Untitled - Memleket Mektubu

Transkript

Untitled - Memleket Mektubu
4
3
ALAÇAM 1954-1958
‘ilk göz a¤r›s›’
‹smet Kemal Karaday›
S
amsun'un flirin ilçesi, Karadeniz'in
k›y› incilerinden Alaçam'›n tarihçesi, co¤rafyas›, ekonomik ve yönetimsel tablosu özel kitaplarda, ansiklopedilerde var. Bu yaz›mda ben, ‹smail Yeflilyurt’un dostça ‘rica’s› üzerine, orada
geçen dört y›l›m› anlatmaya çal›flaca¤›m.
Erzincan nere, Alaçam nere? Y›l 1954..
U¤rafla iliflkin ‘ilk göz a¤r›s›’ yer, ‘kur’a’
ile...
Alaçam an›lar› ve anlat›lar›ndan bir bölümünü, ‘Adalet Diye Diye Bir Savc›n›n An›lar›. Yön Y. 1993’ adl› kitapta
bulmak olas›... ‹stenen ‘baflka aç›lar ve noktalar’a gelince; göreve bafllar bafllamaz:
Birinci iflim; ilçede Savc›l›k uygulamalar›n› ba¤›ms›zl›k ve devrimler yönünde
canland›rmak; Baflkatip, Tahrirat Katibi,
iki Yarg›ç, bir Kaymakam eliyle yap›lagelen yönetimlere son vermek!.Yaz›flmalar,
tart›flmalar..Birkaç ay içinde beklenen sonuca varm›flt›m...
‹kinci iflim; Bakanl›k'tan ‘kadro’ ve
‘tahsisat’ koparmak!.. Savc›l›¤›n tutanak
yaz›c›s› (kâtip) yok. Mübaflir ve gardiyan
eksik... K›rtasiye k›t, yakacak flurdan burdan toplama... Cezaevine havaland›rma,
yarg›çlara masa, sandalye, arkal›k gerek.
Yaz›flmalar›, iddianameleri, yaz›c› masas›nda, üç harfi k›r›k daktiloda ben yap›yorum.
(O saatlerde beni Savc›'ya benzetemeyip
geri dönenler oluyor; yaz›c› kadrosu göndermeyen bakanl›k ise, “yaz›c› imzas› eksik” diye, sonuçta ceza getiremeyen ‘soruflturma’lar aç›yordu.. “Mahalli imkânlar”
önerisi mi? Kendi olanaklar›m›z d›fl›nda,
ödenek yoksunlu¤umuz sürdürülüyordu...)
Üçüncü iflim; Atanmam ç›k›nca, Erzincan'da apar topar yapt›¤›m›z ‘amca torunuyla niflanlanma’y› bozmak! (Bu amca torunuyla çocuklu¤umuz birlikte geçmifl, ayn› y›l fakülteleri bitirmifliz. Sempatiyi aflk
ve evlili¤e giden yol sanm›fl›z. Lise ö¤retmenli¤i yapan bu de¤erli yak›n›m, ‘kardefllik duygusu’nu sonraki y›llarda kabul etmifl, eflimle de isteyerek tan›flm›flt›r. Bir y›l
kadar önceki ölümü bizi çok üzmüfltür...)
Dördüncü iflim; Yafl yirmiyedi. ‹lçe
güzel, insanlar güzel... ‘Kasaba yaflant›s›’
içinde iki kardeflimleyim. Dostlar ve gereksinmeler, “bekarl›¤a son” diyor. Rastlant›
ilginç: Görev yapt›¤›m bu yerde amcam›z
da mal müdürü. Alt› ay içindeki ‘aday’ say›s› onalt›y› buluyor. Biri amca k›z›, ötekiler tütün tecimenlerinin birbirinden güzel
ve vars›ll›klar› göz kamaflt›ran k›zlar›...
1955 y›l›n›n 26 A¤ustos’unda evlendi¤im
eflim, ö¤retmendi, Batum’luydu, Samsun’da oturuyordu ve ‘aday listesi’nin onyedinci son s›ras›ndayd›...
Dört y›l›n notlar›nda, olaylar›nda, anlatmaya de¤er flunlar da var:
1. Birlikte çal›flt›¤›m›z Yarg›ç’lardan
biri benden yirmi, öteki onbefl yafl büyüktü. Üçyüzden çok ‘f›kra’ bildi¤ine tan›k oldu¤um birincisi ile duruflmalara ç›k›yoruz.
Zaman›n ‘Milli Korunma Kanunu’ gere¤i,
esnaftan biri hakk›nda, kilo fiyat›n›n yirmide biri farkla peynir satt›¤› için dava açm›flt›m. Duruflmada bu deneyli yarg›ç “beraat” dedi. Temyiz etmifltim. Karar bozuldu geldi, “mahkumiyet”e dönüfltü.. Sonuç:
www.kuzeydetutun.org
befl çocuklu bu adam dükkan› kapatt›, hapis yatt›, daha da yoksullaflt›... ‹kinci Yarg›ç da asl›nda iyi bir insand›. Ne ki ‘popülist’ davran›yor, sanki milletvekilli¤ine
adayl›k için yat›r›m yap›yordu. Duruflmalardan birinde birlikteydik. ‘Mütegallibe’lerden birinin davas›. Adam san›k ve ceza almas› gerekiyor. ‘‹ddia makam›’nda ben
de öyle yapt›m. Kelleli, oturakl› ‘mütegallibe’ irkildi, yarg›ç arkadafla bakt›. Karar
makam›ndaki ne mi yapt›? “Savc› ister, telafl etme.“ Oy duyurusuydu bu. “Sizi reddediyorum, tutana¤a geçin!..” dedim. Sonuç:
Duruflma, as›l yarg›c›n dönüflüne ertelenmifl, ceza al›m›na gitmiflti...
2. CHP'liler DP milletvekili aday›n›n
üzerine yürümüfl, kahvehanesinin camlar›n› k›rm›fllar. Yirmidört saat içinde ikiyüzden çok kifliyi dinlemifl, ‘suçüstü’ yöntemi-
ne göre de davay› açm›flt›m. Neymifl efendim, kimseyi tutuklatmam›fl›m! As›l neden, 1957 seçimlerinde ‹lçeye gelen Baflbakan Menderes'i, kaymakamla birlikte ‘ba¤›ms›z yarg›’n›n iki yarg›c› da karfl›lamaya
ve dinlemeye gittikleri halde benim gitmeyiflim! Gelen ‘Baflmüfettifl’in ad› O. Sabri
Livanelio¤lu (Zülfü Livaneli'nin babas›).
As›k yüzle gelen, gerçekten u¤rafl›m›z›n
bilincine, onuruna varm›fl bu kifli, ayr›l›rken tüm çal›flmalar›mda beni kutlam›fl, elini de omuzuma koymufltu...
3. Ayn› milletvekili aday› (ne yalan söyleyeyim, “hoflgeldin” yemeklerimizden birine gönderdi¤i siyah havyar› ben de ilk kez
tad›yordum) bir gün, hapislik cezas› kesinleflmifl bir yurttafl için, arac› m›, ricac› m›
neyse, geldi. (Bir gün önce de babam› göndermiflti.) Ceza çekimleri için isteyene ‘dört
Yeni kurulan Alaçam Gençlik Gerze’de maçta...
En sa¤da Ahmet Aykaç, solda ilk ise kaleci Noyan Kitapl›...
www.kuzeydetutun.org
1951
Kaynak: Ufuk Aykaç
5
yan dostlu¤umuz, ölümüne dek tüm h›z›yla sürmüfltür. (‹lginçlikler: Ayn› ilçede o da
eflimin arkadafl› bir ö¤retmenle, ayn› y›l evlendi... O¤ullar›m›z ayn› do¤umlu olup
bizde Haldun, onlarda Taner. Ve ayn› y›l
‹ÜHF'ni bitirdiler, Avukat’lar... Kad›köy’de oIdu¤u gibi, K›z›lcahamam'da da
Behzat’la birlikteydik.. Buralarda ne olaylar, ne olaylar...)
5. Alaçam'dan Samsun'a, ‘yetkili görev’
al›fl›m›, orada baflsavc› (sonradan Anayasa
Mahkemesi Baflkan› oldu.) Kani Vrana’y›,
Avukat Halit Çelenk’i tan›y›fl›m› anmal›y›m. Ve “Çalt›” dergisi dostlar› Koyutürk’ü, Elmas’›, Alkan’›, K›yafet’i, Göktekin’i, Bayata’y›, Demiray'›...
6. Alaçam'dan Çorum'un Osmanc›k ilçesine, yukardaki nedenlerle atanmam (‘ilk
sürgün’..) 1957 Milletvekili Seçimleri sonras›na rastlar...
Foto¤raf: Sebahattin Canikligil
ay erteleme’ kararlar›n› zaten veriyordum.
Dahas› yasal olarak olanaks›zd›. Bu olay da
da öyle olmufl. Tütün tecimenimiz ve milletvekili aday›, kahvesini içti. Kendisine, “o
kifli d›flarda m›” diye sordum. D›flarda bekliyormufl. ‹çeri ald›m ve flunlar› söyledim:
“... efendi, bak, bu sabah sana yasa maddesini okumufl, baflkaca erteleme olam›yaca¤›n› bildirmifltim. Ne diye ... Beyi rahats›z
ediyorsun?” O anda milletvekili aday› gitmifl, hükümlü ise cezaevine al›nm›flt›...
4. Ya¤›z bir delikanl›... Belli, Türkmen... Çekinerek girdi içeri. “Ben Behzat
Ay” “buyurun, oturun”u beklemeden, “‹lçeye ö¤retmen olarak atand›m. Sizi hem tan›yorum, hem de önerdiler.” Tan›flmak
için...”Dünya görüflümü az çok bilen dostlar önermifl. Tan›y›fl› ise Varl›k ve Türk
Düflüncesi'nde yay›nlanm›fl olan birkaç yaz› ve fliirim nedeniyle... Behzat Ay’la baflla-
6
19 May›s 1971 Alaçam fiehir Stad›’nda gürefl müsabakalar›...
www.kuzeydetutun.org
Kaynak: Ufuk Aykaç
Çad›r meyhanesi
Nazif Bat
Ahmet abi Geyikkoflan’daki
kavakl›kta, kavaklar›n aras›na bir
çad›r kurar. Çad›r›n önüne de 6 adet
masa atar. Akflamlar› arkadafllar›
gelirler, beraber birfleyler haz›rlar ve
içerler. Sonradan Ahmet abi biray›
rak›y› kendi al›r gelenlere ince bir
tarifeyle servis vermeye bafllar. Daha
sonra bu alemin hofluna gider. ‹lgi
artar çad›ra. Çad›r meyhanesi her
taraf› aç›k tarlan›n ortas›nda 6 masa
ve bir adet musluklu bidondan
ibarettir.
Art›k ‘Ahmet abinin yeri’ olmufltur
ad›, gece Alaçam’da h›z›n›
alamayanlar, rak›n›n üstüne tekel
biras›yla cila çekmek isteyenler,
domuz av›nda vurulan domuzun
budundan kavurma yemek isteyen
beynamazlar ve gece büfeler
kapand›ktan sonra rak›, bira köpek
öldüren flarap bulamayan Alaçam
sakinleri art›k buraya abone
olmufltur.
Ahmet abi, gene yo¤un geçen bir
gecenin sabah›nda denize girmifl
gelmifl, çad›r›n önünde oturmakta
iken, kula¤›na kar suyu kaç›r›lm›fl
emniyet amiri birkaç polis memuru
ile çad›ra gelmifller:
Amir: Sen burada kafana göre bir
yer açm›fls›n içki sat›yormuflsun
do¤ru mu?
ALAÇAM’IN RAKISI
Masalar›n köflesisin
‹nsanlar›n neflesisin
Paflabahçe fliflesisin
Sen neymiflsin be rak›.
‹çmesini bilen güler
Bilmeyen tavuk gibi tüner
As›l efendiliktedir hüner
Sen neymiflsin be rak›.
Anasondur aromas›
Yan›ndad›r taramas›
Kömüfl yo¤urdunun süzmesi
Sen neymiflsin be rak›.
Rahmetli Ringo söylerdi
Müritlerin hepsi dinlerdi
Çay yolu ç›n ç›n inlerdi
Sen neymiflsin be rak›.
Sivritepeye ç›k›l›r
Çal› ç›rp›lar yak›l›r
Sucuklar atefle at›l›r
Sen neymiflsin be rak›.
‹cat eden nur içinde yatar
Kasap Çak›r iki jarjör atar
Çarflamba günü karpuz satar
Sen neymiflsin be rak›.
Ahmet Kaya’y› dinleriz
Akflam sabah hamsi yeriz
Biraz incir biraz da ceviz
Sen neymiflsin be rak›
≥ ≥ ≥
www.kuzeydetutun.org
7
Ahmet abi: Yok amirim ben içki
falan satm›yorum bazen arkadafllar
geliyor misafirli¤e, o zaman beraber
içiyoruz. Hepsi o kadar.
Amir: Peki madem öyle neden
burada 6 adet masa var.
Ahmet abi: Amirim önce flu
masaya oturuyoruz, oraya günefl
geliyor ötekine geçiyoruz, sonrada
fluna geçiyoruz,akflam serinli¤inde de
bu masaya oturuyoruz
Amir: Ulan sen benle dalgam›
geçiyorsun sen burada bal gibi de
içki sat›yorsun,göster bakal›m
ruhsat›n›.
Ahmet abi: Amirim ne ruhsat›
buran›n ruhsat›m› olur.
Amir: O zaman benden günah gitti
kanuni ifllem yapacam.
Ve yan›ndaki memurlara buray›
‘MÜHÜRLEY‹N’ emri verir.
Memurlar, önce flaflk›n flaflk›n
birbirlerine bakarlar, sonra biri
toparlan›r ve der ki: “Amirim, neyi
mühürleyece¤iz? Masalar›n
bacaklar›n› m›, su bidonunun
muslu¤unu mu, belediyenin
kavaklar›n› m› yoksa Ahmet abinin
her taraf› aç›k naylon çad›r›n› m›?”
Not : Amir neyi mühürleyece¤ini
düflünürken Ahmet abi meyhaneyi
çal›flt›rmaya devam eti ve k›fl geldi,
herfleyi söktü kald›rd›... fiu anda
Alaçam’da çocuklar›yla mutlu bir
yaflam sürüyor...
8
Garamemetin orda içilir
Sonra kulübe geçilir
Omuzdafl›n en büyü¤ü seçilir
Sen neymiflsin be rak›.
fiiflede sanki melek
Çok içince at›yor kelek
Vay inek o¤lu inek
Sen neymiflsin be rak›.
Noyan abi çalar saz›
Hac› abi basm›fl gaz›
Peflinden de bir Rumk›z›
Sen neymiflsi be rak›.
Alikonun davulu
Sanki asker bavulu
Domuz dolusu sanki a¤(v)ulu
Sen neymiflsin be rak›.
fielale otuz metre
En az›ndan onbefli var
Yediden de afla¤› inmem
Sen neymiflsin be rak›.
Mustafa Kuflun Bar›
Sanki Haydarpafla gar›
K›sa günün uzun kar›
Sen neymiflsin be rak›.
Önceleri güldürürsün
Kafa yapar sö¤dürürsün
Sonunda da öldürürsün
Sen neymiflsin be rak›.
Yaza yaza bitiremem
Gidenleri getiremem
Son dubleyi bitiremem
Sen neymiflsin be rak›...
Nazif BAT Ocak-2003
www.kuzeydetutun.org
Yaflar Arpa ile geçmiflten foto¤raflar
yasemin arpa
‹stanbul / 2003
(Babam Yaflar Arpa ile uzun zamand›r
düflündü¤üm ama bir türlü
gerçeklefltiremedi¤im eski günleri
dinleme f›rsat›n› geçenlerde yakalad›m.
Babam›n anlatacak çok fleyi oldu¤unu
biliyordum. Zamanla geçmiflin
izlerinin silikleflti¤ini de. Ondan dinleyip
not ald›klar›m›, oldu¤u gibi, onun an›msad›¤›
flekliyle aktar›yorum.)
... Babam, ‹smail o¤lu Durmufl'un
askerlik ça¤› gelmifl. Van'a giderken,
Amasya'ya ulaflmadan Ruslar Van'›
alm›fllar. Onlar da Amasya'dan geri
dönmüfller. Dönüflte Bafra'da askerlik
flube reisi Mehmet Ali Bey var. Kanun
O. Çok adam asm›fl.
Babam da bunu bildi¤i için Bafra'ya
u¤ramadan Gümenez'e gelmifl.
‹stanbul'a tütün yükleyen kay›klarla
‹stanbul'a kaçm›fl. Mehmet Ali Bey'den
kaç›yor. O s›rada Osmanl›lar savafl›
kaybetmifl. ‹stanbul iflgal alt›nda.
Cafer Köro¤lu diye ‹stanbul'da,
orduda geçerli bir adam, babamlar›
askeri bir römorköre asker olarak
yerlefltirmifl. Sa¤r›m Romörkörü.
Romörkörde 5 kiflilik mürettabatta
‹ngiliz'lerin iflgali alt›ndaki ‹stanbul'da Türk askeri depolar›nda ne kadar askeri
malzeme varsa ‹ngilizlerin emriyle
denize boflalt›p, mavnalar› çekiyor bu
Sa¤r›m Römorkörü-.
Günlerden birgün sakall› bir ihtiyar
gelir."Allah r›zas› için beni doyurur
musunuz" der. O sakall›, onlar›
soruflturur, "Bu vatan›n kurtulmas›n›
ister misiniz ?" deyince gülerler.. " Siz
yeterki peki deyin, bu vatan›
kurtar›rs›n›z" der.
Sakall› anlat›r: "Karadeniz'den
gelecek bir a¤aç teknede 5 varil suyun
içine doldurulmufl torbalarda dinamit
mayas›. E¤er bunu ‹zmit'e geçirebilirsek
bilin ki vatan kurtuldu."
Sa¤r›m'›n kaptan›, "Ben ‹zmit'e
yetecek kömürü 15 günde
biriktirebilirim" der. Babamdan
dinledi¤ime göre yataklar›n içini denize
boflalt›p, kömür dolduruyorlar. O sakall›
iki üç günde bir romörkore gidip geliyor.
Dokuz gün üzerine kaptan, "Yeteri
kadar kömür birikti" der.
Randevulafl›rlar. O akflam K›zkulesi'nin
a盤›nda Rusya'dan gelen k›rm›z› boyal›
gemiden 5 f›ç› dinamit mayas› Sa¤r›m'a
www.kuzeydetutun.org
9
10
Bir koltukta üç çocuk
yaflam a¤ac›nda üç dal,
gelecek hangi sürprizlerle
karfl›layacakt› bizi kimbilir?
A¤ustos 1967
gördüm. Hey Allah›m, flu eflek benim
olsa, üstünde giden adam ben olsam,
dünya herkesin olsa.”
Zaman hiç de¤iflmiyormufl gibi gelir
ço¤unluk, ya da çok yavafl de¤ifliyormufl, küçük ad›mlarla ilerliyormufl gibi
gelir. Oysa biraz düflündü¤ünde insan,
bir kuflakta bile ne çok de¤iflti¤ini görür hayat›n. Nesneler de¤iflir,insanlar
de¤iflir, duygular, hatta iklimler de¤iflir.
indirilir. O sakall› adam Rusya'dan
gelen gemiden ç›k›p: "Siz önce Allah'a,
sonra bana teslimsiniz" dedi, dümene
geçer. Hava lodos. ‹zmit-Dar›caKaramürsel-Dilburnu aras›nda may›n
döfleli. Hesap yaparlar, zeminin
derinli¤i 5 metre 20 santim. Kenardan
giderler.Sabah ›fl›madan romörkörü
‹zmit'te Atatürk kuvvetlerine teslim
etmifller. Büyük Taarruzda kullan›lan
dinamitler bunlar. Babam bunu anlat›r,
ben a¤lard›m. Dinamitlerin tesliminden
sonra 250'fler lira verilmifl. Paralar›
Sa¤r›m Romörkörü'ndeki kaptan alm›fl.
...
“Cezaevindeyim. Pencereden
bak›yorum. Efle¤in üstünde bir adam
Bunlar› görebilmek için iyi
anlat›c›lar, hayat› iyi hikaye eden, bu
yolculu¤a bizden çok önce bafllam›fl
olanlar› dinlemek gerekir bir de.
Geç olmadan. Çünkü zaman bizden
önde gider hep.
1953’te askerli¤e bafllad›m.
Bafra’ya at arabas›yla gittik, befl
kifliyle. Silüsü, Bafra Askerlik
fiubesi’nden ald›m,“‹stanbulKas›mpafla” yaz›yordu. Kamyon gibi
birfleyle Samsun’a gittik.
Cebimde 18 liram vard›. -At arabas›
Bafra’ya 150 kurufla götürdü.Samsun’dan trene verdiler. Tren,
Afyon üzerinden ‹stanbul’a gidiyor. ‹ki
günde -yük treni ile- ‹zmit’te ind‹rdiler.
Bafl›m›za bir adam verip ‹stanbul’a
www.kuzeydetutun.org
gönderdiler. Üç ay acemilik. Sonra
Gölcük Denizalt› Filosu’na. Oradan
Sultanhisar ve Demirhisar Muhriplerine
geçici görevle gittim. ‹lk görev,
Demirhisar Gemisi ile Kraliçe
Elizabet’in evlilik merasimine gittik,
170 kifli vard›, d›flar› ç›karmad›klar› için
merasimi göremedik.
Askerli¤im 3 sene 10 gün sürdü.
Kurtaran gemisinde askerim. Geçici
görev olarak Sultanhisar muhribi’nde
Akdeniz’de yap›lacak bir manevrada
geçici görev verdiler.
Denizüstünde benim esas görevim
elle kolla ›fl›kla, sancakla yaz› yazmak.
Tatbikata kat›ld›k. Köprüüstü denen
bölümde dört saat nöbetim var.
NATO’ya ait bir konvoyun peflinde
gidiyoruz. Ifl›ldakla çal›fl›yorum. Her
okudu¤umu sesli okuyorum, yan›mdaki
yaz›yor. Örne¤in, ABD 24, ABD 30 gibi.
Akdeniz Üsler Komutan› gemide. O
ben okurken arkamdan bakarm›fl.“Ben
ABD’de 4 sene kald›m dedi. Bizim
asker öküzün peflini b›rakm›fl gelmifl.
Okuyup yazmas› yok ama on Amerikan
askerine bedel” dedi.
Kullan›lan araçlar de¤iflir, kurufllar lira, liralar milyon, at arabas› yerini
uça¤a b›rak›r belki... De¤iflmeyen ne
midir de¤iflen zamanda? Hiç bir hayat›n bofluna yaflanmad›¤›,bütün ayr›l›klar›, bütün benzerlikleriyle her hayat›n
eflsiz oldu¤u. Zor oldu¤u, çok zor oldu¤u. Yaflanmaya de¤er oldu¤u yine de.
Denizin yaflam›m›zdaki yeri hiç de¤iflmez. Bazen güldürür bazen üzer...
En güzel an›lar›m›z hep onunla olmufltur...
www.kuzeydetutun.org
11
12
KAPTANIN SEY‹R DEFTER‹: Ayandon F›rt›nas› 2
Bu foto¤raf Ayandon s›ras›nda çekilmedi
ama bu hikaye Durmufl reis ile birlikte
çal›flan (Okan, Erol, Bar›fl, Kudret, Yaflar)
tayfalar›n hikayesi. Geçenlerde kaybetti¤imiz
Bar›fl Ak da tayfalar aras›nda. Durmufl’un
hikayesi bir anlam da Bar›fl’›n da hikayesi.
denize vura vura gidece¤iz!
A
durmufl demir (reis)
yakakent
rt›k sabah oluyordu. Biz tak›m›
b›rakmak zorunda kald›k. Dönmeden önce biraz arayal›m onlar›
öyle döneriz dedim. Personelden;
“Buradan kurtulal›m olmazsa, Rusya’ya ineriz“ diyenler vard›. Fakat bu kadar bal›k ve
a¤larla oras› bize büyük s›k›nt› verirdi. Son
çare olarak Rusya’ya s›¤›nmak zorunda kalabilirdik.
Rotam›z› 180 derece yap›p yola koyulduk. Herkes uykusuz ve yorgundu. Teknenin
burnunu Türkiye’ye çevirmek umut vermiflti
bize. Fakat içimde Ayandonun bitip bitmedi¤ine dair bir endifle vard›. Sabah saat sekiz
gibi Erol yan›ma geldi. Bal›klar› buzlad›klar›n›, afla¤›da ufak tefek ifllerin kald›¤›n› söyledi. Bu arada a¤lar›n durumunu konufltuktan sonra dümeni ona b›rakt›m.
Hava da iyiden iyiye de¤iflyordu. ‹nsan›n
denizin ortas›nda yapayaln›z kalmas› umutsuzlu¤umuzu artt›r›yordu. Avni Reis teknesini tekrar kaybetmemiz moralimizi bozuyordu. Akl›mdan bir sürü senaryo geçiyordu.
Ne yapmal›yd›m?
Erol’a dümeni b›rakt›ktan sonra biraz
dinlenmek istedim. Biraz sonra teknenin dalgalara sert vurmas›yla tekrar aya¤a kalkt›m,
uyuyamad›m. Hemen Erol’un yan›na gidip
dümeni tekrar ald›m. Uykusuzluk ve yorgunluk iyice bast›rm›flt›. Nas›l seyir yapaca¤›m› bilemiyordum.
6. gün olmufltu, personel de yorgun ve
moralsizdi. F›rt›na gündo¤usundan esmeye
bafllad›. Kar teknenin boras›na giriyor, önümüzü göremiyorduk. Bu sert rüzgar ve kar
beni iyice ay›ltm›flt›. Üst üstte gelen dalgalar
teknenin rotadan ç›kmas›na neden oluyordu.
Bir yandan koordinatlara bak›p ne kadar yolumuz var ona bak›yordum. H›z›m›z iki mile kadar ç›km›flt› ve rotadan 15 derece sapm›flt›k. Tekrar düzeltmeye çal›flt›m. Seyir düzelmeye bafllam›flt› derken h›z›m›z düflmeye
bafllad›. Bu seyirle Ayanc›k liman›na gidebilirdik.
Arkadafllardan durum raporu ald›m. Mazot normal, suyumuz az, ekmek hiç kalmam›flt›. ‹ki gün daha direnebilir miydik? Tayfadan hasta olanlar›n vardiyaya ç›kmamas› çal›flanlar›n daha fazla yorulmalar›na neden oluyordu. Makine dairesinde çal›flanlar art›k hallerinden flikayet ediyordu.
Rüzgar›n sertleflmesiyle, güverteyi döven
dalgalar seyri zorlaflt›r›yordu. Bunun üzerine
rotay› 220 dereceye ald›m. Çünkü bizim için
önemli olan k›y›ya ulaflmakt›. Yeni rotayla
Karadeniz Ere¤lisi ya da ‹stanbul Bo¤az›’n›
yakalabilirdik. Rüzgar›n etkisiyle uykusu
olanlarda korkudan uyuyam›yorlard›.
Makine dairesinden tekrar rapor istedim.
Okan geldi; “Bu deniz e¤er gece de olursa ne
yapar›z” dedi. Bafl›m› bat›ya çevirdim, kararm›flt›. fiimdi hava kuzeyli bir f›rt›naya döner
diye düflünürken tekne bir anda savruldu.
www.kuzeydetutun.org
Hareret saati yükseldi, makineyi a¤›rlad›m.
Herkesin yüre¤i a¤z›na geldi. Makine ar›zas›
olabilir diye düflündüm, sakin olmaya çal›flt›m. Makineyi yol veremiyorduk, her yat›fl
kalk›flta tulumba hava yap›yor, Makine so¤umuyordu. Sürekli gaz kesip bafl yap›yordum.
Zaman art›k akl›m›zdan ç›km›flt› can›m›z› nas›l kurtarabilirdik derdimiz buydu. K›r›m’a yönelirsek kurtarabilir miydik? Bunu
düflünmeye bafllad›m. Oran›n bize uzakl›¤›
70 deniz miliydi, uzakl›¤›n› cihazdan hesaplayabiliyordum. Gece olmadan limana girmeliydik.
Deniz bir anda normale döndü. K›r›m’a
do¤ru yol almaya bafllam›flt›k yani geriye
dönmüfltük. Akflam saatlerine do¤ru ç›kan
borayla havan›n bat› oldu¤unu gördük. Art›k
K›r›m’a gitmekte zordu. Yeniden rüzgar›
bordaya al›p rotay› Sinop yapt›m. Hava kararm›fl, yolumuzu göremez olmufltuk. Herkes korku ve endifleyle yan›mda toplanm›flt›.
Bu son gecemiz der gibi bana bak›yorlard›.
Seyrimiz 6-7 mil olmufltu, rüzgar›n sertli¤i içimizi yak›yordu. Güvertede herfley normale dönmüfltü. En dinlenik olan›m›z›, Yaflar’› yan›ma ça¤›rd›m, dümeni ona b›rakt›m.
Biraz uzand›m. Teknenin iyice yatt›¤›n› hissedince yerimden f›rlad›m. Sonumuz geldi
mi? diye düflünürken, dümeni toplad›m. Yaflar’a ne zamand›r uyudu¤umu sordum. 20
dakika dedi. Öyle uyumuflum ki 20 saat uyumufl gibiydim.
Gece yar›s› olmak üzereydi. Sinop’a 105
mil kala hava lodostan 90 kilometre h›zla esmeye bafllad›. Sinop da hayal olmaya bafllad›.
Makine dairesinden yine rapor istedim. E¤er
böyle zik zak yaparak yol al›rsak yak›t›m›z
yetmeyece¤ini söylediler. Bu arada telsizden
bir ses geldi. Hemen irtibat kurmak için davrand›m. Gemi kaptan› cevap verdi, kendimi
tan›tt›m. Yedi gündür denizde oldu¤umuzu
söyledim. O da bize; “Nas›l olur? Dört gündür rüzgar yüzünden Samsun liman›ndan ayr›lamad›k. Bugün dört römorkör yard›m›yla
iskeleden ayr›labildik. Yolumuz Rusya’n›n
Navoroski liman›...” dedi. Rotam›z› sordu.
Ben de; “fiu anda lodostan rotam›z Samsun
üzerinden Terme olabilir” dedim. “Sizin için
ne yapabilirim? E¤er isterseniz Türkiye’yi
arayabilirim.” dedi. “Araman›za gerek yok,
yaln›z bizim için hava raporu alabilir misiniz” dedim. Bal›kç› ve gemiciler için 24 saatlik hava raporunu geçti. Havan›n, saatte 100
kilometre kuvvetinde lodos, ikazl› f›rt›na oldu¤unu belirtip bana flans diledi... Ben de
sanki can de¤il de onur mücadelesinin içinde
personel ad›na teflekkür ettim.
Arkadafllar›n hepsinde yeniden bir umut
do¤du ama merakl› gözle bana bak›yorlard›.
“Bu tekne Türkiye’ye inecek”dedim. Tüm
endifleleri güvene dönüflmüfl gibiydi. ‹çim-
www.kuzeydetutun.org
13
14
YILMAZ ELMAS’IN GÜNLÜ⁄ÜNDEN: 25 XII 1957
den Allah’a yalvar›yordum, bize yard›mc› olsun diye...
Sabah gün ›fl›rken f›rt›nan›n sertli¤i ayn›yd›. Lodos geceleri sert gündüzleri yumuflard›. 6-7 gibi cihaza bakt›¤›mda rotam›z›n
Samsun Terme’yi aflt›¤›n› farkettim. Ümitsizce rotay› Trabzon taraf›na verdim. Art›k
bu son flans›m›zd›. 48 saattir Türkiye k›y›lar›na yaklaflam›yorduk. 15 saatte k›y›ya sadece 20 mil yaklaflabilmifltik.
Kendimi toparlamaya bafllad›m ve karar
verdim. Denize kafa tutman›n zaman› gelmiflti. Herkesi yan›ma ça¤›rd›m; “Denize vura vura gidece¤iz, baflka çaremiz yok. Son
flans›m›z gece olmadan bir limana girece¤iz”
dedim. Tam yol sahil rotas› verdim. Tekne
yer yer a¤›rl›yor, yer yer denize yat›yordu. Saat 12’ye do¤ru sert bir ‘deniz yedik’. Afla¤›dan ac› bir ses geldi; “bat›yoruz”. Heyecanland›m, kontrol etmek istiyordum ama dümeni b›rakam›yordum. Telsizden Türk radyosunu arad›m, aram›zda flu konuflma geçti;
- Türk radyosu Türk radyosu, Pala Yusuf
- Pala Yusuf, Türk radyosu
- Türk radyosu sesimi duyuyor musunuz?
- Evet Pala Yusuf konumunu ve ça¤r› numaran› bildir!
- Ça¤r›m flu, konumum flu. Hava raporunu verebilir misiniz?
- F›rt›na günbat›s› lodostan 45-48 deniz
mili h›z›nda.
- Havan›n yumuflama ihtimali var m›?
- Hay›r yok. Hava günlerdir sert, neden
denize aç›ld›n›z?
Tabi onlar›n bizim durumumuzdan haberleri yoktu, anlatmakta zor olacakt›. Bir telefon ba¤lant›s› istedi¤imi söyledim ve numaray› verdim. Onlara herhangi olumsuz bir
durumda bize ne gibi yard›mlar› olabilece¤ini sordum. Bu arada personel yan›ma gelmiflti. Durumun kötü oldu¤unu söylediler; yaln›z suyun geldi¤i yeri bulmufllard›. Buna çok
sevindim ve makineyi bafl yapt›m. Türk radyosuna tekrar “Bize yard›m edebilir misiniz?”
diye sordum. Ald›¤›m yan›t bizi iyice y›kt›;
“Allah yard›mc›n›z olsun, bol flanslar” Bir anda herkes dona kald›. Moralimiz iyice bozulmufltu. Hayat›m› k›sac›k anda gözlerimin
önünde görünce “Art›k gitme vakti geldi”
dedim kendime... Hemen kendimi toplay›p
personele cesaretli olmam›z gerekti¤ini, bu
teknenin k›y›ya gidece¤ini (söyledi¤imi) daha sert söyledim...
Dalgalar sertlefltikçe makinay› a¤›rl›yor,
yol veriyor ve viyalay›p kurtar›yorduk. Ö¤le saatlerine do¤ru bir anda denizin flekli de¤iflti. Sanki rüya gibiydi. Hava karayel dönmüfltü. Daha iyi seyir yap›yorduk,
önümüzde kalan yol Fatsa sahillerine 20 mildi. 15 mil aç›ktan seyir
yaparak Terme liman›na girdik ve
o an herkesin do¤um günüydü.
Tüm Yakakent bizi bekliyordu.
A¤layanlar, gülenler sevinçten ne
yapaca¤›n› bilemeyenler...
‘Ayandon’la nas›l savafl›l›r bunu biz biliyorduk art›k...
Alaçam’da kullan›lan tabirler...
Y›lmaz Elmas
Gödellenmifl Dede Keflke¤i var,
yer misin?
Geyikkoflan ve türbe yan›nda ve Dede
kuyusunda köylüler senenin belirli zamanlar›nda (Geyikkoflanda 6 May›s) ya¤mur
duas›nda ve belirli dede günlerinde köyce
keflkek piflirip kasaba da dahil halka da¤›t›r yedirirler.
...... ve köylüler keflke¤e kat›lmak üzere tavuk ve o¤lak kuzu hediye ederler.
Oyunlar oynan›r, keflkek piflirilir ve da¤›t›l›r. Gödellenmifl keflkek, ya¤l›, eti bol ve
çok güzel yenecek hale gelmesiyle herkese,
dede ziyaretine gelenlere bedava da¤›t›l›r.
Birgün iki arkadafl sinemaya gidecek
olurlar. Arkadafl›n biri; “Sinema biletlerini
sen alsana”der. Di¤eri de; “Gödellenmifl
dede keflke¤i var, yer misin?” der ve zamanla da herkesin a¤z›na düfler. Bedavadan
geçinmek isteyenlere bu tabir kullan›l›r.
Geyikkoflan; Geyikkoflan’da bir dede
varm›fl ve burada kendisi yaflarm›fl yan›nda
ormanl›kta var. Dede tarlada bir çift geyikle
çift sürer bunu da biri görür ve baflkas›na
söyler söylemez gözleri kör olur. fiimdi 6070’lik ihtiyarlar gözleri kör olan› biliyor.
Dedenin yan›nda bulunan a¤açl›kta bulunan
a¤açlara kimse dokunamaz. Halk bu a¤açlara iliflmeyi iyi görmez. Bu inan›fl art›k kalkm›fl vaziyette. Dedenin türbesinde geyiklerin boynuzlar› hala durmaktad›r. Bu mevkiye bu isim bundan dolay› verilmifltir. fiimdi
buras› Alaçam ve Bafra’n›n yazlar› mesire yeridir.
“Haz›r keflke¤i baban da yer” tabiri
“Gödellenmifl dede keflke¤i var, yermisin?”
tabiriyle ayn›d›r.
Yafl pefltamal gibi sard›
Konuflma ve sohbet aras›nda bir mevzuda konuflulurken içlerinden bir mevzu
ile ilgili ve çok yerinde bir söz söyledi¤i zaman “yafl pefltemal gibi sard›” derler.
Nereye koyduk jandarmay›,
jandarma nerde kald›?
Bu da tamamen ‘yafl pefltemal gibi sard›’ tabirinin söylendi¤i durumlar›n aksine
durumlarda söylenir. Bir mevzuda konuflulurken mevzunun tamen aksine bir söz söylerse bu tabir kullan›l›r. Bu daha ziyade
gençler aras›nda kullan›l›r ve d›flar›dan gelme bir tabirdir.
Senin dedi¤in asma kaba¤›
o da may›sta yetiflir
Konuflma s›ras›nda bir mevzu veya konuflmada pireyi deve yaparcas›na fliflirerek
konuflursa “Senin dedi¤in Asma kaba¤› o
da may›sta yetiflir” ya da “Senin dedi¤in
Ahlat o da Hindistan’da yetiflir” denir.
Foto¤raf: Kadir Ali Birer
www.kuzeydetutun.org
www.kuzeydetutun.org
15
Sana laf anlatmak
deveye hendek atlatmaktan zor
Bu tabir inatç›, ikna olmayanlara karfl›
kullan›l›r.
Diflim a¤r›yor-nass›n anam!
Sigaras›z kal›nd›¤› veya paras› bulunmad›¤›n zaman kahvede veya sinemaya giderken arkadafl›na bu tabirle sigaras›z oldu¤unu ve can›n›n sigara istedi¤ini yahut
sinemaya gidecek, kahve içecek paras›n›n
olmad›¤›n› arkadafl›na bu tabirlerle anlat›r.
Morum-Tafl tutmam-Bak›r gibi
Bu tabirde ‘Diflim a¤r›yor-nass›n
anam’ tabirlerine karfl› sordu¤u arkadaflta
paras›z veya sigaras›z sa bu tabirleri kullan›r. Var ise arkadafl›na “iyiyim anam, atom
gibiyim, bomba” diyerek varoldu¤unu bildirir.
Doktorun tavsiyesi var
Bu da sigara içenler aras›nda kullan›l›r.
Arkadafllar›n›n içti¤i sigaray› bilirse (Kulüp, Bafra, Gelincik, ‹kinci gibi...) arkadafllar›ndan biri sigara ikram etti¤inde ikram etti¤i sigaray› içmese “Doktorun tavsiyesi var”der ve o sigaradan olan ç›kar›r
ikram eder.
Anal›k gibi yerim (-yedi)
Bir kimse bir yerden büyük bir menfaat sa¤larsa bedavadan yahut dayak yerse
“Anal›k gibi yedi” denir.
A¤›r ol inecek var-A¤›r ol hakim bey!
Bu tabir Hasan diye bir sarhofltan kalm›flt›r. Bir gün fazla içkiden ve yolsuz hareketlerden Hasan bir gün mahkemeye düfler. Duruflma sonunda Hasan’a ceza verilir
ve karar okunurken 21 gün hapis olaca¤›n› iflitir bunun üzerine “A¤›r ol hakim
bey” der. Bunun üzerine hakim, ne söyleyecek diye merak eder ve sorar Hasan da:
“10 gün daha ilave edin” der. Hakim“niçin” diye sorar Hasan da“21 gün olursa hapishanede tay›n benden, 31 gün olursa tay›n hükümetten ” diye cevap verir. Bunun
üzerine bu tabir hala kullan›lmaktad›r.
Allah dee!
Konuflma aras›nda biri kendini överse
ona “Allah de!” diye kendini övdü¤ü hat›rlat›l›r ya da konufltuklar›n›n hakikatle ilgisi yoksa bu tabir kullan›l›r. Bunu ç›karanlar Ünal Y›lmaz ve Alaaddin Demir.
Bu tabir gençler aras›nda bir kaç sene sürmüfl fakat flimdi eskisi kadar kullan›lmamaktad›r.
Ot çöp tanga tunga fayt fuyt
E¤lence ve kumar oyunlar›nda arad›¤›
iyi bir ka¤›t geldi¤inde keyiflendi¤ini bildirmek için yahut karfl›s›ndaki oyuncuyu
k›zd›rmak için “Ot çöp tanga tunga fayt
fuyt” der. Sonra gençler güzel bir k›z gördüklerinde de ayn› tabiri kullan›rlar.
Bu malzemeleri Alaçam’›n içinde oturan
Ünal Y›lmaz’dan derledim...
www.kuzeydetutun.org
Foto¤raflar: Zekeriya Göçmez
B›rak t›rafl›- t›rafl yapmayeni t›rafl oldum
Bir kimse di¤er birini överse bu tabirleri kullan›r. Bir fleyi fazla överse “B›rak t›rafl›”denir.
16
Uygulanan politikalar sonunda, co¤rafyam›zdaki yeri ve can al›c› önemi azalan tütünün,
üretimindeki zorluklar yine de azalmad›. Her türlü üretimi k›s›tlama ve özellefltirme
politikalar›na karfl›n bizim oralarda tütün yine üretiliyor yine eziyet çekiliyor.
Zekeriya Göçmez (abi) ile arflivdeki foto¤raflar› kar›flt›r›rken buldu¤umuz negatiflerin
içinden bu görüntüleri de bulduk. Hepimize birfleyler hat›rlatacakt›r umar›m...
17
alaçam tütün mitingi...*
Fikret Babufl
2003
sunlu arkadafl›m›z Özdemir Gül'ün eski tüAlaçam Çal›flmalar›m›z ve Alaçam
fek komünistlerden biri oldu¤unu söyledi¤i
Tütün Mitingi (Ocak-fiubat 1970)
fiakir adl› birinin lokantas›na gittik. Bu eski
Türkiye'nin birçok bölgesinde tütün
tüfek gizli bir ifl çeviriyormufluz gibi endifleekildi¤i halde tütün piyasas›n› genel olarak
li ve gizemli bir tav›r içindeydi. Esmer, ince
Ege ve Karadeniz piyasalar› belirlerdi. Çünve uzun boylu fiziksel yap›s› ve kal›n gözkü bu bölgelerdeki üreticilerin ço¤unun tek
lükleri bu gizemli tavr›n› tamaml›yor gibiygeçim kayna¤› tütündü. Alaçam köylerinin
di. Durduk yerde bu garip davran›fllar›n nebirço¤u geçimini büyük ölçüde tütünden
reden kaynakland›¤›n› hiçbirimiz anlayamasa¤lad›klar› ve de¤inilen bu sorunlar› fazlam›flt›k. Ö¤le yemeklerimizi eski tüfe¤in los›yla yaflamakta olduklar› için, Alaçam yörekantas›nda, bizim için haz›rsi devrimcilerin çal›flma alanlalatt›¤› Özel bölmede yedikten
r›n›n bafl›nda gelmekteydi.
sonra Samsun'dan ayr›ld›k.
1970 y›l› bafllar›nda AlaBindi¤imiz külüstür minibüs
çam'a ilk giden grup bizdik.
yollarda birkaç kez muavini
Biz orada bir süre çal›flt›ktan
taraf›ndan bak›mdan geçirilsonra, Ankara'dan bize kat›ldikten ve patlak lasti¤i de¤iflmak üzere ikinci ve daha kalatirildikten sonra nihayet Alabal›k bir grubun gönderilmesi
çam'a gelebildik.
kararlaflt›r›lm›flt›. Ekibimize,
Birlikte Alaçam'a geldi¤iablas› Samsun'da oturan ve
miz bu ilk ekibin içinde yukakendisi de Samsunlu olan Har›da ad› geçenlerden baflka
cettepe Üniversitesi devrimcian›msayabildi¤im isimlerden,
lerinden Nurettin Öztürk(12) Geçen say›da paylaflt›¤›m›z
baflkanl›k ediyordu. Yorucu bir üretici mitingleri belgelerine K›z›ldere'de öldürülen Siyasal
Bilgiler Fakültesi devrimcilegece yolculu¤undan sonra ›l›k
bir yenisi eklendi...
rinden Sabahattin Kurt,
bir k›fl sabah› çok erken bir sa- Fikret Babufl’un yeni ç›kan
kitab›ndaki Alaçam Tütün
DTCF Fikir Kulübü baflkan›
atte Samsun'a geldik. Alaçam'a
Mitingi konusu... (sy. 70)
Hüseyin Yavuz, Yine DTCF
gitmeden önce bir süre dinlenFK üyelerinden Raflit Serdengeçti ve Nazmi
mek üzere orta halli bir otele yerlefltik. NuÇak›r gibi arkadafllar vard›. Alaçam'da bizi
rettin bizimle otelde kalmay›p, yak›n bir
oran›n yerlisi ve genifl bir çevresi olan ‹smayerde bulunan ablas›n›n evine gitti. Kendiil Yeflilyurt adl› bir devrimci karfl›lam›fl ve
mize ay›rd›¤›m›z 3-4 saatlik dinlenme süreyataca¤›m›z otele yerlefltirmiflti.
sinde, o da ablas›n›n evinde hem dinlenecek,
Ertesi sabah TOS binas›nda buluflarak
hem de hasret giderecekti. Nurettin ö¤leye
yöreyi tan›yan oradaki ö¤retmenlerin de katdo¤ru otele geldi, bizi kald›rd› ve hep birk›s›yla kendimize bir plan yap›p köyleri gezlikte otelden ç›kt›k. Gruptaki di¤er Sam-
*
www.kuzeydetutun.org
18
meye bafllad›k. Alaçam köylerinin birço¤unu gezdikten sonra Ankara'dan yeni bir grubun gelece¤ini telefonla ö¤rendik ve gelecek
olanlan bir gün sonra Alaçam köy garajlar›nda bekleyece¤imizi bildirdik. Belirlenen saatte Alaçam köy garaj›na vard›¤›m›zda, yeni
gelen arkadafllar›m›z›n bizden önce buluflma
yerine ulaflt›klann› ve büyük bir kalabal›¤›n
aras›nda kalm›fl olduklar›n› gördük. Kalabal›ktakiler birbirlerinin omuzlanndan arkadafllar›m›z› görmeye çal›fl›yorlard›. Biz bunu
fark edip, kalabal›¤›n ilgisini çeken durumun ne oldu¤unu merak ederek yanlar›na
yaklaflt›¤›m›zda, köylülerin ilgisini çeken
durumun onlar›n giydi¤i k›yafet oldu¤unu
anlad›k. Giydikleri kal›n yün çoraplar›n›
pantolon paças›n›n üstüne çekmifller, ayaklar›na lastik çizmeler giyip bafllar›na da avc›
kalpa¤› geçirmifller ve böylece kendilerini
köylülere benzetmek istemifllerdi. Onlar›n
bu k›yafetleri ilk kez giydikleri belliydi,
üflüdükleri zaman giydikleri kendi do¤al
giysilerini giymeyip köylüleri taklit etmek
için giydikleri bu k›yafetler do¤rusu bizim
de ilgimizi çekmiflti. Biz epeyi zamandan
beri giydi¤imiz do¤al k›yafetlerimizle her
gün bu köy garaj›na geldi¤imiz ve çok say›da köylerde dolaflt›¤›m›z halde hiç kimsenin
ilgisini çekmemifl ve yad›rganmam›flt›k.
Yeni gelen arkadafllarla say›m›z art›nca
TÖS lokalinde kendimize yeni bir gezi plan› yap›p, üç ekip halinde köyleri dolaflmaya
bafllad›k. Alaçam'›n bir k›s›m köylerine da¤
taraf›ndan ve sarp yollardan gidiliyor, bir
k›sm›na da deniz taraf›ndan gidiliyordu. Bu
bölümün ulafl›m olanaktan ve yaflam koflullan daha elveriflliydi. Da¤ köyleri bize karfl›
daha candan ve daha güven vericiyken, k›y›
köylerinin bize karfl› ilgileri daha azd›. Baz›
k›y› köylerinde kendi sorunlar›n›n bizi niçin
ilgilendirdi¤ini sormufllard›. Bu köylerin bi-
rinde orta yafll› bir adam elinde tuttu¤u bir
lahana yapra¤› ile bir tütün yapra¤›n› göstererek bana, "Bunun hangisi tütün?" diye sordu. Ben yapraklar› elinden al›p, "Bu tütün
bu lahana," dedim ve ekledim "Ama devlet
bu tütüne bunun kadar bile de¤er vermiyor..." Baflka birisi nereli oldu¤umu ve
memleketimde tütün ekilip ekilmedi¤ini
sordu, Konyal› oldu¤umu, memleketimde
tütün ekilmedi¤ini, fakat tütün sorunuyla
ilgilenecek olan bütün arkadafllann tütünle
ilgili kendileri kadar olmasa da birçok bilgiyi edindi¤ini belirttim. Bütün bu tahrik
edici sorular› do¤al sorularm›fl gibi mümkün oldu¤unca sinirlenmeden yan›tlamaya
çal›fl›yorduk.
Bir cuma günü, tam ö¤le namaz› vakti
bir da¤ köyüne gelmifltik. Köyün tüm erkekleri caminin önünde toplanm›fllard›. Kalabal›¤› görünce onlar›n Cuma namaz› için
topland›klann› düflünmeden yanlar›na yaklafl›p, kendileriyle tütün sorunu hakk›nda
konuflmak istedi¤imizi bildirdik. ‹çlerinden
yafll› bir köylü:
"fiimdi namaz vakti, gelin hep birlikte
namaz›m›z› k›lal›m ondan sonra bu konular› da konufluruz" deyince, plans›z hareket
edip namaz vaktini hesap etmeden köye geldi¤imizi anlam›flt›k. Fakat art›k düflünmeye
bile f›rsat›m›z kalmam›fl ve bu emrivaki sonucunda biz de cuma namaz›n› k›lmak zorunda kalm›flt›k. Aptes almay› ve namaz k›lmay› bilmeyen arkadafllar ‹smail Yeflilyurt'u
taklit etmifllerdi, fakat acaba bu durum köylülerin gözünden kaçm›fl m›yd›?
Namazdan ç›kt›ktan sonra caminin
önünde büyük bir kalabal›k toplanm›fl ve
bizi ilgiyle dinlemifllerdi. Alaçam Tütün
Mitingine de o köyden yüksek bir kat›l›m
olmufltu. Fakat her fleye ra¤men karfl› karfl›ya kald›¤›m›z bu güç durumda namaz k›l›n-
www.kuzeydetutun.org
19
mas› gerekir miydi, gerekmez miydi tart›flmas›n› uzun süre sürdürmüfltük. Çünkü biz
do¤al zamanlar›m›zda namaz k›lmad›¤›m›za
göre bu yapt›¤›m›z popülizm olmaz m›yd›?..
Baflka bir gün yine köyün birinden geçerken caminin Önünde birikmifl sohbet etmekte olan epeyi kalabal›k bir grup görmüfltük. Yanlar›na yaklafl›p her zamanki gi-
bi bir ön sohbetten sonra konuflmay› tütün
üreticilerinin sorununa getirince pek hofl olmayan tepkilerle karfl›laflm›flt›k. Bizi dinledikten sonra, "Siz nerelisiniz, kendi memleketinizde tütün ekilir mi, burada ne ifliniz
var?" gibi anlams›z ve rahats›z edici sorular
sormufllar ve bizden hoflnut olmad›klar›n›
tepkileriyle göstermifllerdi. Belki de bizim
oradan geçece¤imizi anlay›p bizi karfl›lamak
için orada toplanm›fllard›. Bu tats›z
sohbet sürerken o zamana kadar hiç
konuflmay›p bizi ilgiyle dinleyenlerden birisi kalabal›¤›n içinden biraz
öne ç›karak, "Ben bu köyün muhtar›y›m, söylediklerinizin hiçbirisine de
kat›lm›yorum. Fakat sizlerin, bilmedi¤iniz yörelerde hiç korkmadan ve
hiçbir ç›kar gözetmeden köy köy dolaflman›za ve fikirlerinizi savunman›za büyük bir sayg› duyuyorum," demifl ve di¤er laf atanlar› bir anlamda
susturmufltu. Görüflümüze kat›lmad›¤›n› belirtmesine ra¤men muhtar›n bizim konuflmalar›m›zdan etkilendi¤i belliydi. Çünkü konufltuklar›m›z onlar›n sürekli karfl› karfl›ya olduklar› gerçeklerdi. Onun bu sözleri
bizde daha fazla çal›flma flevki yaratm›flt›.
Alaçam'da u¤ramad›¤›m›z köy
ve mezra b›rakmam›fl ve gezdi¤imiz
yerler hakk›nda genellikle olumlu
kan›lar edinmifltik. Çünkü görüfltü¤ümüz köylülerin ço¤u miting ça¤r›m›za olumlu yan›tlar vermifller ve kalabal›k gruplar halinde mitinge kat›Bir çarflamba günü yani çarfl›-pazar günü
lacaklar›n› belirtmifllerdi. Mitinge
tütün üreticileri top sahas›nda toplan›r... Herkes
çektikleri geçim s›k›nt›s›n›, memleketin dertlerini kat›laca¤›n› söyleyenlerden birço¤u,
anlat›r. O dönemde TÖS ikinci baflkan› olan "A¤lamayan çocu¤a meme verilmez,
Dursun Akçam da bir konuflma yapar... 1970 biz de s›k›nt›lar›m›z› elbette dile geKaynak: Cumhuriyet Gazetesi tirece¤iz, herkes kendi hakk›na sahip
www.kuzeydetutun.org
20
ç›kmal›" gibi konuflmalarla fikirlerini aç›klam›fllard›. Hatta baz›lar› daha biz yanlar›ndayken ilçeye topluca nas›l gideceklerini tart›flmaya bafllam›fllard› bile. Sonuçta baz›
olumsuz tepkilere ra¤men genel olarak köylülerin yaklafl›m› oldukça umut vericiydi.
Asl›nda köylülerin bizim fikrimizi candan desteklediklerini düflünmek yan›lt›c›
olabilirdi. Çünkü yukar›da birazc›k de¤inmeye çal›flt›¤›m "köylü tavr›na" göre köylülerin konuflmalar›yla somut davran›fllar›
uyuflmayabilirdi. Fakat yine de yüz yüze görüflmelerde samimi tav›r içinde olanlar ay›rt
edilebiliyordu. Gezdi¤imiz köyler hakk›nda
kan› edinirken, köylülerin bu yan›lt›c› tav›rlar›n› göz önünde tutmaya ve raporlar›m›z›
haz›rlarken de, olabildi¤ince gerçekçi olmaya çal›fl›yorduk. ‹flte her türlü olas›l›¤› düflünerek yapt›¤›m›z hesaba göre, "Alaçam'da
yeterli çal›flman›n yap›lm›fl oldu¤una ve miting tarihine kadar burada daha fazla kiflinin
kalmas›na gerek olmad›¤›na" karar verdik ve
bir raporla bu görüflümüzü Ankara'ya bildirdik. Bu s›rada Ege Tütün Piyasas› aç›lmak üzereydi, dolay›s›yla bizim raporumuzu da göz önüne alan DEV-GENÇ Merkez
Yürütmesi, Alaçam'daki ekiplerden baz› kiflileri Ege Bölgesine göndermek üzere Ankara'ya geri ça¤›rd›. Bunun üzerine benim de
içinde bulundu¤um grup, Ege'ye gitmek
üzere Ankara'ya döndü.
Biz Ankara'ya döndükten sonra, Alaçam'da kalan arkadafllar›m›z köylülerle iliflkileri sürdürecekler ve daha önce gidilen
köylere tekrar k›sa ziyaretler yaparak miting
söylemini taze tutarak kat›l›m› art›racaklard›. Ayr›ca gezilerimiz s›ras›nda mitingden
önce yap›lacak çal›flmalara kat›lmak istediklerini bildiren köylülerle de yeniden iliflki
sa¤layacaklar ve mümkün oldu¤unca miting gerçe¤ini köylülere kavratacaklard›. Biz
Alaçam'dan ayr›ld›ktan sonra, köylerde izinsiz çal›flmalar›n yap›ld›¤›, köylülerin devlete
karfl› k›flk›rt›ld›¤› ve baz› yasad›fl› yönlendirmelerde bulunuldu¤u yolunda flikayet ve ihbarlar›n oldu¤u gerekçesiyle ‹lçe emniyeti
TÖS Lokalinde oturan arkadafllanm›z› gözalt›na al›p mahkemeye ç›kanr. Ç›kar›ld›klar› mahkeme de onlan tutuklay›p hapse atar.
Fakat gerçekçi olmayan suçlamalara ve ihbarlara dayanan bu tutuklamaya yap›lan itiraz kabul edilir ve bir hafta sonra arkadafllar›m›z serbest b›rak›l›r. Asl›nda miting potansiyelini k›rmak için yap›lan bu engelleme çal›flmalar› Alaçam'daki devrimci-demokrat potansiyelin yo¤unlu¤u karfl›s›nda
sonuç vermez ve güçlü bir mitingin yap›lmas› önlenemez. Cezaevinden ç›kan arkadafllar›m›z b›rakt›klar› yerden çal›flmalar›n›
sürdürürler ve önceden belirlenip ilan edilen
günde (1970 Y›l› fiubat ay› bafllar›) Alaçam
merkezinden ve köylerinden sa¤lanan çok
yüksek bir kat›l›mla, "Alaçam Tütün Üreticileri Mitingi" gerçeklefltirilir.
Tüm engelleme giriflimlerine ra¤men
mitingin önceden ilan edilen tarihte gerçeklefltirilmesi oldukça önemli bir s›nav olmufltu. Mitingde tüccara, faizciye ve üreticiyi
onlar›n eline düflüren devlete karfl›, üretici
haklar›n›n önemini vurgulayan pankartlar
tafl›n›p sloganlar at›ld›¤› gibi, Amerikan
aleyhtar›, ba¤›ms›zl›ktan yana pankart ve
sloganlar da kullan›lm›fl ve devrimci-üretici
dayan›flmas›n›n güzel bir örne¤i verilmiflti.
Alaçaml›lar›n y›llarca unutamayaca¤› bu eylem, tüm tütün üreticisi köylere örnek olmufl ve üretici köylüleri hak arama kavgas›nda miting gelene¤i ile tan›flt›rm›flt›.
(12)
Y›llar sonra Mersin ‹l Halk Kütüphanesinde elime geçen
bir kitaptan Nurettin Öztürk'ün 12 Eylül döneminde gözalt›nda öldürüldü¤ünü ö¤rendim.
www.kuzeydetutun.org
21
22
(ayaktakiler) Hasan Tolun, ‹smail Sezgin (baytar›n ismail)
(oturanlar) Erdo¤an Baripo¤lu, At›f Özbayramo¤lu
y›l: 1950’ler
münadi...
‹smail Yeflilyurt
2003
Üniformaya duyulan sayg› ve imrenme bir dönem bütün çocuklar›n
hele de babalar›n vazgeçemedi¤i duygulard›. Hiç olmazsa izci olmak vard›.
Ya da okul tak›m›nda trampet çalmak... Top oynarken bile ç›kar›lmazd›
üstünden ama fular, düdük ve flapka ayr› bir eflyayd›; temiz kalmal›yd›...
www.kuzeydetutun.org
Ses cihazlar› icat edilmeden önce resmi ya da özel duyurular MÜNAD‹
(tellal)’ler arac›l›¤› ile duyurulurdu. ‹lçemizde de bu görevi -benim kufla¤›m iyi
bilir- CAFER day› yerine getirirdi. Cafer day› ayn›, zamanda çarfl› camiinde ezan
okurdu. Güçlü bir ‘tenor ses’e sahipti, onu Kapakl›’dan dinlerdik.
Özellikle Çarflamba günleri resmi duyurular› kendine özgü söylemifl
biçimiyle söylerdi. Sa¤ eli ile sa¤ kula¤›n› kapat›r ve “EEEfi‹T‹N, D‹NEEEN,
Efi‹TMED‹K DEMEN” diyerek bafllar, ya icra karar›n› ya bir h›rs›zl›k olay›n›
TEfiH‹R ya da belediyenin bir karar›n› tebli¤ ederdi.
H›rs›zl›k olay›n› teflhir ederdi dedim, ellili y›llara kadar
yakalanan h›rs›zlar, ele geçen h›rs›zl›k mal› ile birlikte
çarfl›-pazar dolaflt›r›l›rd›. Bu mallar at, koyun, inek gibi
hayvanlar oldu¤u gibi bazen kesilen
hayvanlardan yap›lm›fl kavurmalar ya da
hayvan›n derileri boynuna as›l›p jandarma
nezaretinde Münadi ile dolaflt›r›l›rd›.
Gümenez’de ise ‘Münadi’ olan Galo
Day›:
“Diyeeleer, diyeeleer Gülemezde
müsamere varm›fl diyeeleer. Alaçam’dan
misagirlerde gelmifl diyeeleer. Herkes iskemlesini
als›n gelsin diyeeleer” diye ünlenirdi.
Ayr›ca Alaçam‘da sinemalar›n da münadileri vard›. ‹lk
sinema köprübafl› kahvesi olarak bilinen kahvehanede aç›ld›.
Ifl›k sinemas›, mahalle gençlerini ücretsiz almad›¤› için bizler geceleri ‘I’
harfleri ‘E’ harfi yapard›k, sinema EfiEK sinemas› olurdu. Bu ifllemi genellikle
Y›lmaz Ocak, Lütfi Çelik gibi arkadafllar yapard›. Sinemac› bafledemeyince
bizleri ücretsiz almaya raz› olurdu. Ifl›k Sinemas›’na rakip Park Sinemas› aç›ld›.
Mustafa beyin Osman Sönmez taraf›ndan. Park sinemas›n›n ‹brahim isimli bir
Münadisi (Tellali) vard›.
‹brahim‘in bir elinde oynayan filmin afiflinin as›ld›¤› tahtadan bir levha, di¤er
elinde tenekeden yap›lm›fl boru. Megafon ifllevini görüyor.
‹brahim filmi flöyle tan›t›yor;
“Alo alo Dikkat dikkat bu akflam Park Sinemas›nda Ayhan Ifl›k Belgin
Doru¤un...... filmi. Aflk, macera, heyecan herfley var. Varda var... Sineman›n
yolu bu tarafta...”
Bu seslenifli öyle bir yapard› ki sanki filmi izliyor ve filmin etkisinde kalm›fl
gibi söylerdi. Hele sonunda “Var da Var” ve “Sineman›n yolu bu tarafta”
demesi halen kulaklar›mda....
www.kuzeydetutun.org
24
ALAÇAM’DA FUTBOL -1-
flahin de küçük ama...
süleyman felamur
istanbul
Futbola düflkünlü¤ünü y›llarca hem top oynayarak
hem de seyirci olarak yaflam›fl fievket amca:
“Ben futbola hastay›m” deyince örne¤imizin
yerinde oldu¤unu görüp onu dinledik...
Bu mektupta fievket amcan›n anlatt›klar›yla
1948 - 1962 y›llar› aras›nda Alaçam’da
yaflanan futbol atmosferini soluduk...
-fievket amca, sizde futbol tutkusu nas›l
bafllad›? Alaçam Gençlik nas›l kuruldu?
1948’lerde Alaçam’da amcam›n yan›nda terzili¤i ö¤renmek için çal›fl›yordum.
Dedik ki bir spor faaliyeti bafllatal›m. Fakat o zamanlar zor zamanlar flimdiki gibi
de¤il ki! Kimsede para yok. Alaçam Gençlik’i kurmay› çok istiyorduk. Önce esnaftan para toplad›k, herkes gönlünden geçeni gücü yetti¤ince verdi. Allah kabul etsin
fakat yetmiyor. Toplad›¤›m›z parayla malzeme için kumafl ald›k. Numaralar›na varana dek hepsini diktim. Bayra¤›n› da diktim. Bizim buralarda bir genç vard› oda tabelas›n› yapt›.
48’de kulübü kurmufl olduk. Kuruluflunda ve daha sonra baflkan hep Ahmet Aykaç’d›. Bizi, gençleri de yönetimde görmek
isterdi. O yüzden bana “sen bize laz›ms›n,
mutlaka yönetimde olmal›s›n” derdi.
Onun baflkanl›¤›nda Alaçam Gençlik kurulmufltu. Fedakarl›k üzerine kurulmufltu,
herkes kendi ayakkab›s›n› kendisi yapard›.
Kulübün paras› yok, kiray› ödeyebilirsek
ödüyorduk. Aidatlar ödenirse ‘Ne mutlu
türküm diyene!’
Kulüp binas› kahvehane gibi bir yerdi.
Haf›z Alilerin arkas›nda bir yerlerdeydi.
Daha sonra ben Alaçam’dan ayr›lm›flt›m,
yönetim de de¤iflmifl, baflka yere tafl›m›fllar.
Daha sonra tekrar biz yönetime geldi¤imizde Kara Memet’in binas›na tafl›m›flt›k
kulubü.
-Kulübün kurulmas›nda Ahmet Aykaç’›n
rolü ne?
Ahmet Aykaç’›n Alaçam’da sportif faaliyetlerin olmas›nda katk›s› büyüktür.
Alaçam’da futbol oynayan çok de¤ildi ki!
Ahmet abi ‹stanbul’da yedeksubayd›. Ayn›
www.kuzeydetutun.org
25
26
UFUK AYKAÇ:
“Babam Ahmet Aykaç”
‹lçeler aras› futbol maçlar›n›n heyecanl›, rekabet ve dostluk içinde geçti¤i dönemlerde
Alaçam Gençlik - Sinop Gençlik tak›mlar› birlikte poz verirler objektiflere...
Maç, Alaçam Gençlik’ten fievket ve Abdullah’›n att›¤› gollerle 2-2 biter... Tarih: 29/10/1957
zamanda beden e¤itimi ö¤retmeni olarak
da görev yap›yordu. Daha sonra ne olduysa tezkere ald›ktan sonra istifa edip Alaçam’a döndü. Bizi etraf›nda toplad›. Biz de
tamam dedik. Zaten futbola da hastay›z.
Önce kulüp kuruldu. Zaten Ahmet abi olmas›yd› kulüp falan kurulamazd›. Kulüp
için pin pon masas› yapt›rd›k. En büyük
e¤lencelerimizden biri de masa tenisi oynamakt›. Bizim yapt›¤›m›z sadece futbol
oynamak de¤ildi, tüm spor faaliyetlerini
yapmak isterdik. Bayramlarda gençlik olarak formal› yerimizi al›rd›k...
- ‹lçeler aras› maçlar hep heyecanl› olmufltur. Güzel ve dillerden düflmeyen
maçlar vard›r...
Senede bir kaç kez çevre il ve ilçelerle
maç yapard›k. Alaçam’dan Ordu’ya ve Si-
nop’a kadar olan yerlerle maç yapard›k. Senede birkaç kez Bafra ve Samsun tak›mlar›yla maç yapard›k. Samsun’u bile yenerdik...
‹lçeler aras› futbol maçlar› heyacanl› ve
rekabet içinde geçerdi. Biz Samsunspor’u
yendik bu maçlarda düflünebiliyor musun?
Yine Gerze ile aram›zdaki maçlar daha bi
baflkayd›. Hele birinde Alaçam’da toplanmaya bafllad›k. Kimler yok ki, benzinci
Hüseyin, Nejat (bizden büyük o zamanlar
lise sonda m›yd› neydi), Sedat abi (tatil
için Alaçam’dayd›), Nizam, Naki ilk akl›ma gelenler... Gerze’ye gittik. Gittik ama
kimsenin malzemesi tam de¤il ki... Benim
ayakkab›lar›m› birine verdim, Sedat abiye
bir ayakkab› ayarlad›k. Yani malzemeleri
paylaflmak zorunday›z. Maça bafllad›k hatalar yapt›k, Gerze 4-1 öne geçti. Gerze’de
www.kuzeydetutun.org
Ahmet Aykaç 1921 y›l›nda
Alaçam’da do¤mufl. ‹stanbul’da
lise e¤itimi için Kabatafl Erkek
Lisesi’nde ve daha sonra yüksek
ticarette okumufl. Liseden sonra
spora düflkünlü¤ü üzerine
Heybeliada’da Beden E¤itimi
ö¤retmenli¤i yapm›fl.
Bu arada 1947 y›l›na
kadar da Befliktafl futbol
kulübünde, Baba Hakk›,
Süleyman Seba ve Faruk
Sa¤nak gibi ünlü
futbolcularla birlikte top
koflturmufl. Annesinin
vefat› üzerine memleketine
dönmüfltür.
Alaçam Gençlik
kulübünde baflkanl›k ve
antrenörlü¤ü bir arada
götürüp, ilçe gençlerini bir
araya getirip, ‹stanbul’da
ö¤rendiklerini, deneyimlerini
onlara aktarm›fl. Onlar› hem
yetifltirmifl hem de kahve
benim çocukluk arkadafl›m Mustafa vard›,
çok sert futbol oynard›. Mustafa, Sedat
abiye top oynatm›yordu. Sedat abi en sonunda patlad› “Ahmet beni al” dedi. Ahmet abi bana döndü “fievket geç oyna” dedi. ‹yi oynay›m da, ayakkab›m yok ki!
Neyse uydurduk bi ayakkab› ç›kt›m sahaya. Ahmet abi “Sol a盤a geç” dedi. Ben o
zamana kadar sa¤ bek oynuyordum. “Abi
benim sa¤ aya¤›m var sen bana sola geç di-
köflelerinden uzaklaflt›rm›fl.
Futbolun yan›s›ra ilçemiz ve
çevresinde yayg›n olan gürefl
sporunda müsabakalar
düzenleyerek, gürefl sporunun
sevilmesini sa¤lam›fl.
Yöneticili¤i döneminde
yönetimdeki arkadafllar›yla
birlikte, kaymakaml›k, valilik ve
il spor müdürlü¤üyle gerekli
yaz›flmalar› yaparak flu an ki
Alaçam fiehir Stad›’n›n
yap›lmas›na ön ayak
olmufltur.
Futbolu sadece sahada
oynanan bir oyun olarak
görmez hayat›n di¤er
alanlar›nda da düzenli ve
seviyeli olmak olarak alg›lard›.
Futbolu sevdirdi¤i
talebelerinden bir k›sm›; Yaman
Kök, Mehmet Aydo¤du, Atom
Ruhi, Küçük Mehmet,
Yakakentli Kadir, Ünal
Anakök...
yorsun” deyince “sen geç, senden istedi¤im bu adam› durdur, nas›l durdurursan
durdur” diyerek bana görev verdi. Ben de
“Mesele yok o zaman” dedim. 4-1 yenik
durumday›z. Bir top ortalad›m soldan,
rahmetli Ahmet abi yükselip öyle güzel bi
vole çakt› ki, top a¤lar› y›rt›p gözden kayboldu. Ahmet abi, tabi futbolu biliyor, nas›l vurulur nas›l yer tutulur... Befliktafl
genç tak›m›nda oynam›fl, fevkalade vurufl-
www.kuzeydetutun.org
27
28
Alaçam Gençlik Kulübü ad›na resmi geçide ifltirak eden gençler...
Alaçam Cumhuriyet Meydan›... Tarih: 29/10/1960
lar› var... Allah rahmet eylesin. Bu futbol
daha iyi nas›l olunur ondan ö¤rendik...
Maç sürüyor benim görev de sürüyor. Fakat o¤lan boylu poslu, bana bir çarpsa Allah muhafaza!!! Üzerime üzerime geliyor.
Neyse kendimce kurdum yapacaklar›m›.
Yine karfl› karfl›ya geldik ama ben çekiniyorum üzerime gelir diye. Dedim ki gel
lan... Topu sürerken hafif önümde tuttum,
bu yine üzerime gelmeye bafllad›, topu çekip aya¤›m› bir koydum, bizim adam yerde dümdüz. Yere düflmesi bir fley de¤il sahalar bugünki gibi de¤il ki, her taraf çak›l,
düfltün mü durumun kötü...
- Sizin lakab›n›z yoksa böyle
oynad›¤›n›z için mi koyuldu?
Ben aya¤›mdan top al›nd›¤›nda, rakibi
b›rakmazd›m, benden kurtulamazd›.. Benim futbol anlay›fl›mda adam adama mücadele vard›r. O yüzden adam› b›rakmaz-
d›m. ‘Çamur’ lakab› da oradan geliyor. Tabi arkadafllar›m sevdi¤inden öyle söylerdi.
Fakat benim kas›tl› sertli¤im yoktu, futbol neye müsaade ederse onu yapard›m.
- ‹dmanlar nas›ld›?
Ahmet abinin idmanlar› a¤›r olurdu.
Mesela çift kale maç yapt›ktan sonra en az
üç tur da sahan›n etraf›nda h›zl› koflu yapard›k. Fakat çok fley ö¤renirdik. Alaçam
küçük bir yer olmas›na ra¤men bu nedenle bir üstünlü¤ümüz de vard›.
1959’da evlendi¤im zaman bile hem
idarecilik hem futbol oynad›m... Bir keresinde Sinoplular geldi Alaçam’a. Çok kuvvetli bi tak›md›. ‹stanbulspor’un kalecisi
(Sinopluydu çocuk), yine ‹stanbul tak›mlar›nda top oynayan üç futbolcu daha vard›. Ahmet abi “fievket, bu arkadafllarla sen
ilgilen, Yakakent’e götür, yemeklerini yedir, ilgilen” dedi. Tamam dedim. Sinoplu-
www.kuzeydetutun.org
lar’› ald›m elimden geldi¤ince ilgilendim,
sak›zlar›na varana dek... Çok memnun kald›lar. Neyse maç saati geldi. Bizim çocuklar sahaya ç›kt›. Bizimkiler ufak tefek... ‹stanbulspor’da oynayan kaleci bana “Abi sizinkiler bunlar m›? Ben bunlar›n vurdu¤u
toplar› küçük parma¤›mla tutar›m” dedi.
Ben de “O¤lum büyük konuflmay›n, flahin
de küçük ama koca turnay› indiriyor” dedim ama biraz da sinirlendim. “Hiç konuflmay›n, ufak büyük sahada belli olur”
dedim. Tabi onlar›n kendine güvenleri var,
‹stanbul da top oynuyorlar ya! Bu arada
ben idareciyim ama tak›m eksik ben de soyundum, ç›kt›m sahaya. Sinoplu kaleci,“Abi sen de mi oynuyorsun?” dedi. “Ne
yapay›m o¤lum, ben de oynuyorum” dedim. Neyse maç bafllad›. Rahmetli Nizam’a dedim ki “Bak ben öyle yak›n pozisyonlardan hofllanmam, 18’in köflelerine
do¤ru uzat toplar›”dedim. Öyle süratliyim
ki adamdan kurtulursam tutabilene aflk olsun! Alaçam’da 100 metrede birinciyim o
zamanlar... Nizam da “Tamam”dedi. Nizam tam istedi¤im gibi bir top att› fiflek
gibi f›rlam›fl›m, Sinoplular beklemiyor tabi benim süratlili¤imi. Fakat tümsek varm›fl, topun yönü de¤iflti. Rakip topu yakalad›, bir de s›r›tt›. ‹yice fitil oldum. Tabi bi
yandan Nizam’a k›zd›m “senin ataca¤›n
topun” diye ama daha çok rakibin hareketleri beni sinirlendirdi. Üç-befl dakika sonra yine Nizam, güzel bir top ç›kard›. Öyle
güzel denk geldi ki, hafif esneme yapt›
top, kaleci beni gören köfleyi kapatm›flt›,
sa¤ aya¤›mla bir vole yap›flt›rd›m ki uzak
köfleye gönderdim topu. Kaleci uçtu ama...
Bana dönüp “Abi bana bunu mu yapacakt›n” dedi. “Ya o¤lum, ben size söylemedim
mi, büyük konuflmay›n, futbol bu sahada
oynan›r diye.” Maç 2-2 berabere bitti. Fakat Sinoplular bize hayran kald› diyebilirim...
Tabi tüm maçlar›m›z böyle dostluk
içinde geçmezdi. Taflland›¤›m›zda oldu.
- Nizam amca ile iyi anlafl›r m›yd›n›z?
Onun futbolu nas›ld›?
Bizim zaman›m›z›n iyilerinde biri
kaptan Nizam’d›. Gayet güzel top oynard›.
Fevkalade pasördü. Yeter ki ondan ald›¤›n
pas› iyi de¤erlendir, gol pas› atard›. O benim top oynay›fl›m› iyi bilirdi o yüzden
çok iyi anlafl›yorduk...
- Ben sizin futbolu hala çok sevdi¤inizi
biliyorum ama aktif futbol hayat›n›z ne
zaman sona erdi?
Daha sonra benim memuriyet bafllad›.
Alaçam’dan ayr›lmak zorunda kald›m. Tatillerde Alaçam’a geldi¤imde arkadafllarla
oynard›k fakat 62’den sonra da top iflini tamamen b›rakt›m.
www.kuzeydetutun.org
29
Alüvyon güzelli¤i futbolun...
hakan dilek *
Haziran 2002
Futbolun mizah› kendi içinde sakl›. Sakl› olan› görmekteymifl maharet...
Futbol neden gülünesidir düflünürüm ço¤u zaman. O lüks fizik kurallar›
bizim yoksul bedenimize gitmedi¤inden mi? Yüzmetre yar›fl›nda geri
kalm›fll›¤›m›zdan m›. Gerçi futbol aleminin ‘gülmece’ halini görmek
çocuklu¤umdaki ‘alüvyon güzelli¤i’ için fazladan bir de¤il...
Seviyorum futbolu....
Hakan Dilek / Karakutu Yay›nlar› (http://www.karakutuyayinlari.com)
1975’teki Çarflambaspor-Vezirköprüspor maç›nday›z. Bizim döllerden -ki
bunlar Sar›çal›, Diimenbafl›(De¤irmenbafl›), Sungurlu, Gö¤celi karmas› tribün
kalabal›¤› oluyor-Ayu Memet’in Çarfl›bafl› Karakolu’ndan Bekçi Kaz›m Day›’ya
‘Herkesün elündekü gendüne Kaz›m Dayuu!’ diye ünlenmesi mahalle flenli¤imizin
bir parças›d›r.
Top oynayan çocuklar bizim mahallenin Racon Aamet’idir, Eddük ‹braam’›d›r
ve ‹tfayeci Ömer’idir.
‘Bizim çocuklar›n maç› vard›r’ ve tak›m da ‘bizimdir’ zaten.
Bugünkü tak›m/taraftar, tak›m/mahalle mesafelenifline bakarak-taraftar
denilen kesim -her ne kadar alemde a¤›rl›k tafl›d›¤›n› grup gösterilerine, l ,5
tonluk bayraklara, flamalara ve tribündeki teatral pozisyonuna ba¤lasa da
birbirlerine mesafeleniflleri uçurum aç›kl›¤› kadard›r.
Kulübün üzerinde a¤›rl›¤› olan bir taraftar grubuyuz diyenlere pek ra¤bet
etmeyin. Kulüp burada bir nemalanma s›n›f›n› temsil etmektedir. O nedenle
yedirmezler...
Bizim niyetimiz ülkenin ‘yabanc›laflma katsay›s›n›n yükselifline ve
kapitalizmdeki vahflet paritesine’ nispet yapmak, sosyolojik ve hatta psikolojik
saplamalarda(!) bulunmakt›r. Bulunurken ‘maalleden ve maalle ortam›ndan’
ald›¤›m›z tad› cümle alemle paylaflmakt›r. Maksat bir ortaoyunu güzelli¤i, bir
tuluat kat›l›m› sa¤lamak.
Hani ‘iki kalas bir heves’ demifller ya bu tuluat durumu için, futbol ad›na
söylenecek fley ‘üç kalas bir heves olmal›’ -kale direklerine gönderme yapacak
olursak- herhalde. Üç kalas mevzusuna girdikte, akl›ma hep Çarflambaspor'un
1930’lardaki acar forveti Dedem gelir. Nas›l gelmesin; o iddia üzerine gol
att›¤›nda direklerin üzerine tüneyip de karga gibi üç defa ba¤›rmasayd›, bu futbol
iflinin bu kadar gülünesi yanlar› oldu¤unu belki de geç farkedecektim.
Ö¤renmenin en iyi yollar›ndan biriymifl gözlemek...
www.kuzeydetutun.org
30
Bir yan›m›zdan ak›yordu ›rmak gibi gülmece hali Çarflamba’n›n. Dedem Aamet
olay›na fazla takt›¤›m› düflünebilir bu sat›rlar›n okuyucular›, ama hiç de öyle de¤il.
Gülmece ustalar›n› k›skand›racak denli mizah yüklüydü Garga Aamet. Bir gün
Büyük Cami’nin bahçesindeki musalla tafl›n›n önünde el pençe divan durdu¤unu
görenler, biraz korkuyla biraz heyecanla sormufllar:
“Aamet abi nooldu la!”
Arastan›n esnaf›, acaba
bizim aileden birine bir fley mi
oldu diye meraklanm›fl...
Sakince dönmüfl dedem
arkadafllar›na:
“Bi fle olduu yok. fiu
Ünyespor’u ne zaman gömceez
unu düflünüm!”
Bu Ünyespor-Çarflambaspor
muhabbetinin kökü, dedem
Garga Aamet’lerin devrine
dayan›r. Bluebird(Mavi Kufl)
otobüslerle giderlermifl
maçlara. Bu otobüsler
Amerikan yard›m›ym›fl ve her
üç kilometrede bir bozulurmufl.
Gerçi flimdilerde 3 saatte
gidilen yol 20 dakikaya indi yer
jetleriyle. Küçüklü¤ümde de
‘Baltaburun Ford’lar vard› bizi
maçlara tafl›yan; flöyle ba¤›r›rd›
fioför ‹ksan: “Maça gidiik
maçaaa... Cetten f›zl›m gidii,
dölle para almiiik. Bi liri bi
liri...” Yani demesi o ki: “Jetten
h›zl› gidiyor. Maça gidiyor ve
çocuklara para alm›yoruz. Bir
liraya bir liraya...”
Böyleyken bööle...
Çarflambaspor forveti (1930)
‘Garga Aamet’ att›¤› golden sonra kale
dire¤ine ç›k›p üç kez karga gibi
ba¤›r›rd›...
* [email protected] com
www.kuzeydetutun.org
31
32
amca benim dedem kim?
-Dozerci Sar› ‹smail…
Bora Altan
Samsun 2003
Dede yada büyük baba. Küçük bir çocuk için neler ifade etmez ki? Muzurluk
yapm›flsan s›¤›n›lacak bir güç, her zaman bir hoflgörü ve affetme, kimi zaman
fl›mart›lma ve naza çekilme, kimi zaman oyuncak, hediye ve ödül kap›s› ama her
zaman için bir güven ve gurur kayna¤›d›r.
Genellikle baban›n babas›na büyükbaba, anneninkine ise dede deriz. Ço¤u insan
bunlardan birini hiç tan›mad›ysa onu yok sayar ve sorduklar›nda ‘yok ki’ ya da ‘ölmüfl’
der. Kimileri ‘benim büyükbabam yok, dedem var’ veya tam tersini söylerler. Asl›nda
ben de önceleri böyle söylüyordum. Çünkü benim de büyük babam daha babam bile
küçükken ölmüfl, onun için ben hiç tan›mad›m. Dedemi ise çok hem de çok iyi ve de
iyilikleriyle hat›rl›yorum.
Ne demek yok? Asl›nda herkesin bir büyükbabas› bir de dedesi vard›r, ad›na ne
diyorsan›z deyin. Bunlar ölmüfl olabilir ama insan onlar› öldükten sonra da tan›yabilir.
‹flte ben de bunu yapt›m ve y›llar sonra, ölen büyükbabam› tan›d›m.
Küçükken bize “Senin deden dozer kazas›nda öldü”, “Senin deden çok iyi bir
adamd›”, “Senin deden pehlivand›”, “Senin deden flöyleydi, böyleydi” gibi küçük
geçifltirmeler anlat›ld›. Asl›nda o zamanlar küçük bir çocuk için bunlar çok da önemli
fleyler de¤ildi. Sonuçta hiç tan›mad›¤›m bir insan çok uzun y›llar önce yaflam›fl ve
ölmüfl. Yani benim flu anki yaflant›m› etkileyen bir olay de¤il…
Yani o zamanlar de¤ildi. Ama art›k oldu. Tesadüflere inan›r m›s›n›z? Ben pek
inanmazd›m ama inan›r oldum. Anlataca¤›m olay 96-97 y›llar›nda oluyor. Tam tarihi
hat›rlayam›yorum.
Ankara’ya gezmeye gitti¤im zamanlardan biriydi. Day›m›n Keçiören’deki evinde
kal›yorum. Her gün d›flar› ç›k›p dolafl›yorum ama tan›d›k kimse yok, can›m çok s›k›l›yor
ve konuflabilece¤im birilerini ar›yorum. O zamanlar ÖDP (Özgürlük ve Dayan›flma
Partisi) yeni kurulmufltu ve ben de bütün heyecan›mla bu partinin içinde yer alm›flt›m.
Sürekli Keçiören ilçe binas›n› ar›yorum ama bir türlü bulam›yorum. Sordu¤um herkes
ya gerçekten bilmiyor, ilk defa duymufl gibi yüzüme bak›yor ya da yine gerçekten
bilmiyor ama ‘özgürlük’ ve ‘dayan›flma’ kelimeleri g›c›¤›na gitti¤i için tersliyordu.
Bir gün otobüsle hat›rlayamad›¤›m bir istikamete giderken beyaz fonun üstünde
mavi ve k›rm›z› dalgal› fleritlerin içinde do¤an günefli gördüm. Hemen otobüsten
atlad›¤›m gibi partiye girdim. Gençli¤in verdi¤i heyecan ve coflku ile ve de günlerce
çölde tek bafl›na dolafl›p ta sonunda birilerine rastlayan hem de tan›d›k birilerine
rastlayan birinin sevinciyle bafllad›m konuflmaya. Gençler, yafll›lar, orta yafll›lar ve
kad›nlar…Oh be, ne güzel ortam…
O s›ralar partinin yay›n organ› olarak –ilgilenenler hat›rlayacakt›r- büyük çarflaf
fleklinde ‘V Özgürlük’ Dergisi vard›. fiimdi tam hat›rlayam›yorum ama ilk say›lardan
birinin arkas›nda ‘Hasan Amca’ diye emekli bir adam›n hikayesi vard›. Ben de
www.kuzeydetutun.org
Alaçam’dayken bu yaz›y› okumufltum. Orada bu Hasan Amca da vard› ve beni
tan›flt›rd›lar. Onlar da benim gibi birinin taflradan gelip kendilerini bulmas›na çok
sevinmifllerdi.
Gelelim tesadüfe. K›sa bir tan›flma fasl›ndan sonra Hasan Amca Alaçam’› bildi¤ini
hatta kendisinin de Gerze- Sinop aras›nda yol yap›m›nda çal›flt›¤›n› söyleyince hemen
dedem akl›ma geldi. “Benim de dedem orda çal›flm›fl çok önce ama siz tan›mazs›n›z
herhalde, sizden büyük olmas› laz›m” dedim. Ad›n› sordu,“‹smail Altan” dedim. Yüz
ifadesinden ç›karamad›¤›n› anlay›nca “Dedem 50’lerde falan çal›flm›fl, dozer
operatörüymüfl. Bir yerde çal›fl›rken dozer devrilmifl alt›nda kalm›fl ve ölmüfl”
dememle birlikte Hasan Amca’n›n irileflen gözleriyle heyecanl› heyecanl› bana bak›p
“Nee?” diye hayk›rmas› bir oldu. Ben de korkmufltum. Üç befl saniye sessizlik oldu,
herkes bize dönmüfltü. Hasan Amca “Sen bizim ‹smail Abi’nin torunusun, Sar›
‹smail’in” dedi ve arkas›na yaslanarak derin bir nefes ald›, sonra nemlenmifl gözlerini
benden hiç ay›rmadan on-onbefl saniye beni süzdü, a¤›r a¤›r kalk›p gözlerindeki iki
damla yaflla beni öptü, kucaklad›. Biliyordum ki o an öptü¤ü büyükbabam›n
kendisiydi. Ben de çok duygulanm›flt›m, bo¤az›m dü¤ümlenmifl bir fley söyleyemez
olmufltum. Bir süre sonra kendisi bafllad› anlatmaya. “Bizim ‹smail Abi’mizdi. Yol
çal›flmas›nda ayn› flantiyede ayn› ranzada yatard›k. Ben yeni gelmifltim daha 18-20
yafllar›ndayd›m, bana sahip ç›kt›, kollad›, gözetti. Ondan bir çok fley ö¤rendim. Çok iyi
bir dozerciydi, kimsenin gitmek istemedi¤i yerlere giderdi. Ustayd›.”
fiu an çok fazla hat›rlayam›yorum, bölge hakk›nda, yol hakk›nda, ölümü hakk›nda,
dünya ve ülke hakk›nda, kendi hakk›nda pek çok fley konufltuk.
Bu güzel sohbetten sonra eve dönerken, otobüsün cam›na bafl›m› dayam›fl yollar›
seyrediyor ve tesadüf kavram›na zihnimde yeni anlamlar yüklüyordum…
‹flte bu tesadüftü. Bu olay› unutmamakla birlikte uzun zaman bununla yetindim.
Ama akl›mda sürekli bu Dozerci Sar› ‹smail hakk›nda daha çok bilgi sahibi olmak
vard›. Bunu ancak 7-8 y›l sonra gerçeklefltirebildim.
‹smail Altan
y›llarca gürefl
yapm›fl, gürefli
sevmifl...
O’nu bana
and›klar›nda
“Senin deden
pevlivand›”
derlerdi...
www.kuzeydetutun.org
33
Tarih: 27A¤ustos 2003 Çarflamba.
Yer:Karayollar› 7.Bölge Müdürlü¤ü Sosyal Tesisleri Lokali, Samsun.
Karayollar›nda çal›flan bir abimin (buradan teflekkür ediyorum, Hakan Kalkan)
sayesinde burada her Çarflamba gecesi bir grup emekli karayolcunun topland›¤›n› ve
arflivlerden ald›¤›m›z bilgiye göre de dedemle ayn› zamanlarda ayn› yerlerde çal›flm›fl
olduklar›n› ö¤rendim. Hemen elimde ka¤›t kalem, foto¤raf makinesiyle yanlar›nda
ald›m solu¤u.
Öyle güzel bir ortam vard› ki inanamazs›n›z. Hepsi yetmiflini geçmifl seksene
merdiven dayam›fl bu ihtiyar delikanl›lar her Çarflamba akflam› burada bir araya gelip
sohbet ediyorlarm›fl. Hem de k›rk y›l› aflk›n bir zamand›r.
Hepsi de dedemi çok iyi tan›yorlard›, onunla çal›flm›fllard›. Beni görünce önce çok
flafl›rd›lar sonra da çok duyguland›lar. Bunca y›l sonra bir çocuk ç›k›p dedesini merak
ediyor ve onun arkadafllar›n› bulup konufluyor. Onlar için hem flafl›lacak hem de
duygulan›lacak bir olayd›. Belki de kendilerinden pay biçiyorlard›…
Bir ara acaba yaflasayd› o da burada olur muydu diye düflündüm. Acaba nerede
oturur, neler söylerdi? Ayn› tepkileri verir miydi?
Neyse bafllad›k sohbete. Masada yedi kiflilerdi. Bu say› bazen art›yor bazen de
düflüyormufl ama k›rk y›l› aflk›nd›r bu gelenek yani ‘Çarflambal›lar’ gelene¤i
sürüyormufl. Baz›lar›n›n söylediklerin not ald›m:
Ahmet Genç, dönemin flantiye flefi, 71 yafl›nda: “1962 y›l›nda Ayanc›k’ta sel oldu,
dozer laz›m dozerci laz›m. Kim gider diye soruyorum, önce gönüllü gitmek isteyenleri
gönderece¤im. Deden “Ben giderim” dedi. Sinop fiube fiefi Fevzi Bey “Tamam” dedi.
Deden dozeri treylere bindirirken treylerin sa¤ lastikleri yere tam oturmam›fl, havada
kalm›fl. Bu ifli yapmak o kadar kolay de¤il zaten. Dozer de 25-30 ton geliyor, tam
üstüne binerken denge bozuluyor ve devriliyor. Kazadan hemen sonra gittim, daha
ordayken “fief, hiçbir fleyim yok, ben çok iyiyim” dedi. Gerçekten de d›flardan bak›nca
iyi görünüyordu, hastaneye gitti sonra sabahleyin iç kanamadan öldü.”
‹smail Kumbasar, fiantiye fiefi, 76 yafl›nda: “1959 temmuz ay›nda flantiye flefi oldum
(Dodurga-‹skilip). 4 tane dozerci vard›. Bunlardan biri de ‹smail Altan’d›. ‹yi bir
dozerciydi, TD-18 tipi bir dozer kullan›rd›. Kendine has bir a¤abeyli¤i vard› di¤er
dozercilere karfl›. 48 km yolu 7ayda bitirdiler. Bu o dönem için çok iyiydi. Kardeflim
Dursun’u ‹skilip’te kompresörcü yapm›flsam onun sayesindedir. Çorum-Dodurga aras›
K›rkdilim mevkiinde de beraber çal›flt›k (59-60y›l›nda) 61’de de ‹skilip-Tosya aras›
beraberdik.”
Macit Erses, dönemin Yol-ifl sendika baflkan›, 73 yafl›nda: “O zamanlar karayollar›nda
10 bin kifli çal›fl›yordu. 10 bin kifli içerisinde ad› 40 y›l sonra bile unutulmayan ve
hakk›nda iyi fleyler konuflulan bir adam nas›ld›r siz düflünün?”
Anlat›lan olaylar aras›nda flu da vard›: Nerede oldu¤u bilinmeyen bir flantiyede
kal›rlarken çok zay›f bir flef varm›fl. Bu flef bir gün Dozerci ‹smail’e “Ben çok sinirli bir
adam›m o yüzden böyle kupkuru zay›f kald›m” demifl. Bunun üzerine dedem “fief flef!
Sen sinirden kurudun da biz Hasan A¤a’n›n f›r›n›nda m› kuruduk” demifl ve bütün
flantiyeyi çok güldürmüfl. Herhalde flef bunun üzerine biraz daha kurumufltur…
Ortak görüfl: Karayollar›n› ayakta tutan dozercilerdir, Karayollar›n›n temeli
dozercilerdir.
www.kuzeydetutun.org
Tarih: 27/08/2003 Yer: Samsun Karayollar› 7.bölge Sosyal Tesisleri Lokali
Soldan Sa¤a: Macit Erses (Yol-‹fl eski sendika baflkan› 73), ‹hsan Öztürk (76), ‹smail Kumbasar
(Eski flantiye flefi 76), Orhan Karani (iktisatç› misafir76), Recep Öge (Karayollar› avukat› 77),
Ahmet Genç (eski flantiye flefi 71), Bora Altan, Selim Altakan (müdür floförü 69)
Dozercilerin Avrupa’da 15 sene çal›flt›ktan sonra emekli edildiklerini söylüyorlar.
Çünkü çal›flma koflullar› çok a¤›r. Sürekli hareket, z›plama, darbe ve tonlarca a¤›rl›k.
Ayr›ca hemen hemen hepsinde sürekli oturarak çal›flmaktan kaynaklanan ülser
görülürmüfl.
Bu ihtiyar delikanl›lar eski günleri flimdikinden daha çok seviyorlar ve özlüyorlar.
Eskiden flimdi oldu¤u gibi ‹flçi-memur-amir-flef ayr›m› olmad›¤›n›, protokolün
bulunmad›¤›n›, hepsinin ayn› özveriyle çal›flt›¤›n› söylüyorlar. fiimdi ise bir ifl yapmak
için bürokrasiyi aflmak Zigana’y› delmekten daha zor.
Çarflambal›lar: Bu çarflambal›lar olay› tamamen özgün bir yap›. Her Çarflamba
akflam› topland›klar› için bu ismi alm›fllar. Yurt çap›nda yayg›n. Samsun’a özgü ve
Samsun’da bafllat›lmas›na karfl›n d›flar› giden elemanlar buran›n bu gelene¤ini
gittikleri yerlerde yaflatm›fllar. Ama en canl› örnek yine burada yaflanmakta. Bu geceyi
emekli olmadan önce de sürdürüyorlarm›fl, adeta bir kulüp ya da sendika gibi bir fley.
Bu grup tam 40 seneden beri ayn› kadroyla toplan›yor. Çarflamba gecesinde aile yok,
sadece erkekler. Aileleriyle ise cumartesi geceleri oturuyorlarm›fl. Yani cumartesi içki,
Çarflamba da kad›nlar yok. Aralar›nda rahmetli olanlar olmufl, yeni kat›lanlar olmufl
ama onlar eskileri hiç unutmam›fllar.
Esas›nda bir fikir kulübü gibi düflünülmüfl. Her toplant›da iki kitap seçilip kura ile
her hafta birinde kal›rm›fl ve kitap okunduktan sonra ertesi hafta di¤erine verilirmifl.
Böylece herkes okuduktan sonra kitap üstüne tart›flmalar ve de¤erlendirmeler
yap›l›rm›fl. Bunlardan baz›lar›; Paris Düflerken, F›rt›na vb... kitaplar. Art›k gerisini siz
anlay›n.
Bütün her fley bir yana, orda o 75-80 aras› insanlar› her hafta ikifler duble
rak›lar›yla yemeklerini yerken görünce imrendim do¤rusu. Keflke herkesin sonbahar›
böyle olsa, o yaflta iki duble içmek nasip olsa…
www.kuzeydetutun.org
35
36
s›k›nt›...
Fatmanur Önce
2003
B
irazdan s›rt çantam› al›p ç›km›fl olaca¤›m s›¤›naktan. Kimin taraf›ndan cezaland›r›ld›¤›m› hiç anlayamad›¤›m hapishanemden de diyebilirim. Suçumu da söylemediler. Cezamsa
belli; ömür boyu ev hapsi. Sonralar› ö¤rendim ki bu ceza ölümü bekleyen veya bu derecede yafll› suçlular için verilen bir cezaym›fl.
Ç›k›yorum ve geri dönmek istemiyorum. Fakat bir taraf›m geride kalm›fl gibi. Tuhafl›k
da burada zaten. ‹nsan›n bir yan› kalk gidelim der, öbür yan› aksini ister mi hiç. Ve insan›n s›¤›na¤› ayn› zamanda hapishanesi olabilir mi?
Çantamda birkaç parça giysi, kitaplar›m,
tarak, havlu, kimlik ve biraz param var. Ç›kmadan biraz da pide yedim. Otobüsüm yar›m saat sonra hareket edecek. ‹çimde bir s›k›nt›. Çocuklu¤umdan beri yolculuklar›n bir
s›k›nt›s› vard›r bende. Önce otobüsü kaç›rma
heyecan› sarar. Yerimi bulup otururken herkes gibi yan›m›n bofl olmas›n› ümit eder,
flansl›ysam en iyi ihtimalle zay›f ve tek çocuklu bir kad›nla koltuk komflusu olabilirim.
Benim için yolculuk bafllam›flt›r ama di¤er
yolcular›n yüksek sesli yerleflmeleri bafllar.
Vedalaflma diyaloglar› bitmez bir türlü. Hareket ettikten sonra kilometrede bir durarak
küçük burjuvalar›m›z› evlerinin önünden al›r›z. Sonra köyler s›rayla geçilir. Hemen her
köyden bire befl oranl› eflyas› olan yolcular› da
al›r›z. Hâla yolculuk bafllamam›flt›r. Ta ki
Samsun'dan ç›kana dek. Otobüs sahilden
uzaklafl›p ‹ç Anadolu iklimine vurmaya bafllad› m› içerde sessizlik bafllar. fiimdi herkes
için bafllam›flt›r yolculuk. Ve herkes yabanc›l›k hissine kap›lm›flt›r. Geçti¤imiz topraklara yabanc› olman›n verdi¤i bir duygu, yol-
cular› birbirine yoldafl yapacakt›r. Bendeyse
bir rahatlama duygusu bafllar.
Samsun'u ç›kt›k.Yan›mda sar› saçl›, mavi gözlü, sert durufllu bir genç k›z var. Konuflmuyor (fazla flansl›y›m). Seyahatlerde bin
türlü insanla karfl›lafl›rs›n›z; bencil, aksi, ›srarc›, geveze. Yan›n›zda her seferinde bir roman› dolduracak öyküsü olan insanlar oturur
sessiz. Bazen istemeseniz de bu roman› okuturlar hatta.
Otobüs denizden uzaklafl›yor. ‹çimde bir
s›k›nt› var yine. Bu defaki geride b›rakt›klar›m için duydu¤um bir fleyler. Acaba'larla
dolu karamsar bir düflünce seli al›r beni. Gitgide azalan yeflil örtüyü seyrederken içimde
yaratt›¤›m muhtemel bir sürü senaryoyu kurar›m kafamda. ‹çim ac›r. Bo¤az›m dü¤ümlenir. Tam o anda 'topla kendini' der içimdeki
ses.
…
Orhan Gencebay o anda bafllar benim
için. Kaptan yeni hostesini tan›ma çabas›nda.
K›z kurnaz geçinenlerden. Bakt›¤›m yeflilli¤i
görürüm birden. Yeflil, do¤ayla ne de güzel
kaynaflm›fl. Depolamak ister gibi uzun uzun
çekerim yeflili gözlerimle. Leylekleri aramaya
bafllar›m ifl olsun diye. Zaman geçsin. Havada görmeliyim ama. Öyledir ya; havada göreyim ki o y›l bol bol gezeyim.
‹flte bir leylek.!..
Of!! Yerde... Can s›k›c› bir durum. Ama
daha çok bu bat›l inanc›n beni etkilemifl olmas›na s›k›l›yorum. Kendimi sorgulamaya
bafll›yorum böylece. Yaflad›¤›m bir sürü olay›
kafamda tart›fl›p, her zaman yapt›¤›m gibi;
fazla iyi oldu¤umu düflünüyorum. Gerçekten
öyle mi acaba. Fazla iyi miyim? ‹yili¤in fazlas› iyilik midir ki? Her fleyin fazlas› kötüdür
www.kuzeydetutun.org
asl›nda. ‹lk önce de kendine kötülük. Kendimi sorgulamad›¤›m›, yarg›lad›¤›m› fark ediyorum. Belki de yarg›s›z infaz. Ama bir gerçekle yüzyüze geliyorum: ‘21’imde, hâlâ
kendimi tan›m›yorum ben.’ Daha fazla kendime ac› çektirmeye gücüm yetmiyor olacak
ki, kaptan›n konuflmas› dikkatimi çekiyor.
K›fll›k odununu ben al›r›m sana diyor. 'Oha'
diyorum içimden. ‘Nooluyo’. ‹flte flimdi tamamen kendime geliyorum.
-Sa¤ol Kaptan.
-Ne demek bac›m. Siz yeter ki rahat
edin.
Aman bana ne. Fakat rahats›z oluyorum
bu diyalogdan. Uzun bir süre bu sohbeti
dinlemek zorunda kal›yorum. Daha da gerginim flimdi. Nefesim tutuluyor. Muavin
kaptan›n yan›na geliyor. Kolonya bahane gibi. Yüzü as›k, genç bir delikanl›. Hareketlerinde ters bir fleyler var. ‹çimden bir his, delikanl›n›n kaptan›n o¤lu olabilece¤ini söylüyor. Bu andan sonra içimdeki hissi kan›tlayacak fleylerin pefline düflüyorum. Kaptan onu
uzaklaflt›r›yor. Yan›bafl›mdaki flörtün çirkinli¤i beni çok rahats›z etmekte:
-Eflin, çocuklar memlekette mi oturuyor
Kaptan?
-Bende iki ev var. Biri memlekette biri
Ankara'da. Han›mla çocuklar memlekette.
Biz art›k iki flehirliyiz. Yaz›hanede garajda
da dinlenemiyor insan. Gerçi Ankara’dakini
satt›m ama yine alabilirim. Ne dersin?
Sigara ç›kar›yor bu arada. Hostes k›za
uzat›yor.
-Bana da yak bi tane
Sigara paketini al›yor. Elleri ojeli. Hayret
uyand›r›yor bu bende. Hangi arada derede ve
nerede sürerler süslenirler böyle diyorum.
Yafl› 25- 26 olmal›. Hostesli¤e yeni bafllam›fl.
Yeni olmak için geç bir yafl. Bünyesi nas›l
dayan›r insan›n böyle bir ifle?
Bir dal da kaptana yak›yor. Kaptan öyle
bir nefes çekti ki beni bir düflüncedir ald›.
En az›ndan Çorum-Ankara aras› uyumamam
gerek. Kaptan kesin uyumayacak ama ne
farkeder. Adam›n bedeni otobüste. Akl›?
Hava kararmaya bafllam›fl. Karfl›dan gelen
araçlar›n tek tük farlar› yan›yor. Ladik’e do¤ru yol al›yoruz. Her yeri ve herfleyi inceleme
çabas›na girifliyorum. Bundan sonra biraz
daha alçal›yor sesleri. Art›k kurduklar› cümleleri iyi duymuyorum. Ne ay›p; bir yandan
kulak kabartmaktan kendimi alam›yorum.
Öte yandan gün ›fl›¤›n›n son anlar›ndan faydalanmak ve haf›zam›n alabildi¤i kadar doldurmak istiyorum da¤lar›, yan›bafl›m›zda
arabalarla yar›fl eden ve hep önde giden yeflil›rma¤›. Bir zaman sonra ›rmak bizimle yolunu ay›r›yor. Gözlerim de isyan bayra¤›n›
çekiyor. Ben direniyorum. fiimdi da¤lar, farlar, olmayan sevgili, kamyon sesleri, 'sana ev
dayay›p döflerim h› ne dersin?' Derken ac›
bir korna sesi. Ve irkilerek aç›yorum
gözlerimi. Yol uzam›fl. Sonu yok gibi uzuyor
hâla. K›vr›l›yor. Yine uzuyor. Yan›m›zdan
bir motosiklet geçiyor. Öyle bir h›zla geçti
ki gözlerimle bile yakalayamad›m. San›r›m
motordu. Evet evet motordu. Ifl›k h›z› bunun gibi bifley olmal› diye düflünüyorum. Ve
o motorcunun yerinde olmay› k›skançl›kla
istiyorum. Otobüs daha h›zl› git! Yetifl o
motora. Çoktan ufukta kayboldu. Aynaya
bak›yorum, bizim kaptan›n bile a¤z› aç›k
kalm›fl. Onun yüzünden de okuyabiliyorum
ayn› yak›fl›ks›z duyguyu. I›yy! nas›l olur da
onunla ortak bifleyimiz olur... Art›k otobüs
çok yavafl benim için. ‹nip otobüsü itmeliyim. Ya da elime al›p, küçük bir tepe kadar
olan ayaklar›mla di¤er araçlara basmadan flu
öndeki da¤›n üstünden baca¤›m› afl›rmal› ve
motorun önüne b›rakmal›y›m. Ve o bizi tekrar geçmeli. ‹flte. Geeeç-ti. Bu defa yakalad›m. Gördüm onu. Harikulade.
… Üstündeki de.
I››h. C›s. C›s. Melek kendine gel k›z›m.
Üf! hani demin karar vermifltin iyilik
www.kuzeydetutun.org
37
mele¤i de¤ildin ya. Biraz hayal kursam ne
olurdu.
Olmaz. Olmaz çünkü ben kendimi az›c›k
tan›d›ysam biraz sonra engel olamayaca¤›m
bir gülümsemenin surat›ma yap›flaca¤›ndan
eminim. Karfl›dan kendimi düflünüyorum
da...
……..
Hâla GENCEBAY…
Uyku her zaman yenmifltir bedenimi.
Dalm›fl›m. Birden ›fl›klar aç›l›yor. Gözlerimi
açmaya çal›fl›yorum. Yanar gibi ac›yorlar. Sol
gözüm daha zor aç›l›yor. Çünkü uyurken sol
gözüm aç›k uyurum ben. Yüzümü buruflturmufl, sa¤ göz k›s›k, sol göz sürekli aç›p kapanarak birkaç denemeden sonra aç›l›yorlar. Bir
bebek a¤lamaya bafll›yor. Hostes k›z›n mola
anonsunu dinliyoruz. Kesik kesik ve duraklayarak okuyor. O kadar zorlan›yor ki insan›n yard›m edesi geliyor. Allahtan k›sa kesti.
Belli ki uykusu da var. Moladan sonras› onun
uyku zaman›.
‹htiyaç molas›. Yar›fl halinde ihtiyaçhanelere. Uyku mahmurlu¤uyla erkek taraf›na
dal›yor bir teyzem. Arkas›ndaki teyzem fark
etti ama yar›fl bu. Yavafllamak olmaz. Genç
ve tecrübeli yolcular ön s›rada yerlerini al›yor. Darac›k bir koridor. ‹ki tarafta odac›klar.
O zamanlar alafranga yok. Yerler beton. Kap›lar tahta, alt ve üstleri aç›k. Neyse ki otobüsün mola saati bitmeden s›ram geldi. Buras› iki metrekare yok. ‹çerden ç›kmak üzereyim. Kap›n›n kilidi bozuk. D›flar›da cümbüfl.
Kalk›yordum ki kap› üzerime aç›ld›. Yafll›
bir kad›n içeri giriyor. AMAN TEYZE! demeye kalm›yor. ‘Ne oluvercek k›z›m aha flurac›¤a da ben s›k›fl›r›m’ diyor. Önce onu d›flar› itiyorum. Ard›ndan veryans›n ederek ç›k›yorum ben de. Umrunda bile de¤il köylü
kurnaz›n›n. Param› verip kaçaca¤›m derken,
‘sen cinciler›n Melek de¤il misin’ diyor biri.
Gözlerime inanam›yorum. Sadece “evet” diyebiliyorum. Param› alm›yor. Bu defa yavafl
ve düflünceli, “bizim ilçede bir müdür de¤il
miydi bu adam” ikileminde otobüsümü aramaktay›m. Sinirim biraz yat›flt›.
Otobüs hareket etmeden uyumam
mümkün de¤il. Bir garson çay tepsisiyle
içerde geziyor. Garsonu görünce iki sene önce yapt›¤›m bir yolculuk geliyor akl›ma.
Üflüyorum. K›flt›. Öyle so¤uktu ki. Cama
yaslanm›fl›m. Garson ‘çaay!’ diye uyand›r›nca evet demek istedim. Fakat çenem. Çenem
hareket etmedi. Allah’›m! Konuflam›yorum.
Hay›r sadece konuflamamakla kalm›yor camdan da kurtulam›yorum. Kim yap›flt›rd› ne
zaman yap›flt›rd› kardeflim beni buraya. Saçlar›m bile yap›flm›fl. Otobüsün cam› içerden
buz mu tutarm›fl. Telaflla söküyorum camdan h›rkam›. A¤z›m donmufl. S›cak bir çay
iyi gelir diye düflünüyorum. Çayc›n›n bana
bakmas› için gözlerimi dikiyor, gözgöze geldi¤imiz an emme basma tulumba gibi sall›yorum bafl›m›, sürekli ‘çaaay’ diyen sesine.
fiimdi gülebiliyorum o geceye. Hele sabah
kahvalt›s›nda her lokmada çenemden gelen
kütürtüyü masayla oynuyorum sanan annemin sabr›n›n taflt›¤› ve sesin çenemden geldi¤ini ö¤rendi¤i anki surat ifadesini hat›rl›yorum da… Bu defa çay alm›yorum. Yan›mdaki sar› k›za bak›yorum. Konuflmuyor.
Muavin genç öfkeli. Oturdu¤um yerden
lokantay› görebiliyorum. Beyaz, bofl duvarlar. Beyaz bofl masalar. Masalar›n üstünde
kocaman ekmek kaplar›. Sanki bütün lokantada sadece ekmek kaplar› var. Kaptan ve
hostesi cam kenar›nda yemek yiyorlar. Hakl›y›m diye geçiriyorum içimden. Saate bak›yorum. 01 olmufl. Bir an önce mola bitse de
uyusam tekrar. ‹çerinin havas›z pis kokusu
üzerime sinmifl. Sabah iner inmez kampusün
yolunu tutaca¤›m. Bafl›m a¤r›yarak. Dufl almadan. S›nava.
‹nsana s›k›nt› verir mi yolculuk? Hele ki
ayn› otobüsle dönece¤im akflama. Dufl almadan, bafl›m a¤r›yarak. Yorgun.
www.kuzeydetutun.org
bir fliirleraras› yolculuk hikayesi
erdal kaplanseren
istanbul / 2003
Biriciktir bizim flehrimiz, memleketimiz,
do¤du¤umuz, doydu¤umuz yer. Ad› kaz›n›r
hayat›m›za. Paras›z yat›l› hüznüyle, eski
çekmeceleriyle, sürgünüyle, terk edilifli,
intihar›yla girer hayat›m›za bir flehir…
Her gün do¤ar, her gün ölür. ‹çinde yaflayanlarla…
Çocuklu¤umda flehir, hayat›m›n en güzel oyunlar›n› sunan, her yeri tan›d›k ve
benden bir mahalleden ibaretti. Ben büyüdükçe flehir de büyüdü. Kimi zaman
ben yaflad›m ve terk ettim, kimi zamansa o b›rakt› beni, öldüm. Her gidiflimde
“özlemem” dedim, her dönüflümde özledim. Takvimler eskidi, kald›r›mlar eskidi,
ben eskidim.
Binlerce pencere, ›fl›ks›z, sessiz, sokaklar›nda çocuk sesleri yank›lanmayan
bir flehir görüntüsü… Terkedilmifl bir kent görüyorum, böyle uzaktan. Ama
seviyor insano¤lu, “aflk›n gözü kör!” Büyük yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin
Blanc (Beyaz) adl› filminde kahraman›m›z, büyük badireler atlatarak
memleketine, Varflova’ya ulaflabiliyor. So¤uk, çamur, ezilmifl bir onur, ayaklar
alt›na al›nm›fl bir gururla üç-befl soyguncudan yedi¤i daya¤›n sonras›nda nihayet
küçük bir tepede do¤ruluyor yatt›¤› yerden. Pek ço¤umuzun içinde buz gibi
rüzgarlar estirecek bir görüntüye bak›p “Evet, iflte benim flehrim, sonunda
geldim!” diye hayk›r›yor. Büyük bir özlem, sevgi ve mutluluk var bu duruflta.
Çünkü ne olursa olsun Varflova anne, Varflova kardefl, Varflova yeni bir ifl ve
Varflova yeni bir aflk… Sunacak…
Bana m› öyle geldi bilmiyorum ama bir flehir ne kadar so¤uk, ne kadar
kasvetli ve griyse o kadar çok seviliyor. Duvarlar›, binalar›, caddeleriyle bir flehir
var gitmek istedi¤im, hep gitmek istedi¤im… Kalbimin kuzeyinde, gözlerimin
do¤usunda bir flehir: Moskova… Rengi rengime uymayan bir memleket, ama bir
o kadar da toprak! Naz›m Hikmet’ten bize miras. Naz›m’›n gözleriyle gezdim,
defalarca. Sonra ben ne zaman istedimse, o zaman gittim, yönümü bulmam
çok kolay oldu, dedim ya kalbimin kuzeyi, gözlerimin do¤usu, orada tek bir flehir
var zaten.
Evet, uzun girizgah›m›z›n ard›ndan as›l hikayemize bafllayabiliriz. fiiirleraras›
yolculu¤umuzda ilk dura¤›m›z Ahmet Telli ve onun “S›cak Bir K›fl” fliirinden
akl›ma düflen flu dizeler:
www.kuzeydetutun.org
39
“Hiçbir an'›n› tan›mlamaya kalkmadan / K›sac›k ömürler
biçiyoruz kendimize / Sonra yolculuklara ç›k›yoruz, bir kentten /
Ötekine giderken özlüyoruz bir baflkas›n›.”
Özlenen bir flehir mi, bir insan m› bilemeyiz. Her ikisinin birbirine kar›flt›¤›
zamanlar çoktur. Özdefltirler, kökleri birbirine de¤er, yollar› tektir. Ahmet Telli’nin
bu fliirinde gürül gürül sesi geliyor o insan›n, o flehrin, o aflk›n:
“Özledi¤imiz birileri olmal› diyordun / Yan›ndayken bile
özledi¤imiz birileri / Öyleyse kalk›p Ati'ye gitmelisin, ‹stanbul'a
/ Belki hâlâ sakl›yordur bir gülü / kim bilir.”
Bir flehri özlemek güzeldir, ama içinde yaflayan “biri”leriyle birlikte
özleniyorsa, biraz da ac›d›r, ac›t›r. Çünkü flehirden daha h›zl› eskir insan.
Hayat bazen de bize rakip ç›kart›r bir flehri. Size düflman bir flehir vard›r
art›k, çünkü ayr›l›kla özdefltir art›k ad›. Kuru bir keder, demi bir türlü çökmeyen
çay gibi durur gö¤sünüzde o flehrin hüznü. Ad› konulamayan, acayip bir iç
s›k›nt›s› vard›r. Haydar Ergülen’in fliirinde gördüm bunu. Al›nt›dan ziyade
tamam›n› tafl›mak istiyorum yaz›ma, Ergülen’in ‹dil’e yazd›¤› “Adam” adl› fliirini:
“o flehre davrand›¤›n gibi davran bana da / o flehre gitti¤in gibi
bana da git uçarak / bana da in, bana da kon ve el salla
geride / b›rakt›¤›na: elveda benim küçük adam›m! / ufac›ktan
bir flehri nas›l adam ettinse, / sevdinse adam gibi, beni de o
flehir gibi / sev! korkma sak›n, adam etmez aflk beni, / geç
benden, benim de köprülerim var, / aflk› seyret oradan, dalg›n
günüm geçiyor, / benim de gecelerim var, danset, eteklerin /
f›rdönsün, sen bana dön, bana efllik et, / benim de sabahlar›m
var, uyanmaya ne saat, / ne telefon, ne kap›: bisikletin zilini /
dizlerini kanatan bir deli k›z çals›n yeter ki! / benim de
parklar›m var, uzan›ver salk›msaçak / üstüme, dal›mdan tut,
benim de yapraklar›m var / güneflli gövdene müjde eli
kula¤›nda bahar, / benim de fliirlerim var, aflk konulu, senin /
o flehri sevmene benziyor, seni sevmeye / benziyor adamak›ll›
serserin olana kadar / bir flehri k›skan›yorum, benim böyle
neyim var?”
Ve Edip Cansever al›yor sözü “Mendilimde Kan Sesleri” fliiriyle:
“‹nsan yaflad›¤› yere benzer / O yerin suyuna, o yerin topra¤›na
benzer / Suyunda yüzen bal›¤a / Topra¤›n› iten çiçe¤e /
Da¤lar›n›n, tepelerinin dumanl› e¤imine / Konya’n›n beyaz /
Antep’in k›rm›z› düzlü¤üne benzer / Gö¤üne benzer ki
gözyafllar› mavidir / Denizine benzer ki dalgal›d›r bak›fllar› /
Evlerine, sokaklar›na, köfle bafllar›na / Öylesine benzer ki”…
Söylenmifl ve söylenecek ne varsa var fliirde, bana da fiiirleraras› yolculukta
www.kuzeydetutun.org
40
m›r›ldanmalar kal›yor böyle.
‹çinden fliir geçen bu yaz›da Naz›m Hikmet, memleket hasretini en derin
yaflam›fl insanlardan biri olarak onlarca fliiriyle hücum ediyor haf›zama. Mamafih
biri var ki, flehrin o kalebent yüzünü gösteriyor, adeta ürküntüye bo¤uyor beni:
“Bütün kap›lar kapal› üstüme / bütün perdeleri inik / ne bir
mendil mavilik / ne bir avuç y›ld›z. / Bizi burada m› bast›racak
ölüm / Biz bu flehirden gülüm ç›kacak m›y›z?"
Ankara’y› en güzel anlatm›fl flairlerden biri Ahmed Arif’dir bana sorarsan›z.
Karanfil Soka¤› fliirinde insan›n soyutla olan iliflkisini ne güzel vurgular güzel
flairimiz:
Karanfil soka¤›nda bir caml› bahçe / Caml› bahçe içre bir çini
saks› / Bir dal süzülür mavide / Al-al bir yang›n flark›s› / Bakmay›n
saks›da boy verdi¤ine / Kökü Alt›nda¤'da, ‹ncesu'dad›r.”
Afl›k oldu¤umuz insanda
baflkalar›n›n görmedi¤i bir
fleyler görürüz. Ayn› fley
flehrimiz için de böyledir. Tarif
etmekte zorland›¤›m›z, bazen
de gizli kalmas›n› istedi¤imiz
güzellikler vard›r, orada
yaflamak, uzaktan özlemektir
onu benzersiz k›lan. Bazen de
dar gelir flehir, kalabal›¤›nda
bo¤ulursunuz, ya da
yaln›zl›¤›n›z› körükler
milyonlarca insan. Paras›z
yat›l›s›n›zd›r, eski çekmecelere
s›k›fl›p kalm›fl bir memur, ipini
asacak uygun bir yükseklik
arayan, bir terk ediflten bir terk
edilifle yol alans›n›zd›r. Hayata
dair ne varsa bulursunuz
burada. Kokunuz siner flehrinize, onun rengine bürünürsünüz. Böyle zamanlarda
bir girdap gibi içine çeker sizi flehir, tek kurtulufl teslim olmakt›r, o flehirle
yaflamak, o flehirde yafllanmak...
Uzun laf›n k›sas›, dünyan›n en büyük flehirlerini içinde tafl›yabilir bir insan.
Yeter ki fliirden geçsin yolu, flehirden fliire vars›n. fiiirleraras›nda yolunuz aç›k
olsun.
* [email protected]
www.kuzeydetutun.org
41
Bedriy’an›m Saim bey’e afl›k m›yd›...
asl› falay çalk›vik
‹stanbul / 2003
tek hat›rlad›¤›m dedemin kalbine
tak›lan pilin çal›flmad›¤›n› duyan
annemin o s›rada merdaneli çamafl›r
makinesi yüzünden pespembe, yumuk
yumuk olan elleri... dedem öldü¤ü
gün akl›mda kalan radyonun “pili”.
kalbine tak›ld› ise dedenin, vay
haline. ben alt› yafl›ndayken öldü.
fazla an›s› yoktur bende. sadece
kemikli pirzola kalm›fl. memur
emeklisi dedenin torununu yerken
izlemek için al›nan kemikli
pirzolalar. hakk›n› vermek için on
parmak birden yemek gerekir.
Bedriy’an›m yitip gitti¤inde yine
baflka bir dikkat da¤›t›c› geliflme
yaflanm›flt›; u¤ur mumcu ölmüfl,
“istanbul, sokaklara
dökülmüfltü.” anneannem arada
kaynad› gitti. ondan bana kalan
bir sürü küfür. küfretmeyi
severdi. gelini k›zar, o¤lu
üzülür. anneannem odas›na
çekilir. bazen beni ça¤›r›r
yan›na. “gel flu bacaklar›m› ov.” bayramlarda yumuflac›k kollar›na yumulmay›
severdim ama arka odaya gelince... ahh o zordu. kocaman, tombul bacaklar.
ellerime s›¤mazd› ki. yorgundu anneannem. bense çok küçük. eller küçücük.
burada de¤ildim. hani, hep buradayken hiçbir fley olmaz. bir an gözünü
kaç›r›rs›n baflka yere, hepsi bir anda oluverir ya...ya da en az›ndan öyle
görünür gözüne... bir y›l içinde anneanne hastahanede. day› çoktan ölmüfl.
dede öleli zaten pillerce y›l olmufl... anneanne de ölecek. dayanamayacak tek
o¤lunun yoklu¤una.
bayramlarda ve y›lbafl›nda giderdik anneannemlere. kap kap yemekler gelir
www.kuzeydetutun.org
42
gider, mutfak ile salon aras›nda v›z›r v›z›r bir kofluflturma. arada gözüm
duvar›ndaki portreye tak›l›r. anneannemin babas›. can›m doktor derlermifl ona.
adapazar›’n›n pek popüler diflçisi. arada bir iki gönül iflini, istanbul
kaçamaklar›n›, haf›z burhan’l› rak› sofralar›n› saymazsak büyük dede e¤lendi¤i
kadar çal›flm›fl olmal› ki, çocuklar›na ba¤lar bahçeler b›rakm›fl. belki de art›k
var olmayan servetin ard›ndan içgeçifltirmeleri ile biraz da abart›lan bir servet.
sonra içki ve kumar düflkünü iki o¤ul yer bitirir olan biteni. sanki aileye birileri
beddua etmifl. o¤ullar bir rak› sofras›ndan kalkarken büyük o¤ul kendisine
manevra yapt›ran küçük o¤ulu arabas›yla ezer. anneannem ve k›zkardefli kal›r
geriye. vicdan azab›n› rak› fliflelerinde bo¤maya çal›flan büyük o¤ulu
saymazsak.
Bedriy’an›m 14 yafl›nda varm›fl Saim bey’e. nerede nas›l tan›flt›r›lm›fllar kim
uygun görmüfl 14 yafl›ndaki Bedriye’yi 30’lar›na yaklaflan Saim bey’e bilinmez.
bilenler çoktan göçmüfl. annem de bilmez nas›l olur da göztepe’li saim bey
bilecik’li gürcü k›z› Bedriye ile elgöz edilir. anneanne 3 k›z 1 o¤lan do¤urmufl.
en küçük k›z›n do¤umunda felç olunca büyükanne al›p götürmüfl bebeci¤i
adapazar›’na. bakamazs›n›z siz buna diye. Saim beye nedense güvenmemifl.
teyzemin gözlerindeki o uzakl›k bundan m›? hala k›zg›n m› acaba?
anneannem samsun sigaras›n› severdi. hürriyet gazetesi okurdu. bol bol
küfür ederdi. k›zg›nd› bir fleylere ama ben bilemezdim. arka odada ben
bacaklar›n› ovarken o foto¤raflar›na bakard› demiryollar›nda depo müdürü Saim
bey’in. hiç b›kmadan. Saim bey’e a¤lard›.
43
44
dondurman›n mülkiyeti...
Kadir Ali Birer
*Kas›m 1996
C
enaze evi boflald›¤›nda ‹ster istemez geçmifle döndüm, Sinop yolunun hemen bir kilometre üzerinde, eski ifli bir evdi buras›. Erkek kardefllerin en küçü¤ü olan amcam sadece bir an› flimdi...
Paras› olmad›¤› için Allah’a s›¤›nmak
zorunda kalan insanlarla doluydu hastane
koridorlar›... Paras› olmayan›n yak›n› da
pek makbul olmuyor. Bizimki gibi durumlarda ise ne para ne de yak›n kar ediyordu ve
etmemiflti. Amcam›, ö¤le namaz›ndan hemen sonra gömdük. Herkese bir hüzün çökmüfltü.
Hemen evin arkas›nda, tütün salac› y›k›k bir halde duruyordu. Y›llar önce onar›ld›¤›nda “yeni gibi oldu” demiflti. Kim yapm›flt›? Buray› kim onarm›flt›, bilmiyordum? Öncesi ve sonras› beni kapsayan mekanlar çözümlenmeliydi.
Çeflme ak›p duruyordu. T›pk› zaman
gibi... Zaman› durdurmak mümkün de¤ildi ama amcam, çeflmenin akmas›na çok k›zard›. Kapatt›m. Suyu kesmifltim ama zaman›n içinden sökün eden an›lar› dizginleyemiyordum. An›lar›n zamandaki hükmünün önüne geçemezdim ve engel olmaya da
kalkmad›m.
Bilinç bofllukta oluflur. Tafllar zamanla
birbirini tamamlar. Ama yine de tamamlanacak boflluklar hep vard›r. Bazen koca bir
duvar y›k›l›r. Alt›nda kal›rs›n›z, yeterince
uyumlu bir vücudunuz varsa ezilmezsiniz.
Yaz aylar›nda, okullar kapanm›flken
kendi aram›zda kurdu¤umuz iflçi timleri ile
kahvehane önünde ifl bekledi¤imiz zaman-
lar› an›ms›yorum. Akflam sefas›nda yenilecek et ve flarap paras› için çimento, tu¤la
kamyonlar›n›n yolunu gözlerdik. En garanti ifl de kooperatife gelen gübre kamyonlar›yd›. Günefl ha batt› ha batacakken denizin
sular›na sal›verirdik kendimizi. Suyun dibinde ne kadar dolafl›rsak dolaflal›m hiç nefesimiz bitmeyecek san›rd›k. Her fley güzel
bir oyundu.
Hayat› bir flarap tad›nda gögüsleyip tüketivermeye durmufl insanlard›. Savruldular, Savrulduklar› yerde tükenmeye durdular!.. Dipte dolan›rken onlar› etkilemeyen
derinlik, bir mülkiyet girdab›nda zamanla,
etraf›nda ne varsa çekip yutarak, bu güzel
insanlara el att›. Küçücük bir noktan›n bofllu¤u, koca koca dünyalar› eritebilecek bir
h›zla çevresinde dönmeye bafllad›.
Daha küçükken ve tafllar kocaman bofllukta as›l› dururken, ilk sorular›m› sormaya
bafllad›m. fiimdi sevgi ya da sevgisizlikle
hiç iliflkilenmeyen isimler geliyor akl›ma.
Acaba ben Peygamberi mi, Allah’› m› yoksa Atatürk’ü mü daha çok sevmeliydim. S›ralamay› bir türlü yapam›yordum. Bilincimin mimar› toplum, dönüp durdu¤u girdap içinde, bana ilk bu soruyu sordurmufltu. Asl›nda ben hepsini sevmek zorundayd›m ve bu yüzden yani belki de bu flans yüzünden s›ralamay› yapam›yordum. Sevemedim. Zor ve anlams›z bir soruydu. Zorlu¤undan hofllananlara b›rakt›m. Oysa, kasvetli sar› bina hani önünde heykel olan, hemen karfl›ma ç›k›vermiflti. Çarfl›ya kaçmak,
her çocuk gibi benim de yürüyüp koflmaya
bafllad›¤›mda gönlüme düflmüfltü. Meydan-
www.kuzeydetutun.org
daki f›skiyeli havuza girmeye giderken
önünden geçiyordum. Aileden sonra hükümet ç›k›verdi karfl›ma. Evde konuflulan, bakan ve baflbakan haberlerinden, 12 Mart’ta
babam›n eve gelmeyip annemin kitaplar›
yakmas›ndan, baflka ve tarifsiz bir otoriteyi
keflfetmiflti bilincim. Aileden de öte idi. Tuhaf iflti do¤rusu, Y›llar sonra devlet tart›flmalar› yap›l›rken hala gülerim. Çocukken
sordu¤um bu sorunun çok somut bir karfl›l›¤› vard›, o zaman. Önünde heykel olan kocaman sar› bina, hükümet kona¤›! Devlet!
fiimdi yan›t› yok! MGK, Oligarfli filan...
Althusser’den al›nt›l›r... Gizli mi? Aç›k m›?
Oysa çocuk bilincim, daha do¤rudan ve
do¤rusundan soruyor, cevaplar› anlaml› k›l›yordu.
Varl›k yokluk problemi mutfaktaki masan›n sürekli ikiye bölünerek bitirilemeyifli
(ki mikroskobum da yoktu!) ama yürünerek
geçilifli aras›ndaki çeliflkiyle taraf›mdan keflfedilmiflti. Yine bir tuhafl›k vard›. Küçücük
dünyalar›n ve fleylerin nas›l büyük sorunlar
oluflturup, basit çözümlerini de yanlar›nda
tafl›d›klar›n›, oysa basit ve do¤rudan çözümlere cesaretimizin olmad›¤›n› ö¤renmek bize ac› vermiflti.
Cenaze evinden a¤›tlar yükseliyor, sonra
sesler kayboluyordu. Bofllukta bir zamandan gelen ses, ö¤le uykusuna yatmam›z›
emrediyordu. Bütün yorgunlu¤umla beraber uyumak istemiyordum. Hastane morgunda tabuta çakt›¤› çiviler beynimi zonklat›yordu. Y›llar y›l› kasaban›n sokaklar›n›
inleten, acele etmesi için köylülere ba¤›ran
bu ses kaybolmak üzereydi. Neler yaflanm›flt›, bu sokaklarda. Devriyeler at›lm›fl,
nöbetler tutulmufl, yaz›lar yaz›lm›flt›, ilk
aflklar, ilk kitaplar, ilk ihanetler. Bütün
bunlar gibi, gür bir ses de yok olup gidebilirdi, oysa ki... Bu da do¤ald›. Oysa do¤al
olmayan bir fleyler de vard›. Beynime ve
bofllu¤a doluveren an›lar, bir hüzünden, tatl› bir tebessümle bile karfl›lanabilecek ve
bazen özlenebilecek bir hüzünden daha fazla ve daha ac› tan›mazl›klar› ça¤r›flt›r›vermiflti iflte...
Salac› geçip dereye ilerlerken biraz ürkerek ve biraz da korkarak, bafl›m› çevirdim. Küçük bir çocukken akflama kadar
oturup tütün dizdi¤im yere bakma cesaretini buldum. Yüre¤im h›zla at›yordu. Ve hemen orac›kta, binlerce kez üzerinden geçip
gitti¤im derenin kenar›nda kocaman bir
acemilikle, ilk lastik ayakkab›n›n al›nmas›ndan önceki zamanlarda bile zor yapabilece¤im bir acemilikle yuvarlan›p düflüverdim. Bafl›m suyun hemen yan›bafl›na, yüzüm topra¤a düflmüfl durumdayd›. A¤lamak ve gülmek içiçe geçmifl, karar›m› bekliyordu. Tebessüm edebildim. Ve do¤rulup
oturdum. Can›m dondurma istemiflti. T›pk› y›llar önce istedi¤i gibi...
Ayaklar›m yar›k yar›k yan›yordu.
Çünkü ilk lastik ayakkab›m daha al›nmam›flt›. Tezeklerde dolafl›rken çatlam›flt›,
ayaklar›m... Liseye kaydoldu¤u ilk gün gecikmifl yafl›na ra¤men bir çocuk gibi sevinen ve üstelik ayn› gün büyük bir flansla, faflistleri nas›l dövdüklerini sevinerek anlatan
Levent abimi görünce deli gibi koflmufltum.
Tafllar ayaklar›m› kanatm›flt›. Faflistler kötüydü ama benim de can›m dondurma istiyordu.
‹flte ben, o s›ralarda ö¤rendim, toplumu
çevresinde döndüren ve örgütleyen hastal›¤›. Tütün ya da bal›k, do¤an›n hemen içinde, dolays›z u¤rafllard›, benim için... Birileri sigara içiyordu ve ben dondurma yiyiyordum. Bir yapra¤a sar›lan tütün kendili¤inden sigara oluyordu. Bal›k oltaya tak›l›rd›.
Peki “Dondurma!”
Dondurma arabadayd›. Dondurma arabas›nda...
www.kuzeydetutun.org
45
Her gün yolunu gözleyip, uzaktan göründü¤ünde -o da tepeyi afl›p gözden kaybolmadan önce görebilirsem- koflturup
önünü keserdim. 2.5 lira hat›rlayabildi¤im
en büyük rakamd›. Külah külah dondurma
verirlerdi. Bu iflin tekrarlana tekrarlana beni yordu¤unu düflünmüfl olmal›y›m...
Kimselerin, bilmem hangi yasall›klar›n
etkisiyle varl›¤›n› sürdürdü¤ünü anlayamad›¤›, ama sürekli var olagelen bu toplum
düzeni içinde anlafl›lmaz fleyler oluyor hala.
Bunu ilk keflfim biriktirdi¤im parayla, dondurma arabas›n›n önünü kesip, arabay› sat›n
almak istedi¤imde oldu. Arabac› bana dondurma d›fl›nda bir fley satamayaca¤›n› söyledi ve ben kabul etmek istemedim! Çünkü
parayla her fley sat›n al›nabiliyordu. Sonras›nda zorla bir sürü dondurma külah›n›n ellerime ve kuca¤›ma tutuflturulup, yokufl
yukar› gönderilmemi hiç unutmam.
Cenaze evi a¤›r bir matem havas›n› tafl›yor olmas›na ra¤men, uzaktan gelen ‘abart›l›’ a¤›tlar insanla do¤an›n uyumsuzlu¤unu
an›msatt› tekrardan. “Narayama Türküsü”
o an daha ‘abart›s›z’ ve mümkün gözüktü.
A¤›tlar gittikçe uzaklafl›yor ve ben çok
uzak bir geçmiflin görüntülerine yürüyordum.
Derenin kenar›nda do¤ruldum. Tütün
köklerinden, tepenin yamac›na paralel patika yolu seyre dald›m. Nas›l büyük bir heyacanla koflturmufltum o gün! Dondurma arabas›n› sat›n almaya karar verdikten sonra,
bütün harçl›klar›m› biriktirmifl, büyüklerin
bafl›na ekflimifl, bu ifl için bana para vermelerini istemifltim. Kimse bana ‘olmaz’› anlatmam›fl, durumuma gülmüfllerdi! Art›k
yetiflir dedi¤imde befl küsür liram birikmiflti san›r›m..
- Dur!
Gidenin kiflili¤inde, benim köylü yan›m yat›yordu. ‹lçeden, köye geldi¤imiz o
46
uzak tarihten, ama herfleye ra¤men flafl›las›
bir flekilde detaylar› an›msanan o tarihten
bu yana, ö¤le uykular›n›n d›fl›nda, imecelerimizin evecen sohbetleri kar›flm›flt› ifle.
Tarlada kurumas›n diye ya¤murun dört
gözle beklendi¤i günlerle, gözlerde kurumas› için ‘günefl dualar›na’ ç›k›lan ve ç›k›lacak olan sersemletici zaman ve mistik tarihlerden bugünlere ve gelece¤e uzan›yorduk
hepimiz.
Yaflad›¤›m›z an› ve tarihi bilmeyerek
öylesine bilinçle yaflamak toplumlar›n tarihine içkin, o güdük kültürlerin garip bir tecellisi olabilirdi ve hala da oluyor. Ölen sadece bir kifli miydi? Bu soruyu kaç kifli sormufltu kendine acaba? Giden ve unutulan
‘ac› tarihlerinden’ bir gayri resmi geçit de¤il miydi? Öyleydi kuflkusuz.
- Dur!
Araban›n önünü kesmifltim, iflte karfl›mda duruyordu. Sürekli dondurma üreten
harika alet! Art›k sorunu kökünden çözmüfltüm. Her y›l yeniden ç›kan tütünler
ben uyurken ne zorluklarla dikiliyordu oysa
ki. Bilmiyor olmal›yd›m. Bu araban›n çocuk düflü dondurman›n kayna¤› olmas›yd›.
Dondurma hiç tükenmiyordu. Ve ben onu
bu sefer durdurmufltum.
- Evet ufakl›k, dedi ve dondurma bidonunun kapa¤›n› açt›.
- Hay›r, dedim. Ben arabay› alaca¤›m,
iflte param. Kocaman bir kahkaha bütün hayallerimi y›kt›.
Ve mülkiyet üzerine tarihin gördü¤ü en
inatç› ve çetrefil tart›flma sona erdi¤inde,
gözlerimden yanaklar›ma süzülen iri tanecikler kuca¤›mdaki say›s›z dondurma külah›n›n üstüne dökülüyordu. Cenaze evinden
gelen h›çk›r›klar kadar derinden gelen görüntüler, yap›fl yap›fl a¤›tlar ve gözyafllar› eflli¤inde an›lar resmi geçidi devam ediyor,
eriyen dondurmalar ayak bileklerime kadar
www.kuzeydetutun.org
iniyordu. Arabay› sat›n almaya giderken
rüzgar gibiydim ama bu halde yürümek bile istemiyordum. Geriye gelene kadar dondurmalar›n yar›s› erimiflti. Gülüflenler debelenenler, kalan dondurmalar› kap›flmay›
geciktirmediler.
Dereye inip sessizce üstümü temizledim.
Mülkiyetin dondurmas› olmal›yd›. Hep
dondurma üreten bir araba da yoktu. Bu olsa olsa dondurman›n mülkiyeti olabilirdi.
Ve ben bu yüzden mülksüz bir devrimci
olabilirdim. Bütün kötülüklerin kayna¤›n›
erken keflfetmifltim. Dondurulmufl fleyler,
bugünden ödünç bir sözcükle söylersek, statüko ve boflluktu. Çözülmeye mahkum...
Tarlada biraz gezindim. Çocuklu¤umun
do¤rular›na ihtiyac›m vard›. San›r›m birçok
insan›n da var.
Bölük pörçük görüntüler, an›lar›n tarihinden kopmufl, bofllukta oluflan tafllar gibi
gezinip duracak. Her bir tafl› yerli yerine
koymak, baflka tarihlerin ve baflka zamanlar›n çocuklar›n›n flans› olabilir ancak. Herkes
çocuklu¤unun do¤rular›na ihtiyaç duymaya
devam ediyor. An›msayabilirlerse ne mutlu
onlara. Hadi an›msad›lar diyelim. Görüntüler hangi zaman ve mekandan kopup dolufluverir gözbebeklerine, ç›karabilecek misiniz?
Sahi sizin yafl›n›z kaç?
*Bu yaz›, ‹skenderiye Yaz›lar› dergisinin
Kas›m 1996 say›s›nda yay›nlanm›flt›r...
Alaçam’›n
dondurmac›lar› bize
y›llarca kendilerine
has bir tad›
yaflatt›lar...
Taner Abi de üç
tekerlekli arabas›yla
köy köy dolafl›p
dondurma satard›...
Onun flimdiki
dükkan›n›n önünde,
hükümet kona¤›n›n
karfl›s›nda çektirdi¤i
foto¤raf tesadüften
de öte gibi...
Foto¤raf:
Sebahattin Canikligil
www.kuzeydetutun.org
yakakent 1995 foto¤raf: süleyman felamur
mektup var!
bar›fl, fatih, sinan, f›rat
olmad› çocuklar...
haberi ilk duydu¤umuzda bofllu¤a düfltü gözlerimiz...
inanmak ve inanmamak aras›nda yaln›z bafl›na kald›k...
akl›m›zdan geçenler, haberi duyan herkesin akl›ndan geçti...
ne zaman ç›k›p gelecekler? diye... hepsi çok iyi yüzücüydü...
nas›l olsa kendilerini kurtar›rlard›...
sonra anne bekledi, baba bekledi, kardefller bekledi,
dede bekledi, nine bekledi, tüm gümenez bekledi, alaçam bekledi,
memleketin her yeri bekledi; art›k gelsinler diye...
evinizin karfl›s›ndaki deniz, f›rsat vermedi sizi görmemize...
denizi hep sevdik, sizi de... deniz verdi sevdi¤iniz fleyleri...
deniz ald› sevdiklerimizi bu defa....
olmad› çocuklar, bizi güleç yüzlerinizden mahrum b›rakt›n›z...
olmad› çocuklar, sizi özlemle anmak zorunda b›rakt›n›z...
Mektubu okuyup sonuna geldi¤imizde, “Neden bu mektup daha s›k elimize geçmiyor”
diye hay›flan›p duruyoruz. ‹stiyoruz ki en az›ndan ayda bir elimize bir mektup geçsin.
Asl›nda çok güzel olur.
Bazen kendime soruyorum: “En son ne zaman mektup yazd›n?” -Biliyorum çok ay›p
ama- çok zaman oldu. Derdimiz mi az, paylaflacak duygu ve düflüncemiz mi yok...
Asl›nda iflin kolay›na kaçt›¤›m›zdan, k›sa, o ana iliflkin mesajlar› kullanmaya bafllad›k,
mektup yazma al›flkanl›¤›n› yitirdik. Elektronik alemde mesajlaflmak belki de bize zaman
kazand›r›yor fakat akl›m›za ilk geleni aktarmakla yetiniyor, eksik kalan taraf› ve dilimizi
kullanm›yoruz. Eksik kalan ne? Mesajlar›m›zda ne istedi¤imizi, yapt›¤›m›z› iki sözcükle
anlat›p, nas›l yapt›¤›m›z›, bizi nas›l etkiledi¤ini, özlemimizin bizde neler yaratt›¤›n›
aktaram›yoruz.
Kuzeyde tütün memleket mektubu, eksik kalan› tamamlama niyetini sürdürüyor.
Fazlas›n› yapmak istiyor fakat paylaflmak isteyenlerin ço¤almas› gerekiyor. Art›k “Bu
mektup bize ulaflm›yor” bahanesi de ortadan kalkt›. Çünkü Kuzeyde tütün memleket
mektubu internet aleminden ‘cümle aleme’ ulafl›yor. Bu olanak ile yaflad›klar›n›,
tarihlerini, özlemlerini paylaflmak niyetinde olanlar yazmaya bafllamal›lar.
***
Bafltan beri mektuplar›m›z› Alaçam, Gümenez ile s›n›rlamad›k. Memleket bizim için
‘her yer’di. Co¤rafyam›z›n her noktas›nda bizim hikayemize benzer ya da yak›n birfleyler
bulmak zor de¤ildi. Bu nedenle ne ‘hemflehricilik’ ne de ‘düflünsel bir boyunduruk’u
düflünmedik. Mektuplar›m›zda insana dair olan her fleyi ilke olarak gördük. ‹nsana,
eme¤e karfl› olan› kabul etmedik.
Herkes her fleyi yazs›n demiyoruz, paylaflmak istediklerinizi yazmal›s›n›z diyoruz.
***
Bu mektupda Alaçam özelinde futbolun toplumsal hayat›m›zdaki yerini irdelemeye
bafllad›k. Ufuk Aykaç babas›n› anlatmaya bafllad›¤›nda, Ahmet Aykaç’›n Alaçam’a
geldi¤indeki durumu ve sonras›n› ö¤renmeliydik. fievket fielçuk (Amca) kendi an›lar›
üzerinden o döneme ve futbol oynad›¤› günleri anlatt›. Mehmet Aydo¤du ise fievket
amcadan sonraki kendi dönemine iliflkin futbol an›lar›n› anlatt›. Mehmet abiyle yapt›¤›m›z
söylefliyi yerimiz olmad›¤› için önümüzdeki mektuba b›rakt›k.
Bu konuda eksiklerimizin oldu¤unu biliyoruz. Tamamlamak zor de¤il iki sözcük de
olsa bu mevzu üzerine yak›nlar›n›zdan duyduklar›n›z› bizimle paylaflabilirsiniz.
***
Durmufl Kaptan, Kaptan›n Seyir Defteri’nde Karadeniz’de yaflad›¤› ‘Ayandon
Maceras›’n› bitirdi. Fakat flu notu da ekledi; Asl›nda bu hikaye sadece benim de¤il
birlikte çal›flt›¤›m›z tayfalar›n da hikayesi. Geçenlerde kaybetti¤imiz Bar›fl Ak da tayfalar
aras›nda. Durmufl’un hikayesi bir anlam da Bar›fllar’›n da hikayesi.
***
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperiz...
mektuplar›n›z› daha h›zl› yay›nlayabilmek için: [email protected] e-posta adresine gönderebilirsiniz
www.kuzeydetutun.org
www.kuzeydetutun.org

Benzer belgeler