190-196 - Hemşirelik Yüksekokulu

Yorumlar

Transkript

190-196 - Hemşirelik Yüksekokulu
Hemodiyaliz Hastalarında Üremik Kaşıntı ve Akupresör
Uygulaması*
Nazan KILIÇ AKÇA**, Sultan TAŞCI***
ÖZET
Hemodiyalizde son 10 yılda biouyumlu diyaliz membranlarının kullanılmaya başlanmasıyla
birlikte üremik kaşıntı yaygınlığının azalmasına rağmen hemodiyaliz hastaları için kaşıntı
önemli bir deri sorunu olmaya devam etmektedir. Günümüzde hemodiyalize bağlı ortaya
çıkan semptomların kontrolünde tamamlayıcı tedavilerin kullanımı giderek artmaktadır.
Hemodiyaliz hastalarında en sık görülen ve rahatsız edici semptom olan üremik kaşıntının
kontrolünde kullanılan tamamlayıcı tedavilerden biride akupresör’dür. Bu derlemede, diyaliz
hastalarında üremik kaşıntının kontrol altına alınmasında akupresörün etkinliğine ilişkin
bilgiler verilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, üremik kaşıntı, akupresör, hemşirelik
ABSTRACT
Uremic Pruritus in Hemodiaylsis Patients and Acupressure Practice
Although the prevalence of uremic pruritus has decreased among hemodialysis patients in the
last 10 years due to the usage of dialiysis membranes, it is still a major problem for
hemodialysis patients. Currently, complementary treatments are applied to control the
symptoms arisen from hemodialysis. Acupressure, one of the complementary treatments, is
used to treat uremic pruritus which is one of the most prevalent and disturbing symptoms. In
this study, the role of acupressure in the control of uremic pruritus for hemodialysis patients
is reviewed.
Key words: Hemodialysis, üremik pruritus, akupressure, nursing
I. GİRİŞ
Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY), dünyada ve ülkemizde artan sıklığı, yol açtığı yüksek
morbidite ve mortalite oranları ile yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilemektedir. Bu nedenlerle birlikte
tedavisi için gereken renal replasman tedavilerinin yüksek maliyeti ve kötü prognostik seyri nedeniyle
dünya genelinde bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlanmaktadır (Nienson ve Fine 2009; Runge ve
Greganti 2009). Dünya da her yıl bir milyon kişiden yaklaşık 1000'inde SDBY ortaya çıkmakta ve
önümüzdeki 10 yıl içinde bu oranın iki kattan fazla artacağı tahmin edilmektedir. Türk Nefroloji
Derneği’nin 2009 yılı kayıtlarına göre Türkiye’de renal replasman tedavisi gerektiren SDBY hasta
sayısı milyon nüfus başına 819 olmakla beraber 809 Hemodiyaliz (HD) merkezinde kayıtlı 48453 HD
hastası bulunmaktadır (Türk Nefroloji Derneği 2007- 2009).
Yaşamsal önemi çok büyük olan böbreklerin işlevlerinin gittikçe bozulması üremiyle
sonuçlanmaktadır. Üreminin gelişimi bireylerde birçok organ ve sistemde değişikliğe bağlı
yorgunluk, halsizlik, uyku bozuklukları, kramp, gastrit, iştahsızlık, anemi, arteroskleroz yara
iyileşmesinde gecikme, deride kuruluk ve kaşıntı vb gibi sorunlara yol açmaktadır (Nienson ve Fine
2009).
*Bu derleme, 12. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Hemşirelik oturumunda poster bildiri olarak sunulmuştur
**Öğr.Gör. Bozok Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Yozgat
***Doç.Dr. Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Kayseri
.
Hemodiyaliz Hastalarında Üremik Kaşıntı ve Akupresör…191
Kaşıntı deride kaşınma isteği yaratan hoş olmayan subjektif bir duygudur. Kaşıntı tek başına tehlikeli
olmasa bile çoğu hastada deride lezyon, kanama gibi fizyolojik değişiklikler oluşturmaktadır. Gündüz
ve gece sürekli kaşınma hastada fiziksel ve zihinsel yorgunluğa, uykusuzluğa, kronik yorgunluğa,
sosyal izolasyona, öfke-anksiyete-depresyona ve benlik saygısında, öz bakım gücünde ve yaşam
kalitesinde azalmaya neden olarak hastanın hastalığa uyumunu olumsuz etkilemektedir (Chida,
Steptoe, Hirakava, Sudo ve Kubo 2007; Narita, Alchi ve Omori 2006; Ro, Ha, Kim ve Yeom 2002;
Van Os, Ros, Kennedy ve Thio 2007)
Yapılan çalışmalarda; akupresörün kaşıntılı hastalarda kaşıntı şiddetini ve ilaç kullanımını azaltarak
hastaların yaşam kalitelerini artırdığı bildirilmektedir (Che-yi, Yu, Min ve Chiu 2003; Duo 1987;
Jedras, Bataa, Gellert ve Ostratvski, 2005; Hsu, Chen, Hwu ve Chanc 2009).
II. ÜREMİK KAŞINTI
II.1. Kaşıntı ve Kaşıntı Fizyolojisi
Kaşıntı deri üzerinde hissedilen hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyimdir. Kaşıntının
iletilmesinde birden fazla nöral yol ve moleküler mekanizma sorumludur. Kaşıntıyı ileten sinirler
miyelinsiz C lifleridir (Arıcan 2004; Davidson ve Giessel 2010). Derideki C liflerinin % 20'sini
oluşturan bu nöronlar, dermo-epidermal bileşkeye yakın yerleşmişlerdir. Kimyasal uyaranlara duyarlı
olup mekanik uyaranlara duyarlı olmayan myelinsiz C lifleri, yavaş ileti hızına sahiptirler.
Hemodiyaliz hastalarında, üremik kaşıntıda rol oynayan ana mediyatörlerin bradikinin 5-HT ve
histamin olduğu bildirilmektedir. Bu mediyatörler kaşıntıyla ilişkili C liflerini duyarsızlaştırarak
kaşıntıya yol açabilmektedir. Tek bir mekanizma ile kaşıntının tüm nedenlerinin açıklanması da
mümkün değildir (Erturan ve Akkaya 2004; Schelmz 2002; Steinhoff 2006).
II.2. Hemodiyaliz ve Üremik Kaşıntı
Hemodiyalize giren bireylerin büyük çoğunluğunda hastalığın ilerlemesi sırasında herhangi bir
aşamada kaşıntı gelişmektedir (Narita ve ark.2008). SDBY’ne bağlı kaşıntı ilk kez 1932’de
tanımlanmış Chargin ve Keil ilk defa SDBY hastalarının % 13’ünde kaşıntı bulunduğunu bildirmiştir
(Mansur ve Akgün 1995). Kaşıntının derecesi hastadan hastaya değişmektedir. Bazı hastalarda
dayanılması çok güç, uykusuzluğa neden olan ve tedaviye dirençli yaygın kaşıntı varken, bazı
hastalarda kaşıntı lokalize ve geçicidir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda hemodiyalize giren
bireylerde % 20-90 arasında çeşitli derecelerde kaşıntı yaşadığı belirtilmiştir (Hsu ve ark.2009; Narita
ve ark.2008). HD tedavisinin artmasıyla birlikte kaşıntı sıklığında belirgin bir artış gözlenmiştir. Bu
artışın HD’in kendisine mi bağlı yoksa HD’e bağlı uzamış yaşam süresine mi bağlı olduğu
bilinmemektedir. Üremik kaşıntı tüm vücutta yaygın veya bir bölgeyle sınırlı; sürekli veya nöbet
şeklinde olabilir. Özellikle bazı çalışmalarda kaşıntının diyalizsiz geçen iki günün sonundaki gece
doruğa ulaştığı, yoğun diyaliz sırasında fazla olduğu, diyalizi izleyen gün ise en aza indiği
bulunmuştur (Hsu ve ark.2009; İnnes ve ark.1999; Narita ve ark.2008).
II.3. Üremik Kaşıntı Nedenleri
Günümüzde üremik kaşıntının nedenleri kesin olarak anlaşılmamakla birlikte, üremi, periferal sinirleri
etkileyen zararlı birçok mikro partikülün deri yüzeyinde birikmesi, nöropati, anemi, serum A vitamini
seviyesindeki artış, sekonder hiperparatiroidizm, kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi iki değerlikli
iyonlardaki değişiklikler, ilaçlar, deri pH’ındaki değişiklikler, ter ve yağ bezlerindeki atrofiye bağlı
deri kuruluğu, derideki mast hücrelerinin proliferasyonu ve buna bağlı olarak plazma histamin
seviyesinde artış, damarsal tonus anomalileri ve hemodiyaliz esnasında kullanılan gereçlere,
diyalizata ve sterilizasyon amacıyla kullanılan etilen oksite, formaldehide karşı gelişen duyarlılık
üzerinde durulmaktadır. Ayrıca dezenfeksiyon için kullanılan antiseptik solüsyonlar, nikel içeren
iğneler, epoksiresin, kollafan, formol ve tiuram gibi diğer alerjenik maddelerin de üremik kaşıntıya
neden olabileceği belirtilmektedir (Hsu ve ark.2009; Narita ve ark.2008).
192 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011
II.4. Üremik Kaşıntı ve Tamamlayıcı Tedaviler
Kaşıntı tek başına tehlikeli olmasa bile çoğu hastada deride lezyon, kanama, yanma ve ağrı gibi
fizyolojik değişiklikler oluşturmaktadır. Gündüz ve gece sürekli kaşınma hastada fiziksel ve zihinsel
yorgunluğa, yılgınlığa, uykusuzluğa, kronik yorgunluğa, sosyal izolasyona, öfke-anksiyete-depresyona
ve benlik saygısında, öz bakım gücünde ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olarak hastanın
hastalığa uyumunu ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Üremik kaşıntının tedavisinde
birbirinden çok farklı farmakolojik ve tamamlayıcı-destekleyici tedaviler kullanılmaktadır. Üremik
kaşıntının farmakolojik tedavisinde antihistaminikler uzun süreli kullanılmaktadır. Antihistaminiklerin
uzun süreli kullanımı uyku hali, sinirlilik ve uykusuzluk, glokom, hipertansiyon vb yan etkilere neden
olmaktadır (Narita ve ark.2008). Sadece hafif ve orta derecede seyreden üremik kaşıntı olgularında
etkilidir. İnatçı ve ciddi olgularda ise etkileri azdır. Topikal steroidler, lokal anestezikler, opioid
antagonistler, heparin, fototerapi, yumuşatıcı preperatlar, paratiroidektomi, yeterli diyaliz, protein
içeriği düşük diyet biyouyumlu diyaliz membranları da kullanılmaktadır. Kaşıntı tedavinin sonlanması
ile tekrarlayıp, hastanın sosyal yaşamını ve yaşam kalitesini engelleyecek bir şekilde
kronikleşebilmektedir (Hsu ve ark.2009).
Üremik kaşıntılı bireylerin diyet, mentol içeren bitkisel ilaçlar, masaj, hipnoz, hayal kurma, sosyal
destek gruplarına katılım, düzenli egzersiz, gevşeme egzersizleri, soğuk uygulama, aromaterapi,
termalterapi, hidroterapi, akupunktur ve akupresör gibi uygulamalara başvurdukları saptanmıştır.
Yapılan bu çalışmalarda tamamlayıcı tedavilerin tek başına ya da farmakolojik yöntemlerle birlikte
kullanılmasının HD’e bağlı üremik kaşıntının kontrolünde etkili olduğu gösterilmiştir (Che-yi ve
ark.2003; Jedras ve ark.2005; Hsu ve ark.2009; Kim, ve ark.2010; Millıkan 2003)
III. AKUPRESÖR UYGULAMASI VE HEMŞİRELİK
Üremik kaşıntının kontrolünü sağlamak için uygulanan tamamlayıcı tedavilerden biri de akupresördür.
Akupresör uygulamasının aslı akupunktura dayanır. Yurt dışında yapılan çalışmalarda HD’e bağlı
ortaya çıkan üremik kaşıntının kontrolünde akupunktur noktalarının çeşitli yöntemlerle uyarılmasının
etkili olduğu bulunmuştur (Che-yi ve ark.2003; Jedras ve ark.2005; Hsu ve ark.2009; Kim, ve
ark.2010).
Akupresör vücutta meridyenler üzerinde doğuştan var olan ve yaşamla üzerine eklenen vücut boyunca
akan enerjiyi düzgün çalışması için, akupunktur noktalarının invaziv olmayan girişimlerle uyarılması
esasına dayanır (Lee 2001).
Akupresöre iğnesiz akupunktur da denilmektedir. Akupunkturdan daha az popüler olmasına rağmen
benzer patolojik durumlarda uygulanmaktadır. İğne kullanmayı gerektirmediğinden acısız, ağrısız,
zahmetsiz, güvenli, etkili, ekonomik, yan etkisi olmayan, öğrenilmesi ve uygulaması kolay olan, iyi
bir eğitimle kişinin kendisinin bile uygulayabileceği bir tedavi yöntemidir. Vücutta enerji taşıyan
meridyenler üzerinde akupunktur noktalarına parmaklar, avuç içi, tenis topları, küçük tanecikler,
termal ısı ve özel stimülasyon cihazlarıyla basınç uygulayarak yapılmaktadır. Aynı hastalıkta etkili
birkaç noktayı simetrik uyarmanın daha olumlu bir etki oluşturduğu belirtilmektedir. Böbrek
hastalarında da depresyon, uykusuzluk, yorgunluk, bulantı-kusma, kas krampları ve kaşıntı gibi birçok
semptomun kontrolünde akupresörün etkili olduğu saptanmıştır (Duo 1987; Garcia, Ma ve Feng 2005;
Hsu ve ark.2009; Özyaşar 2006; Shapiro ve Stockard 2003; Susan 2005; Tsay 2004; Zhu, Pan, ve
Zhou 2006).
Akupunkturun esas özelliği, organizmanın kendi olanaklarını kullanarak, dışarıdan organizmaya hiçbir
madde almadan semptomları ortadan kaldırmak veya hastalığı tedavi etmektir. Üremik kaşıntı
periferik miyelinsiz C sinir lifleri tarafından iletilen bir duyudur. Akupresör uygulamasının duyusal
sinir uçlarının üzerinde bulunan belirli reseptör gruplarını ve reaksiyonlarını bloke ederek duyusal
liflerle iletilen ve vücuda rahatsızlık veren duyuları algılanmasını ve taşınmasını engellediği
düşünülmektedir. (Beal 1999; Hsu ve ark.2009; Shapiro ve Stockard 2003). Akupresörde akupunktur
noktalarının uyarılması vücut içindeki enerjinin dengeli bir şekilde akmasını sağlayarak kaslar
Hemodiyaliz Hastalarında Üremik Kaşıntı ve Akupresör…193
üzerindeki baskıyı azaltır, dolaşımı hızlandırır, sinir sistemiyle endotelyal hücreler arasında dengeyi
kurar ve endojen opioidlerinde (endorfin, enkephalin) yapımını sağlayarak kaşıntı semptomlarını
azaltır. Bu maddeler vücut için ağrı ve kaşıntı gibi rahatsızlık veren duyuları azaltmak için beyin
tarafından salgılanır. Salınan bu maddeler omurilik içindeki sinyalleri bloke ederek uyarının
somatosensoral kortekse iletilmesini engeller. Ayrıca akupunktur noktalarının uyarılmasının otonom
sinir sistemi yani sempatik ve parasempatik dengenin kurulmasını sağladığı ve bu mekanizmanın
birçok kronik hastalıkta ciddi olarak düzenleyici etki yaparak homeostazis’in sağlıklı sürmesi için
gerekli onarımların yapılmasında yardımcı olduğu vurgulanmaktadır (Belgrade, Solomon ve Lichter
1992; Pomeranz 1977, Susan 2005)).
Yapılan araştırmalarda, HD’e bağlı üremik kaşıntı ve çeşitli dermatolojik kaşıntı yaşayan bireylerin
kaşıntı yakınmalarının azaltılmasında Spleen 6 (Sp6), Stomach (St36), Spleen 10 (Sp10) ve Large
İntestine 11 (LI 11) akupunktur noktalarının uyarılmasının etkili olduğu gösterilmiştir (Jedras ve
ark.2005; Shapiro ve ark.2003). Bu alanda yapılan çalışmalara bakıldığında;
Duo (1987)’nun yaptığı bir çalışmada elektronik akupunkturun semptomatik rahatlama sağladığı
belirtilmemiştir.
Jedras ve arkadaşlarının 2003 de yaptıkları çalışmada konusunda uzman bir hekim tarafından elle
yapılan akupresörden sonra deney grubunun kaşıntı puanının anlamlı derecede azaldığı, ayrıca lokalize
ödem, kas krampları, uykusuzluk, huzursuz bacak sendromu ve diğer deri sorunlarında etkili olduğu
ifade edilmiştir.
Che-yi ve arkadaşlarının 2005 de yaptığı çalışmada Akupunktur grubunun kaşıntı puanında anlamlı
derecede düşüş olduğu bulunmuştur. Üç aylık takipte de başarı ortalaması kontrol grubuna göre
anlamlı bulunmuştur. Ayrıca atopik dermatit ve nörojenik kaşıntılı hastalarda da benzer akupunktur
noktalarının uyarılmasının kaşıntı şiddetini ve dağılımını azalttığı ifade edilmektedir (Stellon 2002;
Stellon 2005)
Üremik kaşıntı yönetiminde hemşirelere önemli sorumluluklar düşmektedir. Hemşireler
üremik kaşıntı gibi kronik kaşıntılara zamanında ve etkin girişim uygulamadığında;
hastanın fiziksel, sosyal ve ruhsal işlevlerinin etkilenmesine bağlı yaşam kalitesi azalacaktır (Hsu ve
ark.2009).
Kaşıntıyı algılama, tanılama ve kaşıntıya karşı verilen tepkiler kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu
nedenle hastadan çok detaylı öykü almak, hastayı devamlı gözlemek, uygun ölçüm yöntemlerinden
yararlanmak hastanın başlangıçtaki değerlendirilmesi için yardımcı olacağı gibi sonraki
değerlendirmeler ve ilaç dozu ayarlamada da yol gösterici bir kaynak olacaktır. Hemşire hastayı
değerlendirirken her basamakta; fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörleri göz önüne almalı, bu
etmenlerin karşılıklı etkileşime neden olarak kaşıntının düzeyine etkili olabileceğini unutmamalıdır
(Ro ve ark.2002; Van ve ark.2007; Yosipovich, Zucker, Boner ve Gafter 2001; Yosipvich ve ark.
2001).
Kaşıntılı hastanın değerlendirilmesi önce gözlemle başlar. Kaşıntıyı azaltıcı davranışlar, kullanılan
ilaçlar, hastanın aktivitesindeki artış ve azalma, uyku düzeni bunun yanı sıra yüz ifadesi, sinirlilik,
etkilenen bölgelerde yaralar gibi özelliklerine de bakılması gerekir (Çöçelli, Bacaksız ve Ovayolu 2008;
Duo 1987). Kaşıntı tedavisinde kullanılan farmakolojik ve farmakolojik olmayan yöntemlerin
etkinliğinin düzenli olarak yazılı veya sözlü ölçekler kullanarak değerlendirilmesi ve sonuçların
kaydedilmesi gereklidir. Üremik kaşıntıyı değerlendirmede sıklıkla kullanılan ölçekler şunlardır:
a) Görsel Analog Skala (Visual Analog Scale-VAS): Ağrı şiddetini ölçmede ve izleminde kullanılır.
Bir ucunda ağrısızlık diğer ucunda olabilecek en şiddetli ağrı yazan 10 cm'lik bir cetveldir (Narita ve
ark 2008).
b)Kaşıntı Ölçeği; Duo tarafından 1987’de geliştirilmiştir. Kaşıntının şiddetini, dağılımını ve uykuyu
etkileme derecesini belirler. Puanlama 2-45 arasındadır. Puan arttıkça kaşıntının şiddeti ve yoğunluğu
da artar (Duo 1987).
194 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011
c) McGill ağrı anketi kısa form (McGill Pain Questionnaire; MPQ): Ağrı kalitesinin tanımlanması
için oldukça fazla kelime kullanılabilmektedir. Melzack ve Torgerson ağrı kalitesini tanımlayan
kelimeleri üç ana başlık altında toplamıştır. Bunlar; (1) Duyumsal (sensory), (2) duygusal (affective)
ve (3) değerlendirici (evaluative). Ağrının tanımlanmasında bu yaklaşım, McGill ağrı anketinin
(MPQ) ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yosipovich ve ark. 2001 yılında üremik kaşıntı için bu
formu kullanmışlardır (Yosipvich ve ark. 2001).
Kaşıntıyı azaltmada kullanılacak tamamlayıcı bir yöntem olan akupresör yeterlilikleri kolayca
öğrenilip bağımsız hemşirelik fonksiyonları içine adapte edilebilmektedir. Kaşıntı
yönetiminde akupresör yurtdışında hemşirelerin kullandığı bağımsız bir hemşirelik
fonksiyonudur (Beal 1999; Lee 2001). Diğer taraftan akupresör, Orem’in öz bakım ve Roy’un
uyum modeli kapsamında; kronik semptomları olan hastaların farkındalıkları arttırılarak ve
hemşireler tarafından hastalara öğretilerek hastalarında kendi semptom yönetimlerine aktif
katılımı sağlanabilir. Akupresör klinikte uygulanabilecek önemli bir tedavi yöntemi olmasına
karşın her hemşirenin bunu klinikte uygulaması olası gibi görünmemektedir. Ancak
hastanelerde semptom kontrolünde akupresör uygulaması için bu konuda yetişmiş “akupresör
hemşireleri” görevlendirilebilir. Akupresör, yurt dışında üremiye bağlı ortaya çıkan birçok
semptomun kontrolünde hemşireler tarafından uygulanmasına rağmen ülkemizde bu
uygulama ile ilgili çalışmalara rastlanmamıştır (Cho ve Tsay 2004; Lee 2001, Hsu ve
ark.2009; Kim ve ark.2010, Tsay ve ark.2004).
IV. SONUÇ
Kaşıntı tek başına tehlikeli bir semptom değildir, ancak hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde
etkiler. Pek çok hastada deride lezyon, kanama ve enfeksiyon gibi fizyolojik değişikliler oluştururken,
gündüz ve gece sürekli kaşınma hastada fiziksel ve zihinsel yorgunluğa ve uykusuzluğa neden
olmaktadır. Ülkemizde tamamlayıcı tedavilerin özellikle akupresörün üremik kaşıntı üzerine etkisini
araştıran tamamlanmış bir çalışmaya henüz rastlanmamıştır. Yurt dışında yapılan çalışmalar
doğrultusunda; üremik kaşıntısı olan bireylerde akupresör uygulamasının, kaşıntı düzeyini azaltarak
bireylerin yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyebileceği düşünülmektedir.
KAYNAKLAR
Arıcan Ö (2005). Kaşıntının patofizyolojisi, kliniği ve tedavisi. Türkderm, 39(2): 88-97.
Beal MW (1999).Acupuncture and acupressure.Journal of Nurse-Midwifery,44(3):217-21.
Belgrade MJ, Solomon LM, Lichter EA (1992). Effect of acupuncture on experimentally incuded itch.
Skin Pharmacol, 5(1): 1-8.
Cho Y, Tsay S. (2004). The effect of acupressure with massage on fatigue and depression in patients
with end-stage renal disease. J Nurs Res, 12:51-59.
Chida Y, Andrew S, Hirakawa N, Sudo N (2007). The Effects of Psychological Intervention on Atopic
Dermatitis A Systematic Review and Meta-Analysis Int Arch. Allergy Immunol, 144:1-9
Che-yi C, YuWen C, Min-Tsung K, Chiu-Ching H (2005). Acupuncture in haemodialysis patients at
the Quchi (LI11) acupoint for refractory uraemic pruritus. Nephrol Dial Transplant, 20:1912–1915.
Çöçelli LP, Bacaksız BD, Ovayolu N (2008). Ağrı Tedavisinde Hemşirenin Rolü. Gaziantep Tıp Dergisi,
14:53-58.
Davidson S, Giesler GJ (2010). The multiple pathways for itch and their interactions with pain.
Trends in Neurosciences, 33(12): 550-558.
Duo LJ (1987). Electrical needle therapy of uremic pruritus. Nephron, 47: 179-183.
Hemodiyaliz Hastalarında Üremik Kaşıntı ve Akupresör…195
Erturan İ, Akkaya BV (2004). Kaşıntı ve mediyatörler. Dermatose, 1: 27-32.
Garcia GE, Ma SX, Feng L (2005). Acupuncture and kidney disease. Adv Chronic Kidney Dis. 12:
282–291.
Hsu MC, Chen HW, Hwu YJ, Chanc CM, Liu CF (2009). Effects of thermal therapy on uremic
pruritus and biochemical parameters in patients having haemodialysis. Journal of Advanced
Nursing, 65(11): 2397-2410.
Kim KH, Lee MS, Kang KW, Choi MS (2010). Role of akupressure in symptom management in
patients with end-stage renal disease: A systematic review. Journal of Palliative Medicine, 13(7): 885892.
Jedras M, Bataa O, Gellert R, Ostratvski G, Wojtaszek E, Lange J, Olqdzka M (2003). Acupresure
in the treatment of üremic pruritus, Dialysis & Transplantation, 32(1): 257-65.
Innes A, Charre B (1999). The Effect Of Long Slow Hemodialysis On Patient Survival,
Nephrol Dial and Transplant, 14(4); 919-922.
Lee TYA (2001). Chinese way of easing pain - acupressure. Erişim tarihi: 15.12.2010
http://www.ispub.com/ostia/index.php?xmlFilePath=journals/ijam/vol1n1/acpressure.xml
Mansur T, Akgun N (1995).Üremi kaşıntısı: Etyopatogenez ve tedavi.T.KlinDermatoloji,5.
Mıllıkan ME. (2003). Alternative therapy in pruritus. Dermatologic therapy 16:175-180
Nissenson AR, Fine RN (2009). Klinik diyaliz. Ankara: Güneş Tıp Kitap Evleri. 927-937 (Çeviri Ed:
E. Akoğlu).
Narita I, Iguchi S, Omori K (2008). Uremic pruritus in chronic hemodialysis patients. Journal Nephrol,
21: 161-165.
Narita I, Alchi B, Omori K (2006). Etiology and prognostic significance of severe uremic pruritus in
chronic hemodialysis patients. Kidney International. 69: 1626–1632.
Özyaşar L (2006). Akupresör ya da iğnesiz akupunktur. İstanbul: Biblos kitapevi.
Pomeranz BH. Brain opiates at work in acupuncture? New Sci 1977; 6:12-13.
Ro Y, Ha HC, Kim CG, Yeom HA (2002). The effects of aromatherapy on pruritus in patients
undergoing hemodialysis, Dermatology Nursing, 14(4): 237-256.
Runge MS, Greganti MA (2009). Netter İç Hastalıkları. Ankara: (Çeviri Ed: S. Ünal, M. Demir)
Güneş Tıp kitapevleri. 748-760.
Stellon A (2002). Neurogenic pruritus: an unrecognised problem? A retrospective case series of
treatment by acupuncture. Akupunktur In Medicine, 20 (4): 186-190.
Stellon A (2005). The use of laser acupuncture fort the treatment of neurogenic pruritus in a child-a
case history. Akupunktur In Medicine, 23 (1): 31-33.
Schmelz M (2002). Itch- mediators and mechanisms. Journal Dermatol Sci. 28: 91-6.
Shapiro R, Stockard H (2003). Successful treatment of uremic pruritus: the acupuncture approach
revisited. Dialysis & Transplantation, 32(1): 8-10.
Susan W (2005). Acupuncture and acupressure. Hospıtal, 2/3
Türk
nefroloji
merkez
bilgileri
dönem,
Erişim:10.07.2010
[http://www.tsn.org.tr/documents/registry/registry_2007_tr-en.pdf]
Türk
nefroloji
merkez
bilgileri
dönem,
Erişim:10.07.2010
[http://www.tsn.org.tr/documents/registry/registry_2009_tr-en.pdf]
Serdengeçti K, Süleymanlar G, Altıparmak MR (2010). Türkiyede nefroloji-diyaliz ve transplantasyon
Regıstry 2009. İstanbul: Türk nefroloji derneği yayınları
Tsay SL (2004). The acupressure and transcutaneous electrical acupoint stimulation in ımproving
fatigue, sleep quality and depression in hemodialysis patients. American Journal of Chinese Medicine,
32/3: 407- 416.
196 Maltepe Üniversitesi Hemşirelik Bilim ve Sanatı Dergisi, Cilt:4,Sayı:1. 2011
Van Os-MH, Ros WJ, Eland-de KPC, Kennedy C (2007). Effectiveness of the nursing programme
'Coping with itch': a randomized controlled study in adults with chronic pruritic skin disease. Br J
Dermatol. Jun, 156(6):1235-44.
Yosipovich G, Zucker İ, Boner G, Gafter U et al (2001)A questionnaire fort he assessment of pruritus
validation in üremic patients. Acta Derm Venereol, 81: 108-111
İletişim adresi:
Öğr. Gör. Nazan KILIÇ AKÇA
Bozok Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Hemşirelik Bölümü, İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı
E mail: [email protected]

Benzer belgeler

İndir - Sağlık Bilimleri Dergisi

İndir - Sağlık Bilimleri Dergisi bilinmemektedir (8,12,13). Özellikle bazı çalışmalarda kaşıntının diyalizsiz geçen iki günün sonundaki gece doruğa ulaştığı, yoğun diyaliz sırasında fazla olduğu, diyalizi izleyen gün ise en aza in...

Detaylı

Göster/Aç - Başkent Üniversitesi

Göster/Aç - Başkent Üniversitesi birlikte üremik kaşıntı yaygınlığının azalmasına rağmen hemodiyaliz hastaları için kaşıntı önemli bir deri sorunu olmaya devam etmektedir. Günümüzde hemodiyalize bağlı ortaya çıkan semptomların kon...

Detaylı