçmeye çalışan kurumlar, üretim kalitesi kadar tasarıma da
yatırım yapıyor. Vestel ürünleri, tasarımlarıyla öne çıkıyor.
Vestel, endüstriyel tasarıma çok uzun yıllardır yatırım yapıyor. Bu yatırımlar son dönemde ciddi boyutlara ulaştı. Endüstriyel tasarım bölümünden istenen projeler, tüm dünyadaki hedef kitleleri içeriyor. Bu da sektörü çok yakından takip
etmeyi ve her coğrafyadaki tüketici kitlesinin nabzını tutmayı
gerektiriyor. Yurtdışına sunduğumuz ürünlerle Türkiye’de
sunduklarımız arasında tüketici açısından beklentiler çok
farklıydı. Bugün ise yurtdışında ortaya çıkan bir trend burada
yansımasını anında görüyor. Ayrıca tasarıma önem veren bir
tüketici kitlesi de öne çıkıyor.
Z: Plus X Award 2011’de, 3 LED TV ve bir kumanda ile toplamda dört ödül kazandınız. Bu başarıdaki faktörler nelerdir?
Plus X yarışmasına, Almanya pazarı için hazırladığımız dört
tasarımla katıldık. Ödüllendirmede; estetik, kullanım, yenilikçilik gibi birçok unsur etkili oluyor. Örneğin ürünlerimizden birini metal görünümlü bir malzemeyle kapladık. Burada
kendi üretim teknolojilerimizle geliştirdiğimiz bir malzemeyi
kullandık. “Metal üretmek yerine metal görünümünü nasıl
sağlarız?” gibi bir soruyla yola çıkmıştık. Bu ürünün şu anda
trend açısından birçok yaklaşımı tetiklediğini düşündük.
Bugün bizim bu tasarım yaklaşımımızın Çinli üreticiler tarafından kopyalandığını da gördük. Bu tarz inovatif yaklaşımların ödüllendirme açısından etkili olduğunu düşünüyorum.
Tasarım fabrikası dememizin nedeni ekibin büyüklüğüyle
alakalı değil. Türkiye ölçeğinde sayı olarak kayda değer bir
ekibimiz var. Tasarım fabrikası olarak adlandırmamızın nedeni burada ortaya konan tasarımların adedi ve çeşitliliğinden
kaynaklanıyor. Gerçekleştirilen bir tasarımın raf ömrü ortalama 6 aydır. Uluslararası arenada rekabet edebilmek için bu
kadar hızlı bir zaman dilimi içerisinde sürekli yeni tasarımlar
ortaya koyma zorunluluğu doğuyor. Geniş tasarım ekipleriyle
çeşitlilik sağlayan uluslararası markalar karşısında rekabet
edebilmek için daha kısa sürede ve daha dar ekiplerle sürekli
yeni tasarımlar ortaya koymamız gerekiyor. Bu da ekibimizin
adeta bir fabrika gibi çalışmasını gerektiriyor. Ekip arkadaşlarımızın her biri farklı illerden ve farklı tasarım kültürlerinden
gelen genç arkadaşlar olduğundan, bu tasarım çeşitliliğini
yansıtabilmek konusunda başarılı olabiliyoruz.
Can Uçkan Yüksel
Öykü Gülerçe
41
Adem Cengiz Öztürk
Ramazan Murat Erkan
Ödüllü tasarımlar..
Itır Tümerdem
İki renk alternatifi istenmişti. Siyah ve beyaz olarak tasarım
yaptım. Siyahı salon için, beyazı mutfak için kullanılabilir.
Köprü temasından ilham aldım. Red Dot Awards’a ilettiğimiz
tasarımın adı da “Bridge”di. Uzaktan kumanda, kullanıcıyla televizyon arasında bir köprü görevi görüyor. Kullanıcı hiç eline
almadan ürünü kullanabilsin istedim.
Can Uçkan Yüksel
Fonksiyonel bir ürün tasarlamayı hedefledim. Televizyondaki
mat ve parlak yüzey geçişlerini kumandaya da yansıtmaya çalıştım. Bu sayede kumanda üzerindeki tuşların okunurluluğunu artırdım. Özellikle tuşların büyük olması ve kumanda yüzeyinin parlaklığı, tasarımı diğerlerinden farklılaştırıyor.
Öykü Gülerçe
Kumanda tasarımım, 2010 yılı Good Design ödülünü kazandı.
Tasarımdaki amacımız, yüksek kaliteyi yansıtan bir kumanda
yaratmaktı. LED televizyonlarımıza uyum sağlamsanı amaçladık. Son zamanlarda artan internet kullanımıyla birlikte orta
bölümdeki mini yön tuşlarına daha çok odaklandık. Metalik
görünmülü kısmı ise televizyonlarımıza uyum sağlayan bir görünüme sahip. Orta bölümde ise daha sonra değiştirilebilen ve
kişiselleştirilebilen bir bölüm yarattık.
Adem Cengiz Öztürk
Vestel için high end ürünlerde kullanılmak üzerinde tasarlan-
dı. Vestelin yükselişini simgeleyen konsept dahilinde bir tasarım gerçekleştirdim. Malzemeler bu konsepte uygun seçildi.
Tutuş rahatlığı ve yumuşaklığı sağlayan, kullanım kolaylığının
ön planda olduğu bir tasarım ortaya çıktı. Ergonomi kategorisinde ödül kazandı. “Yükselme” konsepti, logoya vurgu yapan bir form içeriyor. İskandinav pazarı için üretimi yapılan bu
ürünlerdeki yükselme konseptine uygun çizgiler doğan güneşi
simgeliyor. Bu konsept mavi LED ışıkla destekleniyor.
Ramazan Murat Erkan
Ödül kazanan kumanda tasarımımın adı “Da Vinci Meda Controller”. Bu adı almasının nedeni, motivasyonu artırmak ve yeni
teknolojileri daha yaratıcı yaklaşımlarla yorumlamak. Bu çalışma Da Vinci’nin çizgilerinden yola çıkan bir çalışma değil. Da
Vinci’nin bir sanat eserini yaratırkenki tavrı, tarzı ve yaklaşımı
bize ilham kaynağı oldu. Da Vinci Meda Controller, evrensel
düzeyde bir medya kontrol cihazı olarak tanımlanabilir. Yüklenen her yazılımla kendini yeniden geliştirebilir. Klimadan
televizyona her cihazı kontrol edebilir. Ayrıca cihazı bir adım
öteye taşımak istedik ve özel bir case tasarladık. Portatiflik kazandırdık. Yanınızda taşıyabileceğiniz bir cihaz haline getirdik.
Müziklerinizi dinleyip filmlerinizi izleyebileceğiniz artı özellikler ekledik. Böylece hem birçok medyayı kontrol edebilen hem
de birçok medyaya erişim sağlayan bir cihaz ortaya koyuyoruz.
Kablosuz internet bağlantısı özelliğini de ekledik. 2009 Good
Design ödülünü kazandı. Bugünden beslenen ve yakın geleceğe temas eden bir ürün ortaya konmuş oldu.”
42 dosya
Halil Turan
Vestel Beyaz Eşya ID
ödülleri topluyor
Vestel, gelişen teknolojiyi kullanıcı gereksinimleriyle birleştirerek, kaliteli ve hızlı
ürünlerini tüketiciye sunuyor. Bunu yaparken tasarımlarıyla göze, uygun fiyatlarıyla
cebe hitap ediyor.
Burak Erbab
P
lus X Award 2011’de toplam 27 ödüle layık görülen ve
toplamda 32 ödüle ulaşan Vestel Beyaz Eşya ARGE birimi Vestel Beyaz Eşya ID, 2005’te Vestel Beyaz Eşya
bünyesinde kurulan bir tasarım grubu. Vestel Beyaz Eşya ID;
buzdolabı, çamaşır makinesi, pişirici cihazlar ve klima gibi
beyaz eşya konusunda çalışmalar gerçekleştiriyor. Vestel
Beyaz Eşya ID; yaratıcılık, teknik kabiliyetler ve profesyonel
deneyimler gibi çok yönlü özelliklere sahip 1 endüstriyel tasarım sorumlusu, 6 endüstriyel tasarımcı, 1 grafik tasarımcı ve 1
teknikerden oluşan tasarım projelerini yaratmak ve yönetmek
konusunda uzman bir ekip. Vestel Beyaz Eşya ID, tüm dünyada kabul gören tasarım yarışması Plus X Award 2011’de beyaz
eşyada geliştirdiği 11 bulaşık makinesi, 6 fırın, 4 set üstü ocak,
3 buzdolabı, 1 klima ve 2 kombi modeliyle toplam 27 ödül aldı.
Vestel Beyaz Eşya ID ekibinin başında yer alan Vestel Beyaz
Eşya ARGE ve Teknoloji Geliştirme Direktörü Halil Turan, ekibin amacını; müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak yaratıcı ürünler
tasarlamak olarak özetliyor.
Z: Vestel sektöre tasarım anlamında neler katıyor?
Her müşteri grubuna hitap edebilecek farklı ürünler tasarlayarak ürün ve müşteri portföyünü geliştirdiğimizi düşünüyoruz.
Burçin Özkır
Vestel olarak da hedefimiz, ürün tasarımında her zaman takip
edilen ve edilecek bir firma olmak.
Z: ARGE kapsamında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Her fabrikamızda ARGE birimi bulunuyor. Termin konulmuş
projelerde, endüstriyel tasarımdan seri üretime uzanan süreçte çalışmalar yapılıyor. İkinci temel görev ise halihazırda üretimde olan projelerdeki birtakım değişiklik ya da güncelleme
taleplerini değerlendirerek, gerekli çalışmayı yapıyor. Ayrıca
temel araştırmalar da yapılıyor. Temel araştırmalar için ayrıca
kurmuş Teknoloji Geliştirme ve Endüstriyel Tasarım birimimiz
bulunuyor. Buradaki bu birimin görevleri arasında temel araştırmalar yapmak da var. Gelecek 3-5 yıl içinde beyaz eşyalarda
ne tür ekstra özellikler olabilir ve pazar trendlerinin neler olabileceği konusunda öngörülerde bulunuyorlar.
Z: Beyaz eşyada gelecek yılların trendleri nelerdir?
Kesin olarak görebildiğimiz cam trendi var. Camların yoğun
olarak kullanıldığı ürünler dikkat çekiyor. Buzdolaplarında biz
de bu trende uygun üretime başladık. Bu trendleri özellikle
mobilya ve otomotiv fuarlarından takip edebilmek mümkün.
Otomotiv sektöründeki birçok trend beyaz eşya sektöründe
de kendine yer buluyor. Kullanılan malzeme, doku, renk beyaz
eşyada kendini gösteriyor.
Sedef Yağcı
Nuray Işık
43
Murat Hondu
İbrahim Uca
Halil Göksal
Ezgi Oğuz
Ekin Bozkurt
Şampiyon ARGE ekibi
Vestel Beyaz Eşya ID, genç bir ekip kadrosuna sahip. Uluslararası birçok tasarım yarışmasından pek çok ödülle dönen
ekibin başarısının altında yatan en önemli faktör takım çalışması.
Dokuz kişiden oluşan Vestel Beyaz Eşya ID ekibinin başarısını ve tasarım vizyonunu ekip adına, Endüstriyel Tasarım Şefi
Murat Hondu ve Endüstriyel Tasarım Uzmanı Sedef Yağcı aktardı.
Vestel Beyaz Eşya ID, tasarımların geliştirilmesinde birçok
farklı sektörden ilham alıyor. Özellikle otomotiv ve mobilya
sektörü, beyaz eşya sektöründe tasarımları doğrudan etkileyen sektörler.
Trendleri, renkleri, çizgileri, malzeme kullanımlarını fuarlar
aracılığıyla da takip eden ekip, dünya çapında tasarım çözümleri geliştirerek özgün çalışmalarını ortaya koyuyor.
Çamaşır makinesi, buzdolabı, bulaşık makinesi gibi büyük
hacimli ürünler üzerinde tasarım çalışması gerçekleştirirken
ürünün bütününe değil, belli bölümlerine müdahale ettikle-
rini söyleyen ekip üyeleri, “Örneğin buzdolaplarıyla ilgili bir
tasarım müdahalesi yaparken; kapı kolu, iç aksesuvarlar,
kapı rafları, bölme rafları ve varsa sebil tasarımı yönünde rahatlıkla müdahale edebiliyoruz. Ürünleri mümkün olduğunca
kullanıcı dostu hale getirmeye çalışıyoruz. Tüketicinin ürünün
kullanımını en kolay biçimde algılaması yönünde çalışıyoruz”
diyor.
Plus X Award ödülü kazanan buzdolabı modelinde, hava kanallarında fonksiyonel bir tasarım ortaya koyarak farklılık
yaratan Vestel Beyaz Eşya ID ekibi, soğuk havanın iç hacme
dağılmasını ve aynı zamanda soğuk hava gelen kısımlardan
aydınlatma yapılmasını sağlayarak hem iç hacmi daha geniş
göstermeyi hem de hava kanallarını daha verimli kullanmayı
başardı.
Cam rafların arkasına LED’ler döşeyerek dolap içindeki gölgeleri kaldıran Vestel Beyaz Eşya ID, bu tasarımıyla Türkiye’de
Üstün Tasarım Ödülü kazanırken uluslararası tasarım yarışmalarından IF Design ve Plus X Award’dan da ödüllerle döndü.
Tasarım ekibi, dokunmatik ekranıyla ve MP3 çalma özelliğiyle
de ürünü farklılaştırmayı başardı.
44 dosya
Vestel’den geleceğin ürünleri
Teknolojinin öncüsü Vestel, geliştirdiği ürünlerle yaşamı kolaylaştırmaya devam ediyor. Teknoloji ve yeniliği birleştiren
Vestel, Türkiye’den dünyaya teknoloji ihraç ediyor. Türkiye’nin teknoloji trendlerini belirliyor.
D
ijital ürünlerde Avrupa pazarını yönlendiren üretici
konumundaki Vestel, pazarın önde gelen dijital TV
operatörleri ve platformları ile yaptığı anlaşmaların
sayısını büyük oranda artırarak, operatör ve ülkeye özel dijital
set-üstü kutuları ve LCD TV üretiminde önemli adımlar atmaya
devam ediyor. Dünyanın ilk onaylı DVB-T2 HD set üstü kutu ve
LCD TV’sini 2010 yılında öncelikle İngiltere’de pazara sunan
Vestel, HD DVB-T2 yayınına geçen diğer Avrupa ülkelerinde de
faaliyetlerini sürdürüyor.
IP teknolojisinde Türkiye’de öncü
Yayın standartları arasında interaktivite ve geniş yayın seçeneklerine olanak veren IP teknolojileri üzerinde çalışan ilk
yerli elektronik üretici olan Vestel, hem cihaz üretimi hem de
içerik oluşturma konusunda ARGE faaliyetlerini sürdürüyor.
Vestel, aynı IPTV donanımında farklı yazılım blokları ve uygulamalarla kullanılan, Otel TV, Hastane TV, bilgi içeriğini ve
reklamı buluşturan ve içeriğin sürekli güncellenmesine imkan
sağlayan Digital Signage gibi ürünleri de geliştirdi.
Ulusal anlamda ilk LED TV teknolojisini Türkiye’de başlatan
Vestel, LED TV görüntü geliştirme algoritmalarının uygulandığı yeni nesil pixellence çalışmalarını bu ürünlere de uyguladı.
Vestel’den yenilikçi ürünler
OLED TV: LED ailesinin son türü Organik LED (OLED), LCD teknolojisinden sonra yaygın olarak evlere girmesi beklenen bir
görüntü teknolojisi. İncelik, hafiflik, parlak görüntü, düşük
enerji tüketimi ve esneklik bu teknolojinin en büyük avantajları.
Triple Tuner (3 tunerli) LCD TV: Triple Tuner LCD TV, içinde
bulunan 3 TV tuneri sayesinde dijital uydu, karasal ve kablo
yayınlarının tümünün, herhangi bir set-üstü kutu olmaksızın
izlenebilmesini sağlıyor.
DLNA LCD TV: Farklı firmalar tarafından üretilmiş cihazların ev
içi ağlarında problemsiz kullanabilmesini sağlayan DLNA özelliğiyle, ev içindeki diğer elektronik ürünlere kablosuz bağlantı
yapılabiliyor. Bu ürünlerde kayıtlı film, müzik, resim dosyalarına TV’den erişme olanağı sunuyor.
İnternet erişimli TV’ler: Vestel’in LCD televizyonlarına entegre ettiği internet altyapısı sayesinde sadece bir uzaktan kumandayla video ve resim paylaşım sitelerine ve hava durumu,
haber, finans gibi anlık bilgilere erişmek ve interaktivite sağlamak mümkün oluyor.
Vestel teknolojisiyle geliştirilen ürünler
• Yüksek teknolojik ve görüntü kalitesi özellikleri ve tasarımıyla farklılaşan yeni LED TV serisi
• Modayı teknolojiyle buluşturan, erkek ve kadınlar için ayrı
tasarlanmış 40 inçlik LED TV ve 22 inçlik LCD TV modellerinden
oluşan özel seri “Fashion TV By Vestel”
• Ipod ve Iphone ile müzik dinleme keyfini doruğa taşıyan, teknolojik ve estetik hoparlör sistemleri iBigBoy ve iDock / iDock
Wireless
• Birbirinden farklı zevklere hitap eden 13 farklı pakette Mirror
Line, Black Line, Inox Line ve White Line ankastre serileri
• Geniş buzdolabı ihtiyacına cevap veren XXL kombi buzdolabı
• Türkiye’nin en tasarruflu çamaşır makinesi unvanını taşıyan
TwinJet Plus çamaşır makinesi
• Üstün enerji, yıkama ve kurutma verimliliğiyle AAA sınıfı ve
“Türkiye’nin en antibakteriyel” bulaşık makinelerini sunan
yeni bulaşık makinesi serisi
• Tasarımı, fonksiyonelliği ve pişirme teknolojisiyle öne çıkan
solo fırınlar
• Anti-alerjik, anti-virüs ve anti-bakteriyel filtreleriyle üç kat
koruma sağlayan Bio Trio teknolojisine ve ortama yaydığı negatif iyonlarla negatif elektriği ve stresi alma özelliğine sahip A
enerji sınıfı Vestel Air Plus klima
45
Beyaz Eşya ödülleri…
Vestel Elektronik tasarım ödülleri…
• Endüstriyel tasarım alanında dünyanın en önemli birliklerinden Uluslararası Endüstriyel Tasarım Kuruluşları Konseyi’ne
Türkiye’den kabul edilen ilk ve tek kurumsal üye olan Vestel,
beyaz LCD modeli ile 2006 yılında Endüstriyel Tasarımcılar
Meslek Kuruluşu tasarım ödülünü kazanmıştı.
• 2008 yılında iki LCD TV, bir dizüstü bilgisayar ile Design Turkey Endüstriyel Tasarım yarışmasında İyi Tasarım Ödülü’ne
layık görüldü.
• 2009’da Slim and Thin LCD TV ile Chicago Mimarlık ve Tasarım Müzesi’nin verdiği dünyanın en prestijli tasarım ödüllerinden Good Design Award’ı kazandı.
• Aynı yıl Red Dot Design Award’da iki uzaktan kumandası ile
tasarım ödülü aldı.
• 2010’da 2 LCD TV, uzaktan kumanda ve TV arayüzü olmak
üzere dört ürünüyle de Good Design Award ödülünü kazandı.
• Aynı yıl Plus X Award’da Vestel; üç TV, üç uzaktan kumanda,
iki TV arayüzü, bir bilgisayar modeliyle, kullanım kolaylığı, ergonomi ve tasarım kategorilerinde ödüle layık görüldü.
• Design Turkey 2010’da üç LED TV ve iki uzaktan kumanda
modeliyle ödül kazandı. Bir uzaktan kumanda üstün tasarım
ödülü alırken diğer tasarımlar, iyi tasarım ödülleri aldılar.
• Vestel, tüm dünyada kabul gören tasarım yarışması Plus X
Award 2011’de ise üç TV ve bir uzaktan kumandasıyla elektronik alanında 4 ödüle layık görüldü.
Plus X Award 2011 tüm ödüller:
• RC 5111 Connectivity uzaktan kumanda - Ergonomi
• 32965 LED TV - Tasarım
• 32930 LED TV - Tasarım
• 22920 Picture Frame LED TV - Tasarım
• 2008 yılında bir klima ve bir çamaşır makinesi, Design Turkey Endüstriyel Tasarım yarışmasında İyi Tasarım Ödülü’ne layık görüldü.
• 2010’da dünyaca ünlü tasarım yarışması IF Product Design
Award’da 2 çamaşır makinesiyle ödüle layık görüldü.
• 2010’da Plus X Award’da Vestel’in iki çamaşır makinesi modeli,
kullanım kolaylığı, ergonomi ve tasarım özellikleriyle ödüle layık
görüldü.
• Design Turkey 2010’da bir buzdolabı iyi tasarım ödülü kazandı.
• IF Design 2011’de iki bulaşık makinesi ve bir buzdolabı ile 3 ödül
kazandı.
• Red Dot Design Award 2011’de Odysseus bulaşık makinesi modeliyle ödüle layık görüldü.
• Vestel tüm dünyada kabul gören tasarım yarışması Plus X Award
2011’de, 11 bulaşık makinesi, 6 fırın, 4 set üstü ocak, 3 buzdolabı, 1
klima ve 2 kombi modeliyle toplam 27 ödül aldı.
Plus X Award 2011 tüm ödüller:
• UH 590 nofrost buzdolabı - Tasarım ve kullanım kolaylığı
• Hemera bulaşık makinesi - Tasarım, kullanım kolaylığı ve ekoloji
• Claros ve Nora bulaşık makineleri - Tasarım ve kullanım kolaylığı
• Lydia bulaşık makinesi - Tasarım
• Odysseus, Lita ve Teos bulaşık makineleri - Kullanım kolaylığı
• BGH 401 ve BSH 101 setüstü ocak - Tasarım
• DSH 201 setüstü ocak - Tasarım ve kullanım kolaylığı
• Edge TB, Ind TB ve Lcd DT fırın - Tasarım ve kullanım kolaylığı
• Loop klima - Kullanım kolaylığı
• Nito termosifon - Tasarım ve kullanım kolaylığı
• BZA-XL4303 XEW kombi buzdolabı - Tasarım
46 dosya
“LED’de fark yaratacağız”
LED aydınlatma gibi yepyeni bir sektöre giren Vestel, bu alanda da öncü olmayı hedefliyor. Vestel Dijital Genel
Müdürü Hayrettin Çelikhisar, başlattıkları projenin detaylarını aktarırken LED aydınlatmanın dünya ve Türkiye
için neden önemli olduğunu açıkladı.
T
ürkiye’nin teknolojideki öncü firması Vestel, Amerikalı
Cree firması ile teknolojisi ortaklığına imza atarak yepyeni bir alan olan LED aydınlatma sektörüne giriyor.
Şimdilik henüz yolun başında olan ve ilerisi için büyük projeler tasarlayan Vestel ekibi, ilk ürünleri 20 Ağustos’tan itibaren
100 bayide satışa sundu. Sonrası için tamamen kendi tasarladığı malzemeyi üretmeyi hedefleyen Vestel, teknoloji ortağı
Cree’den aldığı güçle 2012’de tamamen yerli üretime geçmeyi
ve bu alanda öncü olmayı hedefliyor. Şimdilik 1 milyon dolarlık
bir yatırımın yapıldığı proje, tamamlandığında 40 milyon dolara ulaşmış olacak.
LED aydınlatmada perakende satışların yanı sıra özellikle
kurumsal ve proje bazlı satışlara yönelecek olan Vestel, LED
aydınlatmanın Türkiye’de ve dünyada iyice yaygınlaşacağının
düşünüldüğü 2013’te ise yüzde 50 pazar payına ulaşmayı hedefliyor. Dünyanın ve Türkiye’nin geleceğinde önemli bir yer tutacak olan LED teknolojisini ve Vestel’in bu işe neden girdiğini
Vestel Dijital Genel Müdürü Hayrettin Çelikhisar’la konuştuk.
Yüksek enerji verimliliği, tasarruf anlayışı ve çevre dostu teknoloji olduğu için LED aydınlatmanın son derece önemli olduğunu belirten Çelikhisar, Cree ile yaptıkları ortaklığın önemini
vurguladı ve bu sektörde öncü olmayı hedeflediklerini söyledi.
Z: LED teknolojisi tam olarak neleri kapsıyor?
LED aydınlatma sektörü, 400’e yakın küçük ve büyük ölçekli
işletmenin ayakta durmaya çalıştığı çok kalabalık bir sektör.
Vestel ise bu sektöre iş modelini ve ürünlerini farklılaştırarak
giriyor. Biz mevcut olan iş kanallarımızı kullanarak dünyadaki
büyük firmalarla iş ortaklıkları yaptı ve bu iş ortaklıkları sonrasında da teknolojiyi izlemek yerine, onlarla beraber aynı anda
son teknolojiye ulaşmaya çalışıyoruz. Artık dünyadaki ürünlerin tamamına yakın tüketici elektroniğinde konumlandırılıyor.
Bu da Vestel’in sahip olduğu en büyük değerlerden bir tanesi.
Bu nedenle gerek Türkiye’de gerek Avrupa’da tüketici elektroniğindeki izi, sahip olduğu müşteri gamı, marketteki değişimleri takip edebilme özelliği sayesinde Vestel, teknolojiyle
yakın olan firmaların markete geçişte kullanacakları potansiyel
iş ortaklarından biri.
Z: LED teknolojisinde Cree ile ortak çalışacaksınız...
LED aydınlatma konusunda Vestel olarak iş ortağımızı kendimiz belirledik. Dünyadaki birçok büyük firmayla görüştük ve
tekniğin yanı sıra ticari gerekçelerle de Cree ile çalışmayı tercih
ettik. Birincisi Cree’nin retrofit diye adlandırılan mevcut ürünlerin yerine birebir geçebilecek olan bazı uygulamaları var.
İkincisi, yeni bina tasarımlarına göre istenildiği gibi şekillendirilebilecek armatür tasarımları var. Bütün bunları değerlendirdiğimizde LED, aydınlatma sektöründe yeni bir oluşum. Vestel,
kurumsal yapısıyla, sahip olduğu müşteri yapısıyla ve içinde
barındırdığı Ar-Ge teknik birikimiyle çok yeni bir alana giriyor.
Bir de bunlara ek olarak, uluslararası alanda hem saygınlığı
hem de market değeri olarak önemli bir değer teşkil eden ve
diğer aydınlatma firmalarından farklı olarak bütün geleceğini
LED işine bağlamış olan bir ABD firmasıyla iş ortaklığı yaptık.
Z: Peki, Cree neden Vestel’i tercih etti?
Vestel, sadece Türkiye için değil Avrupa için de çok önemli bir
değer. Bunu hakikaten hem teknoloji açısından hem de teknolojinin ürüne dönüştürülmesi açısından söylüyorum. Avrupa
çapında böyle bir Ar-Ge’ye sahip kuruluş sayısı çok az. İkincisi, Avrupa çapında bu kadar çok tüketiciye dokunan, bu kadar
çok tüketici ihtiyaçlarını bilen ve bunları doğru olarak algılayıp
birinci madde sayesinde hızlı bir şekilde ürüne dönüştüren kuruluş sayısı çok az. Üç, Vestel’i Vestel yapan en önemli özellik
doğru donelere ulaştığında çok hızlı karar verebilen çok atılgan bir firmayız. Bu da Vestel’i rakiplerinin önüne her zaman
geçiren bir unsur. Cree’nin Vestel’i tercih etmesinin başlıca
sebepleri bu.
Z: Ortaklık neleri kapsıyor, süreç nasıl işleyecek?
Öncelikle Vestel markası altında “power by CREE LEDs”
olarak ürünlerini 20 Ağustos’tan itibaren piyasaya sürmeye
başladık. İlk olarak ürünlerimizin satışını 100 bayide gerçekleştiriyoruz. Bizim en büyük özelliğimiz, bütün patentli ürünleri piyasaya sunuyor olmamız. Çünkü LED aydınlatma sektöründeki en büyük problemlerden birisi patent. Dünya LED
ile ilgili patentler belli firmalar tarafından alınmış durumda.
Bu patentler dışında üretim yapan firmalar hakkında da çok
ciddi yasal işlemler yapılıyor. Biz de Vestel olarak LED aydınlatma konusunda ITÜ Enerji Enstitüsü ile mutabakat sağladık.
Böylece hem ürün geliştirmesinde üniversite desteği alacağız
47
hem de ürünlerimizin tasarımını İstanbul Teknik Üniversitesi
ile birlikte sağlayacağız. Bu da Türkiye’de LED teknolojisi adına yapılmış bir ilktir.
Z: Laboratuvarlar nasıl çalışacak?
Vestel’in LED aydınlatma için bir ilk olarak aydınlatma laboratuvarları da kuruyor. İlki İTÜ Enerji Enstitüsü’nde kurulacak
Vestel Aydınlatma Laboratuvarı’nda ürünlerin Ar-Ge çalışmaları, yeni ürün ve tasarım geliştirme faaliyetleri ile birlikte kalite kontrol ve güvenlik testleri yürütülecek. Bu laboratuvarlar
sadece Vestel’e değil sektörün geneline hizmet verecek. Daha
sonra Manisa’daki Vestel City’de ikinci laboratuvar kurulacak
ve üretime geçecek.
Z: Yerli üretime ne zaman geçiyorsunuz?
Şu an itibariyle armatür tasarımımıza başlamış durumdayız.
İTÜ’den aldığımız destekle hem tasarlıyoruz hem üretiyoruz.
İş ortağımız Cree ile birlikte devlet politikalarına uygun olarak
Kendi tasarladığımız ürünleri de 2012’de Manisa’daki Vestel
City’de üretiyor olacağız.
Z: 2012 için hedefleriniz nedir?
2012’yi markette konumlandırma, referanslar yaratma ve eldeki projeyi hayata geçirme şeklinde görüyoruz ama aslında 2013
LED’in Türkiye’de ve dünyada ciddi rakamlara ulaşacağı bir
nokta olacak. Biz de kendimizi o noktaya hazırlamak istiyoruz.
Z: Şimdiden belli olan projeler var mı?
Zorlu Center’ın LED aydınlatma işlerinin bir kısmını Vestel LED
aydınlatma yapacak. Bu bizim için büyük bir referans olacak.
Satış kanallarını da ikiye ayırdık. Biri raftan ürünü alıp evine
götüren kullanıcı olarak, ikincisi de perakendecilik. Perakendecilik proje bazlı satışlar olacak. Bu yüzden, iş adamları ve inşaat
sektörü bizim için büyük önem arz ediyor. İnşaat sektörünün,
belediyelerin, hastanelerin, spor merkezlerinin ve bu gibi daha
birçok alanın inanılmaz bir enerji harcaması var. Özellikle LED,
en çok sokak aydınlatmalarında kullanılıyor. Cree ve İTÜ ile birlikte Türkiye’ye yakışan yerli üretim, enerji tasarrufu sağlayacağımız en önemli ürünler sokak aydınlatmaları olacak. Bunun
için İTÜ’de laboratuvarlar kurduk. Bunlar da Türkiye’de bir ilk.
Z: Proje için kaç kişi çalışıyor?
LED küçücük görünüyor ama çok farklı disiplinlerin bir araya
geldiği bir ürün. Optik, mekanik, termal, power management
ve endüstriyel tasarım diye adlandırdığımız çok farklı disiplinlerin bir arada olduğu bir ürün. 60-70 civarında mühendis desteği olmadan bu işin kıpırdanması, ayağa kalkması mümkün
değil. Vestel Türkiye’de ilk aydınlatma laboratuvarını kuruyor.
Sadece orada 15 tane mühendisimiz çalışıyor ve şu ana kadar 1
milyon dolar yatırım yaptık.
Z: Proje ne kadar bir yatırımla son bulacak?
Bütün yatırımları dikkate aldığımızda 40 milyon Dolarlık bir yatırım öngörüyoruz.
Hayrettin Çelikhisar
“Aydınlatmayı yerli yapacağız”
Z: LED aydınlatmada Vestel olarak neleri hedefliyorsunuz?
Bugüne kadar hep rafa ürün ürettik. Şimdi bu ürünlerimizi alıp
birer çözüm haline getireceğiz. Bir eve girdiğinizde Vestel’in
televizyonu, buzdolabı, çamaşır makinesi, kliması olacak ama
aynı zamanda aydınlatma da Vestel’e ait bir ürün olacak. Bu
sayede müşterilerimize tam bir çözüm sunabileceğiz. Ayrıca
LED aydınlatma sadece ev ile sınırlı kalmayacak. Ev, ofis, bina
ve yol aydınlatmaları da LED ile gerçekleştirilecek.
Z: LED aydınlatma, diğer klasik aydınlatma sistemlerine göre
daha pahalı. Bu konudaki politikanız ne olacak?
Türkiye’nin politikalarına çok paralel bir uygulama yapıyoruz.
Bunu da iki ana gerekçeye dayandırıyoruz. Türkiye’nin enerji
tüketimini azaltması, çizilmiş olan politikalara paralel bir uygulamadır. Biz de LED sayesinde yüzde 80’e varan bir enerji
tasarrufu ön görüyoruz. Bu da Türkiye’deki belirlenmiş strateji-
leri destekleyen bir uygulama. İkincisi, şu anda Türkiye’de LED
ile ilgili yerli üretim yapan firmalar sadece montaj yapıyorlar.
Biz teknolojiye sahip olan firmalarla Türkiye’deki aydınlatma
sektörüyle ilgili olarak tam bir dikey entegrasyon gerçekleştireceğiz. Türkiye’deki ürünlerin hepsi şu anda ithal; biz ise aydınlatma ürünlerinin üretimini tamamını yerli hale getireceğiz.
Z: LED’in enerji tasarrufundan başka ne gibi avantajları var?
Enerji tasarrufuna ek olarak ikinci faktör, enerjiye harcana
paranın azalması ve üçüncü faktör çevre. Düşük enerji tüketimi sebebiyle karbondioksit emisyonunu ciddi oranda düşüren çevreye son derece dost bir teknoloji. Civa ve kurşun da
içermediği için dünyanın her yerinde büyük destek gören bir
oluşum. Pek çok yerde de bu özelliklerinden dolayı diğer aydınlatma cihazlarının, çevreye verdikleri zarar nedeniyle, üretimlerinin sonlandırılması kararı var.
48 dosya
Efe’den Karayel’e…
Yaşamsal önem taşıyan savunma sanayi alanında da faaliyet gösteren Vestel, savunma sektöründe AYESAŞ ve Vestel
Savunma A.Ş. olmak üzere iki şirketle varlığını sürdürüyor. İnsansız hava araçları, yakıt pilleri, deniz ve hava araçlarının
donanım ve yazılım sistemi gibi ileri teknoloji gerektiren çalışmaları yerli üretim gücüyle Türkiye’nin hizmetine sunuyor.
Vestel Savunma A.Ş. projeleri
• 2011 Mart ayında yürürlüğe giren Karayel Taktik İnsansız
Hava Aracı (İHA) Projesi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyacına yönelik olarak, Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM)
tarafından yürütülüyor. 6 İHA, 3 Yer Kontrol İstasyonu ve 1
Fırlatıcıdan oluşuyor.
• TEYDEP&TTGV, MNT-ERA, ICHET (Unesco UNIDO) gibi ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla birlikte yürütülen
yakıt pili ARGE projeleri de bulunuyor.
• 2009 Temmuz ayında yürürlüğe giren bir diğer proje ise
, SSM ARGE bölümü ile birlikte yürütülen Zırhlı Araçlar için
Yardımcı Güç Ünitesi Projesi. Zırhlı araçlar için 3KW’lık yakıt
pilinden oluşan elektrik kaynağı üretilmesi hedefleniyor.
• 2005 yılından bu yana, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın
ihtiyacını karşılamak üzere, GENESİS (Gemi Entegre Savaş
İdare Sistemi) G-Sınıfı Fırkateyn Savaş Yönetim Sistemi kapsamında verilen bazı konsol ve kabinet gibi donanım öğelerinin teslimi.
V
estel’ in Savunma Grubu şirketleri Vestel Savunma Sanayi A.Ş. ve Amerikan L3-Communications ile ortak olduğu Aydın Yazılım ve Elektronik Sanayi A.Ş.’den (AYESAŞ) oluşuyor. Vestel Savunma Grubu şirketlerinin yapıları ve
faaliyetleri hakkında bilgi almak üzere Ankara’daki tesislerinde ziyaret ettiğimiz, AYESAŞ ve Vestel Savunma Genel Müdürü
Aziz Sipahi, projeler hakkında da detaylı bilgiler aktardı.
Tek çatı altında yer alan iki şirketin organizasyon yapısına ilişkin bilgi veren Sipahi, “Bu iki şirketi, kurumsal fonksiyonlarını
birleştirerek tek bir şirketmiş gibi yönetiyoruz. Bu yapılanma
hem kaynakların daha verimli kullanılmasına hem de iki şirketin eşgüdüm ve işbirliği içinde çalışmasına olanak tanıyor.
Vestel Savunma A.Ş., insansız hava aracı (İHA) sistemleri,
deniz platformu sistemleri ile yakıt pili ve hidrojen üretimi
ARGE’si üzerinde çalışıyor. AYESAŞ ise Türkiye’nin savunma
sanayisindeki en deneyimli şirketlerden biri. Komuta Kontrol
Sistemleri ve Aviyonik (Havacılık Elektroniği) alanlarında tasarım, sistem mühendisliği, yazılım, üretim, test ve entegrasyon
yeteneklerine sahip. AYESAŞ, kendi alanında Türkiye’nin en
büyük özel sektör kuruluşudur” diyor.
Z: Vestel’in savunma şirketlerinde kaç kişilik bir ekip var?
Vestel Savunma’da 70 ve AYESAŞ’ta yaklaşık 260 olmak üzere
toplam 330 kişilik, çok büyük bir bölümü kalifiye mühendislerden oluşan bir ekibimiz var. Bayan çalışan oranımız da yaklaşık yüzde 35 düzeyinde. Finans ve mali işler, teklif ve kontrat
yönetimi, insan kaynakları ve halkla ilişkiler gibi kurumsal
fonksiyonları ortak olan bir yapımız var. Faaliyet alanlarına
yönelik disiplinler ise Vestel Savunma’da hava platformları
ve deniz platformları direktörlükleri ve ARGE birimi olarak;
AYESAŞ’ta ise sistem mühendisliği, yazılım ve üretim grupları
olarak ayrılıyor.
Z: Projeler hakkında bilgi alabilir miyiz?
Taktik İnsansız Hava Aracı (İHA) Projesi proje kapsamında
geliştirilen sistem; gündüz ve gece keşif, gözetleme, hedef
ve hasar tespiti, topçu ateş tanzimi maksatları için kullanılacak, taktik özellikli, yer sistemlerinden Radio Frequency
(RF) link ile gerçek zamanlı olarak kontrol edilebilen, önceden programlı uçuş ve görev fonksiyonlarını yerine getirebilen, faydalı yüklerden elde edilen verileri gerçek zamanlı Yer
Kontrol İstasyonu’na (YKİ) iletebilen bir sistem. Hava aracı
pistten kalkış yapıp, piste inebilecekken aynı zamanda fır-
49
EFE ile başladı Karayel ile devam ediyor
2005 yılında SSM’nin başlattığı Mini İHA Projesi ile İnsansız Hava Aracı Sistemleri alanına yatırım yaparak tamamen
özgün İHA geliştirilmesine ve bu şekilde Havacılık alanına
girmeye karar verdik. Zaman içinde kullanıcı ihtiyaçlarına
göre EFE adını verdiğimiz mini İHA’larımızın yeni versiyonları
geliştirildi ve satışa hazır hale getirildi. EFE Mini İHA’lar 2,6
metre kanat açıklığı, 1,6 metre gövde uzunluğu ve 4,1 kg. ağılığıyla elden atılabilen sistemler. 12.000 feet yükseklikte 1,5
saat görev yapabiliyorlar. Mühendislerimizin bu süreçteki
başarısı bize daha büyük İHA’ları da yapabileceğimiz cesareti verdi ve 2007 yılında Taktik gruptaki İHA’mız Karayel’i
geliştirmeye başladık. Prototip sistemi 18 ayda tasarlanıp
üretilen Karayel’in ilk versiyonu SSM ve silahlı kuvvetlerimizin temsilcilerinden oluşan bir heyet gözetiminde yapılan
uçuş testlerinden başarıyla geçmesinin ardından, gerçekleştirilen ihale sonucunda halen devam etmekte olan Taktik İHA
Sistemi Projesi’ni yüklenmiş olduk. Ancak, İHA alanındaki
çalışmalarımız bu iki platformla da sınırlı değil, daha büyük
ve stratejik seviyedeki platformlar ve silah taşıyabilen tiplere
ilişkin ön çalışmalarımız paralel olarak yürütülüyor.
AYESAŞ projeleri
Aziz Sipahi
latıcı bir sistem vasıtasıyla piste ihtiyaç duymadan kalkıp,
paraşüt sistemiyle yine piste ihtiyaç duymadan iniş yapabilecek. Taktik gruptaki yeni İHA’ımız Karayel, 70 kg faydalı yük
taşıma kapasitesiyle 22 bin 500 feet irtifada 20 saatten fazla
görev yapabilecek. Kanat açıklığı 11,5 metre, gövde uzunluğu
8 metre ve 500 kg kalkış ağırlığı ile kategorisinin üst sınırını
zorluyor. Altının çizilmesi gereken bir ilave husus da tasarlamakta olduğumuz Karayel’in yeni versiyonunun tasarımından üretimine, geliştirilmesinden testlerine kadar tüm aşamalarda NATO’nun, dünyanın da yeni tanıştığı STANAG 4671
“Uçuşa Elverişlilik Standardı”nı uygulamaya başlamamızdır.
Türkiye’de bu süreçleri bizim gibi uygulayan başka bir kurum
yok.
Z: İşbirliği yapılan kurum ve kuruluşlar hangileridir?
Öncelikle iki şirketimizin birbiriyle yakın işbirliği dışında
İTÜ, Niğde Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, ODTÜ gibi üniversitelerimiz, İsveç’ten KTH (Stokholm Kraliyet Teknik
Akademisi) ve Helsinki Teknik Üniversitesi gibi yurt dışındaki bazı üniversiteler, Aselsan, TAI gibi vakıf şirketleri,
TÜBİTAK ve savunma sektöründeki yan sanayi firmaları ile
çalışıyoruz.
Z: Vestel Savunma’nın ülkemiz açısından önemi hakkında bilgi alabilir miyiz?
Vestel Savunma şirketleri olarak, Türk Savunma ve Havacılık
sektöründe, özel sektöre öncülük etmekten ve silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yurtiçinden karşılanmasına katkıda
bulunmaktan gurur duyuyoruz. Özellikle İHA’larda şimdiye
kadar 20 milyon Dolar’ı aşkın yatırımı öz kaynaklarımızdan
gerçekleştirerek, geliştirdiğimiz sistemlerimizin, tamamının
özgün ve milli olması, faaliyet alanlarımızdaki üretimin yurt
dışı kaynaklardan temin edilme zorunluluğunu ortadan kaldıracak. Dışa bağımlılığın bu alanda ortadan kalkmasının ülke
ekonomisine sağlayacağı yarar da bizler için gurur kaynağı.
Vestel Savunma’nın üzerinde çalışmakta olduğu Katı Oksit Yakıt Pili ve Hidrojen Teknolojileri (özellikle Sodyum Borhidrür
ile ilişkili olanlar,) benzerlerinin henüz araştırma ve prototip
ürünleşme/ticarileşme aşamalarında olduğu, çok fazla rakibin bulunmadığı alanlardır. Benzer çalışmaların sadece ABD,
Almanya ve Japonya’da özellikle yoğunlaşması konunun önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Ülkemizde konuyla ilgili çalışan özel veya kamu başka merkez bulunmuyor ve araştırma
alt yapımız da Türkiye’de tek.
• Hava savunma ve komuta kontrol sistemleri AYESAŞ’ın en
iddialı olduğu alanlardan birisi olup, Türkiye’nin savunmasına yönelik Mobil Radar Kompleksleri, Radar Ağı, Uzun Ufuk,
NATO Komuta Kontrol Sistem Entegrasyonu ve Uzun Menzilli
Hava Füze Savunma Sistemi gibi birçok projede yer alıyor.
• 21. yüzyılın en önemli savaş uçağı olan JSF (F35) projesinde
birden fazla ürünle yer alıyor. JSF kapsamında Füze Arayüz
Ünitesinin (MRIU) ve Panoromik Kokpit Ekranı’nın (PCD)
elektronik kartlarının tasarım ve üretimi yapılıyor. Ayrıca,
PCD yazılımının önemli bir bölümünü Amerika dışında ilk
şirket olarak AYESAŞ geliştirdi. Ek olarak “Kara Kutu” test
düzeneğinin tasarımını ve yazılımını gerçekleştirdi.
• Günümüzün en gelişmiş askeri hava platformlarına yönelik
birçok projede kablo bağları (cable harness) üretimi konusunda yer alıyor.
• Deniz Platformları Komuta Kontrol ve Savaş Yönetim
Sistemleri’nde kullanılan konsol, kabinet, elektronik kart ve
video ağı gibi donanım projelerinde ve otomatik hedef tespit
ve takip sistemi, taktik gösterim sistemi gibi yazılım projelerinde yer alıyor.
• Aviyonik Yazılım, AYESAŞ’ın en iddialı olduğu alanlardan
biri. Bu alanda yurtdışı ve yurtiçi müşterilerine yönelik sivil
ve askeri bir çok projede yer alıyor.
50 söyleşi
51
Gürkan Coşkun
Türkiye’nin çatısında
Vestel İstanbul Operasyon ve Lojistik Sorumlusu Gürkan Coşkun,
Türkiye’nin en yüksek noktası olan Ağrı Dağı Zirvesi’ne başarılı bir tırmanış
gerçekleştirerek Vestel bayrağını Türkiye’nin çatısında dalgalandırdı.
V
estel İstanbul Operasyon ve Lojistik Sorumlusu Gürkan Coşkun’un en büyük tutkusu dağlar… Çocukluğundan beri ihtişamlı görüntüsünden etkilendiği dağlara,
1997’de tırmanmaya başlamış. Bugüne kadar pek çok kamp
ve yürüyüş faaliyeti gerçekleştiren Coşkun, “Dağlar insanları
mutlu eder. Doğadayken kentin keşmekeşinden uzak, enfes
manzaralar eşliğinde, sevdiğiniz insanlarla huzurlu ve keyifli
zaman geçirirsiniz. Dağcılık, bir yolda güvenle ilerlemek, birlikte hareket etmek, sorun çözebilmek, bir amaç varsa başarmak
ya da yolculuğun kendisinden keyif alabilme sanatıdır. Dağcılık
ruhu, bana iş hayatımda da sorunların üstesinden gelebilme ve
dayanışma anlamında çok şey katmıştır” diyor.
Zorlu Grubu çalışanları olarak “en uzağa gitmek”, “en yükseğe
çıkmak” ve “en iyisini yapmak” gibi bir misyon üstlendiklerini
dile getiren Coşkun, son olarak Ağrı Dağı’na başarılı bir tırmanış yaptı. “Tüm kötü koşulların üstesinden gelip zirvede Vestel
bayrağını açarak fotoğraf çektirdiğim an çok mutlu oldum. Ahmet Zorlu’nun ‘Çıkacaksan en yükseğe çık’ sözünü yüksek sesle dile getirmek hatırladığım özel anlardan biriydi” diyen Coşkun ile Ağrı Dağı tırmanışını ve dağcılık hikayesini konuştuk.
Z: Kısa bir süre önce 5 bin metre yükseklikte olmak nasıldı?
Heyecan vericiydi. Ağrı Dağı, 5.137 metre yüksekliğiyle
Türkiye’nin zirvesi. Ağrı Dağı’na ilk çıkışım olması nedeniyle
benim için çok önemliydi. Ayrıca Vestel bayrağını zirvede dalgalandırmak da farklı bir heyecan ve gurur kaynağı oldu.
Z: Dağcılığa nasıl başladınız?
Çocukluğumdan beri dağların o ihtişamlı görüntüsü beni hep
cezbetmiştir. Ancak dağcılığa başlamam tamamen tesadüf
oldu. 2006 yılında turistik amaçla yaptığım bir Karadeniz seyahatimde, Karadeniz’in muhteşem doğası ve Kaçkar Dağları
beni çok etkilemişti. 2007 yılında biraz araştırma yaparak Kaçkar Dağcılık Rafting Kayak İhtisas Spor Kulübü’nün her yıl tem-
muz ayın da düzenlediği dağcılık festivaline katıldım. Asıl amacım fotoğraf çekmekti, ama bir haftalık dağ faaliyeti fotoğrafın
önüne geçti ve dağcılığa ilk adımı attım. Sonraki bir yıl boyunca
yoğun bir eğitim ve antrenman süreci yaşadım. Bu arada Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nden ferdi sporcu lisansımı aldım. 2007
yazında yaptığım 3.932 metrelik Kaçkar Dağı zirvesi tırmanışı
ile dağcılık sporuna başladım.
Z: Dağcılık tehlikeli bir spor mu?
Dağcılık riskli bir spor gibi görünebilir, ama bilinçli hareket ettiğinizde tüm olumsuzluklardan korunmak mümkün. Her spor
branşında olduğu gibi eğitim almak önemli. Şu anda Doğa Aktiviteleri Grubu (http://www.dag.org.tr) sporcusuyum. Burada
eğitim ve seminerlere katılmaya özen gösteriyorum. Diğer dağcı arkadaşlarımızın yaptığı faaliyetler, yaşadıkları deneyimleri
dinlemek ya da okumak size mutlaka katkı sağlıyor. Bu sayede faaliyetlerde doğru malzeme seçimini ve yetkinliklerinize
uygun planlama yapmayı öğreniyorsunuz. Doğa koşullarında
bilinçli hareket ettiğiniz takdirde tehlikeleri minimize edebilirsiniz. Ben 2007 yılından itibaren hem kaya hem de yüksek irtifa
tırmanışları gerçekleştirdim ve hiç kaza geçirmedim.
Z: Bugüne dek hangi zirvelere çıktınız?
Yıllar içerisinde pek çok kamp ve yürüyüş faaliyeti gerçekleştirdim. Çıkış anlamında yüksek olarak nitelendirebileceğimiz
zirveleri şöyle sıralayabilirim. Kaçkar (3.932 metre), Büyük
Demirkazık (3.767 metre), Medetsiz (3.524 metre), Kemerli Kaçkar (3.562 metre) Koyunaşağı (3.426 metre) dağlarına
yaz aylarında; Erciyes (3.917 metre), Uludağ (2.543 metre)
ve Sultandağı’na (2.610 metre) kış aylarında çıktım. Son olarak Temmuz ayı içerisinde Doğu Anadolu’nun iki devi Süphan
(4.058 metre) ve Ağrı (5.137 metre) zirvelerine tırmandım.
Z: Zirvedeyken insan neler hissediyor?
Bu farklı bir mutluluk, bulutlar, uçsuz bucaksız ovalar ya da
hırçın dağlar, hepsi tüm güzellikleriyle ayaklarınızın altına seriliyor... Zirveye çıkarken yaşadığınız tüm zorlukları, kötü koşul-
52 söyleşi
“Dağcılıkta deneyim arttıkça keyif çoğalır”
Z: Dağcılık yapmak isteyenlere neler önerirsiniz?
Önce bu işin eğitimin alabilecekleri güvenilir bir kulüp,
okul ya da amatör grup bulsunlar. Dağcılık demek kayalar
tırmanmak, buzullar aşmak, zirvelere çıkmak demek değildir. Doğada ve dağda olmaktan keyif almaktır. İyi bir temel
eğitim sonrasında bol bol dağa çıksınlar. Tabii başta söylediğim gibi; doğru kişilerle, uygun malzemeyle ve emniyetli
hareket biçimiyle... Örneğin “Kötü hava yoktur, yanlış malzeme seçimi vardır” sözü, basit ama yalnız dağcılığın değil,
doğada yapılan tüm sporların temel kurallarından biri. Dağcılık, deneyim arttıkça keyfin de çoğaldığı güzel bir spor.
Ancak her zaman en önemli kural, can güvenliği ve sağlıklı
dönebilmek. Özellikle yeni başlayanlar sakın zirveye çıkma
hırsı gibi aslında hiçbir anlamı ve değeri olmayan hırslara
kapılmasınlar. Deneyim ve donanımlarına uygun faaliyetler
planlasınlar.
Zaman zaman dağlardan üzücü kaza haberleri alıyoruz.
İnanın ne yazık ki pek çoğu dağcıların kişisel hatalarından
kaynaklanıyor. Unutmayalım ki, “Dağda ölmek yok, dönmek
var!” Şirketimizde Zorlu Grubu şirketlerinden arkadaşlarımızla Zorlu Plaza çalışanlarına yönelik olarak etkinlikler
gerçekleştirdiğimiz “Korsan Gezi Timi” aracılığıyla keyifli
kamplar ve doğa yürüyüşleri yapıyoruz. Tecrübesi ve malzemesi olmayanlar bu gezilere katılarak doğada keyifli zaman
geçirebilir.
ları unutuyor, pozitif enerjiyle dolduğumu hissediyorum. Kendimi tanıma, iç sesimi dinleme fırsatı buluyorum. Ayrıca fiziksel
ve ruhsal olarak sınırlarımı keşfettiğimi düşünüyorum.
Z: Ağrı Dağı tırmanışınızı anlatır mısınız?
Zaten düzenli olarak spor yapmaya çalışıyorum. Ancak Ağrı
Dağı faaliyeti öncesinde özellikle son iki ay, daha sağlıklı beslenmeye özen gösterdim. Kondisyon için bisiklete ve koşuya
ağırlık verdim. Tırmanışa bir ay kala ise fırsat buldukça doğaya çıktım ve bol bol yürüyüş yaptım. Bir dağ ekspedisyonuna
hazırlanmanın en iyi yolu, dağda olmaktır. Ağrı öncesinde vücudumun yüksek irtifaya uyum sağlaması ve zor koşullara hazırlıklı olabilmek amacıyla Niğde Aladağlar’da 3.200 metrede
bivak (Çadırın dışında uyku tulumu ile geçirilen gece) yaptım.
Ağrı Dağı çıkışı öncesi 4.058 metre yüksekliğindeki eski bir
volkan olan Süphan Dağı’nda güzel bir faaliyet gerçekleştirdik. Bir gece kamp kurarak iki günde çıkıp indik. Van üzerinden
53
“Dağda ölmek yok, dönmek var!”
Doğubeyazıt’a geçip bir gün dinlendikten sonra Ağrı zirve için
yürüyüşe ilçenin biraz yukarısından, 2 bin metrelerden başladık. İlk gece kampımızı 3.200 metrede kurarak yüksekliğe uyum
amacıyla burada bir gün geçirdik. Sonraki gün uzun bir yürüyüş
sonrasında güzel bir havada 4.200 metre kampını kurduk. Burası, zirve çıkışı için ana kamp olarak kullanılan bir alan. Ekipte
sağlık sorunları yaşayanlar oldu. Yüksek irtifa, her vücutta farklı adaptasyon sorunları yaratabiliyor. Aklimatizasyon dediğimiz
yüksekliğe uyum, dağcılıkta önemli bir süreç. Ana kamptaki
ikinci gecemizde hava bozmaya başladı. Ertesi günün tamamını
bulutların içinde soğuk bir havada geçirdik. İlk gün sıkıntı yaşayan arkadaşlarımızın da tamamen düzelmesiyle ekip moral
buldu. Akşama doğru güneşin yüzünü göstermesiyle keyfimiz
yerine geldi. Üçüncü günü zirve hazırlıklarıyla geçirmiştik ve
gece tırmanışa başlayacaktık. Gece 02:30 sularında tüm hazırlıklarımızı tamamlamış şekilde beş kişi tırmanışa başladık. Yola
Z: Yeni projeler var mı?
Elbette yeni projeler var. Dağların havasını soluyanlar,
kentteyken de sürekli dağlara dönmenin planlarını yapar.
Türkiye’nin belli başlı zirvelerine zevkle tırmandım. Önümüzdeki dönemde Avrupa ve Alpler’in en yüksek noktası olan
Mont Blanch (4.792 metre), İran’da bulunan Demavent Dağı
(5.671 metre), Rusya’da bulunan Lenin Peak (7.134 metre)
ve dağcılık tarihinde bir efsane olan, her dağcının hayallerini
süsleyen Everest! Ayrıca Enerji Grubu’nda çalışan dağcı arka-
daşlarımla Zorlu markasının bayrağını en yükseğe çıkarmak
için yeni projeler üretiyoruz. Dağcılık, yelken, motosiklet gibi
ekstrem sporlar tüm dünyada şirketlerin marka yönetimi ve
imaj çalışmalarında sıkça kullanılıyor. Küresel şirketler çalışanları arasındaki iç iletişimi ve dayanışmayı artırmak için
de doğa sporlarından faydalanıyor. Sonuç olarak bizler Zorlu
kültürü aldık. Çalışanlar olarak “en uzağa gitmek” “en yükseğe çıkmak” ve “en iyisini yapmak” gibi bir misyonumuz var.
Bunun için daima hazır olmalıyız.
çıktığımızda rüzgar şiddetlendi ve ara ara kar yağıyordu. 4000
metrenin üzerinde olduğumuz için yağış olduğunda ya dolu ya
da kar şeklinde yağıyor. Ağrı Dağı’nda Temmuz ayında 3.000
metrede güneşten korunurken, zirveye yaklaştığınızda ağır kış
koşulları ortaya çıkabiliyor. Son iki saati buzul üzerinde olmak
üzere beş saatlik bir yürüyüşle zirveye vardık. Ağrı Dağı yüksek
irtifada, buzulda krampon kullanma ve emniyet alma gibi teknik dağcılık tecrübesine ihtiyaç duyulan bir zirve.
Z: Zirveye ulaştığınızda ne hissettiniz?
Zirveye vardığımızda soğuk ve şiddetli rüzgar nedeniyle ayakta durmakta zorlanıyorduk. Olumsuz hava koşulları nedeniyle
zirvede beş dakika kalabildik. Tüm kötü koşulların üstesinden
gelip zirvede Vestel bayrağını açarak fotoğraf çektirdiğim an
çok mutlu oldum. Ahmet Nazif Zorlu’nun “Çıkacaksan en yükseğe çık” sözünü yüksek sesle dile getirmek hatırladığım özel
anlardan biriydi.
Z: Doğa sporlarıyla uğraşmanın iş ve özel hayatınıza yansımaları nasıl?
Dağcılık ve doğa sporları sayesinde daha sağlıklı olduğumu
söyleyebilirim. Her iki kalp kapakçığımda da doğuştan sorun
var, ama ben dağlara çıkmayı sürdürüyorum. Dağlar insanları
mutlu eder. Doğadayken kentin keşmekeşinden uzak, enfes
manzaralar eşliğinde, sevdiğiniz insanlarla huzurlu ve keyifli
zaman geçirirsiniz. Tüm doğa sporlarında olduğu gibi dağcılıkta da iş hayatına dair olumlu kazanımlar elde edersiniz. Disiplin, ekip çalışması, zaman yönetimi, planlama, soğukkanlılıkla hareket etme gibi iş hayatının önemli unsurları dağlarda
yanınızdan eksik olmaz. Dağcılık, bir yolda güvenle ilerlemek,
birlikte hareket etmek, sorun çözebilmek, bir amaç varsa başarmak ya da yolculuğun kendisinden keyif alabilme sanatıdır.
Dağcılık ruhu, bana iş hayatımda da sorunların üstesinden gelebilme ve dayanışma anlamında çok şey katmıştır.
54 köşe yazısı/metin salt
Teknoloji modaya ışıltı katıyor
Teknolojinin modası olur da modanın teknolojisi olmaz mı? Türkiye sokaklarında örneklerini henüz çok fazla görmesek
de Avrupa, ABD ve tabii ki Japonya’da, baştan ayağa teknoloji giyen gençler sokaklarda boy gösteriyor. Özellikle
“LED içerikli giysilerin modası geçiyor” bile demek mümkün.
G
eçenlerde özel işlerim
için Amerika’ya gitmiştim.
Orlando’dayken
tropik fırtına Irene’in izin verdiği günler Universal Studios
parklarına da gittim. Bu parklarda genelde hatıralık eşyalar teknolojiden nasibini
alan cinsten olur. Amerika’da yaşarken bir
Las Vegas gezisinde çocuklarımın resimlerini
çektirmek yerine, lazer tarama ile üç boyutlu
yüz profillerini cam küpler içerisine koydurmuştum. Hala masamda resim çerçevesi yerine onları tutuyorum. Altı yıl öncesinde ilginç bir teknolojiydi. Bu
defa ise Universal Studio girişinde çevredeki sese duyarlı
ekolayzırlar ekranları ilgimi çekti. Aslında satış noktasındaki
kalabalığa bakılırsa herkesin ilgisini çekiyordu. Ortamda bir
müzik çaldığında ekolayzır değişik renklerde yükselen barları ile müziğe eşlik ediyordu. Ancak daha da ilginç olan bu
ekolayzır o kadar ince ve enerjisini kolaylıkla sağlayabiliyor
ki ekolayzır aslında bir tişörtün üzerine konulmuş. Ortamda
ses yok iken baktığınızda herhangi bir tişört gibi duruyor.
Müzikseverlerin kişisel ilgilerini giyimlerine yansıttığı bir tişört diyorsunuz ama ortamda müzik başlayınca sese duyarlı
bu tişört canlanıyor. Tişörtte olan tek figür ekolayzır ekranı
değil, ülkenizin bayrağından tutun da sevgililer günü kalplerine kadar her şey var. Elbette bu yeni bir buluş değil. Uzun zamandır az
enerji ile çalışan LED ışıkları hayatımızda yer
alıyor. Bazı restoranlarda garsonların isim
kartlarının ışıklı olduğunu hatta yakasına
taktığı kart üzerinde kayan yazı şeklinde
adının geçtiğini görmüşsünüzdür.
Teknolojinin modası
Genellikle teknolojinin modasının çabuk geçtiğinden
söz ederiz. Apple iPhone çıkardığından beri kimse normal telefon beğenmez oldu. Tabletler yavaş ama emin şekilde diz
üstü bilgisayarları piyasadan siliyor. Oysa moda söz konusu
olduğunda teknoloji yeni yeni gündeme gelmeye başladı. Teknolojik üretim yöntemleri ile ter kokusu yaratmayan tişörtlerden, ütü gerektirmeye gömleklerden veya leke tutmayan giysilerden bahsetmiyorum. Onlar zaten uzun süredir var. Şimdi
elektronik cisimleri giyim tarzımızın bir parçası yapmaya başladık. Abarttığımı düşündüğünüzü hissedebiliyorum. Peki “I
kissed the girl” adlı şarkısı ile kilise korosundan tam zamanlı
pop şarkıcılığına terfi eden Katy Perry’nin geçen yıl bir galada
giydiği gece kıyafetindeki LED paneller ile kırmızı halıda parladığını biliyor muydunuz?
Katy Perry’nin elbisesi kumaşın içine zarifçe yerleştirilmiş,
ince LED panellerden oluşuyordu. LED’lerin açma kapama
kontrolü yine elbisenin içindeydi.
Giyilebilen LED’ler
Aslında Katy’nin giydiği elbise, türünün ilk örneği değil. Cute
Circuit firmasının kurucuları Francesca Rosella ve Ryan Genz
bundan çok daha iddialı bir elektronik elbiseyi daha önce kırmızı halıya taşımıştı. Galaksi adlı bu elbise o kadar ilgi çekiyor
55
Giyilebilen parıltılı teknolojiler moda tasarımı ve uygulamalı bilim bölüm öğrencilerinin
doktora tezi olmaktan çıkıp kırmızı halı da halkın gözü önüne geldi.
ki sonunda Şikago’daki Bilim Ve Endüstri Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. Galaksi elbisesi 2 milimetre karelik LED
panellerden oluşuyor. Bu panellerden 24 bin tanesi bir araya
geldiğinde unutulmaz bir renk cümbüşü ortaya çıkıyor. Elbisede ışığı daha yumuşak dağıtmak için dört kat ipek şifon ile
onların üzerine işlenmiş 4 bin Swarovski kristali kullanılmış.
Tüm elbiseyi kaplayan bu LED paneller sadece bir iPod pili ile
yaklaşık bir saat çalışabilecek teknolojiye sahiptir. İlk bakışta
bu süre az gelebilir ama aslında kırmızı halıda çekimler yapılıp
içeriye girene kadar yetecek bir süre.
Galaksi’nin yaratıcısı Cute Circuits firmasının bir diğer
ürününü ise 2010 yılında Oslo’da yapılan Erovizyon Şarkı
Yarışması’nda Azerbaycan adına yarışan Safura final gecesinde giyildi. Safura’nın beşinci olarak oldukça başarılı bulunduğu bu yarışmada, ışıltılı sahne giysisi de Avrupa çapında tanıtım şansı buldu. İster üstümüzde taşıyalım ister cebimizde
konu teknoloji olduğunda üzün süren araştırma ve geliştirme
çalışmaları gerekiyor. Giyilebilen LED’ler konusunda önemli
çalışmalar yapan kuruluşlardan biri ünlü Alman Fraunhofer
Enstitüsü. Enstitü esnek elektronik materyal geliştirilmesi
için çalışıyor. Bu elektronik materyal yıkanabiliyor hatta ütülenebiliyor.
Fraunhofer araştırmacılarının kurduğu Strechable Circuit (Esnek Devreler) adlı şirket teknoloji ile tekstil tasarımı bir araya getiren projeler ortaya koyuyor. Şirketin hayata geçirdiği projelerden biri Utopia Projesi.
İşadamlarına yönelik bu projede Avusturyalı tasarımcı Wolfgang Langeder ile çalışarak bir takım elbise üretildi. Takım elbise içerisine konan bir cep
telefonu çaldığında arayan numarayı veya SMS geldiğinde mesajı elbise üzerinde gösterebiliyor.
Firmanın bir diğer projesinde lüks giyim sektörü
hedefleniyor. Moon Berlin adı verilen bir marka
yaratılmış. Elbiselerin içine yerleştirilmiş esnek
elektronikler ve LED’ler ile ışık ve gölgeler yaratılarak göz kamaştıran tasarımlar ortaya çıkarılmış.
2011 başında Berlin Moda Haftası’nda 23 parçalık
bir koleksiyon “Ben robot değilim” adı altında moda dünyasına sunulmuş ve yüksek beğeni toplanmış. Bu koleksiyonun
yaratıcısı Christian Bruns bir röportajında, teknolojinin önceki
aşamalarında LED’lerin çok kırılgan ve nazik olduğunu, tasarımcıyı çok kısıtladığı için elbiselerdeki aydınlatma kategorisinin gelişemediğini ancak yeni teknoloji ile bu
sorunların aşıldığını iletiyor. Bruns ışık ve gölgenin tekstilde kullanılmasının ilk başta insanlara
robotları hatırlattığını ancak tasarımların tam
bir zarafet içinde olduğunu vurgulamak için Berlin sergisinin adını “Ben robot değilim” koyduklarını açıklıyor. Resimlere bakıp siz karar verin.
Giyilebilen parıltılı teknolojiler moda tasarımı ve
uygulamalı bilim bölüm öğrencilerinin doktora
tezi olmaktan çıkıp kırmızı halı da halkın gözü
önüne geldi. Yakın zamanda bu teknolojinin
ucuzlaması ve daha dayanıklı hale gelmesiyle
sizin dolabınızda da yer alması bekleniyor. Kendinizi ışıldamaya şimdiden hazırlayın.
56 haber
İstanbul’da bale şöleni
Bale dünyasının süper starı Roberto Bolle, Zorlu Center’ın sponsorluğunda
“Roberto Bolle and Friends” gösterisiyle Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda
unutulmaz bir bale şöleni gerçekleştirdi.
D
ünyaca ünlü İtalyan bale sanatçısı Roberto Bolle, “Roberto Bolle and Friends” gösterisi için Türkiye’deydi.
20-21 Temmuz’da Zorlu Center’ın sponsorluğunda
Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen iki gösteri,
izleyenlerden yoğun ilgi gördü.
Gösterinin ardından Bolle onuruna, uluslararası konukların ve
cemiyet hayatından ünlü isimlerin katıldığı özel bir davet düzenlendi. Bolle’yi hiçbir gösterisinde yalnız bırakmayan ünlü
dostlarının yanı sıra Feryal-Kemal Gülman, Elif Dürüst, Siren
Ertan, Demet Sabancı ve Cengiz Çetindoğan, Bettina Macler,
Alasdair Dundas, Nevbahar-Ali Koç, Ece Sükan, Esra Oflaz,
Meltem Cumbul, Hande Ataizi, Alara Koçibey, Carolin Koç,
Aslı Tümen, Esra Dinçkök, Yağmur Ünal, Melisa Eliyeşil, Ender
Mermerci, Burçak Sayılgan, Burcu Hanif, Zeynep-Selin Fadıllıoğlu, İlker İnanoğlu, Yasemin Kozanoğlu, Olgun-Berrin Zorlu,
Emre-Zeynep Zorlu, Selen Zorlu Melik, Bakır Melik gibi iş ve
cemiyet dünyasının tanınmış isimleri İzzet Çapa’nın sahibi olduğu Nahide’de gerçekleştirilen davette bir araya geldi.
Ömer Karacan’ın inisiyatifiyle gerçekleştirilen Gala
Gecesi’nin gelirinin bir bölümü, temel ve sosyal haklardan
yoksun çocukların ruh sağlıklarını koruma altına alan “Açık
Kapı”ya bağışlandı.
57
Türk çocuklarına el uzattı
Açılacağı 2012’nin son çeyreği itibariyle Londra ve Broadway gibi merkezlerde sahnelenen dünyaca ünlü eserleri
Türk sanatseverlerle buluşturacak olan Performans Sanatları Merkezi’ne sahip Zorlu Center’ın ana sponsorluğunda düzenlenen gösterilerin en ilginç yanı Bolle’nin Türk çocuklara
destek vermek için programını değiştirip İstanbul’a gelmesi
oldu. İstanbul’daki gösterinin ertesinde Roma’da 20 bin kişilik izleyici kitlesine dans edecek olan süper star, İstanbul’daki
hayranlarıyla buluşmak için programını değiştirmişti. Bolle, 21
Temmuz’da bir kez daha İstanbullu sanatseverle Harbiye Açık
Hava Tiyatrosu’nda bir araya geldi.
14 yaşındayken keşfedildi
Roberto Bolle
Dünyaca ünlü bale sanatçısı Rudolf Nureyev tarafından 14 yaşındayken keşfedilen Bolle, şimdilerde La Scala Tiyatrosu’nda
baş konuk sanatçı ve New York Amerikan Bale Tiyatrosu’nda
baş dansçı olarak sahne alıyor. Dünyanın en prestijli bale topluluklarının gösterilerinde klasik ve modern rollerde performans
sergileyen Bolle, daha önce Kraliçe II. Elizabeth, Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin ve Papa II. John Paul gibi isimlerin şerefine de dans etti. 1999 yılında UNICEF tarafından “İyi Niyet Elçisi” olarak atanan Bolle, 2009 yılında Davos Dünya Ekonomik
Forumu’nda “Genç Global Lider” ödülü için aday gösterildi.
Roberto Bolle gösteri öncesi bir dizi röportaj vermek için, Zorlu Center satış ofisinde gazetecilerle bir araya geldi.
58 haber
Emagaza.linens.com.tr açıldı
Linens tüketicileri, Haziran 2011 itibariyle emagaza.linens.com.tr adresinden online olarak alışveriş yapmaya başladı.
Tüketiciler, siteye ücretsiz üye olarak Linens ürünlerini gönül rahatlığıyla satın alıyor.
L
inens ürünlerini online almak isteyen müşterilere, Haziran 2011’den bu yana emagaza.
linens.com.tr adresi hizmet veriyor. Siteye
ücretsiz kayıt yaptırdıktan sonra istenilen ürünler
alışveriş sepetine eklenerek, kredi kartı ya da havale yoluyla ödeme yapılabiliyor. Ürünler belirtilen
adreslere ücretsiz olarak teslim ediliyor. Emagaza.
linens.com.tr’nin hedef kitlesini 25-55 yaş arası kadınlar oluşturuyor. Site kullanıcılarının genel profili
ise Türkiye çapında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa,
Adana, Antalya, Samsun, Kayseri, Trabzon, İzmit,
Konya, Diyarbakır, Erzurum, Van, Çorlu, Balıkesir,
Muğla, Gaziantep, Manisa, Gebze, Adapazarı, Eskişehir, Aydın gibi çeşitli illerden dağılım gösteriyor.
Sitede Linens markalı yatak odası, banyo, bebek,
zücaciye ve aksesuvar grubu ürünlerin yanı sıra
Valeron ve Pierre Cardin ürünleri de satışa sunuluyor. Siteden
aynı zamanda Taç Kart başvurusu yapılabiliyor ve kart gönderimi yine ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Taç Kart müşterileri, kampanya, uygulama ve promosyonlar konusunda e-bülten
ve SMS’lerle düzenli olarak haberdar ediliyor.
Emagaza.linens.com.tr’nin bilinirliği artıyor
Linens mağazalarında geçerli olan kampanya, indirim ve uygulamalar emagaza.linens.com.tr’de de uygulanıyor. Sitede
kurumsal çalışanlara özel indirimler sunulmasının
yanı sıra kişiye özel indirimler ve kupon çalışmalarının da yapılması planlanıyor. Hazırlıkları sürdürülen bir diğer sistemle de Taç Kart sahipleri
hediye puan kazanıp bir sonraki alışverişlerinde
hediye puanlarını kullanabiliyorlar. Özel fiyatlı ve
kampanyalı ürünler dışında, vadeli alışverişlerde
yüzde 5, peşin alışverişlerde yüzde 10 hediye puan
kazanabiliyorlar.
Emagaza.linens.com.tr’nin bilinirliğini artırmak
için Google adwords’de banner çalışmaları ile
duyuru yapılıyor. Çeşitli periyodlarda müşterilere gönderilen e-bültenlerle de sitedeki yenilikler,
kampanya ve uygulamalar konusunda bilgilendirme yapılıyor. Site, Türkiye’de 128 bit SSL sertifikası ile Global Sign tarafından kredi kartı hırsızlığı ve
sahtekarlığa karşı korunuyor. Sitede ürün değişimi de kolaylıkla yapılabiliyor. Tüketiciler, iade etmek istedikleri ürünü (tahrip
edilmemiş, ambalajı zarar görmemiş) faturası ve iade nedenini
içeren bir dilekçeyle birlikte Linens’e ulaştırabiliyorlar.
Ayrıca 0800 219 01 08 numaralı Linens ücretsiz tüketici danışma hattından, müşteri çağrı merkezini arayarak ya da
[email protected] müşteri şikayet hattına e-posta göndererek gerekli yardımı alabiliyorlar.
59
10 il, 10 yuva, 10 huzurevi Taç’landı
Ev tekstil sektörünün lider markası Taç’ın gerçekleştirdiği “10 İlde 10 Çocuk Yuvası-10 Huzurevi” adlı proje kapsamında,
2010-2011 döneminde de 10 ilde huzurevleri ve çocuk yuvalarının nevresim, perde, havlu gibi ihtiyaçları karşılandı.
E
v tekstil sektörünün lider markası Taç’ın, Mehmet Zorlu
Vakfı’nın desteğiyle 2009’dan bu yana gerçekleştirdiği
“10 İlde 10 Çocuk Yuvası-10 Huzurevi” adlı örnek sosyal sorumluluk projesi kapsamında, bu kurumlardaki sevgi ve
ilgiye ihtiyaç duyan çocuklar ve yaşlılar konusuna ilgi çekilmesi ve duyarlılığın artırılması amaçlanıyor. Proje kapsamında,
daha önceki yıllarda olduğu gibi 2010-2011 döneminde Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ile birlikte seçilen Konya, Sivas, Edirne, Malatya, Hatay, Kahramanmaraş,
Samsun, Ordu, Afyon, Diyarbakır ve İstanbul’da yer alan bir
huzurevi ve bir çocuk yuvasının nevresim, perde, havlu gibi
ihtiyaçlarını karşıladı.
Çocuk yuvaları
Konya Çocuk Yuvası (0-12), Sivas Çocuk Yuvası (7-12), Edirne
Çocuk Sitesi (0-12), Hatay Çocuk Yuvası (0-12), Kahramanmaraş Çocuk Yuvası (0-12), Samsun S. Yançatoral Çocuk Yuvası,
(0-12), Ordu Çocuk Yuvası (7-12), Afyon Çocuk Yuvası (0-6),
Diyarbakır Çocuk Yuvası ve Kız Yetiştirme Yurdu (0-6), Diyarbakır Yenişehir Yuvası (7-12)
Huzurevleri
Konya Dr. İsmail Işık Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon
Merkezi, Konya Akşehir Nasreddin Hoca Huzurevi, SHÇEK
Sivas Belediyesi İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Huzurevi, Edirne Huzurevi, Malatya Huzurevi, Hatay Huzurevi Yaşlı
Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Kahramanmaraş Huzurevi
Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Samsun Huzurevi Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Ordu Ahmet Cemal Mağden
Huzurevi, Afyonkarahisar Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi
60 haber
Zorlu Tekstil’den 48 bin fidan
Zorlu Tekstil Grubu’na ait, 24 bin fidanın dikimiyle bu yıl ikincisi gerçekleştirilen “Ülkem İçin Ormanı” ağaçlandırma
projesinin Mayıs 2012’de tamamlanması planlanıyor. Böylece proje dahilinde dikilen fidan sayısı 48 bine ulaşacak.
T
opraklarının büyük bir kısmı çölleşme ve erozyon tehdidi altında bulunan ülkemizde, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmaları büyük önem taşıyor.
Mehmet Zorlu Vakfı’nın da desteği ile 2010 yılında temeli atılan “Zorlu Tekstil Ormanı” projesi bu yıl Kasım ayında başlanacak ağaçlandırma çalışmalarıyla büyümeye devam ediyor.
Bu bilinçle hareket eden Zorlu Tekstil Grubu, gelecek nesillere yeşil bir dünya bırakmak ve doğayla iç içe bir yaşama katkı sağlamak amacıyla fabrikalarının bulunduğu bölgelerde
ağaçlandırma çalışmalarını sürdürüyor.
Zorlu Tekstil fabrikasının faaliyet gösterdiği Lüleburgaz bölgesinde, merkez ilçe Deveçatı ve Lüleburgaz ilçesi Çeşmekolu
köylerinde 24 bin sedir ve karaçam fidanlarının dikiminin ardından Lüleburgaz Osmancık mevkiindeki 15 hektarlık alan-
da 24 bin sedir ve karaçam dikimi için hazırlıklar yapılıyor.
Zorlu Tekstil Grubu, Lüleburgaz fabrikasının CO2 salınımına
karşılık geliştirdiği, çevreye duyarlı ve çevre dostu tutumu ile
sosyal sorumluk bilincini geliştirmeye ve doğanın korunmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.
Mehmet Zorlu Vakfı’nın diğer faaliyetleri için www.mzv.org.tr
adresini ziyaret edebilirsiniz.
61
Valeron Paris’te yine göz doldurdu
9-13 Eylül tarihleri arasında ev tekstil sektörünün en önemli fuarlarından biri olarak kabul edilen Maison&Objet’ye
Zorlu Tekstil Grubu bir kez daha Valeron ile katıldı. Farklı ve kaliteli tasarımlarıyla dikkat çeken Valeron, özel
koleksiyonlarını tüketicilerle buluşturdu.
Y
aşadığımız çağda, değişen koşullarımızla beraber
kendimizi ifade etme biçimimiz de değişti. Bir tüketici
olarak, kişiliğimizi, hayat tarzımızı ve beğenilerimizi tasarımla dışa vuruyoruz. Ürünlerin kalitesi, markası veya fiyatı
ne olursa olsun estetik açıdan bakış açımıza uymuyorsa, bizi
yeterince ifade etmediğini düşünüyorsak o ürünü almıyoruz.
Ürün tercihinde tasarımın öneminin bu denli artması piyasadaki rekabeti de farklı bir noktaya taşıdı. Modadan teknolojiye, otomotiv sanayisinden beyaz eşyaya kadar birçok alanda
şirketler tasarımlarını yarıştırıyor. Özgün, yenilikçi, ilerici tasarımlar markaların her zaman bir adım daha öne çıkmasını
sağlıyor.
Tasarım gücünün ön plana çıktığı alanlardan biri de ev tekstili. Tekstil dünyasında onlarca markanın içinden sıyrılmak
ve tüketicide bir değer oluşturmak için firmaların işin estetik
yönüne olan ilgisi de artıyor. Düzenlenen tasarım fuarlarında
markalar açtıkları standlarla tasarımlarını tüketicileriyle buluşturuyor.
Tasarım dünyasının en değerli fuarı
Fransa’nın romantik şehri Paris’te her yıl düzenlenen
Maison&Objet, tasarım dünyasının en gözde fuarlarından biri.
Birçok ünlü tasarımcı, firma ve markalar her yıl düzenlenen bu
fuarda, tüketicileriyle bir araya gelmeyi bekliyor. Dünyanın
ilgisini üzerine çeken fuar, ev tekstili sektörü için de ayrı bir
öneme sahip. Bu yıl ikinci defa kapılarını açan ve 9-13 Eylül
tarihleri arasında dünyanın ünlü markalarıyla tasarımcılarını
ağırlayan Maison&Objet’te, sonbahar kış 2011-2012 koleksiyonları görücüye çıktı. Dekorasyon, ev ve ofis tasarımı, mobilya, el sanatları ürünleri, hediyelik ve hatıra eşyaları, mutfak
ve banyo aksesuarlarının sergilendiği fuara her yıl olduğu gibi
Zorlu Tekstil Grubu Valeron markasıyla katıldı.
kendini kabul ettiren Valeron, sade ve şıklığı esas alan tasarımlarıyla, lüksü ulaşılabilir bir kavram haline dönüştürdü.
Nevresim takımları, bornozlar, havlular ve perde çeşitlerine
kadar A’dan Z’ye ev tekstiline dair bütün ürünleri çok özel
koleksiyonlarıyla piyasaya sunuyor.
2005 yılında ev tekstili dünyasına girdiğinden beri sektöre
yenilikçi ve özgün bir soluk getiren Valeron, sadeliği ve şıklığı harmanladığı koleksiyonlarıyla fuar alanındaki 2. Salon,
A10-B9 standında tüketicilerle bir araya geldi.
Valeron, kullandığı renkler, malzemeler ve desenlerle değişik stiller yaratıyor. Koleksiyonlarında modern ve klasik tarzı
sentezleyerek kaliteli, stil sahibi ve yenilikçi tasarımlara imza
atıyor. Toprak tonlarıyla sade ve zarif bir şıklığın hakim olduğu Valeron, göz kamaştırıcı, ışıltılı tasarımlara da yer veriyor.
Canlı renkleri ve dinamik desenlerinin yanı sıra altın rengin
kullanıldığı, dantel ve güpür işlemelerinin de bulunduğu ürünleriyle her zevke göre farklı seçenekler sunuyor. Kalitesiyle
dikkat çeken Valeron tasarımları, ev tekstilindeki diğer rakiplerinden ayrılmayı başarıyor.
Sade şıklığın adresi
Zorlu Tekstil Grubu’nun seçkin markalarından biri olan Valeron, kendini Avrupa ev tekstili pazarına tanıttıktan sonra
başta Avrupa, Rusya ve Çin olmak üzere dünya çapında 50’ye
yakın ülkede tüketicileriyle buluşuyor. Uluslararası arenada
62 koleksiyon
Linens koleksiyonu yine büyülüyor
Linens’in 2011-2012 Koleksiyonu yine ev modasına yön veriyor. Koleksiyonda sonbaharın romantik esintilerini,
şehrin enerjisini, modern yaşamın konforunu ve dünyadaki birçok kültürü görmek mümkün.
E
stetikle deneyimin buluştuğu Linens’in yeni koleksiyonunda yatak örtüleri, nevresim takımları, perde ve
döşemelikler, mutfak tekstili, dekoratif aksesuarlar,
havlu-bornoz setleri ve bebek ürünlerinden oluşan birçok ürün
etkileyici ve güçlü tasarımlarıyla dikkatleri üzerine çekiyor.
Linens 2011-2012 Koleksiyonu Private Club, Woodland Melody,
Arty Shadow ve Modern Serenity olmak üzere toplam dört temadan oluşuyor ve müşterilerine zengin alternatifler sunuyor.
Sonbaharın romantik esintilerini evinde hissetmek isteyenler,
aradıklarını Linens 2011-2012 Koleksiyonu’nda bulacaklar.
Private Club
Bu tema, modern ve şehirli rustik ile sofistike detayların zekice birleşimini ürünlerinde taşıyor. Şehrin dinamizmini ve şıklığı anlatan temada, kahve, siyah zemin tonları üzerinde mavi,
mor, kırmızı ve pembe tonları hakim. Private Club, çiçekli ve
patchwork ile çizgili ve baskılı motiflerin karışımını içeriyor. Temada pamuk, tweed, flanel, shetland, kadife, saten, tafta gibi
yumuşak ve mat dokular kullanılıyor.
Woodland Melody
Woodland Melody, sonbaharın hüzünlü ve bir o kadar romantik
havasını evinizde estirecek. Kahve, haki, gri gibi sonbahar ışık-
larını yansıtan natürel renklerin hakim olduğu temada, doğallık
şehir hayatıyla buluşuyor. Dore ve yıldız ışıltılarıyla zenginleştirilen Woodland Melody’de ahşap, pamuk, yün, deri gibi doğal
materyaller ön planda.
Arty Shadow
Evinizde oturduğunuz yerden dünya seyahatine çıkmak istiyorsanız, Arty Shadow tam size göre. Ahşap, deri, taş, seramik,
metal, patchwork ve suluboya desenleriyle tema, maskülen ve
zengin bir his bırakıyor. Çelik mavisi, denizci mavisi, gece mavisi, kobalt mavi, indigo, petrol mavisi ve turkuaz gibi mavinin en
güzel tonlarına, kahverengi, çikolata kahvesi, capuccino ve süt
rengi tonları gibi içinizi ısıtan sıcak renkler eşlik ediyor.
Modern Serenity
Pembenin tonlarına çelik grisi gibi sert hatlı tonların eşlik ettiği
Modern Serenity’de, feminen, sofistike, hassas ve romantik bir
tarz yansıtılıyor. Estetik ve mimarileşmiş bir doğa etkisinin öne
çıktığı temada, deri, kadife, kürk, yün, seramik, porselen, beyazlatılmış ahşap, cam ve metal materyaller ağırlıklı olarak kullanılıyor. Organik, yuvarlak ve spiral formları doğadaki haliyle
bizimle buluşturan Modern Serenity’de mermer grisi, çelik grisi,
vizon, pudra, kum rengi ve taş rengi gibi keskin renklerle kırmızı, bordo, fuşya, narçiçeği ve canlı pembe gibi tonlar buluşuyor.
63
Linens 2011-2012 Koleksiyonu
Private Club, Woodland Melody,
Arty Shadow ve Modern Serenity
olmak üzere toplam dört temadan
oluşuyor ve müşterilerine zengin
alternatifler sunuyor.
64 haber
Gaziantep GAZDAŞ’tan kampanya
GAZDAŞ, doğal gaz kullanımını yaygınlaştırmak için yeni bir kampanya başlattı. Kampanya kapsamında 3 Ağustos-31
Ekim tarihleri arasında aboneliğini yaptıran ya da tesisat dönüşümünü gerçekleştirerek sözleşme imzalayan aboneler,
sürpriz hediyeler kazanacak.
Z
orlu Enerji Grubu’nun sinerjisiyle kaliteli, sürekli, güvenilir ve müşteri odaklı doğal gaz dağıtım hizmeti veren
GAZDAŞ, doğal gaz kullanımını yaygınlaştırmak için
yeni bir kampanya sunuyor. Kampanya kapsamında 3 Ağustos-31 Ekim tarihleri arasında aboneliğini yaptıran ya da tesisat dönüşümünü gerçekleştirerek sözleşme imzalayan aboneler, her ay yapılacak çekilişlerle LCD televizyon, doğal gaz
sobası ve kombi kazanma şansı yakalayacaklar.
GAZDAŞ Gaziantep Bölge Müdürü Muzaffer Yalçın, Ağustos
ayında doğal gaz aboneliğini yaptıran ya da tesisat dönüşümünü gerçekleştirerek sözleşme imzalayan abonelerin, çok
sayıda hediye kazanma imkanı olduğunu söyleyerek şu bilgileri aktardı: “Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İşadamları
Derneği (DOSİDER) ve Doğal Gaz Soba Üreticileri’nin de katkılarıyla gerçekleştirdiğimiz kampanyaya katılanlar, 100’den
fazla hediye için yapılacak çekilişte Airfel, Alarko-Carrier,
Ariston, Baymak, Bosch, Demirdöküm, ECA, Ferroli, İmmergas, Termodinamik, Vaillant, Viessmann marka kombiler ve
Hoşseven, Gilan, Silver, Şule marka doğal gaz sobalarının yanı
sıra Regal marka LCD televizyonlardan birini kazanma şansına
sahip olacaklar.”
Kampanya kapsamında 8 Eylül, 11 Ekim ve 15 Kasım tarihlerinde olmak üzere noter huzurunda üç ayrı çekiliş gerçekleştirilecek. Çekilişe katılarak hediye kazananlar, yerel gazetelerde ilan edilecek. Her abonelik ya da sözleşme işleminin ilgili
aya ait bir çekiliş şansı sağlayacağı kampanyada, işlemlerini
erken yaptıranların, sonraki aylara göre daha fazla kazanma
şansı olacak.
Doğal gaza geçmek çok kolay
Muzaffer Yalçın, doğal gaz kullanmak için tesisat dönüşümü
yaptırmak isteyenler için 36 aya kadar vadeli taksit olanağı
bulunduğunu söyledi. Yalçın, talep edilmesi durumunda, GAZDAŞ yetkililerinin apartman toplantıları düzenleyerek işlemler
ve kampanyalarla ilgili bilgi verdiklerini de sözlerine ekledi.
Muzaffer Yalçın
65
Türkiye’nin ilk kuş izleme radarı
Zorlu Enerji Grubu doğal hayatın korunması konusundaki duyarlılığı ve yenilikçi iş anlayışıyla, Gökçedağ Rüzgar
Santrali’ne Türkiye’nin ilk kuş izleme radarını kurdu. Amaç, hem kuşları hem de türbinleri korumak...
G
ökçedağ Rüzgar Santrali’nde iki yıl boyunca sürdürülen kuş araştırmaları ve yayınlanan raporlar, santralin kuş göç yollarından en az 50 kilometre uzakta
olduğunu ve kuşların türbinler nedeniyle zarar görmediğini
ortaya koymuştu. Ancak Zorlu Enerji Grubu, doğal hayatın
korunması konusundaki duyarlılığı ve yenilikçi iş anlayışıyla, ülkemizde önemli bir ilke daha imza attı. Gökçedağ Rüzgar Santrali’ne Türkiye’nin ilk kuş izleme radarını kurdu.
Amerikalı Detect firmasının geliştirdiği Merlin Radar Sistemi,
santral yakınındaki olası kuş hareketleri sırasında kuşların
kanatlara çarparak ölmesini ve türbin kanatlarının hasar görmesini engellemeyi amaçlıyor. Sistem; rüzgar santrallerine
yaklaşan kuş veya kuş sürülerini tespit ederek, monitörden
gerçek zamanlı olarak izleyebiliyor, operasyonel olarak türbinler kuş geçişi esnasında kısa süre için durdurabiliyor ya da
LRAD (Long Range Acoustic Device) sistemi ile kuşların uçuş
istikametini değiştirebiliyor. LRAD sistemi, yüzlerce metreye
ulaşabilen ses dalgalarıyla uyarıcı sinyaller göndererek kuşların yön değiştirmesini sağlıyor. Kurulumu yapılan Merlin
Radar Sistemi, deneme ve gözlem çalışmalarının ardından
uygun yerin seçilmesiyle en geç 2012 yılı ilkbaharında aktif
olarak çalışmaya başlayacak.
66 haber
Enerji elçileri artıyor
Zorlu Enerji Grubu’nun “Enerjimiz Çocuklar İçin” projesi kapsamında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ile
bu yıl da sürdürdüğü yaz eğitimleri ile 3 bin 300 yeni enerji elçisi yetişecek.
Z
orlu Enerji ve TEGV işbirliği ile vakfın Afyon, Ankara,
Antalya, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul,
İzmir, Samsun, Şanlıurfa ve Van’da bulunan 12 eğitim
parkında gerçekleştirilecek eğitimle bu yıl 1.800 çocuğa ulaşmayı hedefliyor. Böylece iki yıl içinde enerji elçisi olan çocukların sayısı 3 bin 300’e yükselecek.
TEGV’in İstanbul’daki Sema-Aydın Doğan Eğitim Parkı’nda
düzenlediği ilk eğitime katılan çocuklar, Zorlu Enerji’nin sevimli maskotu Yeşil Ejderha ile birlikte çeşitli oyunlar oynayarak hem eğlendi hem de enerji konusunda bilgilendiler. Eği-
timde enerjinin günlük hayatımızdaki yeri, yenilenebilir enerji
kaynakları ve enerji tasarrufunun önemi, çocuklara interaktif
ve eğlenceli bir dille anlatıldı.
Eğitimin ardından bir de atölye çalışması düzenlendi. Burada
çocuklar, aileleri ve arkadaşlarının dikkatini enerji tasarrufu
konusuna çekmek amacıyla çeşitli objeler tasarladılar. Tüm
bu çalışmaların sonunda Yeşil Ejderha, çocukları “Enerji Biriktirme Takımı”na üye yaptı. Görev rozetlerini takan çocuklar
özel malzemelerin yer aldığı görev kutusunu alarak arkadaşlarında ve ailelerinde enerji tasarrufu bilincini yaygınlaştır-
mak için çalışmaya söz verdi. Etkinlik kapsamında çocuklar,
Zorlu Enerji Grubu’nun “Her Nefes Bir Enerji” projesine de katıldılar. Böylece, sese duyarlı internet sitesi www.hernefesbirenerji.com üzerinden nefes vererek ihtiyacı olan okullardaki
arkadaşlarına elektrik yardımı sağlamaya katkıda bulundular.
Hedef 2011 sonunda 60 bin çocuğa ulaşmak
Zorlu Enerji Grubu’nun Mart 2010’da hayata geçirdiği “Enerjimiz Çocuklar İçin” projesi bir yıl içinde 45 bin çocuğa ulaştı.
6-12 yaş ilköğretim öğrencilerini hedef alan proje çocuklarda, enerji kaynakları, yenilenebilir enerjinin önemi ve ener-
67
jinin tasarruflu kullanımı konularında farkındalık yaratmayı
hedefliyor.
Zorlu Enerji Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Şebnem Erverdi, bu önemli projenin Zorlu Enerji Grubu’nun sürdürülebilirlik, çevreyi korumak ve sosyo-ekonomik hayata değer katmak
gibi bakış açılarını temel alan iş anlayışını yansıttığını dile getirdi.
Zorlu Enerji Grubu’nun enerji sektörüne ve Türkiye’ye doğru
katkılar yapmayı ilke edindiğini belirten Erverdi, “Enerjimiz
Çocuklar İçin” projesi ile 2011 yılı sonuna kadar 60 bin çocuğa
ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Erverdi, çevreye ve yaşadığı dünyaya duyarlı genç nesillerin yetişmesinde enerji sektörü oyuncularına büyük sorumluk düştüğüne dikkat çekti.
TEGV Eğitim ve Gönüllü Departmanı Proje Sorumlusu İşlev
Sevgül ise Zorlu Enerji Grubu ile yürütülen işbirliğinin, yenilenebilir enerjinin gelişimi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının
kullanımının yaygınlaşması açısından büyük önem taşıdığını
vurguladı. Sevgül, “Fosil yakıtlar ve nükleer teknolojinin çevre üzerinde yarattığı etkiler göz önünde bulundurulduğunda,
yenilenebilir enerji kaynaklarını tanıyarak büyüyen çocukların yetişmesi son derece önemli” dedi.
Türkiye’nin dört bir yanında Enerjimiz Çocuklar İçin
Zorlu Enerji Grubu, “Enerjimiz Çocuklar İçin” eğitimlerini, bugüne kadar grubun yatırımlarının bulunduğu Osmaniye, Denizli, Rize, Erzincan, Kars, Gaziantep ve Tekirdağ’da bulunan
ilköğretim okulları ile TEGV’in eğitim parklarında ve LÖSEV’in
Ankara’da bulunan Lösemili Çocuklar Köyü’nde düzenledi.
Enerji eğitimleri ayrıca Zorlu Enerji Grubu çatısı altında toplanan tüm şirketlerin çalışanlarının çocuklarına da ulaştı.
68 köşe yazısı/Ayşegül Güngör
Minerva Eğitim Teknolojileri A.Ş. Genel Müdürü
[email protected]
İçimizdeki sesi dinlemek
Nereye varmak istediğimiz, nasıl bir hayat yaşamak istediğimizle doğru orantılı. Hedefimize ulaşmak için en önemli
ve en öncelikli konu şu an bulunduğumuz yerin farkında olmak. Bunun da yolu yaşadığımız hayata sahip çıkmak,
güçlü ve zayıf yönlerimizi doğru analiz etmek…
Ç
ocukluğum Serencebey Yokuşu’nun tepesinde geçti.
İlkokula Çırağan Caddesi’ndeki Barbaros İlkokulu’nda
başladım. Her sabah Serencebey Yokuşu’nu büyük
bir neşe ile koşarak iniyor, her akşam o yokuşu yorgunluk ve
bıkkınlık ile çıkıyordum. Yokuşun üzerine üç kat merdiven de
çıkınca eve vardığımda yorgun oluyor ve hiçbir şey yapmak
istemiyordum. Bazı günler dedem beni okuldan alır ve yokuşu birlikte çıkardık. Bu anlar en mutlu olduğum zamanlardı.
Çünkü dedem elimdeki yükü alırdı. Sırtımda yük olmayınca o
yokuşu dedemle birlikte konuşarak çıkınca eve nasıl gittiğimi
anlamazdım.
Bir gün bana “Bak seninle bir oyun oynayalım. Ben yaşlı bir
insanım aynı senin gibi ben de bu yokuşu çıkarken yoruluyorum ve ara sıra mola vermem gerekiyor. Bu molalarda geriye
bakarak ne kadar yol aldığımı görüyorum, sonra ileriye bakıyorum ve ulaştığım yeri görmek beni mutlu ediyor. Sen de bu
şekilde yapabilirsin. Arada mola ver, elindeki çantanı bırak ve
dinlendiğine emin olduğunda eline al ve ileriye doğru yürü.
Daha az yorulduğunu hissedecek ve eve daha kısa sürede
ulaştığını göreceksin” dedi. Ertesi gün bu yöntemi denedim,
yorulduğum an sırtımdaki çantayı bırakıp geriye baktığımda
uzun bir yol aldığımı gördüm. Bir anda önümdeki yol kısalmış
gibi geldi bana ve mola vermek istemedim. Eve hemen hemen aynı saatte varmış ve her zamanki gibi yorulmamıştım.
Eve geldiğimde dedem bendeki değişikliği görünce gülümsedi
ve hayatım boyunca bana yol gösteren, motivasyonum düştüğünde beni ayağa kaldıran ve içimdeki girişimci ruhu ortaya
çıkaran şeyleri söyledi. “Nereye gideceğini bilmen için önce
nerede durduğuna bakman lazım. Hayatta da aynı bu yol gibi
birçok yokuş var. İnişler hızlı olur ve nasıl indiğini anlamazsın
bile ama yokuşu çıkarken dikkatli ol. Enerjini iyi kullan ki yolun yarısında pes etme. Her yokuşun tepesine çıktığında bir
bak aşağıya hangi yoldan geldiğini gör ve sonraki yokuş için
hazırlan. Daha kısa bir yol var mı bak.” Ben bu sözleri hiç unutmadım ve sizlerle paylaşmak istedim. Daha sonraki günlerde
bu yöntemle çantamın ağırlığını hissetmemiştim bile.
Öncelikle nereye varmak istediğimizi bilmemiz gerekiyor. Eğer
hedefimiz belli değilse ona ulaşmak da imkansız hale geliyor.
Nereye varmak istediğimiz, nasıl bir hayat yaşamak istediğimizle doğru orantılı. Hedefimize ulaşmak için en önemli ve en
öncelikli konu şu an bulunduğumuz yerin farkında olmak. Bunun da yolu yaşadığımız hayata sahip çıkmak, kendimize karşı
dürüst olmak, güçlü ve zayıf yönlerimizi doğru analiz etmek.
Zayıf yönlerimize odaklanmamak, güçlü yönlerimizi daha güçlü hale getirmek. Bu analizi yaptıktan sonra harekete geçmek
gerekiyor. Hedefe ulaşmak için neler yapılması gerektiğini
belirlemek, seçenekleri geliştirmek ve yola çıkmak gerek. Bu
yol bazen uzun olabiliyor ve bizi yorabiliyor. Yorgunluğun üstesinden gelmek için bazen mola almak ve durup dinlenmek
gerekiyor.
Herkes kendi hayatının lideridir
Bu mola sırasında da boş durmamak önemli. Bu dönemi hedeflerimize ulaşmak için bir fırsat olarak görmeliyiz. Herkes
istediği şeyi elde edebilir ve herkes kendi hayatının lideridir.
Kendi hayatımızın lideri olabilmek için bir iç girişimci olmalı ve
kendi kendimizi keşfetmeliyiz. Hepimiz kendi geleceğimizi ya-
ratıyoruz ve kendi seçimlerimizi yaşıyoruz. Her gün kendimizin
sahip olamadıkları için başkalarını suçluyorsak, hayatımızda
“Her zaman ben doğruyum, diğerleri yanlış” diyorsak kendimiz dışında kalan herkesi yargılar hale geliriz. Her zaman yaptığınız şeyi yaparsanız, her zaman aldığınız sonucu alırsınız.
Yanlış veya doğru diye bir şey yoktur. Sadece sizi hayallerinize
yaklaştıran ve uzaklaştıran şeyler vardır.
İş hayatında başarılı olmak için önce kendimize soru sorma
tarzımızı değiştirmeliyiz. “Neden her zaman başarısız oluyorum?” diye sorarsak, bilinçaltımız bize başarısız olma nedenlerimizi sayacaktır. Oysa bu soruyu “Şu an başarısızım ama
nasıl ilerleyebilirim? Bu durumun altından nasıl kalkabilirim?”
diye sorarsak cevabı da birlikte gelir. Başımıza neler geldiğini
düşünerek değil başımıza gelenlerle bizim neler yapmak istediğimizin yanıtını bulmamız gerekir. Başarı için hayat boyu
fırsat radarını açık tutmak gerekiyor. Beyinlerinde fırsat radarı
olduğunu bilen insanlar, fırsatların her zaman hediye paketi
içinde gelmediğini bilirler. Fırsatlar daha çok problem veya
başkalarının göz ardı ettiği bir fikir paketi içinde gelir. Önemli
olan bu paketin içindeki hediyeyi görmektir. Hediyeyi görebilmek içinse bakış açısını değiştirmek gerekir.
Britanya’daki Hertfodshire Üniversitesi’nden Richard Wiseman şans konusunu araştırmış ve şanslı insanları başkalarından farklı kılan ortak özelliklerin olduğunu bulmuş. İlk olarak,
şanslı insanlar yollarına çıkan şanslı olaylardan yararlanıyorlarmış. Hayatı belli bir rota ile sürdürmek yerine çevrelerinde
olan bitene dikkat ediyor ve ortaya çıkan her durumdan çok
daha fazla yarar sağlıyorlarmış. Yeni fırsatlara daima açık ve
69
Ayşegül Güngör kimdir?
1989’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Ekonometri
Bölümü’nden lisans derecesi, 1991’de aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Ekonometri Bölümü’nden yüksek lisans
derecesi almaya hak kazandı. İş yaşamına, Türk Ekonomi
Bankası’nda Dealer olarak başladı. 1991-1995 yılları arasında Credit Lyonnais S.A. İstanbul Şubesi Hazine Bölümü’nde;
1995-1997 yılları arasında Demirbank A.Ş.’de Yatırım Bankacılığı Bölümü’nde Yönetmen ve Portföy Yönetimi Müdürü; 1997-2000 yıllarında ise Demir Yatırım Menkul Değerler
A.Ş.’de Para ve Sermaye Piyasalarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı pozisyonlarında görev aldı. Bu görevlerinin
dışında 1995’te Marmara Üniversitesi Çağdaş Bilimler Vakfı,
Çağdaş İşletmecilik Sertifika Programı’nda hazine ve sermaye piyasaları konusunda dersler verdi. 2001’den bu yana da
bu fırsatları başkalarına göre görme ihtimalleri daha güçlüymüş. Yabancı bir konuda kitap okumayı, bilmedikleri bir yere
seyahat etmeyi ve kendilerinden farklı insanlarla iletişim içinde olmayı seviyorlarmış. Daha iyimserlermiş ve başlarına iyi
şeyler geleceği beklentileri de oldukça güçlüymüş. Richard
Wiseman bu durumun bir süre sonra kendini gerçekleştiren
bir kehanet haline geldiğini, şanslı insanların işlerin beklenildiği gibi gitmediği zamanlarda bile en kötü durumdan olumlu
sonuçlar çıkarmanın yolunu bulduklarını gözlemlemiş. Bu insanların yaklaşımları ile çevrelerindeki insanları etkiledikleri
ve yaşadıkları olumsuz durumları olumlu deneyime dönüştürmede diğerlerine göre daha başarılı olduklarını fark etmiş.
Nasıl fark yaratırım?
Bu araştırmadan yola çıkarak şans faktörünün doğuştan gelen
bir özellik olmadığını ve kişinin kendi kendine bakış açısını değiştirerek kendi şansını yaratabileceğini söyleyebiliriz. Bunun
için içinizdeki girişimci ruhu ortaya çıkarmak, her gün yaptığınız işe farklı bir bakış açısıyla sanki ilk defa yapıyormuş gibi
bakmak yüklerimizden şikayet etmemek ama onları zaman
zaman bırakabileceğimizin farkında olmak gerekiyor.
Yaşanan tecrübeler ve bunları algılama biçimimiz bize bugünkü durumumuzu ve olayları nasıl algıladığımızı gösteren
en önemli faktör. İçimizdeki girişimci ruhu ve şans faktörünü
ortaya çıkarmak için kendimize birtakım soruları sormamız gerek. Bu soruların temelinde de “Nasıl fark yaratırım?” geliyor.
İş hayatında yapılan en büyük hata farklı olmaya çalışmak için
zaman harcamamaktır. Eğer iş hayatını sadece 09:00-18:00
arasında hayatımızı geçirdiğimiz yer olarak görüyorsak bir
yönetici ortağı olduğu Minerva Eğitim ve
Danışmanlık bünyesinde, çeşitli kurum ve
kuruluşlara eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyor. Aynı zamanda İstanbul Bilgi
Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Enstitüsü
Yüksek Lisans e-MBA programında öğretim görevlisidir.
“2 x 2=5 Finans Sektöründe Satışçı Değil Danışman Olmalı”
adında bir kitabı bulunan Ayşegül Güngör, www.kariyeryolum.com bloğunda iş hayatı ve kariyer yönetimi ile ilgili hikayeler yazıyor. Garanti Emeklilik ile Elele Dergisi’nin düzenlediği Zamane Hatunları Yarışması’nda “Yeniden Başlamak”
isimli hikayesiyle birincilik ödülü kazandı.
süre sonra işletme körlüğüne uğrayacağımız için fark yaratmamamızda imkansız hale gelecektir.
Yaşamımız elbette çevremiz, genetik özelliklerimiz ve yetiştirilme tarzımızla biçimlenir. Bununla birlikte herkes “Bugün
buyum, ama yarın bunu olacağım ve yapacağım” deme gücüne sahiptir. Kişisel gelişim ve farkındalık bir yokuş çıkmaya ve
dağa tırmanmaya benzer. Bir dağın zirvesinden bakınca tırmanacak başka dağlar da olduğunu görürsünüz. Bu farkındalığı
kazanınca nerede durduğunuzun bir önemi yoktur. Artık nereye gittiğiniz önem kazanmaya başlamıştır.
Bu yazıyı çok sevdiğim bir öykü ile noktalamak istiyorum. Bir
gün bir dağın tepesindeki kartal yuvasından bir yavru kartal
aşağıdaki tavuk çiftliğine düşer. Tavuklardan biri onu evlat edinir ve bir tavuk gibi yetiştirir. Kendini tavuk zanneden kartal
yavrusu zaman zaman kafasını havaya kaldırarak uçan kartallara bakmakta ve onlara özenmektedir. Yaşlı bir baykuşun yolu
bir gün kümese düşer ve arada sırada kafasını kaldırarak gökyüzüne bakan ve kendini tavuk zanneden kartalı görür. Onu alır
ve dağın tepesine çıkarır. Yürüyerek çıkan kartal tepeye gelince birden korkar ve geri kaçmaya çalışır. Bu sırada baykuş onu
aşağıya iter ve hızla düşen kartal önce panik olur, sonra baykuşun “Kanatlarını kullan!” diye bağırmasıyla uçtuğunu fark eder
ve bir kartal olduğunu anlayarak uçmaya başlar.
İş hayatında kendimizi farklı farklı noktalarda buluyoruz. Kimi
zaman bir dağın tepesinde, kimi zaman da bir kümeste. Önemli olan kim olduğumuzun, ne istediğimizin farkına varmamızdır. Nereye gideceğini bilmeyen için her yer son duraktır.
70 haber
Yelkenler fora
Zorlu Plaza çalışanları, Korsan Gezi Timi’nin düzenlediği yelken kursuyla engin
maviliklere yelken açtı. Hedef, Zorlu Yelken Takımı’nı kurmak...
Z
orlu Plaza çalışanlarının kurduğu gönüllü bir grup olan
Korsan Gezi Timi, yalnızca doğa ve kültür gezileri düzenlemekle kalmıyor, alternatif spor ve hobi kursları da
hayata geçiriyor. Temel Yelken Eğitimi de bu kurslardan biri.
Geçtiğimiz aylarda İzmir Yelken Akademisi işbirliğiyle gerçekleştirilen yelken kursuna, Zorlu Grubu’nun İstanbul’daki farklı
şirketlerinden 40’ın üzerinde çalışan katıldı. Programı tamamlayanların temel yelkencilik bilgileriyle, tekne üzerindeki donanımlar ve işleyişlerini kullanarak, her seyirde tekne hakimiyetini kazanmalarını sağlamayı amaçlayan kurs, iki ay sürdü.
Plazadaki teorik derslerin ardından Ataköy ve Kalamış
Marina’daki teknelerle Marmara Denizi’ne açılan ekipler, pra-
tik derslerin tamamını, her biri milli yelkenci olan deneyimli
hocalar eşliğinde gerçekleştirdi.
Gerçek bir takım olduk
Korsan Gezi Timi yöneticilerinden Didem Ergezer (Vestel),
kursa beklediklerinin üzerinde bir katılım olduğunu belirterek
şunları söyledi: “Kış aylarında neler yapabiliriz diye düşünürken, çalışma arkadaşlarımızı keyifli bir spor olan yelkenle
tanıştırmaya karar verdik. İstanbul’da birkaç yelken okuluyla
görüştükten sonra, gerek teknelerinin donanımı gerekse eğitim tecrübeleri nedeniyle İzmir Yelken Akademisi’nde karar
kıldık. Doğa sporlarında eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Denizde tehlikelere açıksınız ve her şeye hazırlıklı
olmak gerekiyor. Bu anlamda tüm katılımcıların iyi bir eğitim
71
72 haber
İzmir Yelken Akademisi işbirliğiyle gerçekleştirilen yelken kursuna, Zorlu Grubu’nun İstanbul’daki farklı şirketlerinden
40’ın üzerinde çalışan katıldı. Programı tamamlayanların temel yelkencilik bilgileriyle, tekne üzerindeki donanımlar ve
işleyişleri kullanarak, her seyirde tekne hakimiyetini kazanmalarını sağlamayı amaçlayan kurs, iki ay sürdü.
aldığını söyleyebiliriz. Ocak ayında ilk duyurumuzu yaptık ve
Zorlu Plaza’da bir tanışma toplantısı düzenledik. Aralarında
holding, Vestel ve Enerji Grubu’ndan üst düzey yöneticilerimizin de olduğu yaklaşık 70 kişilik bir grup tanıtım sunumunu
izledi. Sonrasında ise 44 kişi kursa kayıt yaptırdı. Çok keyifli
geçen derslerin ardından, denizi ve yelkeni seven, birbirini
tanıyan, yeni bir ekibimiz olmuştu. Yelkenin, birlikte çalıştığı
halde birbirini hiç tanımayan insanları yakınlaştırdığını gördük. Aynı departmanda çalışan fakat yelken sayesinde gerçek
bir takım olan arkadaşlar oldu.
Teknede ekip halinde hareket etmenin herkese çok şey öğrettiğini dile getiren Ergezer, “Zaman yönetimi, hızlı hareket
etme, uyumlu çalışma, birbirine destek olma ve yardımlaşma
yetkinliklerimiz inanılmaz ölçüde güçlendi. Arkadaşlarımızdan bazıları kurs sonrasında İzmir Yelken Akademisi ile birlikte yarışlara katıldı ve yarış ekibi deneyimi edindiler. Yazın
Bodrum’da yelkenli tekne ile tatile çıkan arkadaşlarımız oldu.
Burada önemli bir nokta var: Tekneyi kendileri kullanıyordu!
Keyifli ve hepimize çok şey katan bir aktivite oldu yelken” dedi.
Temel Yelken Eğitimi’nin, yakın zamanda Vestel Manisa çalışanlarına yönelik olarak İzmir’de de düzenlenmesi düşünülüyor. İstanbul’da ise sonbaharda yeni başlayacaklar için ikinci
dönem temel bir kurs ve yelken bilgisini geliştirmek isteyenler
için de ileri düzey yelken eğitimleri planlanıyor.
“Baş döndürücü bir heyecandı”
Korsan Gezi Timi olarak gerçekleştirdikleri tüm etkinliklerde, keyifli zaman geçirmenin yanında iş süreçlerine ve aynı
çatı altında çalıştıkları arkadaşlarla olan ilişkilerine olumlu
katkılar sağlamasını amaçladıklarını ifade eden Zorlu Enerji
Grubu’ndan Hakan Karan, yelken kursuyla ilgili düşüncelerini şöyle aktardı: “Yelken, bir ekip işi olması nedeniyle takım
ruhunu iliklerimize kadar hissettiğimiz bir deneyim oldu. Hepimiz üzerinde müthiş etkiler bırakan bir maceraydı. Yalnızca
rüzgarın sesi ve ekibin becerisiyle denizin üzerinde kayarcasına ilerlemek, baş döndürücü bir heyecan yaşattı bize. Yelken tam anlamıyla bir ekip işi ve iş hayatının küçük bir modeli.
Hedef odaklı olabilmek, planlama, zaman yönetimi, organizasyon, ekip çalışması, motivasyon, kriz yönetimi, ‘ben’ değil
‘biz’ olabilme duygusu, aidiyet bilinci gibi pek çok olguyu barındırıyor. Kişilerin iletişimini geliştiriyor. Şirketlerin ekiplerini
eğitme alanında yelken sporundan daha fazla yararlanabileceklerini düşünüyorum.”
Bir yelken takımı oluşturmayı ve özellikle kurumsal yarışlarda Zorlu bayrağını en önde taşımayı amaçladıklarını belirten
Karan, “Buna yönelik olarak hepimiz kendi imkanlarımızla yelken deneyimimizi artırmaya çalışıyoruz. Aramızda üst düzey
yöneticilerimizin olması da bizi yüreklendiriyor. Umarım holdingimizin desteğiyle yakın zamanda Zorlu Yelken Takımı’nı
kurarak denize açılırız. O zaman söyleyecek tek bir şey kalıyor:
Yelkenler fora” diyor.
73
Zorlu şirketleri en iyiler arasında
Zorlu Grubu şirketleri, Capital ve Fortune dergilerinin 2010 yılı sonu rakamlarına göre, ciro ve karlılık anlamında
büyüme gösteren şirketleri içeren listelerinde ön sıralarda yer aldı.
Z
orlu Grubu bünyesindeki şirketler,
Capital ve Fortune dergilerinin her
yıl yaptığı Türkiye’nin en büyük şirketlerinin sıralandığı listelerde ön sıralarda yer aldı.
• Zorluteks, genel sıralamada 192. sırada
(2009 yılsonu verilerine göre 193. sırada idi),
• Zorlu Enerji, genel sıralamada 232. sırada
yer aldı (2009 yılı verilerine göre 156. sırada
idi).
Capital
Dergisi,
gelenekselleşen
“Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi”
araştırmasıyla özel sektörün gücünü 14
yıldır iş dünyasıyla paylaşıyor. Krizin etkilerinin geride kaldığı 2010 yılını kapsayan
araştırmaya “büyüme” damgasını vurdu.
Listenin geneline bakıldığında nominal
anlamda yüzde 18,5’e ulaşan bir büyüme
dikkat çekiyor.
Fortune Dergisi’nin yürüttüğü, “En Büyük
500 Şirket” araştırmasında ise satış hacimlerine göre Türkiye’nin önde gelen büyük firmaları belirlenip temel finansal göstergelerle
birlikte sıralanıyor. Bu listede Zorlu Grubu
şirketleri şu sıralarda yer aldı:
• Korteks genel sıralamada 141 (geçen yıl
137), il bazında Bursa’da ikinci, kendi sektöründe birinci sırada,
• Vestel Elektronik, genel sıralamada 19.
(geçen yıl 18), il bazında İstanbul’da 12., kendi sektöründe ikinci sırada,
• Zorluteks genel sıralamada 164., il bazında İstanbul’da 101., kendi sektöründe ikinci
sırada,
• Zorlu Enerji, genel sıralamada 183. (geçen
yıl 116), il bazında Bursa’da 7., kendi sektöründe sekizinci sırada yer aldı.
Bir önceki yıla göre tüm ekonomik verilerin
olumlu olduğu listede Zorlu Grubu şirketleri
şu sıralarda yer aldı:
• Vestel Elektronik, genel sıralamada 18. sırada (2009 yılsonu verilerine göre 19. sırada
idi),
• Korteks, genel sıralamada 167. sırada
(2009 yılsonu verilerine göre 181. sırada idi),
74 çevre
Denizlerimizi kurtarmak elimizde
Marmara Denizi’nde 124 balık türü yok oldu. Karadeniz’de 26 türün nesli tükendi. Belediyeler, sanayi bölgeleri ve
turistik işletmeler kirli sularını arıtmadan denize döküyor. DenizTemiz Derneği (Turmepa), denizlerimizden her yıl
6 bin ton atık su ve bin ton katı atık topluyor. Bu kirliliğe dur demek, bizlerin elinde…
G
emliğe doğru denizi göreceksin; sakın şaşırma.” Orhan Veli, bu dizeyi yazdığında Marmara’da hala görülmeye değer bir deniz vardı. Ataköy ve Florya gibi
semtler gözde sayfiye semtleriydi. Boğaz’ın her noktası yaz
sıcağında serinlemek isteyen İstanbullu için en hızlı kaçıştı.
Ancak, 1980’ler itibariyle artan sanayileşme ve nüfusla deniz,
sadece manzaranın önemli bir öğesi oldu.
Hızla kirlenmeye başlayan Marmara Denizi artık yüzülecek kadar temiz olmadığı için, İstanbul’daki plajlar 1980 sonrası birer
birer kapatıldı. 2005’te yapılan ölçümlerde İstanbul’da denize
girilebilecek 80 nokta için onay verilse de bu yaz sadece üç
plaj açık; Caddebostan Plajı, Florya’daki Menekşe ve Güneş
plajları. Kirlilikten etkilenen tek denizimiz Marmara değil, Karadeniz, Akdeniz ve Ege’de de tehlike çanları olanca gücüyle
çalıyor.
Kirliliğin yüzde 80’i insanlar tarafından ve karadan gerçekleştiriliyor. Sanayi tesisleri, turistik işletmeler ve belediyeler
kirliliğe yol açan en temel faktörler. Rakamlar durumun vahametini gözler önüne seriyor. Sanayiden doğaya bırakılan atık
suların yüzde 81’i arıtılmıyor.
Bu miktar organize sanayi bölgelerinde yılda 40 milyon metreküp tehlikeli atık su anlamına geliyor. Turistik işletmeler ve
belediyeler de kirliliğin önlenmesine pek de yardımcı olmuyor.
Turistik işletmelerde ya arıtma tesisi bulunmuyor ya da bulunsa da kullanılmıyor. Belediyelerde ise durum daha kötü,
yüzde86’sının arıtma tesisi yok. 804 belediyenin ise kanalizasyon şebekesi bulunmuyor. Bu konuda daha hassas olması
umulan kıyı belediyelerinde de durum çok farklı değil. 1.257
kıyı belediyesinden sadece 124’ünün arıtma tesisi bulunuyor,
geriye kalan 1.133 kıyı belediyesi kirli sularını arıtmadan denize boşaltıyor. Bazı kıyı belediyelerinde arıtma tesisinden daha
elzem olan kanalizasyon şebekesi bile yok. Bu oran yaklaşık
yüzde 32’ye denk geliyor.
Mavi rengini terk edip yeşile dönen Marmara Denizi’nde oksijen değeri yer yer sıfırı buluyor. İstanbul sanayisinin etkisi
En çok hamsi avlanıyor
Türkiye’de en çok avlanan balık türü, hamsi. Yılda 155 bin
933 ton hamsi avlıyoruz. Avlanan hamsi sadece balık olarak değil, hamsiden üretilen 95 bin 724 ton balık unu ve
yağı olarak da tüketiliyor. Hamsiden sonra en çok avlanan
balıklar ise şöyle: Çaça (39.303 ton), istavrit (32.177 ton),
sardalya (17.531 ton), mezgit (12.231 ton), dil (13.500 ton),
TURMEPA Genel Müdür Yardımcısı Mine Göknar
palamut (6.500 ton), lüfer (4.000 ton)
75
altında olan Doğu Marmara’nın dibi ise organik çamurla kaplı.
Marmara Denizi’nde balıkçılık açısında ekonomik değer taşıyan 124 türün kirlilik yüzünden, son 40 yılda nesli tükendi.
Karadeniz’de, kötünün iyisi bir tablo çizerek, 26 balığın nesli
tükendi. Balıkçılık her yıl Türkiye ekonomisine ortalama 870
milyon 500 bin TL kazandırıyor. 46 bin kişinin geçimini sağladığı sektörde, her yıl 500 bin ton balık avlanıyor ve bu avın
yüzde 80’i Karadeniz’den gerçekleştiriliyor.
Türkiye dünyada 35. sırada
Dünyada ise bu rakamlar daha yüksek. Bir yılda tüm dünyada
130 milyon balık avlanıyor ve üretim 44 milyon tonu Çin tarafından yapılıyor. Çin’den sonraki diğer önemli üreticiler sırasıyla Peru, Hindistan, Japonya, ABD ve Endonezya. Avrupa’da
balıkçılıkta başı çeken ülke ise Norveç. Türkiye’nin dünya sıralamasındaki yeri 35, Avrupa ülkeleri arasındaki sıralaması 7.
Yıllık kişi başı balık tüketimi dünyada ortalama 16 kg. iken
bu Avrupa’da 22 kilograma kadar yükseliyor. Türkiye ise hem
Avrupa’nın hem de dünyanın gerisinde kalıyor. Kişi başı tükettiğimiz balık miktarı yılda 7 kg. Türkiye’nin dünyaya yetişebilmesi için mevcut üretimini iki kat, Avrupa Birliği seviyesine
yetişebilmek için de üç kat artırması gerekiyor.
Türkiye’nin ilk kalıcı Sualtı Atık Sergisi
Denizlerimizi kaybetmeye her geçen gün bu kadar yaklaşırken, misyonu deniz kirliliği ile mücadele ve bu mücadeleyi
özendirmek olan DenizTemiz Derneği (TURMEPA) uzun vadeli
projelerle hem denizlerin kirliliğini önlemeye çalışıyor hem de
halkı bilinçlendiriyor.
Dernek geçtiğimiz yıl, Özel Çevre Koruma Kurumu ve Göcek
Belediyesi’nin destekleriyle 12 bin ton sıvı atık ve 255 bin kg
katı atık topladı. Bunun yanında TURMEPA, her yıl denizlerden atık alım tekneleriyle 6 bin tok atık su ve bin ton da katı
atık topluyor. Ancak, bütün bu çalışmalardan başka ilköğretim
çağındaki çocukların deniz kirliliği konusunda bilgilenmesi
için Türkiye’nin ilk kalıcı Sualtı Atık Sergisi ve eğitim atölyesine imza attı. Gelecek nesillere yaşanabilir sağlıklı bir ortam
bırakmayı hedefleyen dernek, çocuklara denize atılanlardan
ders çıkararak denizlerimize sahip çıkmayı öğretiyor.
Derneğin Kuzguncuk-Nakkaştepe’deki binasının bahçesinde
açılan sergi beş ana başlıkta kategorize edilen eserlerden oluşuyor. Denizlerden çıkan atıkların bazıları; elektrik süpürgesi,
matkap, lavabo, güğüm, sandalyeler, polis barikatı ve çaydanlık… Projede ekim ayının sonuna kadar 2 bin 500’ü aşkın çocu-
ğun eğitilmesi hedefleniyor. Verilen eğitimde çocuklar sadece
sergide denize çöp olarak atılanları görmüyor, atıkların doğada
yok olma süreleri ve bu süreçte doğaya ve canlılara verdikleri
zararı 90 dakikalık eğlenceli bir interaktif eğitimle anlatılıyor.
Bu atölyenin son ayağını İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ile
yapılan iş birliği oluşturuyor. 2011-2012 eğitim-öğrenim döneminde “İstanbul Dersi Öğretim Programı”nda proje yer alarak
çok sayıda öğrenci grupları eğitim atölyesinde çevre konusunda eğitilecek.
Bunları biliyor muydunuz?
İstanbul’da günde ortalama 2 milyon 200 bin metreküp
temiz su tüketiliyor. Bu rakamın yaklaşık 1 milyon 900 bin
metreküpü tesislerde arıtılıyor. Mega kentte bulunan 26
adet atık su tesisi, atık suların yüzde 85’ini arıtıma tabi tutulmasını sağlıyor ve arıtılan atık suların yüzde47’si biyolojik ve ileri biyolojik şekilde arıtılıyor. Atık suların biyolojik
arıtma sonrası suyun kalitesini daha da artırmaya yarayan
ve 400 bin me treküp kapasiteli ileri biyolojik arıtma tesisi,
Ambarlı İleri Biyolojik Atık su Arıtma Tesisi’nin yüzde 35’i
tamamlanmış durumda. İstanbul’da atık suların yaklaşık
yüzde 47’si biyolojik ve ileri biyolojik şekilde arıtılıyor.
76 kısa kısa
Zorlu’dan Babadağ’a 24 derslikli lise
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu tarafından memleketi Denizli’nin Babadağ ilçesinde yaptırılacak olan lisenin
temeline Vali Yavuz Erkmen’in de katılımıyla ilk harç konuldu.
A
hmet Zorlu Anadolu Öğretmen Lisesi ve bu okulun bitişiğindeki Babadağlı Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİAD) tarafından yaptırılacak olan BASİAD Öğrenci Yurdu’nun temeline
Vali Yavuz Erkmen’in de katılımıyla ilk harç konuldu. İnşaatların
başlaması nedeniyle okulun ve yurdun yapılacağı alanda inceleme yapan Vali Erkmen’e Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu ve BASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin
Memişoğlu, Babadağ Kaymakamı İdris Akça, İl Milli Eğitim Müdürü Mahmut Oğuz, İl Emniyet Müdürü Atilla Çınar ve Babadağlı
vatandaşlar eşlik etti. İnşaatı başlayan ancak henüz resmi temel
atma töreni gerçekleştirilmeyen okul ve yurt inşaatının temeline ilk harç Vali Erkmen, Ahmet Zorlu ve Hüseyin Memişoğlu tarafından konuldu.
Mehmet Zorlu Vakfı tarafından yaptırılan Anadolu Öğretmen
Lisesi, 24 derslikli ve 720 öğrenci kapasiteli olacak. Bodrum
ve dört kattan oluşacak olan okulun 2 milyon 700 bin TL tutan
maliyeti Mehmet Zorlu Vakfı tarafından karşılanacak. 6 bin metrekare kapalı alana sahip olacak okulun inşaatı Şubat 2012’de
tamamlanacak.
BASİAD tarafından okulun bitişiğindeki araziye yaptırılacak
olan öğrenci yurdu ise 216 öğrenci kapasiteli olacak ve dört kattan oluşacak. 2 milyon liralık maliyeti BASİAD tarafından karşılanacak olan yurt binası, dört kattan oluşacak ve Şubat 2012’de
tamamlanacak.
“Eğitimsiz bir şey olmaz”
Okulun temeline ilk harcın konulması dolayısıyla büyük bir mutluluk yaşadığını ifade eden Ahmet Zorlu, “Ulu Önder Atatürk,
‘Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen
toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklallerini kaybederler’ demiştir. Kültür okumak, okuduğundan anlam çıkarmaktır. Biz de Zorlu ailesi olarak babamızın
adına kurduğumuz vakıfla eğitime destek ve önem veriyoruz.
Eğitimsiz hiçbir şey olmaz. Eğiteceksin ki o insanlardan bir şeyler alacaksın, eğitmezsen hiçbir şey alamazsın. İnsanoğlunu
eğitmezseniz atom bombasından daha büyük zarar verir. Onun
için okumak, okumak, okumak” diye konuştu.
“Denizlili sanayiciler doğdukları yeri unutmuyor”
Vali Yavuz Erkmen de Denizlili sanayici ve işadamlarının doğdukları ve büyüdükleri toprakları unutmadıklarını, yaptıkları
yatırımlarla bunu daha kalıcı hale getirdiklerini belirterek, “Değerli sanayicimiz Ahmet Zorlu da bunun bir örneğini sergilemiştir. Aydın ve bilgi ile donatılmış nesillerin yetişeceği bir okulu
memleketi olan Babadağ’a kazandırmasından dolayı kendilerini kutluyorum. Eğitim bizim geleceğimiz. Hem Ahmet Zorlu ve
Zorlu ailesine hem de BASİAD’a eğitime yaptıkları katkılardan
dolayı teşekkür ederken onların şahsında da tüm hayırseverlerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum” dedi.
Minik bir dokunuşla gülen yüzler
Z
orlu Enerji Grubu gönüllüleri, Ramazan ayı nedeniyle gerçekleştirdikleri geleneksel iftar ziyaretlerinde bu yıl Erzurum, Eskişehir, Kayseri ve İstanbul Çocuk Esirgeme Kurumu
yuvalarındaki yaklaşık 250 çocukla bir araya geldi. Ramazan
ayında her yıl farklı bir çocuk yuvasını ziyaret eden Zorlu Enerji Grubu çalışanları, 2009 yılından başlatılan ziyaretler kapsamında bugüne kadar Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu
Denizli ve Ankara çocuk yuvalarının yanı sıra LÖSEV’in Lösemili
Çocuklar Köyü çocuklarıyla biraraya geldi.
Gönüllülüğü esas alan ve üç yıldır sürdürülen bu ziyaretler sırasında koşullar çerçevesinde çocuklara yönelik enerji sunumları
ve atölye çalışmaları gerçekleştiriliyor, birlikte oyunlar oynanıyor, kitaplar okunuyor ve iftar yemeği yeniliyor. Zorlu Enerji
Grubu, gönüllüleri tarafından gerçekleştirilen bu ziyaretleri,
uzun soluklu bir sosyal sorumluluk projesine dönüştürmeyi
hedefliyor. Bu çalışmalarla hem çalışanları arasındaki gönüllü
faaliyetleri artırmayı hem de yuvalardaki çocukların kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
23 Ağustos tarihindeki İstanbul Eyüp Çocuk Yuvası ziyaretine
30’un üzerinde Zorlu Enerji Grubu gönüllüsü katıldı.
Üst düzey yöneticilerin de aralarında bulunduğu farklı şirketlerden gönüllüler, çocuklarla basket maçı yaptılar, akşam boyunca
çeşitli oyunlar oynadılar, şarkılar söylediler ve birlikte dans ettiler. İftar yemeği sırasında çocuklarla sohbet edip yemek sonrası elma şekerleri-kurabiyelerden oluşan sürpriz sepetlerinden
ikramda bulundular.
77
Zorlu, dünyanın gündeminde
Korteks’e plaket
T
ürkiye’nin ilk organize sanayi bölgesi olan Bursa Ticaret
ve Sanayi Odası (BTSO) Organize Sanayi Bölgesi (OSB),
kuruluşunun 50. yılını muhteşem bir törenle kutladı. Altınceylan Tesisleri’nde düzenlenen iftar yemeğine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Ergün, Vali Şahabettin Harput, BTSO
Başkanı Celal Sönmez, BTSO OSB Başkanı Ali Uğur, Zorlu
Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zeki Zorlu ve çok sayıda
sanayici katıldı.
ürkiye’nin rezidans, Performans Sanatları Merkezi, alışveriş merkezi, otel ve ofisten oluşan beş fonksiyonlu karma
projesi olan Zorlu Center, Temmuz ayında dünyanın en saygın gazeteleri New York Times ve Herald Tribune’de yer aldı.
Tasarım aşamasında bile aldığı uluslararası ödüllerle şehri
taçlandıran Zorlu Center, şimdiden cazibe odağı haline geldi.
Dünya basınında sık sık adı geçen Zorlu Center, Temmuz ayında dünyanın en saygın gazeteleri New York Times ve Herald
Tribune’de yer aldı. Proje değerlerinin anlatıldığı bu haberlerde, İstanbul’un dünyadaki
diğer gözde şehirlerle aynı
değere sahip oluşunun altı çizildi. Zorlu Center, İstanbul ve
Türkiye’ye katacağı ilkler, çevreye verdiği önemle ulusal ve
uluslararası arenada ilgi odağı
olmaya devam edecek.
T
Törende 2010 yılı verilerine göre OSB firmaları arasında en
çok istihdam sağlayan üç firma arasında yer alan Korteks
adına Zeki Zorlu’ya plaket sunuldu.
Lüleburgaz Doğal Gaz
Santrali geçici kabul işlemleri
tamamlandı
K
ayseri Birlik Mensucat İşletmeleri bünyesinde bulunan 7,2
MW kapasitesindeki doğal gaz santralinin turbomach gaz
türbini, kazanı ve yardımcı ekipmanları 2010 yılında sahadan
demonte edilerek Lüleburgaz Santral sahasına nakledilmiş;
montaj ile devreye alma hizmetleri dahil tüm EPC sorumluluğu
Zorlu Endüstriyel tarafından tamamlanmıştı. 2011 yılı içinde de
gerekli lisans değişikliği yapılarak geçici kabul için başvuruldu.
ETKB Enerji İşleri Genel Müdürlüğü’nden yetkililer, 14 Mayıs’ta
Lüleburgaz Santrali’nde incelemeler yaparak geçici kabul çalışmalarını tamamladılar. İşlemlerin ardından Lüleburgaz’daki
doğal gaz santralinin elektrik kurulu gücü 122,49 MW’a, buhar
üretim kapasitesi ise 180 ton/saate ulaşmış oldu.
Zorlu Center’dan bienal sponsorluğu
P
erformans Sanatları Merkezi ile çağdaş
sanata ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin ilk ve tek beş fonksiyonlu
karma kullanım projesi Zorlu Center, açılışının öncesinde sanata yaptığı katkılara
devam ediyor. İstanbul’a değer katmak
hedefiyle geliştirilen ve en önemli fonk-
siyonlarından Performans Sanatları Merkezi
ile İstanbul’un kültür ve sanat hayatına henüz
inşa aşamasında verdiği destekle dikkat çeken
Zorlu Center son olarak 17 Eylül-13 Kasım tarihleri arasında İKSV tarafından düzenlenecek 12.
İstanbul Bienali’nde “İsimsiz” Pasaport temalı
sergi sponsorluğunu üstlenecek.
78 gökyüzünün getirdikleri
İş ortağınızı burcuna göre seçin!
Burçlar, kişilerin karakterlerini belirlemese bile kendileri hakkında önemli ipuçları verir. Bugün pek çok firma iş görüşmelerinde adayın
burcunu da göz önünde bulunduruyor. İş dünyasında da ciddiyle takip edilen Zodyak, sizin ve ekip arkadaşlarınız hakkında neler söylüyor?
kadaşlarının da aynı performansı göstermesini bekler. Eğer
sizin yetersiz olduğunuzu düşünürse, herhangi bir konuyu tartışmak için bile yorulmaz. Üsteleme huyu vardır ve istediğini
alıncaya kadar peşinizi bırakmaz.
Koç: Enerjik, dobra, lider ruhlu, başına buyruk. Koç burçları
ortaklıkta bu özellikleriyle dikkat çeker. Zorunlu sebeplerden
olsa dahi, sabırsız doğaları onları iş arkadaşlarına danışmak
yerine tek başlarına karar vermeye yönlendirir. Bir süre sonra
bir ortak değil, bir lider gibi hareket etmeye başlar. Bu özelliklerine rağmen müşterilere pratik çözümler sunarak işlerinizi
kolaylaştırırlar. En önemli konu olan para konusunda ise son
derece güvenilir ve dürüsttürler.
Boğa: Boğa insanı müthiş bir direnç göstererek bir işi sonuna
kadar götürür. Boğalar asla risk almazlar. Onlar şansa değil
somut verilere güvenmeyi tercih eder. İnatçı olan Boğaları
akıllarının yatmadığı bir işe ikna edemezsiniz, bu konuda çok
ısrarcı olursanız onların diğer bir yüzüyle karşılaşabilirsiniz.
Bu özelliklerine rağmen son derece sabırlıdırlar, yaptıkları işin
sonunu görmeden başka bir işe yönelmezler.
İkizler: İnsanları etkilemeyi bilen bu burcun insanı, şakacılığı
ve cana yakınlığıyla müşterileriniz arasında fazlasıyla iyi bir
etki yaratır. Ancak, çok uyumlu bir ortak olduğunu düşünürken, 10 dakika sonra onu konuştuklarınızın tam tersini uygularken görebilirsiniz. Bu ikiyüzlülük olarak algılanmamalıdır,
İkizler sadece önceden sezdiği olaylara önlem alarak kendi
kararlarını uygulamak isterler.
Yengeç: Sessiz ve sakin bir iş arkadaşı arıyorsanız, o kişi Yengeç burcundan biri. Toplantılarda varlığını bile unutturacak
kadar sessiz kalabilen Yengeçler, öne çıkmayı sevmezler. Toplantıda beklenen görüşleri kendi haline kalıp biraz düşündükten sonra sizinle paylaşacaktır. Yeniliklere çok fazla açık değillerdir, geleneklere bağlı yapısı onları eski usullerle çalışmaya
yönlendirir. Duygusal ve hassas yapıları gereği baskıdan, kırıcı sözlerden ve ağır eleştirilerden hoşlanmazlar.
Aslan: Doğuştan lider olan bu burcu yönetmek zordur. Her
zaman ön planda olmayı ve dikkatleri üzerine çekmeyi seven
Aslanlar, övülmekten hoşlanır. Ona sınırlarını zekice bir şekil-
Yay: Neşeli ve dışadönük olan Yay insanlarıyla çok pozitif bir
şekilde çalışırsınız. Sorumluluklarını aksatmayan Yaylar, iş
toplantıları, görüşmeler konusunda titizlikle çalışır. Şansına
güvenen Yay burçları riske girmekten çekinmezler ve hiç olmadık işlere yatırım yapabilirler. Bu konuda onları frenlemeniz gerekir.
de bildirmezseniz, kontrolü tamamen ele geçirmiş bir patronla
karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu burçtan olanlar, üzerilerine düşen görevi layıkıyla yerine getirir. Ellerinden kötü bir iş çıkmaz,
her zaman sorumluluklarının son derece farkındadırlar.
Başak: Başak burcu insanları hep çok çalışırlar. Çalışmadıkları
zaman onlar için boş geçirilmiş bir vakittir ve diğerlerinin neden bu kadar çok çalışmadığına asla anlam veremezler. İleriyi
görebilen bir burçtur ve sizde eksik veya hatalı bir şey görürse
bunu doğrudan söyler.
Terazi: Terazi ortaklık burcudur. Konu ortaklığa gelince, bu
burcun insanlarından daha iyi bir ortak bulmanız çok küçük
bir olasılıktır. Güven konusuna fazlasıyla önem verirler. Sizin
olmadığınız ortamlarda bile haklarınızı korur. Başarılı olmayı
seven Terazi burcu insanları, sonuca ulaşmak için her yolu
denerler. İsteklerini kavgayla, gürültüyle değil, aklınıza yavaş
yavaş sokarak gerçekleştirirler.
Akrep: Başak’tan daha çok çalışan bir burç varsa, o da
Akrep’tir. Tatmin oluncaya kadar kendini tamamen yaptığı
işe verir. Hiç dur durak bilmez, bu hastalanmasına neden olsa
bile. Sabırlı, dayanıklı ve tutkulu olan burç, etrafındaki iş ar-
Oğlak: Uzun vadeli işler için Oğlak bire birdir. Sabırlıdırlar ve
şirketin her birimiyle tek tek ilgilenebilecek yeteneğe sahiptirler. İşkolik olmasıyla ün salan Oğlak’tan günde 12 saat çalışsanız bile bir teşekkür göremezsiniz, çünkü siz zaten yapmanız
gerekeni yapmışsınızdır. Pratik yöntemleri tercih etmeseler de
zamanı çok iyi kullanırlar, işi en kısa sürede bitirmeye programlıdırlar.
Kova: Soğukkanlı olmayan bu burç insanları, kritik durumlarda agresif tavırlar sergileyebilir ama bu gözünüzü korkutmasın. Sağlam ve mantıklı görüşleriyle ofiste her zaman dengeli
bir ortam yaratır. Zekalarıyla işler çabucak düzene sokarlar.
Para konusuna çok fazla karışmazlar, onlar idealisttir. İş sırasında duygularını ön plana çıkarmazlar, onlar sessiz ve sakin
bir biçimde hedeflerine ulaşmak isterler. İyi bir arabulucu olan
bu insanlar, olayın her yönünü kavramadan kara vermek istemezler.
Balık: Duygusallığıyla tanınan Balık burcu, iş hayatında bu
özelliğine bağlı olarak ince davranışlarıyla kendilerini belli
ederler. Onlar sorunları kavga ederek değil, tatlı dille çözmek
isterler. Bu nezaketleri çalışanları üstünde disiplin kurmasını
güçleştirse de, iş ortamında çok sevildikleri için bu konuda
büyük bir sorun yaşamazlar. Girişken değildirler ve ön planda
olmaktan hoşlanmazlar.
79
KOÇ 21 Mart / 20 Nisan
TERAZİ 24 Eylül / 23 Ekim
Maddi açıdan yükselişe geçtiğiniz bir dönemdesiniz. Çok büyük olmasa bile
Bu aralar iş hayatında parladığınız kadar yorgunluktan da şikayetçisiniz.
hatırı sayılır miktarda elde edeceğiniz bu kazançlar elinizi rahatlatacak. İkili
Konser, tiyatro, sergi gibi sanatsal aktivitelerin programınızda yoğun oldu-
ilişkilerinizde gerginlikler yaşayabilirsiniz. Bu dönemde aile ilişkileriniz güç-
ğu bir döneme giriyorsunuz. Kendinize güvenmeyi öğrenmeniz gereken bu
lenecek ve yeni seyahatler ajandanızda yer alacak.
süreçte, iş yaşamınızdaki sıkıntıları ilişkinize yansıtmayın.
BOĞA 21 Nisan / 20 Mayıs
AKREP 24 Ekim / 22 Kasım
Yanlış anlaşılmaların yaşanacağı bir sürece giriyorsunuz. Kendinizi ifade et-
Çok yoğun olacağınız bir döneme giriyorsunuz. Bin bir işi yetiştirmeye ça-
mekte zorlanabilir ve bundan doğan çatışmalar yaşayabilirsiniz. Bunun yanı
lışıp, etrafta koşturacağınız hareketli günler sizi bekliyor. İşte karşılaşaca-
sıra sosyal hayatınızın aktifleşeceği günler çok yakında. Hafta sonlarınızı
ğınız ufak tefek problemleri büyütmemeye özen gösterin. Finansal olarak
neşeli geçireceğiniz birçok aktiviteye katılacaksınız.
sıkıntılı olacağınız bir süreç sizi bekliyor.
İKİZLER 21 Mayıs / 21 Haziran
YAY 23 Kasım / 21 Aralık
Aşk kapınızı çalıyor. Uzun zamandır beklediğiniz ilişki için ilk adımları ata-
Hayatınıza yeni bir yön veriyorsunuz. Uzun süredir yaşadığınız sıkıntılar
caksınız. Bir ilişkiniz varsa veya evliyseniz, temelleri güçlendirerek birbirini-
sizi yeni kararlar vermeye yönlendirecek. Bu aniden çıkacağınız bir yolcu-
ze daha da sıkı bağlanacaksınız. Yeni iş teklifleri de sizi bekliyor. Dileklerini-
luk, iş değişikliği veya ayrılık olabilir. Aile bağlarınız güçlenecek ve varsa
zi gerçekleştirmek için her şey ayağınızın altında.
kardeşlerinizle daha çok vakit geçireceksiniz.
YENGEÇ 22 Haziran / 22 Temmuz
OĞLAK 22 Aralık / 20 Ocak
Son zamanlarda dengesiz bir ruh haline büründünüz. Bir an cıvıl cıvılken, bir
Her şey üstünüze geliyor gibi hissediyorsunuz. Üzerinizde aşırı yük oldu-
sonraki an yüzünüzü asıp somurtmaya başlıyorsunuz. Tepkilerinizdeki bu ani
ğunu ve sabrınızın sonuna geldiğinizi hissetseniz de kısa bir ara vermek
değişiklikler karşısında etrafınızdakiler ne yapacağını bilemez halde. Biraz
veya hafta sonu yapacağınız bir kaçamak işleri yola koymanızı kolaylaştı-
dinlenmeye ihtiyacınız var.
racak. Sevdiklerinizle aranızı bozmamaya çalışın.
ASLAN 23 Temmuz / 23 Ağustos
KOVA 21 Ocak / 19 Şubat
Ortaklıkların gündemde olduğu bir dönem sizi bekliyor. Yeni anlaşmalarla
İşvereninizin sizi desteklediği, iyiliklerle karşılaştığınız bir dönemdesiniz.
yükselen bir grafik çizebilir, etrafınızdan destek görebilirsiniz. Mükemmel
Bazı finansal sorunlar yaşasanız bile üstesinde geliyorsunuz. İşte yaratıcı-
bir ilişki arayışı içindesiniz. Sabırsızlanmayın, kısa bir süre sonra hayaliniz-
lığınızla ön plana çıkacaksınız. Endişelerinizden kurtulduğunuz bu sürede,
deki ilişkiye kavuşacaksınız.
sizin yeni bir aşk doğabilir.
BAŞAK 24 Ağustos / 23 Eylül
BALIK 20 Şubat / 20 Mart
cek, yeni arkadaşlar edineceksiniz. Eğlencenin tadına varacağınız bu dönem-
sınızın bol olduğu bugünlerde yeni kazançlar elde edebilirsiniz. Aşk haya-
de, uzun vadeli ilişkilerden çok gelip geçici ilişkiler yaşayacaksınız. Parasal
tınız istediğiniz gibi gitmese de, hayatınızın diğer yönlerinde yaşadığınız
konularda çok sıkıntınız olmasa da, harcamalarınıza dikkat etmelisiniz.
olumlu gelişmeler moralinizi yüksek tutacak.
Bugünler sosyal hayatınızın ön planda olacağı günler. Yeni ortamlara gire-
Para ve iş konularında mükemmele yakın bir seviyeye ulaşacaksınız. Şan-
80 kültür-sanat
İskender
Yazar: Elif Şafak
Yayınevi: Doğan Kitap
Sonsuza Kadar
Yazar: Leyla Navaro
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Yazar: Susanna Tamaro
Yayınevi: Can Yayınları
Önemli
bir
bölümünü
Londra’da yazdığı romanda
Elif Şafak, kitabını “en çok
sevdiklerimizi incitiriz” cümlesiyle özetliyor.
İskender, adını kitabın baş karakterlerinden
birinden alıyor. Roman, Türk-Kürt kökenli,
Londra’ya göç etmiş bir aile üzerinden göçmenlerin durumunu anlatıyor. Şafak, kapakta
bir sürpriz yaptığını, romanın kahramanı İskender olarak okuyucusunun karşına çıktığını
belirterek, “Daha önce bir kadın yazar, erkek
kahramanın kılığında kitabının kapağında yer
aldı mı bilmiyorum ama 1,5 yıldır hep İskender olmanın nasıl bir şey olduğunu düşündüm, ister istemez İskenderleştim” dedi.
Sonsuza Kadar kimi zaman
yok eden, kimi zaman da
arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor. Matteo
ve Nora...
Zil
Farkın Bu
Emre Altuğ
Zil / Dokuzsekiz Müzik
Ajda Pekkan
Farkın Bu / DMC
Emre Altuğ yeni albümü “Zil” ile hayranlarıyla buluştu. Soner Sarıkabadayı, Nezih Üçler,
Mehmet Soyarslan, Bülent Ay, Mine Mucur,
Macit Koper, Erkin Arslan, Haydar Demir, Gülşah Tütüncü gibi isimlerin beste ve sözlerinden oluşan bir repertuarla hazırlanan albümde, Emre Altuğ’un sözü ve müziği kendisine
ait Tek Aşkım isimli şarkısına da yer alıyor.
Haset ve Rekabet (Kendi
Kuyruğunu Yiyen Yılan)
Biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek,
biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve
huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk...
Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın
trajik yasaları karşısında dağılır gider... Hayatın ve aşkın gizeminin, Nora’nın ardında
bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını,
Matteo bir gün anlayacaktır.
Ajda Pekkan, “Farkın Bu” adını taşıyan yeni albümünü çıkardı. Ünlü sanatçıyı en çok uğraştıran şey dengeleri gözetmek oldu. Pekkan,
albümüne iki beste verip kendisiyle çalışan
Sinan Akçıl ile düet yaptığı Tarkan arasındaki dengeyi sağlama konusunda oldukça titiz
davrandı. Süperstar, albümün çıkış şarkısı
olarak Tarkan imzalı “Yakar Geçerim”i seçti.
Haset aslında gizli bir has(r)
et olabilir mi? Haset ve rekabet sadece keskin ve yıkıcı yönleriyle mi
yaşanır? Yoksa rekabet ivme kazandıran bir
duygulanıma, haset ise ilham kaynağına dönüşebilir mi?
Bu kitap haset ve rekabetin yıkıcı dışavurumları kadar, ivme kazandıran ve geliştiren
yönlerini de ele alıyor. Bu güçlü duyguların
psikanalitik kuramlarını, bireysel nedenlerini,
toplumsal cinsiyet rollerindeki farklılıkları, bilinçli ve bilinçaltı savunmalarını tanımlayarak
onların daha anlaşılır ve yönetilir hale dönüşmesini amaçlıyor.
Engellenemeyen Zihin
Yazar: Takuan Soho
Yayınevi: Kırmızı Kedi yayınevi
Hayatınızda bir strateji eksikliği hissediyorsanız bu
kitap sizin için yazılmış. Kitabın yazarı Takuan Soho, 17. yüzyılda yaşamış Zen Budizmin
Rinzai Okulu’nun ustalarından. Soho, savaş
sanatlarıyla Zen Budizmi’ni harmanlayarak
Japonya’daki strateji algısını değiştirdi. Bu
stratejiyi de Engellenemeyen Zihin adlı kitabında anlatıyor.
Ülkemizde bu yıl yayınlanan kitap, üç bölümden oluşuyor. Dünyada hala çok büyük ilgi
görmeye devam eden Engellenemeyen Zihin,
Japon strateji düşüncesinin olaylara ve çözümlere bakış açısını anlayabilmek için iyi bir araç.
Açık Kapı Festivali
Y
aşadığı kenti yakından tanımak isteyenler için İstanbul kapalı kapılarını
aralıyor. İlki İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti etkinlikleri kapsamında, Arkitera
Mimarlık Merkezi tarafından düzenlenen
Açık Kapı Festivali’nin ikincisi 1-9 Ekim 2011
tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Festivali ile kentin kültürel ve mimari dokusunun daha yakından hissedilmesi için
önemli bir fırsat sunuluyor. İstanbul’da olağan koşullarda ziyaret edilmesi mümkün
olmayan ya da ziyaret için özel izin alınması
gereken, tarihi ve mimari öneme sahip bina
ve mekanlar halkın ziyaretine açılıyor.
Festival süresince seçilen yapılar refakatçilik sistemi ile festivalde görev alacak gönül-
lüler eşliğinde ziyaret edilecek. Ziyaretler,
www.acikkapi.gen.tr internet sitesinden
kayıt yaptıran kişilerce oluşturulacak sınırlı
sayıda gruplar ile dokuz gün boyunca belli
saatlerde gerçekleştirilecek.
Festivali kapsamında gezilebilecek binalar: Ahrida Sinagogu, All Saints Moda
Kilisesi, Avusturya Başkonsolosluğu, Aya
Triada Kilisesi (Kadıköy), Aya Triada Kilisesi
(Taksim), Bab-ı Ali Osmanlı Arşiv Binası, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi,
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi,
DB Mimarlık Ofisi, Doğan Apartmanı, Emre
Arolat Mimarlık Ofisi, Fener Rum Patrikhanesi, Fethi Okyar Evi, Florya Cumhurbaşkanlığı Yazlık Köşkü, Göztepe Şahkulu Sultan Dergahı, Haliç Tersanesi, Haydarpaşa
81
Sen Ölünce Kim Ağlar?
Yazar: Robin Sharma
Yayınevi: Goa Basım Yayın
Robin Sharma, yarattığı etkiden hiçbir şey kaybetmiyor.
Bu sefer de Sharma, vakit ayırmadığımız detaylarla ne büyük yaşamlar kaybettiğimizi bir bir
yüzümüze vuruyor. “Hayatınızı tekrar yaşama
şansınız olsaydı ne yapardınız?” sorusu kitabın
temel cümlesi. Yazar, bir insanı Ay’a gönderirken karşı komşumuzla buluşma konusunda
sıkıntı yaşıyoruz diyor ve soruyor: “Siz ölünce
arkanızdan kim ağlayacak?”. Bir gün yaşamımızdan pişman olmamız için bir uyarı niteliğinde bu kitap. Yaşamımızın bizden sonraki
nesilleri nasıl etkileyeceği, kendimizden sonra
nasıl bir miras bırakabileceğinizi merak ediyorsunuz, kitabın sayfalarında gezinmelisiniz.
Başarı 101
Yazar: John C. Maxwell
Yayınevi: Arıtan Yayınları
Başarıya bir türlü ulaşamadığınızı düşünüyorsanız ya da
bulunduğunuz konumdan tatmin olmuyorsanız, bu kitaba göre hedefinizden şaşmış olma
ihtimaliniz çok yüksek. Başarı 101, potansiyelimizin sınırlarının farkına vararak ve somut
hedefler koyarak istediğimiz noktaya ulaşmanın çok da zor olmadığını anlatıyor. Yeni bakış
açıları geliştirerek sorunları aşabilir ve başarıya
doğru adım adım ilerleyebiliriz. Hedefimizin ne
olduğunu bilmek ve potansiyelimizin sınırlarını
tanımak çok önemlidir. İnsanlar üzerinde nasıl
pozitif etki bırakabileceğinizi, önünüzdeki engelleri kaldırmanın yollarını ve daha fazlasını
Başarı 101’de bulabilirsiniz.
Yaşamı Zenginleştirmek
Yazar: Dr. Joseph Murphy
Yayınevi: Sistem Yayıncılık
Yazar: H. Bernard Wechsler
Yayınevi: Profil Yayınları
Dr. Joseph Murphy’nin bu kitabı yaşamınızı zenginleştirmek için potansiyelinizi artırmanız gerektiğini
söylüyor. Kişisel gelişim alanında milyonlarca
kişiye yol gösteren Murphy “Yaşamı Zenginleştirmek” kitabında bilincimizin ve bilinçaltımızın kaderimizi belirlediğini anlatıyor. Zihnimizin kontrol mekanizması olan bu ikilinin
verdiğimiz kararlarla somut bir biçimde karşımıza çıkıyor. Mekanizmanın sağlıklı işleyebilmesi için Dr. Murphy, bize ihtiyaç duyduğumuz araçları sağlıyor. Yazara göre, bilinçaltı
gücünü fark edersek hayatta huzura, başarıya,
sağlığa ve mutluluğa erişebiliriz.
Artık her anımızda zamanla yarışıyoruz. Az zamanda
çok yol katetmeye çalışıyoruz Kaybedecek bir
saniyemiz bile yokken sayfalarca belge, rapor
veya doküman okumamız gerekiyor. Sorumluluklarımızın önemli bir kısmını oluşturan bu
belgeleri vakit kaybetmeden nasıl okuyabiliriz? Bu sorunun cevabı “Profesyoneller İçin
Hızlı Okuma”da. Bu kitapta daha hızlı okurken
anlama becerisini geliştirme, konsantrasyonu
yükseltme ve önemli bilgileri akılda tutma ile
ilgili yöntemler sunuyor. Artık dağ gibi birikmiş sayfalar ve dosyalar arasında saatlerce
boğulmanıza gerek kalmayacak. İşinize yarayanı alarak devam edebileceksiniz.
The Kids Are All Right
Kağıt
Yönetmen: Lisa Cholodenko
İngiliz Mezarlığı, Haydarpaşa Lisesi,
Heybeliada Ruhban Okulu, Hollanda
Konsolosluğu, Huber Köşkü, İstanbul Erkek Lisesi, İstanbul Hilton Oteli, İstanbul Maçka Akif Tunçel Teknik
ve Endüstri Meslek Lisesi, İstanbul
Radyo Evi, İstanbul Üniversitesi Gözlemevi, İstanbul Üniversitesi Kampüsü, İstanbul Valilik Binası, İtalyan Sefareti Yazlık Binası, Karaköy
Yeraltı Camii, Kıbrıslı Yalısı, Kırım
Anglikan Kilisesi, Levent Loft, Mayor Sinagogu, Sirkeci PTT Binası ve
Müzesi, Splendid Otel, Sveti Stefan
Bulgar Kilisesi, Tabanlıoğlu Mimarlık
Ofisi, Terziler Sinagogu (Torfe Begadim Sinagogu) , Yenikapı Marmaray
Kazıları, Yenikapı Mevlevihanesi
Profesyoneller İçin Hızlı Okuma
Oyuncular: Annette Bening,
Julianne Moore, Mark Ruffalo,
Mia Wasikowska, Yaya
DaCosta, Josh Hutcherson
Yapım: 2010, ABD
Tür: Dram, komedi
Yönetmen, senaryo: Sinan Çetin
Oyuncular: Zeynep Beşerler,
Öner Erkan, Asuman Dabak,
Ayşen Gruda, Ahmet Mekin,
Uğur Bilgin, Metin Centimur,
Fatoş Seymen, Mazlum
Çimen, Bahar Sarak
Yapım: 2010, Türkiye
Lezbiyen bir çift olan Nic ve Jules, yapay döllenme ile iki kez çocuk sahibi olurlar. Çocuklar ergenliğe girdiklerinde gerçek babaları ile
tanışmak ister.
Paul adındaki donör onların babalarıdır ve
çocuklar Paul’ü anneleri ile tanıştırmak ister.
Paul’ün gelmesi aile düzenini değiştirecek
ve yepyeni bir aile tanımının yapılmasına yol
açacaktır.
Saçma bir kanunu kör bir inançla uygulayan
bir küçük memur. Bu saçma kanun karşısında
ilk defa tevekkülle boyun eğmeyen bir genç
adam. Genç, idealist yönetmen Emrah, ilk sinema filmini çekmeye çalışır. Arkadaşları ve
annesinin desteğiyle yapımcılardan para bulan
Emrah’ın karşısına bürokrasinin çarkları çıkar.
Hayalleriyle Emrah arasında Sansür Kurulu
Başkanı alacağı son bir imza kalmıştır. Ancak
bu düşündüğü kadar kolay olmayacaktır.