İSLÂM`IN BARIŞ, STRES VE MUTLULUĞA BAKIŞI Süleyman

Yorumlar

Transkript

İSLÂM`IN BARIŞ, STRES VE MUTLULUĞA BAKIŞI Süleyman
İSLÂM’IN BARIŞ, STRES
VE
MUTLULUĞA BAKIŞI
Süleyman GÜNVER
İZMİR- 2009
2
SUNUŞ
Kainatın yaratılışına dikkatlı baktığımızda
her şeyin zıddı ile var olduğunu hayranlıkla
görürüz.
Gece
ile
gündüz,
ilkbahar
ile
sonbahar, yaz ile kış, kara ile beyaz, bitkilerde
erkek organ ile dişi organ gibi tüm oluşumlar
kainatın yaşanabilirliğini belirler. İnsan neslinin
oluşumunu
da,
erkek
ile
kadın
cinsleri
tamamlar. Her iki cinsin yaşam öyküsünde bir
birinin zıddı iki ayrı unsurun varlığı gözlenir:
Sağlık ile hastalık!
Bilim
istifadesine
adamlarının
keşfedip
sundukları
araştırmalara
bizlerin
göre,
insan genlerinin bir bölümü sağlıklı yaşama
yönelik
işlem
hastalıkların
yaparken
oluşmasına
bir
bölümü
dönük
de
faaliyet
gösterirler. Bu açıklamanın eşliğinde diyebiliriz
ki, kişinin pozitif düşünüp iyi niyetle kendisine
yön vermesi halinde iyi huylu genlerin baskın
çıkıp sağlıklı bir yaşam sürdürmesine yardımcı
3
olurlar. Kötü niyet ve negatif düşünce tarzı
ise
diğer tür genlerin baskın çıkıp kişiyi
hastalığın kucağına atmasını sağlarlar.
İnsan,
kendini
yaratan
Rabbine
karşı
kulluk görevlerini yerine getirebilmesi için her
şeyden önce beden sağlığının yerinde olması
önem taşır. Bedensel veya ruhsal hastalık
varsa, kulluk görevlerinin yerine getirilmesinde
aksamalar olması muhtemeldir. Bu nedenle
Yüce Rabbimizin biz kularına emirlerin bir
bölümü
Bilgilerini
sağlığın
sizlerle
korunması
paylaşmak
yönündedir.
istediğim
bu
kitapta, nefisten kaynaklanan olumsuzluklara
karşı Allah ve Rasulünün buyruklarının çözüm
odaklı
olduklarına
Unutmayalım
ki,
Hz.Peygamberimizin
tanık
Allah’ın
olacaksınız.
ipine
öğütlerine
tutunup
uyan
her
Müslüman kurtuluşa erecektir.
Süleyman GÜNVER
4
İÇİNDEKİLER
BARIŞA AÇILAN PENCERE: .................................................... 5
STRES ........................................................................................... 8
Öyleyse, stres nedir? ............................................................... 8
Strese neden olan olaylar: ................................................... 13
Stres halinin ortaya çıkışını gerçekleştiren otonom sinir
sistemi;....................................................................................... 14
Stres hali nasıl ortaya çıkar: ............................................... 17
Strese karşı vücudun savunma sisteminin devreye
girişi: ........................................................................................... 20
Stresin tetiklediği hastalıklar: ............................................. 24
Stresin neden olduğu diğer sorunlar:............................... 25
Peki, stres halinden çıkışı kolaylaştırmak için ne gibi
yöntemler uygulanmalı: ........................................................ 26
Gevşeme tekniği: .................................................................... 26
MUTLU YAŞAMA ULAŞMAK ................................................... 47
MUTLULUK HORMONLARI ..................................................... 70
SEROTONİN HORMONU: ....................................................... 70
DOPAMİN HORMONU ............................................................. 76
ENDORFİN HORMONU ........................................................... 79
SONUÇ: ...................................................................................... 83
K A Y N A K:.............................................................................. 85
5
BARIŞA AÇILAN PENCERE:
Yüce Allah buyuruyor;
(…..Takva sahipleri için hazırlanmış)
Allah’ın
Cennetine
koşun!
Onlar,
o
kimselerdir ki, bollukta ve darlıkta harcayıp
yedirenler,
öfkelerini
yutanlar,
insanların
kusurlarını bağışlayanlardır. Allah da iyilik
yapanları sever (Al-I İmran Sur/134)
Enes
İbn
Malik
(r.a)
anlatıyor:
Resûlüllah (s) “Birbirinize haset etmeyin,
birbirinize kin tutmayın, birbirinizden kesilip
ülfeti terk etmeyin (birbirinize arka dönüp
uzaklaşmayın) Ey Allah’ın kulları! Birbirinizle
kardeşler
olunuz.”buyurdu.
(Müslim,
Kitab’ul-Birr, Ves-sila, Vel âdâb: 24)
Demek ki, Allah’a sevgili kul olabilmek
için:
6
Rabbin
rızasını gözeterek
ihtiyaç
sahiplerine maddi yardımda bulunmak; bunu
yaparken kendi durumu ile karşı tarafın
geçim koşullarını dikkate alıp– hatta onun
yerinde kendisinin de olabileceğini düşünüpeğer karşı taraf çok düşkünse “ bende de
yok demeden” az da olsa bir miktar vermek,
hiç olmazsa güzel sözlerle gönlünü almak,
gerekmektedir. Böylece Allah’ın emri yerine
gelmiş olur. Bu yaklaşımdan amaç, Allah’ın
karşılıksız
olarak
başkalarıyla
olgusunu
verdiği
paylaşıp
kırmak
ve
olanakları
nefsin
de
cimrilik
Müslümanlarla
kardeşlik bağını pekiştirmeye çalışmaktır.
Ayette,
tarafın
toplumsal
hakaret
dolu
yaşamda
ve
onur
karşı
kırıcı
davranışlarına hedef olan kişinin öfkesini
yutması ve kusurlarını affetmesi isteniyor.
Ağır hakaret karşısında nefsi incinip onuru
kırılan kişi için hiçte kolay olmayan bir
7
özveride
bulunması bekleniyor.
Nedeni
acaba ne olabilir? Allah buyurduğuna göre
elbette geçerli bir sebebi vardır. Çünkü Allah
hiçbir
şekilde
kullarının
zarar
görmesini
istemez. Öyleyse, irdeleyelim ve gerçekleri
görmeye çalışalım:
Öfkelenme
insanın
yaradılışında
var
olan duygusal bir özelliktir. Tüm insanlarda
mevcut olup ancak tepkisi, kişiden kişiye
değişip farklılık gösterir. Sinir sistemi sağlam
kişiler
ancak
ağır
tehditler
karşısında
öfkelenirken diğerleri ise en küçük etkiye
dahi dayanamaz tepki gösterirler.
Öfke
insanı
hem
yıpratır,
hem
de
saldırgan yapar. Sonra telafisi zor olaylarla
geleceğini karartır. Daha ötesı, toplumsal
barışı bozar, kişiler arası huzursuzluk, kavga
ve düşmanlıklara yol açar.
Öfkelenen kişinin, nasıl bir duygusal ve
fiziksel çöküntüye maruz kaldığını belirtmek
8
için
stres
bilinmesi
konusunun
gerekir.
kaynaklanan
ayrıntılarıyla
Çünkü
duygusal
öfke,
ve
stresten
fiziksel
bir
çöküntüye yol açan tepki halidir. Karşılıklı
konuşmalarda sıkıntıya giren ve öfkelenen
kişilerin çok kullandığı bir kelime vardır,
stres. Örneğin,” lütfen sesini yükseltme,
insanı
strese
sokuyorsun!
Bu
yaptığını
beğendin mi; insanı strese sokmakdan zevk
mi alıyorsun?” şeklindeki hitaplarda hep
strese
vurgu
anlıyorsunuz
yapılır.
Fakat
denirse,
stresten
hemen
ne
kızmak,
öfkelenmek, diye cevap verilir. Oysaki stres,
bu
anlayıştan
daha
geniş
kapsamlı
bir
kavramdır.
STRES
Öyleyse, stres nedir?
Hayat
boyunca
yaşantımızı
olumsuz
yönde etkileyip sıkıntılara sokan etkenlerden
9
biri de, stres halidir. Stres
türlü
olumsuz
etkilere
derken,
karşı
her
vücudun
gösterdiği tepki hali, olarak anlaşılmalıdır.
Bu etkiler, dıştan gelen (korku, endişe,
kaygı, öfke, hakarete uğrama, kavga ile
heyecan
ilişkiler,
verici
olaylar
çevre
koşulları
gibi)
insanlarla
(sıcak,
soğuk,
yağmur, kar, sel baskını, deprem, yangın ve
gürültü kirliliği gibi), hastalık ve cerrahi
operasyon şeklinde veya içten gelen (bir
yaşam biçimini hayal edip heyecan duymak)
tarzında
olabilir.
bakımından
Konuya
yaşadığım
örnek
bir
olması
olaydan
bahsetmek istiyorum:
Sağ
gözüm
görmede
zorlanıyordu.
Muayene sonucu katarak olduğumu, daha
fazla ilerlemesinin sakıncalı olacağını, bu
nedenle
en
kısa
zamanda
ameliyat
yapılmasının gerektiği belirtildi. 28 Ocak
2009 tarihinde ameliyat masasına yattım.
10
Cerrah işleme başladı; verilen
cihazların
çalışması
beni
ışık
korku
ve
dolu
heyecana sürükledi. Operasyonun verdiği acı
sonucu
tüm
vücudum
kasıldı.
Doktor
gevşememi ikaz ediyor, fakat bir süre sonra
tekrar kasıldığımı hissediyordum. Operasyon
20 dakika sürdü. O süre içerisinde yaşadığım
duygusal ve fizyolojik değişiklikleri izledim.
Kalbimin vuruşları hem hızlı ve hem de
dışardan duyulacak derecede yüksek idi.
Tüm bedenim kasılmıştı. Acılı operasyon
işleminin
bir
an
önce
bitirilmesini
sabırsızlıkla bekliyordum. Nihayet doktor,
kalkabilirsiniz
dediğinde,
hemen
“parasempatik sistem” devreye girmiş olmalı
ki,
o
anda
tüm
vücuduma
rahatlama
duygusunun yayıldığını hissettim.
Öyleyse stresi, içten veya dıştan gelip
duygusal
ve
fizyolojik
yapımızı
sıkıntıya
sokan her olumsuz etkiye karşı vücudun
11
savunmada gösterdiği tepki hali, şeklinde
tanımlayabiliriz
Şunu da belirtelim ki, stres, günlük
hayatımızın
Stresi
vazgeçilmez
tamamen
bir
parçasıdır.
hayatımızdan
çıkarıp
atarsak, yani sıfır stres, kişide enerjinin
bittiğini gösterir. Diğer bir ifadeyle ölüm
demektir. Çünkü bu durumdaki kişi, gelen
etkilere
karşı
tepki
vermesine
yetecek
enerjiden yoksun kalacaktır. Oysaki stres,
çevreden
gelen
uyarılara
karşı
bedene
dayanma- direnme gücü kazandırır. Hatta
hayatın güçlüklerini aşmada kişiye yardımcı
ve başarıya ulaşmada ise itici gücü olur.
Şunu da belirtelim ki, yeterli seviyede olması
önem
taşır
Çünkü
aşırı
stres
bedende
ölümcül yıkıma yol açar. Bu durumdaki
insan,
aşırı
tükenmektedir.
enerji
Çözüm
sarf
ise,
etmekte
her
ve
bireyin
kaldırabileceği ölçüde stres ile doyumlu ve
12
olumlu
bir
hayat
sürdürebilmesidir.
Bu açıklamanın eşliğinde diyebiliriz ki stres,
iyi ve kötü olmak üzere iki çeşittir. İyi stres,
kişiyi
motive
eder;
doyum
ve
yaşama
sevinci verir. Örneğin, başarısından dolayı
ödüllendirilen
kişinin
tören
süresince
duyduğu sevinç heyecanı gibi…
Kötü stres ise, insanın kendine güvenini
kaybetmesine
yol
açıp
çaresizlik,
umutsuzluk ve hayal kırıklığı yaratır. Doğal
afet sonucu evi yanıp mal varlığını kaybeden
kişinin olayı yaşadığı anda düştüğü sıkıntılı
ve
bunalımlı
gösterilebilir.
durumu
Kişi
böyle
buna
bir
örnek
ortamda
kendisini stres fırtınasının ortasında çaresiz
halde bulur. Belki de hayatının en bedbaht
anı olarak belleğinde yer eder.
Genelde stres dendiğinde kötü huylu
stres anlaşılır ve tanıtım da buna göre
13
yapılır. İyi huylu stres ise,
sonu
sevinç
dolu heyecan olarak algılanır.
Strese neden olan olaylar:
Bedenimiz
mükemmel
bir
mekanizmadır. Kendisine yönelen bir saldırı
karşısında hemen savunmaya geçer. Ancak,
saldırı önlenemezse mekanizma yara alır ve
sistemi
oluşturan
öğeleri
teker
teker
kaybetmeye başlar. Bu bakımdan strese
neden olan saldırıların kaynağını bilmemizde
yarar vardır. Bunlardan ön plana çıkanları;
-“İş yerinde yaşanan huzursuzluklar,
-Aile bireyleri arası ağır sorumluluk,
-Aile içi şiddet ve boşanma,
-Cinsel taciz veya cinsel engellenme,
-Çevre koşulları (sıcak, soğuk, yağmur,
kar)
-Aniden ortaya çıkan fiziksel hastalıklar,
-Ölüm korkusu,
14
-Haksız
eleştirilere
hedef
olma,” şeklinde sıralayabiliriz.
Stres
halinin
ortaya
çıkışını
gerçekleştiren otonom sinir sistemi;
Stres
halinin
nasıl
ortaya
çıktığına
değinmeden önce bu işlevin yapılmasına
yardımcı olan organları tanımamız yararlı
olacaktır.
İnsan
vücudunu
ören
genel
sinir
sisteminin önemli bir bölümünü oluşturan
otonom sinir sistemi, bir bütün olarak ”ana
salgıbezi”
niteliğindeki
“
Hipotalamus”
tarafından kontrol edilir. Peki, otonom sinir
sisteminin bedendeki etkinliği nedir?
Otonom sinir sistemi, normal koşullar
altında, sindirim, kalp atışı, kan basıncı ve
vücut
sıcaklığı
gibi
bilinç
dışı
yaşamsal
işlevlerin kontrolünden sorumludur. Otonom
sinir sistemi de kendi içinde “Sempatik sinir
15
sistemi”
ve “Parasempatik sinir
sistemi” olarak ikiye ayrılır. İşlev yönünden
her ikisi de farklı bir konumdadır. Şöyle ki;
Her hangi bir tehditle karşılaşıldığında
organizmanın
verdiği-
kaçma
ya
da
savaşma- tepkisi karşısında sempatik sinir
sistemi
devreye
metabolizmada
girer.
Bu
aşamada
fizyolojik
ve
duygusal
etkinlik tamamen tetiklenerek bedenin gücü,
hızı ve direnci artar. Böyle bir güce yükselen
kişi gerektiğinde bir kayayı oynatabilir, bir
kilidi kırabilir, yere çakılı bir direği devirebilir
veya kavgaya tutuştuğu kişiyi bir yumrukta
yere
düşürebilir.
Muharebeleri
1915
Çanakkale
sırasında
düşman
donanmasının ateş cehennemine çevirdiği
bölgede
zor
durumda
kalan
topçu
bataryasından Seyit Onbaşı, hiç tereddüt
etmeden - normal koşullarda dört teskere
erinin taşıyabildiği- 270 kg. ağırlığındaki
16
mermiyi
tek
namlusuna
başına sırtına
yerleştirirken
yararlanmıştır,
düşmana
Çanakkale
topun
bu
güçten
işte
diyebiliriz.
ölümcül
alıp
bir
Yine
yara
bu
güç,
vererek
Destanında”
“
Türk
kahramanlığının sembolü olmuştur.
Otonom sinir sisteminin ikinci ayağını
“Parasempatik sinir sistemi” oluşturur. Bu
da,
tehlike
karşısında
fizyolojisini
denge
döndürmeden
uyarılmış
beden
durumuna
geri
sorumludur.
Dahası,
parasempatik sinir sistemi devrede iken acil
durumlar
için
enerji
birikimini
yaparak
organizmanın güçlü kalmasını sağlar. Beden
bu pozisyonda iken soluk alış verişler ile kalp
atışları yavaşlar; kaslar gevşer ve gerginlik
normale
döner.
Bedendeki
hücresel
yenilenme de bu sırada gerçekleşir. Konuyu
böylece özetledikten sonra stres halinin nasıl
ortaya çıktığına değinelim.
17
Stres
nasıl ortaya çıkar:
hali
Beynin
tehdit
çeşitli
unsuru
tetikleyerek
devreye
yöntemlerle
uyarılar
sempatik
girmesini
algıladığı
hipotalamusu
sinir
sağlar.
sisteminin
Hipotalamus
ayrıca eş zamanlı olarak hipofiz bezi ve
böbreküstü bezinin adrenal korteksi içine
alan
endokrin
sistemine
de
sinyal
göndererek gerekli bir takım hormonların
salınmasını tetikler.
Bu
“Adrenalin,
hormonların
en
Noradrenalin
ve
önemlileri
Kortizol”
hormonlarıdır. Adrenalin ya da diğer adıyla
“Efinefrin”
kana,
“adrenal
medulla”
tarafından, kortizol ise “adrenal korteks”
tarafından
salınır.
Bu
hormonlar,
bedenimizdeki her bir hücreyi kaçma ya da
savaşma tepkisi için hazırlar
Prof. Dr. Nevzat TARHAN diyor ki;
18
“Adrenalin
ve
noradrenalin
hormonları acil enerji ihtiyacı belirdiğinde
devreye girer. Adrenalin korku, heyecan,
endişe, depresyon hallerinde; noradrenalin
ise, kızgınlık, öfke, saldırganlık durumlarında
daha çok salgılanır.
Strese tepki niteliğinde olan adrenalin
hormonu salgılandığında insan vücudunda
biyolojik değişimleri başlatır. Böylece bir
taraftan stres hormonlarının salgılanmasını
frenlerken diğer taraftan da tehlikelere karşı
vücudu hazırlar
Adrenalin
salgılandığında,
deride
terleme ve soğukluk başlar. Ağız kurur,
mide
salgısı
hareketleri
artar,
yavaşlar.
buna
karşın
Çarpıntı
olur
barsak
fakat
tansiyon da düşer. Kabızlık, baş dönmesi
baygınlık görülebilir.
Noradrenalin fazla salgılandığında ise,
deride kırmızılık, kuru ve sıcaklık oluşur.
19
Salya, mide ve barsak hareketleri hızlanır;
mide
salgısı
da
artar.
Kasılmalar
olur,
tansiyon da yükselir”.(1)
Kortizol
karşısında
hormonu
zararlı
karbonhidrat,
yağ
bir
ve
uyarı
protein
metabolizmalarına, sinir sistemine, lenfoid
dokular ile böbreklere etki ederek insan
vücudunda bir savunma alarmına yol açar.
Kortizol hormonu ayrıca, yağ depolarındaki
yağları eritip bir bölümünü yağ hücreleri
içinde kullanırken önemli bir bölümünü de
glikoz yapımı için karaciğere gönderilmesini
sağlar. Böylece karaciğerde yağdan üretilen
glikoz kan dolaşımına verilerek organların
enerji ihtiyacı için kullanılır. Bu anlatım,
normal
düzeyde
salınan
kortizol
hormonlarının etkinliğini belirtmek içindir.
Ancak, kortizol hormonun yüksek seviyede
üretilmesi
bazı
hastalıklara
zemin
hazırlarken, yağ hücrelerinin birikimine, yani
20
yağ
depolarının artışına
da
neden
olur. Demek ki, kortizolun az salgılanması,
yağ hücrelerinin eritilmesine neden olurken,
normalin üstünde üretilmesi bu defa tersi
olarak yağ dokularının birikimine yol açıyor.
Sonuçta kişide şişmanlık belirtileri başlar. Bu
olayı,” azı yarar; çoğu zarar” özdeyişi ile
tanımlayabiliriz.
Strese karşı vücudun savunma sisteminin
devreye girişi:
“Bir stres halinde, buna tepki olarak
vücudun savunma sistemi çalışmaya başlar.
Şöyle ki, bir tehlike anında beyin hipofiz
bezine sinyal gönderir. Hipofiz bezi de börek
üstü bezini uyarır. Bu bezin medula denen iç
kısmında
hormonları
hormonlar
adrenalin
ve
salgılanmaya
kan
yayılır ve etkisi;
akışıyla
noradrenalin
başlar.
bütün
Bu
organlara
21
-Dolaşım
sisteminin,
deri,
böbrek ve sindirim kanalına ait damarların
daralması; kas, kalp ve beyini besleyen
damarların ise genişlemesi,
-Sindirim
sistemi
kanalı
kaslarının
gevşemesi, büzücü kasların da kasılması,
-Merkezi
sinir
sisteminin
yıpranması
sonucu bunaltı ve huzursuzluk belirtilerinin
baş göstermesi,
-Daha iyi görmek için göz bebeklerinin
büyümesi,
-Saldırgan görünmek için yüz kaslarının
gerilip kılların dikleşmesi,
-Kanda kullanılacak oksijen miktarını
artırmak
için
nefes
alıp
vermelerin
hızlanması,
-Sindirim
ve
idrar
yolları
tutukluluk halinin belirmesi,
işleminde
22
-Üreme
cinsel
sistemi üzerindeki baskının
isteksizliğe
yol
açması,
şeklinde
görülür.
Acil durumda kasların daha çok kana
ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle, kalp daha hızlı
atar ve aniden tansiyon yükselir. Diğer
taraftan
kaslara
kan,
mide
yönelip
dolaşım
ve
akar.
sistemine
ciltten
uzaklaşıp
Bu
aşamada
kan
daha
fazla
yağ
pompalanır; çünkü yağ, hızla devreye giren
bir
enerji
kaynağıdır.
Kandaki
şekerin
yoğunluğu artarken olası yaralanmaya karşı
pıhtılaşmayı
bileşikler
gerçekleştirecek
üretilir.
kimyasal
Böylece
vücut,
savunmasını tamamlanmış ve dövüşme veya
kaçma olgusuna hazır hale gelmiştir.
Stres halinin etkisine göre iki çeşit
olduğuna
yukarıda
değinildi.
Özetlemek
gerekirse, birisi kısa sürelidir, pek farkında
olmadan gelip geçer. Kişi üzerindeki etkisi
23
de
pek
önemsenmeyecek
kadar az olur. Diğeri ise, hem ağır hem de
uzun
sürelidir.
Kişiyi
sıkıntıya
sokup
huzursuz eder ve aynı zamanda da organları
yıpratır.
Stres
durumunda
böbreküstü
halinin
adrenalinin
bezinin
uzun
sürmesi
yerine,
korteks
yine
bölgesinden
daha fazla kortizol hormonu salgılanır ve bu
da;
-“Vücutta su tutulup ödem hastalığı
yapması,
-Bağışıklık
sistemini
zayıf
düşürüp
hastalıklara yakalanma riskini artırması.
-Şeker
hastalığının
(diyabet)
baş
göstermesi,
-Hafıza kaybı ve unutkanlığın hastalık
haline gelmesi,
-Sempatik sinir sisteminin uzun süre
devrede kalması halinde parasempatik sinir
sistemini olumsuz yönde etkiler ve denge
24
durumuna
sonucu
geçişini engeller.
olarak
onarımların
da
organizmada
yapılamaması
yaşlanmanın
Bunun
ve
hızlanması,”
yeterli
dolayısıyla
gibi,
olası
(Modern
Reiki
rahatsızlıklara yol açar.
Reiki’nin
Temelleri
Metodu) isimli kitabın yazarı Hiroshi DOİ
diyor
ki:
“Günümüzde
dünya
üzerinde
yaklaşık 20.000 çeşit hastalık mevcuttur.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bu hastalıkların
yüzde
egzersizi
dalgası)
90’ı
stresle
yüksek
bir
niteliğinde
sağlayacaktır.
bağlantılıdır.
vibrasyon
olup
Dahası,
Reiki
(ateş
gevşemeyi
mevcut
stresin
giderilmesi ve yeni bir stresin ortaya çıkışını
engellemeye yardım edecektir “ (2)
Stresin tetiklediği hastalıklar:
Stresin
“Psikosomatik
tetiklediği
hastalıklar”
hastalıklara
denir.
Astım,
25
alerji,
mide
kanamaları,
ülseri, felçler,
tansiyon
beyin
yüksekliği,
kalp-
damar hastalıkları, romatizma, guatr, kolit,
sivilceler bu gurup hastalıklar arasında sayıla
gelmektedir. (İnternet Alıntı)
Stresin neden olduğu diğer sorunlar:
-Saldırı
karşısında
bedenin
kimyasal
dengesi değişir,
-Midede asit düzeyi yükselir,
-Bayanlarda
adet
görme
döneminde
düzensizlikler ortaya çıkar,
-Stres
halinde,
eğer,
adrenalinin
üretimi uzun süre devam ederse bedenin
kimya dengesi olumsuz yönde etkilenir,
-Stres engellenmezse deri dökülmesi ve
kaşıntılar başlar,
-Korku yaşar ve birçok şeyden kaçış
düşüncesi belirir,
26
-Sosyal
yaşamdan kopuş ve
içe kapanıklık duygusu belirir,
-Kendisini çok yorgun hisseder,
Peki, stres halinden çıkışı kolaylaştırmak
için ne gibi yöntemler uygulanmalı:
Stres halinden çıkış için en iyi yöntem,
kişinin kendini iyi hissetmesidir. Her şeyden
önce, stresin organizmaya verdiği zarar ve
kalıcı bozuklukları göz önüne getirip sağlıklı
yaşam ortamına yönelmelidir. Fakat nasıl bir
yöntemle? Herkesin kendine özgü bir çıkış
yolu olabilir. Ancak konu genel olarak ele
alındığında, gevşeme (meditasyon), egzersiz
ve hobilerin kişiler için en uygun rahatlatıcı
teknikler
olduğu
görülecektir
Uygulama
teknikleri üzerinde durarak konuya açıklık
getirelim. Örneğin;
Gevşeme tekniği:
+Gevşeme tekniği uygulanırken;
27
-Rahat
(oturarak
düşünceleri
bir
veya
yatarak)
vücut
pozisyonda
gözleri
organlarının
kapatıp
her
biri
üzerinde ayrı ayrı yoğunlaştırmalı ve bu
bölgelerden sıkıntının çıktığını hayali olarak
hissetmeli; diğer bir ifadeyle beyinle beden
arasında ilişki kurup düşüncenin organlar
üzerine odaklanması,
-Vücudun kaslarını (5’e kadar sayarak)
sıkıp gevşetmeli,
-Kişi kendisini rahatlatıcı bir ortamda
bulunduğunu hissederek rahat nefes alıp
vermeli. Rahat nefes almak gevşeme için
gereklidir. Ancak farklı nefes alma metotları
vardır. Kimisi göğsünü genişletip kasarak”
göğüs nefesi” alırken, bazıları ciğerlerini
doldurmak için omuzlarını kaldırarak “omuz
nefesi”, diğer bir bölümü de diyaframla
(karınla) nefes alıp verirler. Doğru seçim
diyafram
kullanılarak
nefes
almaktır.
28
Diyaframla nefes alıp verirken
rahatlanıp
gevşeyebilmek için;
-Burundan nefes alıp ağızdan vermeli
(hava hem süzülmüş hem de ılıtılmış olur),
-Nefes alıp vermeyi yavaş tempoyla
yapmalı, nefes verdikten sonra belirli bir
süre bekleyip tekrar nefes alınmalı,
-Böylece
yavaş
nefes
alıp
verme
işlemini 5-10 defa tekrar edip sıkıntıların da
nefesle
beraber
dışarı
atıldığını
düşünmelidir.
+Egzersiz yapmak:
Stresle
yöntem
sağlığı
de
başa
çıkmak
fiziksel
dikkate
için
diğer
hareketlerdir.
alınıp
uygun
bir
bir
Beden
metot
geliştirilmelidir. Sportif faaliyetler, kültürfizik hareketleri, uygun bir mekânda ölçülü
gezinti
ve
zindeleştirir,
yardımcı olur.
yürüyüşler
hem
de
hem
stresin
bedeni
atılmasına
29
+Hobilerle
uğraşmak:
Stresten
gereken
kurtulmada
başka
bir
uygulanması
yöntem
de,
kişinin
kendine özgü hobilerle uğraşmasıdır. Diğer
bir deyişle, neden hoşlanıp haz duyuyorsa
kendisini o yöne yönlendirmelidir.
beynin
düşünme
konusundan
mekanizmasını
uzak
tutmak,
Amaç,
stres
yani
unutturmaktır. Bu bağlamda;
-Dostlarıyla sohbet etmek,
Birbirlerini seven, hatalarını hoşgörü ile
karşılayan ve yine birbirlerine karşı iyilik
düşünen kişiler dost olurlar. Dostluk iyi
günde ve kötü günde de birbirlerine destek
olmayı gerektirir. İşte bu kişilerin pozitif
düşünmeden kaynaklanan önerileri, karşı
tarafın duygu ve düşüncelerine yapıcı etki
yapıp
kişinin
gevşemesini
sağlar.
ifadeyle stresten çıkışını kolaylaştırır.
Diğer
30
-Müzik dinlemek, kitap
okumak,
varsa yeteneği hoşlandığı bir müzik aletini
(enstrüman)
çalmak,
sinema
ve
tiyatro
izlemek,
-Dini
inancının
gereğini
yerine
getirmek,
(Müslümanlar için İslâm’ın beş şartını
yerine
getirmek,
Kuranı
veya
okumak, Allah’ı zikretmek,
mealini
Allah’a dua
etmek gibi)
İşte
kazandırır
bu
aşamada
ve
normal
dua
ona aktivite
yaşama
dönüşünü
sağlar.
-Hoşlandığı
güzelliklerini
kokuyu
seyretmek
koklamak,
gibi
doğa
uygulamalar
akla gelebilir. Çünkü bunlar, stres halini
tetikleyen
şuur
altı
düşünceleri
bastırıp
(unutturup) parasempatik sinir sisteminin
devreye
girmesine
yardımcı
olacaktır.
Atalarımızın ifadesiyle “ Tebdil-i mekânda
31
ferahlık
işaret
vardır!” özdeyişi bu gerçeği
etmektedir.
mekân
değiştiren
Yani,
gezip
kişiler,
dolaşarak
stres
yapan
düşüncelerden uzaklaşacak ve bunun verdiği
rahatlamayla gevşeyecektir(1)
-Ayrıca, stres halini yatıştırıcı, gerginliği
giderici, uykuya daldırıcı etkisinden dolayı
bitkisel çay önerilmektedir. Özellikle, “Kedi
otu, Oğul otu, Şerbetçi otu ve Lavanta” bu
özelliğe sahip bitkilerdir. Oğul otu ve lavanta
“hoş
kokuları
sayesinde
kişi
üzerinde
rahatlatıcı etki yapar (4).
+ Stres halinden çıkışı kolaylaştıran
yöntemlerden
bir
diğeri
de
Hz.
Peygamberimizin tavsiyesi olacaktır:
Ebu Vail ( R ), Resulüllah (S.A.V.)’ın
şöyle söylediğini naklediyor:
-“
ateşten
Öfke
şeytandandır,
yaratılmıştır;
söndürülmektedir;
ateş
öyleyse
şeytan
ise
su
da
ile
biriniz
32
öfkelenince
hemen kalkıp aptes alsın”
(Ebu Davud, Edep: 4784). Aptes vücut
organlarını terapi yapar; kas ve derinin
gevşemesine
yardımcı
olur.
Ayrıca
ateşi
düşürüp kan basıncını azaltır.
Ebu Zerr el- Gıfari ( R ) anlatıyor:
Resulüllah bize buyurdu ki, “Biriniz ayakta
iken
öfkelenirse
hemen
otursun.
geçerse ne âlâ, geçmezse yatsın.”
Öfkesi
( Ebu
Davud, Edep: 4782).
Peki, oturmanın veya yatmanın ne gibi
yararı olacak diye akla bir soru gelebilir?
Şunu özellikle söyleyelim ki, Hz. Peygamber
önerdiğine göre mutlaka bir yararı vardır. O,
önemli konularda kendiliğinden konuşmaz;
çözüm
yol
ve
yöntemini
İlâhi
Güç’’ten
almaktaydı. İşte yorumu:
Öfkelenip strese giren kişide daha çok
oksijene
ihtiyaç
duyulur.
Bu
ihtiyacın
karşılanması için de nefes alış verişler ile
33
kan
akışı
hızlanır Öyleyse
stresten
çıkış için de bu işlemin tersi, yani nefes alış
verişlerin yavaşlatılması gerekecektir. Bunun
en iyi ve kolay yöntemi ise yatmaktır.
Yatarken kendinizi hiç izlediniz mi? Yatınca
otomatik olarak nefes alış verişlerin temposu
da değişir. Burundan alınan nefes daha uzun
sürede
dışarı
verilir.
Böylece
vücudun
gevşeyerek denge durumuna gelmesi
kolaylaşır.
Bu
nedenle
Hz.
Peygamber
stresten çıkışı kolaylaştırmak üzere oturmak
ya da yatmayı tavsiye etmiştir.
Diğer bir yorum da Fransa'da yaşayan
Türk psikopatolog Deniz Keziban Çakıcı’dan:
Çakıcı diyor ki,” Türkiye'de pek çok
kişinin çeşitli sıkıntılar ve stres nedeniyle
öfkesini kontrol etmekte zorlandığı, bunun
çözümü ise doğru nefes almayı öğrenip
uygulamakla gerçekleşecektir.”
34
Çakıcı,
ailesinin
Konya'da
yaşadığını, ancak kendisinin Fransa'da 4
yıllık
bir
unvanını
fakülte
aldığını,
bitirerek
bu
psikopatolog
bilimdalının,
farmakolojik (kimyasal ilaç) unsurlar yerine
ihtiyaç duyan
kişileri psikoterapi yoluyla
iyileştirmeyi amaçladığını, belirtmektedir.
Psikolojik desteğin, sadece psikolojileri
çeşitli nedenlerle bozulmuş ya da bozulma
eğiliminde olanları değil kanser hastalarında
da göz ardı edilemeyecek olumlu sonuçlara
neden olduğunun ispatlandığını dile getiren
Çakıcı, şunları kaydediyor:
“Dünya büyük bir ekonomik krizden
geçiyor ve Türkiye'de işsizlik oranları, yaşam
şartları belli... Pek çok kişinin aldığı ücret
yetmiyor, bu da çeşitli psikolojik sorunların
artmasına neden oluyor. Dikkat edilirse,
özellikle büyük kentlerde yaşayanlar çok
agresif... Adeta kıvılcım bekleyen barut gibi,
35
hoşgörü
gösterilebilecek
bir
durum
karşısında bile hemen öfkeleniyor, ya da işi
daha ileri boyuta götürüp kavga edebiliyor.
Öfkemize
hakîm
olmanın
formülü
sakinleştirici hap kullanmak değildir. Kısa
kısa değil uzun ve düzenli nefes almayı
öğrenen kişi öfkesini kolaylıkla yenebilir. Bu
öfkelenen ve sonradan pişman olan kişiler
için,
ücretsiz
bir
çözüm
Solunum
tekniklerine,
kolayca
ulaşabilir,
uygulayabilir.
Bu
bu
şekli
herkes
denebilir.
internetten
tekniği
teknikte
uzun
öğrenip
uzun
alınacak nefes, beyne daha çok oksijen
gitmesine, böylece vücuttaki tüm sinirlerin
yeterli
oksijenle
rahatlamasını
sağlayacaktır.”
Sakinleşme ve sağlıklı kalmada yeterli
su içilmesinin de büyük etken olduğunu
anlatan Çakıcı, “Vücudumuzun her gün en az
36
2.5 litre suya ihtiyacı var. İçtiğimiz çay ya
da kahve kesinlikle bu hesaba dahil değildir”
diyerek
öfkeyi
önlemenin
yollarını
gösteriyor. (www.haberform.com/... Öfkeyi konrol
etmenin yolu- Psikopatolog Deniz Kezban ÇAKICIöfke kontrolu. İntrenetten alıntı)
+Stresten uzak durmak:
Kişi çoğu zaman stresi kendi davet
eder. Bilerek kendini stres ortamına iter.
Korku ve heyecan duymayı yaşantısı için
değişiklilik olarak görür. Oysaki stresin ağır
yükü organizmayı yıpratır, olası hastalıklara
karşı
vücut
şakadan
yakın
bir
direncini
hoşlanmayan,
samimiyet
azaltır.
üstelik
Örneğin,
aralarında
bulunmayan
kişiyle
şakalaşmak veya gönül kırıcı söylemlerde
bulunmak, karşı tarafın olumsuz çıkışlarına
neden olur. Sonra da tartışma kavgaya
37
dönüşür. Hiç gereksiz olarak kişi kendini
strese sokar. Bu nedenle kişi;
-Kendi ruhsal özelliğini dikkate alarak
korku
ve şiddet
içeren
olaylardan uzak
kalmaya çalışmalı,
-Toplum kurallarına saygılı olmalı ve
insanlarla ilişkisinde karşı tarafı üzecek söz
ve davranışlardan kaçınmalı, çünkü onların
haklı tepkisi kendisini de strese sokabilir.
-Heyecan
verici
olayların
dışında
kalmalı. Örneğin korku ve şiddet içeren bir
filmi saatlerce izlemek kişiyi stres ortamına
iter. Veya Uzakdoğu ülkelerine özgü “sumo”
güreşini seyretmek gibi…
-Stresli ortamdan uzak kalmalı. Bunu
bilimsel bir öyküden bahsederek açıklamaya
çalışalım: “Genetik Zekâ – Yaşamın İlâhi
Sırları”
isimli
kitabın
MURAKAMİ anlatıyor:
yazarı
Dr.
Kazuo
38
“ İnsanda
renin
enziminin
şifresini
çözdükten sonra kendimize yeni hedefler
belirledik.
Amacımız
İnsan
renini
ve
genlerini kullanarak tansiyonu yüksek fareler
üretmekti. Fakat ne yaptıysak farelerin kan
basıncını bir türlü yükseltemedik. Bu uğraşı
devam ederken Üniversitenin Rektör seçimi
ile görevlendirildim. Kampanyayı yürütmek
beni aşırı derecede strese soktu. Bunun
sonucu
olarak
tansiyonlarının
da,
deney
kendiliğinden
farelerinin
yükselmeye
başladığını şaşkınlıkla gördük. O zamana
kadar
biz
ne
hipertansiyon
Şimdiyse
sanki
yaptıksa
belirtisi
benim
farelerde
görülmemişti.
tansiyonumun
yükselmesine karşılık verir gibi onların da
tansiyonu yükseliyordu. Bu olay, coşkulu
düşüncelerin etrafımızdaki insanlara ve tüm
39
canlılara
iletildiğine inanmamıza
neden
oldu”(5).
Stresli
ortamdan
uzak
kalmak
önerilirken akla şöyle bir soru gelebilir:
Toplumsal dayanışmaya katkıda bulunmak
maksadıyla,
sonrası
hasta
dost
ve
ziyaret
etmek,
yakınlarına
ölüm
taziyede
bulunmak gibi zorunlu girişimlerden uzak mı
kalınmalı? Hayır, uzak kalınmayacak! Esasen
bunlar
İslâm
Müslümanlardan
dininin
beklediği
özellikle
olumlu
birer
davranış biçimidir. Diğer bir ifadeyle salih
amel olarak belirlenmiştir. Peki, o zaman
kendimizi
stresten
nasıl
koruyacağız?
Yapılacak ziyaretler,” bir menfaat ve şeref
gözetilerek, başkaları kınamasın veya ne
derler “ diye değil, Allah rızası için yaptığını
düşünmeli,
böylece
Allah’a
bağlılık
onu
stresten uzak tutar. Çünkü stresi ortaya
çıkaran
beyinin
düşünme
sistemidir.
40
Düşüncenin
başka yöne
çevrilmesi
kişiyi ortam stresinin etkisinden korumuş
olur.
-“Bugünün işini yarına bırakmamak”
kuralına
uyulmalı.
Gerek
aile
ortamında
gerek iş yerinde görev kabul ettiği işini
zamanında
ve
beğenilecek
düzeyde
tamamlanması gerekir. Aksi halde olumsuz
tepkilerle
karşılaşır
ve
dolayısıyla
strese
girer.
Hayali
karşısında
veya
kişinin
dıştan
gelen
gösterdiği
olaylar
ruhsal
ve
fiziksel tepkilerle ilgili bilgi edindikten sonra
vücudumuzun
sağlıklı
tutulması
yönünde
bize uzanan Yüce Yaratan’ın merhamet dolu
buyruğuna tekrar değinelim:
Yaradılışın gereği olarak insanların çoğu
nefis ve şeytanın güdümünde bir hayat
yaşar.
Dolayısıyla,
tüm
kötü
ve
zararlı
davranışlar da bu iki kaynaktan beslenir.
41
Kaynağın kurutulması, diğer
kişinin özgürlüğüne
şeytanın
Rabbine
gerçekleşir.
kurtulması)
O’nun
Allah’ın
ifadeyle
kavuşması (nefis ve
etkisinden
sığınıp
bir
ipine
ancak
tutunmakla
emirlerini
ve
Hz.
Peygamberin tavsiyelerini kendisine rehber
edinen kişi, hem nefsini olgunlaştırır hem de
kötülüklerden arınmış olur.
Toplumsal yaşam sürecinde devamlı
insanlarla ilişki halindeyiz. İnsanların yaşam
biçimi, söz ve davranışları doğal olarak farklı
bir
konumda
görülür.
Bu
ayrıcalık
nedeniyledir ki, karşı tarafın bilerek veya
bilmeden sergilediği söz ve davranışları sizi
üzebilir; dahası strese sokabilir. Stresin uzun
sürmesi halinde oluşan olumsuz duygu ve
fiziksel değişimler kişinin metabolizmasını da
bozar.
Yani
sağlık
sorununda
beliren
olumsuzluklar çeşitli hastalıklara yol açar.
Çünkü kişinin bağışıklık sistemi çökertilmiş,
42
hastalık
mikroplarının vücuda
girmeleri
daha da kolaylaşmıştır. Bunun ayrıntılarına
yukarıda değinildi Eğer kişi karşı tarafın
sergilediği kusurlarını, nefis ve şeytandan
kaynaklandığını düşünerek-“o şeytana uydu,
ben
uymayayım”
(Müslüman’a
özgü
ifadeyle) “Velâ havle velâ kuvvete illa billahil
aliyyil azim” diyerek hoşgörü olgunluğunu
gösterip
bağışlarsa
hem
kendisi
tekrar
strese girmez ve hem de toplumsal barışa
hizmet etmiş olur. Bir atasözü vardır;” Hırs
gelince göz kızarır, hırs gidince yüz kızarır”.
Bunun gibi, saldırgan kişi de, öfkesi geçince
hatasını anlayacak ve karşı taraftan özür
(af)
dileyecektir.
Ancak
bir
ayrıntıya
değinmede yarar var. Saldırgan kişinin cana,
mala ziyan vermesi, galiz küfürlerle hakaret
etmesi, toplum içinde onur ve şerefini kırıcı
davranışta
bulunması
halinde,
mağdur
hakkını mutlaka yasal yolla aramalıdır. Eğer
43
Ferdi olarak cezalandırmaya kalkarsa başına
büyük işler açar; karşılıklı arbedeler yaşanır.
Kronik düşmanlık olgusu belirir. Bu nedenle
her şeyi hukuk çerçevesinde halletmek en
doğru olanıdır. Cezalandırmanın mahkeme
aracılığıyla
yapılması,
kişiyi
ıslah
ve
caydırıcılık yönünden önem taşır; mutlaka
gereği
yapılmalıdır
edemesin.
çektikten)
Artık
bu
sonra
ki,
tekrarına
aşamadan
da
güdülmemelidir. Konuya
cesaret
(cezasını
kesinlikle
ilişkin
kin
tarihi bir
olaydan bahsetmek istiyorum:
Olay Uhut savaşı sırasında cereyan
ediyor. Uhut savaşı, 23 Mart 625 tarihinde
Mekkeli müşrikler ile Müslümanlar arasında
Medine
yakınında
Uhut
bölgesinde
yapılmıştı. Savaş sırasında Hz. Peygamberi
üzen en vahim olay, amcası Hz. Hamza’nın
44
şehit edildikten sonra uğradığı
çirkin
saldırı olmuştu. Şehit eden, Vahşi adında
Habeşli bir köle idi. Önceden hazırlanan
çirkin
planın
cereyan
tarzını
Vahşi’den
dinleyelim:
“Herkesle birlikte harbe çıktım. Habeşli
bir adamdım ve mızrak atmaya alışkındım.
İsabet ettirmediğim mızrak yok gibi idi.
Muharebe başlayınca Hamza’yı araştırdım ve
onun
insanlar
arasında
bir
deve
gibi
ilerleyerek karşısına çıkanları teker teker
yıktığını gördüm. Mızrağımı nişan aldıktan
sonra Hamza’ya attım. Mızrağım göbeği ile
avret yeri arasına isabet etti ve bacakları
arasından çıktı. Ölmesini bekledim ve daha
sonra mızrağımı çıkarıp karargâha döndüm.
Zaten başkasıyla işim yoktu. Hamza’yı da
azat edilmem karşılığı için yaptım. Mekke’ye
dönünce
bitmiyor.
azat
edildim.”Olay
bununla
45
Müslümanlar
toplamaya
şehitlerini
başlayınca
Hz.
Peygamber
amcasını, karnı deşilmiş ve
iç organları
kesilmiş olarak görür. Son derece öfkelenir
ve
ömründe
bu
derece
üzülmediğini
söyleyerek onun yerine Arapların görmediği
şiddeti göstereceğine yemin eder. Fakat
İlâhi vahiy buna engel olur. Bu konuda nazil
olan ayette;
“Bir
cezanın
ceza
verirseniz,
tıpkısıyla
size
verilen
cezalandırınız.
Sabrederseniz, sabretmek daha hayırlı olur.”
(Nahl suresi /126) deniyordu. Bunun üzerine
Hz.
Peygamber
İlâhi
buyruğa
uyup
düşmanlarını affetti; daha da ileri giderek
ölülere dokunulmamasını emretti.(6).
Kin, husumet ve kan davalarının birçok
ailenin yok olmasına, hayatta kalan aile
bireylerinin de devamlı korku ve huzursuz
bekleyiş
içerisinde
yaşadıklarına
tanık
46
olmaktayız.
Makam sahibi
çevrelerince
tarafları
saygın
barıştırma
veya
kişilerin
aracı
çabaları
olarak
toplum
tarafından her zaman takdirle karşılanır.
Nitekim Allah Teâlâ buyuruyor:” Müminler
ancak kardeştirler, dolayısıyla kardeşlerinizi
barıştırın
ve
Allah’tan
korkun
ki,
esirgenesiniz” (Hucurat Sur/10)
İşte bu nedenle, Yüce Rabbim, stresten
öte, hem kendi sağlığımız hem de toplumsal
barış için öfkemizi yutmamızı, insanları da
kusurlarından
dolayı
affetmemizi
istiyor.
Allah’ın öğüdüne uyan kişileri de “ takva
sahibi” olarak niteliyor ve ahirette yerinin de
Cennet olacağını müjdeliyor.
Toplumsal
yönünden
Allah
barışın
ve
gerçekleşmesi
Resulünün
öğütleyip
kurulmasını istedikleri hakça düzen, işte bu
kurallar üzerine bina ediliyor. Dahası, o
47
binanın
harcını
da hoşgörü
anlayışı
oluşturuyor.
MUTLU YAŞAMA ULAŞMAK
Üzüntü,
fiziksel
ve
sıkıntı,
korku,
endişe,
ruhsal
rahatsızlıkların
kaygı,
insanın
duygusal yaşamını ne denli olumsuz yönde
etkilediği stres bölümünde açıklamaya çalışıldı.
Bu
anlatımdaki
amaç,
kendimize
hedef
belirlediğimiz mutlu yaşam yolundaki stresten
kaynaklanan
biçimini
engelleri
aşıp
tadabilmektir.
Kişi
o
güzel
mutlu
hayat
yaşam
yolunda ilerlerken birçok engelle karşılaşması
doğaldır.
Önemli
olan,
bunları
aşmasına
yardımcı olabilecek yol ve yöntemin neler
olduğunu belirleyip uygulamasıdır. Bu nedenle
kişi,
kendisine
şu
soruları
sorup
bulmalıdır:
-Ben bu dünyaya niçin geldim?
-Yaşam nedir?
gerçeği
48
-Yaşamdan
ileriye
dönük
neler
bekliyorum?
-Hayatımı
sürdürürken
kendime
belirlediğim hedef mutlu yaşam ise, öyleyse
mutluluk nedir?
Hiçbir
kimse
bu
dünyaya
ne
kendi
isteğiyle gelir ne de kendi isteğiyle (ruhsal
bulanıma girip intihar edenler hariç) buradan
ayrılır. Bütün bunları yönlendiren üstün bir güç
sahibi vardır. Biz O’na Allah diyoruz. Öyleyse
gerçek yanıtı O’nun öğretilerinden öğrenelim.
Yüce Allah buyuruyor:” Ben cinleri ve
insanları ancak bana kulluk (ibadet) etsinler
diye
yarattım.”(Zarıyat
Sur/56)
Demek
ki,
yaratılıp bu dünyada bulunmamızın asıl amacı,
Allah’a
kulluk
görevini
yerine
getirmekten
ibarettir.
Peki, kulluk görevini yerine getirmek için
öncelikle neye ihtiyaç duyulur? Bedensel ve
49
ruhsal
sağlığa
değil mi?
Sağlık
yerinde
değilse ibadetler gereği gibi yapılabilir mi?
Örneğin,
ileri
derecede
hasta
olan
kişi
cemaatla namaz kılabilir mi, oruç tutabilir mi,
hac görevini yapabilir
mi,
çalışıp geçimini
sağlayabilir mi ve de zekât verebilir mi? Hepsi
sağlıklı bedene bağlı dini görevler. İşte bu
nedenle yüce Allah Müslümanlara, bedenin
sağlıklı tutulabilmesi için vücuda zarar verecek
her
davranış
ve
yaşam
biçiminden
uzak
durmalarını öğütlemiştir. Öfke de bu kapsamda
değerlendirilip Hakk’ın buyruğuna uyulmalıdır.
Yaratan ve verdiği çeşitli olanaklarla
yaşamımızı düzenleyen üstün “Güç,” toplumsal
barışın ve hakça düzenin devamlılığı yönünden
de bireylere (beceri ve yeteneklerine göre)
birçok görevler yüklemiştir. Kişi bu görevleri
yaparken çeşitli sınavlardan geçer. Geçireceği
her
sınav
da
nefsin
olgunlaşmasına
katkı
50
sağlar. Ancak, böylece arzu
edip
hayallerini
süsleyen mutlu yaşam biçimine ulaşabilir.
Geçmişte kalan kendi yaşantımızı da
dikkate alıp çevremizdeki insanların verdikleri
hayat mücadelesini izleyelim:
İnsan hayatında 0-2 yaş bebeklik, 2-12
yaş çocukluk ve 12-30 yaş da gençlik dönemini
kapsar. Bebeğin dünya yaşantısından, yiyip
içip
anne
baba
sevecenliğinden
başka
beklentisi olamaz. İsteklerini ağlayarak ifade
eder. Çocuk yaşta olanlarda akıl, hafıza ve
irade
mekanizması
biraz
daha
gelişir.
Bu
dönem öğretim ve eğitim çağıdır. Böylece okul
hayatı da başlar. Çocuklar yaşamı, iyi ve
lezzetli
gıdaları
tüketmesi,
giyim
kuşamın
karşılanması, cebinde bir miktar harçlığının
bulunması, arkadaş ortamında çeşitli oyunlara
katılması; 18 yaştan sonra da bir meslek sahibi
olması ve evlenip mutlu aile yuvası kurması
şeklinde anlamak isterler. Yaşamlarının, sıkıntı
51
ve üzüntüden öte hep neşeli, rahat, huzurlu
ve coşkulu geçmesini hayal edip beklerler.
Fakat bu özlemlerini gerçekleştirecek henüz
ileriye dönük gerçekçi bir planları da mevcut
değildir. Öyleyse, mutluluk nedir,
insanları
mutlu yaşama götürecek ilkeler neler olmalıdır;
sorularına yanıt arayalım:
Önce mutluluktan ne anlıyoruz konusuna
açıklık
getirelim:
Mutluluk,
stresten
öte,
rahatlık, keyifli, huzurlu, coşkulu, neşeli ve de
kişinin kendini daha güvenli hissedeceği bir
yaşam tarzı olarak, tanımlanır. Mutluluk iki
yönlüdür. Birincisine, yaşam yolu üzerindeki
engeller aşılarak ulaşılır. Her engel aşılırken
yerini
mutluluğa
bırakır.
Bazı
engellerin
aşılması ise uzun sürebilir. Bütün bunlar hayat
dediğimiz
mutlu
yaşam
yolunu
oluşturur.
İkincisi ise ani yaşayarak elde edilir.
Buna
göre,
bence
yaşama götürecek ilkeler;
insanları
mutlu
52
-Karnını
doyuracak
kadar
geçimlik,
-Sağlıklı beden,
-Sahip olduklarıyla yetinmek (kanaatkâr
olmak),
-Sevebileceği bir iş sahibi olmak,
-Uyumlu bir aile ortamında yaşamak,
şeklinde
sıralanabilir.
Şimdi
bunların
ayrıntılarına değinelim:
+
Yaşam
yolu
üzerindeki
engellerin
aşılmasında birinci önceliği beslenme konusu
alır. Çünkü canlılığımızı koruyabilmemiz için
karnımızın tok olması zorunlu bir gereksinme
olarak karşımıza çıkar. Karnımız tok olduğu
sürece, eğer stresten kaynaklanan bir olumsuz
etki karşısında değilsek, kendimizi daha keyifli
hissederiz. Yani mutluluğa ulaştıran bir araç
olarak
görürüz
karın
tokluğunu.
Hani
atalarımızın anlamlı bir özdeyişi vardır.” Aç ayı
oynamaz!”
53
Peki,
düşündünüz mü neden
oynamaz? Denebilir ki, düşünmeye ne gerek
var; açlık duygusu keyifsizlik yapar, keyif
olmayınca oynama da olmaz. Evet, doğru bir
yaklaşım; çünkü bunlar birbirinin varlık nedeni
olup mutlu yaşamın önündeki engeller olarak
görülür. Bu nedenle kişiler yaşam mücadelesi
verirken, yiyecek ihtiyacını karşılayacak kadar
bir geçimlik sahibi ise, karşısına çıkacak ufak
engelleri
sorun
yapmadan,
etrafına
yakınmadan kendini şanslı ve de mutlu olarak
görmelidir. Diğer bir deyişle, pozitif düşünüp
kendinin
moralini
yükseltmelidir.
Çevresine
bakıp bir dilim ekmeğe muhtaç insanların
yaşam
mücadelesi
verdiklerini,
ayakta
durabilmek için ne denli çaba harcadıklarını
izlemeli;
kendisinde
mevcut
olanaklardan
dolayı da rızkı veren Allah’a şükretmeli ve de
üzerindeki olumsuzlukları atıp mutlu olmaya
çalışmalıdır.
54
Dale CARNEGİE’ nin
Yaşamdan
kitabında
Zevk
“
Almanın
okuduğum
bir
İşten
Yolları”
öyküyü
ve
isimli
sizlerle
paylaşmak isterim:” Eddie Rıckenbacker (Edi
Rıykınbeykır)
bir
gün
arkadaşlarıyla
çıktığı
Pasifik Okyanusu seyahati sırasında kaybolup
bir
salın
üzerinde
21
gün
oradan
oraya
sürüklenirler. Olaydan aldığı en önemli derse
dayalı öğüdü şu olur: “İçebileceğiniz kadar
suyunuz
yiyeceğiniz
ve
yiyebileceğiniz
varsa,
yakınmanızı
kadar
da
gerektirecek
başka hiçbir şey olmamalıdır!”(8)
Evet, doğru bir tespit; öğüde uyan,
umarım yaşam yolunun engellerini aşarken
gelip geçici sıkıntıları kendisine dert edinmez.
Pozitif düşünüp mutluluğu yakalamaya çalışır.
Hayat ancak böyle duygu ve düşüncelerle
güzelleşir; yaşamdan da zevk alınır.
+ Sağlıklı bedene sahip olmak
55
Bedensel
veya ruhsal hasta olan kişi
kendini nasıl hisseder? Sıkıntılı, hele yatağa
bağlı yaşıyorsa daha da halsiz ve bitkin değil
mi? Yaşamı acı ve sıkıntı içinde geçerken,
gözünde bitkinlik, kalbinde hayata küskünlük
olduğu sürece nasıl mutlu olabilsin? Mutluluk,
stresten öte kişinin kendisini rahat ve keyifli
hissetmesi olduğuna göre; öncelikle gayret
gösterip
hastalığı
yenmesi
gerekir.
Bunun
koşulu da Allah’a sığınıp “ en kısa zamanda
iyileşeceğim”
düşüncesini
şeklindeki
canlı
olumlu
tutmalıdır.
niyet
Yani
ve
pozitif
düşünmelidir. Olumlu veya pozitif düşünmenin
hastanın iyileşmesi yönünde kendisine ne gibi
katkısı
olabilir,
sorusuna
yanıt
arayalım:
“GENETİK ZEKÂ-Yaşamın İlâhi Sırları” isimli
kitabın yazarı Dr.Kazuo MURAKAMİ anlatıyor:
”İnsanda bulunan genler olumlu ya da
olumsuz
(iyi
değerlendirilmesiyle
huyluikiye
kötü
huylu)
ayrılır.
Yapılan
56
araştırmalar,
olumlu düşünmenin iyi huylu
genleri harekete geçirip (açma mekanizmasını)
devreye
da)
soktuğu,
kötü
durdurduğu
(kapama
huylu
mekanizmasıyla
genlerin
gerçeğini
ortaya
faaliyetlerini
koymuştur.
Örneğin, doktorun hastasına kanser olduğunu
söylemesi, kişi üzerinde travma etkisi yapar.
Hastalığın seyri daha da hızlanır. Bu nedenle,
hastaları
olumsuz
yönde
etkileyecek
bilgi
verilmesinden prensip olarak kaçınılır.”(5).
Demek ki, olumlu düşünüp inanarak bir
beklenti
içinde
bulunmak
hastalık
seyrini
kısaltıp hastanın iyileşmesine katkı sağlıyor. Bu
nedenle
İslâm
dini
hasta
ziyaretlerini
Müslümanlar üzerine sorumluluk olarak görür.
Çünkü ziyaretçilerin dilek ve telkinleri hastanın
moralinin
yükselmesine,-
iyileşeceğim
beklentisi içinde olmasına- neden olur
+
Sahip
(kanaatkâr olmak):
olduklarıyla
yetinmek
57
İnsanların
beceri ve yetenekleri
birbirinden farklı olup kişiden kişiye değişik
özellikte yansır. Bu olgu doğuştan var olan,
ancak eğitim ve tecrübeyle gelişen bir süreçten
geçip kişiliği oluşturur. Bu gerçeği her birey
kabullenip ileriye dönük düşünce ve planlarını
da bunun üzerine kurmalıdır. Herkes kendi
beceri ve yeteneği ölçüsüne göre kendisine
hedef belirlemelidir. Örneğin, hiç de becerisi
olmadığı halde “ ressam olmayı” kendisine
hedef kabul edip uğraşan kişi, gibi. Sonuç da
yaptığı
resimleri
beğenmeyecek
ve
kendisinden
bu
durumdan
başkası
üzüntü
duyacaktır. Bu nedenle diyoruz ki, kişi ileriye
yönelik
çalışmalarında
sorumluluk
alırken
beceri ve yeteneğini ön planda tutmalıdır. Aksi
halde, kıskançlık, huzursuzluk, bunalım gibi
olumsuz ruhsal yaşam kişinin enerjisini bitirir.
Dahası mutlu yaşam yollarını da tıkar.
58
Kişi
temel eğitimden
itibaren
orta ve yüksek okullarda aynı sıraları paylaştığı
arkadaşlarının özel veya kamu sektöründe göz
kamaştırıcı
kıskançlık
makamlara
meselesi
mücadelesinde
yükselmesini
yapmamalıdır.
verimli
çalışıp
bir
Hayat
beceri
ve
yeteneğini iyi kullanmasını bilen kişilerin daha
kazançlı çıkacağı gerçeğini anımsayıp kendisini
sorgulamalıdır: Onlar nasıl başarıp yükseldiler
de ben gerilerinde kaldım? Eğitimse ben de
onlarla aynı süzgeçten geçtim. Çalışmaksa ben
de
gecemi
gündüze
kattım.
Peki,
neden
onlardan gerilerdeyim; nerede ve nasıl hata
yaptım da bu sonuca ulaştım? Verilecek cevap
şu olmalıdır:
Çalışmaktan maksat, 24 saat durmadan
uğraşı değildir. Önemli olan ve kişiyi başarıya
götüren olgu, verimli çalışmaktır. Bu da kişinin
beceri
ve
yeteneğine
göre
farklı
sonuca
ulaştırır. Beceri ve yeteneğin kişiden kişiye
59
farklı
oluşu
Allah vergisi olduğuna göre
bundan dolayı başkalarını kıskanıp bunalıma
girmek kendisine bir yarar getirmediği gibi
mutluluğa açılan pencereyi kapatmak anlamına
gelir. Şunu da belirtelim ki, kıskanmak ayrı,
özenmek ayrı duygusal olaydır. Özenmek kişiyi
başarıya
götürmede
itici
rol
oynarken;
kıskançlık çok görme ve düşmanlık duygularını
uyandırır. Bu nedenle İslâm dini kıskançlığı
(haset etmeyi ) hoş karşılamaz ve haset
edenlerin kötülüklerinden Allah’a sığınılmasını
öğütler. (Felak süresi)
Öyleyse mutlu yaşama uzanan yolda
engelleri aşarken kendimizi olduğumuz gibi
kabul edip kanaatkâr ve olumlu bir düşünceyle
hayatımıza yön vermeliyiz. Aksi halde, elde
edilemeyen
beklentiler
düşmemize neden olur.
sıkıntı
ve
bunalıma
60
Kanaatkâr
bir tutumla
yaşamanın
önemini belirtirken Dale CARNEGİE’nin aynı
kitabında geçen diğer öyküden bahsedeceğim:
Harold Abbot (Herold Ebit) anlatıyor:
“Her
senedir
şeye
Web
üzülür,
City’de
kaygılanırdım.
bir
bakkal
İki
dükkânı
çalıştırıyordum. Düzelir diye sabredip ticareti
sürdürdüm. Ancak, sonunda yedi yıl sürede
ödeyebileceğim bir borç batağına saplandım.
Öyle
bir
duruma
düşünceler
gece
girdim
uykumu
ki,
dahi
sıkıntı
ve
etkiliyordu.
Nihayet bankadan 100 bin dolar borç alırım
düşüncesiyle evden ayrıldım. Dayak yemiş gibi
yürüyordum. İçimdeki tüm savaşma gücünü ve
inancımı
kaybetmiştim.
Derken
birdenbire
ileriden bacakları olmayan bir adamın geldiğini
gördüm. Adam, altına tekerlek işi görecek
patenler çakılmış bir tahta platform üzerinde
oturuyordu. Her iki elindeki ahşap blokların
yardımı
ile
ilerliyordu.
Ona
rastladığımda
61
karşıdan
karşıya geçmişti
ve
yaya
kaldırıma çıkmak için çabalıyordu. Göz göze
geldiğimizde
beni
gülümseme
yüzünde
ile
kocaman
bir
selâmladı.<Günaydın
beyefendi! Ne güzel bir gün değil mi?> dedi.
Orada durup Ona
bakarken birdenbire ne
kadar zengin olduğumu fark ettim. İki bacağım
vardı, yürüyebiliyordum. Kendime acıdığım için
utanç duydum. Eğer O, bacakları olmadığı
halde
mutlu,
şen
ve
kendine
güven
duyabiliyorsa, ben iki bacağımla daha çok
güven
duymalıyım, dedim. Daha o sırada
bükük belim doğrulmuş, göğsüm kabarmıştı.
Şimdi
banyodaki
aynanın
üzerinde
aşağıdaki dizelerin yazılı olduğu kâğıt duruyor
ve
ben
her
sabah
tıraş
olurken
bunu
okuyorum:
Rastlayana
bir adama,
kadar
bacakları
olmayan
62
Üzülüyordum
ayakkabı
alamıyorum
ayaklarıma! (8)
Demek ki, mutlu yaşamı yakalamanın bir
koşulu da pozitif düşünmek olmalıdır. Yani
düşünce sistemini kanaatkâr bir tutumla iyilik,
güzellik, adalet ve doğruluklarla donatmalıdır.
+ Sevebileceği iş sahibi olmak
Yaşam
süresince
insanları
mutsuz
eden etkenlerden birisi de, işsizliktir. Bir işle
meşgul
olmayan
insan
huzursuzdur,
sıkıntılıdır; kendisini beceriksiz ve lüzumsuz
olarak
görüp
oldukça
bunalıma
yüksektir.
girme
Çünkü
riski
yaşamak
de
için
beslenmek ve giyinmek temel bir ihtiyaçtır.
Bu gereksinmeler de ancak çalışıp gelir elde
etmekle karşılanır. Çalışmayan veya işsiz
olan
kişi
bu
ihtiyaçlarını
nasıl
karşılayacaktır? İş sahibi olup çalışmaktan
başka
bir
olduğuna
çözüm
göre,
iş
yolu
var
sahibi
mıdır?
olup
Yok
çalışmak
63
kişilerin
diğer
mutlu olmalarını sağlayan
bir
faktördür.
Ancak
burada
bir
ayrıntıya yer vermek gerekir; o da kişinin
sevebileceği
işi
olmasıdır.
Aksi
halde,
isteksizlik kişiyi, başarısızlığa, daha sonra da
sıkıntı ve bunalıma götürür.
+ Uyumlu bir aile ortamında yaşamak
Aklı
başında
her
insan,
anlayışlı,
merhametli, bireyleri birbirine hem saygılı ve
hem de sevgiyle bağlı, mazbut bir aile
ortamında yaşamayı düşler. Huzurlu bir aile
yapısı, aile fertlerini devamlı mutlu eder. İyi
günlerde,
kötü
günlerde,
üzüntü
ve
sevinçlerini paylaşarak yaşamayı yeğlerler.
Ailede karı kocanın birbirlerine karşı
kırıcı,
alaylı,
kavgalı
ve
küçümsemeli
davranışları hem kendilerini ve hem de
çocukları huzursuz yapar; aile ortamındaki
mutluluğa
gölge
düşürür.
Dahası
küçük
64
yaştaki
çocukların
psikolojilerini
etkileyip kalıcı ruhsal bozukluklara yol açar.
Bu nedenle evlenip aile yuvası kuracak
gençlerin mutluluğu yakalayabilmeleri için
konuya
bilimsel
metotlarla
yaklaşmaları
gerekir. Peki, nasıl bir metot uygulamaları
önerilir?
Her
varlıkta
olduğu
gibi
insan
bedeninde de elektrik enerjisi vardır. Bunun
sayesinde organlarımız çalışır; bize de güç
ve kuvvet verir. Elektrik enerjisi devamlı
titreşim
halinde
olup
çevresine
elektromanyetik dalgalar yayar. Bir farkla ki,
bunun frekans dalga boyu kişiden kişiye
değişip farklı olarak yansır. Amerikalı bilim
adamı, Bruce TAİNİO 1992 yılında “ biyolojik
frekans monitörünü ”keşfedip uygulamaya
koyarak
insan
vücudundaki
elektrik
titreşimlerinin ölçülmesini başarır. TAİNİO
65
bu
klinik
çalışmaları sonunda şu gerçeği
bilime kazandırmış olur:
“Sağlıklı bir insanın ortalama frekansı
62-68 Hz.’dir. Yani beden organlarına ait
elektriğin
meydana
getirdiği
manyetik
salınma miktarının ortalaması saniyede 62
ile 68 arasındadır. (Hz., Saniyede titreşim
miktarını ifade eder). Ölçümde “ortalaması”
deniyor, çünkü her organın elektrik frekansı
farklı bir miktardadır.
Örneğin aç iken
yapılan ölçümlere göre:
Beyin
:70- 78 Hz.
Troit ve
paratroit bezi : 62-68 Hz
Timus bezi
: 65-68 Hz.
Kalp
: 67-70 Hz.
Akciğerler
: 58-65 Hz.
Karaciğer
: 55-60 Hz.
Mide
: 58-65 Hz.
66
Pankreas
: 60-80 Hz.
İnce bağırsak : 58-63 Hz.
Kalın
bağırsak:50-60
Hz.
olarak
belirlenmiştir. Yemek yedikten sonra
yapılan ölçümlerde değerlerin % 10-20
oranında
daha
saptanmıştır.
yüksek
düşük
Nedeni,
derecede
sindirim
çıktığı
pankreasın
enzimleri
üretmesinden
kaynaklanmaktadır.
Ayrıca
halinde
uyku
değerler
düşmektedir.
Alıntı: (İnternet: http://www.tainio.com/)
Ortalama frekansın 62 Hz’.nin altına
indiğinde kişinin bağışıklık sisteminin işlevini
göremez duruma geldiğini işaret eder. Bu
buluş tıpta yeniliklere yol açıp teşhis ve
tedaviye katkı sağlayacaktır.
Yeniçağ
düşünürlerinin
ortak
görüşlerine göre bir çekim yasası vardır. Bu
67
yasaya göre “ benzer benzeri
çeker”
prensibi savunulur. Japon bir araştırmacı ve
bilim adamı olan Masaru EMOTO söz konusu
fiziki yasanın doğruluğunu belirtmek için
lâboratuar
ortamındaki
deneyinde
üç
diyapazon çatalı kullanır. Diyapazonların ikisi
440 Hz.’e, üçüncüsü ise 442 Hz.’e akort
edilmiştir. 440 Hz.’li diyapazona sert bir
cisimle
vurduğunda
diyapazonun
diğer
titrediğini
440
ve
aynı
Hz.’li
sesi
çıkardığına tanık olur. Bu defa aynı deneyi
442 Hz.li diyapazon üzerinde yapar. Fakat
440 Hz.li iki diyapazonda ne titreşim ve ne
de ses izlenmez. Yani “ benzer benzeri
çeker” yasasının doğruluğu deneysel olarak
kanıtlanmış olur.(9)
Bu gerçeğe göre aynı frekansa sahip
kişiler
birbirlerini
birbirlerine
daha
çeker,
yakın,
denebilir.
Yani,
anlaşabileceği,
yanında bulunmaktan huzur duyacağı can
68
dostu
kişi
olarak algılar. Eğer frekans
farkı varsa aynı duygular hissedilmez. Bu
nedenle
evlenmek
isteyen
çiftlerin,
fizik
güzelliği, makam, araba, oturulacak ev gibi
olanaklarına aldanıp farklı frekansa sahip
kişi ile evlenmesi halinde kendisine en büyük
kötülüğü yapmış olur. Çünkü belirli bir süre
sonra
anlaşmazlık,
huzursuzluk
baş
gösterecek; üzüntü, sıkıntı ve de pişmanlık
duyguları kabaracaktır. Öyleyse, nişanlılık
döneminde kişiler birbirlerini yeteri kadar
tanıyıp gerçekten sevebileceğine inandıktan,
yani duygusal iletişim kurulduktan sonra,
maddi olanakları da göz ardı etmeden evlilik
kararı vermelidir. İşte bu temel üzerine
kurulacak aile düzeni taraflara mutlu yaşam
vaat eder. Gönül ister ki, insan frekansını
ölçen cihazlar daha da yaygınlaştırılsın da
evlilik işlemlerinde uygulamaya konulsun.
69
Böylece
insanların çeşitli
davranışlarla
aldatılmaları
söz
da
ve
önlenmiş
olsun.
Mutluluğun
yaşamak”
İnsan,
ikinci
olduğuna
her
uyarıcı
ayağının
yukarıda
etkiye
“ani
değinildi.
karşı
tepki
gösterecek özellikte yaratılmıştır. Uyarıcının
özelliğine göre de tepkinin bedene yansıması
farklı olur. Yani uyarıcı olumsuz (negatif)
etki konumunda ise, kişide strese yol açar;
korku, kaygı, üzüntü, sıkıntı, öfke şeklinde
düşünme
sistemine
yansır.
Tüm
beden
olumsuz olarak etkilenir. Eğer, uyarıcı etki
olumlu (pozitif) ise, o zaman kişide sevinme,
rahatlama, gevşeme, ya da keyif dediğimiz
duygusal hal oluşur. Örneğin, çok muhtaç
olduğunuz
ve
dostlarınızdan
beklemediğiniz
birinin
yardım
bir
eli
anda
size
uzatılıyor, siz de bundan hoşnutluk ve sevinç
duyuyorsunuz.
İşte
ani
yaşayarak
elde
70
edilen mutluluk budur. Yani
beklenmeyen
bir anda hoşlanacağınız bir etkiden mutluluk
duyulması, gibi...
Peki, hiç düşündünüz mü?
-Metabolizmada
nasıl
bir
değişiklik
gelişiyor ki, bu hal duygusal yaşantımızı
etkileyerek bizi keyifli, diğer bir deyişle
coşkulu duruma getiriyor?
-Kısa süreli mutluluğa ulaşmak için
bizlerin yapması gereken işlemler var mı;
varsa bunlar nelerdir?
Bu
soruların
yanıtını,
“mutluluk
hormonları” denen ve beyinden salgılanan
kimyasalların işlevini irdeleyerek bulmaya
çalışalım:
MUTLULUK HORMONLARI
SEROTONİN HORMONU:
Tanımı:
71
Serotonin
bir
mutluluk
hormonudur. Tıbbı deyimle, monoamin bir
nörotransmitter’dir.
Dışarıdan
alınmaz;
vücut kendisi üretir ve beyinden salgılanır.
Salgılanmasını etkileyen faktör ise, içinde
aminler
ve
troptofan
bulunan
gıdaların
düzenli
yemek
isimli
aminoasit
tüketilmesidir.
yenip
doğru
Dahası,
beslenme
gerektirir.
Serotoninin Vücuttaki Etkinliği:
Serotonin, bir mutluluk hormonu olması
nedeniyle
salgılandığında
kişiye
neşe
ve
rahatlama duygusu verir. Bu aşamada kan
damarları
kasılarak
daralır.
Kandaki
serotonin düzeyi düştüğünde de damarlar
genişler.
Serotonin,
uykuyu,
seksüel
enerjiyi,
ruh halini, ani ve aşırı istekler ile iştahı
düzenler.
bölgesindeki
Ayrıca,
kas
mide
ve
sisteminin
bağırsak
hareketini
72
yönetir. Ağrı algılama sistemini düzenleyip
dinlendirici bir uyku sağlar.
Uyku hali esasen “melatonin hormonu”
ile
ilişkilidir.
Fakat
beyin
bu
kimyasalı
üretirken serotonin hormonunu kullanır. Yani
melatonin hormonu, serotonin hormonundan
sentezleşerek oluşur. Bu nedenle, uzun kış
gecelerinde rahat bir uyku geçirebilmek için
karbonhidratlı
duyulur.
besinlere
Çünkü
bu
büyük
yiyecekler
bir
istek
serotonin
hormonunu salgılanmasını tetikleyen besin
türleridir.
Kandaki Serotoninin Azlığı Ya da
Çokluğu Sağlığı Nasıl Etliler?
Açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve
ilaçlar
gibi
faktörlerin
tamamı
vücuttaki
serotonin düzeyini etkiler.
Stres, yorgunluk ve düşük kan şekeri
(açlık)
oksijen,
serotonin
kusma,
düzeyini
içinde
düşürürken;
aminler
bulunan
73
gıdalar
(örneğin, peynir,
çikolata,
portakal, mandalina, ananans,
domates )
ve yine içinde triptofan aminoasiti bulunan
gıdalar (örneğin, süt, hindi eti ) serotonin
düzeyini yükseltir.
Kan şekerinin düşmesi aynı zamanda
serotonin hormonun da normal seviye altına
inmesine neden olur. Bu da kişinin günlük
aktivitesini olumsuz yönde etkiler.
Ayrıca,
hormonlar
serotonin
da
etkiler.
düzeyini
Örneğin,
çeşitli
kadınlık
hormonu österojenin kandaki seviyesinde
artış olursa, serotonin düzeyinde de bir
artışa neden olur. Aynı şekilde, kadınların
âdet görmeleri sırasında hem österojen ve
hem de serotonin düzeyinde düşüş gözlenir.
Bunun sonucu olarak, âdet dönemlerinde
kadınlar sinirli ve sıkıntılı bir hal geçirirler.
74
Kandaki
serotoninin
normalın altına
düzeyi
düştüğünde kişinin
keyfi
kaçar ve genel ruh sağlığı olumsuz
yönde etkilenir. Sinirli, huzursuz ve depresif
ruh hali görülür. İştahı bozar ve
kişiye
fazla
yemek
yedirip
obezite
(şişmanlık) yapar. Ayrıca uykusuzluğa da
neden olur.
Kandaki
serotonin
düzeyi
arttığında
veya yeterli olduğunda ise, kişinin morali
yükselir, iştahı azalır, enerjisi artar. Cinsel
ilişki isteği belirir ve rahat uyku uyur.
Özellikle
migren
baş
düşmesiyle
kimyasalı
bazı
kadınlarda
ağrıları
serotonin
görülen
düzeyinin
ilişkilidir. Şöyle ki, serotonin
salgılandığında
kan
damarları
kasılarak daralır. Kandaki serotonin düzeyi
normalin altına düştüğünde ise, genişler. Bu
iniş
çıkışlar
kadınların
migren
ağrılarını
tetikler. Migren atağına serotonin hormonu
75
düzeyinin
normalin altına
düşmesi
neden olur. Çünkü hormon seviyesi düşünce
kan damarları genişliyor; bu da migren
atağını başlatıyor.
Serotonin Seviyesini Yükseltmek İçin
Ne Yapılmalıdır?
Serotonin
seviyesini yükseltmek için
şunlar yapılmalıdır:
1.
“Doğru
olan
besinleri
tüketmek
kaydıyla” düzenli yemek yenilmelidir.
Çünkü, serotonin beynin hücreleri tarafından
aminler
ile
sentezlenip
trıptofan
üretilir.
isimli
aminoasitten
Bunlarda
yediğimiz
besinlerde bulunuyor. Örneğin, çikolata ve
muzda bolca bulunur. Tatlılara karşı şiddetli
açlık
duygusu
serotonin
düzeyinin
düştüğünü işaret eder. Bu nedenle halk
arasında bir söylem vardır.”Tatlı yiyelim,
tatlı
konuşalım.”
Tatlı
yeyince
serotonin
düzeyi yükselir ve kişide bir uysallık, neşe
76
hali
belirir.
Bu
da konuşma
ve
huzursuzluk
serotonin
davranışlara yansır.
2.
Stres
ve
düzeyini düşürür. Bu nedenle stresten uzak
kalınmaya özen gösterilmelidir.
3. Vücudu yorucu ve çok fazla güç
harcamayı
gerktiren
spor
yapmamalı.
Çünkü, bu tür beden hareketleri serotoninin
sebest bırakılmasını engellemektedir.
DOPAMİN HORMONU
Tanımı:
Dopamin,
mutluluk
hormonu
olarak
nitelenir. Beynin “ Nucleus ocunbens” diye
isimlendirilen
zevk
tarafından
salgılanır.
grubundan
olup
çoğu
merkezi
hücreleri
Monoaminler
gıda
maddesinde
bulunan bir aminoasidin, tyrosinin çok az
değişmiş halidir.
Dopaminin Vücuttaki Etkinliği
77
Dopamin
genelde,
seks
sırasında, lezzetli bir yemekten sonra, açık
hava yürüyüşü ve sportif hareketlerde, ya
da kokain veya amfetominlerin uyarısıyla
beyinde salgılanmaya başlar. Kişi üzerinde
zevk,
haz
ve
mutluluk
gibi
duygusal
oluşumları sağlayıp davranışları aktifleştirir.
Dopamine,
yararsız
kendimizi
hissettiğimiz
eksikliğinde,
bir
önemsiz
dönemlerde,
şeyleri
ve
güven
yapabilecek
enerjiden yoksun olduğunda, hafızanın bir
konuya
odaklanmadaki
zafiyet
hallerinde
ihtiyaç duyulur.
Dopaminin Azlığı Veya Çokluğu Sağlığı
Nasıl Etkiler?
Ruh halinin sıfırı tüketmesi, dopamin
eksikliğinin
kesin
bir
göstergesidir.
Az
salgılandığı zaman kişide dikkat eksikliği,
hiperaktivite
bozukluluğu
gibi
ruhsal
rahatsızlıklar görülür. Dahası kişi dikkatini
78
toplayamaz,
sıkılır,
kafa yoran
her
şeyde
unutkandır,
kaybeder,
sabırsızlık
dağınıktır,
devamlı
şeylerden
sık
konuşur
gösterir;
sık
ve
eşya
de
çok
hareketlidir.
Dopamin üretilmesinde azalma veya
hücrelerin
yozlaşması
sonucu
kişilerde
“Parkiston” hastalığı belirir. Özellikle ellerde
titreme ve hareket sınırlanması şeklinde
belirtiler ortaya çıkar.
Dopaminin
normal
düzeyde
salgılanması kişiyi mutlu ve neşeli kılar.
Sağlıklı
yaşamını
kolaylaştırır;
pozitif
enerjiyle dolar. Neşeli ve güler yüzlü oluşu
toplumda saygınlığını artırır.
Dopamini
Yükseltmek
İçin
Neler
Yapılmalıdır?
Dopamin düzeyinin yükseltilmesinin en
kısa yolu;
79
1.
Hareket etmek. Kişi, olanak
ve becerilerini dikkate alıp spor yapmalıdır.
Bunun da hem yararlı ve hem de kolay olanı
açık hava yürüyüşleridir.
2. Ölçülü ve eşiyle sevgi dolu aşk
yaşamalıdır.
3. İçinde omega-3 yağ asidi bulunan
besinleri (örneğin, yağlı deniz balığı, fındık,
fıstık, ceviz gibi) tüketmelidir.
4.
Akşamları
erken
uyumaya
özen
göstermelidir. Çünkü dopamin gece
yarısından iki saat önceki dönemde yüksek
seviyede salgılanıyor.
ENDORFİN HORMONU
Tanımı:
Endorfin, huzur ve rahatlama duygusu
veren, aynı zamanda morfin kadar güçlü
ağrı kesici görevi yapan, beyinde salgılanan
bir hormondur. Bu işlevinden dolayı endorfin
80
için mutluluk hormonu tanımı
yapılır.
Konumu itibariyle de beyin ve omurilikte
bulunur.
Endorfinin Vücuttaki Etkinliği
Endorfin
rahatlatır
ve
salgılandığında
huzur
verir.
insanı
Kişinin
daha
enerjik, pozitif ve mutlu olmasını sağlar.
Dahası bağışıklık sistemini güçlendirir; iştahı
kesip seks hormonu salgılanmasını tetikler.
Prof.Dr. Halim HATTAT diyor ki;
“Cinsellik beyinde endorfin üretilmesini
arttırır. Bu kimyasal molekül, dopamin ve
serotoninle
birlikte
zevk
hormonları
olarak
sakinlik verir; tatmin hissi uyandırır. Yani
sevgiyle
yaşanan
cinsellik,
mutluluk
hormonlarını harekete geçirerek vücuda sayısız
fayda
sağlar.
Mutluluk
hormonlarıyla
desteklenmiş bir cinsel ilişki, insanları pozitif
davranışlara
kaybından
itip
kurtarır.
depresyon
Denebilir
ve
özgüven
ki,
huzurlu,
81
dengeli
ve
karşılıklı sevgi
dolu
olarak
yaşanan aşk, kesinlikle sağlığı olumlu yönde
etkiler, (7).
Nitekim Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah:”
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile
huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir.”
(Araf Sûr/189) diyerek evlilik hayatının insan
sağlığına sağladığı yararı belirtmektedir.Demek
ki, meşrü yönde kurulan evlilik ilişkileri kişiyi
her yönüyle huzura kavuşturacaktır.
Bir yarış ya da karşılaşma sırasında
kazanmaya
vücut,
yakın
zafer
olduğunuzda
duygusunu
beyinle
yaşamak
için
ortaklaşa çalışır. Kazandığınızı hissettiğiniz
andan
itibaren
kendinize
olan
güven
duygunuz artar. Zafer kesinleştiğinde ise,
önce
dopamin
salgılanarak beyinde
bölgeleri
uyarır.
hissetme
duygusu
Böylece
kendinizi
yaşanır;
sonra
bazı
iyi
da
endorfin hormonu salgılanarak yarışın veya
82
savaşın yorgunluğunu üzerinizden
atıp
rahata kavuşturur.
Endorfinin bir başka etkisi de, ağrıyı
kesip
beyin
gitmesini
ve
sinir
engellemesidir.
hücrelerine
uyarı
Örneğin,
yarışı
kazanan sporcunun sakatlanmasına rağmen,
o anda bunu hissetmemesidir.
Endorfinin
Salgılanmasını
Etkileyen
Faktörler Nelerdir:
1. Çikolata yemek.
Çikolata yenince içindeki “ Teobromin”
denilen
madde
vücutta
endorfin
salgılanmasını tetikler.
2. Kırmızı acı biber tüketmek.
Güneydoğu’nun
insanların
daha
bazı
güler
yüzlü
yörelerinde
oldukları
gözlenir. Konunun uzmanlarının tespitlerine
göre bu durum, kişilerin devamlı kırmızı acı
biber tüketmeleri sonucu endorfin etkisinin
fiziksel yapılarına yansıması olarak açıklanır.
83
Buradaki
olay,
salgılanan
acıyı bastırmak
endorfin
kişileri,
için
neşeli,
güler
yüzlü, coşkulu kılmasıdır.
3.
Karşılıklı
sevgiye
dayalı
aşk
ve
cinsellik yaşamak.
4. Nikotin ve kokain kullanmak.
Sigara içildiğinde endorfin salgılanmaya
başlar. Bu
süre içerisinde kişi
kendisini
rahatlamış, daha keyifli hisseder ve ağrı
kesici etkisinden
dolayı da
önlenmiş
olur.
Ancak,
başlayan
sigara
sinirlilik hali
önce
kullanımı
özentiyle
daha
sonra
alışkanlık haline dönüşür. Bağımlı kişilerin
sigarayı bırakmak istediklerinde, bu defa
dikkatsizlik, öfke, depresif duyguları açığa
çıkar.
SONUÇ:
Sayın okuyucu! Birçok tıbbi terimlerle
sizi yormuş, kafa karışıklığına yol açmış
84
olabilirim. Bu gayretin esas
amacı,
Yüce
Allah’ın, “Tin suresindeki <İncire, zeytine,
Sina dağına ve bu güvenli şehre (Mekke’ye)
ant olsun ki; Biz, gerçekten insanı en güzel
biçimde yarattık.> İlâhi duyurusuna vurgu
yapmaktı. Bunun bariz örneğini de, insanın
fiziksel ve ruhsal yapısında kurulan denge
olayında
görmekteyiz.
Yaşamın
her
aşamasında stresle mutluğun nasıl birlerini
etkileyip dengenin kuruluşunu izlerken bu
süreçte metabolizmada ne gibi değişikliklerin
vuku
bulduğuna
yer
verdik.
Böylece,
kendimizi ne kadar tanıyoruz sorusuna da
yanıt bulmaya çalıştık. Umarım tüm bu
gerçeklerden etkilenip üstün ve yüce olan
Rabbimize daha da içtenlikle yönelir ve
buyruklarına uymada titizlik gösteririz. Sahip
olduğumuz her türlü olanaklarla güç ve
kuvvetin Allah’tan olduğuna inanıp nefsin
büyüklenme
vesvesesine
de
kapılmayız.
85
Esasen
bizler
yardımına
her zaman
muhtacız.
Allah’ın
Gençlik
yıllarını
hatırlayalım, ne kadar hareketli ve coşkulu
günlerdi. Peki, yaşlılıkta ne oldu o beceri ve
imkânlar? Bizler aynı insanız fakat merdiven
basamaklarını artık zıplayarak çıkamıyoruz.
Çünkü Allah verdiklerini teker teker geri
alıyor. Öyleyse, şunu da unutmayalım ki
büyük
olan,
ancak
her
şeyi
yaratıp
insanoğlunun hizmetine veren bizzat Allah’ın
kendisidir. Bu duygu ve düşüncelerle el
kaldırıp
istekte
bulunurken
dilimizin
söylediğine kalbimiz de tanıklık etmelidir.
Böylece bizler de, yaradılış amacına göre
kulluk görevini yerine getirmiş oluruz.
K A Y N A K:
(1) Süleyman GÜNVER, “Kendimizi Ne Kadar
Tanıyoruz” ,İzmir-2007
86
(2) Prof. Dr. Nevzat
TARHAN,
www.mcaturk.com/stres-ntarhan
(3) Hiroshi DOİ, Reiki’in Temelleri (Modern
Reiki
Metodu),
Çev
:Tufan
GÖBEKCİN
Dönüşüm Basın Yayın Tanıtım Tic. Ltd. Şti.
İzmir-2005
(4) Dr. M. Ender SARAÇ, Doğanın Şifalı Eli,
Doğan Kitapçılık A.Ş. 2005/İstanbul
(5) Dr. Kazuo MURAKAMİ, Genetik ZekâYaşamın İlâhi Sırları, Kozmik kitaplar, 2007
İstanbul
(6)
Mehmet
HÜSEYİN
Muhammed
Mustafa
DOĞRUL,
Ahmet
Heykel,
Çev:
Hazreti
Ömer
Halit
Rıza
Kitabevi,
1948/İstanbul
(7) Dale CARNEGİE, İşten ve Yaşamdan Zevk
Almanın
Yolları,
Çev:
Gülşen
ŞENSOY,
Epilasyon Yayımcılık Hizmetleri Tic. San.
Ltd.Ş.ti
87
(8).
Özer
Uçuran ÇİLLER,
Sırrın
Sırrı,
Doğan Kitap, 4.baskı, Nisan 2009-İstanbul
(9) Prof. Dr. Halim HATTAT, Cerrahpaşa Tıp
Fak
Üroloji
Bölümü
Başkanı,”
Aşk
ve
cinsellikle ilgili merak edilen soruları yanıtı”
(internetten alıntı).

Benzer belgeler