Yeşil yapı teknolojisindeki atılımlar sürdürülebilir bir

Transkript

Yeşil yapı teknolojisindeki atılımlar sürdürülebilir bir
01_KapakYU4.4_R.qxp:1CoverGH4.1
3/6/09
3:07 PM
Sayfa1
BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ DERGİSİ - ÜÇ AYDA BİR YAYIMLANIR
Yıl 4 Sayı 4 | EKİM - ARALIK 2008 | 5,00 YTL
yeşeren
yapılar
Yeşil yapı teknolojisindeki atılımlar
sürdürülebilir bir gelecek için
umut veriyor
M
sayfa 5
Kurumsal sürdürülebilirlik
İşletmeler, sürdürülebilir bir kalkınma
için düşük-karbonlu çalışma modelleri
geliştirmek zorunda
sayfa 12
e-Devlet ‘çevre’ye kapalı
Aralık ayında uygulamaya giren e-Devlet
Projesi çevreyi ve sürdürülebilirliği
görmezden geliyor
sayfa 29
M
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Ajansı’ndan Korhan Gümüş ile yerel
yönetimler üstüne
M
Yerelin küreselleşmesi
STK’lar için pratik rehberler
01_KapakYU4.4_R.qxp:1CoverGH4.1
3/6/09
3:08 PM
Sayfa2
İletişim
Rehberin içeriği çevre alanında çalışan Sivil Toplum
Kuruluşları’nın yürüttükleri projelerde gerçekleştirdikleri
iletişim çalışmalarına yardımcı olması hedeflenerek
hazırlandı. Yayın iletişim alanında uzman olan personelden
çok, asıl uzmanlığı teknik konular olan STK personelini
hedefliyor.
Kurumsal Stratejik Planlama
Özellikle yeni kurulmakta olan, Sivil Toplum Kuruluşlarına
(STK) kurumsal yapılarını oluşturma ve bu yapıya uygun bir
stratejik plan hazırlama konusunda yardımcı olmayı hedefleyen
yayının, STK’lara vizyon ve misyon çerçevesinde bir çalışma
programı hazırlamada yol gösterici olması amaçlanıyor.
AB Hibe Programlarında Proje Bütçe Yönetimi ve
Hibe Projelerinde Bütçeleme
Sivil Toplum Kuruluşlarının temel ihtiyaçlarına yönelik olarak
hazırlanan bu çalışma, STK’lar için projelerin bütçe yönetimine
ilişkin pratik bilgi ve örnekler içeren kapsamlı bir kaynak. Yayının,
STK’lara projelerin bütçe yönetiminde daha etkin, verimli ve
sorunsuz bir çalışma gerçekleştirmeleri için aydınlatıcı bir rehber
olması amaçlandı.
AB Hibe Programlarında Proje Uygulama ve
Değerlendirme
Yayın, REC Türkiye’nin proje uygulama konusunda edindiği
deneyimi STK’larla paylaşma düşüncesiyle yola çıkarak,
herhangi bir AB Hibe Programı tarafından kabul edilmiş ve
Merkezi Finans ve İhale Birimi (MFİB) tarafından sözleşmeye
bağlanmış projelerin hayata geçirilmesi sırasında proje sahibi
derneklere destek olacak pratik ilgileri içerecek şeklide
hazırlandı.
Daha fazla bilgi için
Yeşim Çağlayan, REC Türkiye Çevresel Bilgi Programı
Tel: (90-312) 491 95 72, E-posta: [email protected]
3-5_ForumYU4.4.qxp:2-5ForumGH3.4
3/6/09
3:12 PM
Sayfa3
yeşil UFUKLAR
İÇİNDEKİLER
Yıl 4 Sayı 4 | EKİM - ARALIK 2008 | ISSN 1305-5232
Yeşil Ufuklar, Orta ve Doğu Avrupa için Bölgesel Çevre Merkezi
(REC)’nin üç ayda bir yayımlanan ve özgün adı Green Horizon
olan dergisinin Türkiye uyarlamasıdır.
Yeşil Ufuklar, Green Horizon dergisinde yer alan haber ve
makalelerin yanı sıra Türkiye’den haber ve makalelere de yer
vermektedir.
Yeşil Ufuklar, REC’in karar alma süreçlerine katılımı destekleme,
bölgesel paydaşlar arasında işbirliğini teşvik etme gibi amaçlarına
hizmet eder.
Yeşil Ufuklar, Orta ve Doğu Avrupa’da çevre ve sürdürülebilir
kalkınma alanında önemli konulara ve gerçek öykülere yer
vermektedir. Dergi, iş dünyası, uluslararası kuruluşlar,
hükümet, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, akademik
kurumlar ve basın için yararlı bir kaynaktır.
Yeşil Ufuklar’da yer alan fikir ve görüşlerin Orta ve Doğu
Avrupa için Bölgesel Cevre Merkezi (REC) ve REC
Türkiye’nin görüşlerini yansıtması gerekmez.
Yeşil Ufuklar, elektronik olarak www.rec.org.tr adresinden
incelenebilir.
Yeşil Ufuklar
Yayın Sahibi: REC Türkiye adına Dr. Sibel Sezer Eralp
Editör: Nafiz Güder
Asistan: Hande Kolunsağ
Çeviri: Arzu Sarıgül
Özgün Tasarım ve Uyarlama: Turgay Arık
Yayın Hizmetleri: Bayt Bilimsel Araştırmalar Basın Yayın
ve Tanıtım Ltd. Şti., Ziya Gökalp Cad. 30/31, Kızılay,
Ankara. Tel. 0312 431 3062
Baskı: Miki Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Matbaacılar Sitesi 560. Sok., No:27, İvedik, Ankara
Tel. 0312 395 2128
Baskı Tarihi: 10 Mart 2009
KATKIDA BULUNANLAR
Çiğdem Akçura I Pınar Akpınar I Önder Algedik
I Victor Ananias I Yunus Arıkan I Oya Ayman I
Serkan Bilgin I Şule Canbaz I Doç. Dr. Yücel
Çağlar I Duygu Dalgıç I Filiz Demirayak I Didem
Doğruöz I Dr. Duygu Erten I Koray Eti I Mehmet
Kartal I Cem Orkun Kıraç I Kenan Kuri I
Yaprak Kurtsal I Kerem Okumuş I Fuat Özçörekçi
I Dr. Uygar Özesmi I Gülçin Özsoy I Hande
Özüt I Kenan Peker I Yrd. Doç. Dr. Rabia
Karakaya Polat I Daniel Swartz I Nuran Talu I
Yüksel Üstün I Elif Yalçın I Serdar Yegül
GÖRSELLER
2010 Ajansı Basın Arşivi I AFP I
WWW.AJANS.KEMALIYE.NET I Pavel Antonov I
Martin Bond I Diyarbakır Güneş Evi I Mark
Edwards I Christiane Eisler I FLICKR.COM I
Ford Otosan Arşivi I Gabor Kardos I Cem Orkun
Kıraç I Oğuz Kurdoğlu I Pamukkale Üniversitesi
I REC Arşivi I REC Türkiye Arşivi I REUTERS
I UNECE I Still Pictures
Green Horizon
MAGAZINE TEAM
Editor in Chief: Pavel Antonov
Editor: Nathan Johnson
Designer: Patricia Barna
Proofreader: Michael Lindsay
Administrative officer: Zsuzsa Tovolgyi
Webmaster: Laszlo Tar
Intern: Emma Brewin
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ ARŞİVİ
FORUM
5
Küresel eşitsizliğin kaynağı kapalı kamu yönetimleri
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Kentsel Uygulamalar Direktörü
Korhan Gümüş, Yeşil Ufuklar’ın, kentsel sürdürülebilirlik ve yönetişim
konusundaki sorularını yanıtladı.
MERCEK
10
12
14
Seçenek arayışı
Orta ve Doğu Avrupa’daki geleneksel uygulamalar dünyadaki büyük gıda
açığının giderilmesine yardımcı olabilir mi?
KAPAK KONUSU
Yeşeren yapılar
İş dünyasının, ileriye dönük
güçlü malî kazançları
farketmesiyle birlikte, yaratıcı
yeşil teknoloji bütün
Avrupa’daki yeni yapılarda
hızla yaygınlaşıyor. REC’in
Macaristan Szentendre’deki
yeni Konferans Merkezi
enerji tasarrufu sayesinde,
yatırım maliyetlerini
önümüzdeki 20 yıl içinde
çıkaracak.
Kurumsal sürdürülebilirlik
Şeffaf bir yönetim anlayışıyla, sosyal ve çevresel riskleri planlayan ve yöneten
sürdürülebilir şirketlerin hisseleri de uzun-dönemde değer kazanıyor.
Yerel yönetimin çevredeki rolü
Günümüz kentlerinin sürdürülebilir yerler haline gelmesi için çevre, kentsel
altyapının ötesinde bir yaklaşımla ele alınmalı.
K A PA K K O N U S U
16
18
19
Bugün öde, yarın kazan
Yenilikçi yeşil mimari, sürdürülebilir bir geleceğin kilit unsurlarından. Yatırım
mâliyeti yüksek olsa da, yeşil yapılar uzun vadede para ve enerji tasarrufu
sağlıyor.
AFP
KAPAK GÖRSEL
Kazanca dönüşen maliyet
DİĞER BÖLÜMLER
Maliyetin yüksek olduğu inanışı, çevre dostu binaların önündeki en önemli
engel.
Forum 4
Dış Haberler 6
Türkiye’de yeşil bina girişimleri
Türkiye’den Haberler 8
Yenilenebilir enerji kaynaklarının zengin olduğu ülkemizde, yapıları bu
kaynakları kullanacak şekilde tasarlamak mümkün.
REC Bülteni 24
Yasal Boyut 28
Bilişim Teknolojileri 29
Kitaplık 30
EDITORIAL BOARD
İLETİŞİM
M
Editör
[email protected]
Abone işlemleri
[email protected]
Bölgesel Çevre Merkezi
REC Türkiye
İlkbahar Mahallesi, 571. Cadde,
617. Sokak, No: 8, 06550 Yıldız
Çankaya, Ankara-Türkiye
Tel: (90-312) 491 95 30
Faks: (90-312) 491 95 40
Web: www.rec.org.tr
M
M
28
WWW.AJANS.KEMALIYE.NET
Climate and energy: Zsuzsa Ivanyi
Corporate finance: Otto Andras Szabo
Environmental law: Stephen Stec
Environmental policy: Oreola Ivanova
Environment and security:
Marta Szigeti Bonifert
EU member states: Beata Wiszniewska
Green financing: Ruslan Zhechkov
Information and research: Jerome Simpson
Public participation: Magdolna Toth Nagy
REC PR: Zsolt Bauer
South Eastern Europe: Radoje Lausevic
Sustainable development: Janos Zlinszky
Turkey: Sibel Sezer Eralp
M
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Yeşim A. Çağlayan
M
DERGİ EKİBİ
3 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
18
3-5_ForumYU4.4.qxp:2-5ForumGH3.4
3/6/09
3:12 PM
Sayfa4
FORUM
editörden
Çevrenin yereldeki izdüşümü
“...siyaset, gerçekten tüm bileşenleri, alanları ve boyutlarıyla yaşamı düzenleme uğraşısı ise
bu uğraşının herhangi bir nedenle yalnızca
adaylara ve siyasal partilere bırakılması anlamlı
bir tutum olamaz. Hiçbir oyun yalnızca bir
tarafla oynanmaz; oynanabilir mi? Kaldı ki,
yerel yönetim seçimleri, bireysel ve toplumsal
yaşamı doğrudan ilgilendiren karar süreçlerini
biçimlendirebilecek ilk adımlardan biridir.” Bu
saptamayı yapan, Kırsal Çevre ve Ormancılık
Sorunları Araştırma Derneği’nden Yücel
Çağlar, “politika oluşturmak, yalnızca politikacılardan beklenebilecek bir süreç değil,” diyen
bu sayımızın söyleşi konuğu Korhan Gümüş ile
benzer düşüncede.
Yeşil Ufuklar’ın okuyucuları anımsar; 2007
genel seçiminden önce, hem siyasî partilerin
çevreye yaklaşımlarını, hem de çevre örgütlerinin partilerden taleplerini irdeleyen REC
Türkiye araştırmalarına dergimizde yer vermiştik. Yerel seçimler nedeniyle bu sayımızın bir
bölümünü yine çevre, sürdürülebilirlik ve
STK’ların seçime odaklı girişimlerine ayırdık.
Çevre ve yerel yönetimler konusu neden
mi önemli? Yerel yönetimlerin çevre alanında
daha fazla yetki ve sorumluluk üstlenmesini,
yeni kaynaklarla desteklenmesini sağlamak için
Büyükşehir Belediyeleri, Belediye ve İl Özel
İdareleri kanunlarında 2000’lerin ilk yarısında
değişiklikler yapıldı. Çevre ile ilgili yasal düzenlemelerin gerçek hayattaki izdüşümü olan yerel
yönetimler, çevresel süreçlerde daha ağırlıklı bir
rol üstlendi. 2009 yerel seçimlerinin çevre açısından böyle bir anlamı da var.
Peki çevre STK’ları, artan çevre-yerel yönetim ilişkileri bağlamında 2009 seçimlerine nasıl
bakıyor ve ne tür etkinlikler planlıyor? REC
Türkiye’nin sorduğu sorulardan biri buydu.
Okuyucularımızın anımsayacağı gibi, 2007
seçimi öncesi yaptığımız araştırmada bir çevre
vakfının yöneticisi, “çevreci STK’lar arasında
asgâri müştereklerin çok olduğunu ancak bu
seçimlerde geç kalındığını,” ifade etmiş, “gelecek
seçimler için şimdiden bütün çevre STK’larının
bir komisyon oluşturup öneriler paketi hazırlamasını,” teklif etmişti. Yerel seçimler öncesindeki tabloya baktığımızda, bu teklifin hayata geçirilmiş olduğunu ve çevre sahasında çalışan sivil
örgütlerin ortak bir hareket oluşturduğunu görmeyi isterdik. Ancak, REC Türkiye ekibinin
doğrudan bağlantı kurduğu veya İnternet sitelerini taradığı ulusal veya yerel ölçekte çalışan
100’ü aşkın STK’nın, tekil girişimler dışında
ortak bir program oluşturamadıklarını gördük.
Seçim yaklaştıkça tekil girişimlerin çoğalacağını
varsaysak bile, ortak ve etkili bir hareket başlatılması yönünde bir belirti yok.
Temas kurduğumuz yerel örgütlerden
Karaburun Yarımadası Yerel Gündem 21,
somut bir program uyguluyor. Örgüt, bölgedeki belediye başkan adaylarının çevreye bakışını
sorgulamanın yanı sıra, kendi çevresel taleplerini somut örneklerle ifade ediyor ve bazı yerel
çevre sorunlarının çözümü için yerel yönetimlerle işbirliği yapıyor. Karadeniz doğa örgütlerinin oluşturduğu KarDoğa Federasyonu bölgeyeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 4
deki her ilin çevre sorunlarının çözümü konusunda adaylara yönelik, ‘Söz ver başkan’ başlıklı bir kampanya hazırlığında.
Yine yerel ölçekte faaliyet gösteren
Diyarbakır Çevre Gönüllüleri Derneği, bölgedeki diğer öncelikler çevreyi arka planda bırakmasına karşın, adayların kesinleşmesiyle birlikte, adaylar ve siyasî partilerin çevresel projelerinin neler olduğunu medya aracılığıyla topluma
açıklamalarını talep etme hazırlığında.
Ulusal ölçekte Greenpeace Akdeniz Ofisi,
somut bir girişim hazırlığında. Örgüt, taleplerini duyurmanın ötesinde, küresel iklim değişimine karşı yerel yönetimlerin önemini vurgulamak için, adayların kullanımına sunacağı ‘iklim
dostu enerjiye geçme’ konulu bir kılavuz hazırlayacak. Kılavuz, ‘Güneş için Belediye
Başkanları’ girişimine katılmak isteyen başkan
adaylarının talebiyle hazırlanıyor. Girişim,
yerel yönetimlerin iklim değişimi ile mücadeledeki işlevini dünyadaki başarılı örnekleri de
vererek vurgulayacak.
Bilinçli hazırlanan örgütlerden biri de
Doğa ile Barış Derneği. Dernek, hem çevre kirliliğine hem de kaynak israfına yol açan tanıtım
malzemelerine karşı bir kampanya başlatacak.
Kampanya; “bayrak ve benzeri tanıtım malzemelerinden etkilenerek olumlu oy veriyor
musunuz?” sorusuna yanıt arayan bir anket,
başkan adaylarına yönelik standard bir uyarı
yazısı, ve halkın adaylara soru sorabileceği,
‘Nasıl bir belediye başkanı istiyorsunuz?’ konulu toplantı ve paneller olmak üzere üç aşamadan oluşacak.
En eski çevre kuruluşlarından Türkiye
Tabiatını Koruma Derneği, başkanların belediye sınırları dışında da hizmet vermesine olanak
sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmasından
yana. Derneğin seçime yönelik çalışmaları,
imkân ölçüsünde adaylarla temas kurmak ile
sınırlı.
Buğday Derneği seçim öncesinde, son yıllarda uzmanlaştığı ekolojik pazar konusunu ön
plana çıkaracak. Buğday, sürdürülebilir bir çevrenin önemli unsurlarından olan yerli tohumların ve ekolojik tarımın yaygınlaşmasını sağlayacak ekolojik pazarların gelişmesinde belediyelere büyük sorumluluk düştüğü inancıyla
adaylara yönelik bir öneriler listesi hazırlıyor.
Öneriler arasında, kırsal kalkınma ve kırsalda
yerinde istihdam sağlamak; Buğday’ın ekolojik
pazar girişiminin ulusal bir standard haline gelmesini desteklemek; üreticiye ve tüketiciye
yatırım yapmak; yerel yönetim bölgelerinde bu
standardda pazarları teşvik etmek için ücretsiz
pazar yeri sağlamak ve lojistik destek vermek
gibi talepler olacak.
Yerel seçim öncesinde en somut programlardan birini, seçim öncesi kampanya konusunda hayli uzun bir geçmişe sahip Doğal Hayatı
Koruma Derneği oluşturuyor. Program, adayların çevre koruma politikasına ve ilkelerine
sahip olmasının, seçim bölgelerindeki koruma
alanlarının artırılmasına destek vermesinin,
STK’lar ile işbirliği yapmasının önemini vurgulayacak. DHKD’nin; başta üyeleri olmak
üzere toplumla birlikte gerçekleştirmeyi hedeflediği eylem planı, bir basın bildirisi hazırlamak, bunu hem ulusal hem de derneğin gönüllü koordinatörleri aracılığıyla yerel medyaya
iletmek; başkan adaylarına hitaben yazılmış ve
web sitesine de konacak örnek bir talep mektubunu DHKD üyelerine göndererek bu mektupların imzalanması ve başkan adaylarına iletilmesini teşvik etmek; ayrıca İstanbul
Büyükşehir Belediyesi başkan adaylarına da
DHKD olarak bir mektup göndermek gibi
adımlardan oluşuyor.
Doğa Derneği, seçimler öncesinde
‘Çocuklarım için en iyi belediye başkanı hangisi?’ başlıklı bir soru listesi hazırlayacak.
Dernek, seçmenleri, oy vermeyi düşündükleri
başkan adaylarına, doğa ve sürdürülebilirlik
konusunda neler yapacaklarını sormaya davet
edecek. Listede, doğal alanların korunması,
atık yönetimi, enerji ve su tasarrufu, ekoturizm,
sokak hayvanlarının korunması gibi konularda
sorular bulunacak.
Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği, yaygın bir kampanya yürütmemekle birlikte, başkan adaylarından beklentilerini dile getiren bir
liste sunacak. Listede, su havzalarının korunması, çocuklar ve gençler için doğa eğitim parklarının oluşturulması, toplu taşımanın geliştirilmesi, katı atıkların ayrıştırılıp geri kazanılması, yeşil binaların desteklenmesi talep edilecek.
Yeşil Ufuklar yayıma hazırlandığı sırada
WWF Türkiye henüz resmi bir girişimde
bulunmamıştı; ancak verdikleri bilgiye göre,
tüm partilerden öncelikle katı atık ve gürültü
kirliliği yapmayan, ayrıca günün ekonomik
koşullarını göz önüne alan seçim kampanyaları
talep etme hazırlığı içindeydi; ayrıca, adaylardan, seçildikleri takdirde kentleri ve yerleşimleri iklim değişimine hazırlama görevini üstlenmelerini istemeyi planlıyordu.
Türkiye Çevre Platformu, hazırladığı 13
maddelik ‘Yerel Yönetimler Bildirgesi’nde,
enerjiden yeşil alanlara, su kaynaklarından atık
yönetimine dek bir dizi konudaki talebini dile
getirecek.
“Çevre konusunda seçmenden yeterince
talep var mı?” sorusunu sorduğumuzda ise, 2007
seçimindekinden daha farklı bir durum görmüyoruz. Yücel Çağlar’ın saptamasıyla, “Anayasa’da
yer alan çevre ile ilgili yaptırımların nasıl uygulanacağı yaşamsal önemde bir karar alanı olduğu
halde, ne siyasal partiler ve dolayısıyla da adaylar,
ne de seçicilerin çoğunluğu bu yalın gerçekliğin
ayırdında. Çünkü, görünüşe bakılırsa, ne siyasal
partiler ne de adayları bu soruyu nasıl yanıtladıklarını açıklama gereğini duymuyor. Peki, seçiciler duyuyor mu? Yine görünüşe bakılırsa,
hayır, çoğunlukla duymuyor!”
Çevresel taleplerin siyaset dünyasına taşınması görünüşe göre iki yönlü bir döngüye
bağlı: çevre örgütlerinin daha bilinçli ve etkin
bir seçmen kitlesi oluşturma yönünde daha
fazla çaba göstermesi; somut çevresel talepleri
olan seçmenlerin de çevre örgütleri kanalıyla
siyasî aktörler üstündeki etkilerini artırmaları.
N af i z Güder
3-5_ForumYU4.4.qxp:2-5ForumGH3.4
3/6/09
3:12 PM
Sayfa5
FORUM
söyleşi
2010 AJANSI BASIN ARŞİVİ
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Ajansı’nın Kentsel Uygulamalar Direktörü
Korhan Gümüş, yaklaşan yerel seçimler
dolayısıyla Yeşil Ufuklar’ın, kentsel
sürdürülebilirlik ve yönetişim
konusundaki sorularını yanıtladı.
Küresel eşitsizliğin kaynağı
içine kapalı kamu yönetimleri
Nafiz Güder
oluşturmak yerine tümünü paketleyici, sorgulayıcı bir özellik kazanıyor.
Bugün, 21. yüzyılda ‘kent’in politik açıdan yeniden anlamlandırılması meselesi, 21.
yüzyıla damgasını vuran bir politik konu. Bu
gelişme yalnızca bir ölçek sorununa değil,
katılımcı ve yaratıcı bir yönetim modeline
işaret ediyor. Dolayısı ile, toplulukların
kendi gelecekleri üstünde söz sahibi olacakları yeni bir politik anlamlandırma sürecinin
başlangıcında olduğumuzu söyleyebiliriz.
Oysa ulus-devletin yönetim modeli, kenti bir
nesne olarak düzenlemeye çalışıyordu.
‘Yerel yönetim/ belediye’ kavramı
1990’lardan bu yana nasıl değişti?
Buna koşut olarak, yerel yönetimlerin
merkezî yönetime kıyasla konumlarında ne gibi değişiklikler oldu?
Merkezîleşmiş politika içinde yerel yönetimler, yalnızca imar işlerinden sorumlu
kuruluşlardı. Görevleri kaldırım yapmak, çöp
toplamak, imar hareketlerini kontrol etmekten ibaretti.
1990’lı yıllarda, çöken merkezîleşmiş
kamu düzenin dışında, yeni politikaların arayışındaki bazı yerel yönetimler, merkezîleşmiş politikaların gölgesinden kurtulmak için
yeni deneyimler geliştirdi. Bu yeni deneyimlerin temel özelliği, yalnızca yeniliklere açıklıkları değil, yönetimlerin entegrasyona yöne-
lik katılımcı yönetim araçları geliştirmeleri.
Örneğin İstanbul’da bir çok kamu alanı
sahipsiz kaldı, yeşil alanlar inşaata açıldı.
Müzeler, kültür merkezleri, okullar, hastaneler zayıfladı. Bunlar yalnızca politik tercihlere değil, yeni kamusallık pratiklerinin oluşturulması gereğine de işaret ediyor. Kentin eski
endüstri merkezi, Haliç’te yıkımlarla temizlik
yapılmaya çalışıldı, deniz kıyısındaki antrepolar satılmaya çalışılıyor, tersanelerin, garların ne olacağı belirsiz. Ulaşım, kültürel miras,
kültür, konu ne olursa olsun, müzakere ortamına yalnızca hizmet üreticileri katılabiliyor.
Yerel yönetim kavramı, önümüzdeki
dönemde, toplumsal katılım, demokrasi, açıklık, hesap verme, sürdürülebilirlik ve çevre boyutlarında nasıl bir
evrim geçirecek?
Umut verici olan, yaratıcılığın, yenilikçi
enerjinin 20. yüzyılda olduğu gibi yalnızca
uygar dünyanın merkezinde değil, artık her
yerde olması. Dolayısı ile, bugün tek umut
verici olan şey, yaratıcı enerjinin sınırlandırılamaması, her yerden fışkırması.
Katılım, açıklık, hesap verebilirlik, sürdürülebilirlik, demokrasi derken yalnızca her
kesimin kendi kamu yararını temsil etmesi
M
21. yüzyılın şehirleri için ‘sürdürülebilirlik’ kavramı ne ifade ediyor? ‘Yerel sürdürülebilirlik’ kavramının evrilmesinde
ana itici güçler neler?
20. yüzyılda kalkınma ile çevrenin
korunması meselesi birbirine rakip konular
gibi görüldü. Kalkınma ile çevre, birbiriyle
çelişen iki konu olarak algılandı. Koruma
kararlarının, ‘insanların fakirleşmesi’ anlamına geldiğine inanlar çoğunluktaydı. Bu
nedenle de çoğu zaman, meselelere vâkıf
olan uzmanlar tarafından siyasal bir meşruiyet arayışındaki politikacılar suçlandı. Ya da
tam tersi. Sorunların tercihlerle ilgili olduğu
iddia edildi.
20. yüzyılda kamu düzeni biraz hücrelere bölünmüş bir görünüme sahipti. Politik
açıdan kent, yerel konular, ikincil bir konumdaydı ve merkezî politikaların öncelikleri
için feda edilebilecek nitelikteydi. Bu nedenle politikaya katılım ile kültürel ve doğal
değerlerin korunması arasında bir çelişki
ortaya çıktı.
Uzmanların politik otoritenin gölgesinde kalmaları denetim işlevlerinin tersine
dönmesine yol açtı. 20. yüzyılın siyasal patronaj ve piyasa ilişkileri içine sıkışmış olan
bilgi üretiminin, izole edilmiş katılım modelinin bugün sürdürülebilir olmadığı çok
açık. Bu nedenle kültür stratejik bir alan olarak işlev kazanıyor ve bu hücrelerden birini
Devamı sayfa 23’te
5 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
6-9_HaberYU4.4.qxp:6-8CEENewsGH
3/6/09
3:13 PM
Sayfa6
HABERLER
MADENCİLİK
İ K L İ M V E S A N AY İ
Polonya sanayii Avrupa Komisyonu’na
meydan okuyor
Avrupa Komisyonu’nun, Polonya’nın
2008-2012 ulusal planında salımlarını %27
azaltılmasına ilişkin talebinde uzlaşmaya
varılmışken, ülke AB Salım Ticareti Programı’nın (ETS) 2012 sonrası kurgusunu açıkça eleştiriyor. Varşova ayrıca, AB bürokratlarının ‘AB iklim değişimi politikasının temel
taşı’ olarak nitelediği ETS’ye karşı geniş bir
cephe oluşturmak için diğer üye ülkeleri
ikna etme çabasında.
Komisyon’un halen taslak halinde olan
iklim değişimi planının temel koşulu, ETS
kapsamındaki tüm kuruluşların CO2 salım
izinleri için açık artırma yoluyla teklif vermek zorunda olması. Bu koşul, salım kotalarının işletmelere ücretsiz verildiği, sadece
kotayı aştıklarında ödeme yaptıkları mevcut
sistemden çok farklı.
Polonya enerji sektörü, Komisyon’un
kısıtlı izinlerine eskiden beri karşı. Sektör,
aşırı kısıtlamaların enerji fiyatlarını yükselteceğini, bunun da tüm ekonomiyi durgunlaştıracağı iddiasıyla, sınırlandırılmış izinler
kapsamında daha uygun bir tahsisat yapılması yönündeki mücadelesinde kısmen
başarılı oldu. Polonya enerji sektörüne
bağımlı olan sanayi de, salım tahsislerinin
bir kısmını değil tamamını ödeme zorunluluğuna karşı ayak diriyor. Maliyetli Brüksel
kararları hemen kabul edilmiyor.
Ekonomik durgunluk alarm verirken,
sanayi, karşı çıkışını destekleyen endişe verici veriler açıklıyor. Sanayi çevrelerine göre,
AB’nin iklim politikası, Polonya’ya
2010’dan sonra yılda 600 milyon avro,
2020’den sonra ise yılda 2.4 ilâ 4.2 milyar
avro arasında bir maliyet getirecek.
Polonya Elektrik Kurumu, hükümeti,
Avrupa Komisyonu’nun iklim değişimi
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 6
paketinin estirdiği rüzgârları yumuşatacak
yasal bir eylem planı hazırlamaya çağırdı.
Varşova’nın bu paketi etkisiz kılmak için
uluslararası bir birlik kurma girişimine dair
üst düzey söylentiler de doğrulandı. Bu birlik, Temmuz 2008’de Paris’te gerçekleşen
ve Polonya ile yedi Orta ve Doğu Avrupa
ülkesinin Avrupa Komisyonu’nun planları
hakkındaki endişelerini dile getirdiği AB
çevre bakanları toplantısında ortaya çıkmıştı.
Polonya Çevre Bakanı Maciej Nowicki,
“Polonya, açık artırma yönteminin, 2013
itibarıyla uygulanacak kotanın sadece
%20’si için geçerli olmasını ve bu miktarın
her yıl %10 artırılmasını istiyor”. Bakan
daha sonra, bu plan uygulandığı takdirde
enerji fiyatlarının %70 artacağını ileri sürdü.
Benzer iddialar diğer Orta ve Doğu Avrupa
bakanlarından da geldi.
Başbakan Donald Tusk’ın strateji ekibinin baş danışmanı Michal Boni’nin, Ağustos başında Polonya Basın Ajansı’na,
“Polonya’nın, AB’nin 2012 sonrası salım
kotalarının tamamının açık artırma yoluyla
elde edilmesi yönündeki planını engellemek
için azınlıkları örgütlediği,” yönündeki açıklaması, Varşova’dan gelden bir diğer sert
mesaj oldu.
AB’deki dengelere göre, Polonya tüm
yeni üyelerin desteğini almak zorunda.
Avrupa Komisyonu’na karşı böyle bir birlik
oluşturma ihtimali düşük olduğundan,
Polonya’nın bir ya da daha fazla, büyük AB15 ülkesinden destek arayışına girmesi gerekiyor. Polonya lobisinin etkinliği karar
aşamasında belli olacak, Avrupa Parlamentosu ise ETS uygulamasının yasal çalışmalarına Ağustos’ta başladı.
Siyanürsüz Bulgaristan koalisyonu,
çevre ve kamu sağlığını öne sürerek, 15
Temmuz’da Bulgaristan Ekonomi ve
Enerji Bakanlığı’na, hükümetin Chelopech bakır ve altın madenciliği projesi için
ciddi bir çevresel etki değerlendirmesi
(ÇED) yapması konusunda talepte
bulundu. Çevre STK’ları ağı Bankwatch’ın bildirdiğine göre, iki gün sonra
Bulgaristan Çevre Yasası için önerilen
değişiklik taslağı, Bulgar Parlamentosu’nun Avrupa İşleri Komitesi’nde çoğunluğun desteğini alarak, sonbaharda yapılacak müzakerelerin yolunu açtı.
Kampanyayı yürütenler ve vatandaşlar,
200 milyon dolar değerinde olduğu tahmin edilen mevcut madeni genişletme
planlarının, tartışmalı siyanür arıtma teknolojisini ve yerinde işlemeyi de kapsamasından endişe ediyor. Madeni işleten Kanada merkezli madencilik şirketi Dundee
Değerli Metaller, yöre sakinleriyle doğrudan görüşmeler yaptı, fakat iddialara göre,
havzanın aşağısında yaşayan halkı karar
alma sürecine dahil etmedi.
Bankwatch koordinatörü Daniel
Popov, “nihaî bir tahsis sözleşmesi imzalanmadan önce, Chelopech ÇED raporunun en kapsamlı biçimde müzakere edilmesi gerektiğini,” söylüyor. “Pazardhik,
Plovdiv ve Haskovo bölgelerinde yaklaşık
bir milyon insan yaşıyor. Yöre halkı, içme
ve sulama suyu konusunda Maritsa Nehri’ne bağımlı.”
Romanya’nın Baia Mare yakınındaki
değerli maden işleme tesisinde 2000 yılında yaşanan siyanür sızıntısı (aşağıdaki fotoğraf) başta Tisza Nehri olmak üzere, komşu
ekosistemlerde ciddi tahribata yol açmıştı.
REUTERS
REUTERS
Bulgar yeşillerden
ÇED talebi
6-9_HaberYU4.4.qxp:6-8CEENewsGH
3/6/09
3:13 PM
Sayfa7
HABERLER
AB’den Güncel Haberler
Romanya sahilleri AB standardları altında
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
Avrupa Kyoto hedeflerinin
gerisinde
Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) Haziran’da yayımlanan verilerine
göre, birçok Avrupa ülkesi salım azaltımı konusunda Kyoto hedeflerinin oldukça gerisinde. Yalnızca eski üyelerin (AB-15) Kyoto Protokolü kapsamında, toplam sera gazı salımlarını, 1990 yılına kıyasla
%8 oranında azaltmak gibi bir hedefi var; bugünkü AB-27’nin ise
ortak bir Kyoto hedefi bulunmuyor, (tabloya bakınız).
EEA’nın iki yıl gecikmeli olarak açıklanan 2006 sera gazı salım
değerlerine göre, AB-15’te sera gazı salımları 2005-2006 döneminde
%0.8 oranında gerilerken, salımlarda 1990 düzeyine göre sağlanan
toplam azalma ise sadece %2.2.
Avrupa Yeryüzü Dostları’nın (FoEE) iklim kampanyası sorumlusu Sonja Meister’a göre, “bu veriler alarm niteliğinde. Salımlardaki
küçük düşüşler aslında ciddi politik uygulamaların değil, büyük
ölçüde ılıman hava koşullarının sonucu, Avrupa’nın iklim değişimine karşı ciddi olarak harekete geçmesi gerekiyor.”
Salımlarda en büyük azalma, 2006’ın nispeten sıcak geçmesi
sonucunda konutlarda ve hizmet sektöründe kaydedildi. Salımların
en çok arttığı sektör ise %7 ile karayolu ulaşımı.
1990 düzeyine oranla salımlarında önemli azalma sağlayan yeni
üye ülkelerin hemen hepsi, Kyoto hedeflerini kolaylıkla tutturacak
olsa da, veriler, bu durumun etkin çevre politikalarının bir meyvesi
olmaktan ziyade, 1990’lardaki ekonomik çöküşün sonucu olduğunu
gösteriyor. Gerçekten de, Almanya’nın yaklaşık %50 azalan salım
değerleri, Doğu Almanya sanayiinin birleşmeden bu yana süregelen
çöküşünden kaynaklanıyor. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki dalgalı ekonomik büyüme eğrisi, salımlardaki düşüş eğilimini önümüzdeki yıllarda tersine döndürebilir.
Almanya
Avusturya
Belçika
Birleşik Krallık
Bulgaristan
Çek Cumhuriyeti
Danimarka
Estonya
Finlandiya
Hollanda
İrlanda
İspanya
İsviçre
İtalya
Macaristan
Letonya
Litvanya
Lüksemburg
Kıbrıs
Malta
Polonya
Portekiz
Romanya
Slovakya
Slovenya
Yunanistan
Kyoto hedefi
Kyoto başlangıç yılına
kıyasla 2006 yılındaki
salımlar
-21.0%
-13.0%
-7.5%
-12.5%
-8.0%
-8.0%
-21.0%
-8.0%
0.0%
-6.0%
+13.0%
+15.0%
+4.0%
-6.5%
-6.0%
-8.0%
-8.0%
-28.0%
hedefsiz
hedefsiz
-6.0%
+27.0%
-8.0%
-8.0%
-8.0%
+25.0%
-18.5%
+15.2%
-6.0%
-16.0%
-46.2%
-23.7%
+1.7%
-55.7%
-4.0%
-2.6
+25.5%
+49.5%
-8.9%
+9.9%
-31.9%
-55.1%
-53.0%
+1.2%
+66.0%
+45.0%
-28.9%
+38.3%
-43.7%
-32.1%
+1.2%
+24.4%
Komisyon eko-tasarım planını benimsiyor
AB Temmuz ayında, tarihinde ilk kez elektrikli cihazlar
için eko-tasarım standardları konusunda temel bir politika
paketini kabul ederek, belli bir ürün yelpazesinin ‘bekleme’ konumundaki azami enerji tüketimini belirledi.
Komisyon tarafından kabul edilen ve türünün ilk örneği
olan bu önlemi başka önlemlerin de izlemesi bekleniyor.
Avrupa Yeryüzü Dostları’ndan (FoEE) Michael Warhurst, “Komisyon’un nihayet bu öneriyi yapmış olmasına
çok sevindik, ancak esas nokta bu önlemlerin sadece enerji
bağımlı ürünleri değil, tüm ürünlerin çevresel etkilerini ele
alacak biçimde genişletilmesidir,” yorumunu yaptı.
Ends Europe Daily’ye göre, Avrupa Komisyonu’nun
Çevreden Sorumlu Vekili Stavros Dimas, planın kabulüden hemen sonra, gözden geçirilen direktifin, AB pazarındaki tüm ürünlerin üçte biri yerine üçte ikisini kapsayacak
biçimde genişletileceğini belirtti.
AB vatandaşları nükleere karşı endişesiz
Eurobarometer’in Temmuz’daki araştırması, AB vatandaşlarının %44’ünün nükleer enerjiyi bir enerji seçeneği
olarak gördüğünü ve 2005’te %35 olan destek oranının
yükseldiğini gösteriyor. Bu kayda değer artışın temel nedeni, çevre ve enerji güvenliği konusunda artan kaygılar.
Nükleer atıkların bertarafı konusundaki kaygılar halen
yüksek olmakla birlikte Eurobarometer sonuçları, nüfusun
yaklaşık üçte ikisinin nükleer enerjinin sera gazı salımını
düşüreceği ve petrol ithalatına bağımlılığı azaltacağına
inandığını gösteriyor.
Ends Europe Daily’nin haberine göre, araştırmayı
yanıtlayan ve nükleer enerjiye karşı olan her on kişiden
dördü, “radyoaktif atıklara kalıcı ve güvenilir bir çözüm
bulunduğu takdirde düşüncesini değiştirebilir.”
Atık yakma tesisi Macaristan’ı tehdit ediyor
FRIENDS OF THE EARTH EUROPE
REUTERS
Ülke
Denetçiler geçen yaz tüm AB’de 14,552 sahil plajı ve 6,816
iç sudaki yüzme suyu temizliğini test etti. Sonuçlara göre,
kıyı alanlarının %95’i birliğin zorunlu temizlik standardlarına uyuyor ya da üstüne çıkıyor, nehir ve göllerin ise
%88.7’si standardları karşılıyor.
Bununla birlikte iki yeni AB üyesinin bu konuda harekete geçmesi gerekiyor. Slovenya’nın Adriyatik sahillerinin
sadece %68.4’ü yeterince temiz olarak değerlendirilirken;
Romanya’nın Karadeniz plajlarının sadece %28.6’si denetimden geçer not almış. Slovenya’nın sadece 46 km olan
Adriyatik kıyıları, Romanya’nın 244 km uzunluğundaki
Karadeniz sahil şeridine kıyasla oldukça kısa.
Macar hükümeti 10 Eylül’de, planlanan bir atık yönetim
tesisinin Macaristan sınırına yakınlığından dolayı Avusturya’ya itiraz etme kararı aldı. Macaristan Çevre ve Su Bakanlığı, planlanan atık yakma tesisinin kapasitesinin, bölgede
ortaya çıkan atık miktarının çok üstünde olduğunu ve seçilen mevkinin Macaristan’ın Szentgotthard bölgesindeki sürdürülebilir kalkınma planlarını etkileyeceğini ileri sürüyor.
Avusturya ve Macaristan, daha önce Raba Nehri için ortak
bir ekolojik ıslah planı geliştirmiş ve proje yaklaşık 3.12 milyon avro değerindeki AB ihalesi ile desteklenmişti.
7 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
6-9_HaberYU4.4.qxp:6-8CEENewsGH
3/6/09
3:13 PM
Sayfa8
HABERLER
Türkiye’den kısa kısa
Türkiye kirletme rekortmeni
CEM ORKUN KIRAÇ, SAD-AFAG
Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan verilere
göre, hızla sanayileşen Türkiye, değerlendirme
kapsamına alınan sanayileşmiş 40 ülke arasında
atmosferi en hızlı kirleten ülke oldu. Türkiye’nin
1990 yılında atmosfere saldığı karbon dioksit
miktarı 170 milyon ton iken, 2006 yılına gelindiğinde bu miktar 331.8 milyon tona yükseldi.
Atmosferi kirletmede %95’lik artış, Türkiye’yi
dünya sıralamasında ilk sıraya taşıdı. BM İklim
Değişikliği Sekretaryası tarafından Bonn’da açıklanan istatistiklere göre, atmosferi hızla kirletmede Türkiye’yi izleyen ülke İspanya. AB üyesi
İspanya’nın atmosfere saldığı karbon dioksit
miktarı 1990 yılında 287 milyon ton iken, bu
miktar 2006 yılında 433 milyon tona yükseldi.
İspanya’da atmosferi kirletmede son 16 yılda
görülen artış %50 oldu. <http://www.dwworld.de/dw/ article/0,2144,3752024,00.html>
Yeni çevre portalları
Çevre ve Orman Bakanlığı, çevre ile ilgili güncel
haberler ve yürütülen etkinlikler konusunda bilgi
vermek amacıyla <www.cevreci.gov.tr> adresinde
yeni bir portalı yayına soktu. Portalda, çevre kavramlarının açıklamaları gibi bilgiler de bulunuyor
ve Türkiye Çevre Raporu benzeri belgelere ulaşılabiliyor. Çevre odaklı bir başka yeni portal,
<www.yesilbilgi.org> adresinde bulunan Yeşil
Bilgi Platformu. Bir bilişim teknolojileri şirketler
grubu tarafından hayata geçirilen ve 24 Eylül
2008’de yayına başlayan Yeşil Bilgi Platformu’nun
amacı, çevre sorunlarıyla, öncelikle bu konudaki
bilgi eksikliğini gidererek müdahele etmek. Bir
diğer yeni portal olan <www.igemportal.org>
adresindeki İgem Portal ise, Türkiye çevre sektörünün potansiyelini, kapasitesini, üretim gücünü
küresel ölçekte duyurmayı amaç ediniyor.
Çanakkale’den taze rüzgar
Demirer Holding tarafından Çanakkale’nin Ezine
ilçesinde kurulacak olan Çamseki Rüzgâr Enerji
Santrali’nin kuleleri ve jeneratörlerinin montajına
başlandı. Holding Enerji Projeleri Koordinatörü
Ahmet Araçman, santralde 11 türbin olacağını ve
yılda 82 milyon kilowatt saat yenilenebilir temiz
enerji elde edileceğini belirtti. Bu santralin üretime geçmesiyle birlikte Çanakkale bölgesinde elde
edilen yenilenebilir temiz enerji miktarı yılda 262
milyon kilowatt saate çıkacak.
Bursa’da Su Direktifi
WWF-Türkiye tarafından yürütülen ve Avrupa
Birliği tarafından desteklenen “Avrupa Birliği Su
Yönetimi konusunda AB STK’ları ile deneyim
paylaşımıyla Türkiye’deki Çevre STK’larının
Kapasite Artırımı Projesi” kapsamında 20-21
Kasım 2008’de Bursa’da “Avrupa Birliği Su ve
Çevre Politikalarına Türkiye’nin Uyumu Çalıştayı” düzenlendi. Çalıştayda Su Çerçeve Direktifi’nin Türkiye’de uyumlaştırılması ve uygulanması
konuları değerlendirildi. Projenin bir sonraki aşamasında, Avrupa Birliği Su Politikaları, Su Çerçeve Direktifi, Su Çerçeve Direktifi’nin AB’de uygulanma süreci ve üyelik müzakerelerini sürdürmekte olan Türkiye’nin, Su Çerçeve Direktifi’ni uyumlaştırma ve uygulama yolunda atmakta olduğu ve
atması gereken adımlar gibi konuların yer aldığı
bir online eğitim modülünün geliştirilmesi ve bu
bilgilerin Türkiye’deki ilgili kurum ve kuruluşlar
vasıtasıyla geniş kitlelere aktarılması amaçlanıyor.
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 8
DOĞA KORUMA
Akdeniz foku için ittifak
Uluslararası Akdeniz Foku Koruma Müttefikliği Mutabakat Zaptı (i-monk alliance) 9 Kasım 2008’de
Portekiz’in Maderia adasında imzalandı. Anlaşmanın amacı; nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya
olan Akdeniz fokunun (Monachus monachus) ekolojik yaşam koşullarının düzeltilmesini ve türün soyunun devamını sağlamak. Anlaşmada kurucu üye olarak yer alan kurumlar -İspanya’dan CBD-HABITAT (Fundación para la Conservación de la Biodiversidad y su Hábitat), Uluslararası Hayvanları
Koruma Vakfı (IFAW), Yunanistan’dan MOm (The Hellenic Society for the Study and Protection
of the Monk Seal), The Monachus Guardian (Akdeniz fokuna adanmış uluslararası bir İnternet sitesi ve bülteni), the Parque Natural da Madeira of Portugal ve Türkiye’den Sualtı Araştırmaları Derneği- Akdeniz Foku Araştırma Grubu (SAD-AFAG), fokların korunması ve türün dünyada dağılım
gösterdiği alanlar konusunda çalışıyor. Üyeler; kâr amacı güdmeyen çevre örgütleri, sivil toplum örgütleri ile, Akdeniz foku ve onların tehlike altında olan habitatlarını koruma konusunda duyarlı olan
resmi kurumlardan oluşuyor.
Ege ve Akdeniz kıyı ekosistemlerinin temsilcisi konumundaki Akdeniz fokunu yok olma noktasına getiren etkenler, aynı zamanda Akdeniz’i ve Akdeniz insanını tehdit eden etkenler olduğu için bu
türün korunması daha geniş bir amaca hizmet ediyor ve simgesel bir önem de taşıyor. Dünyanın en
nadir on memelisi arasında bulunan, kıyı sularında avlanan; dinlenmek, üremek ve yavrusunu büyütmek
için karaya bağımlı olan bu deniz memelisi, kıyılarımızda besin zincirinin son halkasını oluşturuyor.
Bilimsel çalışmalar, kıyılarımızda 100’den fazla fok yaşadığını gösteriyor. Türün en büyük nüfusu Ege
Denizi’nde yaşıyor. Dünyadaki Akdeniz foku nüfusunun 400-450 birey olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu sayı önemli bir yer tutuyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
Karadeniz günü buluşması
21 Nisan 1992 tarihli Bükreş Sözleşmesi ve 31 Ekim 1996 tarihinde İstanbul’da kabul edilen Karadeniz’in Korunması ve İyileştirilmesi için Stratejik Eylem Planı kapsamında 31 Ekim günü her yıl
Uluslararası Karadeniz Eylem Günü olarak kutlanmaya başlandı. Karadeniz, özellikle çevresini saran
ülkeler için önemli bir yaşam kaynağı durumunda. Uzun süre kendi kaderine terk edildikten sonra 1992
Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Gürcistan’ın bir araya gelerek Bükreş Sözleşmesini kabul etmesi ardından da 1996 yılında Karadeniz çevre bakanlarınca imzalanan Karadeniz Stratejik Eylem Planı (KSEP), Karadeniz’in korunması ve rehabilitasyonu için öncelikli eylemlerin yer aldığı geniş kapsamlı bir belge niteliğiyle Karadeniz için umut ışığı oldu. O tarihten sonra da her 31 Ekim’de
Karadeniz ile ilgili çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmeye başlandı.
Bu yıl sekiz Karadeniz ülkesi yeşilleri 30 Ekim-1 Kasım tarihlerinde İstanbul’da bir araya geldi. Kafkasya ve Karadeniz`de barış ve güvenlik politikaları ile Karadeniz’de çevre ve ekoloji sorunlarının konuşulduğu buluşmanın ev sahipliğini Türkiye Yeşiller Partisi yaptı. Gürcistan, Rusya, Azerbaycan, Ukrayna, Moldova, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye yeşil partilerinin yanı sıra Batı Avrupa yeşil partilerinden ve Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'ndan temsilcilerin katıldığı toplantının gündeminde Kafkasya ve Karadeniz’de barış ve güvenlik politikaları ile Karadeniz’de çevre ve ekoloji sorunları
vardı. <www.yesiller.org>
6-9_HaberYU4.4.qxp:6-8CEENewsGH
3/6/09
3:13 PM
Sayfa9
HABERLER
FİLM FESTİVALLERİ
MADENCİLİK
Artvin’de madene veda
OĞUZ KURDOĞLU ARŞİVİ
Artvin’in Cerattepe mevkisinde yaklaşık 14 yıldır bakır madeni açma çalışması yapan Artvin Bakır ve
Maden İşletmesi; Yeşil Artvin Derneği ile Artvin Barosu’nun ‘Çevresel Etki Değerlendirme raporu alınmadığı ve doğaya telafisi mümkün olmayan zararlar vereceği’ gerekçesiyle Rize Bölge İdare Mahkemesi’ne
açtığı davalar sonucu ruhsatının iptal edilmesi üstüne bölgedeki çalışmalarına son verdi. Hatila Milli Parkı havzasında bulunan Cerattepe’deki 17 hektarlık alanda bakır madeni işletilebilmesi için 1,700 ağaç kesilmiş, 100 metre uzunluğunda bir galeri açılmıştı. Çıkarılan madenin, işleneceği Rize’nin Çayeli ilçesine
naklinde kullanılacak teleferik hattı için 3,800 ağacın daha kesilmesi planlanıyordu.
Artvin Bakır ve Maden İşletmesi yetkilisi Sabri Altınoluk, karar sonrasında, “mahkemenin bu kararı, projeyi çalışır bir madene dönüştürebilme ihtimali konusunda ciddi oranda belirsizliğe düşmemize yol
açmıştır. Bu belirsizlik ve ardından gelen mevcut küresel mali kriz, bu projeye fon ayırarak yatırım yapmamızı gittikçe zorlaştırmıştır,” dedi. Altınoluk ayrıca, “gerçek şu ki, toplumsal ve siyasî destek olmadan,
bu projeye yapılan itirazlar hep devam edecektir,” yorumunu yaptı.
Yeşil Artvin Derneği Başkanı Erdoğan Gazihan ise, “bu sonuç, birlikte hareket edildiği zaman başarılamaycak hiçbir zorluğun olmadığını gösteren bir örnektir. Neticenin, bu tip uygun olmayan koşullarda çıkarılmak istenen, yahut doğayı bozmak isteyen hareketlere karşı da ışık olmasını diliyorum,” dedi.
Artvin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, şirketin bölgede açtığı galeri içinde biriken ağır metal yüklü
suların yeterince arıtılmadan doğaya verilmesi nedeniyle şirkete para cezası kesmişti. Yıllardır süren çalışmaların
bölgenin doğası üstünde yarattığı olumsuz etki ve tahribatın nasıl düzeltileceği, alanın rehabilitasyonunun
nasıl yapılacağı konusunda şimdilik bir plan bulunmuyor.
Beyaz perdede
sürdürülebilirlik
Çevre ve doğa koruma konusunda toplumun bilinci arttıkça, değişik sektörlerin konuya ilgisi de artıyor. Çevre ve doğa, beyaz perdede gerek belgesellerle gerek konulu filmlerle daha çok yer buluyor. Bu yıl bu alanda gerçekleştirilen festivallerden biri olan ve Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi tarafından düzenlenen festival, 26-28 Kasım’da İstanbul İtalyan
Kültür Merkezi’nde izleyicilerle buluştu. Yaklaşık 25 kısa ve uzun metrajlı belgesel ve canlandırma filmden oluşan ve ücretsiz olan festival üç gün sürdü. Festivalde gösterilen filmler hakkında ayrıntılı bilgiye <http://surdurulebiliryasam.org/filmfestivali.html> adresinden ulaşılabiliyor. Festivalin talep olan
diğer illerde de düzenlenmesi planlanıyor.
Bu alandaki bir başka festival de ekoloji
konulu filmlerin yer aldığı Sinekoloji Film
Festivali idi. Festival kapsamındaki filmler,
23-27 Nisan tarihlerinde Mersin ve Adana’dan sonra, 14-15 Kasım’da Bursa’da, 21-22
Kasım’da ise Ankara’da gösterime girdi. Belgesel Sinemacılar Birliği, DOĞADER, Elektrik Mühendisleri Odası, Adana, Ankara ve
Bursa barolarının yanı sıra birçok kurumun
desteğiyle gerçekleşen festival için seçilen
filmler, ekolojik tahribatın ülkesel ya da küresel boyutta hangi aktörler ve gerekçelerle
yapıldığını perdeye yansıttı. Festivalle birlikte
‘Çöplük’ başlıklı bir fotoğraf sergisi de açıldı.
Türkiye’nin 1950’lerde nükleer savaş tehdidine karşı nasıl bir refleks ve endişe ile hazırlık
yaptığını, nükleer silahların sadece beden
değil aynı zamanda toplumun ruh sağlığını da
nasıl etkilediğini anlatan sergi, fotoğraflar bir
çöplükte bulunduğu için bu adı taşıyor. Festival ile ilgili ayrıntılı bilgi <http://www.sinekoloji.org> adresinde bulunuyor.
ÇÖLLEŞME
Çölleşmeyle mücadelede değişim zamanı
ülkelerin çabalarıyla ‘zenginler sözleşmesi’ olarak anılan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve ‘fakirler sözleşmesi’ olarak anılan Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi benimsenmiştir. Konuya sadece Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi açısından
bakacak olursak, ağırlıklı olarak fakir ülkeler tarafından benimsenen sözleşmenin,
önümüzdeki 10 Yıllık Stratejik Plan döneminde de tatminkâr bir malî kaynak
ve küresel politik destek çekmesi pek de kolay gözükmemektedir.”
Daha fazla bilgi için, <www.did-cevreorman.gov.tr>.
IISD
1994’te benimsenip 1996’da yürürlüğe giren BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD), Sözleşme Uygulamalarının Gözden Geçirilmesi Komitesi Yedinci Oturumu (CRIC7) ile Bilim ve Teknoloji Komitesi Birinci Oturumu (CST S–1) 3–14 Kasım 2008’de İstanbul’da gerçekleşti. 1997–2007 döneminde pek çok Taraflar Konferansı (COP) ve Sözleşmeyi Gözden Geçirme
Komitesi (CRIC) oturumları gerçekleşti.
İstanbul’da gerçekleşen CRIC ve CST toplantılarında, UNCCD’nin diğer kardeş çevre sözleşmeleriyle etkileşiminin UNCCD’nin etkisini artıracağı
sürekli olarak vurgulandı. Arazi kaybı konusunda küresel bir değerlendirme yapılması gereğine de dikkat çekildi.
Sözleşme ortaya çıktığından bu yana, pek çok taraf, birinci 10 yıllık stratejik planda değişiklik yapma önerisinde bulundu ancak bu değişikliklerin neler olacağı kesinleştirilmedi. Değişimin gerçekten sağlanması, tarafların sözleşme taahhütlerini yerine getirmesi ile mümkün olacak. 2009’un sonbaharında
gerçekleşecek COP9’da, değişim yönündeki taahhütler sınanacak. Tarafların
COP9’da gösterecekleri istek, gerçekten bir değişim isteyip istemediklerini ortaya çıkaracak.
Çevre ve Orman Bakanlığı Dış İlişkiler ve AB Dairesi’nden Serdar Yegül’ün
hazırladığı değerlendirme raporunda şu ifadeler yer alıyor: “1992’de Rio’da gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin birbirleriyle anlaşamamaları sonucu,
tek, kapsamlı ve büyük bir çevre sözleşmesi kabul edilememiş, onun yerine üç
‘sözleşmecik’ (UNCBD, UNCCD, UNFCCC) benimsenebilmiştir. Zengin
9 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa10
M E R C E K | gıda ve tarım
Orta ve Doğu Avrupa’daki geleneksel uygulamalar dünyadaki büyük gıda
açığının giderilmesine yardımcı olabilir mi?
Seçenek arayışı
Nathan Johnson
S
ovyetler Birliği’nin çöküşünden
bu yana Orta ve Doğu Avrupa’da
görülen politik ve ekonomik
değişimler her kesimden bölge
sakinini etkiledi; köklü değişimlerden biri de, yiyecek üretimi, satışı, nakliyesi ve tüketiciye ulaşması sürecinde
oldu. Batı’nın ‘süpermarket modeli’ tüm
bölge ülkelerinde hızla yayılmakla birlikte; küresel gıda sıkıntısının giderek büyümesi ve hızla tırmanan gıda fiyatlarından
biyo yakıt üretimini sorumlu tutan güncel
bakış açısı; mevcut gıda üretim, tüketim
ve dağıtım modelinin ciddi, hatta hayatî
yanlışlar taşıdığının bariz göstergeleri.
Düşündüren kriz
Temmuz’da medyaya sızan bir Dünya
Bankası araştırmasına göre, küresel gıda
fiyatlarının, tahminlerin çok üstünde, yaklaşık %75 artmasının baş nedeni biyoyakıt üretimi. Tarımsal ürün fiyatlarındaki artış karşısında, Dünya Gıda Programı’ndan Josette
Sheeran ‘açlık tsunamisi’nin eli kulağında
derken; Avrupa Parlamentosu üyeleri de
Temmuz ayında hızla, AB genelinde 2020’de
ulaşımda kullanılan yakıtların %10’unun
biyo yakıt olması hedefini, 2015’te sadece
%4 olacak şekilde düşürme kararı aldı.
Hedeflenen üretim düzeyinin düşüşü ve
Sheeran’ın çarpıcı benzetmesi, küresel gıda
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 10
FLICKR
ÖLÇEK EKONOMİLERİ TARTIDA: (solda) Çek
Cumhuriyeti’nde Orta Bohemya’daki Mlada
Boleslaw civarındaki bir aile işletmesinde hasat;
(karşı sayfa, soldan sağa) Slovenya menşeli
hipermarket Mercator’un Belgard mağazasına
giren müşteriler; Polonya’da Kazimierz Dolny’deki
bir semt pazarı.
krizinin büyüklüğünün göstergelerinden
sadece ikisi. Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre dünyadaki altı milyardan fazla
insanın yaklaşık bir milyarı müzmin açlık
çekiyor. Üstelik, Burlington’daki Vermont
Üniversitesi’nde bitki ve toprak bilimleri
profesörü olan Fred Magdoff, bu sayının
“vitamin ve besin eksikliği ile, diğer beslenme eksiklikleri çekenleri kapsamadığı,” görüşünde. “Gıda güvencesi olmayan, yetersiz
beslenen ya da yaşamsal gıdaları alamayan
insanların sayısı muhtemelen üç milyara
yaklaşıyor, yani insanlığın neredeyse yarısı.”
Magdoff, Monthly Review’da yayımlanan, “Dünya Gıda Krizi: Nedenleri ve
Çözümleri” başlıklı makalesinde, gıda
fiyatlarının zirve yapmasının temel
nedenlerini sıralıyor. İlk neden, ‘petrol
fiyatlarındaki artışa doğrudan veya dolaylı olarak bağlı’. Görünüşe göre, petrole
bağımlılığı azaltmak için mısırın etanol,
soya fasulyesi ve hurma yağının ise dizel
yakıtı elde etmek için kullanılması, insanlar için gıda üretiminin düşmesi anlamına
geliyor. Bloomberg’in tahminine göre,
önümüzdeki 10 yılda ABD’de yetişen
mısırın yaklaşık üçte biri etanol üretimi
için kullanılacak.
İkinci neden, Latin Amerika ve
Asya’da -özellikle de Çin’de- et ürünlerine
talebin giderek artması; sığır, domuz ve
kümes hayvanlarını beslemede kullanılan
mısır, soya fasulyesi ve soya yağı fiyatlarının da yukarı fırlaması. Gerçekten de, The
New York Times’a göre dünyada kişi başına düşen et tüketimi 1961’den bu yana iki
katına çıkmış.
Magdoff üçüncü önemli bir nedeni
daha vurguluyor: Eskiden gıda açısından
kendine yetebilen kalabalık ülkeler, yani
Çin ve Hindistan artık büyük miktarda
gıda ithal ediyor. Bu ülkelerdeki net gıda
kaybının bir nedeni, önceleri pirinç yetiştirilen tarım alanlarının başka ekonomik
faaliyetler için kullanılması.
Hiper-aktif alışveriş
Dünyadaki birçok ülkeye kıyasla daha
zengin ve gıda kıtlığı tehlikesine çok daha
uzak olan Orta ve Doğu Avrupalılar,
1990’larda başlayan süpermarket ve hipermarket temelli perakende satış ağının hızla
yayılışına tanık oluyor. Bölgede süpermarket
furyasındaki ilk dalga Çek Cumhuriyeti,
Macaristan, Polonya ve Slovakya’da gerçekleşti ve 10 yıl içinde bu ülkelerdeki gıda
pazarının %40 ilâ 50’sine hakim oldu. İkinci
dalga, süpermarket temelli perakende gıda
satışının payının 2004’te %25-30’lara ulaştığı ve hızla büyüdüğü Hırvatistan, Bulgaristan Romanya ve Slovenya’da yaşandı. Gelir
düzeyi ve kentleşme koşulları Doğu
Avrupa’daki üçüncü dalganın erken yaşanmasına yol açsa da, siyasî reformlar aynı
hızda gerçekleşmedi; sonuçta, Rusya’daki
süpermarket temelli perakende gıda satışları
2004’te %10 gibi düşük bir düzeyde seyrederken, ülke o günden bu yana Doğrudan
Yabancı Sermaye Yatırımı’nın (FDI) birinci
odağı haline geldi.
Süpermarket perakendeciliği; komünizm sonrası dönemde ilerleme ve kalkınma
kavramları ile yakından özdeşleştirilse de,
herkes, geçmişe ait her şeyin dodolar ile aynı
kaderi paylaşması gerektiğini düşünmüyor.
İngiltere’deki Açık Üniversite’nin coğrafya
bölümünde öğretim üyesi olan Joe Smith,
Green Horizon’a, tavan yapan petrol fiyatla-
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa11
gıda ve tarım | M E R C E K
FLICKR
Ev gibisi yok
Sovyet dönemi politikaları hızla terkedilmiş olsa da, Orta ve Doğu Avrupa
ülkeleri, on yıllarca süren ‘yokluk ekonomisi’nde öğrendikleri bazı değerli dersler
sayesinde, ‘Batılı serbest piyasa’ya yol gösterebilecek eşsiz bir donanıma sahip.
Smith ve Jehlicka’nın, Polonya ve Çek
Cumhuriyeti’nde Gıda, Politika ve
Değişim üstüne Öyküler başlıklı bir başka
çalışması ise, ‘geçiş dönemi’ nedeniyle
ortaya çıkan, Batılı ‘normlar’a doğru istikrarlı ilerleme konusundaki baskın söylemlere karşı gelen ya da onlara alternatif
sunan çeşitli tepkilerin bir bölümünü
irdeliyor.
Yazarlara göre, “1989’daki siyasî değişimler sonrasında, bölge ülkelerindeki
günlük yaşamın birçok boyutunda, hane
ölçeğinde tasarruf ve kendi yağıyla kavrulmak çok yaygın uygulamalardı.” Bunların
arasında, eski dönemdeki devlet politikaları yüzünden “taze meyve ve sebzenin
pahalı olması ya da hiç bulunmaması”
nedeniyle baş vurulan kendi kendine üretim ve takas uygulamaları da var. Bir diğer
etken de, kamu sektöründe çalışan birçok
kişinin, işlerin az olduğu veya hiç olmadığı zamanlarda kendi yiyeceklerini yetiştirmeye; ürettiklerini arkadaşları ve komşularıyla paylaşmaya ya da alım satım yapmaya zaman bulabilmiş olması.
Piyasa ekonomisinde tüketici seçeneklerinin artması, kendi kendine üretim ve
takas uygulamalarıyla tezat oluşturmakta;
buna ek olarak dikkate alınması gereken
diğer piyasa kaynaklı ve kültürel etkenler
arasında, daha çok kazanmaya çalışan
kentli bireylerin boş zamanlarının giderek
azalması, ve karı-kocanın her ikisinin de
çalıştığı hanelerin giderek çoğalması da
var. Ayrıca, gelişen altyapıya (su, elektrik,)
koşut olarak araç sahipliğindeki hızlı artış
sonucunda, birçok küçük çiftlik şimdi
özel mesken olarak kullanılıyor.
Ancak düşünülenin aksine, “[Çek
Cumhuriyeti’nde] banliyöleşme ve süpermarketlerin yaygınlaşması, geleneksel
uygulamaları ve kendi kendine üretimi
ortadan kaldırmadı” (Gıda Öyküleri).
Smith ve Jehlicka’nın 2005 tarihli araştırması, görüşülen Çekler’in %41.5’inin
bahçelerinde ya da kiralık bostanlarda
kendileri için meyve ve sebze yetiştirdiğini
gösteriyor. Bir diğer sürpriz ise, görünüşe
göre bunun tasarruf kaygısıyla yapılmaması. Tersine, yüksek yaşam standardına
sahip Çekler arasında kendi ürünlerini
üretenlerin oranı (%43.6), düşük gelirlilere oranla (%35) daha fazla.
Bu şaşırtıcı bulgular, Smith ve
Jehlicka’nın kendi ifadeleriyle, “sürdürülebilirlik hakkındaki resmi diskurun; kültür
ve tarihle iç içe geçmiş, toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş ve büyük
ölçüde piyasa dışı uygulamaları nasıl görmezden geldiğini,” gösteriyor. “Üstelik bu
geleneksel uygulamalar, idareli ya da az
tüketimi savunan sürdürülebilir tüketim
kavramıyla büyük ölçüde örtüşüyor.
Koşullar, dünyadaki gıda sıkıntısı ve
çevre sorunlarıyla başa çıkabilmek için
yeni arayışlara girmemiz gerektiğini gösteriyor. Birçok Orta ve Doğu Avrupa sakini
için en iyi çözümler kapılarının tam önünde onları bekliyor olabilir.
Q
olarak gördükleri bu tür pazar seçeneklerine ve uygulamalarına karşı değil. Bununla
birlikte, Çek toplumunda hem âdil ticaret
hem de organik gıda olgusunun, harcanan
para hacmine kıyasla ihmâl edilebilecek
düzeyde olduğuna işaret ediyorlar. Örneğin, Çek tüketicilerinin 2006’da âdil ticaret
ürünlerine yaptığı harcama sadece 200,000
avrodan biraz fazlayken, 2003’te ülkede
satılan gıda ürünlerinin yalnızca %0.06’sı
organik idi.
REUTERS
rı ve arz güvenliğinin; uzun nakliye şebekelerine bağımlı olan örgün gıda üretimi
konusunda önemli soruları gündeme getirdiğini ifade etti. “Orta ve Doğu Avrupa’ya
büyük başarıyla ihraç edilen süpermarket
modeli, bölgedeki gıda düzeninin ekolojik,
ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğine
ciddi zarar verdi.”
Aynı üniversiteden bir başka coğrafyacı
Petr Jehlicka da, hem Polonya hem de Çek
Cumhuriyeti’nde geleneksel ve yeni gıda
üretim uygulamaları konusunda Smith ile
birlikte çalışıyor. İki araştırmacı, bu ülkelerdeki geleneksel gıda arzı uygulamalarına
rağbet ve potansiyeli dikkate almadıkları
için hem hükümetleri hem de STK’ları eleştiriyor.
Smith, “bölge ülkelerinin; gıda sektöründe farklı yaklaşımların, çevresel etkileri
ve süpermarket odaklı sistemlerin istikrarsızlığını nasıl önemli ölçüde azaltabileceğini göstererek öncü olabileceğini,” söylüyor.
“Bölge, diğer yöresel gıda üretim sistemlerinin yanı sıra ‘kendi ürününü yetiştirme’ ve
takas gibi özendirilmesi gereken geleneksel
uygulamaları yaşatıyor. [Bunları] özendirmek, bölge ülkelerinin sürdürülebilir gıda
konusunda dünyaya öncülük etmesini sağlayabilir.”
İki araştırmacı, Sürdürülemez bir
Durum: Çek Cumhuriyet’inde Gıda
Uygulamaları ile Hükümet Politikaları
Arasındaki Tezatlar başlıklı çalışmalarında,
günümüzde ‘sürdürülebilir çevre’ konusundaki literatürün çoğunun sorumlu ve bilinçli
tüketime odaklandığını; üretimi düşürme ve
kısıtlama gibi fikirlere ya da gönüllü yalınlaştırmaya itibar etmediğini öne sürüyor.
Sürdürülebilir tüketim için mevcut neoliberal diskurun belirlemiş olduğu âdil ticaret,
organik gıda ve nakliye mesafeleri gibi bir
dizi konuda çok sayıda yararlı bilgi mevcut.
Smith ve Jehlicka, ‘kendi kendine üretim’ benzeri uygulamaların tamamlayıcısı
11 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa12
M E R C E K | iş dünyası ve sürdürülebilirlik
Kurumsal
sürdürülebilirlik
FORD OTOSAN ARŞİVİ
İŞ DÜNYASININ YENİ YÜZÜ: Artık Türkiye'de de
enerji, inşaat, otomotiv gibi pek çok sektör,
süreçlerini çevreye uyumlu ve sürdürülebilir bir
anlayışla uyguluyor ve AB Çevre Ödülleri gibi
saygın ödüllerin sahibi olabiliyor.
Yeni bir işletme anlayışı
G
Kerem Okumuş
ünümüzde birçok şirket temel iş
süreçlerine, ürün ve hizmetlerine hiç olmadığı kadar yeşil ve
sürdürülebilir bir bakış açısı
getirmeye çalışıyor. Bunun
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 12
önemli sebeplerinden birisi, özellikle son
zamanlarda artan iklim değişikliği tartışmaları ve buna bağlı bazı çevresel sorunların (kuraklık, yaşanan iklimsel aşırılıklar,
artan doğal afetler, vb.) gündemde önem-
li yer tutuyor olması ve şirketlerin sorunların çözümü için kendilerini sorumlu hissetmesi mi? Veya tüketici alışkanlıklarının
daha sürdürülebilir ürün ve hizmetlere
doğru değişiyor olması ve dolayısıyla piyasanın şirketlerin üstünde pazarlama ve
farklılaşmaya yönelik getirdiği bir baskı
mı? Yoksa şirketlerin küresel bir eğilim
haline gelen bu süreçten geri kalmamak
adına kullandıkları basit bir iletişim çalışmasından mı ibaret? Bu sorular elbette
çoğaltılabilir.
Ancak, sürdürülebilirliği sadece
pazarlama ve iletişim çalışmasının bir
parçası olarak, kurumsal itibarın ve
marka değerinin yükseltilmesine yönelik
kullanan şirketler artık geride kalıyor.
Kurumsal sosyal sorumluluğu yalnızca
toplumsal projelere kaynak aktarmak
olarak gören şirketler gibi. Bu şirketlerdeki ana kaygı alanları ortakların çıkarlarına öncelik vermek, büyüme odaklı
çalışmak ve ne olursa olsun kâr maksimizasyonuna dayalı bir işletme stratejisi
izlemektir.
Günümüzde, artık, performans göstergesi olan rakamsal bilanço değerleri tek
başına şirketlerin performansını ve değerini göstermek için yeterli değil. Önemli
olan bu performansın ve başarı göstergelerinin sürdürülebilirliği. Şirketlerde sürdürülebilirliği sağlanmak için ise, tedarik
zincirinden başlamak üzere tüm sosyal
paydaşlar üstünde bir değer zinciri yaratmayı başarmak gerekiyor. Bu da, ekonomik, çevresel ve sosyal unsurların bütüncül şekilde kurumsal bir yönetişim ilkesi
çerçevesinde benimsenerek süreç içinde
karşılaşılabilecek muhtemel risk ve maliyetlerin azaltılarak hayata geçirilmesi ile
mümkün olabilir.
Bu nedenle, şeffaf, sorumlu ve hesap
veren kurumsal bir yönetişim anlayışı
benimsemiş şirketler sürdürülebilir bir
çevre yönetimi uygulamasının yanı sıra
sıfır atık hedefi, ‘karbon nötr’ üretim,
ürünlerde yaşam döngüsü yaklaşımı gibi
çok temel çevresel hedefleri gönüllü uygulamalar çerçevesinde hayata geçirmek için
çalışıyor. Bu şirketler aynı zamanda; işçi
sağlığı ve iş güvenliğinin tesis edilmesi,
sosyal hakların ve fırsat eşitliğinin sağlanması, eğitim olanaklarının sunulması,
örgütlenme özgürlüğü gibi sosyal değerleri de sürdürülebilirliğin bir parçası olarak
yönetiyor.
Piyasanın sürdürülebilir kalkınma için
çalışmasını teşvik eden bu yaklaşım, şirketlerin muhtemel çevresel ve sosyal etki-
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa13
iş dünyası ve sürdürülebilirlik | M E R C E K
bilir şirketlere yatırım yapmak isteyen
bireyler, portföy yöneticileri ve çeşitli
‘sorumlu yatırım fonları’ bulunuyor.
Bunun en önemli sebebi şeffaf ve sorumlu
bir yönetim anlayışı benimseyerek sosyal ve
çevresel riskleri planlayan ve yöneten sürdürülebilir şirketlerin hisselerinin uzundönemde çok istikrarlı artışlar göstermesi.
Bu nedenle, ‘Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’ gibi tarafsız ve belirli
ölçütler çerçevesinde şirketlerin sürdürülebilirliklerini ölçümleyen ve derecelendiren
yapılar, kurumsal sürdürülebilirliğin, özel-
Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi Küresel Sektör Liderleri (2008/ 2009)
likle menkul kıymetler piyasasında işlem
gören şirketler için ne kadar hayatî bir
konu olduğunu gösteriyor.
Günümüzde yaşadığımız finansal kriz
ve ekolojik sorunlar, kısa-dönem planlamanın ve sürdürülebilir olmayan uygulamaların artık geçerli olmadığını gösteriyor. Özellikle Batı Avrupa’da ve ABD’de
sürdürülebilir uygulamaları içselleştirmiş
işletmelerin süregelen ekonomik krizden
olumsuz yönde etkilenmediğini gösteren
birçok örnek mevcut. Türkiye’deki işletmelerin de, sürdürülebilirlik çerçevesinde
yeni uygulamaları hayata geçirmesi gerekiyor. Bu nedenle, sürdürülebilir bir kalkınma için işletmelerin sorumlu ve yaratıcı
bir şekilde geleceğin düşük-karbon ekonomisinde rekabet etmesini sağlayacak
sürdürülebilir iş modelleri geliştirmeleri
hepimizin dileği.
Bu dileğin gerçekleşmesi için en önemli yapısal destek ise, 2012 sonrası ortaya
çıkacak iklim rejimin getireceği yeni küresel ekonomik düzene Türkiye’nin katılımı
ve ülkemizin AB’ye tam üyelik yolculuğunun devamının sağlanması olacak gibi
gözüküyor.
Kerem Okumuş, REC Türkiye Direktör Yardımcısı
Şirket İsmi
Sektör
Ülke
Australia & New Zealand Banking Group Ltd
Bankacılık
Avustralya
Bayerische Motoren Werke AG (BMW)
Xstrata Plc
BASF SE
Holcim
Itausa-Investimentos Itau
Unilever
Novartis AG
TNT N.V.
Swiss Re
Pearson Plc.
ENI
adidas AG
Land Securities Group PLC
Kingfisher Plc
Intel Corp.
BT Group Plc
Air France-KLM
Grupo Iberdrola
Otomotiv ve Yan Sanayi
Tabii Kaynaklar/Madencilik
Kimya
İnşaat ve Malzemeleri
Finansal Hizmetler
Yiyecek - İçecek
İlaç - Sağlık
Endüstriyel Ürünler ve Hizmetler
Sigorta
Medya
Petrol ve Gaz
Kişisel Ürünler
Gayri Menkul
Perakende
Teknoloji
Telekomünikasyon
Seyahat
Kamu Hizmetleri
Almanya
Birleşik Krallık
Almanya
İsviçre
Brezilya
Hollanda
İsviçre
Hollanda
İsviçre
Birleşik Krallık
İtalya
Almanya
Birleşik Krallık
Birleşik Krallık
Amerika Birleşik Devletleri
Birleşik Krallık
Fransa
İspanya
Kurumsal Sürdürülebilirlik Endeksi, şirketlerin; kurumsal yönetişim, çevre yönetimi ve çevre performans göstergeleri, insan hakları, çevresel ve sosyal raporlama, risk ve kriz yönetimi,
iş güvenliği, ürün yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi, sosyal yardım projeleri gibi çok çeşitli alanlarda ortaya koydukları sürdürülebilir yönetim performansına bağlı olarak belirleniyor.
13 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
DOW JONES
Geleceğin düşükkarbon
ekonomisinde
rekabet edebilmek
için işletmelerin
sürdürülebilir iş
modelleri
geliştirmesi
gerekiyor.
Q
lerini muhasebe sisteminde faaliyete bağlı
ana gider kalemlerinden biri olarak görmesini, dolayısıyla bu konuları temel iş
süreçlerinin bir parçası olarak tanımlamasını sağlıyor. Bu nedenle, kurumsal sürdürülebilirlik anlayışı, muhtemel risk ve
maliyetleri önceden planlayarak şirketleri
daha yenilikçi bir anlayışa sahip olmaya
teşvik ediyor.
Şirketler, hazırladıkları sürdürülebilirlik ve kurumsal sosyal sorumluluk raporları ile, elde edilen başarıları ve bir sonraki
dönem için hedefleri kantitatif olarak,
çalışanları ve müşterileriyle birlikte, diğer
sosyal paydaşlar olarak tanımlayabileceğimiz tedarikçiler, kamu kurumları, basın ve
ilgili sivil toplum kuruluşları ile paylaşıyor. Bu olumlu çalışmalar, müşteri ve çalışanların şirkete olan bağlılıklarını artırdığı
gibi, şirketlerin marka değerlerine de
önemli katkı sağlıyor. Günümüzde, küresel birçok şirketin marka değerinin kendi
varlıklarının çok üstünde olduğunu biliyoruz.
Ancak konunun şirketler için ne kadar
hayatî olduğunu, şirketlerin kurumsal sürdürülebilirlik performanslarının aynı
zamanda bir yatırım ölçütü olarak kullanıldığını gördüğümüz zaman daha açık bir
şekilde anlayabiliyoruz. Bugün, sürdürüle-
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa14
M E R C E K | çevre ve yerel yönetimler
Günümüz kentlerinin sürdürülebilir yerler haline
gelmesi için çevre, kentsel altyapının ötesinde bir
yaklaşımla ele alınmalı
Yerel yönetimin
çevredeki rolü
Y
Hande Özüt
irmi dokuz Mart 2009’daki yerel
seçimlerde, 19 siyasî parti ve
bağımsız adaylar, 2,100’ü aşkın
belediyenin yönetimi için yarışacak. Başka bir deyişle, yaklaşık
40,500 belediye başkan adayı çeşitli konulardaki vaadleri ile seçmenlerden destek isteyecek. Bu sayıya belediye meclis üyeleri ve il
genel meclis adaylarını da eklersek, yerel
seçimlerin hem çevre hem de diğer sahalarda
ne kadar etkili olacağını görebiliriz.
Türkiye nüfusunun yaklaşık %80’ini
doğrudan etkileyen seçimler dolayısıyla
partilerin ve adayların çevre ve sürdürülebilirlik konularına yaklaşımına baktık.
Belediye ve başkan adayı sayısının yüksek
olması, adayların çevre vizyonlarına tek
tek bakmayı zorlaştırsa da, genel bir fikir
edinmek için büyükşehir belediyelerine ve
bazı büyük belediyelere sorular gönderdik; parti programları ve yapılanların ileriye dönük hedeflerin göstergesi olduğu
düşüncesinden hareketle, çevre konusunda mevcut stratejileri ve bunların gerçekleşme durumunu gözden geçirdik.
Strateji raporları
Yerel yönetimlerin çevresel faaliyetleri
iki temel grupta incelenebilir. Bunlardan
ilki, atıksu arıtma tesisi, ulaştırma, katı
atık deponi sahası gibi altyapı yatırım ve
iyileştirme faaliyetleri; ikincisi ise, çevre
konusunun sektörlere entegrasyonu olarak adlandırabileceğimiz konular. Bu
ikinci grup genelde kentsel ulaşım, enerji,
konut, arazi kullanımı, endüstriyel üretim
gibi kenti ilgilendiren tüm konulara çevreci bir yaklaşım getirmek olarak açıklanabilir. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, geri dönüşüm, toplumsal eğitim ve
bilinçlendirme, toplu taşıma gibi faaliyetler bu grupta.
Belediyelerin çevre konusundaki
hedef ve stratejilerini diğer konular ile
entegre bir şekilde belirleyecekleri temel
belge ‘Strateji Raporları’. 5018 sayılı kanunun yanı sıra, 5393 sayılı Belediye ve 5216
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 14
sayılı Büyükşehir Belediyesi kanunları ile
nüfusu 50,000 üstündeki belediyeler stratejik plan hazırlamakla yükümlü. Belediye
Kanunu’nun geçici 4. maddesine göre, 13
Temmuz 2006’e kadar hazırlanması gereken stratejik planların süresi beş yıl. Başka
bir deyişle 243 belediyenin 2006-2011
zaman dilimi için stratejik raporlarını
hazırlamış olması gerekiyor.
Hemen tüm büyükşehir belediyelerinin birbirine benzeyen strateji raporlarında aşağıdaki genel hedeflerin ön plana çıktığını görüyoruz:
- Atık su: Atık su ve yağmur suyu altyapısı olmayan yerlerde 2011 yılı sonuna
kadar çalışmaların tamamlanması.
Mevcut atık su arıtım sisteminin bakım ve
onarımının yapılması.
- Katı atık: Sürdürülebilir katı atık
bertarafı ve geri dönüşümün sağlanması.
- Yeşil alanlar: Kent temizliği ve aktif
yeşil alanların standardlarının yükseltilmesi. Kişi başına düşen aktif yeşil alanların artırılması.
- Hava kirliliği: Hava kalitesinin standardının yükseltilmesi.
Birçok belediyenin strateji raporunda
bulunan ve yukarıda kısmen sıralanan
genel hedefler, belediyelerin temel
yükümlülüğü olan altyapı, yeşil alan ve
benzeri konuları içeriyor. Ancak belediyelerin artan nüfus ve farklılaşan tüketim
ihtiyaçları ile günümüz kentlerini sürdürülebilir kılabilmek için çevreyi, kentsel
altyapının ötesinde bir yaklaşımla ele
alması gerekiyor.
2008 Dünya Habitat Günü’nde de
‘Uyumlu Kent’ teması işlendi ve uyumlu
kent, ‘çevreyle ilişkilerini, çevre üstündeki
etkilerini kontrol edebilen kenttir,’ şeklinde tanımlandı, (Metin kutusu: 1).
Nüfusunun yaklaşık %80’i belediyelerde
yaşayan ülkemizde de uyumlu kentlere
ulaşabilmek için belediyelerin çevre konusunu; enerji, ulaşım, eğitim, istihdam ve
arazi kullanımı başta olmak üzere tüm
politikalarına dahil etmesi gerekli.
Bazı iyi örnekler
Belediyelerin strateji raporlarında,
çevre ile ilgili yaklaşımların ve hedeflerin,
‘çevre’ başlığının ötesine uzandığı iyi
örnekler bulmak mümkün. İstanbul
Büyükşehir Belediyesi’nin hava kirliliğini
önleme amacıyla yenilenebilir enerji kullanımı artırmayı, Eskişehir Büyükşehir
Belediyesi’nin enerji verimliliğini teşvik
etmeyi, Kayseri Belediyesi’nin ise doğal
gaz kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemesi gibi örnekler sürdürülebilir kentsel
enerji kullanımı yönünde atılmış adımlar.
Bir diğer olumlu örnek ise, çevrenin
eğitim ve bilinç artırma politikalarına
entegrasyonu. Bu kapsamda, İstanbul,
İzmir, Eskişehir, Adana, Antalya ve
Kayseri büyükşehir belediyeleri çevre eğitimi faaliyetlerini stratejik planlarına
dahil eden belediyelerden. Bilinçlendirme çalışmalarında çoğunlukla görülen
konular; hava kalitesinin yükseltilmesi;
çevre sorunlarının en az seviyeye düşürülmesi, geri kazanılabilecek atıklar konusunda halkın bilgilendirilmesi, ilköğretim
okullarında çevre eğitimlerinin yapılması,
katı atık, atık su, hava ve toprak kirliliği
konularında eğitimlerin yaygınlaştırılmasıdır.
Ayrıca bazı belediyeler, çevre politikalarını ve faaliyetlerini sağlıklı ve güncel
verilere dayandırmak için ölçme ve izleme
çalışmaları yürütüyor. Örneğin İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, hava kalitesinin
daha sağlıklı tespit edilmesi için hâlen 10
olan ölçüm istasyonu sayısını, 2011 sonuna kadar 17’ye çıkarmayı planlıyor. Yine
2011 yılı sonuna kadar, İstanbul’da trafikten kaynaklanan kirliliğin tespit edilmesine ve ulaşım politikalarının geliştirilmesine yardımcı olmak için 30 izleme istasyonu kurmayı hedefliyor.
Planlamadan uygulamaya
Strateji raporlarındaki genel hedeflerden stratejilere ve uygulamalara doğru
gidildikçe somut çözümlerin ve faaliyetlerin azaldığını söyleyebiliriz. Hedeflerini
hayata geçirmeye başlayan belediyeler arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi,
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bursa
Nilüfer Belediyesi, Eskişehir Büyükşehir
Belediyesi ve Eskişehir Odunpazarı
Belediyesi sayılabilir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, hava
kalitesini daha sağlıklı tespit etme hedefini strateji raporunun sayfaları arasında
kalmaktan kurtarmış, Çevre ve Orman
Bakanlığı ile yapılan protokolle, İstanbul
Hava Kalitesi Ölçüm verilerinin bakanlığın İnternet sitesinde yayımlanması için
gerekli altyapı kurulmuş ve sistem Şubat
2007'de yayına başlamıştır. Bilgiler, saat
başı güncellenmektedir.
10-15_mercekYU4.4.qxp:11-15InsightGH3.4
3/6/09
3:15 PM
Sayfa15
çevre ve yerel yönetimler | M E R C E K
gârını kullanmaya yönelik enerji projelerini destekliyor.
Yol gösterici örnekler
Örnekleri çoğaltmak mümkün ancak
yeterli değil. Bu noktada, belediyelerin
çevresel hedeflerine ulaşmak için daha
somut faaliyetler yürütmesi yerinde bir
talep olur. Bunun için dünyadaki öncü
yerel yönetişim uygulamaları ve uluslararası yerel yönetim örgütlerinin uygulamaları yol gösterici olabilir. Akla gelen en
başarılı örnekler arasında, ICLEI’nin
iklim dostu kentler girişimi var, (Metin
kutusu: 2).
Türkiye’de belediyelerin hedef ve stratejileri ile ilgili etkin faaliyetler planlayıp
uygulamalarına destek olan farklı planlama yöntemleri de var. Bunlardan biri,
REC’in geliştirdiği katılımcı bir planlama
modeli olan Yerel Çevre Eylem Planları
(YEÇEP). YEÇEP bir yörenin ya da kent
halkının çevre yatırımlarının planlamasına katılımını teşvik eden bir araç. YEÇEP
süreci, çevresel önceliklerin belirlenmesini ve bu öncelikleri hedef alan en uygun
eylem planlarının geliştirilmesini içeriyor.
Bu eylem planları çerçevesinde üretilecek
projelere hem ulusal hem uluslararası kaynaklardan finansman sağlamak da daha
kolay. Örneğin, Avrupa Yatırım Bankası,
Kf W ve Dünya Bankası gibi uluslararası
finans kuruluşları kredi sağlayacağı altyapı yatırım projelerinin bu tür kapsamlı ve
katılımcı planlama yaklaşımının bir parçası olmasını tercih ediyor.
REC Türkiye, YEÇEP’in bir planlama
aracı olarak kullanımına yönelik hazırlıkları tamamladı. Bu kapsamda; YEÇEP
Uygulama Rehberi Türkiye’ye uyarlanarak,
katılımcı çevre planlaması konusunda tüm
belediyelere bir rehber sağlandı. Yöntemin
Türkiye hukuksal ve yönetsel yapısı içindeki yerini belirlemek ve geçmişteki planlama
pratikleri ile ilişkisini kurmak için yerel
yönetim uzmanları tarafından YEÇEP
Strateji Raporu hazırlandı. Ankara’daki
merkezî bilgilendirme toplantısının ardından Ankara, Yolava ve Gaziantep’te yapılan
bölgesel eğitimlere, 54 belediye ve büyükşehir belediyesi, 16 Yerel Gündem 21, dört il
özel idaresi, altı Belediyeler Birliği temsilcisi katıldı ve yöntem konusunda kapsamlı
bir eğitim aldı.
REC Türkiye, 2009’da üç belediyedeki pilot uygulamalarla YEÇEP’i hayata
geçirecek. Üç yıllık proje sonunda beklenen iki temel çıktı; pilot belediyelerin
katılımcı çevre planlaması uygulama kapasitesinin artması ve YEÇEP uygulamasını Türkiye çapına yayacak deneyim ve
dersler edinmek.
Q
Nilüfer Belediyesi Çevre Bürosu tarafından ilçenin gürültü haritasının çıkarılması, elektromanyetik kirliliğin ve hava kirliliğinin ölçülmesi ve izlenmesi, sağlıklı ve
düzenli veri toplamaya bir başka örnek.
Çevre sorunlarına entegre çözümler
getirmek için uluslararası ve ulusal kuruluşlardan destek alan belediyeler de var.
Erzurum’da Alman Teknik İşbirliği
Kurumu (GTZ) ve Erzurum Büyükşehir
Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi
(ESKİ) ortaklığında yürütülen ‘Çevreye
Zarar Vermeyen Belediye Hizmetlerinin
Geliştirilmesi’ projesi bunlara bir örnek.
Projenin amacı, belediye işletmesi olan
ESKİ'nin, belediye hizmetlerinin katı atık
ve su yönetimi konusunda ekolojik ve
ekonomik açıdan devamlılık kazanmasını
sağlaması.
Türkiye Belediyeler Birliği’nin de çevre
ve sürdürülebilirlik konusunda belediyeler
arasında işbirliğini desteklemeye yönelik
proje ve faaliyetleri var. Gönüllü belediyelerden temsilcilerin katılımı ile kurulan
‘Sürdürülebilir Kent Ulaşımı Komisyonu’nda kent içi ulaşım politikalarına çevresel yaklaşımın entegrasyonu için mevzuat
eksiklikleri, eğitim ihtiyaçları gibi konular
tartışılıyor. Türkiye Belediyeler Birliği ile
İsveç Bölgeler ve Yerel Yönetimler Birliği
işbirliğinde yürütülen Belediye Ortaklık
Ağları (TUSENET) Projesi modüllerinden birinin konusu çevre. Bu modülde
İstanbul Büyükşehir, Büyükçekmece,
Zeytinburnu ve Adalar belediyeleri,
Stockholm ve Nacka belediyeleri birlikte
çalışmalar yürütüyor, modüle üye belediyeler katı atık stratejik planlarını hazırlıyor.
TUSENET’in bir başka modülünde ise,
Antalya Büyükşehir, Muğla ve Tarsus belediyeleri, Malmö Belediyesi ile birlikte yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği konularında çalışmalar yürütüyor.
Çalışmalar, İsveç Uluslararası Kalkınma
Ajansı (SIDA) ile Türkiye Belediyeler
Birliği ve pilot belediyelerin öz kaynaklarından sağlanan finansmanla sürüyor.
Araştırmamızı yanıtlayanlardan biri
olan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin
geri dönüşüm ve atıklardan enerji elde
etme gibi hedefleri de var. Eskişehir’e bağlı
Odunpazarı belediyesinin yürüttüğü
‘Odunpazarı Geri Kazanım Projesi’ kapsamında eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları ve ÇEVKO’nun işbirliğiyle ayrı toplanan atıkların geri dönüştürülmesi hedefleniyor. Benzer şekilde Karabük Belediyesi
ve Bursa Nilüfer Belediyesi de, AB hibesi
ile başlattığı geri dönüşüm projesini tüm
kente yayma kararı aldı. İzmir Mordoğan
Belediyesi, karayoluna yatırım yapmak
yerine, karbon salımını da azaltacak deniz
ulaşımı ve toplu taşıma projelerine öncelik
veriyor; enerji konusunda, bölgenin rüz-
Hande Özüt, REC Türkiye Proje Yöneticisi
BM Dünya Habitat Günü ve
Çevre ile Uyumlu Kentler
Teması
Birleşmiş Milletler, 2008 yılı Dünya Habitat
Günü için hızlı kentleşmenin sorunları ve çevreye
etkileri konusunda farkındalığı artırmak, çöküntü
alanlarının giderek büyümesi ve fakirliğin kentselleşmesine dikkat çekmek ve kentlerde daha iyi bir
yaşam arayan kişilerin sayısının artması amacıyla ‘ahenkli kentler’ temasını seçti.
Angola’nın başkenti Luanda’da gerçekleşen
etkinliklerde kendini besleyen doğal kaynaklar ve
ekosistem ile uyumlu, ahenkli kentleşme politikaları ve pratikleri tartışıldı.
İnsanlık tarihinde ilk defa nüfusun yarısının
kentlerde yaşadığı bu dönemde elverişli barınma
ihtiyacı ve su, sağlık koşulları, elektrik, güvenli
sokaklar gibi temel hizmetler, özellikle gelişen
ülkelerde her zamankinden daha önemli bir hale
geldi. Çevre ve iklim üzerinde en büyük etkiyi
kentlerin yarattığı da hesaba katılınca, zayıf
yönetim yapılanmalarının bedelini en çok kent ve
çevresinde yaşayanların ödediği söylenebilir. Bu
bağlamda kentsel kirliliği azaltacak çevreye
duyarlı enerji verimliliği teknolojilerinin dünya
çapında yayılması acil önem taşıyor.
(kaynak: Harmonious Cities: World Habitat Day
2008 www.unhabitat.org)
ICLEI ve İklim Koruma için
Kentler Kampanyası (CCP) ve
REC Türkiye Uygulaması
Uluslararası Yerel Çevre Girişimleri Konseyi
(ICLEI), 1993 yılından itibaren yürütmekte olduğu
Cities for Climate Protection (CCP, İklim Koruma
için Kentler Kampanyası) ile, yerel yönetim düzeyinde sera gazı salım-larının hesaplanması ve
belirli hedefler doğrultusunda azaltılmasını kolaylaştırmayı hedefliyor. Söz konusu kampanyaya,
2008 yılı itibarıyla dünya çapında 800’e yakın
belediye ve yerel yönetim katılıyor. Kampanya
kapsamında, seçilmiş yöneticiler tarafından
imzalanan bir bildirge kapsamında, yerel yönetimlerin, bir enerji ve salım envanteri ve öngörüsünü hazırlamaları, belirli bir yıl için azaltma
hedefi belirlemeleri, bir Yerel Eylem Planı oluşturmaları, bu amaçla politika ve önlemleri hayata
geçirmeleri ve uygulanan önlemlerin salım azaltımına yönelik etkilerini izleyip doğrulatmaları bekleniyor.
REC Türkiye, ICLEI tarafından geliştirilmiş
olan bu kampanyanın Türkiye’de, özellikle yerel
seçimlerden önce başlayacak şekilde yürütülmesine ön ayak oldu; “Yerel Yönetimlerin Sera Gazı
Salımlarının Azaltılması Çabalarına Katılımın
Kolaylaştırılması Projesi”, REC Türkiye tarafından Hollanda Çevre ve Planlama Bakanlığı’nın
(VROM) sağladığı destekle uygulamaya kondu.
Proje, belediye sınırları içerisinde gerçekleşen
insan etkinliklerinden kaynaklanan sera gazı
salımlarının standard yöntemlerle hesaplanması
ve bu salımların belirli hedefler doğrultusunda
azaltılması konusunda yerel yönetimlerin kapasitesinin geliştirilmesini amaçlıyor. Proje kapsamında, seçimlerden önce yürütülecek kampanya ile
belediye başkan adaylarının ve seçmenlerin gündemine ‘İklim Dostu Kentler’ kavramının sokulması amaçlanıyor. Yerel seçimlerin ardından ise,
gönüllü olacak ve bildirgeyi imzalayacak belediye
başkanlarının iklim dostu kentler doğrultusundaki
çalışmaları desteklenecek.
(kaynak: REC Türkiye Yerel Yönetimlerin Sera Gazı
Salımlarının Azaltılması Çabalarına Katılımının
Kolaylaştırılması Projesi: www.rec.org.tr)
15 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa16
K A PA K K O N U S U | yeşil yapılar
DAHA YEŞİL, DAHA TEMİZ: (üstte) Almanya, Juehnde’deki 200
evin çoğu, ısı ve elektriğini 2005’te yaklaşık 2 milyon avroya
malolan biyogaz tesisinden temin ediyor. Juehnde Belediye
Başkanı August Brandenburg, “bu ilerlemenin ön saflarında
bulunmaktan gururluyuz,” diyor.
kazan
Bugün öde,
yarın
CHRISTIANE EISLER/STILL PICTURES(ÜSTTE); GABOR KARDOS (ALTTA SOLDAN SAĞA)
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
n
3/6/09
3:17 PM
Sayfa17
yeşil yapılar | K A PA K K O N U S U
Yenilikçi yeşil mimari,
sürdürülebilir bir geleceğin kilit
unsurlarından. Yatırım mâliyeti
yüksek olsa da, yeşil yapılar
uzun vadede para ve enerji
tasarrufu sağlıyor.
B
ükreş’teki Tomescu Caddesi 19 numaranın projesini hazırlayan Rumen mimarlar bir noktayı çok iyi biliyordu: Bu proje çok özel olmalıydı. Şantiye sahasının dar olması ve bölgenin tarihi öneminden kaynaklanan mahallî sınırlamalar gibi zorluklar yok değildi.
Projenin iki mimarı, Gabriela Tabacu ve Cosmin Caciuc, bu tür zorluklarla başa çıkabilecek kadar bilgili ve deneyimli olmakla birlikte; müşterilerinin evi, sıra dışı, çevre dostu enerji ve ısıtma teknolojisiyle donatmak istemesi, mimarların meslekî becerileri için ayrı bir sınavdı.
Pavel Antonov
Kendilerinden böyle yenilikçi bir proje istenmesi, aslında mimarlar için tamamen bir sürpriz değildi. Bükreş Ion Mincu Üniversitesi Mimarlık ve Kentsel Planlama bölümünde profesör
olan, yapı restorasyonu ve yenilemesi konusunda çeşitli ödüllerin sahibi [Bayan] Tabacu, son
dönemde sürdürülebilir yapılar ve yeşil mimarî konularına odaklanmıştı. Aynı üniversitede
ders veren ve yıllardır birlikte çalıştığı mesai arkadaşı Caciuc da mimarlık ve teknoloji ilişkileri
konusunda uzmandı. Yani bu ikili, Tomescu projesi için eşi bulunmaz bir ekipti.
Aslında müşteri de, aynı mahallede, yeni inşaat sahasının hemen karşısında doğup büyümüş ve bu arsayı hayâlindeki evi yapmak için satın almıştı. Tabacu, bu evin hayallerin gerçekleştiği bir ev olacağını düşünüyor. 250 m2’lik arsa üstündeki 400 m2 kullanım alanına sahip
evde; ebeveyn yatak odası, ferah bir mutfak ve oturma odası, kitaplık, çalışma odası ve misafir
odalarının yanı sıra bodrumda bir atölye ve garaj da olacak. Tabacu’nun iç mekânını kavramsal
anlamda ‘akıcı bir yapı’ olarak nitelediği evde, bir odadan diğerine doğrudan geçilebiliyor ve
katlar arasında ‘iletişim’i sağlayan geniş bir merdiven bulunuyor. Evin, güçlü ama aynı zamanda ekonomik bir hava koşullandırma ünitesine ihtiyaç duyacağı daha başında anlaşılmıştı.
Tabacu, “böyle bir evde alışıldık ısıtma ve havalandırma sistemleri kullanmanın uzun vadede
çok yüksek işletme giderleri doğuracağını,” söylüyor.
Müşterinin eski bir dostları olması, iki mimar için projenin ciddiyetini daha da artırıyor.
“Arkadaşımız için herşeyin mükemmel olmasını istiyoruz,” diyor Tabacu. Tabacu ve Caciuc
bunu sağlamak için evi; termal yer altı suyunu kullanan bir ısı pompası; konveksiyon ısıtıcılar;
kullanma suyunu ısıtmak için üst terasta bir güneş paneli; ve enerji kaynaklarını ihtiyaç yoğunluğuna göre kombine ve koordine edecek ileri düzeyde gelişmiş bir otomasyon sistemiyle
donattı. Elektrik ihtiyacının %30 ilâ 50 artmasına karşın plan, işletme giderlerinde standard
projelere kıyasla toplamda %50 ilâ 60’lık bir azalma öngörüyor. Yapı tamamlandığında, sahibi
bir çok açıdan kâzançlı olacak: parasal açıdan bakılınca, sağlanan enerji tasarrufu, kaba inşaat
ve tesisat masraflarını kısa sürede dengeliyor; yaşam tarzı açısından, mekânın en verimli biçimde tasarlanması ve termal ısıtma büyük bir rahatlık sağlıyor; ve etik açıdan bakılınca, fosil yakıt
tüketimi azaltılarak doğaya karşı sorumluluklarını yerine getiriyor.
Elbette, tüm bunlar herşey plana göre uygulanırsa gerçekleşebilir. Bu projenin tasarımı, her
iki mimara da kısa zamanda çok şey öğretti ve her ne kadar yenilikler mimari olmaktan ziyade
tesisatla ilgili olsa da, ikisi de sık sık yenilikçi bir iş yaptıkları hissini yaşadı.
Tabacu, “tesisatı kuracak bir mühendis bulmamız epey zor oldu ve şimdi bile projenin
yoluna girdiğinden emin değiliz,” diyor. “Şu anda, projeyi kontrol edip, projenin yolunda gittiğini söyleyecek ve bizim -ve tabii ciddi yatırım yapmış olan müşterimizin- içini rahatlatacak
birini arıyoruz.”
Ancak Romanya’da yeşil yapı uzmanları bulmak kolay değil. Tabacu bu projenin,
Romanya’da kendi türünün ilk örneği olan bir konut projesi olduğunu düşünüyor. Tabacu’ya
göre bunun nedeni, klasik yöntemle inşa etmenin hem daha kolay, hem de daha ucuz olması.
En basit mantık yürütmeyle, Tabacu, yeşil yapıların gelişimini sadece Romanya, Orta
ve Doğu Avrupa’da değil, tüm dünyada yavaşlatan yanlış yargıların kapanına kısılmış
İŞTE GÜNEŞ: (altta, soldan sağa) Macaristan, Szentendre’de Haziran 2008’de açılan REC Konferans
Merkezi’ndeki güneş panelleri ve otomatik panjurlar.
17 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa18
Maliyetin yüksek olduğu inanışı,
çevre dostu binaların önündeki en
önemli engel
Kazanca dönüşen
maliyet
U
FLICKR.COM
K A PA K K O N U S U | yeşil yapılar
Duygu Erten
luslararası Enerji Ajansı’nın 2006
verilerine göre, dünyadaki toplam
enerji tüketiminin %40’ı, CO2 salımlarının ise %24’ü binalarda gerçekleşiyor. Oysa binalar çevre dostu bir anlayışla inşa
edildiği takdirde, binayı daha enerji etkin hale
getirerek hem tasarruf sağlamak hem de karbon
salımını azaltmak mümkün. Türkiye’de binaları
çevre dostu tasarlama ve inşa etme anlayışı yeni
yeni gelişiyor ve bir çok firma, özellikle gönüllü
başvurulan sertifikaların kriterlerini yerine getirerek, binalarını çevreci ilân etmek istiyor.
LEED, Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda
Liderlik’in kısaltması olup, ABD'deki Çevre
Dostu Binalar Konseyi tarafından geliştirilen bir
dizi kriterler listesidir. LEED, binanın tasarımında çevre dostu olmayı desteklemek, bina
endüstrisinde çevre dostu olma konusuna liderlik etmek, çevre dostu olma rekabetini artırmak,
çevre dostu tüketimde tüketiciyi bilinçlendirmek, bina endüstrisini dönüştürmek gibi amaçları destekleyen bir sertifika. Bu sistem altı alanda puanlama yapmaktadır. Her bir alanda
mümkün olan en yüksek puanlar alındığı takdirde, bir binanın alabileceği tavan puan 69’dur.
Bu alanlar şunlardır: sürdürülebilir araziler (14
puan), su kullanımında etkinlik (5), enerji ve
atmofer (17), malzeme ve kaynaklar (13), iç hava
kalitesi (15), inovasyon ve tasarım (4 artı 1 de
tasarımda LEED sertifikalı profesyonel kullanmak). Nisan ayı başında yeni çıkacak LEED versiyonunda bu puanlar yükselecektir.
Binalar dört ayrı alanda sertifika alabilir:
Sertifika, 26-32 puan; Gümüş, 33-38 puan;
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 18
Altın, 39-51 puan; ve en çevreci bina anlamına
gelen Platin, 52-69 puan. LEED sertifikası,
ABD Yeşil Bina Konseyi’ne (USGBC) proje
ekibi tarafindan yapılan başvuru üzerine, sadece USGBC tarafından verilir. LEED’in yanı
sıra, İngiltere’de oluşturulan ve sıklıkla kullanılan bir başka sertifikalama sistemi de BREEAM sertifikasıdır.
Yaygın ve yanlış inanış
Ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde
bu hareketin önündeki en önemli engel çevre
dostu binaların maliyetli olduğu yönündeki
yaygın inanış. Özellikle yenilenebilir enerji teknolojilerinin yüksek maliyeti, mesela çevre
dostu malzemelerden KDV alınmaması gibi
teşvikler olmadığı için yatırımın geri dönüş
zamanının uzunluğu, eko karneye sahip malzemelerin eksikliği ve bazı malzemelerin ithâl
edilmesinden dolayı maliyetlerin daha yüksek
olduğu doğru. Ancak sürdürülebilir mimarinin
ilkelerini içselleştirmiş bir tasarım ekibi bu
engelleri aşabilir ve çok temel kriterleri yerine
getirerek %1-3 gibi bir maliyet artışı ile çevre
dostu bina yapabilir. Siemens’in 2008’de
Gebze’de yaptığı ve LEED-Gold sertifikasına
başvuran proje ekibi, maliyetin standard bir
binaya göre %1 yüksek olduğunu açıkladı.
Maliyetin büyük kısmı tasarım ve mühendislik
için daha fazla zaman harcanmasından kaynaklandığından, yeşil bina uygulaması yaygınlaştıkça, tasarım ve mühendislik çalışmaları standard hale gelecek ve maliyet düşecektir. Bunun
en iyi örneği bugün Kaliforniya’da sıfır ön yatırım maliyetiyle inşa edilmekte olan ‘Yeşil
Okullar’dır. Ayrıca Kaliforniya eyalet yasaları
tüm kamu binalarının ve okulların yeşil olmasını ve minumum LEED sertifikası standartlarını sağlamasını şart koşmuştur.
Enerji modellemenin maliyeti (bunun özel
danışmanlık hizmeti gerektirmesi), ‘commissioning’ dedigimiz, binanın LEED aldıktan
sonra enerji harcamalarının göz altında tutulması, tasarlandığı şekilde yüksek performanslı
bir bina olarak yaşadığının teyid edilmesi, commissioning raporunun hazırlanması ve sertifika
sistemlerinden herhangi birine başvurulacaksa
buna ödenen danışmanlık hizmetleri, ayrıca
bunları veren kurumlara ödenen ücretler, yeşil
binalarda ön yatırım maliyetini biraz yükseltse
de, maliyetteki gerçek artış hesaplanırken kullanma aşamasında ödenecek düşük enerji ve su
faturalarının sağlayacağı kazanç, yani binanın
işletme maliyetlerinin %7-8 düşeceği de göz
önüne alınmalıdır.
Binanın yeşil yapılması kararı ne kadar
erken alınırsa; örneğin yatırımcı, mimarla ve
proje yöneticisi ekiple el sıkışırken buna karar
verilirse, maliyet de o kadar düşüyor. Bunun
nedeni, yeşil tasarımın entegre bir tasarım
olması. Ayrıca, sayıları git gide artan yeşil binaların tasarım ve inşaat deneyimlerinin paylaşılması ve alınan derslerden yola çıkarak aynı
hataların yapılmaması da maliyetleri düşüren
bir başka nokta.
Ayrıca ön maliyet artışının geri dönüş analizini de yapmak gerekir. Çünkü yeşil binalardaki enerji ve su tasarrufu, inşaat sırasında daha
az atık üretme, atık su ve katı atıkların yönetimi, dönüştürülmüş malzeme kullanılması,
malzemenin taşınması ve korunmasında kullanılan özel metodlar, ve yaşanırken atıkları ayrıştırarak atma kriterleri, iç hava kalitesinin iyileşmesi, yeşil yapılan ofis binalarında çalışanların
yaşam kalitesinin yükselmesi ve üretkenliğin
artışı, bunun yanı sıra, hem çalışanların sağlık
masraflarının hem de binanın işletme masraflarının düşmesi de artı değer yaratmaktadır.
Sürdürülebilir binaların masraflı değil tam
tersi, tasarruf sağladığının anlaşılması için bu
alanda herkese eğitim vermek gerekiyor.
Nisan 2008’de CoStart grubunun yayımladığı rapor, 1,300 tane LEED sertifikalı ve
ENERGY Star etiketli binayı inceliyor. Rapora
göre, toplam 32.6 milyon tutan bu binalarda
kiralar metrekare başına 112 dolar artarken,
kiralama oranı %3.8 yükselmiş ve metrekaresi
ortalama 1,710 dolara satılmış.
Mimarlar öncü konumda
Çevre dostu binalar konusunda en önemli
görev mimarlara düşüyor. Mimarların bundan
böyle estetik ve maliyet azaltma gibi konuların
dışında, enerji verimliligine de odaklanmaları
gerekiyor. Bu da mimarlık alanındaki ücretlendirmelerde bir takım değişikliklere gidilmesi
gerektiğini gösteriyor. Mimarların, tasarladıkları binalardaki çevre dostu parametrelere göre
ücret almalarını sağlamak gerekiyor. Bu ücret
kademeleri bugüne kadar yapılmış projelerden
çıkan istatistiklerle oluşturulmalı. Binanın
LEED sertifikası alması için standard bina tasarım ekibinin maliyetine, daha evvel yapılmış
projelere dayanarak, gümüş için %1-2, altın
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa19
yeşil yapılar | K A PA K K O N U S U
En büyük eksik uzman
Q
Bugün Türkiye’nin en büyük eksiği, bu
konularda yetişmiş, deneyim sahibi yeşil bina
uzmanıdır. Bu uzmanların görevi, yeşil bina
parametrelerinin tasarıma zamanında entegrasyonunu sağlamak ve müşteriye finansal olarak yük getirmeyecek çözüm alternatifleri sunmaktır.
İkinci eksigimiz, yenilenebilir enerji teknolojileri için ön yatırım maliyetini düşürecek
teşvikler ve vergi indirimleridir. Ayrıca tüketicinin, yâni binaların içinde yaşayan kişilerin
bilgilendirilmesi ve yeşil bina talep etmesi de
çok önemli. Üniversitelerde bu alanda derslerin açılması ve hatta multidisipliner bölümler
kurulması gerekiyor.
Kamu kuruluşları henüz bu konuya giremedi. Son dönemde ODTÜ Mimarlık
Fakültesi Araştırma, Tasarım, Planlama ve
Uygulama Merkezi (MATPUM) Toplu
Konut İdaresi’ne (TOKİ) çevre dostu tasarım
konusunda danışmanlık veriyor.
Bina mevzuatında ABD’deki 189P örneği
bir yeşil yönetmelik de hazırlanması gerekiyor.
ABD Aydınlatma Ulusal Komitesi Amerikan
Isıtma, Soğutma ve Hava Koşullandırma
Mühendisleri Derneği (ASHRAE) ve
Amerikan Çevre Dostu Binalar Derneği tarafından hazırlanan bu yönetmelik sertifika kriterlerini kullanmadan da yeşil bina yapılmasını
sağlıyor. Son olarak, her türlü kurumun sosyal
sorumluluk stratejilerine yeşil bina yapımını
mutlaka alması gerekiyor.
Dr. Duygu Erten, Çevre Dostu Binalar Derneği başkan
yardımcısı
YÜZÜNÜ GÜNEŞE DÖNEN EV: Konutların ısıl enerji ihtiyacının güneş enerjisi ile
karşılanabileceğini göstermeyi amaçlayan Diyarbakır’daki Güneş Evi,
Türkiye’deki en yeni iki uygulamadan biri.
GÜNEŞ EVİ EĞİTİM VE UYGULAMA PARKI ARŞİVİ
için %3-4, platin için ise %8-9 eklemek gerektiğini söyleyebiliriz.
Türkiye’de çevre dostu bina yapımında bir
an evvel standard bir sisteme geçilmesi gerekiyor. Bu sistem en ideal şekilde ancak, devlet,
sivil toplum örgütleri ve akademi işbirliğiyle
gerçekleşebilir. Türkiye’de ısıtma soğutma ve
havalandırma, peyzaj mimarlığı, aydınlatma
alanlarında çalışan sivil toplum örgütleri, Isı,
Su, Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER), İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği
(İMSAD), makina, inşaat ve mimar odaları,
yapı malzemesi üreticileri, Türk Standartları
Enstitüsü, Çevre Dostu Binalar Derneği liderliğinde ve bu konuda çalışan üniversitelerle
ortaklık yaparak çevre dostu bina inşa etmek
için minimum bir standard oluşturmalıdır. Bu
standardın, inşaat sektörünün kullandığı ortalama pratiklere uygunluğu ve enerjinin kullanımı, sera gazı salımları, sürdürülebilir arazi
seçimi, su ve kaynakların kullanımı ve iç hava
kalitesi gibi alanları kapsaması gerekiyor. Bu
minimum standardın üstüne çıkmak isteyenler de gönüllü olarak daha çevreci binalar
tasarlatıp inşa edebilir ve sertifika sistemlerini
kullanarak bu binaları çevreci ilân edebilir.
Böylelikle bina sahipleri arasında yeşilmiş gibi
gösterenle, gerçekten yeşil olanlar ayırd edilebileceği gibi; eminim ileride bu konuda çıkacak yerel ve ulusal teşviklerden faydalanma
imkânı da doğacaktır.
Türkiye’de yeşil bina girişimleri
S
Pınar Akpınar
ürdürülebilir yaşam için çevreye dost
binalarda yaşamak önemli, çünkü
enerji, su, elektrik gibi kaynakları
çoğunlukla yaşam alanlarımızda
tüketiyoruz. Çevre Dostu Binalar Derneği’nin tanımlamasına göre, doğa dostu binaların
bazı temel nitelikleri sağlaması gerekiyor,
bunlar: uygun yalıtım ile enerji tasarrufunu
hedefleyen tasarımlar; doğal ışıktan yararlanan ve ışığa göre kendini ayarlayan camlar;
enerji tasarruflu çatı düzenekleri ve ev tipi
rüzgar türbinleri; verimli ısıtma, doğal iklimlendirme ve havalandırma sistemleri; sağlığa
zarar vermeyen ve depremin etkilerini olabildiğince aza indirgeyecek malzemelerin kullanımı; çevreye dost inşa yöntemleri; yağmur
suyunu tutan düzenekler ve az suya ihtiyaç
duyan bitkilendirme; ve geri dönüşümü
kolaylaştırma şeklinde sıralanabilir.
Uluslararası sertifika sistemlerine uygun
yeşil bina inşası Türkiye’de henüz emekleme
aşamasında olmakla birlikte, yenilenebilir
enerji sistemleri ya da doğal malzeme kullanan çevre dostu binalar konusundaki bilimsel girişimlerin 30 yıldan fazla bir geçmişi
bulunuyor. Bu yapılar çoğunlukla, örnek teşkil etmeyi amaçlayan uygulamalı eğitim merkezi niteliğinde veya üniversiteler bünyesindeki akademik çalışmaların desteklenmesi
amacıyla kurulan yapılar. Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr.
Necdet Altuntop’un 2008’de yaptığı araştırma, bu girişimler hakkında oldukça ayrıntılı
bilgi veriyor.
Maden Tetkik ve Arama Genel
Müdürlüğü’nün (MTA) Marmaris’te
1977’de kurduğu güneş evi, Türkiye’deki ilk
uygulama. Yapının ihtiyaç duyduğu enerjinin %30’u, pasif güneş enerjisi sitemiyle elde
edilmiş. MTA’nın 1981’de yine Marmaris’te
kurduğu laboratuarda ise aktif güneş enerjisi
sistemi kullanılmış. Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinin öncülüğünde
1976’da yapımına başlanan güneş evi, o günden bu yana çeşitli revizyonlardan geçirilmiş
ve sistemleri yenilenmiş.
Çukurova Üniversitesi bünyesinde
1981’de faaliyete geçen güneş evinde, ihtiyaç
duyulan enerjinin %99’a varan kısmı pasif
sistem tarafından karşılanabilmiş. Ege Üniversitesi bünyesindeki iki güneş evinden ilki
1986 yılında, ikincisi ise 1990 yılında kurulmuş. 1990’larda, güneş evi projelerinin
çoğaldığını görüyoruz. Bu dönemde, Ankara
Büyükşehir Belediyesi’nin, Erciyes Üniversitesi’nin, TÜBİTAK’ın hayata geçirdiği çeşitli projeler var. 2000 yılı ve sonrasında ise,
Hacettepe Üniversitesi’nin, Pamukkale Üniversitesi’nin, Süleyman Demirel Üniversitesi’nin, Temiz Enerji Vakfı’nın bu konudaki
girişimlerini görmek mümkün. Güneş evi
uygulamalarına Elektrik İşleri Etüd İdaresi ve
Devlet Planlama Teşkilatı gibi resmi kurumlar da ilgi duymuş.
Güneş evleri konusundaki en yeni iki
uygulamadan biri Diyarbakır’da, ikincisi
İstanbul’da.
Diyarbakır
Büyükşehir
Belediyesi’nin, 2008 Haziran ayında inşaatı
tamamlanan güneş evi projesi, ‘enerji mimarlığı’ konusunda eğitim ve uygulama amaçlı
kullanılıyor. Enerjisinin 100%’ünü kendisi
karşılayabilen pasif tipteki yapının amaçlarından biri, ısıl enerji ihtiyacı nispeten az, birim
alana gelen güneş ışınımı yüksek olan
Diyarbakır’da konutların ısıl enerji ihtiyacının güneş enerjisi ile karşılanabileceğinin gösterilmesi. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin
Davutpaşa yerleşkesindeki Yıldız Enerji Evi
de yine 2008 Haziran ayında hayata geçirilmiş. Proje kapsamında rüzgâr enerjisi, güneş
enerjisi, dikey tip toprak kaynaklı ısı pompası
ve gizli ısı depolama sistemi gibi yeni teknolojiler, bölgede yaygın olarak kullanılan konvansiyonel enerji kaynakları ile birlikte uygulanıyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının
zengin olduğu ülkemizde, yapıları bu
kaynakları kullanacak şekilde tasarlamak
mümkün. Yukarıda bahsi geçenler, bu
tasarımlara birkaç örnek. Doğanın bizlere
sunduğu imkânları kullanıp yeşil yapılar
tasarlamak, hem doğanın hem de bizim
yararımıza olacak.
Pınar Akpınar, REC Türkiye Yeşil Kutu proje sorumlusu
19 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa20
K A PA K K O N U S U | yeşil yapılar
durumda. “İnsan neden, hem pahalıya mal
olacak hem de nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir işe girip başına dert alsın ki?”
Tahmin edileceği gibi, çevreyi korumak ya
da küresel iklim değişimini önlemek gibi
nedenleri dile getirmek pek ilgi uyandırmıyor. Ancak burada vurgulanması gereken
temel nokta, doğru uygulandığı takdirde
yeşil yapıların iyi para kazandırıyor olması,
günümüzde iş dünyasının ve yatırımcıların
yeşil yapılara bu denli ilgi göstermesinin
nedeni de bu.
‘Yeşil yapılar
konusunda bilgili
uzmanlar bulmak
kolay değil.’
- Tabacu
Merkezi Londra’da bulunan F&C
Menkul Değerler Yönetimi’nde sürdürülebilirlik yöneticisi olan Andrew Szyman’a göre,
küresel bir işbirliği grubu olan UNEP Finans
Girişimi, güvenilir finans mekanizmalarından destek gören birçok iyi çevresel veya toplumsal uygulama saptamış. Szyman, sürdürülebilirliğin kazançla desteklenmesi gerektiğini ekleyerek, müteahhitler, girişimciler, yatırımcılar ve müşterilerin, sürdürülebilir yapılara ilgi gösterilmemesi konusunda birbirini
suçlamasını, ‘suçlama döngüsü’ olarak adlandırıyor.
Szyman, “bu döngüyü şimdi müşterilerin
değiştirebileceği,” görüşünde. “Müşteriler bir
kez yeşil yapı talep etmeye başladığında,
müteahhitler, girişimci ve yatırımcıların bu
talebi karşılayacaklarına kuşkum yok. Aksi
takdirde müşterilerin yaptığı yatırım onlara
bir kazanç sağlamayacak.”
PAVEL ANTONOV
Herşey paraya bağlı
ŞANTİYE ZAMANI: Tabacu ve Caciuc, Tomascu
Caddesi’ndeki şantiye alanında projenin
uygulanışını izliyor.
Romanya ile Orta ve Doğu Avrupa bölgesinde sürdürülebilir yapı projelerinin tasarım, uygulama ve işletmesinde uzmanlaşmış
bir şirket olan Sopolec’in genel müdürü
Steven Borncamp, “insanların çevreyi düşünmesine bile gerek yok, iş sonunda gelip paraya dayanıyor,” diyor. “Kazançlarına kıyasla
maliyetin sözü bile edilmez.”
Yeşil yapıların malî getirisine inanan bir
başka şirket de, Avrupa ve Güney Amerika’da
alışveriş merkezleri yapımcısı ve işletmecisi
olan Sonae Sierra. Şirketin web sitesine göre,
“şirket alışveriş ve dinlence sektörüne yenilik
ve heyecan getirmeyi hedefliyor.” Sonae
Sierra’nın danışmanlarından Joana Barata
Correia, şirketin ‘yeşil alışveriş merkezi’ yaklaşımının, çevresel ve toplumsal açıdan çeşitli
somut yararlarını ayrıntılarıyla anlatıyor.
Correia’ya göre, “günümüzde endüstrinin
önderleri aynı zamanda çevre öncüleri olmalı.”
Olumsuz açıdan bakıldığında, sürdürülebilir yapıların karşılaştığı önemli bir engel
zaman unsurudur. Szyman bunu şöyle açıklıyor: “Eğer bir şirket, bir mülkü -örneğin bir
alışveriş merkezini- inşa eder ve 20 yıllığına
sahiplenip işletirse mesele yok. Fakat ticarî
mülk yatırımlarında tipik uygulama mülkü
sadece beş yıl tutmaktır, böyle olunca [sürdürülebilir yapılar için yapılan] yatırımların bir
kısmı kazanç getirmez.
AIG/Lincoln’ün Avrupa inşaat müdürü
David Lawrence da, yatırımları kısa sürede
kâra dönüştürme beklentisinin, birçok yatı-
İnşaat sektöründe enerji verimliliğinin önündeki başlıca engeller
Kaynak: UNEP/SBCI 2006
ENGEL KATEGORİLERİ
TANIM
ÖRNEKLER
ÜLKELER
OLASI ÇÖZÜMLER
Ekonomik / finansal
ekonomik engeller
Yatırım maliyetinin, enerji
tasarrufu ile sağlanan
kazanca oranı
Daha verimli donanım için
daha yüksek doğrudan
maliyetler; finansmana
erişimin kısıtlı olması;
enerji sübvansiyonları;
çevre, sağlık harcamaları
ve diğer dışsal maliyetlerin
içselleştirilmemesi
Çoğu ülke (özellikle
gelişmekte olan ülkelerin
yanı sıra gelişmiş ülkeler)
Malî araçlar, örneğin: vergi
iadesi, Kyoto Esneklik
Düzenekleri, sübvanse edilen
borçlar, yasal düzenlemeler,
ve enerji fiyatlarının
yükseltilmesi ya da enerji
fiyatlarındaki sübvansiyonun
kaldırılması
Gizli maliyetler / kazançlar
Doğrudan finansal akış
içinde yer almayan maliyet
ya da riskler (gerçek ya da
algılanan)
Potansiyel
uyumsuzluklardan,
performans risklerinden,
hukuki masraflardan vb.
kaynaklanan maliyet ve
riskler; özellikle gelişmekte
olan kimi ülkelerdeki düşük
enerji kalitesi
Tüm ülkeler
Elektrikli cihaz standardları,
yapı yönetmelikleri (yüksek
hukuki masraflarla başa
çıkmak için), EPC/ ESCO’lar
(Enerji Performans
Sertifikası/ Enerji Tasarruf
Şirketleri), toplumsal
önderlik programları
Piyasa başarısızlıkları
Özel enerji verimliliği
yatırımları ile enerji
tasarrufunun sağladığı
kazançlar arasında
istikrarlı bir ödünleşmeyi
engelleyen piyasa
koşulları ve sınırlamaları
Alışıldık yapı tasarlama
sürecinin getirdiği
kısıtlamalar; parçalı piyasa
yapısı; ev sahibi/ kiracı
kutuplaşması ve yanlış
teşvikler; idarî ve yasal
engeller (örneğin: yerinde
enerji üretim teknolojilerinin
yaygınlaşamaması), yetersiz
bilgi, enerji tasarruflu
donanımın her yerde
bulunmaması
Tüm ülkeler
Malî araçlar ve teşvikler;
ürün standardları; kural
koyan düzenleyici; bilgi
veren düzenleyici; ekonomik
gereçler; teknoloji paylaşımı;
Kyoto düzenekleri
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 20
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa21
yeşil yapılar | K A PA K K O N U S U
rımcıyı yeşil yapılardan uzaklaştırdığında
hemfikir. Öte yandan, AIG/Lincoln’ün
Macaristan Vecses’teki örnek yeşil projesi
olan Quadrium, çoğu kişinin korktuğu kadar
maliyetli olmamış. Lawrence, “tasarımın ilk
aşamasından itibaren ele alındığı takdirde,
sürdürülebilir yapı uygulamasının çok maliyetli olmadığını,” söylüyor. Gayrımenkul girişimcisi olan AIG/ Lincoln, Çek
Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Romanya
ve Slovakya da dahil sekiz Avrupa ülkesinde
faaliyet gösteriyor.
Lawrence, “Karbon nötr bir bina yapmanın ya da çok yeşil olmanın maliyeti geleneksel inşaatlara kıyasla %5 ilâ 10 daha yüksek
olacaktır,” diyor. “Fakat biz yapılarımızın ‘çok
iyi’ olmasını istiyoruz, spekülatif bir girişimci
olarak da bu mertebeye erişebileceğimizi
düşünüyoruz. Biz [enerji açısından] en alt
noktadayız [yani olabilecek en iyi derece]
çünkü.
Lawrence’ın atıfta bulunduğu derecelendirme, sürdürülebilirlik projelerinin performansını ölçen bir Birleşik Krallık markası
olan BREEAM’e ait. AIG/ Lincoln, arazi
alımı ve inşaat sürecinde, çevresel yenilikçiliğe ve enerji-etkin teknolojilere özel önem
vererek, BREEAM ilkelerine uyuyor.
Girişimci şirketin 2008 hedefi çok iddialı idi:
üstlendikleri bütün ticarî işyeri uygulamalarında BREEAM’den ‘en iyi’ derecesini
almak. Quadrium tesisi 2006’da bu dereceyi
elde etmişti.
Orta ve Doğu Avrupa bölgesinden
BREEAM’e gelen sertifikasyon başvurularının sayısı, bölgede yeşil yapılara ilginin giderek arttığının göstergesi. Derecelendirmeden
sorumlu ana firma olan BRE’nin sürdürülebilirlik bölümünden Anna Surgenor,
“Macaristan, Polonya ve Romanya’nın her
yanından kuruluşların, yapı portfolyolarını
değerlendirmesi talebiyle BREEAM’e başvurduğunu,” ifade ediyor. Şimdiye dek başvuran şirketlerin çoğunun batılı olduğunu söyleyen Surgenor, bu akımın doğuya doğru ilerlediğini de ekliyor.
Yeşil yapıların kazançlarını sergileme
yönünde bir başka adım; İtalya Çevre, Arazi
ve Deniz Bakanlığı’nın malî katkısıyla,
İzlanda, Liechtenstein ve Norveç hükümetlerinin destekleriyle 2007-2008’de Macaristan
Szentendre’de hayata geçirilen bir proje olan,
Bölgesel Çevre Merkezi’ne ait ‘REC
Konferans Merkezi’dir. Bağışçıların cömert
desteği, REC’in yerel güneş ve jeotermal
enerji kaynaklarını kullanarak ve ileri kontrol
sistemlerinden yararlanarak enerji gereksinmesini asgariye indirmesini; yüksek estetik,
işlevsellik ve rahatlık beklentisini karşılamasını sağladı.
Konferans merkezi projesi, bir ışık rafı ve
sensörler sayesinde, bina boş olduğunda
aydınlatmayı kapatan ve dış ortamdaki
aydınlığa bağlı olarak ışığı kısan bir sisteme
sahip. Yılda 22,300 kilowatt saate kadar
enerji üretebilen çatıdaki güneş panelleri ile,
merkezin kendi enerji ihtiyacı karşılanırken,
üretim fazlası enerji ise diğer tüketicilerin
kullanımı için bölgenin elektrik şebekesine
satılacak. Yer altı ısı pompası, içerde enerji
verimliliğini sağlayan ve ‘yalıtımlı kılıf ’
denen bir yalıtım sayesinde binanın hem ısı-
SERA ETKİSİ: (solda, yukarıdan aşağıya) İsveç’te
enerji-tasarruflu evler; California’da turba
kaplanmış toprak damlı ev; Danimarka’da, enerjitasarruflu bir evin çatısının montajı.
tılmasını hem de soğutulmasını sağlıyor.
Toplam 2 milyon avronun altındaki maliyet,
enerji tasarrufundan kazanılan parayla,
–enerji fiyatlarının yükseleceği de varsayılarak- 20 yıldan biraz uzun bir sürede dengelenecek.
Sopolec’ten Borncamp, Batı Avrupa’da ve
ülkesi Amerika’da yeşil yapılara gösterilen
ilginin Orta ve Doğu Avrupa’ya kıyasla daha
fazla olabileceği görüşünde. Borncamp,
Birleşik Krallık söz konusu olduğunda buna
hiç kuşku olmadığını, Almanya’nın ise yeşil
yapılar konusunda uzun süredir öncü bir rol
üstlendiğini belirtiyor. Sopolec tarafından
Nisan ayında Bükreş’te düzenlenen, “Orta ve
Doğu Avrupa’da Yeşil Yapı” konferansında,
yeşil yapı dostu işletmeler, karar mercileri,
inşaatçılar ve mimarlar bir araya geldi.
Borncamp, “hem Romanya’da hem de bölgede yeşil yapılara yönelik ilgi büyük, ancak çok
dağınık,” diyor.
AIG/Lincoln’den Lawrence, bölgedeki
ilginin yoğun olduğunu ve bölge piyasasının
sürdürülebilir yapılara kesinlikle hazır olduğunu kabul etmekle birlikte, halen öğrenilecek ve yapılacak çok şey olduğunu söylüyor.
Lawrence’ın beklentileri, 2009’dan itibaren
zorunlu sertifikasyon gerektiren AB Yapı
Direktifi’ne dayanıyor. Lawrence, “bu uygulama, yeşil yapı algısını değiştirecek,” diyor.
MARK EDWARDS/STILL PICTURES
İş dünyasına uygun düzenleme
Avrupa Komisyonu (AK) tahminlerine
göre, inşaat sektöründeki enerji tüketimi
2020’de %28 azaltılabilir, üstelik uygun bir
maliyetle. Bu da, birliğin toplam enerji tüketiminin %11 azalması demek. İnşaat sektöründeki enerji tüketimi, AB’nin toplam enerji
tüketiminin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. Bu
oran, küresel enerji tüketiminin %30 ilâ 40’ını
inşaat sektörünün oluşturduğu yönündeki
IPCC ve UNEP verileriyle uyuşuyor.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği
Paneli’nin (IPCC) 2007 tarihli Dördüncü
Değerlendirme Raporu’na (AR4) göre, incelenen tüm sektörler arasında inşaat sektörü,
küresel ısınma tehdidini kârlı bir biçimde
azaltmada en büyük potansiyele sahip; başka
bir deyişle, 2030 yılı itibarıyla, konut ve ticarî
yapı sektörlerinde öngörülen asgari salım
değerleri, net ekonomik kârla yaklaşık %30
azaltılabilir. IPCC değerlendirmesinin, büyük
ölçüde Budapeşte’deki Orta Avrupa Üniversitesi tarafından konut ve ticarî yapılarda yürütülmüş bir araştırmaya dayanarak hazırlanan
altıncı bölümünde, enerji verimliliğini artırma
konusunda “en çeşitli, en büyük ve en hesaplı
telafi fırsatlarının yapı sektöründe bulunduğu,” belirtiliyor. Raporda tanımlanan diğer
önlemler arasında, düşük karbonlu yakıtlara
geçiş, daha yüksek oranda yenilenebilir enerji
kullanımı ve CO2 dışındaki sera gazı salımlarının kontrolü var.
Yapılardaki enerji tüketimi ve toplam
enerji; pasif güneş tasarımı, yüksek verimli
MARTIN BOND/STILL PICTURES
MARK EDWARDS/STILL PICTURES
21 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
16-22_kapakkonusuYU4.4.qxp:4.1
3/6/09
3:17 PM
Sayfa22
K A PA K K O N U S U | yeşil yapılar
MARTIN BOND/STILL PICTURES
MARK EDWARDS/STILL PICTURES
MARTIN BOND/STILL PICTURES
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 22
aydınlatma ve elektrikli cihazlar, yüksek verimli havalandırma ve soğutma sistemleri, sıcak su
için güneş enerjisi kullanımı, yalıtım malzeme
ve teknikleri, yüksek yansıtmalı inşaat malzemeleri ve çok katmanlı kaplama gibi mevcut
teknolojilerin yaygın kullanımıyla azaltılabilir.
Rapor ayrıca, sürekli olarak güncellenen elektrikli cihaz standardları ile, bina enerji yönetmelikleri gibi devlet politikalarının ve yasal
düzenlemelerin de sürece katkıda bulunduğunu ekliyor.
IPPC, yapı sektöründe salım azaltılmasıyla sağlanan kazançlara ve daha düşük işletme
maliyetlerine dikkat çekerken, mevcut birçok
teknolojinin yaygın olarak kullanılmasına
engel olan piyasa unsurlarının ortadan kaldırılması için özel çaba sarfedilmesi gerektiğini
vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı
(UNEP) bu özel konuda bir öneri getirdi: devlet düzenlemesi. UNEP, yapı yönetmelikleri ve
cihaz standardları gibi düzenleme ve denetleme gereçlerinin; enerji verimliliğini artırma ve
böylece endüstrinin küresel ısınmadaki payını
azaltma yolunda en etkin yöntemler olduğu
inancında. Bu önlemlerin başarıya ulaşmasının ön koşulu, uygulama ve yaptırım süreci
için gerekli kaynak ve emeğin sağlanmasının
yanı sıra ilgili şartnamelerin düzenli olarak
güncellenmesi. Bunlar, yapı kaynaklı sera gazı
salımlarının azaltılmasına yönelik politika
gereçleri konusunda UNEP’in Sürdürülebilir
Yapılar ve İnşaatlar Girişimi’nin (SBCI)
2007’de yayımladığı değerlendirmesinin temel
saptamaları.
Orta Avrupa Üniversitesi ile birlikte
hazırlanan bu UNEP çalışması, yapılarda
enerji verimliliğine yönelik yasama, bilgilendirme, ekonomik teşvikler ve malî önlemler
alanlarındaki 20 farklı tür politika gerecini
analiz ediyor. Çalışmada, 52 ülkeden yaklaşık
80 örnek vaka inceleniyor ve CO2 salımlarının
azaltılmasındaki başarı, maliyet düşüklüğü ve
diğer başarı faktörleri temel alınarak çeşitli
politika gereçleri değerlendiriliyor. UN Genel
Sekreter Yardımcısı ve UNEP İcra Direktörü
Achim Steiner, araştırmanın, “bu salım azaltımlarının sağlanması ve, çevresel, toplumsal
ve ekonomik kazanımların gerçekleşmesi için
gereken düzenleyici politikaların oluşturulması, uygulanması ve yaptırımı konusunda hükümetlerin üstlenmesi gereken hayatî rolleri sergilediğine,” dikkat çekiyor.
İnşaat sektörünü sürdürülebilir kılmak için
düzenlemeye giderken üstlenecekleri hayatî
rolün ne olacağı hükümetlere bırakılmıştır.
Ocak 2006’da 25 olan AB üye ülkelerinden
sadece 10’u, 2003 tarihli ‘Binalarda Enerji
Performansı Direktifi’ni tanınan sürede ulusal
mevzuatlarıyla uyumlaştırabilmiştir. ENDS’in
haberine göre, Avrupa Komisyonu, gecikmiş ya
Mevcut birçok
teknolojinin
yaygın olarak
kullanılmasına
engel olan piyasa
unsurlarının
ortadan
kaldırılması için
özel çaba
sarfedilmelidir’ IPCC
da tamamlanmamış uyumlaştırma konusunda
17 üye ülke hakkında yasal işleme başvurdu.
Direktif, hükümetlerin kendi ulusal verimlilik
standardlarını belirlemelerini beklemekle birlikte, birlik genelinde normlar getirmiyor.
2008’de tekrar gözden geçirilen direktifte
performansı en kötü olan üye ülkelerde enerji
verimliliğini iyileştirecek bağlayıcı AB performans şartlarının çıtası yükseltildi; ancak
komisyon Nisan ayında AB genelinde ilk defa
binalarda enerji verimliliği standardlarını
getirme düşüncesinden geri adım attı. Avrupa
Komisyonu, Nisan’da açıklanan kamuoyu
danışma belgesinde, AB düzeyinde enerji
koşullarını belirlemenin “çok karmaşık ve
çetin” olacağını belirtti. ENDS, Brüksel’in bu
ifadesini, bu fikri daha dikkatli ele alma
yönünde bir yaklaşım değişikliği olarak
yorumladı. Kamoyu danışma belgesi, her bir
AB ülkesi tarafından oluşturulmuş farklı performans koşullarının karşılaştırılmasına imkân
tanıyacak bir ‘kıyaslama sistemi’ oluşturulması
fikri üstüne tasarlandı. Belge, daha önce tartışılan, 1,000 metrekareden daha büyük olup
esaslı biçimde yenilenecek ve asgari verimlilik
koşullarını karşılaması istenen tüm mevcut
yapılar için belirlenen 1,000 metrekare eşiğinin bir kenara atılacağına işaret ediyor.
Belgede ayrıca, binalara enerji performansı sertifikası verilmesine; kalorifer kazanları ve hava
koşullandırma sistemlerinin denetimine daha
sıkı koşullar getirilebileceği belirtiliyor. Konu,
20 Temmuz’da halkın görüşüne açılmıştı.
Romanya’ya geri dönersek, Tabacu iyimserliğini koruyor. Sadece iki ilâ üç yıl içinde,
ülke genelinde birçok yeşil yapı projesinin
ortaya çıkacağını düşünüyor; Borncamp da
mimarın heyecanına katılıyor. Bu arada
Sopolec’in Mayıs ayında hayata geçirdiği
Romanya Yeşil Yapı Konseyi, girişimcileri,
yatırımcıları, işletmecileri ve sürdürülebilir
yapılarla ilgilenen kesimi bir araya getirecek.
Borncamp, Güneydoğu Avrupa’da türünün
ilk örneği olan organizasyonun, komşu ülkelerdeki profesyonellere de açık olduğunu
belirtiyor.
Q
ÜSTÜ VE ALTI: (solda, yukarıdan aşağıya) ‘Yeşil
Yapı’, İngiltere’de Manchester’in göbeğinde
çevre-dostu bir apartman; Hollanda, Delft’te
çatısı turba kaplı çevre-dostu bir yapı; İsveç’te
enerji-tasarruflu bir evin bodrumundaki mahzen.
Balkanlar’da çevre konusunda daha fazla
bilgi için <rerep.rec.org> adresindeki REReP
Record’a bakınız.
3-5_ForumYU4.4.qxp:2-5ForumGH3.4
3/6/09
3:12 PM
Sayfa23
FORUM
söyleşi
değil, araştırma ve yaratıcılığın, bilginin
piyasa ilişkileri ve patronaj altında olmaması önemli. Çünkü müzakere ortamlarına yalnızca hizmet üreticilerinin, çıkar gruplarının katılımı, siyasal alanın daralmasına yol
açıyor. Yaratıcılığı özel sektör destekleyemez.
Özel sektör risk alamaz, kamu yararı için kendisini temsil etmeyen işler yapamaz. Dolayısı
ile, kamunun asıl sorumluluğu yaratıcılığı,
bağımsızlığı desteklemek olmalı.
Sorun ise küreselleşme çağında hâlâ merkezîleşmiş politikanın araçlarının yerelde kullanılması. Örneğin kamu şirketleri hem
kamu, hem imtiyazlı tekeller olarak kapalı iş
görüyor. KİPTAŞ, Kültür A.Ş., TOKİ,
İSMEK adı, işlevi ne olursa olsun, bunlar
kamusal işlevleri tersine çeviriyor, yaratıcı
enerjiye kapatıyor. Segmentleşmiş, kendi
içine kapalı, dar teknokratik korporatist hakikatlere boğulmuş kamu yönetimlerinde tam
bir çığrından çıkma olgusu yaşanıyor. Bunun
ise, güçsüzlerin ezilmesi, kaynakların yağmalanması, şiddetin yaygınlaşması ile olağanlaşan bir kriz yarattığı, toplulukların yaşam
imkanlarını çöküntüye uğrattığı görülüyor.
Kentsel dönüşüm modeli, küçük üretimin
dönüşüm modeli, turizm sektörünün soylulaştırma misyonu, bunlar kenti zenginleştirirken fakirleştiren durumlar. Bu da aynı zamanda küresel eşitsizliğin ana kaynağı. Demek ki
yerel sorumlulukların, küresel sorumluluklarla birlikte ele alınması, birbiriyle ilişkili olarak
geliştirilmesi zorunluluğu var. Örneğin Berlin
Belediyesi, Londra Belediyesi bugün göç,
istihdam yapısının gelişmesi ve toplumsal
entegrasyon meselesini küresel platformda ele
alarak kendilerini 21. yüzyıla taşıyor.
Çevresel ve kentsel sürdürülebilirlik
açısından yerel yönetimlerin işlevleri
neler? Gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkelerin kentlerinde bu işlevler nasıl
farklılık gösteriyor?
Gelişmemiş dediğimiz ülkelerin özelliği,
hâlâ Soğuk Savaş döneminden kalan politikalara karşı çıkıldığı bir dönemde, kovuğa saklanması ve iktidarların tamamen piyasa ilişkilerine teslim olması. Küresel sorunların, çığrından çıkma durumunun ve gelişmemişliğin
bu politikasızlık ile çok yakından bir ilişkisi
var. Merkezîleşmiş siyaset, ideoloji üzerinden
iş görür. Yerellik ise deneyim demektir. Bu
nedenle, politikayı metafizik bir alana çeken
merkezîleşmiş yönetimlerin tersine, yerel
yönetimlerin politikayı somut konulara taşımak gibi bir misyonları ve kapasiteleri olmalı. Soyut değerler, insanların kendi hayatlarında nasıl bir değişim yaratacağını gösteremez.
Bu nedenle, gelişme deneyimle birlikte olur.
Küresel iklim değişimi gibi küresel
çevre sorunlarıyla mücadelede yerel
yönetimlerin önemi ve rolü nedir?
Enerjinin etkin kullanımı ile ilgili bütün
konular, ulaşım, mimarî yapı tasarımları, üre-
tim işlevlerinin yönlendirilmesi ve denetlenmesi, halkın bilgilendirilmesi, karbon emisyonlarının sınırlandırılması... Bunların hepsi
yerel yönetimlerin politik misyonları ile ilişkili. Bu nedenle, uluslararası sözleşmelerden
doğan yükümlülüklerin merkezî otoritelerden yerele doğru kaydığını görüyoruz. Bu açıdan bakıldığında merkezi otoriteler ile yerel
otoritelerin türdeş olmayan, farklı roller
oynaması gerekliliği ortaya çıkıyor. Yoksa
belediyeler de fragmante olan kamu düzeninin bir parçasını oluşturuyor. Örneğin merkezi otoritenin yerel organları koordinasyon
sağlamak yerine, yerel yönetim gibi işlev üstlenebiliyor.
Peki kentler, böyle küresel sorunlarla
mücadelede öncü olabilir mi? Dünyada
hangi şehirler bunu yapıyor?
Bazı yerel ekonomilerin kendi ölçeklerinde başarılı olduklarını son birkaç on yılda
gördük. Ama aynı zamanda bunun yeterli
olmadığını da.
Şimdi yeni bir durumun eşiğindeyiz.
Başka bir deyişle yeni bir durumla karşı karşıyayız. Kentler bu küresel rolün aktörleri
olmak zorunda. Kentlerin, yeni politik süreçler içinde kendi deneyimlerini üretmesinden
başka çare yok. Yeni deneyimlerin başarılı
olabilmesi için sürekli arayış içinde olunması
gerekiyor. Başarı ise yerelliğin sürekli yeniden
anlamlandırılması ile mümkün. Bunu başarabilen kentler var.
Küresel krizler artık kentler bağlamında
ortaya çıkıyor, daha doğrusu görünür hale
geliyor. Küresel krizin en belirgin özelliği
tamamen kontrol dışı, çığrından çıkmış ve
sorunlara boğulmuş bir kentleşme biçimi.
Ancak son ekonomik kriz, yalnızca kendi
gemisini kurtarma telaşında olan, küresel
sorunlara ilgi göstermeyen yerel girişimlerin
de sürdürülebilir olmadığını gösterdi. Demek
ki yerelliğin öne çıkması da yeterli değil, küresel ilginin de aynı ölçüde gelişmesi gerekli.
Bugünkü ‘ekonomik’ diye adlandırılan kriz,
gerçekte tam anlamıyla 20. yüzyıl politikalarının iflası, ya da sonu demek.
Sizce ‘çevre ve sürdürülebilirlik’ yaklaşımı, belediye başkanı adaylarının
başarısına katkı sağlar mı? 21. yüzyılda kentli seçmen için ‘çevre’nin önceliği nedir?
20. yüzyılda kendi yarattıkları başarılı
deneyimler ile öne çıkan çok sayıda kent
yönetimleri, belediye başkanları oldu. Ancak
bugün öylesine farklı politik başarı ölçütleri
ortaya çıkmaya başladı ki, ‘çevre ve sürdürülebilirlik’ açısından sadece kendi kentini başarılı bir şekilde yönetmenin yeterli olamayacağını söyleyebiliriz.
Belki de 21. yüzyılın başarı ölçütünün,
yerelde olduğu kadar, küresel ölçekte de yeni
bir yerel politikaya uzandığına artık vurgu
yapmak gerekiyor. Yerel politikacıların, kendi
seçmenlerine, yalnızca yerel sorunları çöz-
mekte başarılı olduklarını göstermenin ötesinde, başka kentlerle işbirliği yapma konusunda da başarılı olması gerekiyor. Bu durumu kavrayan yerel yöneticilerin gelecekte
merkezî politikaların korunaklı politik
ortamlarındaki yöneticilere göre daha başarılı olacağına inanıyorum. Çünkü yerel yöneticilerin, artık küresel politika ortamında da rol
üstlenmesi ve seçmenlerini bu küresel rol açısından da tatmin etmesi gerekiyor.
“Politika oluşturmak,
yalnızca
politikacılardan
beklenebilecek bir
süreç değil.”
Yerel başarının tek başına yeterli, hatta
belki de imkân dahilinde olamayacağı yeni
politik koşullarda, seçmenlerin yöneticilerden beklentisi de farklı olacaktır. Zaten çevre
konusundaki duyarlılığın seçmenler nezdinde öncelik kazanması için küresel bir bakışa
ihtiyaç yok mu?
Mart 2009 yerel seçimlerinde seçilecek başkanların, yerel sürdürülebilirlik
konusundaki küresel çabalara dahil
olabileceği bir yol haritası var mı?
Dikkat ederseniz yerel seçimler öncesinde adayların kente, çevreye dair söyleyebilecekleri bir şeyleri yok. Tam tersine, geleneksel
seçim rüşveti olarak imarla ilgili konular gündeme geliyor. Başka türlü olması da imkânsız.
Öyleyse bu sorunun dolaylı bir cevabı şu:
Böyle bir haritanın olması için, seçimlerde
resmî tarafı politika geliştirmeye zorlayacak
bir durum olması gerekiyor. İlginin, resmî
aktörlerin ilişkisinin dışındaki alana da gösterilmesi gerekli. Bu da ancak temsil dışı kişi ve
kuruluşların, yani entelektüel sektörün, sanatın, kültürün rolü ile ilgili. 2009 yerel seçimlerinden sonra, seçilen yerel yöneticilerin katkıda bulunabilecekleri bir yol haritasına dahil
olabilmeleri için öncelikle Avrupa Birliği ve
Birleşmiş Milletler platformlarında, merkezî
otorite dışındaki ilişkilerin de güçlenmesi
gerekir.
Resmi otorite kadar, resmi olmayan ‘otoriteler’ de kendi rollerine karşı ilgi duymak
zorunda. Kültür sektörü, entelektüel üretim,
politikayı etkilemek için temsil dışı bir rol
oynamak zorundadır. Yoksa bağımlı olur.
Üniversiteler, uzmanlık kuruluşları, Sivil
Toplum Kuruluşları yeni deneyimlere öncülük yapabilir. Politikalar, farklı rollere sahip
aktörlerin ilişkisiyle oluşur. Politikaların oluşumunun, yalnızca politikacılardan beklenebilecek bir süreç olmadığını düşünüyorum.
Resmi alan, yani siyasal temsil kurumları
dışında da çaba sarf edilmediği ölçüde, bütün
niyetler imkansızı istemekle eş anlamlı.
Q
M
Baştarafı sayfa 5’te
23 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
24-27_RECBulletiYU4.4_G.qxp:23-26RECBulletinGH3.4
3/6/09
3:20 PM
Sayfa24
REC TÜRKİYE ARŞİVİ
R E C B Ü LT E N İ | türkiye
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
Türkiye'de iklim değişikliği politikaları
I “Türkiye’de İklim Değişikliği Politikalarının
Tanıtılması” başlıklı proje, AB Çevre Genel
Müdürlüğü LIFE Fonu’ndan sağlanan destekle,
Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye Ofisi’nin eşgüdümünde, Çevre ve Orman Bakanlığı
Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Yunan
Exergia şirketinin ortaklığında, İtalyan Çevre ve
Arazi Bakanlığı’nın eş-fon katkısıyla 2006-2008
döneminde yürütüldü. Proje, ülkemizde iklim
değişimi alanında; kamu çalışanlarının teknik
kapasitesinin geliştirilmesi; sivil toplumun
konuyla ilgili olarak etkin ve doğru biçimde bilgilendirilmesi ve uluslararası süreçlere uygun
şekilde katılması; iklim değişimi rejimi, iklim
değişimi ile savaşım ve iklim değişimine uyum
konularında ulusal ve uluslararası düzeyde en
güncel bilgilere erişimin sağlanması; çeşitli sektörlerde ileriye dönük öneri ve çalışmaların
somutlaştırılması; sera gazı envanterinin farklı
açılardan ele alınması; resmi müzakere stratejilerine önemli katkılar sağlanması gibi pek çok
alanda örnek çalışmaları hayata geçirdi.
Bunun yanı sıra, projenin uygulanması sırasında ortaya çıkan ulusal ve uluslararası koşullar
dikkate alınarak, proje kapsamında Kyoto Protokolü konusunda kamu kurumlarının üst
düzey yetkilileri ile, İsviçre ve Avrupa Komisyonu yetkililerinin bir araya geldiği gayrı resmi
görüşmeler de, Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne
katılımı yönünde yürütülen tartışmalara oldukça önemli katkılar sağladı.
Proje kapsamında yürütülen çalışmaların ve
bu çalışmalarda elde edilen bilgi, bulgu ve geliştirilen önerilerin özetinin yer aldığı ‘Proje Çıktılarının Özeti’ başlıklı belgeye ve proje kapsamında hazırlanan diğer yayınlara REC Türkiye
web sitesinden ulaşılabiliyor, <www.rec.org.tr>.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
I Küresel ekonominin ve ekosistemin geleceği, 1-12 Aralık 2008 tarihlerinde Poznan’da
gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi 14. Taraflar Konferansı’nda
(COP14) ele alındı. Poznan Konferansı, 2012
sonrasındaki uluslararası iklim değişimi rejimi
için, 2009’da Kopenhag’da kabul edilmesi beklenen yeni anlaşma öncesindeki son büyük
buluşma olması açısından özel önem taşıyordu
ve bugüne kadarki en yoğun gündeme sahipti.
Ülke delegeleri iki hafta boyunca, COP14
(BMİDÇS), COP/MOP4 (Kyoto Protokolü), iki yardımcı organ (SBI/ SBSTA29) ile
AWG-LCA (BMİDÇS), ve AWG-KP (KP)
olmak üzere aynı anda altı resmî paralel sürece
katıldı. Ayrıca, 11-12 Aralık 2008’de 150’den
fazla ülkenin çevre bakanlarının katılımıyla
bir üst düzey oturum ve yuvarlak masa toplantısı yapıldı.
Poznan’ın resmi gündeminde, teknoloji
transferi için yeni bir fon ya da yapının oluşturulması, ormansızlaşmanın engellenerek salımların azaltılması (REDD), karbon yakalama ve
saklama (CCS), nükleer enerji projelerinin karbon ticareti kapsamına alınması, 2012 sonrasında yükümlülük alacak ülkeler arasında genişleme ve farklılaşma için yöntemler belirlenmesi,
Uyum Fonu’nun malî kaynaklarının artırılması
gibi konular yer aldı.
Türkiye, Poznan zirvesine BMİDÇS tarihindeki en kalabalık heyetiyle katıldı. Çevre ve
Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Z.
Sarıkaya başkanlığında, Çevre ve Orman
Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Devlet
Planlama Teşkilatı, Bayındırlık Bakanlığı,
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 24
IISD
Küresel malî krizin ilacı düşük karbon
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı, TÜBİTAK Marmara Araştırma
Merkezi, Devlet Meteoroloji İşleri Genel
Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü,
İSTAÇ, UNDP, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği başta olmak üzere pek çok kurumdan
40’ı aşkın temsilci resmi heyette yer aldı. Ayrıca,
TÜSİAD, Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi, Eğitim-SEN de, uluslararası bağlı kuruluşları
heyetleri kapsamında Poznan’a katıldı.
Hükümetlerarası Kuruluş (IGO) kategorisinde Sekretarya’ya akredite gözlemci kuruluş
sıfatıyla COP ve SB toplantılarına katılan Böl-
gesel Çevre Merkezi (REC), REC'in hemen
bütün ülkelerinde yoğun olarak faaliyet gösterdiği Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi’nde düzenlenen ilk COP toplantısı olması nedeniyle, Poznan’da etkin bir katılım sergiledi. REC Türkiye,
4 Aralık 2008’de gerçekleşen yan etkinlikte ve 6
Aralık 2008’de gerçekleşen Orta ve Doğu Avrupa Günü’nde, 2005-2008 Döneminde
BMİDÇS 6. Madde Türkiye Ulusal Odak Noktası kapsamında yürütülen çalışmaları ve elde
edilen başarıları anlattı. COP çıktıları ile ilgili
ayrıntılı bilgiye REC Türkiye web sitesinden erişilebilir, <www.rec.org.tr>.
24-27_RECBulletiYU4.4_G.qxp:23-26RECBulletinGH3.4
3/6/09
3:20 PM
Sayfa25
REC TÜRKİYE ARŞİVİ
türkiye | R E C B Ü LT E N İ
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
Enerji
potansiyelinde
yeni model
I REC Türkiye ile Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’nın ortaklığında, Türkiye Kojenerasyon Derneği ile World Alliance of Decentralized Energy (Dünya Yerel Enerji Birliği,
WADE) kuruluşlarının teknik desteğiyle Mayıs
2008’de başlayan, ‘Türkiye için WADE Modelinin Uygulanması’ projesi kapsamında Ankara’da gerçekleştirilen ilk çalıştay, kamu kuruluşları, özel sektör ve üniversitelerden toplam 27
temsilciyi bir araya getirdi.
Çalıştayda, kurulu güç, ekonomik değerler, kirletici yükleri açısından mevcut durum
senaryo verilerinin değerlendirilmesi ve
WADE modelinde kullanılmak üzere, 20062026 dönemine yönelik çeşitli senaryoların
temel yaklaşımları için öneriler ele alındı.
WADE modeli, bugüne dek Avustralya, Kanada, Çin, Avrupa Birliği Komisyonu, ‹rlanda,
Sri Lanka, ‹ngiltere, Almanya gibi ulkeler icin
uygulandı ve model sonuclari soz konusu ulkelerin elektrik ve enerji politikalarinin gelisitirilmesinde dikkate alindi. Model, 50 MW altindaki kojenerasyon uygulamalari ile yerel yenilenebilir enerji teknolojileri ve enerji verimliligini bolgesel enerji olarak tanimlaniyor. Model
kapsaminda, gelecek 20 yılda ortaya cikacak
elektrik talebin karsilanmasi icin 4 farkli senaryo (Mevcut Durum, Arz Guvenligi, Cevre ve
Piyasa) gelistirilerek, senaryolar arasinda maliyet (ilk yatırım, iletim/ dağıtım, işletme, yakıt
maliyetleri), fosil yakıt tüketimi ve hava kirleticileri ile CO2 salimlari degerleri icin ortaya
cikacak farklar belirleniyor.
Proje ve model hakkinda ayrıntılı bilgi icin
<http://www.rec.org.tr/>
YEREL YÖNETİMLER
Daha az gaz
salan kentler
I REC Türkiye’nin yürüttüğü ‘Yerel
Yönetimlerin Sera Gazı Salımlarının
Azaltılması Çabalarına Katılımın
Kolaylaştırılması Projesi’, Hollanda
Çevre ve Planlama Bakanlığı’nın
(VROM) desteğiyle Aralık 2008’de başladı.
Proje, belediye sınırları içinde gerçekleşen insan etkinliklerinden kaynaklanan sera gazı salımlarının standard
yöntemlerle hesaplanması ve bu salımların belirli hedefler doğrultusunda azaltılması konusunda yerel yönetimlerin
kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor.
Proje kapsamında, önce yerel yönetim
adaylarına ulaşılarak proje içeriği ile ilgili bilgi verilecek, ardından seçimler
sonuçlandığında gönüllü belediye başkanları ile proje uygulamaları gerçekleştirilecek.
Ayrıntılı
bilgi
için,
<www.rec.org.tr>.
SİVİL TOPLUM
REC Türkiye STK Projesi sona erdi
iletildi. Ayrıca 2,500’den fazla abonesi olan
aylık e-bültenler vasıtasıyla, ulusal, uluslararası
ve Avrupa’dan haberler, duyurular ve güncel bilgiler STK’lara aktarıldı.
İletişim, Stratejik Planlama, AB Hibe
Programlarında Proje Uygulama ve Değerlendirme, AB Hibe Programlarında Proje Bütçe
Yönetimi ve Hibe Projelerinde Bütçeleme ve
A’dan Z’ye İklim Değişikliği Başucu Rehberi
başlıklı beş rehber hazırlandı. Yine STK’ların
kullanımına yönelik olarak REC’in İngilizce
olarak hazırladığı, Sürdürülebilirlik için Planlama, STK Ağları İş Başında ve Gönüllü Programları Uygulama Rehberi başlıklı yayınlar
Türkçe’ye uyarlandı. Bölgesel Kalkınma Programlarının Yeşillendirilmesi Ağı tarafından
hazırlanan Avrupa Birliği Bölgesel Kalkınma
Programlarının Çevreyle Uyumunda bir Araç
Olarak Ortaklık başlıklı yayın da Türkçe olarak basıldı.
Proje kapsamında çevre alanında fonlar,
uzmanlar, mevzuat ve web sitelerini barındıran
veri tabanları hazırlandı. Son olarak STK’ların
kullanımına açık bir çevre wiki sitesi hazırlandı.
Site aracılığıyla STK’ların mevcut bilgiyi kolay ve
hızlı bir şekilde paylaşması amaçlanıyor. Projenin
hibe kısmında toplam 17 projenin izleme ve
değerlendirme çalışması yürütüldü. Bu projelerin
üçü kurumsal kapasiteyi geliştirme konusuna
odaklanırken, diğer 14 proje tematik alanlarda
başarılı sonuçlara imza attı. Her bir alt alandan bir
örnek proje belirlenerek, bunlarla ilgili kısa tanıtım filmleri hazırlandı ve projelerin etkisinin artırılması amaçlandı. Proje çıktıları, toplantı sonuçları, tanıtım filmleri ve yayınlara REC Türkiye
web sitesinden erişilebilir, <www.rec.org.tr>.
REC TÜRKİYE ARŞİVİ
I Yararlanıcısının Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Sözleşme makamının Merkezi İhale ve
Finans Birimi olduğu ‘Katılım Öncesi Süreçte
Sivil Toplumun Güçlendirilmesi: STK Hibe
Programı – A5 Çevre Bileşeni’ projesi REC
Türkiye tarafından Avrupa Komisyonu’nun
malî desteği ile, Aralık 2006 - Aralık 2008
döneminde gerçekleştirildi.
Kapanış toplantısı 3 Aralık 2008’de Ankara'da düzenlenen projede, kapasite geliştirme,
çevresel bilgi ve hibe olmak üzere üç ana başlık
altında çalışmalar yürütüldü. İki yıl süren projede, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve AB
uyum süreci kapsamında STK’lara yönelik
düzenlenen 19 eğitim ve toplantıya 561 kişi
katıldı. Yeşil Ufuklar’ın Temmuz-Eylül 2006
sayısında proje hakkındaki bilgi ve haberler,
dergiye abone 1,000’den fazla kişi ve kuruma
25 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
24-27_RECBulletiYU4.4_G.qxp:23-26RECBulletinGH3.4
3/6/09
3:20 PM
Sayfa26
R E C B Ü LT E N İ | toplumsal katılım
Birlikte mutluluk
T
UNECE ARŞİVİ
Pavel Antonov
RİGA YOLUNDA: Aarhus taraflar toplantısının yeni başkanı Çek Çevre Bakanı Yardımcısı Jan Dusik (solda),
EEB’den John Hontelez ile sohbet ediyor.
emmuz ayında Letonya’nın başkenti Riga’da gerçekleşen Aarhus
Sözleşmesi Üçüncü Taraflar Toplantısı’nın sonucu, katılımcıların
çoğu için kutlamaya değerdi. Bir
Sivil Toplum Kuruluşları birliği olan
Avrupa ECO Forumu, toplantının,
UNECE’nin kısaca Aarhus Sözleşmesi
olarak bilinen, Çevre Konularında Bilgiye
Erişim, Karar Alma Sürecinde Halkın
Katılımı, ve Yargıya Başvuru Hakkında
Sözleşmesi’nin “geleceğini güçlendirmeye” katkıda bulunduğunu belirtti. ECO
Forum, bu yorumu, sözleşmenin 20092014 dönemini kapsayan, toplumsal katılımı ve yargıya erişimi güçlendirecek
unsurlar içeren, ve haklarını kullanmak
isteyen sivil topluluklara destek sağlanmasını kabul eden yeni stratejik planına
dayanarak yapıyordu. Sözleşmenin tarafları, “dünya toplumlarının karşı karşıya
kaldığı ciddi çevresel, toplumsal ve ekonomik sıkıntıların; yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşları da dahil tüm paydaşların
katılımı ve desteği olmadan, yalnızca
kamu yöneticileri tarafından çözülemeyeceği,” konusunda anlaştı.
İmzalanışından 10 yıl sonra Avrupa ve
Orta Asya’da yürürlükte olan Aarhus,
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 26
toplumun çevre haklarını koruma konusunda en önde gelen bağlayıcı hukukî
gereç konumunda. Toplantıda üst düzey
bir gruba hitap eden UNECE İdarî
Sekreteri Marek Belka, Aarhus’un ana
ilkelerinin, “sıradan vatandaşları, hükümetlerin hesap vermesini sağlamak ve sürdürülebilir kalkınma yollarını teşvik sürecinde etkin rol almak konusunda güçlendirdiğini,” belirtti.
Bu, hukukî bir belge için önemli bir
işlevdir ve her ne kadar alışılmış devlet
işleyişine uymasa da, hesap verebilen
yönetişimin olduğu ülkelerde geçerlidir.
Avrupa’nın yurttaşlarına daha fazla hak
tanıma olanağı ve istekliliği konusunda bir
takım şüpheci yaklaşımlar da yok değil.
AB, Norveç’in sunduğu ve yurttaşların özel
şirketler hakkındaki bilgilere erişim hakkının artırılması önerisini veto etmişti.
Aarhus Sözleşmesi müzakerelerini
yöneten Willem Kakebeeke, rahatsız edici
bir başka duruma dikkat çekiyor: AB’ye üye
ülkelerin kapalı kapılar ardında ‘eşgüdüm’
toplantıları yapıyor olması, önemli konularda ilerlemeyi çoğu kez engellemekte.
Toplantıda; sözleşmenin toplumun
katılımına ilişkin -ECO Forum’a göre geçmişten beri uygulamada zayıf kalan- ikin-
ci ayağını izlemek üzere bir uygulama
ekibi kurma sözü de verildi. Avrupa Çevre
Bürosu Genel Sekreteri ve Toplumsal
Katılım Kampanyası’nın başkanı John
Hontelez, “biz STK’lar olarak, Aarhus
Sözleşmesi’nin toplumsal katılım ayağındaki zayıflığı ele alması gerektiğini her
zaman vurguladık,” diyor.
Taraflar toplantısında, sözleşmede
yapılan değişikliklerin nasıl uygulanacağı
konusunda da karara varıldı. Bu kararın,
üç yıl önce Almati’de kabul edilen Genetiği Değiştirilmiş Organizmalarla (GDO)
ilgili değişikliğin ne zaman ve nasıl yürürlüğe gireceği konusunda da önemli bir
etkisi olacak. ECO Forum hukuk uzmanı
Serhey Vykhryrst’e göre, “tüm taraflar,
GDO’larla ilgili değişikliğin bir an önce
yürürlüğe girmesi gerektiğini ifade ettiği
halde, AB bu hafta, değişikliğin uygulaması konusunda endişeye yol açtı.”
Toplantıda benimsenen Riga Bildirisi,
Aarhus’un karşılaştığı temel güçlüğün
uygulama olduğunu kabul ediyor. Uygulama konusunda otuz beş ulusal rapor ve bir
ortak rapor, sözleşme hedeflerinin hayata
geçip geçmediğini ve nasıl uygulandığını
gösteriyor. Bazı ülkelerin, sözleşme ilkelerine uyması ve uygulama konusunda ciddi
adım atması resmi olarak istenirken; çeşitli
ülkelerde sivil toplum tarafından hazırlanan alternatif raporlar Aarhus’un uygulanışı konusunda çok daha eleştirel oldu. Toplantıda Türkmenistan ve Ukrayna, bir
önceki taraflar toplantısı kararların uygulamadıkları gerekçesiyle şartlı uyarı aldı.
Riga’daki temsilciler, yargıya erişim
konusunun, sözleşmenin hâlâ en sorunlu
ayağı olduğunu tespit ederek, uygulama
ekibinin yargıya erişim konusundaki
görev tanımını yenileme konusunda
anlaştı. Bununla birlikte uygulama ekibinin, deneyim paylaşımı ve kapasite geliştirme dışındaki konularda başarılı olup
olamayacağını zaman gösterecek. Üçüncü
ayağın uygulamasının zor olmasına rağmen, AB ülkeleri uygulama ekibinin yetkilerinin genişletilmesine karşı çıkıyor.
Taraflar ayrıca, Kirletici Salım ve
Yayılma Kayıtları (PRTR) Protokolü’nün
2009’da yürürlüğe girebilmesi için protokole taraf olunması çağrısında bulundu.
Hazırlanma ve kabul edilme aşamasından başlayarak Aarhus Sözleşmesi’nde
etkin bir rol oynayan REC; Riga’daki taraflar toplantısında kabul edilen ortak rapor,
strateji belgesi, çalışma programı, çeşitli
uygulama ekipleri ve çalışma grupları için
görev tanımlarının hazırlanması da dahil
olmak üzere birçok önemli belgeye katkıda
bulundu. REC ve Aarhus Sözleşmesi birlikte olgunlaştı ve sözleşme REC’in misyonunu yerine getirmesine yardımcı olan
temel mekanizmalardan biri oldu.
Q
Onuncu yılı kutlanan Aarhus Sözleşmesi’nin yeni bir
gündemi var
24-27_RECBulletiYU4.4_G.qxp:23-26RECBulletinGH3.4
3/6/09
3:20 PM
Sayfa27
haber | R E C B Ü LT E N İ
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
YEŞİL TEKNOLOJİ
I REC, SECTOR projesi çerçevesinde,
konferans merkezi; kuruluşun Macaristan,
Szentendre’deki merkez ofisinde 27 Haziran’da düzenlenen bir törenle tanıtıldı.
Büyük ölçüde İtalya Çevre Bakanlığı’nın
desteği ile kurulan merkez, İzlanda, Lichtenstein ve Norveç’ten de önemli destek
aldı. Yerel şirketler de, pek çok özel yapı
malzemesinde ve teknolojide önemli indirimler yaparak projeye katkıda bulundu.
İki milyon avroluk inşaat maliyetinin sadece 20 yıl içinde sağlanacak enerji tasarrufuyla karşılanması bekleniyor.
İtalyan mimarlık bürosu Architetture
Sostenibili’nin tasarladığı merkezin iddialı ekolojik hedefleri, özel tasarım tekniklerini ve enerji sistemlerini bir arada kullanarak sağlandı. Binanın elektriği, çatıdaki
140 adet güneş panelinden elde ediliyor;
enerji fazlası ya da açığı ise ulusal elektrik
şebekesi ile kurulan iki yönlü hat ile dengeleniyor. Etkili bir yalıtımın yanı sıra, 12
adet jeotermal ısı pompası yıl boyunca
yapının ısıtma ve soğutma devrelerinin
verimliliğini sağlıyor. Hava dolaşımını
sağlamak için, yer altındaki görece sabit
sıcaklık nedeniyle oluşan ısıl potansiyel
SECTOR aracılığıyla Yeni konferans merkezi örnek oluyor
beş STK’ya hibe
farkından yararlanan ısı pompaları, yapıI REC’in yeni kurulan sıfır CO salımlı
2
Güney Doğu Avrupa’da kentsel sürdürülebilirliği teşvik etmek için, İsveç Uluslararası
Kalkınma ve İşbirliği Ajansı’nın (SIDA) katkısıyla bölgede etkin beş STK’ya 174,000
avroluk destek verdi.
2009 boyunca sürecek beş proje şöyle:
motorlu taşıt kaynaklı hava kirliliğini azaltma; kentsel ormanlar ve yeşil alanların
korunması; çevreci lobi grupları kurulması;
kentsel ulaşımın iyileştirilmesi; organik gıda
üretim ve tüketiminin teşvik edilmesi. Hibeye alan STK’lar ise proje sırasına göre:
ECAT Tiran (Yönetim ve Teknoloji için
Çevre Merkezi), bir akademik birlik olan
Eco-Logic, 4x4x4 Balkan Köprüleri Üsküp,
Zelena Akcija (Yeşil Eylem) ve yerel kalkınma kuruluşu Struga.
REC’in STK Destek Programı’nın
kıdemli hibe yöneticisi Entela Pingulu, “SECTOR hibelerinin bölge STK’ları için, kentsel
gelişimin çevresel etkileri konusunda farkındalığı artırmakla kalmayıp, toplum yararına
katılımı ve katkıyı teşvik etme fırsatı olduğunu,” ifade ediyor. “Desteklenen girişimlerin
bazıları toplumların demokratikleşmesini
hızlandıracak politika tartışmaları ile mevcut
düzenlemeleri sorguluyor. Diğerleri, enerji
tasarrufu, tüketimi azaltma, geri kazanım ve
benzeri konularla davranış değişikliği aşılıyor.
Hibeler kentin yeşillendirmesi, atık sahalarının temizlenmesi ve çöplüklerin iyileştirilmesi gibi uygulamalara da olanak sağlıyor.
Hibe değerlendirme sürecinde bağımsız
bir komite, proje önerilerini, hibe duyurusunda açıklanan kıstaslar çerçevesinde değerlendirerek seçti. Seçme sonuçları SIDA tarafından onaylandı.
Hibe duyurularıyla ilgili ayrıntılı bilgi için
<www.rec.org/sector/support/index.html>
REC Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa Bölgesindeki çevre sorunlarının
çözümüne yardımcı olmak amacıyla çalışan, siyasî görüşlerden ve
çıkar guruplarından bağımsız, kâr amacı gütmeyen, uluslararası bir
kuruluş olan Orta ve Doğu Avrupa için Bölgesel Çevre Merkezi’nin
(REC) Türkiye’deki temsilcisidir. REC bu hedefe ulaşabilmek için sivil
örgütler, resmi kurumlar, özel sektör ve diğer çevre paydaşları arasındaki işbirliğini teşvik etmekte, serbest bilgi paylaşımını ve çevre
yönetimine toplumsal katılımı desteklemektedir.
REC 1990 yılında ABD, Avrupa Komisyonu ve Macaristan tarafından
kurulmuştur. Bugünkü yasal zemini, 29 ülke hükümeti ve Avrupa
Komisyonu tarafından imzalanan bir sözleşmeye ve Macaristan
Hükümeti ile yapılan uluslararası bir anlaşmaya dayanmaktadır.
REC’in merkezi Macaristan’da Szentendre’dedir. Hizmet verdiği 17
ülkede; Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti,
Estonya, Hırvatistan, Karadağ, Letonya, Litvanya, Macaristan, Makedonya, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya ve Türkiye’de ülke ofisleri bulunmaktadır.
REC’in mevcut bağışçıları, hükümetlerarası ve özel pek çok kurumun
yanı sıra Avrupa Komisyonu ile ABD, Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Macaristan,
Makedonya, İtalya, Japonya, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç,
Polonya, Slovakya, Slovenya, İsveç, İsviçre, Türkiye ve Birleşik Krallık hükümetleridir.
nın iç iklimini, herhangi bir anda içerde
bulunan insan sayısına göre otomatik olarak ayarlıyor. Doğal aydınlatma, her bir
katta pencerelerin üstüne yerleştirilen
yansıtıcı raflarla azamiye çıkarılıyor. Ayarlanabilen raflar, güneş ışığını hem içeri
yöneltiyor, hem de yaz aylarında siperliğe
dönüşebiliyor. Yapıya yerleştirilen sensörler ise içerdeki aydınlatma düzeyini sürekli olarak ayarlıyor.
Konferans merkezi, REC’in ve proje
ortaklarının düzenlediği konferansları ağırlamanın yanında, çevre dostu başka kuruluş
ve şirketlerin de kullanımına sunulacak.
Yörede ekolojik mimariyi özendirme çabası
çerçevesinde, okul grupları, mühendis adayları ve ilgi duyan diğer meslek grupları rehberli turlarla tesisi gezebilecek. Merkezin
(80 ve 120 kişi kapasiteli) iki ana salonu, bilgilendirme kampanyaları ve iklim değişimiyle ilgili etkinlikler için de kullanılacak.
Yeni merkez, REC’in, Orta ve Doğu
Avrupa’da yaşanan hızlı toplumsal ve ekonomik değişimi çevre dostu bir temele
oturtma çalışmalarını koordine edeceği bir
odak da olacak.
HEYECANLI AÇILIŞ: Konferans merkezinin açılış töreninde (soldan sağa): REC Genel Kurul Başkanı Jaako
Henttonen; REC İcra Direktörü Marta Szigeti Bonifert; Japonya’nın Macaristan Büyükelçisi Shinichi
Nabekura ve Finlandiya Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’ndan, Haberleşme Bakanı Suvi Linden.
ARNAVUTLUK
Rr. Ismail Qenali, No.27,
Third Floor, Tirana
Tel/Faks: (355-4) 223-2928
BOSNA HERSEK
Kalemova 34
71000 Sarajevo
Tel/Faks: (387-33) 263-050, 209130
E-posta: [email protected]
Banya Luka Saha Ofisi
Slavka Rodica 1
78000 Banja Luka, RS
Bosnia and Herzegovina
Tel/Faks: (387-51) 317-022
E-mail: [email protected]
BULGARİSTAN
Tzar Simeon 42, Ap. 2
1000 Sofia
Tel: (359-2) 983-4817
Faks: (359-2) 983-5217
E-posta: [email protected]
ÇEK CUMHURİYETİ
Senovazna 2,
11000 Prague
Tel/Faks: (420) 224-222-843
E-posta: [email protected]
ESTONYA
Ravala str 8 10143 Tallinn
Tel/Faks: (372) 646-1423
E-posta: [email protected]
HIRVATİSTAN
Djordjiceva 8a Br.
10000 Zagreb
Tel: (385-1) 481-0774
Tel/Faks: (385-1) 481-0844
E-posta: [email protected]
KARADAĞ
Ivana Crnojevica 16/2
81000 Podgorica
Tel: (382) 020-210-235
Faks: (382) 020-210-236
Kosova Saha Ofisi
Kodra e Diellit Rruga 3
Lamela 26, PO Box 160
10000 Pristina
Tel/Faks: (381-38) 552-123
E-posta: [email protected]
LETONYA
Peldu 26/28, 3 LV-1050 Riga
Tel/Faks: (371-7) 228-055
E-posta: [email protected]
LİTVANYA
Svitrigailos g. 7/16
03110 Vilnius
Tel: (370-5) 231-0067
Tel/Faks: (370-5) 233-5451
E-posta: [email protected]
MACARİSTAN
Ady Endre ut 9-11
2000 Szentendre
Tel: (36-26) 504-075
Faks: (36-26) 302-137
E-posta: [email protected]
MAKEDONYA
Ilindenska 118 1000 Skopje
Tel/Faks: (389-2) 309-0135,
309-0135, 306-0146
E-posta: [email protected]
POLONYA
ul. Grojecka 22/24
02-301 Warsawa
Tel: (48-22) 823-8459, 823-9629
Faks: (48-22) 822-9401
E-posta: [email protected]
Web: www.rec.org.pl
ROMANYA
Str Episcop Timus nr.
4, Sector 1, Bucharest
Tel: (40-21) 316-7344, 316-7345
Faks: (40-21) 316-7264
E-posta: [email protected]
SIRBİSTAN
Primorska 31
11000 Belgrade
Tel: (381-11) 329-2899
Faks: (381-11) 329-3020
E-posta: [email protected]
SLOVAKYA
Vysoka 18, 81106 Bratislava
Tel: (421-2) 5263-2942
Faks: (421-2) 5296-4208
E-posta: [email protected]
SLOVENYA
Slovenska cesta 5
1000 Ljubljana
Tel: (386-1) 425-6860
Faks: (386-1) 421-0939
E-posta: [email protected]
guest.arnes.si
TÜRKİYE
İlkbahar Mahallesi, 571.Cadde,
617.Sokak, No:8,
06550 Yıldız-Çankaya, Ankara
Tel: (90 312) 491 9530
Faks: (90 312) 491 9540
E-posta: [email protected]
27 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
28-30_ColumnsYU4.4G.qxp:Columns
3/6/09
3:48 PM
Sayfa28
YEŞİL BAKIŞ
Çevre denetiminde yenilik
Çevre Denetimi Yönetmeliği'nin artı ve eksileri yaşayarak anlaşılacak
Yaklaşık yedi yıldır yürürlükte olan, ancak
bir türlü ciddi olarak uygulanamayan yönetmelik, tesis veya faaliyetin çalışmaya başlamasından
sona erdirilmesine kadar olan süreçte çevre
denetiminin usûl ve esaslarını; denetim yapacak
personelin, çevre yönetim birimi/ görevlisinin,
çevre hizmeti konusunda yetkilendirilmiş firmaların nitelikleri ile yükümlülüklerini düzenliyor.
Yönetmeliğin uygulanamamasının ana
sebebi, ilgili mercilerdeki denetim görevlilerinin nitelik ve nicelik bakımından yetersizliği.
Örneğin İstanbul’da, denetlenecek kuruluş sayısının fazlalığı ile, İl Çevre ve Orman
Müdürlüğü’nün personel sayısının düşüklüğü
kıyaslandığında, yönetmeliğin yaygın olarak
uygulanamayışının yanıtı kolaylıkla bulunur.
Tabii ki Çevre ve Orman Bakanlığı’nı suçlamak yanlış olur. Bakanlığın, ülke bütçesindeki payının hâlen küçük olduğu dikkate alınırsa,
kendisini nasıl geliştireceği sorusu da cevaplanır. Aktif bir denetim için yeterli sayıda ve nitelikli çevre denetçisi gerekir. Bu da ekonomik
güç, zaman ve deneyimle mümkündür. Gelişen
ülkelerde bu bir süreç gerektirir. Bakanlığın
(veya geçmişte bu görevleri üstlenmiş kurumların) yaşı halen bu konuma gelebilmek için fevkalade gençtir.
Yönetmelik, geç de olsa, bu eksikliğin giderilmesi için, özel sektörün de bağımsız bir gözle
denetim sürecine katılmasını sağlıyor.
Tanımlar, görevler, denetlenecek tesisler
yönetmelikte net olarak açıklanmıştır. Bu
yönüyle kendini günümüz koşullarında tamamlamıştır. Yine de, aşağıda açıklanan bazı konularda revizyonlara ihtiyaç duyduğu görülmektedir:
1. Yönetmelikte bahsi geçen “askerî işyerleri, askerî bölgelerin ve tatbikatların, 2690 sayılı
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu uyarınca TAEK’in yetki alanına giren kurum, kuruluş ve işletmelerin denetimi ile, 14765 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanan İşçi Sağlığı ve İş
Güvenliği Tüzüğü kapsamına giren konuların”
denetimi ancak “bakanlık ve ilgili kuruluş arasında bir protokol yapılması durumunda ilgili
kuruluşla ortak yapılabilir,” denmektedir. Bu
kuruluşlar önemli ve hassas konular üstünde
çalıştığı için böyle bir yükümlülük belki hoş
karşılanabilir, yine de yönetmeliğin 1. bölüm 2.
maddesindeki ‘denetim uygulanamaz’ ibaresi
kaldırılıp 2 ve 3. madde birleştirilerek yukarıdaki gibi bir açıklama getirilebilir.
2. Tesis veya faaliyetlerin kendini izlemesi ve
iç tetkik konusu Madde 7’de; iç tetkikin ne sürede, nasıl yapılacağı ise ileriki bölümlerde verilmiştir. Tetkik kısmında, bakanlığa uygunsuzluk
durumunun bildirilmesi gerektiği söylenmektedir. Fakat ilgili firmanın iyileşmesi durumu göz
önüne alınarak ve halihazır envanter yapılması
amacıyla düzenli olarak uygunluk ve uygunsuzluk durumunun bir arada olduğu tutanaklar da
belli aralıklarda bakanlığa veya yetkili kuruluşlara gönderilebilir. Bu tutanak kısa bir tablo halinde işaretlenme şeklinde olabilir.
3. Çevre görevlisinin nitelik ve görevlerine
ilişkin üçüncü bölümde, yetkilendirilecek kişilerin “mühendislik, fizik, kimya veya biyoloji
bölümlerinden mezun olması zorunlu” tutulmaktadır. Çevre konusunda en bilgili üniversite
bölümü çevre mühendisliğidir. Uygun denetçi
öncelikle çevre mühendisi olmalıdır.
Kuruluşlarda çalışacak çevre mühendislerini
sınava tabi tutmamakla birlikte; bu işletmeleri
denetleyecek kamu personeli, hangi üniversite
mezunu olursa olsun sınavı geçmesi yeterli
görülerek, denetçi hatta baş denetçi olabilmektedir. Yani denetçiler işi bilmiyorsa, işletmede
çevre mühendisi olması önemini yitirmektedir.
Çünkü denetçi denetimi sağlıklı yapamadığında, işletmeci, çevre mühendisi gözüyle yapılan
iyileştirmenin ve bunun maliyetinin gereksiz
olduğunu düşünebilir.
4. Madde 8, fıkra 7’de, “Çevre yönetim biriminde en az bir tane çevre mühendisi veya çevre
mühendisliği alanında yüksek lisans ve/ veya
doktora eğitimi almış personel çalıştırılması
zorunludur,” ibaresi önemlidir. Yalnız bu kişinin o birimin başı olması gerektiği de vurgulanmalıdır.
5. 21 Kasım 2008’de yeniden yayımlanan
bu yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihi 1 Ocak
2009’dur. Geçici 1. madde ile yeni yönetmeliğin
yükümlülükleri için işletme sahiplerine 18 veya
24 ay daha süre verilmiştir. Böylece denetimsizliğin iki yıl daha süreceği resmen ifade edilmektedir.
Özetle, yaklaşık yedi yıldır pratikleşemeyen
yönetmeliğin yeni haliyle, özel sektörün önünün açılması sayesinde denetimlerin daha etkin
ve hızlı olacağı kanaati belirmektedir. Yukarıda
açıklanan genel husularda yapılacak bazı modifikasyonlar ile de mükemmele yaklaşan bir mevzuat manzumesi ortaya çıkabilecektir. Elbette
yeni bir mevzuatın artı ve eksilerini anlamak
yaşamadan mümkün değildir. Bu aynen, tad ve
tuzunu bilmediğiniz, ancak yiyerek anlayacağınız yeni bir yemek gibidir. Ölçüleri kendi dinamiği içinde yapıldıkça her kesimin hoşlanacağı
bir dengede kendine yer bulacaktır.
Q
Koray Eti
Yasal Boyut
Koray Eti, Genel Müdür, Tricon Çevre Enerji İnşaat
Danışmanlık Yatırım Ltd. Şti.
Bilgiyi paylaşmak için yeni yollar
REC Türkiye tarafından yürütülen katılım Öncesi Süreçte Sivil Toplumun
Güçlendirilmesi – STK Hibe Programı Bileşen A5: Çevrenin Korunması projesi
kapsamında Türkçe’ye kazandırılan STK Ağları İş Başında yayını REC’in sekiz
Güneydoğu Avrupa ülkesinde gerçekleştirdiği amacı, aktif bir STK bilgisayar ağı
geliştirmek olan çalışmanın sonuçlarını içeriyor.
Bu çalışma sırasında kullanılan yöntemler temel alınarak Türkiye’de gerçekleştirilen
çalışmalar sonucu oluşturulan Çevre wiki sitesi de Türkiye’de çevre alanında faaliyet
gösteren STK’lar için bir bilgi paylaşım platformu oluşturmayı amaçlıyor. Wiki sitesine
cevre-wiki.info adresinden erişilebilir. Yayından edinmek için lütfen REC Türkiye ile
iletişime geçin.
Daha fazla bilgi için
Yeşim Çağlayan, REC Türkiye Çevresel Bilgi Programı
Tel: (90-312) 491 95 72, E-posta: [email protected]
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 28
28-30_ColumnsYU4.4G.qxp:Columns
3/6/09
3:48 PM
Sayfa29
YEŞİL BAKIŞ
Bilişim Teknolojileri
Rabia Karakaya Polat
e-Devlet ‘çevre’ye kapalı
Türkiye’nin elektronik kapısında çevrenin yokluğu hemen göze çarpıyor
gündemi ne kadar meşgul ettiği düşünüldüğünde bu portalda çevre ve ekoloji konularının
bu kadar ihmal edilmiş olmasını anlamak zor.
Daha geçen sene su sıkıntısı her günün akşam
haberlerinin ayrılmaz bir parçası değil miydi?
Portal üç ana başlık altında yapılandırılmış:
iş, vatandaş ve devlet. İş ve vatandaş başlıkları
altında çevreyle ilgili en ufak bir referans yok.
Ancak devlet başlığı altında ‘Enerji, Doğal
Kaynaklar ve Çevre’ konusunda devlettenvatandaşa tek yönlü bir bilgi yüklemesinden söz
edilebilir. 124 sayfadan oluşan ‘çölleşmeyle
mücadele ulusal eylem planı’ bu konuda çalışan
akademisyen ve araştırmacılar için faydalı bir
kaynak olabilir. Ama çölleşme konusunda bilinç
yaratacak ve bireylerin ne yapabileceğini gösterecek daha kısa ve net bilgilerin olmaması dikkat
çekici. Benzer şekilde ‘yenilenebilir enerji kaynakları’ başlığı altında sadece rüzgar enerjisinden çok kısaca bahsediliyor. Nükleer enerji ile
ilgili hükümetin bilinen bütün plan ve çabalarına rağmen bu konuda tek satır bilgiye ulaşmak
mümkün değil. ‘Kömür ve Getirdiği Çözümler’
başlığı ise kömürün gün geçtikçe daha temiz bir
yakıt olmasından dem vuruyor. Bütün portalda
bir kez bile ‘sürdürülebilir’ kelimesi geçmiyor.
Portalda olmayanlara biyo çeşitlilik, gıda güvenliği, organik tarım, geridönüşüm ve küresel ısınmayı eklediğinize e-devlet kapısı ‘çevre’ye kapalı
demek abartı olmaz herhalde.
Sürdürülebilir bir çevre için uygun devlet
politikaları geliştirilmesi kadar bireylerin
bilinçli olması ve daha ‘yeşil yaşaması’ da önemli. Başka bazı ülkelerdeki e-devlet portallarını
incelediğimizde bu konuda neler yapılabileceğini daha iyi görmek mümkün. Örneğin
Britanya’nın
e-devlet
portalı
olan
<www.direct.gov.uk> daha yeşil yaşam ipuçları,
daha yeşil seyahat ve eğlence, atık ve yeniden
dönüşüm, enerji ve su tasarrufu, yeşil alışveriş ve
ürünler gibi başlıklar altında çevreyi koruma ve
sürdürme için devlet ile birey arasında bir işbirliği başlatıyor. ‘ACT on CO2’ kampanyasına
doğrudan bir link vererek bireylerin kendi karbon salımlarını azaltmaları için neler yapabilecekleri anlatılıyor. Türkiye’nin e-devlet portalında da çevre ile ilgili alanlarda faaliyet gösteren
sivil toplum örgütlerine linkler verilmesi bu
portalın çevre ve ekoloji konusunda sinerji oluşmasına katkıda bulunmasını sağlayabilirdi.
Doğrudan çevreyle ilgili olmasa da, e-devlet portalında yerel yönetimlerle ilgili herhangi
bir bilgi olmaması Türkiye’deki merkeziyetçi
anlayışın bir yansıması olarak dikkat çekici.
Çevre konuları da dahil olmak üzere hayatımız
büyük ölçüde yerel seviyede şekilleniyor.
Devletin sağladığı hizmetlerin bir çoğu bireylere yerel seviyede ulaşıyor. Yerel seviyede üretiyor, tüketiyor, kirletiyoruz. Yerel yönetimler
devletin bireye ulaştığı ilk nokta olmasına rağmen ‘devletin kısayolu’ olan portal yerel yönetimleri tamamen görmezden gelmiş.
Kısacası, e-devlet portalı devletten bireye
tek yönlü bilgi yükleme ve bazı kamu hizmetlerini online olarak sağlamaya yönelik olarak
tasarlanmış. Türkiye’de varolagelen devlet merkezli devlet-birey ilişkisini, bürokratik hantallığı ve merkeziyetçiliği dönüştürmek bir yana
bunları aynen yansıtıyor. Önce devletin kapıları çevre ve ekolojiye aralanmadan e-devletin
kapılarının açılması zor görünüyor.
Q
Kamu hizmetlerinin elektronik ortamda
sunulacağı e-Devlet Kapısı Projesi <www.turkiye.gov.tr> 19 Aralık 2008’de açıldı. Portal ilk
etapta 22 kamu hizmetinin online sunulmasını
sağlıyor. Bunun dışında bir çok alanda ise işlem
yapma olanağı olmasa bile bilgiye ulaşmak
mümkün. Örneğin doğum bildirimi ile ilgili
olarak yapılması gerekenler burada detaylı olarak anlatılıyor. 19 milyon avroluk yatırım ile
gerçekleştirilen proje, yasalarda kağıt ortamında
işlem yapmayı gerekli kılan hükümlerin değişmesiyle birlikte daha da genişleyecek. Tüm
kamu hizmetlerinin tek bir duraktan sağlanması yeni ve yaratıcı bir uygulama sayılmaz. Birçok
ülkede bu tür portallar uzun zamandır hizmet
sağlıyor. Ancak Türkiye’de İnternet kullanımının gelişmiş ülkelere göre daha yavaş ilerlediği
düşünülürse bu portal için geç kalmış bir uygulama demek doğru olmayabilir. Türkiye
İstatistik Kurumu verilerine göre ancak 2008
yılı itibariyle her dört evden birinde İnternet
erişimi mevcut hale geldi. İnternet’e iş yeri, okul
gibi başka kanallardan erişenleri de dahil edince
bu oran yüzde 35’i buluyor. Sayısal uçurum edevlet uygulamaları için hala bir engel olmakla
birlikte alışverişini, banka işlemlerini ve iletişim
ihtiyaçlarını İnternet üzerinden gerçekleştirmekte olan bireylerin kamu hizmetlerine de
internet üzerinden ulaşabilme zamanı geldi.
E-devlet portalını, kullanım kolaylığı, ne
tür bilgiler içerdiği, hangi hizmetlerin online
sağlanabildiği gibi birçok açıdan incelemek
mümkün. Ancak ben bu yazıda biraz tersten
bakıp portalda nelerin olduğuna değil nelerin
olmadığına bakmayı deneyeceğim. Bir şeyin
yokluğu hemen göze çarpıyor: Çevre. Dünyada
ve Türkiye’de çevre konularının son yıllarda
Yrd. Doç. Dr. Rabia Karakaya Polat, Işık Üniversitesi,
Uluslararası İlişkiler Bölümü
Başucunuzda iklim değişkliği rehberi
‘A’dan Z’ye İklim Değişikliği Başucu Rehberi – Çok Geç Olmadan Harekete
Geçmek İsteyenler İçin’ yayını Türkiye’de İklim Değişikliği Politkalarının
Tanıtılması projesi kapsamında düzenlenen ‘Öncülerin Eğitimi’, ‘STK Buluşmaları’,
‘Sektörel Çalışma Grupları’ sonucu ortaya çıkmıştır. ‘Başucu rehberi’ kavramıyla,
yayında iklim değişikliği ile ilgili en güncel ve kritik bilgileri derlemeye çalıştığımızı
vurgulamak istedik. ‘Çok geç olmadan’ vurgusunu, iklim krizinin, giderek geri
dönülmeyecek noktalara yaklaşma riskinin, her geçen gün daha da arttığını bir kez
daha gündeme getirmek için öne çıkardık. ‘Harekete geçmek isteyenler’ ise,
umarız, bütün bu bilgileri ve aciliyeti görüp, çözümün parçası olma yolunda
ilerlemeye başlayan, sizler olursunuz.
Daha fazla bilgi için
Yeşim Çağlayan, REC Türkiye Çevresel Bilgi Programı
Tel: (90-312) 491 95 72, E-posta: [email protected]
29 | EKİM - ARALIK 2008 | yeşil UFUKLAR
28-30_ColumnsYU4.4G.qxp:Columns
3/6/09
3:48 PM
Sayfa30
YEŞİL BAKIŞ
Daniel Swartz
Nereye gidiyoruz?
Kitaplık
Kanadalı yazar kendimize hergün sorduğumuz sorulardan bazılarını ele alıyor
MIO-ECSDE ve Yeşil
Adımlar Çevre Eğitim
Derneği, 2008, 142
sayfa
Ronald Wright,
Da Capo Yayınları, 2005, 224 sayfa
Kanadalı yazar Ronald Wright’ın 2004’deki Massey konferansları, İlerlemenin Kısa Tarihi’nin temelini oluşturuyor.
Wright, Gauguin’in ünlü resminden yola çıkıyor: “Nereden
geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?” Bunlar çağlardır, âlimlerin, filozofların, kaygılı ebeveynlerin ve kamp ateşi başında
milyonlarca üniversitelinin aklını kurcalayan sorular.
İlerlemenin Kısa Tarihi, yüzyıllardır yapmamız gereken şeyleri yapmamızı öneriyor bize: Geçmişten ders al ve aynı hataları tekrarlamadan daha iyi bir gelecek kur. Dünyanın dört bir yanındaki antik kalıntılar
‘sürdürülemeyen kalkınmanın batıkları’ ve bunların günümüze benzerliği kaygı verici.
Wright ilerlemenin teknolojik, maddi, ahlakî göstergelerine yüzeysel değiniyor.
Barınma, yeterli yiyecek, temiz su, barış ve iyi bir eğitimi sağlayacak daha iyi çözümlere
nasıl ulaşabileceğimize değinmek yerine, ‘kontrolden çıkmış değişim furyası’na ve ‘zamanın çöküşü’ne, geldiğimiz dünya ile terk edeceğimiz dünyanın birbirinden ne kadar farklı olduğuna odaklanıyor.
Wright’a göre insanların mağaraları terk etmesinden sonraki tüm büyük değişimler
fizikî değil kültüreldi. “Bizler, en son 50,000 yıl önce yenilenen bir donanım üstünde
21. yüzyılın yazılımını kullanıyoruz. Zamanın çoğu diliminde, insanların pek çoğu
açlık sınırında yaşadı ve yaşıyor.” ABD ve AB’nin her biri, üretim yapmamaları için çiftçilere yılda bir milyar dolar ödüyor, her yıl bir o kadar parayı da, fiyatları yapay olarak
yüksek tutmak için üretim fazlası ürünü satın almaya harcıyor. Şimdilerde ise, çok uluslu şirketler, temel gıda ürünlerini patentliyor.
Sulamadaki ‘gelişme’, melez ürünler ve diğer teknolojik çözümlere rağmen insanlar
hâlâ kendilerini doyuramıyor. Bereketli Hilal’deki eski uygarlıklar sulamayı keşfettiğinde tuzlanma başladı ve toprakları çoraklaştı. Sümer, Roma ve Maya uygarlıklarının akıbetine uğramak istemiyorsak yeni bir toplum düzeni kurmak zorundayız. Bence,
GDO’lara ve nükleer güce hayır deyip, yenilenebilir enerji kaynaklarına, depozitolu
şişelere ve organik tarıma dönebiliriz.
Q
Çevre, Kültür ve
Sürdürülebilir Kalkınma
için Akdeniz Enformasyon Bürosu’nun (MIO-ECSDE) uluslararası bir eğitim paketi projesi olan Akdeniz’de
Su, Yeşil Adımlar Çevre Eğitimi Derneği tarafından Türkiye koşullarına uyarlanmış. Kitap,
ilköğretim çağından liseye dek tüm öğrenciler ve
eğitimciler için suya dair tüm temel bilgileri
verirken, keşfetme, araştırma ve merak da aşılıyor. Su kitabı, çevre sorunlarının sınır tanımadığını ve Akdeniz havzasında yaşayan herkesin
doğayı, suyu israf etmeme, doğru kullanma
konusunda kendi yaşamından başlayarak
sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayor.
Eğitim paketi iki bölümden oluşuyor.
Birinci bölüm, suya dair kuramsal bilgileri içeriyor. İkinci bölümde ise, aktif ders işleme yaklaşımıyla çeşitli uygulamalar, deneyler, etkinlikler
ve araştırma önerileri yer alıyor. Kitabın kapsadığı konular arasında, suyun önemi, suyun özellikleri, su döngüsü, içme suyumuz, su ve sağlık
ilişkisi, evlerde su kullanımı, tarımda su, sanayide su, sulak alanlar, su ve kültür ilişkisi gibi başlıklar bulunuyor. Disiplinler arası bir yaklaşımla hazırlanan kitap, fen bilgisi, Türkçe, sosyal
bilgiler, tarih, coğrafya, sanat ve matematik
derslerinde kullanılmaya uygun. Akdeniz’de Su
kitabı, <www.medies.net> adresinden indirilebiliyor.
İlerlemenin Kısa Tarihi,
Q
Akdeniz’de Su
Doğa korumaya gönüllü katkısı
Doğa koruma çalışmaları, zorlu, zahmetli ve masrafları yüksek olan çalışmalardır.
Doğa koruma çalışmalarında gönüllülerden yardım almak, çalışmalarda gönüllüler
kullanmak hem bu işin maliyetini hem de kurumlardaki kadrolu personelin yükünü
azaltır. Ancak, gönüllü programları iyi planlanmalı, tüm işler iyi tanımlanmalı ve
değerlendirilmelidir. ‘Gönüllü Programları Uygulama Rehberi’, Bölgesel Çevre
Merkezi - REC'in İtalya'da gerçekleştirdiği pilot çalışmaların sonucunda hazırlandı
ve REC Türkiye tarafından Türkçe'ye kazandırıldı.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de doğa koruma açlışmalarında gönüllü
yardımına sık sık ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yayın ile gönüllü programları yürüten
kurumlara destek olarak gönüllü çalışmaların amaçlarına ulaşmasını yardımcı
olabilmeyi diliyoruz.
Daha fazla bilgi için
Yeşim Çağlayan, REC Türkiye Çevresel Bilgi Programı
Tel: (90-312) 491 95 72, E-posta: [email protected]
yeşil UFUKLAR | EKİM - ARALIK 2008 | 30
01_KapakYU4.4_R.qxp:1CoverGH4.1
3/6/09
3:08 PM
Sayfa3
Doğal kaynakları verimli kullanıyor, çevresel
düzenlemelere uyuyor, kimyasal atıklarınızı
gereği gibi yönetebiliyor, musunuz?
Çevresel, sosyal ve etik değerlerin yönetimi
şirketinizin temel politikalarından birisi mi?
O halde Avrupa'nın en saygın şirketlerinden
biri siz olabilirsiniz.
Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğü
tarafından 1987 yılında verilmeye başlanan
“Avrupa Birliği Çevre Ödülleri”, çevre dostu
politika ve ürünlere öncülük eden şirketlerin
başarılarını ödüllendiriyor.
REC Türkiye’nin eşgüdümünde yürütülen programla
Türkiye’den şirketler de bu yarışa katılma ve bu saygın ödülü
kazanma fırsatını elde ediyor.
2009 - 2010 ödülleri için başvurular 16 Şubat 2009 tarihinde başlıyor.
Sizi de çevre ve sürdürülebilir kalkınmaya olan duyarlılığınızı
ödüllendirmeye davet ediyoruz.
Ayrıntılı bilgi için
www.abcevreodulleri.info adresini ziyaret edebilirsiniz.
BÖLGESEL ÇEVRE MERKEZİ
REC Türkiye
Sürdürülebilirlik için
Değişimin Yönetimi
Rekabetin arttığı, doğal kaynakların hızla tükendiği günümüzde
düşük karbon ekonomisine geçiş vazgeçilmez bir koşul...
• Yaşanan finansal kriz ve iklim değişikliği gibi temel ekolojik problemlerin yönetimi için
işletmelerin sürdürülebilirliği nasıl sağlanır?
• Kurumsal sürdürülebilirlik için temel prensipler nelerdir?
• Sürdürülebilirlik Raporlamanız var mı?
• Sürdürülebilirliğinizi ölçümlüyor musunuz?
• Sürdürülebilirlik için yatırımlarınızı nasıl finanse edeceğinizi biliyor musunuz?
• Kurumsal itibar ve sürdürülebilirlik için kurumsal sosyal sorumluluğun rolü nedir?
Bölgesel Çevre Merkezi (REC) ve Boğaziçi Üniversitesi ortak girişimi ile
Kurumsal Sürdürülebilirlik
Sertifika Programı
Programın yeri : Boğaziçi Üniversitesi
Programın süresi : 06 Nisan - 03 Haziran 2009
Son kayıt tarihi : 16 Mart 2009
Boğaziçi Üniversitesi
Yaşamboyu Eğitim Merkezi
34342 Bebek, İstanbul
Tel: (0212) 257 31 27-28
Faks: (0212) 257 24 80
Bölgesel Çevre Merkezi - REC Türkiye
İlkbahar Mah. 571. Cad. 617. Sok. No:8
06550 Yıldız Ankara
Tel: (0312) 491 95 30
Faks: (0312) 491 95 40
sd-certifi[email protected][email protected]ficate.info • www.sd-certificate.info

Benzer belgeler

- Eniva :: Enerji ve İklim Değişikliği Vakfi

- Eniva :: Enerji ve İklim Değişikliği Vakfi Mehmet Özalp  OXFAM  REC Arşivi  REC Türkiye

Detaylı