PDF ( 40 )

Yorumlar

Transkript

PDF ( 40 )
SEYRÂNÎ'NİN NEŞREDİLMEMİŞ BÂZI Ş İ İ R L E R İ
Nihad
M.
Çetin
B i r k a ç sene evvel, Everekii
SeyrânVmn
şiirlerini ihtiva eden b i r
•cönk elime geçmişti K S e y r â n î ' y i yakından tanıdığı anlaşılan
Abdi
Hoca nâmında- b i r zât tarafından şifahî rivâyetlerden p e y d e r - p e y
toplanarak vücûda getirilen b u defter, sonlarına d o ğ r u b i r y e r i n d e
{56a) «15 M a r t ] 300> târihîni taşıdığına göre i h t i v a ettiğ işiirlerin tesbitine bu târihten oldukça önce başlanılmış olması düşünülebilir. Cönk
baştan ve sondan n o k s a n d ı r . Seyrânî'nîn
d o k s a n a yakın şiirini İhtiva
e t m e k t e d i r . Bunlar) Seyrânfnm
o zamana k a d a r neşeredilen şiirleriyle
mukabele edilmiş ve esasen son yıllara k a d a r yapılan neşriyata esâs
teşkil eden Muallim Hâzım [Ulusoyj'urı
e s e r i n d e k i r i v a y e t farkları d a
g ö s t e r i l e r e k neşre hazırlanmıştı. Fakat şâirimiz hakkında b i r b i r i üzerine
i k i eserin n e ş r e d i l m e s i hazırlanan metnin tekrâr gözden geçirilmesini
zarurî kıldı. Binâen'aleyh b u makalede, sadece şimdiye k a d a r neşredil­
memiş p a r ç a l a r v e r i l e c e k t i r . Y a l n ı z şu n o k t a y a hemen işaret e t m e l i ­
d i r k i , b u c ö n k , a ş a ğ ı d a görüleceği veçhile, şâirin bugün elde b u l u ­
nan şiirlerine oldukça kabarık b i r yekûn ilâve etiiği g i b i , bilinen
manzûmelerinin d e b i r çoklarını tashih ve ikmâl eder mâhiyette olup
bunların neşri b i r b a ş k a makaleye bırakılmış b u l u n u y o r .
2
5
H a l k şâirlerinin hazin k a d e r i , Seyrânı hakkında b i l d i k l e r i m i z için
de, maalesef, v â r i d d î r : Henüz b i r asırcık k a d a r ötemizde bulunan bu
büyük san'atkârın hayâtı mübhem, silik ve kesik h a t l a r d a n i b â r e t b u Bu
1
metli
cönk
Develi'den muhterem Şükrü Sarıyüzbaşıoglu'na âiddir. Cönkten, kıy­
talebemden
Atalay
A y k u t ' u n tavassutu İle istifâde etmek imkânını buldum. B u ­
r a d a her ikisine de t e ş e k k ü r etmeyi ödenmesi gereken bir borç bilirim. Ş. S a r ı y ü î b a ş ı « g l u ' n a bu cönjrü bizzat terttb eden merhum A b d i Efendi vermiştir.
2
A h m e d Hâzım,
Sâııihât-ı
Seyrânı,
İstanbul 1340.
Bu e s e r , makalede hJZ*
n
dî­
ye k ı s a l t ı l a c a k t ı r .
3
Haşim Nezihi
Okay,
DenelUi
19B3. (Bu e s e r difrer notlarda ıHNO>
rani,
hayatı,
sanatı,
şiirleri
şeklinde k ı s a l t ı l a c a k t ı r ) .
(Eııerekli)
Seyranı,
Hayatı
ve Şiirleri,
diye k ı s a l t ı l a c a k t ı r . ) ; C a h i t Öztellı,
İstanbul
Dertü-Sey-
; (Varlık Y a y ı n l a r ı , s a y ı : 215), İstanbul 1953. (Bu e s e r " Ö Z »
Nıhad M. Çetin
93
l u n u y o r . Bu hususta, otuz yıl ö n c e m e r h u m Hâzım B e y ' i n
topladık­
larına ilâve e d e b i l d i k l e r i m i z , hiç denilebilecek k a d a r küçük ve ehem­
m i y e t s i z d i r . Hattâ, Seyrânî'nin eseri de, şimdiki h a l i y l e açıklanmıya
çalışılacağı veçhile, hem noksan, hem de, san'atini zedeliyecek k a d a r
hatalıdır.
Sânihâi
nâşirine g ö r e Seyrânı,
1222 h./1807 m . yılında doğmuş­
t u r . Babası Everek (DeveJi)'in Uruza mahallesi imâmı Cafer
EfendVdır. Y e t i ş m e tarzı ve kültüründe, başlangıçta babasının te'siri ve rolü
bulunduğu muhakkaktır. N i t e k i m , Mehmed S e y r â n ı , i k i sene k a d a r
medrese tahsili görmüş, sonra, serâzâd ruhunun ilcâiyle olacak, b u ­
r a d a n ayrılmıştır. Şâirimizin nefesleri, billassa arûz ile yazdığı manzu­
meleri, bütün şiirlerinde hemen göze çarpan, hayâta ve muhtelif mes'elelere bakışındaki ihâta v e olg-unluk, b u kısa tahsil ile iyzah edile­
mez. Muhtelif tekke şâirlerini, halk ve dîvân şâirlerini d i k k a t l e ve d u ­
y a r a k okuduğunu, d e v r i n i n i r f a n ve san'at m u h i t l e r i n d e olgunlaştığını
emniyetle s o y l i y e b i l i r i z . B u husûsta bildiğimiz y e g â n e hâdise, İstan­
b u l ' a gidişidir. Seyrânî'nin İstanbul'a gidişi Abdülmecid devrine (18391 8 6 i ) r a s t l a r . Yalnız uğradığı değil, müşâhede ettiği, küçük büyük her
türlü haksızlık, y o l s u z l u k , adaletsizlik, beşerî zaaf ve k u s u r l a r karşısında
benzerine ender tesadüf edilen b i r cesaretle isyân eden şâirimiz, İstan­
b u l ' d a , rahat edememiş, şeyhül'islâm'dan vezîr-i âzama, hattâ sultâna
k a d a r d e v r i n en mühim simalarını hicvetmiş, b u yüzden ta'kıb edilmiş
v e nüfuzlu b i r hemşerisinin yardımı ile k a ç m ı y a m u v a f f a k olmuştur. İs­
t a n b u l için yazdığı, h a m i s i n i n adını d a tesbît etmemize imkân veren
şu manzumesini, ehemmiyetinden dolayı burada nakletmek i s t i y o r u z ^
1
¿.1-Osman şahının taht-ı kEnıaın
Benzemezsin bir diyara İstanbul
Ezelî, zeminin mi tır i banısın
Alem sana gelir kâra İ s t a n b u l
8
Sana seyrederler Yangın k ö s k ü ' n d e n
K o k u l a r l a r anberinden müşkünden
İçindeki güzellerin aşkından
Tutuşur yanarsın nâra İstanbul
8
Dünyânın yokuşu düzü sendedir
Bütün güzellerin Özü sendedir
*
A . Hâzım, aynı
S
Cönk,
eser, mukaddime,
v r . 23 b ; HNO,
8
Bu kıt'a yalnız
'
HNO,
8
Cönk:
Oz :
s.
CÖııg'â.t
Seyrederler
içerinde
olanların
102;
s.
Öz,
3—12.
83.
vardır.
sarayından
aşkiTtdan.
köşkünde?!.
7
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
93
Yedi düvellerin gözü sentledir
i k i n sana gelir kâra İstanbul s
Üe aen-olduM bu
Ta'tîlini erkânını
Bir ağa kazandım
Maviş Ağa derler
Seyrânı geleli
bileli
yoktur akranı
hara İstanbul
Bu manzumenin rnevcûd i k i şekli arasındaki faikın şâire âid o l d u ­
ğ u söylenebilir. Manzumenin son kıt'ası da her halde tahrif edilmiş
o l a c a k . İlk i k i mısraın asıl kafiyeleri içerde kalan t S e y m n î » ve *erkânı>
k e l i m e l e r i olmalıdır. N i t e k i m H . N . Okay'ın neşrinde şiir şöyle b i t i y o r .
Y e d i yıl eğlendi kaldı Seyrânı
Bütün tahsîi etti ilmi irfanı
Sendeyken her türlü mürüvvet kânı
Bulmadın derdime çâre İstanbul
Bu f a r k t a n şu netiyceleri çıkarmak mümkündür: Cönkteki şekli,
.şâirimiz İstanbul'a gidişinin üçüncü senesinde yazmıştır. Hemşehrisi v e
hâmisi bulunan Maviş A ğ a ' m n , b i r aralık alâkasını gevşetmesi üze­
rine o n u da hicvetmiş, dört sene sonra, o n u n yardımıyle memleketine
dönmeye m u v a f f a k olunca, şiirini i k i n c i şekilde tashih etmiştir. M a n zümeden, İstanbul'da y e d i yıl k a l a n Seyrânînin, usûl ve erkân, i l i m
ve irfân Öğrendiği fakat derdlerine d e r m a n bulamadan memkleketine
döndüğü netiycesine de varılıyor.
Seyrânî'nin bundan sonra g-eçen hayâtı ç o k acıklıdır. C e m ' i y y e t e
küskündür. H e r gün biraz daha artan sinir buhranlarını içki ibtilâsıyle deliliğe kadar götürür. Bâzıları, g a r i b b i r kıyâfetle acı ve sefil b i r
h a y â t süren i h t i y a r şâirde, hakîkî b i r «Hak âşığının» basît ve tabî'î
mantığın üstündeki esrârlı ve k u d s i y y e t l e karışık intizâmsızlığmı seze­
r e k ; o n u h o ş görür, hareketlerine huşu ile b a k a r l a r . Bâzıları cdeli» v e
«şarhoş» d i y e hakaret ve alayla o n u hırpalarlar. Şiirlerinde b u d e v r e ­
de duyduğu ıztırablara sık sık tesadüf e d i l e b i l i r . N i t e k i m b i r ş i i r i n d e
K a y s e r i ' d e , Meydân kapısı'ndan içeri girer g i r m e z alayla etrafını sa­
ranları h i c v e d e r . B a ş k a b i r şiirinde, kulağı d u y a d u y a kendisini z e m m e d e n l e r d e n şikâyetle :
1 1
12
11
Bu kıt'a Cö/ı&'te
W Qç sene oldu
11
yoktur.
yerine.
A t a l a y A y k u l ' a göre, Maviş A ğ a ' m n S e y r â o î ' y i himâye edişini
yaşlılar nakle­
derler. Bu z â t Develili olup istanbul'a yerleşmiş, s a r a y d a bir hayli nüfuz sahibi olmuş
.bir aîra imiş.
ıs
HNO,
s. 172, nr. 45.
9i
Mihacl M. Çetin
Nâs yanında yoktur yerim
Zemmederler işitirim 13
diye sızlanır. Kızı H a v v a ' n ı n , babasının vefatı üzerine yazdığı ağıdında d a bu vaziyet samimî b i r ifâde ile anlatılmaktadır. Seyrânı, ç e k ­
t i k l e r i n i n yanında, Eyyûb'un d e r d i n i d e r d d e n bile s a y m a z :
14
Eyyûb'un derdi derd midir
Ben ondan besbeter çektim ı»
Seyrânî'nin şiirlerinde geçen bâzı husûsları, h a k k ı n d a b i l d i k l e r i ­
mizle i y z a h edemiyoruz. Şâirin epeyce seyâhat ettiği, İstanbul'daki g i b i
k e n d i arzusuyle değil de, bâzı zâruretlerle çoluk çocuğundan, kız k a r ­
deşlerinden ve annesinden ayrı kaldığı anlaşılıyor. K a s a b a s ı n a yakın
o l a n K a y s e r i , Niğde, Bor ve K o n y a ' y ı
görmüş olması elbette müm­
kündür. Fakat o, şiirlerinden birinde H a i e b çöllerinden de bahsederek :
1 0
i7
Mezarım olsaydı keşki vatanım
Sılamdan hiç haber gelmez ağlarım
d i y e , memleket hasretini terennüm e t t i k t e n sonra, şöyle d e r :
Seyrânî'nin yâre dönmez yolları
Başında.zindandiir Haleb çölleri
Ssrt esiyor bana seher yelleri
Tâlihiuı yüzüme gülmez ağlarım
i
B a ş k a b i r şiirinde, gene gurbet ellerde, annesini rüyasında gözlel e r i k a n ağlar gördüğünü, âhû gözlü, k a l e m kaşlı yârına olan hasre­
t i n i ifâde ederken kız kardeşlerinden ve i k i çocuğundan ayrı kalması­
na sebeb olanlara intizâr e d e r :
1 8
Hak'tan bulsun bize eden muzular
İki kardeş ağam der de buzuîar
Beşikteki çifte körpe kuzular
Ağlar ela gözler yaşlı görünür
2 0
İS HZ,
«
HNO,
s. 142;
a.
HNO,
s. G9.
HNO,
s. 114;
26.
15 HZ,
s. 115;
16 HZ,
s. 18G ¡ HNO,
il
HZ,
s. 188;
in
HZ,
s, 8 3 ; HNO,
1 8
a 8
mutalar',
buzLilcımak:
HNO,
s.
Ö z , 69.
134,
a. 119;
s. 157
;
muzîler, eziyet
Öz,
ÖZ,
73,
T¿.
edenler.
inlemek, inİiyerek a ğ l a m a k .
1 8
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
Seyrânî'yim kaldı dostlar yasımda
İçtiğim su zehir oldu tasımda
Eşim dostum yolum bekler kasımda
Bana düz ovalar taşlı görünür.
D e r d i n i derûnunda gizleyip, için için ağladığını anlatan b i r şiirin­
de d e - efendisinden izin gözlediğinden bahseder. Gene bir m a n z u ­
mesinde
sıladan gelen tbirâdersini :
1
112
Nasıl geçtin boz bulanık sellerden
Haberim mi aldın eşen yellerden
Y a d i g â r mı geldin bizim illerden
Gül reyhân misâli koktun bsrâder
diye karşılıyarak o n d a n , «melûl mahzun yavrular»ına, ak sakallı b i r
i h t i y a r olan babasına, ahbablarına, selâm yollayanlara âid haberler i s ­
ter. Bu şiirin şu. kıt'ası, k e n d i başına gelenden, *blrâder»inin masun,
kalması temennisini i h t i v a e t m e k d i r :
Aman Sultan seni redif almasın
Yavruların melûl mahzun kalmasın
Eana sebeb olan çâre bulmasın
Derdim birken beşe arttı birader.
I
Bununla beraber b u manzumelerin, hayatının son yıllarına âid o l ­
maması iycâb-eder. Zîra yukarıda da bahsedildiği g i b i , şâirimiz, son
yıllarında askere almamıyacağı g i b i böyle seyahatler i h t i y a r edecek
vaziyette de değildi.
Seyrânı gene Sânihât
nâşirine g ö r e , 1283 h./1866 m . yılında vefât
etmiştir. C. Öztellİ'nin pek haklı o l a r a k işaret ettiği g i b i , Seyrânî'nin
doğum ve Ölümü için v e r i l e n bu târihler şübhelidir. N i t e k i m b i r şiirin
d e n altmış beşinde h a y a t t a bulunduğu, b i r diğerinde de artık beli bü­
k ü l d ü ğ ü anlaşılıyor. Bununla b e r â b e r hatânın ölümünden ziyâde d o ­
ğum yılına âid olması da k u v v e t l e muhtemeldir. Mezârı Develi'de, O r ­
ta mekteb'in bahçesindedir.
23
•Se^rdm'nin şiirleri, t o p l u o l a r a k , i l k d e f a , hemşehrisi Muallim
Ha­
zım Bey tarafından y u k a r d a zikredildiği g i b i , Sânihât-ı
Seyrânı
adiyle
neşredilmiştir. Bu eserde, nâşir, Seyrânî'nin hayât ve eserinden bah­
seden k e n d i m u k a d d i m e s i n d e n sonra i l k fasılda, şâirin arûz ile yazdıa? HZ, s. m-, HNO,
HNO, s. 168.
s . 119, nr. 2 1 ;
2S
»
HNO.
s. 94, n r . 7 2 ;
Öz,
78.
Öz,
119.
;96
Nihad M. Çetin
ğı şiirlerini vermiş (s. 13 - 57); eserin diğer kısmını da, hece iie söyle­
diklerine tahsîs etmiştir (s. 57 - 201). D i ğ e r yazılı ve sözlü rivâyetlerle
mukabele edildiği zaman, naşirin, şiirlerde bâzı küçük tashihlerde b u ­
lunduğu sezilir. Naşir, S e y r â n î ' n i n şiirlerinin mühim kısmını toplamıştır.
Şurasına da işaret e d i l m e l i d i r k i , Hâzım B e y ' i n eline geçmiyen şiirler­
den başka, o n u n , beğenmeyip neşrine almadıkları da bu eserin dışında
kalmıştır. N i t e k i m , nâşir, elindeki cönglerde mevcûd şiirlerden, ekseriyyâ cinâs olmak üzere, edebî san'atlar için zoraki yazılmış, edebî
kıymeti bulunmadığına k a n i ' bulunduğu manzûmeieri SânihâVa
dercetmediğini söyler. Bütün bunlara rağmen, Hâzım Bey'in h i m m e t i , dâi­
ma şükranla anılacaktır. Daha sonra yazılan eserlerin hemen hepsi,
Sânihât'a
istinâd eder. B u r a d a bunlar arasında, s â d e c e e h e m m i y y e t l i
olanları z i k r e d i l m e k l e İktifâ edilecektir, Y u s u f Ziyâ ( D e m i r c i ) ' n i n *Seyrânî" (İstanbul 1933) adlı eseri, Sânihâfia.n
yapılmış bir müntehabâttır. Prof. D r . M . F u a d K ö p r ü l ü , Türk Sazşâirleri
III (İstanbul
1940) adlı eserinde, şâirimizin hayât ve edebî şahsiyyetinden bahset­
tikten (s. 464 — 466, 959) sonra, Sânihât'tan
16 manzume nakleder
.(s. 473 — 483).
Sânihât'tan
sonra neşredilen en hacimli eser, H . N e z î h î O k a y ' m adı geçen k i t a b ı d ı r . D e v e l i ' d e uzun müddet bulunmuş olan na­
şirin, S e y r â n î hakkında b i r eser hazırlamış bulunduğunu b i r k a ç sene
evvel îşitmiştim. H a l k şiiriyle yakından alâkalı bulunan, S e y r â n î ' y e
âid sözlü ve yazılı r i v a y e t l e r i n en ç o k tesadüf edildiği b i r m u h i t t e
eserini hazırlayan naşirden, daha başka bir eser b e k l e n i r d i . Burada
eserin uzun uzadıya t e n k i d i n e geçilmiyecek. Yanlız, k ı s a c a b e l i r t m e k
gerekir k i , Sânihât
nüshalarının pek az bulunması, esâsen y e n i neslin
o n d a n istifâde edemiyeceği hususu göz önüne alınırsa, bugün için
b a ş v u r u l a c a k en hacimli k a y n a k olan bu neşir, şâiri g e r ç e k büyük­
lüğü ile tanıtmaktan uzaktır. H . N . O k a y , b u eserde, Seyrânî'nin sık
sık kullandığı mahallî t â b i r ve kelimeler için b i r lügatçe yapmamış,
veya bunları sahife altlarında açıklamamıştır. H a l b u k i , b u kelimelerin
çoğunu, esâsen pek az v e kifâyetsiz olan lügatlerimizde b u l m a k , zan­
nederim k i ç o k güçtür. Neşirde, mânâyı, şekli, vezni bozan imlâ y a n ­
lışlıklarına hemen h e r . sahifede rastlamak mümkündür. Bu hatâların
b i r kısmı sözün eski h a r f l e r l e imlâgını tasavvur y o l u y l e düzeltilebü2Î
i i i
Bu eserin tenkîdİ için b a k ı n ı z :
D i l i , E y l E l 1953, sayı 2 1 ) ;
A n k a r a 1953,
sayı 53);
C . Öztelli, Seyranı',
H i k m e t Dizdaroğlu, «Seyranı*
H . Neaihi O k a y ,
Bir
cevap,
.mecmua, Nisan 1954,
sayı 5 7 ) ;
,mecmua. Mayıs 1954,
sayı 58) : Gülıdüzalp, «Seyrânî*
Hayatı
ve şiirleri,
(Türk
(Türk Folklor A r a ş t ı r m a l a r ı ,
'Seyranî»
Cevdet Canbolat, «Seyranî'^ıin
eseri dolayısiyle (ayni
neşri
dolayısiyle
(ayni
( Y e n i E r c i y e s , Mart 1954, sayı 9).
U7
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
;mekte, b i r kısmında hiç b i r m e t o d semere vermemektedir, Seyrânî'nin
müstesna san'atini zedeleyen bu eserin, halk için t e r t i b edilmiş, ilmî
bir neşir o l m a k gayesi ile hazırlanmamış bulunduğu i d d i a edilebilirse
de, sadelikle doğruluğun pek â l â - b i r araya gelebileceği bedîhîdir. Me­
selâ has isimleri büyük harfle yazmak g i b i en basit fakat en mühim
b i r imlâ z a r u r e t i , b i r kıt'ada mısrâların y e r değiştirmiş olmasına d i k ­
k a t g i b i u f a k b i r t i t i z l i k , şâiri bâzan ç o k mânâsız, bâzan çok g a r i b
.şeyler söylemiş görünmekten k o r u r d u . Nâşir, eserinin m u k a d d i m e s i n ­
d e bahsetmiyorsa da, Seyrânî'nin bilinen şiirlerine epeyce ilâvede b u ­
lunmuştur. E s e r i n i n .bundan s o n r a k i tabılarında bu noksanlarım d a
•ikmâl ederek «yılmadan, usanmadan ve üşenmeden devâm eden beş
yıllık b i r araştırmanın mahsûlü» olan b u e m e k l e r i n i beklenilen şekle
•sokacaklarını evvelâ şâir, s o n r a d a kendileri için ümid ederiz. S e y r â n î
hakkındaki eserlerden b i r i s i de, C a h i t Öztdli'niri adı g e ç e n neşridir.
Bu eserde bâzı iyzâhlariyle verilen (66) şiirin beşi y e n i d i r . Şâirin ha­
yatı ve san'atine dâir derlİ t o p l u b i r m u k a d d i m e y i de ihtivâ etmektedir.
Seyrânî'nin şiirlerinin ekseri hece, küçük b i r kısmı da aruz v e z n i y l e d i r . A r u z l a yazdığı manzumelerinde d i l tekellüflü, şekil k u s u r l u d u r .
T ü r k H a l k edebiyatı'nm diğer son büyük san'atkâriarı g i b i o da gazel
tarzını denemiş, bu vâdîde, şahsiyyetine hemen hiç bir şey ilâve efc-miyen b i r k a ç ö r n e k vermiştir. B u n l a r d a bilhassa Fuîûlî te'siri görül•inektedir. Bâzan aşkı, bâzan hîkemî, bâzan dînî-tasavvufî tarafı gaalib
görülen b u şiirler dîvân şiirinde kullanılan şekil ve muhtevâ malze­
mesiyle Örülmüş örnekleı d i r . Ç o ğ u vasatın altında o l a n b u şiirlerde,
•şâirin bâzan, eski şiirin oldukça ince ve nâdîde mazmunlarına ustalık­
la tasarruf ettiği de görülmektediı k i , b u o n u n bâzı dîvân şâirlerini
o l d u k ç a d i k k a t l i c e okuduğunu b e l i r t m e k bakımından mühimdir.
O n u n asıl eseri heceyle söyledikleridir. Bunların büyük kısmı
g e r ç e k t e n tam bir saz-şâiri edâsiyle aşk mevzuunu terennüm eder.
Bunların .arasında," yaşanılmış b i r aşkın ifâdesi olduğu a ç ı k ç a anla­
tılan parçalar v a r d ı r .
.
Seyrânî'nin şiirlerini k r o n o l o j i k b i r s ı r a y a k o y m a k mümkün değil­
d i r . Bununla b e r â b e r , aşkî şiiılerinin mühim b i r kısmiyle, henüz o l g u n
bir s a n ' a t k â n n tekellüfsüz söyleyişinden çok,, şekil hünerlerine k a ç a n b i r
.merakla cinaslı k a f i y e l e r l e ördüğü manzumelerinin gençlik devresine
?âid olması k u v v e t l e muhtemeldir. Bu manzumelerde, şâirin en o l g u n
eserlerine hâkim olan d e r i n ıztırâbı (msl. b k . aşağıda V I I . koşma) he­
nüz y o k t u r . Aşkî şiirlerinden b i r kısmı ile semaî şeklindeki şiirlerinin
hemen hemen hepsi Seyrânî'nin en k u v v e t l i eserleri olmalıdır.
25
SŞ M e s e l â :
H/VO,
s. 57, a f . 1 9 ;
:
Öz,
75
Türkiyat Mecmuası —
7
Û8
"
Nihad M. Çetin
S e y r â n ı , gürlerinde tasavvufı ıstılahları da kullandı. G , muayyen?
b i r t a r î k a t e tam mânâsiyle bağlanmamışsa da, manzûmelerinde sık sık
Bektâşîliğe büyük b i r m e y l i olduğunu ifâde etmiştir. Bir ş i i r m d e k i
g e l i p g e ç i c i olması kuvvetle muhtemel bulunan, şâirin b i r daha dön­
mediği b i r hâletin ifâdesi mâhiyetindeki sözlerinden dolayı o n u n N a k şibenÜiyye'ye intisâb etmiş olması düşünülemediği g i b i , Bektâşîliğeolan k u v v e t l i m e y l i de inkâr e d i l e m e z . O , k a t r hayâtın ve hâdisele­
rin üstüne çıkabilemek için Y u n u s ' a k a d a r uzanan m i s t i k b i r h e y e c â n a ' k e n d i n i v e r i r . A m a aradığı g e r ç e k pîri bulamamak, b e ş e r î zaaflar­
d a n k u r t u l a m a m a k yüzünden, dilediği kemâle erememenin verdiği İkin­
ci v e daha derûnî b i r d e r d e düşer. Üstelik, muhîtin anlayışsızlğı, o n u
dâimâ hırpalayışı b e d b î n mizâcını besler. Bütün b u sayılanlardan d o ­
ğan ıztırab, pürüzsüz şekil, işlek, zengin ve âhenkli b i r d i l , son de­
rece samimî ve gene Y û n u s m e k t e b i n i hatırlatan o l g u n bir edâ ile semâîlerinde hâkim olan en k u v v e t l i r e n k t i r . \
r
aii
27
S e y r â n î asabidir, tenkîdcidir, zikredildiği g i b i b e d b i n d i r . K e n d i i f a ­
desiyle, ecele bile minnet e t m i y e n dik-başlı b i r şâirdir. O n u n b u mizâcı
h i c i v ve mizâh v a d i s i n d e k i şiirlerinde a ç ı k ç a görülür. Bu şiirleriyle onu
h a l k edebiyatında mizâh ve hiciv tarzının sayılı şâhsiyyetleri arasında
g ö r m e k mümkündür Bekçilerden şeyhül'islâma, sultâna k a d a r yanlış
adım atanları hicvederken sözüne k u v v e t v e r m e k için müstehcen söz­
lere, küfre tenezzül etmez. Nihayet *hayvan> der. Bu bakımdan o n u n
manzumeleri h i c i v edebiyyatımızın en nezih nümûnelerindendir .
S 8
Seyrânî'inin h i c i v l e r i n i n mühim b i r tarafı da içtimâi b i r r e n k taşı­
masıdır. Bunlar, mübhem ve umûmî bir ifâdeyle zaman ve felekten
ş i k â y e t eden zayıf inleyişlerden ibâret değildir. Muhîtin m u a y y e n ka­
nâatlerini, d e v r i n belli hâdiselerini şahsî menfâatle alâkası o l m a d a n ,
a ç ı k ç a v e cesâretle hicveden, gülünçleştiren eserledir.
; Seyrânî, s a n ' a t i n i n
çizilen sınırlara sıkışıp
şâir o l m a k t a n k u r t a r a n
tini görmeyi bilen bir
s
"
2 7
malzemesinde o r i j i n a l olmayı başaran, önceden
k a l m a y a n b i r san'atkârdır. O n u b a s m a k a l ı p b i r
taraflarından b i r i s i , muhitine b a k m a y ı , m u h i ­
şâir o l m a s ı d ı r : Evereğ'm,
s i r k e s i n d e n balına,
Ibnülemîn Mnhmud Kemâl inal, SOJI asır Türk
şâirleri„lst.,
1940, I X . cüz, s. 1699.
A . H â ı ı m Bey ve H . N . O k a y ' ı n , şâirin bektâşîlİğini ö f t m e k yolundaki g a y r e t ­
leri zor iyzâh edilebilir. H a l b u k i , meselâ H . N . Okay'ın neşrinde, şu sabitelerde, şâirinbu temayülünü
140,
147,
2 8
156,
a ç ı k ç a g ö s t e r e n İfâdeler v a r d ı r :
209, 233, 234,
235, 236,
54,
Son zamanlarda neşredilen, T ü r k edebiyatının
seçilmiş örneklerden
doksandır.
58,
66, 73,
84, 91, 107,
111,
124,
240.
biciv ve mizâh
t î r i i b edilmiş bir antolojide S e y r â n î ' y a
sau'atkârlarından
yer verilmemesi
büyük
bir
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
'98i
1
yamaçlarda karları eriten k a b a yelden g ö l g e d e gelişemiyen m a h s u l l e ­
re, yün eğirilen k i r m e n ve i p l i k bükülen çıkrıklardan b o y n u z d a n yapı­
lan taraklara, başından dizi dizi uçan turna katarlarının kılavuzundangürke yatan tavuklara, güneşte büzülüp ayağı sıkan çarıktan e l i n d e k i
sazının teline k a d a r bütün m u h i t i , hemen dâima teşbih ve temsil u n ­
suru hâlinde, s a n ' a t i n i n potasında yumuşak ve munis b i r hüviyyet a l a ­
r a k o n u n san'atinde y e r aldı. O , çevresinin tâbirlerini, atasözlerini sık:
sık kullandı. Şiirimizde, m u h i t i n i o n u n k a d a r eserlerinde şiirleştirercı
b i l m e m k a ç şâir b u l a b i l i r i z ?
2 8
S a n ' a t k â r l a r , mevzu ve ifâde serbestisini, biraz da, k e n d i k u d r e t l e r i * ni sezmiş o l m a k t a n gelen rahatlık ve kolaylıktan alsalar g e r e k t i r . K u d ­
retsiz şâir ç e k i n g e n d i r ; seleflerinin çizdiği sınır içinde dönüp dolaş?
m a k t a husûsî b i r îtihâ g ö s t e r i r . A m a , k u d r e t i n e inanan şâir için İÇs
böyle değildir. N i t e k i m S e y r â n î bunun güzel bir örneğini v e r i r . Ş i i r ­
l e r i n d e s â d e c e m u h i t i n d e n m o t i f l e r almaz, d i l husûsunda d a geniş ö l ­
çüde istifâde eder. Etrafının k e l i m e l e r i n i çekinmeden kullanır. Bunda^,
görgüsüzlük ve b i l g i s i z l i k t e n gelen bir g a r â b e t değil aksine, «ham>fc'
• işlenmiş» y a p a b i l e n bir san'at k u d r e t i sezilir. T e ş b i h ve temsile ç o k
meraklıdır. Bu merakı onu bâzan z o r a k i söyleyişlere sürükler. Meselâ*
«Fırat bana acımadı» demek için şu b e y t i s ö y l e r :
F ı r a t ırmağından bir damla, eyvah,
Merhamet teşbihin delip takmadı 8 °
S e y r â n î ' d e , telgraf, vapur g i b i , o n u n zamanında T ü r k i y e ' y e girena
ilmî keşif ve t e r a k k i l e r de z i k r e d i l i r .
Câhİd Öztelli, Seyrânî'de, pek az o l m a k l a beraber Fuzûlî,
Karacaoğlan,
Aşık Ömer, Cevheri, Zileli
Tâlibî'nin
ve bâzı bektâşî ş â i r l e ­
r i n i n t e ' s i r l e r i n i n bulunduğunu b i l d i r d i k t e n sonra, o n u n te'sirinde k a ­
lan şâirler olarak da, Emrâh,
Derdli,
Kütahyalı
Arifi,
Tokadlı
Nûrî^..
Konyalı
Şem'î, Bolulu Revânî, Yozgadlı Fîüznî Baba v e nihayet nefes—
leriyle Rızâ TevfiWi
tesbit ettiğini z i k r e d i y o r . S e y r â n î ' d e X V I I I . asırr
şâirlerinden Bursalı
Aşık Halil'inde
te'siri s e z i l i y o r :
Ağlayu ağlayu geldim kapuna
Güzellik tahtına sultan olan y â r
B i r hastayım düştüm senin tapuna
Hey âşık derdine derman olan y â r
Âşık Halil 3i '
20 Bu hususta tafsilât için bakınız: Gündüzalp, Muhitine
ma'kes olan bir
Y e n i E r c İ y e s , c. I, sayı 2, Şubat 1955.
w ffZ; s. I8T;< HN0i
s. 83; Öz, 118.
31 Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, Türk SazşSirleri
İt, İstanbul 1940, s. 490.
şâir^.
Nihad M. Çetin
Hüsn-i ezelî-i vâhidi'l-vüeııd
Manzûr-ı mir'ât-ı devrân olan y â r
Mazhar-ı nigâhın olmaz mı mes'ûd
Serdefterde şâh-ı hûbân olan y â r
Seyrân £32
Ay efendim hasretinden
A h edip ağlar gezerim
Gece gündüz firkatinden
Sînemi dağlar gezerini
"
Aşkın ile oldum mecnûn
Sabrâlar dağlar gezerim
Âşık H a l i l
'.'
8 8
Aşkın derdine düşeli
Mecnûnum dağlar gezerim
''•
'
Katram kaynayıp cosali
Sel oldum çağlar gezerim
.
Seyrânımı¬
' . Fakat
yukarda
:
fBu te'sir
iBâzan
bâzı
söylenildiği
şiirlerinde
duyuş
ise, şiire hâkim olan
tvuzuhla
g-ibi o n d a
Kûnu/un
ve .söyleyiş
umûmî
bir h a v a
te'sîri
yaklaşması
büyüktür.
şeklindedir.
o l m a k t a n ileri
görünür.
• yânus'taa:
.
E * e r beni öldüreler
Külüm göğd savuriilaı
• TopraSım anda çağını
Bana seni gerek seni^S
1
•
. .
•'
•Seyra/ıVden
:
Vücûdumu kavurgalar
Yönüm yâra çevirseler
Harman gibi savursalnr
Muhabbetin yellerine 3«
,
••^ HZ. s. 1 1 ;
HNO,M§.
.. 33 M . F u a d Köprülü, aynı eser,
HNO,
«H
A . Gölpınarh,
•38 HZ.
s. 423.
s. 1 2 3 ; Ö a , s. 82
•M
Yanaş
s. 155; HNO,
Emre
B,
Divanı,
5 >; Öz, 108.
o. 11-111, İstanbul 1948, s. 497.
giderek
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
S e y r â n î ' n i n , b a h s e d i l e n cfînkte bulunup ş i m d i y
kadar neşredilmemiş şiirleri
I
H ı z ı r hayâtından bana bir ıııeded
Ümidinden kasdım cefâ olmasa (?)
K a ' b e ' d e n iiınîdin'deve eyler red
Safa. cefâ, eefâ safa olmasa
Ebnâ-yı cennetten bul bir hoşlanmaz
Söğüd[ün dalına] elma aşlanraaz
Meyvalı ağaçta bol bir taşlanmaz'
Taşlıyan taşlamaz vefâ olmasa
Bul bir orman âlem 37 balta saplamam
B i r kartal bul leşin söküp hoplamaz
Dabaklar gölüğe 38 gakat toplamaz
Sıfatça mıırdârdan şifâ olmasa
Sırr-ı <ev ednâ» ya ermek ne mümkün
Bâğ-ı tevhîd gülün dermek ne mümkün
Cennete S e y r â n ı girmek ne mümkünZ i k r i n i Ism-İ « Y â M u s t a f â * olmasa.
II
Ben çevri . .
E ğ e r kadrim
H a v f ıı h a y â
Gökte şems
. etmem gedâdan
bilse pend etmez aslâ
edip bâr-ı H u d â ' dan
nücıımu bend etmez aala
İstemezler râh-ı aşka gideni
Revân o l u p 3 " dil cemelin yedeni*
Beni hanesinde rüsvây edeni
Şikâr olsa sayyâd sayd etmez asla
0
37 Alem: anlında kendi.
dahaki
d e b b â j ; gölük',
3 a
Sö V e y a :
•10 yedmek:
Snvâr
olap',
yiîtt hayvanı.
aslında: Soran
önüne• düşüp götürmek.
olup.
Nihad M. Çetin
Boşa yedirmezler tâliye şeker
Aslı karga olan küllükte gezer
K i m peşine düşse sitemin çeker
Bir kimse yüzünden fayd-etmez asla
III
Dem-i devrânına aşk olsun neman
E r b â b - ı muhabbet irfan olursa (?)
Z e v k i n muhabbetin sürer bir zaman
B i r birine emsâl aferân olursa
Hayât-ı zulmete lâzımdır fener
Şem'ası olmayan geriye döner
Şebcerâğ-ı H ı z r ' ı zannetme söner
H a y â t içmek H a k ' t a n ibsân olursa
Hikâye-i kavm i S e m û d - u - Â d ' dan
Lafz-ı «lergdduke ilâ me âd* dan "
Tahiyyât'ta lafza «'als ' i b â d " d a n ' 2
Ma'nâ yeter ehl-i îmân olursa
c
Muhabbet, S e y r â n ı , sevmez ortaklık
H a k t a bâtıl olmaz bâtılda haklık
Ak [lık] ta karalık karada aklık
Bilen bilir H a k ' t a n ilân olursa
IV
Aşkın arısı çeçine
Zehir yapmaz bal yerine
Gelmez ârifler gücüne
K a r a giyse al yerine
l s
Bâde dolar eksilirse
Barışılır küsnlürse
Balta ile kesilirse
Düğümlenmez dal yerine
Şakkeyledi bütün mânı
Âşkına eylerim âhı
t Kar'ân
XXVIII, 85 (vezin zaruretiyle «râddukı okunacak).
* î Tahiyyât'takî «esselamü aleynâ ve 'ala İ b â d i ' l l â h i ' s ' S B İ l h i n » ibaresi.
•&S ç • petek, boş petek.
fi
c
e c
c
*
Seyrânî'niıı neşredilmemiş bâzı gür İÜ t i
MÜdâm zikrettik A l l a h ' ı
Kotlum kıyl u kaal yarı no.
S e y r â n ı ne gain yiyelim
Kader böyle ne diyelim
Şükrün libâsın giyelim
T â o ü hırka şal yerine
V
Şeni' [tutuşup] düşmüş kendi derdine
Yanıp bastan çıkar s i y a h dumanı
Pervâne yanmış [tır] şem'in merdine
Merdlik sanıp yanmaz olsa irfanı
Şem'de C e l â l , C e m â l nâr-ı derımda
Bilmez kalmış olan zulmet T û r ' u n d a
B i r yanmış ateşi gelip korunda
Üşümüş olanın sevmez mi canı
Bulunmaz deryâda yol savuşmaya
Yılan oİsa'nıuhtâc el yapışmaya
Pervana yangından mal kapışmaya
Varmasa şem'den görmez ziyânı
K i m yanmış şeni'aya âşinâ olur
Murâd almaz sa'yı boşuna olur
Kelin emi olsa başına olur
A l l a h versin muradımız S e y r â n i
VI
Esnaf destanı
Nazın ile ahbâba beyân edelim
Râz-ı derünumu** açıp dehânı
Şöyle bir muhtasar t a k r [ î r ] edelim
Usandıran yalım kalh-i yârânı
Peder öldü bir gü[n] dinle bu hâli
Kıılnııştı pederin haylice malı
Cümlesini satıp ucuz pahalı
Ol zaman eyledim terk-i vatanı
Veya:
derânumdan,
asimde ;
deranumda.
103
Nİhad M. Çetin
G a y r i dâhil oldum ben bir diyara
Dedim ki başlayım bunda bir kâra
Varıp san'at sordum bir ihtiyâra
Dedi çiftçilikten yoktur âsânı
Varıp çiftçi oldum dinle bu sözü '
Bilemedim gece ile gündüzü
Öldürdüm [de] çift sürerken öküzü
Tarlada bıraktım kaçtım sapanı
Berber
A l kan
Fesine
Baş[m]
oldum [sonra] geldi birisi
olmuş kulağının yarısı
yapışmış kaldı derisi
tutup gitti bilmem ne yana
Diş çekici oldum dinle bu işi
Dişin çektirmiye geldi bir kişi
Çürüğün ararken çektim sağ '5 dişiÇektim[de] kopardım çok aklı kanı
Cerrah oldum dükkân yaralı doldu
Her kimin yarasın sardımsa öldü
Saka oldum bütün sular tutuldu
Kalmadı ol yerin âb ı hayvanı
Dalgıç oldum dalamadım derine
Hamamcı oldum 40 dedim düştüm yerine
Âşık oldum genç dellöğın birine
Ne hamam[ım] kaldı ne [de] külhanı
Varıp terzi oldum dinle safâyı
Çırağın birine yaktım abayı
Bayram üstü geldi, on top çuhayı
Satıp çıraklara yedirdim anı
B i r zamaD[lar) gezdim oğlan peşinde
İşaret ederken köşe başında
B i r oğlan aldattım doksan yaşında
Kürd imiş Türkçe'ye dönmez lisânı
Hirşızbğa' çıktım bir gün akşamı
O- güa! [çlkıpl geldi köyün-imâmı
Bağırdı ça'ğirdı soydum adamH?
Nerdo imiş geldi köyün i y â n ı
Sağ
: sağlam, çürüğün zıddı.
Hamamcı
Adamı:
oldum
yerine.
a s l ı n d a : imâmı-
Seyr&nî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
ÖrüpJS döi't yanımı tuttu yakamdan
Dedi ne istersin sen bu imâmdan,
Sağır düştüm duymaz oldum kelâmdan
01 dem boğazıma taktı urganı
Ondan da kurtardım selâmet serî
Derviş oldum aldım tâe ü teberi
Tekkenin birin [d je eyledim yeri
Dağıldı tekkenin "hep dervîşânı
Turşuc-olduın*B [cümle] h a l k a bilindi '
B i r gece küplerin dibi delindi
Dedim k i meyvacı olanı gelindi =°
Kış geldi, geçmeden nıeyva zamânı ' . .
Meyvae-oldüm 61 tuttum b i r yük kirazı
E k s i k okka s düzdüm kırık terazi
Gelip zabta 63 çekti dinle bu râzı
• ;'.
Az kaldı başımda kıra ıııîzânı
2
Tütüne-olduni [dinle] günlerden bir gün
Tiryekİ azaldı
geçmedi tütün
l l a s a s oldum çarşı yandı [büs]bütün
Göğe direk çıkar oldu dumanı
B i
Kozac-oldum
bitti bütün ipekler
Boşa çıktı bunca olan emekler
Dabfilc oldum sıçmaz oldu köpekler
Ne derde uğrattım g ö r ol hayvâaı
Deli olup girdim dâriişşifâya
Serimi uğrattım dürlü belâya
Gelelidir gitmed-ömrüm
hebaya
Dedim terk et eğlenme bu gülşanı»
5 8
Otuz i k i esnaf dolaştım ikmâl
Yine şairlikte eyledim ben kaal
** Örmek '• sarmak, çevirmek.
_ Tttrguca oldum,
J
Dİ
»
5 3
yerine.
haydi bakalım, gel şimdide.
"' Gelindi:
Meyvacı
oldum
yerine,
Ofata aslıbda i okla:
Zabta : 'zâbtta yerine.
Aslında: iiryeki
35 kozacı
oldam
58 Gitmedi
5? AahadaI
çoğaldı.
yerine.
Smrii/n
Dedim
yerine.
eğlen(me}
terk et bu
giîlşeni.
7
İOB.
106
Nihad M. Çetin
Mukadder [bizede] bu i m i ş e z e l
L â f sanıp atmayın siz bu s e y r â n ı
6 8
VII
Felek kemendini taktı serime
Döndürdü çarh ile devrân derdimi
Sığınsam da lutf-u G a n î , K e r î m ' e
Kantar ile çekmez mîzân derdimi
Okudum elifi ötüre üstün
Y â r ı n kabri etti beni z â r zebûn
Felek bana sardı cümle gam yükün
Yükletsem götürmez kervan derdimi
Derd çekmiyen âşık-ı kâmil olmaz
Derdim hadden aştı hiç kimse bilmez
Derdime kimseler [bir] derman bulmaz
Bilmedi E f l â t u n L o k m a n derdimi
S e y r â n ı aşkımız döndü ummâna
Aşk ateşi etti beni dîvâne
Münâcâtım budur G a n î sultâna
Vermesin bir kula aman derdimi
VIII
«Melik» ı sıygaya çeken tâlibler
tsm-i fâilinde «mâzik» değil mi
Gökte bir yıldız var zann-ı gaalibler
Meyâııında T e m ü r - k a z ı k değil mi
Müdâın yatmaktayım gaflet
Y o k dileğim halkın şeyh ü
Çok ZHinmim ederler ahret
Hayâlımda beste azık değil
hâbında
şâbında
bâbında
mi
Teşnesi olalı aşkın camının
Mezmûm-olduk S9 halkın hâs u âminin
Ne gam bana H a k k * ın bin bir nâmının
İçinde birisi R â z ı k değil mi
5 8
Burada *&egrânl'
kelimesi şâirin isminin
"ii'ijinin mef'ûlii olduğu için kiiçiife harfle yazıldı.
59
Mezmûmu
olduk
yerine.
yerini
tutmakla
m ı
. .
beraber,
çatmayın*
Seyrânî'ain neşredilmemiş bâzı şiirleri
Hat t â t n a z a r eyle[r] talibi meşkine
Rağbet gerek gölda biten ışkına
Azîz başın [için] A l l a h aşkına
Hasba, S e y r â n î ' y e yazık değil mi
IX
Âlemde keramet benî Â d e m e
O l u r mu güler yüz tatlı dil gibi
Dilber-i beste-leb giîl-i gonee-fem
Şüküfte ireyhan karanfil gibi
Olmalı yanaklar yüzler mü dev ver
E e d r - i mâh-ı miinîr, gerdan mücevher
Olmalı gabgabı kubbeli minber
Y â r olmalı, olmamalı el gibi
Müfsit münâfıkla câr olmamalı
Dilinde âh ile zâr olmamalı
Süt beyaz olmalı k a r - o l m a m a l ı
Karın hasmı kalıp kara yel gibi
fla
Olan şeb-çerâğ-ı şem'in feneri
Can eri sayılıp hem de ten eri
 ş ı k S e y r â n î ' y i mâ'şfık hüneri
Aşkın haddesinden çeker tel gibi
X
B i r merd-İ suhandân sıdk-ı cân ile
Gûş eylemiş olsa ben dîvâneyi
Mııhâl gönlü kuşu bigâne kala sı
Bana dil-i ma'şûk yapar lâneyi
î s â eelb-i R a h m a n vaktine kaldı
Çıkar göğe deyu O e b r â i 1 saldı
Dünya metâmdan dört nesne aldı
S e e c â d - i ğ n e ibrik bir de şâneyi
82
Nefsi
yin-olur
erken
Ölse gerek ik-el yana
sererken
G S
8 1
'
8 0
0 1
0 3
0 3
Kara
olmamalı
yerine.
Kala t aslında ile.
Seccâde,
Yine
iğne
olar
•8* İki el yana
yerine.
yerine.
yerine,
107
Nihad M. Çetin
108
Şiryanın ağzına verip emerken
B i r şey bilmen bilir idin anayı
. ,
Değme pervaneler oda yakılsın
E r t e amel defterine bakılsın
S e y r â n ı begaayet noksan akılsın
Geminden çıkarma tımarhaneyi
±1
\ .
Damarda kan gibi ean çevresine
Beni dellâl eden sen değil misin
Y a şimdi bâbma gelsem kovarsın
Beni abdâl eden sen değil misin
Canım dolmuş eânân peymâne'sine
Ayıtına yok aşkın mestânesine
Nûr-ı şeın'e nârın pervanesine
Arz-ı cemâl eden sen değil misin
Kirpiklerin içer gözdeki yaştan
Damla nasib olmaz bir kıla kaştan
Zülfün gibi aklım dağıtıp baştan
Perişân-hâl eden sen değil misin
S e y r â n î ' y i m tut kulağın sözüme
Y â r hayâlin mekân tutmuş gözüme
Zenbûr gibi girip çıkıp özüme
Çeç yapıp bal eden sen değil misin
XII
İsm-i A1 î gibi D ü l d ü l cismine
Binmiş olsan bir gün iner gidersin
Benzetip sıfatın arab resmîne
Kendin yedip kendin biner gidersin
Bu zaman ahbabı • sakal tarağı
F e k doğrusu ekincinin orağı
Derde yan [bakalım] ömrüm çerâği
Tükenir yağ fitil söner gidersin
Bülbüller mest olur güller gülüne»
Kırılır çalınmaz tel bükülünce
•S Aslındı: Zamân-ı
ahbâb.
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
E y S e y r â n ı bu dünyâ ben Ölünce
B i r gün gelmediğe döner gidersin
XIII
Ta'rîfe ne hacet halka ıyândır
Y â r senin cemâl i pâlt-i ahsenin
A k l a mazarrattır filtre ziyandır
Süt beyaz gerdenin kar beyaz tenin
liüsn-i iltifatın muhtacıyım ben
Aşkının ne toku ne acıyım ben
. , . olmuşum H a c c â c'ıyım ben
Mekke-i hüsnünde olan K â ' b e ' ı ı i u
Nâr-ı aşkın yakıp kül etti beni
Fedâ kıldım sana bu cânüteni
Kudret-i Y e i. d â n i yaratmış seni
Cevherin İmlisi cümle mâdenin
S e y r â n ı aşkının gülün yolduran
Böyle takdir etmiş açıp dolduran
Sedef dehânuna inci dolduran
Yâr, değil mi senin hokka denenin
XIV
F â 11 m a ananın göz yaşı ile
Duydum elin yüzün yumuş olduğun
Arpa unu çekip el taşı ile
Datırıp sirkeye yemiş olduğun
Bahtım yahnisinin pirinci unu
Aç doyurup kandırmıyor susuzu
İ s k e n d e r - i Z ü l k a r n e y n'in boynuzu
K i m bildi kuyuda kalmış olduğun.'
Ağlayıp bir kimse gülemeyineo
Önü sonu haber gelomeyince
Habar gelip kuzu ıııeleıneyince
Kİııı bildi koyunun e m i ş i " olduğun
> emİs '. emzikli koyun ; anası ölen kuzuyu amılran koyun.
ut
tos
110
Nihad M. Çetin
S e y r â n î aynaya varıp bakmadan
Gözden k u r u r destisine akmadan
Zarbhânede sikkesinden çıkmadan
Şâh bildi paranın gümüş oidnğun
XV
Bülbüllere karşı güller gelince
Dikenlerden hârâbâtık & demiş var
Hayvanlar içinde tenâsüİünce
Ana taralından atık o* demiş var
7
Nıır-ı bahtım mâhı, mihrin tabından
Hea'ud olan geçmiş [gül] g o n c a s ı n d a n '
K u r ' a n ' ı n hakkında ilim babından
Ana kelâmu'tlâh ı nâtık demiş v a r
89
7 0
Sağ [ve] sol, alt [ve] üst, önden arkadan
Meded yok her yanım t â c [ü] hırkadan
Semâda m i s â l i necm-i F e r k a d â n
Hâl-i dîdârına sâdık demiş var
Mâlik oldum sanıp şöbret ü şâna
Var k n l ol S e y r â n ı son yana yana
Meşbft[r] mesel bilmez misin dıvâne lı
Nâçârlıkta bal da katık demiş var
XVI
Mekteb[i] kalbinde olan hocanın
Verdiği ders[ler]den hikâyetim var
Canın farkın etmem gencin kocanın
Tenin farketmeğe icazetim var
Her ten bir şöhretle saltanat sürer
Amel biderinin
mahsûlün derer
Bâzı meyva dilde kemâle erer
Bâzı meyva gölde, şehâdetim var
7 2
8 î
Harâbâtık
:
hârâbatız,
68 Atık: atız,
C9 Kafiye bozuk.
Velin zoruyla •kelâma'llah
7 0
7 1
7 3
Aslında T MeşhitfrJ
Bider:
tohum.
meseldir
nâtık*
bilmez
okunacak.
misin behey
dîvâne-..
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
Açıldım S e y r â n î örtülemedim
Keyfimce mîzânda tartılamadım
Bu aşkın elinden kurtulamadım
Bâzı keyfim bâzı kasavetim var
XVII
Sakla, ebruların kaşı kemanım
Ağyar arasından tel alır derler
Çıkıp salınma [ki] serv-i revanim
E l l e r gezişinden h i l - a l ı r derler
73
Bani mecnûn zincirine bağlama
Ciğer çiğim aşk oduna dağlama
Düşmanlar yanında sakın ağlama
Yazık gözlerine sel alır derler
Deryalar misâli eğer dolmazsan
Goncalar misâli eğer solmazsan
Câhil S e y r â n î ' y e sâbib olmazsan
Baskısız yorgayı yel alır derler
XVIII
Tabîb l e ş ı e r * vurup incitme cânım
Derdim ne damarda ne de katıdadır
D j r d ü gam satmağa açtım dükkânını
Gözüm ne bir kârda ne ziyandadır
7
Mü'min odur ikrarına durursa
Çeşmem gözden k u r u r suyu kurursa
K i m kimin ayıbını yüze vurursa
Atar fitne okun keman andadır
Ben âşıkım derd gayreti güderim
Gam devesin katarladım yederim
H â k ' t a n gelip yine H a l i k ' a giderini
Gözüm ne bir şehir ne bir handadır
Soralım Ş e y r â n î bu diyârda mı
Namusta mı gayreLte mi ârda mı
7 3
Hil-mhr: hîle
7 1
Leşler:
alır
noster.
yerİDe.
İlli
Nihad M. Çatin
Beni terk-edeli âh u zarda mı
Bilmem deli gönül ne mekândadır
Gönül ahvâline kıldım temâşâ
Şahların şahına bakıp eğleDİr
Cemâlin seyreden gözler kamaşır
Lütuf-psnâhına bakar eğlenir
Bu çarh-ı gaddarın düşen eline
Sanma vâkıf olur kendi hâline
Kimi emlâkine kimi malına
Kimisi câbına bakıp.eğleşir
S e y r â n ı söylemez bir söz sırasız
Üslâd-ı kâmildir değildir yersiz
Dürr-i yeklâ olsa k a d r i belirsiz
Baht-ı siyahına bakıp eğleşir
XX
Muhabbet deryasın çevre yanıma
Tellesem katan dolanır gelir
Aşkın ırmakları tende canıma
Bahar seli gibi ulanır ° gelir
7
Dağımda kareler derdim deşmede
Ateş-i kabrın[l]a bağrım pişmede
Su bulunmaz bana sulu çeşmede
E l l e r kuru çaydan sulanır gelir
Muhabbet koynunu o güdenler bilir
Ağu tiryakini yudanlar bilir
Her ni'metin dadm dadanlar bilir
Bal tutan parmağın yalanır gelir
7
Aşk ateşi tende yakar şalımı
Baksa y a n m a y a n l a r bilmez hâlimi
Yoktur S e y r â n î ' n i n başka çalımı
B i r muhabbet için dolanır gelir
77
bulunur
Koyjırıaau
şeklinde de düşünülebilir.
yerine.
A s l ı n d a : Baksa
bilmiyenler.
Seyrânî'nin neşredilmemiş bâzı şiirleri
US
XXI ,
B i l i r ise L e y l â ile M e c n û n'un
Gönülden gönüle çığır, bulunur
Açma lâle gibi. dâğ-ı derûnun
Elde nice yanmış bağır bulunur
Tecellîden dest i M û s â ak olmuş
Asasından deryâ i k i şak olmuş
Kitâbsız nebîsiz haklı hak olmuş
Anasından doğma sağır bulunur
•Cânda cânân etmedikte virdini
Câu dikeni açmaz gönül verdini
•Çiğ süt emmiş kula deme derdini
Belki derdi senden ağır bulunur
' E l seni götürse şâhin-veş kolda
Y o r u l u r S e y r â n ı kalırsın yolda
Nefs-i emm-âreyİ taşıyan kulda
rLâbiid koeunaeak yağır bulunuz
XXII
"Muhabbet ehlinin hazret-i A l l a h
Kalbin M e k k e havasına döndürür
Gece gündüz, yaz kış bir olur nâgâh
•Cümle derdin devasına döndürür
B i r muhabbet meclîsinde münafık
Varsa nizâ eyler bir kalb-i iâsık
Cennet safasma muhabbst lâyık
O l s a zakkum tavasına döndürür
Münafık karnını sevici olur
Her işte sabretmez evîci olur
^Çarığın sırımın gemici olur
•Karnın geriz orasına döndürür
Türkiyat
1 ı • ı ı.: ;
-
IH
Nihad M. Çetin
Kâmilin kimseye dokunmaz şerri
Severiz S e y r â n ı er-oğlu eri
T e l v e c i dalkavuk vardığı yeri
İbibiğin yuvasına döndürür.
7 8
Telveni:
kâsflîs. artıkçı.

Benzer belgeler