Ayı-Adası - Muzeyyen Engin Erim

Yorumlar

Transkript

Ayı-Adası - Muzeyyen Engin Erim
1
MÜZEYYEN ENGİN ERİM
AYI ADASI
(Yazarın “Yeryüzünün En Değerli Avı ” adlı öyküsünden)
KİŞİLER:________________
DADI
LALA
ÇOCUK
KAPTAN
1.YABANCI
2.YABANCI
KRAL
KRALİÇE
BAŞDANIŞMAN
1.DANIŞMAN
2.DANIŞMAN
3.DANIŞMAN
KORUYUCULARIN BAŞI
KRALİÇENİN BÜYÜK KIZI
KRALİÇENİN İKİZ KIZLARI
KRALİÇENİN ÜÇÜZ KIZLARI
DELİKANLI
GÖZCÜ / ÇIĞIRTKAN / TAYFALAR / ASKERLER / BORAZANCILAR
HALKTAN BİRİ / DİĞERİ / ÖTEKİ / BAŞKASI / BİR BAŞKASI
ÇOK YAŞLI DEDE / ÇOK GENÇ BABA / KOCAMIŞ DENİZCİ
YAŞLI KADIN / TARİH ANA / VALİ / VALİNİN HABERCİSİ
AYI ADASI HALKI..........
Not: Çocuk ve Kraliçenin kızları önce küçüklüklerinde ve yedi yıl sonra büyümüş halleriyle oyuna
katılırlar.
Olaylar çok, çok eski zamanlarda geçer.
2
AYI ADASI
1. PERDE
BÖLÜM 1: GEMİDE
(Sahne bir eski zaman gemisinin güvertesidir. Soğuktan koruyucu giysileriyle DADI, LALA
ve oniki yaşlarındaki OĞLAN ÇOCUK, seyirciye göre soldan girerler. Gözleriyle denizi araştırarak
küpeşte çizgisi boyunca ilerlerler. Deniz seyircilerin bulunduğu yerdedir.)
ÇOCUK - Brrrrrr.... Çok soğuk!
LALA -
Ama dalgalar bitti, bak, tek bir kıpırtı yok!
DADI - Deniz süt liman...
LALA - Neden? Çünkü adaya çok yakınız. Buzdağının koylağına girdik!
ÇOCUK - Ama hâlâ daha göremedik.
LALA - Sis olmasa, çoktan görünürdü. Sabret...
GÖZCÜ - (Sesi yukarıdan gelir.) Ay’ Adası göründüüüüü!!!!
DADI -
(Sevinçle) İşte, gördün mü? Görünmüş!
ÇOCUK - (Görmek için zıplar.) Hani nerde? Hani nerede?
YANKI - (GÖZCÜ’nün sesini getirir.) Ay’Adası göründüüüüü!....
ÇOCUK - Bu ne?
LALA - Bu, yankı!... Burada görkemli yankı oluşur.
(Bir tayfa koşarak gelir. Görmeye çalışır.)
TAYFA - Ay adası görünmüş! Gelmişiz!
ÇOCUK - (Bir yandan zıplar.) Hani, nerede? Hani, nerde?
LALA - Bekle... Sisi yaralım, biz de göreceğiz!... Dinle, ortalık nasıl sessiz... (Birden olanca gücüyle
seslenir.) Ay' Adasıııııı!...
YANKI - (Sesi geri getirir.) Ay' Adasııııııl...
ÇOCUK - (Öykünerek seslenir.) Ay Adasııııııı!...
3
YANKI - (Çocuğun sesini getirir.) Ay Adasııııııı!...
LALA - (Seslenir.) Biiiz geeel-diiiiik!
ÇOCUK - (Hemen ardından seslenir.) Biiiiz geeel-diiiiiik!
YANKI - (Erkek sesi ile) Biiiz geeel-diiiiik! (Çocuk sesi ile) Biiiiz geeel-diiiiiik!
(Güverteye başka tayfalar da gelir. Hepsi, küpeşte boyunca dizili, sessizce adanın
görünmesini beklerler.)
LALA - (Birden, bir mucize görmüş gibi fısıldar. ) İşte!... Ay Adası!
TAYFALAR : (Hep bir ağızdan) OOOOOOOOO!.......
YANKI - (Tayfaların sesini getirir. ) OOOOOOOOOOO! .......
ÇOCUK - (Sızlanır.) Göremiyorum!... (Lala onu omuzuna bindirince o da görür.) Oooooooo!... Ay
Adasıııı!... Gelmişiz!
TAYFALAR - (Koro halinde gürlerler.) Heeeeyyy!... Yaşa! Yaşasınl Yaşadık! Yolun sonu!... İşte geldik,
Ay’Adası!... Gene geldik! Biz geldik!
Ay’adası, işte geldik! Biz geldik!
Korsanlarla kapışmadan,
Buzdağıyla çarpışmadan,
Vardık sana! Bulduk seni!
Sana geldik. Biz geldik!
KAPTAN - (Önce sesi gelir. Sonra kendisi görünür.)
Koynundayız, Ay’ Adası!
Vardık sana! Bulduk seni!
Çömlek yüklü, silme çömlek!
Çömlek dolu koca gemi!
TAYFALAR -
Yolun sonuuu! Yolun sonuuu!
Vardık sanaaa! Bulduk seniii!
BİRLİKTE -
Kara Korsan tutamadan,
Buzdağına bindirmeden,
Vardık sanaaa! Bulduk seniii!
Çömlek dolu koca gemi!
(Lala çocuğu omuzundan indirir. Hepsi sevinçle sıçrar, danseder, perende atarlar.)
ÇOCUK - Yaşa! Yaşasın! Yaşadık! (DADI'yı yakalayıp çevresinde döner. Birden durup sorar.) Peki, biz
niye onlarla birlikte böylesine çok seviniyoruz?
DADI . Çünkü biz de geldik!
ÇOCUK - Geldik mi?... Biz de mi Ay Adasına gidecektik?... Söylememiştiniz...
DADI - (Kahkahayla güler.) Söylemedik mi? Ama Kraliçenin adasına gideceğimizi söyledik, değil mi? İşte
4
orası, burası!
KAPTAN - (Yanlarına gelir.) Burası, işte orası! Yeryüzünün en kuzey ülkesi!... Daha ötelerde insan
yaşamaz.
DADI - Sana anlattığım mutlu Kraliçe bu adada yaşıyor. Altı minik kızı ve Avcı Kralı ile birlikte.
ÇOCUK - (Neşesi kaçmış) ...Öyleyse, onlar da şimdi orada beni bekliyorlardır.
DADI - Onlar, orada, senin gibi bir çocuk bekliyorlar; doğru! Ama henüz seni değil! Ama o sen olunca,
hele seni tanıdıktan sonra, o çocuk sen olduğun için, çok sevinecekler. Seni çok sevecekler.
LALA - Bu adaya biz de daha çocukken geldik. Kralla Kraliçeye arkadaşlık ettik. Onlar da daha çocuktular.
Nasıl ki sen de onların çocuklarına arkadaşlık edeceksin.
DADI - Ondan biliyoruz. Çok çabuk alışacaksın.
ÇOCUK - Ama keşke bari oğlan olsalardı. Niye oğlan değiller sanki?... Üstelik, altı tane!... Altı tane kız!!!
DADI - Kralla Kraliçe de buna üzülüyorlar. Ama ne yapsınlar? Bütün çocukları, kız doğdu. İlk kızları, tek
başına geldi. Sonrakiler, ikizdiler. İki tane kız! Üçüncü doğanlar da kız, hem de üçüz gelince, elde
altı tane kız çocuk oluverdi!
KAPTAN - Kral da artık, korkudan, erkek evlat istemekten temelli vaz geçti.
ÇOCUK - Hiç bilmiyorum orada ne yapacağım onlarla...
DADI - Oyun oynayacaksın... Ders çalışacaksın... Arkadaşlar ne yaparlarsa, onları yapacaksın. Bunları
konuştuk.
LALA - Haydi, haydiiii! Titreme. Kızlardan korkulmaz; cesur ol!
ÇOCUK - Bırrrrr... Ne korkması? Üşüdüm de ondan. Her yer buz!
GÖZCÜNÜN SESİ - Buz dağına dikkat!
KAPTAN – Bu buzdağları kuzeyden kopup gelirler. Bu gördüğümüz, belki yüzyıllar önce buradaki buruna
takılmış kalmış. Adanın buzuyla kaynaşınca, bu liman oluşmuş.
ÇOCUK - Her yeri buzdan bir ada!... Yiyecek nerden buluyorlar peki?
KAPTAN - Ooooo! Onların beyaz ayıları vardır! Onları, beyaz ayıları yaşatır. Onu avlarlar. Etini yerler.
Postunu giyerler. Barınak yapar, ısınır, aydınlanır, süslenir... Adada öğrenirsin, daha kimbilir neler
yaparlar. Yaman avcıdırlar, haaa! Hele Avcı Kralları, çok ünlüdür. Ayıları yalnız kendisi avlasın
diye halkına av yasağı koymuş. (Lalaya) Bu doğru mu?
LALA - Doğru! Şu sıra ayı az. Ayıları yalnız Kral avlıyor. Ama avladıklarının hepsini dağıtıyor. Hem akıllı
Kraldır haa! Halkı boş oturtmuyor. Avı depolatmak için, durmadan depo yaptırıyor. Buzdan
depolar!
(Tayfalar adımlarıyla ritmi yakalıyarak, sözcüklerle eğlenip dansederler.)
TAYFALAR KOROSU - Depo-lamak için depo! Buz-dan depo!... Depo-lamak için depo! Buz-dan depo!
Buz-dan depo!.......
ÇOCUK - Peki, bu adanın biçimi, nasıl?... Sini gibi dolunay mı? Yarım ay mı?... Kanca gibi yeni ay mı?...
(Kendisine şaşkınlıkla baktıklarını görünce açıklar.) Adına, Ay Adası diyorsunuz ya!
1.TAYFA - Sen ne diyorsun, çocuk! (Herkes güler.)
TAYFALAR KOROSU - (Ritme uyarak) Sini gibi dolun-ay mı? Yarım ay mı? Kanca gibi yeni ay mı?
5
LALA İLE DADI - (Birlikte) O, Ayı Adasıdır!
TAYFALAR KOROSU - Ayı-adası! Ayı-Adası! Ayı-Adası!... Ay’-Adası! Ay’Adası!... Ay’Adası!....
DADI - Sözün akışı... Lafın ağızdan çıkarken kısalışı!... Ayı Adası, zaman içinde Ay’Adası olmuş!...
KAPTAN - O, Ayı Adası’dır. Beyaz ayıların adası!
(Yabancı oldukları giysilerinden belli iki adam, zor sürükledikleri çuvallarıyla soldan girerler.)
1.YABANCI - Kaptan! Limana girdik.
KAPTAN - Evet. Gözünüz aydın! Geldiniz!
2.YABANCI - Düşündük de Kaptan... Biz gemiden törenle inmeliyiz!
KAPTAN - O da neden?
2.YABANCI - Kralla Kraliçeye, saygın kişiler görünmeliyiz.
1.YABANCI - Onlarla, törenle tanıştırılalım istiyoruz.
2.YABANCI - Ne de olsa buraya hazinelerini görmeye geldik.
LALA - O hazine, her gelen yabancıya zaten gösterilir. Bu töredir.
2.YABANCI - Olsun. Biz önemli birileri, görünelim de...
1.YABANCI - Önemli ve güvenilir...
KAPTAN - Siz güvenilir değil misiniz yani?
2.YABANCI - Kaptan! Sen istediğimizi yap; sana para vereceğiz. (Verir.) Şimdi bu kadar...
2.YABANCI - İsteğimiz olsun; o kadar daha!
(Kaptan parayı alır. Yabancılar sevinirler.)
1. ve 2. YABANCI. (Seyirciye dönerek) Oldu bu iş!
KAPTAN - Hele, heleee! Bu adada bir iş, bir dümen çeviremezsiniz. Bakın, haberiniz olsun!
1.YABANCI - (Alıngan) Ne işi? Ne dümeni?
TAYFALAR - (Ritim tutarlar) Bir iş! Bir dümen!... Bir iş! Bir dümen!...
2.YABANCI - Biz namuslu tüccarlarız. İşte, yükümüz!
KAPTAN - Evet, neymiş şu yükünüz? Görelim.
1.ve 2.YABANCI - (Birlikte) Bizim yükümüz kurdeledir!
DADI - (İlgiyle çuvalların başına gider.) Kurdele mi?... Gösterin bir göreyim şunları!
1.YABANCI - Evet, sayın bayan! Yükümüz kurdeledir! Yükümüzle, tıpkı sizin gibi, Kraliçe de ilgilenecektir.
(Yabancılar çuvaldan çıkardıkları kurdele şeritlerini açarlar. Kurdelelerle rengârenk bir
gösteri yaparlar.)
1.ve 2.YABANCI -
Yükümüz kurdeledir.
Gördüğünüz, binbir renktir!
İşimiz kar beyazı, buz beyazı üllkelere
Gökkuşağı indirmektir.
KAPTAN - (Kahkahayla güler.) Demek siz taa buralara kurdele satmaya geldiniz. Bu beyaz ayı ülkesine!
Post giyinen insanlara!... Onlar kurdeleyi ne yapsınlar?
1.YABANCI - Ooooo! Kurdeleyle, neler neler yapılmaz!... Beyler! Sayın Bayan! Anlaşılan Ayı Adası, bizim
çapımızda pazarlamacılar, henüz görmemiş. Siz yalnızca, bekleyin ve tanık olun!... Şimdi lütfen,
kurdeleler çuvallara geri konsun beyler!... Lütfen çıkardığınız kurdeleleri çuvallara geri koyalım.
Lütfen beyler!... (Kurdelelerle danseden tayfalara söz dinletmeleri zaman alır.)
ÇOCUK- Heeeey! Kıyıya bakın! Kalabalığa bakın! Herkes gemiyi karşılamaya çıkmış.
6
KAPTAN - Burada her gelen gemi, işte böyle şenlikle karşılanır. Kralla Kraliçe bile limana gelir. Bak,
gelmişler işte. İşte, oradalar! Gördün mü?
ÇOCUK - Önlerinde dizili şu küçücük şeyler mi kızları?... ...Ama, çok küçücükmüşler!...
DADI - Hep küçücük kalamazlar. Değil mi? Hep birlikte büyüyeceksiniz. Korkma!... (Çocuğu sever.)
Çabucak büyürsünüz. Yaşar da görürsek, bize göz açıp kapayıncaya kadar gelecek.
LALA - Kraliçe bizi gördü! El sallıyor.
KAPTAN - İskele alabandaaa!
TAYFALAR KOROSU –
Burası yolun sonu.
Bize de şenlik günü.
Ay’Adası, işte geldik!
Sana geldik! Biz geldik!
Kara Korsan tutamadan,
Buzdağına bindirmeden!
Vardık sana, bulduk seni.
Çömlek dolu koca gemi!
(Lala çocuğu gene omuzlarına bindirir. Kıyıya el sallayarak tayfalarla birlikte, soldan
sahneyi boşaltırlar.)
(Işıklar söner...)
BÖLÜM 2. ADADA
(Işıklar yanar. Ayı Adasında liman açığa çıkar. Geride görünen buzdağıyla, burası
bütünüyle buzdan bir alandır. Buzdağının duvarında, bilmediğimiz bir yazının işaretleri kullanılmış,
büyük bir deri gergi asılıdır. Ayı Adası halkı toplanmakta, ÇIĞIRTKAN zilini çıngıllayarak ortalıkta
dolaşmaktadır.)
ÇIĞIRTKAN - Duyduk duymadık demeyin!... Duyana, duymayana çağrıdır! Limanda toplanılsın!...
Kralımızın buyruğu asılıdır. Okunsun, bilinsin!... Bundan böyle Ay’Adasında kurdele takınılacak!
Herkesin rengi belli olacak!... Toplanın! Limanda kurdele takınmak öğretilecek!... Toplanın;
Kralımız, halkına konuşacak!... Duyduk duymadık demeyin!... Gemi ayrılmadan önce Kralımız bir
konuşma yapacak!... Gemiyi uğurlamaya gelin!... Kralı dinlemeye gelin! Limana gelin!.... (Zilini
çalarak halkın arasına karışır.)
HALKTAN BİRİ - Bakalım daha neler göreceğiz.
HALKTAN DİĞERİ - Kurdele takınmaya sen karşı mısın?
HALKTAN BİRİ - Ne gerek var?
HALKTAN DİĞERİ - Bence eğlenceli olacak. Üstümüzdeki postlarla içimiz dışımız boz beyaz.
Çocuklarımızı düşün. Oynarken cıvıl cıvıl!... Gözlerimiz renk görecek.
ÖTEKİ - Kurdeleyi fiyonk yapıyormuşsun. Postun üzerine tutturuyormuşsun! Kızlar başlıklarına, oğlanlar
omuzlarına takacaklarmış.
BİR BAŞKASI - İstediğim yerime takarım. Kim karışır?
BİRİ - Kral ne konuşacak? Bilen var mı?
DİĞERİ - Beyaz ayıdan başka ne konuşur o?
7
ÖTEKİ - Adada beyaz ayı bulursa konuşsun!
DİĞERİ - Bu ne diyor, bu? Ağzında ne geveliyor?
BİR BAŞKASI - Adada beyaz ayı kalmadı, diyor. Doğru söylüyor. Bütün gözcüler gözlüyoruz. Yok! Bitti!
Tükendi! Kral hepsini avladı.
BİRİ - Hiç öyle şey olur mu? Beyaz ayı tükenir mi?
BİR BAŞKASI - (Ortalığa seslenir.) Heeey! Dinleyin! Soruyorum. Bir tek beyaz ayı izine raslayan var
mı?... (Uzaklara doğru bağırır.) Beyaz ayııı!... Koca ayııı!... Nerdesin? Var mısın?...
KORO –
Hey, hey, hey, heeey!
Beyaz ayı!
Koca ayı!
Dengim ayı!
Varlığımda, soluğumda,
Kanımda canımda payı.
Doyuranım, donatanım,
Beni soylu yaşatanım!
Neredesin?
Sen her zaman gönlümdesin.
Ama neredesin, neredesin?
Yiğitlikte eşsiz örnek!
Her ayıya bir avcı denk.
Her bir dövüş ölesiye,
Ölesiye ve teketek!
Pençelerinde de ölsek,
Öveceğiz sonsuza dek.
Gönlümde sen, türkümde sen,
Hakkın nice böbürlensen.
Hiç acınmam beni yesen!
(Dadı ile çocuk girerler. Adalılar gibi beyaz post giyinmişlerdir.)
DADI - Sen şarkıyı sevdin mi?
ÇOCUK - Brrrrr!
O ayının pençelerinde ölmek istemem!
DADI - Duracağın yeri şaşırma. Yerin, Kraliçenin büyük kızının yarım adım sol gerisi. Bu adada törenler
önemlidir.
(Taşıyıcılar çok büyük ve ağır ağaç koltuklar getirirler.)
ÇOCUK - Heey! Bunlar da ne?
DADI - Onlar, Kralla Kraliçenin tahtları!
( Dadı taşıyıcılara yer gösterir. Tahtlar yerleştirilir. Kraliçe sahneye girer. Gelişi saygılı bir
toparlanmaya neden olur. Kraliçe göğsünde çaprazlama tuttuğu kollarını dadıya açar. Göğsüne
iliştirdiği kurdeleleri gösterir. Sırtı halkına dönüktür.)
KRALİÇE - Bu kurdeleleri takınmak, yaşamımda yaptığım en aptalca iş! Kendimi bağışlamayacağım!
8
Benekli süs yumurtasına döndüm.
DADI - Ama, güzel olmuş, Kraliçem!
HALKTAN BİRİ - Sen oradan duyuyorsun! Kraliçe ne diyor?
HALKTAN DİĞERİ - Diyor ki... Süslü kuş yumurtasına dönmüş!
HALKTAN ÖTEKİ - Bize dönse de görsek.
(Kraliçe, postunu süsleyen mor renkli kurdele fiyonklarını göstermek üzere halkına döner.)
HERKES - OOOOOOOOO!.........
( Başdanışman girer. Kraliçenin önünde eğilir.)
KRALİÇE - (Başdanışmana) Bu süslerle uğraşmak yüzünden değerli gündüzümüzden onca zaman
yitirdim!
BAŞDANIŞMAN - Ama, Kraliçemiz! Böyle çok güzel! Çok güzel oldunuz.
KRALİÇE - Hıh!... Ben neysem oyum.
DADI - Kızlarınız da hazır. Gelmeyi bekliyorlar. Gelsinler mi?
KRALİÇE - Elbette gelsinler!
(Kraliçenin kızları, eflatun fiyonklarla süslenmiş postlarıyla gelip dizilirler. Gemiyle gelen
çocuk da yerini alır. Halk hayranlık belirtir.)
HERKES - OOOOOOOOO!.......
BAŞDANIŞMAN - Kızlarınıza bir bakın! Her günkünden güzeller!
KRALİÇE - Gözü daha fazla oyalıyorlar. Hepsi o!
(Kral, mor fiyonklarla süslenmiş postuyla girer.)
HERKES - OOOOOOOOOOO! ......
BAŞDANIŞMAN - (Krala duyurarak konuşur.) Bakınız, Kraliçem! Kralımızdaki şu heybete bakınız!
KRALİÇE - O her zaman heybetlidir.
BAŞDANIŞMAN - Ama şimdi daha da heybetliler!
(Kral, Kraliçenin yanına gelir. Kendilerini iyice gösterdikten sonra birlikte koltuklarına
otururlar.)
1.YABANCI - (Krala duyurarak yanındakilerle konuşur.) Doğru seçim! Mor, her zaman buyurganların
rengidir.
(Trampetçilerle borazancılar girerler. Sarı kurdeleli postlarıyla set üzerine dizilirler.)
HALKTAN BİRİ - Çalgıcılara sarı rengi vermişler. İyi de yapmışlar! Sarı, göze çarpan bir renktir.
(Halk kaynaşır. Kırmızı kurdeleli askerlerin geçişi için yer açarlar.)
HALKTAN DİĞERİ - Askerler kırmızı takınmış! Bu da iyi! Ne de olsa kan rengi!
HALKTAN ÖTEKİ - Mavi avcıların, yeşil yabancıların, deniyor. Sarayda yaşayanlarınki pembe imiş. Peki
halk ne renk takınacak?
HALKTAN BİRİ - Ben danışmanların rengini merak ediyorum.
BAŞDANIŞMAN - (Krala açıklar.) Danışmanların rengi için biraz zorlandık, Kralım. Serinkanlı ve ileri
görüşlü nitelikleri, maviyi hakediyor! Bilgelik ve sağduyuya sarıyı yaraştırdık. Yargı görevleri
karayı, Kral yardımcılığı moru gerektirdi. Komuta yetkileri için kırmızıyı, saraydan oldukları için de
pembeyi ekledik...
HALKTAN BİRİ - Vay canına! Bizim danışmanlar, neymişler...
BAŞDANIŞMAN - Çok renkli bir tasarım üzerinde çalıştık.
KRALİÇE - Bütün renkler bitti! Halka ne kaldı?
9
HALKTAN ÖTEKİ - Evet, Kraliçem, biz ne takınacağız?
(Saray terzisi yanında taşıyıcı çıraklarla girer. Başdanışmana yeni postu giydirilir.)
HERKES - OOOOOOOOOOOO!.........
(Çok renkli postlarıyla danışmanlar gelip yerlerini alırlar.)
SARAY TERZİSİ - (Çıraktan aldığı bir kurdele topunu Kraliçeye gösterir.) Bu kurdele topu elimizde kaldı.
Ne renk olduğu belli değil. Onun için ne yapacağımızı bilemedik.
KRALİÇE - Doğrusu pis bir renk!
2.YABANCI - Bağışlayın! O hatalı toptu. Geri alalım.
1.DANIŞMAN - İsteyene verelim. Şimdilik onu bölüşsünler.
HALKTAN BİRİ - Ne biçim renk bu? Ne renk bu?
HALKTAN ÖTEKİ - (Alay eder.) Söyleyeyim mi ne renk? Kaka rengi bence!
HALKTAN DİĞERİ - (Alay eder.) Eh, bildik bir renkmiş!
HALKTAN BİRİ - (Safça) En çok biziz. Kime yetecek?
HALKTAN ÖTEKİ - “Bölüşün,” dendi ya! Minik, minicik, miniminnacık; görünmez fiyonkçuklarımız olacak.
HALKTAN BİRİ - Doğrusu ilk kez, halktan biri olmaktan hoşlanmadım. Ben pembe takınmak isterdim.
HALKTAN ÖTEKİ - Kurdele girdi; daha şimdiden ayrım başladı. Yok, buyurganlarmış; yok,
dövüşgenlermiş! Saraymış, halkmış!
1.DANIŞMAN - (Halkı yatıştırır. ) Sızlanmayın. Size de kurdele getirtiriz! Bol bol, herkes için getirtiriz.
1.YABANCI - Bizde harika renkler var. Yeter ki siz isteyin.
1.DANIŞMAN - (3.Danışmana) Getirtilecek mallara kurdeleyi de yaz.
2.DANIŞMAN - (Ellerini ovuşturur. ) İnanılmaz sürüm olacak... Bu işte çok büyük kâr var.
3.DANIŞMAN - (Ellerini ovuşturur.) Adada çılgın bir tüketim başlatıyoruz desene.
KRAL - (Başdanışmana) Borucuları arka sete geçirelim. Renkleri iyice görünsün.
KRALİÇE - (Krala) Artık konuşmanı yapacak mısın?
KRAL - Bekle biraz.
(Kraliçe kalkar, sabırsızca dolaşır. Başdanışman çalgıcıların yanından ayrılırken geri geri
gelir. Kraliçeyle sırt sırta çarpışırlar. Kraliçe şaşkın, çatık kaşlı ve kımıltısız kalır.)
BAŞDANIŞMAN - (Kraliçeyi sırtından iter.) Çekil yolumdan, sersem! (İttiğinin Kraliçe olduğunu görür.)
Amman!... Kraliçem!... Bin kez, özür dilerim! Sizi halktan biri sandım!... (Sitem eder.) Neden
sırtınıza da kurdele koydurtmadınız? Artık ayırdedilme şansımız var, değil mi?... Lütfen!... Bu
ayrıcalığı kullanın!... (Kraliçeyi şaşkın bir halde bırakarak Kralla ilgilenmeye gider.) ...Kralımızın
yüzü gülmüyor!... Acaba bir şeye mi sıkıldılar?
KRAL - Evet! Canım sıkılıyor! Kimin sıkılmaz? Avlanamamak, başıma ilk kez geliyor. Nerede bu ayılar?
Adada bir tek beyaz ayı yok!
HALKTAN BİR BAŞKASI - (Krala seslenlr.) Bu doğru, Kralım! Çünkü hepsini avlayıp bitirdiniz.
BAŞDANIŞMAN - Üzülmeyin! Buzdağlarıyla gene gelirler.
KRAL - Gelirler de, ne zaman?
HALKTAN BİRİ - (Yanındakine) Adamızda beyaz ayı tükendi mi yani?
HALKTAN BİR BAŞKASI - Kral son ayıyı avlayalı üç fırtına geçirdik.
KRALİÇE - (Yanında duran Dadıyla dertleşir.) Kral, avlanabilmek için, Kuzey Karasına gitmekten söz
ediyor, Dadı...
DADI - Atalarımız korusun!... O yolun, gidişi var, dönüşü yoktur.
(Kral ayağa kalkarak orta yere çıkar.)
10
KRAL - Sevgili halkım! Toplanın! Önemli bir şey konuşacağım.
BAŞDANlŞMAN - (Saray terzisinin taşıdığı pelerini alarak Kralın karşısında durur.) Yiğit ve soylu yüce Kral!
Önce, sunmak istediğimiz bir armağanımız var. Bu pelerin yalnızca size özeldir. Rengi katıksız
maviden... Bütünü kurdele örgüsü... Korkusuz ve gözüpek avcılık yıllarınızda avladığınız bütün
beyaz ayılar için!...
(Kral, halkının alkışları ve çığırışları arasında pelerini omuzlarına koydurur. Bando beyaz
Ayı’yı çalar. Kral susturur.)
KRAL - Yeter, sevgili halkım! Hepinize teşekkür ederim!... Şimdi beni dinleyin. Ben, Avcı Kral'ım!...
Yeryüzünün en değerli avını avlamalıyım ki, yaşamın benim için, eksiksiz anlamı olsun. Şimdi...
Değerli Danışmanlarıma, hepinizin önünde soruyorum. Yeryüzünün en değerli avı, nedir?
Söylesinler bana!
BAŞDANIŞMAN - Yüce Kralım! Hiç kuşkusuz, yeryüzünün en değerli avı ülkemizin beyaz ayısıdır. Sayısız
insan, pençelerinde can vermiştir. Hattâ, Kara Kral, bunlardan biridir. Taa sıcak ülkelerden buraya,
avlanmak yerine eceline gelmiştir. Hep anlatırlar.
KRAL -
Evet, biliyorum... Fakat yeryüzünde başka avlar da var. Sevgili Kaptan dostumdan sayısız öykü
dinledim. Açık denizlerde buzdağları büyüklüğünde balinalar avlarlarmış... Bu saygın yabancılar,
uzak güneyde, erimiş ayı yağı kadar ılık nehirlerde timsah denen yaratıklardan sözettiler.
1.YABANCI - İzin verin, düşüncemizi açalım, yüce Kral! Bir avın tehlikesi ne denli büyükse, o avın değeri o
denli büyüktür. Sıcak ülkelerde arslan, kaplan, fil, timsah ve gergedan avı bunlardandır.
2.YABANCI - Uzak sıcak ülkelerde insanın başından geçecek tehlikeli serüvenler, gökteki yıldızlar kadar
çoktur.
KRAL - (Kraliçeye döner.) Kraliçem!... Karşı çıkmazsan eğer, bu kez de ben, o Kara Kral’ın ülkesine
gitmeyi deneyeceğim... (Halk heyecanla kaynaşır.) Geçtiğim her yerde avlanırım. Yeryüzünün en
değerli avı hangisidir, böylece kendim karar veririm.
KRALİÇE - (Kısa bir an düşünür. Önce halkına seslenir.) Halkım tanıktır ki, karşı çıkmıyorum!... (Kral’a
döner.) İçin rahat git... Kuzey Karasına gitmendense, bütün Güney Yeryüzü, daha az tehlikelidir.
KRAL - (Emreder.) Hazine sandığı gelsin!
(Koruyucular hazine sandığını getirir, iki yabancının tam önünde açarlar. Yabancıların
gözleri parlar.)
KRAL - Hazinemizi Kraliçeme bıraktığıma, halkım tanık olsun! O, benim yokluğumda ülkemi yönetecek...
Ben bunların yalnızca birazcığını yanımda götürmeye karar verdim.
BAŞDANIŞMAN - (Öne çıkar.) Hazinemizi bölmeye, törelerimiz izin vermez, Kralım!
KRAL - Harcamayacağım ki. Yanımda dursun yeter. Uğur getirsin diye.
1.YABANCI - Hem de saygınlık kazanmak için gerekli. Göreceksiniz. Bu hazinenin birazcığı
yanınızdayken, insanlar size hizmette nasıl yarışacaklar.
BAŞDANIŞMAN - Ama bölemezsiniz!... Töreler...
KRALİÇE - (Kralın üzülmesini istemez.) Bölemeyeceğine göre, ille de istiyorsa, olduğu gibi yanında
götürmesi gerekecek. (Krala) Bu da bir çözüm, sevgili Kral’ım.
1.YABANCI - Evet! En doğrusunu Kraliçe söyledi. Bunun çaresi, sandığı götürmektir.
2.YABANCI - Çaresiz!... Sandığı! Yani içinde ne varsa hepsiyle! Olduğu gibi!
KRAL - Bu bilge yabancılar da böyle öğütleyince... Tamam, Kraliçem. Senin dediğin olsun. Sandığı olduğu
gibi götürüyorum.
1. YABANCI - (Seyirciye döner. Anlamlı anlamlı) Gerçi tehlikeli olur...
2. YABANCI - (Seyirciye) Kimse, yolda başa neler geleceğini kestiremez.
KAPTAN - (Öne çıkar.) Geminiz hazır, Kralım!
BAŞ ASKER - (Öne çıkar.) Asker hazır, Kralım!
KRAL - (Sandığı gösterir.) Gemiye taşıyın!
11
KRALİÇE - (Ağlar.) Bu kadar çabuk gideceğini, düşünmemiştim!...
(Kaptanın arkasından, önce sandığı taşıyanlar, onları izleyerek askerler sahneden çıkarlar.)
KRAL - Sevgili Kraliçem! Lütfen ağlama! En sevdiğim dostumun gemisiyle gidiyorum. On iki seçkin
askerimi yanımda götürüyorum. Tehlikede değilim. Beni hiç merak etme... Gözüm arkada değil.
Avladığım bütün ayıları halkımıza dağıttım. Stoklarımız uzun yıllar ülkeye yeter. Gene de
sıkışırsan, saraydaki çok değerli beyaz ayı postlarını gelen gemilere sat. Sizi yıllarca idare eder...
Şimdi söyle bana, size gelirken ne getireyim?
KRALİÇE - Ne isteyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Keşke altı kızımızla beni de yanında götüreydin.
KRAL - Ama bu olanaksız.
KRALİÇE - Biliyorum. Gelen gemilerle haber yolla; sana ne olduğunu bileyim, bana yeter.
KRAL - (Dizilmiş kızlarının karşısında iç çeker.) Ah, şu güzel kızlarımın altısı da oğlan olaydı... Bir düşün,
ne yaman bir avcı takımı oluştururduk! (Kızlarını teker teker öper.) Küçük, mutlu kızlar olun!... Her
gelen gemiyle benden armağanlar bekleyin! Sakın, arkamdan ağlamayın!... (Çıkar.)
(Kızlar hemen ağlamaya başlarlar. Gemiyle gelen oğlan öne çıkarak büyük kızın elini sıkıca
tutar. Borular Beyaz Ayı’yı çalar. Herkes, hep birlikte, kalkan gemiye, seyirciye doğru el sallarlar.)
KRALİÇE - El sallayın!... Babanıza el sallayın, çocuklarım!... Gemisi görünmez oluncaya... Deniz beneksiz
bir sonsuzluk oluncaya değin el sallayın!... Ama, sakın ağlamayın... Kuzeye gitmesindense,
güneye gitmesi çok daha iyi. Bütün Güney Yeryüzü daha az tehlikelidir.
(Herkes gemiye el sallarken... Işıklar söner.)
BÖLÜM: 3
ŞİMDİ YEDİ YIL SONRADIR
1.ÇOCUKLAR ÇABUK BÜYÜR
( Işıklar sarayın işlik odasını aydınlatır. Kraliçenin on beş yaşına gelmiş büyük kızı,
kocaman bir kasnağa gerili ayı derisi üzerine boyalarla resim yapmaktadır. Dadı girer.)
DADI - Ne işliyorsun, yavrum? Kraliçe annen, büyük kızının güzel bir uğraş bulduğunu söyledi.
BÜYÜK KIZ - Bir masal resimliyorum, Dadı. Kendime yeni yaş armağanım!
DADI - Ne güzel! Ne mutlu sana! On beş yaşına giriyorsun... On beş yaş güzel bir yaştır. Hele akıllı,
yetenekli, güzel bir genç kız için, çok güzel bir yaştır!... (Kasnağa eğilir. İnceler.) Ben orada bir
buzdağı; buzdağının üzerinde bir beyaz ayı görüyorum.
BÜYÜK KIZ - Çok yaşlı bir beyaz ayının öyküsü bu...
DADI - Anlatsana, yavrum!
BÜYÜK KIZ - Bu ayı öylesine yaşlı ki, ana karada bastığı buz kırılınca, gerisin geri atlayamamış. Böylece
Kuzey Ülkesinden kopmuş; güneye sürüklenmiş. Sürüklenmiş, sürüklenmiş... Sonunda bir adaya
takılmış. Sevinçle adaya çıkmış. Çok açmış. Yiyecek aramış... Ama bulamamış. Çok yalnızmış.
Arkadaş aramış... Onu da bulamamış. Meğer o adadaki bütün ayıları acımasız bir avcı çoktan
öldürmüşmüş!... İşte o adada her zaman birlikte dolaşan iki çocuk varmış. Bir gün bu yalnız beyaz
ayıyı bulmuşlar. Onları yiyemeyecek kadar yaşlıymış. Korkmadan yaklaşmışlar. Ona, “Son Beyaz
Ayı!” demişler. Ölünceye kadar bakmışlar, beslemişler...
DADI - Ama masalın insanı üzüyor, yavrucuğum.
BÜYÜK KIZ - (Bir suskunluktan sonra) Öyle mi?
DADI - (Seyircinin önüne gelir.) Masaldaki bu acımasız avcı, avlanmak için tam yedi yıl önce uzak ülkelere
giden ve hâlâ daha dönmeyen Kral Babası olmalı!... (Büyük Kıza döner.) Sen işini işle, yavrum.
Bitmez tükenmez uzun kara kış gecemiz geliyor! Çocuklar bizden masal bekler..... Ne güzel
resimliyorsun! Boyaların dayanıklı mı bari? Emeğine değecek mi? Kalıcı olacak mı? Bu boyalar
yeni mi geldi?
BÜYÜK KIZ - Onlar armağan, Dadı! Getireni biliyorsun.
DADI - Biliyorum... Mutlu genç!... Yedi yıl önce saraya getirdiğimizde küçücük bir oğlandı. Şimdi yiğit bir
12
delikanlı! Kaptanlık eğitimi alıyor. Bu sayede denize açıldıkça sana armağanlar getiriyor. Merak
ettiğim, acaba Kraliçe annen, ikinizin de büyüdüğünüzün farkında mı? Bakıyorum, süslemeler için
yeni fiyonk desenleri bulmuşsun.
BÜYÜK KIZ - Beğendin mi?
DADI - Evet. Güzel olmuş!... Biliyor musun? Fiyonklar kültürümüze bundan yedi yıl önce girdi. Babanı
uzaklara gitmeye kandıran o kurdelecilerle. O zamanlar gerçek kurdeleleri fiyonk yapıp
giysilerimize tutturuyorduk. Neyse ki kullanışsızdı. Çabuk unutuldu. Ama süslemelerde yerleşti
kaldı...
2. ADADA KITLIK VARDIR
BÜYÜK KIZ - (İşini bırakıp dışarıyı dinler.) Sen de duyuyor musun?... Dışarıdaki uğultu ne? Sanki bir sürü
kızgın insan bir arada.
(Dadıyla birlikte, pencere yerine geçen küçük deliklerden dışarıya bakmaya giderler.)
DADI - Sarayın önüne toplanmışlar. Sanki ada halkının hepsi...
BÜYÜK KIZ - Gördüklerim beni korkutuyor...
(Kraliçe girer. O da pencereden dışarıyı görmeye çalışır.)
KRALİÇE - Benim halkım nasıl oldu da bu gülmez yüzlü, uğultulu kalabalığa dönüştü?... Neden sarayın
önünde toplandılar? Sen biliyor musun, Dadı? (Lala girer.) Hah, Lala! Neler oluyor?... Susma,
Lala; neden toplanmışlar? Halkım ne istiyor? Neden gelip benimle konuşmuyorlar?
LALA -
(Teker teker söyler.) “Kralımız gideli yedi yıl oldu. Kara kışa giriyoruz. Etimiz yağımız tükendi.
Ayılarımızı, Kral avlayıp bitirdi. Şimdi ne yapacağımızı, Kraliçemiz bize söylesin...” Diyorlar!
KRALİÇE - Atalarımız yardım etsin! Korktuğum başıma geldi. Sonunda ülkemde kıtlık mı başlıyor?... Peki,
ne yapacağız, Lala?
LALA - Onu size soruyorlar, Kraliçem!
KRALİÇE - Öyle ya, ne aptalım!... Halkım elbette bana soruyor. Ne yapılacağını Kraliçeleri düşünüp
bulacak... Keşke Sevgili Kralımız şimdi burda yanımda olaydı.... Kraliçe başımla ne yapacağımı
ben nereden bilebilirim? (Biraz dolaşır.) Ama, çok düşünecek ne var? Lala! Buyruğum olsun!
Git, Ambarcı Başına söyle. Saraydan her eve, bir kara kışlık etle-yağ dağıtılsın!
LALA - (Sevinçle) Başüstüne Kraliçem!... (Kraliçenin önünde diz çöker. ) Sağolun! Varolun! (Hemen
kalkar.) Koşuyorum! Önce dışarıya bu sevinçli haberi vereyim.
KRALİÇE - (Arkasından seslenir.) Bana yazıcımı da yolla! Buyruk derisini de alsın gelsin.
LALA - Başüstüne!
(Lala çıkar. Büyük kız Kraliçeye sarılır.)
BÜYÜK KIZ - Anneciğim, seni çok seviyorum!
KRALİÇE - Yapılacak tek bir şey vardı, kızım; ben onu yaptım... Şimdi halkımızdan, beyaz ayı postlarını
limanda yalnızca yiyecekle değiştirmelerini istemeliyiz. Yalnızca yiyecek...
KORUYUCUBAŞI - (Hızla girer. Kraliçenin önünde toparlanır, durur. Hazır-ol duruşa geçer.) Sarayın
yiyeceğini hiç düşünmeden dışarıda dağıttığınızı duydum! Stoklar bitince yerine yenisinin
konulamayacağını, Kraliçemiz bilmiyorlar mı?
KRALiÇE - (Tatlılıkla) Bakıyorum, ateş püskürüyorsun, Koruyucubaşım!... Ama Sevgili Kralımız, adamızın
beyaz ayılarını herhalde yalnızca saray için avlamadı. Halk şarkımız ne der? Bir düşün. Sen de
ben de, bu şarkıyı söyleyerek büyüdük!
(Dışarıdan, “Yaşasın Kraliçemiz!” sesleri...)
DADI - Dışarıda bayram yapıyorlar!
KORUYUCUBAŞI - (Yakınır.) Ama Kraliçem! Kral hazineyi götürdü. Sarayda kıtlık da olursa, adamlarımıza
sözüm geçmez. Hepsi bırakır gider.
KRALİÇE - Bana kalırsa, adamlarını sen kendin dağıt. Ne de olsa, “Sarayda aç yaşıyoruz!" demelerini
13
istemeyiz... Borucularla trampetçileri, bayramlarda törenlerde, halk görmek isteyecektir. Onlar
kalsın. Gerisini gönder evlerine gitsinler! Ne dersin?
(Haberci girip saygıyla eğilir.)
HABERCİ - Başdanışmanınız, görüşme diliyor, Kraliçemiz!
KRALİÇE - Ne iyi! Tam da danışacağımız işimiz vardı. Gelsin! (İçeriye giren Başdanışmana) Geldiğine
sevindim.
BAŞDANIŞMAN - (Eğilir. ) Kraliçemiz!
KRALİÇE - Sarayda bunca askeri besleyemeyeceğimizi konuşuyorduk. Askeri dağıtmak istiyorum. Sence
de uygun mu?
BAŞDANIŞMAN - ...Niye olmasın? Çok uygun. Çoktan yapmalıydınız. Kral hazineyi götürdü. Sarayda
korunacak ne kaldı ki? Koruyucuya ne gerek var?
KRALİÇE - (Koruyucubaşına) Gördün mü? Başdanışmanımla ayni fikirdeyiz! Borucularla trampetçileri
alıkoy; ötekileri sal evlerine gitsinler.
(Koruyucubaşı gönülsüzce çıkar.)
BAŞDANIŞMAN - Siz salın. Onları biz tutarız. Biz, varsıllar! Bizim korunacak çok şeyimiz var.
KRALİÇE - Görüşmek istediğin nedir, sevgili Başdanışmanım?
BAŞDANIŞMAN - Ben, tüm danışmanlar adına geldim, Kraliçem. Her eve bir kışlık yağ-et dağıtılıyor,
dendi. Bize de verilmeli. Öyle değil mi? Eşitlik için böylesi gerekir.
KRALİÇE - Yani varsıllar da mı saraydan et istiyorlar?
BAŞDANIŞMAN - Ama ‘Her eve!’ buyurdunuz. Bir buyruk tam uygulanmazsa, bir düşünün ne olur. Sonra
kargaşa olur!
KRALİÇE - Kargaşa mı?
BAŞDANIŞMAN - Biz zaten varsılız. Saraydan dağıtılacak azık bize ne katacak ama, evet, eşitlik ve buyruk
hakkı için...
KRALİÇE - Peki! Öyle olsun... Ne yapalım!
BAŞDANIŞMAN - Sağ olun, Kraliçem; şimdi izninizle, acele gitmeliyim. Biliyorsunuz, limana çömlek yüklü
bir gemi yanaşıyor. Çok işimiz var.
KRALİÇE - Ama... Dur!...
BAŞDANIŞMAN - Özür dilerim, özür dilerim; duramam! (Kraliçenin önünde eğilir.) Acelem var, Kraliçem!
(Başdanışman, içeri girmekte olan Yazıcıyı kenara iterek acele çıkar.)
KRALİÇE - (Başdanışmanının ardından konuşmuş olur.) Çömlek düşünmenin sırası değildi! Ülkede kıtlık
var... (Yazıcısına döner.) Halkıma bir buyruk yazacağız... Beyaz Ayı postlarını limanda yalnızca
yiyecekle değiştirecekler.....
(Işıklar söner.)
3. KRALİÇENİN YÖNETİMİNE KARŞI ÇIKARLAR
(Süre geçer. Çığırtkanın zili duyulur. Yavaş yavaş liman açığa çıkar. Buzdağında bu kez
Kraliçenin buyruğu asılıdır. Bir gemi kıyıya merdiven indirmiştir. Çığırtkan sahneye girer.
Çığırarak dolaşır.)
ÇIĞIRTKAN - Duyduk duymadık denmesiiin!... Kraliçenin buyruğu limanda asılıdır. Okunsun, bilinsin!...
Bundan böyle Kraliçenin halkı, beyaz ayı postlarını gemilerden yalnızca yiyecekle değiştirecektir.
Ve de yiyecek dışında her türlü takas yasaktır!... Duyduk duymadık denmesiiiin!... Ve de
buyruktur; çiğnenmesin!.....
(Çığırtkana hiç aldırmayan varsıllar, geminin merdiveninden, çömlekleri kendileri taşıyarak
inerler.)
BAŞDANIŞMAN - (Karnının üstünde tuttuğu güzel çömleği okşar.) Bu parça süs olacak kadar değerli.
14
Kendim taşırım. Kimseye taşıtmam.
DANIŞMANLAR - (Ritimle dansederler.) Mutlu gün buna derim. Limanda çömlek yüklü bir gemi! Ayı yağı
eritmekte bize çömlek gerekli. Şimdi askerimiz de var. Varsıllar asker tutar...
(Kırmızı kurdeleliler ortaya çıkar, danışmanları tutuklayıp yaka paça götürmeye kalkışırlar.)
ASKERLER - Yürüyün!... Tutuklusunuz!
BAŞDANIŞMAN - Bırakın beni budalalar! Nereye götürüyorsunuz?
1.ASKER - Debelenme! Buyruğu görmedin mi? Doğru Kraliçenin önüne!
2.ASKER - Oku! Buyruk ne diyor? Okuman yok mu? Gemilerden yiyecek dışında takas, yasak!
BAŞDANIŞMAN - Budala! Sen artık Kraliçenin değil, benim askerimsin. Bırak beni!
2.ASKER - Ben dinlemem. Oradaki, Kraliçenin buyruğu! Yürü!
BAŞDANIŞMAN - Bırak. Salak! Peki, peki, bırak. Ben kendim giderim. Peki, gideceğim, bırak.
ASKERLER - Yürüyün!
(Başdanışman başı çeker. Askerlerin denetiminde bütün danışmanlar tek sıra, çığırtkanla
birlikte sahneden çıkarlar. Koruyucubaşı girer. Sahneye Kraliçenin koltuğu getirilir. Askerler
danışmanları yeniden sahneye sokup, sıraya dizip, bekletirler.)
BAŞDANIŞMAN - Hani? Nerede Kraliçe? Bizi böyle bekletmeye hakkı yok. İşimiz gücümüz var bizim.
KORUYUCUBAŞI - Bekleyeceksiniz. Şimdi ders zamanı... Kraliçe kızlarına ders veriyor. Ülke tarihini
öğretiyor!
(Başdanışman, öteki danışmanları çevresine toplar, kafa kafaya verirler. )
BAŞDANIŞMAN - Bu soğuk, yakacaksız ülkede, toprağı pişirerek çömlek yapmak olanaksız. Bunu Kraliçe
de bilir.
1.DANIŞMAN - Bunca varsıllığımızla, onca değerli çömlekten yoksun kalmamızı bizden nasıl ister?
2.DANIŞMAN - Ayı yağı eritmek için bize çömlek gerekli.
3.DANIŞMAN - Onun buyruklarına ne diye uyalım? Kral varken ülkeyi biz yönetiyorduk.
1.DANIŞMAN - Bütün güç bizdeydi.
3.DANIŞMAN - Kral, aklı, fikri ve bütün vakti avda olan biri değil miydi?
2.DANIŞMAN - Değişen ne var?
BAŞDANIŞMAN - Değişen şu: Kral yokken, yerine Kraliçe buyurgan oldu.
3.DANIŞMAN - Buyurgan olmaya hakkı var mı, peki? Yazılı mühürlü, ‘Yetki Devri Belgesi’ var mı elinde?
Hani nerede? Yok! Bana kalırsa, yetkiler halâ bizde.
DANIŞMANLAR - Doğru! Doğru! Doğru!
BAŞDANIŞMAN - Doğru! Kraliçenin işimize geImeyen buyruklarına uymak zorunda değiliz!
(Danışmanlar önceki gibi dizilirler. Kraliçe girer, koltuğuna oturur.)
KRALİÇE - Saray Danışmanlarım yasayı dinlemesinler! Olacak şey mi? Gözlerime inanamıyorum.
Başdanışmanım da aranızda!
BAŞDANIŞMAN - Kraliçemiz! Biz yasalara karşı gelmeyiz. Çünkü bilinir ki, bir ülkede varsıllar yasalara,
yasalar varsıllara uyuyorsa rahat edilir. Ancak, bizim bildiğimiz, ortada uymadığımız bir yasa da
yok! Ortada uyulması gereken bir yasa yok, çünkü.
3.DANIŞMAN - (Öne çıkar. ) Kraliçemiz! Kral, yetkilerini devretmeden gitti. Sözle yetki verilmez. Yetki devri
yazılı olmalıydı. Üzerinde Kralın imzası ve Beyaz Ayı armalı Krallık mührü bulunmalıydı. (Geri
15
çekilir.)
KRALİÇE - Yani yetkiler halâ sizde mi?
BAŞDANIŞMAN - Yetkiler hâlâ bizde.
KRALİÇE - O zaman yetkinizi kullanın!... Ülkeyi kıtlık bekliyor! Önlem almak gerekli.
BAŞDANIŞMAN - Siz hiç üzülmeyin, Kraliçem. Ülkede kıtlık olmaz. Biz varsılların stokları, ülkede herkese
yeter. Biz her zaman takasa hazırız. Bize post getiren, değerinde et alır. Hemen!
KRALİÇE - Ama...
BAŞDANIŞMAN - Emredin; postlarınız karşılığında saraya da ayı eti satalım.
1.DANIŞMAN - (Sızlanır. Başdanışmanı postundan çekiştirir.) Çok oyalandık... Çömlekler ortada kaldı.
BAŞDANIŞMAN - İzninizle, Kraliçem; gitmeliyiz!...
KRALİÇE - Durun! Kendimizden önce ülkemizi düşünmeliyiz.
BAŞDANIŞMAN - Kendimizi düşünmek, ülkemizi düşünmemize engel değil ki... Ülke işlerine de bakacağız!
Gerekirse yasa da yapacağız. İçiniz rahat etsin.
KRALİÇE - Bu yasa şimdi gerekli.
BAŞDANIŞMAN – Siz hiiiç tasalanmayın... Sarayınızda oturun; küçük kızlarınızı büyütün. Düşünmeyi
lütfen bize bırakın.
2.DANIŞMAN - (Askerlere) Çekilin! Çekilin önümüzden!
KRALİÇE - (Koruyucubaşına) Çaresiz salıvereceğiz. Bırak, gitsinler.
DANIŞMANLAR - (Kraliçenin karşısında birer birer eğilip hızla çıkarlar.) İzninizle Kraliçem! İzninizle
Kraliçem! İzninizle Kraliçem!
(Dadı sahneye girerken Danışmanlara yol vermek zorunda kalır.)
DADI - Bunca hevesle nereye koşturuyor bunlar?... Ülke işineyse, şaşarım!
KRALİÇE - Haklısın, Dadı! Kendi çömlek işlerine koşturuyorlar onlar!
(Kraliçenin kızları kovalamaca oynayarak sahneye girerler. Hepsi, yaşlarının gereği kadar
büyümüşlerdir. Sahnede koşuşup şamata yaparlar. Dadı onları susturur.)
DADI - Şşşşşş! Gürültü istemez. Yaramazlık yapmayın. Anneniz üzgün!
BÜYÜK KIZ - Anne, neden üzgünsün?
KRALİÇE - Üzgünüm, yavrum... Az önce, Danışmanlarımın karşısında boyumun ölçüsünü aldım.
Ülkemi yönetmeyi bilmiyorum ben!
Çömlekçiler altettiler,
Daha ilk çabamda beni.
Bilmiyorum yönetmeyi.
Bundan böyle sarayımda
Yalnızca Kralımı beklemekle
Geçireceğim günlerimi.
Yitirdim özgüvenimi.
Kim bekler artık benden
Kızlarımı bilgelikle
Büyütmemi, eğitmemi.
Kralımı bekleyerek
16
Geçireceğim artık
Tüm günlerimi...
(Üç küçük kız, Kraliçenin dizinin dibine otururlar.)
1.KIZ - Anne, anne! Söyle bize! Güneş nerde uyur geceleri?
2.KIZ - Anne, anne! BaIıkların var mı evi?
3.KIZ - Anne, anne, masaIlarda. canavarlar var ya, var ya!... Beyaz ayı yer hepsini, değil mi? Değil mi?
KIZLAR BİRLİKTE - Anne, Anne, söyle bana, bilmediğim ne çok şeyi...
KRALİÇE - Kim bekler artık benden kızlarımı bilgelikle büyütmemi, eğitmemi... . . .
(Kızları, Kraliçenin çevresinde kümelenir. Hep birlikte sahneyi boşaltırlar. Işıklar söner.)
BÖLÜM: 4
ADADA ZOR GÜNLER BAŞLAR
1. ŞİMDİ KARA KORSAN’DAN SÖZ EDECEĞİZ
(Işıklar yandığında sahne gene limana dönüşmüştür. Halk heyecanla toplanmaktadır. Çok
yaşlı, çok canlı, çok ilgili bir dede öne çıkar.)
ÇOK YAŞLI DEDE - Bir gemi mi gelmiş? Neden bana haber veren yok? Ne gemisi bu? Ne getirdi?
HALKTAN BİRİ - Hiç bir şey getirmedi. Üç öğün önce uğurladığımız gemi bu. Geri dönmüş.
ÇOK YAŞLI DEDE - Neden Küçük Limandan yanaştı? Neden geri dönmüş?
HALKTAN DİĞERİ - Şimdi anlayacağız. Biri, gemiden indi işte! Geliyor!
(Sahnenin bir yanından Delikanlı, öteki yanından Kraliçenin Büyük Kızı hızla girerler.
Biribirlerine koşarak ön sahnede elele kavuşur, karşılıklı dururlar.)
BÜYÜK KIZ - Ne oldu? Neden geri döndünüz?
DELİKANLI - Hemen Kraliçeye koşmalıyım!
DADI -
(Aceleyle sahneye girer.) Burada bekle. Kendisi zaten buraya geliyor!
(İki taşıyıcı Kraliçenin koltuğunu getirir, Dadının denetiminde yerleştirirler. Delikanlıyla Büyük
Kız, biribirlerinin ellerini bırakmazlar. Kimseyi görmüyor gibidirler.)
BÜYÜK KIZ - Ama söyle, neden geri döndünüz?
DELİKANLI - Denizde bir sandal bulduk. İçindeki adam, yarı baygındı. Sayıklıyordu. Kraliçeyi uyarmak
gerektiğinden, Kara Korsandan sözediyordu.
HALKTAN BİRİ - Kara Korsan mı? O, bu yakınlarda mı?
HALKTAN DİĞERi - Duydunuz mu? Kara Korsandan haber çıktı!
HALKTAN ÖTEKİ -
Ne olmuş? Elçi mi yollamış?
HALKTAN BİR BAŞKASI - Aman kendisi gelmesin; o lânet yüzünü bize göstermesin de...
HALKTAN BİRİ - Hadi canım, o da insan! Anlatıldığı kadar korkunç olamaz.
HALKTAN BİR BAŞKASI - O, akla gelecek her kötüden de beter kötüdür!
ANLATANLAR KOROSU –
Adı, Kara Korsan! Kara mı kara!
Hem saç sakal kara, hem yürek kara.
Aklı fikri altın, korsanlık, para.
Kara! Kara korsan! Kara mı kara!...
17
Kesik kulak! Oyuk göz! Tahta bacak!
Acımasız, çiğ et yiyici alçak!
Tepesinin tası attı kudurdu mu,
Dilim dilim doğrar geçer bulduğunu.
Karadır, kap kara! Kara mı kara!
Hem saç sakal kara, hem yürek kara.
Aklı fikri altın, korsanlık, para.
Adı Kara Korsan! Kara mı kara!
DEDE - Eeeee! Ne olmuş Kara Korsana? Ha? Ne olmuş Kara Korsana?
(Kraliçe girer. Girer girmez, elele tutuşmuş karşılıklı duran kızıyla delikanlıyı görür.)
KRALİÇE - Dadı! Ne demek oluyor bu?... Bütün gözler önünde!... Delikanlı! Karşımda kızımın eIini
tutmak ne demektir, sen biliyor musun?
BÜYÜK KIZ - Anne! O şaşkınlıktan, heyecandan, ne yaptığını bilmiyor!... (Delikanlıya) Bıraksana elimi!
Bırak! (Delikanlı bırakmaz.)
KRALİÇE - Yoksa bu delikanlı benden kızımın elini mi istiyor?
DEDE - Konuşsana, çocuk!
KRALİÇE- Konuş! Benden kızımın elini mi istiyorsun?
DELİKANLI - (Gözlerini yerden kaldırır. Usul sesle) Evet!... Her şeyden çok, Kraliçem!...
DEDE - İşte konuşmak, buna denir!... Kraliçem! Biz duyduk! Bu delikanlı kızınızın elini istiyor.
HERKES - Heeeey!... Yaşasın!...
BÜYÜK KIZ - (Aceleyle atılır.) Ama henüz değil! Daha isteyemez... Önce kaptanlık eğitimini
tamamlayacak.
HALKTAN BİR BAŞKASI - Olsun! Söz kesilsin hele.
HALKTAN DİĞERİ - Heeey!... Yaşasın! Bize düğün dernek var.
HERKES - Yaşasın!...
HALKTAN BİRİ - (Öne çıkar.) Kraliçem! Biz onaylarız. Halkımızın övüneceği bir delikanlıdır.
KRALİÇE - Eğer kızımın elini istiyorsa... Bilmiyor mu ki, bir daha hiç bir gemiye binip çekip gidemeyecek...
Şu andan başlayarak Kral olmak için eğitilecek! Tam yedi sınav verecek! Bütün bunları göze
alması gerekir.
DEDE - Alır mısın? Söyle!
DELİKANLI - Alırım.
DEDE - Kraliçeye söyle!
DELİKANLI - Alırım; Kraliçem!
KRALİÇE - (Kızına) Sen! Bir gün ülkene Kraliçe olacaksın. Bunu da düşün! Bu delikanlının elini istiyorsan,
şimdi söyle!
BÜYÜK KIZ - Anne!...
KRALİÇE - Bana “Kraliçem!” de!..... Yoksa istemiyor musun?
18
BÜYÜK KIZ - ... Evet, Kraliçem!... Ben de istiyorum. Hem de her şeyden çok!
HALKTAN BİRİ - Heeeey! Ne duruyoruz? Duydunuz! Haydi, kutlayalım bunu.
BİR BAŞKASI – Kraliçemiz! İkisi de istiyor! Biz de istiyoruz. O tam kızınıza göre bir genç. Siz izninizi
verin; biz kutlamasını buracıkta yapalım.
DİĞERİ - Tam sırasıdır! Bir kutlama yapmayı özledik.
ÖTEKİ - Şşşşşş! Susun! Kraliçe bir şey konuşuyor. Ne söylüyor, duyalım!
KRALİÇE - (Koltuğuna oturur.) Bu delikanlı, sırf kızımın elini istemek için gemisini tersyüzü geri döndürmüş
olamaz. Şimdi onu dinleyelim. Bakalım, niçin dönmüş?
HALKTAN BİRİ - Doğru! Susun! Onu dinleyelim.
(İki tayfa, elleriyle yaptıkları altın beşikte bildiğimiz Kaptan’ı taşıyarak, yanlarında Lala ile
birlikte girer, Kraliçenin önüne gelirler. KAPTAN tanınmaz haldedir.)
KAPTAN - Kraliçem!...
LALA - Onu bağışlayın, Kraliçemiz! Yere basamıyor. Ayakları donmuş. Bakımı günler alacak.
KRALİÇE - (Kaptan’a tanımak isteyerek bakar.) Seni tanıyor muyum?... Evet! Tanıyorum! Kral’ı götüren
geminin Kaptanıydın sen!
KAPTAN - Evet! Kraliçem!
KRALİÇE - Öyleyse... Kraldan haber getirdin!
KAPTAN - Hayır, Kraliçem!
KRALİÇE - Ama... Nerede olduğunu biliyorsun!
KAPTAN - Hayır!...
KRALİÇE - (Koltuğundan iner. ) Kara Korsan’ın adamları gibi giyinmişsin!
KAPTAN - Kraliçem; büyük tehlikedesiniz!...
KRALİÇE - (Tayfalara) Onu tahtıma oturtun... (Kaptanı Kraliçenin koltuğuna oturturlar.) Anlat şimdi!
KAPTAN - Korsanlar Topuk Adasındalar.
KRALİÇE - Dur! Baştan anlat. Anlıyorum, getirdiğin haber, ölüm kalım sorunu olmalı. Onun için kısaca,
ama en başından anlat!... (Yanına dizilmiş olan kızlarına) Tam yedi yıl önce, babanızın gemisine
buradan el salladığımızda, sizler, küçücüktünüz... (Kaptana) Sonra ne oldu? Anlat!
KAPTAN - ...Önceleri kuşlar gibi şen yol aldık... Geceyle gündüzün çok çabuk kavuştuğu iklimlere
çarçabuk vardık. Ancak bir sabah, uykumuzdan, ellerimiz, ayaklarımız bağlı uyandık. O iki
yabancı, tayfalarımın aklını çelmiş! Gemimi ele geçirmişler. Kralı, on iki adamıyla açık denize
saldılar. Onu son görüşüm bu oldu. Kral bana en son, sandalından seslendi. “Biz serüvenlere
kürek çekiyoruz. Sen dayanmaya bak, dostum!” dedi... Başına gelenleri, ancak Beyaz Ayı
düşünde bilir!... Çok geçmedi, bu kez Kara Korsan’a yakalandık. Kara Korsan’ı, bilen bilir.
Korkusuz, güçlü, kaba ve açgözlüdür. Hepimizi gemilerine forsa yaptı. Hazineniz, şimdi onun
elinde.
ANLATANLAR –
Adı Kara Korsan, kara mı kara!
Hem saç sakal kara, hem yürek kara.
Aklı fikri altın, korsanlık, para.
KAPTAN - Bu canavarın en zayıf yanı kesik kulağıdır. Kulağını henüz on iki yaşındayken, kendi kaptanı, bir
alkol krizindeyken, kesmiş! Bu kesik kulağı yüzünden çok alıngandır...
KAPTAN -
Bir fısıltı duysun hele,
Alay sanır kendisiyle,
Sanki biri seslenmekte
19
“Kesik kulak, kesik kulak, kesik kulak!” diye.
KORO -
Kesik kulak - kesik kulak - kesik, kesik kulak.
Kesik, kesik kulak - kesik kulak - kulak!
KAPTAN -
Dayanamaz mırıltıya
Hiç gelemez fısıltıya
En ufak bir yanılsama
Yeter artar kışkırtmaya
Her an hazır patlamaya...
KORO -
Kaçın, kaçın, savulun, heeey, duydunuz mu?
Tepesinin tası attı; kudurdu bu!
Dilim dilim doğrayacak bulduğunu.
KAPTANLA BİRLİKTE KORO Kaçıl, savul, sin, görünme!
Yoksa gider elden kulak;
Olursun bir kesik kulak!
KORO -
Kesik kulak - kesik kulak - kesik, kesik kulak!
Kesik, kesik kulak - kesik kulak - kulak!
KAPTAN - İşte böyle kudurduğu bir gündü. Öylesine haksızlıklar yaptı ki, kendi adamlarının elinden onu
ben kurtardım. Karşılık olarak, zincirlerimi çözdü. Kraliçem! Korsanlar Topuk Adasında
toplantıdalar. Korsan yasalarını tartıştılar. Orası buraya ne denli yakındır, bilirsiniz.
DELİKANLI - Topuk Adası, Ay’ Adasına en yakın karadır. Oradan burası , beş öğün arası çeker.
KAPTAN - Askeri dağıttığınız, Kara Korsan’ın kulağına erişti!
KRALİÇE - Korsan töresinde, adamıza ilişmek yoktur! Hiç... Boşuna telâş...
KAPTAN - Ama Kara Korsan toplantıda başka konuştu. “Avucumun içine konan kuşu salıverecek enayi
değilim!” dedi.
LALA - Madem hazinemiz onun elinde, bizde talan edecek daha başka ne var sanıyor?
HALKTAN BİRİ - Varsılların evleri var!... Yağla, postla, süsle, tıka basa dolu hepsi... Kraliçem! Onların
varlığı saraydakinden de çok.
KORUYUCUBAŞI - (Hızla karar alır.) Sen! Gözcüsün! Koş! Buzdağında gözcü dur.
HALKTAN BİRİ - (Sahneden çıkarken) Neyi gözleyeceğim?
KORUYUCUBAŞI - Kara Korsan baskınını, sersem!
KRALİÇE - (Koruyucubaşına) Halka korku salma!
KAPTAN - Kraliçem; Kara Korsan, baskına hazırdı! Ben haber vermek için kaçtım.
LALA - Sandalı, açık denizde, fırtınanın içindeydi. “Kara Korsan ... Ada baskını... Kraliçe bilmeli...” diye
sayıklıyordu.
DELİKANLI - Son hız geri döndük.
KRALİÇE - Geminiz nerede?
20
DELİKANLI - (Seyirci yönünü gösterir.) Bakın, orada! Bir an önce sise girmeye bakıyor. Kara Korsandan
kaçırıyoruz.
KRALİÇE - (Çevresine bakınır.) Danışmanlarımı göremiyorum. Neredeler?
KORUYUCUBAŞI - O çömlekçiler mi neredeler? Onlar niye limana insinler ki? Gemi çömlek mi getirdi ki
insinler?
HALKTAN BİRİ - (Sesi gözcülük yaptığı yerden, dışarıdan gelir.) Baskııın!... Baskın vaaaar!.... Kara
Korsan baskınııııı!.... (Daha yakından) Kara Korsan baskınıııııı!... (Sahneye dalar.) Kara Korsan
baskını bu! Tam beş gemi saydım. Beş gemiyle öteki limandan yanaşacaklar!
2. KARA KORSAN BASKINI
HALKTAN ÖTEKİ – Aklı olan doğru evine koşar! Ben bir kara kışlık etimi Kara Korsan’a kaptıracak değilim!
HALKTAN BİR BAŞKASI - (Koşmaya başlayarak) Herkes evine!...
KRALİÇE – Gidin! Evlerinizi savunun, ama, önce çocuklarınızı buz mağarasına gizleyin.
DADI - (Kraliçenin küçük kızlarını bir araya toplar.) Doğru saraya!... Çabuk! Çabuk, çabuk!
KRALİÇE - (Lalaya) Kaptanı da saraya taşıyın!
(Delikanlıyla Lala, Kaptanı altın beşiğe alır, taşıyarak götürürler. Sahne hızla boşalır.)
KRALİÇE - (Ortalık yerde kalmış koltuğunu sürüklemeye çalışır.) Atalarımdan kalan Koltuğumu, Kara
korsana kaptıracak değilim!
KORUYUCUBAŞI - (Sahneye geri gelerek koltuğu Kraliçe’nin elinden almaya çalışır.) Siz bırakın bana,
Kraliçem! Sizin için ağır! Bana bırakın!... (Sonunda koltuğu birlikte taşıyarak çıkarlar.)
(Sahne boşalmıştır. Süre geçer.... Korsanlar bir anda sahneyi karartan bir dalga gibi girer,
çevreyi kolaçan ederek dağılıp yerleşirler. Kara Korsan, konuşmak için yüksekçe bir yere çıkar.)
KARA KORSAN - Siz üçünüz!... Saray yolunun girişini tutacaksınız. Oradan kimseyi geçirmeyeceksiniz.
Beni duydunuz. Bir daha söylüyorum. Saraya elleşmeyeceğiz! Kimse saray yoluna burnunu bile
sokmayacak! Hah hah! Kralın hazinesi, zaten elimde! Kraliçeyi korkutmakla, elime ne geçecek?...
Şimdi tembihlerime kulak verin... Adadan tutsak getirmek yok! Cana kıymak hiç yok! Hele
duyayım, kim cana kıymışsa onun iki kulağını birden kendim keserim. İki kulak birden gider, haaa!
Hah hah!... Korsan töresine bari bu kadarcık uyalım... İşinizi kolay sanmayın, haaaa! Bu kuzey
ülkesinin insanları, beyaz ayı gibi dövüşür, derler. Şanslı olanınız, gemiye döner! Şimdi... Haydi,
talana! Haydaaaaa!...
KORSANLAR : Haydaaaaaaaaaa!..... (Hepsi birden hücum pozunda sanneyi boşaltırlar... Işıklar söner.)
II. PERDE
BÖLÜM : 5
1. KARA KORSAN BASKININDA SARAY
(Işıklar yanar. Saray odasıdır. Kraliçenin ortanca kızları, zorlukla taşıdıkları
kılıçlarıyla kılıç dövüşü çaIışa çalışa, sahneyi baştan başa aşarak çıkarlar. Dadı, Kraliçenin üç
küçük kızını sahneye getirir. Arkalarından Kraliçe de girer.)
KRALİÇE - Öteki kızlarım, neredeler?
DADI - Kılıç kullanmayı öğreniyorlar... Borucularla, trampetçilerle birlikte! Koruyucubaşınız herkese kılıç
dağıttı.
1.KÜÇÜK KIZ - (Pencere oyuğundan bakarak) Anne! Kapının önünde üç asker var. Saraydan saldığımız
askerlerden. Onları tanıdım.
21
KRALİÇE - Konuşayım onlarla, Dadı. Al onları, buraya getir.
(Dadı çıkar. Ortanca kızlar kılıç dövüşü çalışarak geri gelirler.)
1.ORTANCA KIZ - Anne, bak! Kılıç dövüşü yapmayı, ne güzel öğrendik!...
1. KÜÇÜK KIZ - (Sabırsız) Hadi ama, korsanlar gelsinler artık!
(Koruyucubaşı, ardından, üç askerle birlikte Dadı, girerler.)
KORUYUCUBAŞI - Saray yolunda tek bir korsan görünmedi. Nedenini anlayamadım.
DADI - Nedeni açık! Kurduğun ordudan korkmuşlardır.
KRALİÇE – Dileyelim de, hiç görünmesinler... (Askerlere döner. Tatlılıkla konuşur.) Sizleri Danışmanlarım
tutmuştu. Onların askeri değil misiniz siz? Neden sarayın önündesiniz?
1.ASKER - Biz dağıldık, Kraliçem! Ülkede katılacak ordu yok. Olmayınca, herkes evini korumaya koştu.
2.ASKER - Karılarını, çocuklarını korumaya!
3.ASKER – Biz sarayı savunmaya geldik!
1.ASKER - Bizim kimsemiz yok. Ülkemizin anası sensin. Biz seni korumaya geldik!
2.ASKER - Biz ölmeden, kimse bu saraya giremez!...
(Oluşan sessizlikte 1. Haberci gürültüyle girer.)
1.HABERCİ - Kara Korsanın adamları, her şeyi götürüyorlar!... Bütün varsılların evlerini bastılar. Ayı etlerini
gemilerine taşıdılar. Beyaz ayı postlarını, değerli süsleri, örtüleri, kumaşları, hepsini, ne buldularsa
aldılar. Kötülüklerinden bütün yağ çömleklerini kırdılar... Hiçbir şey kurtulmadı.
KRALİÇE - (Çok umutsuz) Hiç mi sağ kalan yok? Hepsi de mi öldü?
1.HABERCİ - Kim?... Varsıllar mı? Onlar niye ölsünler ki? Hepsi de buz mağarasına sığındı. Çocuklarla
birlikte. Kaçıp oraya saklandılar. Hepsi sağ! Ama halkınız dövüştü, Kraliçem! Bir kışlık et payları
için, beyaz ayılar gibi dövüştüler. Kara Korsan’a kırıntı kaptırmadılar.
2.HABERCİ - (Koşarak girer. ) Gittiler!... Adadan ayrıldılar. Karadan açıldılar bile! Gemilerini tıkabasa
doldurdular. İşleri bitti, gittiler... Halk limana doluşuyor. Duyuyor musunuz?
1.ORTANCA KIZ - Biz de gidip bakalım, anne! (Hep birlikte dışarı koşarlarken) Haydi anne! Sen de gel!
Gelmiyor musun?
KRALİÇE - Beklemeyin. Siz gidin!... Haydi, haydi, koşun!... (Koruyucubaşı ve Dadıdan başka hepsi
çıkınca) Ayaklarım titriyor! Beni artık taşımıyorlar... Şimdi biraz oturacağım. Siz de gidin. Bunu
kaçırmayın.
KORUYUCUBAŞI - Kraliçem!... Sizinle kalacağız.
DADI - Bizim de hiçbir yere koşacak takatımız yok!... (Korucubaşıyla birlikte, Kraliçeyi koltuğuna oturturlar.)
KRALİÇE - ...Kara Korsan baskınını atlattık mı şimdi?
DADI - Hem de ucuz atlattık!
KRALİÇE - ...Halkım seviniyor. Oysa, varsıllarımızın depoları da boşaldı. Ülkeyi artık gerçek kıtlık bekliyor.
DADI - Olsun. Baskını atlattık. Bir nefeslik sevinelim, Kraliçem.
KRALİÇE - Kara Korsan, sarayı yağmalatmadı... Sanıyorum ona bir iyilik borçluyum.
DADI -
İyilik mi? O katrancıya mı? Gemileri batsın! Karaya çıkamayasıca!
KRALİÇE - ... Düşündüğüm bir şey var... Büyük kızımı Başyazıtçı atamak istiyorum... Siz ne dersiniz?
Altından kalkar mı?
KORUYUCUBAŞI - (Düşünür.) Ondan daha iyisi yok bence...
DADI - İyi eğitildi... Aslında, tam ona göre bir iş!
KRALİÇE - Kara Korsan baskınını yazıtlamakla başlayacak. Bu büyük sorumluluk!
KORUYUCUBAŞI - Başaracaktır bizce.
22
KRALİÇE - O zaman... Durmayın. Gidin, söyleyin. Zaman geçirmeden, herkesle tek tek konuşsun. En
doğruyu araştırsın.
KORUYUCUBAŞI - Başüstüne!
(Koruyucubaşıyla Dadı çıkarlar. Kraliçe koltuğunda düşüncelere gömülür.)
2. BÜYÜK DEĞİŞİKLİKLER
(Kraliçe düşünceler içinde otururken Büyük Kız sahneye girer. Seyircinin önüne yürür.
Kendine güvenli, gelişmiş, büyümüş görünür.)
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye, ağırbaşlılıkla) Gururluyum... Saraya Başyazıtçı atandım... Ayı Adası’nın
bugününü yarına belgeliyorum... (Sevinçle haykırır.) Hem de resimleyerek!... Heyecanımı
dizginlemeliyim. Gördüğünüz gibi çok sevinçliyim! Ayrıca... Size mutlulukla bildiriyorum ki,
bundan böyle olanı biteni doğrudan benden öğreneceksiniz. Yani her şeyi en iyi izleyip bilenden!
Umarım sizin de hoşunuza gider. (Bir süre Kraliçeye baktıktan sonra) Zavallı Kraliçe annem...
Günlerce böyle dertli düşüncelere gömüldü. İyi ki bir gün Danışmanları, -ki ülkenin eski
varsıllarındandırlar- onu görmeye geldiler.
(Kraliçe koltuğunda dikleşerek Kraliçe tavrını takınır. Sahneye giren Danışmanlar karşısında
dizilirler. Büyük kız, kenara çekilip bekler. )
KRALİÇE - Görüşme istemişsiniz...
BAŞDANIŞMAN - Evet, Kraliçemiz!...
1.DANIŞMAN - Biz düşündük, taşındık. Size başvurmaya karar verdik.
2.DANIŞMAN - Şu halimize bakın!
3.DANIŞMAN - Bize yardım edin.
KRALİÇE - Daha dün, ülkemi yönetmeye kararlıydınız. Şimdi halktan biri gibi, bana mı geldiniz?
BAŞDANIŞMAN - Evet, Kraliçem! Biz de tıpkı halktan biri olduk. Zaten onun için size geldik.
KRALİÇE - Peki, sizin için ne yapabilirim?
BAŞDANIŞMAN - Biz gene ülkeyi yönetmeye gönüllüyüz. Ama artık varsıl ve güçlü değiliz. Ama olmamız
gerekir. Yani, yönetenler olarak, bizden bu beklenir. Yoksa halk bizi niye dinlesin?
2.DANIŞMAN - Oysa şimdi herkesten yoksul olduk.
3.DANIŞMAN - Onların bir tekindeki varlık bizdekinden çok.
1.DANIŞMAN - Ellerindekinden bize pay vermeliler.
KRALİÇE - (Duyduklarına inanamaz.) Size pay mı vermeliler?
1.DANIŞMAN - Yeniden güçlenip yönetimi ele almamız için, bu, gerekli.
BAŞDANIŞMAN - Yönetilmeleri gerek. Değil mi? Sizi severler, Kraliçem; buyruğunuzu dinlerler. Bize pay
versinler ki yeniden sözü dinlenir kişiler olalım.
KRALİÇE - (Kararlı ve kızgın) Şimdi beni iyi dinleyin... Kimseyi yönetecek değilsiniz. Tez elden halktan biri
olmaya alışmaya bakın. Çünkü artık sizin değil, kendi doğru bildiğimi yapacağım... Bu görüşme,
bitmiştir!
(Kraliçe kesin bir tavırla kalkıp sahneden çıkar. Eski danışmanlar aralarında çekişerek aksi
yönden çıkarlar. Taşıyıcılar Kraliçenin koltuğunu dışarı taşırlar. Sahne dışından çıngırakların
çıngılı duyulur.)
3. YENİ DANIŞMANLAR ZAMANI
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye) Çığırtkanların çıngırakları gene cıngıllıyor!... (Çıngırak sesleri yaklaşır...) Annem
gerçekten de, kendi bildiğini yaptı. Şu anda küçük liman kentimizin tüm geçitlerinde çığırtkanlar
dolaşmakta... Dinleyin!...
ÇIĞIRTKAN - (Zilini sallayarak girer. Dolaşarak çığırır.) Duyduk duymadık denmesiiiin!... Her sokağın en
genç babasıyla en yaşlı kişisi, Kraliçenin Danışmanı atanmıştır! Gençler yaşlılara yardım etsin.
23
Önümüzdeki ilk öğün sonrası, buz mağarasına ilk toplantıya gelinsiiiiiin!... Duyduk duymadık
denmesiiiin!... Her sokağın en genç babasıyla en yaşlı kişisi Kraliçenin Danışmanı atanmıştır...
Gençler yaşlılara yardım etsiiin... Önümüzdeki öğünden sonra buz mağarasına ilk toplantıya
gelinsiiiin...
(Çığırtkan çıkar. Büyük kız, sahnenin dışını gözetleyecek uygun bir yer arar.)
BÜYÜK KIZ - Çığırtkanın sözünü ettiği o ilk toplantı, işte az önce yapıldı, bitti! Şu anda, dağılmakta. Bu
yol, doğruca buz mağarasına çıkar. Durun! Kimi görüyorum? Bir gelen var. Oooo! Bu çok genç
biri. Demek ki çok genç bir baba! (Sahneden aceleyle geçen Genç Babanın yolunu keser.) Bir
dakika! Kısa bir söyleşi yapabilir miyiz?
GENÇ BABA - Ama acelem var!
BÜYÜK KIZ - Çok kısa bir söyleşi! Hem nedir aceleniz?
GANÇ BABA - Daha yeni, daha bir öğün önce, ben baba oldum. Oğlumu doya doya göremedim bile.
BÜYÜK KIZ - Kutlarım! Yalnızca birkaç soru. Kraliçenin Danışmanlar Kurulunu oluşturdunuz. Buna ne
diyeceksiniz?
GENÇ BABA - Ne mi diyeceğim?
BÜYÜK KIZ - Bu kurul hakkında fikriniz?
GENÇ BABA - Benim fikrim değildi.
BÜYÜK KIZ - Doğru! Toplandığınız gibi dağıldınız. Çok kısa sürmedi mi?
GENÇ BABA - Yetti. Görevimizi öğrendik.
BÜYÜK KIZ - Nedir bu görev?
GENÇ BABA - Biz bir hafta düşüneceğiz.
BÜYÜK KIZ - Neyi?
GENÇ BABA – Etimiz yağımız tükenmeden, kıtlığa çare bulmayı!
BÜYÜK KIZ - Oooo! İşiniz zormuş sizin! Başarabilecek misiniz?
GENÇ BABA - Her halde! Yoksa çocuğum kıtlıkta mı büyüsün?
BÜYÜK KIZ - Atalarımız yardım etsin!... Ne diyebilirim?
GENÇ BABA - Yani gidebilir miyim?
BÜYÜK KIZ - Son bir soru: Yaşamınızdaki en önemli olay?
GENÇ BABA - Baba olduğumu söyledim ya! (Koşarak çıkar. )
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye ) Doğrusu bu genç babanın bana, “Kraliçenin Kuruluna atanmak!” demesini
beklemiştim. Ama o, “Baba olmak!” dedi... Bir haftanın geçmesini sabırsızlıkla bekledik... Şimdi
sizi Buz Mağarasına götüreceğim. O ünlü toplantıya! Ben tam vaktinde orada olmalıyım. Çünkü
tutanağı ben tutacağım. (Seyirciyi selâmlar. Çıkar.)
BÖLÜM : 6
ÜNLÜ TOPLANTI
(Buz mağarası açığa çıkar... Sahneye girenler mağaranın setlerine yerleşmeye başlarlar.
Gelen gençlerin hepsi erkektir. Ötekiler, kadın ya da erkek, daha çok olgunluk ve yaşlılık çağında,
kimileri ise, çok, çok yaşlıdırlar. Büyük kız da gelir, yerini alır. En son Kraliçe girer. Çıkmalı bir
yükseltiden hemen toplantıyı açar.)
24
KRALİÇE - Sevgili Danışmanlarım!... Benden konuşma beklemeyin! Boşuna zaman harcamayacağım. İlk
sözü Kurulumuzun en yaşlısına veriyorum. Ona taktığınız adla, Tarih Ana’ya! (Bakınır. ) Ama onu
göremiyorum.
HALKTAN BİRİ - Yolda gördüm. İki kişi koluna girmişti. Gelmesi zaman alır.
HALKTAN DİĞERİ - Onun yürüyebildiğini bile bilmiyordum.
KRALİÇE - Öyleyse... Tarih Anamız gelinceye kadar... Bu Kurula niçin en yaşlı kişileri ve en genç babaları
topladım? Merak ediyorsunuzdur. Onu anlatayım. İçinizde okula gideniniz var mı?... Elbette yok!
Çünkü bizim okulumuz hiç olmadı. Bizim insanımız, yaşlandıkça, deneyimle bilgelik kazanır.
Ülkemizde yaşlı kişilerin öğütleri işte bunun için çok değerlidir. Öte yandan, çabuk karar verip
uygulayan, gözüpek, atak gençlik şimdi bize her zamankinden çok gerekli. Ancak gençler de, hele
baba olmadan, sorumluluğu pek tanımazlar... Bir sokağın en yaşlı kişisiyle en genç babası ise
devamlı değişir. Böylece, devamlı kendini yenileyecek bir kurulumuz oldu.
KURULDAN SESLER - Evet! Doğru!... Ne güzel anlattı... En çok merak ettiğim buydu!... Doğru!
KRALİÇE - İşte, Tarih Anamız geldi. Sözü ona bırakıyorum.
(Tarih Ana yükseltiye getirilir. Kraliçe kendi yerine çekilir. Tarih Ana ağzını açar ama
konuşamaz. Sesi çıkmaz.)
HALKTAN BİRİ - Neden konuşmuyor?
HALKTAN DİĞERİ - Bunadı mı?
HALKTAN ÖTEKİ - Heyecanlı! Kraliçenin önünde konuşacak.
TARİH ANA - (Pürüzlü bir sesle) Atalarımız... (Sesi çıkmaz. Susar. Kıpırdanmalar ve “Şşşşşş” sesleri.)
KRALİÇE - Onu oturtun!
(Tarih Anayı oturtmaya çalışırlar. Ama o, ayakta durmakta direnir. )
TARİH ANA - Atalarımızın... Bu ülkeye... Yalnızca dokuz gemiyle geldiklerini hepimiz biliriz... (Sonunda
sesini denetler.) Onun içindir ki, dokuz, bizim kutsal sayımızdır! Burada yeni bir göçe
kalkışamayacak kadar çoğaldık. Ama... Taa kuzeyde bir kara parçası daha var. Gidişi var, dönüşü
yok bilinen ülkedir orası. Beyaz ayıları bol, uçsuz bucaksız buzlar ülkesi!... Oradan adamıza
dokuz düzine yavru ayı getirsek, doğaya salıverdik mi, onlar da çoğalırlar. Tıpkı bizim gibi! Gün
gelir, gene bizi doyururlar. (Susar. )
HALKTAN DİĞERİ - Eğer bunamadıysa; aklını kaçırmış!...
HALKTAN BİRİ - Bilinci yerinde! Bilerek konuşuyor.
HALKTAN ÖTEKİ - Kuzey Ülkesine kimse gidemez.
HALKTAN BİRİ - Giden var.
HALKTAN ÖTEKİ - O yalnızca efsane.
HALKTAN BİRİ - Tarih Ana tanık olmuş. Biliyor.
HALKTAN BİR BAŞKASI - Kuzey Ülkesinden yavru ayı toplamak kolay mı?
HALKTAN ÖTEKİ - Anası, yaşına gelinceye kadar yavruyu yanından ayırmaz. Sana mı verecek?
KRALİÇE - Tarih Ana! Bu dediğin çok tehlikeli; dahası, umutsuz bir iş!
BİR BABA - (Ayağa kalkar.) Tehlikeden kimse söz etmesin. Kraliçem, biliyoruz ki asıl tehlike, açlık! O da
zaten kapımızda. Asıl sorun, bizim gemimiz yok! Aradaki denizi aşmak için büyük gemiler gerekli.
Hem oraya ulaşmak, hem de yükle geri dönmek için!
BİR KOCAMIŞ DENİZCİ - (Ayağa kalkar) Kraliçem! Duydum ki Kara Korsan, öteki adıyla o Kulaksız, hâlâ
daha Topuk Adası’ndaymış. Gemileri de kalafatta...
BİR YAŞLI KADIN - Ne diyor bu yaşlı kurt? Bu kocamış deniz kurdu ağzını boşa açmaz! (Seslenir.) Ne
diyorsun sen, ha? Ne demek istiyorsun? De hadi!
KOCAMIŞ DENİZCİ - Kendi küçük gemimle, Kara Korsan’a ulaşabilirim, diyorum. Onu orada kıstırabilirim.
HALKTAN BİRİ - Sana kolay mı göründü? Balık mı ki o da, onu orada avlamaya gideceksin?
HALKTAN BİR DİĞERİ - Bu iş tüccar gemileri için balık tutmaya benzer mi? Kendini murdar etmen yetmez.
25
Bak, kokun, taa buraya geliyor!
YAŞLI KADIN - O acımasıza, o kulaksıza lokma olursun. Lokma!
BİR BAŞKASI -
Kara! Ya da Kulaksız...
Kesinlikle acımasız!
Bu yiğit halkı
Kıtlıktan kırdıranlar,
Bir Kralımız,
Bir de o kulaksız!
KOCAMIŞ DENİZCİ - Ben, hiç bir kulaksıza lokma olmam. Ama o kulaksızı, ah, bir kıstırsam... Bakın, bir
kıstırsam, diyorum... Öteki kulağının kesilmesindense gemilerini seve seve bize ödünç verir.
GENÇ BİR BABA - Heeeey!... Bu yaşlı kurda kulak verin!... Çünkü doğru söylüyor! Çünkü çözümü gördü
o. Çözüm, ödünç almak... Dinleyin onu! İşte çözüm!... Çözüm, ÖDÜNÇ ALMAK!
GENÇ BABALAR -
Heeeey!
Çözüm bulundu!
Çözüm, gemileri
Ödünç almak!
O kuzey buz ülkesine
Yapılacak sefer için,
Hani yaman iş olacak
Kulaksızdan yararlanmak!
KOCAMIŞ DENİZCİ - Kara ya da acımasız!... Onu bir kıstırsam, razı ederim. Anlaşma bile yaparım.
GENÇ BABALAR -
İşte çözüm!
Önce kıstır,
Fırsat yarat.
Sonra dayat!
Adı olsun, ödünç almak.
Hey hey hey hey!
Kara Korsan çıkarması!
Coşturuyor düşüncesi.
O kuzey buz denizine
Yapılacak sefer için
Hani, yaman iş olacak,
Kulaksızdan yararlanmak!
KRALİÇE - Başarsak bile, ayılar adada çoğalıncaya kadar açlıktan kırılırız... Bunlar zaman alıcı işler....
TARİH ANA - Dayanırız, Kraliçem...... İnsan hem et, hem ot yer. Yosun kurutup yemeyi öğreniriz. Bir kışlık
eti, dört kışa böleriz.
HERKES BİRDEN - Dayanırız!
TARİH ANA - Yoksulluğa nasıl dayanılacağını, yoksulluk bize öğretir.
KOCAMIŞ DENİZCİ - Ayı yavrularıyla birlikte, elbette ayı eti de getiririz.
HALKTAN ÖTEKİ - (Kendi gözlerini silerken) Kraliçe de mi ağlıyor? Yoksa ben mi öyle gördüm?
26
HALKTAN BİRİ - (Gözlerini siler.) O da ağlıyor! Hem de hiç gizlemeden...
HERKES BİRLİKTE -
Kraliçemiz, dayanırız!
Yoksulluğa dayanmayı
Yoksulluğun kendisi
Bize öğretir...
Gidecekler ve bekleyecek olanlar,
Yürek gücünüzü eksik etmeyin,
Atalarımız bizimledir!.......
(Sahnenin önüne beyaz bir perde iner. Büyük kız perdenin önüne çıkar.)
BÖLÜM : 7
MUTLU GELİŞMELER
1. ÖNCE MUTLU HABERLER
BÜYÜK KIZ - ...Kimi girişimin başarısı, düşüncedeki inanılmaz ataklığa bağlıymış. Bana öyle
dediler. Yaşlı Deniz Kurdumuz Topuk Adasına çıkmayı başardı. Başarmasına başardı, ancak,
çıkar çıkmaz da yakalandı. Öte yandan, bu kalkıştığı iş, Kara Korsana parmak ısırtmış! Öyle ki,
onu cezalandırmadı. Tam tersine, bağışladı. Dahası, sefere hazır iki gemisiyle birlikte bize geri
yolladı. Artık inanıyorum. Atalarımız, rüzgârları bizden yana estirmekteler. Kara Korsan’ın
gemilerine beyaz ayı armalı kendi sancağımızı çektiğimiz gündü... İlk kez... Bir başka tüccar
gemisi, çok sevdiğimiz birinden, haberler getirdi...
(Perde kalkar. Kraliçe kızlarıyla saray odasındadır.)
HABERCİ - (Sahnenin dışından) Kraliçemiz!... Kraliçemiz!... Haber var! Haber!... Haber!...
DADI - (Sahnenin dışından) Dur, giremezsin şimdi. Ders saati! Giremezsin!
HABERCİ - Haber var! Mektup! Hem de Kralımızdan!...
(Haberci yuvarlanırcasına sahneye girer. Mektubu uzatır. Kraliçe inanmaz bir tavırla alır.
Seyircinin önüne yürür. Kızları çevresini sararken mektubu açar. Dadı yanlarına gelir.)
HABERCİ - (Nefes nefese) Sürüyle de armağanlar yollamış. Tüccar gemisiyle! Sürüyle...
KRALİÇE - (Yüzü aydınlanır. Sonunda inanmıştır. Kızlarına bakar.) Evet! Kral babanızdan geliyor!
KIZLAR - (Sevinçle sıçrarlar.) Oku! Anne! Oku! Ne yazmış?
KRALİÇE - Çılgın babanız!... Dinleyin! “Kraliçem... Dev bir balina avladım. Yeryüzünün en kocaman
canlısıdır ve de en değerli avıdır dediler. Etiyle yağını adamıza getirsem, halkım bütün bir kara kış
boyunca yer. Balinanın ancak bir kemiğiyle, bir de ressama yaptırdığım resmini gönderiyorum.
Boyutlarını yanına yazdırdım. O inanılmaz ölçüler, inan doğrudur. Hazine sandığımızı daha en
başta yitirdiğimizi bilmiyorsun...’’
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye) Babam o olayı bildiğimizi bilmiyor...
KRALİÇE - (Okur. ) «O üzücü olayı dönüşte anlatırım. Taşıma ücretleri ateş pahası! Biriktirdiğim pek çok
av postunu yollama fırsatı elime ancak geçti.”
(Taşıyıcılar açılmış bir sandık getirir, orta yere bırakır, çıkarlar.)
KRALİÇE - (Okur. ) “Ressamım, avladığım her hayvanı, yaşadığı çevre içinde çizdi, boyadı. Her resmi
kendi postuna sardırdım. Postları gerekirse sat. Ama resimleri sakla. Bilesin, çok değerlidirler.
Bakarsın her birinin öyküsünü, elbet bir gün torunlarıma, kısmetse anlatırım...”
DADI - (Taşıyıcıların getirdiği başka sandıklara yer gösterirken) Bütün bunları nereye koyacağız peki?
27
KRALİÇE - (Sandıkların içindekileri inceler.) Boynuzlu geyik kafaları... Arslan, kaplan, ayı postları... Yılan,
timsah derileri... Kocaman fil dişleri... Doldurulmuş çeşit çeşit hayvan ve kuş! Sayısız kelebek ve böcek!
(Oturup düşünür.) “Gerekirse sat!” demiş... Bunlar hangi gemilere satılır? Karşılığında ne istenir? Ömrünü
bu uğraşa harcadı. Bile bile satmaya nasıl kıyarım?... Dadı! Hepsini, büyük hole dizdir... Önce halkım
görsün! Görmek, hepsinin hakkı.
DELİKANLI - (Girer.) Kraliçem!... Sefere hazırız!
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye) Kuzeye açılmaya hazırlar.
DADI - Atalarımız yolunuzu açık etsin. Uzun kışa kalmadan, buzlarda sıkışmadan, sağ esen gidip dönün.
KRALİÇE - Bu dilekleri, limandan uğurlarken sırala, Dadı... Haydi, zorlu yolculuklarına geçirelim onları......
(Hep birlikte çıkarlar. Taşıyıcılar sandıkları peşpeşe sahne dışına götürürlerken Büyük Kız
geri döner. Seyirciye anlatır.)
2. YERYÜZÜNÜN İLK DOĞA SERGİSİ
BÜYÜK KIZ - Kral babamdan artık hemen her gemiyle mektup ve armağanlar geldi. Geldi değil,
yağdı demeliyim. Babam ne gönderdiyse annem büyük hole dizdirdi. Yabancılara saraya girmek yasaktır.
Kurnaz eski danışmanlar, meraklı kaptanlara bu sergiyi göstermek için annemden özel izin kopardılar.
Karşılığında onlardan altın ve yiyecek aldılar. Yaptıkları çabuk duyuldu. Annem de duydu. Limana buğday
yüklü bir gemi yanaştığı gün buzdağına yeni bir duyuru astırdı.
(Bir çığırtkan zilini sallayarak sahneyi baştan başa geçer.)
ÇIĞIRTKAN - Duyduk duymadık denmesiiin!... Saray sergisini görmek isteyen tüm yabancılar dinlesin!...
Birer ölçek buğday, ya da karşılığını verenler, Kraliçenin sergisini gezebilirler! Duyduk duymadık
denmesin!... Ve de tüm yabancılar dinlesin!...
BÜYÜK KIZ - Bütün çığırtkanlarla bütün çevirmenler, limanda görevli. Gemideki herkesin duyurudan
mutlaka haberi olmuştur.
(İki yabancı tayfa, ellerinde dolu torbalarla girerler. Sahneyi geçerken bir yandan da
aralarında konuşurlar.)
1.TAYFA - Bunların ölçekleri de amma büyükmüş, kardeş!
2.TAYFA - (Geriye bakar.) Bütün tayfaIar, elbirliği etmişiz. Gemiyi nasıl hafifletmişiz, bak! Sudan iyice
yükselmiş.
1.TAYFA - Gerçekten. Su kesimi bizi ele verecek!
2.TAYFA - Boş ver! Kaptan paramızdan kessin. Bu sergiyi görme fırsatını dünyada kaçırmam.
1.TAYFA - Ben de kaçırmam. Ayağımızı çabuk tutalım, en sona kaldık.
ÇIĞIRTKAN - (Çığırarak girer.) Saray sergisini görmek isteyen tüm yabancılar, birer ölçek buğday karşılığı
sergiyi gezebilirler...
1.TAYFA - (Çığırtkana) Boğazını boşuna yırtma kardeş. En sona biz kaldık. Gemide kimsecik yok.
Herkes, Kraliçenin sergisinde.
(Tayfalar, çığırtkanla birlikte çıkarlar. Dadı girer. Büyük Kızın yanına gelir.)
BÜYÜK KIZ - Herkes hevesli. Ne güzel! Tek yapacağımız, gelen gemilerden ne isteyeceğimizi
kararlaştırmak!
DADI - Saraya dönelim. Annen yalnız.
BÜYÜK KIZ - Kardeşlerim neredeler?
DADI - Evlere, mektup okumaya dağıldılar.
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye döner.) Mektuplar, Kral babamın mektupları. Evlere mektup okumaya dağılıyoruz.
Çocuklara masal diye, onun mektuplarını okuyoruz. Onun serüvenlerini anlatıyoruz. Bu güç
zamanların atlatılmasında çok yardımcı oluyor.
(Halk şarkısını söyleyen koronun uzaktan gelen sesi duyulur. “Beyaz Ayı... Dengim ayı...”)
28
DADI - Yosun toplamaktan dönüyorlar...
BÜYÜK KIZ - Yemekte ne var?... Gene balıktır.
DADI İLE BÜYÜK KIZ - (Biribirlerine dönerler. Kraliçeyi öykünerek ayni anda söylerler.) Sarayda balık
yemeye alışırsak, halk da alışır!
(Dadı sahneden çıkarken Büyük Kız seyirciye anlatmak için öne gelir.)
BÜYÜK KIZ - Balık yemeye öylesine alıştık ki, kuzeye gidenler döndükten sonra bile bu güzel ve bol
yiyeceği hep severek yedik. Eskiden neden yemezdik?... Bunu kimse açıklayamıyor. Kuzey
Karasına gidenler, sağ esen, döndüler. Düzinelerle yavru ayı, ağırlıklarınca av eti getirdiler. Onlar
bizim kahramanlarımız! Bakım ekiplerimiz, doğaya saldığımız yavruları yaşattı. Kara Korsan’a
gemilerini geri yolladık. Yalnız, incelikle, tüm ayı postlarını yanına armağan kattık da yolladık.
Öyle ki, “Sonuçta ben kârlı çıktım!” diye övünmüş. Şimdi sizi gene buz mağarasına götüreceğim.
Çok önemli bir toplantıya! Orada tanıdık yüzler de göreceksiniz...
3. AYI ADASI’NDA AYI AVI YASAK
(Buz mağarası açığa çıkar. Kuruldakiler yerlerini alırlar. Büyük Kız yazıcı yerine yerleşir.
Kraliçe çıkmalı yükseltiden konuşur.)
KRALİÇE - Mutlulukla bildiriyorum. Yavruların hepsi yaşadı ve kutlamak için bir şenliği hakettik.
HERKES - Yaşasın! Evet. Hakettik...
KRALİÇE - Oysa bu yüzden yeni bir sorun çıktı.
HERKES -
Nedir? Bilelim.
KRALİÇE - Kimse, şölen için, bir yavrunun canına kıymaya yanaşmıyor!
KURULDAN BİRİ - Elbette yanaşmaz. Kimse bir yavruya kıymaz! Kıyamaz!
KURULDAN BİR BAŞKASI - Kim kıyar?
KRALİÇE - Evet... Kim kıyar?... İçinizden, bir ayı yavrusunu öldürecek biri, çıkmayacak mı?
BİR BAŞKASI - Ne öldürürüz. Ne öldürtürüz. Kraliçem, bu ne biçim soru? Öldürtür müyüz arkadaşlar?
HERKES - Hayır! Öldürmeyiz de... Öldürtmeyiz de. Olmaz öyle şey!
KRALİÇE - Başka türlü düşünen var mı?... Yok! Öyleyse, bu ortak bir karar mı? Artık ülkemizde ayı avını
yasakladık mı?... Biliyorsunuz. Burada alınan kararlarla yasalarımız oluşuyor! Şimdi bu karar
yasalaşsın mı?
HERKES - Evet!... Evet!... Yasalaşsın!
KRALİÇE - ( Büyük Kızına) Yaz!... Alınan ortak kararla, yeni bir yasaya kadar ülkede ayı avı yasaklandı!
(Sahne dışından da destekli, uzun alkışlar...)
BİRİ - Tarih Ana söz istiyor!
KRALİÇE - Yardım edin! Konuşsun.
TARİH ANA - (Yardımla ayağa kalkar. ) Sonunda, ayılarımız... İnsafsız, acımasız avcıların elinden kurtuldu.
Buna, tarihi bir an, denir. Neden bunca uzun yaşadığımı hep merak ettim. Şimdi biliyorum. Bu anı
görüp, mutlanmak için yaşamışım!... (Oturur. Uzun uzun alkışlanır.)
KRALİÇE - (Alkışların bitmesini bekler.) Tarih Ana’ya teşekkür ediyoruz. Bizi de mutlandırdı... Şimdi ikinci
konumuza geçiyorum. İkinci konumuz, Sevgili Kralımızın ülkemize armağan ettiği sergimizin
geliriyle, ne yapacağımızı kararlaştırmak.
4. AYI ADASI’NA BİR OKUL
ESKİ BAŞDANIŞMAN - (Yanındakine) Bu gelir ne kadar? Söylendiği yok! Güya bize akıl danışılıyor.
29
KRALİÇE - Bu gelirle bir okul yaptırmaya ne dersiniz?... Çocuklarımızın her şeyi öğrenerek büyüdükleri bir
okulumuz olsa.... O okula belki biz bile giderdik... Çocukların büyüklere sordukları sayısız şey var.
Hiç değilse bir kısmını doğru yanıtlardık. İstemez miyiz?
ONAYLAYAN SESLER - “İsteriz! Niye istemeyelim? Kim istemez?” “Ayı Adasına bir okul yapmak mı?
Niye olmasın?” “Pek de iyi olur!” “İyi olur. Okul iyidir. Çocuklar sorularla başımızı şişirmez. Gider
okulda öğrenirler.” “Okulsuz da yaşanır. Ama bilginin kime ne zararı var?” “Bizce de iyi olur.”
“Evet, evet, çok iyi olur!” “Kim istemez?”
ESKİ BAŞDANIŞMAN - (Küçümseyerek, yanındakine) Halktan danışmanlar, bir Kraliçeye ne diyecekler?
Elbette, “Çok iyi olur!” diyecekler. Olur da, nasıl olur? Tartışan yok...
KRALİÇE - Seni duydum; eski Başdanışmanım. Sen, sokağının en yaşlısı olduğun için bugün bu
kuruldasın. Bir ara ülkenin en sözü geçer kişisiydin. Karşı düşünüyorsan, ortaya konuşacak
yüreğin yok mu?
ESKİ BAŞDANIŞMAN - Kraliçem! Sen bu insanlara ne desen, bugün baş eğerler. Yarın öbür gün, bu
sıraları okumuş insanlar doldurunca, onlar sen ne desen he diyecekler mi bakalım?
KRALİÇE - Peki ne öneriyorsun?
ESKİ BAŞDANIŞMAN - Okutmak istediklerini ülke dışında okut. Hem sana ucuza gelir. Hem dönenler
yalnızca sana hizmet ederler.
KRALİÇE - Eski Başdanışmanım! Sen bana değil, ülkene hizmet için burada bulunduğunu daha
kavrayamamışsın. Öğrenmen için seni de okuluna yollamamız gerekecek.
BİRİ- Kraliçemiz! Ülkeye Hizmet Okulu da var mıdır?
KRALİÇE - Vardır her halde. Olmalı!
BİRİ - Varsa, bizim de bu okula gitmemiz gerekmez mi? Birine danışılacaksa, danışmanlığı haketmesi
yakışık almaz mı?
BİR BAŞKASI -
Her işin bir okulu,
Mutlaka vardır. Olmalı.
BİRİ -
Ülkemize nasıl hizmet edeceğimizi
Nereden öğrenmeyi başarırız,
Okulunda okumazsak?
BİR BAŞKASI -
Eğer akıl, eğer bilgi
Edinilebilinirse,
Niye edinip de sağduyuya katmayalım?
BİRİ -
Fena mı olur; tüm emeğimiz,
Beceriyle de donansa?
BİR BAŞKASI -
Yaratıcı olsa tüm düşler...
Özellikle, benimkiler!...
KRALİÇE -
Dünyada bilinenlerden,
Niye biz de yararlanmayalım?
BİR ÖTEKİ -
Çok haklısınız!
Demişler ki: “Bilineni öğrenen,
30
Bilineni çoğaltırmış!...”
HEP BİRLİKTE -
Ülkemize nasıl hizmet edeceğimizi nerde
Öğrenmeyi başarırız okulunda okumazsak?
BİR BAŞKASI -
Beyaz ayıyla teketek dövüşürmüş babalarımız.
Bizim de var ülkemize verecek bir canımız.
Ama bugün cesarete iş düşmüyorsa eğer,
Neden bilgi edinip de sağduyuya katmayalım?
Hem belki de bir ayıyla dövüşmekten daha güçtür
Gelecekte yapılması gerekenler.
5. GERÇEKLEŞECEK DÜŞLER
(Buz mağarası ön perdeyle gizlenir. Büyük Kız, sahnenin önüne gelir. Taşıyıcı, bir sandık
getirir. Yere bırakır. Bekler. Büyük Kız sandığın içinden aldığı zarif bir deri dürümünü gösterir.)
BÜYÜK KIZ - Bu, bir mektup! Burada bir sandık dolusu mektup var. Her biri bu gördüğünüz Beyaz Ayı
armalı Krallık Mührü ile mühürlenmiş. Bunları Kraliçe annem, çeşitli ülkelere gönderiyor. Çeşitli
ülkeleri yönetenlerden, küçük ülkemize gelip hizmet edecek öğretmenler istiyor.
(Dürümü geri koyar. Taşıyıcı sandığı alıp götürür.)
BÜYÜK KIZ - (Anlatır.) Bir Kraliçe çağırdığı için, dünyanın dört bir yanından pek çok öğretmen, kitaplarıyla
gereçlerini sandıklara doldurup, gemilere yükleyip, onca yolu aştılar, geldiler.
(Üç öğretmenle iki bilgin, Kaptan’la birlikte girerler.)
1.ÖĞRETMEN - (Dertleşir.) Ben bir Kraliçe çağırdığı için kalkıp buralara geldim. Ama ortada ne bir kent, ne
bir saray görüyorum...
BÜYÜK KIZ - Burası saraydır, efendim! Kraliçe annem, az sonra her birinizle görüşecek.
2.ÖĞRETMEN - "Öğretmenler Cenneti" dendi. Geldik, ne bulduk? Küçücük, soğuk, yoksul bir ülke! Ben
burada kalamam...
3.ÖĞRETMEN – İyi para ödüyorlar. Ben kalırım.
KAPTAN - (Bilginlere) Adaya hiç durmadan, araç, gereç, öğretmen taşıyoruz. Kimler gelmedi ki. Küçük
çocukları eğitenler... Büyük çocukları eğitenler... Halkı eğitenler... Eğitmenleri eğitenler...
Kralları, Kraliçeleri eğitenler çıktılar geldiler. Ama sizin gibi iki ünlü coğrafya bilgini, dünyanın bu
uzak köşesine niye gelsin? İşte bunu, anlayamıyorum.
1.BİLGİN - Aramızda kalsın. Biz dünyanın kargaşasından usandığımız için buradayız. Yani aslında kaçtık
sayılır. Kaçıp buraya sığındık.
2.BİLGİN - Burada Kraliçenin benzersiz doğa sergisini de inceleme fırsatımız var. Ünü dünyaya ulaştı.
KAPTAN - Artık oğullarımı getirip Kraliçeye teslim edebilirim. Hem de seve seve! Sırf sizden ders alsınlar
diye.
DADI - (Girer.) Buyurun! Kraliçe sizleri bekliyor! (Hepsini alarak sahne dışına götürür.)
BÜYÜK KIZ - Böylece öğrendik ki, iyi bir okul, öğretmenlerinin değeriyle ölçülüyormuş...
(Büyük Kız, başına kırçıl bir peruk geçirir. Böylece kendini yaşlandırır. Anlatmayı
sürdürür...)
BÜYÜK KIZ - ...Gidenler, gitti... Kalanlarsa, ne yapılabilir ise yaptılar. Küçük ülkemizin varı yoğu okuluna
harcandı. Kral babam, ülkesinde olanlardan hiç mi hiç habersiz, şimdi kimbilir nerelerdedir...
31
Mektuplarına bakılırsa, o hâlâ yeryüzünün en değerli avının peşinde olmalı... Zaman, sanırım artık
Ayı Adasında da çok çabuk geçiyor!
(Kraliçe girer. Kırçıl bir peruk takmış, o da kendini yaşlandırmıştır. Büyük Kızına bir mektup
uzatır.)
KRALİÇE - Babandan!
BÜYÜK KIZ - (Mektubu açar. Yüksek sesle okur.) “Sevgili Kraliçem, yeryüzünde ne çok çeşit insan
yaşarmış!... Dünyanın dört bucağından, değişik ırk ve kavimden pek çok insan tanıdım...
Töremizde insan avlamak olmadığından, sana resimlerini çizdirip yolladım!”
KRALiÇE - (Mektubu kızının elinden alır. ) Resimlerle birlikte, giysilerini, takılarını da yollamış. Hepsini
büyük hole dizdirdim. Aynı gemiyle ikinci bir mektup daha geldi. (Kızına bir başka mektup uzatır.)
Belki de bu, babanın bize göndereceği son mektup olacak, yavrum...
BÜYÜK KIZ - (Okur. ) “Sevgili Kraliçem! Gemilerin gittiği her yere gittim. Sarp dağlara tırmandım. Derin
denizlere daldım... Yeryüzünün en değerli avı nedir? Bir türlü bir karar veremedim... Ülkemde bir
beyaz ayı avlamak nasıl da gözümde tütüyor!... Umarım, buz dağcıklarıyla gene gelmiş,
adamızda gene çoğalmışlardır.”
KRALİÇE - (Mektubu kızından alır. ) İlk kez, Kral baban, ülkemizden ve beyaz ayımızdan söz ediyor. Artık
dayanamaz, döner. Hiç kuşkum yok. Sevgili baban, çok yakında dönecek, sevgili kızım!
(Büyük Kızla Kraliçe kucaklaşırlar. Parıldayan yüzlerle, umutla sahneden çıkarlar.)
BÖLÜM : 8
1. KRAL DÖNMEYE KARAR VERİYOR
(Boş sahneye sıcak ülke aydınlığı yayılır... Kral, dört adamıyla sahneye girer. Hepsi kötü
giyimlidir. Kralın kendisi bile bir dilenciye benzemiştir. Resim gereçleri taşıyanın dışında hepsi,
kaba saba yüklerini sırtlarından atıp yerlere serilirler.)
RESSAM - Çevre ilginç ve güzel. Çalışabilirim... Yoksa Kraliçeye mektup mu yazalım?
KRAL - (Yerden kalkar.) Hayır. Mektup yazmayacağız... İşine bak! Ya da dinlen... (Dolaşır. Seyircinin
karşısında durur. İç çeker.) Bir beyaz ayı avlamak, nasıl da gözümde tütüyor!... (Biraz daha
dolaşır. Sonunda kararlı bir tavırla adamlarıyla konuşmaya başlar.) Benim sadık dostlarım!...
Sizlerle birlikte, sayısız serüvenler yaşadık... Kraliçeme anlatamadığım, yoksulluk ve sıkıntılarla
dolu, nice tehlikeler, ne güçlükler atlattık... Bu kıyı kentine ulaşmak için çektiklerimiz, hepsine
bedel!... Bu kadar yeter!... Yoruldum... Yoruldunuz... Karar verdim! Dönüyoruz...
(Adamlarının yüzleri aydınlanır. Duyduklarına inandıktan sonra ayağa kalkıp kucaklaşırlar.)
ADAMLAR -
Bu günü kutluyoruz!
Sevgili ülkemize dönüyoruz!
Onca yoksullukta, eziyette,
Duyguların en güzeliyle,
Dostlukla,
Kralımıza hizmet ettik;
Bağlılıkta yarıştık.
Ama bu günü kutluyoruz.
Çünkü sevgili ülkemize dönüyoruz.
Bunca zaman uzaktaydık.
Karılarımız, belki de yeniden evlendiler.
Belki çocuklarımızın çocukları oldu.
32
Kendi analarımız, belki öldüler.
Ama hiç yetim kalmadık.
Çünkü ülkemiz, anamızdır!
Sonunda dönüyoruz.
Ona!
Sevgili ülkemize! Anamıza!
(Bir yabancı haberci, küçümseyen davranışlarla girer.)
YABANCI HABERCİ - Burada Kral olduğunu ileri süren biri varmış! İçinizden hanginiz, Dilenciler Kralı?
KRALIN ADAMI - (Haberciyi yakalayıp bıçağını boğazına dayar.) Seni kendini bilmez saygısız soytarı! Kuş
akıllı! Böyle konuşmayı canınla ödeyeceksin! Köpek!
KRAL - (Haberciyi ayırır.) Bırak çocuğu! O ne yapsın zavallı?! Hepimiz, dilenciye benziyoruz. (Haberciye)
Aradığın kişi benim! Ne istiyorsun?
HABERCİ - (Burnu büyük tavrını bozmaz.) Bu kentin yöneticisiyle görüşmek istemişsin. Saraya dilenciler
sokulmaz. Onun için, Valimiz buraya geliyor. Sırf merakından! Dikkat! Vali!... (Vali girer. Haberci
saygıyla eğilir.) Sayın Valim! İşte kendini Kral sanan adam!
VALİ - (Kısa bir gözlemden sonra coşkuyla) Şu işe bakın!... Bilge Kraliçe’nin Avcı Kral’ı gerçekten
karşımda!.. (Kralı kucaklar.) Konuğum olmanız bana onur verir, sayın Kral! Ressamınızı görür
görmez, kim olduğunuzu anladım. Ünlü serginizi bilmeyen mi var? Buyurun, sarayıma gidelim!
Yıkanın. Dinlenin. Bu arada giyecekleriniz hazırlansın. Sonra da tanışmamızı kutlayalım.
.KRAL - ( Valiyi durdurur.) Sayın Vali! Sözünü ettiğiniz sergi, nedir?
VALi . Bilmiyor musunuz?
KRAL - Hayır! Sergi dediğiniz şey nedir?
VALİ - Sayın Kral! Ülkenizde, ünü dünyayı tutmuş bir Doğa Serginiz var. Sizin sayenizde!... Demek hiç
haberiniz yok... O zaman, okulunuzdan da haberiniz yoktur. Bilge Kraliçenizin kurduğu o okula,
yeryüzünün dört bir yanından öğrenci akın ediyor ve o okulda yeryüzünün bütün dilleriyle bilimleri
öğretiliyor... Sizinle konuşacak çok şeyimiz var! Dünyayı çalkalayan son haberler gene ülkenizden
geldi. Atalarınızın hazinesini, Kraliçe, Kara Korsan’dan geri satın almış. Ve sıkı durun... O Kara
Korsan, şimdi Kraliçe’nin hizmetindeymiş! Dediğine göre günümüzde taşımacılık, korsanlıktan
daha kârlıymış. Bütün bunları dinlenince konuşuruz. Gelin!... Adamlarınızla ilgilenirler; içiniz
rahat etsin. Burada istediğiniz kadar konuğum olun. Hattâ, sizi kolay kolay bırakmam.
KRAL - Sayın Vali! Yardımınızla bir gemi donatmak istiyorum. Ülkeme dönmeye karar verdim. Bu kararı
verince, artık hiç bir şey bizi oyalayamaz.
VALİ - Anlıyorum. O halde geminizi donatalım ve izin verin, dönüş yolculuğunuza ben de katılayım.
Çocuklarımı okulunuzda okutmak ve o ünlü serginizi görmek, dünyada en çok istediğim iki şeydir
çünkü... Geminiz hazır edilene kadar... Son bir av partisine, hayır diyemezsiniz nasıl olsa!
(Kralla Vali'nin peşinden, şaşkınlığını atamamış haberciyle birlikte hepsi çıkarlar. Işıklar
söner.)
2. DÖNÜŞ YOLCULUĞU
(Işıklar yandığında sahne, ilk sahnedeki gibi bir gemi güvertesidir. Soğuğa göre giyinmiş
yabancı tayfalar, gelip, sıra halinde küpeşteye yaslanırlar.)
1.TAYFA - ( (Elindeki sancağı açarak gösterir.) Konuğumuz Kralın arması, bu! Beyaz ayı! (Sancağı başka
bir tayfaya verir.) Götür! Direğe bu sancağı çeksinler! (Tayfa sancağı alır, koşarak çıkar.)
2.TAYFA - Güzel bir yolculuk oldu doğrusu! Büyük bir bilgin, şu Kral!
1.TAYFA – Yaşayan en büyük gezgin! Öyle diyorlar.
3.TAYFA - Anlattıklarına doyum olmuyor.
1.TAYFA – Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
33
2.TAYFA - Ben hiç böylesine mutlu bir Kral görmedim.
3.TAYFA - Ülkesine dönmekten mutlu. Hele böyle bir gemiyle! Krallara yaraşır biçimde...
GÖZCÜ - (Yukarıdan seslenir.) Ay’Adası göründüüüüü!.....
(Kral, Vali ve kendi adamlarıyla birlikte girer. Yankı duyulur.)
YANKI - (Gözcünün sesini getirir.) Ay’Adası göründüüüüü!...
KRAL - Bu yankıyı nasıl özlemişim... Heyecanımı yenemiyorum... Burnu dönünce liman görünecek.
Gözcüler gemiyi çoktan görmüşlerdir. Armayı seçince, geldiğimi bilecekler. Bütün bu iyiliğinize
dilerim bir gün karşılık verebilirim.
1.TAYFA - İşte! Liman göründü!....
KRAL - Gözlerime inanamıyorum! Bu, benim ülkem mi? Kesinlikle bıraktığım gibi değil.
2.TAYFA - Koca bir kıyı kentine yaklaşıyoruz.
GÖZCÜ - (Yukarıdan sesi gelir.) Buzdağına dikkaaat!...
(Boru sesi duyulur. Uzun ve boğuk!)
VALİ - Bizi selâmlıyorlar!
GÖZCÜ - (Yukarıdan) Kıyıda şenlik var! Halk akın akın!
VALİ - Buzdan yamacın üzerinde bir gergi görüyorum. Ne kadar büyük!
KRAL - Buradan okuyabilelim diye, öyle büyük.
VALİ - Üzerindeki yazı artık seçiliyor. Okuyabildiniz mi, ne diyor?
KRAL - O bir duyuru! Bir ilân! (Valiye döner.) Sancağı çoktan görmüşler! Döndüğümü biliyorlar. Yazı
diyor ki... "Kralımız döndü! Kara kışa değin, şenlik var!..."
(Işıklar söner. Yeniden yanıncaya kadar Limandaki kalabalığın uğultusu ve sevinç
haykırışları duyulur. Sesler seçilir: “Şenlik var!” “Kralımız döndü!” “Yaşasın Kral!” “Gezgin Kral
döndü!” “Şenliğe katılın!” “Gezgin Kralımız, döndü!......”)
BÖLÜM : 9
YENİDEN AYI ADASINDA
(Sarayın içi açığa çıkar. Her yer şenlik kurdeleleri ile süslenmiştir. Büyük Kız parmak hesabı
yapar.)
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye) İşte böyle!... Şimdi saydım. Kral babam döneli, tam sekiz öğün geçirmişiz.
Ülkemizde zamanın geçişini öğün aralarıyla ölçtüğümüzü anlamışsınızdır. İki öğün arası, sizin
zaman ölçünüzle yaklaşık altı saattır... Kral babam döndü... Biz, sevgili Kralımıza kavuştuk.
Kralımız, sevgili ülkesine, Kraliçesine, yetişkin kızlarına, damatlarına, tüm torunlarına, tüm halkına
kavuştu.
(Kraliçe telâşla girer. Sahnenin dışına doğru seslenir.)
KRALİÇE - Haydi, sevgili Kralım! Geç kaldık...
(Büyük Kız kenarda durur, bekler.)
KRAL - (Karşı yönden girer. ) Zamanımın çoğunu torunlarıma ayırıyorum. Daha adlarını bile öğrenemedim.
Sevmeye doyamadan büyüyecekler... Şimdi nereye gidiyoruz?
KRALİÇE - Buz Mağarasına! Konuşma dinlemeye. Konuşmacı da sensin!
KRAL - Hep konuşma! Hep konuşma! Kara kış yarı yolda, ben konuşmalarla zaman yitiriyorum. Daha fazla
bekleyemem. Emir vereceğim. Av için hazırlıklarını yapsınlar.
KRALİÇE - Ne avı bu?
KRAL - Ayı avı, elbette. Gözümde tütüyor!
34
KRALİÇE - (Tatlılıkla) Sevgili Kralım, sana söylemiştim. Ülkemizde ayı avı yasaktır.
KRAL -
Artık kızıyorum, ama! Ne demek, yasaktır?
KRALİÇE - (Tatlılıkla) Yasak işte! Çok açık! Yasak! Yasa ile yasak! Yasa değişinceye kadar da yasak
kalacak.
KRAL - (Sert konuşmayı dener.) Kraliçe! Kraliçe!... Ben, Kralım!... Benim isteğim neyse, o yasadır!
KRALİÇE - Ama, biliyorsun, Sevgili Kralım, şimdi ülkemizde yasaları Danışmanlar Kurulu yapıyor. Kralsız
yönetilmeyi öğrendiler bir kere...
KRAL - Ama ben geri döndüm. Kralları döndü!
KRALİÇE - (Krala sarılır.) İyi ki döndün... Sevgili Kralım!
KRAL - (Çaresiz kalmış) Hiç yetkim kalmadı mı yani? Bu ülkede benim, yani krallarının, bir tek ayı
avlamasına olanak yok mu?... Hiç mi yok?
KRALİÇE - Şimdilik yok...
KRAL - Ne zaman olacak?
KRALİÇE - Düşünüyorum da... Ülke Yönetme Okulumuzu bitirmeyi denesen... Belki yetkilerini yeniden
isteyebilirsin. Gerçi o okulu henüz bitiren olmadı. Ama belki sen bitirirsin.
KRAL - (Yalvarır.) Kraliçem!... Gözümde tütüyor!... Bir tek bevaz ayı avlıyayım; bir tek! Başka bir şey
istemem. Bütün yetkiler onların olsun.
KRALİÇE - Bu kadar çok istiyorsan eğer... Gitmen beni üzer ama... Korkarım, Kara Korsan’la anlaşmaktan
başka çaren yok. O seni kuzeye, Buzlar Ülkesi’ne götürebilir. Orada ayı çok! Yasak da yok.
(Çıkar.)
KRAL - ( Seyirciye ) Ben zavallı, acınası bir Kralım!... Kuzeye, Buzlar Ülkesi’ne gitmeyi asla göze alamam.
Sırf bir beyaz ayı avlayabilmek için, Ülke Yönetme Okulunu bitirmeyi istedim. Sırf Krallık
yetkilerime kavuşayım diye... Bitiremedim. Hiç bir zaman da bitiremem. O okul çok zor.
BÜYÜK KIZ - (Kralın yanına gelir. ) Sevgili babacığım! Sarayın en yaşlı kişisi olarak, Danışmanlar Kuruluna
atandın. Gözün aydın!
KRAL - Ne saçmalık! Kendi kendimin danışmanı mı oldum yani?
BÜYÜK KIZ - Ayni zamanda Ülke Yönetme Okuluna yeniden kaydın yapıldı.
KRAL - Olamaz!... O okulu denedim ben, yapamadım. Biliyorsun.
BÜYÜK KIZ - Bu kez, yasa gereği devam edeceksin, babacığım! Danışmanlar, danışmanlıkları süresince
Ülke Yönetme Okuluna devam zorundalar. Haydiii, korkma; orada en iyi öğrenci sendin! Kurulda
çok yararlı olacaksın.
KRAL - Evet. Aptal değilim! Doğa Bilimleri Okulunu kolaylıkla bitirdim!
BÜYÜK KIZ - Kalıtımsal olmalı. Biz hepimiz, senin bütün kızların, o okulu bitirdik.
KRAL - Sevgili kızlarım! Sizlerle gurur duyuyorum. Sayenizde ben mutlu bir Kralım!
BÜYÜK KIZ - Yani, oğlan doğmadığımıza hiç üzülmüyor musun artık?
KRAL - Elbette ki, hayır! Beni utandırma. O zamanlar bilgisiz, eski kafalı bir Kraldım.
BÜYÜK KIZ - (Babasının koluna girerek seyirciye anlatır.) Sevgili Kral Babam, Doğa Bilimleri Okulunda
öğretmendir! O, harika bir öğretmendir!
KRAL - (Seyirciye anlatır.) Evet! Söylemekten çekinmiyorum... Öğrenmekten ve öğretmekten çok tad
aldım. Bence öğrenmek, avlanmaya eş bir duygu! Yani ayni heyecan! Sonuçta o da, bilgiyi
avlamak! Öyle değil mi?
BÜYÜK KIZ - (Babasına döner.) Babacığım, peşinden koştuğun av, yoksa artık bilim mi?
KRAL - (Seyirciye) Hem de avladığım, yeryüzünün en değerli avı! Çünkü bir kez avlayınca, hep bende
kalmakta. Hele bildiklerimi başkalarına öğretmek, av öykülerimi anlatmaya benziyor. Olaya ayni
heyecanı katabiliyorum. Çok eğlenceli.
BÜYÜK KIZ - (Seyirciye) Size söyledim. O harika bir öğretmendir. Bilgiyi avlamaya en hevesli öğrencileri o
yetiştirir!
35
KRALİÇE - ( Girer.) Burada mıydınız? İyi ki sizi buldum. Akıl danışmalıyım. Genç annelerle orta yaş
kuşağı, yönetimde söz hakkı istiyorlar. Haklı görünüyorlar ama o zaman da Danışmanlar
Kurulumuz çok kalabalık olur. İşler yürümez. (Dolaşır.) Acaba ne yapmalı?... Sizce ne
yapmalıyım?
KRAL - Bana yaptığını yap.
KRALİÇE - Sana ne yaptım?
KRAL - Onlara da önce ÜIke Yönetme Okulunu bitirt.
KRALİÇE - (Sevinir.) Bunu önerebilirim! Hem de çok doğru olur, Sevgili Kralım! Teşekkür ederim!
Teşekkür ederim! (Kralla kucaklaşır, çıkar.)
KRAL - (Seyirciye) Okulumuz girişine, çok bilgece bir yazıt dikmişler. Üzerinde, “Bilgilenmek özgürlüktür!”
yazılı. Yanına bir yazıt da ben diktirdim. Üzerine, “Bilgin olmasan da bilgili ol!” yazdırdım.
Bilmenin sonu yok! Öyle değil mi?... İşte, size bir bilmece: “İçine ne koysan... Daha fazlasını alır!”
Bu nedir sizce? İçine ne koysan, ne tıksan, ne doldursan; daha fazlasını alacak!... Bilin bakalım.
Bu nedir?
(Tüm oyuncular sahneye doluşur. Koroyu oluştururlar.)
KORO - Biz biliyoruz. Söyleyelim mi nedir?
KRAL – Söyleyin; nedir?
KORO KRAL -
Bilgi dağarcığı! O, bilgi dağarcığıdır!
Bir daha duyayım, nedir?
KORO - Bilgi dağarcığı!... İnsandaki bilgi dağarcığıdır!
KRAL - Doğru! İşte odur! İçi hiç dolmaz. Ne atsan içine, ne koysan, ne doldursan, daha fazlasını aIır. İşin
püf noktası şu: İnsan, dünyaya sıfır noktasında gelmekte. Üstelik, en ileri ülkede bile, bu böyle...
Yaman birer avcı olmanın gereği ortada. Çünkü bilgilenmenin yolu uzun. Senin süren kısa. Her
insan bilgin olamaz. Çok doğru! Ama, bilgili olmak gerekli... İşte onun için, bilgiyi bir avcı gibi
aramayı bilmeli. Bu çok önemli!
(Taşıyıcılar, sırıklar arasına gerili, süslü bezeli, iki gergi getirirler. Her iki yüzünü de seyirciye
gösterirler. Bir yüzlerinde Ayı Adası yazısıyla, öbür yüzlerinde bizim yazımızla, birinde,
“Bilgilenmek özgürlüktür!” ötekinde, “Bilgin olmasan da bilgili ol!” yazılıdır.)
(Koro son sözleri söyler.)
KORO –
Bilgilenmek,
İlk koşuluysa özgür olmanın
Bir başka duyumsamasıdır
Yaşamanın,
Varolmanın.
Madem ki insan
Dünyaya geldiğinde
Sıfır noktasında,
Nesi varsa dağarcığında
Oraya kendi koydu
Doğduktan sonra.
Yani işe sıfırdan başlanmakta.
Bilgi
Her gerektiğinde insana
36
En değerli av oluverir.
Hüner
Büyürken ustalaşmakta
Onu avlamakta
Avlanmaktan tad almakta.
Bilgiyi hep
Bir avcı gibi ara.
Arama sürecinde yoğunlaşmayı öğren.
Bulunca hemen atıl,
Kap onu yakala.
Koyabildinse dağarcığına
Artık senindir.
Zenginliğindir.
Ne kadar çok paylaşsan,
Gene sende kalacaktır.
Sevgi gibidir.
Son okuma: 12 01 2003
SON