Abstract final revision - caft.gazi.edu.tr

Yorumlar

Transkript

Abstract final revision - caft.gazi.edu.tr
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
KONGRE DÜZENLEME KURULU
Onursal Başkan
Prof. Dr. Rıza Ayhan
Gazi Üniversitesi Rektörü
Onursal Eş-Başkan
Prof. Dr. Abdülvahit Çakır
G.Ü. İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı
Başkan
Yrd. Doç. Dr. Aslı Özlem TARAKÇIOĞLU
Proje Uluslararsı Koordinatörü
Uluslararası Yürütme Kurulu
Yrd. Doç. Dr. Aslı Özlem TARAKÇIOĞLU (Gazi Üniversitesi)
Prof. Dr. Alkistis KONTAYIANNI (Volos Üniversitesi-Yunanistan)
Prof. Dr. Milena Mileva BLAZIC ( Ljubljana Üniversitesi – Slovenya)
Yrd. Doç. Dr. Xenia ARAPAKI (Volos Üniversitesi-Yunanistan)
Dr. Kostas MAGOS (Volos Üniversitesi-Yunanistan)
Dr. Evi SALUVEER (Tartu Üniversitesi - Estonya)
Arş. Gör. (M.A.) Kadriye Dilek AKPINAR (Gazi Üniversitesi-Turkiye)
1
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Okutman (M.A.) Krista UIBU (Tartu Üniversitesi - Estonya)
Okutman(M.A.) Kristel RUUTMETS (Tartu Üniversitesi - Estonya)
Okutman Burcu Sinem TÖZÜM (Gazi Üniversitesi-Turkiye)
Okutman (M.A.) Natasa SOBA SADAR ( Ljubljana Üniversitesi Slovenya)
Okutman Tina PAJNIK (Ljubljana Üniversitesi - Slovenya)
Ulusal Düzenleme Kurulu
Dr. Hacer Hande UYSAL
Dr. Korkut Uluç İŞİSAĞ (Gazi Üniversitesi-Turkiye)
Dr. Gonca EKŞİ
Arş. Gör. Mehmet BARDAKÇI (M.A)
Arş. Gör. Ayşe Selmin SÖYLEMEZ (M.A.)
Arş. Gör. Ceylan YANGIN ERSANLI (M.A)
Arş. Gör. Deren Başak AKMAN YEŞILEL(M.A)
Arş. Gör. M. Serkan ÖZTÜRK (M.A)
Arş. Gör. S. Defne ERDEM METE (M.A)
Uluslararası Bilim Kurulu
Prof. Dr. Abdülvahit ÇAKIR (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
Prof. Dr. Burçin EROL (Hacettepe Üniversitesi-Türkiye)
Prof. Dr. Alkistis KONTAYIANNI (Volos Üniversitesi-Yunanistan)
Prof.Dr. Milena Mileva BLAZIC (Ljubljana Üniversitesi - Slovenya)
Prof Dr. Nevin HADDAD (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
Prof Dr. Tahsin AKTAŞ (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
Prof. Dr. Emine YILMAZ (Hacettepe Üniversitesi- Türkiye)
Prof. Dr. İsmet ÇETİN (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
Prof. Dr. Naciye YILDIZ (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
2
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Prof. Dr. Cihat CAN (Gazi Üniversitesi- Türkiye)
Doç. Dr. Meldan TANRISAL (Hacettepe Üniversitesi-Türkiye)
Doç. Dr. Nur GÖKALP AKKERMAN (Hacettepe Üniversitesi-Türkiye)
Doç. Dr. Gül TEKAY BAYSAN (Gazi Üniversitesi- Türkiye)
Doç. Dr. Gülçin Yahya KAÇAR (Gazi Üniversitesi- Türkiye)
Yrd. Doç. Dr.. Aslı Özlem TARAKCIOĞLU (Gazi Üniversitesi- Türkiye)
Yrd. Doç. Dr. Xenia ARAPAKI (Volos Üniversitesi- Yunanistan)
Yrd. Doç. Dr. İbrahim DİLEK (Gazi Üniversitesi- Türkiye)
Yrd. Doç. Dr. Nazmi AĞIL (Koç Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Paşa Tevfik CEPHE (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Abdullah ERTAŞ (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Cemal ÇAKIR (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Ali Abbas ÇINAR (Muğla Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Bena Gül PEKER (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr.İskender Hakkı SARIGÖZ (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Nurgun AKAR (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Gültekin BORAN (Gazi Üniversitesi)
Yrd. Doç. Dr. Z. Müge TAVİL (Gazi Üniversitesi)
Dr. Evi SALUVEER (Tartu Üniversitesi- Estonya)
Dr. Kostas MAGOS (Volos Üniversitesi- Yunanistan)
Dr. Gee MACRORY (Manchester Metropolitan Üniversitesi - İngiltere)
Sanat Yönetmeni
Arş. Gör. Dr. Dilek OĞUZOĞLU (Gazi Üniversitesi-Türkiye)
Arş. Gör. Elif Songür DAĞ (Hacettepe Üniversitesi-Türkiye)
3
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
ABSTRACT BOOK
4
C U L T U R E ”
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Abbas Sharekian / [email protected]
Sadeq Hedayat and Franz Kafka;
A Comparative Approach on Loneliness and Death Wish
What is likely to happen by reading any poems, short stories, novels or dramas
which simultaneously evokes you another literary work with the same theme, but in
different language? It is obvious that any literary pieces will have the same impact upon
different readers even with a main differentiation in language. Reading a short story with
vividly description and skillfully philosophy presentation of its author can influence
someone in Europe as well as any individuals through out the world.
What are the causes to consider that Franz Kafka and Sadeq Hedayat believe the
same and they present their own concepts through literature?
The similarities between the two literary men can be based on the authors’ personal
backgrounds which affect on their philosophy and concepts towards the world.
Along with some knowledge about Hedayat and Kafka’s personal life and beliefs,
knowing that Sadeq Hedayat is the first Iranian literary man who translates Kafka’s
works will make readers to conclude that Hedayat is greatly influenced by Kafka.
Like Kafka, Sadeq Hedayat – Iran’s first avant-garde writer – tries to present
characters who are isolated from their society and even their families paying no attention
to them. The authors both believe that the best way to escape loneliness and the personal
problems around as well as their characters in their works is “death”. Actually, as
Hedayat mentions in his first work – “Death” – death is something that “lessen the
sadness and sorrow of life.”
On the other hand, Franz Kafka who suffers from his own appearance and has some
threatening experiences in his family, especially in relationship with his father, tries to
narrate what obsesses his mind of such situations through which “death” can be
suggested as a remedy.
In “The Metamorphosis”, Kafka presents “how a man could die emotionally.” He
narrates how Gregor transformed from a human being into a giant insect and what his
problems are in making communications with others, even his family members; they
treat him strangely. Kafka wants to express not only Gregor’s loneliness among his
family members, but also remembers his own family atmosphere in which he feels the
same as Gregor. The same circumstances are narrated in Kafka’s other works such as “A
Hunger Artist”.
5
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Referring to Sigmund Freud’s theory on “Defense Mechanisms”, especially Ego
Defense Mechanisms which is a protection for mind/self/ego from anxiety and social
sanctions to provide a refuge, will determine that Kafka and Hedayat are following the
theory unconsciously. Actually, Freud’s theory can easily be applied in their works.
Key Words: Loneliness, Death, Defense Mechanisms, Relationship, Isolation
Ahmet Gögercin / [email protected]
SİNEMASAL ANLATIYA BİR ÖRNEK: CLAUDE
SİMON’UN ‘TRAMVAY’I
Son yüzyıl içerisinde, edebiyat dünyasının en fazla etkilendiği sanat dallarından
biride sinema sanatı olmuştur. 1800’lü yılların sonunda, sinemanın icadıyla birlikte yazın
dünyası bu büyülü dünya ile kaçınılmaz bir etkileşime girmiş ve bu ilişki sonucunda yeni
biçimler kazanmıştır. Balzac romanının gerçekliği, bütünlüğü parçalanmış, daha çok
görsel yanı ağır basan, fotografik tasvirlerin yan yana gelmesiyle oluşan parçalı bir anlatı
biçimi ortaya çıkmıştır.
Sinemanın çağdaşı olan bir çok yazar sinemanın icadıyla birlikte ortaya çıkan bu
etkiyi az veya çok, bilinçli ya da bilinçsizce yapıtlarına yansıtmıştır ; Dos Passos,
Steinbeck, Fitzgerald gibi bazı Amerikalı yazarlar Hollywood sinemasının hizmetine
girerek durmadan senaryolar üretirken, Cocteau, Cendrars, Malraux, Robbe-Grillet,
Duras gibi yazarlarda kendileri kameranın arkasına geçerek kendi anlatılarını filme
aktarmaya çalışmışlardır. Sinema Dünyasına ait bir çok unutulmaz başyapıt sinema ve
edebiyat insanlarının işbirliği sonucu ortaya çıkmıştır. Senaryosunu Jacques Prévert’in
yazdığı Marcel Carné’nin ‘Cennetin Çocukları’ ya da metinlerini Marguerite Duras’ın
yazdığı Alain Resnais’nin ünlü filmi ‘Hiroşima Sevgilim’ bunun en bilinen
örneklerinden birkaçıdır.
Bizim bu çalışmada ele alacağımız konu bağlamında, özellikle William Faulkner,
Alain Robbe-Grillet, Marguerite Duras, Claude Simon gibi bazı yazarlar sinema sanatına
özgü teknikleri bilinçli bir şekilde kullanarak romanlarına farklı bir boyut
kazandırmışlardır. Bu yeni boyut romanlara görsel bir nitelik kazandırırken, aynı
zamanda okunması güç, Claude Simon örneğinde olduğu gibi neredeyse okunamaz
metinlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
1950’li yıllarda ortaya çıkan Yeni Roman akımının en önemli temsilcilerinden biri
olan Claude Simon, sinema, fotoğraf ve resim sanatına özgü teknikleri yapıtlarında
bilinçli bir şekilde kullanan ve bu etkiyi romanlarında en fazla yansıtan isimlerden biri
olmuştur. Yazarın, büyük oranda görsel sanatların etkisi altında oluşturduğu metinlerin
anlaşılması güç kurgusal yapıları, geleneksel anlatı biçimlerinden oldukça uzak tarih,
zaman ve tasvir anlayışları Claude Simon’a 1985 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü
kazandırmakla birlikte uzun yıllar boyunca geniş bir okur kitlesince tanınmamasında,
okunmamasında önemli rol oynamıştır.
Bu çalışmada, yazarın son, ama onun roman tekniğini en iyi yansıtan yapıtlarından
biri olan ‘Tramvay’ adlı romanında sinemaya özgü tekniklerin kullanımı araştırılarak
6
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
örneklerle gösterilecek ve bu romanı geleneksel romanlardan ayıran unsurlar bu
çerçevede belirlenmeye çalışılacaktır.
Aigul Kadyskyzy / [email protected]
Language and Culture in Foreign Language Teaching
Language is the vehicle of culture as well as a means of communication. Any
Language is a part of a culture and any culture is a part of a language, the two are closely
and intricately related (Qin Xiubai 1988). Culture plays a very important role in
language teaching. A deep study of the relationship between language and culture is not
only necessary but also urgent in language teaching and learning. The paper briefly
points out that in order to make teaching more effective, teachers should not only teach
the language itself, but also teach the culture in the language while teaching the foreign
language. It analyzes the differences of language customs reflecting in different cultures
among different languages (between European languages such as English, Russian and
Asian languages such as Kazakh, Chinese). The analysis of diversity of different social
cultures and different language customs of communication shows that the culture has a
great influence upon the language. It includes the next components:
a. diversity of different geographies, natural environment and customs;
b. differences of the history, religion and belief;
c.diversity of different thoughts of understanding objectivities.
Further suggestions concerning how to use culture factors in the teaching procedure
are also introduced in detail, such as:
a. the teacher’s role;
b. the way of explaining;
c. the way of contrast;
d. the way of practice.
In a word, in order to conduct foreign language teaching well, teachers must take up
the teaching of culture and the teaching of language at the same time. As long as the
emphasis is laid both linguistic skills and communicative competence, the goals of
language teaching will be achieved satisfactorily.
Alaattin Canbay / [email protected]
Caner Işık / [email protected]
Zafer Baykal / [email protected]
SÖZLÜ MİSTİK MÜZİKTE ŞİİR ANLAMI İLE
(ortaya çıkan) YÜKSELEN DOYUM
Sözlü mistik müziklerin üç temel algılanış biçimi vardır. Birincisi müzikal olarak
algılama ve ona göre değerlendirme, ikincisi sözleri üzerine düşünme ve anlamına göre
7
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
değerlendirme, üçüncüsü ise söz ve müziğin bütünlüğü içinde ortaya çıkan anlamla
değerlendirmedir.
Eserleri müzikal olarak algılama en yaygın değerlendirmedir. Sözlü mistik müzik
eserleri daha çok mistik bir aidiyet gerekçesi ile dinlenir. Bu mistik aidiyet içinde mana
söz konusu ait olunan grubun anlamlandırmaları ile ortaya konur. Bunun dışında sadece
müzikal bir etki gerekçesi ile de, müzikal kalitesine göre dinlenir ve değerlendirilir.
Genel olarak müzikal etki, sözlerdeki anlam etkisinin önündedir. Bunun icra ve
eserle ilgili bazı sebepleri vardır. Birincisi eser icra edilirken eserin sözleri üzerinde
düşünme zamanı kısıtlıdır. İkincisi şiirde anlamını bilmediğimiz kelimeler vardır.
Üçüncüsü ise şiirde felsefi kavramlar ve mitolojik unsurlar kullanılır ve bunların hangi
bağlam içinde kullanıldığının anlaşılması gereklidir. Bu sebeplerden dolayı anlamın
ortaya çıkması için, şiir üzerine dair bir düşünme etkinliği gerçekleştirilmelidir.
İcra edilen eserin şiirinin anlama kavuşturulması, eserin asıl etkisini ortaya
çıkaracaktır. Bunun yapılması için, öncelikle şiirin herkesin görebileceği bir şekilde icra
esnasında yazılı olarak gösterilmesi, bilinmeyen kelimelerin anlamlarının verilmesi,
açıklanması gereken felsefi kavramlar ve mitolojik unsurlar varsa onların ortaya konması
gerekmektedir. Bunlar görsel olarak sergilenmeli veya icra esnasında bir yazılı metin
olarak izleyicilerde bulunması gerekmektedir. Fakat anlamın ortaya çıkması için bu da
yeterli olmayacaktır. Daha önce söz konusu şiir üzerine düşünmüş bir kişinin yapacağı
anlamlandırma bütünsel anlamın paylaşılmasına imkan sağlayacaktır.
Sözlü mistik müziğin anlamlandırılması çok önemlidir. Sadece icra etmek söz
konusu anlamlandırmanın ortaya çıkmasını sağlamamaktadır. Bu sebeple halk bilimi,
müzik bilimleri ve gösteri sanatlarından olan üç akademisyen - sanatçı aracılığı ile bir
performans gerçekleştirilecektir. Performans bir eserin icra edilip anlamının ortaya
çıkarılması daha sonra diğer esere geçip anlamının açıklanması ve bu şekilde üç eserinde
icra edilip anlamlandırılması yapılacaktır. Açıklama ve anlamlandırmalar yapıldıktan
sonra üç eser peş peşe tekrar okunacak eserlerin icrasında gerek söz ve saz icracısı
sanatçı, gerekse udu sanatçısı özel performanslar sergileyecektir. Performans yaklaşık 45
dakika sürecektir. Performans sonucunda sanatçılar kendi yorumlarını da icralarında
yansıtacaktır. Bütün olarak eserlerin icrası sonunda anlamla eserin müzikal yanının
bütünleşmesi ile ortaya çıkan durum paylaşılacaktır. Söz konusu performansla eserin
bütünlük içinde anlaşılıp deneyimlenmesi hedeflenmektedir.
Alexandr Gorbatkin / [email protected]
Nazım Hikmet’in eserlerinde folklor unsurları
1. Çağdaş dünya edebiyatının türlü temsilcilerinin eserlerinde folklordan
yararlanması izlenmektedir. Türk yazarları da, folklorun süjeleri ile kahramanlarına,
türleri ile yöntemlerine başvurmaktadır. En yetenekli olanları, folklor geleneklerini
kullanmasına paralel olarak yeni konu ve sorunlara, yeni, orijinal biçim ve anlatım
şekillerine başvurarak bir sentez yaratmayı başarırlar. Bunun en parlak örneklerinden
büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in yaratıcılığıdır.
8
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Bildiride Nazım Hikmet’in, Türk folklorunun unsurlarını nasıl kullandığı sorunu
incelenmeye çalışılmıştır.
2. Nazım Hikmet, zamanımızın çetin problemlerini ele alırken, okuyucularının yeni,
çağdaş fikirleri benimsemesi için çaba gösterirken folklordan faydalanır. Şair, Türkgil
halkların eskidenberi sevdiği destan ve halk hikayesi türlerine başvurur (“Milli Kurtuluş
Savaşı destanı”, “Simavne kadısı oğlu Şeyh Bedreddin destanı”, “Benerci kendini niçin
öldürdü”, “Taranta Babu’ya mektuplar”). Bu türleri kullanarak büyük şair, yapıtlarında,
uzun yüzyıllarca insanı düşündüren, heyecanlandıran ve folklora yansıtılan ölüm – hayat,
sevgi-kin, sadakat-hıyanet, zenginlik – fakirlik gibi ebedi problemleri ele alırken, bunları
çağımızın insanı olarak çözdüğü zaman, kendi devrinin çizgileri ile anlamları, özellikleri
ile çelişkilerini dile getirir.
Nazım Hikmet, diğer folklor türlerinden de faydalanır: masal (“Sevdalı Bulut”
kitabı), rubai (“Rubailer”), fıkra, türkü gibi.
3. Folklor süjeleri ile kahramanları Nazım Hikmet’in dikkatini çeker. Şiirlerinde
Köroğlu, Kerem, Yusuf, Ferhad, Şirin gibi folklor kahramanlarının isimlerine raslanır.
Hazım Hikmet’in en güzel eserlerinden “Bir aşk masalı” ve “Yusufla Menofis”
piyeslerinde, Türkgil halklar arasında çok sevilen “Ferhat ile Şirin” ve “Yusuf ile
Zeliha” süjelerine dayanılır. Bu gibi süjelerin ve kahramanların yeniden işlenmesi,
Nazım Hikmet’in yaratıcılığının en önemli özelliklerindendir.
Gerek Batı gerek Doğu kültüründe Yusuf hikayesi, genişçe bilinir ve sevilir.
Tevrat’tan ve Kuran’dan alınan bu süje, eskidenberi şairler, yazarlar, ressamların ilham
kaynağı olmuştur. Doğu halklarının folklorunda ve klasik edebiyatında bu süjenin çok
çeşitlemesi var. Çağdaş dünya edebiyatında da bu geleneğe uyulur. Ünlü Alman
yazarlarından Thomas Mann, “Yusuf ile kardeşleri” romnını yaratmıştır. Seçkin Türk
şairi Nazım Hikmet “Yusufla Menofis” piyesini yazmıştır. Bu iki yapıt, her iki
sanatkarın ayni süjeyi farklı olarak algılanıp işlemesinin parlak örneklerindendir.
Nazım Hikmet, yalnız Doğu değil, Batı kültürünün de zenginliklerini benimseyip
bunlardan yararlanmıştır. Örneğin “Jokond ile Si-Ya-U” eserinde kahraman, Leonardo
da Vinci’nin resmine aşık oluyor ve sonra resim canlanıyor.
4. Folklor, Nazım Hikmet’in dili ile üslubunu büyük ölçüde etkilemiştir. Şair,
“Karagöz” halk tiyatrosuna, meddahların anlatım tarzına özgün yöntemlerden;
tekrarlama, dialog, simgeler, allegori, abartma, klişeleşmiş deyimler gibi folklorda
genişçe kullanılar yöntemlerden daimi olarak yararlanırdı.
Modern Türk şiirinde yeni bir çığır açan Nazım Hikmet, yenilikçi ve geleneksel
öğeleri mükemmel bir ustalıkla kaynaştırabildi.
Alexi Tugutov / [email protected]
MEDIEVAL HISTORICAL-DOCUMENTARY GENRES
IN MONGOLIA AND IN THE WESTERN EUROPE
9
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
In this report we will adapt «ММММММММ ММММ ММММММ” (“The Secret History of the Mongols»,
hereafter SH), the chronicle which was written it 13-th century. The main part of this
books about Chingis-khan life and activities and the genealogy of his ancestors was
written in 1228. And the short part about episodes of Ugedej-khan, one of his sons and
his successor, was completed in 1240, and any other small parts were added a little bit
later.
At the same time then SH was competed, some Western-European travelers and
Franciscan monks recorded their notes of their travels, for example «Storia dei Mongoli»
Giovanni di Plan di Carpine, «Hystoria Tartarorum» C. de Bridia monachi, «Relatio Fr.
Benedicti Poloni», «Voyage dans l’empire mongol» Guillaum de Rubrouck.
SH and their travel’ notes of travelers (hereafter Histories) describe the period of the
empire in medieval Mongolia. Giovanni di Plan di Carpine And Benedicti Poloni had
lived inside the Mongolian empire in 1245-1246, and Guillaum de Rubrouck in 12531255 too. There are a few decades time log between both works.
Let’s specify some of the most significant features of important heritages on the
basis of our analysis in this report. The common point is that these works contains
historical and documentary material. After a while, these works began to function as
documentary proof about the epoch. Nevertheless as for genres, there are clear
differences between them.
SH — the epic chronicle is close to an historical-biographic genre. In it, many
entertaining dramatic plots. However, few of them are an fictions. At least, not all there
are fictions. The ingenious author (authors) managed to embody biographic, historicaldocumentary and folkloric-mythological materials in the fascinating narration.
Histories — These are Notes, Books, and Reports of Westerners travels. Each of
them has difference in volume, on material coverage. But all of them are written on basis
of personal impressions of authors and on data from their informants. Besides, there are
folkloric-mythological plots like SH.
And, folkloric-mythological elements play great value able roles in both SH and in
Histories. Especially, this concerns mythological plots. It is caused by specificity of
medieval attitude. For medieval persons there was the reality in the sacral area as well as
their ordinary area. And all kinds of things related to sacredness gave more significant
meanings and great influences to their lives and society.
Ali Kılıç / [email protected]
ÜÇ BOYUTLU HAREKETLİ
ÇOCUK KİTAPLARINDA RESİMLEME
Oyun ve oyuncağın çocuğun dünyasında eğitici özelliğe sahip olduğu yüzyıllardır
biliniyor. Her zaman oyun çocuklar için vazgeçilmez bir faliyet olmuştur. Çocuklar
10
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
yaratıcı dünyalarında gördükleri her objeyi oyunlarının içine katar, onlarla saatlerce
oynar ve kendi düş dünyalarında yaşarlar. Bazen bu bir tahta parçası, bazen bir bez
parçası, bazende bir çakıl taşı onlar için oyuncaktır. Gelişme dönemindeki bireylerin
çağdaş eğitim içindeki ihtiyaçlarına paralel olarak onlara yeni eğitici oyuncaklar, farklı
oyunlar ve eğitim materyallari kazandırmak ve geliştirmek amacıyla eğitimciler, bilim
adamları ve sanatçılar çalışmalarını sürdürmektedir.
En önemli eğitim materyali olan kitap ve oyuncağın bir arada tasarlandığı, ‘pop-up’
kitapları diye adlandırılan üç boyutlu
hareketli kitaplar, çocuklar için eğitici
oyuncakların başında gelmeye başlamıştır. Sayfaları açıldıkça katmanlar şeklinde üç
boyut ve derinlik kazanan, ya da sayfalarda yer alan karakterlere hareket kazandırmak
için kenar kısımlarında açılır- kapanır mekanizması olan bu kitaplar, çocukların
oynayarak öğrenmesini sağlamaktadır.
Çocuk kendi emekleriyle bilgi ve becerisini bu kitaplarda pratik yaparak edinir.
Kitaplardaki kulakçıkları açıp kapamaları, itip çekmeleri, çevirmeleri özgüven ve estetik
beğeni kazanmalarına yardımcı olur. Çocuk, kitabı avuçlarının içerisine alıp açtığında
kendini perilerin, şatoların, tavşanların, kelebeklerin, devlerin vb. karakterlerin yer aldığı
üç boyutlu zengin bir dünyanın içinde bulur. Kitabı her açtığında farklı bir yönünü
keşfeder ve bir macera yaşar.
Çocukların estetik ve zihinsel gelişimi, toplumsal olarak önem taşımaktadır.
Ailelerin ve öğretmenlerin çocukların eğitiminde kaliteli eğitim materyalleri arayışları
pazarın oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Son yıllarda ülkemizde basılan üç boyutlu
hareketli kitap sayısındaki artış, bu alanda yayın evlerinin ciddi olarak çalıştığını
göstermektedir.
Alireza Anushiravani / [email protected]
Comparative Analysis of the Images of the Dragon in
Western and Persian Literature
This paper attempts to compare the image of the “dragon” in Western and Persian
folklore and literature. The ultimate goal of the paper is to show the cultural relationship
between Western and the Eastern through an examination of the image of the dragon as
it appears in Western and Oriental mythology, folklore and literature. Stories about
monstrous animals like serpents and dragons abound in World literature. One can
observe a certain pattern in all these stories, a hero or a divine being who kills the
monster and saves a nation from their plight and is, consequently, rewarded. The paper
will start with a review of the image of the dragon in the Vedic Indian and Greek
mythology, and will continue with the study of the dragon in Zoroastrian and Biblical
scriptures, Western and Islamic legends and literatures, such as Beowulf, Nibelungenlied
and Shahnameh, the Persian epic. Different cross cultural pictures, paintings of the
dragon and a list of dragon movies will supplement the paper. This study will transcend
cultural and disciplinary boundaries to demonstrate the basic tenet of Comparative
11
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Cultural Studies – as expounded by Steven Totosy in his prominent book Comparative
Literature and Comparative Cultural Studies (2003).
Antonio Lopes / [email protected]
Cunning subversion: the politics of the Portuguese folktales
Portugal’s most important chronicler of the 15th century, Fernão Lopes, had it that
the accession of John I to the Portuguese throne after the 1383-1385 crisis was, to a
certain extent, a victory of the popular classes and of the nationalist cause against the
nobility’s stateless interests. The chronicler’s main concern was to legitimise the birth of
the 2nd dynasty, but by doing so he ended up awarding “the people” an until-then
unsuspected political role in the making of the country’s history. The faith he expressed
in the people’s sound political judgment could simply be regarded as another
manifestation of a more general, deep-seated belief in popular wisdom. However, the
way he depicted the Revolution somehow changed the perception the powerful had of
those from the lower social strata. Such convictions, which not even the dreadful years
of the Inquisition succeeded in effacing, have been preserved and even magnified
through the creative lenses of the folktale. The ability to trick and outwit the mighty, to
undermine the principles of authority, to question hierarchy are just some of the narrative
strategies to displace power and subvert social order. In this paper I intend to examine
the ways in which these strategies are deployed in some of the tales.
Let us not be deceived by the apparent naivety of the folktale. It may help us
understand the world around us through symbols and archetypes, but it may also provide
us with the keys to wrestle and rebel against the existing order of things. It may voice the
precepts of an old and long forsaken social order, but at the same time it can hint at the
possibility of its dislocation and ultimate renewal. In fact, there is something provocative
and disturbing about the tale, especially when it deconstructs the world, disassembles its
constituent parts, reshuffles and rearticulates them in a new arrangement which may end
up questioning our outlook and disrupting the neat certainties we have about the reality
framing our existences. This transformation of our mindset, however, does not always
generate the same perceptions, nor does it proceed from the same causes. On the one
hand, the listener may either fail to grasp some of the subtextual intricacies that lie
beneath the surface of the narrative or he may simply interpret them in an unexpected
light. One the other hand, popular wisdom itself, as it is mirrored in the folktale, is far
from being a static and coherent body of knowledge. Actually, it is full of contradictions,
inconsistencies and paradoxes, many of which result from the sedimentation and
compression of diverging collective historical experiences which in turn keep on
changing in accordance with economic, social and political contingencies and
constraints. In order to understand the full complexity of the folktale we cannot regard it
as an immutable tradition, but as a heritage that keeps evolving and transmuting itself
into new, unforeseeable forms.
Arda ARIKAN / [email protected]
12
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Yabancı Dil Edebiyat ve Kültürlerinin
Öğretiminde BloglarınKullanımından
Örnekler ve Öğretmen Adaylarının Görüşleri
Son yıllarda yabancı dil edebiyat ve kültürlerinin öğretiminde geleneksel öğretim
yöntemleri yerine daha güncel yaklaşım ve araçların kullanılmaya başlandığını
görmekteyiz. Yabancı dilde edebiyat ve kültürlerin öğretilmesinde bireyin bireysel
gelişimi temelde bilgi düzeyinde ele alınmış ve edebi eserin okunması, incelenmesi,
önceden hazırlanmış ve yapılandırılmış sorularla tartışılması, öğrenilen bilginin dış
dünyaya ait gerçekliğe ilintilendirilmesi hedeflenmiştir. Edebiyat ve kültür öğretimine
güncel yaklaşımlar bireyin toplumsal gelişimini hedeflemekte ve öğrenme sürecinde
kültürlerarası iletişim becerilerinin geliştirilmesinin ve öğrenicinin bakış açısı
kazanmasının önemini vurgulamıştır. Bu tip öğretim ortamlarında kullanılması salık
verilen araç ve etkinlikler arasında da İnternet temelli ortamların kullanılması da
bulunmaktadır ki bu tip etkinlikler öğrenilen bilginin hem dış hem de iç (bireyin ruhsal,
bilişsel ve duygusal öz yaşantıları gibi) gerçekliklerle ilintilendirilmesini özendirmiştir.
Yapılan araştırmalar da internet ve video gibi görüntülü ve sesli ortamlarım yabancı dilin
kültürünü öğretmede etkili araçlar olduğunu ortaya koymuştur (Herron, Dubreil, Cole &
Corrie, 2000; Martinez-Gibson, 1998).
Sohbet odaları, wikiler, bloglar, podcastler, filmler, web site ve sayfaları, fotograflar,
araştırma motorları, forumlar, haber grupları, e-posta, oyunlar, CD’ler, müzik eserleri,
toplumsal haberleşme siteleri ve özel ilgi grupları gibi bir çok İnternet temelli araç ve
ortam artık yabancı dilde edebiyat ve kültürlerin öğretiminde eğitimsel etkinlik araçları
olarak kabul edilmiştir.
Bu çalışmada da, yabancı dilde edebiyat ve kültürlerin öğretiminde İnternet temelli
ortam ve araçların kullanımının bireyin edebiyat ve kültür öğrenimindeki etkileri
incelenmiştir. Çalışmaya İngiliz Dili Eğitimi Anabilim dalında öğrenim görmekte olan
95 öğretmen adayı toplam 40 grup oluşturarak katılmıştır. Her grup İngiliz Edebiyatına
Giriş II dersinde kendi seçtikleri bir edebiyat ya da kültür konusunu ya da kavramını
grup bloguna aktarma yoluyla diğer öğrencilerle paylaşmıştır. Öğretmen adaylarının
blog hazırlama süreç ve sonuçları hakkındaki görüşleri yapılandırılmış görüşmeler
aracılığıyla toplanmıştır. Görüşme kayıtlarının çözümlenmesinde cinsiyet ve bilgisayar
bilme düzeyleri ana değişkenler olarak ele alınmıştır. Çalışma sonuçları blog
kullanımının edebiyat ve kültür öğrenimi ve aktarımındaki olumlu ve olumsuz yönlerine
ışık tutmaktadır.
Arif Sarıçoban / [email protected]
Sibel Arıoğul / [email protected]
Teaching English Through Short Stories:
A Sample Application
13
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
The use of literary works in teaching English as a second/foreign language has
always been neglected in the field of ELT studies. Therefore, in the previous ELT
programs at Turkish universities a course called “Analysis of Short Story and Its
Teaching” used to be given to ELT learners. However, the new program does not have
this specific course. Instead, there are two different courses: (a) IDÖ.377 Literature and
Language Teaching I and (b) İDÖ. 378 Literature and Language Teaching II. Of these
two courses, the former gives place to the analysis of short story and novel, whereas the
latter focuses on the analysis of poetry and drama and language studies. That is, the
focus is only on different approaches to using literature with teenage and adult learners
at all levels; examining ways in which the teaching of literature and language in those
genres, exploring theoretical and practical dimensions of this integration; analysis of
literary texts as content and as context; culture teaching through short stories and novel
in the following domains: comparison and contrast between objects or products that exist
in the target and native culture; proverbs, idioms, formulaic expressions which embody
cultural values; social structures, roles and relationships; customs/ rituals/ traditions;
beliefs, values, taboos and superstitions; political, historic and economic background;
cultural institutions; metaphorical/ connotative meanings, use of humour. This paper
focuses on how to use short stories in development of reading skills at advanced level.
Therefore, a sample application will be suggested for use in the EFL classes.
Aslı Özlem Tarakcıoğlu / [email protected]
HERE AND THERE . . . STORIES ARE
EVERYWHERE...
Folk tales are stories with a moral or lesson which has been composed orally and
then passed down by work of mouth. They are expressive of cultures telling traditions,
customs, beliefs and ways of life of common people. They are also the one of the major
elements of national/regional cultural heritages as well as being a prominent part of the
mutual cultural heritage of humanity.
Folk tales, as the products of literary oral tradition, display many common
characteristics in their form, content and themes. However, at the same time, they have a
local or national touch in them which differs them from the others. Perhaps the folk tales
about national heroes and heroines are the best category of the folk tales mirroring this
diversity in unity in the best way.
Folk tales about national heroes and heroines can be found in every culture. The
major characters, structure of the tales and the themes have many mutual qualifications
in almost all folk tales, which also lays a ground for comparatively more recent versions
of heroic stories.
Still, these tales also have some drastic changes due to the geographical, religious,
social and cultural differences in which the folk tale has been formed. When the folk tale
heroes and heroines of various geographies and cultures are studied, it is inevitable to
14
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
find out national and regional traits in character/characterization shaped by geographical
conditions, cultural differences and formations.
Thus, this paper covers a variety of folk tales about national heroes and heroines
from different geographies and cultures in order to show these similarities and
differences.
Key words: folk tales, culture, folk tale heroes and heroines
Asuman ERGÜN ÜNSAL / [email protected]
FOLKLORE in GIFTED and TALENTED EDUCATION
Cultures contribute to the collective inheritance of humanity. Gifted and talented
individuals get a noteworthy share in this inheritance. With their characteristics of
intelligence, creativity, arts and leadership, gifted and talented individuals are portrayed
according to the distribution, density, timing, and substance of these features.
Educated and skilled individual capacity of a society is the most vital power of it.
The ones leading the societies have the skills like leadership and productivity. Inventions
constructing the civilization are the products of superior minds. Various creative artists
in the history gave rise to our present thought and sense for arts, likewise. In social and
political areas, many remarkable events perceived as massive acts are in fact planned by
a few people. Limited in number in each generation, these individuals possessing
significant personal characteristics extremely contributed to the civilization.
If gifted and talented individuals are fostered and guided beginning from the early
ages, their development can be accelerated and prearranged; it may be achievable to get
them contribute to their own cultures and the humanity. If they are left behind and
rejected, without an opportunity of self-realization, they can turn into self-destructing
individuals as well as being detrimental for the society. Being gifted or talented is a
feature which can be observed and identified beginning from the very early ages; its
progress can be fostered and directed with appropriate conditions. It will be a remarkable
gain to get them use their potentials in the maximum level with proper education.
Individuals must identify the society, as a member of it, in order to contribute to their
culture and the collective inheritance of humanity. Folklore plays a significant role in
pointing to the primary fundamentals of culture and building up original and
contemporary acts and masterpieces. Contribution to universal culture is only possible
when comprehending and internalizing national values, and then commenting on them in
the light of modern values. Only individuals who internalize their own culture can be the
ones discovering the national soul, as leaders in thought and arts. Folklore has vital
responsibilities for this identification process. The programmes for gifted and talented
students should especially involve folkloric topics. A gifted individual who knows about
the collective inheritance of his/her culture contributes much more to his/her society as
well as to the civilization.
Keywords: Gift and Talent, Folklore, Education, Culture, Civilization, Society.
Aygyul Hajiyeva / [email protected]
15
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Çiçek İsimleri Söz Sanatları Şeklinde
Belli olduğu üzere tüm devirlerde çiçeklerin insan hayatında büyük rolü olmuştur.
Örneğin, önemli törenlerin süslenmesi, genellikle çiçeklerden yapılmış çelenklerin
yerleştirilmesini her bir halk kendi geleneğine göre gerçekleştirmiş bulunuyor.
İster Türk, isterse de Azerbaycan Edebiyatında orta asırlardan başlayarak çiçek
isimlerinden belirtili sembolik anlamlar bildiren söz sanatları şeklinde geniş bir tarzda
kullanılmıştır. Bu anlamlar somut enformasyon bilgiler taşıyıcısı olmasalar bile, söz
sanatları sanatsal düşünüş düzlemine yeni anlamlar kazandırmışlar.
Klasik Divan Edebiyatında çiçek isimlerinin söz sanatları şeklinde kullanılması
Ömer Ferit Kamın Halil Çeltik tarafından hazırladığı “Divan Şiirinin Dünyasına Giriş (
Asar-ı Edebiye Tetkikatı)” kitabında somut olarak şiir belgeleri esası üzerinde
yansıtılmıştır.
Adı geçen kitapda belgeler doğrultusunda çiçek isimlerinin söz sanatı şeklinde
mecazın tüm türlerinde (mübalağa, teşbih, istiare) kullanılmasının tanığı oluyoruz.
Belli olduğu üzere igtibas, mecaz, metafor terimleriyle de adlandırılan istiare söz
sanatı gibi mecazın esas türlerinden biridir. Eşya veya olayla ilgili görünümü
güçlendirmek için onların diğer eşya veya olayın ayrı-ayrı nitelik ve özelliklerini belirten
mecazi ifadeyle düşünülmesidir. Örneyin, “dökdükçe kanımı okun, ol asitan içer. Bir
yerdeyem esir ki, toprağı kan içer” ifadesi istiaredir. (Füzuli)
Divan Edebiyatının ünlü şairleri olan Nesimi, Hatai, Hidayet, Füzulinin eserlerinde
çiçek isimleri mecazın türlü çeşitlerinde geniş şekilde kullanılmıştır. Bu Türk ve
Azerbaycan klasik şiirinin ayırıcı vasfını teşkil eder. Sonraki devirlerde Ahmet
Kabaklının hazırladığı “Türk Edebiyatı” kitabında Ahmet Mühip Dranas, Rıza Tevfik,
Halide Nusret Zorlutuna, Yahya Kemal gibi Türk şairlerinin eserlerinde, mecazın türlü
çeşitlerinden söz sanatı şeklinde kullanılmıştır. Adı geçen eserlerde lavanta, menekşe,
karanfil, lale, zambak ve b. çiçek isimlerine rastlanılır.
Çağdaş azeri yazar ve şairlerinden Samet Vurgun, Resul Rza, Nigar Refibeyli,
Bahtiyar Vahabzade ve b. şairler de çiçek isimlerinden söz sanatları şeklinde
yararlanmışlar.
Klasik Divan Edebiyatından başlayarak bu güne gibi çağdaş Türk ve Azerbaycan
edebiyatında adı geçen şairlerin hepsi kendi eserlerinde çiçek isimlerine yeterince
müracaat etmişler.
Tezde bunun üstüne somut olarak daha geniş bilgiler açıklanacak.
Ayhan Sarı / [email protected]
Müzik, Sanat ve Edebiyat Anlamlarına
Günümüz Popülaritesinden Bakış
Müzik, Sanat ve Edebiyat Anlamlarına Günümüz Popülaritesinden Bakış… Dr.
Ayhan Sarı
16
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Sempozyum konu başlıkları arasında görülen “müzik ve edebiyat” başlığı; son
yıllarda bazı çevrelerde iyice belirginleşen “halk kültürü ürünleri ile sanat arasındaki”
ilişkinin/tartışmanın boyutu, içeriği ve de kabulü konusunda –açıkça şu an için
dillendirilmese de- fırtına öncesi sessizliği çağrıştırmaktadır.
Sanat müziği sanattır, halk müziği sanat değil midir? Veya neyin sanat olup neyin
sanat olmadığı benzeri tanım ve anlam kargaşaları.
Tıpkı halk edebiyatı ve halk sanatı betimlerinde olduğu gibi.
Edebiyatı yazın sanatı olarak alırsak müziğin hangi boyutunu buna eşdeğer olarak
algılayacağız?
Müzik ve edebiyat başlığı bile bugün belli çevrelere “Müzikte edebiyat olmalı
mıdır?” sorusunu sordurabilmektedir..
Başlık “müzik sanatı ve edebiyat” olsaydı yaklaşım da daha net olacaktı. Oysa bugün
müziğimizin sanatlısı da sanatsızı da, THM’si , çokseslisi, tekseslisi, arabeski de
müziksel yaşam alanımızda mevcuttur.
Sanat ile halk edebiyatı/türküleri arasındaki farkın betimlenmesinde etkin farklı
bakışları seçim sandığı sonucunda daha belirginleşmeye başlamış gibi görünse de söz
konusu olgunun günümüzdeki durumu sanat/edebiyat tarihi açısından giderek
muammaya dönüşmeye başlamıştır.
Neyin sanat/edebiyat olup olmadığı hususunda, güzel sanatlar alanında uğraşanların
arasındaki uçurumun giderek büyüdüğü bunların eski saygınlığını yitirdiğine,
yaşam/saygı alanının daraldığına tanık olunmaktadır ki, söz konusu durum gelinen son
noktadır.
Müzik bu son noktanın en belirgin sanat dalıdır. Bu nedenle toplumumuzun yakın
tarih ve günümüz müzik beğeni tahlili, şimdiye değin dayattırılmış olan müzik sanatı
anlayışıyla gelinen son nokta objektif olarak karşılaştırılmalıdır.
Sanat ve edebiyatla ilgili bir çok kelimenin algılanmasında sorunlar bulunmaktadır.
Bildirimizde müzik/edebiyat/sanat eşgüdümü yaklaşımının; günümüz halkı üzerinde
-haber alma yeteneklerinin gelişmesi sayesinde- gelişmiş olan eski şartlanmalarımızı bir
yana bırakıp yeni bir bakış açısı belirlemeye/saptamaya, hatta tarih yazmaya ihtiyaç
duyulduğu konusu örnekleriyle işlenecektir.
Ayşe Ulusoy Tunçel / [email protected]
Tess of the D’ubervilles ile
Aşk-ı Memnu Romanlarının
Tirajik Ögeleri Bakımından Karşılaştırmalı İncelenmesi
Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu (1900) adlı romandaki Bihter karakteriyle
Thomas Hardy’nin Tess of the D’urbervilles (1891) adlı romanındaki Tess karakteri,
kendilerinin sonunu hazırlayan en acı tecrübeleri olan, ‘evlilik dışı ilişki’leri merkeze
alınarak mukayese edilebilirler. Her iki yazarın, bu olayın gerçekleşmesinde, karakterin
konumuna, toplumsal çevreye, doğanın kanunlarına, tesadüf ve kadere ne kadar
yüklendikleri, realist-naturalist akımın yapısı da dikkate alınarak araştırıldığı takdirde,
17
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
kültürlerarası benzerlikler ve farklar da yorumlanma imlanı bulabilirler. Her iki kadın
karakterin de, biri soylu olan diğeri ise sözde bir soyluluk efsanesine kapılan duyarsız
aile çevresi, daha iyi koşullarda yaşamak için bu yanlış evliliklerde ve ilişkilerde
sömürücü ve özendirici bir yapıya sahiptir. Behlül ve Alexander, kaderin bu
karakterlerin karşısına çıkardığı ‘trajik şeytan’ olarak tanımlayabileceğimiz iki tiptir.
Aşk-ı Memnu romanında, genç bir kadın olduğu halde yaşlı bir adamla evlenen Bihter’in
genç bir erkeğe duyduğu tabii ilgi, diğer romanda ise Tess’in ailesine karşı hissettiği
suçluluk duygusu, erdemli olmaya ant içmiş bu iki kadını istemeden hata yapmaya
sürükleyen trajik öğelerdir. Biri köylü diğeri kentli olan iki kadın da tabiatın karşısında
eşittirler. Her iki yazarın eğilimi de, suçu tabiata aykırı davranan çevresel faktörlerde
arayarak bu kadınları masuma addetmek yönündedir. Tess adlı romanda, karakter, bu
lekeyi temizleyebilmek için Alec’i öldürme yolunu tercih ederken, Aşk-ı Memnu
romanında, ahlaksız bir hayat sürmeye tahammülü olmayan Bihter, kendini öldürür. Her
iki romanda da evlilik dışı ilişkinin bedelini kadın karakterler öder. Çevrenin ve dinin
baskısı her iki romanda da etkilidir. Şu farkla ki Tess adlı romanda dinin baskısı eleştirel
bir şekilde işlenmiştir. Realist-naturalist olma iddiasıyla yazılan her iki roman da
romantik özellikleri de barındırmaktadırlar. Tess adlı romandaki aydın genç ve ile köylü
kızım aşkı, yine aynı dönemin ürünü olan Sergüzeşt (1888) romanındaki, Celal Bey ile
Dilber arasında, önce düşüncede başlayan sonra ruha işleyen aşkı hatırlatmaktadır. Biri
Türk Edebiyatı’nın diğeri İngiliz Edebiyatı’nın dahisi olarak kabul edilen ,iki yazar
arasında yirmi altı yıl yaş farkı olduğu, iki roman arasında dokuz yıl gibi bir zaman
diliminin bulunduğu düşünülecek olursa İngilizce de bilen Halit Ziya’nın Thomas
Hardy’i okumuş olabileceği düşünülebilir.
Banu Altınova / [email protected]
“MADAME BOVARY” VE
“KİRALIK KONAK”TAKİ KADIN KAHRAMANLAR:
EMMA VE SENİHA
Gustave Flaubert’in “Madame Bovary” adlı romanı 1857 yılında yayımlanır. Roman;
taşralı hayatından memnun olmayan, kocasını aldatan ve sonunda yaşadığı hayata
tahammül edemeyerek intihar eden bir kadının yani Emma’nın ekseninde teşekkül eder.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, “Kiralık Konak” adlı romanı, 1922 yılında
yayımlanır. Roman, üç nesilden meydana gelen bir ailedeki nesiller arası çatışmayı ele
almaktadır. Romandaki aksiyon, Naim Efendi ve Seniha çevresinde oluşur.
Her iki romandaki kadın kahramanlar (Emma Bovary- Seniha) arasında çeşitli ortak
yönler vardır. İki kadın arasındaki temel benzerlik, her ikisinin de hayal-hakikat
çatışmasını yaşamalarıdır. Bu çatışmadaki en önemli etken, yaşadıkları mekândır.
Yaşadıkları mekânlardan nefret edip görmedikleri yaşamın özlemini duyan her iki
kahramana da gerçek hayatı hayallerin arkasından gösteren ve onları yaşadıkları hayattan
uzaklaştıran en önemli dış etken, kitaplardır. Emma, basit bir çiftlik sahibinin kızıdır ve
küçük bir köyde yaşamaktadır. Yaşadığı yeri sevmeyen Emma, on üç yaşında rahibeler
18
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
okuluna yazılır ve şehre gider. Orada değişik heyecanlar arayan ruhunu, okuduğu
kitaplarla, dinlediği müziklerle tatmin etmeye çalışır. Her yerde rastlanan hayatları
anlatan romanlardan sıkılan Emma, muhayyilesini tatmin eden eserlere yönelir. Üç
neslin bir arada bulunduğu bir köşkte yaşayan Seniha; yaşadığı hayatı, çevresindeki
insanları beğenmeyen, maziye ve âna ait her şeye kayıtsız, geleceğe yönelik arzuları olan
“asır sonu” denilebilecek bir genç kızdır. O da coşkun ve değişken ruhunu, okuduğu
eserlerle tatmin etmeye çalışır. İhtiraslı, coşkun bir ruha sahip olan Emma, yaşadığı
hayattan memnun olan, küçük şeylerden zevk alan, sıradan bulduğu kocası Charles’i
beğenmez ve onu küçümser. Kitaplardaki genç kız tipini hayatına tatbik etmeye çalışan
Seniha, eski yaşayış tarzını temsil eden konağı ve orada yaşayan, konak devri insanını
temsil eden büyükbabasını ve annesini hakîr görür. Hatta alafranga bir tip olan babasının
bile fikir ve davranışlarını garip ve sakat bulur, beğenmez. Evde sadece Madam Kronski
ile anlaşabilmektedir. Zira o, Avrupa’da yaşadığı hayata ait hatıralarını anlatarak
Seniha’nın hayalindeki âlemi canlandırmaktadır.
Banu Çolak / [email protected]
“Beatrix Potter Üzerinden Çoçuk Kitaplarında
Karekter Yaratma Sürecin İncelenmesi”
Çocuk her an içinde yaşadığı dünyayı anlamaya, keşfetmeye, onun hakkında bilgi
toplamaya ve topladıkları bilgileri daha önce edindikleriyle birleştirmeye çalışır. Resimli
kitaplar çocuğun; çevreyi tanımasına, dış dünyayla ilişki kurmasına, algılama,
yorumlama yeteneğinin gelişmesi sonucu duyarlılığının artmasına yardımcı olarak,
benlik gelişimine katkıda bulunur ve kendini ifade etmenin bir aracı olur. Gerçeklik
kavramını çocuğun dünyası üzerinden analiz erken, gerçek ve gerçeküstü arasındaki
etkileşimleri incelemek gerekir. Çocukların dünyasında imge ile gerçeklik arasında
belirgin bir ayrım yoktur. Bu anlamda resimli çocuk kitaplarında çocuğun kendisiyle
özdeşleştireceği, üzerinden hayaller kuracağı bu karakterlerin çocuğun kurgusal
dünyasıyla eşleşebilir nitelikte olması gerekir. Bu anlamda resimli öykü kitaplarında,
çocukların dünyasına doğrudan etki eden karakterler ve bunların nitelikleri önem
kazanmaktadır. Beatrix Potter’ın yarattığı “Peter Rabbit”, “Bayan Tiggywinkle” ve
“Jemima Puddle-Duck” ile yaşadığı dönem ve coğrafyanın özelliklerini öykülerine en iyi
şekilde yansıtır. “Peter Rabbit” ve onun kitapları, İngiliz ruhunu temsil eder. Diğer bir
değişle onun öyküleri İngiltere kırsalının o dönem gündelik yaşayışının aynasıdır.
Potter’ın yaşadığı yer olan “Hill Top” kahramanlarının yaratılmasına kaynaklık eder. Bu
anlamda sanatçının duyusal – duygusal nitelikleri; inandırıcı, sevilen ve evrensel
niteliklere sahip bir karakter yaratmanın temelleriyle özdeşleşen geniş bir süreç olarak
görülmüş ve bu anlamda Beatrix Potter’ın karakter yaratma süreci ve dinamikleri,
sanatsal açıdan önemli görülerek incelenmiştir.
Belinda Marie Balraj / [email protected]
Sexism in Hip Hop Music-A Comparative
19
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Study between the East and the West
Music, across the various genres, transcends borders and has the ability to reach out
to the masses, regardless of the audience’s difference in language, race, religion and
status. It is an unseen bond which brings people together be it for the sake of politics,
religion or even social concerns. . Although from this standpoint, music, functions as the
catalyst in unifying people around the globe, can also be seen in negative terms from
another angle, for example; an improper use of language in the song lyrics may invoke
gender biasness. . In this globalized era, hip hop is fast regaining popularity among its
listeners especially among the youths. Studies conducted by Sujatha Fernandes (1997)
and Ivy and Backlund (2000) have suggested that language found in the hip hop music is
sexist in nature and has set about stereotyping the genders especially that of the fairer
sex. Hip hop culture has been frequently condemned for its misogynistic exploitation of
women, but this misogyny has its roots in the culture we live in. It brings to surface the
issues that face many young people, such as discrimination, peer relations, and selfworth. For young people who do not hold sexist ideals, mainstream hip hop may
influence them to do so as it spreads and is continuously gaining popularity. This paper
then intends to compare the level of sexism that appears in the song lyrics between the
east and the West.
Bena Gül Peker / [email protected]
Let’s Get All Our Ducks in a Row!
Traditional teaching strategies do not usually include the use of imaginative play.
We can however, incorporate creative drama activities with ease into our classes whether
we are doing language development, vocabulary or skills. The aim of creative drama,
which is essentially a form of imaginative play, is the spontaneous expression of the
individual. By the use of pantomime and improvization, students can have not only have
fun and use their imaginations in a creative way but also acquire language.
This workshop will first focus on how we can do a pantomime activity by working
on a simple theme and use it at any phase of the lesson. It will then show ways of how
this simple activity can be developed to promote vocabulary or language development
and effective speaking and writing skills. Participants will have fun taking part in the
activity, the Duck family, and experience how both the teacher and the students may
work through the different phases of a creative drama class catering to both linguistic
and non-lingustic needs.
Berrin Akalın Uyar / [email protected]
Tıflî Ahmet Çelebi ve Hikayelerinden
Hançerli Hanım İle İntibah’ın Karşılaştırılması
20
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Keskin zekasından dolayı, şair olmaktan çok meddah ve nedim olarak ün kazanan
Trabzonlu Ahmet Çelebi, 17. Yüzyılın önemli şairlerinden biridir. 4. Murat zamanında
İstanbul’a gelerek padişahın has nedimi olmuş ve Pazar geceleri Nef’î ve Cevrî gibi
şairlerle beraber şiir sohbetlerine katılmıştır. Aynı zamanda Osmanlı meddahlarının da
ilki olan Tıflî, Bayramiyye tarikatının Melamî koluna mensup olmakla beraber oldukça
rindane ve serbest bir hayat sürmüş ve başından geçen olayları, bütün kahramanları
canlandırarak anlatıp padişahın huzurunda bulunanları eğlendirmiştir. Evliya Çelebi
Seyahatname’sinde bunu, Murad- rabi’ün Pazar geceleri Tıflî, Nef’î ve Cevrî gibi devrin
bilinen şairlerini huzurunda topladığı, Tıflî’nin şehname okuyarak şahları şad ettiği ve
uzun boyundan dolayı Leylek Tıflî dendiği şeklinde kaydetmiştir.
Beyhan Asma / [email protected]
HİKAYECİLİKTE
SAİT FAİK ABASIYANIK VE ANTON ÇEHOV
Türk Edebiyatında Sait Faik Abasıyanık Rus Edebiyatında Anton Çehov, farklı
devirlerde ve kültürlerde yaşamış olan iki büyük isim, hikayeler yazarak adlarını kendi
edebiyatlarında duyurmuşlardır. Her iki yazar hikayelerinin farklı bir boyut
kazanmasında “Sosyal Gerçekçilik” anlayışının dışında olan “Modern Türk ve Rus
Hikayeciliğinin doğmasında ve gelişmesinde öncü kişilikleriyle edebiyat tarihimizde
yerlerini almışlardır. Bu araştırmada hem Sait Faik’in hem de Çehov’un edebi sanatı
hakkında kendi yapıtlarından başka farklı kaynak araştırmalarımda inceledim. Fazla
üslup ve dil özelliklerine girmeden yazarların edebi sanatına bağlı olarak,hikayeci
kişilikleri üzerinde durmaya çalıştım. Okuyucu, her iki yazarın hikayelerinde, hikaye
karakterleriyle aralarında bir benzeşme kurar. Dilin sadeleşmesi Sait Faik’in
hikayelerinin Anadolu’ya, Çehov’un kilerinin de Rusya’nın en ücra köşelerine açılması
konusunda büyük çabalan olmuştur. Sanatında belli bir görüşe bağlı olmayan içindeki
sesi dinleyen Saik Faik ve Çehov’un hikayelerinde yaşama biçimi ve ruh dünyası
hakkında kesin olmasa bile bir kısım işaretler bulunur. Her iki yazarın hikayelerine yazar
— hikaye ilişkisi şeklinde bakıldığında hikayelerin kahraman anlatıcılarını sanatkarın
değişik zamanlardaki psikolojik halini yansıtan tipler olarak görünmektedir. Sait Faik’in
ve Çehov’un kişiliğiyle hikayeleri birleştirildiği zaman çelişkiler içinde bir adamın
hayatından ibaret olan başlı başına bir eser ortaya çıkar. Hikayelerinde toplumu ve insanı
çok iyi gözlemleyip analiz eden iki yazar, iç dünyalarına ait kişisel duyguların gizemine
başkalarının girmesini istemeyen bundan dolayı, ne düşündüklerini, neler hissettiklerini
açıkça söylemiş ve kendilerine göre sır olarak kabul ettikleri duygularını insanlarla
paylaşmak istememişlerdir. Yaşamlarını karakterlerinin hayatıyla iyice karıştırmış,
özgün hikayeleriyle Türk-Rus hikayesinin öncü yazarları olarak edebiyat dünyasında
yerlerini almışlardır. Sait Faik ve Çehov’un devrinde, toplumlarının geçirdiği bunalımlı
günler edebi zevklerin değişmesi, hemen her gün sayısız dramatik durumların yaşanması
yazarları karşılarında buldukları malzeme yığınlarından yeni ve çekici konular aramaya
itmiştir. İşte böyle bir ortamda Çehov ve Sait Faik’te hikaye konularını gözlem yoluyla
21
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
seçmiş ve onları kişisel anlayışlarına göre düzenlemişlerdir. Hikaye yazmadan önce
hikayesini yazacağı insanların hayatını tanımaya çalışmışlardır. Her iki yazarın
hikayelerinde kendine özgü bir çizgi tutturma isteği, yaşamlarında meydana gelen bir
takım değişmelerle güçlenerek yeni bir tarza yönelmelerini hazırlamıştır. Bu tarz
hayallerde ve hatıralarda yaşama şeklidir. Sait Faik’ in kahramanları ağırlıklı olarak
hatıra ve hayallerle yaşadıklarından, çevrelerine uyum problemi yaşarlar. Gerçeklerden
kaçış ve çevreye adaptasyon kahramanlarının genel özelliklerinden birisidir. Çehov’ da
ise bu karakter özellikleri çok aşırılık göstermez. Onun hikayelerindeki karakter
özellikleri daha çok bir renk cümbüşü gibi farklı toplumlardan gelen farklı insan
karakterleridir. Sonuç olarak, Türk ve Rus hikayeciliğinin öncülerinden diyebileceğim
Sait Faik ve Çehov getirdikleri yeniliklerle her çağa ve topluma seslenen yegane
edebiyatçılardan biri olmuşlardır. Alışılagelmiş, klasik hikayeciliği yıkarak doğayı,
toplumu ve her şeyden öte insanları sade ve en doğal halleriyle, negatif ve pozitif
yönleriyle yalın, açık bir dille anlatmışlardır. Her iki yazar, aynı zamanda, belli bir tarzın
savunucusu olmamışlardır. Ülkelerinde hikayeciğin gelişmesine katkı paylan
azımsanamayacak kadar büyüktür. Onların sanat gücü daha çok kendi gerçeklerini
anlatmasından geçer. Hikaye yazmak anlar için hayatın irili ufaklı parçalarını birer
hikaye halinde oynamaktır. İçlerinden geçenleri gözlemci kişilikleriyle beraber başka
kişilere bir bütün olarak aktarmaktır. Bütün bu sözler Çehav ‘un ve Sait Faik’ in kendi
kuşaklarına ve gelecek kuşaklara etkisinin birer ifadesidir. Çehov ve Sait Faik ülkelerini,
doğdukları şehirlerini ve yaşadıkları yerleri çok sevmişlerdir. Çehov’un hemen her
hikayesinde Volga, Yalta, Moskova, köy, çeşitli toplumlardan ve yaşamlardan gelen
insan tiplemeleri, ilgileri, entelektüel ve ruhsal düzeyleri, Sait Faik’tekiler de ise,
Sakarya, İstanbul, Adapazarı, Alemdağı ve yine her kesimden alınmış insanlar görülür.
Her ne kadar iki yazar hayatın farklı zamanlarında yaşamış da olsalar sahip oldukları
dünya görüşü, hümanizm, adalet duygusu, idealler arasındaki içsel çekişme ve yaşam
mücadelesi gibi konular aynı noktada birleşir. Dünya görüşleri günümüzün edebiyat
anlayışına yakın bir görüş teşkil eder.
Birol Azar / [email protected]
Nogaylar: Yitik Bir Toplum ve
Masallarının Karşılaştırmalı Analizi
Masallar insanoğlunun yaşam evreleri içerisinde doğup gelişen, korunan ve aktarılan
en önemli anlatılardır. İlk söyleyeni belli olmadığı için her anlatılışta yeniden
şekillenmiş anlatıldığı ortamın kimliğine bürünmüştür.
“Masallar, ürünü oldukları toplumların sosyo-kültürel aynalarıdır. Onlarda bir
toplumun tüm geleneklerini,göreneklerini, ekonomik yapısını, üretim ilişkilerini, etik
değer yargılarını bulabiliriz.”
Masalların bütün dünyada yapı ve motifler yönünden benzerlikler gösterdiği bir
gerçek olmakla birlikte anlatıldığı dil ile birlikte dilin ruhuna sindiği milli ve mahalli
motiflerle zenginleştiği de ayrı bir gerçektir.
22
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Bir Türk topluluğu olan Nogaylar, bugün geniş bir coğrafyada dağınık olarak
yaşamaktadırlar. Güçlü oldukları devrelerde bölgelerinde etkin bir siyasi konuma sahip
bulundukları bilinen Nogaylar tarihi süreç içerisinde birliklerini koruyamamış sürekli
göçlerle siyasi ve kültürel erozyona uğramışlardır. Sosyal ve siyasal alandaki sıkıntılar
kültürel ürünlerine de yansımış ve derin izler bırakmıştır. Nogay Türkçesinde “erteği”
olarak bilinen masallar Anadolu masalları kadar uzun metinler değillerdir, formelleri,
sade, kısa ve tekerlemelerden oluşmaktadır. Masal metinleri içerisinde başlangıç/geçiş
formelleri de pek kullanılmamıştır. Bu yazıda bu değişiklikler gözönüne serilmeye
çalışılacak ve sebepleri irdelenecekir.
B.N.Paluanov
The Karakalpak Folklore in Education: old and new methods
The Karakalpak confederation was formed over half a millennium later
than the arrival of the Oghuz in the lower Syr Darya. The Karakalpaks are
genetically quite different from the Turkmen, being more closely related to the
Khorezmian Uzbeks, and to a lesser extent the Kazakhs.
One of them karakalpak art is music, which has been deepest history. The
music art, as a folklore was spread and hand down orally. The carriers of music
culture were jiraw (tellers), baqsi (singer with music instrument), qosiqshi
(singer without music instrument).
Karakalpak folklore is very rich and manifold. The Kazakh scholar Sh.
Walixanov wrote: “Karakalpaks have been consideration the first poets and
singers in the steppe.”
Karakalpak folklore has difference from other Turkic language nation’s art
with own dastan (epos) which dedicated “Qirq qiz” (“Forty girls”).
Distinguishing feature of this dastan is that there are main hero girls
defending their Land. Epos was translated in Russian, Uzbek, Kazakh,
Turkmen, and Kyrgyz and to other languages. It had received appreciation in
foreign countries too.
The focus of my thesis is on the role of the teller in Karakalpak Folklore.
My methods are interdisciplinary, including features from communication
studies and literary studies. My thesis consists of two parts. In the first part I
will discuss theoretical matters. And finally, I will present the actual research
subject; Karakalpak Folklore Studies.
The second part of my thesis consists of several cases of text analysis. I
have already analyzed the Folklore in Education, Folklore in Modern
Karakalpak Press. I have also studied methods of Literature teaching.
23
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
It is time to pay more attention, to need further consideration for
establishment’s rule of Western and other world civilization to Central Asian
countries. There is a need to take strong measures on conservation of culture
heritages, to pay special emphasis for development, reconstruction and defense
national tradition.
Key words: folklore, “Qirq qiz” epos, literature education, Modern
Karakalpak Press.
Cemal Cakir / [email protected]
A TWO-TIER CONTEXTOLOGY
TO COMPARE/CONTRAST CULTURES:
ROOT CONTEXT VERSUS POST CONTEXT
Context is one of the key elements in analyzing, classifying, and relating phenomena
and meanings. Although it is central to in-depth studies across branches of science, it
does not
seem to be transparent enough to fully serve the needs of each field of study. When it
comes to defining, classifying, comparing, and contrasting cultures, the bedrock appears
to be level of context and it may even go to the vicious circle of extreme relativism
(Dilley, 1999). Therefore, context should first be defined as clearly as possible and
various context types should be distinguished. To this end, various attempts have been
made to classify contexts as dichotomies; for example, public vs. private (Kecskes,
2008); high vs. low (Hall, 1976; 1998); immediate vs. delayed (De Graef et al, 1990);
simple vs. complex (Merand et al, 1999); objective vs. subjective (Chun and Zubin,
1995); micro vs. macro (Cheng and Curtis, 2004); broad vs. narrow (Brumbaugh, 1947;
Tracy, 1998). As an alternative to the present context types, a two-tier contextological
classification is suggested in order for phenomena and meanings to be more objectively
defined, analyzed, classified, and related to each other: root context vs. post context. The
former is the context in which the basic components and relations of phenomena and
meanings are discovered or created, shared, negotiated, globally agreed upon, and
mentally codified by the majority of a group of people. On the other hand, the latter is
the one which is created, shared, negotiated, globally agreed upon, and mentally codified
in a relative relation to the root context. For example, in Turkish culture, while a
handkerchief in its root context can be used to reduce the production of sweat or to dry
it, it can also be used in a wedding ceremony by the leader of the dance to motivate the
other dancers, thus leading to more production of sweat. In this case, the same object
(handkerchief) exhibits opposite functions in both contexts. Function shifts in other
phenomena also illustrate the interrelationships between the root and post contexts. It
can be argued that culture is nothing but the collection of root contexts (root meanings)
and post contexts (post meanings); of authentic syntheses of both in on-going, openended, and dynamic manner; and of all sorts of representations of contextual originality,
contextual salience, and contextual syntheses. This paper also provides and exemplifies
24
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
the other defining features of root context and post context, and the interrelationships
between them.
Ceylan Yangın Ersanlı / [email protected]
A Comparative Analysis of
Narrative Discourse of
Turkish and Tanzanian Foreign Language Learners
As native speakers, speaking is so much a part of our lives that we take it for
granted. However, speaking skill in a foreign language requires developing and
mastering detailed knowledge about why, how, and when to communicate, and the
complex skills for producing and maintaining interaction. We attune our speech
according to our interlocutors, our purpose and the context and appropriateness to
convey the desired meaning. In this study, the question is whether there are crosscultural differences in oral narratives of Turkish and Tanzanian students learning English
as a foreign language. The students are recorded when they are narrating an entertaining
story involving resolution of a crisis. The transcripts of the conversation are examined in
terms of the stages that characterize a narrative defined by Labov and Waletkzy (1967);
namely, abstract, orientation, complication, evaluation, resolution, and coda. The
narratives of the students are compared and contrasted to see the similarities and
differences as to how they unfold their accounts.
Chittra Muthusamy / [email protected]
Faizah Mohamad
The Making of a Universal Soldier:
The Influences of East and West in Rabindranath Tagore’s
Gora and The Home and the World.
Rabindranath Tagore’s prophetic reservations against extreme and violent form of
national awareness remain true to his words, as even at this very minute the world is
reeling from such terrorizing acts, i.e. the Mumbai attacks and Israel’s genocide of the
Palestinians. Munshi ( par.10 ) states ,“Credit should however be given where it is justly
due as Tagore was able to predict the plight of the Palestinians and the coming conflict
with the Zionists by as early as the late 1930’s well before Israel was created.” This
paper examines and discusses the influences of the Eastern and Western philosophies in
the novels of Rabindranath Tagore, namely Romanticism and the Upanishads. In fact,
Tagore described his Bengali family as the product of “a confluence of three cultures:
Hindu, Mohammedan, and British” (Sen par.3). The Romantic and Upanishadic
characteristics are identified and discussed vis-à-vis the author’s biography. Tagore was
very much influenced by these philosophies and had practiced them in both his life and
art by adhering to the role of harmonizer or mediator between these philosophical
25
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
influences in trying to bridge the gap between the East and the West. His message of
love and universal brotherhood as exemplified in the two novels analyzed; Gora and The
Home and the World, are important messages to the contemporary world caught in the
fire of conflicts between humankind of different races and beliefs. Tagore’s vision which
encompasses the theme of being ever open to ourselves, others and to the world is a
deeply humanistic vision which should be exemplified. His novels are a manifestation of
this outlook. Tagore felt that that the world exhibits a wholeness and unity in spite of the
apparent contradictions. He suggested that one should give up the narrow outlook of life
that merely finds its ego. The individual should extend his consciousness in love to
nature and to humankind and in this act of love itself would come to the realization of
unity. By exampling Tagore’s praiseworthy oeuvre, we can salvage the morals of an
increasingly decaying human civilization in a cross-cultural world .This paper delves
into the making of Rabindranath Tagore as the universal soldier.
Key words:
Romanticism: An artistic and intellectual movement originating in Europe in the late
18th century and characterized by a heightened interest in nature, emphasis on the
individual’s expression of emotion and imagination, departure from the attitudes and
forms of classicism, and rebellion against established social rules and conventions.
Upanishad - a later sacred text of Hinduism of a mystical nature dealing with
metaphysical questions; “the Vedanta philosophy developed from the pantheistic views
of the Upanishads”
Gora (1910) was Tagore’s fifth novel in order of writing and the largest of his
novels. The novel’s basic situation concerns Gora, a fair-faced young man brought up as
a Hindu orthodox who rejects the western tendencies in Brahmo Samaj, a hybrid Hindu
religious sect. Ironically, he falls for a Brahmo girl and this becomes the fundamental
problem, for it is based on a conflict between faith and reason. Apart from this, Tagore
presents major problems – debates concerning caste, sectarianism, fanaticism, the
relationship between the British rulers and Indians and conflict between Hinduism and
Brahmoism.
The Home and the World (1916) was set in the revolutionary Bengal of 1905, amidst
battle cries of Swadeshi movement (home- made or indigenous). There are three main
characters in the novel - husband (Nikhil), wife (Bimala) and friend (Sandip). Their
separate autobiographical narrations in the first person point of view intertwine in
dealing with dialectic ideas in which two principal themes prevalent are the fundamental
problem of married life and the Swadeshi movement. Imbued within the novel are the
Romantic and Upanisadic characteristics leading toward a synthesis between East and
West.
Christina Zoniou / [email protected]
The Use of Personal Narrations and Forum Theatre for Enhancing Interculural
Competence
26
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Theatre can provide a space where strategies for interculturallity, empowerment,
fight against oppression and dialogue can be rehearsed, in order to be applied eventually
in real life.
This presentation will illustrate this potential power of theatre by outlining the
process, the principles and the outcomes of an intercultural theatre workshop held last
summer in Grecce ( May – September 2008) and organised by Greek and Italian
organizations and institutions.
An Italian and a Greek group of 25 young people and youth educators interacted in a
residential workshop in Nafplio, Greece, with the participation of Greek, Italian and
English facilitators. They were involved in intercultural and theatrical activities and
preparated a Forum Theatre performance, which was presented in a public square with
audience interaction.
Forum Theatre is a techinique of Theatre of the Oppressed, a social theatre method,
inspired by student-centered and participatory pedagogy. It is a kind of theatre that is
appropriate in environments of conflicts and lack of communication, common
phenomena in formal and non formal educational settings in contemporary Greek
society.
The aim of the workshop was to stimulate inherent human theatricality, to question
certainities, to achieve dialogue and to expand personal limits. It was consisted of
theatrical games for self awareness, group building, empathy, imagination and trust as
well as theatrical excercises and improvisations for the preparation of the “actor” for the
Forum Theatre performance. The subjects for the performance were derived from
participants’ narrations of personal stories of injustice.
In the performance we chose techniques mostly from Image Theatre, as images are
unequivocally of great impact and help overcoming linguistic barriers. Spectators
reflected on the problems presented (lack of respect for the environment and patriarchal
family) and became “spect-actors” by using theatrical tools in their debate and by
changing the story. For most participants and spectators this was a first encounter with
the energy that such kind of theatre can release.
We used a qualitative methodology to generate data, such as participant observation,
logs and evaluation games. According to our data, the workshop empowered
participants, reinforced intercultural competences and shuttered stereotyped ideas of
themselves and of the others.
Çiğdem Demir / [email protected]
BİR KİTAP ÜRKÜTÜR MÜ?
“THE WOLVES IN THE WALLS”,
“MYTHOLOGICAL MONSTERS” ve
“FROG BELLY RAT BONE”
27
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
KİTAP ÖRNEKLERİNİN İNCELEMESİ
Günümüz çocuk kitabı illüstrasyonlarında alışılagelmiş olan illüstratif görsel dilin
yanısıra artık, bazı eleştirmenlerin “karanlık ve ürkütücü” olarak nitelendirdiği yeni bir
görsel dil de ortaya çıkmaktadır.
Timothy Basil Ering, Dave McKean ve Sara Fanelli adlı illüstratörler,
eleştirmenlerin ifade ettiği bu dilde çalışmalar ortaya koymaktadırlar . Bu üç
illüstratörün resmettiği “The Wolves In the Walls” (Duvarların içindeki kurtlar),
“Mythological Monsters”(Mitolojik Karakterler) ve “Frog Belly Rat Bone”(Kurbağa
Göbekli Hain Kemik) adlı kitaplar alışılmış olan ve sık rastlanılan bir resimleme dilinin
dışına çıkmaktadırlar. Karanlık renkler, ürkütücü kolajlar, dağınık figür formları ve
fantastik illüstrasyon alanına yakın bir resimlemeye sahip olan bu kitaplar, geleneksel
çocuk dünyasının illüstrasyonlarıyla örtüşmese de farklı bir tarz olarak dikkat
çekmektedirler. Araştırmanın konusu olan bu üç örnek kitap birçok kitabevinde satışta
olduğu gibi, dikkat çekici olarak dünyanın en önemli sanat galerilerinden biri sayılan
Londra’daki ünlü Tate Sanat Galerisi’nde de satılmaktadır.
Bu farklı görsel tarzdaki kitaplar bir tartışma konusunu da beraberinde getirmektedir.
İllüstratör tamamen bağımsız mı olmalıdır, yoksa pedagojik bir bakış açısıyla mı
resimleme yapmalıdır? Bu yeni görsel yaklaşım, çocuğun çevresini algılamasında ona
farklı bir bakış açısı ve hayalgücünün sınırlarını genişletmesi açısından güdüleyici bir
etken midir? Alternatif ve farklı yaklaşımlarla çocuk, sınırsız ve yaratıcı bir dünyaya
davet mi edilmektedir? Yaratıcılık ve doğrulukla yaklaşıldığında, bir kitap işlevsel bir
araçtan, değerli bir nesneye dönüşebilmektedir. Bu noktada ürkütücü olarak tanımlanan
ama izlendiğinde yaratıcı öğeler de içerenbu görsel dil nasıl değerlendirilebilir?
Çiler Hatipoğlu / [email protected]
Do we speak the same culture?:
Revelations from university students
Foreign language teaching experts argue that language and culture represent the two
sides of the same coin. Native speakers of a particular language absorb the rules that are
valid in their culture from a very early age and, from then on, their cultural backgrounds
heavily influence the ways in which they express themselves or interpret messages in
various contexts (Jiang 2000; Nault 2006). Therefore, in order to really learn a new
language learners need to familiarise themselves with the culture of the target language.
This need becomes even more evident when individuals learning the new language are
planning to become language teachers. Experts argue that these teachers are able to
understand the new language better and to transfer this knowledge to their students better
(Byram 1997).
Using this statement as a springboard, the current study aims to examine how much
first and fourth year university students training to become English language teachers
know about the British culture and what their attitudes are towards teaching culture in
28
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
the language classrooms. In the study the effect(s) of variables such as the educational
background, the region the subjects are coming from, their gender and the years spent at
the university are scrutinised.
The data in the study were collected via a questionnaire consisting of three sections.
In the first section, informants were asked to supply background information related to
themselves. In the second section, they were asked to explain what strategies they use to
learn more about the British culture and finally, they were asked to write their ideas
related to some characteristics of British culture defined by Hofstede (2001). The
quantitative and qualitative data gathered in the study were analysed using SPSS and
CLAN programmes, respectively.
The results of the study show that even future teachers of English have some wrong
preconceptions about the British culture and need more training so that they build a
fuller and better picture of one of the cultures closely associated with English.
Dalım Çiğdem Ünal / [email protected]
Almancanın ve Alman Edebiyatının
Öğretiminde Edebi Metinlerle
Gerçekleştirilen Yaratıcı Uygulamalar
Yaratıcılık günümüzde gerek anadil gerekse yabancı dil öğretiminde öğrencilere
kazandırılmak istenen bir davranıştır. Çağdaş öğretim anlayışı çerçevesinde öğrencilerin
yalnızca bilişsel değil, duyusal becerilerinin de geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Günümüzde ezberci eğitim sistemi sorgulanırken, yaratıcılığı ve kişilik gelişimini hedef
alan yeni modeller geliştirilmektedir.
Buna paralel olarak, gerek anadili gerekse yabancı dili kapsayan bir bilim dalı olan
edebiyat öğretiminin sorunları da özellikle 20. yüzyılın sonlarında artış göstermiş,
bunlara yönelik çözüm önerileri de özellikle 21. yüzyılın başlarında uygulamaya
koyulmaya başlanmıştır. Edebiyat dersinde metin incelemelerinin nasıl yapılması
sorusuna aranan yanıtlar genellikle bizi öğretmen odaklı geleneksel yaklaşımdan
uzaklaştırıp öğrenci odaklı modern yaklaşımlara götürmektedir.
Bu bildiride hem Almancanın öğretiminde hem de Alman Edebiyatının öğretiminde
kullanılabilecek öğrenci ve davranış odaklı yaratıcı uygulamaların niteliği açıklanacaktır.
Bu doğrultuda “yaratıcılık” ve “eğitimde yaratıcılık” kavramları arasındaki ilişki ele
alınacaktır. Ayrıca edebi metinlerle yapılabilecek “yaratıcı yazma” uygulamaları
kategorize edilecektir. Bu tip çalışmalar iki ayrı grupta toplanmaktadır:
1. Grup: Almancanın Yabancı Dil Olarak Öğretimi Açısından
Bu grupta yer alan yaratıcı yazma çalışmalarında asıl amaç yabancı dili kullanarak
yaratıcılığı geliştirmektir; edebi metinler bu amaca hizmet etmede kullanılan malzeme
niteliğindedirler. Dolayısıyla edebi metinlerden yola çıkarak yabancı dilde yepyeni
ürünler üretilir. Yazma süreci içerisinde öğrenci, metnin orijinaline sadık kalmak
zorunda değildir.
2. Grup: Yabancı Dil Olarak Almancanın Edebiyat Öğretimi Açısından
29
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Burada yabancı dildeki yaratıcı yazma uygulamaları, okuduğunu anlama becerisini
geliştirmek amacıyla yapılmaktadır. Edebi metinlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak
için yaratıcı çalışmalar yapılır, bu sayede metinlerin irdelenmesi, yorumlanması,
değerlendirilmesi süreci gerçekleştirilir. Örneğin öğrenciler metindeki bir karakterin
duygu ve düşüncelerini ifade etmek için bir iç monolog yazarlarsa, aynı zamanda metnin
içeriğini anlamaya ve anlatmaya yönelik bir çalışma gerçekleştirmiş olacaklardır. Sonuç
olarak yabancı dildeki edebi metinler ön plandadır, yaratıcılık, söz konusu metin
çerçevesinde sınırlanmıştır.
Büyük bir çeşitlilik gösteren yaratıcı uygulamalar, hem şiir, düzyazı ve tiyatro türleri
hem de film, radyo oyunu, fotoroman gibi diğer alt türlerle ilgili olarak
gerçekleştirilebilir. Bunlar ayrıca ister tek bir dersle sınırlı olarak ister daha uzun soluklu
proje çalışması biçiminde planlanarak da yürütülebilir. Bu çalışmada gerek Almanca
öğrenen gerekse Alman edebiyatını öğrenen Almanca öğretmeni adayı öğrencilerle
çeşitli yaratıcı çalışmalar ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen deneyimler, hem yabancı dil
öğretimi hem de yabancı dilde edebiyat öğretimi açısından olumlu sonuçlar elde edildiği
göstermiştir. Bildiride söz konusu uygulamalardan örneklemeler sunulacak, öğrencilerin
ürettiği yazılı, görsel ve işitsel malzemelerden kesitler paylaşılacaktır. Böylelikle
yabancı dil ve edebiyat öğretiminde özellikle Batılı ülkelerde benimsenen öğrenci
merkezli, üretime ve davranışa yönelik, açık yapılı, modern yaklaşımların Türkiye’de
daha da yaygınlaşmasının gerekliliği vurgulanmış olacaktır.
Dearbhla McGrath / [email protected]
The role of metamorphosis and
gender in fairy tales – social commentary
in the works of Mme d’Aulnoy,
Angela Carter and Marie Darrieussecq.
The genre of fairy tales has been used as a tool for subversion for countless authors
for centuries. Moreover, many women writers have used this genre in particular as it
lends itself so well to subversion, or satire in many cases. One theme that is common in
much of women writers’ fairy tales is that of metamorphosis, whereby one of the
characters in the tale is transformed to animal form. This is an interesting tool for writers
as often the animal into which the character is transformed, represents the traits of that
character, for example good or evil/ beautiful or ugly.
30
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
What this paper will examine is the use of this literary tool by women writers of fairy
tales to produce a social commentary of socially constructed gender roles present during
the time in which they live(d).
Further to this, the paper will explore the role of intertextuality and feminist criticism
in analysing fairy tales by women writers, drawing on Nancy K. Miller’s theory of
Arachnologies (1984) which combines the two theories specifically to examine women’s
writing and the links that connect them. Also to be examined is the lineage between
women writers and the didactic roles of the tales.
The three texts that form the basis of the analysis for this paper are Mme d’Aulnoy’s
Contes de fées (1697), The Bloody Chamber (1979) by Angela Carter and Truismes
(1996) by Marie Darrieussecq. In using texts from different times and cultures, the
purpose is to produce a cross cultural comparative analysis that will give an insight into
the subjective role that gender can play within literature, and the socio-historic
knowledge, about the role the gender plays in society, which we can gain from
examining the subverted messages in fairy tales from the past and present.
Deniz Bozer / [email protected]
The Fatal Pursuit of Fantasy:
A Cross-Cultural Study of
Emma Bovary and Bihter..
The novel of female adultery originated in the second half of the 19th century in
France. One of the early examples of this genre is Gustave Flaubert’s Madame Bovary
(1857). Flaubert’s world-wide impact as a novelist can not be denied. The Turkish writer
Halit Ziya Uşaklıgil, too, was one of the novelists who was highly influenced by
Flaubert. Hence, he wrote Aşk-ı Memnu (Forbidden Love, 1900), in which numerous
similarities with Madame Bovary can be observed. Both novels are about a young girl
marrying in pursuit of not just marital bliss but also a materially better life style.
However, both protagonists find themselves disappointed with their husbands,
consequently engage in adultery, and eventually commit suicide. The similarity between
these two novels is not limited to the story line; there are also similar character
descriptions and motifs. Moreover, in the background of both novels the pressure
exercised by the society is felt, hence revealing the French and Turkish societies’
attitudes towards female adultery at the time.
Applying close reading, in both novels the female protagonists will be compared and
contrasted with reference to their personalities, their dreams, social class, education and
the urban/rural setting in which they were raised. Their standing as mother/step- mother
will be dealt with. The repellant characteristics in their husbands and the attractive
qualities in their lovers will be analysed, along with the reason(s) for their liaisons’
coming to an end and their consequences. The reaction of the society towards their errant
behaviour and its impact on the protagonists will be looked into. Finally, the rationale
behind their committing suicide will be established.
31
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Both Emma and Bihter challenge social and moral norms during the pursuit of their
fantasies which ends in death. Thus, Flaubert’s and Uşaklıgil’s attitudes, with regard to
their being judgmental or not, towards their transgressive adultress protagonists will be
argued.
Deren Başak Akman Yeşilel / [email protected]
BRIDGING THE CULTURES:
COMPARISON OF
NON-VERBAL IMMEDIACY SKILLS
Communication always occurs within a context- a setting or a system. Studying
communication outside of context can lead to inadequate conclusions. Culture is a major
context within which communication occurs. Culture is a way of life. It is a set of habits,
beliefs, behavioral norms, and values are shared by a group of people. These behaviors,
values, norms and beliefs that are passed along by communication and imitation from
one generation to the next, are generally shared by this group of people without thinking
about them.
We are born into a world filled with complicated and generally unstated
communication habits. All forms of behavior, including communicative behavior, are
learned within a culture. That is, the ways we communicate are taught within our
cultures. This obviously applies to language, but it also applies to forms of
communication that most of us think of as natural to everyone: we learn how to express
nonverbally such basic emotions as happiness or sadness or anger or boredom from our
culture. Within cultures we learn how to meet people, how to behave and communicate
in groups, how to conduct a love affair, and so on. People from different cultures do
things in different ways. Therefore, it is essential to increase intercultural awareness of
our learners especially in Foreign Language Teaching departments.
Intercultural communication occurs when people from different cultures interact.
There are many factors that may affect intercultural communication such as language
differences, anxiety, stereotypes or prejudices, cultural values and non-verbal cues.
Therefore, communication can be off beam between people from different cultures.
However, intercultural learning entails communicating cultures and learning about own
culture as well as other cultures. Thus, one can increase international and cross-cultural
tolerance and understanding.
In our study, after defining the above mentioned basic concepts, we have compared
non-verbal communication skills, what A. Mehrabian calls nonverbal immediacy, of two
ELT teachers coming from different cultures. The differences between the behaviors of
one native speaker (English) and one non-native speaker (Turkish) of ELT instructors at
Gazi University have been observed. The aim is to increase the awareness of our
students by asking them to fill in the nonverbal immediacy scale for the above
mentioned instructors. It has been hypothesized that the students may find their non-
32
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
native teacher more immediate. The findings have been discussed in detail in the final
section.
Key words: intercultural awareness, intercultural communication, intercultural
learning, non-verbal immediacy
Didem Çatal / [email protected]
Bir Masalın E-Kitap Hali
Kültürel ve tarihi değerlerimizden biri olan masalların bilimsel yolla ortaya
çıkarılarak araştırılıp incelenmesi, belgelenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasında ki
sürekliliğin sağlanması amacı düşünülerek oluşturulan Billur Köşk ile Elmas Gemi adlı
masal e-kitap olarak hazırlanmıştır. “Billur Köşk İle Elmas Gemi” masalı, sayısal
ortamda, grafik tasarım öğeleri ve ekran tasarım özellikleri göz önüne alınarak, çoklu
ortam araçları ile yapılandırılmıştır. Bu aşamada renk, tipografi, ses, görüntü gibi e-kitap
tasarım elemanları hedef kitlesi gözetilerek kurgulanmıştır. Masal; sayısal ortamdaki
yeni okuma biçimi ile internet ve elektronik kitap okuma aygıtları sayesinde daha geniş
kitlelere ulaşabilecek bir biçimde yapılandırılmıştır. Türk edebiyatını ve sanatını
dünyada tanıtmak için son derece etkili bir yöntem olabilecek güncel ve gelişmiş çoklu
ortam teknolojisinin ürünü olan e-kitaplar; eserlerimizin yabancı dillerde yayımlanması
kültürel çeşitliliğimizin ve zenginliğimizin yeterince tanınıp sahiplenilmesini ve gelecek
kuşaklara aktarılarak evrensel boyutlara taşınabilmesine katkıda bulunacak yapıtlardır.
Bu amaçla “Billur Köşk ile Elmas Gemi” adlı masalın Uluslararası Karşılaştırmalı
Edebiyat ve Edebiyat Öğretimi Kongresi’nde sergilenmesi ve elektronik ortamda
sunulması ile bu alandaki çalışmalara örnek teşkil edeceği düşünülmüştür.
Dilek Tütüncü Oğuzoğlu / [email protected]
MASAL KİTAP KAPAKLARINDA
RESİM-TİPOGRAFİ İLİŞKİSİ
Bir masal kitabının başarıyla okura ulaşması, niteliğinin ve içeriğinin yanında,
kullanılan yazı karakteri, resimler, tercih edilen baskı tekniği ve kullanılan kağıt
karakterine de bağlıdır. Bunun için, sayfa tasarımcıları görsel güzelliğin ve grafik
kurgunun yanı sıra, tüm bu özelliklerin doğru kullanıldığı bir sayfa düzenleme yapmak
zorundadır. Iyi tasarlanmış bir sayfa düzeni yayının görsel etkisini güçlendirir ve yayının
okur üzerinde etkili olmasını sağlar. Grafik tasarım alanında kitap ve kapak tasarımı bir
ürünün paketlenmesi olarak görülür ve bu yüzden kitabın kendisinden çok vitrini olan
kapak tasarımı önemli bir yerdedir. Hazırlanan kitap ve kapağı, yazar, yayınevi ve
okuyucusu arasında bağ kuran kişi olarak tasarımcıya aittir. Düzenlenen tasarım,
psikoloji ve anlam açısından yazarı ve okuyucuyu memnun ederken, ekonomik ve
teknolojik olarak da yayın evini tatmin etmelidir. Tasarımcı, yazı ve resim ilişkisi
konusunda derin bir bilgi birikimine ve duyarlılığa sahip olmalıdır. Tipografi açısından
yazının yaratıcı ve doğru kullanımı üzerine temel tipografi bilgileri kavramış olan
33
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
tasarımcı, bilinç, estetik duyarlılık ve yaratıcılık sahibi olmalıdır. Bir masal kitabında
biçim ön plandadır ancak, amaç biçimin önüne geçer ve bu yüzden tasarımcının en
önemli görevlerinden biri de, okuma deneyimini artırmak için yazarın malzemesini
şekillendirmek, kurgulamak, küratörlüğünü yapmak ve içeriğe kendi eleştirel bakışını
katmaktır. Tasarımcı tüm bunları gerçekleştirirken, tesarım ilke ve ögelerinden asla ödün
vermemelidir. Kültürel ürün olan kitap, içeriğinden kitap tasarımına, tipografisinden
üretim niteliğine kadar bir bütündür. Kitap ve kapağı tasarımı, masal kitapları olarak
incelendiğinde, okur yaşı ya da hedeflediği yaş kitlesiyle özel bir alandır. Çocuk
kitapları olarak da değerlendireceğimiz masal kitaplarının çocuğun kendisi mi, ya da
okuma bilmeyen çocuğa ebeveyni tarafından mı okunacağı ayrıntısı tipografide
farklılıklar gösterecektir. Masal kitapları ve kapağı tasarımının da ayrıca bir uzmanlık
alanı olduğu unutulmamalıdır. Resmiyle (illüstrasyon), tipografisiyle, baskı niteliğiyle ve
işlevve estetiğiyle bir bütün olarak grafik tasarımın konusudur. Sonuç olarak, tasarımcı,
yeniliklere açık ama kendi tarzı ve coşkusu ötesinde yazarın anlatmak istediğini ifade
edebilen, kapağın çarpıcılığını, komikliği ya da hüznü ya da okuru cezbedici görsel
anlatımı detaylarda aktarabilen ve tüm bunlara hayal gücü ve doğrulukla yaklaşabilen bir
kitap tasarlayabilirse, çıkacak ürün tücari malzeme olmaktan çok, değerli ve dayanıklı
bir eser olacaktır.
Dimitra Kangelari / [email protected]
Myth, Fairy Tale and Modernism
in Greek Theatre for Children
The presentation will focus on modern adaptations of myths and fairy tales which
have been presented on Greek stages for children from the 80s until today. A basic factor
for the modern turn of Children’s theatre in Greece has been the foundation of Xenia’s
Kalogeropoulou Children’s Stage in 1972, which was later renamed as “Small Gate”.
Contemporary Greek and European repertory as well as adaptations of fairy tales from
Greece and other countries have been presented. The theatre was inaugurated with
Pinocchio by Brian Way. Two years later it was followed by Puss in the Boots by the
same writer.
Of great importance were the works that Kalogeropoulou wrote herself, starting with
Ulissynbad (1981). Using elements from the Odyssey, The Arabian Nights and other
popular tales she wrote the story of Ulyssinbad (Ulysses + Sinbad) from Ithagdad (Ithaca
+ Bagdad), who travels on a quest to find the “cyclolotosirecircisharizoo”. This work has
been a landmark in the history of Greek plays for children, since the writer entagles the
adventures of the two heroes with fantasy, humor and sensitivity.
Following this, she wrote Bess (1989) based on Thomas Heywood’s Fair Maid of the
West, Beauty and the Beast (1994) inspired by the homonymous classic fairy tale, The
Noah Family (1996) drawing from the Bible, Sclavi (the son of the slave, 2000) based on
a Greek traditional fairy tale, The King Stag (2003) inspired by the homonymous play by
Carlo Gozzi, Sleeping Beauty is Awake (2006) of which the first part is based on
34
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Charles Perrault while in the second part the princess awakes in the modern world.
Finally, Paramythissimo (2008), drawing from Italian traditional fairy tales from Italio
Calvino’s collection. Some of the latter plays have been written in collaboration with
director Thomas Moschopolous, who also produced the shows.
Durgadas Mukhopadhyay / [email protected]
Folk Tales and Adult Education:
A Multicultural Perspective
and Lessons from India
The folklores and folktales have been an integral part of European and Indian culture
since ages. When it comes to Indian folk tales, the country of diverse religions,
languages and cultures has a complete range of tales and short stories. Indian folklore
has a wide range of stories and mythological legends, which emerge from all walks of
life. The interesting stories range from the remarkable ‘Panchatantra’ to ‘Hitopadesha’,
from ‘Jataka’ to ‘Akbar-Birbal’. The great Indian epics like ‘Ramayana’, ‘Mahabharata’
and ‘Bhagvad Gita’ are full of didactic stories inspired from the lives of great souls.
Folktales of India by A.K.Ramanujam is a superb anthology of India’s bountiful
narrative tradition. The tales in this collection emphasize universal human
characteristics—truthfulness, modesty, loyalty, courage, generosity, and honesty. Each
story is meant to be savored individually with special attention given to the great range
of motifs presented and the many distinct narrative styles used.
Adult education has also been referred to as andragogy to distinguish it from
pedagogy. A difference is made between vocational education, mostly undertaken in
workplaces and frequently related to upskilling, and non-formal adult education
including learning skills or learning for personal development. Adults have accumulated
a foundation of life experiences and knowledge that may include work-related activities,
family responsibilities, and previous education. Adults are relevancy-oriented. They
must see a reason for learning something. Learning has to be functional and applicable to
their work or other responsibilities to be of value to them.
The identity of Europe might better be described as a series of overlapping cultures.
Whether it be a question of West as opposed to East; Catholicism and Protestantism as
opposed to Eastern Orthodoxy; Christianity as opposed to Islam; many have claimed to
identify cultural faultlines across the continent. Diverse languages, innumerable tribes,
everyone having a different cultural pattern and background, the areas still stand as
citadels of faith and paragon of excellence. The culture of India and Europe is composite
and pluralistic. The pluralistic culture is the essence of Indian and European
civilizations.
Diversity of cultural expressions presupposes the recognition of equal dignity of and
respect of all cultures including the cultures of persons belonging to minorities and
indigenous peoples. The futuristic goals should be to create patronage, audience,
economic security of folk and traditional media which has deep rooted impact on social
35
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
and developmental communication , adult learning, non-formal education and lifelong
education.
Ehsan Ghabool / [email protected]
The Comparative Study of
Roomies Symbolic Functions in Rumi’s Mathnavi
Mathnavi is one of the important works in Persian Literature that could be studies
and analyzes by several suitable approaches and theories of literary criticism. One of
those suitable theories is the French theory of comparative literature. This theory has
several research scopes, which one of them is the study of face of nations and tribes in
the literary works of other literatures, languages and cultures.
The main problem of this research is the face of Roomies as one of the important
nations during the history in Mathnavi and study of their new and variety functions. The
hypothesis of research is that Rumi frequently has used from Roomies in his work as
symbol. The method of evaluate of the hypothesis is that first description of this nation
in Mathnavi’s anecdotes which they have new and variety functions and then
interpretation and explanation these functions as a new and meaningful symbol. At this
way Rumi some of the cases, indicates on their symbolic functions and interprets them
and in other cases symbolic aspects are recognized by the text of Mathnavi.
The main result of this paper is Roomies positive face and symbolic functions in
Mathnavi and Roumi ‘s symbolism to all of the things and subjects. He can creates
strong relationships between metaphorical meaning of symbol and its real meaning in
several aspects: historical, cultural, theological and external.
Keywords: Mathnavi, Rumi, Roomies, Symbolism, Comparative literature, Culture
Ekrem Ulus / [email protected]
Myth and Cultures: The Antigones
Even after thousands of years, ancient myths continue to attract our attention; many
artists are inspired by the mythological events and characters in their works. In this
respect, an ordinary reader would not feel much surprised, if (s)he runs into, let’s say,
Dionysus or Prometheus in modern fiction; or bumping into several different
interpretations of Greek and Roman myths in an art gallery is not astonishing, either.
Apart from these, in archeological excavations in various parts of the world, art-works
based on mythological figures are continuously being unearthed, which are displayed in
modern museums. All these examples indicate that --in one way or another-- ancient
mythology is still alive today.
On the other hand, the presence of ancient mythology in modern and post-modern art
is not limited to the use of mythological events and characters in artistic works. Rather,
there are many recurring themes and motifs in literature, whose origins are in the ancient
world: death/ resurrection (Prometheus, Orpheus, Persephone); ingenuity versus brute
36
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
strength (Odysseus, Artemis, Hephaestus), exceeding the limits (Daedalus, Asklepios)
etc.
If so, what might be the motive behind writers’ desire to go back to ancient world
and borrow these characters, themes, motifs and symbols? Are modern writers motivated
by the same feelings and ideas, or do they have a distinctive gaze to seperate them from
their counterparts in the ancient world? Could the products of two domains be the
outcome of some sort of a common mind? In other words, do we really speak the same
culture?
In order to find answers to the questions raised above, this paper will particularly
focus on the Antigone myth, drawing examples from the Ancient Greek, modern English
and Turkish literatures.
Elena Fialko / [email protected]
AMAZONS from written and archaeological sources
Literary history of the legends about the Amazons has about 25 centuries. Stories
about them in folk traditions of many nations can be found in geographical and historical
manuscripts, in fiction. From ancient times, in a wide variety of materials on Amazons, a
question of their real existence is still open.
Two sources of information on Scythian Amazons are available, written and
archaeological ones.
1. Narrative sources. Many ancient authors described Amazons, among them
Herodotus, Hippocrates, Lysius, Palaephat, Strabo, Diodorus Siculus, Pompeius Trogus,
Plutarch. We see little reason for citing each of them, as some are unoriginal. Thus we
would rather use the most informative descriptions.
What are Amazons. There are two different opinions. More often they are referred to
as fierce, fighting women equal to men; they participated in battles up to their marriage.
Rarely it deals with kingdom of husband-killers. There was either lack of men or they
were treated as slaves and were only used for procreation.
Amazons - daughters of Ares, God of War, and the Nymph Harmonia (Apollonius
Rodossky; Philostrat), worshipped Ares and Artemis, the Greek goddess of the hunt
(Diodorus). Amazon Queens built up temples to these gods. They also worshipped Zeus,
Poseidon and Hephaestus (Callisthenes).
Their origin and arrival to Scythia. According to some authors, Amazons inhabited
Northeast of Minor Asia (Fermodont riverside near Femiskira). After the battle with
Greeks, ships with captive Amazons reached Scythia (Maeotic Lake, Kremny harbor).
They went ashore and began plundering Scythian lands. Then Amazons mixed with
young Scythians and moved to Tanais River, so their successors were called
Savromatians. (Eustacius; Herodotus).
Lifestyle and traditions. Amazons fought, shot a bow and threw the javelin on
horseback (Hippocrates, Herodotus, Pomponius Mela). From early childhood girls were
trained to use weapons, ride a horse and hunt (Pompeius Trogus). They were engaged in
crop-growing, gardening, looking after herds, particularly horses (Strabo).
37
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
They were armed with bow and arrows, battle-axe, javelin, spear and lasso. Of
protective equipment they had light moon-shaped shields.
Appearance and clothing. Amazons were tall, beautiful, healthy, strong, witty and
skilled in weapons (Callisthenes, Diodorus). They had two types of garments - the same
colorful clothing men were wearing (Herodotus, Callisthenes, Strabo) or light chitons
revealing their breast (Eusebius Hieronymus).
Young girls had to kill three enemies before they could get married. After that they
would only use weapon in the event of general mobilization.
Archaeological sources confirm evidence of ancient authors.
Key words: Amazons, archaeology, Ancient Greek myths, Scythia, North Pontic
area
Elena Napolnova / [email protected]
Rus Halk Masallarındaki
Hayvan Kahramanlarının
Dilsel Dünya Görüşündeki Rolü
Her dil etraftaki dünyayı farklı bir şekilde yansıtır ve farklı bir dünya görüşünü
oluşturur. Halkların dilsel dünya görüşleri tarih öncesi döneminde oluşmaya başlamış ve
o zamanki yanlış bilgileri ve hataları içermektedir. Bu görüşler ilk önce mitoslarda, sonra
masallarda ifadesini bulmuştur. Masalların sayesinde insanların kafasında küçük
yaşlardan itibaren belli bir değer sistemi ve aynı dil konuşan bütün insanlar için mecburi
olan bir çeşit felsefe oluşmaktadır.
Rus halk masallarının bir kısmı hayvan masallarıdır. Her hayvanın masallarda belli
başlı karakter özellikleri vardır. Bu özellikler genellikle hayvanın doğal özelliklerinden
kaynaklanmayıp, insanların bu hayvanı nasıl algıladığına bağlıdır. Aynı hayvanın farklı
halkların masallarındaki şahsi özellikleri birbirini tutmuyor, bazen birbirine zıt olarak
bile algılanabilir. Hayvanlarla ilgili Rus halk masallarının başlıca hayvan kahramanları
ayı, kurt, tilki ve tavşandır.
Türkler için kurt, özel bir anlam taşır, çünkü Türklerin kurt neslinden geldiği inancı
vardı, bu hayvan kutsal ve uğurlu sayılırdı Kurt, kurtarıcı, yol gösterici, kahramanlara
yardımcı, şefkatli, cesaretli, iyiliksever bir yaratık olarak tanınmıştır. Bunun aksine Rus
masallarında kurt yabani, yalnız, kötü, acımasız, asık yüzlü vahşi bir hayvandır. Bir
kısım Rus halk masalında kurt aptal gibi gösterilir, bu yüzden tilki kendisini genellikle
aldatır.
Türk mitolojisinde ayı orman ruhlarının temsilcisidir, fakat günümüz Türkçe’sinde
ayı sadece ağır ağır yürüyen, kaba bir yabani hayvan olarak algılanmaktadır. Rusça’da
bu hayvana yüklenen nitelikler çok daha farklıdır. Rusların ayıya yaklaşımı bazen
Slavların en güçlü tanrılarından biri ve avcıların koruyucusu olan Veles’in ayı kılığına
girmesiyle ilintilidir.
Ayı büyük, çok güçlü, hantal, aklı kıt, ancak kötü olmayan bir yaban hayvanıdır.
Çevresindekilere yaptığı yardımlar bile beceriksizcedir. Masallarda sık sık tilki ve diğer
38
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
kahramanlar kendisini aldatırlar. Bir kısım Rus masallarında bütün bir ayı ailesi
başkahramandır: МММММММ ‘baba ayı’, МММММММММ ‘anne ayı’ ve ММММММММММ ‘ayı yavrusu’, hatta
bunlara sık sık özel isimler bile verilir.
Tilkinin algılanması Türkçe’de ve Rusça’da genel olarak örtüşmektedir. Başlıca
karakter özelliği kurnaz ve becerikli olmasıdır. Tilki Rus masallarında özellikle bu
yapısıyla yer alır. Ancak Rus masallarında tilki sadece hilekâr değil, aynı zamanda güzel
olması ve tüylü kalın kuyruğuyla övünmesiyle de yer almaktadır.
Tavşan aynen Türkçe’de olduğu gibi Rusça’da da küçük, sevimli, masum, yumuşak
tüylü bir hayvancık olarak karşımıza çıkmaktadır. Tavşanın değişmez sıfatı МММММММММ
‘gricik’ (alışıldık renginden dolayı) ve МММММ ‘şaşı’. Tavşanın küçüklüğünün altını çizmek
için sık sık МММММ, ММММММММ ‘tavşancık’ formları kullanılır. Rus masallarında tavşanın baş
düşmanları tilki ve kurttur.
Enver Güner
Antalya Arkeoloji Müzesindeki bazı objelerin
imitasyonları örneğinde Plastik sanat eğitimi ve deneme
yazımı.
Bu çalışma, Akdeniz Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesinin Seramik ve Cam bölümü
öğrencileri ile Antalya arkeolojisi Müzesinde gerçekleştirilen sanat eğitimine dair bir
çalışmanın sonucunun sunumudur.
Arkeoloji Müzelerde bulunan nesneler Arkeologlar tarafından yüzeyde ya da toprak
altında bulunduklarında, öncelikle tarihi katmanlara uygun olarak tarihlendirilirler ve o
coğrafyada bulunan bir uygurlığa ait olduğu yada bir takım sebeplerle oraya geldiğine dair
bir tarihsel belge oluşturulur.
Bu çalışmada öğrenciler; müzede bulunan farklı kültürlere ait bu objelerin her birinin
gündelik hayata dair yapılmış bir obje olduğunu, bu objeyi yapan kişinin sıradan hayatının
sıradan hikayesini şiirsel bir anlatım diliyle yazılmış denemelerinden oluşan metinler
oluşturulmaya çalışılmıştır.
Erda Wati Bakar / [email protected]
COMPARATIVE STUDY ON THE CONCEPT
OF POWER AND TRUTH IN KEE THUAN
CHYE’S 1984: Here and Now and George Orwell’s 1984
This study intends to find out to what extent the theory of Michel Foucault on the
tenets of power and knowledge are applicable to George Orwel’ 1984 and Kee Thuan
Chye’s play of 1984: Here and Now. Foucault’s analysis of power is founded on his
39
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
concept “technologies of power”. Discipline is a complex bundle of power technologies
developed in his book Discipline and Punish. For Foucault, power is exercised with
intention. Instead of analyzing the difficult problem of who has which intentions, he
focuses on the accepted knowledge of how to exercise power. Foucault believes that
power presupposes freedom in the sense that power is not enforcement, but ways of
making people by themselves behave in other ways than they else would have done. One
of doing this is by threatening with violence. Foucault also analyzes the link between
power and knowledge and he refers to truth as regimes of truth which is naturally
embedded within a power structure. Based on this theory, this study will analyze the
various aspects of both writings such as the portrayal and reflection of its plots, themes
and characters of both writings and how it can be analyzed using Foucault’ theory of
power and truth. Furthermore, this study also aims to see how the abuse of power and
knowledge can affect the societal make up of a nation. This study also shows the
parallelism between the writers’ ideology and political view and how it has influenced
the plot development of both writings. The findings of this study reveal that Foucault’s
theory on power and knowledge is very much relevant and pertinent in both writings. It
is hoped that the findings will provide invaluable insights for future studies on either the
writing of George Orwell or Kee Thuan Chye.
Erdoğan KARTAL / [email protected]
Edebiyat ve İnternet: Matbudan Sanala;
Görüş, Düşünce ve Tartışmalar
Bilişim (enformatik) ve iletişim teknolojilerinin gelişimi ve kullanımının hızla
yaygınlaşması yaşamakta olduğumuz yeni binyıla damgasını vurmuştur. Yaklaşık yarım
yüzyıl önce yeşermeye başlayan söz konusu teknolojiler “ağların ağı”’ olarak
adlandırılan uluslararası ağ, “İnternet” adlı “ortam” (medyum)’da somutlaşarak gündelik
hayatımıza girmiştir. Kendinden önceki ortamlardan farklı olarak ses, metin ve görüntü
(film ve resim) üçlüsünü sayısal (dijital) olarak bir arada sunabilen, çok kanallı
(multicanalité) ve insan-makine etkileşimine (interacvtivité) olanak tanıyan bu yeni
ortam, pek çok alana olduğu gibi Edebiyat’a da yeni boyutlar katmıştır.
Bu çalışmada, ana tema olarak internet-edebiyat ilişkisi ele alınmaktadır. Söz konusu
ilişki ekseninde; hâlihazırda edebiyatın internetteki durumu, internet yayıncılığı ve
olanakları, internetteki edebiyatın geleceği gibi konular, yazar, yayıncı ve okurlar
tarafından ortaya konulan çeşitli görüş, düşünce ve tartışmalar üzerinden
incelenmektedir.
Türkçe ve Fransızca alanyazın taramasıyla oluşturulan bir bütünceden hareketle
çalışmada öncelikle İnternet-Edebiyat ilişkisi tarihsel bir yaklaşımla ele alınmaktadır.
Ardından internet ortamındaki edebiyat incelenmektedir. Buradaki edebiyatın matbu
edebiyatın bir yansıması olduğu gözlenmektedir. Diğer yandan ülkemizdeki internetedebiyat ilişkisi Frankofon dünyayla karşılaştırıldığında söz konusu olgunun ülkemizde
40
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
henüz yalnızca yazarlar ve yayıncılar arasında tartışma konusu edildiği görülmektedir.
Yapılan tartışmalarda akademik bir bakış açısından daha ziyade nostaljik bir yaklaşımın
baskın olduğu göze çarpmaktadır. Bu tartışmalar ışığında ülkemizde internet ortamına
özgü bir edebiyat olgusunun henüz gerçekleşmediği ve bunun gerçekleşebilmesi için
zamana ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.
Anahtar kelimeler : İnternet ve Edebiyat, Sanal edebiyat, elektronik yayıncılık
Esger Zeynalov,
Xalq nagillari, letifeleri:
paralellikler, problemler.
Azerbaycan sifahi xalq edebiyyati numuneleri cevresinde olan xalqlar
arasinda genis yayilmis, uzun esrler boyu onlar xalqimizin dastanlarindan,
nagillarindan, bayatilarindan, atalar sozlerinden, letifelerinden kutlevi suretde istifade
etmisler.
Bu gun Azerbaycan sifahi xalq edebiyyati numunelerinin ermeni, gurcu
qaynaqlarinda qorunubsaxlanilmasi tesadufi deyildir. Bu yazida arasdirmani fransiz
edebiyyati ile muqayiseli sekilde tehlil etmek nezerde tutulmusdur.
Paralellikler neden ibaretdir?
1.
Azerbaycan nagillarina, letifelerine fransiz edebiyyatinda da tesaduf olunur. Uzun iller
Ana dili dersliklerine salinmis “Iki dost” nagilina La Fonten yaradiciliginda rast gelinir.
Bu nagillarin her ikisinde iki dostun meseye getmesi, ayiya rast gelmesi, dostun birinin
agacin basina cixmasi, digerinin uzu uste yere uzanmasi tesvir olunur. Ve gelinen
netice:
“Pis yoldasla yoldas olma, o, adami darda qoyub qacar.” Ancaq La Fontenin eserinde
yoldaslarin adi bilinmediyi halda, Azerbaycan nagillarinda bu bellidir. Ehmed ve Cefer.
2.
Molla Nesreddin letifelerine de La Fonten yaradiciliginda tesaduf olunur. “Ata, ogul
uzunqulagi birlikde mindikde, tek-tek mindikde, hec minmedikde de soz olur. Nehayet
elacsiz qalan ata, uznqulagi dalina alir. Azerbaycan variantinda ise Molla Nesreddin
camaatin sozunu kesmek ucun bele edir.
3.
Molla Nesreddinin coreyi kababin iyine tutub yemesi letifesine eynile fransiz “Cea ve
kababci” nagilinda rast gelmek olar. Butun hadiseler eyni sekilde cereyan edir. Cox
41
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
guman ki, bu nagil Elcezair sifahi xalq edebiyyati vasitesile fransiz edebiyyatina daxil
olmusdur. Azerbaycan sifahi xalq edebiyyatinda letifeler esasen Molla Nereddinin
diliyle teqdim olundugu kimi, Elcezair sifahi edebiyyatinda Ceanin diliyle teqdim
olunur.
4.
Nizaminin “Sirler xezinesi”, Qallanin fransiz diline tercume etdiyi “Min bir gece”
nagillari bu dovrde yaranmis edebiyyata ciddi tesir etmisdir. La Fonten ise fransiz
tedqiqatcilari Rone Raduan ve Kristian Lasonun tutarli delillerle gosterdiyi kimi
temsillerinin movzusunun bir coxunu “Pancatantra”, “Mhabharata”, “Artasastradan”
Pilpaydan goturmusdur. Tedqiqatcilarin qeyd etdiyi kimi, La Fonten temsillerinin bir
coxunun movzusu yunan temsilcisi Ezopdan exz olunmusdur. Losan ve Raduanin
xususi vurguladigi tek Ezop Serqde, o cumleden Babilistanda olmus, xalqin
danisdiqlari nagil ve temsilleri qeleme almisdir. Bir sozle, bu movzular Serqden
goturulmusdur.
5.
Fransiz tedqiqatcisi Edif Mantel dunya xalqlarinin nagillarini bir toplu seklinde nesr
etdirmisdir. Cox teessufler olsun ki, burada meshur Azerbaycan nagili “Sengul, Sungul,
Mengul”u Iran nagili adi ile teqdim olunmusdur. Halbuki, bu nagili sair Mikayil Musfiq
nezmle qeleme almisdir.
6.
Taninmis turkoloq Hans Ehmed Smide kecen esrin 70-ci illerinde Azerbaycan
nagillarini alman diline tercume edib, qisa zaman kesiyinde her defe 20min tiraj
olmaqla, uc defe nesr etdirmis, tezlikle satilib qurtardigini gorub heyretle demisdir:
“Deyesen, dunya nagila yeniden qayidir.” Beli, dunya nagila qayidir.
Esin Kumlu / [email protected]
Deconstructing the Captive Education:
Creating Différance among the Lonely Crowd
In 21st Century, daily life has become much more difficult to deal with, and conflictcentered social life has begun to dominate the lives of the individuals more and more. In
that kind of a hieroglyphic world, the key of creating difference in education is the use of
literature in the classroom. The classroom is a dynamic venue as life itself, and through
42
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
literature, a teacher can unite living and learning that will promote a better social and
psychological life for the learners. The subject of this study is to present the “MECL
Way” that is the acquisition of “Multiculturalism”, “Empathy”, and “Creativity” through
Comparative Literature. The objective of this study is to display the magical power of
comparative literature in the classroom from a post-structural perspective, and to indicate
how literature teaching brings learners in key concepts of life. “MECL Way” aims to
illustrate the indispensable interaction between living and learning, and how comparative
literature can promote the creation of creative and emphatatic individuals, who will be
strictly bounded with other cultures, and unavoidably different from the lonely crowd.
Evi Saluveer / [email protected],
Kristel Ruutmets / [email protected]
Using Folktales in Teacher Education
Folktales are part of every nation’s cultural heritage. They help us to learn about the
nation’s values, beliefs and behaviours as well as about its everyday life and habits. They
can also tell us about the past as they have grown out of the lives and imaginations of
people through centuries. What makes folktales a valuable source for understanding and
learning about the other culture(s) is that despite being regional, they often contain
universal features, e.g. similar characters and themes.
Children enjoy folktales for many reasons. First, folktales are enjoyable and
memorable because of humour and entertainment in them. Second, they appeal to
children’s sense of justice: good is rewarded and evil is punished. Third, they usually
have clear-cut and familiar characters. Finally, the rhyme and repetition of many
folktales attract children.
When teaching folktales to children, teachers should have a broad repertoire of
approaches and techniques to make the learning process easier. In the history of teaching
culture different approaches can be noticed, which, in broad terms, can be divided into
two: mono-cultural and comparative approach. As students should be encouraged to
reflect on their own culture and compare it with the other(s) the comparative approach is
more preferable. Through comparisons learners discover both similarities and
differences of their own and other cultures. This, in turn, can lead to increased
knowledge, understanding and acceptance.
A workshop conducted with our college students made use of the comparative
approach. It was based on two animal stories (Turkish and Estonian) and targeted at
future English teachers at primary level. The workshop was delivered and filmed by the
students’ ELT methodology teacher. During the workshop the students were asked to
reflect on some general issues related to using folk tales in English classes (e.g.
brainstorming and discussing reasons for and advantages of using folk tales with primary
children). In addition, the students were engaged in different practical activities
connected to the two stories.
43
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Faranak Abbaszad Tehrani / [email protected]
FACE THREATENING ACT:
In Different Muslim Countries
In using language there have been problems all the time.In fact most of the people
have the problem in using utterances in relation to the language and culture. Across
cultures the people need to know what sort of assumptions and what sort of reasoning
they should use to produce universal strategies of verbal interactions . In this study it is
aimed to know the difference or similarities between the culture of two countries which
may affect the assumption and reasoning of the people .In this study I will try to find
answer to the following question : Is there any difference between Turkish and Iranian
people in using Face Treatening Acts related to their cultures ? The null hypotheses for
this ,therefore , will be : There is no difference between Turkish and Iranian people in
using Face Threatening Acts related to their culture . In this research one questionnaire
including 20 questions have been constructed according to Brown and Levinson’s(1978)
Face Threatening Acts.The responses had three levels as :strongly,somehow and weakly
.According to the level that these questions threatened the face of students, they chose
their responses.Two groups including 50 students of university in each have participated
in this research.One of the groups was Iranian and the other was Turkish.The
questionnaires have been given to them.On the whole there were 100 university students.
Based on the results it can be concluded that there is a statistically significant difference
between Iranian and Turkish people’s use of the FTA. Thus the null-hypothesis as no
significant difference between the Iranian and Turksish people’s use of FTA is rejected.
So we can understand that how Face Threatening Acts are different from one culture to
the other one .
Feryal Çubukçu / [email protected]
MORALISTIC MAGIC WAND OF FOLK TALES
From birth to death we hear and imbibe the fairy and folk tales which take us to a
wild goose chase and toy with our imagination. What is referred to as a fairy tale is
often a folk tale which has its roots in the experience and fantasy of primitive peoples
who cultivated the tale in an oral tradition (Zipes, 1994, p.ix). The power of folk tales is
the social one: they seek to celebrate humankind’s capacity to transform the mundane
into the utopian as part of a communal project. They have tended to project other and
better worlds, they spread word through images about the feasibility of utopian
alternatives. Beginning with the period of Enlightenment, folk tales were regarded as
useless for the bourgeois rationalization process. Over the last three centuries our
historical perception of fok and fairy tales has been negatively twisted by aesthetic
norms, educational standards and market conditions that we can no longer distinguish
folk tales from fairy tales. Nitschke (1979) claims that the tales are reflections of the
socila order ina given historical epoch and they symbolize the aspirations, needs,
44
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
dreams and wishes of the people, either affirming the dominant socila values and norms
or revealing the necessity to change them. Each narrative begins ith a seemingly
hopeless situation and that the narrative perspective is that of the folk in sympathy with
the exploited protagonist of the tale. The passivity of the hero is to be seen in relation to
the objectively hopeless situation. The winners are the ones with virtues (industry,
obedience, humility, chastity, honesty, generosity…)
The folk tale is part of a precapitalist people’s oral tradition which expresses their
wishes to attain better living conditions through a depiction of society. Readers would
go to soothing places and would be taken from the corruptions of adulthood, travelling
from the ugly competitive cities to beautiful, sympathetic nature from a different reality
to a comfortable world of imagination. Scholars such as Benjamin and marcuse believe
that the truth value of folk tales relates not only to the past but also to the future: the
forms of freedom and happiness the folk tales invoke claim to deliver the historical
reality. In this study, the aim is to show how values are imbedded in the folk tales taken
from Denmark, Malaysia, Germany, Turkey and Russia (European and Asian countries)
and how such tales are used to teach the reading strategies in English Language teaching
classes
Francesco Moretti / [email protected]
Cloud-cuckoo-town:
Creative and Artistic
Game on the Birds of Aristophanes
The workshop is about the use of artistic game on the subject of birds and flying,
starting from the Aristophanes’ comedy The Birds. Two fugitives of the human species
find their way into the domain of the birds, who are determined to revenge themselves
for the hostilities they have suffered from man. They advise them to create an enormous
State. Thus, the wondrous city, Cloud-cuckoo-town, is built above the earth. Participants
will use various artistic means, i.e. painting and construction of imaginative birds’
masks, wings and props. They will interpret with their own imagery a story which
symbolizes human’s admiration to birds and human’s ambition to fly and that is linked
with noumerous myths and leggends in all cultures. Dramatization and animation of the
artistic objects may follow, according to participants’ ideas and willings.
Poor or recycled materials will be used for the artistic creations, so that they can be
reproduced in educational settings also of poor comunities. The workshop will be
supported by video and photos. This workshop is addressed to everybody for a
maximum of 15 people and will last 3 hours. There is no requirement of prior experience
on visual arts.
Gamze Almacıoğlu
Elif Leyla Toprak / [email protected]
45
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Teaching English through Fairy Tales
with Special Reference to
Problem Presentation Activities
To understand stories, or any prose, the text can be examined at two levels: the
micro-structure level and the macro-structure (super-structure) level. Theories and
research in story comprehension are based on many of the concepts related to macrostructures of text. The basic concept underlying current approaches to story
comprehension is that macro-structures of text have real-time psychological components
in the mind, which researchers call “schemata”. Recent researchers and theorists have
developed “story grammars”, which are further refinements in the application of
schemata theory to story comprehension. They try to describe in deep structures which
underlie many similar stories. With an increased emphasis on problem presentation and
problem-based learning in the instructional design field, new methods for task analysis
and models for designing instruction are needed. Stories are the most natural and
powerful formalism for storing and describing experiential knowledge that is essential to
problem solving. Problems are solved by retrieving similar past experiences in the form
of stories and applying the lessons learned from those stories to the new problems. The
goal of this study is to analyze the “fairy tales” according to “story grammar” theory
with the use of problem presentation activities. Moreover, problem presentation
activities used for analysis of fairy tales are depended on language-based approach. The
reason why fairy tales are chosen in the present study is that fairy tales, presenting a rich
source of authentic materials, are ideal to start with language teaching to the young
learners. As it is mentioned above, fairy tales are not one-single-culturally specific but
suggest a universally-shared formal text structure, namely super-structure (Toprak,
2004). Fairy tales are a well established, typical text, with distinctive thematic and
formal features. However, despite their typicality, fairy tales allow more scope for
creativity than other text-types, and, what is even more important; they can touch a place
deep within our subconscious. They are much more than just stories: they are teachings
that have been handed down from generation to generation, from which people learn
about both the dark and bright sides of life. So, fairy tales can appeal not only the young
learners but also foreign language learners of all ages. Keeping the advantages of fairy
tale teaching in mind, literature in the teaching of English will be the main focus of this
study with a special emphasis to the young learners or to the learners who always feel
young.
Gamze Öncül / [email protected]
Short Stories for EFL Reading Classes
When students’ limited access to spoken English in many foreign language settings
is considered, written English is often of primary importance for stimulating language
acquisition. The meaningful and memorable contexts literature offers provide learners
46
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
with opportunities for processing and interpreting new language. At lower levels,
authentic unabridged literature may cause problems and may be replaced by graded
materials, but at higher levels, it is most likely that “students may be so absorbed in the
plot and characters of an authentic novel or short story, that they acquire a great deal of
language” (Lazar, 2002, pp. 17-8). Stemming from this argument, this paper aims at
presenting literature, specifically short stories, as a tool for reading classes in EFL
settings.
Gee Macrory / [email protected]
Traditional and contemporary
perspectives on education for intercultural understanding
This presentation will take as a central issue the importance of developing
intercultural understanding. The path to this kind of understanding is neither obvious nor
easy. Yet it is arguably the key element in world peace and, as such, behoves us all to
instil in every new generation the motivation and will to achieve it. Those, however, are
laudable aims – but without a grasp of the interventions and strategies that are effective,
they remain just aims. Increasingly, these interventions arise from technological and
methodological advances. Yet we must ensure that the development of intercultural
understanding draws on the rich heritage of traditional approaches as well as the novel
and contemporary. Hence this paper will review the complementary approaches to the
development of intercultural understanding that teachers might adopt in the classroom,
weighing up, for example, the contribution of videoconferencing technology against
traditional tales. At the same time, we in the world of education are in the privileged
position of being able to reach not only the children who are our future, but their
beginning teachers also. As well as considering the relative contribution of different
perspectives on intercultural understanding, this paper will review the ramifications of
current developments for teacher education.
Gonca Gökalp Alpaslan / [email protected]
MODERN TÜRK ŞİİRİNDE
HALK HİKÂYELERİNİN İZLERİ
Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojileşmesi(1995) başlıklı çalışmasında Walter
Ong, sözlü kültürün, toplumun ortak malı hazır kalıpların deneyimleri pekiştirecek
şekilde biçimlendirilmesiyle oluştuğuna ve metinden yoksun olduğu için toplum
belleğinde yüzyıllarca gelişerek varlığını sürdürüp, halkın bilincinde yer edindiğine,
sözlü biçimlenen düşünce geliştikçe hazır deyişlerin kullanımının da ince bir ustalık
kazandığına değinir. Ong’un düşüncelerinin yazılı kültüre geçiş aşamasında Türk
edebiyatı için de geçerli olduğu açıktır. Öte yandan metinlerarası ilişkiler kuramı, daha
önce söylenmemiş hiçbir söz olmadığı fikri üzerine temellenir. XX. yüzyıl Türk
edebiyatında sıklıkla tartışılan konulardan biri olan, “edebiyatta gelenekten yararlanma”
47
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
sorunu, bugün hem Walter Ong’un düşünceleri ışığında hem de metinlerarası ilişkiler
kuramı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu açıdan baktığımızda, sanıldığından daha
yaygın ve derinlikli bir yaklaşımla Türk edebiyatında geçmişin hikâyelerinden
yararlanıldığı fark edilir.
Nitekim modern Türk şiirinin köşetaşı niteliğindeki şairlerin çoğunun, sözlü kültürün
birçok öğesini doğrudan ya da dolaylı olarak işlediği görülür. Nazım Hikmet, Asaf Halet
Çelebi, Orhan Veli, Cemal Süreya, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Cahit Külebi, Behçet
Necatigil, Attila İlhan, İlhan Berk, Hilmi Yavuz, Murathan Mungan gibi pek çok şairin
dizelerinde, Türk halk hikâyelerinin açık ya da kapalı izleri vardır. Şairlerin kimi zaman
yaygın halk hikâyelerini “yeniden yazma” yoluyla günün koşullarına uyarladıkları, kimi
zaman anıştırma, gönderme, alıntı yoluyla Türk halk hikâyeleriyle derin bağlar
kurdukları görülür. Fakat onları özgün ve özel kılan yanları, sanatçıların sözel anlatı
dağarcığımızı bireysel dehalarıyla birleştirmeleri ve çağdaş insanı, dünyayı ifade
etmeleridir. Adı anılan şairlerin hepsi halk kültürünün ve onun içinde de halk
hikâyelerinin derinliğini, yüzyıllarca anlatıla anlatıla incelip berraklaşan yanını hissetmiş
ve yer yer onları yeniden yorumlayarak kendi şiirlerine dönüştürmüştür. Onların şiirini
anlayabilmekse bütün o halk hikâyelerini bilmekle mümkündür.
Şiirimizde Türk halk hikâyelerinin nasıl, neden ve hangi yollarla işlendiğini
belirlemeye çalışmak, çağdaş Türk edebiyatının derin yapısında halk kültürünün izlerini
çözmek bakımından son derece önemlidir. Bu bildiride yöntemsel olarak metinlerarası
ilişkiler kuramından yararlanarak, halk hikâyeleriyle modern Türk şiiri arasındaki
ilişkinin çözümlenmesi amaçlanacaktır.
Gonca Ekşi
Using Short Stories with TPR for Young Learners
Stories play a universally-significant role in children’s lives. Not surprisingly, story
telling has a significant role in the language learning process of children. They offer
natural and enjoyable repetition of words and phrases. They are highly motivating. They
are very fruitful for the language classroom for young learners as they offer a wide range
of activities involving visual, auditory, tactile and dramatizing activities. As stories are
familiar cross-culturally, they provide comprehensible input for children. Total Physical
Response (TPR) activities are particularly appropriate for young learners because TPR
simply require children to listen to comprehensible input and respond only through
movement and action. Children develop skills in listening and speaking as well when
they feel ready through TPR. Dramatizing and tactile activities based on short stories for
young children are comprehensible, enjoyable and motivating. In this study, a wellknown children’s story is exploited and a number of TPR activities based on the story
48
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
are developed. The activities are done with a group of young learners. The classroom
experience and the reactions of the children are recorded to show how TPR activities
based on short stories can be used to teach English to young learners effectively.
Göktan Ay / [email protected]
Eğitimde Halkbilim’den Nasıl Yararlanabiliriz?
Halkbilim olarak üniversitelerde yer alan, ancak hala halk arasında yaygın ve yanlış
olarak “folklor” diye kullanılan, halk kültürü değerleri, doğumdan ölüme kadar insanları
etkilemekte, onlara şekil vermektedir.
Bilindiği üzere temeli insan olan ve toplumbilim içerisinde yer alan “halkbilim”, bir
çok ana dal yanında ara dallarla örülmüştür. Yöresel olarak değişiklikler gösteren, ancak
genel anlamda bütünlükte arz eden bu değerler, insanımızın renkli dünyasını da ortaya
koymaktadır.
Daha çok ustadan çırağa, meşk ve kulak yolu ile, görerek, duyarak, yaparak,
işleyerek gelen bu değerler, son yıllarda eğitimde kendi alanına uygun bölümlerde yerini
almaya başlamıştır. Müziğin, oyunların,
çalgıların,
seyirlik oyunlarının
“konservatuarlarda”, halk yemeklerinin, el sanatlarının “Meslek liselerinde”, gelenekgörenek ve inanışların “sosyoloji bölümlerinde”, halk tıbbı ve halk ilaçlarının “tıp
fakültelerinde”, halk mimarisinin “mimarlıkta” uygulanması gibi.
Bu değerlerin eğitimde yerini alması ile, halkbilim ürünleri disiplin altına alınmaya,
araştırılmaya, derlenmeye, doğru ve yanlışlar üzerinde tezler yazılmaya, akademik
bakışa v.b. yol açılmış bulunmaktadır.
Bildiride; 71.5 milyon nüfusa erişen ülkemizde bu değerlerin, eğitim kurumlarında
nasıl yer alması, işlenmesi ve sonuca ulaşması gerektiği konusunda, yaş ve pedagojik
özelliklerde dikkate alınarak değerlendirmeler yapılacaktır.
Anahtar kelimeler ; Halkbilim, insan, eğitim, akademik, üretim
Gözde Çolakoğlu / [email protected]
Osmanlı Türk Müziğinde Melodi- Usul-Aruz İlişkisi
Dil, gelenek ve görenekler, edebiyat ile müzik ve resim gibi sanatlar tarih boyunca
kuşaktan kuşağa iletilmiş kültürel öğelerdendir. Sayıları daha da arttırılabilecek olan bu
öğeler arasındaki ilişkiler ise yadsınamayacak kadar büyük önem taşımaktadır. Bir
toplumda gelenek ve göreneklerden bağımsız bir müzik kültürü düşünülemeyeceği gibi,
edebiyattan bağımsız da düşünülemez. Bu durumu Türk dili ve edebiyatı içinde ele
alacak olursak, aynı şekilde geleneksel Türk ve Halk müziğinin, halk ve divan
edebiyatından ayrılamayacağını görürüz.
Bu bağlamda besteciler tarafından bestelenen, ozanlar ve âşıklar tarafından yakılan
halk edebiyatı örnekleri incelendiğinde edebi özellikler ile form, yapı ve ritmik özellikler
arasında paralellikler olduğu görülmektedir. Aynı şekilde divan edebiyatına ait
örneklerin bestelendiği eserlerde aruz vezni; eserin form, usul ve genel yapısı içerisinde
49
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
yankılanır, adeta eserin içinde yaşar. Edebi yapı, sözlerin vuruculuğu, aruz kalıplarının
kendini eser içerisinde göstermesi, edebiyat ve müzik eserindeki bileşenlerin ilişkisiyle
oluşur.
Bir eserin ritmik ve melodik yapısının güftedeki manayı ifade edebilmeyi sağlayan
en önemli unsurlar olduğu düşünüldüğünde de; her aruz kalıbının bestelenebileceği
belirli usullerin olduğu sonucuna varılmaktadır. Usul ve melodi bestelenen şiirdeki açık
kapalı heceler, aruz vezni ve prozodi kuralları çerçevesinde şiire giydirilir. Aruz
kalıplarının iç ve dış ritmi, eserin iç ve dış ritmiyle birleşir. Bu nedenle eserlerdeki tüm
odak noktalar aruzun belirli kalıplarına göre düzenlenir.
İşte bu bildiride Osmanlı- Türk Müziğindeki dönemler bağlamında melodi-usul-aruz
ilişkisi ele alınacak, mihenk taşı sayılabilecek bestecilerin eserleri aruz kalıpları, melodi
kalıpları ve usul kalıpları ilişkisi bağlamında görsel ve işitsel olarak desteklenerek,
incelenecektir
Gulkhumor Tuychieva / [email protected], [email protected]
Aruz in the Crossroads of Civilizations
The verse studying in the East was developed in two turns: -First, learning of verse
as its meaning; -Second, learning the structural aspects and elements of verse. The main
question of the first turn was – “What is verse?” And the second turn answered to the
question – “From what internal elements verse consists of?” In middle ages there were
hundreds of works on poetic, stylistics, versification in Arabic, Persian and Turkic
languages. These two ways of verse studying has been supported by scientists from
Central Asia (Uzbekistan) which have left the contribution to processes of becoming of
the basic three directions - studying Arabian, Persian and Uzbek Мruz systems. The first
period on the development of philological science in the Central Asia was connected
with the verse’s poetic speech origins and scientists like Beruniy, Ibn Sino, Abu Nasr
Farobiy and Ibn Rushd who try to explain the differences of poetic and prosaic speech.
On Uzbek aruz system we know only three works: “Funun al-balaga” of Shaih Ahmad
ibn Khudoydod Tarozi, “Mizan ul-avzan” of Alisher Navoi and “Aruz risolasi”
(“Mukhtasar”) of Zahiriddin Muhammad Bobur. There are about 29 middle age authors
who have written treatises on Persian Мruz and four of them were from Uzbekistan. In
studying of Arabian Мruz system had a great contribution as al-Jawhari (“Aruz-u
vurqati”), Abu Abdullah al-Khorazmi (“Mafatih ul-ulum”), Mahmud Zamakhshari (“AlQistas”), Yusuf Sakkaki (“Miftah al-ulum”) and Yaqut Khamavi (“Mu’jam ul-udaba”).
All these authors and their works played very important role in the development of
national poetics (Arab, Persian and Uzbek) and their works became the noticeable
milestones on aruz for next ages. They studied of aruz in details, revealed the historical
development and burning of aruz correctly, comparatively showed and synthesis of the
opinions of all the scholars, and finally, created the complete aruz theory. They learned
the aruz theory of Arab, Farsi and Turkic literature, comparatively studied them, and
continued the way of their predecessors on the transformation of this theory with the new
lingual condition. They participated in the process of new national aruz theory
50
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
compilation, on the basis of Arab theories. They ensured the presence and continuous
development of national traditions.
Guzel Strelkova / [email protected]
PRINCE GULFAM AND MODERN INDIAN PROSE
The paper deals with a popular in dastan poetics motif of a love between an earthy
prince and a fairy which was used in the first Urdu play “Indra Sabha” (1853) and
presented the so called “Hindu-Muslim synthesis”. Prominent Hindi writer P. Renu in
his story “The Third Vow or Killed Gulfam” and some other Indian writers brilliantly
applied this motif. My aim is to show how it helps to a writer to create a plot,
characterize a hero, transmit international folklore and literary tradition and reach some
other tasks.
GÜL TEKAY BAYSAN/[email protected]
LANGUAGE, LITERATURE, CULTURE AND CIVILISATION IN
FORMING FUTURE LANGUAGE TEACHERS
As a scholar in the field of language and literature, and as a teacher of
French, I shall base my paper on some theoretical works in the area of French
studies and didactics as well as on my own experience. I intend to present my
point of view by asking the following questions: Are there rigid borders which
separate language, literature, culture and civilisation? Could any of us
teach/learn one without referring to the others? Is it possible to acquire a
language in an isolated, laboratory-like medium separated from the real life?
Of course, the future foreign language teacher ought to be trained in a way
to assure her/him to be able to communicate in that language. The development
of language skills should be completed by that of teaching skills, assured by
the specialists of the area. However, the future teacher should also acquire
consciousness of the soul behind the form, that is, s/he should develop
awareness on the life of the language as a social product and have some
knowledge on the society which has been using it for centuries.
Many teachers and scholars believe in the importance of various disciplines
in teaching of French. An overview of the contents of the “French Review”,
the official journal of the American Association of Teachers of French,
witnesses the coexistence of essays on linguistics, teaching methodologies,
cultural and literary studies. As to the “Le Français dans le Monde”, the
journal of the “International Federation of Teachers of French”, it contains
51
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
pedagogical documents on various subjects regarding grammar, writing,
business French as well as articles on culture, society and literature. In our
department of French, we form our students with a strong consciousness on the
unbreakable links between language, culture, civilisation and literature. The
recently introduced course on French culture shall certainly help us develop
their awareness of the area.
Gülay Mirzaoğlu / [email protected]
“Halk hikayesi anlatı geleneğinin
günümüzdeki süreklilikleri:
Hikayelerden bugüne ulaşan türküler”
Halk hikâyesi anlatı geleneğinin icrasında en önemli unsurlardan birisi müziktir. Bu
geleneğin müzikal boyutunu ise hikayeye ait türkülerin söylenmesi oluşturur.
Günümüzün müzik repertuvarı ve türkü dağarcığı içinde bu türkülerin önemli bir yeri
vardır.
Bildiride, geleneksel anlatı – müzik/türkü ilişkisi, hikaye anlatım geleneğinde
türkülerin rolü ve işlevi analiz edilecek, günümüz halk müziği geleneğinde bu türkülerin
yeri ve anlamı türkülerin geçirdikleri sözlü süreç ışığında tartışılacaktır.
Gülçin YAHYA KAÇAR / [email protected]
Türk Mûsikîsi Formlarında Kullanılan
Divȃn Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Türleri
XIII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar süren Dîvan Edebiyatı, kurallara bağlılığından ve
kalıcılığından dolayı Klâsik Türk Edebiyatı olarak da adlandırılmakta ve kabul
edilmektedir. Yüzlerce yıl geçmesine rağmen değerini yitirmeyen bu edebiyat türü diğer
sanat alanlarını da etkilemiştir. Türk Mûsikîsi de bu sanatların başında gelmektedir.
Yüksek bir değer taşıyan, ruha hitab eden, sanat gücünün ve zevkinin en seçkin
örneklerini Divân Edebiyatının ürünleriyle hoş bir sadâya dönüştüren Türk Mûsikîsi
zengin bir form ( biçim ) çeşitliliği ortaya çıkarmıştır. Form, mûsikî kalıbıdır, ritmik ve
melodik düzendir. Nasıl ki şiirde, romanda, konuşmada, edebiyat sanatının bütün
dallarında duygu ve düşünceleri ifade eden cümleler var ise, mûsikî sanatında da duygu
ve düşünceleri ifade eden cümleler vardır. Bu cümleler birleşerek bir ifade meydana
getirir. Bir kompozisyon oluşturur. Mûsikî ile yapılan bu kompozisyonun kuralları,
kaideleri yüzyıllar içerisinde şekillenmiştir. Bu kalıplar tarihi, sosyolojik, kültürel,
etkileşimlerle biçimlenmiştir. Küçük bir mûsikî motifinden başlayarak gelişen form,
önce mûsikî cümlesine daha sonra mûsikî bölümüne sonra da mûsikî eserine
dönüşmektedir. Motifler birleşerek cümleleri, cümleler birleşerek bölümleri, bölümler
52
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
birleşerek eserleri meydana getirmiştir. Formlar yapılan mûsikînin amacına, yerine,
türüne, tarzına göre şekil almış, farklılıklar göstermiştir.
Divân edebiyatının etkisiyle çoğunlukla sözlü ifadeye dayalı bir Türk mûsikîsi
oluşmuştur.
Divân Edebiyatı nazım şekilleri ve türleri, içeriklerine göre dînî ve din dışı Türk
mûsikîsi formları olarak kullanılmıştır. Şarkı, Divân, Nazîre, Murabba, Muhammes,
Müseddes, Müsebba, Destan, Gazel, Münâcât, Na’t, Mesnevî, Kaside, Mersiye, Tevşih,
Tevhîd gibi nazım şekilleri ve türleri aynı zamanda Türk Mûsikîsinde aynı adla
kullanılan formlardır. Bu formlarda ilâhi ve beşeri aşk en önemli konulardır. Kelimelerin
açık ya da kapalı oluşlarına göre nağmeler oluşturulmuştur. Aruz vezni ile yazılan
beyitler, arûz kalıbının özelliğine göre çeşitli usûllerde bestelenmiştir. Arûz’un Remel
bahrine giren Fâilâtün, Feilâtün ve Recez bahrine giren Müstef’ilün, Müstef’ilâtün ailesi
kalıplarıyla yazılmış güftelerin en fazla Ağır Aksak,Aksak, Devr-i Hindî, Curcuna,
Müsemmen usûlleri kullanılarak; Arûz’un Hecez bahrine giren Mef’ûlü, Mefâîlün
kalıplarıyla yazılmış güftelerin en çok Sengin Semâî, Aksak, Türk Aksağı usûlleri
kullanılarak bestelendiği görülmüştür. Bu durum arûz kalıplarıyla yazılmış güftelerde
bazı usûllerin vazgeçilmez hatta kesin kural olmasına neden olmuştur. Güfte, usûl ve
form arasında sıkı bir ilişki ve bağ kurulmuştur.
Bu bildiride Dîvan edebiyatı nazım şekillerinin ve türlerinin Türk mûsikîsi
formlarında nasıl kullanıldığı üzerinde durulacaktır. Motif, cümle ve bölümlerin şematik
gösterilişleri, makam ve usûl kullanımları, örnek eser listesi ve bazı formlarda örnek eser
dinletisi yapılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Divân Edebiyatı, Türk Mûsikîsi, Arûz, Form, Usûl
Gülçin YAHYA KAÇAR / [email protected]
İSMET DOĞAN / [email protected]
TÜRK HALK MÜZİĞİNDE KULLANILAN
HALK EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
Türk Halk Edebiyatı, Türk milletinin yaşayışını, inancını, duygularını, geleneğinigöreneğini, kültürel kimliğini ve karakterini yansıtan, anlatan bir edebiyattır. Destan,
efsane, masal, hikaye, bilmece, mâniler, karagöz, orta oyunu, fıkra ve aşıklık geleneği
gibi Türk toplumuna mal olmuş geleneksel kültüre ait ürünler Türk Halk Edebiyatının
alanı içerisinde değerlendirilmektedir.
Türklerde Şaman-baksı-ozan kültürünün devamı olan aşıklık geleneği, Türk Halk
Müziğinin temelini oluşturmuştur. Aşıklar halk arasında sazıyla birlikte şiir okuyan,
türkü söyleyen, halk sanatçılarıdır. Halk kültüründe sözsüz bir müzik düşünülemediği
için Türk Halk Müziğinin özünü de söz unsuru teşkil etmektedir. Koşma, Semâî,
Varsağı, Destan, Türkü, Mâni, İlâhi, Divân, Koçaklama, Güzelleme, Nefes, Deme gibi
Türk Halk Edebiyatı nazım biçimleri Türk Halk Müziğinde belli kurallara bağlı kalarak
bestelenmiştir. /yakılmıştır. Türk Halk Müziği repertuarında her ne kadar eserlerin
çoğunda « Anonim » yazıyorsa da hepsinin bir bestecisinin olduğu aşikârdır. Yaşanılan
53
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
yerler, bölgesel özellikler, kahramanlık olayları, dinî ve dünyevî duygular, toplumsal
olaylar, acılar,ağıtlar, sevinçler türkülere konu edilmiş, bu konulara göre de Türk Halk
Müziğinde farklı besteler ve biçimler oluşmuştur. Kırık Havalar, uzun havalar,
zeybekler, oyun havaları gibi biçimleriyle Halk müziği zenginleşmiştir. Kırık havalar
7’li, 8’li, 11’li hece ölçüleri ile yazılan şiirlerden, Halk Müziğinde değişik ve çoğunlukla
aksak usûl kalıplarıyla bestelenmiştir. Uzun havalar ise Karacaoğlan, Dadaloğlu, Emrah
gibi halk ozanlarının deyişleri üzerine kimi zaman da halktan kişilerin sözleri üzerine
söylenmiş irticâlî ezgilerden oluşan, bölgesel özelliklere göre de değişik adlar alan bir
biçim haline gelmiştir.
Bu çalışmada Halk Edebiyatı nazım biçimlerinin Türk Halk Müziğinde nasıl
kullanıldığı üzerinde durulacaktır. Motif, cümle ve bölümlerin şematik gösterilişleri,
makam ve usûl kullanımları, örnek eser listesi ve bazı formlarda örnek eser dinletisi
yapılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Halk Edebiyatı, Türk Halk Müziği, Türkü, Kırık Hava, Uzun
Hava, Zeybek
Gülda Çetindağ Süme / [email protected]
“Tuz Kadar Sevgi”
Masalı Bağlamında Tuzun Sembolik Çağrışımları
Kolektif yaşamın ve kolektif muhayyile gücünün ürünü olan edebi metinler, bir
millete ait kültürün temsilcisi ve taşıyıcısı konumundadırlar. Bu bakımdan edebi ürünler,
sembolik çağrışımları doğrultusunda incelendiğinde, kültürlerin ortak yönlerini ve
zenginliklerini ortaya çıkarırlar.
Kültürel zenginlik taşıyan edebi metinlerin en
önemli özelliği, kahramanın bir yolculuğa çıkması -ki bu yolculuk, kahraman farkında
olmasa da onun erginleşme/olgunlaşma yolculuğudur- ve bu yolculuk sonunda maddimanevi zenginlik kazanarak kendini gerçek manada bulmasıdır. Destan, halk hikayesi ve
masal gibi anlatı türlerinde karşımıza çıkan bu yolculuk sırasında pek çok sembolden
bahsetmemiz mümkündür. Bu semboller, metindeki sırları çözmeye yardımcı olur ve
tıpkı kahramanın kendini bulması gibi metnin de kendini bulmasını sağlar.
Edebi metinler, tezatlar üzerine kuruludur. İyilik-kötülük, iyi kahramanlar-kötü
kahramanlar, güzel-çirkin, zengin-fakir, genç-yaşlı, akıllı-aptal, doğru-yanlış, doğrucuyalancı gibi zıtlıklar, bütünün iki farklı yönüdür ve hayatın kendisidir. Zıtlıklar üzerine
kurulu bir hayatın göstergesi olan metinler de sembollerle örülmüş bir duvar gibidir.
Duvarın arkasını görebilmek için her bir sembolü çözümlemek, şeffaflaştırmak gerekir.
Aksi taktirde duvarın arkasını yani hayatı görmek mümkün olamaz.
Çalışmamızda karşılaştırmalı bir şekilde inceleyeceğimiz “Tuz Kadar Sevgi” masalı
da bir yolculuğun ve bu yolculuktaki sembollerden “tuz”un sembolik anlamlarıyla
yüklüdür. Günlük hayatta vazgeçilmez olmasının yanında, geçmiş dönemlerdeki
insanların muhafaza işlemlerinde tuza gereksinim duymaları, inanışlarda kutsal kabul
edilmesi, halk hekimliğinde doğal bir ilaç gibi görülmesi vb. tuzun anlam alanlarına
işaret eder.
54
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Tuzun günlük hayatta belli başlı kullanımları, çağrışım değerleri, bünyesinde
barındırdığı anlamlar, uygulanan pratikler ve inanışlar vardır. Bu bakımdan başta tuz
sembolü olmak üzere, masalı açımlayan semboller, bir bütünün parçaları halinde
değerlendirilecektir. Amacımız, sembolik değerlerden hareketle bir masal analizi
yaparak, görünmeyenin ardındaki görünenleri ortaya çıkarmak, çok kültürlü bir bakış
açısıyla karşılaştırma yapmaktır.
Hakeem Salmon / [email protected]
THE PEDAGOGY OF LITERARY
CRITICISM FROM THE MEDIEVAL REPERTOIRE
There is no gainsaying the fact that Literary Criticism right from its birth in the West
in the 4th Century B.C. concerns itself primarily with appreciation, evaluation and
judgement of any literary piece of work. This phenomenom prevailed in the intellectual
endeavors of Abu ‘Amr b. al-’Ala (d. 154/771) who is regarded as the patron saint of
Arabic philological and literary studies . This tendency also reflected in the Tabaqat
literature for which al-Jumahi (d. 230/485) and Ibn Qutaybah (d. 276/889) are
outstanding representatives. However, with the emergence of ‘Iyar al-Shi’r (Touchstone
of poetry) by Ibn Tabataba (d. 321/934) emerged a pedagogical orientation in Arabic
poetics and criticism. What instrument does a prospective poet need to have before
trying his hands at composition? How should he teach the art? What role does natural
endowment play in the practice and how can this be enhanced for effective artistic
production? These are some of the issues my paper intends to address.
Hatice Nilüfer Sarı / [email protected]
İLKÖĞRETİM GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİ
DERSİ ÖĞRETİMİNDE “MİTOLOJİK HİKAYE
ANLATIMI” YÖNTEMİYLE ÖĞRENCİ
UYGULAMALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Yunancada söz, öykü anlamına gelen mitos (mythos), ilkel insan topluluklarının,
yeryüzünü ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlama ve yaşamla ilgili her türlü
oluşumu anlamlı bir biçimde açıklama gereksiniminden doğmuş öykülerdir. Mitoloji,
mitoslar bilimi ve mitosların sistemli bir şekilde toplamı demektir. Mitoloji, sembollerin
birliğidir. Mitolojideki semboller ait oldukları toplumların kültür evrenine işaret ederler.
Toplumlar, ortak sembollere anlamlar yüklerken de
aynı şekilde davranmıştır; ancak anlama bağlı uygulamalarda farklılıklar
görülmektedir.
Bu farklılıkların oluşumunda toplulukların birbirinden etkilenmesinde; o topluluğun
üretim biçimi, yaşadığı coğrafya, dini inançları hatta konuştuğu dil e etkili olmaktadır.
55
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Tarihsel ve sosyolojik unsurlar, doğaüstü inançlar, sezgi gücü, insanin doğasındaki
tutkularla birlikte mitoloji de günümüze değin sanatın yararlandığı bir ilham ve kültür
kaynağı olmuştur.
Yıllar boyunca birçok sanatçı mitolojik hikâyelerden, dini
inanışlardan, sosyal ve politik olaylardan etkilenerek sanatlarına yön vermişlerdir.
Geçmişleriyle bağlarını koparmayan gerçekle hayali birbirine harmanlayan sanatçılar
için kendini ifade şekli olan resimler, bizler için sözlü olmayan görsel hikâyelerle
doludur. Sanat ve sanatçının var oluşunda sürekli bir devinim ve gelişimin olması farklı
sanat anlayışlarında etkili olmuştur. Bunlardan birisi olan sürrealizm
(gerçeküstücülük)de sanatçı yapıtlarında yarattığı düşsel (büyülü) gerçekçilik ile
betimlediği gerçekdışı düşsel mekân ve imgelemlerle bizleri hayran bırakmaktadır. Bu
yapıtlarda düşle gerçeği ayırmak neredeyse imkânsızdır. Sürrealist sanatçılardan biri
olan Salvador Dali’nin eserlerinde de mitoloji ve düş, realist bir biçimde izleyenlere
sunulmuştur. Araştırmamıza konu olan 1953 yıllarına tarihlenen “Bakkhos’un Arabası”
isimli suluboya çalışmasında sanatçı Yunan mitolojisine ait olan Şarap Tanrısı
Bakkhos’u(Dionysos) kendi sürrealist anlatımıyla bizlere sunmuştur. Salvador Dali’nin
kompozisyonlarında ki özgünlük daha çok ilham kaynaklarıyla ilgilidir. Mitolojiden
geldiği kabul edilen çılgınca, hayallerin akıcı ve renksel ir coşku ile yaratılması
bizlerinde onun yardımıyla, kendi kahramanlarımızı yaratmamıza imkân vermektedir.
Tıpkı yapmış olduğu yumuşak saatler, örümcek bacaklı filler veya deforme olmuş
bedenler gibi. Bu çalışmada, İlköğretim 7. sınıfa devam eden 10 öğrencileriyle bir
uygulama yapılması planlanmaktadır. Bu amaçla Salvador Dali’nin “Bakkhos’un
Arabası” isimli çalışmasıyla birlikte öğrencilere Yunan mitolojisi, Şarap Tanrısı
Bakkhos (Dionysos) ve sanat akımlarından sürrealizm anlatılacaktır. Uygulama sırasında
ise öğrencilerden kendi mitolojik ve sürrealist kahramanlarını oluşturmaları ve kısa
hikâyeler yazmaları istenecektir. Böylelikle Görsel Sanatlar Eğitimi Dersi çerçevesinde
mitolojik hikaye anlatımı yöntemiyle, öğrencilerin duygusal, sosyal ve yaratıcılık
eğitimlerine katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Verilen bilgiler ışığında öğrencilerin
çizdikleri resimleri nasıl oluşturdukları ve resimlerindeki en belirgin özelikler
değerlendirilmeye çalışılacaktır. Araştırma kapsamında öğrenciler tarafından yapılan
çizimler ve yazılan kısa hikâyeler analiz edilerek, öğrencilerin kendi yaş grubu içindeki
sanatsal yetilerinin yanısıra cinsiyet ve algılama düzeyleri, bilimsel bulgulara göre
karşılaştırılarak benzer çalışmalarla desteklenecektir.
Hatice Nilüfer Süzen
Eğitimde Edebiyat ve Görsel Sanatlar
Yunancada söz, öykü anlamına gelen mitos (mythos), ilkel insan topluluklarının,
yeryüzünü ve tabiat olaylarını kişileştirerek yorumlama ve yaşamla ilgili her türlü
oluşumu anlamlı bir biçimde açıklama gereksiniminden doğmuş öykülerdir. Mitoloji,
mitoslar bilimi ve mitosların sistemli bir şekilde toplamı demektir.
56
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Mitoloji, sembollerin birliğidir. Mitolojideki semboller ait oldukları toplumların kültür
evrenine işaret ederler. Toplumlar, ortak sembollere anlamlar yüklerken de aynı şekilde
davranmıştır; ancak anlama bağlı uygulamalarda farklılıklar görülmektedir.
Bu farklılıkların oluşumunda toplulukların birbirinden etkilenmesinde; o topluluğun
üretim biçimi, yaşadığı coğrafya, dini inançları hatta konuştuğu dil bile etkili olmaktadır.
Tarihsel ve sosyolojik unsurlar, doğaüstü inançlar, sezgi gücü, insanın doğasındaki
tutkularla birlikte mitoloji de günümüze değin sanatın yararlandığı bir ilham ve kültür
kaynağı olmuştur. Yıllar boyunca birçok sanatçı mitolojik hikâyelerden, dini
inanışlardan, sosyal ve politik olaylardan etkilenerek sanatlarına yön vermişlerdir.
Geçmişleriyle bağlarını koparmayan gerçekle hayali birbirine harmanlayan sanatçılar için
kendini ifade şekli olan resimler, bizler için sözlü olmayan görsel hikâyelerle doludur.
Sanat ve sanatçının var oluşunda sürekli bir devinim ve gelişimin olması farklı sanat
anlayışlarında etkili olmuştur. Bunlardan birisi olan sürrealizm (gerçeküstücülük)de
sanatçı yapıtlarında yarattığı düşsel (büyülü) gerçekçilik ile betimlediği gerçekdışı düşsel
mekân ve imgelemlerle bizleri hayran bırakmaktadır. Bu yapıtlarda düşle gerçeği ayırmak
neredeyse imkânsızdır. Sürrealist sanatçılardan biri olan Salvador Dali’nin eserlerinde de
mitoloji ve düş, realist bir biçimde izleyenlere sunulmuştur. Araştırmamıza konu olan
1953 yıllarına tarihlenen “Bakkhos’un Arabası” isimli suluboya çalışmasında sanatçı
Yunan mitolojisine ait olan Şarap Tanrısı Bakkhos’u(Dionysos) kendi sürrealist
anlatımıyla bizlere sunmuştur. Salvador Dali’nin kompozisyonlarında ki özgünlük daha
çok ilham kaynaklarıyla ilgilidir. Mitolojiden geldiği kabul edilen çılgınca, hayallerin
akıcı ve renksel bir coşku ile yaratılması bizlerinde onun yardımıyla, kendi
kahramanlarımızı yaratmamıza imkân vermektedir. Tıpkı yapmış olduğu yumuşak saatler,
örümcek bacaklı filler veya deforme olmuş bedenler gibi.
Bu çalışmada, Đlköğretim 7. sınıfa devam eden 10 öğrencileriyle bir uygulama yapılması
planlanmaktadır. Bu amaçla Salvador Dali’nin “Bakkhos’un Arabası” isimli çalışmasıyla
birlikte öğrencilere Yunan mitolojisi, Şarap Tanrısı Bakkhos (Dionysos) ve sanat
akımlarından sürrealizm anlatılacaktır. Uygulama sırasında ise öğrencilerden kendi
mitolojik ve sürrealist kahramanlarını oluşturmaları ve kısa hikâyeler yazmaları
istenecektir. Böylelikle Görsel Sanatlar Eğitimi Dersi çerçevesinde mitolojik hikaye
anlatımı yöntemiyle, öğrencilerin duygusal, sosyal ve yaratıcılık eğitimlerine katkı
sağlanacağı düşünülmektedir. Verilen bilgiler ışığında öğrencilerin çizdikleri resimleri
57
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
nasıl oluşturdukları ve resimlerindeki en belirgin özelikler değerlendirilmeye
çalışılacaktır. Araştırma kapsamında öğrenciler tarafından yapılan çizimler ve yazılan kısa
hikâyeler analiz edilerek, öğrencilerin kendi yaş grubu içindeki sanatsal yetilerinin
yanısıra cinsiyet ve algılama düzeyleri, bilimsel bulgulara göre karşılaştırılarak benzer
çalışmalarla desteklenecektir.
.
TÜRK
HALK
EDEBİYATI
ÖYKÜLERİNİN
UYARLAMALARINDA FİLM AFİŞLERİ
SİNEMAYA
(WORKSHOP )
Yard.Doç.Dr. Hatice Öz. Maltepe Ünv. İletişim Fak. Öğr. Üyesi
Öğr.Gör. Adem Yücel. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Arş.Gör. Seda Erel. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Arş.Gör. Özer Karakuş. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Arş.Gör. Ebru Özbakır. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Arş.Gör. Özge Baydaş. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Uzm. Merve Poray. Maltepe Ünv. İletişim Fak.
Emine Tuncer. Maltepe Ünv. İletişim Fak. Yüksek Lisans Öğrencisi
Ayfer Ergenç. Maltepe Ünv. İletişim Fak. Yüksek Lisans Öğrencisi
Funda Gümüş, Marmara Ünv. G.S.F. Resim Bölümü Öğrencisi
Seyit Murat Buçukoğlu, Marmara Ünv. G.S.F. Resim Bölümü
Öğrencisi
Özellikle gençlerde okuma alışkanlığının giderek azalması nedeniyle
kültürel değerler unutulmaya yüz tutmaktadır. Kültürel değerlerin yaşatılıp
sonraki kuşaklara taşınmasında artık daha güncel mecralar kullanılması
gereksinimi ortaya çıkmıştır. Gençlerin en çok zaman ayırdıkları ortam olarak
internet, bilgisayar, oyun ve film ortamları kültürel değerlerin öğretilmesi ve
yaşatılması amacıyla kullanılabilir. Bilgisayar, oyun ve film ortamlarında
gerçeküstü karakterler, olaylar çocukların ve gençlerin ilgisini daha çok
çekmektedir. Gençlerin bu ortamlara ve konulara olan ilgisinin kültürümüzün
58
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
öğretimi ve sürekliliği için bir avantaja dönüştürülmesi gerekmektedir. Ayrıca
bilgisayar ve sinema teknolojisi ile çok daha geniş bir kitleye ulaşabilmek
mümkün olduğundan kültürümüzün daha evrensel bir boyutta tanıtımını
yapabiliriz. Kültürel değerlerin ülke tanıtımında kullanımında sinemanın da
büyük katkısı olmaktadır. Bilgisayar ortamı belirli bir teknolojik bilgi
gerektirse de sinema artık evlerde bile filmlerin izlenebildiği olanaklara
ulaşmıştır. Ülkemizin tanıtımında da Türk masal kahramanları ve efsanelerinin
sinemaya aktarılarak uluslararası ortamlarda yer alan filmler haline getirilmesi
etkili olacaktır. Bu konuda öncelikle sinema sektöründeki yapımcıların kültürel
içerikli filmlere daha çok bütçe ayırmaları ve kültürel tanıtım için bu filmlerin
uluslararası ortamlarda sunulabilmesi için gerekli koşulların sağlanması
gerekmektedir.
Görsel tasarımcılar olarak workshop katılımcıları ürettikleri afişlerle zaman
zaman olmayan ama olmasını istedikleri filmler için afişler üretecekler ve
sinemanın kültürel tanıtımdaki önemine dikkat çekilmesi için bir adım atmış
olacaklardır.
“Türk Halk Edebiyatı Öykülerinin Sinemaya Uyarlamalarında Film
Afişleri” başlıklı workshop kapsamında günümüze kadar yapılmış olan konusu
Türk Halk Kültürü olan
fimler ve afişleri incelenecek,bu filmlerin günümüzde yeniden çekildiği
varsayılarak güncel film afişleri tasarlanacaktır.
Örnek olarak kültürümüzdeki Keloğlan, Tepegöz, Karaoğlan, Tarkan, Oğuz
Kağan, Malkoçoğlu, Şahmaran gibi karakterler günümüz sinema teknolojiyle
canlandırıldıklarında ilgi çekici ve bilgilendirici bir etki sağlayabilirler.
Yöntem olarak öncelikle halk edebiyatı öyküleri incelenecek ve sinema
uyarlama afişleri yapılacak öyküler seçilip katılımcıların tercih ettikleri
tekniklerle görselleştirilecek ve Workshop sonucunda oluşan afiş tasarımları
kongre katılımcılarına bir sergi ile sunulacaktır.
Kullanılacak teknikler kolaj, suluboya, kuruboya, guaj, fotografik, dijital
illüstrasyon vs… olabilir. Katılımcı afişini istediği teknikte üretebilir.
Helen Gersman / [email protected]
The Two Perspectives on Literary
History with the Example of Arabic Literature
59
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Literary history can be presented in two ways which differ in perspective. The first
perspective would be chronological and in which the historical background has been
taken into account so that the political, social and cultural conditions outline and
influence the development of literature in a specific society, and the biographies of the
authors illustrate the chronological sequence. The second perspective leaves out the
historical background and social conditions, and views the literary history through the
development of different genres and their changes in time without stressing the
importance of specific authors or historical eras. In this paper literary history is seen as
the history of everything that has been written. The examples are taken from Arabic
literature.
Hikmet Asutay / [email protected]
Şafak Öner
Nilüfer Epçeli
Zahide Torun
Gözde Özkök
Azize Diyar
Fatma Cengizman
Serpil Öztaş
Loreley ve Sarıkız Söylencelerinde
Benzer İmgelem ve İşlevler
Halk öyküsü bağlamında bir tür olan halk söylenceleri çerçevesinde farklı iki
kültürden farklı yapıda ancak benzer figür ve temaların kullanıldığı iki halk
söylencesinin karşılaştırmalı yapı ve içerik incelemesi yapılacaktır. Bu inceleme halk
söylencelerinde gözlemlenen bir takım benzerlik ve ayrımları ortaya koymayı
amaçlamaktadır. İnceleme konusu olarak ele alınan söylencelerden biri Romantizm
dönemi Alman kültürüne ait Loreley söylencesi, diğeri de Türk kültürüne ait olan Sarıkız
söylencesidir. Her iki söylencede de başkahraman, ihanete uğramış, mağdur edilen ve bu
nedenle intikam duyguları besleyen son derece güzel kadınlardır. Bu güzel kahramanlar
aynı zamanda her iki kültürde çeşitli anlam ve işlevlerin yüklendiği stereotiplerdir. Tarz
olarak da romantiktir. Amacımız biraz da, bu folklorik öykülere günümüzün bakış
açısıyla bakabilmek ve bu öyküleri yeniden yorumlayabilmektir.
Baş döndürücü güzelliği ile Ren Nehri Kıyılarında, ihanetin verdiği intikam duygusu
ile lanetlediği birçok gemicinin ölümüne sebep olan Loreley, Alman Kültüründe
efsaneleşmiş bir kadın figürdür. Benzer şekilde olağanüstü güzelliğinden dolayı iftiraya
uğrayan ve sevdiğine kavuşamayan Kaz Dağlarının Sarıkız’ı da kendisine bu acıları
çektirenlerden aldığı intikam ile Türk Kültüründe söylence haline gelmiştir.
60
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Bu çalışmada aynı yazın türüne ait olmaları ve içeriksel olarak benzerlik
göstermeleri doğrultusunda seçilen, Alman ve Türk Kültürüne mal olmuş Loreley ve
Sarıkız Söylencelerinde bahsi geçen kadın figürlerinin tipik özelliklerinden yola çıkarak
aralarındaki benzer imgelemlerin kültürel, sosyolojik ve psikolojik açılardan ortaya
çıkarılıp karşılaştırılmaları amaçlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Alman Yazını, Türk Yazını, Söylence, Loreley, Sarıkız
Hilal Büyükgöze
Making reading communicative and cooperative in a
village primary school
The Ministry of Education asks teachers for evaluating that year’s coursebooks in the end
of each academic year. However, in the following year’s coursebooks, no significant
approach change in presenting content is observed. The units of the coursebooks are
continued to begin with a superficial passage following mechanic activities. Thus, the
intent of this current study was to understand which strategies used for communicative
reading contribute to students’ level of understanding and participation in classroom
reading. Data were obtained from 83 (47 female, 36 male) volunteer young learners and
adolescents from Bafra Kelikler Primary School, Samsun. The mean age of participants
was 13.4 years ranging from 11 to 15. Participants completed a self-report questionnaire
including items about effectiveness, variety, and properness of a range of reading
activities. The results of the study revealed that classroom reading can be more
communicative and collaborative, even following coursebooks distributed by Turkish
State, by which it was meant integrating it with other skills work, and bringing out the
communicative element in reading. Possible implications in language teaching and
material development practice are discussed.
61
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
İnci İnce Erdogdu / [email protected]
ÇİNCE’DE İKİLEMELER
Bugün dünya üzerindeki diller köken olarak, Hint-Avrupa dilleri, Çin-Tibet dilleri,
Hami-Sami dilleri,Bantu dilleri,Altay Dilleri,Ural dilleri,Kafkas dilleri gibi dil ailelerini
oluşturmaktadır. Yapı bakımından diller Yalın diller, Bükümlü diller ve Eklemeli diller
olarak üç ana gurupta toplanmıştır.
Çince köken olarak Çin-Tibet dil ailesine girmektedir. Yapı bakımından
incelendiğinde Yalınlayan diller gurubunda yer almaktadır. Çince dünyada yaygın
olarak konusulan bir dildir.
Türkçe ve Çince köken ve yapı olarak farklı guruplarda yer almaktadırlar. Fakat tarih
boyunca bu iki millet birbirleriyle ilişki içinde olmuşlardır. Bilindiği üzere Türk tarihine
Hunlarla başlıyoruz. Hunların yazılı dilleri bulunmadıgı için anlaşmalarda Çinceyi yazı
dili olarak kullanmışlardır. Tarih boyunca iki toplum birbirleriyle etkileşim içinde
olmuşlardır. Halen Çin’de Türk milliyetleri yaşamakta ve resmi yazışmalar dışında kendi
dillerini konuşmaktadır.
Çince’de Türkçede bulunduğu gibi ikilemeler (kelime tekrarı) vardır.
İkileme, anlatım gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek
amacıyla, aynı sözcüğün tekrar edilmesi veya anlamları birbirine yakın yahut karşıt olan
ya da sesleri birbirini andıran iki sözcüğün yanyana kullanılmasıdır.
İkileme (reduplication), herhangi bir lengüistik birimin tekrarıdır. Bu tekrarbir ses
biriminden yapıca bütünleşmiş (morfolojik) bir birime (ek, kök, kelime, hatta
cümleciklerin tekrarına) kadar varabilir. Ses yansımalarında önemli bir yer tutan
ikilemeler sürekliliği anlatmak, anlamı pekiştirip, zenginleştirmek, söyleyişe ahenk
katmak, ses ve söz benzerliği sağlayarak tabii sese daha çok yaklaşmak, iki kelimeyle bir
kavramı adlandırmak, ortaklaşa yeni bir anlam elde etmek amacıyla birincil ya da ikincil
biçimlerin tekrarlanması olarak tanımlanabilir.
Türkçenin her döneminde belirgin olarak ortaya çıkan bir anlatım
özelliği,ikilemelerin sık kullanılmasıdır. Dünyanın pek az dilinde Türkçedekine yakın
oranda görülen bu özellik, bugün Korecede ve bir ölçüde Japoncada bulunmakta, buna
karşılık Hint-Avrupa dillerinde pek az örneğine rastlanmaktadır; koskoca Latin
yazınında birkaç ikileme görülmektedir.
Çincede de ikilemeler sık kullanılmaktadır.
İskender H. Sarıgöz / [email protected]
ADCOESP: A New Approach to Teaching Business English
All Dimensional Foreign Language: A Constructivist ESP Perspective is a Leonardo
Type B, 2006-2008 project. The ultimate goal is to make a substantial contribution to
FLT. The final product of ADCOESP is SIMPLY BUSINESS ENGLISH which is a B-1
to B-2 course program through which learners develop general language skills in the
target language, deal with business matters in English, and also develop their
62
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
intercultural awareness. It was printed by the project team in 2008. It is a program
designed for the professionals and prospective professionals in the business sector. In
this vein, it attempts to contribute to the policies that attempt to increase employment
possibilities in business sector.
Kadriye Dilek Akpınar / [email protected]
M. Serkan Öztürk / [email protected]
Magic of Folktales: Improving Cultural
Awareness of Turkish EFL Students
Providing students with the opportunity to study different cultures increases their
global understanding and helps foster tolerance of cultural differences. Folktales can
help students build their background knowledge about geography, and natural history,
increase their understanding of historical and sociological changes, and broaden their
appreciation for literary techniques (Bromley,1996; Norton,1990). A qualitative study
was conducted to search how third grade Turkish EFL (English as a foreign language)
learners reflect to different cultures by reading and depicting cross cultural folktales
visually. Selected folktales from Estonia, Greece and Slovenia written in English were
used during four- 40 minute- lessons. Data was gathered through video recordings,
student assessment/reflection activities, research form and story sequence form filled in
by the learners. Their performances in English Language Arts were assessed according
to the standards of National Council of Teachers of English (NCTE) and International
Reading Association (IRA).
Analyses of data patterns showed a great interest of the learners in folktales and
illustrations besides an increasing awareness to cultural diversity. They improved their
literacy of arts in English language to the target standards of (NCTE/IRA)
Katerina Karamitrou
Lecturer of Classical Civilization and Drama/Performer “Myth, Theatre
and Multiculturalism: A Comparative Analysis of Greek and Turkish Folk
Tales”.
Words are these odd creatures which do not actually exist, outlines singularly
Augusto
Boal. Language, nevertheless, is the vehicle which transubstantiates the
63
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
elements of divine and imaginative. Myth is the womb of life, its superlative narration,
the alluring metathesis from real into magic, the desirable solace – paramythia. The
significance of Human culture consists in the frugal, compressed, universal - sympantiki
utterance of beauty. Theatre, the land – topos of our mythical eventualities is an Act of
extreme leniency and compassion since, it not only suggests but it also, welcomes
otherness. The creative embrace between Myth and the Art of Representation succeeds
Man’s reconciliation with his necessities, his deficiencies, with his destiny. The
archetypal Word – Logos of Myths vividly portrays Human nature and emotion. Through
the ancient wisdom of the anonymous popular beliefs, through the felicitous, masterful,
vigorous, resourceful language of folk tales, through their festive qualities, through
interaction we come to meet and accept the other crushing fear and prejudice. The Art of
Representation through the charming conjunction between excess and transgression in the
procedure of dramatization establishes within our emotional world images previously
considered to be alien. A thorough study on a comparative analysis of Greek and Turkish
folk tales (like “Dilrukesh”, “The son of Patisah and Simuragga”, “Allem - Kallem”,
“Heliotati”, “The Golden-Green Bird”, “The Gorgon and Alexander the Great”, “The
Parting of Woman’s Hair”, “Destiny” and others) aims at pointing out the eclectic
affinities in people’s attitude and culture through intimacy, nobility and broad –
mindedness for, Human communication is after all, the utmost achievement.
Key Words
Multiculturalism – Folk Tales – Theatre - Dramatization - Language – Interaction
–Communication – Otherness
KEMAL SİNAN ÖZMEN
BURCU SİNEM TÖZÜM / [email protected]
Acting Teachers: An implementation of
Acting Techniques in Teacher Education
64
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
The aim of this workshop presentation is to accentuate the possible connections
between the scientific and artistic domains of teaching and to inform the audience on the
major studies considering teaching as an art, specifically acting. The idea of teaching as
a performing art may provide teachers and teacher trainers with a different understanding
of teaching. The related literature suggests that many aspects of teaching, like nonverbal
communication and stage energy, are completely uncharted territories not only for ELT
literature but for all teacher education as well.
The use of acting techniques and pursuit of implementing the acting literature in
teacher education are relatively new attempts in teacher education. The research on
teacher education has clearly shown that the communicative and interactional variables,
all of which constitute the classroom atmosphere, of the classes require teachers with the
competence of observing and manipulating this atmosphere in such a way that the
curricular objectives may be materialized. This competence, being able to observe and
make some changes in the classroom atmosphere, cannot be acquired through the famous
“What to do” lists of ELT teacher education literature. The trainees should also be given
some “How to do lists” in terms of using their voice and body language effectively. This
consensus has led the teacher education researchers to ponder over the use of acting and
performing arts in teacher education. In this workshop, apart from discussing some of
the theoretical aspects of teaching as a performing art, a teacher training activity will be
performed to as to provide a crystal clear portrait of possible benefits of acting
techniques in teacher education. Besides, teacher trainees of Gazi University ELT
department will share their experience in the ‘creative drama’ course, in which they were
taught some of these acting tasks
Kerime Yılmaz / [email protected]
Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Dil Öğretiminde İlk Adımlar: “Salut”
Örneği
Bilindiği gibi Ortaöğretim kurumlarının 10, 11 ve 12. sınıflarında ikinci
yabancı dil Fransızca dersi öğretim programı Milli Eğitim Bakanlığı’nın
17.07.2006 tarih ve 315 sayılı Kurul kararıyla kabul edilmiştir. Bu doğrultuda,
ülkemizde ilk kez Anadolu Liseleri 10. sınıfında ikinci yabancı dil olarak
okutulmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kuruluna bağlı olarak
görev alan ve bir Fransız uzman ile iki Türk Fransızca öğretmeninden oluşan
bir ekip tarafından Salut adlı bir Fransızca ders kitabı hazırlanmıştır. Bu
kitabın diğer düzeyleri hazırlık aşamasındadır. Bildirimizde, tüm yurtta toplam
253 Anadolu Lisesinin 10. sınıflarında 2007-2008 ders yılından bu yana
okutulmakta olan ve bünyesinde, Avrupa pasaportuna ilk adım sayılabilecek
Avrupa Konseyi Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metni’nde belirtilen
düzeyleri referans alma gibi birçok “ilk”i barındırması nedeniyle önem taşıyan
Salut’nün ilk kitabını ele alacağız. Bu metot, öğrenci ders kitabı, genellikle
evde yapılması önerilen tamamlayıcı alıştırmaları içeren öğrenci çalışma
65
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
kitabı, öğretmene dersi nasıl işleyeceğini en ince ayrıntısına kadar gösteren ve
işitsel tüm kayıtların metinlerinin bulunduğu öğretmen kılavuz kitabı ve
öğrenci kitabındaki tüm diyalogların ses kayıtlarının bulunduğu bir CD’den
oluşmaktadır. Öğretmen kılavuzunda ayrıca öğrenci kitabında geçen tüm
Fransız kültürü öğelerinin açıklamaları ve alıştırmaların cevapları
bulunmaktadır. Fransızcayı yeni öğrenmeye başlayanlara yönelik bu kitap, her
biri bir başka temel iletişim becerisi kazandırmayı hedefleyen beş üniteye
bölünmüş 20 dersten oluşmaktadır. Haftalık 45er dakikadan oluşan iki dersten
yılda toplam 72 derste, Fransızcaya yeni başlayan Türk öğrencilerin Avrupa
Konseyi Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metni’nin ilk düzeyi olan A1.1
keşif düzeyine taşınması hedeflenmiştir. Bu düzey Fransızcayla çok basit
iletişim kurabilmek için gerekli temel becerileri içermektedir. Ağırlık daha
çok, diğer tüm benzerlerinde olduğu gibi, iletişimsel dil becerilerinden
“dinlediğini anlama” ve “sözlü anlatım”a verilmiştir. Kitabın görselliği,
ünitelerinin ve derslerinin yapılandırılması, içeriği, edinilmesi hedeflenen
becerilerin seçimi ve sıralanışı “yabancılar için” Fransa’da basılmış, yeni nesil
yabancı dil olarak Fransızca ders kitaplarıyla büyük benzerlik taşımaktadır.
Çalışmamızda bu kitabın Avrupa Birliği dil düzeyine uygunluğunu ve
bunun nasıl sağladığını, hedef kitleye ve iletişimsel yaklaşıma uygunluğunu,
belirlenen süre içinde hedeflenen becerilere ulaşılıp ulaşılamayacağını, Türkler
için hazırlandığına göre bu uygunluğun nasıl sağladığını, hangi açılardan ulus
farkı gözetmeyen Avrupalı benzerlerinden ayrıldığını ve ikinci yabancı dil
olarak hazırlanışındaki farklılığı, güçlü ve zayıf yönleriyle irdelemeye
çalışacağız. Gözlem ve çözümlemelerimizin sonundaysa öneriler yer alacaktır.
Anahtar sözcükler: ikinci yabancı dil olarak Fransızca, iletişimsel yaklaşım,
Salut.
Maria Theodora Kermanidou / [email protected]
Weblog Usage as an Educational
Tool of Communication, Interaction and Presentation:
A Project by Greek Students Based on a Turkish Folk
Tale.
We have witnessed a rapid increase in the use of Web 2.0 applications, such as
Weblogs (or Blogs) in the past years. Weblogs have been increasingly adopted by
educators as an educational tool. Because of their ease of use and rapidity of
66
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
deployment, they offer the opportunity for powerful information sharing and
collaboration.
A “Weblog” is a frequently updated website consisting of dated entries arranged in
reverse chronological order. They display the work of the main author(s) in reverse
chronological order, with facilities for integrating the comments of others and linking to
other internet resources. They can combine text, images, and links to other Weblogs or
Web pages. These Web 2.0 applications provide a chance for students to experience
writing in a public space where their work can have real value both for their classmates
and for a wider community. Weblogs offer a way to enhance students learning
experiences, to share thoughts, express opinions, debate ideas, and offer suggestions
interactively. They are easy to use and mostly free of charge.
This paper will introduce the blogging phenomenon through the presentation of a
Weblog which will be specially created for the program, along with some theoretical
information about Weblogs. It reports on the development and usage of a Weblog as an
educational tool of communication, presentation and interaction between students
through a program that approaches the Turkish folk tale “The Mouse and the Elephant”.
The Weblog will contain the folk tale, student’s projects and the results of the interaction
with the wider internet community (posted comments by internet users).
Kostas Magos / [email protected]
Alkistis Kontogianni
When Ali meets Angeliki:
A research of student teachers’ for the ethnic Other
Folk tales are one of the most significant tools for the research of cultural similarities
and differences. The content and the motives of folk tales can be used in education as an
appropriate context for approaching issues concerning the image of “Self” and “Other”
as well as the recognition of stereotypes hidden behind the social construction of this
image.
This paper presents the results of a research in a sample of 102 Greek female
students’ kindergarten teachers. The research concerns the image that the students have
for the “ethnic Other” as represented in the face of a Turkish man. The research use the
motive of a traditional folk tale where the main heroes-a Greek woman called Angeliki
and a Turkish man called Ali-meet in a very common for traditional folktales context.
The subjects of the research are to decide the plot of the folk tale and what happened to
the main heroes. The content analysis of these scenarios gives interesting information
concerning the students’ perceptions of the typical Greek stereotypes for the “ethnic
enemy”.
The students’ perceptions about the possible use of folktales for the aims of
intercultural education are another point coming out from the result of this research.
Krista Uibu / [email protected]
67
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Using Storytelling at Primary School:
On the Example of Estonian Teachers
Storytelling is one of the most employed methods for teaching different types of
stories at primary school. However, some studies have shown that storytelling alone is
not enough for teaching certain types of concepts and promoting students’ social skills.
At the same time, the competent usage of storytelling combined with other methods/
techniques can develop positive attitudes and feelings as well as certain competencies of
students and meet their personal needs. In this paper the instructional goals of
storytelling of Estonian first-grade and third-grade teachers were examined. Moreover,
the techniques they applied for enhancing students’ different skills were observed. One
hundred and twenty-two primary school teachers filled in the questionnaire. The teachers
were asked to rank the frequency of goals of storytelling from a given list. The list
included 12 essential goals that support students’ learning and development at primary
school. In addition, videotapes of the lessons of ten teachers were analysed, using
qualitative content analysis. A series of analyses (t-test, ANOVA, video analysis) were
conducted in order to compare the usage of storytelling by different teachers. Some
significant differences emerged between the first- and third-grade teachers. The biggest
contrast was revealed in using storytelling for developing students’ value judgement (t=
1.98, p=.05). Also, it was found that the teachers’ teaching style (authoritative/ nonauthoritative) was connected with their goals of storytelling. Authoritative teachers used
storytelling for developing students’ social skills, F(1,125) = 85.47, p<.001, partial М2 =
.406) more often than non-authoritative teachers. However, no significant differences
between teachers’ teaching style and students’ cognitive enhancement were found. As
for the separate goals, it was found that authoritative teachers concentrated more
frequently on students’ value judgement than non-authoritative teachers. They also
promote students’ individuality when using storytelling.
Some typical examples of the usage of storytelling and its combination with other
teaching methods/ techniques in authoritative/ non-authoritative teachers’ language
classroom are added to the paper.
Lee Tatyana
Anna Yessengaliyeva / [email protected]
68
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Culture and the teaching of English as an International language in
Higher
Education
One of the most complex problems in teaching English as international
language is determining the cultural basis of the English language. The
current interest in the role of culture in language teaching is due to a number of
factors, political, educational, and ideological. For some, the learning of any
language necessitates learning how to use the language correctly and
appropriately according to native speaker norms. For others, however, an
international language by definition is not linked to any particular culture.
Smith, for example, argues that in reference to an international language: a)
non-native speakers do not need to internalize the cultural norms of native
speakers of that language,
b) an international language becomes"denationalized", and c) the purpose of teaching an international language is to
facilitate the communication of learners' ideas and culture in an English
medium [1,39]. In many countries today there is tremendous interest in
learning English for international purposes, yet there is ambivalence toward the
linking of the language with the culture of countries where English is spoken
as a native language. Along with the pressure to learn English comes concern
about how English should be taught and what role culture should play in the
teaching of English. Culture is an integrated pattern of human behavior that
includes thoughts, communications, languages, practices, beliefs, values,
customs, courtesies, rituals, manners of interacting and roles, relationships and
expected behaviors of a racial, ethnic, religious or social group; and the ability
to transmit the above to succeeding generations. This means that language is
not only part of how we define culture, it also reflects culture. Thus, the culture
associated with a language cannot be learned in a few lessons about
celebrations, folk songs, or costumes of the area in which the language is
spoken. Culture is a much broader concept that is inherently tied to many of
the linguistic concepts taught in second language classes. Through the study
of other languages, students gain a knowledge and understanding of the
cultures that use that language; in fact, students cannot truly master the
language until they have also mastered the cultural contexts in which the
language occurs. Linguists and anthropologists have long recognized that the
forms and uses of a given language reflect the cultural values of the society in
which the language is spoken. Linguistic competence alone is not enough for
learners of a language to be competent in that language. Language learners
need to be aware, for example, of the culturally appropriate ways to address
69
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
people, express gratitude, make requests, and agree or disagree with someone.
They should know that behaviors and intonation patterns that are appropriate in
their own speech community may be perceived differently by members of the
target language speech community. They have to understand that, in order for
communication to be successful, language use must be associated with other
culturally appropriate behavior. In many regards, culture is taught implicitly,
imbedded in the linguistic forms that students are learning. To make students
aware of the cultural features reflected in the language, teachers can make
those cultural features an explicit topic of discussion in relation to the
linguistic forms being studied. For example, An English as a second language
teacher could help students understand socially appropriate communication,
such as making requests that show respect; for example, "Hey you, come here"
may be a linguistically correct request, but it is not a culturally appropriate way
for a student to address a teacher.
Students will master a language only when they learn both its linguistic and
cultural information should be presented in a nonjudgmental fashion, in a way
that does not place value or judgment on distinctions between the students'
native culture and the culture explored in the classroom. Kramsch describes the
"third culture" of the language classroom a neutral space that learners can
create and use to explore and reflect on their own and the target culture and
language [2, 50].
It is also important to help students understand that cultures are not
monolithic. A variety of successful behaviors are possible for any type of
interaction in any particular culture. Teachers must allow students to observe
and explore cultural interactions from their own perspectives to enable them to
find their own voices in the language speech community. The idea of teaching
culture is nothing new to language teachers. In many cases, teaching culture
has meant focusing a few lessons on holidays, customary clothing, folk songs,
and food. While these topics may be useful, without a broader context or frame
they offer little in the way of enriching linguistic or social insight especially if
a goal of language instruction is to enable students to function effectively in
another language and society.
Understanding the cultural context of day-to-day conversational
conventions such as greetings, farewells, forms of address, thanking, making
requests, and giving or receiving compliments means more than just being able
to produce grammatical sentences. It means knowing what is appropriate to say
to whom, and in what situations, and it means understanding the beliefs and
values represented by the various forms and usages of the language. Culture
70
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
must be fully incorporated as a vital component of language learning.
Language teachers should identify key cultural items in every aspect of the
language that they teach. Students can be successful in speaking a language
only if cultural issues are an inherent part of the curriculum.
The purpose of an international language is to describe one's own culture
and concerns to others. In many countries the teaching of English is becoming
much more closely aligned with the host culture as those countries use local
characters, places, and issues as the content for their teaching materials. On the
other hand, a closer look at some of these materials demonstrates that, in more
subtle ways, English is still being linked to the culture of English-speaking
countries. English is used to express and uphold local culture and values will
it truly represent an international language.
Lokman Demirtaş / [email protected]
Senem Seda ŞAHENK / [email protected]
İletişimsel Yaklaşım Çerçevesinde Fransızcanın
Tiyatro Metni İle Öğretilmesi Üzerine : Knock
Yabancı dil olarak Fransızca sınıfında, edebi metinler diğer dil öğretim araçları
arasında en kullanışlı ve en etkili olanıdır. Bir edebi metni bu kadar önemli kılan, onun
literalitesi yani çok anlamlılığı ve farklı yorumlanabilmesini sağlayan edebi özelliğidir.
Bu nedenledir ki edebi metinlerin kullanımı bir yabancı dilin eğitim ve öğretimi için
gerekli hatta vazgeçilmezdir. Bundan hareketle, bu çalışmamızda özellikle tiyatro metni
ile iletişimsel yaklaşım çerçevesinde bir yabancı dilin nasıl ve ne şekilde daha iyi
öğrenilebileceğini ve öğretilebileceğini irdelemeye çalışacağız. Bilindiği gibi, oynanmak
için yazılmış olduğundan tiyatro metni sınıfta yabancı dil olarak Fransızca eğitiminin
eğlenceli, motive edici bir ortamda gerçekleşmesi için eşsiz bir kaynak teşkil etmektedir:
İletişimsel yaklaşım çerçevesinde, yabancı dil olarak Fransızcanın öğretilmesinde ve
öğrenilmesinde tiyatro metninin işlevleri ve faydaları neler olabilir? Tiyatro metni
Fransızcanın eğitim/öğretimine nasıl katkıda bulunabilir? Sınıfta tiyatro metni ile ne tür
aktiviteler uygulanabilir ve uygulanmalıdır? Bu çalışmada, alternatif dil öğretim yöntem
ve teknikleri sayesinde yabancı dil öğretmeninin tiyatro metninden tekrar
faydalanmasına olanak tanıyacak olan dil öğretimi ile ilgili bu ve benzeri sorulara cevap
bulmaya çalışacağız. Çünkü yabancı dil sınıfında, etkin bir dil öğretim aracı olarak
tiyatro metninin kullanılabilirliği, faydaları ve öğretilebilir özellikte olması yabancı dil
öğrencisine öğrendiği hedef dilde sözlü anlama, anlatım, iletişim, okuma/anlama, yazma
becerilerini etkin bir şekilde geliştirmesine, dili yaşama ve sevmesine olanak
sağlamaktadır. Aynı zamanda, Fransız kültürü ve edebiyatını tanıma ve özümsemesine
de yardımcı olacaktır. Bu amaçla, Fransız edebiyatında Ünanimizm akımının en önemli
71
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
temsilcilerinden biri olan Jules Romains’in « Knock » adlı tiyatro eserinden yola
çıkarak, tiyatro metninin yabancı dil sınıfında işlenişine yönelik alternatif bir uygulama
modeli üzerinde duracağız. Böylece, öğrenciler tiyatro metni sayesinde kültürel, dilsel,
analitik, düşsel, düşünsel ve algılama yetilerini ve özelliklerini rahatlıkla geliştirebilir ve
bunları kullanarak yeni dil öğrenme stratejileri edinebilmeleri mümkün olabilecektir.
Çünkü Avrupa Ortak Dil Çerçevesi’nde öngörüldüğü gibi kısa sürede dilin sonsuz
potansiyeline ulaşabilmek ancak dilsel ve stilistik açıdan oldukça zengin olan bu tarz
edebi metinlerin incelenmesiyle mümkün olacağına inanılmaktadır.
Anahtar kelimeler: İletişimsel yaklaşım, tiyatro metni, yabancı dil öğrencisi, yabancı
dil öğretimi, sözlü iletişim.
Luydmila Nurkeava / [email protected]
The Russian Literature in Mongol: The First Acquaintance
Until the 20th century, contacts with the Mongolian literature were limited to Asian
region- Tibet, India and China. It was from the beginning of the 20th century that
interests in Mongolian literature raised in other regions and contacts with the European
literature in Mongolia began through some Russian author’ works. In 1990, works of
three Russian author – Ivan Krylov, Lev Tolsloy, and Alexander Griboedovweretranslated into Mongolian in the magazine “Shine Toli”.
After deliberation, Zh.Zhamtsarano, who was a translator and publisher, selected
Krylov and Tolsloy among many foreign authors, because their works – Krylov’s fables
and short stories and Tolsloy’s fairy tales, belonged to the most intelligible genres and it
was the effective step for him to transferthem into Mongolia. In particular, fable genre
was reminded of Mongolian fables like “Ug” and didactic works of Buddhist literature.
This similarity led to amusing incidents. Especially, as for I. Krylov, some readers,
who werefamiliar with his stories and intentions, thought that he was Mongol and one of
the same blood who disappeared behind his foreign pseudonym. It seemed to them that
Krylov’s fables convicted the feudal orders of Mongolia. In the magazine “Shine Toli”,
they asked him to open his true name to thank him for sharing solidarity with his sights
and observation. The editors explained that the fables were just translated into
Mongolian. Their policies gave readers misunderstanding. At that time, authors’ true
names were disappeared, when they criticized the orders of the Mongolian society in
publicistic articles. These articles caused a wave of indignation of the conservative
minded part of Mongolian society., especially feudal lords, seculars and churches.
Tis reaction has rather unpleasant consequences. For Zh.Zhamtsarano’s
neutralization led Mongolian into unexpected diplomatic course, when Tolsloy’s story
“Buddha” translated by him was published. This issue of this magazine was sold at the
cheapest price- only one munge. According to the historians who wrote about Mongolia,
like G. Deleg and G. Zhamsranzhav, Lamas liked it.
As a result of this, Tolsloy’s one more work “Dharma” was translated. Thus, their
principle of typological similarity made easier the first contact with Russian literature for
Mongolian readers. The first translated work associated Mongolians of the structure of
72
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
genre and poetics of their literature. There were obvious thematic similarities between L.
Tolsloy’s works and their traditional literature, including Buddhism factors.
Lütfiye Cengizhan / [email protected]
“Anglo-Saxon English Beowulf in
Comparison with Old Turkish Oghuz Khan”
Beowulf and Oghuz Khan, both are epic poems which give information about not
only the life style of old Germanic and old Turkish but the language they used.Both
passed on from generation to generation by retelling it orally.There are some significant
similarities and differences between them. The heroes in these epic poems have
extraordinary powers and extrovert features. Beowulf is a long anonymous poem which
was probably written in Anglo- Saxon language in the eighteenth century. It was
developed into the Modern English through time and it is the oldest manuscript in
English Literature. The hero, Beowulf was a great leader who protected the king of
Denmark, Hrothgar, suffered from a sea monster named Grendal.He killed not only the
monster,Grendal but the other sea monsters as well. On the other hand, Oghuz Khan is
also a long anonymous poem whose hero has many outstanding abilities and qualities
which was written in the Old Turkish in the 10th century and began to emerge 13th
century.The epic poem, Oghuz Khan is the oldest Turkic Inscription. The hero, Oghuz
being a great worrior,is the son of the first Hun ruler Teoman, has some extraordinary
powers which he can kill the huge wild monsters and wanted to bring justice. He was a
brave man with sable shoulders and wolf waist. Oghuz has close associations with
sedentary and urbanized societies and participated in Islamized regimes that included
nomads, farmers and towns men. These two epic poems present us the people’s life
styles, values, fears and heroism in the earliest time.
Key words: Beowulf, Oghuz Khan, hero, epic poem, monster,anonymous
Magdalini Vitsou Paschalis Dimou / [email protected]
“Persona Doll in Dimarion”
Our announcement is about the systematic research of the role which persona doll
plays in a daily educational program. In our storytelling we used one persona doll in a
preschool classroom with Muslim students in north-eastern Greece. Our aim was to
combat discrimination, foster emotional literacy, raise equality issues and empower
children that live in an absorbed area in Greece. We followed the story telling model and
within the doll stories we managed to help children deal with common problems,
conflicts, developmental issues, to empower self confidence-self image, empathy and
realize the multicultural world, to feel self secure for their own heritage and culture.
73
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
The place of our research was the village Dimario in West Thrace of Greece. The
village has only Muslim habitats who they have “pomakika” as a mother tongue.
According to Lozani’s convention between Greece and Turkey they are obligated to be
taught Greek and Turkish language to school but not their own language. This causes
serious problems in their own identity and self image.
Our research took place in the last six months of 2006 and was part of our post
graduated paper. We worked with anthropological tools (interviews, participant
observation) and of course our own persona doll dressed and behaved like a 6 year old
local girl.
Storytelling with persona dolls is a powerful tool for teaching classroom social skills,
giving children words for and tools to manage their feelings, developing problemsolving and conflict-resolution skills, expanding children’s comfort with difference,
undoing stereotypes and biased information, and helping children learn to stand up
against bias.
Persona Dolls are not ordinary Dolls; nor are they puppets. Practitioners by giving
them their own individual personas change them from being inanimate objects into
‘people’ with individual personalities, family, cultural and class backgrounds, names,
gender and ages. To ensure that the personas they create are detailed and authentic,
practitioners include important facts such as where the Dolls live and sleep, the
language(s) they speak, their likes and dislikes; the things they are good at and the ones
they find difficult, the things that make them happy and those that upset, frighten and
worry them. In this way a wide range of equally valued and respected lifestyles, cultures,
languages and abilities are presented to the group.
Maria Zografou-Tsantaki / [email protected]
The myth of Daedalus and Icarus in the teaching procedure of the Preschool Education: An approach through Art
In pre-school classes the narration of a story, a myth or any other Literature
genre, often gives children the ability to develop thinking and imagination,to
cultivate their creativity and to express it through several aspects ,especially of
Art ( painting, drama, music, puppet show). Parallel to that, the works of Art
are a powerful means of teaching for schools, through which teachers can
cover many targets of the learning process of their Curriculum. It is known
that many artists internationally have been inspired by literature texts and they
have taken several themes from them, for their work. Especially the Greek
Mythology has moved many sculptors, painters and other artists who represent
several myths and fables with their works.
Combining the above in a project titled : “Greek Mythology and Art”
we approached the myth of “Daedalus and Icarus” in a pre-school class,first as
74
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
a literature genre and then through Art ( paintings ) in order to combine
Literature and Art in preschool classes. In our proposal, we present the
teaching application of the myth “Daedalus and Icarus” in pre-school classes
and the abilities it offered to young children to approach the myth ,blending the
narration of it with the work of Art and at the same time achieving learning
goals in Mathematics, Language (written and oral speech),in Computer
Science, in “Creativity and Expression”. The development of special skills of
the children was supported by the teaching methodology named as “project”
through actions of experience. Their creative productions were original and
innovative and the final presentation of their efforts to a wide public
reinforced the communicational abilities of the children with the world of
adults and it gave new dimentions to the analysis of the above mentioned
myth.
Key words: Pre-school Education ,work of Art, Greek Mythology,
Daedalus and Icarus, Analytical Syllabus, Literature and Art, young children
Maria Zografou-Tsantaki
Christos Tsantakis/[email protected]
Customs for the welcoming of Summer
in the muslim minority of Greek Thrace
It is generally accepted that traditional culture is the bond of the generations of the
past, the present and the future.The preservation of the features of popular tradition
ensures the cultural coherence, cultivates the social consistency, broadens and
strengthens the respect of the different and of difference in general.
In Thrace and in the areas of the muslim minority the custom of “Hidrellez” is still
preserved.It is a festivity for the welcoming of Summer with rituals for the fertility of
land which are accompanied by several amusement acts during which
the effort of revelation of the future husband of unmarried women takes place.We
often find common points and similar versions of the “Hidrellez” custom in the popular
christian tradition with the custom of “Klidona” both in the Thracian areas and in the
Greek mainland. It is believed that this custom has its roots back in antiquity. Depending
on where it is found, the custom of “Klidona” appears in several variations.
In this particular presentation we will present the custom of “Hidrellez” ,as it appears
on the mountainous muslim villages of Komotini, in a comparative approach to the
custom of “Klidonas” and in particular the variation of the Sarakatsani tribe of the area,
in which many similarities in its process appear.
75
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Moreover, as we strongly believe that tradition has a very effective contribution to
the instructional and the learning process of school, we will refer to the teaching
approach of this custom as a subservient means for the subject of Language, through Мur
educational experience at a minority school of the area. This is an educational approach
that we did last year as a pilot project and this year we are planning to implement a
network of schools to lead to conclusions.
Maria Kagiavi
THE FAIRY TALE AS TOOL OF INVESTIGATION
THE FEAR OF “ELSEWHERE - DIFFERENT”
The method is applied in a department of 20 approximately individuals of school of
Second Occasion (school in which study adult over 18 years, that have not completed
their obligatory education).
OBJECTIVE:
Objective of application is investigated the significance of “other” as well as the
fear that this other causes.
STAGES:
1st In the beginning a piece of paper will be distributed to educated class in
which will be printed the fairy tale with the title: “can I come out?” The fairy tale is a
traditional Asia Minor and it is reported in one poor cobbler who works hardly in order to
it lives his family. Some evening as he was working, he heard: “can I come out?” The
cobbler was frighten a lot and left his laboratory. The next evenings it continued
happening the same and the frighten cobbler started thinking various threatening things
that can be hidden in his laboratory. Finally he decides to face the unknown enemy. He
took a timber and when he heard the voice strike and pull down the wall. Suddenly, he
saw a lot of golden pounds fell from the wall. After that the cobbler and his family
became rich.
The educator reads the fairy tale up to the point that the cobbler begins to think what can
be hidden behind the voice.
76
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
2nd The educator interrupts reading and calls educated to write anonymously on a
small sticker their opinion, for example: whose can belong the voice? Who is the enemy
that appears to threaten the cobbler? The stickers afterwards are stuck on the wall of the
classroom. The trainer reads all the stickers that have been stuck on the wall and she
discusses with her educated. She negotiates with the team how much real the quoted
enemy can be and why it constitutes danger etc.
3rd Then the educated are called to write with which way they would face the
enemy. They would write their opinions on a sticker and the stickers are stuck on the wall.
Then the trainer reads all the stickers and the team is called to select which of all ways of
confrontation would like to represents with the technique of “role-play”.
4th After that it becomes representation with the attendance of volunteers and
follows discussion on the results of this representation.
5th Afterwards is read the remainder fairy tale and it follows discussion with the
team about how many expected it was this end, about who was the enemy, if he were the
real enemy, if the cobbler acted rightly etc.
Mariam Nanobashvili / [email protected]
Apollon Silagadze / [email protected]
Quranic Passage on the Youths of
the Cave and Christian Legend
on the Seven Sleepers of Ephesus
The story of the Seven Sleepers of Ephesus (a group of the 3rd century Christian
martyrs who are said to have been walled up in a cave when taking refuge during the
Decian persecution and to have been awakened under the Emperor Theodosius II as a
proof of the resurrection of the dead) was very popular in the Christian countries. These
young men of Ephesus became the object of a famous cult in the Moslem world as well.
77
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
The XVIII surah of Quran (Al-Kahf, “The Cave”) takes its name from the story of
the famous youths. Al-Kahf belongs to the middle group of Meccan surahs. In its diverse
comments the influence of the Christian legend can be noticed. The story of the Seven
Sleepers was especially important for the Moslems, as just with this surah was connected
their Eschatology, Al-Kahf is often mentioned as «Apocalypse of Islam”.
In order to understand better why these sleeping youths became so popular in the
Moslem world, why the passage on them was perceived apocalyptic and its reciters
where supposed to be forgiven, it is crucial to analyze the same narrative in the Christian
tradition. This can also shed light on the historicity of the very fact described in the
XVIII sura and show how the Islamic comments on it where influenced by the
hagiographical work (orally or sometimes even through certain Syriac or Greek
recensions).
The basis for the story should be a well attested historical fact _ miraculous
discovery of relics or some other event. Indeed, F.Miltner, who was in charge of
excavations undertaken at Ephesus by the Austrian Archaeological Institute and
published their results shortly before the second World War, found reason to believe that
the church he uncovered was built at about the middle of the fifth century. This church
was found at the traditional site of the miracle, near a cave of a small mountain within
the area of ancient Ephesus. The results of the archaeological investigations in the
famous cave prove conclusively that the Ephesian legend must be based on some real
historical event. Textual criticism also led to certain conclusions which seem to confirm
the results attained by the archaeological discoveries.
As for the original text of the story of the Seven Sleepers, it is the subject of
discussion up to these days. According to A. Allgeier, I. Guidi, B. Heller, Th. Nöldeke,
V. Ryssel, A. Krymski, etc., the hagiographical work was first written in Syriac, but M.
Huber, P. Peeters and E. Honigmann insisted on the priority of certain Greek texts. In
this case E. Schwartz’s words (“Es gibt keinen Archetypus und keinen Stammbaum”) are
quite appropriate, because a wide-spread hagiographical text can hardly ever be traced
back to a few prototypes.
The common opinion has that the Christian legend was known to the commentators
of the Quran from the Syriac tradition. It is true that the Syriac texts are chronologically
the earliest (the oldest of them Ms. Brit. Mus. Add. 12 160 dates back with the 6th c.).
Thus the Seven Youths of Ephesus are very special saints whose miraculous story
was a proof of the resurrection of the dead all over the Christian World. It seems that this
fact turned out especially important for the Moslems as well. They believed that these
saints during their strange long sleep obtained knowledge how to postpone the time of
the Great Resurrection which gives believers more time for confessing their sins. In this
context we analyze the motif in the Sufi tradition as well. It is obvious that the Seven
Sleepers stand on the prophetic level for the Sufis.
The present work intends to produce the comparative study of the motif in Christian
and Islamic tradition, how it was perceived in two cultures, especially as from a literary
point of view the legend of the Seven Sleepers is fascinating, not only as a reflection of a
certain event in many cultures but also in its consequences down to the 20th century. It is
78
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
interesting that Goethe incorporated the legend into his “Divan” from the Islamic source.
The testimony the Ephesian saints gave for faith created the common motif of
Christianity and Islam, sometimes even uniting Christians and Moslems who prayed
together on their behalf, as it was witnessed and described by L. Massignon.
Mehmet Emin Özcan / [email protected]
Melih Cevdet Anday ve
Milan Kundera’da Totaliterlik Mecazı Olarak
Köy Dünyası ve Folklor:
Raziye ile Şaka’ya karşılaştırmalı bir yaklaşım
Kurgu dünyası malzemelerini gerçeklik içinden çıkarırken edebi türe ve içeriğe dair
bir iki genel yasa dışında diğer yasalarını kendi belirler; metin dışı yasaların ihlalini
varlığının temeli haline getiren roman, gerçeklik dünyasını bir yandan bozar, diğer
yandan aynı gerçeklik dünyası üzerine başka bilgi kaynaklarının sağlayamayacağı bir tür
gayriresmi episteme, bir tür bilgi genomu sağlar. Farklı kültür dünyalarından bireylerin
topluluksal bir hedef olarak modernlikle karşılaştıklarında yaşadıkları çatışmaları
tematik zemin olarak kuran Raziye ile modernliği bir son nokta olarak algılayıp bireyin
karşısına topluluğu çıkaran ideolojinin yarattığı totaliterliği işleyen Şaka’nın ortak
noktası, köy dünyası ile folklorü ideolojik çatışmaların mecazı olarak kulanmalarıdır.
Köy dünyası temelde kentin ürünü olan birey-topluluk çatışmasını folklorik ritüeller
yoluyla yansızlaştırır; her iki metninde de zaman ve mekan içinde donup kalmış köyün
dünyasına “dönüşü” gerçekleştiren roman kişileri bu yansızlaşmaya kayıtsız kalırlar
önce, ama giderek, kendilerini dışlayan kentsel totaliter yapının kırsal toplulukta da
yinelendiğini keşfederler. Farklı kültürel alanlara ait iki metnin köy dünyası ve folklorü
yeniden kurgularken, belirgin farklılıklara karşın, aynı düşünce kalıplarını kullanması
ilginçtir. Bu araştırmada anlatısal ve söylemsel verilere dayanarak Melih Cevdet
Anday’ın Raziye ile Milan Kundera’nın Şaka adlı romanlarında köy dünyası ve
folklorün totaliterlik mecazı olarak kullanılışı karşılaştırmalı bakışla irdelenecektir.
Mehmet Naci Önal / [email protected]
Aysun Dursun / [email protected]
Zümrüd ü Anka Masalı’nın Üzerine Bir İnceleme
Zümrüd ü Anka masalı Türkiye’de en çok bilinen ve en yaygın olağanüstü
masallardan biridir. Masalda yer altı, yer üstü iniş-çıkışlar, devler, konuşan hayvanlar
gibi olağanüstülükler bulunmaktadır.
Muğla yöresinde yapılan derleme çalışmaları sonucunda elde edilen ve Türkiye’nin
pek çok yerinde karşımıza çıkan Zümrüd ü Anka Masalı, Avrupa Masallarının üslûp
79
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
özelliklerini inceleyen masal araştırmacısı Max Lüthi’nin bakış açısıyla ele alınacaktır.
Bu çerçevede Muğla’dan derlenen Zümrüd ü Anka Masalı ve bu masalın eş-metinleri
anlatı türleri arasındaki geçişkenlikler, benzerlikler ve farklılıklar dikkate alınarak
“tekboyutluluk”, “yüzeysellik”, “soyut üslûp”, “dışlama ve her şeye bağlılık”, “yüceltme
ve dünyayı içine alma” maddeleri doğrultusunda incelenecektir.
Masallardaki tekboyutluluk aşina oldumuz bir dünyayı karşımıza çıkarır. Masal
dünyasındaki bütün şahıslar ve olaylar masal içinde de masalı dinleyenler tarafından da
son derece doğal karşılanır. Masallardaki mekân, zaman, ruh ve psikoloji boyutunda bir
derinleşme yoktur. Bu kavramlar yüzeysel bir şekilde ifade edilir. Bu yüzeysellik masala
gerçeklerden uzak olma özelliği kazandırır ve masalın üslûbunu soyutlaştırır.
Masal figürleri hiçbir şeye bağımlı değilllerdir, kendi başına var olan tipler, ya da
canlılar olarak karşımıza çıkarlar. Onların iç dünyaları ve zaman kavramları bulunmaz.
Birbirinden bağımsız gibi görünen iki olay, âdeta görünmez bir şekilde birbirine bağlı
olabilmektedir. İnsan yaşamının bütün önemli evreleri masalda karşımıza çıkar: doğum,
evlenme, ölüm; insanda varolan çeşitli özellikler: başarı, ihanet, kıskançlık vb.
Masal kahramanı, realiteden uzaklaştırılarak yüceltilir, saflaştırılır. Figürlerin ve
nesnelerin içinin boşaltılması aslında aynı zamanda bir yüceltilme işlemidir. Bu
yüceltilme işlemi masal kahramanına dünyayı içine alma olanağı sağlar.
Muğla’dan derlenen Zümrüd ü Anka masalı, Max Lüthi’nin görüşlerini yansıtan bir
masal örneğidir. Bu çalışmada tekboyutluluktan yüceltme ve dünyayı içine almaya kadar
iç ve dış yapısı ele alınıp motiflerin kaybolma süreci, kaybolan ve devam eden motiflerin
özellikleri dikkate alınacaktır. M.Lüthi’nin ileri sürdüğü yapısal anlayışın masalda
uygulamması eklektik yöntemle incelenmeye çalışılacaktır.
Mehmet Karaaslan / [email protected]
IRMAK METAFORUNDA TARİH ve İNSAN
Kaşkay Türkleri İran’ın güneyinde Şehrıza, Şiraz, Firuzabat, Merv Deşt, Abade gibi
muhtelif şehirlere dağılmış olarak yaşayan konar- göçer nitelikli bir topluluktur. İran’da
yaşayan yaklaşık yirmi beş milyon Azeri Türk’ünden sonra tahminen üç buçuk (1)
milyonu bulan nüfuslarıyla en kalabalık ikinci Türk Topluluğudur. Kaşkay Türkleri Şah
zamanından başlanarak yavaş yavaş göçebelikten meskûn hale getirilmiştir. Bugün de
dörtte biri geleneksel göçebe yaşantısını sürdürebilmektedir.
Hüseyin Ali Kaimi konargöçer bir Kaşkay Türkü olarak bütün ömrünü Kaşkay
Elinin içinde geçirmiş obanın dertlerini, başından geçenleri, Kaşkayların şu anki
halleriyle eski halleri arasındaki farkları, Kaşkay Türklerinin tarihini, geleneğini,
kültürünü göç güzergâhı üzerinde bulunan Karakaç Çayı ile dertleşerek ona sorular
sorarak anlatmaya çalışmıştır. Koşma destan biçiminde kaleme alınmış bu yüz kıtayı
aşkın manzumede birçok yönüyle Kaşkay Türklerini görmek, şehir hayatının içerisinde
kaybolmaya ve hâkim unsurlar arasında erimeye yüz tutmuş kadim Kaşkay kültürünün,
ferhenginin özlemini, onun mısralarıyla hissetmek mümkündür.
Yapılan çalışmada, Karakaç nehrini bir metafor olarak topyekun bir Kaşkay
kültürünü tanımlamak için kullanan ve aşık tarzı kültür geleneğinin önemli bir temsilcisi
80
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
olan Hüseyin Ali Kaimi ile kendi mefkurelerini bir ırmağın şahsında somutlaştırmaya
çalışan hece vezninin önemli şairi Necip Fazıl Kısakürek’in “Sırtına Türk tarihi vurulan
Sakarya”sı tematik benzerlikler açısından incelenmeye çalışılmıştır.
Meliha Yılmaz / [email protected]
Sanatsal Motivasyonda Yazılı ve Sözlü
Edebiyat Ürünlerinin Yeri ve Önemi
Sanatsal çalışmalarda yaratıcılığın harekete geçirilebilmesi açısından hazır
bulunuşluluğun, motivasyonun önemi oldukça büyüktür. İster çocuk olsun, ister
yetişkin,sanatsal çalışmalar öncesi ve esnasında, motivasyonu sağlamanın bir yolu da
kuşkusuz edebiyat eserlerinden yararlanmaktan geçer. Bu bildiride hazırbulunuşluğu
sağlamada edebiyet eserlerinin yeri ve önemi üzerinde durulacaktır.
Meral Ozan / [email protected]
Masallarda Ölüm Yolculuğu
Bu bildirinin konusunu, halk anlatılarında önemli bir yer tutan “ölüm yolculuğu”
motifinin masallara yansıma biçimi oluşturmaktadır.
Olaylar zincirinde masal kahramanlarının beklenen “mutlu son”a ulaşmaları, yani
“muratlarına ermeleri”, çıktıkları uzun ve zahmetli yolculukla eşit orantılıdır. “Ölüm
yolculuğu”, von Beit’in (1952) deyimiyle “hades yolculuğu” olarak adlandırılan bu
masal motifi, sayısız mitolojik ve kültürel ögelerle bezenmiş olmakla beraber, masal
kahramanları için aynı zamanda sınav niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda ilk akla gelen
soru, şaman kültürüne mensup farklı toplulukların bir nevi sınav özelliği taşıyan geçiş
ritüellerinin, yani inisiasyon törenlerinin “hades/ölüm yolculuğu” ile ilişkisinin olup
olmadığıdır. Çünkü halk masallarında anlamız gibi görünen ve olağan düzlemde
açıklanması mümkün olmayan birçok olay ve sorun “ölüm yolculuğu” gerçeğinin
açıklanması ile cevap bulur.
İşte bu bildirinin amacı, metin bağlamında derinde yatan ve arkaik dönemi
toplulukların dinsel ve kültürel ögelerinden yansımalar içeren gizli iletilerin açığa
kavuşturulmasıdır. Bu amaçla, öncellikle “hades/ölüm yolculuğu”nun anlam boyutu,
motif yapısı ve Türk Halk Masallarındaki işlevselliği karşılaştırmalı olarak ele
alınacaktır. Ayrıca, masal metinlerinden örnekler verilerek bu motifin arkasında yatan
gerçeklik hermeneutik-analitik çözümleme tekniği ile tartışılmaya çalışılacaktır.
Metin Eren / [email protected]
VAN GÖLÜ HAVZASI HAYVAN
MASALLARI VE LA FONTAİNE MASALLARI
81
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Masal, hayal ve gerçeğin içice geçtiği bir tür halk anlatmasıdır. Bu yönüyle insan
zihninin geniş sınırlar içinde rahat hareket edebildiği bir türdür.
Sözlü kültür, bir toplumun geleneğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasında yazılı
kültürün oluşmasından önce en etkili araçtı. Sözlü anlatmalar, halkın maddi ve manevi
kültürüne dair unsurları içinde barındırır. Bu özellikleri dolayısıyla bir toplumun
anlaşılmasında bu anlatmaların incelenmesi önemli bir yer tutar. Halk anlatmalarının
önemli parçalarından olan masallar da bu kapsamdadır.
Halk
anlatmalarından
olan
masallar
değişik
şekillerde
oluşmuş,
yayılmıştır.Anlatıldığı bütün toplumlarda eğlendirme ve eğitme işlevlerini yerine
getirmiştir.
Biz bu bildirimizle Van Gölü Havzası olarak adlandırdığımız Van, Bitlis, Muş, Ağrı
ve Hakkari illeri masalları içerisinde hayvan masalları grubuna giren yaklaşık elli
masalla Avrupa dünyasının önemli masal yapıtları arasında gösterilen ve La
Fontaine’nin kaleme aldığı masalları a)Olay örgüsü (Olay akışının benzerlik gösterdiği
masallar) b) Konu ve tema(Ele alınan konular ve masallarda verilen iletilerin benzerlik
ve farklılığı) c)Karakterler(Masallarda yer alan karakterlerin benzerliği) d)Masallarda
olayların geçtiği mekanlar boyutlarıyla değerlendirmeye çalışacağız. Bu inceleme
sonunda araştırmaya esas aldığımız masalların ortak bir karakter gösterdiğini-Şüphesiz
farklılıklar da vardır.- ve masal dünyası üzerinden yaratılan ortak bir dili konuştuğumuzu
göstermeye çalışacağız.
ANAHTAR KELİMELER :Sözlü kültür, hayvan masalları, Van Gölü Havzası, La
Fontaine,
Mohammad Ghazanfari / [email protected]
A Comparative Study of
invulnerable heroes in Greek and Persian Mythology:
Achilles in myths and Isfandiar in the Shahnameh
From the very beginning of life on earth, men have learned that life by itself is
precious and should be enjoyed to the fullest. The idea of invulnerability is an allusion to
man’s time-honored wish of not being wounded or hurt, a reflection of his desire to live
as longer as possible in this world, and even to defeat death, to achieve immortality.
Viewed from another angle, invulnerability may be considered in terms of supremacy or
pre-eminence, a reflection of man’s desire to be more powerful, more dominant, or more
important than other human beings. There are a few heroes in the world mythology, as
well as in the world literature, who are famous for their invulnerability, among whom
one may name: Achilles, the famous Greek hero in the Trojan War (although there is no
mention of his invulnerability in Homer’s Iliad), who, according to myths, was
invulnerable except for the heel; Siegfried, the legendary German hero, originally based
on Scandinavian legends; Balder, in Norse mythology, the god of light, summer,
innocence, and purity, being famous as “the good”; and Isfandiar, the legendary Persian
prince and a heroic figure in the Shahnameh, the national Persian epic, who owed his
82
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
invulnerability to Zoroaster, the ancient Iranian prophet. However, it seems that, from
among the invulnerable heroes in the world mythology, Achilles and Isfandiar,
possessing certain distinguishing characteristics, look more similar than others in many
respects: For instance, enjoying a distinguished royal origin; being young, brave,
adventurous, arrogant, and unrivalled; enjoying supernatural, devine attributes; being out
for fame, or arête; being vulnerable in a certain point of the body; and, finally, dying a
tragic, premature death. Therefore, this study attempts to compare and contrast Achilles
and Isfandiar on the basis of Greek and Persian myths handed down since ancient times.
Mukadder Güneri / [email protected]
Atasözleri ve Deyimlerin Eğitici ve Öğretici Yönü
Türk Edebiyatının halkbilimi alanında geçmişten bugüne pek çok çalışma yapılmış
ve bu çalışmalar sürdürülmektedir. Edebiyatımızın halkbilimi alanında zengin atasözü ve
deyimler hazinesi bulunmaktadır. Son yıllarda bu alanda yapılmış çalışmalar, gerek
yöresel, gerekse genel yeni atasözü ve deyimleri ortaya çıkarmıştır. Bunların ana konusu
insandır. Her alanda şu veya bu şekilde insan ilişkileri doğrudan ya da dolaylı anlatılır.
Bu anlatım
kısa ve özdür. Bunların pek çoğu kişisel görüşten öte genel anlam taşır ve denenmiş,
görülmüş metodu hakimdir. Öte yandan insan faktörünün her cinsiyeti açısından
çeşitlilik arz eder. Kadın, kız, erkek, delikanlı, baba, anne, çocuk, kız, dayı, amca, teyze
ve bu gibi. Tüm bu cinsiyetlerin yükümlülükleri karşının iradesine bırakılmaksızın
ortaya konur. İşte bir anlamda toplumun genel tutum ve davranışlarıyla ilgili bu
yükümlülükler araştırılarak, eğitici ve öğretici yönünü ortaya koymaya çalıştım.
Muna Silav Utkan / [email protected]
5-6 Yaş Çocukları için Yayınlanan Hikaye Kitaplarındaki Kadın, Erkek ve
Çocuk Figürlerinin Resimsel Görünümlerinin Yorumlanması ve Değerlendirilmesi
Çocuklar da bilişsel, duyuşsal, sosyal ve psikomotor gibi çeşitli gelişim alanları
vardır. Bütün bu alanlar, gelişim dönemlerine göre farklı hızlarda ve biçimlerde
ilerlemektedir. Çocuk kitapları, çocukların bu gelişim basamaklarına yardımcı
olmaktadır.
Çocukluğumuzda dinlediğimiz masallar, okuduğumuz hikaye kitaplarının hangi
resimsel öğeleri içerdiğini, bu resimlerin bilinçaltımıza nasıl yerleştiğini, kişiliğimizin
oluşmasında, davranışlarımızın biçimlenmesinde, hayallerimizin belirlenmesinde,
algılama estetiğimizin oluşumunda nasıl bir etki yarattığını, nasıl izler bıraktığını
belirlemek ve ölçmek oldukça karmaşıktır. İnsanın bireysel ve toplumsal açıdan
gelişimini ve sürekliliğini sağlayan aldığı eğitimdir. Kitaplar ise, eğitimin verilmesinde
en etkili ve önemli araçlardır. Çocuğun eğitiminin, sağlam temeller üzerinde olması ve
gelişmesi için kitap en önemli eğitim aracıdır.
83
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Çocuk ve kitap ilişkisinin okuma yazmayı öğrenmekle başlamadığı, çocuğun kitapla
ilk tanıştığı dönemin 0-6 yaş arası, masal, hikaye ve boyama türü yayınlar ile olduğu
bilinmektedir. Çocuklar için hazırlanmış kitaplarda görsellik, yani resimlerin kaliteli ve
içeriğe uygun olması çok önemlidir. Kitap içeriğindeki resimler; hikaye ya da masal da
anlatılan olayı çocuğun hayalinde canlandırmasına onu özümsemesine yardımcı
olmalıdır. Okul öncesi çağdaki çocuklar için tasarlanan hikaye kitapları, kavramlarla ve
duygularla, dış dünyayla ve karşılaşabilecekleri canlılarla, olaylarla tanıştırdığı gibi,
kişiliklerini ve sosyal becerilerini geliştiren, yaratıcılıklarının devinimini sağlayan, kendi
başlarına ya da anne babalarıyla kaliteli ve eğlenceli vakit geçirmelerine imkan sağlayan
araçlardır. Resimli hikaye kitaplarının, çocuğun sanat eğitimine ve görsel algısına katkısı
da unutulmamalıdır. Kitaplardaki resimler kendine ait biçimleriyle çocuğu,
heyecanlandıracak, çocuğun düşünmesine ve yeni sorular üretmesine yardımcı olacaktır.
Bu çalışmanın amacı, 5-6 yaş grubu çocuklar için yayınlanmış hikaye kitaplarında
yer alan kadın, erkek ve çocuk figürlerinin cinsiyetlerine, eylemlerine, mekanlarda duruş
şekillerine, ilişkili oldukları nesne ve diğer figürlerle olan irtibatları kapsamında
araştırma için oluşturulmuş kategorilerden yararlanarak nitelik ve niceliklerini
belirlemektir. Araştırma da yetişkin ve çocuk figürlerinin incelenmesindeki amaç,
toplumsal cinsiyet rollerinin belirlenmesi, çocuğa resimler yoluyla iletilen mesajların
anlamının çözümlenmesi ve farklı yayınevlerinde basılmış 5-6 yaş grubuna hitap eden
hikaye kitaplarının karşılaştırılmasıdır.
Murat Cömert / [email protected]
Heteroglossic Mythology in
Alki Zei’s To Kaplani tis Vitrinas
In her internationally acclaimed children’s novel titled To Kaplani tis Vitrinas (The
Wildcat Under Glass), Alki Zei skillfully makes use of some famous Ancient Greek
myths alongside modern “wildcat tales” to endorse a group of values that are directly
relevant to democratic citizenship education. This study aims to investigate the
exploitation of classical myths in this work, in which abstract notions such as
“democracy”, “human solidarity”, and “resistence to oppression” are made tangible
within the context of the dramatic experiences of a group of children living through a
period of dictatorship in early 20th century Greece. Adapted for television in Greece and
twice published in Turkish under the titles “Vitrindeki Kaplan” (1989) and “Karşı
Kıyıdan Gelen Kaplan” (2007), the semi-autobiographical novel carries elements of
“carnival” and “heteroglossia”. An analysis of the text(s) is carried out with reference to
these Bakhtinian elements to capture children’s multiple voices as they are reflected in
the use of different sociolects and text genres as well as in the worldviews expressed in
the novel. Against the backdrop of a pro-fascistic dictatorship, the child narrator often
makes fun of the absurdly serious attitude of the adults and points out to the ironic
situations she observes, invoking the carnivalesque element. She makes frequent
84
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
references to the idiolects and sociolects of the people around her and takes pleasure in
using a cryptic language with her sister by mimicking Ancient Greek. Playing with
language in this way, she displays an increased awareness of the linguistic diversity
among different classes and locales. Conflicting values held by different characters in
the novel are expressed in a realistic way even when she is forced to accept her fault in
showing intolerance toward them. Matter-of-factly information such as the production of
paper from scrap are blended with fantastic elements and myths like Icarus become
inspiration for scientific curiosity. This polyphony in To Kaplani tis Vitrinas can be put
into educational use not only for democratic citizenship training but also for the purpose
of developing first/second language awareness and creative writing/drama.
Nani Gelovani / [email protected]
Historical Literature and Intercultural Studies
The history of Islam offers the rich material to help the students to understand and
analyze the great significance of the cultural links in the process of genesis of the
Georgian Christian state and culture, which were resultant of the relations with the
peoples of Islamic civilization. Georgia’s relations with the Near-Eastern Islamic world
were not limited to wars alone. There also existed normal political, economicand cultural
contacts.
The present work deals with the role of the historical sources in intercultural study.
These are the relevant texts of the Oriental sources describing the key issues of the
relationship between Georgia and Islamic world. The selection of the texts is paid great
attention to. However, ignoring the historical moments describing the military
confrontation or ideological struggle between Georgia and Islamic world seems
unjustified to us. Impartial description of the historical material will help us to arouse the
students’ interest in the past of the other people. We think it necessary for a student to
cognize the influence of Islam on the Georgians’ life in different periods of Georgian
history. The existence of different forms of disputes around the theologian issues cannot
be ignored. When talking about the inter-civilization dialogue, we mean not only an
intercultural, but interfaith dialogue, too. As far back as in the XIII-XIV centuries,
during the proliferation of the Islamic civilization, the Muslims were well aware of other
religions. The great interest of Arab caliphs in the Muslim-Christian dialogue was also
the result of the important role played by the Christians and Christians converted to
Islam by translating the scientific and cultural works from the Greek and Syrian
languages into Arab. The main thing is to deliver properly developed and interpreted
material and accenting tolerance, as one of the main humane principles in the Christian
and Muslim civilizations (The policy of tolerance towards the Muslims residing in the
kingdom of Georgia, and etc.). The data included in the sources describing the Islam
hearths in Georgia and state and political figures having relations with Georgia should be
considered. The intercultural dialogues should be delivered by means of the texts
describing some or other tradition. Under such educational format, a student becomes
tolerant to other cultures and sometimes, to other confessions, too, and his/her cultural
85
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
vision is extended ultimately helping him/her to develop the skills of establishing
himself/herself in a multicultural society and living constructively with other ethnic
groups.
key words: Islam, Islamic world, Georgia, education, historical literature,
Intercultural studies, tolerance.
Nataša Sadar Šoba / [email protected]
Feminine character in Slovene folk tales
We tend to interpret everything that is happening around us – it is the same with folk
tales. We do not know when exactly they started to form, but we can say that some of
them origin from patriarchal societies. It is interesting to examine closely social relations
in pre-industrial societies, especially feminine characters in Slovene and other European
folk tales. At the first sight, folk tales are not in favour of women, because there are not
many tales where a woman is the main (central) character. Feminine characters have a
marginal, passive role, but the meaning of all these roles is more than negligible.
Slovene tradition includes few tales where women are main characters, but they are more
passive as male protagonists. They are tested and asked to complete them from the
beginning on. At the start they are usually ask to leave home and after they wed they
return home. Mačeha in pastorka (Stepmother and stepdaughter) is a tale which shows
what a woman as a girl should be. It is similar to Cinderella with one difference: a
heroine is a very passive girl before puberty. That kind of heroine, asexual image of
untouched girl was a male ideal before 12th century. Here is also a character of a wicked
stepmother who has a daughter and they are presented as anti-heroines. Their hostility
towards the heroine can be explained with fates of widows and their children in
patriarchal Slovenia and other European countries. A woman and children were
materially dependent of a man (husband). Married state or wedlock had only economical
importance; mutual love was more exception than a rule. If a husband, the main source
of money, died, his wife and children remained without means to survive and many
times without place to live. The only way to survive was to re-marry. Women are shown
as good supporters, keepers of peace and domestic fireplace, but second time as
hypocrites or even deadly dangerous. The duality of feminine characters, especially a
character of an adult woman, we can explain with a split of maternal image in children’s
fantasy or with a status of women in patriarchal relations or as a consequence of
consensus among what she should have been and is.
Nazmi Ağıl / [email protected]
Ressamlar ve şairler: Ülkü Tamer’den
“Bruegel,” Tanpınar’dan “Madalyon”.
Bizde pek rağbet görmese de resim-şiir ilişkisi batı dünyasında çok eskiden beri
üzerinde en çok tartışılan konu olmuştur. Homeros’un İlyada’da Achilleus’un
86
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
kalkanındaki süslemeleri uzun uzun tarif etmesi resim anlatan şiirlere ilk örnek olarak
kabul edilmiş, sonraki dönemlerde –her türlü görsel yapıtın dil aracılığıyla anlatıldığı
türe verilen Yunanca adla- “ekphrasis” türünde çok sayıda şiir yazılmıştır.* Yıllarca bu
iki sanat arasında kardeşçe bir ilişkinin bulunduğuna inanıldıktan sonra bu ilişkinin
rekabetçi bir temele dayandığı iddiası da ortaya atılmıştır.
Bu seminer çerçevesinde Ülkü Tamer’in “Bruegel” ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın
“Madalyon” başlıklı şiirlerine bu bakış açısıyla yaklaşmayı deneyecek, onlarda söz ve
resim çatışmasının izlerini göstermeye çalışacağım.
Tamer Bruegel’in “Karda Avcılar” adlı tablosunu belli bir noktaya kadar esas alır,
orada gördüklerini referans olarak kullanır ama resme, dolayısıyla şiirine anlam veren
asıl ilhamı yazılı kaynaklardan sağlar. Tamer şiirine ressamın adını verir ve resimle ilgili
yazıyormuş gibi görünür. Fakat son tahlilde, dikkati asıl kendi şiirine dönüktür, kendini
resme bakan şair kimliğiyle belli bir eleştirel mesafede konumlandırmaya çalışmaktadır.
Benzer şekilde, Tanpınar da şiirinde bir madalyon üzerindeki resimden hareketle bir
ressamı konuşturur, onun modeline sonsuzluk bahşeden ustalığını över. Fakat şairin
ressama ödünç verdiği sözler arasına öyle ifadeler sızar ki dikkatli gözle bakanlar bu
ifadelerde bir sanatçı kıskançlığının izlerini fark edebilirler.
Konuşmam vesilesiyle sizleri söz ve resim arasındaki bu ezeli rekabete tanıklık
etmeye çağırıyorum.
Nebi Özdemir / [email protected]
Türk Halk Anlatıları ve Medya
Medya, son bir buçuk asır içinde Türk toplumsal yaşamının değiştiren temel
dinamiklerdendir. Dolayısıyla Türk sözlü kültür gelenekleri ile medya arasında köklü
ilişkiler bulunmaktadır. 19. asrın ortalarından itibaren Türk medyası, asırların ürünü olan
Türk halk anlatıları (mit, destan, masal, halk hikayesi, efsane vb.) belleğinden etkili bir
şekilde yararlanmış ve yararlanmaya da devam etmektedir. Gazete ve dergilerde, pek çok
halk anlatısı yazılı kültüre uyarlanarak yayımlanmıştır. Sözlü- yazılı- elektronik/sanal
kültür dönüşümlerinde de medyanın bu türden uygulamalarının etkisi dikkat çeker. Hep
« yeni » kalmaya özen gösteren ve bu şekilde etkinleşen medya, çok kere « eski » diye
niteleği ve ötelediği sözlü kültürden, dolayısıyla halk anlatılarından, kendi bağlamında
dönüştürerek her dönemde yararlanmıştır. Diğer taraftan radyo, sinema, televizyon ve
internetle çeşitlenen ve etkinleşen medya, doğal icra ortamlarının yitiren sözlü kültür
geleneklerinin yeni yaşam ortamları olarak işlev görmüştür. Hikayeci aşıkların, masal
analarının yerini, medyanın ürün ve aktörleri, dahası kendisi almıştır. Geleneğin son
dönem aktörleri, medya bağlamının gereklerine göre değişmek zorunda kalmışlardır. Bu
toplumsal yaşamın temel dinamiklerinden kültür aktörlüğü ve kültür kurumu
87
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
alanlarındaki değişmeyi de ifade etmektedir. Sözlü kültürde yaratılan anlatılar, dönemin
kültür tüketimi eğilimlerine göre, önce sinema filmlerine, çizgi romanlara, daha sonra da
televizyon dizilerine uyarlanmıştır. Örnek veri ve yorumlarla söz konusu sürecin ortaya
konulması ve değişme dinamiklerinin açıklanması, bu bildirinin temel amacını
oluşturmaktadır.
Necdet Demirci / [email protected]
Hamza Hamamcı’nın Öykülerinde Realizm
Irak Türklerinin 20.nci yüzyılda yetiştirdiği öykü yazarlarının
birisi Kerkük’lü Hamza Hamamcı’dır . Yetmişli yıllardan beri Bağdat’ta Türkçe
olarak çıkmaya başlayan Yurt gazetesinde çeştli konularda yazılar yayımlayan Hamamcı
bir de şiir ve öyküler yayımlamıştır . Elimizdeki yazıda Hamamcı’nın “ Sırmal Pabuç”,
“Beyaz Horoz “ ve
“ Yorgun Kuta “ hikayelerinde güttüğü realist yöntem
incelenmektedir . Aslında bir teknik çalışması sayılan bu yazıda yazarın hikayelerde
kullanılan mekan ve karakterlerde görünen canlandırmanın realizmle ne kadar
bağdaşdığı örneklerle gösterilmektedir .Yazının amacı hikayelerin bir Kerkük gerçeğini
yansıttığı saptanmaya çalışılmaktadır .
Nesrin Tekin / [email protected], [email protected]
Recaizade Mahmud Ekrem’in
“Araba Sevdası” ve Molière’in “Gülünç Kibarlar”
adlı yapıtlarında Toplum Eleştirisi
XVIII. Yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda birçok alanda olduğu
gibi edebiyat alanında da Batı’dan esinlenmeler olmuştur. Tanzimat dönemi
yazarlarından Recaizade Mahmud Ekrem, «Araba Sevdası » adlı romanını kaleme
alarak, Batılılaşmanın o dönemin toplumunu nasıl etkilediğini, ana karakteri Bihruz Bey
örneği ile gözler önüne serer ve ironi yoluyla bu etkilenmeyi eleştirir.
XVII. Yüzyıl Fransız yazarı Molière ise « Gülünç Kibarlar » adlı komedyasında,
Klasik dönem toplumunda kibarlık özentiliğiyle gösterişli hayat sürmek isteyen kişilerin
görgüsüzlüğünü ve elitizmi keskin bir dille eleştirir.
Çalışmamızda, biri Türk edebiyatının, diğeri ise Fransız edebiyatının olmak üzere iki
büyük yazarın adı geçen yapıtlarında, ortak motif olarak düşündüğümüz toplum
eleştirisi, metne dayalı inceleme yoluyla ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler : Karşılaştırmalı edebiyat, Recaizade Mahmud Ekrem, Molière,
Batılılaşma, eleştiri, toplum, ironi.
Nıkos TSIOTSOS / [email protected]
88
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
FLAT-O-LAND: AN ATTEMPT FOR THE NARRATIVE AND
DRAMATIC TREATMENT OF PRIMARY SCHOOL GEOMETRY
The paper refers to an alternative approach to school mathematics in the
frame of primary schhol curriculum, and particularly to the narrative and
dramatic negotiation of certain aspects of geometry. References are going to be
made to classroom practice, as well as to a written work where basic properties
of geometrical shapes are tranferred into attributes of human persons, turning
them into dramatic personae. This anthropomorphism allows the shapescharacters to come into contacts and relationships with each other, so as to give
rise to little mystery stories in which the geometric properties, significant for
each basic shape, are gradually revealed together with the evolution of each
story-plot.
A stubborn acute-angle triangle, a fearful rhombus, a lordly circle who lost
his arch secants, a swelled-headed square, and a polygon suffering from
amnesia, are some of the characters that come into action in mystery tales, and
eventually become subjects of the investigations of a smart triangular detective
with a square logic! All these occur in a two-dimentional land (The “Flat-OLand”), that requires getting ridof one’s third dimension, if there is a purpose
of visiting it.
By following the pace of narratives, and through their active participation
in the solution of the contained mysteries, primary school pupils enhance their
understanding of the properties of geometric shapes, anda re encouraged to use
them for the development of their own detective stories. In this way, school
geometry could become more challenging, playful, and hence more easility
subjected to dramatic treatment in the classroom, allowing pupils to not only
act, but also propose their own dramatic scenarios.
The developed stories, to which the paper refers, have resulted from a long
time reflective practitioner classroom research in Greek primary schools. They
also form parts of a book published in Greece under the title: “Flat-O-Land:
Narratives in Two Dimensions” (“Epipedia” Afigimata se dyo Diastaseis”).
References on significant parts of these stories are going to be made
throughout the presentation.
89
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Nilüfer Tanç / [email protected]
FEREC BA’DE’Ş-ŞİDDE HİKÂYELERİNİN
KONU VE TEMA BAKIMINDAN İNCELENMESİ
“Zorluktan sonra gelen kolaylık, kederden sonra gelen sevinç” anlamına gelen ElFerec Ba’de’ş-Şidde, hikâyelerinin bazıları gerçek hayattan alınmış realist olayları
anlatan, bir kısmı ise olağanüstü olaylara yer veren bir hikâyeler dizisidir. Bu isim
altında Arapça, Farsça ve Türkçede çeşitli hikâye kitapları bulunmaktadır. Türkçe ElFerec Ba’de’ş-Şidde’ler işleyiş bakımından aynı olan Arapça ve Farsça örneklerinden
farklıdır. Hikâyeler Türk zevkine göre yeniden tasnif edilip yepyeni metinler meydana
getirilmiştir. El-Ferec Ba’de’ş-Şidde, Binbir Gece, Binbir Gündüz, Tuti-nâme ve
Mantıku’t-Tayr gibi Türk anlatılarına kaynaklık eden eserlerdendir. Eserdeki
hikâyelerden bazıları Binbir Gece, Binbir Gündüz gibi değişik hikâye dizilerinde de
geçmektedir. Giritli Ali Aziz Efendi’nin Muhayyelât’ının bazı hikâyeleri de El-Ferec
Ba’de’ş-Şidde’den alınmıştır. Recâi-zâde Mahmud Ekrem’in “Çok Bilen Çok Yanılır”
adlı eserinin konusu da tamamen bu dizideki bir hikâyeden adapte edilmiştir. Masal
dinleme zevki, sanatçıları masal yazmaya götürmüş, buradan hikâye ve roman türü
doğmuştur. Bu süreç içerisinde modern hikâye ve romanlara kaynaklık eden eserlerin
konu, içerik ve anlatım biçimleri açısından değerlendirilmesi, hem türün hem de sosyal
hayatın değişim ve gelişim sürecini ortaya koyacaktır.
Bu bildiride, Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Orhan Yavuz’un
hazırladığı, Ferec Ba’de’ş-Şidde adlı eserdeki 12 hikâye izlek ve konu bakımından
incelenerek bunların klâsik Türk anlatı geleneği içindeki rolü tartışılacaktır.
Nilüfer YILDIRIM / [email protected]
Mustafa ŞENEL
HALK ANLATILARINDA SEMBOLİK İLETİŞİM DİLİ
Dil, insanoğlunun var olduğu günden beri anlaşma çabasından kaynaklanan
kavramlar bütünüdür. İnsanları bir arada tutan temel ögelerin başında gelen dil, dünyayı
anlamlı kılar. Aynı duyguyu paylaşan insanların oluşturduğu bir enerji yoğunluğu vardır
ve bu yoğunluk bir güç meydana getirir. Bu durum dil için de geçerlidir. Aynı dili
konuşan, anlaşabilen insanlar da büyük bir güç oluşturur. Dolayısıyla dünya üzerindeki
asıl gücü ortaya çıkaran cevherin, dil olduğu söylenebilir.
En ilkel toplumlardan, günümüz dünyasına kadar insanlar arasındaki temel sorun
anlamak ve anlaşılmak çabasıdır. Çözümü en zor görünen problemlerin kaynağında
anlaşamama sıkıntısı yatar. Bu yüzden en küçük topluluklar bile kendi aralarında bir
bildirişim dizgesi oluşturma eğilimindedirler. Örneğin; referan birliği olan iki insan,
birbirlerinin hareketlerinden, jest ve mimiklerinden, sadece kendilerinin anlayabileceği
90
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
bir anlaşma sistemi oluştururlar. Bu anlaşma sistemi, halk anlatılarında da kahramanların
sembolik iletişim dili olarak karşımıza çıkar.
Halk anlatıları da tıpkı dil gibi ortak yaşanmışlığın ürünüdür. Anlatılar, toplumun
acısını, hayat tarzını, zevklerini gözler önüne serer, gün ışığına çıkarır ve buna bağlı
olarak da zenginleşir. Halkın zevkinden ve hayal dünyasından kopup gelen bu anlatılar,
kültür unsurlarının en önemli taşıyıcısı olmaları bakımından önemli rol oynarlar. Sevinç,
hüzün, coşku, heyecan gibi insanın doğasında var olan duygular, halk anlatılarında en
güzel şekilleriyle karşımıza çıkar. Yavrusunu kaybeden bir anne kendisini, aynı kaderi
paylaşan masal kahramanın yerine koyar, onunla beraber ağlar. Sıla hasreti çeken bir
baba, kendisini evine dönmek için mücadele veren halk hikâyesi kahramanıyla
özdeşleştirir ve gurbet halini ortadan kaldırmak için güç bulur yüreğinde. Sevdiğine
kavuşmak isteyen âşık, Leyla ile Mecnun’un, Kerem ile Aslı’nın, Arzu ile Kamber’in
yaşadıklarını okur; onları örnek alır, aşkın yüceliğini bir kez daha anlar ve vuslat
savaşında mutlu sona ulaşmak için gayret eder. Halkın duygu ve düşüncelerine tercüman
olan anlatılarla ilgili bu örneklere daha niceleri eklenebilir.
Çeşitli konuların işlendiği halk anlatılarında kahramanlar arasında iletişimi sağlayan
dil unsurları mevcuttur ve bu dil semboliktir. Hikâye, masal, destan ve benzeri halk
anlatılarının kahramanları sağ olduklarını, zor durumda bulunduklarını, yardım
istediklerini, hatta bazı durumlarda ölmüş olabileceklerini dahi çeşitli sembolik ifadelerle
ve en çok da nesneler aracılığıyla ifade etme imkânı bulurlar. Böylece anlatıların
bünyesinde iletişimi sağlamak için kendiliğinden bir dil oluştuğu görülür.
Bildirimizde çeşitli halk anlatılarından vereceğimiz örneklerle kahramanlar
arasındaki sembolik iletişim dilini, karşılaştırmalı olarak inceleyecek, aralarında
oluşturdukları bildirişim dizgesini anlatacağız. Böylece insanlar arasındaki en önemli
anlaşma sistemi olarak kabul edilen dilin, halk anlatılarında da yadsınamayacak derecede
dikkate değer bir öge olduğunu gösterip, ileri sürdüğümüz tezi desteklemeye çalışacağız.
Nissiotou Julia / [email protected]
Arapakis Xenia / [email protected]
PLANING, IMPLEMENTATION AND EVALUATION OF AN ART
EDUCATION PROGRAM FOR CHILDREN WITH DISABILITIES
The paper at hand aims to present an art education research program,
elements of which have been implemented in a pilot application in the Branch
of the Hellenic Society for Disabled Children (ELEPAP) in Volos. The
program concerns children suffering from cerebral palsy and mental
retardation as co-impairment. Its aim is to improve their fine motor skills as
well as to enhance their artistic creations, when, after the descriptive narration
of a fairy tale and its detailed analysis, they are invited to draw and create
91
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
three-dimensional or two-dimensional forms (artistic creations), within the
framework of a systematic guided teaching process. We believe that art
education with the systematic guidance of an educator contributes to the
improvement of the children’s artistic creations as soon as they are able to
sense the relation between the concepts and the visual expressions they can
deliver. Specifically, we are going to present the structure, the content and the
methodological axes of the research program based on the functionalist
utilization of Luquet’s standpoints, as a descriptive, educational and
interpretive reference framework.
Finally, we will present the evaluation and the conclusions drawn from the
pilot application of this program.
Key Words: Visual arts and education, special education, cerebral palsy,
visual arts for children with motor disabilities.
Nurettin Ceviz / [email protected]
Arapça-İngilizce ve Türkçe’de
Müşterek Bazı Atasözü ve Deyimler
Türkçe ile İngilizcede ortak olan çok sayıda atasözü ve deyim bulunmaktadır. Benzer
şekilde, Türkçe ila Arapça arasında da çok sayıda ortak atasözü ve deyim vardır. Bu
çalışmanın amacı Türkçe-İngilizce ve Arapçada ortak olan atasözü ve deyimleri
incelemektir.
Nurten Birlik / [email protected]
E.M. Forster’s “The Story of the Siren”:
An encounter between earth and water
In “The Story of the Siren,” the narrative proceeds through two narrators (both
homodiegetic); and two plots (one linear, the other Freytag’s triangular,) whose coexistence leads into an intersection between a foreground text (the English tourist’s
frame of reference, thus also the reader’s) and a background text (the paganistic
consciousness established by Giuseppe, and the negation of the former being the
embodiment of chaos itself). Disrupting the ordinary flow of signification, the
background text throws into confusion all the givens of traditional society. Thus, this
intersection might also be taken as an encounter between the representable, the
comprehensible and the non-representable, the incomprehensible; or the Symbolic, and
the Real in Lacanian terms. The Symbolic or the Law of the Father is concentrated on
the vantage point of the westerners and on the earth; and the Real is closely connected
with femininity or the mother’s body, (concentrated, in the text, on the metaphor of the
92
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Siren) and the water, both of which are fluid, unshaped, polymorphous, opposed to all
transcendental significations (God, father, religion). This paper aims to make a close
analysis of some elements of the narrative like characterization and plot against the
background of this intersection which problematizes the perception of these elements on
the side of the readers.
Nyakundi Musoti (Edwin Mosoti) / [email protected]
A Comparative Study of Contemporary
East and West African Poetry in English
Modern African poetry in English is a product of two distinct, but sometimes
antagonistic literary traditions; the African indigenous oral form and the largely written,
so-called Great Tradition. Its contemporary variant, on the contrary, is a combination of
various traditions, ranging from influences drawn from other non-English European
poetic traditions to snippets from West Indies and the East. The proposed study sets out
sets out to examine how these myriad of poetic traditions are manifested, and the shape
they take within East and West African contemporary poetry of English expression,
using a corpus of selected poetic works. Defining the contemporary as the last three
decades (1980 – present), I argue that, the oral-written binary assumes various angles in
East and West African poetry. The poetics of contemporary poets from the two regions
share a lot in common both in form and content. I posit contemporary poetry as
generally straddling between various (sub)genres, realms, media, disciplines – and hence
occupies what Homi Bhabha (1994) has theorised as the in-between space. Similarly,
disparities or chasm between the regions, once thought as irreconcilable, has
significantly been dismantled by the current crop of poets. In either regions, the poets
display what Jan Ramazani (2001) designates as hybrid muses, with minimal regional
variations. A central thesis that props this paper is that individuality has significantly
overshadowed regionality that marked much of early written poetry in English, in Africa.
And consequently, more than any time before, the poetic voice communicates in a
common language irrespective of nationality, or region of origin.
Orhan Özmut / [email protected]
Karşılaştırmalı Ülke Bilgisinin
Yabancı Dil Derslerindeki Yeri ve
Kültürlerarası İletişime Etkileri
Yabancı bir dili öğrenmek ve öğretmek o lisanın kabul gördüğü coğrafyayı da
bilmeyi gerektirmektedir. Fakat çağdaş yaklaşımlara göre salt verilere dayanan bilişsel
bir öğrenme kültürlerarası iletişimde ilerleme sağlamamaktadır. Yabancı olana
yaklaşmak ve onu anlamak öncelikle algılamayla ilgili bir olgu, özellikle de “kendi
gözlüklerimizle” dünyaya nasıl baktığımızla ilgili bir durumdur. İnsan, kendine dışarıdan
bakabildiği vakit, başarılı bir iletişimin gerektirdiği şartlara sahip olabilmek adına ilk
93
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
adımı atmıştır. Böylelikle sağlıklı karşılaştırma yapabilme yetisi gelişebilir. Yabancı dil
öğrenen bir aday kendini bu konuda geliştirdiği takdirde, kültürlerarası durumların
üstesinden gelebilme ve analiz yapabilme özelliği kazanabilecektir. Bunun için de
yabancı dil derslerinde didaktize edilen konular için ara hedeflerin belirlenmesi
önemlidir. Ara hedeflerle kültürlerarası iletişim ve analiz becerisi geliştirilebilir.
Bu çalışmada karşılaştırmalı ülke bilgisinin kültür aktarımı ve iletişim açısından
önemi irdelenmektedir. Yabancı dil dersleri her an ülke bilgisi ile iç içedir, ayrı
düşünülemez. Bir dili öğrenirken ya da öğretirken söz konusu dili kendi kültüründen
soyutlayamayız. Bu açıdan bakıldığında ders kitaplarının yabancı dil derslerindeki önemi
bir kat daha önem kazanmaktadır. Bir ders kitabı önyargıları ortadan kaldırabileceği gibi
bunları sağlamlaştırabilir de.
Çalışmada bilişsel ülke bilgisi, iletişimsel ülke bilgisi ve kültürlerarası ülke bilgisi
kavramları yabancı dil olarak Almanca öğreten farklı ders kitaplarından örnekler
verilerek ortaya konmaktadır. Özellikle kültürlerarası iletişim için bazı açılardan
olumsuz bir örnek teşkil eden ve güncel bir Almanca öğretim kitabı olan “Passwort
Deutsch” Türkiye baskısından örnekler verilecektir.
Ömer Dermenci / [email protected]
YEVŞAN ZİLYA ve DEDE KORKUT HİKAYELERİ
ARASINDAKİ OLASI GENETİK ve TİPOLOJİK İLİŞKİ.
Gothe’nin kullanıma sunduğu “Dünya Edebiyatı” tabiri daha sonra pek çok edebiyat
bilimcisi için hep bir kaide işlevini üstlenmiştir. Pek çok teorici edebiyatla ilgili
düşüncelerini bu kaide üzerine bina etmişlerdir. Bu tabir, genel anlamda bütün insanlığa
ait ortak bir edebiyat mirasının varlığını kabul etmenin yanında, farklı dillere, farklı
kültürlere bölünmüş olsa da edebiyatların ortak motiflerden, tiplerden, hikaye yapılardan
oluştuğunu da ifade eder.
Bu tabirden hareketle bildirimizde Ukrayna kroniklerinde yer alan bir tarihi kayıt,
“Yevşan Zilya” adıyla meşhur hikayecik ele alınacaktır. Aslında bu çalışmadan önce,
başta Çarlık Rusyasının ünlü edebiyat bilimcilerinden V. Jırmunskiy olmak üzere M.
Voroniy, Ukrayna’nın diyaspora edbiyatçılarından L. Mosendz olmak üzere bazı
araştırmacılar adı geçen hikayeye dikkatlerini yöneltmişlerdir. Fakat hikaye bu
çalışmada, ilk kez karşılaştırmalı edebiyatın metodlarından istifade edilerek incelenecek,
en önemlisi de Türkiye’de dile getirilecektir.
Yevşan Zilya hikayesi 1200’lü yıların başlarında yazılan Ukrayna Haliç-Volin
koniklerinin (Halitsko-Volinskiy Litopis) baş tarafında yer almaktadır. Eski Kiev Devleti
beylerinden Knez Roman zamanlarını anlatır. Kroniğinin başında yer verdiğine göre
eserin müellifi başta olmak üzere pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Bu hikayenin
şiirimsi dili bile pek çok Ukraynalı edebiyatçıyı heyecanlandıran güzelliğe sahiptir ki,
hem Ukrayna Bilimler Akademisinin, tarihçiliğinin abidelerinden hem de 1918 yılında
kurulan Ukrayna Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı M. Hruşevskiy bu hikaye için
94
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
“Ukrayna şiirinin harika bir çiçeği” demiştir. Hikayenin girişinin Türkçesi kısaca
şöyledir:
Tanrının emirlerini rehber edinerek akıl ve hikmetiyle bütün putperest halkları
mağlup eden bütün Ukrayna topraklarının hakimi, büyük Knez Roman (1205 yılında
ölen Roman Mıstıslaviç anlatılmaktadır) işte böyle öldü. Çünkü dinsizlerin üstüne bir
aslan gibi atılmıştı, vaşak gibi kızgındı. Onları bir timsah gibi yok etmişti, doğan gibi
illerine dalmıştı, bir Yaban Öküzü (Avrupa Bizonu) gibi cesurdu.
O, dedesi Monomah’ın izinden gitti ve Kumanlar denilen İsmalilileri yok etti,
Otrok’u (Kumanların hanı) Gürcistan taraflarına Demirkapı’ya sürdü. Sırçan (Otrok’un
kardeşi) ise Don (İdil) ırmağı boyunda kalıp balıkçılık yapmaya başladı.
O zamanları Volodımır Monomah altın tolgasıyla Don’dan (suyundan) içmiş,
topraklarını ellerinden alıp bütün dinsiz Hacerileri (Hz. İbrahim’in eşi Hacer’e atfen)
kovdu. Ancak Volodımır’in öldüğü zaman Sırçan’ın yanında Or adında bir ozan
kalmıştı. (Sırçan) Or’u Gürcistan taraflarına “Volodımır öldü; dön kardeşim ve ülkene
gel” sözleriyle, “ona benim sözlerimi ilet ve Kuman türkülerinden söyle. Seni yine de
dinlemezse ona Yevşan (Püren) denilen otu koklat” diye tembihleyerek gönderir...
Bildiride yukarıdaki hikayenin diğer Türk hikayeleri ve özellikle de Dede Korku
Hikayeleri ile genetik ve tipolojik ilişkisi incelenecektir.
Anahtar kelimeler: Yevşan Zillya Hikayesi, Kumanlar, Rus Kronikleri, Haliç-Volin
Kroniği, Monomah
ÖMER KEMİKSİZ / [email protected]
İlköğretim Türkçe Ders Kitaplarında
Halk Kültürü Ürünleri
Milletleri, diğer milletlerden ayıran kültürel özelliklerin esası halk kültürüdür; başka
bir deyişle folklordur. Folklor, halk kültürünü araştırıp değerlendirmekle toplumun
sosyo-ekonomik dinamiklerini ortaya çıkarmakta, milletin kültür birliğini sağlamakta,
mahalli kültürü önce milli kültür, daha sonra da evrensel kültür hâline getirerek
insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmaktadır.
İlköğretimin 1.sınıfından itibaren çocuklarımızı halk kültürümüzün değerli
ürünleriyle tanıştırmamız gerekir. Bu amaçla özellikle belirli derslerde, ders kitaplarında
yer verilen metinlerin hazırlanması esnasında, bu ürünlerin yer almasına dikkat
edilmelidir. Bu metinler, hikâye, masal, destan, efsane gibi yazılı ve sözlü edebiyat
ürünleri olabileceği gibi, halkın ortak değerlerini yansıtan, gelenek-göreneklerimizi, örfâdetlerimizi tanıtan yazılar şeklinde de olabilir. Burada da çocuğun sınıf seviyesine
uygun olarak bir aşamalılık ilkesine bağlı kalınmalıdır. Özellikle 1-5.sınıf seviyesindeki
öğrencilerin masal türüyle tanıştırılması gerekir. Televizyona hapsolan, büyüklerinden
masal dinlemeyen bir çocuğun hayal dünyası da gelişemeyecek, ileriki yaşlarda oluşacak
okuma, konuşma, yazma gibi dil becerilerindeki sıkıntılar daha o yaşlarda ortaya
çıkacaktır. Çocuklar için vazgeçilmez olan çizgi filmlerde halk kültürümüzün değerli
isimleri yer almalı, çocukların onları erken yaşta tanıması sağlanmalıdır. Okulda da
95
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
derslerde yapılacak bu tür çalışmalarla, halk kültürünün eğitiminde paralellik sağlanmış
olacaktır.
Eğitim-öğretim kurumlarında ders kitapları, öğrenciler için birincil kaynak
durumundadır. Bundan dolayı, kitaplardaki metinlerin seçiminde öğrencilere kültürel
değerlerini sunacak eserlere yer verilmesine özen gösterilmelidir. Özellikle Türkçe,
Sosyal Bilgiler, Hayat Bilgisi gibi derslerde kitaplarda yer alan metinlerin bu amaca
hizmet etmesine dikkat edilmelidir. Yenilenen Türkçe Programında “Milli Kültür”
adındaki temaya yer verilmiş olması bu bağlamda sevindirici bir gelişmedir. Bunun
yanında Halk Kültürü adlı dersin seçmeli ders olarak 2.kademe öğretim programına
alınması da faydalı bir çalışma olmuştur.
Bu çalışmada Muğla ilinde okutulmakta olan, ilköğretim 1.sınıftan 8.sınıfa kadar
Türkçe ders kitaplarında halk kültürünü yansıtan eserlerin yer alma sıklığı irdelenecektir.
Çalışma şu iki ana başlık altında gerçekleştirilecektir:
a) İlköğretim Türkçe ders kitaplarında yer alan metinlerde destan, hikaye, masal,
efsane, şiir, vb. yazılı ve sözlü edebi ürünler ile halk kültürümüzün önemli isimlerini
tanıtan ( Nasrettin Hoca, Hacivat ile Karagöz, halk şairleri vb.) metinler
b) İlköğretim Türkçe ders kitaplarında halk kültürünün unsurlarını, gelenekgöreneklerimizi, örf-âdetlerimizi ( düğünler, bayramlaşmalar, el sanatları, vb.) tanıtıcı
metinler
Son bölümde de sınıf seviyeleri arasında karşılaştırmalar yapılacak, olumlu-olumsuz
durumlar değerlendirilecek ve öneriler sunulacaktır.
Anahtar kelimeler: Halk kültürü,eğitim, öğretim, ilköğretim, Türkçe ders kitapları
Özlem Demren / [email protected]
The Context of Fairytale Narration as
Performance and Its Interpretation as
Educational Resource in the Frame of
The Theory of Multiple Intelligences
The tradition of fairytale narration as performance in oral cultural context
comprehends three dimensions which are performer (as personal dimension); narrative
(as oral dimension); and audience (as social dimension). The communicative process
between performer and audience begins with the oral narrative and its representation to
the audience is affected by the multiple intelligences of both performer and audience,
and how whom use the intelligences in various combinations. Oral narrative is created in
a logical process and in this process the logical-mathematical intelligence has a role to
form the genre. Also, intrapersonal intelligence and interpersonal intelligence have
importance for the performer and the audience to communicate with each other. Actually
all other intelligences -musical intelligence, spatial intelligence, bodily-kinesthetic
intelligence, natural intelligence- are used in various combinations in the context of oral
narration and in this process the linguistic intelligence has primary role to start and
perpetuate the communication between performer and audience.
96
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Classrooms are also oral places which include both communicative and educational
process between teachers and students. In this frame, when we use the fairytales in the
classrooms, we have three dimensions -which are teacher (as personal dimension);
fairytale (as oral dimension); and students (as social dimension)- to assess the context
including the use of Multiple Intelligences in various combinations. So we could use
fairytales in the classrooms as part of the performance which start, perpetuate and
support the communicative and educational process between teachers and students.
Key Words: fairytale, performance, multiple intelligences, education.
Öztürk Emiroğlu / [email protected]
TÜRK VE POLONYA MASALLARININ
KARŞILAŞTIRMALI İNCELENMESİ
Anlatma esasına dayanan edebi türlerin en eskilerden biri masaldır. Destan ve efsane
kadar eski devirlere dayan masal, “nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlardan ve
törenlerden bağımsız, tamamen hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak
iddiası olmayan kısa bir anlatı” olarak tanımlanır (Boratav, 1982, 75). Hayal ürünü
olması masalın sadece gerçeküstülükleri işlediği anlamına gelmez. Gerçeküstü masallar
olduğu gibi gerçekçi masallar da vardır. Fakat masalda anlatılan olay ve kişiler ne kadar
gerçek ya da gerçeküstü olursa olsun, anlatım şekli anlatılanların hayal ürünü olduğu
izlenimi verecek şekilde kurgulanır. (Boratav, 1982, 75)
Masallar içeriklerine göre Uluslararası Masal Katalogu’nda (Anti Aarne ve Stith
Thompson, The types of the folktale, yeni basımı: Helsinki 1964=Aath) şöyle
sınıflandırılır:
1. Hayvan masalları
2. Asıl masallar: gerçekçi ve gerçeküstü masallar
3. Güldürücü hikayeler
4. Zincirleme masallar (Artun, 2004, 114, Boratav, 1982, 78)
Anonim folklor ürünü olan masallar, birinci derecede halk ve çocuk edebiyatının
inceleme alanına girer. Bu bildiride, Türk ve Polonya kültürüne ait dört gerçekçi, dört
gerçeküstü masal olay örgüsü, tema, karakter analizi, zaman ve mekan kavramları
açısından incelenecektir.
Türk masalları: Keloğlan’ın Köse’ye Masalı. Polonya masalları: Ayakkabıcı
Dratewka
Kamer Tay
Kral Popyel ve Fareler
Limon Kız
Baltık Kraliçesi Yurata
Perili El
Cam Dağı
Bu araştırmada Türk ve Polonya masalları karşılaştırılarak, iki ayrı toplumun anonim
halk ürünlerinin benzer ve farklı yönleri gösterilecektir. Çalışmanın amacı, ayrı
97
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
coğrafyalardaki iki toplumun anonim halk ürünü olan toplumsal kültür birikimi
masalların dil, edebiyat, gelenek yansımalarını ortaya koymaktır.
Bu çalışma için Naki Tezel’in Türk Masalları’ndan (Kültür Bakanlığı Yay., Ankara
1990) iki ve Eflatun Cem Güney’in Masallar (Kültür Bak. Yay.Ankara 1990) başlıklı
eserlerinden iki masal seçilmiştir. Polonya masalları ise Katrzyna Karczewska’nın
Basnie Polskie / Polonya Masalları (WPR Yay., Ponzan 1990) başlıklı kitaptan
tarafımızca çevrilmiştir.
Panayota Kotarinou
Charoula Stathopoulou / [email protected]
Integrating 10th grade curriculum through
‘‘Mathematical Literature’’
In this paper we will describe a year-long interdisciplinary project, for one class of
twenty six 10nth grade students, that aimed to integrate the different lessons of
curriculum through the reading of a literary work. This book was “The Sand Reckoner”
by Gillian Bradshaw, which refers to the life and work of Archimedes, the great
mathematician of the Antiquity. The book’s references in different cognitive areas Mathematics, History, Literature, Physics Technology –gave the natural connections
between the separate disciplines. It also gave the pretext for incorporating visual and
performing arts in teaching interdisciplinary thematic units. From the study of their
answers to our questionnaire given at the end of the school year, it was found that the
program produced significant positive aspects on student motivation, and engagement in
learning, and notable changes in classroom practices. We also confirmed that it helped
the majority of children in modifying their beliefs of the nature and the role of
Mathematics.
Georgios Papantonakis / [email protected]
Triantafyllos H. Kotopoulos
[email protected], [email protected]
Classical Fairy Tales and Contemporary Greek Literature.
The case of Sophia Paraschou
In Sophia Paraschou’s text Even the Bad People Have a Soul too the villains of fairy
tales, spurred by the bad wolf, attempt in a conference, to rid themselves of the
accusation of being and representing evil people. The text gives the opportunity for
further investigation into the theoretical issues of literature. Initially, we observe a
feature of the 1970s, where there is a strong attitude of reversing opinions in familiar
texts of conventional children’s literature. The stories of the heroes constitute narratives
which imprint the subjectivity of fictional characters, in an attempt to dispose of the
98
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
stereotypes and the racist behavior attached to them and to the authors of fairy tales. The
announcements in the conference (made by one of Cinderella’s sisters in Cinderella’s
Syndrome, by Cinderella’s step-mother in Beauty Anxiety and by Rubelstinskin in The
Curse of Differential) depict fundamental issues of conventional children’s literature.
However, these announcements made by fictional characters, bring up issues on the
theory of literature. Therefore, the views formulated here refer to skepticism regarding
the source of the meaning or the power of the participants in the literary text (fictional
characters, narrator and author). This skepticism, as to who is in charge, revolves around
the literary characters and the author, whose “death” does not necessarily mean the
“death” of the fairy tale or of any fictional characters. The whole discussion balances
between the theory, which gives priority to the author’s biography and the historical
and social frame in which the author lived, while text-centered theories and the theory of
the aesthetics and of the reading response, although projected, they are not opted for in
the end. The whole discussion among the fairy tale heroes, who request that fairy tales
be written again and the recorders of tales or authors of post-fictional texts with the
intervention of readers, brought to light the power of conventional literature against
innovation, although they were led to this decision by the intervention of readers, hence
the reader’s role as a meaning-giver of the text is indirectly indicated.
Key words: Literature, children, fairy tales, theory of Literature
Pelin Ekşi-Altay / [email protected]
Psikanalitik Edebiyat Kuramına Gör
Kögüdey Mengen Kahraman mıdır?
In every part of world, we find the narrations which were created to interpret natural
events and to explain the nature of the universe and humanity. Although the heroes of
these narrations that from multiple cultures seems to be different from each other, in
many aspects they have similar nature. In this study, the writer focuses on that in terms
of psychoanalytic criticism, whether Kögüdey Mengen, who is the protagonist of the
Altaic Turkish’s Legend Maaday Kara, is “hero” or not?
Psychoanalytic criticism originated in the work of Austrian psychoanalyst Sigmund
Freud, who pioneered the technique of psychoanalysis. Undoubtedly the psychoanalytic
approach to literature not only rests on the theories of Freud. However, “the history of
psychoanalytic criticism” is not our interest in this study and the question of “according
to psychoanalytic criticism, who is hero?” has complex answer that is also the subject of
another paper.
In this paper, the aim is to understand whether Kögödey Mengen, who represents
Shamanistic view, is hero or not, by using of the criteria which indicate heroism in
literary context, determined by Joseph Campbell, Otto Rank and Lord Raglan who
represent thought of the western world. Thus, writer attempts to form intercultural point
of view.
99
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Pürnur Uçar-Özbirinci / [email protected], [email protected]
FEMINIST MYTHMAKING: RECLAIMING THE
MYTH
As revealed in its combination of the words ‘myth’ and ‘making,’ mythmaking
suggests that myths are made/created by people to suit their social needs. Myths become
the narrative patterns that provide individuals with the necessary experience, language,
words, or stories that help them shape their lives and identities. Myths function as the
keys that unite a group of people. Thus, mythmakers, who possess these keys, have the
power to adjust, to manipulate, and to change these societies.
However, for centuries now, many people, as well as groups, were withheld from
creating their own myths and truths. More powerful groups, who could access the
‘word,’ imposed their own myths upon these ‘others’. One of these ‘othered’ groups
consists of women. For centuries, their identities, and the roles they were required to
perform within the society have been established by the masters of the ‘word’: men.
Today, women have discovered that their existence depends on their power to use
the ‘word’. They will exist when their experiences find a name; when their myths are
retold, and accepted so as to link them to the contemporary social order. Women have to
keep on creating and retelling their own myths to progress into the future and drama
serves as a primary tool for producing and transmitting their ‘word,’ their myth, their
experiences, and voices. As Jane de Gay and Lizbeth Goodman declare, “Theatre is a
place and space in which we can dream such large dreams and attempt to realise them”
(1). This paper will make use of drama/theatre to uncover the journey of the women
playwright, turning into a mythmaker, in the pursuit of reclaiming the power to use the
‘word’. It will analyze how women playwrights rewrite the patriarchal myths in order to
make these myths their own. The paper will provide examples from the rewritten
versions of the myth of Oedipus, Antigone, Medea, Philomele and Procne, and the epic
of Gilgamesh.
Key words: Myth, mythmaking, mythbreaking, rewriting, revisionism, feminism.
Rabia Nesrin ER / [email protected]
POSTMODERN REFLECTIONS OF
ANGELA CARTER’S FAIRY TALES
WITHIN THE CONTEXT OF
FOLKLORE and TRANSLATION STUDUDIES
“What would our lives be like without translation of fairy tales? Our study takes its
starting point from this question. Before we start, it is for our benefit to know answers
100
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
the following questions as they are also related with our subject: Why literature and
culture need translation, what is the relationship among them? When we search history
of mankind, we see the translation has played a crucial role especially in dissemination
of language and culture, and emerging of national literatures. Translating in many
respects means comparing cultures. So, the transference of one culture into another is
one of the main functions of Translation Studies. Hence translation can be regarded as an
act of communication in which the translator is overcoming cultural barriers.
Tales and Translation are the major links between the world and the people. In the
world which is getting smaller by means of translation, tales are not products of only the
source language, culture or country. In other words, as they spread around the world by
means of translation, they acquire international and intercultural qualities. So, it is clear
to see that translation is a means of sharing literary works of different nations with each
other. The first aim of this paper is to attempt to examine the role of translation in
general folklore, in particular fairy tales.
This done, the paper will then focus on fairy tales, their tradition and history. Then
we will search a prominent name in fairy tales who is a British writer of novels, short
stories and plays; translator and editor of airy tales, and feminist literary critic, whose
interest in myth, allegory, and folk tale permeated her writing: Angela Carter (19401992). The main subject of this work is to show postmodern reflections is Angela
Carter’s contemporary fairy tales especially in the book entitled The Bloody Chamber
And Other Stories. So, this book is a great example of postmodern fairy tales. To
establish the validity of this claim, the paper will present a close reading and analysis of
her fairy tales. Before focusing on this matter, first the definitions of particular terms
such as fairy tale, translation, postmodernism, folklore, has to be made clear. Finally,
Goethe’s this statement, underlying the significance of intercultural awareness and
communication with the help of translation, summarizes our whole work: “Translating
foreign works into his own language is a nation’s most important cultural step”.
Key Words: Fairy tales, Folklore. Translation Studies, Angela Carter, The Bloody
Chamber, postmodernism, culture
Rui Manuel Andrade Coimbra Santos Gonçalves
[email protected]
Helen of Troy in Marlowe and Gœthe:
a survey of mythological adaptation methods
If we can consider the presence of the myth of Helen of Troy and its appear on the
Anglo-Saxon and German contexts as originality, almost a kind of eccentricity, and, no
less, a manner to show the Nordic European devotion for the South classical culture. We
would discover also several disparity of treatment between the two Fausts of Christopher
Marlowe and J. W. von Gœthe. In first place, the wickedness of the German Helen by
101
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Gœthe is evident because of her lack of protagonism in comparison to Margaret (which,
in a previous view, would be evident, but not so much in the English renaissance version
by Marlowe). We could to make mention of a similar problem, e. g., in Phèdre by the
French dramatist Jean Racine, in relation with the triangular love relationship established
between the personae of Phèdre, Hipollyte and Aricie…
In the other hand, the Gœthean figure of Euphorion as the result of the love of Faust
and Helen is a week synthesis of a wedding between the Nordic rational genius and the
Apolline equilibrium of the Greek mind and art: the sudden disappear and death of
Euphorion in the bosom of the waters of the Aegean Sea can be seen as a proof of this
along the German tragedy.
Finally, Goethe’s treatment of the classical culture in his Faust suggests us an
anticlerical attitude, even more than in Helen of Troy mainly on behalf of the personae
of the five Dames or the Eternal Mothers, a personification of the vital principles, whose
strength would precede the own creation dogma as sustained by the traditional Church.
We could witness the ill will of Goethe towards the Catholicism in his derided figure of
the Archbishop, the counsellor to the Emperor. It surpasses the proper idea formulated
by Kant according to which the catholic faith would be mean the «maternal idiom of
Europe and her civilization».
Rukiye Dilli / [email protected]
Türk Resminde Destanları, Masalları ve
Efsaneleri Konu Alan Ressamlar
Türk Resim Sanatı varoluşundan itibaren kendine has özellikleri ile evrensel
boyutlara ulaşmayı başarmıştır. Duvar resimlerinde, halılarda, kilimlerde ve pek çok
sanatsal alanda kendine özgü konuları olan Türk Sanatı, tuval resmine geçişle Batı
Sanatının etkisinde kalmıştır. Bu etkileşme daha çok ressamlarmızın yurtdışına eğitime
gönderilmesi ve bu gönderildikleri ülkelerdeki ressamlardan, akımlardan ve Avrupa
yaşam tarzının etkisinde kalmalarından kaynaklanmaktır. Dönemi yakalamak için
etkisinde kaldıkları tarzlardan kurtulmayı başarmış ve geleneği yansıtmak adına yeni
açılımlar yakalmayı başarmış ressamlarımız da vardır. Özellikle destanları, öyküleri,
Anadolu kültürünü ait halk kikayelerini tema olarak benimsemişlerdir. Bu sanatçılarımız
geçmişten günümüze damgasını vurmuş kültürümüzün gelecek kuşaklara yansıtmada
tuvallerini ve boyalarını aracı olarak kullanmışlardır.
Mete Savaşan, Nuri Abaç, Tahir Burak gibi Türk kültürüne ait destanları, hikayeleri
veya geleneksel kültür ögelerini seçerek resim çalışmalarında kullanmışlardır. Tahir
Burak’ın Ergenekon destanını anlattığı çalışmalarında simgesel öğelerin kullanılması,
günümüz Türkiyesinin durması gereken noktayı tarih süreci içerisinde bizlere aktarmaya
çalışmıştır. Nuri Abaç’ın çalışmalarında ise daha çok Karagöz ve Hacivat temaları
görülmektedir. Karagöz ve Hacivat’ın yaşamından kesitler sunan sanatçı, özellikle Hitit
figürleriyle birleştirdiği fiziksel karakterleri, minyatür sanatının modern bir temsilcisi
özelliğindedir. Mete Savaşan ise gagavuz Türk’ü resssamlarımızdandır ve özellikle
102
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
çalışmarında Gökoğuz, Dede korkut ve Gagavuz Türklerine ait hikayelerden ve
destanlarından bahsederek bir kültür aktarımı yaşatır bizlere. Dolayısıyla desen, resim ve
taş baskılarıdaki figür ve motifler simgesel niteliktedir.
Bu çalışma ile yukarıda adı geçen ressamlarımızın sanatsal çalışmaları sanat eleştirisi
bağlamında incelenerek örnekler ile anlatılmaya çalışılacaktır. Türk resim sanatında
tema olarak geleneksel motifleri seçmiş ressamlarımızın bu çalışmaları kültür paylaşımı
konusunda seçtikleri tarz ile yeni açılımlar yakalayarak geçmiş ve günümüz sanatı
arasında bağ kurmaya çalışmışlardır.
Rym Chakraoui / [email protected]
Cross-cultural Bridges between
Oriental Folktales and American Postmodernism
This paper sets out to study the impact of The Arabian Nights on a contemporary
American novelist and critic John Barth. The cross-cultural dialogue between the orient
and the occident is nowhere better illustrated than in Barth’s The Last Voyage of
Somebody The Sailor (1991.) The date of the publication of the book was concomitant
with the onset of the Gulf crisis. This
period was a climactic moment in the history of the Arab – American relations, a
time of reappraisal and revisitation of the world’s political paradigms and dynamics.
The title of Barth is ostensibly a parodic reference to the voyages of Sinbad the
sailor which have for long now shaped the western mythology and become part of its
ethos. “Read Sinbad the Sailor’s voyages and you will be sick of Aeneas’s,” once said
Horace Walpole in one of his correspondences with Mary Berry in 1789. It is
noteworthy that the earliest manifestations of the western interest in The Arabian Nights
was heralded by Antoine Galland’s translation of The Arabian Nights into French
between 1704 and 1712. From that moment on the collection of stories in the aural
tradition of the orient has exerted an infinite appeal on the western mind.
Dickens’ interest in The Arabian Nights, for instance, is most prominent in
Christmas Stories (1843) and The Old Curiosity Shop (1840-41.) Hawthorne’s dark
ladies such as Hester Prynne in The Scarlet Letter (1850), Zenobia in the Blithedale
Romance (1852) and Miriam in The Marble Faun (1860) prompt a post-colonial reading
today.
The rationale of this presentation is to delineate the structural and thematic influence
of The Arabian Nights and the intertextual dialogue underlying the fabric of Barth’s text.
It also roposes, on another plane of interest, to probe whether John Brath’s intertextual
enterprise enhances a better cross-cultural understanding of the orient or does it on the
contrary impede its appreciation by surrounding it with an aura of mystery and
exoticism.
S. Dilek Yalçın Çelik / [email protected]
Postmodern Hikâyede Geleneğin Kullanımı
103
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
(Murathan Mungan Hikâyeleri Örnekleminde)
Murathan Mungan, son dönem Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden birisidir.
Roman, hikâye, şiir ve tiyatro türlerinde eser vermiştir. Sanatının özünde yatan ana
noktalardan birisi, geleneği, modern anlatı biçimleri içerisinde eriterek yeniden
kurgulamaktadır. Bildiri konumuzu hikâye ile sınırlandırdığımızda, bu temel nokta
yazarın hikâyeleri bağlamında ele alınacaktır. Hikâyelerinde metinlerarasılık, çok
katmanlı yapı, belirsizlik, çoğulculuk, parodi ve üstkurmaca gibi teknikleri uygulayan
yazar, bu teknikleri kullanarak geleneği farklı anlatım biçimlerine taşımaktadır.
Uygulama esnasında gerek Doğu masal ve hikâyelerini gerekse Batı masal ve
hikâyelerini ele alarak yeni anlatı formlarna dönüştürmekten kaçınmadığı dikkatleri
çekmektedir. Bildiride yazarın hikâyelerinde geleneksel anlatının postmodern anlatı
biçimine taşınması araştırılarak tartışmaya açılacaktır.
S.Defne Erdem Mete
Intercultural Competence in Language
In various disciplines such as communication, international relations, psychology,
business, and education, studies have been carried out on different aspects of intercultural
communication. These studies give emphasis on the notion of ‘intercultural
communicative competence’. In different fields, the term ‘intercultural communicative
competence’ is used interchangeably with ‘intercultural competence’, ‘intercultural
willingness to communicate’, ‘cross-cultural competence’, ‘intercultural effectiveness’
and ‘intercultural sensitivity’.
The field of language teaching has also been influenced by research on intercultural
communicative competence. Researchers of the field have been pointing out that not only
communicative competence, but also ‘intercultural competence’ should be the aim in
learning a language, especially English. This is due to the fact that English has become a
lingua franca and is used mostly between non-native speakers in intercultural settings.
In his discussion of the requirement for a dimension of intercultural communication in
English Language Teaching, Alptekin (2002) states that communicative language
teaching is far from meeting the needs of English language speakers in the world today. In
his opinion, when the lingua franca status of English is taken into account, the nativespeaker based model of language teaching is unrealistic. Therefore, rather than taking the
native speaker as the norm, there is a need for aiming towards an ‘intercultural speaker’.
104
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Byram (1997) proposes a model that incorporates intercultural competence into language
teaching. In this model, intercultural communicative competence is composed of
linguistic
competence,
sociolinguistic
competence,
discourse
competence
and
intercultural competence. Therefore, it is a combination of communicative competence
and intercultural competence. The components of intercultural competence, on the other
hand, are cognitive, affective and behavioral dimensions as determined by different
disciplines.
This paper aims to present a review of the literature on intercultural competence and its
place in language teaching. It discusses the components of intercultural competence and
findings of studies in different fields that are carried on for developing intercultural
competence including literature.
Key words : Intercultural communicative competence, intercultural competence,
intercultural communication skills.
Sahiba Gafarova / [email protected]
Diversity of Contemporary American Women Writings
(Women Writers of Color)
Nowadays the American feministic school of literary criticism actively develops
such categories as “a woman author”, “female identity”, “female activity”. The main
task of the authors of these books is finding and interpreting the features of female
manner of writing, ways of text formation in the female prose, representation in the text
of the woman-author and other no less important matters related to differential
characteristics of the literature, created by women.
For well over a century women of color (Latinas, African American, Native
American, and Asian American) have been writing themselves into U.S. history,
continuously redefining their political, cultural, and social locations within the
discourses of American identity. Their narrative practices - poems, essays, novels, and
short stories- help us to understand the ways in which ethnic, cultural, racial, class,
gender differences shape conceptions of American identity. The choice of writers given
below reflects an attempt to evoke a wide range of female identity and to assemble of
some of the finest storytellers and prose stylists of the American Woman Writers.
Toni Morrison is one of the foremost contemporary American writers. Her works are
known for their portrayals of the African American woman’s life.
Helena Maria Viramontes is a widely known Chicana writer who has published short
stories and novels. Viramontes’ stories, in essence, communicate the overwhelming
trials and tribulations that Chicana mothers, wives, and daughters face.
105
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Leslie Marmon Silko is a Native American Women Writer whose work is primarily
concerned with the relations between different cultures and between human beings and
the natural world.
Amy Tan is a part of a movement of Asian-American writers. Tan’s writing relies
heavily on flashbacks, storytelling, and mysticism. The connection of the past and the
present is typical of Tan’s style.
Thus, these writers grouped together not because they are women but rather because
they are especially fine examples of American Women Literature. Each of these writers
offers a distinct approach to her craft, tells her story in a distinctive, confident voice. For
all the differences of class, ethnicity, religion, region, and profession reflected in their
narratives, one hears a common note - women writers are able to express both universal
culture and peculiar female outlook on life which is of value owing to its specificity.
Saldusova Alevtina / [email protected]
Literature as the Object of Studying
1. The issues related to the world globalization process had an adverse effect on the
humanity. The humans are now in the state of culture globalization which is threatening
with general facelessness. In this situation the artistic word potentiality pertaining to the
humanities bringing morality, spiritual experience of people and its wisdom, becomes
invaluable.
2. Return to national sources, to its mythological roots is conceived not as
reproduction of the old or as construction of a new ideology on the previous basis. It is
assumed the new thinking, than can connect the cognizable and the cognizer, i.e. the
source originally existed in a myth.
3. The artistic text is regarded in several meanings. The text as a thing created by a
man, as the object of art, as a logical statement. Using word etymology we can assume a
text as a skillful “interlacing” or a solid tissue made by living experience of a human
who learns the world. He represents the system of knowledge about the world as the
space - time, where he lives.
4. It is within the space of High Blue Sky and the golden Earth the cultural model of
mongol speaking people was developed. The man in this space has a special role.. It’s
only the man who has an opportunity to reach the top, adequate to the outer world – his
internal world, where he attains Wisdom.
5. Certainly having been lived for 400 years within the space of Russian, European
culture, Kalmyks perception of the world has undergone some qualitative changes. The
evidence of this fact is the modern national literature, fine arts etc. New intonations, new
range of expressions have appeared. For example, in poetry appeared the new genre of
lyrical poem, works-reflections and other genres that have an extravert character. They
appeared to be in the national music as well. Appearance of a large form: opera,
symphony, etc., has become possible due to the broadening of the scale. Artists use the
106
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
world culture experience by integrating it into the form which reflects their own
perception of the reality.
6. It may seem that the larger is the volume of information, the richer is the creative
range of expressions. But search for means of artistic expressions in this projection look,
at best, like mere figurative decorative elements. The national culture experience shows
that the artistic approach to the comprehension of the reality is not horizontal, i.e it’s not
just information accumulation. A break of traditional connections takes place here.
7. At one time in Kalmyk steppe N.V.Gogol was astonished by a childish naïve
passion of the Kalmyk for “tales. Thus the writer has marked the listening by Kalmyks
all night long the Kalmyk epos ‘Jangar’. Brought up on the basis of folklore the nomad
saw it like a mark of values. This tradition went on during the period of Buddhist
expansion. As it is said in Bodhisattvapitaka: “listening extends wisdom”. Faith
generates a real “action of listening” [1, p.15]. It is expressed in compassion,
participation, full comprehension of the discourse. By listening the man lives on the
symbols of living experience which allows to take off from the two-dimension surface of
thinking. Therefore, this non-duality of perception is genetically encoded in the memory.
It’s due to this non-duality the ancient genres are still currently used nowadays, and each
next generation of Kalmyks uses them.
8. It is about yoryal (good-wishing), maktal (eulogy) and other genres a
unique(certain) semantic halo has appeared that makes them of great vitality. Even
despite of the fact that they found their places in the professional literature, these genres
still stay improvisational, spontaneous, born by a feeling and a situation, form of
expression.
9. An introvert character of the culture tradition is shown in ‘uut dun’ (slow drawling
song). A single voice singi, where longevity of a sounding line depends on the mood and
skills of a singer. This is the genre where the main tone sound enriched by a range of
additional overtones, creates the effect of multi-dimensional object. The emotional
dominant represents the object axis, and the internal volume is made by the sound. The
external object (subject of a song) is melting in the space of sounds, and thus disappears
the duality between words and sounds, between a singer and a song. They become a
single substance.
10. The value of immediate experience of the mythological attitude to the learning of
the world is supported by discovered in natural science conformity in living substance
development, what has changed not only the scientific picture of the world
(V.I.Vernadsky). It has also determined the Essence and the extent of interaction
between the man and nature, macro- and microcosm. Such kind of knowledge we can
find in the language of symbols which helped to perform the main task of the Word – to
mark the place of the man in the world [2, p.12].
11. Later on the attempts to reconstruct this connection were made within the frame
of materialistic consciousness with its constant desire to subject the world to itself. This
illusion of separate being, opposition ‘self’ and ‘other’, resulted in mind speculation
about just transient visible forms. The man started to identify himself with ideas,
107
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
conceptions, and creating make-ups of his ‘self’ and the world. He protected these
conceptions from all that differed.
In ancient cultures traditions the elements of ‘spiritual continuity’, when all the
information is integrated in the sign, symbol, have survived. The higher the spiritual
culture, the more it aims to symbolised expression of its knowledge. Reconstruction of
the systematic knowledge of all volume of national culture is the condition for the
conservation of variety of ways of life. In this condition the literature becomes the
dialogue in the omni cultural space of the modern world. The value system of knowledge
applied to national literature and culture studies is the new way of learning the world and
his ‘self’ for a human.
Saltanat Meiramova Akimovna / [email protected]
THE ROLE OF INTERCULTURAL LEARNING
IN LANGUAGE TEACHING
The aim of intercultural learning is to increase international and cross-cultural
tolerance and understanding. This can take many forms - intercultural learning is by no
means only a part of EFL, but has exponents in all fields of education.
It is necessary to define what culture is. After brainstorming freely with students, we
came to the idea that culture is the total way of life of a group or society; that all humans
living in groups have cultures; that there are no “inferior” or “superior” cultures: but that
cultures are formed to meet human needs. For too long, we have been concentrating on
structures and forms but nowadays everyone understands if our students are to have any
hope of using their language skills to genuinely comprehend and communicate in the
global village, intercultural awareness is crucial. Here, we should emphasize that
intercultural awareness in language learning is often talked about as though it were a
‘fifth skill’ - the ability to be aware of cultural relativity following reading, writing,
listening and speaking. There is something to be said for this as an initial attempt to
understand or define something that may seem a difficult concept but, as Claire Kramsch
[1993: 67] points out ... “If...language is seen as social practice, culture becomes the very
core of language teaching. Cultural awareness must then be viewed as enabling language
proficiency ... Culture in language teaching is not an expendable fifth skill, tacked on, so
to speak, to the teaching of speaking, listening, reading and writing”.
Thus, following on from what Kramsch says above, intercultural awareness is not
really therefore a skill, but a collection of skills and attitudes better thought of as a
competence. Intercultural communicative competence is an attempt to raise students’
awareness of their own culture, and in so doing, help them to interpret and understand
other cultures. It is not just a body of knowledge, but also a set of practices requiring
knowledge, skills and attitudes.
According to Chris Rose, [1999: 56] intercultural awareness consists of having four
different perspectives on communication with a different culture.
Interculturally competent students should be able to...
108
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
1. look at their own culture from the point of view of their own culture (i.e. have a
good understanding and awareness of their own culture);
2. be aware of how their culture is seen from outside, by other countries or cultures;
3. understand or see the target culture from its own perspective (i.e. understand and
be aware of what other people think of their own culture);
4. be aware of how they see the target culture.
I am fully convinced that teaching language through culture is the tool students use
to shape their thoughts and feelings and it is more than a way of exchanging information
and extending ideas. Awareness of other people culture can be a means of reaching out
and connecting with people throughout the world from the one hand and the other
increase mutual understanding and provide a common thread that can help unite cultures
and provide a bridge across the cultural gap.
Key words: culture, mutual understanding, tolerance, intercultural awareness,
intercultural competence, language through culture
Salih TUR / [email protected]
AHMED ŞEVKÎ’NİN FABL TÜRÜ
MANZUMELERİNİN MESAJLARI ve
YAPISI AÇISINDAN İNCELENMESİ
Fabl, genellikle kahramanları hayvanlardan olan, belirli bir öğreti veya ahlâk dersi
veren ve tamamen hayal ürünü olan kısa hikâyelerdir. Latince de hikâye anlamına gelen
fabula sözcüğünden kaynağını alan bu tür hikâyeler, tüm dünya edebiyatlarında olduğu
gibi Arap edebiyatında da önemli bir yere sahiptir. Arap edebiyatı, ilk defa bu tür edebî
ürünlerle Abdullah b. el-Mukaffa’ın, İran-Hint menşeli olan Beydeba’nın Kelile ve
Dimne adlı eserinin Arapçaya aktarmasıyla tanışmıştır. Daha sonra bu tür edebî
çalışmalar Arap dünyasında yaşanan siyasî ve sosyal baskılar nedeniyle edebiyatçılar
tarafında büyük ilgi görmüştür. Yazarlar, olay kahramanlarının arkasında gizlenerek,
görüş veya eleştirisini dolaylı bir şekilde rahatça dile getirebilmektedir. Âdeta hikâyede
geçen kahramanları kendilerine bir tür maske olarak kullanmışlardır. Nitekim Beydeba
dönemin Hint kralı Debşelim’i eleştirmek amacıyla Kelile ve Dimne eserini yazmıştır.
Aynı şekilde Abdullah b. el-Mukaffa ise halife Mansur’u eleştirmek gayesiyle Kelile ve
Dimne eserini Arapçaya çevirerek bazı eklemelerde bulunmuştur.
Arap edebiyatında XIX yüz yılda bu alanda ilk çalışma yapan Mısır’ın önde gelen
neo-klasik şairlerinden Ahmet Şevkî (1868-1932)’dir. Yaklaşık elli beş kısa
manzumeden oluşan bu hikâyeler, eleştirel boyutunun yanı sıra eğitim amaçlıdır.
Hikâyelerinin kahramanları, horoz, koyun, fare, kedi, eşek gibi hayvanlardan
oluşmaktadır. Hikâyeler, özgürlük, vatan sevgisi, küçüklere sevgi büyüklere saygı,
insanların kusurları, toplumun aksayan yönleri gibi tüm insanları ilgilendiren çeşitli
siyasî sosyal konuları içermektedir. Örneğin “Hint Horozu ve Ülkemin Tavuğu” adlı
109
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
öyküsünde ülkeyi işgal eden sömürgeci güçlerin emellerini dile getirirken “Tavşan ve Fil
Ümmeti” adlı manzumesinde işgal güçlerinin karşısında halkın vatan savunmasında
başkalarına değil kendi kendilerine güvenmesi gerektiği mesajını aktarır. Yine “ İki
Koyun” adlı hikâyesinde biri zayıf diğeri oldukça yağlı ve şişman olan iki koyunun
akıbetini aktarır. Şişman olan koyun kısa sürede kasabın bıçağına hedef olur. Zayıf olan
koyun ise ölümden kurtulur. Şair burada şişmanlığın zararlarına imada bulunarak sağlıklı
yaşam hakkında okuyucuya bir mesaj vermeye çalışır.
Bu çalışmada, Ahmet Şevkî’nin bu hikâyeleri incelenerek belli başlı öne çıkan
mesajları irdelenip ortaya çıkarılacaktır. Ayrıca bu hikâyelerin yapısal yönleri üzerinde
durulacaktır.
Samal Tuleubayeva / [email protected]
The thousand and one nights
in Kazakh folklore tradition
(on the example of Kazakh fairytale epos)
“The thousand and one nights”, the monument of world culture, the example of
classic entertainment at all times has received a worthful recognition on Kazakh land.
Being in most kinds of Kazakh arts (popular music, theatre, paintings) it has a special
place in literature and folk literature of Kazakh people. It should be noted that “The
thousand and a nights” had been widely spread through folk legends. Kazakh storytellers
and translators have contributed much to expansion areas of this storybook and made it
popular among Kazakh people.
Plots of “The thousand and one nights” occured among Kazakhs in oral retelling,
alongside with other samples of east classics, the Arabian, Persian and Indian eposes.
Activity has been closely connected with propagation of these samples acted in the end
the XIX-beginning of XX centuries Kazakh booking poets, which were engaged in their
translations into Kazakh language, the publication, created on their motives epic
products. Probably, any fairy tales from “The thousand and one nights” were place
among Kazakhs in manuscripts, then in printing too. In the last centuries intellectual
Kazakhs could read “The thousand and one nights” in language of the original.
The influence of “The thousand and one nights” on Kazakh fairytale epos is wellmarked on three levels: plot, character and poetry. Regardless of the transformation
degree, which is different from one fairytale to another, all derived plots are subjected to
local adaptation and as a result ideology of the book, geographic location of events,
names of characters, social status, attributes are changed but not main actions of
characters, mainly those which are the base of the plot. The borrowed plot always goes
through the prism of art consciousness of a new environment, new listeners.
Sedef Ahuoğlu / [email protected]
110
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Kelimeleri Yaşatma Atölyesi
Kelimelerin sadece söylenmesinin anlamını iletmede yeterli olabileceği düşünülür.
Oysaki kelimeleri yaşatmak gerekir. Onlar yaşadığında hikâyeler masallar her şey hayal
dünyasından yaşamımıza girer. Kelimeleri yaşatabilmek için ihtiyacımız olan her şey
zaten insan doğasında mevcuttur. Yeter ki bunları doğru kullanmayı bilelim.
Bu Atölyede pratik çalışmalarla kelimelere hayat katmaya çalışılacaktır. Çalışmalar
tanıtımın ardından 4 aşamada gerçekleşecektir:
• Sessiz mesaj iletme çalışmaları ( vücut dili, jest ve mimik kullanımı)
• Tonlama çalışmaları
• Hafıza çalışmaları
• Tiyatro için yazılmamış bir metni sahneleme çalışmaları
Selma Deneme / [email protected]
New Trends in Storytelling
The use of literature in foreign language teaching has greatly increased recently. The
literary texts supply a great aid to learning as they create a rich and meaningful context.
Storytelling is one of the most frequently used techniques and it is widely exploited in
both English speaking countries and many others.
There are many reasons for using storytelling in language teaching. Storytelling
contributes to the development of listening skills, enhances the acquisiton of new
vocabulary, contributes to the development of the student’s literary competence.
Besides, it provides the communicative exchange and motivation needed for learning a
foreign language.
In this paper, the researcher will make a review of literature explaining the
contribution of storytelling to the teaching of English by means of examples and she will
discuss the new trends and new materials in storytelling in language classes.
Selmin Kuş / [email protected]
A COMPARISON OF
WOMEN AND SEXUALITY IN TERMS OF
KISSING IMAGE IN WORKS OF
CEMAL SÜREYA AND GUSTAV KLİMT
For centuries same issues have being handled in various styles by various artists. The
impact each has made is unique. The same theme and the image handled have grown
different in the hands of the artist and carry the characteristics peculiar to its creator. It is
possible to notice the society that the artist belongs to, the traditional characteristics of
the society, effects of social and political conditions, society’s attitude towards the issue
111
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
in question as well as the artist’s and how the society differenciates from the artist by the
help of various images.
In this work the theme of women and sexuality in terms of kissing image, which was
handled heavily in the works of Cemal Süreya as one of the pioneers of surrelistic
poetry in Turkey and Gustav Klimt having lived in the cosmopolitan city of Vien in the
XIX. Century,
is going to be compared. The comparison focuses on the similarities
between two tremendous artists who created works in different branches of art, in terms
of their attitude towards women and sexuality in their works.On examining these
similarities it is aimed to highlight that it is possible to infere not only the artits’ own
point of view but also the culture of their society, the position and situation of women
and society’s attitude towards sexuality. However, in this work as well as observing the
thoughts of the artists in question which came out with the influence of their avant-garde
and brave attitude and are paralel to the society , thinkings excluding the general
acceptance of the society are examined. With Gustav Klimt the reader watches (
follows) the attitude of XIX. Century Vien towards women and sexuality and the artists’
own point of view as well. Similarly with Cemal Süreya he sees how society’s point of
view had evolved and how boldly the tradition of sexuality is intruded and reached to
different points.
Key words: Cemal Süreya, Gustav Klimt, women, sexuality, poem, art.
Selmin Söylemez /[email protected]
Mehmet Bardakçı / [email protected]
Heroism and Gender
Reading or telling tales are a part of an education given by
grandparents, parents, and other family members to prepare
children for adult life. At the same time, tales can help the
transmission of specific values, ideals; in other words, it helps
socialization process as they include moral codes that represent the
culture. Therefore they can be used as a tool for teaching moral
values such as generosity and kindness. By the help of the tales,
children may discover the pleasures of literature through the works
of different cultures, and this may open their minds to new
interpretations of life and understanding and respect for other
cultures. They serve as an inherent vehicle for intergenerational
communication that prepares and assigns roles and responsibilities
to different generations in their communities. Tales transport
children to a different world and help them imagine and create their
112
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
own mental picture via the characters mentioned in the tales.
Usually they learn the gender roles attributed through tales. It is
inevitable to think tales without women characters. In general, tales
with male characters bring about necessary gender issues and
empowerment for them in the future, but when it comes to female
characters the issue is contrary. In this study the presentation of
male and female characters and the roles attributed to them in the
tales of different countries will be presented.
Semra SARAÇOĞLU / [email protected]
THE NARRATIVE TECHNIQUES OF
ELIZABETH GASKELL’S MARY BARTON AND
CHARLES DICKENS’S HARD TIMES
The main purpose of the social problem novel is to draw attention to remediable
adverse conditions. Elizabeth Gaskell in Mary Barton and Charles Dickens in Hard
Times give the picture of the industrial society. With such novels, the obvious problem is
the combination of ‘realism’ and ‘fiction’: although they both give a picture of
conditions in the 1840s, the latter plays a valuable part in ‘consciousness-raising’, but
perhaps adversely serves to undermine the seriousness of the subject in the novel. The
present study aims to reveal both Gaskell and Dickens’ use of some of the same
components such as the mystery, the chase, the love story and how their techniques are
totally unalike.
Keywords: Melodrama, dreams, exaggeration, hyperbole, repetition, mystery, chase,
love story.
Senem Seda ŞAHENK / [email protected]
Lokman DEMİRTAŞ / [email protected]
Fransızca Öğretiminde Fransız Edebiyatından
Şiirlerin Kullanımlarına Bir Örnek:
Le Lac Şiirinin İncelenmesi
Hızla globalleşen dünyamızda bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler
ülkeler arasındaki mesafeleri kısaltmakta ve neredeyse tüm sınırları kaldırmaktadır. Bu
değişim bilgiye ulaşmak için başka toplumların dilini ve kültürünü kısa sürede öğrenme
ihtiyacını da vazgeçilmez kılmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği ile üyelik
müzakerelerine başlamış olan ülkemizde, yabancı dil eğitim ve öğretimi gün geçtikçe
113
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
önem arz etmektedir. Buna paralel olarak yabancı dil eğitim/öğretimini tekdüzelikten
kurtarmak, öğretmen ve öğrencinin işini kolaylaştırmak için farklı dil öğretim araçlarına
gereksinim duyulmaktadır. Bilindiği gibi, yabancı dil eğitiminde uzun yıllar boyunca
edebi metinler sıklıkla yazılı veya sözlü olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı.
Fakat 1970’li yıllarda ortaya çıkan ve günümüzde de kullanılan iletişimsel yaklaşıma
dayalı dil öğretim yöntem kitaplarında edebi metinler yerine daha çok gündelik yaşama
dayalı metinler kullanılmaktadır. Günümüzde dil eğitiminin her kademesinde referans
olarak kabul edilen Avrupa Ortak Dil Çerçevesi’nde belirtildiği gibi özellikle çok dillilik
ve çok kültürlülük kavramlarının gerekliliği önemle vurgulanmaktadır. Bu sebepledir ki
yabancı dil eğitimi ve kültür kavramları birlikte anılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda,
Fransızca öğretiminde Fransız edebiyatının şair ve şiirlerinden örnekler vermek bu dilin
bir yabancı dil olarak öğrenciler tarafından daha çok sevilmesine ve özümsenmesine
olanak sağlayacaktır. Bu amaçla, çalışmamızda Fransızca öğretiminde Fransız
edebiyatının önde gelen temsilcilerinden biri olan şair Alphonse de Lamartine’nin « Le
Lac : Göl » adlı şiirinin yabancı dil sınıfında nasıl işlenebileceği ile ilgili bir uygulama
örneği gösterilmiştir. Buradaki esas amaç, öğrenilen yabancı dilin farklı boyutlardaki
kullanımını göstermektir. Edebiyat dersindeki kullanımlarından farklı olarak, bir yabancı
dil sınıfında, eğitim aracı olarak şiirlerin didaktik amaçlı olarak kullanılması sayesinde,
öğrenciler otantik metinlerde olmayan dilin estetik yapısını öğrenme imkanı
bulabileceklerdir. Aynı zamanda, kelimelerin sadece düz anlamlarıyla değil yan
anlamlarıyla da kullanımını keşfedecek, yabancı dilde düşünebilme ve sözlü hitabet
yetkinliklerini geliştirebilecek ve böylece öğrenmenin tadına varabileceklerdir.
Anahtar kelimeler: Fransızca eğitimi, şiir, Alphonse de Lamartine, Le Lac (Göl),
düz anlam, yan anlam.
Servet TİKEN / [email protected]
Postmodern Bir Polisiye Roman:
Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar’ı
20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Postmodernizm, seçkin/sıradan edebiyat
ayrımına son verir. Postmodernizmle birlikte karma türler görülür. Bu yeni sürecin
değişime uğrattığı türlerden biri de polisiye romandır. Postmodernizmin etkisiyle karma
polisiye anlatıları ortaya çıkar.
Ahmet Ümit’in son romanı Bab-ı Esrar, Türk romanında, polisiye roman türün
geçirdiği değişimi göstermesi bakımından dikkat çekici bir örnektir. Fantastik bir
polisiye kurgu olan romanda, biri tarihsel ve diğeri güncel olmak üzere iç içe geçmiş
ikili bir öyküleme yapılır. Türk kültüründe derin bir etki bırakan Mevlânâ’nın
düşüncelerinden izler taşıyan roman, Doğu-Batı, inanç-kuşku gibi karşıtlıkları ele alınır.
Çalışmamızda polisiye romanın ortaya çıkışından günümüze kadar geçirdiği değişim
ve Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar adlı romanındaki postmodern yönelimler üzerinde
durulacaktır.
114
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Anahtar kelimeler: Postmodernizm, Polisiye roman, Mevlânâ, Ahmet Ümit, Bab-ı
Esrar
Sevdiye Köksal / [email protected]
Çeviri Eğitiminde Masala Yaklaşım Önerileri
Masallar, her yaşa ve her kültür düzeyine hitap edebilen, çeviri yoluyla başka
kültürlere ulaştıklarında da o dil ve kültür topluluklarının bireylerince kolay anlaşılabilen
ve sevilen halk edebiyatı ürünlerindendir.
Evrensel olanı içinde barındıran ve halkları birleştirici bir işlev gören masallar,
yaratıldıkları kültüre özgü özellikleri de yansıtırlar. Masalda betimlenen yerli atmosferin
korunması çeviride öne çıkan önemli sorunlardan biridir.
Bu çalışmada, çeviri eğitiminde masalın işleniş sürecinde nasıl bir yol izlenebileceği
üzerinde durulacaktır. Kaynak ve erek kültürde masalın yapısal özelliklerinin bilinmesi,
metinlerin biçimsel ve biçemsel özelliklerinin çözümlenmesi, kültürel özelliklerin
aktarımı, erek kültür normları ve erek kitlenin önemi gibi etmenler dikkate alınarak
eşdeğer bir çeviri ürünün nasıl ortaya konabileceği örneklerle tanıtılacaktır.
Seyfi Ağırel / [email protected]
DID THREE APPLES FALL
FROM THE SKY OR HEAVEN?
CAN WE DERIVE A COMMONALITY OUT OF
CONTROVERSIAL ISSUE ON THE TALE ENDING
FORMULA IN AZERI AND ARMENIAN FOLKTALES?
Cultural exchange becomes inevitable once the people from different ethnic
backgrounds live together for a long time in one place. Turks, Azeri and Armenians
lived together long enough for cultural exchange to take place. The purpose of this paper
is to show an example of cultural exchange on the folktale ending formulas in the
Turkish, Azeri and Armenian folktales. The basic argument is on the following question:
did three apples fall from the sky or heaven? Armenian literary scholars claim the
ownership of this type of tale ending formula since a number of Armenian folktales end
with Three Apples Fell from Heaven formula. On the other hand, Three Apples Fell
from the Sky is one of the most commonly used tale ending formulas in Azeri folktales. I
have extensively studied over Turkish, Armenian and Azeri folktales to answer the
above mentioned question. I have found that Turkish and Azeri folktales depart from one
another in the tale ending formula while Armenian folktales share both Turkish and
Azeri folk tale ending characteristics. Turkish folktales generally end with desire
formula which is they reached their desire, may you reach yours. Azeri folktales use the
three apples formula with extended variations. This paper offers interesting and
115
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
noteworthy evidence to demonstrate the existence of cultural exchange within the
tandem of Turkish-Armenian, Azeri-Armenian and Turkish- Azeri folktales with respect
to the tale ending formulas.
Shamsiddin Kamoliddin / [email protected]
The Earliest Work in Turkic on the Islamic Education
In the history of development of the medieval literature of the Turkic speaking
peoples of Central Asia a special place has the poetic work Hibat al-Haqā’ iq (“The Gift
of the Truths”) of Ahmad al-Yugnakī. About the author of this work, who was one of the
most early Turkic speaking poets of the Islamic times, very scant data, which might be
taken chiefly from the work itself, had been preserved. There are not in the work exact
indications on the place and the time of composing of this work, and consequently, the
time of the author’s life was determined by the researchers differently: X-XII centuries,
XI-XII centu¬ries, XII-XIII centuries, and even МV century.
The work of Ahmad al-Yugnakī was devoted to the explanation of the mo¬rality and
ideology of Islam for a common uneducated Turkic people on their native simple
language, basing on the āyāt of al-Qur’ān and the hadīths. From the text of the poem we
know that the author of Hibat al-Haqā’iq named himself “Adīb Ahmad”, and his father’s
name was Mahmūd Yugnakī, who was born in the village named Yugnak. There are
several places with name Yugnak (or Ugnak) in the historical geography of Central Asia.
One of them was situated in the region of Samarqand, another one in the lower stream of
Syrdaria, and the third in Farghāna valley. According to the majority of research¬ers, the
medieval village of Yugnak, where Adīb Ahmad was born and grown, was the one
situated in the region of Samarqand.
Some information about Adīb Ahmad had brought the Uzbek poet ‘Alīsher Nawā’ī
(XV century), according to whom Adīb Ahmad was born in the country of the Turks and
from the birth he was blind. He lived in the village, situated in the distance of 4 yighachs
(yiМāčs) from Baghdād and every day he was coming on foot to Baghdād, for attending
the lectures of Imām A‘zam. With him the lectures were attended by Imām Muhammad
and Imām Yūsuf. From these data follows that Ahmad Yugnakī lived in Baghdād and he
was a student of the founder of the Hanafite school of fiqh Abū Hanīfah al-Nu‘mān ibn
Thābit (80-150/699-767), who was known also as al-Imām al-A‘zam. The famous Uzbek
scholar of early XX century ‘Abd al-Ra‘ūf Fitrat, who researched this information,
considered it hardly probable and saw the information of Navā’ī as “a legendary”.
Basing on the linguistic features of Hibat al-Haqā’iq, he supposed, that it was written in
МII or МIII century, and later this opinion was accepted by the majority of re¬searchers.
However, recently, on the base of the information of Nawā’ī, the opinion that Ahmad
Yugnakī lived in the end of VIII century and was attending the lectures of the imām Abū
Hanīfah, had been advanced again. According to the opinion of M. Imamnazarov, two
other students who attended with Adīb Ahmad the lectures of the imām Abū Hanīfah
were the famous in later times faqihs — imām Abū Yūsuf al-Ansārī (731-804) and
imām Muhammad al-Šaybānī (749-805). This idea, which was at the bottom of the
116
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
resumption with a new impulse of the discussion on the time of life of Adīb Ahmad alYugnakī, and consequently, on the time of writing of the work Hibat al-Haqā’iq, got a
support among some of researchers, meanwhile the others subjected it to criti¬cism. In
this connection, it is to be hoped to discovery new data, which can help to make things
clear in solving of the question.
Researching the medieval Arabic biographical literature, we successed in finding
some new data on the biography of that Turkic poet. According to the data of Abū Sa‘d
al-Sam‘ānī (XII century), the transmitter of hadīths Abū Hāmid Ahmad ibn Abī Ahmad
al-Yūghnakī, who lived in Samarqand, originated from the village named Yūghnak,
situated in the region of Samarqand. He learned hadīths from Sāhib ibn Muslim al-Balhī,
‘Abd al-Rahmān ibn Habīb al-Baghdādī, Ibrāhīm ibn Ishāq al-Samarqandī and others.
And he transmitted hadīths to ‘Abd Allāh ibn Mas‘ūd ibn Kāmil al-Samarqandī. The
same data are given by the Arab geographer and philologer Yāqūt al-Hamawī.
The time of above mentioned transmitters in the source is not mentioned. However,
if we trace back the files of the transmitters of hadīths for each of above mentioned
persons and mark their belonging to three links, namely, the first link — the elder
contemporaries of Ahmad al-Yūghnakī, the second link — the per¬sons of the same age
with Ahmad al-Yūghnakī, and the third link — the younger contemporaries of Ahmad
al-Yūghnakī, we can determine the time of life Ahmad al-Yūghnakī himself. Basing on
the biographical data of those people, we can say, that Ahmad al-Yūghnakī was the
younger contemporary of such persons of the first link as Sadaqah ibn al-Fadl alMarwazī (dead after 220/835), ‘Abd Allāh ibn ‘Abd al-Rahmān al-Dārimī al-Samarqandī
(dead in 255/869), ‘Abd al-Hamīd ibn Humayd al-Kaššī (dead in 249/863), and that he
was of the same age of such persons of the second link as Abū ’l-Wā’ila Muhammad ibn
Nasr al-Muznī al-Marwazī al-Laythī (dead in 233/847-48), Ismā‘īl ibn ‘Abd al-Rahmān
al-Sanğufīnī (IМ century), Nasr ibn Sayyār al-Zāwarī al-Samarqandī (dead in 294/ 90607) and that he was an elder contemporary of such persons of the third link as amir Nasr
II ibn Ahmad al-Sāmānī (dead in 301/914), Muhammad ibn Asamm al-Faqīh alQatawānī (dead in 352/963), and Sadīq ibn Sa‘īd al-Sūnāhī al-Fārābī (dead about
350/961).
Basing on the above mentioned data, it might be supposed, that transmitter of hadīths
Abū Hāmid Ahmad ibn Abū Ahmad al-Yūghnakī, who has been men¬tioned in the
biographical work of Abū Sa‘d al-Sam‘ānī, lived in IX century in Samarqand and,
probably, was the son of Adīb Ahmad al-Yugnakī — the author of the poetic work Hibat
al-Haqā’iq. The names Ahmad, Muhammad, Mah¬mūd, Hāmid, Humayd, which are
constructed on the base of the root <h-m-d>, were very popular in the Islamic tradition,
but in the same time they were not settled in writing and should be easily modified.
Besides that, during the copy¬ing of the work the word “Abū” might be often omitted.
Therefore, it might be with a great part of probability to assume, that the supposed son of
Adīb Ahmad was named Ahmad or Muhammad. Consequently, for the final conviction,
that the transmitter from Yūghnak, who had been mentioned in the work of Abū Sa‘d alSam‘ānī, was namely the son of Ahmad al-Yugnakī, the author of Hibat al-Haqā’ iq,
should be conducted additional investigations. For the pre¬sent for such conclusion we
117
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
have only some indirect data. Firstly, the time of life of the Samarqandian Ahmad alYūghnakī (IX century), secondly, the two men¬tions of the name Ahmad in his
genealogy, and thirdly, the mention of the šaykh of Baghdād among his teachers.
Therefore, for the present we can only as a pre¬liminary to suppose, that he was the son
of Adīb Ahmad. If the matter is just so, we can consider, that the data of Abū Sa‘d alSam‘ānī testify the data of ‘Alīsher Nawā’ī on the time of life of Adīb Ahmad, who was
born approximately in the middle of VIII century and dead in the first half of IX century.
In our opin¬ion the father of Adīb Ahmad, Mahmūd al-Yugnakī was one of the most
early representatives of the Turkic šu‘ūbism, and probably took part in the movement of
Abū Muslim in Khurāsān in the middle of the VIII century, and after coming of the
‘Abbasids to power served in the Turkic guard of the caliph al-Mansūr. His son, Ahmad,
was blind from birth, and he had no perspective of military and political career; therefore
he began to study and learn fiqh and hadīth. He was also an excellent poet, and from his
poetic works had been remained till present only one didactic and instructive work in
verses named Hibat al-Haqā’iq, which was devoted to the explanation of the morality
and ideology of Islam for a common uneducated Turkic people on their native simple
language, basing on the hadīths. It might be supposed, that the primary version of the
work had been scribed in the Uyghur script by the hand of his father, Mahmūd alYugnakī, because the poet himself was blind and could not write, and later it had been
written in the Arab script by his son Ahmad (Muhammad) al-Yugnakī in Samarqand.
Thus, basing on the above mentioned data, we consider, that thanks to the
information of Abū Sa‘d al-Sam‘ānī and ‘Alīsher Nawā’ī, authenticity of which are
confirmed by a complex of the historical data, characterizing the social and political
situation in the Arabic caliphate in time of early ‘Abbasids (the second half of VIII-IX
centuries), we have opportunity with a full reason for supposi¬tion, that the history of
the medieval Turkic speaking literature and writing tradition of the Islamic time began
not in the XI century, as it was considered before, but from early IX century.
Simos Papadopoulos / [email protected]
Eleni Skotinioti
“BLESSED ORIENT” IN THE WORK OF PHOTIS
KONTOGLOU: FROM NARRATION TO DRAMA
REPRESENTATION
The purpose of this introduction is to demonstrate the nostalgic mood of the Greek
author from Aivali and painter of Byzantine iconography, Photis Kontoglou (18951965), on the “serene life” of “blessed Orient”; a mood built on images from the country,
the people and their lives as described in his work Aivali, My Homeland (1961), a
reminder of the common cultural and customary ground shared by the ethnic groups
occupying the land on the borders between East and West.
118
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Aivali, seen through the young eyes of Photis Kontoglou, from the end of the 19th
century till the first decade of the 20th, is a place of human presence, landscape and
urban activity that equals paradise – a paradise which is now lost, taken away from him
for remote reasons and against his will. He mourns that loss, craving for the serenity of
the life he knew, of the people who lived in primitive innocence, away from the beastly
civilization of technocracy and its by-products, and who were so typically Oriental:
magnanimous and patient and content with little; leading a sweet and spiritually
balanced life whose beauty is conveyed to us through images and literary descriptions.
Those wishing to explore the common traditions, as well as to understand the “other”
culture resulting from co-existence in the coast of Asia Minor, will find Photis
Kontoglou’s literary work to be a fascinating trip for the soul and the senses of modern
man, as it brings to life landscapes and characters of the Orient, along with scents,
sounds and feelings.
Thus, if one would like to offer an audience of every age and educational level an
alternative point of view about life, and encourage it to enter – not only cognitively but
also emotionally and kinaesthetically – this lost, magical world, then narration and
literary description would be more effective if combined with theatrical depiction of the
story narrated and described, using mainly the drama convention of “tableau” (still
image) provided that Kontoglou’s own literary techniques allow such one-dimensional
images, as this paper supports. The drama convention “still image” is a depicting,
alienated convention, where action and time stops in order to shed light to certain details
of the story. This convention can render in its totality the one-dimensional universe of
the Byzantine, Oriental author and painter Photis Kontoglou.
KEY WORDS: drama in education drama convention tableau still image Aivali
Kontoglou Orient
Sofia Gavriilidis / [email protected]
Talking about Children’s
Literature’s intercultural character
The present examination aims at exploring the prospects of translated children’s
literature as far as the formation of cultural awareness is concerned. The comparative
analysis of translated literature pieces intended for children and the respective prototypes
has been selected as the basic methodological tool because translation constitutes i) an
act of intercultural communication and ii) a tradition in the field of children’s literature:
from the establishment of children’s literature as a distinct and independent field of
literature up until today a great part of the children’s literature text material is being
transferred to several countries. This transfer is not only linguistic but also geographical
and cultural.
Children’s literature, however, is not only integrated into the broad cultural system
but is also regulated by each country’s educational system. The different cultural, social
119
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
and educational conventions holding for a country may, therefore, call for modifying
translation interventions, alterations of cultural references and tokens of the prototype
(source culture) during the translation process (target culture). Thus, the strategies
developed for the treatment of cultural codes during the task of translation adjust the
assertive or latent role of the translated children’s literature to the development of
intercultural awareness.
Suna Ağıldere / [email protected]
Fıkralarla Yabancı Dil eğitim ve Öğrenimi:Temel ile Marius Elele
Çalışmamızın konusu Avrupa Birliği Ortak Başvuru Metni (OBM 2001,
CERCL 2001, Common European Framework of Reference 2001) temelli
kültürlerarası eylem odaklı yaklaşım ışığı altında yabancı dil eğitimi, özellikle
de Fransız dili eğitim ve öğreniminde fıkraların kullanılmasıdır.
Bilindiği gibi OBM (2001) yabancı dil eğitim ve öğreniminde
çokdillilik ve çok kültürlülük olgusunu benimseyerek, öğretilen ve öğrenilen
hedef dil ve kültürün, öğrenenin ana dil ve kültüründen bağımsız olarak
düşünülmeyeceğini geniş ölçüde vurgular. Bu bağlamda, söz konusu
çalışmamızda yine OBM’nin eylem odaklı yaklaşımının öngördüğü üzere,
öğrenenin ana kültürüne (bu çalışmada Türk dili ve kültürü) özgü olan
Karadeniz fıkralarını, bir başka deyişle “Temel fıkralarını”, yine hedef dil ve
kültürü (bu çalışmada Fransız dil ve kültürü) mal olmuş güney bölgesi fıkraları
veya “ Marius fıkraları” nın gülmece unsurlarını karşılaştırmalı olarak gülmece
kuramlarından Henry Bergson’un öncülüğünü yaptığı “uyuşmazlık kuramı”
(1899) açısından ve söz konusu fıkraların yabancı dil eğitiminde kullanımını
ve çok kültürlü yapılarını ise Louis Porcher (1995) ve Michael Byram’ın
kültürlerarası eylem odaklı eğitim çalışmaları ışığı altında incelemeye
çalışacağız.
Svitlana Bilyayeva
New investigations of the intercultural
relations as the contribution into
formation of new citizenship identity.
In the course of the interdisciplinary investigations at the end of 20- at the beginning
of 21 century the new view on the intercultural relations was formed. Different materials
for the cross cultural compare and observation, which included historical,
archaeological, literature, ethnographical and other sources were attracted. Such
120
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
approaches allowed to discover mutual contacts and changes, due to the process of
integration of the culture of different peoples.
New results were obtained in the field of comparative investigations in historical
archaeology. The outstanding complex of works on history, ethnology, geography of
Ukraine lands, with legends, tales, folklore and unique literature descriptions, created by
Evlia Cheleby, was taken as a point of comparative analyze with results of
archaeological excavations, dates of the Ottoman archives and different maps. Owing to
description of the several fortifications (sometimes realistic, sometimes with
exaggeration), the correlation of the texts with archaeological monuments was
appropriated. It touches upon of the territory of the Ottoman fortresses Ozi and
Akkerman, which were outposts of Ottoman frontier and important trade centers of the
Black Sea area. The comparative analyze gave us the opportunity to realizes numerous
details of constructions, building history of the fortification and monumental structures
in the whole. Besides of it, the compare of numerous artifacts of Turkish and Ukrainian
material culture, penetrations of prestige kinds of the Ottoman pottery through out the
Ukrainian lands, using of Turkish ornamental motives on the carpets, clothes, and miner
art ; influence of the Turkish tradition in pipes makers, numerous identities in language,
Turks names of numerous sites on the territory of Ukraine, inhabited as Turks as
Slavonic tribes during the long period, gave us the real base for new understanding of
ethnical coexistence. The deep integration of numerous traditions allowed us to realize
dialog on the civilization level. It is very important for elaboration of new approaches in
education, in the preparation of new programs, courses and text-books. Scientific
achievements, represented new conception for understanding of the way of the
civilizations, will be find important place in educational function of modern knowledge.
Şerife Ünver / [email protected]
KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİME KARŞI
DUYARLILIĞIN GELİŞTİRİLEBİLECEĞİ BİR DERS:
KARŞILAŞTIRMALI ÜLKEBİLGİSİ
Yaşamın her alanında kendini gösteren değişim ve gelişimle birlikte bireyler-,
ülkeler- ve kültürlerarası iletişime yönelik gereksinim ve ilgi günümüzde her
zamankinden daha fazla önemsenmektedir. İletişim, aynı dili ve kültürü paylaşan
bireyler arasında olduğu gibi farklı dil ve kültüre ait bireyler arasında da birbirini
anlamakla ve anlaşılır olmakla başlar. Her iki durumda da iletişim, etkileşim yoluyla
gerçekleşmektedir; ancak farklı dil ve kültürler arasındaki iletişim, farklı bir bilinç
düzeyini gerektirmektedir. Bu bilinç düzeyini yakalayabilmek, farklı olanı algılamak,
anlamaya çalışmak ancak bilinçli öğrenme ve öğretme yoluyla sağlanabilir.
Yabancı dil dersleri, bireyin bu bilinç düzeyine ulaşmasına yardımcı önemli dersler
arasındadır. Dilbilgisi kurallarının, konuşma kalıplarının ve sözcüklerin öğretilmesiyle
sınırlandırılamaz. Öğrenilen yabancı dilin konuşulduğu ülke ve kültürünü tanımaya ve
kültürlerarası iletişim becerisi geliştirmeye olanak sağlar. Bu nedenle yabancı dili
121
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
öğreten öğretmenin öncelikle kendisinin kültürlerarası iletişimi içselleştirmesi ve
öğrencilerinin farklı olana karşı duyarlılık geliştirmesine yönelik donanıma, yeterliliklere
sahip olması gereklidir.
2006–2007 akademik yılında Almanca Öğretmenliği programına öğretmenlerin bu
açıdan donanmalarını sağlayacak “Karşılaştırmalı Ülkebilgisi” adlı bir ders konulmuştur.
Bu ders, öncelikli hedefi yabancı ülke ve ülkeler hakkında bilgi aktarılan ya da
kültürlerarası konuların kuramsal olarak ele alındığı bir ders olarak değil, yabancı
kültürle etkileşimi sağlayan duyarlılığın, beceri ve stratejilerin geliştirebileceği bir fırsat
olarak değerlendirilmelidir. Kültürlerarası iletişim becerisinin ancak yabancı dil
becerileriyle bütünleşerek geliştirilebileceği ise göz ardı edilmemelidir. Bu düşünceden
hareketle “Karşılaştırmalı Ülkebilgisi” dersinin hedefleri, içeriği, öğrenme etkinlikleri,
yöntemi, malzemeleri, değerlendirme ve dersi veren öğretim elemanın rolünün
irdeleneceği bu çalışmada uygulama örneklerine ve öğrenci görüşlerine de yer
verilecektir.
Tamar Mebuke / [email protected]
Heroes of Humanity in Literature.
Rebellious spirit of intellectuals, nonacceptance of evil and imperfection of the
world find their archetypal reflection in the image of Prometheus, fighter for the progress
of man, who dared to oppose God himself. The fire, obtained by him for man, is
identified with the reason
itself. Prometheus, who takes upon himself the task to change the lot of people,
possesses all signs of a revolutionary who reflects a certain group illusion and is ready to
take upon himself a change in social life and whose activity is never evaluated
unambiguously. His image carries the duality of benefactor and crime, since creation of
something new and advanced leads to mutiny against the reality itself, nonacceptance of
its laws. And nevertheless, through this myth western civilization has been trying to
understand itself in its cultural self-consciousness. It is a myth of European fate
sometimes understood as a history of “creators” who took upon themselves the burden of
“the sin of creation” and paying for their independence of mind by suffering, or as a
history of man`s tragical self-knowledge and the tragedy of culture. Prometheus is not
only the creator of his own world, but also the one whose flesh is constantly tortured by
Zeus`s eagle -- the torture he brings upon himself and which is understood as the symbol
of man`s suffering from his own conscience, the symbol of the tragedy of consciousness.
This image has found numerous interpretations in the works of fiction. It was
idolized by romanticists.The poem “Prometheus” (1816) by George Gordon Byron and
drama “Prometheus Unbound” (1819) by Percy Bysshe Shelley in many respects reflect
the rebellious spirit of romanticists and their faith in self-sacrifice for the victory of
humanity over the evil, fighting which man appears as a rival, challenging God and Fate.
The ambiguity of Prometheus`s image finds a more cautious reflection in Johann
Wolfgang von Goethe`s poems “Prometheus” and “Pandora” and is seen through
122
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
different light in comparison with the way of receiving fire as spiritual light by Moses in
Biblical tradition.
Tanzilja Khadzhieva / [email protected]
MYTHOLOGICAL IMAGES IN
TURKISH FOLKLORE AND IN THE FOLKLORE
OF BALKARS AND KARACHAYS
In the folklore of all people of the world got a wide reflection their mythological
presentations. The article of my report is a comparative analysis of basic mythological
characters in Turkish folklore and in the folklore of balkars and karachays.
In the Turkish folklore one of popular mythological appearances is appearance of
monstrous giant - dev. For balkars and karachays many-headed emegens (giantscannibals) correspond this appearance, which
as well as Turkish devs, possess
enormous physical force and giant growth, but are dunderheaded. Therefore a hero
almost always wins them using cunning (Eberkhart-Borotav М257-111). At the image of
emegens most remarkable is they have only one eye: «Bir kezlyu emegen» (one-eyed
emegens). These wicked, cruel Cyclopes are cannibals. That is why the heroes of fairytales and of the heroic nart epos of the karachays and balkars fight against them until
wipeout. Widely developed in their folklore is also motive of Polifem, which is, as is
generally known, is central character in «Dede Korkut» (elimination of one-eyed giant
cannibals Depe-gez by Bisat). Emegens dwell in caves, in wooded canyons, they live on
the laws of human life, have wives, children. Unlike men – emegens, women – emegens,
as well as the women of devs of the Turkish fairy-tales not always are hostile to the
heroes. They often are their helpers. Usually, to dispose to itself the women – emegen,
the hero by cunning get its breast and becomes its suckling son. Many parallels between
emegens of balkars and karachays and the Turkish devs we found out in such fairy-tale
subjects as: Aarne -Thompson М 300, 301,302, 304, 315, 590 and others.
As appearance of emegen is anthropomorphous, the appearance of other
mythological character in the folklore of balkars and karachays – of saryuek (dragon) –
is zoomorphous. It is a many-headed, winged, fire-spitting monster, as well as Turkish
dragon - ezhderkha is personification of evil. Sometimes in the fairy-tale epos of both
people an enormous snake (gylan – zhilyan) replaces the dragon. Saryuek, as well as
ezhderkha is a kidnapper of women, guard of treasures, transmitter of drought, thus
appearance of saryuek, as well as appearance of emegen and Turkish dev, is also
constrained with element water. He dams the body a headwater and turns on to the
people water only then, when they give to him at the mercy a girl. In both fairy-tale
traditions with the image of dragon are often used also the motive of fight between eagle
and dragon (snake) and motive of rescue of nestling of a magic eagle by the hero (Aarne
-Thompson М 300, 301). In these fairy-tales besides mythological images of giant
(emegen-dev), dragon (saryuek-ezhderkha-gylan), magic bird (Ankar kush, Simurg)
123
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
there are mythological images of white and black ram, which is mediators between the
underground world and world of people.
TARIM, Osman Ismayıl / [email protected]
UYĞUR HALK HİKAYELERİ İLE
ULUSLARARASI HALK HİKAYELERİNİN
KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
Bir millet içinde yayılmış halk hekayeleri tasnif ederken, onu üçe ayırmak
mümkindir: biri, bir millete has olan, diger milletlerde olmayanlar; ikinçisi, kirme halk
hekayeleri; üçünçüsü, uluslararası halk hekayeleri. Uluslararası halk hekayeleri Uyğur
halk hekayeleri içinde çok sayıdadır. Bu türlü halk hekayelerinin özellikleri şunlardır:
1. Uluslararası halk hekayeleri ile Uyğur halk hekayelerinin bir kısmı olarak
yaşamaktadır;
2. Uluslararası halk hekayeleri ile Uyğur halk hekayelerinin vakaları birbirine
benzer, lakın vakalarına Uyğurça özellikler koşulmuş;
3. Uluslararası halk hekayeleri ile Uyğur halk hekayelerinin tesisatı birbirine benzer,
lakın vakaları farklı halde yaşamaktadır:
4. Birkaç uluslararası halk hekayesi tam bir Uyğur halk hekayesi halında
yaşamaktadır;
5. Bir uluslararası halk hekayesi tam bir Uyğur halk hekayesiyi teşkil etmiş;
6. Uyğur halk hekayeleri ile uluslararası halk hekayeleri birbirine büsbütün benzer.
Uluslararası halk hekayeleri ile Uyğur halk hekayelerinin ilişkileri üzerine çalışmak
wasıtası ile milletler arasındaki kültür ilişkileriyi (göçmek ve degişmek) açıklamak
mümkündir. Bu amaç ile şu konuyu kalame aldık.
Sonuç:
1. Uluslararası halk hekayeleri Uyğur halk hekayeleri içinde her türlü şekilde
yaşamaktadır;
2. Uluslararası halk hekayeleri Uyğur halk hekayelerinin ilişkileri bize Uyğur
kültürünin zengin bir kaynağıyı gösteriyor;
Uluslararası halk hekayeleri Uyğur halk hekayelerinin ilişkileri Uyğur karşılaştırmalı
edebiyati içinde bir kaynaktır
Terane Heşimova / [email protected]
Nizami Gencevi Sanatında
124
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Türk Halklarının Folklorunun İzleri ve
Onun Özbek Şiirine Etkisi
Edebi etki edebi ilişkilerin önemli göstergesidir. Karşılıklı edebi etki Azerbaycan ve
Özbek halkları arasında eski zamanlardan (folklor örneklerinden) mevcut olmuş, yazılı
edebiyatta, özellikle, gelişmiştir. Bu halkların tarihinde, gelenek-göreneklerinde,
etnografisinde aynı ve benzer yönler çoktur. Bu halkların karşılıklı ilişkilerinin tarihi çok
eskidir. Halklarımızın tarihi geçmişi ruhu ve muhteva itibarice çok yakındır. Bu yakınlık
Türk halklarının yarattığı, asırlarca koruduğu destanlarda, efsanelerde, manilerde, klasik
ve çağdaş edebi yönlerde görünmektedir. Ortak kültüre, edebiyata, şiire sahip
Azerbaycan ve Özbek halkının orta asırlarda edebiyatlarının karşılıklı ilişkisi genellikle
bütün Türk halkları edebiyatının gelişimine neden olmuştur.
Klasik Azerbaycan şairi Nizami Gencevi`nin kaleme aldığı “Hamse”de (beşlik) yer
alan destanlar Özbek şairlerinin dikkatini çekmiş, başta Alişir Nevai olmakla, diğer
Özbek şairleri onun sanatının etkisinden uzaklaşamamışlardır. Doğu ve Batı kültürü
hazinesine büyük, değerli destanlar armağan etmiş N. Gencevi XIII. yüzyıldan itibaren
Özbek şiirine etki göstermiş, onun şiirde yarattığı gelenek ve konulardan geniş şekilde
kullanılmıştır. Bilim adamları kaydediyorlar ki, hiç bir Türk halkı Özbek halkı gibi
Nizami sanatından yararlanmamıştır.
XIV. yüzyılda Özbek şairi Kütb Harezmi`nin N.Gencevi`nin “Hosrov ve Şirin”
eserini Özbek diline çevirmesi Türkistan halklarının, öncelikle Kazak halkının Nizami
şiiriyle yakından tanışmasına neden olmuştur. XV. yüzyılda büyük Özbek şairi Alişir
Nevai “Heyretül-Ebrar”, “Ferhad ve Şirin”, “Leyli ve Mecnun”, “Yeddi Seyyare”,
“Sedd-i İskender” gibi destanlarını N.Gencevi “Hamse”nin etkisiyle kaleme almıştır.
Nevai Nizamini tekrar etmeden onun irsinden kendi maharetiyle yararlanmış, eserlerine
dönemine, tarihi duruma olaylar, ilaveler etmiştir.
Yaşadığı dönemden itibaren Özbek edebiyatında Nizami sanatının etkisi eksilmemiş,
XX. yüzyılda bile bu etki çeşitli şairlerin yaratıcılığında belirmiştir. Seleflerinden
kazandığını haleflerine aktarabilen, tüm Türk dünyasının büyük şairi Nizami
Gencevi`nin adaletli toplum, insanın zengin manevi dünyası gibi beşeri istekleri şiirsel
biçimde terennüm etmesi ebedi yaşar konular olarak çağdaş dönemde de büyük değer arz
etmektedir.
Alkistis Kondoyianni
Theodora Papaioannou / [email protected], [email protected]
Approaching children’s literature and Fairy Tales with a
Yellow Umbrella. Yes! A Qualitative Research Based On A
Project For The Improvement of Creative Writing of
Students, Using Fairy Tales, Puppetry and Drama Techniques
125
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Drama in Education is an art form and a teaching method which can be applied to all
the educational levels and subjects. Its exercises and techniques have been used to the
learning/teaching of various curriculum subjects for the fulfillment of special goals
related to the cognitive and socio-affective dimensions.
Acknowledging the above concept we applied an educational project at the
Department of Early Childhood Education, at the University of Thessaly, which is
located at Volos. At this project 23 students (females) 20 years old, attending their
second year of studies, participated twice. The project took place at the main hall of the
University and its duration was totally six hours. For it, we used a piece of literature for
children “The Three Cosmonauts” by Umberto Eco, a tale of intercultural character. We
worked with puppetry and drama exercises or techniques aiming at the enhancing of
imagination and the improvement of students’ creative writing.
The data of the qualitative analysis and concretely the discourse analysis of the
students’ texts, which they wrote based on “The Three Cosmonauts”, confirmed our
hypothesis that drama exercises or techniques combining with puppettry can positively
contribute to the improvement of students’ creative writing.
Tilemachos Moudatsakis / [email protected]
The Object as a Narrative Phenomenonin
Grimm’s Fairy tales
The object in a great number of fairy tales joins the quintessence of the narration
changes its form, acts, claims a substantial part in the action, it disappoints, it overturns
the flow of the events. The “little bone singing” in the homonymous fairy tale by Grimm
reveals, within the music the assassin of the child to whom it belonged. Besides the
casserole boiling with the bells ringing makes the princess falling in love with the
shepherd.
The object in the fairy tales is divited by various categories. Some of the most
significant are the followings a) Objects with megametric dimensions, like the “moon”
cut into pieces and transported by the thieves from a fore in their own country. b)
Objects with micrometric dimensions like the having holes spoon which must empty the
lake. c) Objects with peculiar dimensions like Rapounzel’s hair falling as a cataract from
the tower by which the prince climbs in her side.
Triantafyllos H. Kotopoulos
[email protected], [email protected]
Eleni Karasavvidou / [email protected]
Children’s Literature and Social Inequality
As Freire and Macedo (1987) once wrote: “Literacy is not simply learning how to
read words but, more importantly, how to read the world”. What kind of world is
126
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
produced when humanity has to deal with the disappearance of its “collective self” and
when persons have to transcend all the social and psychological investments through
which they can identify their social position and adapt their behavior? Which one could
possibly be the role of the children’s literature in an era where the ethnic-self has to be
replaced by a new globalised one and where, due to financial and ideological difficulties,
the effort of the adults has to be spend in the best of the cases mostly in the effort to
avoid or minimise the ‘dystopias’ than in the search of utopias?
In our paper we concentrate our interest in two main questions. Which are the
symbols and the fabricated arguments that are mirrored in the literary production that
was developed in Greece in the decade of the ‘90s, a decade of mass migration that
turned Greece from a country of migration export into a country of migration import?
How is the foreigner and the local presented and Why are presented in such way? How
many elements of the dominant or the minority’s culture are presented and in what way?
And finally can we imply that these literate phenomena are connected with broader
socio-political circumstances like the “fortress Europe” and thus with the a more general
reproduction of inequality or not?
Key words: Literature, children, inequality, intercultural, migration
Tina Pajnik / [email protected]
Reading fairy tales – bringing archaic rituals back to life
The most widespread form of literary text is without a doubt the fairytale which
children get to know very early. Fairy tale has its origins in the first myths and was
transformed during the course of history. Since its existence, man forms the
interpretation of the world and puts himself in the world so that his life would be
meaningful. By listening to the myth people brought the rituals back to life in the tribal
community. They used myths to explain their everyday life. The interest in folk fairy tale
tradition in Europe began in the 17th century, when fairy tales were collected and
published. With the formation of countries as political entities, fairy tales became a
means for building national identity. In the 17th century in Paris, storytelling became
entertainment for adults. In the course of time, fairy tale was altered and changed so that
it could be read to children. Jack Zipes says that the fairy tale became a myth. In order to
survive through centuries, it had to become a myth and in this way make it possible for
the reader to feel the mythical time by offering the same pattern of storytelling which
meets readers’ expectations. The magical nature of fairy tales is preserved by means of
natural selection; a fairy tale can survive through centuries and become a myth in a way
that it becomes acceptable and a part of our society. Zipes finds that people have an
information pattern in their memories which helps them to recognize the repeating
pattern in fairy tales.
A fairy tale is frequently connected with reflecting the reality, social relations,
problems and answers to existential questions and in this way remains topical through
centuries. Fairy tale worlds, heroes and repeating patterns bring the reader closer to the
archaic time and are reminiscent of hypnotic states of archaic man who sleeps in a part
127
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
of human psyche as a part of human evolution. Literary texts address the questions of
powerful mythical time and the evolution of fairy tale as a genre with Jung’s archetypes.
Reading is becoming a part of growing up. By means of identification a young reader
travels to fantasy worlds and is confronted with his own shadows and enters the process
of initiation and individualization. Jung’s archetypes offer patterns young readers can
identify with. A typical archetype for a fairy tale is a child orpahn who always defeats
evil in a fairy tale land and is then rewarded for his good deeds. A fairy tale offers
universal values, archetypes of central characters and is therefore eternal. Children in the
so called fairy tale phase are not the only ones who read fairy tales. Adults also venture
in the fairy tale worlds. Reading fairy tales is searching for answers to existential
questions which change as a person grows up and become more complex. Reading fairy
tales is remembering archaic rituals and reminiscing about mythical time which searches
for explanations about human existence.
Tuncer GÜLENSOY / [email protected]
Türk ve Moğol Mitolojisi ve Efsaneleri
Altay dil ailesi içinde en yakın akraba olan Türkler ve Moğollar, “mitoloji, destan,
efsane” gibi alanlarda da çok yakın birliktelik gösterirler.
Moğolların en eski yazılı belgesi olan “Moğolların Gizli Tarihi / Monggol-un Niguça
Topçiyan” (MGT)’ın ilk cümlesi “Çingis-ka’an-u huca’ur de’ere tenggeri-eçe cayagatu
töreksen Börte-Çino’a acu’u” (=Çinngis Kağan’ın ceddi Yüce Tanrı’nın takdiri ile
yaratılmış bir Bozkurt idi” diye başlar. Bu cümleden biz, Moğolların ilk atasının da
“Börte-çino’a/Bozkurt” olduğunu ve Türklerin Yaratılış ve Türeyiş ile Ergenekon
destanlarındaki Bozkurt ile büyük benzerlik gösterdiğini görmekteyiz.
MGT, Moğolların efsanevî şeceresinden başlayarak Çinggis-Kağan’ın öncül ve
ardıllarının bozkırda geçen hayatlarını, savaşlarını teferruatlı bir biçimde anlatır. İkinci
önemli Moğol eseri XVI. Yüzyılda yazılan “Altan Topçi” (AT) olup, pek çok yönü ile
MGT’nde anlatılanlara benzer. Fakat, bu eser Budizm tesiri ile yazılmış olduğu için bazı
anlatılarda farklılıklar gösterir.
Bu bildiride, Türk ve Moğol mitolojisinin bu yönlerine temas edilecek, kültürlerarası
çalışmalar ve eğitimin önemi vurgulanacaktır.
Tülay Kayabekir / [email protected]
İLLÜSTRATÖR BİR HİKAYEYİ
REZİLDE EDER VEZİRDE
Görsel anlatımlar iletişimi, düşünmeyi ve öğrenmeyi desteklemektedir. Fakat bu
desteğin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için resimsel örneklerin ya da resimlemelerin
gerekli niteliklere sahip olması gereklidir. Çünkü görsel dildeki etmenler içerik ve
görselin uygulanması, sonraki algılanışı, öğrenilmesi, hatırlanması gibi kriterlere
bağlıdır. Tüm bu sürecin işlemesini kolaylaştırmak için tasarımcı bilgiyi dikkatli bir
128
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
şekilde organize etmelidir. Bu organizasyon da tasarımcıya temel ilkeler yardımcı olur.
Ancak bu ilkelerin biliniyor ve uygulanıyor olması tek başına yeterli değildir. Tasarım
süreci, tasarımcıya bağlıdır ve ona yardımcı olan temel tasarım ilkeleri tasarladığı görsel
temsilin algılanabilir nitelik kazanmasına yardımcı olurken tasarımcının teknik
becerileri, yaratıcılığı ve sezgileri alıcıya çok daha fazlasını kazandırır. Tasarımcı bağlı
olduğu hikayeyi okurun hayal dünyasını kısıtlamadan kendi hayal gücünü de bu dünyaya
katarak okurun hayal ve düşünce gücünü harekete geçirir. Bu hem tasarımcı, hem yazar,
hem de okur için eşsiz bir buluşmadır. Bu bakış açısıyla ele alındığında bir illüstratörün,
teknik ve bilgisel yeterliliğin dışında yaratıcılığının, sezgilerinin, mantığının hikaye ye
bambaşka bir anlam ve boyut kattığı hepimizin bildiği bir gerçektir. Tüm bu belirtilen
temel değerlere, ilkelere ve yaratıcı düşünce ile tasarlanmış bir çalışmanın olumlu
taraflarını ortaya koymak önemlidir. Bu bağlamda çalışma, farklı hikaye, farklı
illüstratör ve farklı yayın evlerinden seçilmiş serbest konulu resimli hikaye kitaplarının
bir hikayeyi anlatmaktan çok daha ötede bir illüstratörün temel değerler ve sezgileriyle
neler anlatabileceğini karşılaştırmalı olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Ümral Deveci / [email protected]
KÖROĞLU’NU İLHAN BERK’TEN OKUMAK
Şiirin uç beyi diye nitelendirilen İlhan Berk, 1955’te “Köroğlu” adıyla yayınladığı
şiir kitabında Köroğlu halk anlatmasını şiire dönüştürerek yeniden yazmıştır.
Geleneksel bir anlatının, şiir formunda modern söylemde yeniden yapılandırılması,
imgelerin ve sembollerin, göndergelerin, kaynağını geçmişten alan iletilerin üzerinden
yaratılmasını gerektirir. Kolektif bir bilincin üretimi olan geleneksel söylemle bireysel
bilincin üretimi olan modern söylemde ifade ediş, dikkatlerin odaklanışı, olayların
yorumlanışında farklılıklar, ortaya çıkan edebiyat ürünü de birbirinden farklı kılar.
Bu çalışmada İlhan Berk’in Köroğlu’nu yeniden yazması sonucu onun Köroğlu’na
bakışı, olayları yorumlayışı incelenerek kolektif bilincin Köroğlu’na bakışı ile İlhan
Berk’in Köroğlu’na bakışı arasındaki paralellikler, ayrılıklar ve söylem farklılıkları
değerlendirip yorumlanmaya çalışılacaktır.
Anahtar sözcükler: Köroğlu, İlhan Berk, halk anlatısı, şiir, yeniden yazmak
Xenia Arapaki / [email protected]
Vaos Antonis
Mouriki Alexandra
The picture and the narrative.
From the iconological interpretation to the story telling
Although most preschool teachers encourage children’s art making activities, they
usually abstain from involving their students in activities aiming to enhance their ability
in recognizing, interpreting and understanding visual art works. In our effort to improve
129
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
on this educational insufficiency, we worked on an art education plan which has been
built on a narrative oriented interpretive process.
This paper presents the pilot application of this educational project designed for the
undergraduate students of two Greek University Departments of Early Childhood
Education. The project has a double aim: a) to help the students become aware of
themselves as future preschool teachers who are able to adequately understand the
procedures and methods used in the analysis of an art work and b) to provide them with
a useful tool of analysis and interpretation of art works proper for pre-primary school
children.
The whole project has been developed in two distinct but intertwined phases: the
object of the first phase was to reveal and describe in a cohesive way the iconographic,
morphological and cultural elements of the art works in order to create the appropriate
interpretive background. In this effort we worked out a model of analysis based on
Erwin Panofsky’s iconological method.
In the second stage, we tried to transfigure the material developed in the first phase
in such a way as to be functional in the educational deed. In quest of the appropriate
educational condition in the pre-primary school, we concluded that the use of the fairy
tale was the best means for presenting and elucidating a visual art work. In this
framework, the interpretive material developed in the first phase has been used as an
inducement for the creation of fairy tales, which in their turn can be used as stimuli or
sources of inspiration for further educational activities.
In this paper we present the theoretical framework, the method we used as well as a
first analysis of the conclusions drawn from the pilot application of this project.
Key words: preschool education, art education, artworks analysis, narrative
approach, fairy tale.
Zafer KIZIKLI / [email protected]
Arap Dili ve Kültüründe Nasreddin Hoca İmajı
(The Image of Nasreddin Hodja in Arabic Language and Culture)ÖZET
Nasreddin Hoca dünya kültüründe mizahi yönüyle önemli bir yer edinmiş evrensel
bir kişiliktir. Nasreddin Hoca’nın Arap dili ve kültüründeki karşılığı ise Cuhâ’dır.
Cuhâ’nın tıpkı Türkçe’deki Nasreddin Hoca’ya benzer, hatta Türkçedekiyle tıpatıp aynı
fıkraları vardır.
Hazırlamayı düşündüğüm bildiri metninde ilk önce Nasreddin Hoca’nın Arap dili ve
kültüründeki portresini ortaya koymaya çalışacağım. Daha sonra bu portreyi, Türk dili
ve kültüründeki Nasreddin Hoca anlayışıyla karşılaştırma yoluna gideceğim. Böylelikle,
hem Türkçede, hem de Arapçada mizah edebiyatının önemli bir öğesi olan Nasreddin
Hoca fıkraları, karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.
Ayrıca, Nasreddin Hoca fıkraları aracılığıyla Arap dilinin öğretimi konusuna da
değinilecek ve fıkra ile yabancı dil öğretimi arasında bir ilişki kurulacaktır.
Bu çalışmanın, Türk-Arap dil, kültür ve edebiyatlarının karşılaştırılması ve ortak
paydalarının saptanması konusunda katkı sağlayacağını umuyorum.
130
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Zarifa Tsallagova / [email protected]
Folk Proverbs in the practice of modern school education
In national school the use of folk proverbs and their educational role is widely
applied. And there is no such field of knowledge which doesn’t face pedagogical
experience of proverbs. This liaison and dialectic interlacing of artistic merit and
cognition are to be sensed by teacher before introducing to children(pupils). Here
he(teacher) can scoop reserves for creative work, choosing the most suitable national
proverbs treating them from items of a lesson/theme. Age of pupils can vary from the
first grade and till the last one. National proverbs contribute to wide comparison of a
national-pedagogical and cultural-historical heritage different cultures (nations). The
proverbs that are accumulating demonstration of a spiritual life of the people, give
evident possibility of eloquent comparison of the different human life parties. Proverbs
lead to on carrying out of arising parallels between native verbal fork arts and
spiritually-household realities ( which depends on the last) with other culture’s
analogues. Such refraction national aphorism for modern formation will allow to avoid
national isolation, broaden international features, becoming the real contribution to
development of international school.
The pedagogical ideas of proverbial sayings are
the constituent part of
paremiological world model. And this circumstance allows for aphorism materials to be
harmoniously entered in educational process. And also that national-pedagogical views
in proverbs not only are extremely short and limiting and are expressively issued, with
the course of time they acquire character of obviousness and inalterability, their
“hypothesisness” is as though confirmed and shined with life experience of many
generations. Moreover, next generations expand interpretation of those or other
statements, begin to see and find in them something more than that, maybe, in what
consists initial sense. The work on the contents of national proverbs assumes
comprehension by the child of their sententiosity, exhortations. Feature of such work is
in assistance to the teacher to be unostentatious and to avoid excessive edification as a
proverbial ideal of the perfect person it is common knowledge, and wide penetration
proverbial and other aphoristic sayings in colloquial everyday speech leads to that people
do not realize themselves “executors” of these propagations of folklore products,
perceiving them as common linguistic culture.
Therefore man from the earliest childhood already knows usually most wide-spread
proverbs. As the rule, in an elementary school certain difficulties causes mastering direct
and figurative sense of proverbs, comprehension of depth of the generalisations put in
them. On the grounds of it, the great value is acquired by the work promoting deeper
perception of aphorisms. In particular, as time which is taken away on studying of
proverbs by school programs is limited, it is necessary,
on a possibility measure to address to this kind of folklore and at studying of other
works more often. If having studied the story, fairy tale, regularly put idea of the morals
concluded in them to pupil’s mind thus it is possible to convince students in what huge
131
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
sense can take cover in small in terms of volume maxims. The same can do the
differentiation and the analysis of the national sayings that can be met in tests of lyrical,
drama and epic, both folklore, and literary. Studying
various folklore forms, it is possible to show visually that fairy tales and songs, for
example, have given rise to many proverbs; the significant number of proverbs has
arisen from fairy tales about the animals, separate songs became proverbs.
Long-term practice of teaching of aphoristic themes at school, search of the optimal
ways of their studying convince that for folklore genre it is better to begin acquaintance
of students to proverbs with the proverbs used in a direct sense. Many of proverbs about
work, about the Native land, about friendship, honour, a debt are proverbs from a
straight line motivation of a general meaning.
The further acquaintance to proverbs should assume transition to ability to catch and
understand direct and figurative sense of proverbs with figurative motivation of a general
meaning. It’s better to make it on an example of such proverbs which are applicable to
various cases and situations from a life of pupils. At such work with proverbial texts,
besides simple understanding of moral ideals, there is a formation of the relation,
reaction to the maintenance of means of education, the direction of thought of the child
is corrected. The value of the task for drawing up the summary
of several sentences on a plot of a proverb is that it forces the pupil to become
internally on a certain position to start to “live” in this situation and to look at the world,
on human acts and relations from that point of view from which this position compels.
Zavos Athanasios / [email protected]
Skoufogianni Stella
Kostas Magos
Proverbs in School: A Common Language Among Students of Different
Cultures
Proverbs, maxims and proverbial phrases possess an important place in the study of
the bonds among cultures.
The number of similar and even identical proverbs and maxims, proves the existence
of a common folk orientation and the deep intellectual and cultural bonds of cultures as
well as their common human nature.
Proverbs have an ideological background, are interrelated with the society and
express all the problems, needs, wishes, oppositions and conflicts of both the community
and the individual. They do not only constitute element of folklore but also a
fundamental factor of communication. Consequently, it is of great interest the study and
interpretation of their messages particularly via the educational process.
132
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Nowadays the emigration is more intense than ever and the composition of school
populations become more multicultural. Thus the study of subjects that concern the
folklore of all students (foreigners and native) can create the suitable conditions for an
intercultural education.
Мeachers drawing subjects from the folklore, have the possibility to use the proverbs’
messages in a linguistic, cultural, artistic, aesthetic and historical way. So proverbs are a
subject for creative activities in and outside the classroom.
This paper describes an educational project that took place in a multicultural
classroom of a Greek public school aiming to highlight the intercultural interaction of
students through the use of proverbs from their countries of origin. Students, 6 to 9 years
old, approaching in various ways these proverbs, discovered resemblances, variations
and particularities among the different cultures.
Zennure Köseman / [email protected]
The Usage of Archetypal Myth in
Joseph Conrad’s The Heart of Darkness and
T. S: Eliot’s The Waste Land
This study intends to analyze Joseph Conrad’s and T. S. Eliot’s reference to
archetypal myth dramatized in English literature. Cited as the most influential writers of
the early twentieth century, Conrad and Eliot employ archetypal myth in order to
highlight the social and spiritual changes in the early twentieth century. Conrad in The
Heart of Darkness (1899) and Eliot in The Waste Land (1917) expound the
disillusionment of moral demise, disgust, hopelessness, confusion of purpose,
meaninglessness, alienation, and isolation in the secularized city of the Modern Era.
Hence, fundamentally derived from the complexities of the modern period, these two
distinguished writers emphasize the significance of social and psychological changes
throughout the usage of myth in their masterpieces. Conrad uses Marlow’s solitary
journey and spiritual change as a setting for his underlying subject matter. Likewise,
Eliot has a profound appreciation for the use of the myth of the Holy Grail. Thus,
through Eliot’s appreciation of medieval Grail romance and Conrad’s emphasis on the
journey from the safety of the known into the unknown, it will be possible to reveal the
reasons for the extreme disappointment of the modern period.
Z. MÜGE TAVİL-KORKUT İŞİSAĞ / [email protected]
Bilingualism in kindergartens: A multicultural study
133
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
Children of all ages are in need of bilingual education in order not only to
conceptualize and maintain their own languages, cultures, identities and heritages but
also to explore new ones in the globalized world. Through bilingual education, pupils
can acquire another language along with their native language, which will create the
chance of integrating the values of various EU countries with the realization of linguistic
and cultural diversities to enhance unity in the learning environment. Therefore, this
project focuses on creating a model for bilingual education in kindergartens to gain
access into foreign languages by promoting coherence among all stages of lifelong
education starting from an early age with an emphasis on cultural diversities. Introducing
different cultures to people and helping them to realize alternative ways of expressing
themselves may broaden their outlook and give them the opportunity of becoming
culturally, interculturally and multiculturally aware individuals. To implement bilingual
education in kindergartens, a new educational module will be developed which will
reflect the values, customs and traditions of EU countries by emphasizing the similarities
and differences between various cultures through stories, games, songs, art-craft and
creative drama activities which will create a playful and enjoyable environment. The
materials will foster the learners to become autonomous through group, pair and
individual activities which guide the learners to realize their own learning strategies and
intelligence types to enhance lifelong learning. Furthermore, the end products will serve
as multicultural materials developed by the participating EU countries via cooperative
and collaborative work to help the learners not only recognize diverse cultures but also
build respect, tolerance and empathy to overcome undesired negative attitudes such as
racism, prejudices and xenophobia within EU. In addition to these, mainstreaming
disadvantageous pupils into the bilingual education in kindergartens is one of the main
considerations of the project to emphasize equality, human and children rights and
democracy in the learning environment. To reach this aim, in-service training will be
provided in all the participating countries to equip the teachers with new innovations,
methods, techniques and to guide them to cope with the management problems that may
arouse during the process which is likely to increase the quality of training and education
across Europe.
Children of all ages are in need of bilingual education in order not only to
conceptualize and maintain their own languages, cultures, identities and heritages but
also to explore new ones in the globalized world. Through bilingual education, pupils
can acquire another language along with their native language, which will create the
chance of integrating the values of various EU countries with the realization of linguistic
and cultural diversities to enhance unity in the learning environment. Therefore, this
project focuses on creating a model for bilingual education in kindergartens to gain
access into foreign languages by promoting coherence among all stages of lifelong
education starting from an early age with an emphasis on cultural diversities. Introducing
different cultures to people and helping them to realize alternative ways of expressing
themselves may broaden their outlook and give them the opportunity of becoming
culturally, interculturally and multiculturally aware individuals. To implement bilingual
education in kindergartens, a new educational module will be developed which will
134
“ W E
S P E A K
T H E
S A M E
C U L T U R E ”
reflect the values, customs and traditions of EU countries by emphasizing the similarities
and differences between various cultures through stories, games, songs, art-craft and
creative drama activities which will create a playful and enjoyable environment. The
materials will foster the learners to become autonomous through group, pair and
individual activities which guide the learners to realize their own learning strategies and
intelligence types to enhance lifelong learning. Furthermore, the end products will serve
as multicultural materials developed by the participating EU countries via cooperative
and collaborative work to help the learners not only recognize diverse cultures but also
build respect, tolerance and empathy to overcome undesired negative attitudes such as
racism, prejudices and xenophobia within EU. In addition to these, mainstreaming
disadvantageous pupils into the bilingual education in kindergartens is one of the main
considerations of the project to emphasize equality, human and children rights and
democracy in the learning environment. To reach this aim, in-service training will be
provided in all the participating countries to equip the teachers with new innovations,
methods, techniques and to guide them to cope with the management problems that may
arouse during the process which is likely to increase the quality of training and education
across Europe.
135

Benzer belgeler