ö zelsayı - Kale Tasarım Merkezi

Transkript

ö zelsayı - Kale Tasarım Merkezi
Ö Z E L
S A Y I
MİLANO TASARIM HAFTASINA “ÖZEL” SAYI! GÖNÜL İSTERDİ Kİ, İSTANBUL’UN
KENDİ TASARIM HAFTASI İÇİN SIVAMIŞ OLALIM KOLLARI. NİCEDİR GÖZÜM
YOLLARDA, BEKLEMEDEYİM. EY HASRETİNİ ÇEKTİĞİM DESIGN WEEK, YA
DA KULAĞIMA ÇALINIP DURAN, BİR BEDEN KÜÇÜK, DESIGN WEEK-END! NE
OLURSAN OL, GEL ARTIK, KURTAR BENİ AYNI NAKARATTAN: “ORADA BİR KÖY
VAR UZAKTA, O KÖY BİZİM KÖYÜMÜZ… GİTMESEK DE KALMASAK DA...”
BİR KENTİN, TASARIMI NASIL DA ŞEVKLE KUCAKLAYABİLECEĞİNE –YİNE,
YENİ, YENİDEN!- MİLANO’DA HENÜZ ŞAHİT OLMUŞKEN, İÇ ÇEKMEMEK ZOR…
SAHNEDE, ZİHİNSEL ENGELLİLERİ REHABİLİTE ETMEYE KADİR TASARIM, DOĞAL
KAYNAKLARIN TASARRUFUNA KAFA YORAN TASARIM, OTOPARKLARI
“İNSANPARK”LARLA TAKAS ETMEYİ BAŞARMIŞ TASARIM… DENEYİMİ
ÜRÜNÜN ÖNÜNE ÇIKARMIŞ TASARIM! BURALARA DA YAKIŞIRDI, AŞİKAR.
ZONA TORTONA, TÜNEL OLUVERİRDİ BELKİ, YA DA GALATA… NEFESİMİ
KESEN ‘DESIGN ENERGIES’ SERGİSİ UNIVERSITA DEGLI STUDI’DE DEĞİL
DE, TAŞKIŞLA’DA YAPILIRDI HATTA! DESIGNERSBLOCK, KALABALIKTAN
UZAK DURMA TELAŞESİNİ BASTIRMAKTA ZORLANIRDI MUHTEMELEN AMA,
PEKALA KALAMIŞ’A, BİR TATLI HUZUR ALMAYA ATABİLİRDİ KENDİNİ.
ULUSAL PAVYONLARLA BEZENMİŞ VENEDİK BİENALİ’Nİ ANDIRMAYA BAŞLAYAN
MİLANO TASARIM HAFTASI, 2009 MODEL İSPANYOL, ALMAN, FRANSIZ,
JAPON, ÇİNLİ, FELEMENK, SIRP, TAYVANLI STANTLARIYLA ÇOK KÜLTÜRLÜ
İSTANBUL’DA PEK RAHAT EDERDİ DOĞRUSU. ÇİZME’DEKİ ÜRÜNLERİNİ TOPLAYIP
“İLK’IN ISTANBUL” ÇIKARTMASINI YAPACAK DANİMARKALI KONUKLARIMIZ
ZANAATİN DEĞERİNİ HATIRLATINCA, GELENEKLERİMİZİ, YETENEKLERİMİZİ,
SEÇENEKLERİMİZİ DÜŞÜNMEYE BAŞLARDIK.
İYİ OLURDU, KENDİMİZE GELİRDİK! BIRAKTIĞIMIZ YERDE BULAMASAK DA,
BİLİRDİK BİR BİZİN OLDUĞUNU UZAKTA- GİTMESEK DE, GÖRMESEK DE…
SEMAZENLER YA DA MAŞALLAH’LAR DA BAŞKA KÜLTÜRLERİN YANSIMALARI
OLARAK MİLANO’DA YERİNİ BULMAZDI O ZAMAN BELKİ- YERMESEK DE,
SEÇMESEK DE…
UMUT KART
[email protected]
I8;ðB8C$B8C<[email protected]<IB<Qððñ9ðICðîðPC<[email protected][email protected]%
([email protected])''0
[email protected]',
I8;ðB8C¾ðEFBLI[email protected]î[email protected];@I%
17/05/2009
03
Defne Bükümcü
[email protected]
PRITZKER MİMARLIK ÖDÜLÜ
PETER ZUMTHOR’A
“Mimarlığın Nobel’i” olarak anılan Pritzker Ödülü, bu sene İsviçre’li mimar Peter
Zumthor’un oldu. 1979’dan beri her sene mimarlık disiplinine değerli katkılar
sağlayan, yaşayan bir mimara verilen Pritzker Ödülü 29 Mayıs tarihinde Arjantin
Buenos Aires’de yapılacak olan merasimle Zumthor’a takdim edilecek.
2009 yılı Pritzker Mimarlık Ödülü’ne
İsviçre’li mimar Peter Zumthor layık
görüldü. Ödül, Hyatt Otelleri’nin sahibi
Chicago’lu Pritzker ailesi tarafından
kurulan Hyatt Vakfı tarafından, yaratıcı bir
faaliyet alanı olmasına rağmen Nobel
Ödülleri kapsamında yer almayan mimarlık
disiplininin gelişmesi ve takdir edilmesi
amacıyla, 1979 yılından bu yana, her sene
yaşamakta olan bir mimara veriliyor. Hyatt
Vakfı başkanı Thomas J. Pritzker, Pritzker
Ödülü ile ilgili daha önceki bir
açıklamasında “Biz Chicago’luların Louise
Sullivan, Frank Lloyd Wright ve Mies van
der Rohe gibi efsanevi mimarların
yapılarıyla dolu, gökdelenin doğum yeri
olan şehrimizde, mimarlığın bilincinde
olmamız şaşırtıcı değildir.” diyerek, neden
mimarlık alanını seçtiklerini açıklıyor.
yer (arazi) ve konu (işlev). Her yapısı bu
üçlünün hassas dengesi üzerinde
yükseliyor. Yapılarını tam da kastettiği “an
ve durum” için tasarlayan Zumthor,
“şimdi”yi “belli bir zamana ait olmayana”a
dönüştürüyor. Bunu yaparkenki sakin ve
kararlı tavrı, yapılarının da, kendisinin de
iddiasının çerçevesini oluşturuyor.
01
Peter Zumthor, popüler bir mimar
olmamakla birlikte, meslektaşları ve
mimarlık öğrencileri arasında kültleşmiş
bir figür. 1943’te İsviçre’de dünyaya gelen
Zumthor’un mimarlık ile olan ilişkisi
kendine özgü bir şekilde gelişiyor.
Gençliğinde babası gibi marangozluk
yapan Zumthor eğitimine İsviçre’de
başlıyor ve ardından da New York’da yer
alan Pratt Institute’da tamamlıyor.
1979’dan beri İsviçre’nin Haldenstein
kasabasında onbeş kişilik küçük bir ekiple
çalışmalarına devam ediyor. Daha çok orta
ve doğu Avrupa’da eserlerine rastladığımız
Zumthor’un Amerika’da da yapıları
bulunuyor. Zumthor’un en önemli yapıları
arasında anılan İsviçre’nin Vals
kasabasında yer alan kaplıcalar,
Almanya’nın Köln şehrinin elli kilometre
güney batısında yer alan Bruder Klaus
Şapel’i ve yine Köln’deki Kolumba Müzesi,
jüri tarafından da belirleyici eserler olarak
gösteriliyor. Peter Zumthor’un Thinking
Architecture ve Atmospheres adlarında iki
kitabı bulunuyor.
Jüri başkanı The Lord Palumba, jürinin
resmi açıklamasından alıntı yaparak
“Zumthor tek başına var olan binalar
yapmaktan çok ötesini başarmaktadır.
Onun mimarlığı, arazinin önceliğine
saygıyı, yerel kültür mirasını ve mimarlık
tarihinden aldığı paha biçilmez dersleri
barındırır.” diyor. The New Yorker’ın
mimarlık eleştirmeni Paul Goldberger
“Peter Zumthor’un Sessiz Gücü” başlıklı
Zumthor’un yukarıda adı geçen
eserlerinden Bruder Klaus Şapeli’nin
hikayesi ve yapım süreci epey ilham verici.
Yapı, Şapel’i yaptırmak isteyen
Scheidtweiler ailesi ve arkadaşları
tarafından inşa edilmiş. Dışarıdan
bakıldığında görülen basit formundan çok
daha zengin bir yapı olan Bruder Klaus
Şapel’i yüz taneden fazla kütüğün
Kızılderili çadırının strüktürüne benzer bir
şekilde kurulması ve üzerine beton
dökülmesinden sonra, kalıp görevini gören
kütükler yakılarak betonun kurutulmasıyla
elde edilmiş. Yanmanın etkisiyle, betonun
rengi kararmış ve kütüklerin yüzey dokusu
Şapel’in iç duvarlarında izlerini bırakarak
kendiliğinden yapıdan ayrılmış. Zumthor
geleneksel yapım teknikleriyle çalışmasına
rağmen, derin malzeme ve teknik bilgisini
kullanarak “geleneksel olanı yorumlayarak
yeni olanı üretmek” gibi çok özel bir hüner
sergilemekte.
yazısında Zumthor’un yapılarının Louise
Kahn’ın mistik yanıyla Mies Van der
Rohe’nin olağanüstü düzen anlayışını
kusursuz bir şekilde birleştirdiğini
söylüyor. Zumthor’un eserlerindeki
derinlik ve tutarlılığı vurgulayan bu
benzetme, Zumthor’un kolayca kategorize
edilebilecek bir mimar olduğunu
düşündürtmemeli. Eserlerinin temel
benzerliğinin, form, malzeme veya
üsluptan çok, izleyiciye ya da kullanıcıya
yaşattığı duygu yoğunluğu olması
Zumthor’un ayırıcı özelliği olarak
karşımıza çıkıyor. Her yapısının bu
anlamda bir diğerinden tümüyle farklı
olması Zumthor’un, eserlerinin altında
yatan teori, akım ya da anlayıştan çok,
yapının yaşattığı duyguyla ilgilendiğini
düşündürüyor. Zumthor yapılarında birkaç
şeye birden vurgu yapıyor; zaman (şimdi),
Yüzbin dolar değerindeki ödül,
Chicago’lu ünlü mimar Louis Sullivan’ın
tasarımlarından türetilmiş bir bronz
madalya, resmi ödül sertifikası ile
birlikte 29 Mayıs 2009 tarihinde
Arjantin’in Buenos Aires şehrinde
takdim edilecek. Ödül merasiminin
nerede yapılacağı, ödülü kazanan
mimarın seçilmesinden çok önce
belirleniyor. Güney Amerika ilk defa
ödül merasimine ev sahipliği yapacak.
2006 yılında ödülü kazanan Brezilya’lı
mimar Paulo Mendes da Rocha’ya ödülü,
İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda
Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından
verilmişti. Otuz yıllık geçmişinde
ödül ikinci kez İsviçre’li bir mimara
veriliyor. 2001 yılında Jaques Herzog
ve Pierre de Meuron Pritzker Ödülü’nü
İsviçre’ye götürmüştü.
01 Bruder Klaus Şapel’i ve Köln’deki
Kolumba Müzesini hayata geçiren Peter
Zumthol ve çalışmaları.
04
17/05/2009
05
Umut Kart
[email protected]
Geçtiğimiz günlerde Londra Kraliyet
Akademisi (RCA) Tasarım Tarihi
Bölümü’nden bir grup akademisyen ve
öğrenci İstanbul’da bir sondaj yapmaya karar
verirler. İstanbul’un kültürel mirasını
anlamaya ilişkin bir geziden sonra, İzmir
Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarımı
Bölümü’nün rehberliğinde çağdaş Türk
modasını farklı yönleriyle temsil eden
isimlerin kapıları çalınır. Bu isimlerin bir
ucunda modanın elitist tavrına karşın sokağa
yakın duran, kavramsal masalların yaratıcısı
Ümit Ünal, avangarde erkek giyiminin
öncüsü Hatice Gökçe, ortasında kentli
modern kadın için elverişli kıyafetler
tasarlayan Mehtap Elaidi, ve diğer bir ucunda
araştırmacı grubun kültürel beklentileri
yönünde lale motifleriyle karşılaştıkları, neoklasik moda anlayışının couture’deki
temsilcisi Vural Gökçaylı yer alır. Ümit
Ünal’ın “Doors” mağazası ise metaforik
olarak Avrupalı ziyaretçilerimize başka bir
dünyanın kapılarını açar. Bu dünya
Türkiye’de çağdaş moda tasarımının bıçak
sırtındaki yüzüdür kuşkusuz, ama bir o kadar
da hümanist, pozitif ve iletişimseldir.
Peter Pan çoşkusuyla ziyaretçilerini
karşılayan Ünal, üç gün sonra İstanbul’un
‘underground’ mekanı Garaj İstanbul’da
Hatice Gökçe ve Simay Bülbül ile
gerçekleştirecekleri performatif moda
gösterisi için yaşadığı heyecanı saklayamaz.
Bu kez “Dünya’da bir yer” projesi ile
yaklaşık beş yüzyıldır endüstriyel gelişimi ve
teknolojiyi reddederek Amerika’da komün
halinde yaşayan Amish’leri ele almaktadır.
Bu koleksiyonu ile ilk kez denim ağırlıklı
erkek kıyafetleri sunan tasarımcı, hala at
arabalarını tercih eden ve elektrik
kullanmayan, zanaata yakın bu özel
insanları temsil ederken Zeynep Arkök’ün
koreografik dilinden yararlanıyor; ancak
teatral ifadesine karşın kıyafet
tasarımlarında üniform bir anlayışla
güncelliği yakalamayı da başarıyor.
Amishler’den bilgisayar tuşları aracılığı ile
söz etmek biraz tuhaf hissettiriyor doğrusu.
İşte Ünal da, artık hemen hemen
teknolojinin esiri olmuş olan bizleri böyle
bir sorgulama ile karşı karşıya getiriyor.
Çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşan
ve fiziksel özellikleri Amish’lere benzeyen
modellerin performansın sonunda ellerinde
ev yapımı çörekler, kekler, meyveler,
sebzelerden donattıkları bir masayı sahnede
‘KTM-209’
oluşturup, sonra da yiyecekleri izleyicilere
ikram etmeleri esnasında ise içimizi saran o
sıcak insani duygu, hala özümüze ait bir
şeyleri koruduğumuza dair küçücük bir umut
barındırıyor.
01
Şölen Kipöz, Dilek Himam
[email protected], [email protected]
MODANIN
SOKAĞA AÇILAN
KAPILARI:
KÜLTÜREL KİMLİKTEN
EVRENSEL BÜTÜNLÜĞE
İstanbul’daki kültürel kimliği keşfe çıkan
İngiliz araştırmacı ve öğrenciler, moda
tasarımcılarımızın sunumlarında sıradışı
bir tavrın, eleştirel bir platformun izlerini
buldular.
Deriyi kumaş gibi işleyen Simay Bülbül’ün
performansı herkesin kendi masalının
kahramanı olduğu düşüncesiyle hayatın
döngüsünü makaralara sarılmış iplerle temsil
ediyor. Bülbül, bu döngüde durmadan
makaralar gibi ileri geri sararak ilerleyen
yaşantılarımızda sürekli iletişim ve etkileşim
halinde olarak bizim olanı geri almaya
çalıştığımızı vurguluyor. Koleksiyondaki deri
dokunuşlu, bol malzemeli, salaş, akışkan,
naif bir o kadar da feminen tasarımların
mekanik olmayan detayları kişisel masalların
cümlelerini oluşturuyor.
Hatice Gökçe’nin Dj’liğini de kendi yaptığı
“Invincible” adlı performansında erkeğin
özgürleşmek adına kendisiyle yaptığı
mücadele sonucunda, kendisinden bekleneni
değil istediğini olduğu bir kendine dönüş
hikayesi var. Diğer iki performanstan farklı
olarak Gökçe’nin renkleri daha parlak,
anlatımı daha dışa vurumcu. Son birkaç
sezondur alıştığımız provokatif tarzına göre
daha ticari detaylara indirgendiğini
gözlediğimiz koleksiyonda erkeğin kendi
yolunu çizdiğini temsil eden şeritlerin
işlendiği slim-fit ceketler ilgi çekiciydi.
Moda pazarındaki duruşları ile yan yana
olan, ama kişisel manevraları ile farklılık
yaratan bu üç tasarımcının kendilerini ifade
etmek için seçtikleri platform, modanın
parlak zeminleri için oldukça sıra dışı. Hiçbir
ticari kaygı güdülmeden emek veren herkesin
bir gönül işi olan bu eleştirel platform, yakın
gelecekte kendini daha fazla ifade edecek
olan sokağın kimliğine dikkat çekiyor. Paralı
ve parıltılı isimli tek tük sponsorlarına bile
bir ifade, bir duruş, bir kimlik kazandırıyor.
Sonuç olarak, İstanbul’daki kültürel kimliği
keşfetmek için çıkartma yapan İngiliz
araştırmacı ve öğrencilere açılan “yeni
tasarım kimliği” nin kapıları, Türkiyeli
tasarımcıların yaptığı işlerde, söylediği
sözlerde ve ifade biçimlerinde evrensel
bütünlüğün sinyallerini veriyor.
ALEV EBÜZZİYA İLE BAŞLADI!
Kale Tasarım Merkezi, tasarım dünyasının
önde giden isimlerini öğrencilerle
buluşturacak ‘paylaşım’ esaslı bir buluşma
serisi düzenlemeye başladı. Alışılmış
konferans ortamının dışına çıkarak tecrübe
aktarımını dolaysız hale getiren KTM 209
buluşmalarının Nisan sonundaki ilk konuğu,
dünyaca ünlü tasarımcı Alev Ebüzziya’ydı.
Yüksek pişirilmiş seramiği Royal
Coppenhagen’ın atölyelerinde öğrendim.
Atölyeler fabrikanın içindeydi. Çok şey
katıyor insana; özellikle zinciri çok iyi
anlıyorsunuz. Sanatçı atölyelerinden çıkan
işler hep tek parçadır ama bazen de işin
üretime sokulması istenirdi. Bu arada
benden bir porselen yemek takımı servisi
yapmam talep edildi ve o zaman başladım
porselen için çizim yapmaya. Ama kendimi
hiçbir zaman tasarımcı olarak görmedim.
Tasarımcı olmak şöyle dursun hatta
kendime anti-tasarımcı derdim.
Bir tasarımcının en büyük sorumluluğu
nedir sizce?
Çok gereksiz bir iş yapmamak diyebilirim. O
kadar çok şey var ki yeryüzünde, insanın
kendini sürekli sorgulaması gerekiyor.
Benim bu yaptığım çok mu gerekli?
Yapmasam olur mu? Neye ihtiyaç var?
Ama konuşmanızda “aynı şeyi daha iyi
haliyle” yapmayı yeğlediğinizden
bahsettiniz?
01
Yenilik, insanın derdini mutlaka çok değişik
bir dille anlatması anlamına gelmiyor.
Mesela Beymen için ilk çay bardağını
çizmemin nedeni elimdeki piyasa işi
bardağı beğenmememdi. Beymen “buyrun
gelin siz yapın” deyince başıma ne kadar
zor bir iş aldığımı anladım. Çok uğraşarak
yaptım o bardağı. O zamanlar yine iyi
geliyordu gözüme, şimdi baktığımda hiç
Hiç cinsiyet avantajı ya da dezavantajı
yaşadınız mı bu meslekte?
Türkiye’den çıkan işleri uluslararası
platformda nereye oturtursunuz?
Anti-tasarımcı olduğunuzu söylüyorsunuz;
tasarımcı tanımınızdan bahsedelim mi?
Tasarım benim için endüstriyel olarak
çoğaltılan, günlük işlerimizde kullandığımız
yani kullanışlı kullanması kolay, rahat,
insana rahatlık sağlayan işler. Bunların
dışında tabii başka şeylerin tasarımı da
yapılır ama ben onları daha çok obje diye
isimlendiriyorum.
Yani her yaptığın iş bir öncekinden daha iyi.
Ona bakıp kendin değişiyorsun. Bu böyle
sürüp gidiyor.
Kesinlikle yaşamadım. Sanıyorum o size de
bağlı bir şey. Pek çok parlak kadının, evlilik,
çoluk çocuk dolayısıyla mesleğini bırakması
beni üzüyor. Ama kadın, kendi sorumlu
hayatından. Onun için diyorum, her başarılı
erkeğin arkasında bir kadın var derler. Ama
bence de her başarısız kadının arkasında da
bir erkek var!
Sanat çalışmalarınızdan tasarım
projelerine kayışınız nasıl oldu?
01 Simay Bülbül performansından
02 Ümit Ünal defilesinden
Anti-tasarımcı olduğunu yinelerken tasarım
projeleriyle dünyanın gözünü kendine çeviren
Alev Ebüzziya, Kale Tasarım Merkezi’nde
öğrencilerle buluştu.
beğenmiyorum. Nitekim bir çay bardağı
daha yaptım. Hem de klasik, yani alışık
olduğumuz bir çay bardağı... Ama bunu da
beğenmiyorum. Daha iyisini yapabileceğim
kuşkusu varsa içimde, en azından
deniyorum. Fakat bir gün artık, herhalde,
çay bardağı yapmayacağım.
“Zamansız obje”den bahsettiğinizi okuruz
sıklıkla; onu nasıl tanımlıyorsunuz peki?
01
Bugün her şeyi uluslararası platformda
ölçmek zorundayız. Türkiye'nin iyisi,
Almanya'nın iyisi yetmiyor. Türkiye'de
çok yeni bir şey tasarım; 15-20 yıllık bir
gerçek. Varılan nokta ise inanılmaz.
Traktör, hasta yatağı tasarlanıyor.
Müthiş sevindirici! Ama yadırgadığım,
tasarım adı altında bir sürü süs
üretilmesi. Gereksiz, zevksiz...
Çok eleştirdiğim için kendimi böyle bir şey
yaşamadım. İş kaçmış olabilir elimden.
Sonuç tam istediğiniz gibi olmayabilir; hata
yapmış olabilirsiniz, fabrika onu istediğiniz
gibi üretememiş olur. Ama çok utanılacak
bir iş yapmadım.
Bir tasarımcı olarak sizi başarıya götüren
kırılma noktası neydi dersiniz?
O noktaya umarım hiçbir zaman gelmem.
Moda olmayan bir şey. Sorulduğunda, ben
trend izlemem, ben trend yaratırım gibi
yüksekten atılmış bir laf söyleme ihtiyacını
duyuyorum. Çünkü, moda neyse onu
yapmak bana çok ters. Zaten yaratılmış,
bitmiş. Ben niçin onun gibi bir şey yapayım?
Biz çok ödül düşkünüyüz. Ödül o kadar
önemsenecek bir şey değil. Tabii ki
başarının karşılığının verilmesi müthiş
sevindirici. Gönül isterdi ki devletimizin
sanata bir katkısı olsun. Çok karışmasın
ama güzel atölyeler kursun. Ödüle layık
görülen öğrencilerin daha iyi daha büyük
işler yapmalarına imkan sağlansın. Ödül bir
gencin önünü açabilmeli.
Konuşmanızda tasarım beni
yalnızlığımdan kurtarıyor dediniz. Nasıl
yapıyor bunu sahi?
Kendinizi eleştirseniz nereden
başlarsınız?
Yaptığım çizimler fabrikalarda üretilirken
grup çalışması oluyor. Atölyede tek parça
işlerimi yaptığım zaman bir yalnızlık
gerektiriyor. O atölye yalnızlığı çok
keyiflidir. Ama bir ara da insan başka bir
şey istiyor.
İşimi eleştirmem çok önemli benim için; çok
titizim. Daha iyisini yapabilir miyim
kuşkusu her zaman yanıbaşımda. Çok iyi
biliyorum; ben eleştirmezsem zaten bir
başkası yapacak bunu. Yaptığımı iyi yapmak
isteyen bir insanım. Beğenilir mi diye hiçbir
iş yapmadım hayatımda. Ama iyi iş yapmak
istedim hep.
Tasarımcı olarak en büyük hatanız neydi?
Gelelim ödül sistemlerine dair bir
önermenize…
Fotoğraf: Yasemin Köse
01 Alez Ebüzziya
02
02 Tasarımcının Beymen için tasarladığı çay
bardağı
06
17/05/2009
Meltem Cansever
[email protected]
TASARIMCININ ADI YOK!
Sektörün en önemli etkinliği Yapı/Turkeybuild, krize rağmen
hareketliydi. Banyo ve mutfak seramiği alanında devlerin
yokluğunun hissedildiği fuar, teknolojik yenilikler sundu.
01
6-10 Mayıs tarihleri arasında Tüyap Fuar ve
Kongre Merkezi’nde Yapı-Endüstri Merkezi
(YEM) tarafından düzenlenen 32.
Uluslararası Yapı/Turkeybuild 2009 İstanbul
Fuarı, yaklaşık 50 ülkeden 850 firma,
kapıdan çatıya, seramikten yalıtıma, yer
döşemelerinden çelik konstrüksiyona kadar
1282 ürün çeşidiyle bir kere daha sektörün
kalbinin attığı yer oldu. Katılımcı ve ziyaretçi
sayısı açısından Ortadoğu, Kafkaslar ve
Balkanlar’ın en önemli sektör etkinliği olan
Yapı / Turkeybuild’in yarattığı hareketlilik,
önemli bir başarıyı gösteriyor. Teknolojik
yeniliklerin geniş ve gösterişli standlarda
sergilendiği, sivil toplum kuruluşlarının
temsil edildiği etkinlik bu kez de meraklı
öğrencilerden profesyonellere geniş bir
kitleye hitap etti. Yapı / Turkeybuild fuarları
2009 yılında, İstanbul’un ardından
Ankara’da 22. kez ve İzmir’de 15. kez
gerçekleştirilecek.
Ama banyo mutfak donanımlarından bina içi
donanıma uzanan ürünlere yer vermesiyle
diğerleri arasında en çok nihai tüketiciyi
hedef alan 7. salondaki yetersiz tasarım
kalitesi, yan etkinliklerde tasarıma hemen
hiç yer ayrılmaması ve standlarda
ürünlerdeki tasarımcı rolüne herhangi bir
“değindirme”nin bulunulmamasıyla
Turkeybuild, tüm bu büyük çaplı katılıma
rağmen yapı sektörünün tasarımla kurduğu
bağın ne kadar zayıf kaldığını gösteriyor.
Oysa büyük çaplı bir etkinlikten, ekonomik
başarının ötesine gitmesi de beklenebilirdi.
Malzeme, teknoloji, çevre, küresel ekonomi
gibi konuların mercek altına alındığı forumlar
ve konferansların yanında doğrudan tasarımı
Türkiye, biraz geç de olsa, bu gerçeğin
farkına vardı. On yıldır tasarımla yatıp
tasarımla kalkıyoruz. Gençler, tasarım
eğitimi almayı, geleceklerinin garantisi
olarak görüyor. Böyle bir potansiyel, doğal
olarak, pek çok yatırımcının iştahını kabarttı
ve bu konuda eğitim veren veren kurum
sayısı sürekli olarak arttı.
Sorun da burada başlıyor: Tasarım eğitimine
yönelen bu büyük talebi bugünkü
olanaklarımızla ne ölçüde karşılayabiliriz?
Bugün Türkiye’de grafik tasarım mesleği
nasıl öğreniliyor:
- Türkiye’nin bu sayıda grafik tasarımcıya
ihtiyacı var mı?
Bütün bu kurumlarda eğitim alan öğrenci
8.’si düzenlenen Mutfak Banyo ve Ankastre
Cihaz Fuarı, tasarımcılar, okullar ve dergiciler
için sıradışı bir platform haline geldi.
02
01 Seranit’in fuarda sergilediği küvet
Grafik tasarım eğitimi almış ve sürdürmüş
çok az sayıdaki öğretim elemanı her tarafa
yetişemeyeceği için, artan öğretmen ihtiyacı
bir şekilde karşılanmaya çalışılıyor.
Öğretim kadrolarının ve grafik tasarım
öğrencilerinin ortalama düzeyi, sürekli
olarak düşüyor.
Grafik tasarımı doğru dürüst
öğretemediğiniz gençlere grafiker diploması
verirseniz, başta onlara büyük kötülük
yapmış olursunuz. Kendilerini tatmin edecek
bir iş bulamazlarsa, okula dönmenin
yollarını ararlar; dönebilirlerse,
öğrenmedikleri mesleği öğretmeye başlarlar.
kötü ne olabilir!
Ne yapmalı:
Bu olumsuzluklar zincirini kırmak için işe bir
yerden başlamak zorundayız:
1. Grafik tasarım eğitiminin standartlarını
saptamalı, bu standartlara uymayan
kurumların -bu arada 3-6 aylık bilgisayar
programı eğitimi veren kurslar ile matbaa
meslek liselerinin “grafik tasarımcı” unvanı
vermesini önlemeliyiz.
2. Yıllardır hemen hemen durdurulmuş
asistan kadrolarını açmalı, geleceğin
tasarım eğitmenlerinin sayısını ve niteliğini
artırmalıyız.
- Bu sayıda öğrenciyi eğitecek kadro var mı?
1. Kendi kendine
2. Atölyelerde, usta-çırak ilişkisiyle
3. Grafik eğitimi veren/verdiğini iddia eden
kurumlarda:
• Bilgisayar kurslarında
• Meslek liselerinde
• Eğitim fakültelerinde
• Üniversitelerin grafik tasarım
bölümlerinde
NELER OLUYOR?
01
Eğitim veremiyoruz; diploma verelim.
Herşeye rağmen evet. Yeter ki iyi yetişsinler.
Grafik tasarımın o kadar geniş bir kullanım
alanı var ve Türkiye o kadar bakir bir ülke ki,
tasarım kullanması gereken her kurum
tasarımcılarla çalışmaya başlasa,
muhtemelen daha bir süre her yeni mezuna
iş olanağı sağlanabilir.
FUARLARA
Türkiye, ekonomi büyüklüğü açısından
dünyada 17. sırada olmasına rağmen yapı ve
inşaat sektöründe ABD ve Çin’den sonra
üçüncü gelmesiyle tam bir “yapı” patlaması
yaşıyor. Bu yüksek talebi yüksek kalitede bir
tasarımla desteklemek için yapı fuarlarının
büyük ölçekli yapılanmalarına tasarım
unsurunu da dahil etmeleri gerekiyor.
Ekonomik canlanmaya ihtiyacımız var tabii,
ama kentlerimizi dolduran çirkin yapılardan
rahatsız olacak gözleri eğitecek etkinlikleri
de talep ediyoruz.
MADALYONUN ARKASI
sayısını bilmiyorum ama her yıl isminin
yanına ‘grafik tasarımcı’ unvanını
ekleyenlerin sayısı binlerle ifade ediliyor.
Burada, yanıtlanması gereken iki soru daha
var:
[email protected]
Teknolojideki son yeniliklerin Osmanlı
hamamının kurnalarından göbek taşlarına
uzanan repertuarına uygulandığı banyolar,
tarihi halı desenlerini yineleyen son
teknolojili şık parkeler sektörün gerçekleri
olarak fuardaki yerlerini alırken, tasarıma
farklı perspektiflerden bakabilen sektörün
dev isimlerinin olmaması önemli bir
eksiklikti. Yine de İznik Vakfı veya
Karoistanbul gibi firmalar, geçmişi bugüne
taşımanın özenli bir yaklaşımla pekala doğru
dürüst yapılabileceğini gösteriyorlardı.
[email protected]
Tasarım, pazarlama ile birlikte, 21. yüzyılın
en önemli iki mesleğinden biri. Sanayi
ülkeleri artık, tasarım-üretim-pazarlama
zincirinin üretim halkasını üçüncü dünya
ülkelerine bırakıp, diğer ikisinde
yeteneklerini geliştiriyorlar.
Sertaç Ersayın
konu alan herhangi bir etkinlik bile
öngörülmemişti. Ürünlerin ardındaki
tasarımcılara yer veren veya yeni tasarımcı
koleksiyonları sunan stantlara ise hemen
hemen hiç rastlanmıyordu.
İlhan Bilge
Kesinlikle hayır. Türkiye’de tasarım eğitimi
denebilecek bir şeyi verebilen okul sayısı,
en geniş esneklikle iki elin parmaklarını
geçmez. Buraları bitiren yetenekli
öğrenciler, büyük ajanslar tarafından kapılır.
Aralarında eğiticilik yeteneği ve isteği
taşıyan yok gibidir.
Çok uzak olmayan bir gelecekte, iyi bir
tasarım eğitimi almış bir genç akademik
kariyer yapmak istediğinde, üniversitelerde,
grafik tasarım eğitimi görmüş hoca
bulamayacaktır. Bu, onları okuldan daha da
uzaklaştıracak; okullar, bilmeyenlerin,
bilmedikleri şeyi, bilmeyenlere öğrettiği
yerlere dönecektir.
O zaman grafik tasarım eğitimini kim
verecek?
Bu, sistemin dibe vuracağı noktadır. Bir
mesleğin başına gelebilecek, bundan daha
3. Öğretim kadrosu gereken düzeye
gelene kadar, ne devlet ne vakıf
üniversitelerinde yeni grafik tasarım
bölümü açmamalıyız.
Sorunların çözümlenmeye başlaması için,
öncelikle sorun olduklarının farkedilmesi
gerekir. Bu konuların detaylı olarak
tartışılması için, tüm ilgili ve yetkilileri bir
araya getiren, iyi organize edilmiş bir
çalıştay, bir başlangıç noktası oluşturabilir.
07
6–10 Mayıs 2009 tarihlerinde Muder ev
sahipliğinde, Survey Fuarcılık tarafından
düzenlenen Mutfak, Banyo, Ankastre
Ürünler ve Ev Eşyaları Fuarı Türkiye’nin
önemli ilk’lerine ev sahipliği yaptı. Süreç,
fuaye alanının özel tasarımına (Adnan
Serbest tarafından), etkinliğin tasarım
kavramına destek vermek amacı ile
profesyonel ve öğrencilere açılmasına
(bendeniz tarafından) ve de iletişim
stratejisinin tasarım temeli üzerine
yürütülmesine (Umut Kart tarafından)
verilen destek ile başladı. Fuar süresince
Ron Kemnitzer’in de aralarında bulunduğu
20 konuşmacı sayesinde gastronomi,
mutfak, ev eşyaları, Türk, Frankfurt, Sicilya
mutfağı, spa tasarımları, banyo mekânı
tasarımı, mutfak tasarım kriterleri, iç
mimarlık çözümleri, ev eşyaları tasarımı
gibi birçok konuda araştırma ve projelerin
sunulduğu bir platforma dönüştü. Renk ve
malzeme konulu workshop ile katılımcılara,
farklı düşünme ve algılama konularında
çalışmalar gerçekleştirildi.
Önde giden dekorasyon dergilerinin yaptığı
sofra tasarımları fuar boyunca
sergilenirken, dergi editörleri ve
stillerininin masalara yansıması ve ilk gün
düzenlenen panele katılarak yarattıkları
tartışma ortamı da fuarın ticari boyutunun
tamamen dışında, çok olumlu bir yaklaşım
oldu. Ayrıca Kadir Has, Beykent, Maltepe,
İzmir Ekonomi, Bahçeşehir, Yeditepe,
Anadolu, Bilgi Üniversiteleri ve Domus
Academy’nin endüstriyel tasarım ve iç
mimari bölümlerinin projeleri, maketler ve
sunumları ile katıldığı sergi alanı ise genç
tasarımcı adaylarının heyecanlarını,
düşüncelerini, zindeliklerini fuara yansıttı.
Türkiye’nin dört bir yanından, bu kadar
sayıda okulun tasarım ve iç mimarlık
bölümlerinin bir araya gelmiş olması,
geçmişle önemli bir fark yarattı.
Son derece demokratik bir tavırla tüm
okulları davet eden organizasyon,
profesyonel tasarımcılara da duyurusunu
yeniledi. IMMIB ve ETMK işbirliği ile 5 yıldır
düzenlenen Endüstriyel Tasarım
yarışmasında finale kalan ürünlerin
prototiplerinin sergilendiği büyük standın
tavrı ise oldukça motive ediciydi; mekanda
profesyonel tasarımcıların kullanımına
dönük, kendilerini tanıtabilmeleri,
ürünlerini sunabilmeleri ve iş görüşmeleri
yapabilecekleri alanlar yaratıldı. Tüm bu
gelişmelere ilave olarak fuarda standı
bulunan firmalar tasarım ödülüne sahip
ürünlerini Serbest Bölge’de yerleştirme
fırsatı buldular. Samsung, Coway,
Vestel gibi firmaların çalışmalarını
sergilemesi, tasarıma, tasarımcıya
verdikleri destek ve teşvik açısından
da çok önemliydi. Sertaç Ersayın, Kunter
Sekercioglu, Sadi Tekin, ilio, Gamze Akay
gibi tasarımcılar, Barbar Sofrası gibi
tasarımcı grupları da profesyonel
alanda ürünleri ile yer aldılar.
Fuar katılımcılarının yeni ürünleri, yurt içi
ve yurt dışından gelen ziyaretçiler ile
buluşurken olumlu ticari gelişmeler ise
tasarım ve üretim sektörümüz adına
duymak istediğimizdi. Fuarın ticari
yapısına tasarım ve yenilikçilik yaklaşımını
ekleme, fuara sindirme çabasının daha da
gelişerek fuarcılık endüstrisinin diğer
paydaşlarına örnek oluşturacağını
düşünüyorum.
01 Dergilerin kurduğu sofralardan
02 Genç Platform’daki okul standları
08
17/05/2009
09
Aslı Ayşen Aydın
[email protected]
Mine Ovacık Dörtbaş
EAD, ÇOK “BAĞLAYICI!”
Avrupa Tasarım Akademisi (EAD) nin son konferansı
geçtiğimiz ay İskoçya’da gerçekleşti. Tarihi Eyüp
Oyuncakları da bu konferansın gündemi içindeydi.
EAD, akademisyen, araştırmacı, uygulamacı ve
endüstride yapılan çalışmaları, iki yılda bir farklı
ülkelere davet eder. Bu konferans dizisi, önce
Avrupa’da, ‘Tasarım Yönetimi’ alanında başladı. Son
yıllarda değişerek, diğer kıtalardaki ülkelerde de
yapılan, tasarımın tüm dallarındaki çalışmaların
izlenebildiği önemli bir etkinlik oldu. Tasarım alanında
dünyada ne çalışmalar yapılıyor izlemek için etkin bir
bilgi paylaşım ağı yarattı.
Seda Yılmaz
[email protected]
MODA, HALKIN
EMRİNE AMADE
Türkiye'de tekstil sektörünün dişlileri hızla dönüp
kocaman bir sistem oluştururken, moda uzun yıllar
yerinde sayan bir mecra olarak kaldı. Neyse ki son yıllarda
bu algı bir parça da olsa değişmeye başladı. Bunda genç
isimlerin dahil olmasıyla birlikte yavaş yavaş
kıpırdanmaya başlayan yeni bir moda arenasının rolü var.
Halen daha çok yenilikçi ve cesur isme ihtiyacımız var.
ama bunca yıldır emekleyen Türk modasını sonunda
birkaç adım atarken görmek bile ümit verici.
İlk yılından bu yana takip ettiğim Galatamoda
Festivali'nin modanın ayaklanıp yürümeye başlamasında
ciddi bir etken olduğunu düşünüyorum. İsimlerine aşina
olduğumuz Bahar Korçan, Arzu Kaprol ve Özlem Süer gibi
tasarımcıların yanında daha önce adını sanını
duymadığımız gençleri ilk kez bu festival sayesinde bir
arada görmeye başladık. Galatamoda için özel olarak
tasarlanan ürünlerin, dünyanın parası olmadığını fark
etmek de birçoklarının modaya olan ilgisini artırdı. Zaten,
Galatamoda'nın alamet-i farikalarından biri makul
fiyatlara tasarımcı imzalı parçalara sahip olunmasını
sağlaması. Bunun için de festival, gezici bir hal aldı ve
Kuledibi'nden Alaçatı'ya, Adana'ya, İstanbul'daki çeşitli
alışveriş merkezlerine ve Akaretlere doğru yolculuğa çıktı.
6-10 Mayıs tarihleri arasında Akaretler'de gerçekleştirilen
Galatamoda'yı gezdikten sonra bu festivalin ait olduğu
yerin kesinlikle Kuledibi olduğuna kanaat getirdim.
Akaretler'de farklı bir kitleye ulaşılmış ve daha çok satış
yapılmış olsa da Kuledibi'nde standların düzeni festivale
daha sıcak bir hava katıyordu. Özlem Ahıakın ve Yasemin
Özeri gibi yeni isimlerin yanı sıra 'Çaylak by MTD'
standında moda tasarımı öğrencilerinin işlerine yer
verilmesi heyecan vericiydi. Tasarımcı / Gazeteci Ayşe
Brav da Galatamoda'daki enteresan isimlerden biriydi.
Önümüzdeki aylarda asıl mekanı Kuledibi'nde yeniden
gerçekleştirilecek olan Galatamoda'da gerçekten etkileyici
tasarımlara sahip tasarımcı sayısının artmasını diliyorum.
özellikle İzmir’i ve İzmir Ekonomi Üniversitesi’ni- ve
ülkemizdeki tasarım çalışmalarını tanıyan bir
çoğunlukla karşılaşmamıza sebep oldu. 2007
katılımcılarından sıkça, EAD 2007 ve Türkiye ile ilgili
olumlu izlenimler duydum. Bu tasarım ağının içinde
tanınmak, çok sevindirici. Sanırım hepimizi çok
sevindirecek diğer bir haber de; Genç endüstriyel
tasarımcı M. Nil Güları’nın araştırmasının ‘EAD 2007 En
İyi Bildiri’ ödülü alması. Her EAD konferansında
verilecek JOAO BRANCO ÖDÜLÜ’ne, jüri tarafından
layık görülen ‘Ekosistem Pazarında Öldürücü Ürünler:
Öldürücü ürünlerde Tasarımın Rolü’ (Killer Products in
the Market Ecosystem: The Role of Design in Killer
Products) başlıklı araştırmasıyla Nil Güları, konferansın
ilk gün açılış programında sahnede ödülünü alırken
görmek bizleri gururlandırdı. EAD 2011’de, darısı,
Aberdeen’de bildirilerini sunan; Dilek Ayyıldız
Hocaoğlu ve Çiğdem Kaya’nın başına.
Türkiye’de tasarım alanında çalışan akademisyenlerin
birçoğu hatırlar: 2007 yılında, Avrupa Tasarım
Akademisi’nin (EAD - European Academy of Design) 7.
konferansı Türkiye’de düzenlenmişti. Bu konferansa,
İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEU) ev sahipliği yapmıştı.
Bu yıl, 8. EAD Konferansı, İskoçya’nın Aberdeen
kentinde yapıldı. 1- 3 Nisan 2009 tarihleri arasındaki
bu uluslararası konferansa, bu kez Gray’s School of Art,
The Robert Gordon Üniversitesi ev sahipliği yaptı. EAD
2009, ‘Design Connexity’ başlığı altında, Avrupa’nın
birçok kentinden ve Türkiye, Uzak Doğu ülkeleri,
Avustralya, ABD, Kanada, Güney Afrika’dan tasarım
alanında çalışan araştırmacı ve uygulamacıları bir
araya getirdi. Konferansa çağrı, “Tasarım akımı
küreselleşme doğrultusunda devam ederken, hepimizin
tüm faaliyetleri ve sosyal, ekonomik ve çevresel
konulardaki büyüyen dayanışma, arasında gelişen bir
‘bağlayıcılık’ var. Bu artan ‘bağlayıcılık’, yeni manevi ve
etik konuları ve zorlu aynı zamanda fırsatlarla dolu bir
durumu yükseltiyor. Bu kavram ‘Connexity’ terimiyle
adlandırılır...” açıklamasıyla yapılmıştı. Yaklaşık yüz
çalışma, paralel oturumlarda; ‘Tasarım Bağlantıları,
Kesişimleri ve Uyumu’, ‘Tasarım Empatisi’, ‘Tasarım
Düşüncesi’, ‘Hizmet Tasarımı’, ‘Tasarım
Sınırları’,‘Sağduyulu Tasarım’,‘Karşı Tasarım’, temaları
altında sunuldu.
Bu konferansa, Elif Kocabıyık (Öğr. Gör., IEU, GSTF,
End. Tas. Böl.) ile birlikte, Eyup Oyuncakları üzerine
yaptığımız bir araştırmayı sunmak üzere katıldık.
“Oyuncak Yapımcılığının Sürdürülebilirliği: Bizimkiler
Eyüp Oyuncakları” (Sustainability Of Toy Making: Eyup
Toys’R Ours) başlıklı çalışmamızı, izleyicisi ve ilgilisi
bol bir oturumda sunduk. TRT’nin ‘Elyapımı’ adlı
belgesel dizisinden birini izleterek, Eyüp Oyuncaklarını,
Aberdeen’e taşıdık. Küreselleşmenin sınır(ları)sızlığı
altında, günümüz oyuncaklarının “kültürel
yabancılaşmaya” neden olan etkisini sorgulayan bir
araştırmaydı bu. Eyüp Oyuncakları ve oyuncakçılığının,
dönemindeki ‘sürdürülebilirlik’ özelliklerinin altını
çizdik. Bu oyuncakların, ‘günümüz çocuklarının
oyuncakları nasıl olabilir?’ Sorumuza, ‘ürün tasarımı ve
yenilikçilik’ noktasından bakarak önerilerde bulunduk.
Dinleyicilerin soruları ve önerileri sunuşun sonunda
yoğundu. Konuyla ilgili söyleşiler, kahve molalarında,
yemeklerde sürdü. Gelecek çalışmalara, işbirliklerine
yol gözüktü.
Bu sene ben de bu konferansa ilk kez katılma olanağı
buldum. Türkiye’den katılan beş kişiden biriydim.
Nisan ayının ilk gününde, konferansın yapıldığı
binaya girdiğimde, katılımcıları karşılayan
kayıt masasında, üst üste dizilmiş EAD 2007 kitapları
çok tanıdıktı. Aynı yoldan gelip, bizden önce
Aberdeen’e varmışlar ve yerlerini almışlardı. Bu ilk
tanıdık hal, üç gün boyunca sürdü. Bir önceki
konferansın ülkemizde yapılmış olması, Türkiye’yi –
Bunun gibi uluslararası tasarım etkinliklerinin
coğrafyamızda düzenlenmiş olması, Türkiye’de
tasarımın yolunu açıyor. Türkiye’de üretilen tasarım ve
tasarım çalışmalarının tanıtımında böylesi önemli
roller oynuyor. Akademisyen ve tasarımcıların
hareketliliğini arttırıyor. EAD 2011’de, Portekiz’in,
Porto kentinde birlikte olmak ümidiyle…
01
TASARIM VE İNOVASYON İÇİN
DOĞAYA KULAK VERİN
01
Kelebek kanatlarının farklı ışık açılarında
büründüğü yanardöner büyüleyici renk
tonlarını düşünün! Ya da ağaçkakanın çekiç
kuvvetindeki gaga darbelerini, balinanın
tırtıklı yüzgecini ya da nilüfer çiçeğinin
türlü çeşitlerini... Listeyi uzatmak mümkün.
Hepsi doğada bulunan ve varoluşlarındaki
önemli özellikleriyle bir süredir
tasarımcılara ilham kaynağı olmuş örnekler.
Yunanca ‘bios (hayat)’ ve ‘mimesis (taklit)’
kelimelerinden oluşan ‘biomimik’ yeni bir
terminoloji olsa da bilim adamlarının tarih
boyunca doğayla iç içe çalışmalar
yaptıklarına şahit olabiliriz. Leonardo da
Vinci, Antoni Gaudi ya da Wright Kardeşler
gibi öncü insanların proje eskizleri
incelendiğinde doğadaki yaşamı ne kadar
iyi gözlemlediklerini fark edebiliriz.
Tasarım ve inovasyona getirdiği yeni bakış
açısıyla her geçen gün daha fazla ilgi gören
biomimik de problemlerin çözümünün,
doğada bulunduğunu göstermeye çalışıyor.
1997’de yazdığı ‘Biomimicry: Innovation
Inspired by Nature’ kitabıyla konunun
öncüsü olan Janine Benyus, ertesi yıl
kurduğu Biomimicry Guild ile tasarımcılara,
mimarlara ve mühendislere danışmanlık
veriyor. Benyus, sürdürülebilir sistemler
inşa edebilmemiz için milyarlarca yıldır var
olan sayısız türü yakından incelememizin
işimizi kolaylaştıracağını göstermeye
çalışıyor.
Ürün tasarımlarında karşılaştığımız
biomimik tarz, daha çok form veya
fonksiyona gönderme yapıyor. Mesela,
kendini tasarımcıdan çok evrimsel biyolog
olarak tanımlayan Ross Lovegrove’a
‘Organic Captain’ unvanının takılması
boşuna değil. Felsefesini ‘tasarım-doğasanat’ üçlemesine dayandıran Lovegrove’un
organik ve yalın çalışmalarında doğanın
Yaşam, 3,8 milyar yıldır dünyamızı AR-GE
laboratuarı gibi kullanıyor. Türlerin varoluş
biçimleri çözüm bekleyen tasarım
problemlerinin yanıtlarını barındırıyor olabilir.
Biomimik’e göz atmanın tam sırası!
etkisi çok fazla. En yeni örnek ise
Bouroullec Kardeşlerin tasarladığı ‘Vegetal’.
İlk kez bu yılki Milano Tasarım Haftası’nda
görücüye çıkan sandalyenin formu için tam
tamına 4 yıl uğraşılmış. Bitkinin filizlenme
aşamasından esinlenen Bouroullecler,
Vegetal’i art-nouveau’nun yüksek
teknolojiyle yeniden yorumlanması olarak
nitelendiriyor.
Saatte 200 km. yapan trenin hava basıncı
yüzünden tünel çıkışlarında yüksek ses
çıkarması mühendisleri acil çözüm bulmaya
itmiş. İskele kuşunun denize dalarken
nerdeyse yok denecek kadar az su
sıçratması trenin ön kısmının gaga şeklinde
revize edilmesini ve sorunun giderilmesini
sağlamış.
Peki ya sürdürülebilir ve inovatif çözümler?
Namibya Çölü’nün çetin koşullarına rağmen
hayatını sürdürmeyi başaran bir tür böcek,
Sandia Ulusal Laboratuarı’ndaki bilim
adamlarının ilgisini çeker. Çöldeki tek su
kaynağı, sabahları görülen sistir. Böcek,
kanat yapısı sayesinde sisten topladığı ve
sırtında depoladığı su molekülleri ile günlük
ihtiyacını karşılar. Bu yöntemi buharlaşan
suyu geri kazanmak için kullanınca yılda
milyarlarca litre tasarruf ederek ciddi bir
inovasyonı da gerçekleştirmiş oluyor.
Bizden bir örnek ise ‘Taklamakan’ olsa
gerek. Daha henüz biomimik kavramı
doğmamışken Atilla Kuzu tarafından Nurus
için tasarlanan Taklamakan’ın hala ödüllere
layık görülmesi hem zamanının ötesinde bir
tarza sahip olması hem de günümüzün
yükselen estetik anlayışına fazlasıyla hitap
etmesinden kaynaklanıyor.
Japon yapımı dünyanın en hızlı treni
Shinkansen de biomimikten nasibini almış.
WhalePower firmasının rüzgar enerjisine
getirdiği yeni boyutun kaynağı ise balinalar.
Hörgüçlü balinaların yüzgeçlerinden
esinlenerek tasarlanan tribün panellerinin
hem ürettiği enerji hem panellerin ömürleri
sürdürülebilirlik açısından fark yaratıldığını
kanıtlıyor.
Sıcaklık ortalamasının yılda sadece 1°C
artmasıyla deniz seviyesinin 1 mt.
yükseleceği gerçeği ne yazık ki iklim
mülteci sayısını artıracak. Okyanustaki
mercan adalarının birer birer yok olması ya
da denize kıyısı olan ülkelerin sahil
şeridinden kayıplar vermesi yeni çözümler
planlanmasını doğuruyor. Belçikalı mimar
Vincent Callebaut da, Amazonlardaki dev
nilüfer yapraklarından esinlenerek yarattığı
ekoşehir Lilypad ile kendi kendine
yetebilen, tamamıyla yenilenebilir enerjinin
kullanılacağı 50.000 kişinin yaşayıp para
kazanabileceği bir yerleşim alanı
kurguluyor.
“Biomimik” yeni bir kavram olabilir.
Yaşam 3,8 milyar yıldır dünyamızı
AR-GE laboratuarı gibi kullanıyorsa ve
milyonlarca tür onca zaman evrim
geçirip yaşamlarını devam ettirebiliyorsa
incelemeye değer fikirler barındırdığını
kabul etmemiz lazım. Siz de gelecek
kuşaklara daha sürdürülebilir bir dünya
bırakmak istiyorsanız hemen konuya
kendisi de meraklı bir biyologu
toplantınıza davet edebilir ya da
Biomimicry Guild’in Costa Rica’daki
atölye çalışmasına katılabilirsiniz.
Belki o zaman bakıp da gözden kaçan
nice değerin farkına varılabilir.
01 Nilüfer yapraklarından esinlenen yerleşim
alanı
02
02 Filizlenmeden esinlenen Vegetal serisi
10
17/05/2009
Merve Titiz
Ebru Yıldız
[email protected]
İnsanoğlu şu anki gelişmişlik düzeyinde
artık sorumsuz davranma lüksüne sahip
değil. Görüş açımızın genişlediği,
teknolojimizi geliştirdiğimiz, iletişim ve
paylaşım düzeyimizin çok arttığı bu çağda
artık 30-100 yıllık planlarımızı çıkarırken
yani gelecek tasarımlarımızı yaparken
yaşam döngüsünü/ ekosistemi hesaba
katmalıyız. Ekosistemi düşünmek
tasarımlarımızı ve yapısal projelerimizi
doğal açılımlarla zenginleştirmek demek.
Doğal açılımlar aslında doğa ve çevremizle
ile en üst düzeyde uyumu
yakalayabileceğimiz yaşam modelleri.
Türkiye, zengin doğal ve kültürel
kaynaklarının kullanımı konusunda hala çok
programsız hareket ediyor. Artık tasarımın
içine çevresel araştırma ve planlama
sürecini dahil etmek zorundayız.
Mana Design, ekolojik tasarım konusunda
öğrenciler, akademisyenler, profesyoneller
ve girişimcileri teşvik etmek amacıyla
kurduğu HYPERLINK
"http://www.ekotasari.com"
www.ekotasari.com ekolojik tasarım
platformunu geliştirmek amacıyla ITÜ
Taşkışla’da Eko Tasarım Buluşması’nı
hayata geçirdi. Eko Tasarım Buluşması,
Türkiye’de hem eğitimde hem de
profesyonel alanda ekolojik tasarım
yaklaşımlarının ve uygulamalarının
paylaşılacağı ilk geniş kapsamlı platform
olma özelliğini taşıyor.
[email protected]
YA SÜRDÜREMEZSEK?
EKOLOJİK TAŞKIŞLA
Mana Design, 15 Mayıs’ta ITÜ’de başlattığı
Eko Tasarım buluşmasını 29 Mayıs’a kadar
sergi, atölye çalışmaları ve oturumlarla
devam ettiriyor.
Etkinlik Akışı:
Eylem olarak ekoloji atölye çalışmasında
ekolojik bilinci sokaktaki insana aşılamak
amacıyla yeni iletişim yöntemleri, gerilla
taktikleri geliştirilecek ve ürünler
tasarlanacaktır.
Kenti geri kazanım atölye çalışmasında kent
haritası içinde yer alan geçmişe ait
atıl/atık/artık alanları yeni eklerle kente
yeniden kazandırmak amaçlıyor.
Eko yüzey atölyesinde önceden biriktirilmiş
kullanım sonrası malzemeleri tekrar
değerlendirerek çok amaçlı yüzeyler
tasarlanacak.
Dönüşüm atölyesinde kağıt hamuru ile ev
objeleri tasarlanacak. “Kentinden ekoloji”
kente ekolojik açılımlar getirecek fikirleri
tartışmayı ve tasarımlarla geliştirmeyi
hedefliyor.
Atık sanat tasarım atölyesi tek başına fazla
anlam ifade etmeyen küçük atık
malzemelerin katılımcılar tarafından bir
araya getirilip anlamlı bir bütünü
oluşturması sürecini kapsayacaktır.
Öğrenci eko proje sergisi; ODTÜ, İstanbul
Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik
Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi,
Bilkent Üniversitesi ve Uludağ
Üniversitesi’nin öğrencilerinin ekolojik
projelerinin katılımıyla şekillendi. Öğrenci
projelerinin ayrıntılarını daha iyi
anlatabilmek üzere sergi boyunca LCD
ekranlar kullanılarak sunum yapılacak.
Çevreci sanat sergisinde, çağdaş
yaşamımızda çevre ilişkimizi sorgulayan ve
Bir laptop, kendi ağırlığının 4000 katı kadar atık çıkarıyor.
Tasarımcının rolünü fark etmek zor değil; bu, ‘sürdüülebilir’
ironi ne kadar sürecek?
bunu yaparken anlatımında çoğunlukla atık
veya doğal malzeme kullanan sanatçı
işlerine yer verilecek. Serap Başol, Ayla
Turan, Fazilet Kendirci, Gökte Tunç, Gülnur
Özdağlar Güvenç, Hülya Değerbili, Lale
Çavuldur, Roş, Suzy Hug Levy ve Tuba
İnal’ın ürünleri görülebileceklerden.
Sokağı iletişim mecrası olarak kullanan
sanatçılar arasında ekolojik formülü ile
uluslar arası ün kazanan “moose” lakaplı
Paul Curtis ITÜ Taşkışla’nın yer taşlarını
temizleyerek etkinliğe ayrı bir boyut kattı.
24 Mayıs Pazar günü gerçekleşecek ikinci
oturumda Secco Shop genel müdürü Isabella
Haas, Marmara Boğazları Belediyeler
Birliği’nden Aynur Acar, Sürdürülebilir
Yaşam Kolektifinden Tuna Özçuhadar ve
Pınar Öncel’in yapacakları sunumlar takip
edilebilir.
MUTFAKTA KİMLER VARDI?
Her ayın üçüncü perşembesi gerçekleşen
“Mimarın Mutfağı’ndan” söyleşilerine
mimarlık öğrencileri yoğun ilgi gösteriyor.
01
02
03
Mimarlık öğrencileri ile Türkiye’nin en iyi
mimarlarını bir araya getiren, ‘Mimarın
Mutfağı’ndan’ söyleşi toplantıları, üzerinde
çok tartışma yaratan güncel başlıkları ile
mimarlık dünyasının nabzını tutuyor.
Ofisinin mutfağını, mart ayında Nevzat Sayın,
nisanda Emre Arolat, mayısta da Han
Tümertekin öğrencilere açarak pratik hayatta
yaşadıkları durumları irdelediler.
Mart ayında gerçekleşen Mimarın Mutfağı
söyleşi toplantılarında öğrencilerle bir araya
gelen Nevzat Sayın, 2007 yılında
gerçekleştirdiği Umur Matbaası ve Kırtasiye
Fabrikası projesinin oluşum sürecinden
bahsederken kendi mimari duruşu hakkında
da genel bir tablo sundu. Ardından Kale
Tasarım Merkezi’nin de içinde yer aldığı
Santralistanbul projesinin tarihçesini, proje
hayata geçerken hangi konulara önem
verdiklerini, yapıların oradaki eski fiziki izler
üzerine yapıldığı için sorunlar yaşadıklarını
11
ve uymalarının zorunlu olduğu koşulları
anlattı. Nevzat Sayın’ın projelerini dinleyen
öğrenciler, mimari kavramın nasıl
oluştuğunu dinleme fırsatı buldular.
Söyleşi toplantılar zincirinin nisan ayağı
Emre Arolat’ın katılımı ile gerçekleşti.
Meksika’da ‘progressive architecture’ üzerine
düşüncelerini aktardığı sunumunu
öğrencilerle paylaştı. Arolat sunumunda
mimarinin kullandığı farklı enstrümanlardan,
tarihsel süreçteki virajlarından, mimaride
“dijitalleşme” etkilerinden ve son dönemde
gerçekleştirdiği projelerden bahsetti. Emre
Arolat, ‘Nazaran’ adlı sergisinden başlayarak,
ödüllü projesi Minicity Model Parkı,
Kozyatağı Aksay ofis binası, Sabiha Gökçen
için sundukları proje ve Yalova Kültür
Merkezi gibi projelerini anlattı.
Mayıs ayının ve Mimarin Mutfağı’nın birinci
döneminin son konuğu Ağa Han ödüllü
HanTümertekin’di. Harvard Graduate School
of Design'da konuk öğretim üyeliği yapan
Tümertekin öğrencilere, Mimarlık tarihinde
ilk kez 100 mimarın ortak bir projede
çalıştığı Ordos 100 projesini aktardı.
Türkiye’den sadece Han Tümertekin’in ofisi
Mimarlar Tasarım’ın davet edildiği bir proje
bu. Çin’in Moğolistan sınırına yakın Ordos
kenti 2 yıl öncesine kadar çölün herhangi bir
parçası iken şimdi varlığıyla etrafında yeni
kentlerin oluşmasını tetiklediğini belirtti.
Ordos’un çölün ortasında olması sebebiyle,
iklim değişikliklerinin gece gündüz
ayrımında bile çok hissedildiği için projeye
başlarken çöl ikliminin hareket noktası
olduğunu, bu yüzden de daha içine kapalı,
kalın duvarları olan bir proje çizdiğini anlattı.
Sürdürülebilir tasarım terimini her geçen
gün daha çok duymaya başladık. Bu tarz
terimleri ne anlama geldiklerini düşünüp
sindirmeye vaktimiz olmadan, günlük
hayatımızda kullanmaya başlıyoruz. Genel
anlamda sürdürülebilirlik, bir durumun ve
sürecin sürekliliğini devam ettirebilmektir.
Sürdürülebilirlik bakış açısını benimsemiş
tasarımcılar (grafik tasarımcılar, moda
tasarımcıları, endüstriyel tasarımcılar,
mimarlar, şehir planlamacıları vs.)
projelerinde sadece çevresel değil, sosyal
ve ekonomik de zarar vermeyecek teknikler,
süreçler ve materyaller seçmeye özen
gösteriyorlar.
Söz gelimi, Kellogs kısa süre önce mısır
gevreği paketlemelerini değiştirdi. Yeni
kutuları, orijinallerinden daha kısa ve derin
böylelikle rafta kapsadıkları alanı %5
azaltırlarken, kullanıyor oldukları malzeme
miktarını da %8 azaltmışlar.
60bags ise mağazalarda kullanılan
torbalara bir alternatif getiriyor.
Dokunmamış keten viskozdan yapıyor
oldukları torbalar tamamen ayrışabilir
özellikteler. Keten vizkoz keten lifi
atığından yapıldığından üretimi sırasında
doğal kaynakları kullanmıyorlar ve az enerji
tüketiyorlar. Bu teknoloji, torbaların atık
haline geldikten sonra 60 gün içerisinde
tamamen ayrışabilmesini sağlıyor. Bu da
torbaların çöp sahalarını doldurmamalarını
ve pahalı olan geri dönüşüm sistemine
girmemelerini sağlıyor.
Her yıl, sadece Mc Donald’s 2 milyar
hamburger satıyor. Her hamburger kağıda
sarılı. Andrew Millar adında bir öğrenci okul
projesi olarak Mc Donald’s için ayrışabilir
paketleme tasarlamış. Dış kısmını geri
kazanılmış hamur kağıdından ve içini ise
yağa dayanıklı grass paperdan yapmayı
seçmiş.
Pek çoğumuz şişelenmiş suyun negatif
etkilerini bilmemize rağmen, çok pratik
olduğundan hala tüketmekten
vazgeçemiyoruz. 3Boxed Water is Better for
the Earth” (Kutulanmış su dünya için daha
iyidir) adında bir şirket çevre dostu olan bir
şişe su projesi yapma amacı ile yola çıkmış.
Araştırmaları sonucunda şişe sularının
çevre dostu olabilmelerinin tek yolunun
suyu kutulamada olduğunu bulmuşlar.
Kutuları dolum için su kaynağına
gönderirken düz bir şekilde gönderiyorlar
ve sadece talep oldukça kutulara dolum
yapıyorlar. Diğer suların nakliyati için 5 tır
gerekiyorsa, onlar için sadece bir tırın %5i
gerekiyor. Su tüketildikten sonra, kutular
tekrar düzleştirip geri dönüşümü
sağlanabiliyor.
Tasarımların hayat süreçlerini uzatmak veya
hayat süreçleri bittikten sonra başka bir
şekilde kullanımını sağlamak da en az
materyal secimi kadar önemli bir karar
olabilir. Mesela Ciclus adlı bir tasarım
şirketinin müşterilerinden biri için
tasarlamış olduğu şarap kutusu, ilk amacı
olan taşıma görevini tamamladıktan sonra,
masa lambası olarak kullanılabiliyor.
Böylelikle normalde atığa dönüşecek bir
03
tasarımı tekrar hayata dönüştürmüşler.
Her sezon yeni renkler, modeller çıkarmak
ve bir önceki sezon mallarını demode etmek
üzerine kurulu bir mentalite ile işliyor
olduğundan moda endustrisinin tam olarak
sürdürülebilirlikle paralel gittiği
söylenemez. Yakın zamana kadar yetiştirme,
üretim ve dağıtım basamakları çevreye en az
zarar verecek şekilde planlandığı zaman
ortaya çıkan ürünler diğer seçeneklerine
nazaran daha pahalı kalıyordu. Dünya
Gününde, Target tasarımcı Gregory Rogan
ile beraber calışarak ortaya çıkarmış olduğu
Loomstate adli %100 organik pamuktan
yapılmış, uygun fiyatlı bir koleksiyon
piyasaya sürdüler. Koleksiyonda keten ve
ipek gibi diğer sürdürülebilir fiberlerden
yararlanmışlar. Geri kazandırılmış, atık ve
vintage kumaşlar da moda endüstrisinde
sürdürülebilir seçeneklerin en başında
geliyorlar. Bunun sebebi ise kumaşları
üretmek için yetiştirme ve işlenme süreçine
ihtiyaç olmamasıdır. Ashley Watson’in geri
kazandırılmış deriden tasarlıyor olduğu
çantaları buna çok güzel bir örnek.
01 Nevzat Sayın
Sürdürülebilirlik konusunda halkın
bilinçlendirilmesinin çok önemli olduğu bir
gerçek ama köklü bir değişim için
herşeyden önce bu kavramının
tasarımcıların kafasında yer etmesi
gerektiğini görüyoruz. Bir projenin çevresel,
sosyal ve ekonomik etkisi tasarım sürecinde
verilen kararlarla ortaya çıktığından
tasarımcılara büyük sorumluluk
düşmektedir. Materyal seçimi, üretim için
ne kadar enerji gerekeceği, dağıtımı,
tüketicinin nasıl kullanacağı ve hayat süreci
dolduktan sonra ne olacağı hep tasarım
aşamasında belirleniyor. Susan S
Szenasy’nin Sorumlu Tasarım Eğitimi adlı
makalesinde de bahsettiği gibi iyi tasarımın
sorumlu tasarım olduğunu anladığımız
zaman, sürdürülebilir tasarım şeklinde
ayrım yapmak zorunda kalmayacağız ve
sadece tasarım diyeceğiz.
02 Çeşitli okullardan dinleyiciler katılıyor
01 Çevre dostu kutulanmış su
03 Emre Arolat
02-03 Ashley Watson çantalar
Çanakkale Seramik & Kalebodur ve Frame
Dergisi işbirliği ile yürütülen ‘Mimarın
Mutfağı’ndan’ etkinlikleri her ay farklı
konular, güncel başlıklar ve önemli
tartışmalarla tasarım dünyasının nabzını
tutmaya devam edecek.
01
02
12
Katarzyna Okinczyc
“60bag”
Polonyalı tasarımcı Katarzyna Okinczyc, 60
gün içinde ayrışabilen 60Bag adlı bir
alışveriş çantasına imza atmış. Çantalar
endüstriyel atıklardan elde edilen keten
ipliği liflerinden. Kullanılmaya başlandıktan
60 gün sonra yok oluyor. Çantalar patentli
bir tekstil formülüyle üretiliyorlar.
www.60bag.com
17/05/2009
ÇEVRE!
HEMEN
ŞİMDİ!
13
Alejandro Zaera-Polo
“Meydan AVM”
Metro Group Asset Management ve FOA
Mimarlık işbirliği gerçekleşen Ümraniye
Meydan AVM, toprağın bir yerinden bitmiş
bir binayla karşılaşmaktan ziyade,
topografyaya yeniden anlam kazandırmak
üzerine kurulu. Yeryüzü şekilleri ve
toprağın altından beliriveren mekanlarla
uğraşırken oluşan yeşil çatı fikri ile ekolojik
mimarlığın devreye girmekte. Yeşil çatılar,
yaya parkları oluşturmak açısından da
anlamlı. www.meydan.metro-mam.com
Gökçe Yedidal
“Gojeko”
Defalarca kullanılmak üzere üretilen Gojeko
çantalar tasarlanıyor, kumaşı seçiliyor ve ev
kadınlarının evine götürülüyor. Özenle
dikilen çantalar evlerden alınıyor ve
baskıları Gojeko atölyesinde yapılıyor.
Plastik poşet yerine, kumaş çanta
kullanmak isteyenlerin tercihi.
www.gojeko.com
Dönüşüm, sürdürülebilirlik, tasarruf derken ekolojik endişelerin
ön plana çıktığı tasarımlar giderek gündemimizi daha çok
meşgul etmekte. Mimariden endüstriye kadar insanoğlunun
çözüm arayışlarını sürdürdüğü bu önemli mevzu, bireysel
girişimlerin de itici güçlerinden biri oluyor (bkz. Milano)
Shigeru Ban
Yu Jordy Fu
Adam Rowe
“Takatori Katolik Kilisesi”
Shigeru Ban, Japonya'nın dış dünyaya
açılan yenilikçi mimarlarından biri. Suya
karşı yalıtılmış karton, kâğıt boru, bambu ve
prefabrike ahşap kullanımı ile Ban,
yapılarının geri dönüştürülebilir olmasına
dikkat ediyor. Takatori Katolik Kilisesi de
konstrüksiyonundaki bu malzeme seçimiyle
öne çıkmakta. Time Dergisi tarafından 21.
yüzyılın mimarlık ve tasarım alanında çığır
açan isimleri arasında gösterilen Shigeru
Ban felaket bölgelerinde halk için ekonomik
ama aynı zamanda anıtsal tasarımları ile
tanınıyor. www.shigerubanarchitects.com
“Cloud Lamps”
Londra’da yaşayan tasarımcı Yu Jordy Fu,
Cloud Lamps adlı kağıt kullanılarak üretilen
bir seri tasarladı. Aydınlatma başlıkları geri
dönüşümlü kağıtlar elde kesilerek
şekillendirilmiş. Tasarımcı antik Çin’de
yaşayan kadınların evlerini süslemek ve
duygularını ifade etmek için kullandıkları
kağıt kesme sanatını yeniden gündeme
getirmek istemiş. Aydınlatma başlıklarını
dikkatle inceleyenler, minyatür okul, kilise,
alışveriş merkezi ve oyun parkı gibi
detayları görebilirler.
www.jordyufu.com
“Victorian Grandfather”
Genç tasarımcı Adam Rowe ağaç
liflerinden oluşan çevredostu bir
malzeme ile Grandfather adını verdiği
Viktoryen dönemden ilham alan bir
koltuk tasarladı. OSB, yani ‘oriented
strand board’ olarak adlandırılan
malzeme üzerinde ciddi değişiklikler
yapmadan tasarımlarını şekillendirilen
Rowe, sürdürülebilirlik ilkelerine
uyan ve aynı zamanda ucuz bir
malzemeyi Viktoryen dönemin
görkemli hatlarıyla birleştirmek istediğini
söylüyor. www.adamrowedesign.com
Erika ve Patrik Mörn
Gülnur Özdağlar
Korhan Büyükdemirci
“Vinstrumpa”
İsveçli Hetta ekibi, günlük yaşam
akışını daha kolay ve neşeli kılmak
için çevreci ürünler tasarlıyor. Başında
Erika ve Patrik Mörn’ün olduğu marka
tasarımlarında mantar, keçe ve yün
gibi çevre dostu ve düşük üretim
maliyetlerine sahip malzemeler
kullanıyor. Doğadan gelen malzemeleri,
yine doğadan ilham alarak tasarladıkları
formlarla şekillendiren genç Hetta
ekibi, sade yaşamın en önemli iyi
niyet belirtisi ve çevreci yaşam stili
olduğunu söylüyor.
www.hetta.se
“Üst dönüşüm”
Mimar Gülnur Özdağlar, pet şişeleri
kullanarak şık kolye ve masa üstü objeleri
tasarlamakta. Pet şişeleri ısıtıp, eritip, delip
yeniden biçimlendiren mimar-tasarımcı,
geridönüşümün değil, üstdönüşümün
altını çiziyor. Tasarımcı, dönüştürme
sırasında malzemenin kaybettiği
nitelikler yerine emek ve sanatsal
değer ekleyerek daha yüksek nitelikte bir
ürün amaçlıyor. Geridönüşüme dikkat
çekip, özendirmeyi amaçlayan Özdağlar,
dönüşüm sorunsalına kendi kişisel
cevabını veriyor.
www.gulguvenc.blogspot.com
“Eco-neighbuzz”
Finlandiya’da yaşayan Türk tasarımcı
Korhan Büyükdemirci, apartman içi
iletişimi çevreci bir boyutla ele alan bir
dahili telefon sistemi tasarlamış. Econeighbuzz olarak adlandırılan yeşil iletim
ağı projesi şu şekilde işliyor. Kapınızın
hemen yakınında bulunan telefon ve dijital
ekran örneğin 17 numaralı dairede yaşayan
kişinin neye ihtiyacı olduğunu ya da
arabayla gittiği yönü belirtiyor. Böylece
aynı apartmandan aynı yöne giden
kişiler tek bir araç kullanarak çevreye
daha az zarar veriyorlar.
www.core77.com/greenergadgets/
Dots Design Office
“Bisiklet”
Uzakdoğulu tasarım ofisi, geçtiğimiz ay
Milano Tasarım Haftası’nın uydu salonunda
kendini dünyaya tanıtma fırsatı yakaladı. El
yapımı bisikletleriyle basının ilgi odağı olan
grup, “çağdaş görünen, kolay kullanılan,
çabuk üretilen” ürünlerin peşinde…
14
17/05/2009
Aykut Köksal
Tamer Nakışçı
[email protected]
[email protected]
AKADEMİ AKADEMİ İKEN
Ataman Demir, yeni yayımlanan kitabında, Güzel Sanatlar Akademisi'nin modernleşme
sürecinde önemli bir rol üstlenmiş yabancı hocaları ele alıyor.
Türkiye'de güçlü bir gelenek oluşturabilmiş
tüm yüksek öğrenim kurumlarının ortak
bir özelliği var: 1930'larda, Nazi iktidarının
ardından Almanya'yı terketmek
zorunda kalmış ve -onları kabul etmeye
hazır tek Avrupa ülkesi olan- Türkiye'ye
sığınmış bilim ve sanat insanları, bu
kurumlarda görev üstlenmişler. Güzel
Sanatlar Akademisi'nin tarihinde de bu
hocaların önemli bir yeri var. Sanayi-i
Nefise Mektebi'nden Güzel Sanatlar
Akademisi'ne geçişi bir modernleşme
süreci olarak tanımlarsak, bu sürecin
oluşturucu aktörleri arasında yabancı
hocalar başta geliyor. Mimar Sinan
Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin
öğretim üyelerinden Ataman Demir,
Akademi tarihinin bugüne dek
derinlemesine işlenmemiş bu yönünü,
titiz bir arşiv çalışmasıyla ele almış.
Aynı üniversitenin yayınları arasında
yer alan çalışma ‘Güzel Sanatlar
Akademisi'nde Yabancı Hocalar’
başlığını taşıyor. Demir, kitabında,
1929-1958 arasında çeşitli bölümlerde
görev yapmış yirmi dört yabancı hocadan
söz ediyor. Bu hocaların büyük bir
bölümünü Almanya'nın totaliter
rejiminden kaçmak zorunda kalan ve
Akademi'ye 1930'lu yıllarda gelen
öğretim üyeleri oluşturuyor.
Akademi'de ders vermiş yabancı hocaları
iki kesimde ele almak doğru olur:
Akademi'nin kendi kadrolu hocaları ile asıl
kadrosu başka kurumlarda olan ama
Akademi'de de ders veren öğretim üyeleri.
İlk kesimde yer alan hocaların en başında
hiç kuşkusuz Ernst Egli'yi saymak gerek.
Altı yıl (1930-1936) Mimari Şubesi şefliği
yapan Egli, mimarlık eğitiminin
modernleşmesinde büyük bir rol oynuyor.
Egli, ‘Beaux-Arts’ geleneğine dayanan ve
proje eğitimini Greko-Romen, Rönesans ya
da Osmanlı gibi belirli ‘üslup’ atölyeleriyle
biçimlendiren eğitim programını tümüyle
değiştiriyor. Egli'nin geliştirdiği yeni
sistemin YÖK'e dek, yani 50 yılı aşkın bir
süre uygulanmış olması bile, Avusturyalı
hocanın Akademi tarihindeki yerini
göstermeye yeter.
Egli'nin üstlendiği ‘modernleştirici’ rolün,
öncelikle Ankara'nın talebiyle
belirlendiğini söylemek yanlış olmaz. Genç
Cumhuriyet, kuruluşundan birkaç yıl sonra,
başta gelen temsilcileri Vedat Bey ve
Mimar Kemalettin olan Yeni-Osmanlı
mimarlığını reddetmişti. Nitekim, Egli'nin
reform hareketinin ardından, atölye hocası
Vedat Bey'in de okuldan ayrıldığını
görüyoruz.
01
Cumhuriyet ‘yeni’ bir mimari dil
öğrenerek yetişecek mimarlara gereksinim
duyuyordu, ama daha da acil bir sorun
vardı, o da yeni başkentin imarıydı. Bu
yüzden, gerek Egli, gerekse de Egli'den
sonra gelen yabancı hocalar aynı zamanda
mimar olarak görev yaptılar. Ernst Egli,
hocalığının yanı sıra, Maarif Vekâleti
Tatbikat Bürosu'nun şefliğini yapıyordu.
Egli'nin gerçekleştirdiği çalışmalar uzun
bir liste oluşturuyor ve önemli bir bölümü
de Ankara'da yer alıyor. Daha sonra gelen
hocalarla yapılan sözleşmelerde de, Kültür
Bakanlığı'nın talep edeceği projeleri
‘parasız’ olarak yapacaklarının
belirtildiğini Demir'in kitapta yer verdiği
belgelerden öğreniyoruz.
Ernst Egli'nin ayrılmasında sonra,
Akademi'nin Mimari Şubesi şefliği için,
Kültür Bakanlığı'nın Hans Poelzig ile
anlaştığını görüyoruz. Hatta Poelzig ile
sözleşme de imzalanıyor, ancak ünlü
mimar görevine başlayamadan ölüyor.
Akademi'de hocalık yapmış en ünlü
mimarın ise Bruno Taut olduğunu söylemek
yanlış olmaz. Görev süresinin oldukça kısa
sürmesine karşın (1936-1938), Taut, hem
yoğun bir üretim gerçekleştirir, hem de
hocalığıyla Akademi'de derin bir iz bırakır.
Ankara'dan İzmir'e, Trabzon'a uzanan
binaları, Türkçe'ye çevrilen ‘Mimari Bilgisi’
adlı kitabı, bu üretimden bugüne ulaşan
çalışmalardır.
Yabancı hocalar yalnızca mimarlık
bölümünde değil, Akademi'nin öteki
bölümlerinde de etkin roller üstlenirler.
Bunlar arasında Rudolf Belling'i en başta
belirtmek gerekiyor. Belling, uzun bir
dönem çalıştığı (1937-1954) Heykel
Şubesi'nde büyük bir eğitim reformu
gerçekleştiriyor. Yetiştirdiği öğrenciler
özellikle 1950 sonrasında etkin bir rol
yükleniyor ve "Elliler Modernizmi"nin öncü
aktörleri arasında bölümün hoca ve
öğrencileri başı çekiyor. Okulun dört ana
şubesinden biri olan Tezyinî Sanatlar
Şubesi'nin başında dört yıl (1939-1943)
kalan Marie Louis Süe de, Akademi'deki
değişim hareketinin önde gelen
yürütücüleri arasında yer alıyordu.
Ataman Demir kitabında, başka
kurumlarda görevli olan, ancak Akademi'de
de ders veren hocalara da yer vermiş.
Bu bağlamda, İstanbul Belediyesi'nde
danışmanlık yapan Martin Wagner ile,
yine Belediye'de görevli olan Henri
Prost'u ilk başta anmak doğru olur.
Her iki hoca da Akademi'de şehircilik
dersi veriyor. Hocalığı çok kısa süren
(1936-1937) Wagner, Türkiye'den
ayrılarak, Bauhaus'dan arkadaşı olan
Gropius'un aracılığıyla Harvard
Üniversitesi'ne gidiyor. Ünlü kent
plancısı Prost ise iki yıl (1941-1943)
ders veriyor. Dışarıdan gelen hocalar
arasında arkeolog Theodor Bossert'i,
sanat tarihçileri Ernst Diez ve Kurt
Erdmann'ı da sayabiliriz.
Demir, historiyografik bir çalışma
AVRUPA’NIN 100 YARATICI GENCİ
2009 Avrupa Yenilikçilik ve Yaratıcılık Yılı
etkinlikleri çerçevesinde 20-21 Nisan 2009
tarihlerinde Brüksel’de Yaratıcılık Forumu
düzenlendi. Avrupa’nın çeşitli şehirlerinden
seçilen ‘100 yaratıcı genç yetenek’ de bu
forumda projelerini ve tecrübelerini
paylaşmak üzere davet edildiler.
Organizasyonu İstanbul adına yürüten GAIA
34 ile geçirdiğimiz yoğun bir hazırlık ve
planlama döneminin ardından, Avrupa
çapında ilk defa düzenlenen böylesine
kapsamlı bir organizasyonda İstanbul’u
temsil edecek olmanın verdiği heyecan, gurur
ve biraz da merakla, Brüksel yolculuğuna
başladım.
Avrupa Birliği tarafından yenilikçilik ve yaratıcılık alanındaki 100
genç yetenek arasında gösterilen endüstriyel tasarımcı Tamer
Nakışçı, 20-21 Nisan tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen
“Yaratıcılık Forumu”nda İstanbul’u temsil etti.
Forum, Brüksel’deki Bölgeler Komitesi
Merkezi’nde yapıldı. Foruma komite üyesi
344 bölge ve şehirden yerel yönetim
temsilcileri, şehir ve bölge planlamacıları,
inovasyon uzmanları ve yaratıcı endüstri
temsilcilerinden oluşan 300’e yakın delege
katıldı. Bilim, sanat, şehircilik, medya ve
sosyal sorumluluk alanlarında istisnai bir
başarı gösteren 18-30 yaş arasındaki adaylar
arasından seçilen 100 genç yetenek arasında
mühendisler, besteciler, mimarlar,
pedagoglar, mutfak şefleri, şehir
planlamacıları, biyologlar gibi yaratıcılık ve
yenilikçiliğin farklı alanlarından gençler vardı.
02
yapmak yerine, belgeleri öne çıkartmayı
ve olabildiğince az yorum yapmayı
yeğlemiş. Kitabın oldukça ağırlık taşıyan
son bölümünde belgelerin tıpkıbasımlarına
yer verilmesi, Ataman Demir'in bu
yaklaşımını bütünlüyor. Bu yüzden
yeni çalışmalara kapı açacak bir
toplamla karşı karşıya olduğumuzu
söyleyebiliriz. Kitapta yer alan belgeler,
bürokratik bir zihniyet dünyasını tüm
boyutlarıyla ortaya koyuyor. Çarpıcı
örneklerden biri, Taut'un on günlük
rahatsızlık izninin Kültür Bakanı
tarafından onaylanması...
Güzel Sanatlar Akademisi tarihine yeniden
bakmaya olanak veren bu çalışmanın
kitaplaşmasında, grafik tasarımcı Yeşim
Demir'in önemli bir katkı yaptığını da
belirtmeliyim.
Başta da söylediğim gibi, bu çalışma,
Akademi'deki eğitim geleneğinin
oluşumunda yabancı hocaların ne denli
belirleyici olduğunu gösteriyor. Ne var ki
bugün aynı geleneğin izlerini yakalamak
pek kolay değil. Şimdi daha açıkça
görebiliyorum: Öğrencilik yıllarında tanık
olduğum Taut Atölyesi'nin yıkımı, aslında
bir geleneğin de çözülmeye doğru gittiğini
haber veriyormuş...
01 Ernst Egli.
02 Ataman Demir’in yeni kitabı “Güzel
Sanatlar Akademisi’nde Yabancı Hocalar”.
15
01
İki gün boyunca şehir ve bölgeler iyi
uygulama örneklerini sergilerken; yürütülen
tartışmaların eksenindeki sorular ise
‘Yaratıcılık ve İnnovasyon Nedir? Nerede ve
Nasıl Ortaya Çıkar? Nasıl Beslenir ve Gelişir?’
oldu. Avrupa çapında 6 milyon istihdam
yaratan yaratıcı sektörlerin, ekonomiyi
canlandırma ve yeni işler yaratma açısından
bilinenin ötesinde önemli bir yeri olduğu
vurgulandı.
Yaratıcılığın verimli topraklarda geliştiği ve bu
ortamı sağlamada politikacılara görev düştüğü;
yerel yönetimlerin şehir ve bölgelerinde
yaratıcılığın ve inovasyonun gelişmesi için
girişimciliği desteklemeleri, yerel iletişim
ağlarını güçlendirmeleri, insanların bir araya
gelebilecekleri mekânlar oluşturmaları ve bu
yöndeki başarılı uygulamalarını da bir model
olarak birbirleriyle paylaşmaları gerektiği
belirtildi. Toplantıya katılan 100 Avrupalı Genç
Yetenek’ten birçoğu yaşadıkları yerlerde bu
ortamı bulmanın zorluklarına dikkat çektiler.
yerine iş hayatına atılıp para kazanmayı
hedeflediklerinden bahsettiler. Bu da başka bir
düşündürücü noktaydı.
Paneldeki konuşmacılar bu konudaki
tecrübelerini, yerel yönetim ve yaratıcı
sektörlerin işbirliği açısından örnek teşkil
edebilecek projelerini paylaştılar. Projelerden
bazıları, süreçte yaşanan bürokratik zorluklar
açısından bir o kadar da tanıdıktı. Yenilikçiliğin
ve yaratıcılığın önünün açılması için
bürokrasinin azaltılması, düşünce yapısının ve
çalışma biçimlerinin değiştirilmesi ve risk
alınması gerektiğine dikkat çekildi. Bazı
akademisyenler ise öğrencilerinin çoğunun
yaratıcı olmak istemediklerini, risk almak
Forum’da yapacağım sunumda ürün
tasarımlarım yerine kavramsal projelerimden
birine yer vermenin daha anlamlı ve kalıcı
olacağını düşünerek “Smartground” adlı
projemi seçtim; günümüz çocuklarının dijital
çağ ile birlikte değişen oyun alışkanlıklarını
yine teknolojinin yardımı ile doğaya
yönlendirmeyi amaçlayan bir çocuk parkı
tasarımı. Bilgisayar oyunlarının açık havada
gerçek dünya ile buluştuğu; Farklı
şehirlerden, hatta farklı ülkelerden
çocukların karşılıklı olarak oyun
02
03
oynayabildikleri, yarışabildikleri, internet ile
birbirine bağlı çocuk parklarından oluşan
küresel bir sistem... Aldığım tepkiler ve
yorumlar oldukça olumlu ve projenin ileriki
aşamaları adına yüreklendiriciydi.
çeşitli ülke delegasyonları, basın, sanayi ve iş
çevrelerinden geniş bir katılımla gerçekleşen
resepsiyonda Kale Tasarım Merkezi’nin
desteğiyle hayata geçirdiğimiz sergiyle
tasarımlarımı paylaşma fırsatı buldum.
Forum’un belki de en ilginç anları ise, kapanış
konuşmalarının yapıldığı Avrupa
Parlamentosu’nda genç yeteneklerden birinin
kürsüye parende atarak gelmesi, bir diğerinin
de konuşması sırasında cebinden çıkardığı
yumurta kesme aletinin telleriyle müzik
yapmasıydı.
Avrupa’nın 100 Yaratıcı Genç Yeteneği
arasında yer almanın bana mesleğim ve ülkem
adına yeni bir misyon ve sorumluluk
yüklediğini hissediyorum. Katıldığım bu iki
günlük organizasyon, hem mesleki anlamda
hem de ilişkiler anlamında bana yeni ufuklar
açtı. Umarım Türk tasarımının Avrupa’da söz
sahibi olması yolunda benim de küçük bir
katkım olabilmiştir.
Bürokrasi ile yaratıcı insanların garip bir
şekilde karşı karşıya geldiği bu sahneler
aslında bütün durumu özetler
gibiydi. Parlamento’daki kapanış fotoğrafının
ardından TUSIAD Brüksel Temsilciliği
tarafından düzenlenen resepsiyona katıldım.
Avrupa Komisyonu yetkilileri, Brüksel’deki
01 Tamer Nakışçı’nın sunduğu proje
02 Forumda buluşan 100 genç yetenek
03 Nakşçı’nın sunumundan...
16
17/05/2009
17
A. Can Özcan
[email protected]
UYDU, İYİLİK PEŞİNDE
Fuarın can damarı Salone Satellite'nin teması bu sene "Creating Wellness (İyiliğin
Yaratılması)" oldu. İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi'nin dikkat
çektiği alandaki tek serbest Türk tasarımcı Pınar Erçetin'di.
01
05
04
MOBİLYA DEVRİMİ
02
Milano’daki mobilya çıkartmasını
fuarla sınırlamak artık olanaksız.
Aralarında Poltrona Frau, Capellini
gibi önemli isimlerin olduğu bir grup
Tortona’da ikamet ediyor. Tekstil
sektöründe adını duyurmuş Diesel,
01. Alias marka “Mezzomare Mezzoterra”
hem fuarda hem de trienaldeydi.
06
paravandan kanepeye pek geniş bir
koleksiyona imza atıyor.
Sınırlar kalkıyor, ama üretim devam
ediyor. Ar-Ge çalışmaları
sorgulanıyor. Yoksa mobilyalar,
yeniliği formda mı bitiriyor?
04. Edra’nın “Paesaggi Italiani” koltuğu.
05. Cassina marka “Radar” koltuk/ dolap
02. Doğadan gelen ilham Moroso’da: “Helix”
03
Işığın genel mimari tasarım üzerindeki
etkisi her geçen gün daha çok fark edilirken
‘aydınlatma tasarımı’ da uzmanlık olarak
yükselen bir çizgi yakalıyor. Euroluce 2009
ve Fuori Salone kapsamındaki sergi ve
etkinliklerde aydınlatmanın etken element
olarak kullanıldığını görüyoruz. Mobilya
Fuarı ile eşzamanlı düzenlenen etkinlik
ışığın yaşam alanlarımızda farklı
senaryolarla tasarlandığını, ışığın mekanı
tasarladığını sergiliyor.
Euroluce 2009 katılımcıları arasında birinci
sırada şüphesiz İtalyan markalar var. Zumtobel
,Siteco gibi önemli liderlerin yokluğunda
evlerinde yeniliklerle dolu bir show
hazırladılar. Dekoratif ve mimari aydınlatma
konusundaki üstünlüklerini Artemide, Flos,
Luceplan, Fontana Arte, Kundalini gibi öncü
firmaların yenilikleri ile pekiştirdiler.
Yenilikleri izlemek için rotamız Flos
Architectural’dan başlayabilir. Ünlü
mimarlar ve tasarımcılarla koleksiyonunu
zenginleştiren Flos, ışığın kullanıcı ile olan
ilişkisini yeni bir aydınlatma kontrol sistemi
ile tanımlıyor, gelecek için farklı odak
noktaları arıyor.
03. Cappellini’nin “Peacock’ koltuğu.
06. Diesel artık mobilya işinde! “Natura
Morta” paravan.
Utku Başkır
[email protected]
IŞIK! BİRAZ
DAHA IŞIK!
İki yılda bir düzenlenen Euroluce, Milano
Mobilya Fuarı’na eşlik etti. Fuar,
aydınlatma dünyasının kalbinin Avrupa’da
attığını bir kere daha kanıtladı.
Fuarın en başarılı tasarımcı-üretici ilişkisi
Ross Lovegrove ile Artemide arasında
doğmuş ve günün formuyla günün ışığını
buluşturmayı başarmışlar.
Fontana Arte’nin dış mekan ürün gamındaki
açılımları, Fabbian’ın tasarım
koleksiyonlarındaki yenilikler, Kundalini’nin
Emmanuel Babled ile yarattığı Dew
07
koleksiyonu, Reggiani markasının yeni LED
çözümleri, Lumen Center’ın Corian
malzemeden ürettiği Shadow incelenmeye
değer yenilikler arasında. Başlıca
markaların LED teknolojilerini kullanarak
ürün gamlarını genişletmeleri, mevcut
ürünlerinin aynı tasarımla LED
versiyonlarını üretmeleri dikkat çekiyor.
Bunun en güzel örneği Villa Tosca Design
tasarımı HelioPolis’in yeni hali: HELIOLED.
Mobilya sektöründe dünyaca ünlü markalar
Cassina ve Calligaris de yeni oluşumları ile
aydınlatmada markalaşma yolundalar.
Cassina Grubunun Nemo markası altında
oluşturduğu koleksiyon onlara mekan
tasarımında kazandıkları statüyü
kazandıracak nitelikte.
Euroluce ağırlıklı olarak Avrupalı
katılımcıların katıldığı bir organizasyon
olarak özellikle armatür ve mekan bazında
aydınlatma tasarımının dünyada kalbinin
hala Avrupa’da attığını kanıtlıyor. İtalyan ve
Alman üreticileri Belçika,İspanya, Avusturya
ve Fransa orijinli firmalar takip ediyorlar.
‘Orijin’ kelimesi Avrupa’nın taşıdığı bu
önemli misyonda en kritik konulardan birisi
haline geliyor. Aydınlatma Tasarımını ürün
geliştirme ve mimari projelendirme
boyutunda Avrupa’da tutmayı başaran
üreticiler sahip oldukları bu ruhu ve
knowhowı zamanla Uzakdoğu orijinli
üreticilerle paylaşmak zorunda kalacaklar.
01 Kundalini standından.
01
02
02 Ross Lovegrove’un Artemide projesi
Her yıl nisan ayı geldiğinde sadece
mobilyacılar değil, her sektörden, her yaştan,
her ülkeden tasarımcılar da uçaklara,
trenlere, arabalara, otobüslere doluşup
Milano’nun yolunu tutarlar. Bir anlamda
tasarımcıların göçmen bir hac seferidir bu.
Bir hafta boyunca bir yandan Milano’nun 30.Euro’luk otelleri 150-200.- Euro’lara
çıkarken, bir yandan da bütün şehir kendisini
bütün dünyanın en son tasarım sahnesine
dönüştürür. Bu sahnenin afişinde her ne
kadar “Salone Internazionale del Mobile Uluslararası Mobilya Fuarı” yazıyor olsa da
sahne çok daha renkli ve kalabalıktır bu bir
hafta boyunca. Neredeyse elli yıldır Milano
Mobilya fuarı dünyanın en önemli tasarım
etkinliği olarak tasarım gündemini de
belirler. Fuara katılan firmalar kendilerini
birkaç sınıf atlamış sayarlarken tasarımcılar
için de durum farklı değildir. İrili ufaklı
yüzlerce değil, binlerle ifade edilecek sayıda
tasarım etkinliği sadece fuar alanını değil,
bütün şehri bir hafta boyunca kaplar.
Sergiler, açılışlar, kokteyller, yeni ürün
lansmanları, şovlar, her ölçekte tasarım
örnekleri ve etkinlikleri her yerdedir. Metro
durakları, dükkanlar, katedral çevresi, Porta
Genova ve kanal boyu, ya da yılın diğer
zamanlarında şehrin kıyısında neredeyse
sahipsiz ve ıssız duran Zona Tortona gibi
bölgeler bir anda adım atmanın güçleştiği
insan ve tasarım kalabalığına ev sahipliği
ederler. Fuara giden metro hattı nasıl tıklım
tıklım doluysa, akşam yemeği yenebilecek
her yerde de aynı sıkışıklık yaşanır. O sıcak
İtalyan garsonların bile günün sonunda
yorgunluktan sinirleri gerilmiş olur.
Milano Uluslararası Mobilya Fuarı’nın en özel
yerlerinden bir tanesi de kuşkusuz dünyanın
her yerinden tasarım okullarının ve bağımsız
tasarımcıların yaratıcı fikirlerini tasarım
ürünleri olarak sergiledikleri “Salone
Satellite” kısmıdır. Daha önceki yıllarda
profesyonel Mobilya Fuarı alanından ayrı
olarak kurgulanan Satellite etkinlikleri son iki
yıldır fuar alanının bir parçası olarak organize
edilmektedir ve kişisel olarak görüşüm bunun
öncesine göre daha uygun olduğudur. Salone
Satellite’a geçtiğimiz yıllarda Türkiye’den
Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile İstanbul
Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri
Tasarımı Bölümleri kabul edilmişlerdi.
Anadolu Üniversitesi ile İzmir Ekonomi
Üniversitesi’nin tasarım programları da
başvuru yapan yüzlerce okul içinden teması
“Creating Wellness – İyiliğin Yaratılması”
olan bu yılki sergiye davet edilen 23 tasarım
okulu içinde yer almışlardı. Sergi
organizatörlerinin deyimiyle bu yılın Salone
Satellite sergisine katılan okullar ve bağımsız
tasarımcılar, sağlık ve iyilik gibi soyut iki
kavramı somutlaştıran tasarımlar
sergilemekteydiler. Bunlar arasında
profesyonel fuar alanındaki ürünlere taş
çıkartan kalitede tasarlanıp üretilmiş ürünler
yer aldığı gibi, çok daha deneysel veya
kavramsal derinliği olan çalışmalar da
bulunmaktaydı. Geçtiğimiz yıllara göre gerek
profesyonel alanda, gerek Salone Satellite’da,
gerek şehrin diğer alanlarında Türkiye’den
katılımda belki krizin de etkisiyle bir azalma
olduysa da, genel kanı katılan firmaların,
okulların, ya da tasarımcıların kalitesinde
göze çarpan bir ilerleme olduğu şeklindeydi.
Anadolu Üniversitesi, 2. sınıf öğrencilerinin
“Yirminci Yüzyıl İçin Dilekler” Projesi ile,
İzmir Ekonomi Üniversitesi de 3. sınıf
“Mobilya Tasarımı” dersinde üretilen mobilya
prototipleri ile Satellite’a katılmışlardı. Bu
okullar haricinde Satellite’taki tek Türk
tasarımcı Milano’da da çalıştıktan sonra
çalışmalarına İstanbul’da devam eden Pınar
Erçetin’le onun mobilyaları ve
aksesuarlarıydı.
01
02
03
04
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin standında yer
alan ürünler arasında profesyonel ve bitmiş
prototipler yer aldığı gibi, kişinin algısına
bağlı olarak şaka ya da ciddi önermeler
olarak algılanabilecek tasarımlar da yer
almaktaydı. Bunlar biraz da teatral bir
atmosferde sergilenmiş olacak ki okul
Floransa Yaratıcılık Haftasına ve Londra da
Tasarım Okullarının Mezuniyet Haftasına da
davetler aldı. Prototipler için de umulanın
ötesinde ciddi iş teklifleri alınan ürünler
olduğu gibi, özellikle çocuk ziyaretçilerin
ilgisini çeken ürünler de vardı. Sayısız
gazeteci okulun standını ziyaret etti,
televizyon ve radyo röportajları
gerçekleştirildi. Türkiye’den katılan okullar
açısından bir önemli kazanım da Avrupa’nın
pek çok diğer tasarım eğitimi veren okuluyla
Erasmus antlaşması ya da karşılıklı değişim
programlarının gündeme gelmesi oldu.
01. Pınar Erçetin tasarımı kitaplık
02. Eski ilham, yeni yöntem: ”İsa”saat
03. Su damlası formunda aydınlatma
04. Anadolu Üniversitesi standından
05. Satellite’de tasarımcıların hedefi aynı...
05
06
06. İzmir Ekonomi Üniversitesi standından.
18
17/05/2009
Umut Kart
Kunter Şekercioğlu
[email protected]
‘That’s Design’ çeşitli tasarım okullarının
sergileri, daha da fazla örgütlü ülke tasarım
sergileri (Çin, Japon, Fransız, Hollanda,
İspanyol vb), daha fazla genç tasarımcı
sergileri ve daha fazla üretici firma sergisi…
Kurgular birbirine girdi, acaba Satellite’ye
gerek var mı artik? Kaç kişi fuara şöyle bir
uğrayarak ya da hiç gitmeden tüm haftayı
şehir içinde geçirdi acaba? Ders çalışmadan
gezmek mümkün mü?
AİT DEĞİL!
Haftanın en çok ses etkinliklerinden “Osmosis” sergisi, çok tanıdık iki ismi bir
araya getiriyordu, tasarımcı Arik Levy ve Swarovski! Levy ile Milano’da buluştuk.
Tasarımla felsefe arasında zor rastlanır bir
köprü kurmayı başaran ünlü tasarımcı,
“Osmosis’in en önemli yanını ‘geçiş’
oluşturuyor. Biz bir geçişteyiz.
Duygularımız, endüstri, ekonomi, hayat,
politika bir geçiş sürecinde, tabii ben de...
Bunu alıp dünyanın her yerinde bilinen
sosyal kodları, kelimelerle kullandım.
İstanbul'da da, Afrika'da da, Norveç'te de
başka bir materyalden de olsa, farklı
metaforlar olarak da kullanılsa herkes
elması bilir” sözleriyle başlıyor
konuşmaya…
veya sandalyelere değil. Eğer birbirimizden
hoşlanmazsak beraber çalışamayız da. Her
gün 10 saat beraber çalışmamız gerekir.
O zaman tasarım bir iş değil, kişisel...
Tasarım kişisel de olabilir, olmayabilir de.
Ama benimle iş, kişisel. Mükemmel işleri olan
bir sürü insan olabilir ama ben onlarla
çalışmak istemezsem, beraber bir şeyler
yapmamız mümkün olmaz. Nerede
okuduğunuz hiç önemli değil. 15 okuldan
mezun olabilirsiniz ama bu sizi iyi bir
tasarımcı yapmaz. Bu okulların sorumluluğu
ama okulların hepsi bunu yerine getirmiyorlar.
Görünen o ki tasarımın her alanında
üretiyorsunuz...
Tortona bölgesine çok yakın olmasına
rağmen daha rahatlatıcı bir mekan. Bu
muhtemelen bilinçli bir seçim değil mi?
Biraz da bu yüzden tasarım, halkla
ilişkilere dönüştü, değil mi? Bu insanların
yüzde 80'i tasarım bilgilerini
kullanmayacak.
Kesinlikle. İnsanları böyle cezbetmeye
çalışıyorlar. Cazibe iyidir. Ama bunun için
çok enerji harcanıyor ve de doğru yönde
değil!
01
restorana gittiğinizde bir patlama olup
olmayacağından emin değilsiniz. Herkesin
gerçekliği bu yönde değil. Hayatta kalma
dürtüsünün baskın olduğu bir yerde
yaşıyorsanız, esnek olmanız, kendinizi iki
saniyede bir yeniden tanımlamanız ve ne
yaptığınızdan emin olmanız gerekir.
İsrail'de yaşarken tasarımcılık
yapmadınız, sörf dükkanında çalıştınız.
Bu dönem, tasarım hayatınızı nasıl
etkiledi?
Kariyerinize baktığınızda... Arik Levy’i
Arik Levy yapan nokta neydi?
02
Bir tasarımcının ana sorumluluğu nedir?
Sessizliğin gücü.
Bir filozof olduğunuz söyleniyor!
Bu benim bir parçam. Bakmayı bilirsen her
yerde güzellik görebilirsin.
Swarowski'nin sizi seçmesinin sebebi de
bu mu?
Bence bunu gerçekleştirecek potansiyeli
gördüler. Tecrübeniz olmalı, farklı
seviyelerde çalışabilmeniz ve iletişim
kurmanız gerekli.
İsrailli tasarımcıların fazlasıyla detaylara
odaklandığını görüyoruz, neden dersiniz?
Çünkü her gün bizim için yeni bir gün. İsrail
her gün savaşın olduğu bir ülke. Bir gün
Nasıl yaşadığınızı belirleyen bir felsefe:
Farklı araçlar gerektirdiği için siz de o
yaşamın içine giriyorsunuz. Gerçekten bir
yaşama ve algılama biçimi... Dün birisi, ne
olursa olsun sakinliğini koruyorsun dedi.
Gerçekten suda metrelerce yükseklikteki
dalgaları beklerken isterinin hiçbir yardımı
olmaz. Doğru yerde doğru hareketi yapmalı,
zihninizde belirlemelisiniz. Sanki yoga gibi.
Kendiniz için tasarladığınız farklı ürünler
var mı?
Gözlüklerimi, pantolonlarımı. Bazen sadece
kendim için tasarladığım oluyor. Ama bunu
seri üretime geçirmiyorum. Bir endüstri
tasarımcısı, üreticinin sorularına doğru
cevapları ve çözümleri bulmakla yükümlü.
Diğeri benim kendi sanatsal üretimim.
TORTONA
[email protected]
DÜNYA MASALARA
İlginç olan, enstalasyon, sanat ürünü,
tasarım gibi farklı şeyleri insanlara
sunabilmem. Sonunda kristal saray da bir
ürün. Heykel bir üründür, ürün bir heykel.
Büyük ya da küçük ölçekte de olsa... Farklı
yerlerden gelen insanlar ürünle farklı
zamanlarda kendileri iletişime geçebilir.
Sınırsız bir yolculuk yaratmak çok zor. Asıl
önemlisi, sonuçta çıkan ürün değil, üretim
süreci ve sizde bıraktığı izlenim. Eğer siz
buradan çıktıktan sonra öncekinden farklı
duygu ve düşüncelere sahipseniz bu çok
güzel bir şey.
19
Kendi adıma konuşayım bugün bir tasarımcı
üretim, servis hizmeti, ekoloji, pazarlama,
saklama gibi alanlarla, ürünü kimin, nasıl ve
ne zaman kullanacağı gibi sorularla uyum
içinde cevapları bulmalı.
Sanki bir tasarım fabrikası gibisiniz. Tek
mi çalışıyorsunuz, bir ekibiniz var mı?
Bir tasarım ekibim, 12 kişinin çalıştığı
ofisim var.Başlangıç fikri hep benim. Ama
neye evrileceğini hiç bilmiyorsunuz. Aşkla
başlıyor. Sonra bir bebeğiniz oluyor.
Ekibinize aldığınız insanlarda hangi
kriterleri arıyorsunuz?
Birinci ve en önemlisi, birbirimizi
sevmemiz. Dünya insanlara ait, masalara
Her gün yine oluyorum. Bir ay bir şey yapmasam
unutulurum. En önemlisi günün sonunda hala
işin arzunuza, adanmışlığınıza ve çok çalışmaya
bağlı olduğunu hatırlamanız. Altın bir yumurta,
sihirli değnek, lambadan çıkan Alaaddin size
tasarım fikirleri sunmayacak. Dönüm noktası bir
fikirle oluşmaz.
Tasarım hayatınızdaki en büyük
pişmanlığınız neydi?
Tasarım.
Tasarım yeniden tasarlanmalı değil mi?
Peki, ne vardı bu yoğunluk içinde? “Hadi
canım, yok artık” denen Karim Rashid
tasarımı (tabii ki pembe) kapılar da vardı,
“çok hoşlar ama çok tekrar olmaya başladı
yahu” denen Aqua Creations tasarımı
aydınlatmalar da. İnsanı şaşkın şaşkın
tebessüm ettiren sunumlar ve yepyeni
ürünler de vardı tabii.
Fransız VIA sergisinde bilinen malzemelerin
yenilikçi kullanımı ve yeni çevreci malzemelerle
patentli tasarımlar dikkat çekiciydi. Kontrplağın
katmanlı yapısının bölgesel ayrıştırılması ile
esneklik kazanan De Fontainieu&De Virieu
tasarımı askı, sırt formunun ayaklardan gelen
lamine edilmiş papellerin açılması ile oluştuğu
Samuel Accoceberry tasarımı sandalye ve
herhangi bir tablayı birkaç saniyede masa
haline getirmenizi sağlayan Philippe Nigro
tasarımı masa ayakları gibi… Patenti ve tasarımı
François Azambourg’a ait, çift taraflı
dokunmuş doğal çuvalın ayçiçek epoksisi ile
entegre edilmesi ile form bulan kompozit
sandalyenin ağırlığı sadece 2.1 kg. ve tabii ki
tümüyle doğal.
OLMADAN
ASLA
Zona Tortona fuarın önüne geçmiş
durumda. Pek çok ülkeden “şube” teklifi
alan bölge, artık yalnızca ‘alternatif’
tasarımcıların değil, okulların hatta en
büyük mobilya markalarının da adresi.
En iyi sunum, en iyi çıkış, en iyi yeni ödülleri
verilse hepsini toplayacak olan ise kesinlikle
Toshiba idi. Led kullandıkları direk ve ortam
aydınlatmalarına sahip yepyeni aydınlatma
tasarımlarını inanılmaz keyifli bir sunumla
tanıttılar. Yeni ürünlerini göstermeden önce
sizi bir salona alıyorlar. Geçmiş, bugün ve
geleceği temsil eden kemerli aynalarla
çevrelenerek sonsuz derinlik kazandırılmış
karanlık bir mekânda, değişik yüksekliklerde
sarkan tipik ampul formunda loş
aydınlatmalar hayal edin, yüzlerce ve sonsuz.
“Tamam, dramatik bir his var, güzel”
dediğinizde bir uyarı geliyor “dokunun” diye
ve dakikalarca ayrılamamanıza sebep olacak
bir deneyim yaşatıyor. Ampulü tuttuğunuzda
avucunuzda kalp atışınızı hissetmeye
başlıyorsunuz ve verdiği ışık da aynı ritimde
dalgalanmaya başlıyor. Enerjiniz, ruhunuz,
kalbiniz, hayatınız avuçlarınızda… Sanki
bırakınca bitiverecek…
En yeniyi ararken geçmişe saygı ve insani
duyguları korumanın önemini tekrar
hatırlatıyorlar. Japonlaaar…
03 Hidden Heroes’da yer alan kelebek yuvası.
Fotoğraf: Yasemin Köse
04 Toshiba’nın kalp atışlı ampulleri
01 Osmosis sergisinden
05 Fake It Easy sergisinden tava saplı karaf
02 Arik Levy Tasarım Gazetesi okurken
06 Aziz Sarıyer’ir Altreforme için yaptığı proje
05
06
H. Demir Obuz, ilio:
01 Tutto Bene’imzalı aydınlatma
Yeni tanımlar bulmalıyız. 20 yıl önce
endüstriyel tasarımcıyım dediğinizde ne
yaptığınız anlaşılıyordu. Bugün ise
tasarımcıyım dendiğinde peki ne
tasarlıyorsun diye soruluyor.
04
02 That’s Design’da sergilenen bisiklet projesi
01
03
02
“Dünyanın mevcut koşullarından
dolayı çok umutlu gitmediğimiz Zona
Tortona’da ilio, marka tanınırlığı
açısından kuvvetlenirken, ticari
başarılarıyla da sevindirdi. la
Rinascente, Luminaire, Bensimon
gibi firmalar ile yaptığımız ticari
sözleşmeler önemli gelişmelerden.
Geniş yelpazedeki ziyaretçilerin
yanısıra, Marcel Wanders gibi
tasarımcıların gösterdiği ilgi de, bir
meslektaş iltifatı oldu.”
20
17/05/2009
21
Yasemin Köse
DIŞINDA KAL BU ÇEMBERİN
Her yıl olduğu gibi bu kez de fuarın dışı, içinden çok daha heyecan verici tasarımlara,
sergilere, şovlara sahne oldu. Yoğun programın, gün geçtikçe, ziyaretçileri içeri ya da
dışarısı konusunda bir karar vermek zorunda bıraktığı açıktı.
Her dükkana bir etkinlik, okulların içine
birer sergi, giyim mağazalarına bile birer
mobilya… Ajanda kalabalıktı doğrusu! Hal
buyken, sahte tasarım partilerinin türemesi
kaçınılmazdı: Beklenen son! Gelin
‘kandırmaca etkinlik takvimi’ni kenara
koyup, olmazsa olmazların kapısını
tıklayalım:
Trienal, Novembre’nin büyüleyici sergisiyle
kapılarını açıyordu. Novembre’nin ürünleri
ya da tasarım ikonalarıyla yaptığı söyleşiler
elbette başarılıydı ancak sergileme öylesine
heyecan vericiydi ki, ürünleri geri planda
bıraktığı söylemek fazla olmaz. Milano’nun
en yaratıcı ve ender sabit noktalarından biri
olan trienalin bu sene çok çarpıcı olmasının
sebeplerinden biri şüphesiz Japon
tasarımcılardı!
Designersblock da geçmiş sergilerine göre
daha iddialı bir alanda, çok daha çarpıcı
projelerle haftaya katıldı. İçinde sinema,
kullanıcıyı sıkıştırmaya başlıyor, kimi
zamansa iğnelerini çıkarmaya! Aynı grubun
elemanlaırnın geliştirdiği mıknatıslı
kumaşların da bir o kadar çarpıcı olduğu
söylenebilir.
Haftanın en iddialı girişimi olabilecekken,
ürünlerin kent içinde fazla dağıtılması
sebebiyle etkisini kaybeden kamusal
alanları kazanma projesi Public Design
Festival’in, Trienal’in ve Designersblock’un
başarısı ile kıyaslandığında Droog Design’ın
performansı sönüktü doğrusu. Piknik temalı
sergileri, Slow Food operasyonları ya da
‘marka’ karşıtı etkinliklerinden sonra bu yıl
yaptıkları düzenlemenin çok sıradan
olduğunu itiraf etmek gerek! Liste uzun; en
iyisi http://2009.fuorisalone.it/2009/ genel
bir Milano gezisi yapmak!
01
kareoke alanı gibi bölümler yer alan iki katlı
binanın bir kısmı gazete çıkarmak için
ayrılmıştı. Yazı işleri kadrosunun hummalı
çalışması görülmeye değerdi.
Designersblock’taki varlığın her daim
ürünlerle olması gerektiğini anlatmakta iyi
bir örnek teşkil ettikleri söylenebilir. Alanda
sergilenen, su tasarrufunu sağlamak için
banyo yapan kişiyi 4 dakika sonra huzursuz
etmek için tasarlanan duş perdeleri haftanın
en ironik objeleri arasında gösterilebilir.
İngiliz tekstil tasarımcıları Puff and Flock
tarafından geliştirilen perdeler, kimi zaman
02
02 Fabio Novembre sergisinden
01
02
03. Danimarkalı tasarımcılar zanaatkarla
işbirliği içinde yaptıkları proje serisi ile Zona
Tortona’da yerini aldı. Zanaat projeleri
gelecek yıl artacağa benziyor.
03
ARAÇ VE AMAÇ:
MALZEME
04. Tayvanlı serbest tasarımcılar ie
üreticilerin yer alandığı mekan, Tortona’nın
göbeğindeydi. Herhangi bir kimlik altında
toplanması mümkün olmayan Tayvan
üretimleri oldukça ilgi çekti.
Trianale’de yer alan Senseware sergisi,
farklı disiplinden mimar, iç mimar, sanat
yönetmeni, moda tasarımcısı, çiçek
tasarımcısı gibi 15 farklı tasarımcının,
yüksek teknoloji üreticisi bir firmanın ve bir
otomobil üreticisinin çalışmaları ile
oluşturulmuş. Sergideki ürünlerin üretimi
için ise konusunda deneyimli çok sayıda
kücük lokal üretici ile çalışılmış. Çeşitli
özelliklere sahip polimerik fiber malzemeler
arasında biyolojik çözünen, elektrik iletken,
nano fiber, carbon fiber gibi malzemeler
var. Ticari isimleri ile sergide yer alan
malzemelerin tümü polimer esaslı
fiberlerden oluşuyor.
uygulamalar ile sorgulayan çalışmaları ilgi
çekici idi. Ekip, çeşitli malzemeler
kullanarak yarattıkları farklı doku ve
yüzeye sahip kumaşların, tekstil algısına
taze bir nefes getirdiklerine inanıyor.
Geliştirdikleri etkileşimli tekstiller
arasında ışığa karşı duyarlı olmasından
dolayı güneş ışığı aldığında beliren
desene sahip kumaşlar da var.
Bu türden işbilikleri sonuçlar bakımından
oldukça verimli görünüyor. Türkiye’de
benzer bir uygulama olsa ne şekilde
olabilir? Petkim’in organize ettiği ve mesela
artık sürekli üretmedikleri EPS (expandable
polistiren) ürünleri için tasarımcılarla
yapılacak bir çalışmanın sonuçları yeni
yatırım yapmak isteyen endüstri firmalarına
ışık tutabilir mi?
Senseware fuar süresince hakkında en çok
konuşulan etkinlik olma ünvanını kimseye
kaptırmadı.
04
Desıgn Energie
01
Polyester üreticisi Advansa’nın
tasarımcılarla işbirliği ile oluşturacağı bir
çalışma yeni uygulamaların yolunu açabilir
mi?
03
Türkiye’de de bu türden işbirlikleri görmek
belki de sanayicinin tasarım ile etkileşimine
hız kazandırabilir. Düşüncesi bile heyecan
verici!
02
01 Material Connexion’dan kağıt su şişesi
02 Fish Design tasarımı vazo
03 ‘Senseware’ de yer alan maske tasarımları
04 Şişirilerek şekillendirilen polyester kumaş
Sufacin Materials
Innovation
05. Genç Sırp tasarımcılar birleşerek Salone
Satellite’e işlerini sergilediler. kullanmışlardı.
06. Çek tasarımcılar daha önce de sergiler
düzenlemişti. Milano’daki performanslarının
hayal kırıklığı yarattığı söylenebilir.
Leonardo da Vinci Teknoloji Müzesi’nde yer
aldı. Material connexion, Fantoni ve Targetti
tarafından desteklenen sergide, tekstilden
mobilyaya farklı alanlardaki 24 firmanın
farklı tekniklerle malzemeler üzerinde
yaptıkları deformasyon ve
çalışmaları sergilendi. Lazer kesim ile farklı
yüzey dokusu kazandırılmış malzemeler,
çok ince dilimlenmiş ahşap ve mermer hatta ışığı geçirecek kadar ince-, çeşitli renk
ve bükümlerde çelik.
Yeni geliştirilmiş malzemeler ile tasarımcıları
Material Connexion
buluşturan çarpıcı uygulamalar, Milano
Designersblock sergisinde Londra kökenli
Tasarım Haftası’nın başrol oyuncusuydu.
Puff&Flock’ ın tekstilin geleceğini deneysel
Malzemelerdeki çekicilik bazen bir
tasarımcının tek bir malzemeye yıllarını
vermesine sebep olabiliyor. Milano’da
renkli ve ışık geçirgen malzemelerle çalışan
ünlü Fish Design-Gaetano Pesce ve Design
Energie’ ye metakrilat halı çalışması ile
katılan Jacopo Foggini’de tasarım
haftasındaydı. Foggoni 90’ların başından
beri metakrilat monomeri ile işler üretiyor.
Camsı bir görüntüye sahip metakrilat
vazolar izleyicilerin meraklı dokunmaları ile
anlaşılabilen aslında jöle kıvamındaki
yumuşak yapısı ile şaşırtıyordu.
Ülkelerin “hepimiz birimiz için” sunumları
artık bir Milano klasiği. Durum, tasarımda
yerel izlerin varlığını sorgulamak için eşsiz!
02. Ülkelerin ürünlerini sunuş biçimleri, tıpkı
tasarım dilleri gibi farklılık gösteriyor. Berlinli
tasarımcıların sergisi ürünleri gibi kolay
üretilir cinsten.
Polimerlerin pek çok faydalı özelliğin
entegre edilebileceği, geliştirilebilir bir
yapıya sahip olmaları sayesinde her geçen
gün yeni özelliklerde bir polimerik
malzemenin türetildiğini görebiliyoruz.
Tasarım bu hıza yetişebiliyor mu acaba?
Pek yetişemiyor olsa gerek ki Japon yapay
fiber üreticileri biraraya gelerek Milano
Tasarım Fuarı’nda en çok dikkat çeken
sergilerden biri olan Senseware’i organize
etmişler. Organize eden tasarımcı değil,
ürün üreticisi değil, dernek değil, devlet
değil malzeme üreticisi!
Trienal
01 Droog Design sergisinden
TASARIMIN HARİTASI
01. Hakkında fazla haber çıkmayan Belçika
tasarımı en nihayet mercek altında.
[email protected]
05 İletken, hareketli robot yer döşemesi.
06 Material Connexion sergisinden
Surfacin’-Materials Inovation sergisi
04
05
06
05
06
22
17/05/2009
GRAFİK ÜRÜNLER VE ÖDÜLLERİ
Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun her yıl
düzenlediği Grafik Ürünler Sergisi’nin 28.’si bu
yıl Kadir Has Üniversitesi desteği ile Kadir Has
Üniversitesi Cibali Kampüsü C Blok Sergi
Salonu’nda gerçekleşti. Kitap, kitap kapağı,
logo, kurumsal kimlik, kültürel afiş, ticari afiş,
tanıtım eşyası gibi 26 kategoriden oluşan
sergiyi bu yıl 105 tasarımcı, 500’e yakın iş ile
katıldı. 4 Mayıs-17 Mayıs tarihleri arasında
gerçekleşen sergide 46 ödül sahiplerini buldu.
“Grafik Ürünler Sergisi”, Grafikerler Meslek
Kuruluşu tarafından Türkiye’de grafik
tasarımın tüm dallarında gerçekleşmiş ürünleri
sergilemek, değerlendirmek ve bu yolla grafik
tasarımın gelişmesine katkıda bulunmak
amacıyla 28 yıldır düzenleniyor. Grafik tasarım
alanındaki tüm çalışmaların bir ‘yıldökümü’
niteliğinde GMK sergisi,
Sadece tasarım alanında değil farklı
sektörlerde yaşanan tüm değişim ve
28. Grafik Ürünler Sergisi’ne 105 tasarımcı
500’e yakın ürünle katıldı. Kaan Beyhan
Yılın Genç Tasarımcısı ödülünü aldı.
gelişimlerinde nabzını tutan sergi, 26 ayrı
kategoride yüzlerce iş ile renkleniyor.
Bu yılki ana sponsorluğu Kadir Has
Üniversitesi ve Kurukahveci Mehmet Efendi
Mahdumları tarafından üstlenilen sergide her
kategoride, katılan tüm işler içerisinde, seçici
kurulların değerlendirmesi sonucu en fazla oy
olan ürünler ödüle layık görüldü. Tüm
kategorilerde en çok ödül kazanan tasarımcı
Kaan Beyhan ise Dr. Nejat Eczacıbaşı vakfı
Yılın Genç Tasarımcısı ödülünü kazandı.
Grafikerler Meslek Kuruluşu Yönetim Kurulu
Başkanı Yeşim Demir, kuruluşlarının
31. yılında, her yıl heyecanla beklenen serginin
yanı sıra, bu yıl birçok yeni projeye de
odaklandıklarını belirtti. GMK Ekim ayında
İstanbul’da gerçekleştirilecek AGİ (Alliance
Graphique Internationale) zirvesine GMK ev
sahipliği yapacak.
Yeşim Demir, bu yıl ilk kez öğrencilerarası bir
afiş yarışması düzenlediklerini, bu serginin de
Grafik Ürünler Sergisi süresi boyunca
izlenebileceğini belirtti. “GMK’ya Üye Ol!”
temalı yarışmanın amacının genç nesillerin
GMK’ya daha yakın olmalarıı sağlamak.
Yarışmanın birinciliği ise Gökçe Çankaya’ya ait.
Grafikerler Meslek Kuruluşu (GMK), 1978
Türkmen Cem Cansu
Yetenek testlerini takip eden çizim sınavında
önce meşrubat şişesi kapağı çizdiriyorlar;
gördüğümüz objeyi doğru şekilde kâğıt
üzerinde çizerek ifade edip edemeyeceğimizi
anlamak için. Sonra da ezbere çaydanlık
çizilecek. Bir sürü kriter; sapını nereye
koyuyorsun, elin yanıyor mu, kullanıcı hangi
elini kullanacak, çaydanlığın ucu su
doldurma ağzı ile aynı seviyede mi vs.
Mülakatta, etrafıma dizilmiş eğitim üyeleri
ile keyifli geçen sohbet sırasında arabalar ile
de ilgilendiğimi söyleyince “- İtalya nin FIAT
500 gibi küçük araba üretmesinin sebebi
sence sokaklarının dar olması mı?” sorusuna
“Bence ilgisi yok.” diyorum. Soruyu soran
hocanın gevrek gülüşü ile beraber
odadakilerden bazılarının suratı asılıyor.
Ben ‘küçük araba’nın sırlarını açıklama
çabası içinde, 2. Dünya Savaşı sonrası
sanayi krizi, malzeme kıtlığı, ucuza imalat
TASARIM: DÜN-BUGÜN-YARIN?
gibi kelimeleri bir araya getirmeye
çalışırken, “- Peki, teşekkürler,
çıkabilirsin!” diyorlar. Dokunsalar
ağlayacağım…
Takip eden senelerde, İtalyan filolojisi
okurken, iki kez daha giriyorum yetenek
sınavlarına. Amacım, İtalyanca tasarım
dergilerini elime alınca olanı biteni daha iyi
anlamak. Üçüncü denememde mülakatım iyi
geçiyor. Sevinçli haberi vermek için telefona
sarılıyorum: Ve gerçek dünya ile ilk
randevum… Herkes sözbirliği etmiş:
“Endüstri mühendisliği, bravo!” Girdiğim
bölümün ÖYS ile girilen Endüstri
Mühendisliği değil, ÖSS ve yetenek sınavı ile
girilen Endüstri Ürünleri Tasarımı olduğunu
söyleyince, “Demek ÖYS’yi kazanamadın!
Üzülme, seneye tekrar girersin. Hem bu okul
iki senelik değil mi?” diyorlar.
Zamanla herkes durumu kabullenip bana
soruyor: “Tasarım nedir?” Yaşımın ve
dilimin elverdiğince izah etmeye
çalışıyorum. “Mobilya, paket, beyaz eşya;
bunların hepsi birer tasarım objesi”
cümlelerim değişik cevaplara
ilişkilendiriliyor. Mobilya – marangoz, paket
– mukavva kutu, beyaz eşya – buzdolabı
gibi. Soru dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:
“Tasarımcı olunca ne yapacaksın?” Bir gün
durum karşısında bunalıp “Araba!” diye
cevap verdiğimde tüm akrabalarda bayram
havası… “Mühendisler gibi araba
tasarlayacak!”
Üniversiteyi takiben, İtalya’da Domus
Akademisinde mastır yapıyorum. Bitirme
tezimin konusu “FIAT - küçük şehir arabası”.
Konu için biraz kritik bir dönem. Çünkü
Amerikan firması General Motors, Fiat
Grubu’nun hatırı sayılır oranda hissesini
satın alıyor ve İtalyan otomotiv sektörünü
krize sokuyor. (Doksanlı yılların sonunda
İtalyanlar hisselerini GM’den geri satın
alıyorlar.)
İlerleyen yıllarda serbest olarak tasarım,
asistanlık, proje liderliğini takiben Scuola
Politecnica di Design’da koordinatörlük
yaptıktan sonra… Türk endüstriyel tasarımı
sürecine tarafsız olarak, ‘dışarıdan’
baktığımda, önemli gelişmeleri daha net
tanımlayabiliyorum. Geçmişte var olan
yabancı kaynaklı tasarım magazin
dergilerinin yerini, içerik olarak Türkiye
ortamının olgu ve değerlerini yaşayan ve
paylaşma gücüne/yetisine sahip
insanların/tasarımcıların kaleme aldığı
makaleleri aktarmayı seçen yayın organları
alıyor. Bu olumlu gelişme sayesinde günlük
hayatımızda geniş yere sahip olan “endüstri
ürünleri tasarımı”nı her tasarımcı kendine
göre farklı şekilde tanımlıyor. Ben: “Günlük
yaşamda kullandığımız, temel ihtiyaçlara
cevap veren ürünlerin, sistem senaryoları ve
Animasyon
Festivali
servislerin, ihtiyaçlarımızı en verimli biçim
ve düzeyde cevaplayabilmeleri için, farklı
dönemlerdeki değişkenlere ayak uydurarak
transformasyona uğramaları gerekir. Bu
transformasyon ‘tasarım’ dır.” şeklinde
tanımlıyorum.
Bu yazının son durağı, yine Domus
Akademisi. Şu an Marco Bonetto’nun
direktörlüğünü yaptığı araba tasarımı mastır
eğitimi programının koordinatorlüğünü
yürütüyorum. Dünyanın her yanından itina
ile seçilmiş öğrencileri, yarın yoğun bir gün
bekliyor. Masamda oturup bu yazıyı
yazarken, Fiat ve Maserati Grubu’nun
tasarım direktörünün sekreterinden gelen epostaya ilişiyor gözüm: “…FIAT grubunun
Crysler firması ile imzalayacağı anlaşma
dolayısıyla mühendis XXX’ in Amerika
seyahati sebebiyle, akademinizde davetli
olarak, Fiat 500 ün tarihçesi ve yeniden
tasarlanma sürecini anlatacağı dersi için
diğer bir güne randevu vermeniz
talebimizi…”
Sorun değil. Öğrenciler ile yarın sabah
yapacağımız çizim, taslak ve gölgelendirme
egzersizi dersini öğlene de kaydıralım diye
düşünüyorum. Benim zamanımdan daha da
kapsamlı hale dönüştürdüğüm egzersiz, ne
kadar değişirse değişsin öğrencilerin ilk
çizecekleri obje “meşrubat şişesi kapağı”
olacak.
Barış Çakmakcı
[email protected]
GMK, kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği
etkinliklerle tasarımcıları tüm hizmet ve
üretim sektörleriyle buluşturdu; her yıl
düzenlediği Grafik Ürünler Sergisi'nde, o yıl
içinde üretilen grafik ürünleri sergiledi ve
ödüllendirdi.
[email protected]
“Tasarım” kelimesinin nadiren telaffuz
edildiği bir zamanda,“üniversitede ‘endüstri
ürünleri tasarımı’ diye bir bölüm var. Senin
gibi, pek çok şey çiziyorlar. Üstelik her
öğrencinin çekmeceli masası var” diyen
işletme bölümü mezunu ağabeyim
sayesinde tanıştım bu disiplinle. Aklımı
çelen öğrencilerin çekmeceli masasının
olması mıydı yoksa benzer ilgi alanlarına
sahip insanlarla tanışma imkânı mı,
bilmiyorum; ama ertesi gün soluğu adı
geçen bolümde aldım. Birinci üniversite
sınavını “belli bir puan” ile geçip, dört
aşamalı ‘yetenek sınavı’na girmek, hem de
son aşamada bölümün eğitim üyeleri ile yüz
yüze mülakat yapmak gerekiyormuş.
Örnek İşbirliği
Sonuçlandı
yılında grafik tasarımın gelişmesi,
tasarımcıların bir araya gelmesi ve haklarının
korunması amacıyla kuruldu.
1993 yılından beri Uluslararasi Grafik
Tasarım Dernekleri Konseyi’nin üyesi
olan GMK, ulusal ve uluslararası
yarışmaları, sergileri duyurmakta;
her yıl taban fiyat listesi hazırlayarak
grafik tasarımcılar ve işverenler için bir
fiyat zemini oluşturmakta; çeşitli
kuruluşlar tarafından düzenlenen
yarışmaların jüri üyelerini ve yarışma
şartlarını belirlemektedir.
23
Shigeru Ban
İstanbul’da
Yenilikçi malzeme kullanımı,
ekolojik yaklaşımı ve
mimarlığın insani
sorumluluğu üzerine radikal
yaklaşımlarıyla tanınan
Japon Mimar Shigeru Ban,
Yapı-Endüstri Merkezi ve
Mimarlar Odası İstanbul
Büyükkent Şubesi’nin
davetlisi olarak Türkiye’ye
geliyor. Ünlü mimar, 26
Mayıs Salı günü saat
19.00’da, Yapı-Endüstri
Merkezi’nde “Çalışmalar ve
İnsani İşler” başlıklı
konferansı ile ilgililerle
buluşacak. Sınırlı kontenjan
nedeniyle katılım için kayıt
yaptırmak gerekiyor:
www.yem.net
Tasarımın
Karokökü
Türkiye’nin ünlü mimar ve iç
mimarları, VitrA Karo için
tasarladıkları yeni mekan
çözümlerini ve karonun
farklı kullanım alanlarını,
Kanyon AVM’de sergiledi.
VitrA Karo’nun ürünleri
kullanılarak tasarlanan
yaratıcı uygulamalar, grafik
tasarımcı Sadık
Karamustafa’nın
küratörlüğünde buluştu.
Beş senedir düzenlenen
İstanbul Animasyon
Festivali'nin altıncısı 13-22
Kasım tarihleri arasında
gerçekleşecek. Festival, bu
kez yarışmaya bir yenilik
ekleyerek uzun metraj
filmleri de kabul etmeye
başlıyor. Yarışma sonucunda
yerli üreticileri desteklemek
adına İstanbul Animasyon
Festivali'ne başvuran Türk
filmlerinden oluşturulacak
özel bir seçki de DVD olarak
uluslararası gösterimlere
katılabilecek. Yarışma
koşulları ve başvuru için:
www.iafistanbul.com/
Ev Mobilyası
Yarışması
Türkiye mobilya sektörüne
her yıl yeni tasarımcı
adaylarını ve özgün
tasarımları kazandıran
Ulusal Ev Mobilyaları
Tasarım Yarışması’na
başvurular halen sürmekte.
Son başvuru tarihi, 20
Temmuz 2009 olan
yarışmada ödül alan
tasarımcılara, toplam 104
bin TL'lik para ödülü, iş ve
staj olanakları, yurtdışı
fuarlara katılım imkanı
sunuluyor. Üniversitelerin
Endüstri Ürünleri Tasarımı,
İç Mimarlık ve Çevre
Tasarımı, Mobilya
Dekorasyon ve Ağaç İşleri
Endüstri Mühendisliği
bölümlerinden başvuruların
alınacağı yarışmanın
"Engelliler için Ev Mobilyası
Tasarımı" kategorisi ise,
tasarım alanında eğitim
almış veya bu alanda çalışan
herkesin başvurusuna açık
olacak. Detaylı bilgi için:
0212 465 69 17-18.
Modanın
Filmleri
Bu sene ikincisi
düzenlenecek olan
Uluslararası Moda Filmleri
Festivali, moda, film tasarım
ve eğlenceye ilgi duyan
herkes için görülmesi
gereken önemli bir festival.
23-24 Mayıs tarihleri
arasında Beyoğlu The Hall’da
gerçekleşecek olan
festivalde moda tarihinden
önemli filmler, kısa film ve
klipler, moda fotoğraf
sergileri ve etkileşimli
tasarım atölyeleri
gerçekleşecek. Online bilgi
için, fashionfilmfest.com
Bi’ Dünya
Tasarım
Cumartesi günleri saat
12:10'da TRT’nin yeni kanalı
TRTTürk'te www.trt.net.tr
Bi'Dünya Tasarım isimli bir
program yayına girdi. Ece
Sükan’ın sunumuyla
modadan endüstriyel
tasarıma, grafikten mimariye
kadar tasarımın her
boyutunu ele alan program,
özellikle Türk tasarımları ve
tasarımcılarını vitrine
koyarken, dünya tasarım
takviminin de nabzını
tutuyor. Radikal Tasarım
Gazetesi yazarlarından Barış
Çakmakçı, Umut Kart ve
Melis Pekand’ın da
danışmanlığını yaptığı
program, Digitürk kanal 59,
D’Smart kanal 171’de.
Moleskine
Detour Geliyor
Santralistanbul’da 22 Mayıs21 Haziran tarihleri arasında
sürecek olan Moleskine
Detour sergisi, Ron Arad’dan
Karim Rashid’e, Han
Tümertekin’den Ross
Lovegrove’a başarılı sanatçı
ve tasarımcılarının Moleskine
defterlerinin sayfalarını
karıştırma olanağı sunmakta.
Detour sergisi, sanatçıların
düş güçlerini; Moleskine
yaprakları üzerindeki eskiz,
çizim, yazı, not, nota,
fotoğraf ya da tasarımlarını;
sanatseverlerin dokunup,
hissedebilecekleri yeni bir
sanat deneyimine
dönüştürüyor. Sürekli yer
değiştiren sergi, uğradığı
kentlerle yakın ilişkide olan
yaratıcı yerel sanatçıları da
kendine çekerek,
yolculuğunu sürdürüyor.
Annem
ve Kızım
Ağaoğlu Turizm Grubu
sponsorluğunda düzenlenen
Annem ve Kızım Sergisi,
Caddebostan Kültür
Merkezi’ndeydi. Aida
Bergsen, Deniz Tunç, Dilek
Işıksel, Gamze Araz Eskinazi,
Yasemin Sayınsoy, Gamze
Güven, Gül Bolulu, Gülnur
Özdağlar, Günseli Kato,
Sabrina Fresko ve Sevgi
Karay’ın eserlerinin yer
aldığı serginin küratörü Işık
Gençoğlu’ydu. Sergide yer
alan her sanatçı/tasarımcı,
anneliği, annelerinin
gözünde hiç bitmeyen
çocukluklarını, aşkla
yaptıkları eserleriyle
yorumlamış.
İTÜ Endüstri Ürünleri
Tasarımı Bölümü ile
ortaklaşa düzenlenen
“BIOXCIN Ambalaj
Tasarım Yarışması”nın
sonuçları belli oldu.
Yarışmada ilk üçe giren
İlteriş İlbasan, Cansu
Akarsu ve Pelin Kenez,
geçtiğimiz günlerde İTÜ
Taşkışla Kampüsü’nde
ödüllerini aldı.
Tasarımda
Son Eğilimler
Ev modasında yeni
trendlerin ve markaların
tüketiciyle buluşacağı Ideal
Home Fuarı, 14-17 Mayıs
2009 tarihleri arasında
Tüyap Fuar Merkezi’nde
gerçekleşti. Ev tekstilinden
mobilyaya, halıdan hediyelik
eşyaya, elektrikli ev
aletlerinden mutfak
ürünlerine kadar birçok
ürünün sergilendiği Ideal
Home Fuarı’nda yer alan
İMMİB (Istanbul Maden ve
Metaller İhracatçı Birlikleri)
standı ise tasarımcı ile
sanayicinin buluşma
platformu oldu.
Frankfurt
Çıkarması
Maden ve Metaller
İhracatçı Birlikleri (İMMİB)
ve Endüstriyel Tasarımcılar
Meslek Kuruluşu’nun
(ETMK) işbirliğiyle beşinci
kez gerçekleştirilen İMMİB
Endüstriyel Tasarım
Yarışması’nın finali
yapıldı. Sonuçları Haziran
ayında açıklanacak
yarışmada birincilik ödülü
alan tasarımlar, 3–7
Temmuz’da Frankfurt’taki
Tendence Fuarı’nda
sergilenecek.
Editör: Umut Kart Katkıda Bulunanlar: Erkan Aktuğ, Ceren Kocabaş, Erman Uncu Sayfa Tasarımı: Emre Senan Tasarım ve
Danışmanlık; Emre Senan, Özge Güven Sayfa Düzeni: Taylan Polat Danışma Kurulu: Serhan Ada, Erdem Akan, İhsan Bilgin, Asiye
Bodur, Füsun Curaoğlu, Yeşim Demir, Ömer Durmaz, Alpay Er, Cem Erciyes, Sertaç Ersayın, Hakan Ertem, Güran Gökyay, Korhan
Gümüş, Gamze Güven, Gülay Hasdoğan, Tansel Korkmaz, Yasemin Köse, Zeynep Bodur Okyay, Suha Özkan, Kuyaş Örs, Nevzat
Sayın, Emre Senan Reklam Direktörü: Özer Topkaya Reklam Müdürü: Korhan Kesici Reklam Rezervasyon: Tayfun Elaldırsın
Reklamlar için Tel: 0212 505 6486 Fax: 0212 505 74 79 Doğan Medya Center 34204 İstanbul Radikal Sanat Tel: 0212 505 6494
Fax: 0212 505 69 61 [email protected], [email protected] Radikal'in ücretsiz ekidir.

Benzer belgeler