bitki genetik kaynaklarının uluslararası paylaşım sorunu

Yorumlar

Transkript

bitki genetik kaynaklarının uluslararası paylaşım sorunu
seta .
Analiz
S E TA | S i y a s e t , E k o n o m i v e To p l u m A r a ş t ı r m a l a r ı Va k f ı | w w w. s e t a v. o r g | A ğ u s t o s 2 0 1 0
BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIM SORUNU
MUHAMMET ŞAKİROĞLU
S E TA
A N A L İ Z
seta .
Analiz
S ay ı: 2 5 | Ağ u s to s 2 0 1 0
BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIM
SORUNU
MUHAMMET ŞAKİROĞLU
İÇİNDEKİLER
TARIMSAL DINAMIZM | 6
BITKI GELIŞTIRMENIN PRATIĞI VE GENETIK KAYNAKLAR | 7
GENETIK KAYNAKLARIN COĞRAFIK DAĞILIM ALANLARI | 8
GENETIK KAYNAKLARIN EKONOMIK VE STRATEJIK ÖNEMI | 9
GENETIK KAYNAKLAR NASIL KORUNUR? | 10
TÜRKIYE’DE GENETIK KAYNAKLARIN KORUNMASI ILE İLGILI MEVCUT
DURUM | 11
GENETIK KAYNAKLARIN ULUSLARARASI PAYLAŞIMI ILE İLGILI MEVCUT
YASAL ÇERÇEVE | 12
GENETIK KAYNAKLARIN PAYLAŞIMI ILE İLGILI TÜRKIYE NELER YAPABILIR? | 13
2 0 1 0 © Ya y ı n h a k l a r ı m a h f u z d u r
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
ÖZET
Bitki genetik kaynakları, küresel gıda güvenliğinin biyolojik temellerini oluşturmaktadır. Tarihsel
olarak serbest dolaşımda olan kaynaklar, son yıllarda genetik biyoteknolojinin gelişimi ve buna paralel artan patentleme imkânları sayesinde ticari meta olarak değerlendirilmeye başlanmış ve serbest
dolaşımına yeni ve etkin sınırlamalar getirilmeye başlanmıştır. Genetik kaynaklar büyük çoğunlukla
anakaraların güneyine tekabül eden tropik bölgelere yakın yerlerde yoğunlaşmıştır ve bu bölgeler
gelişmekte olan ülkeler olarak sınıflandırılan ülkelerin bulunduğu coğrafik bölgelerdir. Bunun yanında genetik kaynakların işlenmesi ve besin maddesi olarak kullanılabilecek modern variyeteler
dönüşümü ise daha çok tarımsal biyoteknoloji konusunda gelişmiş kuzey ülkelerinde yapılmaktadır.
Büyük meblağlar karşılığında pazarlanan, küresel ticarette önemli bir yer tutan ve işlenmiş tohumlar
için hammadde işlevi gören bitki genetik kaynaklarının paylaşımı, gelinen noktada uluslararası bir
soruna dönüşmüştür. Bu analiz genetik kaynakların mevcut durumu ile ilgili bir değerlendirme yapmayı ve bitki genetik kaynaklarının küresel adil paylaşımı ile ilgili uzun vadeli stratejik adımlar için
önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır.
3
S E TA
A N A L İ Z
BİTKİ GENETİK KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIM
SORUNU
Ulusal güvenlik, uzun yıllar boyunca dar kapsamlı bir çizgide ele alınmış ve canlı varlıklar sadece biyolojik savaş yönüyle ulusal güvenlik ile ilişkilendirilmiştir1. Bununla
birlikte, güvenlik uzmanları, uzun zamandır gıda ve tarım konusuna ilgi duymaktadırlar. Örneğin, Soğuk Savaş yıllarında SSCB topraklarına düşen yağış miktarı ve bu
ülkenin tahıl üretimi Amerikalı uzmanlar tarafından izlenmekteydi. Ne var ki, son zamanlarda gıda ve tarım konusu artık güvenlik terminolojisi ile kavramsallaştırılmaya
başlanmıştır. Böylece, canlı varlıklar çevresel ve zirai boyutlarıyla birlikte ulusal güvenlik kapsamında ele alınmaktadır.2,3 Teknolojik gelişmeler ile tarım ve gıda güvenliğinin
yanyana düşünülmeye başlanmasının tarihi bir kaç on yıl geriye gitse de4 Türkiye’de
bu anlamda kaygıların dile getirilmesi oldukça yeni ve sınırlıdır.5 Tarım ve gıda güvenliği, çevrenin korunması, yeterli derecede sağlıklı besin üretimi, tohum mülkiyeti, ithalat-ihracat dengesi, tarımsal ekonomi gibi geniş bir alanı içine alır ve bu konuların
her birinin ulusal güvenlik perspektifi ile münhasıran ele alınmasına ve derinlemesine
irdelenmesine ihtiyaç vardır. Tarım ve gıda güvenliği konusunda en hassas başlıklardan birisini hiç kuşkusuz bitki genetik kaynakları oluşturmaktadır.6
Genetik kaynakların bilinçli toplanması Rus/Sovyet bilim insanı Nikolai I. Vavilov ile
başlasa da gerçekte genetik kaynakların toplatılma tarihini sömürge dönemine kadar
4
1. Milli Güvenlik Kurulu, “Milli Güvenlik, kamu düzeni ve emniyeti olarak tanımlanabilir mi?” http://www.mgk.gov.
tr/Turkce/sss.html#soru_2 (Erişim tarihi: 4 Ağustos 2010).
2. Farkas, J. “New Challenges after the Cold War.” Military R & D after the cold war: conversion and technology
transfer in Eastern and Western Europe (1996): 63.
3. Erdal, M. “Tekno-Güvenlik Problemlerinin Uluslararası İliskilerdeki Yeri ve Türkiye.” İstanbul Üniversitesi, Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 21-22 (2000)
4. Ullman, R. H. “Redefining security.” International Security (1983): 129-153.
5. Karagül, İ. “Biyo-Güvenlik, Genetik Çılgınlık ve Gıda Savaşı”. Yeni Şafak Gazetesi, 3 Haziran 2009.
6. Fehr, W. R. Principles of cultivar development. Ames, 1991.
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
geriye götürmek mümkündür. Sömürgeleştirilen topraklarda bulunan otantik bitkilerin ticari değerinin tespiti ve potansiyel kullanım alanları için oluşturulan botanik
bahçeleri sömürge döneminin sembolleri gibi görülmüştür7. Sömürgeleştirilen coğrafyalardan genetik kaynakların önemi tam anlaşılmadan toplanan her türden bitki
botanik bahçelerde depolanmıştır. Muhafaza edilen bu yeni egzotik bitkilerin bir kısmı daha sonra Avrupa ve dünyada tüketilen temel besinlerden olmuştur.8
Vavilov genetik kaynakların önemini ve tarıma katkısını çok net bir şekilde öngördüğü için genetik kaynakları toplama ve karakterize etme işlemi için Çarlık Rusyası’nın
Uygulamalı Botanik Bürosu’nu çok başarılı bir şekilde Sovyetler’in Uygulamalı Botanik
ve Tarımsal Bitki Enstitüsü’ne dönüştürerek zamanın ilk ve en gelişmiş gen bankasını
kurmuştur.
Genetik kaynaklar son zamanlara kadar “insanlığın ortak malı” olarak görülmüş ve herkesin istifadesine açık kalmıştır. Hatta bu açıdan devlet sınırlarını rahatlıkla aşan nadir
materyallerden olmuştur. Bu serbest dolaşım sayesinde genetik kaynakların öneminin farkında olan ve genetik kaynak toplama eğiliminde olan ülkeler oldukça gelişmiş
koleksiyonlar toplamayı başarmışlardır. Bu koleksiyonlar dünyanın hemen her orijin
merkezinden kaynak barındırır durumdadır. Genetik kaynaklar bu kadar rahat elde
edildiği için bu dönem “Bitki Avcılarının Altın Çağı” olarak adlandırılmıştır9.
Ne var ki son zamanlarda genetik kaynaklara ait “insanlığın ortak malı” fikri büyük
oranda geçerliliğini yitirmeye başladı. Genetik kaynaklar, 1990’ların sonlarında çeşitli
Son zamanlarda
gıda ve tarım
konusu artık
güvenlik
terminolojisi ile
kavramsallaştırılmaya başlanmıştır.
Böylece, canlı
varlıklar çevresel
ve zirai boyutlarıyla
birlikte ulusal
güvenlik
kapsamında ele
alınmaktadır.
uluslararası anlaşmalarla ve neredeyse uluslararası bir konsensüs ile ticari meta olarak
teyit edildi. Tarımsal biyoteknoloji ile birlikte tohum sektörünün büyük oranda özelleşmesi şirketlerin geliştirdikleri variyeteler10 üzerinde hak sahipliği iddiası ile kamu
kurumlarındaki ıslahçıların geliştirdikleri variyeleteler (ırklar) üzerindeki fikri mülkiyet
hakları, genetik kaynaklar kullanılarak geliştirilen yeni bitki ırklarının mülkiyeti konusunu gündeme getirmiştir. Genetik kaynakların içerdiği genleri bulan şirketlerin bu
genleri ve dolaylı olarak da bu geni içeren genetik kaynağı patentleyebileceği yasal
çerçeve, problemi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Çünkü tarımsal açıdan
oldukça kullanışlı olan genleri tespit edip patentleyebilecek tarımsal biyoteknolojik
altyapıya sahip ülke sayısı oldukça azdır. Genetik kaynak rezervi konusunda zengin
ancak bu zenginliği kullanacak biyoteknolojik altyapıdan mahrum ülkeler genetik
kaynakların patentlenmesinin önünü alabilmek için genetik kaynakların dolaşımını
sınırlandırmışlardır.
7. Kloppenburg, J. R. First the seed: the political economy of plant biotechnology, 1492-2000. University of Wisconsin
Pr, 2004.
8. Kloppenburg JR. AGE.
9. Lemmon, K. The golden age of plant hunters. Phoenix, 1968.
10. Ekilebilen bitkilere ait, belli ortak tarımsal özellikleri taşıyan ve bu amaçla bitki ıslahçıları tarafından geliştirilen
bitki gurubu, ırk.
5
S E TA
A N A L İ Z
Genetik kaynak rezervi oldukça yüksek olan gelişmekte olan ülkeler, bu genetik kaynak rezervini kayıt altına alıp değerlendirecek ve tarımsal üretimi ve kaliteyi arttıracak şekilde kullanıma sokacak teknik altyapıdan mahrumdur. Bu yüzden sanıldığının
aksine genetik kaynakların dolaşımına sınırlama getirilmesi genetik kaynak rezervi
yüksek ülkelerin besin üretme kapasitesine her hangi bir katkı sunamıyor. Gelişmekte
olan ülkeler ise uzun süredir depolamakta oldukları genetik kaynaklar sayesinde oldukça gelişkin genetik kaynak rezervlerine sahiptirler. Ancak bu rezervler bağımlılığı
ortadan kaldırmış değil. Çünkü sahip olunan rezervlerin, baş gösterecek olası tarımsal
Eldeki mevcut
bitki ve hayvan
ırkları, hastalık
ve haşere gibi
etkenler karşısında
zaman içerisinde
eskiyip dirençsiz
olurlar. Bu yüzden,
sürekli olarak
yeni variyetelerin
geliştirilmesine
ihtiyaç vardır.
sorunlarla baş etmede yeterli olacağının bir garantisi yoktur.
Türkiye de benzeri reflekslerin etkisiyle Tarım Bakanlığı bünyesinde genetik kaynakların toplanması ve korunması için bir yönetmelik hazırlamaktadır. Tarım Bakanlığı bu
sayede genetik kaynakların yasal olmayan yollardan yurtdışına çıkarılmasının önüne
geçmeye çalışmaktadır.
TARIMSAL DINAMIZM
Tarım, yıllık peryodik döngüsünden dolayı oldukça rutin, öngürülebilir ve durağan bir
görüntü arz etse de, gerçekte oldukça dinamik bir süreçtir. İklimsel şartlar, toprak ve
su gibi çevresel etmenlerin yanında tarım ekonomisi, arz talep dengesi, uluslararası
idari mekanizmalar ve nüfus artışı gibi birçok sosyal, ekonomik ve siyasal faktör tarım
sürecini etkiler. Bütün bu faktörlere ilaveten tarımsal dinamizmin seviyesini yüksekte
tutan bir kaç itici güç daha vardır.
Dünyanın artan nüfusunun beslenmesi ve barınması için tarımsal üretimin arttırılması
gerekmektedir. Bunun için de eldeki mevcut bitki ve hayvan ırklarının kalite ve verimlerinin arttırılması zaruridir.
Dünyadaki nüfus sabit kalsa bile eldeki mevcut bitki ve hayvan ırkları (özellikle de bitkiler) kainattaki denge karşısında kısa sürede demode olurlar. Yani hastalık ve haşere
gibi etkenler karşısında zaman içerisinde eskiyip dirençsiz olurlar. Bu yüzden de verim
kaybına uğrar ve haliyle tercih edilmezler. Bu duruma yol vermemek için de sürekli
olarak yeni variyetelerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.
Modern tarımın en belirgin özelliklerinden biri, tohum geliştirilmesinin büyük oranda
şirketler eliyle yapılıyor oluşudur. Çoğu zaman tarımsal bir bitki türü için birden çok şirket, tohum geliştirmektedir. Her bir şirketin ürettiği tohumları pazarlayabilmesi, bu tohumların çiftçiler tarafından tercih edilmesine bağlıdır. Tercih edilebilmek için şirketler
sürekli olarak envanterlerinde bulunan tohumları geliştirme ihtiyacı hissederler. Bunun
için ticarî şirketler arasında oldukça acımasız bir rekabet vardır. Sadece ABD’de şirketlerin tarımsal AR-GE faaliyetlerine ayırdıkları yıllık bütçe 6 milyar doların üzerindedir.11
6
11. Wang, C., Y. Xia, and S. Buccola. “Public Investment and Industry Incentives in Life-Science Research.” American
Journal of Agricultural Economics 91, no. 2 (2009): 374.
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
BITKI GELIŞTIRMENIN PRATIĞI VE GENETIK KAYNAKLAR
Ekonomik değeri olan bitki ve hayvanlar seçme yoluyla yaklaşık on bin yıldır geliştirilmektedir, ancak son yüzyıldaki gelişim ve bitki ırklarındaki kalite artışı şaşırtıcı derecede hızlıdır. Bitki geliştirmedeki hızı sağlayan ilk etmen ileri deney tasarımı ve veri
analiz metotlarına imkân tanıyan bilgisayar teknolojisi, diğeri ise genetik kaynaklara
kolay erişilebilirlik ile beraber bu kaynaklardan maksimum fayda alınmasının önünü
açan genetik bilimidir. Şimdilerde yoğun olarak tatbik edilen geliştirme, kamu ya da
özel sektördeki ıslahçılar tarafından yapılan oldukça rutin metotlardır ve teorik ve pratik yönleri hayli iyi bilinmektedir. Hâlihazırda bitki ırklarının geliştirilmesinin hızını belirleyen en önemli etken ise genetik kaynaktır.
Genetik kaynaklar ekilebilen bitkilerin geliştirilmesi için bu canlılar ile yabani formlarını da içine alan canlı materyaldir. Halen genetik kaynak kapsamında değerlendirilen
canlı gruplarını üç kategoride toplamak mümkündür:
a. Modern variyeteler: Bunlar mevcut durumuyla yüksek performansa sahip olduklarından dolayı tarımda doğrudan kullanılabilir, yeni geliştirilecek ırklar için temel
altyapı oluşturabilir ya da kendilerinde zaten var olan ve arzu edilen karakterlerin
yeni geliştirilecek ırklara aktarımı yapılabilir.
b. Yerel ırklar: Modern variyetelerin geliştirilmesinden önce insanlar tarafından kullanılan bitki ırkları bu kategoriye dâhildir. Modern öncesi dönemde her bir çiftçi
kendi tohumundan bir sonraki sene için tohum ayırdığı için her bir çiftçinin sahip
olduğu bitki ırkları bir diğerinden farklı bir genetik yapıya sahipti. Bu da yerel ırkları genetik açıdan oldukça zengin bir rezerv durumuna getirir. Yerel ırklar tarımsal
verim ve kalite yönüyle modern variyetelere nazaran düşük performans gösterirler
ve bu yüzden de tarımsal alana doğrudan ekimleri çok tercih edilmez. Ancak sahip oldukları genetik zenginlikten dolayı modern variyetelerin geliştirilmeleri için
oldukça işlevseldirler. Ne var ki bu özellikleri fark edilene kadar yerel ırklar modern
variyetelerin piyasa çıkmasıyla büyük oranda yok olmuşlardır. Ancak çok küçük bir
miktarı, tohum bankalarında depolanmak şekliyle muhafaza edilmektedir.
Şimdilerde yoğun
olarak tatbik edilen
geliştirme, kamu ya
da özel sektördeki
ıslahçılar tarafından
yapılan oldukça
rutin metotlardır.
Hâlihazırda
bitki ırklarının
geliştirilmesinin
hızını belirleyen en
önemli etken ise
genetik kaynaktır.
c. Yabani variyeteler: Hâlihazırda insan ve evcil hayvanlar tarafından tüketilen bitkilerin tüm yabani formları bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bunların en önemli
özellikleri halen doğada doğal yaşam alanlarında var olmaları ve bundan dolayı
da sadece belli bir coğrafyada bulunmalarıdır. Bu kaynakların en önemli özelliği,
tarımsal performanslarının önemli ölçüde zayıf olmasına ve tarımda doğrudan kullanılmaları oldukça sınırlı olmasına rağmen tarımsal açıdan hayati olan birçok karakteri yapılarında bulundurmalarıdır. Yabani variyeteler, özellikle hastalık ve haşereye direnç sağlayan genler bakımından oldukça zengindir ve bu yönüyle oldukça
yüksek ekonomik değere sahiptir. Hatta bu variyeteler sahip oldukları karakteri dış
görünüşüne bile yansıtmayabilir. Yenemeyen yeşil ve küçük domateslerden rengi kırmızılaştıran ve kaliteyi arttıran bir gen izole edilebilmesi genetik kaynakların
ekonomik önemi için bariz bir örnektir.12
7
12. Tanksley, S. D., and S. R. McCouch. “Seed banks and molecular maps: unlocking genetic potential from the
wild.” Science 277, no. 5329 (1997): 1063.
S E TA
A N A L İ Z
GENETIK KAYNAKLARIN COĞRAFIK DAĞILIM ALANLARI
Genetik kaynakların önemine dikkati ilk çeken Rus/Sovyet Bilim insanı Nikolai
Vavilov’dur. Vavilov sadece dünyanın ilk ve en gelişkin genetik bankasını bundan yaklaşık 100 yıl önce kurmakla kalmayıp aynı zamanda bugün halen kendi ismi ile anılan orijin merkezi tabirini ortaya atmıştır. Vavilov’a göre her ekilen bitki bir bölgede
ıslah edilmiştir ve bütün yabani variyeteleri de bu bölgelerde mevcuttur. Vavilovun
tanımladığı orijinin merkezleri ile barındırdıkları tarımsal bitkiler ve bu merkezlere ait
Türkiye’nin
bulunduğu
coğrafya, birçok
önemli bitkinin
orijini olmasının
yanında birçok
bitki için de zengin
genetik kaynaklara
sahiptir. Ayrıca
endemik bitki
türü bakımından
devasa bir
zenginliğe sahiptir.
genetik kaynak rezervinin şu an dünyada yiyecek olarak tüketilen tarımsal ürünlerin
genetik kaynak rezervine oranları tabloda detaylandırılmıştır. (Tablo 1)
Türkiye bu orijinin merkezlerinden Akdeniz ile Asya Minör’ün kesiştiği bir coğrafyadadır ve ekilen birçok önemli bitkinin orijini olmasının yanında birçok bitki için de zengin
genetik kaynaklara sahiptir. Bitki çeşitliliği çok yüksek düzeyde olan bu coğrafya ayrıca
endemik bitki türü bakımından devasa bir zenginliğe sahiptir.
Tablo 1. Vavilov’un tanımladığı dokuz orijinin merkezi, bu merkezlerin barındırdığı tarımsal bitkiler ile bu merkezlere ait genetik kaynak rezervinin şu an dünyada yiyecek olarak tüketilen tarımsal
ürünlerin genetik kaynak rezervine oranları13
Kaynaklık Ettiği
Tahıl ve
Baklagiller
Yem
Bitkileri
Sebze ve Meyve
Tüm genetik kaynak
rezervi içerisindeki
payı (%)
Soya fasulyesi,
pirinç
-
Portakal, çay
12.9
Pirinç
-
Muz, Hindistan
cevizi, yam şeker
kamışı
7.5
Pirinç, Hint
keneviri
-
-
5.7
Çavdar, yulaf
-
-
2.4
Kanola
-
Zeytin, lahana,
şeker pancarı
1.4
Sorgum, akdarı,
kahve
-
Hurma
4
Avustralya ve
Kuzey Amerika
Ayçiçeği
-
-
<1
Latin Amerika
Mısır, pamuk,
tütün
Patates, domates,
kasava
35
Asya Minör/ Yakın
Doğu
Buğday, arpa,
Akdeniz
çavdarı,
mercimek, adi
yulaf, bakla,
nohut
İncir, nar, elma,
armut, ayva,
vişne, alıç, üzüm,
kayısı, ceviz
30
Orijinin Merkezi
Çin-Japon havzası
Hint-Çin alt
bölgesi
Hindistan
Avro-Sibirya
Akdeniz Bölgesi
Afrika
8
13. Kloppenburg JR. a.g.e.
Yonca, fars
üçgülü,
çemen,
burçak, fiğ,
korunga
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
GENETIK KAYNAKLARIN EKONOMIK VE STRATEJIK ÖNEMI
Genetik kaynakların her birinin ekonomik etkisini hesaplamak oldukça zordur, çünkü
tarımsal üretime katkıları ve bunun ekonomiye yansımaları çoğunlukla dolaylı ve hesaplanması oldukça karmaşıktır. Buna rağmen bitki genetik kaynakların küresel ekonomik değerleri için çeşitli hesaplamalar yapılmış ve modern variyetelerin üzerinden
yapılan değerlendirmelerde yıllık katkı 13-30 Milyar dolar arasında hesaplanmıştır.14
Ayrıca oldukça iyi tarımsal istatistiklere sahip ABD’nin tarımsal verileri kullanılarak
yabani variyetelerin ekonomik değerleri için bazı hesaplamalar yapılmıştır ve bu hesaplar sadece tarımsal üretimdeki kayıpların bertaraf edilmesinden kaynaklanan ekonomik girdi olarak yansıtılmıştır. Örneğin Etiyopya’dan elde edilen arpada sarı cücelik
hastalığını bertaraf eden direnç geninin Amerikan ekonomisine ortalama yıllık katkısı
yaklaşık 150 milyon dolar, Türkiye’den elde edilen ve buğdayda çizgili pas hastalığına
direnç sağlayan genetik kaynağın Amerikan ekonomisine yıllık katkısı yaklaşık 50 milyon dolar olarak hesaplanmıştır.15 Gerçekte genetik kaynakların net ekonomik katkıları hesaplanırken tüm tarımsal üretimindeki katkı yüzdeleri ile genetik kaynak kullanılarak geliştirilen yeni tohumların ihracatından elde edilen gelir de hesaba katılmalıdır.
Bu da genetik kaynakların tarım ekonomisine katkısını daha da arttıracaktır.
Bu kadar ciddi ekonomik etkisinin yanında genetik kaynakları stratejik kılan diğer
önemli özellik ise tarım sektörünün, dolayısıyla toplumun, beslenme gücünün dinamosu ve gelecek nesillerin de gıda güvenliğinin temelini oluşturmasıdır. Zira her
bir tohum ırkı özgün genetik özelliklere sahip olduğu için ileride ortaya çıkabilecek
tarım sorunlarının çözümünde anahtar rol oynayabilme potansiyeline sahiptir. Örneğin 1890’larda Java’da ortaya çıkan şeker kamışı mozaik virüsü çok kısa sürede tüm
Etiyopya’dan elde
edilen arpada sarı
cücelik hastalığını
bertaraf eden
direnç geninin ve
Türkiye’den elde
edilen ve buğdayda
çizgili pas
hastalığına direnç
sağlayan genetik
kaynağın Amerikan
ekonomisine
ortalama yıllık
katkısı toplamda
yaklaşık 200 milyon
dolardır.
dünyaya yayılarak şeker kamışında verimi çok dramatik oranda düşürmüştür. ABD’nin
Louisiana eyaletindeki 200.000 tonluk şeker kamışı üretimi bu virüs yüzünden 1914
yılında 46.000 tona kadar düşmüştür. Tüm dünyadaki şeker üretiminin bel kemiğini
çökerten bu virüs ile baş etmek ise biri Java diğeri ise Güney Hindistan kökenli virüse dirençli iki genetik kaynak sayesinde mümkün olmuştur. Üstelik toplanan genetik
kaynaklar doğru bir şekilde muhafaza edildikleri zaman çok uzun yıllar sahip olduğu
değeri kaybetmeyecektir.
Ayrıca genetik kaynakların mevcut zaman diliminde katkı sağlamaması değersiz olduğu anlamına da gelmez. Tarımsal problem baş gösterene dek değersiz gibi duran genetik kaynağın gerçek değeri ancak problemi bertaraf edince anlaşılır. Mısır bitkisinde
1922 yılında keşfedilen ilginç bir mutasyon bitkide bazı değişiklikler meydana getirmişti. Yaklaşık 40 yıl boyunca sadece ilginç bir mutasyon olarak koleksiyonda tutulan
14. Dutfield, G. “Intellectual property rights, trade and biodiversity: seeds and plant varieties.” International
Forestry Review 7, no. 1 (2005): 73-74.
15. Myers, N. The sinking ark: a new look at the problem of disappearing species. Oxford, 1979.
9
S E TA
A N A L İ Z
Opak-2 mutasyonunun, bitkinin insan yaşamı için vazgeçilmez olan iki aminoasitten
oldukça fazla ürettiği bulununca fakir bölgelerde bu aminoasit içermeyen diyetler ile
beslenmekte olan çocuklarda ortaya çıkabilecek hastalıklar için çözüm olabileceği
keşfedildi.16 Bu örnekten de anlaşılacağı üzere genetik kaynakların ekonomik ve stratejik değerini tam olarak ortaya koymak aslında mümkün değildir.
GENETIK KAYNAKLAR NASIL KORUNUR?
ABD Gen
Bankası’nın mevcut
kapasitesi bir
milyon çeşidin
üzerindedir.
ABD’nin dışında
Rusya, İngiltere,
Çin, Japonya,
Almanya, Güney
Kore ve Avustralya
çeşitli düzeylerde
genetik kaynak
depolamaktadır.
Genetik kaynaklar çoğu insan aktiviteleri yüzünden (şehirleşme, arazilerin tarıma açılması, modern tarım metotlarının uygulanması, vs.) çok hızlı bir erozyona maruz kalmaktadırlar. Şu anda uzun vadede tarım ve gıda güvenliği açısından en büyük strateji
bu genetik kaynakların korunması, değerlendirilmesi, karakterize edilmesi, canlılığının uzun yıllar muhafaza edilmesi ve etkin bir şekilde ıslahçıların kullanımına açılmasıdır. Tüm bu aktiviteler gen bankaları tarafından icra edilmektedir. Ekonomik değeri
yüksek bitkilere ait gelişmiş variyeteler, yerel ırklar ile yabani variyetelere ait tohumların sahip olduğu otantik karakterlerin ve genlerin korunumu amacıyla mümkünse
tohumlarının soğuk hava depolarında muhafazası şeklinde olmaktadır. Bu tohumların
canlılık vasfını yitirmemeleri için belli aralıklarla yeniden çoğaltılmaları gerekmektedir. Tohum üretemeyen ağaçlar ile patates gibi yumrulu bitkilerin bu tür muhafazası mümkün olmadığı için de bunlara ait genetik kaynaklar açık arazide canlı olarak
muhafaza edilmektedir. Dolayısıyla genetik kaynakların etkin kullanımı ve muhafazası
açısından en büyük strateji, yüksek ekonomik maliyetine rağmen etkin ve geniş kapsamlı gen bankaları kurmak olacaktır.
Dünyada halen etkin gen bankaları arasında ilk sırada 460.000 çeşit tohum ile ABD
Tarım Bakanlığı’nın Gen Bankası gelmektedir. ABD Gen Bankası’nın mevcut kapasitesi
bir milyon çeşidin üzerindedir. ABD’nin dışında Rusya, İngiltere, Çin, Japonya, Almanya, Güney Kore ve Avustralya çeşitli düzeylerde genetik kaynak depolamaktadır.
Dünyadaki gen banklarında muhafaza edilen tohum çeşitlerinin yerel ya da bölgesel
afetler sonucu zarar görmesi durumunda, muhafazaya alınmış tohumların tamamen
yok olmasını engellemek amacıyla Norveç sınırları içerisinde Kuzey kutbuna yakın
Svalbard takımadalarından Spitsbergen adasında dünyadaki genetik kaynakların
yedeklenmesi için Svalbard Küresel Tohum Mahzeni kurulmuştur. Bu deponun kurulması ve işletilmesi Norveç hükümetince yapılmakta ve finansmanın büyük kısmı ise
vakıflar tarafından karşılanmaktadır. Anlaşma gereği Norveç Hükümeti genetik kaynaklar üzerinde herhangi bir hak sahipliği iddiasında bulunamayacağı gibi genetik
kaynaklara da kaynağın sahibi konumundaki ülke dışında kimse ulaşamamaktadır.
10
16. Prescott-Allen, C., and R. Prescott-Allen. The first resource. Wild species in the North American economy. Yale
University Press, 1986.
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
Buradaki tüm tohumlar orijinal tohumların sadece yedekleri konumundadır ve asla
dağıtım amaçlı kullanılmayacaklardır. Şu an yaklaşık olarak 520.000 çeşit tohumun yedeklemesi yapılmış durumdadır.
TÜRKIYE’DE GENETIK KAYNAKLARIN KORUNMASI ILE
İLGILI MEVCUT DURUM
Türkiye’de genetik kaynakların korunması 1963’ten beri var olan Ege Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü bünyesindeki Genetik Kaynaklar Bölümü tarafından yapılmaktadır.
Bu banka yaklaşık 40.000 bitki variyetesinin örneğini tohum şeklinde yaklaşık 5.000
kadar çeşidi ise canlı halde muhafaza etmektedir. Buna ilaveten dünyanın üçüncü büyük gen bankası olması hedefiyle Ankara’da TAGEM bünyesinden Ulusal Gen Bankası
kurulmaktadır. Ayrıca üniversiteler ve araştırma enstitüleri kapsamında küçük çapta
genetik kaynak depoları da mevcuttur.
Dünyanın üçüncü
büyük gen bankası
olması hedefiyle
Ankara’da TAGEM
bünyesinden
Ulusal Gen Bankası
kurulmaktadır.
Toplanan genetik kaynakların profesyonelce değerlendirilmesi de, bu kaynakların
toplanması kadar önemlidir. Değerlendirme en başta pasaport bilgileri adı verilen ve
toplanan materyalin ne olduğunun yanında nereden ve hangi zamanda toplandığı
bilgisini içeren standart bir kimlik tespiti ile başlar. Bu bilgiler yeniden toplama işlemleri için referans teşkil ederken coğrafî toplama haritasının çıkarılması, potansiyel olarak unutulmuş bölgelerin tespiti ve gereksiz düplikasyonların önüne geçilmesi bakımından hayatidir.
Değerlendirmenin daha ileri aşaması ise her bir materyalin tarımsal özelliklerinin listesinin çıkarılması ve kendine özgü özelliklerinin anlaşılmasıdır. Çünkü genetik kaynaklar bir tarafta gelecek nesillerin kullanımı için bir sigorta niteliğinde ise de halen acil
tarımsal sorunların çözümü için de bir anahtar konumundadır.
Ne var ki gerek ulusal gen bankası gerekse yerel bankalar sahip oldukları genetik kaynakların envanterini, ülkenin tarımsal üretimini arttıracak ıslahçılara sunma konusunda, muadillerine göre oldukça başarısız durumdadır. Dünyadaki başarılı gen bankaları
eldeki genetik kaynaklar ile ilgili tüm bilgileri ve yapılmış çalışmaları internet üzerinden ıslahçılara sunmakta ve ıslahçıların bu bilgiler ışığında kullanışlı gördükleri genetik kaynakları seçebilme imkânı sunmaktadır.
Bunun yanında gen banklarındaki tohumlar dikkatle değerlendirilmediğinde gen
bankalarının gen morglarına dönüşme ihtimali her zaman mevcuttur. Özellikle küçük
çaptaki yerel gen bankalarının karşı karşıya olduğu en büyük sorun tohumun canlılığını uzun vadede muhafaza etmektir.
11
S E TA
A N A L İ Z
GENETIK KAYNAKLARIN ULUSLARARASI PAYLAŞIMI ILE
İLGILI MEVCUT YASAL ÇERÇEVE
Genetik kaynaklar hem ekonomik ve stratejik öneminden dolayı paylaşım perspektifiyle hem de tarımsal biyoteknolojinin hammaddesi olarak erişilebilirlik perspektifiyle
artık uluslararası ilişkilerde önemli bir sorundur.17
Bitki genetik kaynaklarının paylaşım sorunu uluslararası ilişkilerin gündemine yavaş
yavaş geldiği ve dünya politikasını etkileyen kritik alanların kesişme noktasında bu-
Bitki genetik
kaynaklarının
uluslararası
paylaşımını analiz
etmeye çalışan
hukukçuların rejim
kompleksi adını
verdikleri mevcut
düzen oldukça
dağınık bir legal
sistem görünümü
vermektedir.
lunduğu için giderek daha karmaşık bir uluslararası sorun haline gelmektedir. Ayrıca
halen uluslararası sorunların köşe taşlarını teşkil eden fikri mülkiyet hakları, ekolojik
dengenin bozulmasına dönük kaygılar ve biyoçeşitliğin korunması ile tarım ve ürünlerinin uluslararası anlamda pazarlanması gibi sorunlar genetik kaynakların paylaşımına
dair küresel ve etkin bir ulus-üstü mekanizmanın oluşturulmasını zorlaştırmaktadır.
Çünkü bu sorunların gündem teşkil etmesi ve ajandalara dâhil olması farklı zaman
dilimlerinde ve farklı perspektiflerde gerçekleşmiştir. Sorunun uluslararası boyut teşkil
ettiğine dair kanı oluştuğunda ise çözüm için çeşitli adımlar atılmaya çalışılmış, her
seferinde yapılan uluslararası anlaşmalar farklı karar ve farklı yapısal kurumlar ile çözümlenmeye çalışılmıştır. Örneğin yeryüzündeki biyoçeşitliliğin ciddi derecede azalma göstermeye başladığına dair kaygılar su yüzüne çıkınca, bu sorunun çözümünü
hedefleyen Kartagena Biyogüvenlik Protokolü hazırlanmış ve biyolojik çeşitliliğin korunması -buna genetik kaynakların korunması da dâhildir- için gerekli uluslararası işbirliğinin temini hedeflenmiştir.
Bu alanda düzenleme çabasında olan Birleşmiş Milletler altında faaliyet gösteren Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) gibi uluslararası kurumlar olduğu gibi bölgesel düzenlemeler ve ikili antlaşmalarda da mevcuttur. Bu da haliyle aralarında hiyerarşik bir bağ
bulunmayan kurumların birbirinden çoğu zaman bağımsız bitki genetik kaynakların
uluslararası paylaşımına dair yaklaşım getirme çabaları ya da yasal çerçeve oluşturma
inisiyatiflerini doğurmuştur. Bu ise devletlerin yasal prosedürleri takibini zorlaştırmaktadır. Sistemi analiz etmeye çalışan hukukçuların rejim kompleksi adını verdikleri mevcut düzen18 oldukça dağınık bir legal sistem görünümü vermektedir.
Halen genetik kaynakların paylaşımı ile ilgili mevcut uluslararası mekanizmalar ise
1961’de toplanan 1978 ve 1991’de değişikliğe uğrayan Yeni Geliştirilen Bitki Irklarının
Korunması Konvansiyonu (UPOV), Birleşmiş Milletler 1992 Biyoçeşitlilik Konvansiyonu,
Uluslararası Tarımsal Araştırma İçin Danışma Gurubu (CGIAR), Dünya Ticaret Örgütü
(WTO) kapsamındaki Fikri Mülkiyet Haklarının Ticari Yönüyle İlgili Antlaşma (TRIPS) ve
12
17. Friis-Hansen, E., and B. Sthapit. “1. Concepts and rationale of participatory approaches to conservation and
use of plant genetic resources.” Bhuwon Sthapit, editors. 2000. Participatory approaches to the con-servation and
use of plant genetic resources. International Plant Genetic Resources Institute, Rome, Italy (2000): 16.
18. Raustiala, K., and D. G. Victor. “The regime complex for plant genetic resources.” International Organization 58,
no. 02 (2004): 277-309
BİTKİ GENETİK
KAYNAKLARININ
ULUSLARARASI PAYLAŞIMI
Birleşmiş Milletler’in Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) kapsamındaki iki antlaşma olan 1983
Uluslararası Bitki Genetik Kaynaklar Taahhüdü ile 2001 Uluslararası Bitki Genetik Kaynaklar Paktı’dır.
Mevcut uluslararası anlaşmalarla şemsiye kurumların bir kısmı, tarımsal biyoteknoloji
veya ıslah sonucu geliştirilen yeni bitki ırklarının ticari olarak kaydedilmesi ve bunları geliştirenlerin ırklar üzerinde ticari hak sahipliğinin teminat altına alınması amacı
gütmektedir. Diğer kurum ve anlaşmalar ise genetik kaynakların ulus-üstü statüsünün giderek aşınmasının önünü almak ve genetik kaynaklardan elde edilen faydanın paylaşımını temin etmek amacındadır. Tarımsal biyoteknoloji konusunda gelişmiş
ülkeler, ıslah yoluyla ya da ileri tarımsal biyoteknoloji kullanılarak geliştirilen ticari
bitki ırklarının mülkiyet kapsamında değerlendirilip bunların kayıt altına alınmasını
ve tohumların çiftçiler tarafından çoğaltılarak kullanılmasının önüne geçebilmek için
uluslararası mekanizmaların kurulup bunların etkin bir şekilde işletilmesi konusunda
ısrarcı olurken genetik kaynaklardan elde edilen faydanın adil paylaşımını hedefleyen
uluslararası anlaşmalara imza koymaktan imtina etmektedirler.
GENETIK KAYNAKLARIN PAYLAŞIMI ILE İLGILI TÜRKIYE
NELER YAPABILIR?
Türkiye birçok açıdan olduğu gibi tarımsal biyoteknoloji konusunda da hızlı büyüyen
Tarımsal
biyoteknoloji
konusunda
gelişmiş
ülkeler, genetik
kaynaklardan elde
edilen faydanın
adil paylaşımını
hedefleyen
uluslararası
anlaşmalara imza
koymaktan imtina
etmektedirler.
bir ülkedir. Yerli tohumculuk sektörü hızlı bir şekilde gelişmektedir. Son yıllarda yerli
tohumun tüm tohum pazarındaki payı %5 seviyesinden %35 düzeyine kadar çıkmıştır
ve yerli tohum endüstrisinin gelişimi için en acil ihtiyaçlardan biri bitki genetik kaynaklarının teminidir. Ayrıca uluslararası arenada ise genetik kaynakların adil paylaşımı,
küresel gıda güvenliği için hayatidir. Aşağıdaki öneriler hem devlet eliyle genetik kaynakların etkin olarak toplanması, depolanması ve kullanılma açılması hem de uluslararası düzlemde Türkiye’nin adil paylaşımı zorlayan aktif bir rol üstlenmesi kaygısıyla
dile getirilmiştir.
1.
Yeni kurulan Ulusal Gen Bankası aktifleştirilmeli ve genetik kaynakların toplanmasına hız verilmelidir. Türkiye genetik kaynak rezervi açısından oldukça zengin bir ülkedir ve gelecek nesillerin güvenliği için tüm bu genetik kaynakların
acilen depolanması sağlanmalıdır.
2.
Genetik kaynakların depolanmasının yanında bunların değerlendirilmesi ve
kullanıma hazır hale getirilmesi gereklidir. Bunun için toplanan genetik kaynağa ait temel bilgilerin ortaya çıkarılması gerekmektedir.
3.
Bir başına Tarım Bakanlığı’nın genetik kaynakları kısa sürede toparlaması ve değerlendirmesini yapması mümkün değildir. Bunun için üniversiteler ile işbirliği-
13
S E TA
A N A L İ Z
ne gitmesi şarttır. Üniversitelerimizde gerek genetik kaynağın toplanabilmesi
gerekse bunların değerlendirilmesi için yetişmiş insan gücü ve teknik altyapı
mevcuttur. Bunun için Tarım Bakanlığı’nın bilimsel destek programları açması
yeterlidir.
4.
Gelişmiş gen bankaları konusunda karşılaşılabilecek muhtemel sorunların başında gen bankalarının nitelikli eleman ihtiyacı gelmektedir. Türkiye’de halen
genetik kaynakların depolanması, değerlendirilmesi ve korunması konusunda
yetkin nitelikli eleman yetiştiren yükseköğretim kurumları mevcut değildir. Bu
ihtiyacın giderilmesi için ülkemizdeki gelişmiş ziraat fakülteleri bünyesinde, lisansüstü derece ve sertifika programları açılmalıdır.
5.
Halen mevcut genetik kaynaklar üniversiteler, kamu araştırma enstitüleri ve
yerli tohum şirketlerinin kullanımına sunulmalı ve genetik kaynaklar ile ilgili
mevcut tüm bilgi ivedilikle internet üzerinden paylaşıma açılmalıdır.
6.
Genetik kaynakların uluslararası serbest dolaşımı savunulmalıdır. Özellikle dünyada besine ulaşımda sıkıntı çeken bölgeler için serbest dolaşım oldukça hayatidir. Ancak genetik kaynaklardan sağlanan faydanın adil paylaşımını amaçlayan mevcut uluslararası anlaşmalara imza atmayan ve buna rağmen genetik
kaynak depolamaya devam eden ülkeler mevcut durumu sürdürdükçe serbest
dolaşım talebi makul olmaktan çıkmaktadır. Bu ülkelerle genetik kaynak paylaşımı sınırlandırılmalıdır.
7.
Dünyada politik olarak etkin konumdaki ülkelerin büyük çoğunluğu yukarıda
anlatılan sebeplerden dolayı genetik kaynakların adil paylaşımı konusunda
uluslararası düzeni zorlayacak hakem pozisyonundan uzaktır. Türkiye, iki nedenden ötürü bu konumu rahatlıkla doldurabilir. Birincisi, Türkiye adil paylaşımı esas alan tüm uluslararası anlaşmalara imza atmıştır ve gereklerini yerine
getirmektedir. İkincisi, Türkiye bulunduğu coğrafya sayesinde zengin bitki genetik kaynak rezervine sahiptir ve dünyaya genetik kaynak sağlayan bir ülkedir.
Dolayısıyla serbest dolaşımda tek başına fazlasıyla kaynak dağıtan konumdadır
ve kimse böylesi bir çabanın altında emperyalist bir amaç aramayacaktır.
14
Bitki genetik kaynakları, küresel gıda güvenliğinin biyolojik temellerini oluşturmaktadır. Tarihsel olarak serbest dolaşımda olan kaynaklar, son yıllarda genetik
biyoteknolojinin gelişimi ve buna paralel artan patentleme imkânları sayesinde
ticari meta olarak değerlendirilmeye başlanmış ve serbest dolaşımına yeni ve etkin
sınırlamalar getirilmeye başlanmıştır. Genetik kaynaklar büyük çoğunlukla anakaraların güneyine tekabül eden tropik bölgelere yakın yerlerde yoğunlaşmıştır ve bu
bölgeler gelişmekte olan ülkeler olarak sınıflandırılan ülkelerin bulunduğu coğrafik
bölgelerdir. Bunun yanında genetik kaynakların işlenmesi ve besin maddesi olarak
kullanılabilecek modern variyeteler dönüşümü ise daha çok tarımsal biyoteknoloji
konusunda gelişmiş kuzey ülkelerinde yapılmaktadır. Büyük meblağlar karşılığında
pazarlanan, küresel ticarette önemli bir yer tutan ve işlenmiş tohumlar için hammadde işlevi gören bitki genetik kaynaklarının paylaşımı, gelinen noktada uluslararası bir soruna dönüşmüştür. Bu analiz genetik kaynakların mevcut durumu ile ilgili
bir değerlendirme yapmayı ve bitki genetik kaynaklarının küresel adil paylaşımı ile
ilgili uzun vadeli stratejik adımlar için önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır.
Muhammet ŞAKİROĞLU
Lisans eğitimini Harran Üniversitesi Biyoloji Bölümünde, Yüksek Lisans eğitimini Iowa
State Üniversitesinde tamamladı. Doktora derecesini ise Georgia Üniversitesi Bitki Islahı,
Genetik ve Genomik Enstitüsünden aldı. 2006 yılında Washington-Seattle Üniversitesi
İstatistiksel Genetik Yaz Enstitüsü programı kapsamında bu üniversitede eğitim gördü.
2007 yılında Cornell Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Bir süre Georgia
Üniversitesi Uygulamalı Genetik Teknolojileri Merkezinde postdoktora çalışmalarına
devam etti. Master ve doktora sırasında yaptığı çalışmaların dünyadaki açlık sorununun
çözümüne katkısından dolayı 2009 yılında The Glenn and Helen Burton Feeding the
Hungry ödülünü aldı. Halen Kafkas Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
S E TA | S İ YA S E T, E K O N O M İ V E T O P L U M A R A Ş T I R M A L A R I VA K F I
Reşit Galip Cd. Hereke Sokak No: 10
GOP Çankaya 06700 Ankara TÜRKİYE
Te l : + 9 0 3 1 2 . 4 0 5 6 1 5 1 | Fa k s : + 9 0 3 1 2 . 4 0 5 6 9 0 3
www.setav.org | [email protected]
S E TA | Wa s h i n g t o n D. C . O f f i c e
1025 Connec ticut Avenue, N.W., Suite 1106
Washington, D.C., 20036
Te l : 2 0 2 - 2 2 3 - 9 8 8 5 | Fa k s : 2 0 2 - 2 2 3 - 6 0 9 9
www.setadc.org | [email protected]

Benzer belgeler