Tez-Koop-İş Sendikası

Yorumlar

Transkript

Tez-Koop-İş Sendikası
G Ü V E N L İ
İ Ş ,
G Ü V E N L İ
Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası
Electro Word’de
baskılarla
sendikal haklar
engellenemez
Yıllık
Ücretli
İzin hakkı
G E L E C E K
Yayın Organı • Sayı: 71
İnsan hakları:
Devredilemez.
Bölünemez.
Vazgeçilemez.
EL ELE, OMUZ OMUZA, ONURLA, BİRLİKTE
TE
OOP
-øù
Z-K
tk
1962
İnsan hakları
Sayfa 24
Özgürlük, eşitlik, adalet,
demokrasi ve sosyal hak
kavramları sıklıkla insan
hakları kavramı ile birlikte
kullanılır.
Sayı: 71 Temmuz 2013
Tez-Koop-İş Sendikası
Yayın Organı
Tez-Koop-İş Sendikası
Adına Sahibi:
Osman Gürsu
(Genel Başkan)
Sorumlu Yazı İşleri
Müdürü:
Haydar Özdemiroğlu
(Tez-Koop-İş Sendikası
Genel Eğitim Sekreteri)
Yayın hazırlığı ve düzenleme:
Haluk Şensu
Yasal Haklar:
Bu dergide yar alan yazı, makale, fotoğraf ve tasarım unsurlarının bir
bölümü veya tamamı (elektronik ortamda çoğaltmak da dahil) alıntının
kaynağı belirtilerek yapılabilir •
Yazılardaki görüşler yazarlarına aittir
ve sendika tüzel kişiliğini hiçbir
biçimde bağlamaz • Dergiye iletilen
yazı, belge, fotoğraf, karikatür gibi
ürünler geri gönderilmez.
İşyeri sendika temsilcilerinin görevlerini yerine getirmeleri için kimi hakları
bulunmaktadır.
Uluslararası Çalışma Örgütü- 'nün
135 sayılı sözleşmesi ile
143 sayılı Tavsiyesinde da
vurgulanan bu haklar, kimi
eksik ve sınırlandırılmış biçimleriyle Sendikalar ve
Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nda yer almıştır.
Baskı Tarihi: 31 Temmuz 2013
Yayın türü: Yerel Süreli Yayın
İstanbul’da yaratılan terör
ve şiddet ortamına rağmen Ankara başta olmak
üzere
hemen
tüm
kentlerde
sendikalar,
demokratik kuruluşlar ve
siyasal partiler 1 Mayıs
işçi bayramını çoşkulu
gösterilerle kutladı. Gösterilerde demokratik istemler dile getirilirken, hak
ve özgürlükler konusunda
kararlılıklar vurgulandı ve
İstanbul’da yaratılan şiddet protesto edildi.
Nerede, nasıl
ve hangi haklar?
Sayfa 39
Yönetim yeri ve iletişim adresleri:
Tez-Koop-İş Sendikası
Genel Merkezi
Mebusevler, İller Sokak No: 7
06580 Tandoğan-Ankara
Tel: 0312. 213 34 44
Faks: 0312. 213 34 30
İnternet: www.tezkoopis.org
Elektronik posta:
[email protected]
Baskı:
Ziraat Gurup Matbaacılık,
Ambalaj San. ve Tic. A.Ş.
İstanbul Yolu Trafo Karşısı
Varlık-Ankara
Tel: 0 312 384 73 44 - 45
1 Mayıs:
Coşku ve kararlılık
Sayfa 68
Giresun
Şube Genel Kurulu
Sayfa 34
Sendikamız Giresun Şubesi 9. Genel Kurulu 27
Nisan 2013 tarihinde Giresun’da toplandı.
Sorunlar, sorular
yanıtlar
Sayfa 56
Evde bakım parası alabilirsiniz • Askerlik borçlanması size avantaj sağlar •
Emeklilikte yaşa takılanlar
için çözüm aranıyor • PartTime çalışanlar cezalandırılıyor
Adana 1 Nolu
Şube Genel Kurulu
Sayfa 36
Sendikamız Adana 1 nolu
Şubesi 14. Genel Kurulu 1
Haziran 2013 tarihinde
Adana’da toplandı.
Ülkemizde son yıllarda
hızlı bir büyüme gösteren
market sektöründe sendikal örgütlenme süreçleri
hız kazanıyor. Bunun için
onbinlerce işçi, daha ileri
ücret, insanca çalışma koşulları, güvenceli iş, hak ve
özgürlükler doğrutusunda
sendikalaşmak için birleşiyor, adım atıyor.
1 Mayıs İstanbul:
Yine şiddet
Sayfa 60
Toplu iş
sözleşmelerinden...
Sayfa 80
Tüm dünyada ve ülkemizde coşkulu kutlanan 1
Mayısların arasında İstanbul kutlamalarına güvenlik güçlerinin sınır
tanımaz şiddeti-saldırısı
damga vurdu.
Toplu iş sözleşmesi için
yetki başvuruları • Kesinleşen yetkiler • Görüşmesi
süren toplu iş sözleşmeleri
• Uyuşmazlıkta olan toplu
iş sözleşmeleri • İmzalanan
toplu iş sözleşmeleri
Yıllık ücretli
izin hakkı
Sayfa 44
İzin hakkı, çalışma sürecinin doğal ve kaçınılmaz bir
izdüşümüdür ya da bir
başka anlatımla izin hakkını
belirleyen gerçek olgu, insana yakışır çalışmanın ta
kendisidir.
Eskişehir
Şube Genel Kurulu
Sayfa 36
Eskişehir Şubemizin 5.
Genel Kurulu 11 Mayıs
2013 tarihinde Eskişehir’de toplandı.
İ Ç İ N D E K İ L E R
Electroword’de
mutlak kazanacağız
Sayfa 20
lsefî
e, fe
̈şünc yırım yau
d
l
asa
alı a
t, siy re day
n işçi
insiyei sebeple
c
,
k
alışa lışan
r
r
ç
ı
e
li
,
z
il
e
n
r
̈
su üreli ça pae d
e be
s
kisind hep v
a tam
ya
adıkç e, belirsizklı işlem
“İş ilişin ve mez
lm
o
r
r
iy
d
a
ç
le
f
,
p
ç
iş
e
e
n
n
iy
b
ina az.
ler zo
slı se
çalışa an işç
ebep sında,
s
pılam eren, esamî süreli ̈reli çalış
in
ilişk yapılma a erİşv da kıs elirli su
n
ğine
b
sın
niteli şmesinin da ve so ya doin
karşı arşısında
iş
le
e
ın
a
z
v
s
y
ö
k
n
a
e
s
i
a
v
ç
m
iş
oğrud
iye, iş gulan
olojik
ha
maz. eren, biy ça, bir işçsında, uyedeniyle d
le da
a
n
İşv ılmadık
k
lm
deniy
li
u
e
e
r
n
b
u
t
t
e
k
ş
g
siye
u yrunlu rının olu iyet veya az.
in cin
lerin
ükümsını haklı
şartla de, cins m yapam de bir iş iç
h
u
c
mesinfarklı işle şit değer lamaz. el koruyu gulanma
si
laylı nı veya e rarlaştırı eniyle özücretin uy
a İlke
Ay ̈cret ka eti ned ük bir
vranm
a
u
ş
̈
iy
D
u
s
k
̈
Eşit
düşu şçinin cin ı, daha d
sası,
İ
ma s
İş Ya
lı
ı
gulanlmaz.”
y
Sa
kı
(4857de’5’ten)
Ma d
Sendikal hak ve özgürlükler,
insanca işin önkoşuludur
T
göze çarpmaktadır.
Ülkemizde çalışma yaşamına ilişkin sorunların
en önemli boyutunu işin insan onuruna yakışır
olup olmaması belirlemektedir.
İşin insan onuruna yakışır olması, çalışma ortamına, çalışma süresine, dinlence haklarına,
ücret düzeyinin yeterliliğine, ayrımcılık ve dışlanmalara karşı korunmaya, örgütlenme ve toplu
sözleşme hakkına ulaşmaya kısaca güvence ve
korunma duvarları ile çevrilmiş olmaya doğrudan
bağlıdır.
Yıllardır tartışmaların odağında yer alan iş güvencesi hakkının ne kadar önemli olduğunu sendikalar her gün yaşayarak görmektedir. İş
Yasası’na göre 30 ve daha az işçinin çalıştığı işyerlerinde ve 6 aydan daha az süren çalışmalarda yasanın öngördüğü iş güvencesinin
emel insan haklarından biri olan çalışma
hakkı, yalnızca “bir işe sahip olmak” ile sınırlı bir hak olarak değerlendirilmemekte;
daha geniş bir düzlemde tanımlanmaktadır.
Çünkü çalışan her insanın bir işe sahip olma yanında; sosyal ve demokratik haklara nasıl ulaştığı;
haklarının niteliği ve sınırları ile güvenceleri; kamusal, siyasal ve sosyal korunma önlemlerinden
nasıl yararlanabileceği; örgütsel yaşama katılımın
nasıl gerçekleşeceği son derece değerlidir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in işe, istihdama ve sosyal alana ilişkin düzenli olarak yayınladığı verilere bakıldığında ülkemizde öncelikli
sosyal sorunların başında istihdama ilişkin sorunların geldiği görülmektedir.
İstihdama ilişkin sorunların en önemli alanını
oluşturan işsizlik verileri dikkati çekici biçimde
2
sal düzenlemeler yetersizdir. İşverenin iflası durumunda işçilerin haklarını korumaya dönük uygulamalar adaletli
değildir.
- İş denetimlerini sağlaması gereken teftiş
sistemi özerklikten yoksundur ve ulusal
düzeyde yeterli genişlikte ve biçimde kurumlaştırılmamıştır.
- Sendikalar toplumsal ve siyasal katılım
ve danışma süreçlerinden dışlanmaktadır.
- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerinin bir çoğu onaylanmamakta
ve uluslararası sözleşmelerin iç hukukla
uyumlaştırılmaları için düzenlemeler yapılmamaktadır. Türkiye 7 Ocak 2004 tarihinden günümüze, yaklaşık 9 yıl içinde
hiçbir ILO sözleşmesini onaylamamıştır.
- İş mahkemelerinde süren davaların uzamasını ortadan kaldırmaya dönük yapısal
önlemler alınmamaktadır.
Kısaca özetlediğimiz bu durumların yarattığı sonuç ise açıktır: Sendikal hak ve özgürlüklere ulaşamama, güvencesizlik ve sendikasızlık...
Ülkemizde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre 11 milyon 631 bin
866 işçinin ancak 1 milyon 32 bin 166’i yani işçilerin yüzde 8.88’i sendikalıdır. Bu sayılara ülkemizde yaygın olarak var olan kayıt dışı çalışanlar
da eklendiğinde rakam çok daha çarpıcı düşmektedir.
Tüm olumsuz gerçekler ortamında sendikamız
Tez-Koop-İş’in 51 bin 499 üye ile 10 No’lu Ticaret,
Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolunun en
büyük sendikası olması; Türk-İş Konfederasyonu’nun 3. ve Türkiye’nin ise 4. büyük sendikası
niteliğini artan üye sayısı ile koruması, son derece
anlamlı ve önemlidir.
Sendikamız bu olumlu görüntü ile yetinmeden
yeni kazanımlar hedeflerine yönelmelidir.
Emeğin yüceltildiği, demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirildiği bir ülke dileğiyle...
uygulanmaması birçok güvencesizlik unsuru arasında öne çıkmaktadır. Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Yasası’nın güvence konusunda çok
daha kırılganlaştırılması ise işin insan onuruna
yakışır olmasının temel koşullarından birini oluşturan örgütlenme hakkına bir darbe niteliği taşımaktadır.
Ülkemizde uzun yıllardır sendikal örgütlenme
konusunda yaşanan sorunlar, günümüzde çok
büyük ölçüde artmıştır. Bu durum diğer birçok
unsur ile değerlendirildiğinde tehlikeli bir sendikal
hak ve özgürlükler sorunu oluşturmakta ve tüm
sendikal hareketin gündemini belirlemektedir.
Kasım 2012’de yürürlüğü giren yeni 6356 sayılı
Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi, ne yazık ki
sendikal hak ve özgürlükler yönünden 12 Eylül
1980 Askeri Darbe Döneminin izlerini taşıyan
daha önceki yasalardan çok fazla ayrı hükümler
taşımamaktadır.
Sendikal hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar genel olarak hangi noktalarda odaklanmaktadır?
- Sendikalar, toplu iş sözleşmesi yetki sürecinin başlangıcından bağıtlanmasına
kadar tüm aşamalarda karmaşık prosedürlere zorlanmaktadır.
- Demokrasinin ve emeğin hak ve özgürlüklerinin güvencesi ve ölçütü olan grev
hakkı sınırlandırılmıştır. Hak grevi yasaktır. Birçok sektör ve alt sektörde grev
uygulamasına geçilmesi yasaklanmıştır
ya da olanaksızlaştırılmıştır.
- İş güvencesini sağlayan yasal düzenlemeler etkili koruyucu niteliklerinden
yoksundur, yetersizdir; uygulanma ve
denetim zorlukları içindedir.
- İşyeri temsilcilerinin hak ve yükümlülükleri yetersizdir; sendikaların işyeri kurullarında etkin olarak görev almaları
kısıtlıdır ve engellenmektedir.
- Ülkemizde ücretlilerin önemli bir kesimini oluşturan kamu çalışanlarının grevli ve toplu sözleşmeli sendikal hakları
bulunmamaktadır. Kamu çalışanları için
öngörülen “Toplu Sözleşme”, uluslararası sözleşmelere ve standartlara
uygun olmayan sözde bir kavramdır.
- Toplu işten çıkarmalar konusundaki ya-
Osman Gürsu
Genel Başkan
3
SENDİKAL GÜNDEM
saldırı altında bulunduğunu
açıkladı. Raporda, siyasal
aktivistler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar başta olmak üzere
binlerce insan için her yıl
kovuşturma açıldığı vurgulanarak Türkiye’nin uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerine
bağlı kalmadığı belirtildi.
İfade özgürlüğünün yanı
sıra demokratik barışçıl protesto, örgütlenme özgürlüğü
gibi diğer insan haklarının
da tehdit edildiğinin vurgulandığı raporda, yalnızca
yasal düzenlemelerin yeterli
olmadığı, kimi olumlu yasal
düzenlemelere rağmen uygulamaların anti-demokratik
olduğu belirtildi. Tüm ülkemizi sarsan “Gezi eylemleri”
öncesinde yayınlanan bu
rapor, Türkiye’de ifade özgürlüğünün ne kadar önemli
sorun olduğunu öngörmesi
yönünden dikkat çekiciydi.
“Demokrasi ve insan haklarının ön şartı:
İfade özgürlüğünün tam zamanı”
90 yıllık cumhuriyet tarihinin en önemli sorunlarından
biri hemen her dönemde
düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün farklı kapsamda
ve şiddette sınırlandırılması
ve baskı altında tutulması
olmuştur. Bu durum Avrupa
Birliği üyeliği sürecinde olduğu belirtilen Türkiye için
yıllardır değişmedi, değişmi-
yor. Siyasal erki ellerinde
bulunduranlar nedense düşüncelerini özgürce dile getirmek isteyenlere copuyumruğu-gazı hiç eksik bırakmıyor.
Son olarak Uluslararası Af
Örgütü, “Türkiye: İfade Özgürlüğünün Tam Zamanı”
başlıklı bir raporda Türkiye’de ifade özgürlüğünün
Tez-Koop-İş: Daha ileriye...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gereğince işkollarındaki işçi sayısı ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2013
Temmuz ayı istatistiklerinin yer aldığı Tebliğ, Resmi Gazete’nin 30 Temmuz 2013 tarihli sayısında yayınlandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre
51.499 üye ile 10 No’lu Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolunun en büyük sendikası olan ve üye artışı devam
eden örgütümüz, Türk-İş Konfederasyonu’nun 3. ve Türkiye’nin ise 4. büyük sendikasıdır.
Tez-Koop-İş Sendikası, son yıllarda atılıma dönüştürdüğü örgütlenme, kurumsallaşma ve yapılanmasını daha ileri boyutlara ilerleterek işkolunda yeni örgütlenme hedeflerine
yönelmeye ve onlara yeni sendikal güvenceler ve haklar
sağlamaya kararlıdır.
4
(Devrimci Sağlık İşçileri
Sendikası), HAYAD (Hasta
ve Hasta Yakını Hakları
Derneği), THD (Türk Hemşireler Derneği), Türk Ebeler Derneği, TÜM RAD DER
(Tüm Radyoloji Teknisyenleri/Teknikerleri Derneği),
TMRT DER (Türk Medikal
Radyoteknoloji Teknisyenleri Derneği), SHUD (Sosyal
Hizmet Uzmanları Derneği),
Türk Psikologlar Derneği,
SÖZSEN (Sağlık Çalışanlarının Sözü Sendikası), Sağlık
Hizmetleri
Sınıfı
Çalışanları Derneği, eylem
için 11 Nisan 2013 tarihinde
yaptıkları basın açıklamasında özetle şu görüşlere
yer verildi:
“Dr. Ersin Arslan Gaziantep’de bir hasta yakını
tarafından bıçaklanarak
katledildi. Aradan bir yıl
geçti, ancak sağlık çalışanları her gün ülkenin
dört bir yanında dayak ye-
“Sağlıkta şiddete son vermek için
genel iş bırakma eylemi
Sağlık çalışanlarının örgütleri, sağlık alanında yaşanan
şiddete
dikkat
çekmek amacıyla 17 Nisan
2012 tarihinde bir hasta yakını tarafından öldürülen Dr.
Ersin Arslan’ı anmak için 17
Nisan 2013 tarihinde iş bırakma eylemi gerçekleştirler.
Tüm ülke düzeyinde bin-
lerce sağlık çalışanı acil hizmetler dışında iş bırakırken
yapılan eylemlerde ve basın
açıklamalarında sağlık çalışanlarına dönük şiddete
dikkat çekildi.
TTB (Türk Tabipleri Birliği), TDB (Türk Dişhekimleri Birliği), SES (Sağlık ve
Sosyal Hizmet Emekçileri
Sendikası), Dev Sağlık-İş
meğe devam ediyorlar.
Ortada sağlık çalışanları
ve hastaları, hasta yakınlarını karşı karşıya getiren
akıl dışı bir sağlık sistemi
var.
Sağlık Bakanı değişti,
sağlık sisteminde düzelme denecek hiçbir
adım
atılmadığı
gibi
atılma niyeti de yok.
Ödeme güvencesini tamamen yitirmiş, çalışanları birbirine düşüren,
sağlıkta kaliteyi düşüren
performans uygulaması
var!
Gittikçe ağırlaşan iş
yükü ve angarya, 7/24
esnek, kuralsız ve baskı
altında çalıştırılma var!
Birlik hastaneleri arasında dama taşı gibi dolaşma, işyeri güvencesinin tamamen ortadan
kalkması, görev tanımı dışında “sağlıkçı her işi yapabilir
mantığı”
ile
Bangladeş’te cinayet...
Haber kuşaklarında izlememiş olabilirsiniz. Bangladeş’te 24
Nisan 2013 günü yaşanan yangın sonucunda yaklaşık 1200
(binikiyüz) işçi yaşamını yitirdi.
Neden? İşçiler iş güvenliği önlemlerinin olmadığı ortamlarda
çalıştırıldığı için. Onlar düşük ücretlerle, her türlü güvenceden yoksun ve sendikasız olarak dünyanın en önemli tekstil
markaları için üretiyorlardı. Bu cinayete uluslararası sendikal
örgütler suskun kalmadı. Küresel Sanayi İşçileri Federasyonu (IndustriALL) ile birçok demokratik örgüt ve sendika birlik kampanya başlatarak işçilerin güvenli ortamda
çalışmalarını sağlayacak bir anlaşmaya şirketleri imza atmaya çağırdı. Pek çok uluslararası marka ve şirket Bangladeş’te Yangın ve Bina Güvenliği Anlaşmasına imza attı.
Türkiye’den kimlerin bu anlaşmaya imza attığı ve atmadığını
sendikalar izlemelidir: Mutlaka!...
5
çalıştırılma var!
Özel sektörde güvencesiz, parasını alamadan,
kölelik koşullarında çalışma var!
Siyasetçiler, yöneticiler
tarafından küçük düşürülme, hedef gösterilme
var!
Tüm bunların sonucunda bozuk bir sağlık
sistemi, tedavi olamayan
hastalar, çalışanlara yönelmiş öfke ve şiddet var!
Böyle sağlık sistemi
olmaz.
Bu şartlarda iyi hekimlik, dişhekimliği, hemşirelik, ebelik, teknisyenlik
yapamıyoruz.
Nitelikli sağlık hizmeti
veremiyoruz.
Kamu
hastanelerinin
yöneticileri ve özel hastane sahiplerini şiddete
karşı sahici önlemler almaya ve şiddetin sebeplerini ciddiyetle gözden
geçirmeye çağırıyoruz.
Yurttaşlarımızı daha iyi bir
sağlık sistemi için 17
Nisan gününe Merkezi
Hastane Randevu Sistemi’nden randevu almamaya, aldıkları randevuları ertelemeye, eylem ve
etkinliklerde sağlık çalışanlarının yanında yer almaya çağırıyoruz.
Böyle sağlık sistemi
olmaz.
Bu şiddet sona ERS!N.”
PTT işçilerinden özelleştirmeye tepki:
Ülke düzeyinde iş bırakma...
tığı eylemler öne çıktı. Bu
amaçla Haber-Sen, Türk
Haber-Sen, Birlik HaberSen ve Bağımsız HaberSen sendikaları 27 Mart
2013 tarihinde bir günlük
grev yaptı.
Sendikalar, bir devlet kurumu olan Posta ve Telgraf
Teşkilatı'nda (PTT) değişiklikler öngören ve TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu'ndan alt
komisyona
görüşülmek
üzere gönderilen "Posta
Hizmetleri Kanunu Tasarısı"nın geri çekilmesini istediler.
Türkiye genelinde yapılan
grev için yapılan basın açıklamasında şu görüşler savunuldu:
“PTT’yi “Anonim Şirket” haline dönüştüren
yasa tasarısı 5 Mart 2013
Özelleştirmelerin nasıl bir
güvencesiz çalışma ve yaşama ortamı yarattığı, kamu
varlıklarının nasıl yerli ve
yabancı şirketlere yok fiyatına terkedildiği ve bunun
ülke çıkarlarına tümden ters
olduğu artık tartışılmıyor.
Günümüzde hemen tüm
kamu kurum ve kuruluşunu
etkisi altına alan özelleştirmeler siyasal iktidar tarafından yeni kamu kuruluşlarını
ve kamu hizmet alanlarını
kapsayacak biçimde genişletilmek isteniyor.
Özelleştirme hedefinin ilk
halkalarını ulaştırma, iletişim ve sağlık alanı oluşturuyor.
İletişim alanında yeni
özelleştirme hedeflerinden
biri ise PTT...
Bu girişime karşı sendikaların yılın ilk aylarında yap-
tarihinde TBMM’ye sunulmuş ve bugün (27 Mart
2013) itibarıyla ilgili komisyonda görüşülmeye
başlanmıştır.
Hükümet, bu yasa tasarısıyla, PTT’nin düşük ücretlerle verdiği kamu
hizmetini pahalı hale getirmeyi; çalışanları esnek,
kuralsız ve iş güvencesiz
istihdam etmeyi amaçlamaktadır.
PTT’nin sunduğu kamu
hizmetini sermayenin kâr
hırsına teslim etmeyi, PTT
emekçilerini ise köleleştirmeyi planlamaktadır. Yasal güvencelerini ortadan
kaldırıp, tüm özlük haklarını yönetim kurulunun
keyfi kararlarına bırakmaktadır.
Emekliliğe hak kazanmış olan arkadaşlarımızı,
bir yıl daha çalışmaları halinde alacakları ücret karşılığındaki “yüzdelik teşvikler” ile aldatıp çalışma
hayatından koparmayı,
PTT’yi parababaları için
“dikensiz gül bahçesi”
haline getirmeyi, hemen
ardından da parça parça
satmayı hedeflemektedir.
Oysa PTT, posta dağıtım hizmetleri, banka işlemleri ve lojistik (kargo)
işlemleri ile en önemli
kamu hizmetlerinden birini yerine getirmektedir
ve bu yasa tasarısında
“Kamu yararı” bulunma-
“Eşitlik ilkesi gözetilmeli”
27 kadın örgütünün bileşiminden oluşan Kadın Emeği ve İstihdam Girişimi( KEİG), hükümetin son dönemlerde kadın
doğurganlığını arttırmaya ve kadın istihdamını "esnek çalışma" politikası ile genişletmeye yönelik uygulamalarını
eleştirdi. Açıklamada şu istemler vurgulandı:
-Çocuk kreşleri ve yaşlı bakım hizmetleri Türkiye’nin her yerinde ulaşılabilir, anadilinde bakım ve eğitimi içeren kaliteli
kamusal hizmetler olarak sunulmalıdır,
-Çocuk bakımına ilişkin bakım izinlerinin süre ve kapsamının
genişletilmesi gibi düzenlemeler sadece annelere yönelik
değil, babalara da yönelik olarak yapılmalıdır;
-Kadınlara yönelik istihdam politikaları kısmi-zamanlı ya da
esnek çalışma gibi eşitsizlikleri pekiştirecek stratejiler üzerinden değil, standart çalışma biçimleri üzerinden, eşitlik ilkesi
temelinde geliştirilmelidir.
6
maktadır. Nitekim 1 Şubat
2013 tarihinde kayıtlı
posta ve kargonun taşeron şirkete devredilmesiyle 1,5 aylık süre içinde
PTT’nin yüzde 40’lık iş
hacmi ve kamuoyu nezdindeki güveni kaybedilmiştir.
Kamuoyunun şunu bilmesini isteriz ki; PTT’nin
anonim şirkete dönüştürülmesi süreci, ilk aşamada taşeronlaştırmanın
önünü daha da açacak,
hizmet kalitesi giderek
düşecek ve pahalılaşacak, devamında da özelleştirme ile sonuçlana–
caktır.
Biz PTT çalışanları, bu
yağma sürecine geçit vermeyeceğiz. Asla ve asla iş
güvencemizi terk etmeyecek ve ne olduğu belirsiz
“statüye” geçmeyeceğiz.
İdari sözleşmelerle bizleri kandıramayacak, birer
köle haline getiremeyeceksiniz.
Kazanılmış haklarımızı
gasp etmenize izin vermeyeceğiz. Emekliliğe teşvik
tuzağına düşmeyeceğiz.
Bir yıl daha çalışarak
alacağımız ücrete denk
olan “yüzdelik teşviklerinize” aldanmayacağız.
Hükümet istiyor diye
değil; kendimiz istediğimiz için emekli olacağız.
Ve bu süreçte oyuna
gelmeyeceğiz!”
Demiryollarının özelleştirmesine
karşı genel grev
“Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun
Tasarısı”nın Meclis'e gönderilmesini protesto amacıyla KESK‘e bağlı Birleşik
Taşımacılık
Sendikası
(BTS) ile Türkiye KamuSen’e bağlı Türk Ulaşım
Sendikası 17 Nisan 2013
tarihinde tüm ülke düzeyinde etkili grev gerçekleştirdi.
Yasa Tasarının geri çekilmesi için yoğun bir eylem
takvimi işleten demiryolu
emekçileri, 16 Nisan gecesi
saat 24.00'dan itibaren işi
durdurarak demiryolu ulaşımını önemli ölçüde aksattılar.
Greve ilişkin ilk açıklama
İstanbul'da
Haydarpaşa
Garı önünde yapıldı. Demiryolu Çalışanları Platfor-
mu'nu oluşturan sendikalardan BTS ve Türk UlaşımSen üyeleri, Gar içerisinde
sabah saatlerinden itibaren
toplanarak, halaylarla eylemlerini sürdürdü.
Haydarpaşa Garı'nda yapılan açıklamada özelleştirme girişimlerine karşı
çıkılarak getirilen yasa tasarısı ile güvencesiz, esnek ve
kuralsız bir çalışma ortamının yaratılmak istendiği demiryolu hizmetinin, kamu
hizmeti olmaktan çıkarılarak
özelleştirmenin hedeflendiği
belirtildi.
Yasayla, ucuz ve güvencesiz işgücü kullanımının
önünün daha da açılacağı
vurgulanarak yeni dönemde
kaosu yaratacak tehlikeli
sonuçların tüm ülke insanlarını ilgilendiren olumsuzluklar üreteceği belirtildi.
Asgari ücret açlığa yetiyor mu?
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma
Enstitüsü (DİSK-AR) en yoksul yüzde 20’lik kesimin yaşamını sürdürebilmek için gelirinin ancak yüzde 33,7’sini gıda
harcamalarına ayırabildiğine dikkat çekti.
DİSK-AR’ın hazırladığı raporda, asgari ücretlilerin üç öğün
için kişi başına ayırabildiği paranın 2,36 lira olduğu açıklandı.
Eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli Temmuz
2013’te elde edeceği geliri ile gıdaya ancak 9 lira 44 kuruş
ayırabilecek.
Buna göre asgari ücretlinin üç öğün için kişi başına ayırabildiği tutar 2,36 TL. Öğün başına bu tutar sadece 79 kuruş düzeyinde kalıyor. Bu miktar ocak ayında 76 kuruştu.
Dolayısıyla 2013 yılı temmuz zammı öğün başına sadece 3
kuruşa denk gelmektedir.”
Kısacası asgari ücret ancak açlığa/sürünmeye yeter ücret...
7
duruma daha fazla müsaade edemedik. Önce
evimizde bu uygulamaya
son vermenin doğru olduğuna inandık ve hemen
göreve geldikten sonra
gereken çalışmaları yaparak, bütün işçilerimizi
kadrolu bir statüye kavuşturduk. Artık çalışanlarının tamamı sendikalı olan
taşeron işçi çalıştırmayan
tek siyasi parti CHP’dir.”
Kadroya geçen 37 kişinin
yeni statüleri ile elde ettikleri
kazanımların hem kendileri
hem de CHP açısından sevindirici olduğunu kaydeden
Oran, “Onların da bu süreçten sonra çok daha
güçlü, candan ve istekli
bir şekilde partimize sundukları katkının artarak
devam edeceğine inanıyoruz” diye konuştu.
“Taşeronda çalışan işçilerin tümü
artık kadrolu”
Güvencesiz çalışma biçimi olan taşeronlaşmanın
sona erdirilmesi hedefini siyasal gündemine alan Cumhuriyet Halk Partisi, örnek
bir adım atarak parti genel
merkezinde “taşeron” uygulamasına son verdi. Böylece,
siyasal
partiler
arasında taşeronda işçiliğe
son veren ilk parti CHP
oldu.
Taşeron firma aracılığıyla
CHP Genel Merkezi’nde çalışan 37 işçi, taşeron şirketle yapılan sözleşmeye
son verilmesinden sonra
kadrolu olarak işe alındı.
Sendikamız Tez-Koopİş’e üye olan ve toplu iş sözleşmesinin
hak
ve
güvencelerinden yararlananan işçiler Genel Başkan
Kemal Kılıçdaroğlu ile
Genel Başkan Yardımcısı
Umut Oran’ı ziyaret ederek
kendisine çiçek sundular.
Burada bir konuşma
yapan Kemal Kılıçdaroğlu,
taşeron çalıştırmanın yasaklanmasına ilişkin amaçlarını tekrarladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran; “Ankara’da tüm siyasi partiler
içerisinde taşeronu kaldırarak çalışanlarının tamamını toplu sözleşmeli,
sendikalı yapan tek siyasi
parti biziz” dedi.
Umut Oran sözlerini şöyle
sürdürdü:
“Bunu da her yerde, her
zaman söyledik. Taşeron
işçilik özellikle emekçiler
yönünden büyük hak kayıplarına neden oluyor,
onların iş güvencelerini,
kazanımlarını bir boyutuyla tehdit ediyor. Biz bu
“İşsizlik garanti”
Türkiye’nin en önemli sorunlarından birini oluşturan işsizliğin
en belirgin niteliklerinden biri işsizliğin yapısal özellikler taşıması, genç işsizliğin yaygın olması ve eğitimli işsizliğin
önemli bir büyüklük göstermesidir.
Onbinlerce üniversite mezunu öğretmenlerin atanmaları için
beklemeleri bir yana, diğer birçok dalda mezun olmuş gençlerimiz ya atama kuyruklarında bekliyor ya iş başvurularına
yanıt verilmiş mi diye elektronik postalarına veya cep telefonları mesajlarına bakıyor; önemli bölümü ise yılgınlık
içinde hiç de çalışmak istemediği, eğitim gördüğü alanın dışında bir işte çalışıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı veriler, nedense yıllardır hemen iyileşme belirtisi göstermiyor. Verilere göre işsiz
olanların yaklaşık 2 milyon 500 bini yüksek okul mezunu.
Yani diploma alana bu ülkede işsizlik garanti...
8
Türkiye'de Sendikal Haklar ve Sendikal
Örgütlenme Forumu
Sendikalar için uluslararası dayanışmanın önemi
tartışılamaz.
Sendikal hareketi için
artık neredeyse bir varlık
şartı olan bu gerçeği kimilerinin “enternasyonalizm
bitti” söylemleriyle değersizleştirmeye çalışmaları
değiştiremez, değiştiremeyecek. Çünkü sendikal hareket için sınırları aşan,
sınırların üstündeki dayanışmalar her zamankinden
çok daha değerlidir... Bu
dayanışma olmaksızın demokratik hak ve özgürlüklerin yaşama geçebileceğini
ya da korunabileceğini düşünmek olanaksızdır. Özellikle
egemen
güçlerin
sendikaları soyutlama girişimlerine karşı uluslararası
dayanışma tartışmasız bir
öneme sahiptir.
Yaklaşık 140 ülkeden 50
milyon işçiyi temsil eden IndustriAll, 150 ülkeden 20
milyon işçiyi temsil eden ve
sendikamazın da üye bulunduğu UNI (Küresel Sendikal Birlik), 150 ülkeden
4,5 milyon işçiyi temsil
eden ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu)’nun 25 Mart günü
İstanbul’da düzenlediği aralarında sendikamızın da
bulunduğu çok sayıda sendikal örgütün katıldığı “Türkiye'de Sendikal Haklar
ve Sendikal Örgütlenme”
konulu forum, son dönemlerde gerçekleştirilen kapsamlı bir toplantı olma
niteliği ile öne çıktı.
Foruma küresel sendika
federasyonları adına Alen
Clifford (ITF Küresel Örgütlenme ve Tedarik Zinciri
Değişen pek bir şey yok...
Yeni bir yüzyılın 13 yılını geride bırakırken dünya kadınlarının eşitlik, ayrımcılık, yoksulluk gibi temel sosyal sorunlarında çok önemli ilerlemeler olduğu söylenemez.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kaynaklarına göre
2007’de, çalışma yaşındaki kadınların yüzde 52,5’i çalışıyordu ya da bir iş arayışındaydı. Bu oran erkeklerde biraz
daha yüksek: Yüzde 78,8...
Kadınlar dünya gelirinin ancak yüzde onunu kazanırken ücretlendirilmeyen işlerin üçte ikisini yerine getiriyorlar. Ücretli
bir işe sahip olanlar ise aynı veya yaklaşık değerdeki bir iş
için erkeklerin aldığı ücretin ortalama olarak dörtte üçünü kazanıyor. UNESCO’ya göre dünyada 800 milyona yakın insan
okuma yazma bilmiyor ve bu sayının üçte ikisini kadınlar
oluşturuyor. Okuldan yoksun bırakılan çocukların üçte ikisi
ise kız çocukları...
9
Projeleri Asistan Koordinatörü), Alke Boessiger (UNI
Küresel Sendikası Ticaret
Başkanı), Alen Tate (UNI
Strateji Kampanyalar, Örgütlenme, Araştırma ve Eğitim Başkanı), Liz Umlas
(UNI Danışmanı), Kemal
Özkan (IndustriAll Genel
Sekreter Yardımcısı) katıldılar.
Uluslararası sendika temsilcilerinin açılış konuşmaları
yaptığı
Forumda
Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz
Çelik “Yeni Sendikalar ve
Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” konulu sunum yaptı.
Forumda konuşan sendikacılar sendikal haklara yönelik saldırılar konusunda
gözlem ve değerlendirmelere yer verdiler.
Berkeley İşçi Araştırma ve
Eğitim Merkezi’ndeki çalışmalarıyla tanınan Prof.
John Logan, yaptığı konuşmada, işçilerin sendikal etkinliklerde bulunmaları nedeniyle işten çıkarılmalarının, Türkiye’de emek piyasası standartlarını aşağı
düşürdüğünü söyledi ve bu
uygulamaların Uluslararası
Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerine aykırı olduğunu
belirtti.
Sendikal
özgürlüklerin
geniş boyutlarda değerlendirildiği toplantı, uluslararası
dayanışmanın önemini bir
kez daha ortaya çıkardı.
“Hava-İş’in onurlu grevini sonuna kadar
destekliyoruz”
surlar açısından çok farklı
yönleri bulunan, çok farklı
gelişim süreci içinde yaşanan grev...
Yaklaşık 3 aydır devam
eden grevi anlayabilmek
için yaklaşık iki yıl öncesine
gitmek gerekiyor. İzleyelim:
Aralık 2011- Hava-İş
Sendikası işkolunun tek örgütlü sendikası olarak toplu
Günümüzde Türkiye sendikal hareketi için tarihsel
önemde örnek olaylardan
biri daha yaşanıyor: Türk
Hava Yolları grevi....
15 Mayıs 2013 tarihinde
başlayan grev, sıradan bir
toplu iş uyuşmazlığı ile açıklanabilecek bir grev uygulaması değil; gelişim süreci,
greve çıkışa neden olan un-
iş sözlemesi yetki başvurusunda bulundu.
Şubat 2012- Siyasal iktidara sıkı sıkıya bağlı bir yönetim anlaşıyı izleyen THY
Yönetimi, sendikasızlaştırma politikalarını aktifleştirme doğrultusunda Hava
-İş Sendikası’nın yetki başvurusuna itiraz ederek 23.
Dönem Toplu İş Sözleşmesi
için yetki uyuşmazlığı çıkardı. Bu politikanın sonunucu olarak Ocak 2011’de
Herhangi bir iş değil...
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC)’na göre, her
insan, saygın bir yaşam sürmesine olanak verecek bir işe
sahip olmalıdır. Çalışma hakkı bu amaca ulaşmada temel bir
unsurdur. Ancak bu, herhangi bir çalışma olmamalıdır: İnsan
onuruna yakışır nitelikte olmalıdır. İnsan onuruna yakışır işin
temel amacı, her kadın ve erkeğin, eşitlik, adalet, güvenlik
ve saygınlık koşulları içinde üretken bir işe erişim olanağını
gerçekleştirmek olmalıdır. İnsan onuruna yakışır iş, sosyal
koruma önlemlerini kapsamalıdır. Sosyal koruma önlemleri
ise işsizlik yardımlarını, anneliğin korunmasını, babalık veya
ebeveynlik iznini, çocukların ve bakmakla yükümlü olunan kişilerin bakımını, kreş hizmetlerini ve yeterli düzeyde ödenen
emekli aylıklarını kapsamalıdır.
Ve sendikalar insan onuruna yakışır işin gerçekleştirilmesinde mutlaka temel sosyal örgütler olmalıdır.
10
başlaması gereken toplu
sözleşme görüşmeleri 12
ay gecikmeyle 2012 Şubat
ayında başlayabildi.
Mayıs 2012- İşverenin
uzlaşmaz tutumu nedeniyle
toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı, görüşmeler yine
tıkandı. Bunun üzerine
Hava-İş grev kararı aldı.
Ancak THY yönetiminin imdadına AKP Hükümeti yetişti.
Askeri
yönetim
dönemlerinde bile yaşanmayan bir süreçle havacılık
sektöründe grev yasağına
ilişkin yasa taslağı hazırlandı.
23 Mayıs 2012- Hava-İş
Sendikası, THY Genel Müdürlüğü’nün önünde 4 bine
yakın üyesiyle uyarı eylemi
yaptı.
29 Mayıs 2012- Türkiye
için kara günlerden biri: Havacılık işkolunda grev yasağı getiren yasa TBMM’de
kabul edildi. Bu demokratik
olmayan baskıcı-yasakçı
yasayı protesto etmek amacıyla sendika üyeleri protesto gösterisi yaptılar.
Bu arada THY Yönetimi
305 Hava-İş üyesi işten çıkardığını açıkladı. İşçilere
çıkış bildirimleri telefonlarına yapıldı. Ancak bu işten
çıkarmalar sorunu daha da
karmaşık hale getirdi.
2 Ağustos 2012- Yüksek
Hakem Kurulu, 23. Dönem
Toplu İş Sözleşmesi’ni sonuçlandırdı.
7 Kasım 2012- Türkiye’de ve dünyada gösterilen
tepkiler olumlu sonucu verdi
ve yeni 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Yasasında havacılık sektöründeki grev yasağı kaldırıldı.
Ocak 2012- 24. Dönem
Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri başladı.
15 Mayıs 2013- Sendika
işverenin anlaşmaya yanaşmaması nedeniyle grev uygulamasına
başladı.
Hava-İş Sendikası’nın açıklamasına göre, grev uygulama kararının geç bir tarihe
bırakılmasının nedeni, görüşmeler yoluyla bir çözüme
ulaşılmasına olanak yaratılmasıydı. Greve yol açan nedenlerin başında uçuş
güvenliği ile ilgili olduğu sorunlar gelmektedir. Ayrıca
grev yasağını protesto eyleminde çıkarılan işçilerin işe
iadesi de sendikanın taleplerinin önemli bir bölümü
oluşturmaktadır.
17 Mayıs 2013- THY yönetiminin grev kırıcı uygulamalarına karşı Sendikal
Güç Birliği Platformu bir
açıklama yaptı. Açıklamada
THY yönetiminin grev kırıcılığına yöneldiği ve uçuşgüvenliğini tehlikeye atan
kural dışı uygulamalara yöneldiği belirtildi.
24 Haziran 2013- Sendikal Güç Birliği Platformu,
Uluslararası Eylem Günü
etkinlikleri
çerçevesinde
THY grevcilerinin yanındaydı. Hem ülkemizde son
dönemde yaşanan hükümet
ve polis baskısını protesto
etmek için hem de THY
grevcileriyle dayanışmak
için Sendikal Güç Birliği
Platformu’nu oluşturan aralarında sendikamızın da bulunduğu sendikalar, THY
Genel Müdürlüğü önünde
bir araya geldiler.
8 Temmuz 2013- Hava İş
Sendikası’nın 56 gün önce
başlattığı grev devam ederken, mahkeme, THY'nin
grevdeki işçiler yerine yeni
işçi çalıştırmasıyla ilgili ihtiyati tedbir kararı aldı. İş
Mahkemesi, greve çıkan işçilerin yerine başka işçi çalıştırılamayacağına hükmetti.
...Ve grev sürüyor...
Grev hakkı
Sendikal örgütlenme hakkının iki önemli tamamlayıcısı vardır.Bunlardan birisi toplu sözleşme hakkı, diğeri grev hakkı...
Bu hakların varlığı demokrasinin olmazsa olmaz ölçütünü
oluşturur. Ülkemizde grev hakkının yasal olarak tanınması
1961 Anayasası ile başlar. Bu yönüyle grevin yasal olarak tanınması “genç” sayılabilecek bir geçmişe dayanmaktadır.
Ancak grev uygulamalarının tarihi 19. Yüzyılın ortalarına
kadar gitmektedir.
Ülkemizde grev hakkı, dünyadaki uygulamalar değerlendirildiğinde önemli sınırlandırmalar, yasaklar içermektedir. Öncelikle grev hakkı yalnızca toplu iş sözleşmesi prosedürüne
bağlanmıştır. Farklı grev biçimlerini uygulamak yasal olarak
belirtilmemiştir.
Sendikal hakların etkinliğinden ve demokrasiden söz ediliyorsa grev hakkına çok daha vurgu yapmak zorunludur.
11
Birleşmiş Milletler Örgütü:
Türkiye 187 ülke arasında 90.sırada
Günümüzde bir ülkenin
ekonomik, sosyal ve siyasal
olarak hangi konumda bulunduğunu belirleyebilmek
için diğer ülkelerle karşılaştırılması zorunlu...
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)’
nin her yıl yayınladığı İnsani
Gelişme Raporu, bu konuda
önemli veriler sunuyor. Ülkelerin hangi gelişme aşamasında bulunduğunu ve
nasıl bir gelişme süreci yaşadığını verilerle sunan bir
rapor özelliği taşıyor. Bu raporun yansıttığı verilerin
önemli bir özelliği ülke yöneticisi parti, hükümet ve
onların liderlerinin çoğu kez
böbürlendikleri balonlarını
söndürmesi, yaldızlarını kazıması; yani krallara çıplak
olduklarını göstermesi...
UNDP’nin Raporuna göre
Küresel istihdam Raporu:
“Güvenli işe ulaşmak çok daha zor*
İnsani Gelişme Endeksi’nde
Norveç, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri, 187
ülke ve bölge arasında
önde bulunuyor. Türkiye, insani gelişme endeksi sıralamasında 90. sırada yer
alıyor. Türkiye’nin hemen altında Kolombiya, Sri Lanka,
Cezayir, Tunus bulunuyor.
Son 10 yıllık dönemde
yoksul Güney ülkelerinde
önemli iyileşmelere tanık
olunduğunun belirtildiği Raporda, Güney’de insani gelişimin sürdürülebilir olması
yolunda dört temel alan belirlenmektedir. Bunlar; kadın
- erkek eşitliğinin artırılması,
özellikle genç nüfus olmak
üzere halkın daha çok katılımının sağlanması, çevresel baskılarla mücadele ve
son olarak demografik değişimin yönetilebilmesi...
İşsizlik gerçeği tüm dünyayı saran önemli bir sosyal
olgudur.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün yayınladığı 2013
Küresel İstihdam Eğilimleri
Raporuna göre 2008 yılında
zirve yapan küresel kriz,
önemli etkilerini günümüzde
de sürdürmektedir.
ILO’nun bu önemli raporunda krizin işsizlik oranlarındaki yükselme eğilimini
nasıl beslediğini göstermektedir. Bu yükselme, kısmenkriz tarafından tetiklenmek
üzere, işlerin sektörler arasında sergilediği kaymalardan
kaynaklanmaktadır.
Gelişmiş kapitalist ekonomilerin birçoğunda faiz oranları tarihsel olarak düşük
düzeylerde
gelişmesine
rağmen, yatırımlarda ve istihdamda belirgin topar-
lanma belirtileri görülmemektedir.
Düşük tutulan büyüme
beklentileri gelişmekte olan
ülkelere de yayılmaya başlamıştır. Oysa düşük üretkenlik ve ücretlerdeki yavaş
artış, gelişmekte olan pekçok bölgede günümüzde de
bir sorundur. Bu sorun özellikle daha yoksul ülkelerde
istihdamda ve harcanabilir
gelirlerde artışı engellemekte, küresel eşitsizliği
daha da artırmaktadır.
ILO tarafından yayınlanan bir diğer rapora olan
2013 Küresel Genç İstihdamı Raporuna göre, genç
işsizliği günümüzde de
AB’de 26 milyon genç işsiz...
Sosyal hakların ileride olduğu Avrupa Birliği’nde işsizlik sorunu varlığını koruyor. Çalışabilir nüfusu 280 milyona dayanan Avrupa Birliği'nde yalnızca işsiz genç sayısı 26 milyona
ulaştı. AB genelinde işsizlik oranı yüzde 10 düzeyindeyken
16-25 yaş aralığındaki gençler arasında bu oran yüzde 25.
Euro krizi nedeniyle iflasın eşiğine gelen Yunanistan'da işsizlik oranı yüzde 21, gençlerde ise yüzde 60 dolaylarında. İspanya'da da rakamlar Yunanistan'a yakın. Başka bir
anlatımla bu ülkelerde iş arayan her iki gençten biri iş bulamıyor. Genç işsizlerin oranı Portekiz'de yüzde 43’e ve İtalya'da yüzde 41'e kadar çıkıyor. Euro Bölgesi'nde durumu iyi
olan Almanya'da gençlerin işsizlik oranı yüzde 9. Ancak bu
oran aralarında Türkiyeli göçmen kökenli gençlerin de bulunduğu kesimde yüzde 20.
12
sorun olmayı sürdürüyor.
ILO raporunda 2012 ve
2013 yıllarında ekonomik
kriz sonrası küresel iyileşmenin zayıflamasının gençler arasındaki işsizliği daha
da artırdığı belirtiliyor.
Raporda gençlerin büyük
bölümünün cesaretleri kırılarak iş aramayı bıraktığı; iş
aramayı aktif olarak sürdüren gençlerin ise yapacakları iş ile ilgili daha az seçici
oldukları belirtiliyor.
Rapor, gün geçtikçe artan
sayıda gencin kendini ya
yarı zamanlı ya da geçici
işler içinde bulduklarını vurguluyor.
Her iki raporun ortaya
koyduğu ana noktalardan
birisi şu: Günümüzde güvenli işe ulaşabilmek artık
çok daha zor, çok daha çileli...
Türkiye, çalışma ve sendikal haklar
konusunda en kötü 25 ülke arasında...
den biri arasına girdi.
5-20 Haziran 2013 tarihleri arasında Cenevre’de
yapılan Dünya Çalışma
Konferansı’nda Türkiye’den
işçileri temsilen konuşan
Türk-İş
Genel Başkanı
Mustafa Kumlu, çalışma yasalarında yapılan düzenlemeleri
ve
taşeron
çalıştırmaları
eleştirdi.
Kumlu Taksim Gezi olaylarıyla ilgili olarak; “Türkiye’de yaşanan ve diğer
ülkelerin de ilgisini çeken
kitlesel gösteriler, çeşitli
iktidar uygulamalarının
toplumda yarattığı birikimin bir dışa vurumu olarak değerlendirilmektedir.
Bu ve benzeri toplumsal
olaylarda anlama ve diyalog kurma tavrının benimsenmesi, her türlü şiddet,
çatışmacı ve dayatmacı
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) her yılın haziran ayının ilk haftası
içinde topladığı Dünya Çalışma Konferansı’nda Türkiye
ILO sözleşmelerine
uyumlu olmayan yasal düzenlemeler ve uygulamalar
nedeniyle en kötü 25 ülke-
üslubun geride bırakılması, demokrasinin gereğidir” dedi.
Kumlu
konuşmasında
Türkiye’de yaşanan ekonomik büyümenin işçi sorunlarının sonlandığı anlamına
gelmediğini belirterek özetle
şunları söyledi:
“Türkiye’de ekonomik
büyüme, işçi hareketinin
sorunlarının bittiği anlamına gelmemektedir.
Çalışan kesimin sorunları hala çözüm beklemekte ve bu sorunlara
değişen çalışma ilişkileri
nedeniyle farklı sorunlar
eklenmektedir. Örneğin,
taşeronlaşma
bugün
örgütlenmenin önündeki
en büyük engellerden birisi haline gelmiştir.
Sendikal hakları düzenleyen kanunlar değişmiş
olmasına rağmen ülkemde sendikalaşma oranı
hala çok düşük seviyededir. Kimi işyerlerinde sendikaya üye olan işçiler
halen işten çıkarılmaktadır. Yüksek kayıt dışı
oranı; yüzde elli artı bir işyeri barajı; otuzdan az işçi
çalıştıran
işyerlerinde
sendikal faaliyetleri nedeniyle işten çıkarılan işçilerin sendikal tazminat
güvencelerinin kaldırılmış
olması ve sendika karşıtlığı, örgütlenmenin önündeki önemli engeller olmaya devam etmektedir.”
Sendikasız bir plan...
2014-2018 yılları arasında Türkiye’nin ekonomik ve sosyal
hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için seçilen politikaları
içeren 10. Kalkınma Planı, TBMM’de onaylanarak yürürlüğe
girdi. Plan genel olarak sendikaların gündeminde olmasa da
onları ilgilendiren çok önemli noktalar içeriyor.
Özellikle sosyal politikalarda hiçbir şeyin değişmediğini, değiştirilemediğini söylemek gerekiyor. Bunun anlamı güvencesizliğin, korumasızlığın süreceğidir. Kadınların
doğurganlıklarına vurgu yapılan Plan’da onların işgücüne katılımı için kısmi zamanlı çalışma, parça başına iş, evde çalışma gibi esnek istihdam modelleri düşünülüyor. Planın
İstihdam ve Çalışma Hayatı bölümünde sendika kavramının
adı yok. Sosyal politikaları, ticarileştirilme üzerine oturtan
10. Plan, geleceğe dönük aydınlık öngörülerde bulunmayan,
sorunlu sözcükler ve hedefler yığını...
13
Türk-İş Genel Başkanı
Kumlu konuşmasında, tüm
dünyanın dikkatle izlediği
Gezi Parkı eylemleri bağlamında demokratik gösteri
ve eylem hakkına değinmediği gibi sendikalara dönük
baskı ve şiddet eylemleriyle
tutuklamaları gündeme getirmedi.
Konferansta
konuşan
Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Kutadgobilik çalışma ve
sendikal yaşama ilişkin
yasal düzenlemeleri överek
ekonomik büyümenin önemine değindi.
TİSK Başkanı, son dönemde gerçekleştirilen yasal düzenlemelere rağmen
Türkiye’nin sendikal haklar
konusunda 25 ülkenin yer
aldığı “dar listeye” alınmasını eleştirdi.
Türkiye’den katılan işçi
temsilcileri sorunlar konusunda sert eleştirelerde bulundu ve ILO Standartların
Uygulanması Komitesi’nde
özetle şu görüşleri dile getirdiler:
-Kamu ve özel sektör
işçileri arasında dolaylı
ayrımcılıklar devam ediyor.
-Kamu çalışanlarının
sendikal
haklarına
önemli müdahaleler yapılıyor. Özellikle son yıllarda bazı sendikalara
üye olunması konusunda baskılar artıyor.
-Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Yasası’na
göre devam eden işyeri
ve işletme barajı yeni
sendikaların kurulmasını
dolaylı olarak etkilemektedir. Yasa sendikal tazminat haklarını kısıtlıyor
-Kamu çalışanları sendikalarının toplu iş sözleşmesi hakkı bulunmuyor.
-Grev hakları önemli
ölçüde kısıtlı, bazı işkollarında grev yasakları
sürüyor.
-Kamuda çalışanlarına
özgür toplu sözleşme
hakkı tanınmıyor. Kamu
Görevlileri Hakem Kurulunda hükümet etkin ve
bu Kurulun kararlarına
yasal itiraz olanağı yok.
-Orduda çalışan sivil
kamu görevlileri ile polisler için sendika kurma
hakkı bulunmuyor.
-Sendikal haklar ve
temel insan hakları kısıtlanıyor. KESK yetkililerine yönelik soruşturma,
gözaltı ve tutuklamalar,
örgütlenme
özgürlüğünü ortadan kaldırıyor.
-Gösteri ve toplantı özgürlükleri önemli ölçüde
kısıtlı 1 Mayıs toplantıları
güvenlik güçlerinin saldırılarıyla dağıtılıyor.
Yaşamın her alanında eşitlik,
bakım hizmetlerinde ortak sorumluluk
Ülkemizde çocuk bakımına ilişkin sosyal hizmetlerin yeterli olduğu söylenemez.
Ne dün, ne
bugün çocukların bakımı
için yapılan tüm düzenlemeler neredeyse “zorlama” düzenlemelerdir. Bu konu
gerçekte görünmeyen, saklanan ve özellikle yalnızca
kadınların sorumluluk alanına terk edilen bir sorundur.
Sorunun sahibi ve etkileneni kadın-erkek tüm insanlarımız olmakla birlikte ses
getiren ise yalnızca kadınlar
ve kadın örgütleri... Hele
devlet kurumları hiç değil...
Bunun somut kanıtı aralarında Sendikal Güçbirliği
Platformu ile bazı sendikaların kadın komisyonlarının
da bulunduğu ve tümü
kadın örgütleri tarafından
oluşturulmuş
bulunan
“Kreş Haktır Platformu”
nun yürüttüğü çalışmalardır.
Platform, Nisan 2013’te
yayınladığı ortak açıklamasında “Çocukların yetiştirilmesi sadece kadınların
değil erkeklerin de sorumluluğudur” denilirken, bakım hizmetleri, özellikle
çocuk bakımının, kamu tarafından sunulması gereken
bir hizmet, bir sosyal hak olduğu vurgulandı.
“Kreş Haktır Platformu”nun açıklamasında şu istemler savunuldu:
-Çocuk, yaşlı, engelli ve
hasta bakımı gibi bakım
yükümlülükleri yalnızca
kadınların değil tüm toplumun paylaşması gereken bir sorumluluktur.
Kaliteli ve ulaşılabilir
bakım hizmetleri devlet
“İş-yaşam dengesi için”
Avrupa Birliği ülkelerinde ticaret sektöründe, ortalama tam
zamanlı haftalık çalışma saatleri 35.6 ile 40 arasında değişiyor. Perakende sektöründe; pazar günü, akşam ve gece
dahil olmak üzere tesisin daha uzun süre açık kalması yönündeki eğilim, işçilerin daha esnek olmalarının talep edilmesinin arttığı anlamına geliyor. Sektörde yapılan
pazarlıklar; ücretler, çalışma saatleri ve çalışma koşullarını
kapsadığı gibi tesisin açık kalma süresi, pazar günü çalışma,
gece geç saatte çalışma, fazla mesai, gönüllü yarı zamanlı iş
ve esnek çalışma saatleriyle de ilgileniyor. Sendikalar, perakende sektöründe özellikle kadın ve yaşlı işçiler için esnek
bir çalışma saati aralığı konusunda yapılan görüşmelerde
aracı olmaktadır. Bunlardan bazıları, işçilere daha fazla
zaman bağımsızlığı ve iyileştirilmiş bir iş-hayat dengesi sunmayı amaçlayan oldukça yenilikçi önerilerdir.
14
tarafından sunulmalı ve
ayrıca erkekler tarafından
paylaşılmalıdır.
-Çocuk bakım ve eğitim
hizmetleri tüm ebeveyn ve
çocuklar için bir hak haline getirilmelidir.
-Mahalle kreşleri, işyeri
kreşleri, Organize Sanayi
Bölgesi (OSB) kreşleri
gibi birçok kreş modeli
var olmalı, çocuklarını
nasıl bir kreşe göndereceklerinin tercihi ebeveyne bırakılmalıdır.
-Kreşler, kolay ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli ve
özellikle vardiyalı çalışanların çocukları için 24 saat
açık olmalıdır.
-Bakım hizmeti veren
kurumlarda hem kadın,
hem erkek çalıştırılmalıdır. Çalışanlar, çocuk gelişimi ve toplumsal cinsiyet
eşitliği eğitimi almış olmalı ve her türlü ayrımcılık pratiğinden ve söylemlerinden uzak durmalıdırlar.
-Eğer ebeveyn dışarıda
çalışıyorsa, çalışma düzeneğine (vardiya sistemi,
part-time, vb.) uygun olarak ve çalışma biçimi gözetilmeden
işyerinde
çalışan herkes için emzirme odası ve bakım hizmeti olanağı sağlanmalıdır.
-İşyerlerinde emzirme
odası ve çocuk bakım hizmeti verilmesi zorunlu-
luğu kadın çalışan sayısı
üzerinden değil, toplam
çalışan sayısı üzerinden
uygulanmalıdır.
-Özellikle
ebeveynin
evde ya da dışarıda tam
gün çalıştığı bir düzende,
kreş hizmeti vermenin
yanı sıra, 4+4+4 sistemi
nedeniyle yarım gün
okula giden ilköğretim öğrencilerinin gün içinde
ders çalışıp, sosyalleşebilecekleri
merkezlerin
oluşturulması gerekmektedir.
-Kreşlerin denetim ilkelerinin belirlendiği yönerge çıkarılmalıdır ve
kreş denetimleri ebeveynlerin de içinde bulunacağı, Çocuk Hizmetleri
Genel Müdürlüğü’ne bağlı
çalışan sosyal çalışmacı
ve ilgili uzmanlar ile
STK’lardan oluşan bir
kurul tarafından belli sürelerde yapılmalıdır.
-Kreşlerle ilgili yönetmelik ve esaslar net ve
uluslar arası standartlara
uygun olmalı, var olan iktidara göre kreş politikaları şekillenmemelidir.
-Yerel yönetimlerin kreş
açması için yerel yönetimler yasasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
-Kooperatiflerin
kreş
açabilmeleri için ilgili yasada değişiklik yapılmalıdır.
Ne kadarımız örgütsüz?...
Örgütlenme hakkı ve özel olarak sendikalaşma hakkı, demokratik hak ve özgürlüklerin en önemli yanlarından birini
oluşturur. Yasaların sendikalaşma hakkını kapsaması bir ülkede sendikalaşma hakkının uygulandığı anlamına gelmez,
gelemez. Sorun, neyin, nasıl ve ne ölçüde yaşama geçtiği,
ulaşılabildiği, engellenmediği/korunduğu sorunudur.
Ülkemizde sendikalaşma rakamlarının çok küçük rakamlarda
olması güvencesiz çalışmanın oturduğu zemini besliyor, güçlendiriyor. Zayıflayan sendikal hak ve özgürlüklerle emek ve
demokrasi güçleridir. Ülkemizde sendikal örgütlenme sorunları çok boyutlu ve çok katmanlı özelliğini korumaktadır.
Ancak bu sorunun tanımlanmasında doğru soruların sorulması ve bunlara yalnızca “akademik yanıtlar” değil, gerçekçi
örgütsel yanıtların bulunması zorunludur; sendikal demokrasi ilkeleri, kuralları içinde...
15
”İş güvencesi hakkının kısıtlanmasına
dönük yeni bir girişim: Hakem Heyeti...”
Mayıs ayı başında Adalet
Bakanlığı ile Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının ortak bir çalışma yürüttükleri, iş mahkemelerinde
görülen iş ve sosyal güvenlik alanındaki uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve
daha az masrafla çözümlenmesi için çalışma başlattıkları basına yansıdı.
Yapılan çalışma şuydu:
İşten atılan işçi dava açmayacak, il ve ilçelerde kurulacak İş ve Sosyal Güvenlik
Uyuşmazlıkları Hakem Heyetine başvuracak.
İş güvencesi hakkını sınırlandıran bu düzenleme
konusunda
Tez-Koop-İş
Sendikası Genel Başkanı
Osman Gürsu basına ve
kamuoyuna bir açıklama
yaparak bu tehlikeli girişimi
eleştirdi. Gürsu açıklama-
sında şu görüşlere yer
verdi:
“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Adalet
Bakanlığı tarafından iş
güvencesini daha da darlaştıran yeni bir yasa taslağı
çalışmasının
başlatıldığı basına yansıdı.
Buna göre işten çıkartılan işçilerin dava açmalarının
önüne
engel
getirilecek; işten çıkartılan işçiler, Çalışma Bakanlığı
tarafından
oluşturulan “Hakem Heyeti”ne
başvurmadan
yasal hakları için dava
açamayacaklardır. Yapılan
düzenlemeyle iş mahkemeleri pratikte neredeyse
devre dışı bırakılarak işe
iade ve sosyal güvenlik
konularına ilişkin uyuş-
mazlıklar, il ve ilçelerde
kurulacak “İş ve Sosyal
Güvenlik Uyuşmazlıkları
Hakem Heyeti” tarafından
d e ğ e r l e n d i r i l e c e k t i r.
Hakem Heyeti beş asil,
dört yedek üyeden oluşacak ve heyet üyelerinin
dördü mülki amir (vali
veya kaymakam) tarafından atamayla, biri ise
baro tarafından belirlenecektir. Hakem Heyeti sürecinden
sonra
İş
Mahkemesi’nin vereceği
kararlar kesin olacak,
dava Yargıtay’a götürülemeyecektir.
Gündeme getirilen yasa
tasarısı, ülkemizde kısıtlı
olan yani yalnızca 30 ve
daha fazla işçinin çalıştığı
işyerinde 6 aydan daha
uzun sürelerde çalışanları
kapsayan iş güvencesini
bile neredeyse tümüyle
yok etmeye yönelik yeni
bir girişimdir.
Bu
yeni
yaklaşım,
kıdem taminatı hakkını etkisiz kılmayı, taşeron çalıştırmaları
yaygınlaştırmayı ve kiralık işçilik
sistemini yaşama geçirmeyi hedefleyen ve böylece emeğin demokratik
haklarını sınırlandırmayı
amaçlayan ve bu nitelikleriyle bir saldırganlık belgesi olan Ulusal İstihdam
Stratejisi Belgesi’ne uygundur.
Son
olarak
Kasım
İstihdamın yönü...
Ticaret sektörü, Türkiye’de de gözlemlendiği gibi Avrupa ülkelerinde de son on yılda istihdam artışının kaynaklarından
biri oldu. 2008’de perakende sektörü AB’de toplam 17.4 milyon kişiyi (AB işgücünün yüzde 8.4’ü) istihdam etti. Son yıllarda, yarı zamanlı iş ve iş saatlerindeki esnekliğe karşı olan
eğilim güçlendi. Sektör, çalışanlarının büyük oranını ise kalifiye olmayan işçiler oluşturuyor; sektörde çalışan işçilerin
yüzde 60’ı kadın ve yüzde 35’i yarı zamanlı. 30 yaş altındaki
çalışanların oranın yüzde 30 olması işgücünün görece genç
olduğunu gösteriyor. Sendikal örgütülük yönünden net rakamlar olmasa da çok önemli sorunlar bulunduğu gözlemleniyor. Ülkemizde ise ticaret sektöründeki sendikalaşma
eğilimleri büyük ölçüde artmakla birlikte, dolaylı ve doğrudan
kapsamlı engellemeler, sendikasızlaştırma teknik ve yöntemleri hiç eksik değil.
16
Özel İstihdam Büroları Yönetmeliği
yayınlandı
2012’de 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasasıyla sendikal
güvenceleri ortadan kaldıran Hükümetin bu yeni girişimi, çalışma, sendika
ve toplu sözleşme hakkına yönelik açık bir saldırı
niteliğindedir.
Amaçlanan milyonlarca
işçinin güvencesiz ortama itilmesi ve onların
“kolay alınan-kolay atılan”, “ekonomik bir girdi”
ya da “meta” durumuna
indirgenmesidir.
Konfederasyonu
ne
olursa olsun tüm sendikaların, emeği çok açık biçimde
korunmasız
bırakacak, iş güvencesini
ortadan kaldıracak bu tasarıya karşı güçlerini birleştirmesi gerekli ve
zorunludur.
manken, fotomodel ve sanatçı meslek guruplarında
yer alanlar ile genel müdür
veya daha üst düzey yöneticilerden ücret alınabileceği
belirtiliyor.
Özel İstihdam Büroları
Yönetmeliğine göre bürolar, iş arayanlardan iş ve işçi
bulmaya aracılık faaliyeti ile
işgücü piyasası, istihdam ve
insan kaynaklarına yönelik
düzenleyecekleri eğitim, danışmanlık, kişisel gelişim ve
benzeri hizmetlerden her ne
ad altında olursa olsun
menfaat temin edemez ve
iş arayandan ücret alamaz.
Hizmet karşılığı olarak ücret
sadece işverenden alınır.
Kimi noktalarda kısıtlı etkinlik göstermek üzere kurulduğu
belirtilen
özel
istihdam büroları gerçekte
çok daha geniş alanda et-
Sendikaların emek tacirliği büroları olarak değerlendirdiği
"Özel
İstihdam
Büroları”nın çalışmalarının
düzenlenmesine ilişkin Yönetmelik 19 Mart 2013 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelik, Özel İstihdam Bürolarının nasıl kurulacağını, nasıl izin alarak
etkinlik sürdüreceğini, çalışmalarını ve denetimlerini
düzenliyor.
Yönetmeliğe göre özel istihdam büroları, kamu
kurum ve kuruluşlarında iş
ve işçi bulma faaliyetleri ile
geçici iş ilişkisi düzenleme
faaliyetlerinde bulunamıyor.
Büroların iş arayanlardan
her ne ad altında olursa
olsun ücret alamayacağı,
ancak profesyonel sporcu,
teknik direktör, antrenör,
kinlik gösteriyor. Bu konuda
yasal düzenlemeleri zorlayarak etkinlikte bulunan büroların çok önemli bölümü
tüm dünyada yüzbinlerce işçinin kiralık olarak çalıştırılmasını sağlayan ve bu
anlamda dünya sendikalarının tepki gösterdiği çokuluslu işçi bürolarıdır
Bu arada özellikle belirtilmesi gereken nokta ise hükümetin özel istihdam
büroları konusunda yıllardır
“nabız yoklayarak” insan ticaretine yol açacak yeni düzenlemeler
getirmek
istemesidir. Özellikle bu konuda ilk tehlike Ulusal İstihdam Stratejisi paketi ile
gündeme getirilmek isteniyor. Buna göre bürolar geçici iş ilişkilerinde de
kullanılarak açıkça insan ticaretini gerçekleştirecek...
Birinci not:
Türkiye 1997 yılında
kabul edilen Uluslararası
Çalışma Örgütü’nün 181
sayılı Özel İstihdam Büroları Sözleşmesini kabul etmeyen ülkelerden biridir.
İkinci not:
Dünyada milyonlarca “çalışanı” bulunan ve her biri
“insan kaynakları” şirketi
görünümündeki çok uluslu
özel istihdam bürolarının en
büyüklerinin hemen tümü
Türkiye’de de “aracılık” yapıyor..
Tek soru:
Neden acaba?
İşyerinde şiddet için: Alo 170
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayınlanan
İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme Rehberi,
son yıllarda işyeri ortamında yaşanan şiddet ve yıldırma olaylarına ışık tutan bir yayın olarak dikkat çekiyor. İnternet ortamından “pdf formatı”nın indirılebileceği Rehber’de işyerinde
psikolojik tacizle karşılaşan çalışanlara yol gösterici bilgiler sunuluyor ve bu sorunla karşılaşanların “Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığının İletişim Merkezi Alo 170’i arayarak, işyerlerinde psikolojik taciz konusunda uzman psikologlardan
destek alabilecekleri” belirtiliyor.
Psikolojik taciz karşısında bireysel ve kurumsal yöntemlerin
birbirini tamamladığının belirtildiği Rehber’de “İşyerlerinde psikolojik tacize maruz kalan kişi, sorunu işyerinde çözemediği
takdirde konuyu yargıya taşımalıdır” değerlendirmesinde bulunuluyor.
17
net 253 milyar lira büyüyerek 2012 sonunda 408.3
milyar liraya yükseldi. 2012
sonu itibarıyla kamunun
toplam 563 milyar TL’lik iç
ve dış borcu ile özel sektörün 226 milyar dolarlık dış
borcu birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin toplam
borç yükü, 1 trilyon TL’ye
yaklaşıyor. Tüketici kredileri
ve bireysel kredi kartları ile
yapılan borçlanma 20022012 döneminde tam 38 kat
büyüyerek 6.4 milyar liradan 255 milyara yükseldi.
Yaşar Üniversitesi İktisadi
ve İdari Bilimler Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, gelinen sürecin, sanki
Türkiye artık IMF güdümünden kurtulmuş gibi duyurulduğuna dikkat çekti. Yeldan,
“Türkiye Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar
daha bağımlı, kendi öznel
dinamiklerini kaybetmiş,
bir ucuz ithalat, ucuz
işgücü cennetine döndürülmüş durumda. AKP
hükümeti de kendisinden
evvel gelen diğerleri gibi
IMF programını harfiyen
izlemekten çekinmiyor.
İkinci olarak Türkiye en
yüksek dış borçlanmasını
son 10 yılda gerçekleştirdi. Türkiye diğer bütün
ülkeler gibi IMF’den değil,
doğrudan doğruya piyasalardan dış borçlanma
yoluna gidiyor” dedi.
Son 10 yıllık dönem
Türkiye’nin en borçlu dönemi
Başbakan ve “kurmayları”
Türkiye’nin 2000 yılından
2008’e kadar IMF’den aldığı
46 milyar 771 milyon dolar
bor borcu 15 Mayıs 2013
tarihinde kapattılar. Onlara
göre bu büyük bir adım, inanılmaz bir başarı....
Öyle mi?
Türkiye’nin borç büyüklüğündeki korkunç görüntünün tümüne birlikte bakıldığında hayır.
Çünkü Türkiye ekonomisi
yanlış ekonomik politikalar
nedeniyle çok ağır borçluluk
ilişkisi içinde..
Çünkü IMF’ye borç kapanıyor ancak diğer taraftan
dış borç katlanarak artırıyor.
2002’de 129.6 milyar dolar
olan Türkiye’nin toplam dış
borcu, 336.9 milyar dolara
ulaşmış durumda.
Ülkenin içindeki bulun-
duğu ekonomik süreçler konusunda araştırma, kitap ve
yazılarıyla tanınan Prof. Dr.
Erinç Yeldan’a göre, Türkiye
en yüksek dış borçlanmasını AKP’nin iktidarda olduğu
son
10
yılda
gerçekleştirdi.
Yeldan’a
göre Türkiye’nin dış borç
yükü 2003’te 144 milyar dolardan 2011’de 304 milyar
dolara çıktı. 2012 sonu itibarıyla ise Türkiye’nin toplam dış borcu 336.9 milyar
dolara yükseldi. Özel sektörün dış borcu 2002-2012
döneminde yüzde 425’le
artış rekoru kırdı. Bu dönemde net 183 milyar dolar
büyüyen özel sektör dış
borcu 43.1 milyar dolardan
226 milyar dolara yükseldi.
Kamunun 2002 yılında
155.2 milyar TL olan iç borç
stoku, yüzde 163 oranında
45 milyon evlerinden uzakta...
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü nedeniyli bir mesaj yayınlayan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya
genelinde zorla evlerinden edilen insan sayısının arttığını ve
günümüzde mülteciler ve iç göçe zorlanan insan sayısının son
20 yılın en yüksek seviyesine çıkarak 45 milyonu aştığını söyledi. Ban, "Sadece geçtiğimiz yıl, her dört saniyede bir kişi
evini terketmeye zorlandı" dedi.
Savaşın hala bu olayların birinci nedeni olduğunu, son dönemde de Suriye’de büyük nüfus hareketlerine neden olduğunu beliren Ban Ki-moon, rakamların bu büyük insanlık
trajedisinin sadece bir yüzünü gösterdiğini ifade ederek evlerinden edilmiş insanlar için kalıcı çözümler bulunabilmesi doğrultusunda uluslararası topluluğun daha fazla dayanışma
göstermesi ve ekonomik-sosyal külfeti paylaşması gerektiğini
söyledi.
18
Mikrokredi: Biraz avuntu, biraz yalan ve
pekçok sorun...
Ülkemizde kadınların istihdama girişi çok az, istihdamda kalış süreleri çok
kısa... Güvencesizlik, eşitsizlik, ayrımcılık, dışlanma
kadınlar için sıklıkla kullanılan sosyolojik kavram.
Tüm bu gerçekler dururken kadın istihdamının arttırılması politikalarını mikro
kredilerle çözmeye çalışmak ise tam bir aldatmaca...
Kimilerinin yere göğe sığdıramadığı mikrokredi özetle şöyle: Çalışmayan
/çalışma olanağı bulamayan, bir iş kurma konusunda
yeterli
parasal
birikimi olmayan kadına birkaç bin liralık kredi veriliyor
ve ondan “para kazanması”
isteniyor.
Kadınların istihdam sorunlarını çözmeye aday
mikrokredi projesi konu-
sunda açıklama yapan
Kadın Emeği ve İstihdamı
Girişimi Platformu (KEİG),
yaptığı basın açıklamasında işletmelerde kadınerkek
oranı
eşitliğinin
sağlanması yerine kadın istihdamının mikrokredilerle
arttırılma çabasının gerçekçi olmadığını vurguladı.
Açıklamada konuya ilişkin
şu görüşler dile getirildi:
“Birkaç başarı hikâyesinden yola çıkarak mikro
kredinin genel olarak başarılı bir uygulama olduğuna
dair
bir
algı
yaratmak, her şeyden
önce binlerce kadının
mikro kredi deneyimini
göz ardı etmeye yol açmaktadır. Mikro kredi
programları ev eksenli çalışma biçimini de pekiştirerek kadının ev içi
emeğinin devamı olan ev
içinde çalışma biçimini
kurumsallaştırıyor.
Mikro kredi uygulamalarının sürdürülebilirliğini
sağlamak için finansal
sürecin takibi, yani alınan
kredinin geri ödenmesi
temel alınıp, bireyin sosyal gelişiminin takibi göz
ardı ediliyor.
Kadınlara verilen mikro
kredi grup üyeliği sisteminde ortaya çıkan olumsuzluklar, özel yaşamı
denetlemeye kadar gidebiliyor ve bu durum kadının hem hane içindeki
hem de toplumdaki yerini
olumsuz etkiliyor.
Mikro kredi ile yoksul
kadınların ekonomik olarak güçlenmesi olanaklı
değil ve mikro kredi ile
sürdürülen zaruri girişimcilik kayıt dışı, düşük verimliliği olan işlerle sınırlı.
Uygulamayla, kadınlar
mikro kredi alıp ev içinde
“kadın işi” olarak adlandırılan ürünler üreterek
komşulara satış yapıyor.
Az sayıda kadının girişimci kredisi alabiliyor.”
Kısacası, işsizliğin ortadan kaldırılmasına ilişkin etkili
sosyal
politikalar
gerçekte hayal üretimlere
kurban edilemeyecek kadar
önemli. Mikro kredilerle kadınların çalışma yaşamına
giriş sorununu çözdüğünü
söyleyenler, doğru olmayan
açıklamalar yapıyor.
Kamuda güvencesiz çalışma...
Türkiye’de kamu sektöründe istihdamın niteliği son yıllarda
birçok farklılık göstermeye başladı. Kadrolu personel sayısı
sistemli biçimde büyütülmezken sözleşmeli ve geçici statüler
genişliyor. Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve İçişleri
Bakanlığı verileri bunu somut olarak gösteriyor. 2013 yılının
ilk çeyreğinde kamudaki istihdam 8 bin 27 artarak 3 milyon
223 bin 484'e ulaştı. Bu dönemde kamudaki çeşitli istihdam
türleri içerisinde sadece sözleşmeli personel sayısı arttı.
Geçen yıl 178 bin 222 olan sözleşmeli personel sayısı, bu
yılın ilk 3 ayında 15 bin 553 artarak 193 bin 775'e çıktı. Sözleşmeli personel sayısındaki artışta genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri belirleyici oldu. Kamudaki istihdamda en
fazla gerileme ise sürekli işçi statüsünde yaşandı. Geçen
yılın sonunda 351 bin 960 olan sürekli işçi sayısı, bu yılın ilk
çeyreğinde 4 bin 143 gerileyerek 347 bin 817 oldu.
19
20
Ü
lkemizde son yıllarda hızlı bir büyüme gösteren market
sektöründe sendikal örgütlenme süreçleri hız kazanıyor. Bunun için onbinlerce işçi, daha ileri ücret, insanca
çalışma koşulları, güvenceli iş, hak ve özgürlükler doğrutusunda
sendikalaşmak için birleşiyor, adım atıyor.
Ancak her insanın en demokratik hakkı olan sendikal örgütlenme hakkı işverenler tarafından farklı yöntem ve tekniklerle
engellenmek, baskı altında tutulmak isteniyor.
Avrupa’nın birçok ülkesinde teknolojik ürünler satan Electro
World’te çalışan işçiler, demokratik ve yasal haklarını kullanarak, sendikamızın özveri ile sürdürdüğü çalışmalara katılarak işkolunun en büyük sendikası Tez-Koop-İş’te örgütlendi.
Uzun bir süreç içinde gerçekleştirilen sendikal örgütlenmeye,
işverenin tepkisi, işyerinde baskıları arttırmak ve daha sonra
işten çıkartmaları başlatmak oldu. Ankara, İstanbul ve Konya
mağazalarından 18 işçi sendikalaşma haklarını kullandıkları için
işten çıkartıldı
Sendikamız bu anti-demokratik uygulamaya suskun kalmadı,
çok yönlü tepki gösterdi. Bir yandan yasal yollara başvurulurken
diğer yandan Ankara ve
Konya’da
mağaza
önünde kitlesel basın
açıklaması yapılarak işveren uyarıldı.
23 Nisan 2013 tarihinde Ankara'da Electro
World Ankamall mağazası önünde gerçekleştirilen ilk kitlesel basın
açıklaması eyleminde
işverenin sendika karşıtı kınandı. Burada bir
kunuşma yapan TezKoop-İş
Sendikası
Genel Eğitim Sekreteri Haydar Özdemiroğlu; “Electro World işvereni işçilerin Anayasal hakkı olan sendikalaşma hakkına
engel olmakta, suç işlemektedir. Ulusal ve uluslararası tüm
demokratik kitle örgütlerini, sendikaları işçilerin örgütlenme
mücadelesi ile dayanışmaya, işverenin baskı ve tehditlerini
kınamaya davet ediyoruz” dedi.
Özel güvenlik örgütü görevlilerinin tüm engelleme çabalarına
karşın gerçekleştirilen eylemde, basın açıklaması Ankara 2 Nolu
Şube Başkanı Mustafa Barın tarafından okundu.
İşten çıkarmalara karşı ikinci kitlesel tepki 18 Mayıs 2013 tarihinde Konya’da gerçekleştirildi.
Basın açıklamasından hemen önce katılımcılara seslenen
Genel Eğitim Sekreteri Haydar Özdemiroğlu, “Konya halkının
huzurunda Electro World işvereninin sendika karşıtı, hukuk
tanımaz, insanlık dışı tutumunu kınıyor ve protesto ediyoruz. Electro World işvereni, üyelerimizi baskı ve tehdit altında tutan uygulamalarından derhal vazgeçmelidir” dedi.
Basın açıklamasını okuyan Tez-Koop-İş Ankara 1 Nolu Şube
Başkanı Salih Gönüllü; “Electro World, işçilerin sendikalaşma iradesine saygı duymalıdır. Anayasal haklarını kullanarak sendikalı oldukları için işten atılan Electro World
işçileri, derhal işe geri alınmalıdır”dedi.
Coşkuyla geçen basın açıklamasına çok sayıda Tez-Koop-İş
üyesi, işten atılan Electro World işçileri, Türk-İş il Temsilcisi,
Türk-İş ve DİSK’e bağlı sendikaların temsilci ve üyeleri katıldı.
Electroword’de
sendikal haklar
engellenemez
“MUTLAK
KAZANACAĞIZ”
21
2013 yılı kamu toplu iş sözleşmeleri
çerçeve anlaşma protokolü imzalandı
Y
ürürlük başlangıç tarihleri 2013 yılı içinde
olan kamu kesimi toplu iş sözleşmelerine
ilişkin protokol, 23 Temmuz 2003 tarihinde
imzalandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkİş Yönetim Kurulu ve Kamu Toplu İş Sözleşmeleri
Kurulu üyesi sendika yöneticilerinin imzaladığı
protokol aynen şöyle:
1- İYİLEŞTİRME:
Toplu iş sözleşmesinin yürürlük başlangıç tarihinde
aylık brüt çıplak ücretleri;
a) 1.100 TL/Ay’ın altında olanların aylık brüt çıplak
ücretleri 1.100 TL/Ay’a yükseltilecektir.
b) 1.850 TL /Ay’ın altında olanların aylık brüt çıplak
ücretlerine, 1.850 TL/Ay’ı geçmemek üzere 200 TL/Ay,
iyileştirme yapılacaktır.
Günlük ücret sisteminde bu rakamlar 30’a, saatlik
ücret sisteminde 225’e bölünmek ve bulunan rakamın kuruş küsuratı 5 ve üzerinde
ise tama iblağ edilmek suretiyle toplu iş sözleşmelerine yazılacaktır. (Örnek: 200 TL ra-
kamı günlük ücret sisteminde 6,67 TL, saatlik ücret sisteminde ise 0,89 TL olarak yazılacaktır.)
2- ÜCRET ZAMLARI:
a) Birinci Yıl Birinci Altı Ay Zammı:
İşçilerin (1.) fıkradaki iyileştirme yapıldıktan sonra,
toplu iş sözleşmesinin yürürlük başlangıç tarihindeki
(aylık/günlük/saatlik) brüt çıplak ücretlerine, yürürlük
başlangıç tarihinden itibaren geçerli olmak üzere birinci altı ay için %4 (Yüzde dört) oranında zam yapılacaktır.
b) Birinci Yıl İkinci Altı Ay Zammı:
İşçilerin birinci yıl birinci altı ayının son günündeki
brüt çıplak ücretlerine, (aylık/günlük/saatlik) ikinci altı
ayının birinci gününden geçerli olmak üzere %4
(Yüzde dört) oranında zam yapılacaktır.
Ancak, T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Türkiye Geneli Aralık 2013 indeks sayısının. Haziran 2013 indeks
sayısına göre değişim oranının % 4’ü (Yüzde dördü)
aşması halinde aşan kısmın tamamı, ikinci yıl birinci
altı ay ücret zammı oranına ilave edilecektir. (Bu örnek
22
yürürlük başlangıcı 01.01.2013 tarihi olan toplu iş sözleşmeleri için yapılmıştır. İkinci yılın ikinci altı ayında
gerçekleşecek enflasyon oranı; her toplu iş sözleşmesinin yürürlük başlangıç tarihi dikkate alınmak suretiyle
iş bu örneğe uygun biçim de T.C. Başbakanlık Türkiye
İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı Türkiye Geneli indeks sayısındaki altı aylık değişim oranına göre
belirlenecektir.
c) İkinci Yıl Birinci Altı Ay Zammı:
İşçilerin toplu iş sözleşmesinin birinci yıl ikinci altı
ayının son günündeki (aylık/günlük/saatlik) brüt çıplak
ücretlerine, ikinci yıl birinci altı ayının birinci gününden
geçerli olmak üzere %3 (Yüzde üç) oranında zam yapılacaktır.
Ancak, T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Türkiye Geneli Haziran 2014 indeks sayısının, Aralık 2013 indeks
sayısına göre değişim oranının %3 ’ü (Yüzde üçü) aşması halinde aşan kısmın tamamı, ikinci yıl ikinci altı
ay ücret zammı oranına ilave edilecektir. (Bu örnek yürürlük başlangıcı 01.01.2013 tarihi olan toplu iş sözleşmeleri için yapılmıştır. İkinci yılın birinci altı ayında
gerçekleşecek enflasyon oranı; her toplu iş sözleşm
esinin yürürlük başlangıç tarihi dikkate alınmak suretiyle iş bu örneğe uygun biçim de T.C. Başbakanlık
Türkiye İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı
Türkiye Geneli indeks sayısındaki altı aylık değişim
oranına göre belirlenecektir.)
d) İkinci Yıl İkinci Altı Ay Zammı:
İşçilerin toplu iş sözleşmesinin ikinci yıl birinci altı
ayının son günündeki (aylık/günlük/saatlik) brüt çıplak
ücretlerine, ikinci yıl ikinci altı ayının birinci gününden
geçerli olmak üzere %3 (Yüzde üç) oranında zam yapılacaktır.
Ancak, T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Türkiye Geneli Aralık 2014 indeks sayısının, Haziran 2014 indeks
sayısına göre değişim oranının % 3’ü (Yüzde üçü) aşması halinde aşan kısmın tamamı, ikinci yıl ikinci altı
ayının son günündeki ücrete takip eden ayın birinci gününden geçerli olmak üzere ilave edilecektir. (Bu örnek
yürürlük başlangıcı 01.01.2013 tarihi olan toplu iş sözleşmeleri için yapılmıştır. İkinci yılm ikinci altı ayında
gerçekleşecek enflasyon oranı; her toplu iş sözleşmesinin yürürlük başlangıç tarihi dikkate alınmak suretiyle
iş bu örneğe uygun biçim de T.C. Başbakanlık Türkiye
İstatistik Kurumunun 2003=100 Temel Yıllı Türkiye Geneli indeks sayısındaki altı aylık değişim oranına göre
belirlenecektir.)
Not: Yukarıda belirlenen zam oranları her toplu iş
sözleşm esinin madde metni esas alınarak düzenlenecektir.
3- ÜCRETE BAĞLI
ÖDEMELER-ORANSAL
ÖDEMELER:
Toplu iş sözleşmelerindeki ücrete bağlı
olan (ikramiye vb.) ödemeler ile ücretin % ’si (ücretin
yüzdesi) ile ifade edilen ya da ücret artışına bağlı olarak artan ödemelerde herhangi bir artış yapılmayacaktır.
4- MAKTU ÖDEMELER:
Toplu, iş sözleşmelerinde yer alan maktu ödemeler
(ücrete bağlı olmayan ödemeler, doğum, evlenme yardımları, giyim yardımı, yemek yardımı, prim, tazminat
v.b ödemeler) toplu iş sözleşmelerinin ücret zamları
oranında ve ücretin zamlandığı tarih itibariyle artırılarak ödenecektir.
5- Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünden
2005 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile
İl Özel İdarelerine devredilen işçilerden dava açmamaları kayıt ve şartıyla Köy Hizmetlerinde Mevsimlik İşçilik statüsünde çalıştıkları sürelerin derece ve kademe
terfiinde dikkate alınması yönündeki Yargıtay 7. Hukuk
Dairesinin 18.03.2013 tarih ve 2013/ 5910 Esas,
2013/3266 Sayılı Kararı emsal alınarak gerekli intibak
işlemleri ilgili kuruluşların toplu iş sözleşmelerinde yapılacaktır.
6- SOSYAL YARDIM:
Süresi biten Toplu İş Sözleşmelerinin ikinci yıl ikinci
altı ayında (enflasyon farkları dahil) sözleşmelerin yürürlük sürelerine göre brüt 155,58 TL/Ay ile 158,58
TL/Ay arasında ödenen Sosyal Yardım, brüt 180 (Yüz
seksen) TL /Ay’a yükseltilecek ve birinci ve ikinci yılda
ücret zamları oranında artırılacaktır.
Ancak, mevcut sosyal yardım ödemesi süresi biten
kamu toplu iş sözleşmelerinin genelinde öngörülen
miktarın altında olan toplu iş sözleşmelerinde ise bu
ödeme, yukarıda belirtilen miktarı aşmamak kaydıyla
sözleşmenin birinci altı ayında %20 oranında, ikinci altı
ayı ve ikinci yılında ise ücret zamları oranında artırılacaktır.
Toplu iş sözleşmesinde birden fazla isim altında
ödenen sosyal yardım var ise bu ödemelerin toplamı
yukarıdaki miktarları geçemeyecektir.
7- FARKLARIN ÖDENME
ZAMANI:
Toplu iş sözleşmelerinin yürürlük tarihi ile imza tarihi
arasında oluşacak ücret ve diğer tüm ödemelere ilişkin farklar kuramların bütçe imkânları gözönüne alınarak gecikmeden
ödenecektir.
23
İ nsan hakları ‘evrenseldir.
İ nsan hakları ‘bölü̈ nem ez’, ‘dış lanamaz”...
ü
r ö zg
a
l
n
a
ins
iç in,
k
a
ş am
e ya
d
n
i
iç
Onur
r l ü̈ k ,
24
nlik
güve
e
ve y
yaşa
terli
m st
rtla
anda
rında
m
yaşa
a ha
sa hi p
a
n
ı
kk
ti r.
25
İN SAN H AKL AR I
İnsan hakları ‘devredilemez’, “vazgeçilemez”...
Ö
zgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi ve
sosyal hak kavramları sıklıkla insan hakları kavramı ile birlikte kullanılır. Bu
kavramlar kimi zaman birbirlerini tamamlayan, kimi zaman
birbirinin yerine geçen eşdeğer
kavramlar olarak kullanılır.
İnsan hakları, her insanın
saygınlık içerisinde yaşamasını
olanaklı kılan temel kurallar, ilkeler ve insanal ve sosyal değerler
bütünlüğü
olarak
tanımlanabilir.
Günümüzde insan hakları
uzun bir gelişim süreci izlemiştir. İnsan haklarının günümüzdeki anlamı birkaç on yılı
kapsayan kısa bir geçmişe dayanmaz; bu kavramın içeriği
yüzyılları alan bir sürecin ürünüdür.
İnsan hakları özgürlük, adalet ve barışın temelini ve hatta
ön koşulunu oluşturur.
İnsan haklarına saygı, birey
ve toplumun bütünüyle gelişmesine olanak tanır.
İnsan hakları kavramının evrensel ölçülerde yoğun, yaygın
ve etkili temel bir kavram olarak
kullanılması insanlık tarihinde
en büyük yıkımı yaratan 2.
Dünya Savaşını izleyen yıllara
uzanır.
1948 yılında Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından kabul edilen İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi bu konuda önemli bir
tarihsel noktayı oluşturur. Bildirge ile insan hakları kavramı
daha önceki insan haklarına
ilişkin belgelerden farklı olarak
sorunu geniş bir düzleme yaymıştır.
İnsan haklarına ilişkin bu bil-
dirgeyi izleyen yıllarda insan
haklarına ilişkin yeni belgeler,
yeni standartlar ve yeni kurallar
belirlenmeye başlamıştır. Asıl
mesajı her bireye içkin değerler
olan Bildirge, günümüzde
hemen hemen tüm ülkeler tarafından kabul edilmiştir. Bildirge
ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal
ve sosyal köken, mülkiyet,
doğum veya diğer statü ayrımı
gözetmeksizin dünyadaki tüm
insanlar için temel haklar listesini belirlemiştir.
Bildirgenin birinci maddesi,
“Bütün insanlar özgür, onur
ve haklar bakımından eşit doğarlar.”
Bildirgenin en önemli yanlarından biri insan haklarının evrensel olmasıdır.
Hak ve özgürlükler dayanağını tarihsel süreç içinde ortaya
çıkan ve görünürleşen çeşitli
"gereksinimler"den alır ve
belli bir oluşum sürecinden
geçer.
Hukuk kuralları başlangıçla,
bir özlem, dilek ve istek olarak
ortaya çıkar; sonra "hak işlemi" biçiminde somutlaşmaya
başlar. Bu olgu günümüzde yararlandığımız hak ve özgürlüklerin
hemen
tümü
için
geçerlidir. Özgürlük düşüncesinin hukuk kuralına dönüşüm
süreci, bunun yeni haklar bakımından yenilenebilirlik özelliği,
tarihsel gelişim çizgisinde gözlenebilmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin yayınladığı 1948’e
kadar geçen sürede gündeme
gelen ve birçok ülkenin anayasasında da yer alan haklar
genel olarak kişi özgürlükleri ve
26
siyasal haklara ilişkindir. Birinci
kuşak haklar olarak da belirtilen
bu haklar bireysel özgürlükler
yaşam hakkı, bedenine sahip
olma hakkı, özel yaşam özgürlüğü, güvenlik hakkı, seyahat
özgürlüğü, düşünce özgürlüğü,
inanç, vicdan ve din özgürlüğü
gibi hakları kapsar.
Günümüzde tanımladığımız
anlamda temel insan hakları
kavramı, özellikle son 250-300
yıllık süreçte önemli ölçüde evrim ve değişim geçirmiştir.
1789 Fransız Devriminin ilkelerini oluşturan "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi"ne göre
insanın doğal hakları, "güvenlik", "mülkiyet", "baskıya karşı
direnme", "özgürlük", "seçme
ve seçilme hakkı" olarak belirlenirken bireye kendi kendine,
dilediği gibi karar verme, düşünce ve davranışlarını özgürce belirleme, örgütlenme,
toplanma, gösteri ve yürüyüş,
seçim ve katılma hakları tanındı.
Birinci kuşak insan hakları
olarak nitelendirilen ve Amerikan-Fransız devrimleri bildirgelerine yansıyan bu haklar,
yüzyıllarca sosyal ve siyasal
çatışmaların ideolojik temelini
besledi.
Fransız Devriminin temel sloganı olan eşitlik, adalet ve özgürlük genel bir kavram
olmanın ötesine geçemedi. 19.
yüzyılın ikinci yarısından sonra
artık toplumsal-siyasal haklar
ile ekonomik istemler vurgulanmaya başlandı; seçme, seçilme
ve siyasal örgütlenme hakları,
çalışma olanaklarının düzeltilmesi, iş olanaklarının yaratılması,
sosyal
güvenliğin
sağlanması, sendika ve grev
hakları öne geçmeye başladı.
Böylece eşitlik, özgürlük ve
adalet kavramları yeni bir içerik
kazandı. Sosyal ve kültürel
haklar işte bu dönemde bazı ülkelerin Anayasalarında yer aldı.
1917 Meksika, 1919 Almanya
ve 1924 Sovyetler Birliği Anayasaları "toplumların özgürleştirilmesi" ya da "özgürlüklerin
toplumsallaşması" olgusunu
kapsamına almayı amaçladı.
Kapitalist ülkelerdeki emek ve
demokrasi hareketlerinin yarattığı ivme ile "Sosyal devlet"
kavramı ortaya çıktı. Bu kavramın somut politikalara dönüşümünde ilerici, sol ve sosyalist
siyasal partilerin ve sendikaların tartışılamaz rolü belirdi.
1939-1945 yılları arasında
yaşanan 2. Dünya Savaşından
sonra Birleşmiş Milletler Örgütü'nün 10 Aralık 1948 tarihinde
kabul ettiği "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nde insan hakları, daha da ayrıntılandırıldı.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi "Kişi özgürlükleri ve ve siyasal
hakların"
yanında
"Ekonomik, toplumsal ve kültürel hak ve özgürlükler" de
tanımlandı. Temel insan hakları 1950 yılında Avrupa Konseyi'nin kabul ettiği "Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesiyle
oldukça geliştirilirken daha
sonraları Birleşmiş Milletler Örgütüne bağlı uluslararası örgütlerin kurulmasıyla hak ve
özgürlükler "devletlerüstü düzeyde" gelişti ve evrenselleşti.
"İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"ne yansıyan ve "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"
ile daha gelişen haklar, ikinci
n İnsan hakları ‘evrenseldir.’
n İnsan hakları cinsiyet, ırk, renk veya
sosyal köken, kalıt ımsal özellik, dil, din
veya inanç ya da inançsızlık, siyasal veya
her hang i b ir g örü ş , b ir u lusal azı nlığ ın
üy esi olm a, bir eysel özell ik, eng ellil ik,
y aş v ey a c insel eğ ili m g özet ilm eksizin
t ü m insanları kapsar.
n İn san h ak ları ‘dev redil emez’. H iç
kimsenin herhangi bir nedenle bir başkasını insan haklarından y oksun bırakmay a
hakkı yoktur. İ nsanlar, kendi ü̈ lkelerinin
y asaları onl arın hakl arını t anım adığ ınd a
veya bu hakları ihlal et tiğinde bile insan
haklarına sahiptir.
n
İnsan hakları ‘b ölü̈ nem ez. ’ O nur
iç in de yaş am ak iç in, insan lar özg ü̈ rl ük,
g ü̈ ven lik v e y et erli yaş am st andar tl arında yaşama hakkına sahiptir. Bir kesim
insanın bir bölüm insan hakkı kurallarına
di ğer b ir kesim in san ın ise b aşk a b ir
bölüm insan hakkına sahip olması gibi bir
durum yoktur ve olamaz.
n İnsan hakları satın alınamaz, kazanılamaz. İnsan hakları, her insana içkindir; bu haklar sadece insan oldukları için
onlara aitt ir.
27
NEFRET SÖYLEMİ
Günümüzde en sorunlu konulardan biri nefret söylemi yaygın
bir insan hakları sorunu olarak ortaya çıkmaktadır.
Nefret söyleminin açmadığı bir kapı, girmediği bir bellek neredeyse yok gibi.. Çünkü nefret söylemi önemli ölçüde sosyal yaşamın tüm alanlarında görülüyor, birçoğu yüzyılların getirdiği kültür
koşullanmasının ürünü; çok önemli bölümü ise eğitim sisteminin
gerici niteliklerinden kaynaklanan içeriğine dayanıyor...
Nefret söylemi kimi zaman bir etnik gruba, ırka ve ulusa dönük
aşağılama, dışlama, öfke ve saldırganlık olarak ortaya çıkabiliyor
ya da bir toplumsal kesime, bölge insanına, yaşa ya da cinsiyete
kısaca öteki olarak dışlanana ya da farklı olana, saldırganlık, itham,
küçümseme, kayıtsızlık, gülünç durumda bırakma, aşağılama,
damgalama... söylemi ve davranışı olarak....
Peki nedir nefret söylemi?
Bu kavramın tam tanımı yapılmış değil. Ama Avrupa Konseyi’nin
Bakanlar Komitesi tarafından yayınlanan “Nefret söylemi” konulu
97(20) sayılı Tavsiye Kararı’nda bu kavram şu biçimde tanımlanıyor:
“Nefret söylemi” kavramı, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, Yahudi düşmanlığını veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik
merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifadesini bulan,
dinsel hoşgörüsüzlük dahil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya
meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır. Bu anlamda “nefret söylemi” muhakkak belirli bir
kişiye veya gruba yönlendirilmiş yorumları kapsamaktadır.”
Nefret söylemini yok etmenin ya da etkisiz kılmanın en önemli
iki aracı var. Biri eğitim sistemini ve içeriğini gözden geçirmek, diğeri
ise kitle iletişim araçlarının dilini, insan hakları kurallarına bağlı olarak oluşturmak, düzenlemek,yaygınlaştırmak...
28
kuşak insan hakları olarak yaşam buldu. Böylece artık insan
hakları oldukça gelişmiş evrensel kurallar bütünü olarak tüm
insanlığı sarmaya ve demokratik siyasal yapılanmanın temelini oluşturmaya
başladı.
İnsanlığın ulaştığı bu ortak değerler toplamı, yeni gereksinimlerle boyutlandı.
Günümüzde insan hakları
genel olarak üç yönde gelişmektedir.
Birincisi, temel insan haklarının zenginleşmesi, çoğalması, ayrıntılanması;
İkincisi evrenselleşmesi, etkinleşmesi;
Üçüncüsü, insan haklarının
uygulanması için denetleyici örgütlenmelerle kurumsal yapıların oluşturulması.
Günümüzde bilimsel gelişmeler, iletişim ve teknolojik olanakların
artmasıyla
tüm
insanlığın ortak değerleri her
geçen gün daha da artmakta
ve yaygınlaşmaktadır. Bunun
sonucunda da toplumlar ve ülkeler arasında karşılıklı etkileşim yeni biçimler almakta,
insan hakları, evrensel etik değerler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu oluşum sonucu temel
insan hakları da ayrıntılanmakta, zenginleşmektedir.
Bu gelişmeler ortamında "dayanışma hakları" denen üçüncü kuşak insan hakları
oluşmaya başladı.
Silahlanma harcamalarının
artması, bağımsızlıklarına yeni
kavuşmuş ülke insanlarının yeni ekonomik ve sosyal gereksinimleri ve insanın doğal,
tarihsel ve kültürel çevresini
hızla tüketmeye başlaması, da-
yanışma haklarını doğuran etmenleri hazırladı.
İşte üçüncü kuşak olarak
nitelendirilen hakların başlıcalarını şunlar oluşturmaktadır:
- Çevre hakkı,
- İnsanlığın ortak mal varlığına saygı hakkı,
- Gelişme hakkı,
- Barış hakkı.
Çevre hakkı, her insanın
onurlu ve iyi bir yaşam sürdürmeye olanak veren nitelikli bir
çevrede; özgürlük, eşitlik ve
insan doğasına uygun yaşam
koşulları içinde bulunmasını
öngörür. Çevre hakkının bütünleyici üç unsuru bulunmaktadır.
Birincisi, bilgilenme hakkıdır. Buna göre çevrenin bozulması olasılığı ya da tehlikesinin
elverişli, açık ve anlaşılır biçimde ilgililere ve yurttaşlara aktarılmasıdır.
İkincisi katılma hakkıdır. Kişi ve toplulukların çevre konusunda
alınacak
kararlara
katılmalarıdır.
Üçüncüsü, başvuru hakkıdır. Çevrenin bozulması ya da
ekolojik kurallara uyulmaması
durumunda birey ya da gruplara yönetsel ya da yargıya özgürce
başvurma
hakkı
tanınmalıdır.
Gelişme hakkı, her insanın
ve toplu olarak düşünülen bütün insanların yararına, ekonomik olduğu kadar toplumsal,
kültürel, siyasal ve hukuksal
bütünsel ilerleme hakkını, her
insanın kişiliğini serbestçe geliştirme hakkını ve her topluluğun kültürel kimliğine saygı
hakkını kapsamaktadır.
Her toplumsal grubun bütünsel gelişmesini hedef alan bu
haklar, bireysel ve toplumsal
ilerleme araçlarına eşit girişi
öngörür. İnsan, gelişme sürecinin konusu ve aracı değil, amacı ve öznesidir.
İnsanlığın ortak mal varlığına saygı hakkı, insanlığın ortak tarihsel ve kültürel mirasını
koruma, savunma ve yararlanmaya açık duruma getirmedir.
Bunun için tarihsel süreç içinde
yer almış büyük-küçük, kapsamlı-kapsamsız tüm uygurlıkların ve kültürlerin korunması,
varlıklarının derinlemesine bilinmesi, kavranması önemsenmelidir.
Barış hakkı, bir yandan herkesin insanlığa ve barışa karşı
suçlara direnme hakkını kapsarken; şiddet, zor ve terörizme
karşı korunma ve savunma
hakkını ve yığınsal kırım silahlarının yasaklanması biçiminde
silahsızlanma hakkını da kapsamına alır. Her insanın ve toplu olarak bütün insanların
ulusal düzlemde olduğu kadar,
uluslararası düzlemde sahip olduğu barış hakkı üç boyutu
içerir: Güvenlik hakkı, savaşa
karşı çıkma hakkı ve silahsızlanma hakkı.
Kimler tarafından, nerede, ne
zaman ve nasıl tartışılırsa tartışılsın 100 yıl sonra bugüne bakacak olan birçok insan; “Şu
insanlara bakın, birbirlerini
anlamak, değer vermek,
önemsemek ve barış içinde
güvenlikle yaşamak yerine
neleri tartışmışlar, ne çok can
yakmışlar, kırmışlar, kırılmışlar” diyecektir. Bu kesin.
Bize düşen görev nedir?
Bu söylemi 100 sonrasına bırakmamak...
29
İ
...cezasızlık ödülü
lk bakışta “cezasızlık
ödülü” kavramı yardırganabilir. Birçok insan, “insan
hakları” ile cezasızlığın nasıl
yanyana geldiğini/getirildiğini
düşünebilir. Ama öyle değil.
Özellikle ülkemizde cezasızlık neredeyse temel insan hakları sorunları arasında.
Başlıcalarından biri hatta.
Örneğin 12 Eylül Askeri Darbesi yıllarında “biri” devlet görevlisi olmanın verdiği ayrıcalık
ve güçle hapishanelerde işkence yapmış, yaralamış, sakatlamış ve hatta öldürmüş
veya ölüme neden olmuş. Ama
bırakın bu insanlık suçunu işleyenin suçlanmasını, o “biri”
ödüllendirilmiş, suç böylece cezasızlaştırılmış; ödüllendirilmiş...
12 Eylül 1980 öncesi Maraş’ta, Çorum’da, Fatsa’da ve
1993 yılında Sivas’ta katliama,
yasa-dışı sorgulara, soruşturmalara, işkencelere katılmış
birçok “görevli”, ne o günlerde,
ne de daha sonraki yıllarda neredeyse hiç aranmamış, sorulmamış. İşkence nedeniyle
aranan ve bulunanlardan birkaçı göstermelik biçimde gözaltında tutulmuş ancak kısa süre
sonra salınmış. Birçoğu ise ortada yok; kaçmış, kaçırılmış. Bir
bölümünün ise mahkemeleri
yıllarca sürüncemede bırakılarak “davası düşmüş.”
Daha başka bir örnek: Demokratik haklarını kullanarak her
hangi bir nedenle tepki gösteren genç ya da yaşlı eylemci-
lere şiddet uygulamış, silah kullanmış/ kullandırmış güvenlik
görevlisi için dava açan yok,
davalının dilekçesini alan yok;
açılan bir dava varsa yıllara yayılarak düşürülmüş.
Birkaç örnekle daha somutlarına gelelim:
-DİSK’in kurucularından ve
Genel Başkanlarından Kemal
Türkler’in Yargıtay tarafından
da belirlenen Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki dava “zaman
aşımı” ile ceza almadan
1.12.2012 tarihinde “düşürüldü”.
-2007 yılında Nijeryalı sığınmacı F.O’e gözaltındayken ateş
ettiği için bir güvenlik görevlisi
“ihmalkarlıktan insan öldürmek”
nedeniyle suçlu bulundu. Mahkeme, akrabalarının davaya
müdahil olmak için yaptığı başvuruyu Türkiye yasalarına dayanarak reddetti. Ayrıca yargıç,
kovuşturmayı eleştiren ve davaya müdahil olmak isteyen aktivistler hakkında suç duyurusunda bulundu.
-2011 aralık ayında, yerel bir
mahkeme, 2009’da bir çocuk
göstericinin kafasına defalarca
tüfeğin dipçiğiyle vururken
görüntülenen bir polis memuruna ceza vermedi. 14 yaşındaki S.T.’nin saldırı sonrası
kafatası kırıldı ve altı gün yoğun
bakımda kaldı. Mahkeme, yaralanmasının kaza sonucu oluştuğunu ve “bölgedeki koşullardan” kaynaklandığını öne
sürerek ceza indirimi yaptı.
Polis memuru altı aylık cezaya
31
mahkum edildi, cezası ertelendi
ve polislik görevine devam etmesine izin verildi.
Bu ve benzer örnekler öylesine çok ki bu ülkede? Sokak
diliyle söylersek: Say-say bitmez...
Bu utanç verici, hakla-adaletle, insanlıkla bağdaşmayan
durum için ne yapılmalı?
Uluslararası Af Örgütü’nün
somut birkaç önerisi şöyle:
-Yasaların etkili biçimde uygulanması için güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele uygulamaları hakkında merkezileş- tirilmiş, etkili, güncel ve kişi
bazında bilgi toplanmalıdır.
-Şüphelilerin göz altındaki
tüm sorgulanmaları sesli ve
görüntülü kayıtlarla belirlenmelidir.
-İnsan haklarını izleyen
insan hakları suvunucularına, avukatlara ve gazecilere
yönelik yıldırmalara ve baskılara son verilmelidir.
-Mağdurların tazminat ve
rehabilitasyon hakkı güvence
altına alınmalıdır.
-Güvenlik güçleri hakkında
açılan davaların “güvenlik
gerekçesiyle uzak bir yere
alındığı durumlarda ilgili tarafların ve avukatlarının duruşmalara ulaşımı ve kalacak
yer dahil olmak üzere giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır.
-İşkence suçun için zaman
aşımı uygulaması kaldırılmalıdır.
akl
h
l
a
s
lum
p
o
t
e
v
sel
y
e
r
i
b
.
..
D
ünya tarihinin son iki yüzyılı, sendikal
hareket açısından son derece önemli
birikimlerin gerçekleştiği bir dönem
olmuştur.
Bugün çoğumuza pek önemsiz gibi gelen
birçok hak, dün yaşama geçirilmemiş, uygulanmamış olduğu için öylesine önemli ve
öylesine değerliydi ki.. Ancak bugün çoğu
kez farkına varmadığımız bu haklar, kimi
ülkelerde 100-150 yıllık uzun süreçler sonunda adeta kazınarak yaşama geçmiştir...
Çalışma süreleri, günlük, haftalık ve yıllık
dinlence hakları, çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, örgütlenme özgürlüğü ile toplu
pazarlık hakkı gibi birçok temel demokratik
sosyal hak, yaklaşık 200 yıllık bir savaşım
sonucunda kazanılan, evrimleşerek günümüze ulaşan ve günümüzde yeni içerik kazanarak yeni boyutlarla geleceğe taşınacak
ar
...
r
ü
d
n
ü
bir büt
haklardır.
Örneğin bugün tartışılmayan bir hak olarak
uygulanan tatil günlerinde ücret ödenmesi,
bundan yaklaşık 50 yıl önce ancak bazı ileri
kapitalist ülkelerle sosyalist ülkeler dışında
hemen hiçbir ülkede uygulanmıyordu. Çalışanların hafta tatili ücreti kazanması için o işyerinde belirli sürelerle çalışmış olması
zorunluydu.
Yine Türkiye’de ücretli yıllık izin hakkı,
ancak bundan 53 yıl önce 1960 yılında genel
bir yasal olarak düzenlendi. Ne Osmanlı döneminde ne de Cumhuriyetin ilk 37 yılında işçiler, bu hakka sahip olmadan çalıştılar.
Türkiye’de sendika kurma hakkının daha
dün denilecek bir tarihte bundan 67 yıl önce
1946 yılında tanındığını ve bundan sonraki
yıllarda askeri yönetimler ve sıkıyönetimlerle
engellendiği ve hatta günümüzde kamu çalışanlarının özgür toplu sözleşme hakkından
32
yoksun bulunduğunu kim unutabilir?
Bugün ülkemizde ve tüm dünyada bireysel
ve sosyal hakların temel belgeleri olan İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Temel Haklar Sözleşmesi, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı,
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası
Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin
Uluslararası Sözleşme, Tüm Göçmen İşçilerin
ve Aile Bireylerinin Haklarının Korunmasına
İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşme başta olmak üzere uluslararası
sözleşmelerle Uluslararası Çalışma Örgütü
(ILO) sözleşmeleri insan haklarını güvence altında tutulan temel belgelerdir ve hemen
tümü “genç” denilebilecek “yaşta” sözleş-
melerdir. İnsan haklarını güvence altında
tutan belgelerin gerçek değeri, özellikle,
1995’te Kopenhag’ta yapılan Dünya Sosyal
Kalkınma Zirvesi’nde ve ILO’nun 1998 tarihli
Temel Çalışma İlke ve Hakları Bildirgesi’nde
uluslararası toplum tarafından bir kez daha
güçlü biçimde doğrulanmıştır.
Günümüzde bireysel olarak tanımlanan her
insan hakkı, ancak toplumsal bir hak boyutunda elealındığında değer ve anlam kazanmaktadır. Bu bağlamda sosyal haklar ile
bireysel haklar organik bir bütün oluşturur.
Sendikalar için örgütlenme, toplu sözleşme
ve grev hakkı, emek haklarının bütünleyici
unsurlarını oluşturur. Biri diğerini güçlendirirken, birinin eksikliği diğerlerini güçsüz ve işlevsiz kılar. İşte bu noktada sorun tam da
buradadır: Hiçbir hakkı güçsüz, işlevsiz ve
sahipsiz bırakmamak zorunludur ve sorumluluktur.
33
Genel Yönetim Kurulu üyelerimiz
Şube Başkanı konuşurken
Giresun Şubesi Genel Kurulu
Sendikamız Giresun Şubesi 9.
Genel Kurulu 27 Nisan 2013 tarihinde Giresun’da toplandı.
Divan Başkanlığını Genel Başkan Osman Gürsu’nun Divan üyeliklerini Genel Sekreter Hakan
Bozkurt, Genel Mali Sekreter Yalçın Çalışkan, Genel Örgütlenme
Sekreteri İsmail Aydın ve Genel
Eğitim Sekreteri Haydar Özdemiroğlu’nun yaptığı Genel Kurula
sendikamızın diğer şubelerinden
yöneticiler ve yerel sendika temsilcileri katıldı.
Genel Kurul’da bir konuşma
yapan Genel Başkan Osman
Gürsu, genel ekonomik ve sosyal
durum üzerine yorum yaparak, işçi
haklarına dönük önemli sorunların
yaşandığı bir sürecin içinden geçildiğini; her sendika için demokratik hak ve özgürlükler müca-
Genel Kuruldan...
34
delesinin boyutlanması gerektiğini
söyledi. Gürsu, son olarak çıkartılan 6356 sayılı Sendikalar ve
Toplu İş sözleşmesi Yasası’nın yetersizliğine ve yaratacağı olumsuzluklara değinerek siyasal
iktidarın kıdem tazminatı hakkını
kısıtlamaya dönük çabalar içinde
bulunduğunu, taşeronlaştırma sistemini yaygınlaştırmaya çalıştığını
belirterek, sendikal hareketin
büyük bir kuşatma altında bulunduğunu söyledi.
Giresun Şube Bakanı Hüseyin
Özdem Genel Kurul’da yaptığı konuşmada küresel ölçekte sürdürülen yeni liberal politikaların ülkemiz
ve sendikal hareketi üzerinde
olumsuz etkileri olduğunu bildirerek sendikaların zor koşullar içine
itilmek istendiğini, emeğin haklarının tırpanlanmaya çalışıldığını
söyledi.
Özdem konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İşçi sınıfının sendikal örgütlenme ve örgütlü güç olma gereksiniminin hiç olmadığı kadar
arttığı bir dönemden geçiyoruz.
Emeğin ve emekçilerin değersizleştirilerek sömürü mekanizmalarını yaygınlaştıran dayatmalara karşı işçi sınıfının ve onların temsilcisi sendikaların en
önemli ve vazgeçilmez tek reçetesi bellidir: Daha fazla örgütlenmek, daha fazla mücadele
etmek, örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.
Özellikle üzerinde durulması
gereken gerçek, sendikal hareketin geleceğinin örgütsüzlerin
kitlesel olarak örgütlenmesine
bağlı olduğudur. Ayrıca çok
yönlü sendika eğitim etkinliklerinin örgütlenmeyle birlikte yürütülmesi temel bir görevdir.
Sendikal eğitim üyelerin duyarlılık derecesini arttırarak ilginin özelden genele doğru
gelişmesini sağlamaktadır. Bu
nedenle eğitim çalışmaları örgütlenme faaileyetlerinin tamamlayıcı unsurudur. Eğitimin,
yaygın, içerik olarak kapsamlı
ve programlı bir şekilde yürütülmesi örgütlenmeye de ön açıcı
bir işlev kazandırmaktadır.”
Sendikal hareketin birlik ve dayanışmasını geliştirerek sorunları
aşacağına inandığını belirten
Şube Başkanı Hüseyin Özdem,
“Bir sendikanın, bugün ve gele-
35
cek açısından önem verdiği
gündemlerin hayata geçirilmesinde üyelerin istem ve beklentilerinin demokratik katılım
mekanizmalarının etkin şekilde
işletilerek tespit edilmesi ve dikkate alınması yaşamsal önemdedir” dedi.
Yapılan seçimler sonucunda
Hüseyin Özdem yeniden şube
başkanlığı görevine getirilirken
Şube İdari Sekreterliğine Abdurrahman Helvacı, Mali Sekreterliğe
Şaban Topalak, Örgütlenme Sekreterliğine Tarık Sayın ve Eğitim
Sekreterliğine Selçuk Batı seçildi.
Denetim Kurulu asil üyeliklerine
Arzu Başpınar, Recai Durak ve
Muharrem Türkmen; Disiplin Kurulu asil üyeliklerine Özgür Öncü,
Ufuk Şener ve Nazım Keskin seçildiler.
Genel Kurul’da göreve seçilen
tüm Şube Yönetim, Denetim ve
Disiplin Kurulu üyelerimizi kutlar,
çalışmalarında başarılar dileriz.
Genel Kuruldan...
Adana 1 Nolu Şube Genel Kurulu
Sendikamız Adana 1 nolu Şubesi 14. Genel Kurulu 1 Haziran
2013 tarihinde Adana’da toplandı.
Divan Başkanlığını Genel Başkan Osman Gürsu’nun Divan üyeliklerini ise Genel Mali Sekreter
Yalçın Çalışkan, Genel Örgütlünme Sekreteri İsmail Aydın ve
Genel Eğitim Sekreteri Haydar
Özdemiroğlu’nun yaptığı Genel
Kurula sendikamızın diğer şubelerinden yöneticiler ve yerel sendika
temsilcileri katıldı.
Genel Kurul’da konuşan Genel
Başkan Osman Gürsu, ülkemizde
sendikal hak ve özgürlüklerin
büyük kısıtlamalar altında bulunduğunu belirtti. Çaykur ve Türk
Hava Yolları grevlerinin sendikalara baskı açısından önemli görüntüler yarattığını söyleyen Gürsu,
grev hakkına dönük kapsamlı sınırlama ve yasakların 12 Eylül dönemini anımsattığını, bu durumun
demokratikleşme süreci ile çeliştiğini, toplu sözleşme hükümlerinin
uygulanmasında sorunlar yaşan-
Eskişehir Şubesi Genel Kurulu
Eskişehir Şubemizin 5.
Genel Kurulu 11 Mayıs 2013
tarihinde Eskişehir’de toplandı.
Divan Başkanlığını Genel
Başkan Osman Gürsu’nun
Divan üyeliklerini Genel Sekreter Hakan Bozkurt, Genel
Mali Sekreter Yalçın Çalışkan
ve Genel Örgütlünme Sekreteri İsmail Aydın’ın yaptığı
Genel Kurula Tepebaşı Bele-
diye Başkanı Ahmet Ataç,
Türk-İş İl Temsilcisi, yerel sendika temsilcileri, sendikamızın
diğer şubelerinden yöneticiler
ile yerel sendika temsilcileri
katıldı.
Genel Kurul’da
konuşan
Genel Başkan Osman Gürsu,
ekonomik sorunların arttığına
değinerek, sendikal hareketin
yaşadığı güncel sorunlara ve
çözüm yöntemlerine değindi.
36
Gürsu, toplu iş sözleşmeleri
yetki sorunları üzerinde durarak grev yasakları, taşeronlaştırma ve esnek çalışma
üzerinde
değerlendirmeler
yaptı. Genel Başkan Osman
Gürsu, Türkiye’nin Ortadoğu
bölgesinde kilit bir ülke konumunda bulunduğunu, ABD’nin
istemlerine uyumlu dış politikanın tehlikeli bir oyun olduğunu, savaş politikalarının
dığını söyledi. Taşeronlaştırma ve
esnek istihdam uygulamalarının
sendikasızlaştırma süreçlerini etkilediğini belirten Genel Başkan,
sendikaların demokratik hak ve
özgürlüklerin geliştirilmesi doğrultusunda birlikte hareket etmesinin
zorunlu olduğunu belirtti.
Adana 1 nolu Şubesi Hülya
Özcan Genel Kurul’da yaptığı konuşmada dünyada ve ülkemizde
büyük alt-üst oluşların yaşandığını
belirterek Ortadoğu’da yaşanan
gerilim ve çatışma ortamına dikkat
çekti. Özcan, Türkiye’nin siyasal
iktidarın politikalarına bağlı olarak
Ortadoğu bataklığına sürüklendiğine değinerek sermayenin işçi sınıfının kazanımlarına saldırdığını
söyledi. Özcan konuşmasında
özetle şunları söyledi:
“Siyasi iktidar sistematik güvencesizleştirme ve esnekleştirme modelleriyle işçi sınıfının
tarihsel kazanımlarını gasp ederek itaatkâr bir işçi sınıfı yarat-
mayı arzuluyor. Mutlak kölelik
ve mutlak sömürü anlamına
gelen esnek üretim modelleri
bugün pervasızca gündeme sokuluyor.
Esnek üretim modellerinin
işçi sınıfına boş vakit kazandıracağı, yeni ekonomik imkânlar
sunacağı demagojileriyle işçi sınıfı ezilmeye çalışılıyor
Sermaye ve siyasal iktidarın
saldırılarının ilk hedefi geleceğimiz, ailemizin güvencesi, ço-
değil barış ve güvenlik politikalarının sürdürülmesi gerektiğini
belirtti. Sendikaların siyasal ve
sosyal yaşamda etkin rol oynaması gerektiğini belirten
Genel Başkan, sendikal birlik
ve dayanışmanın korunması
ve geliştirilmesi gereken bir
ilke olması gerektiğini söyledi.
Genel Kurul’da konuşan
Şube Başkanı Recai Ilgın, işyerlerinde yaşanan sorunlar
ve sendikal hareketin genel
sorunlarına ilişkin görüşlerini
dile getirdi.
Genel Kurulda, Recai Ilgın,
Galip Koç ve Aydın Gümüşdağ
şube başkanlığı için adaylıklarını koydu. Yapılan seçimler
sonucunda şube başkanlığı
adaylarından Recai Ilgın ile
Galip Koç eşit oy aldı. Yargıç
önünde yapılan kura sonucu
Recai Ilgın yeniden şube başkalığına seçildi. Şube İdari
Sekreterliğine Kemal Aytar,
Şube Mali Sekreterliğe Hasan
Hüseyin Yılmaz, Şube Örgüt-
lenme Sekreterliğine Mustafa
Sezer ve Şube Eğitim Sekreterliğine Abdurrahim Üstün seçildi. Denetim Kurulu asil
üyeliklerine Muradiye Çatalkaya, Mevlüt Çevik ve Ekrem
Ver; Disiplin Kurulu asil üyeliklerine Nadir Eren, Eşref Kısa
ve Gökhan Enliçay seçildiler.
Genel Kurul’da göreve seçilen tüm Şube Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulu
üyelerimizi kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz.
37
cuklarımızın umudu, bir anlamda işsizlik güvencemiz olan
kıdem ve ihbar tazminatıdır. 12
Eylül rejiminin bile cesaret edemediği bu hakkımız bugün yine
medyanın ağır propagandası altında gasp edilmeye çalışılıyor.
Kıdem ve ihbar tazminatının
gaspı sınıfa açıkça ve pervasızca cepheden bir saldırıdır.
İşçi sınıfının yalnızca bugünü
değil, geleceğinin de gaspıdır.
Bu saldırıyı insanlık suçu olan
işçi simsarlığı izliyor. Sermayenin ve siyasal iktidarın gündeminde sendikalar, sendikal
örgütlülükler, toplu sözleşme
düzeni var. Kıdem ve ihbar tazminatının gaspı, çalışma yaşamının esnekleştirilerek, mutlak
sömürünün sağlanması, bir
nevi simsarlık olan, özel istihdam bürolarının kurulması, 4B,
4C, 4D gibi yeni istihdam şekilleri, taşeronluğun yaygınlaştırılması, sendikalar kanununda
anti-demokratik mevzuatın sürdürülmesi işçi sınıfı açısından
önümüzdeki günlerin son derece sert ve zor geçeceğini göstermektedir.”
Hülya Özcan yeni dönemde
daha etkin bir sendikal çalışma
için çok boyutlu bir çalışma yürütüleceğini belirterek, sendikanın
korunmasının öncelikli görev olduğunu söyledi.
Yapılan seçimler sonucunda
Hülya Özcan yeniden şube başkanlığı görevine getirilirken Şube
İdari Sekreterliğine İbrahim Halil
Bebe, Mali Sekreterliğe Fikret
Yaşar, Örgütlenme Sekreterliğine
Ercan Kamaş ve Eğitim Sekreterliğine İnan Yıldız seçildi. Denetim
Kurulu üyeliklerine Necmi Atgüden, Serkan Semerci ve Kenan
Karaer; Disiplin Kurulu üyeliklerine
Yahya Doğan, Zeynel Şahin ve
Bilal Köse seçildiler.
Genel Kurul’da göreve seçilen
tüm Şube Yönetim, Denetim ve
Disiplin Kurulu üyelerimizi kutlar,
çalışmalarında başarılar dileriz.
38
ve
sö zü :
i şye r i
se n d i ka
te m si l ci l e ri
s e n d i ka l
ö r g ü tl e n me n i n
d i r e n ç
n o kta l a rı,
se si
R?
A
L
K
HA
İ
G
AN HAKLAR?
H
E
NGİ
IL V
A
S
H
A
E
NASIL V E HANGİ HAKLAR?
,, N
E
D
EDE
ASIL V
RE
E, N
ER
NEREDE,
NASIL
VE HANGİ HAKLAR?
N
NE
Haluk Şensu
([email protected])
İ
şyeri sendika temsilcilerinin görevlerini yerine getirmeleri için kimi hakları
bulunmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin Korunması ve Onlara Sağlanacak Kolaylıklara İlişkin 135 sayılı
Sözleşmesi ile 143 sayılı İşçilerin Temsilcileri Tavsiyesinde da vurgulanan bu
haklar, kimi eksik ve sınırlandırılmış biçimleriyle Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası’nda yer almıştır.
39
T
emsilcilere tanınan bu haklar onların
çok sayıda görev ve yükümlülüğünün bütünleyici unsurlarını oluşturur.
Böylelikle yetkiler sorumlulukla; yükümlülükler ise haklarla bütünleşir, kaynaşır.
1-Sendikayı ve işçileri temsil etme
hakkı: İşyeri sendika temsilcileri, işyeri ölçeğinde yasalar ya da toplu iş sözleşmesi hükümlerine
göre
oluşturulmuş
işyeri
kurullarında hem sendikayı, hem de o işyerinde çalışan işçileri temsil ederler. Bu yasal
hak, temsilcilik sıfatı sürecinde geçerlidir ve
işverenler kurul toplantılarına ve bu toplantılarda alınan kararlar nedeniyle temsilciler için
herhangi bir olumsuzluğa neden olabilecek
işlem yapamazlar. Temsilciler yasalardan aldığı güçle, işyerinde yaşanan sorunların çözümü doğrultusunda istemlerini uygun
biçimlerde özgürce aktarabilirler.
2-İşyerinde toplantı yapma hakkı: Temsilciler görevlerini yerine getirirken, hem işyerindeki diğer temsilcilerle, hem işçilerle,
hem de sendikal birimlerde sorumlu yöneticiler ile toplu sözleşmelerde belirtilen kurullara uygun olarak genel ya da özel toplantı
yapabilirler. Temsilciler, yapılan toplantının
sürecini ve sonuçlarını işverene asla sözlü
ya da yazılı olarak rapor etmek zorunda değillerdir. Çünkü işyerinde yapılan bu türden
toplantı sendikal bir toplantıdır ve sendikalar
işverenden ve işveren kuruluşlarından bağımsız kuruluşlardır.
kurul çalışmalarını etkin olarak sürdürübilmeleri, sendikanın düzenlediği işyeri dışında
gerçekleşen toplantılara, seminerlere ya da
konferanslara katılmak üzere "boş zaman
hakkını" kullanırlar. Bu hakkın nasıl, ne ölçüde ve ne kadar kullanılacağına ilişkin düzenlemeler toplu iş sözleşmelerinde yer alır.
Toplu iş sözleşmelerinde yer alan temsilcilik
eğitim izinleri, bu hakkın ürünü olan bir düzenleme olarak dikkat çeker.
4-İşyerinde dolaşım hakkı: Temsilciler,
hem sendikanın işyerindeki örgütlülüğünün
bîr göstergeleridir, hem de işyerinde daha iyi
çalışma ortamının oluşturulmasına katkı sağlarlar. Onlar kendilerine tanınan süreler
içinde işyeri içinde serbestçe dolaşabilirler ve
üyelerle tek tek görüşmeler yaparak bilgi
alma, bilgilendirme, öğrenme ve öğretme
gibi haklarını kullanabilirler. Bu hakların
nasıl, nerede, ne zaman ve hangi kurallar
içinde kullanılacağı toplu iş sözleşmelerinde
ve kimi zaman da işyeri genelgelerinde belirlenmiştir.
5-Temsilci odası, evrak dolabı ve duyuru tahtası kullanma hakkı: İşyeri sendika
temsilcileri, toplu iş sözleşmelerinde belirtilen
kurallar içinde sendikadan gönderilen duyuruları, yazıları ve sendika yayınlarını özel
olarak düzenlenmiş panolara ya da duyuru
tahtalarına asabilirler. Yine sendika temsilcileri, işyeri büyüklüğüne göre oluşturulan işyeri temsilcilik odalarını, kendilerine ayrılan
boş zamanlarda kullanabilirler ve gerekli çalışmalarla toplantılar düzenleyebilirler. Toplu
iş sözleşmeleriyle kazanılan bu hakkın etkin
olarak yerine getirilmesinde işverenlerce kimi
kolaylıklar sağlanır. Haberleşme olanağı, demirbaş sağlanması gibi kolaylıkları kapsayan
bu olanaklardan temsilciler etkin biçimde yararlanma hakkı edinirler.
3-Sendikal görevler için boş zaman
hakkı: Temsilciler görevlerini etkin olarak yerine getirmek için zamana gereksinim duyan
sendikal görevlilerdir. Sendikanın profesyonel görevlileri olmayan temsilciler, işyerinde
kendi görev alanına giren sorun ya da sorunların çözümlenebilmesi, bu sorunların nedenlerinin belirlenmesi ve sorunları yaşayan
6-Sendika toplantılarına, eğitim kurslaüye olsun ya olmasın tüm işçilerin düşünce
ve görüşlerini alabilmesi, sorumlu oldukları rına, seminer ve konferanslara katılmak
40
için izin hakkı: Temsilciler, sendikanın yürüttüğü çalışmalara katılmak üzere toplu sözleşme hükümlerinde belirtilen yetkili sendika
biriminin başvurusu üzerine sendikal toplantılara eğitim seminerlerine ya da kurslara,
genel ya da özel seminer ve konferanslara
katılabilirler. Bunun için toplu sözleşmelerde
belirtilen kurallara ve sürelere uyulur,
10-İş güvencesi hakkı: Temsilciler, görevlerini, yükümlülüklerini ve kendilerine tanınan
hakları yerine getirirken ya da kullanırken yasada ve toplu iş sözleşmelerinde belirtilen
güvencelerden yararlanırlar. İşyeri sendika
temsilcilerinin işyerinde çalıştığı bölüm, birim
ya ünite işverenler tarafından onların isteklerine rağmen değiştirilemez. Temsilciler sen7-Haberleşme hakkı: İşyeri sendika tem- dikal görevlerini yerine getirdiği gerekçesiyle
silcileri, görevlerini yerine getirme süreci cezalandırılamaz, işten çıkartılamaz.
içinde işyerinde haberleşme hakkını kullanır11- Sendikanın birimlerini bilgilendirme
lar. Bu konuda kendisine toplu sözleşmelerle hakkı: Temsilciler, işyerinde çıkan sorunlar
tanınan kolaylıklar içinde sendika şube yet- konusunda, işverenin ya da işveren vekilinin
kilileri ya da genel merkez yöneticileriyle bilgisi ve onayı olmaksızın, sorunlar konuveya genel merkez birimleriyle veya görev- sunda sendika birimlerini ve sendika yönetileriyle ilintili olarak SGK, hastane, Bakanlık cilerini bilgilendirebilir. Bunun anlamı sendika
birimleriyle iletişim kurabilirler.
temsilcilerinin işyerinde ortaya çıkan ekonomik,
sosyal ve demokratik sorunlar konuTemsilciler, bu görüşmelerin niteliğini, nedenini veya sonuçlarını işveren veya işveren sunda yalnızca sendika birimlerine karşı
temsilcisine rapor etmek ya da onlara özel sorumlu olmalarıdır.
olarak iletmek zorunda değildir,
8-İşletme yönetimine ve karar almaya
yetkili işveren temsilcilerine ulaşma ve
başvurma hakkı: Temsilciler, işyerinde üyelerin tek tek ya da toplu sorunlarını, toplu iş
sözleşmesinin uygulanmasından kaynaklanan sorunları ya da işyeri kurullarının aldığı
kararların herhangi biçimde aksamasından
doğan sorunları işletme yönetimine veya
karar almaya yetkili işveren temsilcilerine iletebilirler. Görev alanlarına giren küçükbüyük, özel-genel tüm konularda yazılı veya
sözlü başvuruda bulunabilirler,
12- Sendikal sorumlulukları yalnızca
sendika ile paylaşma hakkı: Temsilciler,
sendikal sorumluluklarını yalnızca sendikası
ile paylaşır. Bu konuda işverene, işveren vekiline, kamu makamlarına bilgi vermek, rapor
sunmak zorunda değildir.
9-Sendikanm süreli ve süresiz yayınlarını, broşürlerini, duyurularını dağıtma
hakkı: İşyeri sendika temsilcileri, sendikadan
kendilerine ulaştırılan süreli ya da süresiz yayınları, broşürleri, duyurulan, bildirileri üyelere toplu sözleşmede belirtilen biçim ve
kurallar içinde işyeri içinde, servis araçlarında veya çıkış kapılarında özgürce dağıtabilir.
41
I LO S Ö Z L E Ş M E L E R İ ÇO K AÇ I K
“1. Çalışanların ve işverenlerin
örgütleri tüzük ve iç yönetmeliklerini düzenlemek, temsilcilerini
serbestçe seçmek, yönetim ve
etkinliklerini düzenlemek ve iş
programlarını belirlemek hakkına
sahiptirler.
2. Kamu makamları bu hakkı sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına
engel olacak nitelikte her türlü
müdahaleden sakınmalıdırlar.”
(87 sayılı Sendika Özgürlüğüne
ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ILO Sözleşmesi’den)
“-İşletmelerdeki işçi temsilcileri, kanunlara, toplu sözleşmelere
veya yürürlükteki sözleşmelere
dayalı diğer düzenlemelere uygun hareket etmeleri koşulu ile
işten çıkarma dahil kendilerine
zarar verebilecek ve işçi temsilcisi niteliğini taşımalarından veya
bu nitelikle etkinlikte bulunmalarından, sendika üyesi olmalarından veya sendika etkinliklerine
katılmalarından ileri gelecek her
türden işleme karşı etkili bir korumadan yararlanırlar.
-İşletlemelerde işçi temsilcilerine görevlerini hızlı ve etkili biçimde
yapmalarına
olanak
verecek uygun kolaylıklar sağlanır.
-Bu konuda, ülkenin endüstriyel ilişkiler sisteminin özellikleri
ile ilgili işletmenin gereksinimleri, büyüklüğü ve olanakları gözö-
42
nünde
bulundurulur.
-Bu tür kolaylıkların sağlanması, ilgili işletmenin etkin çalışmasını engellemeyecektir.
-Aynı işletmede hem sendika
temsilcilerinin ve hem de seçilmiş temsilcilerin bulunduğu hallerde, eğer gerekiyorsa, seçilmiş
temsilcilerin bulunmasının ilgili
sendikaların veya temsilcilerinin
durumunu zayıflatacak şekilde
kullanılmaması ve ilgili bütün konularda seçilmiş temsilcilerle, ilgili sendikalar ve onların
temsilcileri arasında işbirliğini
teşvik için önlemler alınacaktır.”
(İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin
Korunması ve Onlara Sağlanacak
Kolaylıklara İlişkin 135 sayılı ILOSözleşmesi’nden...)
11 Temmuz 2013 tarihinde Carrefoursa yetkilileri sendikamızı ziyaret etti. Ziyarete Carrefoursa Genel Müdürü Mehmet Tevfik
Nane, eski Genel Müdür Guillaume de Colonges, Yönetim Kurulu Üyesi Thomas Hübner, İnsan Kaynakları Direktörü Yasemin
Akad ve Saha Direktörü Stephane Coum katıldı. Yapılan görüşmede sendikamız adına Genel Başkan Osman Gürsu, Genel
Sekreter Hakan Bozkurt, Genel Başkan Danışmanı Hüseyin Hamurcu yer aldı. Carrefoursa Genel Müdürü Mehmet Tevfik
Nane, iyi ilişkiler çerçevesinde yürüyen işbirliği için teşekkür etti. Sendikamız Genel Başkanı Osman Gürsu, Carrefoursa
yeni Genel Müdürü Mehmet Tevfik Nane’ye başarılar dileyerek işçi-işveren ilişkisinin olumlu biçimde güçlendirilmesinin önemini vurguladı.
15-16-17 Mayıs 2013 tarihlerinde Muğla Şubesinde yerel eğitimler gerçekleştirildi. Toplu iş sözleşmesi ile temsilcilerin
görev ve sorumlulukları içerikli seminerlerin ilki 15 Mayısta Fethiye’de, 16 Mayıs ta Aydın’da ve 17 Mayısta Söke’de
yapıldı. Seminerleri Genel Eğitim Danışmanı Volkan Yaraşır sundu.
43
YILLIK
ÜCRETLİ İZİN HAKKI
İ
zin hakkı, çalışma sürecinin doğal ve kaçınılmaz bir izdüşümüdür ya da bir başka anlatımla izin hakkını belirleyen gerçek olgu,
insana yakışır çalışmanın ta kendisidir.
Yıllık ücretli izin hakkı, çalışan her insan için sosyal ve kültürel bir gereksinim olduğu gibi fizyolojik
ve psikolojik bir gereksinimdir de... İzin hakkı öncelikle dinlenme-eğlenme hakkıdır; çalışma süresinin sınırlandırılmasıdır.
Çalışma hakkı, izin hakkı
olmadan düşünülemez, anlamlandırılamaz ve değerlendirilemez.
İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi’nin 24. Maddesine göre; “Herkesin, dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin
makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirlidönemlerde ücretli izne çıkmaya
hakkı vardır.”
Tüm bir yıl boyunca çalışan işçinin, sosyal yaşama
daha sıkı bağlanabilmesi,
yoğun olsun ya da olmasın
çalışma temposunun dışında kalarak; çalışma koşullarını
ve
süresini
düşenmeksizin dinlenmesi
anlamına gelen yıllık ücretli izin, insanın kendisini yenilemesi için olanaklar yaratan bir dönemdir. Çünkü insan, yıllık
tatil ile sağlık ve sosyal açıdan kendisini daha dinamik kılma
olanağına kavuşur.
Çalışmanın yaşamın kendisi olmadığı, tam tersine çalışma süresinin yaşam süresinin yalnızca bir parçası olduğu
ve günlük, haftalık ve yıllık izin haklarının bu anlamda değerlendirilmesi gerektiği, yüzyıllardır sürdürülen mücadelelerin bir sonucudur.
Genel olarak çalışma süresinin azaltılması ve
özel olarak tatil hakkı konusunda son 200 yılda işçi
sınıfının örgütlerinin tüm dünyada sürdürdüğü mü44
45
cadele bugün insana yakışır iş
koşullarının daha da yaygınlaşmasını sağlayan temel etken
olmuştur.
1830 yılında doğan bir işçinin
ortalama yaşam süresi 30
(Otuz) yıldı ve bu işçi ortalama
olarak ömür boyu 66 bin saat
çalışıyordu. Günümüzde ise bir
Avrupalı
işçinin
ortalama
yaşam süresi 78 yıldır; 47 yıllık
çalışma yaşamında toplam olarak 71 bin 400 saat çalışmaktadır. Yine yapılan hesaplamalara
göre 1850 yılında çalışmadan
geçirilen ortalama yıl sayısı 8 yıl
iken günümüzde bu süre 31 yıldır (Not: Veriler Avrupa Sendikalar Konfederasyonu yayınlarından derlenmiştir).
Bu sürece işin insancıllaşmasını, toplumsal değerliliğinin artmasını ve yaşam standartlarının yükselmesini de katmak gerekir. Tüm bunlarla birlikte düşünüldüğünde işçi sınıfının
ekonomik, toplumsal ve siyasal
örgütlerinin günümüzde nasıl
bir sürecin oluşmasını sağladığı
somut olarak algılanabilir.
Tüm dünyada uzun süren
büyük mücadeleler sonucunda
46
kazanılmış bir hak olan yıllık
ücretli izin hakkı, ülkemizde
uzun yıllar tüm çalışanları kapsayan bir hak olarak tanınmamış ancak 1960 yılında bir yasa
ile düzenlenmiş ve 1962 Anayasasının getirdiği sosyal haklara bağlı olarak geliştirilmiştir.
Yıllık ücretli izin hakkı anayasal ve yasal bir hak olmasına
rağmen, ülkemizde sorunsuz
kullanılan bir hak değildir. Bu
hak tıpkı günlük ve haftalık çalışma süresinde olduğu gibi sorunsuz kullanılmıyor ve özel ya
da genel nedenlere bağlı olarak
birçok sorun yaşanıyor. Sendikal örgütlenmenin bulunduğu
ve çalışma koşullarının toplu
sözleşmelerle düzenlediği işyerlerinde veya işletmelerde
ücretli izin hakkının kullanımı
konusunda kimi zaman önemli
bazı sorunlar çıkmasına rağmen genel olarak uygulanıyor.
Ancak sendikal örgütlenmenin
olmadığı ve dolayısıyla toplu
sözleşmenin var olmadığı işyerlerinde çalışan işçiler yıllık ücretli izinlerini tıpkı günlük ve
haftalık tatillerinde olduğu gibi
düzenli kullanamıyor.
Yıllık ücretli iznin yasanın öngördüğü biçimde kullanılamaması genellikle şu gerekçelere
dayandırılıyor:
-”İşyeri çalışma koşulları
yıllık iznin düzenli kullanılmasını engelliyor. Çalışan işçinin yerine alacak kimse yok.
Bir işçinin izine çıkması durumunda üretim ve hizmet
aksayacaktır.”
-”Yıllık ücretli iznin kullandırılması için izin ücreti işletmeye önemli yük getiriyor.
Bu yükün azaltılması için ya
kullanılan izin süresi kadar
ek çalışma yapılmalıdır ya da
izin ücretinden vazgeçilmeli
veya ücretin ancak bir bölümü alınmalıdır.”
-”Yıllık izin yasanın öngördüğü en çok üç parçada
değil, daha küçük parçalar
halinde kullanılmalıdır.”
-”İzin Kurulu mu? Nedir o?
İşverenin iş yürütüm hakkına
işçinin, sendikanın müdahalesi olamaz.”
İşverenlerin bu yaklaşımlarının çalışan işçiler açısından da
olumsuzluğu tartışmasızdır.
Bu arada özellikle belirtilmesi
İZİN HESABINDA ÇALIŞILMIŞ GİBİ SAYILAN DURUMLAR
Yıllık iznin hesaplanmasında genellikle sorun çalışılmış gibi sayılan hallerde çıkmaktadır.
Bu konuda işverenlerin işçilerin bilgi yetersizliğinden
yararlandıklarına, işçilerin çalışma sürelerine ilişkin kayıtlara yeterince dikkat etmediklerine ya da bilinçli olarak
davrandıklarına sıklıkla tanık olunmaktadır.
Yıllık izin bakımından çalışılmış gibi sayılan haller Yasanın 55. Maddesinde şöyle belirtilmiştir:
-İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalık nedeniyle işine gidemediği günler,
-Kadın işçilerin doğumdan önce ve sonra çalıştırılmadıkları günler.
-İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra
veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler (Bu sürenin yılda 90
günden fazlası sayılmaz.).
-Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler
yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın onbeş
günü (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla).
-İş Yasası’nın çalışma süresinden sayılan halleri belirten 66’ncı maddede sözü geçen zamanlar (*)
-Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri.
-Röntgen muayenehanelerinde çalışanlara pazardan
başka verilmesi gereken yarım günlük izinler.
-İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları,
hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili
mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya
sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine
devam edemedikleri günler.
-İşçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde
üç güne kadar verilecek izinler.
-İşveren tarafından verilen diğer izinler ile kısa çalışma
sürelerinin uygulandığı dönemler.
-Yasanın uygulanması sonucu olarak işçiye verilmiş
bulunan yıllık ücretli izin süresi.
Tüm bu süreler işçinin izin kullanılmasında çalışılmış
süreler olarak hesaplanacaktır.
----------(“) Not: 4857 sayılı İş Yasası’nın sözü edilen maddesi aynen şöyledir:
Madde 66- Aşağıdaki süreler işçinin günlük çalışma
sürelerinden sayılır:
a) Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde
olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerinkuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları
için gereken süreler.
b) İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir
yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda
geçensüreler.
c) İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde
bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi
bekleyerekboş geçirdiği süreler.
d) İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili
herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini
yapmaksızın geçirdiği süreler.
e) Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler.
f) Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve tadili gibi, işçilerin yerleşim
yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine hep
birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde
bunların topluve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler.
İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf
sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz.
47
gereken bir başka gerçek ise
kimi işçilerin işten çıkartılabileceği kuşkusu ve korkusuyla izin
hakkını istemekten ve kullanmaktan çekinmesidir. Bu durum
bazen işyerinde oluşturulmuş
“rekabet” denen yarışmanın sonucu olarak bazı işçilerin “işyerlerindeki statü yükselmelerinden geride kalmaktan” korkmalarıdır. Çünkü kimi işverenler,
işveren vekilleri ya da işçinin
“amiri” durumundaki kişiler, izin
hakkını kullanmak isteyen ve
izin ücretini alan işçiyi bir
“suçlu” gibi görme eğilimindedir. Bu nedenle izin hakkını kullanan işçiye iznini parçalı
kullandırmak- tan izin ücretini
eksik ödemeye, izni hiç de
uygun olmayan aylarda veya
dönemlerde kullandırmadan,
izin karşılığı fazla çalışmaya
zorlamaya kadar işçinin istemlerini değersizleştirmeye veya
çoğu kez tanık olunduğu gibi
geniş bir alanda baskı aracı
olarak tutmaktadırlar.
Türkiye'de yıllık izin hakkı
Anayasanın 50. maddesi doğrultusunda 4857 sayılı sayılı İş
Yasası'nın 53, 54, 55, 56, 57,
58, 59 ve 60. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Yıllık ücretli izin hakkı İş Yasasına tabi olarak çalışan işçilere uygulanır.
Bunun için işçinin iş sözleşmesine dayanarak bir işte ücret
karşılığı çalışması gerekir. Yıllık
izne hak kazanabilmesi için işçinin işe girdiği tarihten başlayarak deneme süresi de dahil
olmak üzere 1 yıl çalışması gerekmektedir.
İzne hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçinin
aynı işverene ait işyerlerinde
çalıştığı süreler birleştirilir. Aynı
bakanlığa bağlı işyerleri ile aynı
bakanlığa bağlı tüzel kişilerin
işyerlerinde geçen süreler ve
kamu iktisadi teşebbüsleri
yahut özel kanun veya özel kanunla verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar
veya bunlara bağlı işyerlerinde
geçen süreler de, yıllık ücretli
izin hakkının hesaplanmasında
birleştirilerek göz önünde bulundurulur
Mevsimlik işlerde yıllık ücretli
izinlere ilişkin hükümler uygulanmaz. Mevsimlik işçi, İş Yasası’nın
yıllık
ücretli
izin
hükümlerine dayanarak, yıllık
ücretli izin kullanma veya buna
dayanarak ücret alacağı talebinde bulunamaz.
Kısmi süreli ya da çağrı üzerine iş sözleşmesi ile çalışanlar
yıllık ücretli izin hakkından tam
süreli çalışanlar gibi yararlanır
ve farklı işleme tabi tutulamaz.
Kısmi süreli ya da çağrı üzerine iş sözleşmesi ile çalışanlar
iş sözleşmeleri devam ettiği
sürece her yıl için hak ettikleri
izinleri, bir sonraki yıl izin süresi
içine isabet eden kısmi süreli iş
günlerinde çalışmayarak kullanır. İzine hak kazanan kısmi
süreli ya da çağrı üzerine çalışan işçilerle tam süreli çalışan
işçiler arasında yıllık izin süreleri ve izin ücretleri konularında
bir ayrım yapılamaz.
Toplu iş sözleşmeleriyle ya
da bireysel sözleşmelerle yasal
sınırların zorlanabildiği ve ek
düzenlemelerin oluşturulabildiği ülkemizde yasal olarak izin
hakkının kazanılması için bir işçinin işverenin aynı veya deği48
şik işyerlerinde bir yıllık çalışma
süresinin tamamlanması zorunludur. Bu çalışma süresinin
saptanmasında deneme süresi
de dahil olmak üzere işçinin o
işverene ait işyerinde çalışmaya başladığı ilk tarih esas
alınır. Yani; bir işverenin yasa
kapsamına giren işyerinde çalışmakta olan işçi, aynı işverenin diğer işyerinde geçirmiş
bulundukları süreler de hesaba katılır.
İşçinin gelecek izin hakkı için
geçmesi gereken bir yıllık süre
ise bir önceki izin hakkının doğduğu günden başlayarak hesaplanır.
İşçinin izin süresi, iznini hak
ettiği tarihteki hizmet süresine
ve İş Yasası’nın “Yıllık izin bakımından çalışılmış gibi sayılan
haller” başlıklı 55. maddesine
göre belirlenir.
İşyerinde
işe
başladığı
günden itibaren deneme süresi
de içinde olmak üzere en az bir
yıl çalışmış olan işçilere yıllık
ücretli izin verilir.
Yıllık ücretli izin hakkından
vazgeçilemez.
İşçilere verilecek yıllık ücretli
izin süresi, hizmet süresi;
- Bir yıldan beş yıla kadar
(beş yıl dahil) olanlara ondört
günden,
- Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi
günden,
- Onbeş yıl (dahil) ve daha
fazla
olanlara
yirmialtı
günden,
az olamaz.
Ancak, onsekiz ve daha
küçük yaştaki işçilerle elli ve
daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi
İzin kurulları nedir ve nasıl çalışır?
Ü
lkemizde işyeri ya da işletme temelinde
işçi veya örgütleri sendikaların temsil
edildiği kurumsallaşma örneklerine pek
tanık olunmaz. Binlerce insanın çalıştığı işyerlerinde sendikalı olsun ya olmasın işçilerin temsilini içeren kurul, komite, birim gibi örgütlenmeler
ya bulunmaz ya da yasanın “şekil şartı”nı yerine
getirmek amacıyla oluşturulur.
Bu konu yalnızca işveren açısından değil
sendikalar yönünden de geçerlidir. Bir başka anlatımla yasalara göre oluşturulması zorunlu işyeri
kurulları ya da komiteleri gerçek işlevleriyle kurulmaz çoğunlukla da çalıştırılmaz.
4857 sayılı İş Yasası gereğince çıkartılan
Ücretli İzin Yönetmeliği’nce oluşturulan ‘İzin Kurulu” buna somut bir örnektir.
-İzin kurulları nedir?
-Nasıl oluşturulur?
-İşlevleri nelerdir?
-Nasıl etkili birer kurul durumuna getirilebilir?
İşyeri izin kurulu işçi sayısı 100’den fazla olan
işyerlerinde işvereni temsilen bir, işçileri temsilen
iki kişi olmak üzere toplam üç kişiden oluşur. İşçi
sayısı 100’den az olan işyerlerinde; izin kurulunun görevleri, işveren veya işveren vekili veya
bunların görevlendireceği bir kişi ile işçilerin kendi
aralarında seçecekleri bir temsilci tarafından yerine getirilir.
-Yönetmeliğe göre Kurula işveren başkanlık
eder. Kurulun başkanı dışında kalan işçi üyeleri
ve yedekleri işyerinde varsa, işyeri sendika temsilcileri tarafından seçilir.
-Sendika temsilcileri seçilmemiş işyerinde izin
kurulunun işçi üyeleri ve yedekleri, o işyerindeki
işçilerin yarıdan bir fazlasının katılacağı bir
toplantıda açık oyla seçilir. İzin kurulu başkanı ile
üye ve yedekleri işyerinde işveren tarafından ilan
edilir. Asil üyelerin yokluğunda yedeklerin biri
başkanın çağrısı üzerine toplantıya katılır. Herhangi bir nedenle eksilen üye ve yedekler aynı
şekilde tamamlanır.
-İzin kurulu üyelerinin seçimi iki yılda bir yapılır.
Yeni izin kurulu üyeleri seçilinceye kadar eski
kurul üyeleri görevine devam eder.
-İzin kurulu kendisine yüklenen görevleri yerine
getirmek üzere yıllık izin çizelgelerinin hazırlanması sırasında ve gerektikçe başkanın çağrısı ile
iş saatleri içerisinde toplanır. Toplantılarda alınan
kararlar ve yapılan işler izin kurulu karar defterine yazılarak imzalanır.
-İzin kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:
•İşçiler tarafından verilip işveren veya işveren
vekili tarafından izin kuruluna iletilen izin isteklerine göre hazırlayacağı izin çizelgelerini işverenin
onayına sunmak,
•İzin çizelgelerini; işçilerin kıdemlerini, izni belirli bir dönemde kullanmak bakımından içinde bulundukları zorunluluk veya engellerini, işin
aksamadan yürütülmesini ve işçi sayısını göz
önünde bulundurarak hazırlamak,
•İşçilerin yıllık izin hakları ile ilgili dilek ve
şikayetlerini inceleyerek sonucunu işverene ve ilgili işçiye bildirmek,
•Her yıl ücretli izinlerin daha yararlı geçirilebilmesi için kamplar ve geziler düzenlemek, bu
konuda alınması mümkün olan tedbirleri araştırmak ve işverene tekliflerde bulunmak.
-İzin kurulunun çalışmaları için gerekli yer, eleman, araç ve gereçler işveren tarafından sağlanır
İzin kurullarını demokratik kurallara uygun
olarak çalıştırmak sendikaların sorumlulukları
arasında bulunmalıdır. Bu konuda işyeri sendika
temsilcilerinin uyarılmaları, bilgilendirilmeleri
önemli bir sorumluluktur.
49
yirmi günden az olamaz.
Yasanın belirttiği bu "haller",
yıllık ücretli iznin kullanıldırılmasında işverence herhangi bir
gerekçe ile engellenemez, kısıtlanamaz, sınırlandırılamaz.
Yıllık izin konusunda ortaya
çıkan sorunların en önemlisi
iznin nasıl kullanılacağına ilişkindir.
Temel ilke yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemeyeceği, işveren tarafından sürekli
bir şekilde verilmesi zorunluluğudur.
Ancak, bu konu yasanın belirttiği önemli kısıtlara rağmen
yaşamın akışı içinde farklı biçimde uygulanmaktadır.
İşçilerin izin sürelerini tek bir
dönemde kullanmak istememesi durumunda yasanın öngördüğü izin süreleri, tarafların
anlaşması ile bir bölümü on
günden aşağı olmamak üzere
en çok üçe bölünebilir.
-İşveren tarafından yıl
içinde verilmiş bulunan diğer
ücretli ve ücretsiz izinler
veya dinlenme ve hastalık
izinleri yıllık izne mahsup
edilemez.
-Yıllık ücretli izin günlerinin
hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin
süresinden sayılmaz.
- Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden
başka bir yerde geçirecek
olanlara istemde bulunmaları
ve bu hususu belgelemeleri
koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri
karşılamak üzere işveren
toplam dört güne kadar
ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli
izinlerini gösterir izin kayıt
belgesi tutmak zorundadır.
İzin ücretinin belirlenmesinde; fazla çalışma karşılığı
alınacak ücretler, primler, sos-
yal yardımlar ve işyerinin devamlı işçisi olup, normal saatler
dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler için
aldıkları ücretler hesaba katılmaz. İşveren veya işveren vekili, yıllık ücretli iznini kullanan
her işçiye izin dönemine ilişkin
ücreti ile ödenmesi bu döneme
rastlayan diğer ücret ve ücret
niteliğindeki haklarını izine başlamadan önce peşin olarak vermek veya avans olarak
ödemek zorundadır.
Yüzde usulünün uygulandığı
yerlerde izin ücreti yüzdelerden
toplanan para dışında işveren
tarafından ödenir.Yıllık ücretli
izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil
ücretleri ayrıca ödenir. Kısmi
süreli ve çağrı üzerine çalışanlara; izin dönemine rastlayan
çalışması gereken sürelere ilişkin ücretleri, yıllık izin ücreti olarak ödenir
İŞ YASASINA GÖRE YILLIK ÜCRETLİ İZİN ÜCRETİ
Madde 57 - İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini
ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.
Bu ücretin hesabında 50 nci madde hükmü uygulanır.
Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti,
kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin
izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süreiçinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere
bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır.
Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı
ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere
bölünmesi suretiyle hesaplanır.
Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir.
Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca
ödenir.
50
TÜRKİYE’DE ÇALIŞANLARIN TATİL SÜRELERİ ÇOK MU?
T
ürkiye’de yılın önemli bölümünde tatil uygulandığı,
çoğu tatil ya da iznin “hak edilmeden” verildiği ve
bu nedenle geri kaldığımızı düşünenlerin sayısı hiç
de az değildir.
Gerçekten böyle mi?
Az mı çalışıyor; tatillerle ömür mü tüketiyoruz?
Yani yan gelip yatıyor muyuz?
Karşılaştırmalı uluslararası istatistikler hiç de öyle demiyor. Bu bir yanılgı, hatta yalan...
OECD’nin yayınladığı bir Rapora göre Türkiye 34
OECD ülkesi sıralamasında yılda ortalama 25 gün tatil ile
sondan üçüncü ülke.
İlk sırada ise 38 günle Malta geliyor. Bunu 36’şar günle,
Fransa ve Slovenya izliyor. Rapora göre ücretli izin hakkı
(yıllık izin) ve resmi tatiller toplamı hesap edildiğinde Türkiye’de yılda ortalama toplam 25 gün tatil günü var. Kanada ortalama 20 günle son sıradayken, Güney Kore 22
ile sondan ikinci sırada.
“Türkiye’de kimler tatil yapıyor?”, “Tatilimizi nerede, ne
kadar süre ile geçiriyoruz?”, “Tatil için ne kadar bütçe ayırıyoruz?” gibi sorulara da yanıt verilen Working Time Around The World (Dünya Çapında Çalışma Süreleri) raporu
ile Uluslararası Çalışma Örgütü verilerinden de yararlanılan
rapora göre, Japonya tatil günleri sayısı bakımından Türkiye
ile eşit durumda.
Rapora göre, yıllık izin süreleri çıkarıldığında 16 gün ile
51
Slovenya en çok resmi tatil yapan ülke. Bu ülkeyi 15’er gün
ile Kıbrıs ve Japonya izliyor. Türkiye de 8 ülkeden sonra 11
gün ile en çok resmi tatil olduğu 5 ülkeden biri. Bu durum
Türkiye’de yıllık izin sürelerinin oldukça kısa olduğunu ortaya koyuyor. Kaldı ki resmi tatillerde de işçilerin önemli bir
kısmı çalışıyor. Ramazan ve Kurban Bayramlarında, özellikle
de öteki resmi tatil günlerinde işçilerin büyük bir kısmı mesaiye çağrılıyor.
Raporda ülkelerin yıllık ücretli izin süreleri de karşılaştırıldı. En düşük yıllık ücretli izin süresi Güney Kore, Kanada
ve Japonya’dan sonra Türkiye’de iken, en yüksek ücretli izin
süresi 25 gün ile Fransa, Lüksemburg, Avusturya, İsveç ve
Danimarka’da. Avrupa Birliği üyeleri arasında 20 günden
daha az ücretli izin hakkının olduğu ülke yok.
Ancak tüm bunlar yasal sürelere ilişkin rakamlar. Oysa
Türkiye’de milyonlarca işçi rakamların ulaşmadığı koşullarda ve ortamlarda çalışıyor. Bu da sorunun sosyolojik boyutu.
Tüm bu verilerle birlikte düşünüldüğünde soruyu yenilemek gerekiyor:
Bu ülkede işçiler yan gelip yatıyor mu?
Siz buna inanıyor musunuz?
(Veriler İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler
Odası’nın “Türkiye’de Tatil ve Çalışma İstatistikleri Raporu’ndan aktarılmıştır.)
52
“ÜCRETLİ YILLIK MEZUNİYETTEN “YILLIK ÜCRETLİ İZİN”E
T
ürkiye’de yıllık ücretli izin
hakkı, yasal bir hak olarak çok eski bir tarihe
sahip değildir. Ancak yıllık ücretli
izin hakkı için mücadele oldukça
eskidir.
1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetle birlikte gerçekleştirilen
grevlerde çalışma koşullarının
iyileştirilmesi ve çalışma sürelerine ilişkin istemler dile getirilmiş;
çıkartılan yayın organlarında ücretli izin hakkı vurgulanan temel
istemler arasında yer almıştır.
1921 Anayasası ile Cumhuriyetin ilanından sonra çıkartılan
1924 Anayasalarında da bu
önemli hak belirtilmemiştir. Aynı
dönemde hafta tatili hakkına ise
yer verilmiştir.
1924 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi’ne katılan İşçi Grubu’nun yıllık izin konusundaki
istemleri Kongre tarafından kabul
edilmemiştir.
Türkiye’nin ilk işçi birliği olan
Amele Teali Cemiyeti, 1927 yılında açıklanan İş Yasası Tasarısına karşı Millet Meclise sunduğu
“İşçi Layiha”sında “Herhangi bir
kurumda bir yıl çalışan işçiye
“tam yevmiye ile onbeş günlük
mezuniyet” verilmesini istemiştir.
Türkiye’nin ilk çalışma yasası
olan 1936 tarihli 3008 sayılı İş
Yasası’nda da yıllık ücretli izin
hakkı yoktur. Oysa 1936 yılında
ILO’nun Ücretli Tatil İznine ilişkin
52 sayılı Sözleşmesi kabul edilmiştir.
1946 yılında kabul edilen Sendikalar Kanunu, çalışma ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmıştır.
2. Dünya Savaşından sonra
Birleşmiş Milletler Örgütü tarafın-
dan 1948 yılında kabul edilen ve
Türkiye’nin 1949 yılında onayladığı “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde tatil hakkı şöyle
belirtilmektedir:
“Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellile çalışma süresinin
makul
ölçülerde
sınırlandırılmasına ve belirli
dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.”
1950 Yılında ILO’nun Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetine sunduğu Mart-Mayıs 1949 tarihli Raporu’nda “Ücretli yıllık mezuniyeterin” yani ücretli yıllık izinlerin
Türk mevzuatında yer almadığı,
ILO’nun bu hakka ilişkin sözleşmesinin tüm dünyada 41 ülke tarafından kabul edildiği vurgulanmaktadır.
Yıllık izin hakkı, İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi kabul edilmesinden 3 yıl sonra ilk kez 1952 yılında kabul edilen Basın İş
Kanunu ile yalnızca yasa kapsamındaki gazetecilere tanınmıştır.
Daha sonra 1954 yılında çıkartılan Deniz İş Kanunu ile gemiadamlarına yıllık izin hakkı
getirilirken 11 Nisan 1960 tarihinde ilk kez “Yıllık Ücretli İzin
Kanunu” çıkartılmıştır. Bu yasaya
göre yıllık çalışma süreleri 1 yıldan 5 yıla kadar olanlara 12 gün,
5 yıldan fazla ve 15 yıldan az
olanlara yılda 18 gün, 15 yıldan
fazla olanlara yılda 24 gün yıllık
ücretli izin verilir. İzin ücretinin
belirlendiği bu yasa aynı zamanda günümüzde de var olan
birçok hükümle birlikte 100 ve
daha fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde kurul oluşturulmasını öngörmekteydi.
1961 Anayasası’nda yıllık üc53
retli izin hakkı ilk kez Anayasaya
geçerken 3008 sayılı İş Kanunun
yerine geçen 931 sayılı İş Kanununda yıllık izine yer verilerek
“Yıllık Ücretli İzin Kanunu” kaldırılmıştır. Ancak bu kanun, yıllık
ücretli izin hakkını 10 ve daha
fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde
geçerli olan 3008 sayılı İş Kanun
ile sınırlı tutmaktaydı. 931 sayılı
İş Kanunu kısa ömürlü olurken 1
Eylül 1971 yılında yerini 2002 yılına kadar kadar yürürlükte kalacak 1475 sayılı kanuna bırakacaktır.
1970 yılında ILO tarafından
kabul edilen ve Türkiye’nin onaylamadığı 132 sayılı Gözden Geçirilmiş Tatil Sözleşmesi bir çok
önemli değişiklikle 1936 yılında
kabul edilen 52 sayılı ILO sözleşmesini değiştirmiştir. Sözleşmenin önemli hükümlerinden biri,
izin ücretinin aksine bir sözleşme
yoksa izne çıkmadan ödeneceği,
yıllık izinden vazgeçmeye dönük
sözleşme hükümlerin oluşturulamayacağı, izin kullanımında işçi
ve temsilcilerin görüşlerine başvurulması gerektiği gibi hükümlerdir.
Kısa bir tarihçesini yayınladığımız ücretli izin hakkı, günlük, haftalık, yıllık ve yaşam boyu
çalışma süreleri kavramları ile
birlikle günümüzde dünya sendikaları tarafından artık farklı biçimlerde yeniden tanımlanmaktadır. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC)’nun istemleri
arasında haftalık çalışma süresinin 35 saate indirilmesi yanında
yıllın ücretli iznin 6 haftaya çıkartılması ve tüm işçilere 60 yaşında tam emeklilik hakkının
sağlanması bulunmaktadır
Ekmeğin Beslenmemizdeki Önemi
Ekmek, tüm dünyada insanların temel besin kaynaklarından
birisidir. Doyurucu ve ekonomik olması nedeniyle vücudumuzun ihtiyaç duyduğu günlük besin değerlerinin birçoğunu ekmekten karşılıyoruz. Örneğin günlük enerjinin ortalama % 44´ü
sadece ekmekten, % 58´i ise ekmek ve diğer tahıl ürünlerinden sağlanmaktadır. Toplumumuz ayrıca karbonhidrat ihtiyacının büyük bir bölümünü ekmekten sağlamaktadır.
Ekmek; en önemli tahıl ürünü olan buğdayın öğütülüp un haline getirilmesi, sonra içine maya, tuz ve su eklenip pişirilmesiyle elde edilir.
İyi bir enerji kaynağı olan ekmek, insan beslenmesinde esas
olan protein, B ve E vitaminleri ile mineralleri içerir.
Yetişkin kadın ve erkeğin ortalama günlük ihtiyaçları düşünüldüğünde 300 gr (yaklaşık 1 adet) ekmek; enerjinin % 3036’sını, demirin % 12-48’ini, proteinin % 39-42’sini, kalsiyumun
% 9-57’sini, B1 vitamininin % 27-63’ünü, B2 vitamininin % 1230’unu, B3 vitamininin % 15-27’sini karşılamaktadır.
ve destek olmalıyız. Çünkü çöpe atılan her dilim ekmekle; milli
servetimiz, doğal kaynaklarımız, emeğimiz ve geleceğimiz
heba olmaktadır.
Ekmek israfıyla birlikte, buğdaydan ekmek yapılıncaya
kadar harcanan su, toprak, gübre, tohum, enerji, işgücü, emek
ve zaman gibi değerler geri dönülemez şekilde kaybedilmektedir.
Ekmek israfı yüzünden her yıl milyarlarca litre su boşa harcanmaktadır. Tarladan sofraya gelinceye kadar 1 kg buğday
ekmeği üretimi için dünyada 1.608 litre, Türkiye’de ise 2.112
litre su harcanmaktadır.
İsraf edilen ekmek, küresel ısınmaya neden olan sera gazı
salınımının artmasına da neden olmaktadır.
Bu bakımdan çöpe atılan her parça ekmekte; neleri çöpe attığımızı, nelere sebep olduğumuzu bir kere daha düşünmeliyiz.
Ekmek israfına neden olmamak için ekmeği;
Dünyada Beslenme Sorunu ve İsraf
Yılda 870 milyon insanın (dünya nüfusunun % 12,5’i) yetersiz beslendiği, milyonlarca insanın ise açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybettiği dünyamızda, gıda israfı
ciddi boyutlara ulaşmıştır. FAO verilerine göre bir yılda; ekonomik değeri 1 trilyon ABD $’a karşılık gelen 1,3 milyar ton
gıda israf edilmektedir. Yine bu verilere göre israf edilen veya
kayba uğrayan gıda miktarı, dünya gıda üretiminin üçte birini
oluşturmaktadır. Bu miktarın dörtte birinin bile önlenmesi durumunda yetersiz beslenen 870 milyon insanın gıda ihtiyacı
karşılanabilecektir.
Ayrıca ABD ve Kanada gibi gelişmiş ülkelerde, üretilen gıdanın yaklaşık % 40’ı, AB’de ise üretilen ekmeğin % 30’u israf
edilmektedir.
Türkiye’de Ekmek İsrafı
Toplumumuzda kutsal değerlerinden birisi ve sofralarımızın
baş tacı olarak kabul edilen ekmek, aynı zamanda alın terini,
paylaşmayı ve bereketi ifade ediyor. Ekmeğe atfedilen bütün
kutsal değerlere rağmen, ülkemizde de en fazla israf edilen
gıda ürünlerinden birinin de ekmek olduğu biliniyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2012 yılında yaptırdığı araştırmaya göre ülkemizde günde 6 milyon, yılda 2,1 milyar adet
ekmek çöpe atılarak ya da hayvanlara verilerek israf edilmektedir. İsraf nedeniyle Türkiye’nin yıllık ekonomik kaybı 1,546
milyar TL’dir.
İsraf edilen 1,5 milyar TL ile;
• Türkiye’nin 23 günlük ekmek ihtiyacı karşılanabilir.
• 460 bin öğrenciye her ay 280 TL burs verilebilir.
• 300 öğrenci kapasiteli 250 yurt,
• 500 km bölünmüş yol,
• 16 derslikli 500 okul,
• 100 yataklı 80 hastane yapılabilir.
Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası
Araştırmayla ayrıca, ekmek israfının engellenmesi hususunda toplumumuzun bilgilendirilmeye ve bilinçlendirilmeye ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir.
Yaşanan israfın ve israftan kaynaklı ekonomik kaybın önüne
geçmek için bir sosyal sorumluluk projesi olarak 17 Ocak 2013
tarihinde ülke genelinde “Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası”
başlatılmıştır. Konuyla ilgili Başbakanlık Genelgesi ise 02
Nisan 2013 tarihinde (28606 sayılı Resmi Gazete) yayımlanmıştır.
Ekmek israfının önlenmesi konusunda toplumun bilinçlendirilmesini amaçlayan bu kampanyaya, hepimiz sahip çıkmalı
• İhtiyacımız kadar satın almalıyız.
• Sofraya dilimleyerek servis yapmalıyız.
• Gününde tüketemeyeceksek buzdolabında ya da derin
dondurucuda ambalajlı olarak muhafaza etmeliyiz.
• Bayatlamışsa yemek ve tatlılarda kullanarak değerlendirmeliyiz.
Tam Buğday Ekmeği
Tam buğday ekmeği, tam buğday unundan tekniğine uygun
olarak üretilen ekmek çeşididir. Tam buğday unu da, buğdayın
tüm anatomik kısımlarını içeren undur.
Tam buğday ekmeği; protein, E ve B1, B2, B6 vitaminleri ile
Fe, Zn, Mg, Cu mineralleri ve lif yönüyle beyaz ekmekten daha
zengindir.
Kampanyayla, halkımıza daha sağlıklı ve besleyici tüketim
alışkanlığı kazandırmak amacıyla “tam buğday ekmeği” teşvik
edilmektedir. Çünkü daha sağlıklı, besleyici, tok tutucu ve obeziteyi önleyici özelliğe sahip tam buğday ekmeğinin israfı azaltıcı yönü de bulunmaktadır.
Sağlık Bakanlığı tarafından; başta obezite, diyabet, kalp
hastalıkları ve bazı kanser türlerinin önlenmesi ya da tedavisi
aşamasında, vitamin ve mineral yetersizliğinin önlenmesinde
“Tam Buğday Ekmeği” tavsiye edilmektedir.
Tam buğday ununun üretimi aşamasında insan gıdasına
dönük kayıplar azalmakta ve un verimi artmaktadır. Örneğin,
beyaz un imalatında 100 kg buğdaydan 60-70 kg un elde edilmekte ve un veriminde % 30-40 civarında bir kayıp söz konusu
olabilmektedir. Hâlbuki 100 kg buğdaydan 90-95 kg tam buğday unu üretmek mümkün olmaktadır. Bu suretle hem daha
sağlıklı beslenmemiz mümkün oluyor hem de önemli derecede
tasarruf sağlamış oluyoruz.
Not:
Kampanyayla ilgili oluşturulan “www.ekmekisrafetme.com”
isimli bir web sitesinden; ekmek israfıyla ilgili bilgi, haber ve
materyallere ulaşılabiliyor. Bu siteden edinilecek bilgilerle, ekmeğimizi kullanırken daha hassas davranabilir ve çevremizi
bu konuda bilgilendirebiliriz.
[Bu yazı ve görselleri Toprak Mahsülleri Ofisi tarafından hazırlanmıştır]
55
Sorunlar, sorular ve yanıtlar
Mustafa Balkız
[email protected]
n EVDE BAKIM
PARASI ALABİLİRSİNİZ
SORU- Özel bir şirkette ayda
1000 TL ücretle çalışan bayanım.
Annem yaşlı iki yıldan beri yatağa
bağlı. Babamdan dolayı annem dul
maaşı alırken 15 yaşında liseye
devam eden kardeşim ise yetim
maaşı almaktadır. İkisinin almış olduğu maaş 710 TL. Bakıma muhtaç kişilerin bakım ücretlerini
devletin karşıladığını söylüyorlar.
Bu doğrumu? Doğru ise bakım parası almak için ne yapmamız gerekiyor. (A. Sevil. Adana)
CEVAP- Dokuz milyon engellinin
yaşamakta olduğu ülkemizde engelleri aşmak ve engellilerin bireysel hayatlarını devam ettirmeleri için
bakıcılara ve bakım parası verilmesine gereksinim vardır. Evde bakım
parası engelli bireylerin, kendisine
değil bakımını üstlenen akrabası,
vasisi gibi üçüncü kişilere ödenen
meblağ anlaşılmalıdır. Evde bakım
parası alabilmek için üç koşul bulunmaktadır.
1-Engelli bireyin başkasının yardımı olmadan hayatını devam ettiremeyecek şekilde bakıma muhtaç
olması, bakım heyeti raporu ile tespit
edilmiş olması.
56
2- Engelli olan kişinin sağlık kurulu
raporunda "AĞIR ÖZÜRLÜ" kısmında "EVET" yazısının işaretlenmiş olması zorunludur. Ağır özürlü
raporu alınsa bile ağır özürlü kısmında evet işaretlenmemiş ise evde
bakım parası ödenmez.
3- Her ne ad altında olursa olsun,
her türlü gelirler toplamının esas
alınması suretiyle, yani eve giren
toplam gelir evde yaşayan kişi sayısına bölündüğünde kişi başına
düşen miktar net asgari ücretin üçte
ikisinden az olmalıdır. 2013 yılı için
net asgari ücret (asgari geçim indirimi hariç) 700 TL 700/3 x2= 466 TL
tutmaktadır.
Üç kişilik ailenizin toplam geliri
sizin, 1000 TL annenizle kardeşinizin
710 TL olup üçe bölündüğünde fert
başına 570 TL düşmektedir. Bu da
evde bakım parası almak için istenen miktarın üzerinde olduğundan
evde bakım parası alma şansınız
bulunmuyor.
Siz çalışmakta olduğunuz iş yerinden ayrıldığınız takdirde eve giren
710 TL bu defa üçe bölünmüş olacak ve siz bir asgari ücret tutarında
evde bakım parası alabileceksiniz.
Anneniz evde değil de bakım evlerinde bakılırsa 2 asgari ücret tutarında bakım parası alınabilinir.
n EMEKLİLİKTE YAŞA
TAKILANLAR
İÇİN ÇÖZÜM ARANIYOR
SORU- 06-03-1970 doğumluyum.
01-06-1988 tarihinde sigortalı ola-
rak işe başladım.
Prim ödeme gün sayım 7400
olup 25 yıllık hizmet sürem 1 Haziran 2013 yılında dolmaktadır.
Ancak emekli olmak için 51 yaş koşuluna bağlı olduğumdan 06-032021 yılında 5450 gün prim gün
sayısı ile 2021 yılında emekli olacağım. Emekli olmak için istenen gün
sayısından fazla prim ödememe
rağmen yaştan dolayı 8 yıl bekleyeceğim.
Hizmet süresini doldurup prim
ödeme gün sayısını tamamlayanlar
için erken emekli olma haklarının
verilmesi için çalışmalar yapıldığını
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı açıkladı. Yaştan bekleyenler
erken emekli olabilecekler mi?
CEVAP- Emeklilik yaşı konusunda son yıllarda iki önemli düzenleme yapıldı. 08-09-1999 tarihinde
yapılan düzenleme ile kadınlar için
58, erkekler için 60 yaş koşulu getirildi.
57
1999 öncesi işe başlayanlara da
kademeli yaş ve prim ödeme gün
sayısı getirildi. Bir Ekim 2008 'de yürürlüğe giren 5510 sayılı yasa ile
emeklilik yaşı 65'e çıkarıldı. Ancak
bu da kademeli bir geçişti. 2036 yılından sonra işe girecekler her sene
bir yaş artırılarak 2047 senesinden
sonra kadın ve erkekler 65 yaşında
emekli olacaklar.
Emeklilikte yaşı bekleyenlerin en
büyük gerekçesi, “BİZ İŞE GİRERKEN KURAL BELLİYDİ, BU KURALLARA GÖRE EMEKL OLMAYI
BEKLERKEN KURAL DEĞİŞTİRİLDİ”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı SGK Başkanı başta olmak
üzere bu işin incelenmesi talimatını
verdi. SGK ve Maliye Bakanlığında
planlanan formüle göre emekliliğine
kaç yıl kalmışsa her yıl için % 5 az
maaşı kabul eden hemen emekli
olacak.
Diğer bir formül kalan süreyi borçlanarak tamamlamak. Örnek: emekliliğini doldurmuş yaştan beş yıl
bekleyen biri bu beş yılı borçlanırsa
her yıl için yüzde olarak indirim yapılmadan emekli edilecek.
Bakanlık emeklilikte yaşa takılanlar için çözüm bulmaya çalışmaktadır. Bu çalışmayı yaparken toplamda
milyonlarca çalışanı ilgilendiren yaştan bekleyenlerin SGK' ya maliyetinin yüksek olacağı yetkilileri
düşündürmektedir. İlk fırsatta 300 bin
yaştan bekleyenlerin SGK' ya maliyetinin, 2 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Maliye Bakanlığı olaya
sıcak bakmıyor.
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Maliyeyi ikna ederse seçilen yönteme
göre ya kalan süreyi borçlanarak ya
da her yıl için yüzde beş daha az
maaş bağlanmasına razı olursanız
bu sene emekliliğe hak kazanmaktasınız.
n ASKERLİK BORÇLANMASI
SİZE AVANTAJ SAĞLAR
SORU- 01-09-1975 doğumluyum.
1995-1996 arası 18 ay askerlik yaptım. 01-07-1998 tarihinde sigortalı
oldum. Halen özel bir şirkette sigortalı olarak çalışmaktayım. Askerlik borçlanması yaparsam
avantajım olur mu?
CEVAP- 5510 Sayılı Yasa'nın
41'inci maddesinde yer alan borçlanılacak sürelerden biri de askerlik
borçlanmasıdır. Sizin gibi işe girmeden önce askere gidenlerin borçlanmasında üç türlü avantajınız
bulunmaktadır.
1-İşe girişiniz askerlik süresi kadar
öne çekilir.
2-Askerlik süresi kadar gün sayınız artar (prim gün sayısı az olanlar
için çok yararlı olur). Diyelim ki 5400
gün prim gün sayısına ihtiyacınız
var. Ancak 4600 gün priminiz varsa
askerlik borçlanmasıyla bunu 5400'e
tamamlayabilirsiniz
3-Gelir Vergisi Yasası’nın 6'üncü
maddesine göre Sosyal Güvenlik
Kurumu'na ödenen borçlanma tutarının yüzde on beşi gelir vergisinden düşürülür. 2013 yılı Mayıs
ayında asgari ücret karşılığı ödenen
18 aylık borçlanma tutarı olan 5634
TL yüzde on beşi olan 845 TL gelir
vergisi matrahından düşürülerek
845 TL daha az vergi ödemekle
avantaj sağlamış olunur.
Siz, 01-07-1998 girişinize göre 57
yaş ve 5900 gün prim ödeme koşulu
ile emekli olacakken askerliğinizin
tamamını borçlanmaya gerek kalmadan 14 ay borçlanırsanız 56 yaşında 5825 gün prim ödeyerek
emekliliğe hak kazanmaktasınız.
Özel sektörde değil de kamu sektöründe çalışsa idiniz askerlik borçlanması süresi için kıdem tazminatı
alabilecektiniz.
n PART-TİME ÇALIŞANLAR
CEZALANDIRILIYOR
SORU- 22 yaşında üniversitede
okuyan bir işçi çocuğuyum. Şimdiye kadar babamın sağlık sigortasından yararlanıyordum. Harçlığımı
çıkarmak ve aileme yük olmamak
için 4 ay önce günün belli saatleri
arasında çalışmak üzere bir büfede
işe başladım. Ayda toplam 14 gün
çalışıyorum. Geçen hafta hastaneye gittim. Genel sağlık sigortası
borcum var diye muayene edilmedim. Üstelik en yüksekten borç
ödemesi çıkarmışlar. Harçlığımı çıkarmak için üretime katkı sağladığımı düşünürken cezalandırılmış
oldum. Bu cezadan kurtuluş yolu
bulunuyor mu?
CEVAP- Genel Sağlık Sigortası
(GSS) 1 Ocak 2012 tarihinde başladı. Kısmi-zamanlı "Part-time" çalışanlar, yasanın çıktığı tarihten
itibaren GSS primi ödemekten dolayı
gelirlerinde bir kayıp olduğu için sıkıntı yaşamaktadırlar. Çünkü çalış-
58
madıkları günlerin primlerini kendi
ceplerinden ödemektedirler. Üniversite öğrencileri yasa gereği, annebabaları üzerinden sorunsuz olarak
25 yaşına kadar sağlık yardımı alıyorlar. Ancak hem okuyup hem de
çalışıp harçlığımı çıkarayım diyenlerin karşısına SGK dikiliyor. "Öğrenci
olarak boş vakitlerinde yani günde
derslerini aksatmayacak şekilde 2-3
saat çalışırsan sağlıktan yararlandırmam, 30 günden az çalıştığın günlerin primlerini sen cebinden ödersin
" diyor ayrıca ödeme rakamı için gelir
testi yaptırılmasını şart koşuyor. Gelir
testi yaptırmayanların fert başına
aylık gelirlerinin asgari ücretin iki katından fazla olduğunu var sayarak
ayda 234,86 TL GSS borcu çıkarıyor. 2012'den bu yana 5 milyar TL
GSS borcu birikmiş. Şimdi borçlu
olanlar yeni bir af beklentisi içindeler.
GSS'den kurtulmanın yolu var
mı? GSS'DEN kurtulmanın elbette
yolu var.
1- Kayıt dışı çalışmak. Çalıştığınız
işyeri sizi sigortalı olarak SGK'YA bildirmezse part-time çalışanlar sağlık
primi ödemezler (Bu illegal bir durum
ancak bu yönteme SGK teşvik etmektedir).
2- Ayda 30 günden az çalışanı, işveren part-time çalışan olarak değil
de puantajlı, (kod7) çalışanı olarak
gösterirse 30 günden az günler için
hatta ayda bir gün çalışılsa bile GSS
primi ödenmesine gerek bulunmuyor.
3- Gelir testi yaptırılması test sonucu ailenin fert başına aylık geliri
asgari ücretin üçte birinden az çıkarsa (326 TL) GSS primi ödenmez.
Siz ve sizin durumunuzda olanlar
gelir testi yaptırmamışlarsa birikmiş
GSS prim borçlarını sildirme olanağı
bulunmuyor. Sağlıktan yararlanmanız için birikmiş borcunuzu ödedikten
sonra GSS'den kurtulmak için önerdiğimiz üç koşuldan birini seçmelisiniz.
12 ayda 40’ın üzerinde seminerin gerçekleştiği
Muğla Şubesi’nde toplam olarak 2500 işçi sendikal eğitim gördü.
4 Temmuz 2013’de düzenlenen temsilciler semineri bu çalışmaların zirvesi oldu.150'nin üzerinde temsilcinin katıldığı seminere Muğla Şube
Başkanı Hüseyin Yıldız ve Şube İdari Sekreteri
Rabia Güner Demirci katıldı. Seminer açılış konuşmasını Şube Başkanı Hüseyin Yıldız yaptı.
Seminere 150'nin üzerinde temsilci katıldı.
Genel Eğitim Danışmanı Volkan Yaraşır tarafından verilen seminer 3 bölüm halinde işlendi.
Toplu sözleşme nedir; işlevi, süreci ve toplu
sözleşme okuma başlıkları altında yürütülen seminerde toplu sözleşmenin bütün boyutları ele
alındı.
59
İşyeri sendika temsilcilerine yönelik eğitim,
sabah saat 10 ile 13.30 arasında gerçekleştirildi.
Daha sonra temsilciler ile Genel Başkan Osman
Gürsu, Genel Eğitim Sekreteri Haydar Özdemiroğlu, Genel Başkan Danışmanı Hüseyin Hamurcu’nun katıldığı toplantı yapıldı.
Toplantıda konuşan Genel Başkan Osman
Gürsu; “Kapitalizmin küresel krizini yaşıyoruz, kriz küresel düzeyde yıkıcı etkiler yarattı.
Sarsıntıları halen sürüyor” dedi. Gürsu, ülkenin ekonomik ve sosyal konulardaki kırılganlıklarına değinerek kitlelerin işsizliğe ve
güvencesizliğe karşı kitlesel tepki gösterdiğini
söyleyerek; “işçi sınıfının birleşmekten ve tek
yumruk olmaktan başka çaresi yok” diyerek
temsilcileri sendikalarına sahip çıkmaya çağırdı.
60
1
Mayıs işçi bayramı, tüm
dünyada ve ülkemizde
coşkulu gösterilerle kutlandı. Demokrasinin olmadığı
birkaç ülkenin dışında tüm ülkelerde yüzmilyonlarca insan
kadın-erkek, genç-ihtiyar sokaklara, alanlara çıktı; özgürlük, demokrasi, barış, güvenlik, eşitlik
belgilerini haykırdı; savaşlara,
çatışmalara,
güvencesizliğe,
insan hakları ihlallerine karşı
çıktı...
Yüz milyonlarca insanın ortaya
koyduğu bu haykırış ülkemizde
de halaylara, şarkılara, sloganlara yansıdı... Onlarca kentte
sendikalar, demokratik örgütler,
siyasal partiler ve gruplar, oluşturdukları kortejlerle miting alanlarına yürüdüler...
Tüm dünyada ve ülkemizde
coşkulu kutlanan 1 Mayısların
arasında İstanbul kutlamalarına
güvenlik güçlerinin sınır tanımaz
şiddeti-saldırısı damga vurdu.
İçişleri Bakanlığı ve Valilik sendikal örgütlerin 1 Mayıs kutlamalarını Taksim Alanında yapılmasına engel oldu. Taksim Alanında inşaat ve çevre düzenlemesi gerekçesiyle daha önceki 1
Mayıs’lar da yaşanan şiddet
gösterileri yaşandı.
61
NEREYE?
Farklı konfederasyonlara bağlı
sendikalar, demokratik kuruluşlar, meslek örgütleri ve siyasal
partiler 1 Mayıs öncesi yaptıkları
ortak ve tek tek açıklamalarında
1 Mayıs’ın emek dünyası için
önemini belirten, kendi hedef ve
amaçlarını yansıtan bildiriler yayınladılar.
1 Mayıs 2013’ün bir kez daha
birlikte kutlamaya karar veren
sendikal ve demokratik örgütlerin oluşturduğu 1 Mayıs Tertip
Komitesi, 1 Mayıs'ı Taksim'de
kutlayacaklarını açıkladı.
DİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve
TTB’nin aralarında bulunduğu 1
Mayıs Tertip Komitesi, 1 Mayıs’ı
Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarını açıkladı.
25 Nisan 2013 tarihinde Taksim Gezi Parkı’nda yapılan ve
Türk-İş adına Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Nazmi Irgat’ın
katıldığı ortak basın açıklamasını
DİSK Genel Başkanı Kani Beko
okudu. Basın açıklamasında şu
görüşlere yer verildi:
“Gerek onlarca emekçi kardeşimizin 77’de katledilmeleri
ve gerekse ülkemizdeki benzer siyasi cinayet ve katliamların açığa çıkartılarak hesap
sorulmaması, Taksim 1 Mayıs
Alanı’nın demokrasi mücadelesi açısından vazgeçilmez bir
öneme sahip olmasının temel
kriterlerindendir.
Taksim 1 Mayıs Alanı’nın
simgesel ve demokrasi mücadelesi açısından önemi bilinmektedir. İşçi ve emekçi
kitlelerin ve emek dostlarının
yıllarca süren mücadeleleri sonucunda Taksim 1 Mayıs Alanı
yasaklardan kurtarılarak yeniden kazanılmış ve sınıfın kür-
süsü yerine yeniden kurulmuştur.
Bu yıl Taksim 1 Mayıs
Alanı’nın, “yayalaştırma projesi” nedeniyle kutlamaların
yapılması konusunda kimi fiziki engeller göze çarpmaktadır. Fakat bu tamamen teknik
bir sorundur ve yaptığımız incelemelerle birlikte, alınacak
önlemlerle bu sorun aşılmıştır.
Bir kez daha halkımızın bilmesini istiyoruz ki; hiçbir sıkıntıya
yer
bırakmadan,
sorumluluk duygularımız ve
tüm coşkumuzla, birlik ve dayanışma içerisinde Taksim 1
Mayıs Alanı’nda olacağız.
Sömürüye, savaşa ve gericiliğe karşı, eşitlik, özgürlük,
barış, demokrasi ve gerçek bir
laiklik talebiyle alanlarda olacağız! Neoliberal saldırılara,
işsizliğe, yoksulluğa, taşeronlaştırmalara karşı; güvenceli
istihdam ve ücret güvencesi
için, baskıcı, otoriter, ırkçı/gerici yönetim anlayışına karşı;
62
seyin Avni Mutlu’dan yanıt gecikmedi. Mutlu, Taksim’de 1 Mayıs
kutlamasına izin vermeyeceklerini yeni bir alan için müracaat
beklediklerini söyledi.Mutlu; “Bu
şartlarda mitingin müsaade
edemeyeceğimizi açıklamış
olduk. Fevkalade sıkıntılı ve
riskli olduğunu ifade ettik. Bu
şartlarda miting tertip edilmesi
mümkün gözükmemektir. Sendikalar çelenk sunma ve Kazancı Yokuşu’nda sembolik
anma yapabilirler” dedi.
adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi için 1 Mayıs’ta Taksim
1 Mayıs Alanı’ndayız!
152 ülkeden 175 milyon işçiyi temsil eden ITUC Genel
Sekreteri Sharan Burrow da
bu yıl Taksim 1 Mayıs Alanı’nda bizlerle birlikte olacak.
İşçisi,
işsizi,
emekçisi,
emeklisi, aydını, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi, esnafı, kadını, genci, yaşlısıyla tüm
halkımızı adalet, eşitlik, özgürlük, barış ve gerçek demokrasi
için 1 Mayıs alanlarında birlikte olmaya çağırıyoruz!”
Sendikaların bu açıklamasına
İstanbul Valisi İstanbul Valisi Hü-
63
TAKSİM İÇİN KARARLILIK
İstanbul Valiliği'nin Taksim'in fiziki koşullarını öne sürerek 1
Mayıs kutlamalarına yasak olduğu açıklamasının ardından, 1
Mayıs Tertip Komitesi, 27
Nisan’da kutlamaların Taksim 1
Mayıs Alanı'nda yapılabileceğine
ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Taksim Hill Otel'de düzenlenen
toplantıya Türk-İş, DİSK, KESK,
TTB ve TMMOB başta olmak
üzere çok sayıda siyasi parti,
sendika ve demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.
Toplantıya katılan Türk-İş
Genel Teşkilatlandırma Sekreteri
Nazmi Irgat, yaptığı konuşmada;
"2013 1 Mayıs'ını gerginlik yaşanmadan kutlama çabasındayız. Bizim için önemli, çünkü
emekçilerin olabildiğince sorunlara boğulduğu bir dönemden geçiyoruz" dedi. Irgat,
taşeron çalıştırmanın yaygınlaştırıldığını belirterek, ayrıca kıdem
tazminatı ve bölgesel asgari
ücret konusunda planlar yapıldığına işaret etti.
Irgat, konuşmasında şunları
kaydetti: "Türk-İş olarak İstanbul Valiliği'ne başvuru yaptık.
Türk-İş Başkanı ile İstanbul
Valisi görüştü. Her yıl yaptığımız gibi 6 emek konfederasyonu toplantı yaptık. Birlikte 1
Mayıs'ı örgütlemek istedik
ama KESK'in ITUC'un çağrıcı
olması yönünde önerisi oldu.
Memur-Sen ve Kamu-Sen'in
birlikte kutlamaya katılmaktan
vazgeçtiğini öğrendik. Sonra
ise Bakanlığın Taksim'i yasaklaması açıklaması geldi. Taksim Meydanı'nı iki kez
inceledik, 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanacağı kanısında
karar kıldık. Son olarak Vali ile
yaptığımız toplantıda izin verilmeyeceği açıklandı ve başka
alanlar açıklandı. Biz bu yayalaştırma projesindeki inşaat
alanını da dikkate alarak 1 Mayıs'ın Taksim'de yapılmasının
yollarının açılmasını istiyoruz.
Umarız anlayışla karşılarlar."
Taksim Dayanışması adına konuşan Yüksek Mimar Mücella
Yapıcı, Taksim'in fiziki koşullarını
değerlendirdi. Yapıcı, Taksim yayalaştırma projesine karşı itirazlarını ve mücadeleyi hatırlatarak,
1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili teknik açıklamalarla kamuoyunun
yanıltıldığını söyledi.
Taksim Meydanı'ndaki fiziki çekincelerin inşaat bittiğinde de
olacağını söyleyen Yapıcı, "Bu
alan mitingi yapmaya müsaittir, Valilik gerekli önlemleri almalıdır. Taksim alanındaki
mücadele bu 1 Mayıs'ta bizim
için önemli bir aşamadır" dedi.
Avukat Arzu Becerik, "hukuki
engellere" ilişkin değerlendirme
yaptı. 2008 1 Mayıs'ına saldırılarla ilgili Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin Türkiye'yi mahkum ettiğini hatırlatarak, yasaklama kararını "bir hakkın
kullanımını engelleme" olarak
64
değerlendirdi.
"Devlet 'ben inşaat yapıyorum, burada miting yapamazsınız' diyemez. Gerekli önlemleri
almak zorunda. Zaten fiziki
olarak engellenmesi bile bu
karara aykırı olacaktır. AİHM,
Türkiye'deki iç hukuku ve sosyal durumu incelemiş ve kamu
otoritelerinin şimdiye kadar
yaptığı bütün açıklamaların
yersiz olduğuna karar vermiştir. Artık AİHM, 1 Mayıs'ın her
türlü engellenmesini hukuka
aykırı sayacaktır. Hükümetin
gerekli önlemleri almayıp,
karşı bir duruş sergileyerek,
barışçıl gösteri yapacaklarını
suç işliyormuş gibi göstermek
istemesi bir ironidir. Bunu
yapan tüm yetkililer, siyasi
otorite şu aşamada suç işliyor.
Taksim verilen mücadeleye
yakışır bir şekilde 1 Mayıs
alanı olarak tescil edilmiştir.”
DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu
Çerkezoğlu, 1 Mayıs'ta Taksim'de olacak olan ITUC Genel
Sekreteri Saharan Burrow'un,
Taksim'in yasaklanmasına karşı
Başbakan Erdoğan'a gönderdiği
mektubu okudu.
DİSK Genel Başkanı Kani
Beko yaptığı konuşmada "1
Mayıs Birlik, Dayanışma ve
Mücadele Günü'nde de başta
Taksim olmak üzere, Türkiye'nin bütün alanlarında olacağız" dedi.
KESK Genel Sekreteri İsmail
Hakkı Tombul, barikatların döşenme şeklinden Valiliğin yasakçı inadından vazgeçmediğinin görüldüğünü söyledi.
Tombul, "Biz o barikatların yerleri değiştirilerek, 1 Mayıs'ın
coşku ile kutlanacağına inanıyoruz" dedi.
65
TARİHE NOT
Siyasal iktidar yetkililerinin ve
İstanbul Valiliğinin yasal olmayan, anti demokratik katı tutumu
1 Mayıs günü 1 Mayıs’ı İstanbul
Taksim’de kutlamak isteyen sendika, demokratik kuruluş ve siyasal parti temsilcilerine şiddete ve
saldırganlığa dönüştü.
Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamaya
kararlı olan sendikalar Şişli ve
Beşiktaş’ta güvenlik güçlerinin
yoğun saldırısı altında kaldı.
Sabah saatlerinde İstanbul'a
gelen dört uçak dolu polis ile birlikte 1 Mayıs'ta 30 bin polis göstericilerin demokratik eylemlerini
durdurmaya çalıştı. Taksim'e
ulaşımı engellemek için Valilik,
Galata Köprüsü ile Unkapanı
Köprüsü'nü kaldırarak trafiğe kapattı.
Beşiktaş'tan Taksim'e gelmek
isteyen gruba polis yedi saat boyunca tazyikli su sıktı, biber gazı
bombası attı.
Şişli'de saat 9.00 civarında
Şişli Camii önünde toplanan
gruba tazyikli su ve biber gazıyla
saldırıldı. Taksim'e ulaşmak isteyen bir grup DİSK binasının
önünde sürekli olarak gaza
maruz kaldı. Mecidiyeköy'de ise
bin kişilik bir grup hep birlikte 1
Mayıs Marşı söyledi. Polis bu
gruba da müdahale etti. Şişli de
DİSK binası'nın yanı sıra evlere
de gaz bombası atıldı.1 Mayıs
2013 İstanbul’unda yaşanan bu
saldırganlık, daha önceki yasaklı
yılları anımsattı. Ulusal ve uluslararası sendikal örgütler yaratılan bu saldırganlığa tepki
gösterdi.
1 Mayıs'ta İstanbul'da Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu
(ITUC)
yayınladığı
mesajında şu noktalara vurgu
yaptı:
“Avrupa'nın en büyük 1
Mayıs kutlamasına katılmak
için geldiğim İstanbul'da demokratik ülkelere yakışmayan
bir trajediyle karşılaştım. Türkiye’de işçi haklarına yönelik
saldırıya en ön saflarda şahit
oldum. Polis, hükümetin emriyle işçilere göz yaşartıcı gaz
atarken ben de barikatlardaydım.
1 Mayıs günü, İstanbul’da
işçiler, sabahın erken saatlerinden gece geç saatlere
kadar vahşi bir saldırıya
maruz kaldılar. Gaz maskeleri
ve saldırı araçlarını kuşanmış
40.000 polis şehrin sokaklarında dolaşıyordu.
Bu yıl hükümet, üst düzey
bir sıkıyönetim ilan etti. İstanbul’daki tüm ana yollar ve
köprüler, su tankları, zırhlı
araçlar ve silahlı polislerle
desteklenen bariyerlerle kapatıldı.
Ne kadar trajik bir 1 Mayıs.
Ama bir günün sonundan ziyade yeni bir günün başlangıcını işaret ediyor.
Türkiye’de bugün yaşananların mirası, şimdiden uluslararası
işçi
hareketinin
damarlarında dolaşarak bize
güç veriyor. Bizler, dünyanın
dört bir yanında işçilerin gücünü inşa ediyoruz. Kardeşçe
bir arada duracağız. Baskıları,
işçi haklarına ve demokrasiye
yönelik saldırıları durduracağız.
İnsanlık onuruna yakışır bir
iş ve sosyal adaletin önüne
kurulan barikatları aşacağız.”
66
67
1 mayıs ankara... coşku..
İstanbul’da yaratılan terör ve şiddet ortamına rağmen Ankara başta
olmak üzere hemen tüm kentlerde sendikalar, demokratik kuruluşlar ve
siyasal partiler 1 Mayıs işçi bayramını çoşkulu gösterilerle kutladı. Gösterilerde demokratik istemler dile getirilirken, hak ve özgürlükler konusunda
kararlılıklar vurgulandı ve İstanbul’da yaratılan şiddet protesto edildi.
Ankara’da Gar önünden başlayan ve binlerce işçi ve emekçinin katıldığı
68
.. birlik... kararlılık...
miting ve yürüyüş Sıhhıye Meydanı’nda sona erdi. Burada yapılan konuşmalarda siyasal iktidarın emek ve demokrasi karşıtı uygulamaları eleştirildi
ve 1 Mayıs’ın önemi vurgulandı.
Tez-Koop-İş Sendikası’nın şubelerinin bulunduğu kentlerde üyelerimiz 1
Mayıs gösterilerine büyük bir disiplin örneği göstererek katıldılar
ve
sendikal istemleri dile getiren dövizlerle yürüyüş ve mitinglere güç verdiler.
69
Ankara
70
Ankara
Ankara
Ankara
Ankara
71
Ankara
Ankara
Ankara
Ankara
Ankara
72
Antalya
Antalya
Antalya
Bursa
Bursa
73
Giresun
Giresun
Giresun
Eskişehir
Eskişehir
Eskişehir
74
Diyarbakır
Diyarbakır
Diyarbakır
Diyarbakır
Erzurum
Erzurum
Erzurum
Erzurum
75
Zonguldak
Zonguldak
Zonguldak
Gebze
Gebze
Gebze
76
Adana
Adana
Adana
Edirne
Edirne
Edirne
77
Muğla
Muğla
Muğla
Muğla
78
Sendikamızın örgütlü olduğu T.C Kalkınma Bakanlığı Gap Kalkınma İdaresi Başkanlığı ile Gaziantep Şubemiz arasında
yapılan protokol ile 15 Nisan 2013 Günü Şanlıurfa ilinde ortaklaşa iş sağlığı ve güvenliği eğitim semineri yapıldı. Eğitim
seminerinin açılış konuşmalarını Gaziantep Şube Başkanı Bilal Öztokmak ile Gap Kalkınma İdaresi Başkanlığı İnsan
Kaynakları ve Kalite Sistemleri Genel Koordinatörü M.Faruk Korkutata tarafından yapıldı. Eğitim, Genel Başkan Danışmanımız Dr. Oğuz Topak tarafından verildi.
Kadın Komisyonu Seminerleri devam ediyor. Ankara 4 Nolu Şube’de 38 kadın üyemizin katıldığı seminer yapıldı. İki
etapta yapılan seminerin ilk bölümünü Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Özdemir
verdi. “Çalışma yaşamında, sendikal alanda işçi kadınların yeri ve ne yapmalı?” sorusuna yanıtlar verildi. Kadın işçilerin
sistematik olarak karşılaştığı yapısal sorunlar, ataerkil toplum, özel-kamusal alan, toplumsal cinsiyet, neoliberalizm
ve muhafazarlık üzerinden tanımlandı. Birinci bölümün ardından Genel Eğitim Sekreteri Haydar Özdemiroğlu söz aldı.
Özdemiroğlu “Kadın Komisyonu çalışmalarımız sürüyor. Daha önce Adana, Muğla ve İstanbul 4 Nolu Şubelerde eğitimler yaptık. Kadın işçi çalışmalarımız sistematik olarak devam edecektir” dedi. Seminerin ikinci bölümü Genel Eğitim Danışma
Volkan Yaraşır tarafından verildi. “Kapitalizm meta ilişkisi üzerinden kadının toplumsal rolü, yabancılaşma ve nesneleşmeye
karşı ne yapmalı?” sorusuna yanıtlar üretildi. Seminerler son derece verimli, coşkulu ve aktif katılımlı gerçekleşti.
79
TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNDEN...
Not: Sendikamızın toplu iş sözleşmesi çalışmalarının aktarıldığı bu
bölümdeki haberler, 31 Temmuz 2013 tarihi itibariyle yansıtılmış özet bilgilerdir. Toplu iş
sözleşmesi konusundaki gelişmeler ve ayrıntılar sendikamızın internet sayfasından izlenebileceği gibi işyeri temsilcilerinden, şube yetkililerinden ve Genel Merkez Toplu Sözleşme Bürosu’ndan alınabilir.
n TOPLU GÖRÜŞME SÜRECİ DEVAM EDEN
Dışişleri Bakanlığı
Dışişleri Bakanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 15 Temmuz 2013 tarihinde yetki tespiti başvurusunda bulunuldu.
Sendikamızın çoğunluğa sahip olduğuna ilişkin yetki tespiti
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 22 Temmuz
2013 tarihinde Sendikamıza tebliğ edildi.
Türkiye Yardım Sevenler Derneği
Türkiye Yardım Sevenler Derneği ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 20 Haziran 2013 tarihinde yetki tespiti başvurusunda bulunuldu. 18
Temmuz 2013 tarihinde yetki belgesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza tebliğ edildi.
Cankurtaran Öğretmenevi
Sendikamızda yeni örgütlenen Cankurtaran Öğretmenevi
ve Akşam Sanat Okulu işyerinde çalışan üyelerimiz adına
toplu iş sözleşmesi yapmak için 14 Haziran 2013 tarihinde
yetki tespiti başvurusunda bulunuldu. 22 Temmuz 2013 tarihinde yetki belgesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza tebliğ edildi.
Amelebirliği
T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ereğli Kömür
Havzası Amelebirliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı Başkanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş
sözleşmesi yapmak için 28 Mayıs 2013 tarihinde yetki tespiti
başvurusunda bulunuldu.
25 Temmuz 2013 tarihinde yetki belgesi Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza tebliğ edildi.
ODTÜ
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
19 Mart 2013 tarihinde yetki tespiti başvurusunda bulunuldu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 22 Nisan
2013 tarihinde gönderilen yetki belgesine istinaden 3 Haziran
Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) toplu iş sözleşmesi 12 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel Merkezinde imzalandı. Sözleşme 01.01.2013-31.12.2014 tarihleri
arasında yürürlükte kalacaktır.
80
Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu toplu
iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanması üzerine
9 Nisan 2013 tarihinde imzalandı.
2013 tarihinde başlayan toplu görüşme süreci devam ediyor.
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü
Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü işyerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 19 Mart 2013 tarihinde yetki tespiti başvurusunda bulunuldu. Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 24 Nisan 2013 tarihinde
gönderilen yetki belgesine istinaden 28 Mayıs 2013 tarihinde
başlayan toplu görüşme süreci devam ediyor.
Maliye Bakanlığı
Maliye Bakanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapma yetkisinin Sendikamıza ait
olduğunun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
10 Mayıs 2013 tarihinde gönderilen yetki belgesi ile kesinleşmesi üzerine 21 Haziran 2013 tarihinde başlayan toplu görüşme süreci devam ediyor.
n TOPLU GÖRÜŞME SÜRECİ UYUŞMAZLIKLA
SONUÇLANAN
lucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporu 12 Temmuz 2013
tarihinde Sendikamıza tebliğ edilmesinin ardından, 24 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel Yönetim Kurulunca
grev kararı alındı.
Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü
Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü ve bağlı
işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 18 Mart 2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde
anlaşma sağlanamaması üzerine 23 Mayıs 2013 tarihinde
uyuşmazlık tutanağı imzalandı. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan
arabulucu raporu 5 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamıza tebliğ edilmesinin ardından, 24 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel Yönetim Kurulunca grev kararı alındı.
Sosyal Güvenlik Kurumu
Sosyal Güvenlik Kurumu ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 19 Mart 2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında
başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine 23 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı.
Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan Arabu-
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 1 Nisan 2013
tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında
başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine 5 Haziran 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı.
Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporu 30 Temmuz 2013
Ankara Barosu Başkanlığı ve Ankara Barosu Avukatları Yardımlaşma Sandığı toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma
sağlanması üzerine toplu iş sözleşmesi 19 Haziran 2013 tarihinde imzalandı.
Sendikamız ile Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma
sağlanması üzerine işletme toplu iş sözleşmesi 25 Nisan
2013 tarihinde imzalandı.
81
Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü toplu iş sözleşmesi 4 Haziran 2013 tarihinde imzalandı Törene Genel Başkan Osman
Gürsu, Genel Sekreter Hakan Bozkurt, Rektör Prof. Dr. Faruk Kocacık, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, Şube Başkanı Hakan Kurt, Şube İdari Sekreteri Turgut Polat ve işyeri temsilcimiz Faruk Ünal katıldı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve bağlı işyerlerinde uygulanmak üzere Kamu İşletmeleri İşverenleri Sendikası ile Sendikamız
arasında imzalanacak olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin ilki 3 Haziran 2013 tarihinde yapıldı.
tarihinde Sendikamıza tebliğ edildi.
Anadolu Üniversitesi
Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 14 Mart
2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması
üzerine 16 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan
Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporu 4 Temmuz
2013 tarihinde Sendikamıza tebliğ edilmesinin ardından, 24
Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel Yönetim Kurulunca
grev kararı alındı.
Dicle Üniversitesi
Dicle Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 14 Mart 2013
tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında
başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine 16 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı.
Arabulucu raporunun Sendikamıza tebliğ edilmesi bekleniyor.
Atatürk Üniversitesi
Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 19 Mart 2013
tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında
başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine 22 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı.
Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporu 21 Haziran 2013
tarihinde Sendikamıza tebliğ edilmesinin ardından, 24 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel Yönetim Kurulunca
grev kararı alındı.
Çukurova Üniversitesi
Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 25 Mart
2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması
üzerine 28 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan
Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporu 30 Temmuz
2013 tarihinde Sendikamıza tebliğ edildi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Ondokuzmayıs Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 6
Mart 2013 tarihinde başlayan toplu görüşmelerde anlaşma
sağlanamaması üzerine 2 Mayıs 2013 tarihinde uyuşmazlık
tutanağı imzalandı. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından atanan Arabulucu nezdinde yapılan görüşmelerde de
anlaşma sağlanamaması üzerine hazırlanan arabulucu raporunun 18 Haziran 2013 tarihinde Sendikamıza tebliğ edilmesinin ardından, 18 Temmuz 2013 tarihinde Sendikamız Genel
Yönetim Kurulunca grev kararı alındı.
82
Malatya İnönü Üniversitesi Rektörlüğü ile sürdürülen toplu iş sözleşmesi görüşmesi 21 Mayıs 2013 tarihinde anlaşma sağlanarak imzalandı. 01.01.2013-31.12.2014 yürürlük süreli İnönü Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerleri toplu iş sözleşmesi
ile en düşük brüt ücret aylık 1.740,00 TL'ye yükseltildi.
Sendikamız ile Tevfik Fikret Eğitim ve Öğretim Hizmetleri A.Ş. arasında yürütülen toplu iş sözleşmelerinde anlaşma sağlanması üzerine 01.07.2012-30.06.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi 17 Nisan 2013 tarihinde imzalandı.
Toprak Mahsulleri Ofisi
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
28 Ocak 2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası
TÜHİS arasında başlayan toplu görüşmelerde 12 Temmuz
2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
Marmara Üniversitesi
Marmara Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 2 Nisan
2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması
üzerine 5 Haziran 2013 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalandı. Arabulucu raporunun Sendikamıza tebliğ edilmesi bekleniyor.
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 6 Şubat 2013
tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında
başlayan toplu görüşmelerde 23 Temmuz 2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
n ANLAŞMA TUTANAĞI İMZALANAN
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 6 Mart 2013
tarihinde başlayan toplu görüşmelerde 17 Haziran 2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
Media Markt
Sendikamızda yeni örgütlenen MS İstanbul İç ve Dış Ticaret
LTD ŞTİ (Media Markt) ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 25 Mart 2013 tarihinde
başlayan toplu görüşmelerde 31 Temmuz 2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
Genel Maden İşçileri Sendikası
Genel Maden İşçileri Sendikası’nda çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 13 Şubat 2013 tarihinde
başlayan toplu görüşmelerde 10 Temmuz 2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
TÜBİTAK
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı
(TÜBİTAK) ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu
iş sözleşmesi yapmak için 7 Şubat 2013 tarihinde Sendikamız
ile İşveren Sendikası Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde 11 Temmuz 2013 tarihinde anlaşma sağlandı.
n TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANAN
Mersin Üniversitesi Rektörlüğü
Mersin Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 31 Ocak
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 12 Mart 2013 tarihinde
83
1
2
3
4
5
6
1- Anadolu Üniversitesi, 2- Atatürk Üniversitesi, 3- Dicle Üniversitesi, 4- Fırat Üniversitesi, 5- Çukurova Üniversitesi, 6- Marmara Üniversitesi toplu sözleşme görüşmelerinden...
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
layan toplu görüşme sürecinin sonunda, 26 Mart 2013 tarihinde 01.07.2012–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
ENDY Süpermarket
Sendikamızda yeni örgütlenen Avrasya İdeal Gıda İnşaat
Taahhüt Ticaret A.Ş. (Endy Süpermarket) ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 7
Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 15 Mart 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2013 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Trakya Üniversitesi
Trakya Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 18 Şubat
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 29 Mart 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Mustafa Kemal Üniversitesi
Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 18
Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile baş-
Erzincan Üniversitesi
Erzincan Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 17 Aralık
2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
84
1
2
3
4
5
1- Adnan Menderes Üniversitesi, 2- Yıldız Teknik Üniversitesi, 3- İstanbul Üniversitesi, 4- 19 Mayıs Üniversitesi, 5- Ankara
Üniversitesi, toplu sözleşme görüşmelerinden...
toplu görüşme sürecinin sonunda, 29 Mart 2013 tarihinde
01.03.2013–28.02.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
layan toplu görüşme sürecinin sonunda, 1 Nisan 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2013 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı (OMKAN)
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı’nda çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 10 Aralık 2012 tarihinde
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme
sürecinin sonunda, 30 Mart 2013 tarihinde 01.07.2012–
30.06.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Soysal Sitesi Çarşı ve İşhanı Yöneticiliği
Soysal Sitesi Çarşı ve İşhanı Yöneticiliği’nde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 13 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 2 Nisan 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2013 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nde (TMMOB) çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 13 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile baş-
Birleşik Kamu-İş
Sendikamızda yeni örgütlenen Birleşik Kamu İşgörenleri
Sendikaları Konfederasyonu (Birleşik Kamu-İş) ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak
için 12 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ba-
85
1
2
3
4
5
6
1- Mustafa Kemal Üniversitesi, 2 Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 3- İstanbul Teknik Üniversitesi, 4- Sümer Holding, 5- Vakıflar
Genel Müdürlüğü, 6- Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı Toplu İş Sözlemeleri imzalandı.
kanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi
ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 9 Nisan 2013
tarihinde 01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
mıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme
sürecinin sonunda, 9 Nisan 2013 tarihinde 01.01.2013–
31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Gazi Mustafa Kemal Paşa İlköğretim Okulu
Gazi Mustafa Kemal Paşa İlköğretim Okulu’nda çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 27 Aralık
2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 9 Nisan 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası
TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 5
Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 10 Nisan 2013 tarihinde 01.07.2012–30.06.2014 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Halil Vedat Fıratlı İlköğretim Okulu
Halil Vedat Fıratlı İlköğretim Okulu’nda çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 21 Ocak 2013 tarihinde
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendika-
Ordu Üniversitesi
Ordu Üniversitesi Rektörlüğü Sağlık Kültür ve Spor Dairesi
Başkanlığı’nda çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi
yapmak için 20 Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Gü-
86
venlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 15
Nisan 2013 tarihinde 01.07.2012–30.06.2015 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
dan Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 30 Mayıs 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Tevfik Fikret Eğitim ve Öğretim Hizmetleri A.Ş.
Tevfik Fikret Eğitim ve Öğretim Hizmetleri A.Ş.de çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 8 Mart 2013
tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 17 Nisan 2013 tarihinde
01.07.2012–30.06.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
British Council İngiltere
Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı
British Council İngiltere Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı ve
bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi
yapmak için 12 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 30
Mayıs 2013 tarihinde 01.04.2013–31.03.2016 yürürlük süreli
toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Adnan Menderes Üniversitesi
Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
18 Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile
başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 22 Nisan 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
13 Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile
başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 25 Nisan 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Harran Üniversitesi
Harran Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 22 Şubat
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 30 Nisan 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Tevfik Fikret İlköğretim Okulu
Tevfik Fikret İlköğretim Okulu’nda çalışan üyelerimiz adına
toplu iş sözleşmesi yapmak için 27 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza
yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 3 Mayıs 2013 tarihinde 01.01.2013–
31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca
imzalandı.
İnönü Üniversitesi
İnönü Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 20 Şubat
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 21 Mayıs 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Adile Sultan Kasrı Öğretmenevi, Öğretmen
Huzurevi ve Kültür Merkezi
Sendikamızda yeni örgütlenen Adile Sultan Kasrı Öğretmenevi, Öğretmen Huzurevi ve Kültür Merkezi’nde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 31 Ocak
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafın-
87
Cumhuriyet Üniversitesi
Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 12
Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 4 Haziran 2013 tarihinde 01.08.2012–31.07.2014 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası
TMMOB Makina Mühendisleri Odası ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
25.03.2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 14 Haziran 2013 tarihinde 01.09.2012–31.08.2014 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
22 Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile
başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 14 Haziran 2013
tarihinde 01.03.2013–28.02.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Güneydoğubirlik
Güneydoğubirlik Güneydoğu Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 2 Ocak 2013 tarihinde
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme
sürecinin sonunda, 18 Haziran 2013 tarihinde 01.08.2012–
31.07.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Ankara Barosu Başkanlığı
Ankara Barosu Başkanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 8 Nisan 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 19 Haziran 2013 tarihinde
01.05.2013–30.04.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
ABAYS
Ankara Barosu Avukatları ve Yardımlaşma Sandığı işyerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
15 Nisan 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
1
2
3
4
5
6
7
8
Kamu toplu iş sözleşmeleri kapsamında sürdürülen; 1- Tübitak, 2- Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörlüğü, 3- Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı ve bağlı işyerleri, 4- Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri, 5- Sosyal Güvenlik Kurumu, 6- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, 7- T.C. Başbakanlık Gençlik ve Spor Bakanlığı,
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı ve bağlı işyerleri, 8-T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri
toplu sözleşme görüşmelerinden...
88
belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin
sonunda, 26 Temmuz 2013 tarihinde 01.03.2013–28.02.2015
yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 19 Haziran 2013 tarihinde 01.05.2013–30.04.2015 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Vakıflar Genel Müdürlüğü
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 20 Aralık 2013
tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 29 Temmuz 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Mardin Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği
Mardin Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği işyerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 12 Haziran
2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 24 Haziran 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2015 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Sümer Holding A.Ş.
Sümer Holding A.Ş. ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz
adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 12 Aralık 2013 tarihinde
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme
sürecinin sonunda, 29 Temmuz 2013 tarihinde 01.01.2013–
31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Türkiye Maden İşçileri Sendikası
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Genel Merkez ve şubelerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için
20 Aralık 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 2 Temmuz 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Fırat Üniversitesi
Fırat Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 8 Şubat 2013
tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 29 Temmuz 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Eğitim-İş
Sendikamızda yeni örgütlenen Eğitim-İş Sendikası Genel
Merkezi ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş
sözleşmesi yapmak için 18 Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 12 Temmuz 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2014
yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
İstanbul Teknik Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 22
Şubat 2013 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 29 Temmuz 2013 tarihinde 01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Türk Tabipleri Birliği
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi işyerinde çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 20 Haziran 2013
tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu
görüşme sürecinin sonunda, 23 Temmuz 2013 tarihinde
01.07.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Yıldız Teknik Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve bağlı işyerlerinde
çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 22
Şubat 2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan toplu görüşme sürecinin sonunda, 26 Temmuz 2013 tarihinde 01.03.2013–28.02.2015 yürürlük süreli toplu iş
sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve bağlı işyerlerinde çalışan
üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 21 Aralık
2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki belgesinin gönderilmesi ile başlayan
toplu görüşme sürecinin sonunda, 26 Temmuz 2013 tarihinde
01.01.2013–31.12.2014 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi taraflarca imzalandı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel
Müdürlüğü ve bağlı işyerlerinde çalışan üyelerimiz adına toplu
iş sözleşmesi yapmak için 21 Aralık 2013 tarihinde Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Sendikamıza yetki
n YÜKSEK HAKEM KURULU’NA
BAŞVURULAN
Mesleki Yeterlilik Kurumu
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Mesleki Yeterlilik Kurumu’nda çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak
için 3 Ocak 2013 tarihinde Sendikamız ile İşveren Sendikası
Kamu-İş arasında başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine 14 Haziran 2013 tarihinde Yüksek
Hakem Kurulu’na başvuruda bulunuldu.
Göztepe İlköğretim Okulu
Göztepe İlköğretim Okulu’nda çalışan üyelerimiz adına
toplu iş sözleşmesi yapmak için 30 Ocak 2013 tarihinde başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması üzerine
27 Haziran 2013 tarihinde Yüksek Hakem Kurulu’na başvuruda bulunuldu.
Aksaray Mahmudiye İlköğretim Okulu
Aksaray Mahmudiye İlköğretim Okulu’nda çalışan üyelerimiz adına toplu iş sözleşmesi yapmak için 22 Şubat 2013 tarihinde başlayan toplu görüşmelerde anlaşma sağlanamaması
üzerine 5 Temmuz 2013 tarihinde Yüksek Hakem Kurulu’na
başvuruda bulunuldu.
89
90
Kuralsız, Güvencesiz Çalışmaya Hayır!
Taşeron İşçiliğine Son
T
aşeron çalıştırmanın
ulaştığı boyutlar düşünüldüğünde
bu
önemli sorunun yalnızca sendikalar yönünden bir örgütlenme zorluğu yaratan sorun
değil aynı zamanda tüm işçi
sınıfı için yaşam ve çalışma
standartının kötüleşmesi sorunu olduğu ortaya çıkar.
Çünkü her geçen gün daha
da artan taşeron çalıştırma,
özel ve kamu sektörü ayrımı
olmaksızın tüm işkollarını ne91
redeyse egemenliği altına
almış durumdadır.
Sendikal Güç Birliği Platformu’nun 23 Mart 2013 tarihinde Lüleburgaz’da gerçekleştirdiği “Kuralsız Güvencesiz Çalışmaya Hayır. Taşeron
İşçiliğine Son” yürüyüş ve mitingi bu önemli soruna karşı
tepkilerin son dönemlerde yaşanan cesur sesi olarak öne
çıktı.
Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı miting sendikaların kuralsız ve taşeron çalışmaya karşı
direncinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Mitinge Sendikal Güç Birliği
Platformu’nu oluşturan aralarında sendikamız Tez-Koop-İş
Sendikası’nın da bulunduğu
Kristal-İş, Petrol-İş, Tekgıda-İş,
Hava-İş, Belediye-İş, Deri-İş,
Basın-İş, TÜMTİS ve TGS’nin
yanı sıra, Türk-İş’e bağlı Genel
Maden-İş ile Yol-İş, DİSK’e
bağlı Birleşik Metal-İş, Devrimci
Sağlık-İş, Genel-İş ve Emekli
Sen ile KESK’e bağlı Eğitim
Sen ve demokratik kitle örgütü
temsilcileri ile siyasal parti temsilcileri ve üyeleri katıldı.
Sabah saatlerinde Hükümet
Konağı önünde toplanan binlerce katılımcının oluşturduğu
yürüyüş korteji “Taşerona
hayır”, “Güvenceli iş, güvenli
gelecek”, “Direne-direne kazanacağız”, “Taşeron sömürüsüne son”, “Susma sustukça
sıra sana gelecek” sloganlarıyla yürüdü.
Coşkulu ve kararlı yürüyüşün
Kongre Meydanı’nda sonlanmasının ardından düzenlenen
mitingte açılış konuşmasını
Tertip Komitesi adına Petrol İş
Trakya Şube Başkanı Turgut
Düşova yaptı. Düşova’nın ardından SGBP Kadın Koordinasyonu
adına
Neslihan
Taşoluk Nakaş güvencesiz çalışmanın yarattığı olumsuz koşulların kadınlar üzerindeki
92
etkilerini değerlendirdi.
Sendikal Güç Birliği Platformu Dönem Sözcüsü Kristalİş Sendikası Genel Başkanı
Bilal Çetintaş mitingte yaptığı
konuşmada kanser gibi ülkenin
dört bir yanına yayılan güvencesiz ve taşeron çalışma biçimlerinin AKP iktidara geldiğinde
300 binden günümüzde 1.5 milyona yükseldiğini söyledi. Hükümetin ne toplumu ne de
emekçileri dinlemediğini belirten Çetintaş, siyasal iktidarın
sermayenin istemlerini yerine
getirmeye çalıştığını belirterek;
“Patronlar, kıdem tazminatı
sırtımıza yük diyor. Hükümet
onları bu yükten kurtarmak
için hazırlık yapıyor. Patronlar asgari ücretten şikâyet
ediyor. Hükümet bölgesel asgari ücret yoluyla asgari ücreti daha da düşürmek için
hazırlık yapıyor. Patronlar işçileri daha da çok sömürebilmek
için
taşeronluğu
yaygınlaştırmak istiyor” dedi.
Kristal-İş Sendikası Başkanı
sendikaların sorunların çözümlenmesi doğrultusunda kararlı
biçimde mücadelelerini sürdürmesi gerektiğini belirttti.
Mitinge katılan Küresel Sendika Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Kemal Özkan
taşeron ve geçici işçiliğin küresel çapta yaygınlaştığına dikkat
çekerek güvenceli iş için küresel bir sendikal mücadelenin
şart olduğunu vurguladı.
Miting sanatçı Ferda Erener’in söylediği türkülerle sona
erdi. Miting, Sendikal Güç Birliği Platformu’nun sağladığı alt
yapı ile uydudan ve internet
üzerinden canlı yayınlandı.
Ankara 4 Nolu Şube’ye bağlı CHP çalışanı üyelerimizle Genel Eğitim Sekreterimiz Haydar Özdemiroğlu'nun da
katılımıyla eğitim semineri verildi. Seminerde, Türkiye’nin yeni jeopolitik yönelimleri ve örgütlenmenin önemi, sendikal
yapı ve işleyiş, temel iş hukuku bilgileri Genel Eğitim Danışma Volkan Yaraşır tarafından verildi.
93
94
ELEKTRONİK SAĞLIK KAYITLARI
VE HASTA MAHREMİYETİ
Leyla Ezgi
(Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği Başkanı)
T
eknolojinin hızla geliştiği dünyamızda bu gelişmeler tıbbi hizmetlere
de yansımaktadır. Artık hastaneye
gittiğimizde elimizde röntgen istek kâğıtları
veya reçetelerle dolaşmamaktayız. Doktor
‘’git film çektir’’ ya da ‘’tahlil için laboratuvara’’
git demekte biz de gidip denileni yaptırmaktayız. Bize nasıl bir röntgen veya laboratuvar
tahlili istediğini anlatırsa öğreniyoruz. Anlatmazsa ne istediğini bilmiyoruz. Eczaneden
alınan ilaçların doğruluğunu kontrol edemiyoruz. Çünkü elimizde rakam ve harflerden
oluşan küçük bir not kâğıdı ile eczaneye gidiyoruz. Sonuçları da doktordan öğreniyoruz
veya istersek CD olarak alıyoruz.
Hasta ile ilgili bilgilerin, hastanın talebi olmasa da gizli tutulması gerekir. Bilgi alışverişinin bu kadar kolaylaşması, yaygınlaşması
veri ve bilgi güvenliği acısından bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Hastaya ait
bilgilerin saklanması, arşivlenmesi konusunda birbirinden farklı birimler görev alabilmektedir. Bilgilerin doğrudan tedavi ile ilgili
olmayan birçok birimde bulunması ve doğrudan tedavi ile ilgisi bulunmayan personelin
bilgilere rahatça ulaşmasına neden olabilmektedir. Bilgisayar ortamının hazırladığı kolaylık hastanın özel yaşamına saygı hakkını
önemli ölçüde tehdit etmektedir. Hastaların
kişisel ve kurumsal bilgileri, hastanın gizlilik
ve mahremiyeti acısından sakınca oluşturmaktadır. Bu gibi bilgilerin hastanın tedavisi
açısından zorunlu olmadıkça, tedavi ile doğrudan ilgisi olmayan personelin eline geçmemesi için gereken tedbirlerin alınması
önemlidir.
Sağlık hizmeti sunan kurumların tedavi ile
ilgili kayıtları tutması gerekir. Hastanın geçmişi, hastalığının teşhisi, seçilen tedavi yöntemi ve bunun yürütülmesi ile ilgili bilgiler ile
hastaya ait bireysel bilgilerin sağlık hizmeti
95
sürecinin bir parçası olarak arşivlenmekte/kayıt altına alınmaktadır. Hasta bilgilerini hasta isteyerek veya zorunlu kaldığı
için vermiş olabilir. Hastaya ait olan bilgiler
tedavinin planlı bir şekilde yürütülmesine,
hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili kararların alınmasında yardımcı olur. Yararların yanı
sıra özel yaşamın gizliliği alanında yer alan
bedeni ve sağlık durumu konusunda pek çok
bilginin paylaşılması beraberinde birçok etik
ve yasal sorunu getirmektedir. Bilgilerin
üçüncü kişi veya kurumlarla paylaşılması
özel yaşamın ihlaline neden olacağı gibi hastaya zarar verebilir. Bu
da zarar vermeme ve yararlılık ilkelerine aykırılık
oluşturmaktadır.
Teknolojinin sağladığı
bu imkanlar, sağlık
hizmetlerine tıp etiği ilkelerinin izin verdiği ölçüde yansıtılmalı. Hasta hakkı ilkeleri göz
ardı edilmemeli, hasta hakları ihlal edilmemelidir.
Sağlık hizmetlerinin kolaylaştırılması ile
hasta hakları karşılaştırıldığında, seçim
hasta haklarından yana yapılmalıdır. Tıp
etiği, yarar zarar ilkesi, hasta özerkliği saygı
ilkeleri çerçevesinde verilerin güvenliğinin
sağlanması ve hizmet sunumunda verilere
ulaşabilecek kişi ve kurumların en az sayıya
düşürülmesi gerekmektedir.
Bu nedenle sağlık hizmeti veren kurum kuruluş ya da kişi gizli alana dahil olan bu bilgilerin yayılmasını ve hastanın istemediği
kişilerin öğrenmesini engellemek için gereken tüm tedbirleri almalıdır. Gizli alanda bulunan bilgiler yasal ve tıbbi bir zorunluluk
bulunmadıkça sadece hastanın istediği
oranda ve hastanın istediği kurum kuruluş ya
da kişiye açılmalıdır.
Çocuk .....
Yanardağlar
Derleyen: Gizem Kadıoğlu
Resim derslerinde bir manzara resmi yapmamız gerektiğinde kâğıdı kalemi
alıp hemen bir dağ şekli çizerek başlarız işe. Peki, huzur veren manzaraların
vazgeçilmezi olan dağların, bir gün korkunç bir felakete yol açabileceği aklınıza
gelir miydi?
Çok eski zamanlarda insanlar yanardağların içinde canavarların yaşadıklarına ve patlamalarla Tanrının onları cezalandırdığına inanırlardı. Eski Romalıların inancı ise biraz daha farklıydı. Onlara göre; var olduğuna inanılan
Vulcan Tanrısının yanardağın içinde Tanrılar için bir silah atölyesi vardı. Dağlardan gelen sesler Tanrının çalışma sesleri, oluşan koniler de atölyesinin bacalarıydı. Yanardağın diğer ismi olan "volkan" sözcüğü de adını bu Tanrıdan
almaktadır.
Dünyada bizimde üzerinde bulunduğumuz, yaklaşık 30 km kalınlıktaki, katı
tabaka yap-boz parçalarına benzer levhalardan oluşur. Bu katmanın altında ise
1.000 ºC sıcaklıkta magma adı verilen eriyik madde bulunur. Magmanın içindeki
çözünmüş gaz, üzerindeki basınç azaldığında magmadan ayrılır ve yükselir.
Hareketlenen magmanın yoğunluğu çevresindeki kayalardan daha az olduğu
için, magma dünyanın merkezinden yüzeye doğru bir yolculuğa çıkar. Kilometrelerce süren seyahati boyunca, yoluna çıkan kayaları eriterek ilerler ve
magma odası olarak adlandırılan bölümde birikir. Sonra da bulduğu bir çatlaktan yükselmeye devam eder. Yanardağın ağzına ulaşabilen magma buradan
dışarı doğru püskürür ve lav adını alır. Patlamalar, kül, kaya, toz bulutunun
yanında birçok sırrı da beraberinde getirir. Volkan dedektifi bilim insanları da
yıllardır bu sırları açığa çıkarmak için çalışmaktadır.
Dedektiflerin işi sadece patlamaların sebebini araştırmakla bitmez, dağların
sönmüş olup olmadığı, ne tür tehlikeler içerdiği de araştırılmalıdır. Çünkü patlamalar sırasında akışkan halindeki lav etrafındaki her canlıyı yok eder ve
soğuyana kadar ilerler. Bu yüzden tehlikenin önceden fark edilip, alanın boşaltılması gereklidir.
Patlamanın yanında sadece lav değil, oluşan toz bulutu da çevreyi olumsuz
etkiler. Örneğin; 18 Mayıs 1980 günü sabah saatlerinde, tam 123 yıl boyunca
sessiz kalan St. Helens yanardağı sessizliğini bozup, milyonlarca ton hava
kütlesini yaklaşık 20 km yüksekliğe çıkartacak şekilde patlamıştır. 9 saat süren
patlama sonunda ise 25 km2‘lik alanda uzun bir süre gece karanlığı yaşanmıştır.
Korkunç sonuçları olduğu şüphesiz olan bu doğal afetin, ilginç ama olumlu
sonuçları da vardır. Bunlardan biri, yanardağların püskürttüğü mineralce zengin
lavların, çevresindeki toprakları daha verimli hale getirmesidir. Örneğin; Roma'nın ünlü şarapları kalitelerini, volkanik bölge topraklarında yetişen üzümlere
borçlulardır. Yaşamımızda her an her yerde kullanılan madenleri ya da kaplıcaları oluşturan volkanlar, deniz altlarında meydana gelirse de yeni adaların
yani yeni yaşam alanlarının oluşmasını sağlayabilirler.
Bu arada unutmadan söyleyeyim, son günlerde volkanların enerji kaynağı
olarak değerlendirilmesi konuşuluyor. Örneğin; İngiltere, İzlanda'daki Eyjafjallajökul Yanardağı'ndan yararlanarak ucuza ısınmayı planlıyor. Kim bilir belki bu,
tüm dünya insanının bitip tükenmeyen enerji probleminin ortadan kalması için bir
çözüm olabilir. Ne dersiniz?
96
Bunları
biliyor musunuz?
1. Deniz altındakiler hariç,
yeryüzünde 500 aktif
volkan olduğu bilinmektedir.
2. Krakatoa’da 1883
yılında yaşanan yanardağ
patlaması o kadar kuvvetlidir ki yaklaşık 4 bin 800
kilometre uzaktaki Mauritius adası sakinleri bile
patlama seslerini duyabilmiştir. Patlamadan
sonra, ortaya çıkan enerjinin 200 megaton dinamite ya da Hiroşima’ya
atılan atom bombasının 13
bin katına denk geldiği
ifade edilmiştir.
3. Katmai’deki Novarupta
Yanardağı, 1912 yılında 60
saatten daha uzun süre
lav püskürterek 100 kilometrekareden daha geniş
bir alanı tüfle kaplamıştır.
4. Başka gezegenlerde de
volkanik faaliyetler meydana gelir. Mars'ta bulunan Olympus Mons olarak
bili-nen yanardağ
olağanüstü büyüklükte,
25km yüksekliğinde 600
km genişliğindedir.
(Dünyanın en yüksek dağı
olan Everest'in yaklaşık 9
km olduğunu unutmayalım :)
Biraz da evde bilim*
Eğer istersek bizde yapay bir yanardağ modeli yapabi-liriz? Hem de çevresine
zararsız olan bir tane. Yalnız, ne kadar zararsız desem de siz çalışmanızı yapmadan
önce yapay da olsa bir patlama olacağını unutmayıp, gerekli önemleri almayı aklınızdan çıkartmayın. Neden böyle söylediğimi çalışmanın sonunda daha iyi anlayacaksınız :)
Gerekli Malzemeler: Yarım litrelik pet şişe, sıcak su, kırmızı gıda boyası, elma sirkesi,
karbonat, serum hortumu,şırınga (büyük), su,bant
Uygulanışı: Pet şişeyi, şişenin altından üçte bir (1/3) yükseklikte delin ve serum hortumunu, şişenin içinde hortumun
küçük bir kısmı kalacak şekilde, deliğe geçirin (bant ile hortumu sabitleye-bilirsiniz). Şimdi bu şişeyi yanardağa benzetmek için istediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz ancak şişenin
ağzını açık bırakmanız gerektiğini unutmayın. Süslemeden
sonra şişenin içine 2 çorba kaşığı karbonat, 2 çay kaşığı gıda
boyası ekleyin. Hemen ardından sıcak suyu deliğin seviyesine
kadar doldurup, karıştırın. Ve patlama zamanı... Düzeneği etrafı kirletmeyecek bir yere
sabitledikten sonra, şişeye bağlı olan hortumu şişeden mümkün olduğunca uzak tutun
ve şırınga ile çektiğiniz tüm sirkeyi, bir anda hortuma enjekte ederek şişenin içine gönderin. Gerisi seyir keyfi...
Not: Eğer birkaç kişi birlikte çalışmak isterseniz, aynı işlemi hortum ve şırınga sayısını
arttırarak deneyebilir, patlamanın şiddetini arttırabilirsiniz. Eğer hortum ve şırınga bulmakta zorlanırsanız, 1 çay bardağı sirkeyi, şişenin ağzından ekleyerek aynı sonuca
ulaşabi-lirsiniz.
Kaynakça
http://science.howstuffworks.com/nature/natural-disasters/volcano2.htm
Günenç, A. (1998).Yanardağlar. Bilim Çocuk, 11,12-17.
National Georgraphic tarafından düzenlenen Yanardağlar adlı belgeselden yararlanılmıştır.
*TÜBİTAK (2012) Bilim Kampı çalışmalarından alınmıştır.
97
Ülkemiz sosyal ve sendikal tarihinin en
önemli olaylarından biri, 15-16 Haziran
1970’de yaşanan genel işçi direnişidir.
15-16 Haziran 1970’de demokratik hak
ve özgürlüklerin yok edilmek istenmesine karşı İstanbul ve İzmit’te gerçekleştirilen ve yüzbinlerce işçinin
sokakları, caddeleri ve alanları doldurduğu genel direniş, sendikal yasalarda
yapılmak istenen kapsamlı değişiklikleri
engellemenin yanında Türkiye işçi
sınıfının “sınıfsal bilinçlenmesi”ne yeni
boyutlar katarken demokratik sosyal
direniş kültürünün oluşmasına ivme
kazandırmıştır.
15-16 Haziran 1970 direnişi, birçok
yönüyle günümüz emek ve demokrasi
mücadelesine ışık tutmaktadır.
Türkiye’yi sarsan bu iki gün, işçilerin
sendikalaşma hakkını, örgütlülüğünü ve
kazanımlarını koruma kararlılığının ne
kadar önemli olduğunu göstermiş,
siyasal iktidarlara yandaş ve bağımlı
olan sendika yöneticiliğinin utanç verici
yüzünü açığa çıkarmıştır.
Türkiye işçi sınıfının sendikal ve sosyal
haklar için sürdürdüğü kavganın sonsuza kadar parlayacak ışığı olan 15-16
Haziran, günümüzde siyasal iktidarın
emek, demokrasi ve özgürlük karşıtı girişim ve eylemlerini etkisiz kılmak ve
dünyayı emekten ve emekçiden yana
değiştirmek için ortak ve bileşik mücadelenin ne kadar önemli olduğunu
tarihsel olarak kanıtlamaktadır.
98
99
“Türkiye işçi sınıfı tarih sahnesine geç çıkan
ama genç bir sınıftır. İşçi sınıfının bu özellikleri
onun gelişme sürecini etkiledi. Genellikle sınıf tarihi çalışmalarında Batı işçi sınıfına vurgu yapılarak, Türkiye işçi sınıfının gerçek dinamikleri
ortaya konmaz. Hatta negatif tanımlamalar ve
vurgularla ve gücü deneyimleri küçümsenir. Aslında işçi sınıfının tarih sahnesine geç çıkması
sınıf mücadelesinde bazı özgünlüklere yol açsa
da gençliği her zaman ona güç ve kudret vermiştir.
Kapitalist ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda
gelişmesiyle birlikte, işçi sınıfı kendi otonomisine,
iç dinamiklerine bağlı bir şekilde harekete geçti.
Aynı Avrupa işçi sınıfı gibi …
(...)
Osmanlı-Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinin 1835-1960 yılı arasını, bir biriktirme süreci
olarak değerlendirebiliriz. 1960’lar Türkiye işçi sınıfının toplumsal-maddi bir güç olarak ortaya çıktığı,” ben de varım” dediği bir dönemin başlangıcı
oldu.
Tarih yapan işyerleri içinde Tez-Koop-İş Sendikasının da özel bir yeri var. 1987’de gerçekleşen Migros grevini örgütleyen sendikamız,
karanlık bir dönemin kapanmasına yol açan bir
pratik gerçekleştirdi. Migros grevi sınıfın ayağa
kalkışının simgesi oldu.
Sendikal tarih katkı sağlamayı amaçlayan yayınımız bu dönemi ele alıyor. Bir anlamda kitaba
adını veren, tarih yapan ya da yazan işyerlerinin
pratikleri inceleniyor.
Her pratiği, işçi sınıfının mücadele tarihinin
eşikleri olarak görebiliriz.
Bu dönemde gerçekleşen işgal, direniş ve
grevler yeni kuşak işçilerin bilmediği deneyimlerdir. Kitap her şeyden önce bir tarih bilincinin oluşmasına hizmet ediyor.
İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseridir, şiarıyla
ele alınan bu deneyimler bu günümüze ve geleceğimize ışık tutmaya devam ediyor.”
S E N D İ K A L TA R İ H İ Ç İ N 2 K İ TA P
“Türkiye işçi sınıfı mücadele tarihi, zengin deneyim ve pratiklere sahne olmuştur.
Emeğin Kurtuluşu yönündeki bu kavga, son derece çarpıcı eylem ve direnişlerle beslendiği gibi
kavganın içinden, kavga ve dava adamları da ortaya
çıkmıştır.
Bu çalışma onların kitabıdır: Yani kavganın,
kavga adamı olmanın,…
Bu kitap işçi davasını kutsal bir emanet olarak taşıyanları anlatmaktadır.
1900 ‘lerin başında gerçekleşen Hamallar Grevi,
işçi sınıfının enternasyonalist karakterini ortaya
koyan bir eylemdir.
1924 Havza Grevi’ni örgütleyen Lazeminzade
Emin Efendi, bir işçi önderidir. Bu grevde son derece
zengin taban örgütlenmeleri kurulmuştur. Emin
Efendinin önderlik yaptığı bu örgütlenmeler, uzun
dönem illegal faaliyet yürüttü.
Fukara Tahir, muazzam bir işçi önderidir. Örgütlenmesi en zor sektör olan inşaat sektöründe etkili
sendikal faaliyet gerçekleştirmiştir.
Yapı İşçileri Sendikası (YİS) Başkanı İsmet
Demir, gerçek bir efsanedir. Ve gerçek bir sendika
örgütçüsüdür. İsmet Demir sınıf tarihine önemli izler
bıraktı.
Necmettin Giritlioğlu işçi sınıfının ilk şehitlerinden
biridir. Mücadele kararlılığı bize örnek oluşturuyor.
Rıza Kuas, işçi sınıfının ruhunu silahlandıran bir
önderdir. Onurun ekmekten önce geldiğini gösteren
Kuas, işçi sınıfını kimsenin küçük düşüremeyeceğini
yaptığı pratiklerle ortaya koydu.
İbrahim Güzelce, Saraçhane mitingini örgütleyen
bir işçi önderidir.
Kemal Türkler, DİSK ‘in Genel Başkanıdır. İşçi sınıfının şehitlerinden biridir. Mücadele kararlılığı bize
örnek oluşturuyor.
İşçi sınıfı tarihinde iz bırakan bu işçi önderleri,
sendikal alanda bugünün temel eksikliği olan idealist
ve kavga adamı olmanın örneklerini göstermektedirler. “
EMEKLİ OLAN ÜYELERİMİZ
ZEHRA ALLAHVERDİ
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
KERİM ALLAHVERDİ
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
ERGUN DEMİRAL
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
HAMZA SUCU
TÜBİTAK-TÜSSİDE
(Gebze Şube Üyesi)
ALİ ACAR
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
ADEM TUNCEL
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
MEHMET ALİ ÇETİN
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
ERHAN DÖNMEZ
TÜBİTAK-UME
(Gebze Şube Üyesi)
NURETTİN SERTEL
TÜBİTAK-BİLGEM
(Gebze Şube Üyesi)
ADİL VAPUR
TÜBİTAK-TÜSSİDE
(Gebze Şube Üyesi)
GÜRCAN YAREN
TÜBİTAK-MAM
(Gebze Şube Üyesi)
HASAN GÖKDEMİR
ÇÜ Ziraat Fakültesi
(Adana 1 Nolu
Şube üyesi)
İSMAİL GENÇ
Gümrük Müsteşarlığı
(Ankara 2 Nolu
Şube Üyesi)
RAMAZAN HEKİM
Real Fulya Mağazası
(İstanbul 1 Nolu
Şube üyesi)
ŞAKİR SARIBAŞ
Carrefour
(İstanbul 1 Nolu
Şube üyesi)
GÖKSAL ÖZDEMİR
Kültür Bakanlığı
(Ankara 1 Nolu Şube
Üyesi)
AHMET ZEKİ KARAASLAN
RIZA ATEŞ
İBRAHİM AKÜN
İSMAİL TINGIR
Gençlik Spor il Md.
Gençlik Spor il Md.
Gençlik Spor il Md.
Gençlik Spor il Md.
Amasya (Ankara 2 Nolu Amasya (Ankara 2 Nolu Amasya (Ankara 2 Nolu Amasya (Ankara 2 Nolu
Şube Üyesi)
Şube Üyesi)
Şube Üyesi)
Şube Üyesi)
TUNCER TAN
(Ankara 1 Nolu Şube
Üyesi)
ŞÜKRÜ ARABACI
(Ankara 1 Nolu Şube
Üyesi)
İLHAN KAYNAK
A.Ü.Ziraat Fak.
(Ankara 1 Nolu Şube
Üyesi)
ASLAN ÖKSEL
A.Ü.Ziraat Fak.
(Ankara 1 Nolu Şube
Üyesi)
BAŞSAĞLIĞI
Ankara 1 Nolu Şube üyesi
Cumhur Kılıççı
yaşamını yitirdi.
Allah’tan rahmet kederli ailesine ve
yakılarına sabır ve başsağlığıdiliyoruz.
Tez-Koop-İş Sendikası
Genel Yönetim Kurulu
100
TEZ-KOOP-İŞ SENDİKASI GENEL YÖNETİM KURULU
Genel Başkan
Genel Sekreter
Genel Mali Sekreter
Genel Örgütlenme Sekreteri
Genel Eğitim Sekreteri
Genel Yönetim Kurulu Üyesi
Genel Yönetim Kurulu Üyesi
Osman GÜRSU
Hakan BOZKURT
Yalçın ÇALIŞKAN
İsmail AYDIN
Haydar ÖZDEMİROĞLU
M. Adem CAN
Ünal ÖZCAN
TEZKOOP-İŞ SENDİKASI GENEL MERKEZİ
Mebusevler, İller Sokak No: 7 06580 Tandoğan-Ankara Tel: 0312. 213 34 44 Faks: 0312. 213 34 30
İnternet: www.tezkoopis.org Elektronik posta: [email protected]
Toplu İş Sözleşmesi Bürosu: [email protected] Örgütlenme Bürosu: [email protected]
Eğitim Bürosu: [email protected] Muhasebe Bürosu: [email protected] Hukuk Bürosu: [email protected]
TEZ-KOOP-İŞ SENDİKASI ŞUBELERİ
ADANA 1 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Hülya Özcan
Çınarlı Mah. İnönü Cad. N: 32/44 Adana
Tel: 0322.363 34 63 Faks: 0322. 363 34 63
http://adana1.tezkoopis.org
ANKARA 1 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Salih Gönüllü
Necatibey Cad. Sezenler Sok. No: 2/16
Sıhhıye/Ankara
Tel: 0312.231 74 95 Faks: 0312.231 74 96
http://ankara1.tezkoopis.org
ANKARA 2 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Mustafa Barın
Necatibey Cad. No: 84/1 Sıhhıye/Ankara
Tel: 0312.229 43 07 Faks: 0312.229 18 47
http://ankara2.tezkoopis.org
ANKARA 4 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Levent Koç
Necatibey Cad. Sezenler Sok.
No: 2/18 Sıhhıye/Ankara
Tel: 0312.231 74 98 Faks: 0312.231 74 97
http://ankara4.tezkoopis.org
ANTALYA ŞUBESİ
Şube Başkanı Sabahattin Değirmenci
Tahıl Pazarı Mah.
Adnan Menderes Bulvarı Yüce 2 Apt.
Kat: 2 D: 3 Antalya
Tel: 0242.242 91 05 Faks: 0242.248 15 89
http://antalya.tezkoopis.org
BURSA ŞUBESİ
Şube Başkanı Ünal Özcan
İnönü Cad. 1. Ersan İşhanı Kat: 5 No: 26
Bursa
Tel: 0224.224 29 37 Faks: 0224.224 29 37
http://bursa.tezkoopis.org
DİYARBAKIR ŞUBESİ
Şube Başkanı M. Adem Can
Ofis Ekinciler Cad. Kristal Apt. No: 17/G
Diyarbakır
Tel: 0412.228 59 68 Faks: 0412.228 59 68 http://diyarbakir.tezkoopis.org
EDİRNE ŞUBESİ
Şube Başkanı Mehmet Meral
Mithatpaşa Mah. Londra Asfaltı
Rasathane Yanı No: 2 Kat: 3 Edirne
Tel: 0284.212 14 95 Faks: 0284.212 14 95
http://edirne.tezkoopis.org
ERZURUM ŞUBESİ
Şube Başkanı Hakan Kurt
Gez Mah. Karaveli Sok. Şimşek Apt. Kat: 2
Erzurum
Tel: 0442.234 60 89 Faks: 0442.233 88 02
http://erzurum.tezkoopis.org
ESKİŞEHİR ŞUBESİ
Şube Başkanı Recai Ilgın, Cumhuriyet Mah.
Dilem Sok. Çağlayan İş Merkezi.
No: 1/61 Kat: 7 Eskişehir
Tel: 0222.221 45 26 Faks: 0222.220 83 74
http://eskisehir.tezkoopis.org
GAZİANTEP ŞUBESİ
Şube Başkanı Bilal Öztokmak
İncilipınar Mah. Nail Bilen Cad.
Ayıntap İş Merkezi. Kat: 2 No: 201 Gaziantep
Tel: 0342.323 33 43 Faks: 0342.323 33 43
http://gaziantep.tezkoopis.org
GEBZE ŞUBESİ
Şube Başkanı Çağdaş Duyar
Hacı Halil Mah. Yazı Cad. No: 33
Gebze/Kocaeli
Tel: 0262.646 18 49 Faks: 0262.646 67 64
http://gebze.tezkoopis.org
GİRESUN ŞUBESİ
Şube Başkanı Hüseyin Özdem
Gazi Cad. No: 113/3 Giresun
Tel: 0454.216 24 94 Faks: 0454.216 06 57
http://giresun.tezkoopis.org
İSTANBUL 1 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Erdal Şahin
Halaskargazi Cad. No: 226
Çiftkurt Apt. Kat: 7 D: 24 Şişli/İstanbul
Tel: 0212.233 03 68-0212.233 0038
Faks: 0212.233 03 28
http://istanbul1.tezkoopis.org
İSTANBUL 4 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Cemal Kement
Merkez Mah. Büyükdere Cad.
Şimşek Apt. No: 3/6 Kat: 3
Şişli/İstanbul
Tel: 0212.232 39 47-0212.232 39 92
Faks: 0212.232 28 57
http://istanbul4.tezkoopis.org
İSTANBUL 5 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Selahattin Karakurt
Büyükdere Cad. No: 64/8 Kat: 3
Mecidiyeköy/İstanbul
Tel: 0212.347 40 77 Faks: 0212.347 40 78
http://istanbul5.tezkoopis.org
İZMİR ŞUBESİ
Şube Başkanı S. Birol Aslanoğlu
Şair Eşref Blv. Emlak Kredi Apt. No:
100/601 Alsancak/İzmir
Tel: 0232.463 52 59 Faks: 0232.463 54 72
http://izmir.tezkoopis.org
İZMİR 2 NOLU ŞUBE
Şube Başkanı Caner Fırat
Şair Eşref Blv. Emlak Kredi Apt. No:
100/101 Alsancak/İzmir Tel: 0232.421 43
45-0232.421 43 37 Faks: 0232.421 43 92
http://izmir2.tezkoopis.org
MUĞLA ŞUBESİ
Şube Başkanı Hüseyin Yıldız,
Şeyh Mah. Cumhuriyet Cad. Anıt Apt.
No: 5 D: 11 Muğla
Tel: 0252.213 19 55 Faks: 0252.213 19 14
http://mugla.tezkoopis.org
ZONGULDAK ŞUBESİ
Şube Başkanı Sedat Ölmez
Meşrutiyet Mah. Gazipaşa Cad.
Cumhuriyet İş Merkezi.
No: 15/6 Kat: 2 Zonguldak
Tel: 0372.253 40 39 Faks: 0372.251 52 72
http://zonguldak.tezkoopis.org
- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına
sahiptir.
- Tüm çalışanların adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.
- Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma
hakkı vardır.
- Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır.
- Tüm çalışanlar ve işverenler, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak
amacıyla ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme
özgürlüğüne sahiptir.
- Tüm çalışanlar ve işverenler, toplu pazarlık hakkına sahiptir.
- Çocuklar ve gençler, uğrayacakları bedensel ve manevi tehlikelere
karşı özel korunma hakkına sahiptir.
- Çalışan kadınlar, anne olmaları durumunda, özel korunma hakkına
sahiptir.
- Herkesin, kişisel ilgi ve yeteneklerine göre bir mesleği seçmesine
yardımcı olacak uygun mesleki yönlendirme imkanına sahip olma
hakkı vardır.
- Herkesin, mesleki eğitim için uygun imkanlara sahip olma hakkı
vardır.
- Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını
mümkün kılacak her türlü önlemden yararlanma hakkına sahiptir.
- Tüm çalışanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
- Yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım
alma hakkına sahiptir.
- Herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.
- Özürlüler toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve
toplumsal yaşama katılma hakkına sahiptir.
- Toplumun temel birimi olarak aile, tam gelişmesini sağlamaya yönelik uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.
- Çocuklar ve gençler uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma
hakkına sahiptir.
- Herhangi bir Âkit Tarafın vatandaşları, inandırıcı sosyal ve ekonomik
nedenlere dayanan kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, diğer bir Âkit
Taraf ülkesinde, o ülke vatandaşlarıyla eşit koşullar altında kazanç
getirici herhangi bir işte çalışma hakkına sahiptir.
- Bir Âkit Taraf vatandaşı olan göçmen işçiler ve bunların aileleri herhangi bir başka Âkit Taraf ülkesinde korunma ve yardım alma
hakkına sahiptir.
- Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı
ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkına
sahiptir.
- Çalışanlar, işletmede bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.
- Çalışanlar işletmedeki çalışma koşullarının ve çalışma ortamının
düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkına sahiptir.
- Her yaşlı insan sosyal korunma hakkına sahiptir.
- Tüm çalışanlar, iş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkına
sahiptir.
- Tüm çalışanlar, işverenlerinin aciz haline düşmesi durumunda alacak
taleplerinin korunması hakkına sahiptir.
- Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahiptir.
- Ailevi sorumlulukları olan ve çalışan ya da çalışmak isteyen herkes,
herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan ve ailevi sorumluluklarıyla
çalışması arasında, olabildiğince, uyuşmazlık olmadan bunu gerçekleştirme hakkına sahiptir.
- İşletmelerde çalışanların temsilcileri kendilerine zarar veren eylemlere karşı korunma hakkına sahiptir ve görevlerini yerine getirmek
için uygun imkanlarla desteklenmelidirler.
- Tüm çalışanlar toplu işten çıkarma sürecinde bilgilendirilme ve
danışılma hakkına sahiptir.
- Herkes, yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına
sahiptir.
- Herkes konut edinme hakkına sahiptir.
(Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’ndan...
Türkiye Onay tarihi: 7 Şubat 2005)

Benzer belgeler

15/07/2013 - Koop

15/07/2013  - Koop uyumlaştırılmaları için düzenlemeler yapılmamaktadır. Türkiye 7 Ocak 2004 tarihinden günümüze, yaklaşık 9 yıl içinde hiçbir ILO sözleşmesini onaylamamıştır. - İş mahkemelerinde süren davaların uzam...

Detaylı