Ay ile Konuşan Adam

Transkript

Ay ile Konuşan Adam
Ay ile Konuşan Adam
Bölüm 1
Avni kim mi?.. hım mm. bilmem?!. Bir düşüneyim..
..
Bizim Avni hiç bir özelliği olmayan, yani sadece sıradan birisi. Kendine göre kuralları
olan bir deli bir çocuk işte, bizim Avni. Her zaman başladığı işi bitirmeyi ister, bazen
bitirir. Dürüstlük ister, çünkü dürüsttür. Yalan sevmez. Saygısızlığa katlanamaz.
Karşısındakileri kim olurlarsa olsunlar, insan olarak kabul eder. Çevresindeki,
insanlardan sadece faydalanmak isteyen yalakacılar dan hoşlanmaz. Sözünün eridir,
verdiği sözlerden dönmez. Mertlik kurallarına uyar. Fakat bu kuralları uygulamaya
gelince, karşısında kilerini kırarım korkusuyla, düşündüklerini uygulamaya bile
cesaret edemez.
Avni ye birisi kötülük yapsa, yada Avni'ye bir zarar verse Avni, “Onların da muhakkak
kendi açılarından doğru olduğuna inandıkları konular vardır, kendi çaplarında her
halde haklılardır” diyen biri bizim Avni.
Avni genelde hayatında başından geçen , yaşadığı olaylara da , iyi yönleri ile
yaklaşmaya çalışan, pozitif düşüncelerle dolu. Arkadaş canlısı ve her şeyi bilinçli
olarak olumlu yönleri ile görmeye çalışmış bir kişi, Neden, dünyevi konularda görüş
açısının bu türde olduğunu sebebi Avni ye sorarsak alacağımız cevap <<Karamsar
olursak elimize ne geçer, sonuçta kendi düşüncelerimizi onlara zorla
kabullendiremeyiz ki.>> olur.. Avniyi tanımlamaya çalışırsam, “senin benim gibi”
dediğimiz, zatı muhteremlerden biri işte. Yani benim bildiğim Avni’nin yaşadığı
sürece bu yaradılışta birisi olması idi şimdi nerdedir bilinmez..
Avni yi daha tanımak için dönüp kendi çocukluğumuza bir bakmalıyız. Hepimiz
çocukluğumuzda yukarda anlatmaya çalıştığım özellikleri taşıyorduk. Yani bu DNA
bilgileri ile doğduk. Ama hayat kimilerimizi bu yoldan yürüttü, yani para pul ve
maddiatı ikinci planda tutarak insanlara yaklaşan, onları sadece insan oldukları için
değerlendiren insanlar olarak saf ve sade cıkarsız güzellikleri aratır oldu.
Yada bu özverileri unutturarak, tek tanıdığı şeyin, en önemli değerin "para" olduğuna
inandırdı. Bu özveriye inanan, herşeyi bununla ölçen, “para yoksa insanlıkta yok”
diyerek insanlara yönelişimizi hep "para" değerleri çerçevesinde olmasını öğretti
yada sağladı.
Sonuçta düşünürsek doğumdan ölüme kadar sadece “para” için çabalayanlar var, ve
hali ile, paraları olmaz ise, yanlız kalaya mahkum olan, paraları çokkende yanlız
kalmaya mecbur insanlar oluştu.
Fazla uzatmama gerek yok sadece bir etrafınıza bakın yeterli. Muhakkak sizde
göreceksiniz. Herkezin gösterişmerakını, en yakın insanların yoksulluğunu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
1/359
arttırırcasına çoğalttıklarını. Bir örnek verirsek. Çocuğunuz! Nike ayakkabısını yinede
alacak. Đster siz aç gezin, yada evinizde yiyecek içeceğiniz olmasın O alacak. Neden
nankör bir çocuk olduğu içinmi? Hayır normal insani değerleri ile çevresinde
kabullenmediği için alacak ve almak mecburiyetinde. Ama inanın bana Dünya böyle.
Bunun yaşadığınız ülkeye, dine, dile veya çevreye bağlayamazsınız Dedik ya dünya
böyle.
Bir parça konu dışı olacak ama.. Yani gittikçe kafamı kurcalayan bir Konu var o da
HAK
"Đnsan haklarımı yoksa "Para" haklarımı? "Savaş/Barış haklarımı" yoksa yine konu
dönüp dolaşıp gelip "para" haklarındamı takılacak? "Kadın hakları” desek!. Neyse
bu konuya girmeyelim "Kadınlar zaten her zaman haklıdır". Ama genelde "Kadın
Hakkı" diye bir şey yoktur.
Efendim? Ne dediniz? Yoksa siz Kadın Hakkı'yı tanıyor musunuz?, Vah, vah, vah ne
zaman ameliyat olmuş? Cinsiyetimi değiştirmiş bizim Hakkı bey? Valla duymadım!.
Ay ayol O olsa, olsa Hakkoş olmuştur şimdi. Tabiyki şaka yapıyorum. Ama herşeye
rağmen Kadın haklarını bile korurken Erkeklerede hak vermemiz gerekecek noktaların
olduğunu unutmamalıyız. Demek istediğim her madalyonun 2 yüzü var bu hiç
unutulmamalı. “Benim hakkım” diğer kişinin hakkını çiğnememeli.
Bu kadar Politika yeter sanıyorum...... ---Abi ya kapat şu radyoyu. Bak yine konudan saptın
politikaya başladın.. biz burada seni değil Avniyi anlatıyoruz.. AVNĐyi.. tamammı canım anlaştıkmı. Bak
bırakırım şimdi.... Nerde kalmıştık?? nerde kalmıştık yahu?? hah buldum ..
Đnsanların tek cânîî gönülden ve yürekten ve karşılık beklemeden uğraştığı benim
tanıdığım bir tek hak varsa O da çocuk hakları. ---Burası doğrumu yazıldı yaw
anlayamadım..câni gönül.. cağni miydi. Ya Can dan gelen gönül işte..ee can ile gönül aynışey değilmi
yaw.. üff Birde şu araptürkçe kelimeler olmasa? Bu da Ne demek şimdi?.. Uf Abi ya öyle konulara
giriyorsun ki kafam karıştı Hakkı? Makkı? olum abi... Paran varsa bütün Hak'lar senin. Paran yoksa!
... Ama
burada da bu sefer “Para kak’ı” tökez oluyor. öyle ya karşılık alınmadan yapılan bir
işte gereken parayı nerden bulacağız.. Değilmi? Sizin anlayacağınız. Buyurun işte
gene "Para Hakk’ı” galip geldi. Şimdi bu konuları Avni ile konuşursak;
Kusura bakma.. Abi aslında dükkan senin yani..... Kimsiniz? Tanışıyor muyduk??.
<<Valla bilmem birde onlara soralım neden böyleler? Acaba onların doğruları
neler..Neden böyle yaparlar.>> diye kesip atar.....
Evet Editörümüz haklı biz gelelim konumuza Nerde kalmıştım..
Bizim Avni öz temellerine yıllardır sağdık kalmış bir insan olarak , insanlık canlısı Yani
işte öylesine bir Avni işte. Günlerden bir..... Pardon!!! bir, saniye... Avni yi
yatışmam gerekiyor. Gene bizim Editör’le tartışmaya girmiş
--- Neden hepimiz aslında bir Avni değil miyiz? Avni.. alt tarafı öylesine bir Avni dedi ya !
Bunda ne var neden alınıyorsun hemen öyle? Bak Avni ayıp ettin şimdi şura da ne güzel seni
çekiştirip duruyorduk ne olmuş yani?. Başkaları çat mat E-Mail vs. ile uğraşıyor, Bazı kişilerin hiç bir
şeye vakitleri yok. Bende seni çekiştiriyorum...... Tamam... tamam oldu. Üzülme bir çaresine bakarız.
Senden bahsederken daha dikkatli oluruz...
Kusura bakmayın bizim Avni işte. bazen çok alıngan oluyor....Evet nerde kalmıştım
Ha tamam evet hatırladım çocukluğunda Avni Đstanbul'un güzel köylerinden birinde
doğmuş ve büyümüş, yani Đstanbul'un keyfini çıkarmış biri.
Ay ile Konuşan Adam
--- Avni bırakırım bak yazmaya ne olmuş yani Ha hanım Köy ha Kadıköy Ha Bakırköy sonuçta hepsi
köy. Bir de senin köyünde Akıl hastanesi var ondan da utanırsın diye açık, açık yazmadım. Kapa çeneni
biraz sabret)
Bu güzel köyde Avni’nin keyfi yerindeymiş aslında Annesinin sıcak kucağında yaşıyor
ve okula gidiyormuş. Öyleden sonraları güzellik uykusuna akşam üzeride 5 çayına
kalkarmış.
Avni! şimdi nasıl böyle daha mı iyi? .....
Bak şimdi!. Şimdide kapıyı kapatıp çekti gitti. Neyse geriye gelir gene. Gelmezse de kendi bileceği bir
şey yoksa bu sayfayı sizler gibi oda herhangi bir Internet kafe' den yada ilerde kitabı alarak okur.
Beyenmiyorsan oturda sen yaz.. Avni!
Bizanslıların surların dışında bakırhane ve daha sonrada barut ve silah depoluğu
olarak kullanılmış, dökümhaneleri varmış. Kurtuluş savaşında da Fransızların el
koydukları Osmanlı silahlarının saklandığı ve buradan ilk olarak anadoluya cumhuriyet
ordularına kurtuluş şavaşı için boşaltılan depolar varmış adını buradan alan yani
tarihimizde epey bir rol oynamış olan bir ilçemiz Bakırköy.
Eskiden. Bakırköy köylükten seneler önce çıkmış, Đstanbul un en büyük bir ilçesi idi.
Eskiden diyorum çünkü şimdi Bakırköy denilince akla ilk olarak sayıları gittikçe artan,
super Store denilen Mega, Alışveriş merkezleri ile dolmuş, çok şirin ve güzel olan
çarşısı, yıkılarak istasyondan başlayarak deniz istikametinde kadar yapılan yer altına
inşa edilen ikinci bir yol ile daha da büyümüş, (750m) Đnsanların adeta çığ
düşercesine gidip geldikleri bir yer. Bakırköy, nüfusu şehir denilecek kadar artmış
olan (3Milyon) , Kendine öz Marinası, gökdelen oteli, ve bir çok müzik barlara,
eğlence yerlerine sahip.
Artık Bakırköy denildiğinde sadece tımarhanesi akla gelmeyen bir ilçe.. Tımar Hane
yani aslı Farsçadan gelen <<Tımar>> sakinleştirici, <<Hane>> ev, yer, mekan.
Böylelikle bir Bakırköylüden Tımarhanenin ne demek olduğunu da öğrenmiş olduk.
Hâlen Türkiye’nin en büyük akıl ve ruh hastalıkları, hasta haneleri orada.
Bakırköy, adı geçen sağlık hizmetlerinin yanı sıra, Đstanbullun en canlı metropol
unvanını almaya yaraşan tek ilçesi. Tamam kabul Đstanbul da daha bir çok yer var
ama , Hava alanı Marinası, eğlence ve alışveriş merkezi bir arada bulunan yer başka
yok.
Avni zamanında, deniz, temiz hava, doğanın yeşili ve mavisini görerek, uçsuz
bucaksız o denize bakarak, denizin temiz havasını alarak yaşamış. Ataköy Yelken
kulübün de, Basketbol ye aktif olarak da yelken sporları kadrosunda görev almış.
Yelken yarışlarında dereceler kazanmış Okulda başarılı arkadaşlarının arasında sevilen
biri. olarak yaşarmış.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
3/359
Bizim Avni Bu ilçemizin eski halini hatırlar sadece, Eski dediğime bakmayın sadece
bu günden 20 sene öncesi. Sizinle birlikte şimdi Đstanbul'un bu ilçesinin 20 sene
önceki haline dönelim, yardımcı olması için altta iki resim
görüyorsunuz. Sağ taraftaki Eski Bakırköy soldaki ise
bugünkü Bakırköy.
Avni'nin kızlarla da arası çok iyi imiş. Ağabey, kardeşçilik
oynarmış kimseye
dokunmadan incitmeden, hep
saygılı olarak, aynı uzak
doğuda yaşayan shaolin rahipleri gibi yaşarmış. Hatta
bir keresinde orta okulda ki kızlar onu yılın en iyi giyinen
erkek öğrencisi olarak seçmişler . Bunu da yaptıkları bir
anket sonucunda ortaya çıkartmışlar. Bizim Avni de
bunu duyunca utancından yerin dibine girmiş. -- Neden olmasın yani? Fantezinizi kullanın
biraz. olabilirde yani.. ....
Aslında, Avni sıralarda, ablasının yanında kaldığından dolayı kimseye yük olmamak
için, Pantolonunu kendisi yıkar, kalorifer üzerinde sabaha kadar kurutur, sonra
ütüler, arkadaşı Haluktan ödünç aldığı, hardal rengi ceketiyle birlikte giyermiş.
Olurda pantolonu yada gömleği inat eder kurumaz ise, Avni sabahleyin kalktığında
ütü ile kurutur sonra giyer ve okula gidermiş. Hatta eniştesinin bağladığı Kravatı hiç
çözmeden tam 8 ay kullanmış. Çünkü bir türlü kravat bağlamasını beceremezmiş. Bu
sıralarda, annesi Đzmit'te kaldığından o da eniştesinin ve ablasının yanında
kalıyormuş. Hatta eniştesinin annesi halimoş devamlı kızarmış. Avni ütü yaparken evi
yakacak diye.
Avni cumartesi olmasına çok sevindirirmiş. Cumartesileri annesi gelir, Avni'de huzur
içinde kendi evlerinde tasasızca yaşarmış. Ama annesi gitmek zorunda kalınca da,
Avni'nin içine bir burukluk çökermiş.
Ablasının yanında kalmaktan çok hoşlanırmış Avni. Eniştesininin annesi, Halimoşun
yeğenine bakarken tavırlarını izlermiş, Sanki Halimoş yeğeninin öz annesi gibi. Her ne
kadar Ablası işten gelince oğlu ile ilgilense de sanki bu iki kadın arasında gizli bir
rekabet hissedermiş Avni.
Arada bir Avni'nin içine huzursuzluk çökermiş, kendisini yalnız hissedermiş. Ne zaman
Avninin içine yalnızlık çökse, dalgakıranın kayalıklarında bulurmuş Avni kendini.
Đşte bu vaziyette günleri ders çalışarak Yelken kulübü ile dalga kıran arasında gidip
gelerek geçermiş Avni'nin. Arkadaşlarından, yada ailesinden biri onu arasa, tüm
mahallede çınlayan fiğiiiii fiiyuuiiiit ıslık sesi ona ulaşır ve duyarmış. arkasından eve
gelir akşam yemeği vs. yerlermiş sonra emsalsiz, eşi benzeri olmayan, tek kanal
TRT'nin programlarına bakarlarmış. gece olunca da yatarlarmış
Ay ile Konuşan Adam
Avninin gençliğinde yani, O zamanlar
veya
falan yokmuş! Bu sebeple
insanlar ya duman işaretleri ile kızılderililergibi yada ıslıkla haberleşiyorlarmış. --- Taş
devri zamanı nede olsa. Đşte insanların kemünökasyon öncesi zamanlarındaki halleri. Birbirlerini
görsel olarak görmek zorunda kalıyormuş ne Kadar acı.
Düşünün bir kere Birine SMS, E-Mail yollamak yerine O kişi ile bire bir yani karşılıklı
konuşmak zorundasınız. Bugün yani günümüzdeki insanlar artık öylemi? Birbirlerini
görmek yerine cep var "Beni çepten ara emi", El yazısı mektuplar yerine makineyle
yazılan hiç bir kişisel özelliği olmayan, mimik taşımayan E-Mail ler var.
Ne kadar modern ve kolay dünyada yaşıyoruz. Bu kadar kolaylıklar içinde utanmadan
durup stresten bahsediyoruz..
Unutmadan sizlere dünyada ki insanların tekniksel
açıdan birbirlerine bu kadar yaklaşmalarına rağmen, Ne kadar uzaklaştıklarına örnek
olarak kaç örnek vereyim... Ne yazıkki gerçek.
Birbirini çok sevdiğini iddia eden iki kişi:
-
"Ah hayatım sana yazacaktım ama walla 5 dakika vaktim Yoktu !"
....."Yemin etme bari çarpılacaksın!!!...Bir E-Mail en fazla 3 dakikanı alır..."
-
"Senin başka hiç işin yok mu? Siz orda hiç çalışmıyorsunuz galiba "........
-
"Aslında ben seni hep aramak istedim.".....
....Eve geç gelen çocuk:
-
"Anneeeee, konturum bitmiş arayamadım."
-
Annesi "Ulan salak! jetondamı satmıyorlar.... Hem sen burda evin önünde
değilmiydin?"
.. Anne çağırır
-
" Kızım çabuk ağabeyine sms yaz yemek hazır"
-
"Abim odasında çatlıyo (chat yapıyor).anneee."
-
"Ha o zaman E-Mail yolla da yemeğe gelsin"..
Aslında benim burada anlatmak istediğim insanların hayatları çeşitli imkânlarla
kolaylaştıkça, insanlar nankörleşiyor ve en önemli insanlık değeri olan yüz yüze,
insanın yüzünde bulunan 250 den fazla adaleyi hiçe sayarak mimiklerini ve
özverilerini kullanmaktan uzak kalıyorlar.
Hatta günümüzün Dilencileri bile değişti. Artık öyle “Allah rızası için 10 lira” falan yok
“N’olurbe Abe.. bi 5 kuntur versene bana “lar türedi meydanda.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
5/359
ADK Ataköy deniz sporları
Avniyi cevresi her ne kadar
"Ne kadar güzel, Avninin sadece sporsal alışkanlıkları var."
"Hep temiz hava ile bir arada."
"Sigara veya bilardo gibi alışkanlıkları yok.!" Gibi görselerde
Avni’nin derdi bambaşkaydı, öyle ya hatta ata sözü bile var
bunun için, <<Dışı seni, içi beni yakar>>
Siz birde Avni’ye sorun bakalım yaşadığı bu örnek hayattan ne kadar mutlu. Avni
hep bu sözleri duydu hayatboyu.
"Sakın ha ! etrafta kötü konuşma sonra ne derler"......
"Sakın ha! Sen paşa torunusun" .....
" Sakın! Polislik olma müsayit bir yerine cop sokarlar" ....
" Sakın kızlarla dalga geçme. Ablana yapılmasını istemediğini başkalarına yapma."
“ Sakın sakın!” vs. vs. daha neler, neler. --- Sakın dedinde aklıma bir şarkı geldi.. Sakın bir söz
söyleme sözünü duyan olur. Sana benim gibi göz koyan olur.. lay... lay... lom...
Acaba bu çocuk bir kez bile olsa rahat yaşayabildi mi?. Şöle hatayaparak..
Avni yelken ve su Yelken Sporundan gerçekten de hoşlanıyordu. Avni kendisini
denizin ortasında kıyıdan uzak, dalgaların arasında gördüğünde, sanki yalnızdı ama
bir çok kişi ile birlikte idi. Kendisini bu sebeple hiç yalnız hissetmiyordu.
Denizin şıkırtısını dinliyor. Onlarla konuşuyordu Avni. Denizi ve suyu tanıyordu.
Maviliklerdeki sağanak denilen rüzgarları kullanmasını da biliyordu. Đstediği yöne ve
yere gidebiliyor. ve hatta tehlikeli manevralar bile yapabiliyordu. Kendi kendine
Denizlerin hakimi idi O. Ölürsem denizin maviliklerinde öleyim diye düşünüyordu.
--- Bak gene aynı şey işte. Bu Avni salağı neden ha bire ölümden bahsediyor Bu çocuk hep ölümle iç
içe yaşıyor yani öleceğini benimsemiş bile. ölümü kabulleniyor.
Editörcüğüyüm Sen hiç dünyada sürekli yaşayan insan gördün mü? yani saçmaladın
şimdi. Birde ha bire lafa karışıp durma ....
Avni, tahta çok eski ve boyasız teknesine her bindiğinde değişik bir gurur içinde
oluyordu.
Dışardan görenlerin dilenci teknesine benzettikleri O teknedeki Gıri macun renklerin,
teknelerin asıl boyası olan mavi renkle karışmasındaki Şavşatlı görünüş , aslında
sadece tekne yol alırken boyadan oluşan pürüzlerin, teknenin Aquadinamikliğini, yani
seyir halindeki teknenin sürat’ ini düşürmemesi için. Bir anlamda, su tutmasın diye
özenle zımparalamalarından dolayı oluşan görüntü idi. Bu sayede tekneleri diğer
teknelere nazaran daha az su tutuyor ve bu sayede daha surhatle yol alabiliyordu.
Teknenin bu kadar pürüzsüz olması için verdikleri uğraşı Avniyi gururlandırıyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Avni’lerin yelken kulübünün asıl misyonu, yelkenle söyle bir zevk gezintisi yapmak
değil, bilakis her sene çeşitli yarışlardan getirdikleri kupaları sıralamak ve kulublerine
ünvan üzerine ünvan almaktı. Onlar adeta Ataköy yelken kulübünün
neferleriydiler. Bunuda her başarıyla biten yarışmada yeterince ispatlamış oluyorlardı.
Avni bu kulübe üye olduğunu günden beri, takım arkadaşları da Avni’yi kısa zamanda
benimsemişlerdi. Genelde Avni arkadaşlarına savaşa giden Komandoların yaşaya
bildikleri arkadaşlık duyguları ile bağlanırdı. Gerçek anlamda "Birimiz hepimiz,
hepimiz birimiz için" Parolasına uygun dostlukları vardı. Senelerce süren.
Avni Zeytinlik mahalesinde oturuyordu Avni’nin yaşadığı bu mahalle , tek bir zeytin
ağacı bulunmamasına rağmen ve hatta hiç ağaç olmamasına rağmen yine de adını
sanki eskilerde zeytinlikler varmışçasına Zeytinlik mahallesi olarak almıştı. Deniz
kenarı olması nedeniyle onlarca yıl önce zeytinlik olduğu tahmin edilebilinir.
Tüm mahalle birbirini tanır sever, sayar, ve yardımlaşılırdı. Hatta Mahallede bulunan
kilisenin Papazı bile onları da, Müslüman ve Hıristiyan ayrımı yapmazsızın eğlence,
tanışma kahvaltılarına çağırır. Yeni gelen Musevi ve ermeni asıllı komşularla tanışılır
eğlenilirdi.
Fesatlık girmeden her kez kendi doğrultusunda ama cumhuriyet çatısında yaşamayı
benimsemiş bir mahalleydi burası. Avni’nin de bu çok hoşuna gidiyordu. Avni’nin
benimsediği ve inancıda zaten böyleydi “her kez insandı”,
Avni için, Fakir, Zengin Yaşlı Genç farkı yoktu. Her kez saygısını alırdı Ayni’den. Avni
kimselere kin tutamaz. sadece araya sınır koyar ama merhabasını esirgeyemez, her
nedense?
Dalga Kıran Ve Avni
Dalga kıran olayı Avni ye, sakinlik ve huzur aradığı zamanlar, bulaşmıştı. Avni,
sıkıntılardan kaçıp dalgakırana gittiğinde emsalsiz bok
ve yosun kokuları
arasından, Marmara'nın meltem esintisinin getirdiği
deniz kokusundaki iyod oranı, Avni'ye bir güven
veriyordu. Dersine daha iyi konsantre oluyordu.
Ne zaman Ablası ve eniştesi evde yeni evliliğin
verdiği mutluluk içinde kapışsalar, Avni buraya yani
dalgakıranına kaçardı. Gelip derslerini burada
yapardı. Aslında ders yapmaya da ihtiyacı yoktu
Avni’nin. Ama dersleri tekrardan hiç bir zarar
gelmez mantığını uygulardı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
7/359
Avni'ye seneler öncesi ilk okul hocası, nasıl ders çalışılacağını, nasıl öğrenileceğini
öğretmişti. O da hocasından yıllar önce aldığı taktikleri kullanırdı. Örneğin okuldaki
teneffüs saatlerinde oturur, o gün hangi ödevler verilmişse yapar, yada çok uzunsa
yapılacak ödevlerle alakalı notlar alırdı. eve gelince hemen vakit geçirmeden yapardı.
Yani dersleri taze, taze zamanında insan beyninin kalıcı uzun zaman hafızası denilen
hücrelerine yerleştirirdi.
Avni için dalgakıranda ödev yapmanın zevki daha değişikti. Daha çok zevk alırdı.
Hem Arkadaşı da vardı Ömür.
Ömür okulu terk etmişti, Yani artık ödev, mödev sorunu yoktu. ---Biz burada mödev diye
anlamsız ve olmayan bir sözcüğü, boşuna, sadece ödev sözcüğünü kuvvetlendirmek için kullandık..
Hani olurda enterese eden olur diye yazı yom
....
Genelde Ömür Avni ile ne zaman okul bitişlerinde buluşurlar, Eve uğrayıp haber
verdikten sonra, birlikte dalga kırana gelirler, Ömür balık tutar Avni de ona katılırdı
ama dersler bittirdikten sonra.
Lüfer Balığı
Bir seferinde gene Avni derslerini çalışırken, Ömür balık tutuyordu. Ömür birden
bağırdı.
- "Avni koş LÜFER vurdu"
Avni de oturduğu yerden.
- "Hadi be sende güpe gündüz kıyıdan Lüfer balığımı tutulurmuş dalga geçme"
dedi ama aynı anda gerçektende Ömür çapari ile lüfer çekiyordu. Balık tutanlar bilir
lüfer zor tutulan bir balıktır. Geceleri kıyılarda
herkesin görebileceği gibi, bir sürü balıkçı
teknesi Lüfer lambasını alarak açılırlar.
Sabahlara kadar, denizde kalırlar. Gece
karanlığında ışığı gören lüfer balıkları, atılan
zoka ucundaki, yemlere saldırır. Ve yakalanır.
--- Hani oda şansın varsa bazen, arada bir bazı, bazı
gelsen bile karnım razı..
....
Baştan gördüklerine inanamayan Avni alel
acele, defter ve kitaplarını çantaya tıkıştırarak,
Ömür'e koştu
- "Avni hemen öbür oltayı ver tuttuğumuz istavritleri de yem olarak bağla"
dedi. Avni hemen denileni yaptı ömür'e bu sefer zoka tipinde, bir olta hazırladı verdi.
Kendine de bir olta hazırladı, hazırladı hazırlamasına ama! Ömür bir yandan çaparı ile
istavrit, aynı anda diğer olta ile lüfer tutuyordu. Đşin içinden çıkılacak gibi değildi
balıklar azmış, ne görseler saldırıyorlardı.
Ay ile Konuşan Adam
Baktılar olmuyor, başedemiyorlar, Ömür sadece balık tutmaya Avni de balığı olta'dan
alıp kovaya koyarak zaman kazanılmasına yardımcı oluyordu. Her ikisini de bildiği bir
gerçek vardı O da sebebi her ne ise bu balık akını sadece bir kaç dakika sürecek olan
bir seraptı. Ne kadar çabuk davranırlarsa o kadar kârlı çıkacaklarıydı.
Aradan çok geçmemişti ki balık tutmada daha deneyimli olan Ömür tam Avni yi
uyaracakken olan oldu Lüfer denilen bu küçük köpekbalığı kılıklı vahşi barakuda
kökenli mahluk, Avni’nin parmağını kapmıştı. Bir türlü bırakmıyor birde seni yerim
dermişçesine dik dik Avni’nin gözünün içine bakıyordu.
Arkadan Birkaç dakika geçtikten sonra ve balığa çeşitli işkenceler yaptıktan sonra.
--- Suusss Abi napyon yaw işkence mişkence Avrupa dinliyo valla.. Sana nobel mobel vermezler ona
göre.... Avni parmağını zorlukla balığın gaddar dişlerinden kurtardı. Avni’de bu arada
"Acaba kuduz olur muyum?" diye düşünüyordu ----Ne gülüyorsunuz Nerden bilsin? Doktor
mu?.... Avni’nin gerçektende ciddi, ciddi düşündüğünü gören Ömür, Avni ye sordu. Ne
oldu diye
- "Ömür belki sana komik gelecek ama bu hayvan çok agresif saldırıyordu acaba
kuduz falan olabilir mi. Birde pisi pisine göbekten iğne yemek varya ondan
soruyorum."
- "Eh.. iyi be Avni. Birde kunduzlar gibi kinci olsunlar bari... O zaman işte seni
tanıdıkları için bu lüferin ailesi senin peşinden dolaşır. Kan davası açarlar. Sen
de bütün lüferler seni kovalayacağı için, denize, falan bir daha girmeyi unutursun"..
- "Ya ne bileyim ben öylesine aklımdan geçti şimdi. birde meret ne biçim ısırmış hâla
acıyor".
- "Yok balıklar beyinsiz olurlarmış ve çok çabuk unuturlarmış. Sen hiç Japon
balıklarının nasıl senelerce denilen yuvarlak cam akvaryumun içinde yaşayabildiklerini
biliyor musun?"
Avni’nin şaşkın bakışları altında Ömür anlatmaya devam edti. Avni gerçekten şaşırmış
ne gerçek ne hayal unutmuş saf saf dinliyordu.
- "Japon balıklarının yapılan araştırmaya göre sadece 20 saniyelik hafızaları varmış
sonra unutuyorlarmış. Yani şöyle düşün.....Balık kendine geldiğinde <Glup... glup "a
a a .?!! ne kadar güzel hava kabarcıkları ne kadar güzel bir su, her yer tertemiz..
küt... kafayı cama çarpınca. Nerdeyim ben? Neden bu kadar dar burası? Đmdat!
Đmdat! Burada yeterince su yok! Boğuluyorum! Daral geliyor.. Yardıma koşun... 20
saniye geçince her şey gene baştan << Glup... glup "a a a .?!! ne kadar güzel hava
kabarcıkları ne kadar güzel bir su, her yer tertemiz.......> Đşte böyle Avni Japon
balıklarının hayatları her 20 saniyede silinen hafızayla sürer gider.."
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
9/359
Sonunda Ömür’ün Avni ile dalga geççiğini Avni de anlamıştı. Baştan bozulsa da
düşüncesinin ne kadar saçma olduğunu anlayan Avni de ardından gülmeye başladı.
Avnilerin Lüfer seferi akşama kadar 18 tane lüfer ve bir sürü, Istavritle tamamlanmış
oldu. Doğruyu söyleyelim, 18 Lüferin yanı sıra bir plastik kova dolusu istavrit ve
çinakopta tutmuşlardı. Kovaları eve getirdiklerinde. Avni’nin ablası gözlerine
inanamamıştı. O akşam pişirmek için Avni’nin ablası, balıkları ayıklamış, unlamış,
hazırlamıştı. Tam pişirme faslına başlayacaklarken. Bir de bütün bunların üzerine
"Çocuklar balık aldım" diyerek Avni’nin eniştesinin eve gelince hepsi gülüşmüşler.
Arkasından da oturup afiyetle balıkları yemişlerdi.
Ertesi gün gazeteden öğrendiklerine göre, Nerdeyse Đstanbullun her yerinde bu olay
duyulmuş profesyonel balıkçılar akın etmişti. Avni ile Ömür’ ün okuduklarından
anladıklarına göre. Çinakop balıkları Đstavriti Avni’lerin bulundukları gazlı çeşme
koyuna sıkıştırmış. Çinakopun peşinde olan Lüferde Çinakopu sıkıştırmıştı suyun içi
balık kaynıyordu bu olay gerçekten ender rastlanan bir olay olmaktan ötürü
gazetelere haber olmuştu.
Dalgakıran merakı bu. Avni bu. Bu dalga kırana ne zaman üzüntülü olsa yada
kendini yalnız hissetse, Ömür olmasa bile gelir. Dalga kıranın emsalsiz kokuları ve
deniz esintisinin getirdiği iyot kokularından güç alır. Derin nefes alır. Martılarla
konuşur. Dalgakıranın üzerinde, yalnız kalarak, adeta yapayalnız, olarak yalnızlığını
giderirdi. Yani Avninin ikinci adresidir bu balıkçı koyunu cevreleyen dalgakıran.
---- Nasıl oluyor anlamadım ama nede olsa Avni bir türlü bunu da becerir. "Yalnız kalarak, yalnızlıktan
kurtulmak" Nasıl oluyor ya gene de anlamadım??!!..
...
Her ne kadar Avni kendini yalnız hissetse bile, aslında öyle pek olaysız yada can sıkıcı
olan hiç bir günü geçmiyordu. Avni hayatından mutlu, hayatını dolu dolu yaşıyordu.
Düşündüğü zaman onu kapsayan bu yalnızlık duygusuna Avni’nin kendisi bile, bir
anlam veremiyordu. Nesi eksikti? Neden kendini yalnız hissediyordu?. Neyi arıyordu
Avni.. Bilinmez.. Belki de hiç bir zamanda anlayamayacak. Yada Bulduğu zaman
kaybedecek. Şımartılmasımı yoksa babasızlıkmı onu bezdiren. Tek bildiği yanlızlık,
ama mutluluk içindeki yanlızlık. Belkide konuşmaması..
Ay ile Konuşan Adam
Đmdat! Yetişin !! Ev Yanıyor!
Avni ilk okulu annesi ile yaşarken Şirinevler de bitirmişti. Daha sonraları orta okul
zamanlarında ise Şirinevler ile Bakırköy arasında gidip gelirdi.
Bakırköy sahil kenarında olmasına rağmen, Avni'nin evli olan ablası Bakırköy de
oturduğu halde, Şirinevler, deniz kenarından yaklaşık 5-10 km içerde, hava alanının
pistlerini direk gören, Bakırköy’e nazaran daha sakin, ferah, bahçe içinde olan bir
mahalydi. Her ne kadar meşhur E5 kara yolu bakırköyle Şirinevleri ayrmıışta olsa
Avni’nin çocukluğunun geçtiği bir bahçeleri olan bir mahalleydi. O zamanlar ---Şimdi
şehrin ortası oldu artık... Bırak denizi görmeyi Smoktan(Duman) karşı sokak yani E5'in arkası
görünmüyor. Biraz deyip koyduralımalım simdi :(Dedikodu) Ay kardeş duydunmu yav! Şirinevler de
sanki Amerika ile Iran'ı ayıran bir sınır var, Yani başka bir değişle E5 karayolunun ayırdığı iki mentalite
bir tarafta Rollskate kullanan şortlu kızlar, A5 karayolunun diğer ucunda ise, yolun üzerindeki köprüyü
geçer geçmez, yolun öbür tarafında çarşaflara ve şalvarlara bürünmüş sarıklı insanlar....Yaaa! Gerçi
aslında güzellik bu iki farklı görüşün, mantalitenin bir arda yaşayabilmesi. Herkes bir
birine karşı. saygılı.. Yani gerçektende öyle her ne kadar dıştan öyle gözükmese de
öyle. .. keh.. kem,,, küm.. eeeee ..)
Avni ilk okulu bu şirin yerde yani şirinevlerde bitirmiş. Orta okulu Bakırköy de
okumaya başlamış hafta arasında Bakırköy de ablasının yanında kalıyormuş. Şirin
evler ile Bakırköy arasındaki yolu gidip gelen Avni mecburen yağmurlu havalarda
minibüsle, güzel havalarda uzun sazlıkların ve tarlaların arasından geçen, az
kullanılan, Ataköy ile E5 Oto yolunu birbirine bağlayan küçük patika halindeki, ancak
2 arabanın yan yana geçebileceği, kırık bakımsız, kaldırımsız, asfalt yol olan bu yolu
tepermiş.
Avni ne zaman Annesinin evine gitse, orada daha 8 yaşındayken yediği ilk arkadaş
kazığını unutmaz, aklında her şey canlanır ama gene de bozuntuya da vermezmiş.
Avni küçükken okuldan eve geldiğinde, annesi evde yokken evin merdiven
boşluğunda oturup, canı sıkıldığında merdiven demirleri ile oynayarak gürültü yapar,
3 katlı toplam 12 daireden oluşan bu apartmanın sakinlerini kızdırmayı her zaman
başarırmış.
Yedi yaşındaki erkek çocuklarının haylazlıklarından biri olan Ateşle oynama merakı, o
yaşlarda Avni’yi ve aynı apartmanda oturan arkadaşını da sarmış. Bir gün okuldan
eve geldiklerinde öylen yemekleri yedikten sonra arka bahçede buluşmuşlar.
Amaçları tıpkı Tarkan filmlerinde gördükleri gibi bir ateş yakıp, sucuk pişirmek.
Bellerinde tahta kılıçlar. sırtlarında, bahçedeki söğüt ağacından kopararak yaptıkları.
Ok ve yay. Kellerine bağladıkları evden aşırdıkları onlar için avlanan tavşan görevini
gören sucuklarla birlikte ateş yakmaya hazırlanmışlar.
Evin bahçesi apartmanın her yanını saran yarım futbol sahası genişliğinde, ön tarafı
çok temiz güller içinde olmasına rağmen, Arka taraf perişan olan, hem nasıl güzel ve
bakımlı olmasın ki? Orda "tapucu amca" vardı o zamanlar Rahmetli kuş uçurmaz.
Avni’lere ha bire bahçeyi temizletirdi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
11/359
Nedense ön bahçenin tersine arka bahçeye kimse bakmadığından çalılık içinde idi.
Otlar Avni ile arkadaşının boyunu aşan, kuru ottan oluşan çalılıktı.
Bu bahçenin yol ile bahçe arasına tuğladan yapılmış bir katlı her daireye özel
kömürlükleri de vardı.
Bu sırada bizim iki kafadar, Battal Gazi ve Tarkan, avlarını pişirmek için yakmaya
çalıştıkları odunları, kömürlüğün yanınna betonun üzerine koydukları ve altına kağıt
falanda yerleştirdikleri halde, bir türlü yakamamışlardı. Olmuyordu. Ellerinde
nerdeyse kibrit kalmamışı. Halbuki bizim kafadarlar neler kızartıp yiyeceklerdi O
ateşin üzerinde, Tarkan’ın yakaladığı tavşan, battalın vurduğu geyik. Bizim ikili bu
hayalleri kura dursun bir yandan da tekrar Avni ve Hasan olup beraber etraflarına
bakınmışlar ateşin neden yanmadığını hemen anlamışlar.
Hava rüzgarlıymış. Kağıtları tutuşturduklarında ateş hemen sönüyormuş. Sağa sola
bakınmışlar ve sonunda karar vermişler. Arka bahçedeki Otların içine girip rüzgardan,
ateşi koruma altına alarak orada yakacaklarmış. Daha sonrada yanan odunları Piknik
yerine taşıyacaklarmış. Nede olsa onlar Battal Gazi ile Tarkan.. Böyle doğru
buldularsa doğrudur. Yani olur...
Karar verdikleri gibide yapmışlar. Sonbahar mevsiminde olduklarından otlar
kurumuş. Arka bahçe sanki kurumuş bir mısır tarlası havasındaymış. Uzun ve kuru
olan otların arasında, ateş yakabilmek için, otların üzerine basa, basa çiğneyerek
otları yere yatırmışlar. Sonrada bu kuru otların üzerine kağıt ve kağıdın üzerine de
odunları koymuşlar. Görüntünün tıpkı Tarkan filmindeki gibi olmasına da dikkat
ediyorlarmış.
Dikkat etmesine dikkat ediyorlarmış ama işte o an bir den bire çalılar tutuşmuş bizim
iki kafadar otların rüzgarın etkisiyle tutuşup birden büyümesine bir anlam
verememişler. Onlar bir anlam verene kadar zaten otlar bir den kocaman alevlerle
yanmaya başlamış. Bizimkiler hemen söndürmeye çalışmışlar, ama ateş söneceğine
daha çok yanıyormuş ve etrafı sarıyormuş. hemen çabucak üzerine işemeye
başlamışlar ama gene de sönmemiş. -----pis ateş nooolcak
...
Hasan eve gidip bir sürahi su almasının gerektiğini söylemiş ve hemen gitmiş
ortalıktan kaybolmuş.
Avni ateşle boğuşuyor üzerine ne bulursa atıyormuş. Avni ateşe ne atarsa atsın, ateş
daha da büyüyormuş.
---- Tabiyiki büyür adam kağıt tahta ne kadar yanan şey varsa atmıştır ateşe. Durdurun yaw şunu
kendiside yanacak. Bu arada aklıma gelmişken yazayım bir keresinde Avni Kapı zilinin içindeki elektrik
bobinini görmüş onu iplik makarası sandığı için. ve arkadaşı Hasanada kızdığı için, Hasanların ziline ille
de o makara bitene dek basacam diye tutturmuş basmış basmış, bir türlü zilin makarasının bitmediğini
görünce üzülmüş tam ümidini kesmiş hayal kırıklığına uğrayacakken Allah’tan elektrik kesilmişte
komşular kurtulmuş gürültüden, yoksa bu inatla ne kadar daha zile basardı belli olmazdı...Önemli olan
burada Avni’nin zilin makarası bittiği için durduğuna inanması.. Allah’tan zil pilli değilmiş...
Alevler bütün bahçeye yayılmış. çevreden bir sürü insan koşmuş gelmiş ateşi
söndürmeye çalışmışlar. Çevredeki insanlar panik halinde koşuşurlarken, bir ara
Avni’nin gözü Hasanların camına takılmış hasan camda duruyormuş. Aşağı
bakıyormuş. Hasan ablasının yanında olduğu halde birde gülüyormuş. Avni aşağıda
Ay ile Konuşan Adam
kala kalmış etrafını ateş sarmış. Çevredekiler Avni yi kucaklayarak ateş çemberinden
kurtarmışlar. kenara oturtmuşlar.
Bir süre sonra ateş sönmüş ve bu patırdı gürültü arasında onu yalnız
bırakan arkadaşı hasan aşağıya gelmiş.
Avni ağabeyinden bir sürü azar işitmesinden dolayı bitmiş bir halde
yerde, oturup dururken alt katta ki birileri ateşi kim çıkarttı diye Avni ye
sormuş. Avni de benle Hasan diyince, Hasanın ablası ve Hasan bunun doğru
olmadığını ve Ateşi tek başına Avni’nin yaktığını, Hasan’ın ise bütün gün evde
ablasının yanında olduğunu söylemişler. Avni ortada hem de birde yalancı
durumunda kalmış. Hasan sadece karşısında pis, pis gülümsüyormuş. Đşte bu Avni’nin
yediği ilk arkadaş kazığı olmuştu.
Ama nedense kimse Hasan ve ablasını anlattığı senaryoya inanmamışlar. Avni ye de
kızmamışlar. Hatta iyi oldu sivri sinekler öldü diyerek avutmuşlar. Üstüne üstelik,
sadece, hıçkıra, hıçkıra içten iç ten ağlayan Avni yi avutmak için, çiklet vermişler.
Hasan çikleti görünce ne kadar arkasından bende yaktım bana da verin demişse de
Yaşlı dede Hasan'a Avni’nin bu çiklet i ateş çıkardığı için değil doğru söyleyip hasan
gibi yalancılık yapmadığı için verildiğini" anlatmış .
---- Bu olaydan çıkaracağımız ders: Boyundan büyük bir şey yapmaya kalkarsan ve sonucuna
katlanman gerekecekse sakın ha gaflet e düşüp te başkalarına güvenme....Birde suçunu hafifletmek
için başkalarına atma Başa ne gelecekse o çekilir....
Avni bu sayede doğru söylemenin güzelliğini bir kere daha öğrenmiş olmuştu.
Bu olay Avni ne zaman annesinin evine gelse aklına gelir hoş bir gülümsemeyle de
olsa hatırlar ama insanların nedenli kalleş olabileceğini düşünür. Haline Şükreder...
Zaten Avni babası öldüğü geceden beri bir daha hiç yalan söylemeyecekti. Buna
yemin etmişti. Galiba zaten babası Avni yalan söylediği için ölmüştü. Uzun seneler
buna inanmıştı Avni.
O geceyi çok iyi hatırlıyordu Avni . Babasının her gece eve geldiğinde okuduğu Tom
Misk kitabını kurcalamış ve bir sayfasını yırtmıştı. Bunun üzerine babası sorduğunda
ellemediğini söyleyerek yalan atmıştı. Babası çok kızmıştı. Avni uyumuş babası da
ertesi sabah erkenden, şeker almak için evden gitmiş. Yolda kalp krizi geçirmiş,
hasta hane ye kaldırılmış ama , ertesi sabahta hasta hanede ölmüştü.
Ona babasının öldüğünü büyük ağabeyi söylemişti.
"Bak Avni babamız öldü yani bir daha hiç gelmeyecek onu bir daha göremeyeceğiz"
demişti.
Aslında Avni Ağabeyini karşısında görünce şaşırmıştı, çünkü Avni’nin ağabeyi Ankara
da oturuyordu ve Đstanbul’a aynı gece doğan kızının doğum haberini vermek için
gelmiş ama kader bu ya babasının ölüm haberini almıştı. Bazen hayat ne kadar garip
rastlantılardan oluşuyor.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
13/359
Gerçi babasının ölümüyle Avni’nin yalanı arasında hiç alaka yoktu. Babası çalışırken
kalp krizi geçirmiş bunun üzerine ölmüştü ama bu rastlantı Avni ye iyi şok olmuş.
Bu olayın üzerinden 7 sene daha geçmiş olmasına rağmen Avni ne zaman bu eve
gelse ayni şeyi hatırlardı üzülürdü ama Tapucu amcalarının onları çöpçü gibi orayı
burayı toplattığı aklına gelince gene de gülümserdi Tapucu amcada Avni’nin
babasından 3 sene sonra ölmüştü rahmetliler
Kara gözlüklü Avni.
Bir keresinde arkadaşı Ömür ile birlikte bisiklet kiralayıp Şirinevler’e doğru birbirleri
ile yarışarak giderlerken. Yolun tam ortasında yürüyen 4 tane delikanlı Avni’nin önüne
çıkmıştı. Bu delikanlılar Ataköy ana yolunun genişliğinden faydalanarak yan yana
yürüyorlarmış Avni tam sollamayı düşünürken, arkasına baktığında hızla bir arabanın
ona doğru geldiğini fark etmiş.
Firene basıp duracakmış aslında ama, kiralık bisiklette firen nerde? Arkasından Ömür
geliyormuş. Kendini yere atsa ezilecek, önünde o yolun tam ortasında giden 4
delikanlı. firen yok.... Araba geliyor çarpsa olmaz.... son anda önündeki 4 delikanlıya
çarpmamak için ikaz etmesinin gerektiğini düşünmüş Avni.
Ama Zil yada korna yok... . Korna deyince bizim Avninin aklına gelen tek şey
"Ebüüüüüveeeee" yani Gırgır dergisindeki Korna-Kamil'in kornası misali bağırmak
olmuş.
Avninin var kuvvetince Abüüüüveeee diye bağırışından sonra O dört delikanlı kenara
kaçmışlar kaçmasına ama ödleri de patlamış.
Avni de çarpmadan yanlarından geçip gitmiş. Arkasından gelen araba geçmiş.
Arkadan Ömür’ün "Avni dikkat!!" demesiyle Avni ayaklarının altından bisikletin
gittiğini ve kendisinin havalandığını hissetmiş.
Tam O an suratında bir sızı ve bir sıcaklık oluşmuş bir den kendisinin yerde olduğunu
ve bu dört kişinin onu tekme tokat dövdüğünü görmüş. Yani aslında artık pek
görememiştir bence. Sadece hissetmiştir bana kalırsa.
Daha sonra yerde bir kaç dakika daha kalmış. Ömür yanına gelmiş yüzünü silmiş
silmesine ama, nereye.? Ne yapsalar kan durmuyor. Tek yapılacak işin Avni’yi yelken
kulübüne götürüp yüzünü yıkamak olduğunu düşünmüşler ve böyle de yapmışlar
--- Zavallı daha çok geçti rahmetli henüz 13 yaşında hüngürr..
...
Kulübe geldiklerinde kulüptekiler Avni yi bu halde görünce ayaklanıp arabalara
atlayarak, bütün Ataköy'ü arayıp taramışlar, 4 delikanlıyı bulmak için epey
uğraşmışlar. Ama, Avni de adam tanıyacak suratta kalmamış doğrusu. Zaten Avni
şişen gözleri yüzünden göremiyormuş. Bu hâli ile kimi tanısın ki?.
Eve geldiğinde annesine bisikletten düştüğünü söylemiş ama annesi pek inanmamış
--- Ulan bir de şöyle adam akıllı annenden dayak yeseydin ne iyi olurdu ....
Nedense o günden bu yana kimse Avni ne zaman gerçekleri söylese pek inanmaz her
yaşadığı bir hayal gibi gelir, insanlara. O değil de Avni, gerçekleri anlatmak için
kullandığı enerjiyi yalan dolan için kullansa çooooktaaan köşeyi döner ya da politikacı
olurdu ...
Ay ile Konuşan Adam
*********
Bölüm 2
Orta Okul Yılları
Yukarda da anlatmaya çalıştığımız gibi , Avni’nin hayatı Đstanbul da Bakırköy de dolu,
dolu kendi ülkesinde kendi dili ile konuştuğu insanlarla geçiyordu. Gene heyecanlı
günlerden birini yaşayan Avni okula Bisiklet kazasından dolayı oluşan gözlerinin
morluğunu gizlemek için, ışıkların yanmadığı okul koridorunda siyah gözlükleri ile
dolaşırken, tasasız dertsiz, sosyal bilgiler dersindeki sözlüden oluşan boşluktan
faydalanıp, bir ders sonrası yapılacak Đngilizce imtihanına hazırlanırken. bir gün bir
şey olmuş
Sınıfta Ablasının Đsviçre'den getirdiği bir yaz boz Tahtası ile yanında oturan kankası
dımbıldım, a yazılı olarak, dımbıldımın, hangi karikatürü, çizmesi gerektiğini
bildirirken, yani aslında bugün her yerde satılan üzerine yazılabilen sonrada herhangi
bir şeyle üzerinden geçerek silinen 15x20cm ebatlarında içi sıvı dolu olan
bir yazı tahtası, hoca fark edecek olursa hemen silmeye hazır olacağı için
kullanıyordu. ---- üfff be abi... içimi baydın... Rekor kırdın ha... Amma uzun bir cümle
oldu bu ya!.... Anlaya bravo doğrusu... Pes valla.. Şuna kısaca yaz boz levhasıyla oynuyorlardı
desene......... Kara gözlükleri de hocalar bozulsa bile gözünden çıkart mayan Avni,
oturdukları sıra baştan 3. sıra olduğu halde, ve aynı anda sevgili hocaları, ampul
Şevket sözlü yapıyormuş. Avnilerin hemen önünde kızlardan biri ki, bunlar zaten ikiz
kardeşler, Herhalde kıskanmış olacak ki, Avni den bu yaz boz tahtasını istemiş
Avni de vermiş, ama korkudan da nerdeyse titriyormuş. Ya Şevket hoca görürse el
koyar diye. Bir kaç dakika sonra Avni'ye tahta geri gelmiş. Avni’nin de içi rahat etmiş
öyle ya Şevket hoca fark etmemiş. Tahtayı alıp eline baktığında Bu yaz boz
dalaveresinin üzerinde, 3 Kalp varmış birinde N/K ikincisinde F/H ve üçüncüsünde
de sadece A/? yazılıymış Avni 3. kalp teki A ‘nın kendisi olduğunu biliyormuş ve
aslında ikizlerin küçüğü olan bu muzır kızın, Avni’nin her zaman hayran'ı olduğu ilk
sırada oturan kız'dan bahsettiğini çok iyi biliyormuş ama gene de bozuntuya
vermeden boş olarak yaz boz dalaveresini geri vermiş kız tekrar geri yollamış. B
sefer daha büyük yazılı tek bir kalp resmi ve gene (A / ?) yazılı ama altında da
Neden saklıyorsun ki 2 senedir bilmeyen mi kaldı? diye de bir not varmış
Avni çok şaşırmıştı. Nasıl olur? Ben bu konu üzerine hiç bir kimse ile konuşmadım ki.
diye kendi kendine düşünmüş ama bu fırsatta son kez geçer elime demiş ve. işte bu
sayede hayatında yapacağı en büyük hatayı
--- Enayi Avni, Salak Avni, N'olcak. Aman duymasın!! Salak.. sinirden kahroluyorum... Şimdi hayat
boyu Avniyi dinle işin yoksa.....
Ve Avni aynı yazının altına "Tamam doğru ama ben ona layık değilim ki? hem bu
gözlerle artık böyle bir şey nasıl söylerim ki? diye yazmış. Tahtayı geri vermiş......
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
15/359
Yazmış ama... --- Enayi Avni ne olacak başına geleceklerden hiç haberi yok..... Teneffüste zaten
sınıf başkanı olduğu için her yapıyor bu arada da sınıfın toz kokusundan ve , gri
renginden kurtulmak için, sınıfın kalın cam pervazının üzerinde oturarak, bir parçada
N'oolcak şimdi??? diye düşünüyordu. ---cam açık olduğu halde 3. kattan aşağıda koşturan
çocuklara bakarak... Deli valla..
.
Yani dalgın bir vaziyette teneffüsün bitmesini bekliyormuş bizim Avni.
Biz buna Avni'nin hayatının en uzun 15 dakikası da diye biliriz. Birde buna kızın
tepkisini bekleme sürecini saymaz isek. Öyle ya nede olsa Avni hayatında ilk kez
gerçekten sevdiğini hissettiği, kendine bu kadar yakın bulduğu birisine resmen haber
uçurmuş oluyordu. Aslında Avni böyle bir şey yapmak istemezdi. Hem zaten birlikte
çıkma denilen olayın nasıl olacağını da henüz kestiremiyordu. Dışarıda her zamanki
gibi diğer arkadaşları güle oynarken, onlar dışarılarda koşuştura dursun Avni ona
verilen sınıf nöbeti görevini yerine getiriyordu. Nede olsa sonuçta O tam bir erkek
olmuş olaylıda olsa bi'tanesine arkadaşlık teklifi etme zorunda bırakılmıştı.
Bu arada Avni’nin kafası düşüncelerden kaynıyordu. Teneffüsten sonra Đngilizce
sınavı vardı, Aynur hanımın dersi idi. Hoş Avni bu hocasına da aşıktı ve onun için
zamanın en yüksek notu olan 10'ları dizerdi ama gel görelim şimdi yapılacak Đngilizce
sınavından, aklında bir şey yokmuşçasına Avni'nin kafası bomboş. Sadece kafasına,
bir dönence olarak takılan soruların dışında.
- Acaba söylemese miydim?
- Ya bizim cadı gidip ona söylerse.?
- Ah salak Avni ne yaptın?
- Bu kız senin Bi'tanen değil miydi? Ona nasıl böyle bir teklif getirebilirsin? Sanki
çıkma teklifi gibi oldu.
- Yok ben ona layık değilmişim de vs. Ulan direk teklif etsen bu kadar kötü bir şey
değildi... Ah ben ne salağım!
- O benim Bi’tanem.. Onu görmem bana yetiyor aslında. Onun burada olduğunu
bilmem bana yetiyorken....
- Daha kanka'ma yani dımbıldım'a bir şey söylememişken...
- Yoksa söylemiş miydim? Ya ben ona her şeyi söylüyorum aslında.
- Ya, şimdi Bi'tanem bana bozulurda benimle konuşmazsa, ben onsuz nasıl yaşarım?
Avni kafasına takılan soruların yanı sıra en çok, bu güne kadar dalgakıranda denize
karşı haykırdığı ve bir kaç martı dışında, her kez den sakladığı yavaş ama derin
gelişen sevgisini kimseciklere bahsetmediği bu kızı, yani Bi'tanesini kaybetmekten çok
korkuyordu. Bir yandan da << Ama nede olsa, bizim ikizlerin küçüğü nankör bir kız
değil söylemez >> diyerek kendini avutuyordu. --- Bırak oğlum Avni kadın değil mi?
güvenilmez!! Kadın değilmi? Söyler o söyler. ,,,,
Orta okulun 1. sınıfından beri Avni nerde olsa, ne yapsa yanında olan bu kızı, kendisi
hiç bir zaman onun la birlikte çalışmak istediğini teklif etmese de, sınıftaki öğrenciler
tarafından Avni'nin yanında göreve seçilen bu kızı nasıl oldu da. başkalarına belli
ettiğimi fark edemedim demiş kendi kendine.
- << Neden herkesin benim ondan hoşlandığımdan haberi oluyor da, ben kendi
kendime yok olmaz böyle bir şey, diye düşünüyordum. >>
- << Hem ben 1. Sınıfta 1. Dönem spor kolu başkanı seçildiğimde sınıftaki öğrenciler
onu aday göstermiş ve başka kimse olmadığı için Bu kara kıvırcık saçlarının arasından
Ay ile Konuşan Adam
sanki fener gibi parlayan yeşil gözlerine bu güne kadar bakmaya korktuğum o kızı
seçmişlerdi. Aslında ne kadar güzeldi sanki karanlıklar içinden bir tünel okyanusa
açılan. senin o güzel gözlerin. >> --- Şimdide şahirleşti inek mööö.....
2. Dönem de ise, bu sefer Avni geri çekilmiş ama, sınıf kara kızı başkan Avni'yi de
ona yardımcı seçmişlerdi.
Avni bu arada kendi kendine << Oğlum Avni dur... Sen bir kere sarışınlardan
hoşlanırsın unuttun mu yaaaaa >>
diyerek avunup duruyordu.
2. Sınıf ve 3. Sınıfta başka insan kalmamış gibi Avni Sınıf başkanı Bu kız da gene
kasten hesaplanmış gibi onun yardımcısı olmuştu. Avni yazı yazmayı, rapor tutmayı
pek sevmediği için aslında çok ta iyi oluyordu. Kendi kendine.. düşündü
<< Acaba adının Ceylan anlamına gelmesi ile benim aptal kafamın bu güne kadar
fark edemediği çok güzel ve sempatik bir kız olduğundan mıydı acaba? Yoksa yeşil
yumurtaların sarı bağırsaklarındaki balık yavruları, vatan ormanlarında uluyor muydu?
Ne dedim ben şimdi yani!!?? Allah, Allah ne oluyor bana ya??!! >> ---Aptal zaten
önünde duranı hiç göremedi ki hep Köpek kemik misali erişemediğine göz dikti. Gerçi sonunda çoğu
şeyi elde etti ama çokta zorlandı...i
Avni nasıl olmuştu da Bu kızın yeşil gözlerine bu güne kadar bakamamıştı . Hem ne
kadar güzel gülüşü vardı hem bu gözler ne kadar benzersizdi. Sanki Yeşil
bir camın üzerine, tane tane çizilmiş sarı kahverengi mor ve bir sürü
renklerden oluşan çizgiler ile iris etrafında bir Taç misali duruyor ve
dikkatli bakıldığında konuşmasındaki mimiklere ve gamzelerine bu güzel
açık yeşil gözlerin içindeki irisin de büyüyüp küçülmesi ile katılıyor ve
sonuçta ortaya Avni’nin hiç bitmesin diye sayıkladığı görüntü çıkıyordu.
Hele çevik ve zayıf, ama güzel zarif vücudu ile --- hop hop ayıp oluyor çoluk
çocuk var?....
yani okul üniforması ile olan görüntüsü dedik --- Ha iyi o
zaman ... Birde okulda yasak olmasına rağmen giydiği hatlarını gösteren o üniforma
yok muydu anlatılamayacak kadar güzel biriydi. Aslında bu kız, Avni için camekan bir
vitrine koyulmalı ve sadece seyredilmeliydi.
Salak!! Ee eee?? devam et heyecanlı oluyor...
Hatta Avni, geçen hafta resim dersinde olayı aklına getirdi. Bu kızın babası resim
hocalarıydı ve resim dersinde Portre çizmek için sınıftan sarışın ama yuvarlak yüzlü
bir kızı kürsü ye çıkartmış, Bu kızın ü zerinde Portre çizilirken nelere dikkat edilmesi
gerektiğini anlattığında, Avni’nin huzursuzluğunu görüp neden şikayetçi olduğunu
sormuştu. Bunun üzerine Avni
- "Neden kızınızı çıkartmıyorsunuz hocam? O nun yüz hatları daha zarif ve anlamlı,
resim açısından çizmesi daha kolay olurdu."
demişti. Hocası ise kızgınlıktan kızarmıştı. Avni 3 sene içinde geçen bütün olayları
inceledikçe kendi kendine
<<Ben ne kadar aptalmışım ya! >> ----Afferim!! anladı sonunda ben hep diyorum ama
anlayan kim.. <<Neden anlayamadım ki? Bu güne kadar ben kimden? neyi? sakladım
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
17/359
ki? sanki>> kendi kendini yargılıyor bizim Avni, tam kendisini mahkemesiz infaz
etmeyi düşünürken birde aklından <<Hem ben ona layık olamam ki. O çok hoş ve
güzel biri benden hangi sebepten dolayı hoşlansın ki?. Daha ben ona bu güne kadar
hiç onun hoşuna gidecek bir şey yapmadım ki. Hatta dün param yoktu bir turşu
suyunu bile onunla paylaşmadım. Ama hayal etmesi bile güzel bir şey doğrusu, Acaba
ben onu sevebilmenin güzelliğini mi seviyorum?>> Diyerek söylenip duruyordu.
Đşte tam O sırada olan oldu. Avni sınıfın cam kenarında yarı dışarıda, yarı içerde
otururken, kendi kendine saçmalarken, çok büyük bir gürültüyle sınıf kapısı açıldı....
Aynı esnada kapı arkasında duran Vazo kırıldı. Ardından kapı hızını alamayıp duvara
vurmasının etkisiyle gene kapandı. sonra daha yavaş olarak açıldı.
Karşısında "O" duruyordu. Yani galiba oydu Avni’nin zaten güneş ışığında fazla
durmuş olması, birde kapı sesinden irkilerek kafasını sınıfın içerisine doğru çevirmiş
olmasından oluşan karanlığa bakmanın verdiği kısa körlük, görebildiği tek şey sınıfın
tozlu havasından içeri sızan güneş ışığının yarattığı sis'e benzer bir görüntü. Kapının
önünde duran bir insan Profili. Bu gölgenin yüzünün bile seçilmesi çok zor olan biri.
Kapıda duran Profil içeri girdi. Arkasından kapıyı sertçe kapattı. Avni gene yerinden
sıçradı. Çok yavaş adımlarla Avni ye yaklaştı. Odada sadece bu kız, Avni ve sessizlik
vardı.
----- O da kim? Sessizlik diye birini tanımıyorum!
---- Hışşşt Oğlum sessizlik hey sen çekil aradan Senaryoda, sessizlik diye biri yok ..
---- Gençleri yalnız bıraksana lan!
---- Döverim bak şimdi ha! .... Amma heyecanlandım ya üff olur şey değil
Kız yavaş, yavaş Avni ye bir kedi gibi yaklaştı. --- Miyauuuu... Kıvrak
çekici Koyu kumral altın gibi parlayan dalgalı saçları ve o gözler, o
gözler yok muydu? Avni’nin bu arada gözleri yine karardı.
----- Olum Avni kafama takıldı bak kızın saçları kumral mıydı siyahsı mı karar versene aa meraklandım
şimdi...
Aman Avni Kendini Pencereden Atma
Kız Avni ye doğru yaklaştı Artık Avni titriyor kaçacak delik arıyordu kızın keskin ve o
küçük çekik gözlerindeki pırıltı ve yiyecek gibi bakan kedilerin kamburlaşıp sırtlarını
dışarı çıkarıp saldırı pozisyonuna geç tikleri bir görünümde, birde
Avni'nin gözleri bu kızın gözleri görünce, onlara kenetlenince. Avni
biliyordu sonunun geldiğini Acaba aşağıya atlasam mı diye düşündü o
an. Gayri ihtiyari camdan aşağıya bakıyordu ki beyninden vurulmuşa döndü ve bir
den.... .............................
Ay ile Konuşan Adam
Kız Avni’nin karşısında dikilmiş ona bakıyor burnundan soluduğunu Avni hissediyor
ama sadece gözleri Avni’nin gözlerine kilitli bir vaziyette bekliyordu küçülüp büyüyen
iris,i Avni’yi yine büyülüyordu adeta. Aralarında sadece birkaç santim vardı
---- Hadi Avni....... cesaret öp kızı öp......... O ooooooo ! Nerde ! O Avni bir kere Namusu bozulur
çocuğun.... Ulan sen bu kafa ile gidersen çoook kaçıracaksın fırsatları... Kızlarda unutma aynen
seningibi düşünüyorlar....
Kız Avniye
- "Avni.. Avni.. Avni Bana bak!.. kim kime layık değilmiş bakalım? Ben seni 3 senedir
beklerken, o mukaddes ağzını açta bana tek bir şey söyle derken bu komik
sebepten dolayı mı kendine güvenerek bir şey söylemiyordun aptal çocuk"
Dedi Avni Đşte O an ölüp dirildi hatta hayalinden gök yüzüne doğru
yükseldiğini düşündü vücudunu sımsıcak bir şeyler sarmış başı dönüyor
midesi bulanıyordu ---- Çüşş olum bi bakışta halime mi kaldın yoksa Çocukluk
n,olcak.....
Ve O günden itibaren bu ikili gerçekten birlikte çıkmaya başladılar ve
gerçekten birbirlerini çok seviyorlardı.Arkadaşlıkların bu seviyeye
gelmesinden aylar geçmesine rağmen sanki hiç ayrılmayacak bir ikili
idiler. Kız arada bir Avni ye
- "Seni o kadar seviyorum ki çiğ, çiğ yiyebilirim"
diyor Avni mutluluktan uçuyordu. Avni artık belki de hayatında ilk defa bu kadar
mutlu oluyordu neşesi yerinde havasından geçinmiyor ve tüm okul 1200 Talebesiyle
olayı biliyor ve ikisini de çok seviyorlardı. Avni girdiği her ortama neşe saçıyor Fıkralar
müzikler şarkılar Cumartesi günleri sinemalar Yüzmeler ve hatta bir keresinde gene
öğretmensiz geçen bir günde Kız Avni ye;
"Seni o kadar seviyorum ki. Sanki sıkı, sıkı sarılarak içime sokmak istiyorum seni"
demiş Avni de ona ---- Salak dedik ya...
"Hadi be sende. Birde yeseydin bari"
demiş kızda bunu üzerine onun sol elini ağzına götürerek ısırmaya başlamış bir ara
<<Acıyor mu?>> diyerek sormuş. Avni de <<Yoo acımıyor>> demiş ----- Dedik ya
salak birde Erkekliğe kaka sürdürmez....
Sonra birden kızın ağzı kan içinde kaldığını gören Avni elini çektiğinde, kızın o beyaz
inci tane dişlerine bir şey olduğunu sandığında bakmak istediğinde kız ona şaşkınlık
içinde << Sen beni bırak kendi eline bak>> deyince, Avni kendi elinin kanlar içinde
olduğunu görmüştü ve o günden buyana işte bu kızın diş izlerini Sol Elinde taşımaya
mahkum edilmişti. Kızın gözleri yaşlanmış binlerce kez özür dilemişti Avni’ den ve onu
çok ama çok sevdiğini söylemişti. Aslında Avni de onu çok ama çok seviyordu.
Tanıyanların hepsi onlara ilerde evlenebilecek bir çift gözü ile bakıyorlardı. Ama daha
çok küçüktüler. Öpüşmek bir yana dursun elleri birbirlerine deyse utanırlardı.
Belki de ilk aşk denilen bu gelişmelerin bu kadar sade ve temiz olması Avni de
yaşayacağı son dakikaya kadar sürecek olan. Unutulmaz bir anı. Yada sonsuz sevgiyi
tanımasına daha çok küçük yaşta olanak veren bir insan olarak kaldı. Daha doğrusu
Avni için ömür boyu sürecek sonsuz sevginin şablonu oldu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
19/359
Günlerden bir gün Avni gene kızı alıp evine götürürken Karların üzerinde ceylan
yavruları gibi yuvarlanırlarken birbirlerine sımsıkı sarılırlarken Avni ne kadar çok
sevdiğini söylemişti. Avni’yi büyüleyen, kızın ona bakışları Avni ye bakarken tepeden
tırnağa süzmesi. Avni ye bakarken çok zevk ve gurur duyduğunu resmen belirtmesi
oluyordu. Sanki Avni onun yanındayken bu kız etraftakiler adeta haykırırcasına. <<
Hey millet bu delikanlı bana ait >> dercesine duruşu vardı. Dik ve kendinden emin.
Avni kendini sonsuza kadar onun yanında emin hissediyordu. Avni ye yaşam kuvveti
ve anlamı veriyordu. ---- Bizim Avni zaten Bu oyuna her zaman düşer...
Orta Okul Bitiyor
Sene sonu, olmuş artık orta okul çağına veda edeceklerdi, Orta okuldan sonra her
kesin hayat yolları ayrılıyor her kes okul bitişine kadar çok güzel anları oldu gezdiler
eğlendiler birlikte turşu suyu içtiler Mutlumu mutluydular. Bu ara Dersleri bile
unuttular ama birbirlerine karşı gösterdikleri dayanışma ile sonuçta gene her seneki
gibi okul ilklerine girebildiler Tabiiyi ki kız Avni’den daha çok not aldı. Avni yi de bu
denli Akıllı bir kişi ile arkadaşlık yapabilmesi mutlu ediyor ve onun başarısı için her
şeyi yapıyordu. Ama okulun bitişine 2 gün kala karşı sınıftan uzun boylu bir çocuk
çıka geldi ve Kız a çıkma teklif etti. Avni bunu duyduğu an beyninden vurulmuşa
döndü ve paniğe girdi. Ne yapacağını şaşırdı... Aslında Avni bundan sonra neler oldu
pek hatırlayamıyor.
Ve ardından okul bitti diplomalar alındı veda partileri derken. Yaz tatili geldi çattı.
Artık Minibüs duraklarında beklemeler ve içilen turşu suları yoktu.
Avni okulların tatile girmesi ile birlikte, eniştesinin, idare amirliği yaptığı bir bankanın
dinlenme tesislerinde telefoncu olarak çalışıyordu. Avni’nin buradaki görevi
resepsiyonculuk yapmaktı. Telefon santralında da görevli olduğu için, günde 21 saat
çalışmak zorunda kalıyordu. Avni çalışmaya başlamadan önce girdiği Askeri okulların
imtihan sonuçları da belli olmuştu. Fakat annesi Avni’nin Đsviçre ye ablasının yanına
gitmesini istiyordu. Avni ne yapacağını şaşırmıştı. Eniştesi ise Avni’nin Türkiye de
başarılı olacağını savunuyordu. Bu ara da Avni’nin başka bir problemi daha vardı o
çok sevdiği Kızı, Bi'tanesini arayamıyor, kızda onu arayamıyordu. Yada aramak
istemiyordu. Aslında son kez buluştukları görgülü pasta hanesinde Avni ona nerede
çalıştığını göstermişti. Keşke evlerinde telefonları olsa diye düşündü Avni.
Nedense birden bire her şey bitmişti. Yani aslında Avni’nin kafasına takılan olay daha
bir iki hafta öncesi, her şey yolunda gidiyordu. --- Nasıl bulsun telefon melefonmu
vardı şimdiki gibi, Cepler mesajlar yok tabi o zaman eee etrafta sıkı yönetim de var nasıl ateş
yaksın da dumanla haberleşsinler yani!!!...
Avni Bi'tanesini bir yandan O nu göremiyor ama ortak arkadaşlarından onun o uzun
boylu hergele ile çıktıklarını duymuştu, bir kere. Avni’nin içi içine sığmıyordu. Aslında
bu durumda ne yapılır o da bilmiyordu. Gidip onları bulup dövemezdi ya. Hem bunu
kız istediyse Avni’ye ancak şey yemek düşerdi. Avni hem çalışıyor hem de gururuna
yedirip kıza soramıyordu. Henüz ayrılmamışlardı bile. Ne olmuştu. Nerden çıkmıştı bu
olay. Bir yandan Đsviçre hikayesi, bir yandan çalıştığı işin zor şartları, bir yandan
özlem aşk. Aynı anda 4 mevsim. Đyide sonsuz aşklar biter miydi hiç??!! ----Bu soruyu
daha çook sorarsın.... Avni’nin içi kavruluyordu. Sanki günlerce yemek yememişçesine,
aklı başında değil hata üzerine hata yapıyordu bizim Avnicik çalışırken. Ankara yerine
Adana'yı bağlatıyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Yelken kulübündeki arkadaşları hemen, hemen her gün Dinlenme tesislerinin
iskelesine gelir Avni’yi on, on beş dakikalığına bile olsa alıp götürürlerdi. Avni’ye
Đstanbul’da Danimarka dünya kupasına katılabilmek için, Marmara kupasının Türkiye
finali olarak yapılacağını, Avni ve tekne sininde daha önceki yarışlardan aldığı
dereceler sayesinde finale kaldığı için bu yarış’a da kayıtlandığını, anlattılar. Bu yarış
diğer anlamda, Danimarka dünya kupasına açılan yol’du.
Bizim Avni eniştesi izin vermediği halde Fenerbahçe rıhtımında yapılan Türkiye
elemesi yelken yarışlarına katılmak istiyordu.
---Deli dedik ya.... Belki bu onun için kurtuluş olacak ve kaçacaktı Kamptan,
kendisinden, Đsviçre'den ama en önemlisi sevdiğinden. Ondan güzel gözlü bir
tanesinden.
Avni her şeyi ayarladı. Pazar günü olduğu için eniştesi kampta olmayacaktı, iş
yerinden arkadaşı ise Avni’nin yerine bakacaktı. Birisi sorarsa Avni izinde denilecekti.
Kimsecikler duymadan Avni gene akşam üzeri kamp’a deniz yoluyla gelecekti,
kapıdaki bekçilerin bile haberi olmayacaktı.
Arkadaşları ile anlaştılar sabah saat 6.30 da yelkeni Avni’nin flokçusu kullanarak
kıyıya yakın iskeleye getirecek, Avni ise eniştesinden izin almadan yelkene atladığı
gibi ver elini deniz... Mavilik,.... Boğaz ve Fenerbahçe ve yarış Sonra ilk 10 ve
Danimarka dünya kupası. Aslında başarılı bir yelkenci olduğunu her kez biliyordu her
ne kadar Fenerbahçe çocukları Bakırköy’den geldikleri için, "deliler geldi" diye alay
etseler bile.
Avni çok iyi biliyordu her zamanki gibi gene Avni’lerin kulübü Bakırköy Yelken Kulübü
kupayı alacaktı bu zaten her yarışta böyle oluyordu.
Şımarık çocukların aşağılamaları Avni yi hiç korkmuyordu zaten. Avni hayallerinden
birisi de ölümünün denizde olmasınıydı. Bunu hep nasıl olacağını hayal ederdi. Yada
Hava harp okulunu bitirince gök yüzünde olmasını istiyordu.
---Daha hiç uçağa binmedi de ondandır....
Arkadaşları ile anlaştıkları gibi oldu hayatında ilk kez ihanetlik ederek, eniştesine
haber vermeden kaçtı.
Ama bunu yapmalıydı yoksa bu kadar olumsuzluk arasında yaşanmaz, birde içini
kavuran o kız.
Hiç onu unutabilir miydi acaba? Danimarka ya bile gitse, hatta dünya şampiyonu bile,
olsa hiç O güzel gözler o kızın gözleri gider miydi aklından. Neyse Avni’nin morale
ihtiyacı vardı, gerçektende ve bu yarışa katılmalı. ---Zaten hep böyle yapar. Đçi daralıp çok
sıkılırsa . Ya, sıradan insanların yapamadıklarını başarır ve kendine saklar. Sorsalar kimselere
söylemez yada Aşık olur bu Avni...
Ve istediği gibide oldu. Ne kadar şanslıydı. Aslında şansı ve kaderi onu şımartıyordu
özgürdü. Her açıdan özgür. Şimdi istediği gibi denizde idi. Yapılacak tek iş
<<Yelkenler fora..... ilk hedef Fenerbahçe şımarık zengin
çocuklarını yenmek ve kupayı kulübe kazandırmaktır.....ileri...>>
komutu ile engin denizlere açılmaktı.
Bakırköy ile Fenerbahçe arası 20 deniz mili. Şansları da vardı rüzgar
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
21/359
tam onların istediği gibi geliyor ve nerdeyse hiç tiramola atmadan (Yön
değiştirmeden) Boğaza girmeye çalışan onlarca geminin arasından geçerek
Fenerbahçe ye geldiler.
Ve O unutulmaz yarış.
Rakiplerin hepsi sanki Bakırköy’den gelen Ataköy Yelken kulübüne düşman
olmuşlarcasına olduk olmadık yerde protesto vesaire vererek, kendilerinde olan
kullandıkları süper Fiber teknelerle hala baş
edemedikleri Bakırköylü eski tahta tekne çocuklarına
engel oluyorlardı ve hatta gurup olarak çalışıp her
imkanda yollarını kesiyorlardı. Daha açık anlatmak
gerekirse yelken yarışlarında Startta alınacak
pozisyon çok önemli rüzgara en yakın ve aynı anda
Start hattına yakın olan yarışa avantajlı başlar en az
20 30 metre fark kazanılabilir.
Ve Start.
Sonra atılan 9 tur. Sonunda Finiş Avni’nin kullandığı
teknesi yarışı ikinci olarak, bitirdi. Birinci olan tekne
kendi kulüplerinden yani Ataköy deniz kulübünden
arkadaşlarıydı. Sonuçta ilk ona girebilmenin yanı sıra
Türkiye şampiyonasını kazanmışlardı. Siz ayniyi kupayı
alırken ve ardından kıyıya yakın yaptıkları şeref
turunda seyircilerin alkışlarından aldığı zevki
görecektiniz. Bunun verdiği neşe Avni ye bir kaç dakika
da olsa Aşkını unutturabilmiş gene eski neşesi yerine gelmişti.
Geri dönüşlerinde hem rüzgar azdı hem de günün verdiği yorgunluk doğrultusunda
kıyıdan gezerek tekrar Ataköy banka dinlenme tesislerine doğru yol aldılar kıyıdan
gidiyorlardı çünkü Avni birden gene düşünceye dalmış ve kendinden geçmişti içinden
bir hüzün meydana gelmişti. Arkadaşları sevgilerinden dolayı her iki kupayı Avni’ye
kulübe vermesi için emanet etmişlerdi. Çünkü Avni ye güvenebileceklerini
biliyorlardı.
Avni bir ara bu iki kupaya bakarak düşündü. Sanki bu onun son turu idi. Sanki bu
sularda bir daha yelken kullanamayacak ve onu biricik aşkını, yavrusunu hiç ama hiç
göremeyecekmiş gibi bir sızlanma hissetti midesinden yukarı sanki üzerinde 100 Kg
yük vardı.
Avni , Đsviçre ye gitme durumunun onaylandığını pasaport ve diğer evraklar hazır
olduğunu da biliyordu. Ağabeyi onu haftaya alıp buralardan götürecekti. Pekiyi ama
Avni buralardan nasıl kopabilirdi ki, Kafasına koymuştu bir kere en fazla Lise ve
yüksek okul 7 sene sonra gerisin geriye Türkiye ye dönecekti.
Ağabeyi Avni yi ablasına yani Đsviçre'ye bırakacak sonrada kendisi Danimarka ya
gidecekti. Pekiyi ama ortada şimdi bir sorun daha vardı. Avni nasıl söyleyecekti.
Zaten yarışı kazanmalarının sayesinde Danimarka ya Yelken federasyonu tarafından
götüreceğini?
Avni buralardan nasıl gidebilirdi. Onu Bi'tanesini nasıl terk edebilirdi
Bitanesi Avni’yi istemese bile Avni ye Bitanesi’nin varlığını hissetmek yeterdi.
Ay ile Konuşan Adam
Ama nerdeydi simdi yoksa gerçekten tatile mi gitmişlerdi ondan mı hiç haber
alamıyordu ondan. Yoksa Avni’yi unutmuş mu idi gerçekten de.
Bu düşüncelerle giderlerken sahil kenarında geçen sene yaz tatilinde Avni’nin
cankurtaran olarak çalıştığı Ataköy plajına geldiler
Avni buralardan ayrılacağının bilincinde olarak bir kez daha içeri girmek. Son kez
olsun bu plajda Bitanesi ile olan anılarını tazelemek istedi. Okul zamanı nerdeyse her
güzel olan hafta sonunda sınıftaki diğer öğrenciler ile buraya gelirlerdi. Tekne ile
Dubaların olduğu yere yanaştılar. Daha sığ sulara giremiyorlardı Avni etrafına bakıyor
tanıdık bir yüz kişi arıyordu ama yoktu. Aslında Avni'nin beklediği gelmeyecekti. Bunu
Avni sezinliyordu ama umudunu da yitiremiyordu. Đçindeki hisler ona sabretmesini
söylüyordu..
Avni bu plajda bu kalabalığın içinde aslında sadece bir tek kişiyi arıyordu. Onu
arıyordu.
Ne olurdu son bir kez görseydi hem Bitanesi başkasının yanında bile olsa fark
etmezdi ki. Avni hiç Bitanesi’nin yanına bile gitmeyecek ona soru bile
sormayacaktı.Sadece uzaktan bir kerecik görebilse idi ne güzel olacaktı.
Su.... Yeşil Gözler...... veeee "O"....
Avni kafasını öne eğdi ve hüzünlendi.
Avni’nin gözleri sulanmış için, için ağlıyordu
kafasını utancından kaldıramıyor, kaldırsa
bile batmak üzere olan güneşin kızıl görüntüsü bile onu hatırlatıyordu. Nereye baksa
onu görüyordu. Sessizce içine kapanıp konuşmadan su hışırtısını dinleyerek bir eli
yelkenin yekesini tutarak diğer eli ile kendini tutarak teknenin sallantısına bırakmış bir
şekilde kıçta ayakta duruyordu. Tekneyi tüm umutlarını yitirmiş vaziyette açık
denizlere doğru yönlendirdi. Đşte tam O an arkasından gelen bir ses ona
"Sizinle burada mı karşılaşacaktık küçük bey" dedi.
Avni o an elinde bulunan yelkenin ipini ve aynı elle tuttuğu yekeyi bıraktı ve kendini
hiç arkasına bakmazsızın denize bıraktı. Tanıyor, biliyordu bu ses onun sesiydi. Yüz
yaşına bile gelse 100 kızın arasından tanırdı onun sesini.
Avni su dan önce, hayal görebilmiş olabileceğinin korkusuyla kafasını, gözleri
hizasına kadar çıkarttığın da, koyu kumral, olan fakat batan güneşin ve suyun
etkisiyle, altın sarısı ve ıslak saçların yarı yarıya kapattığı o cam göbeği yeşili gözler
ona bakıyor ve gülümsüyordu. Birbirlerine gene sarıldılar gene eskisi gibi
kopmazcasına tüm sevgileri ile sarıldılar.
Etraflarındaki insanlar onların umurunda değildi. Kıyıda kızın annesi olduğu halde
sulara gömüldüler ölmek istercesine.
Hadi lan! Bizim Avnimi? atma! Uydurukçu! Amma abarttın ha!... Anlat anlat heyecanlı oluyor ! eee
sonra?
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
23/359
Daha sonra kıyıya çıkıp konuştular olanları anlattılar. Nede olsa son görüşmelerinden
bu yana aradan tam dört koca hafta geçmişti. Kız Avni ye okuldaki uzun boylu kel
oğlanın ... çocuk kel olur mu ya? Gencecik daha. Avninin aklında öyle kalmış olmalı. Vah zavallı...
çıkma teklif ettiğini, haberci yolladığını ve bir kere pasta haneye gittiklerini, Ama
Avni’nin bi'tanesi’nin onunla çıkmak istemediğini, ona bunu söylediğini ve zaten
çıktığı bir arkadaşı olduğunu da eklediğini anlattı.
Avni’yi de çok aramış. Herkese sormuş ama bu güne kadar Ayniden ne haber
alabilmiş nede Avni’ye bir haber yollaya bilmişti. Buna çok
üzüldüğünü ve her gün saatlerce ağladığını defalarca haber
yolladığını anlattı. --- Vah vah kızım Avni yer ama biz yemeğiz bunları. Đnsan
aradığı zaman bulur anladın mı toy garibim.... Ama tek duyduğu şeyin
Avni’nin yurt dışına gitmiş olduğunu ve buna anlam veremediğini. Avni’nin bi'tanesini
kesinlikle bırakmayacağını düşündüğünü ve bu yanlış anlaşılmanın bitmesi ve Avni’
sine kavuşması için her gece dua ettiğini anlattı.
Avni işte hata yaptığını o zaman anladı.(Sanmayın ha! daha kaç kez aynı hatayı yapacak)
Avni ona nasıl gerçekten de Đsviçre’ye gideceğini anlatacaktı ki? Hem de bir hafta
içinde. Sadece <<Yavrum ben yurt dışına gitmek zorundayım. Hem de haftaya>>
diyebildi kelimeler boğazında düğümleniyor konuşamıyordu bi'tanesi ona sarıldı ve
için, için ağlaştılar hem de annesinin yanında.
Artık Avni Ondan ayrılmıştı ama birlikte sevgilerinin sonsuz olacağını biliyorlardı ve
her fırsatta görüşmeye karar vermişlerdi. Belki de böylesi daha iyi olacaktı.
aralarındaki bu sevgi kalacaktı belki de
Avni’nin tasarladığı 4. 5 sene sonra Avni elektrik mühendisi yada Atom mühendisi
veya Uzay fizik Mühendisi vs. olarak döndüğünde evleneceklerdi. Avni; 2 ve ya 3
sene içinde nişanlanmalarını ve okulları bittikten sonra evlenmelerini istediğini ona
söyledi. Üzülerek sarılarak severek ayrıldılar. Kız Avni’ye uzun, uzun o yeşil muzır
gözleri ve cilveleri ile gülücükler atarak el salladı. Sanki Avni o gün teknesiyle yola
çıkıyordu.
Bi'tanesinden ayrılalı, henüz bir kaç gün olmamıştı ki, Avni’ye gelen haberler
doğrultusunda. Avni’nin gideceğinin üzüntüsüne dayanamayan Avni’nin Bitanesi'ni,
sağ olsun gene o cadı kız arkadaşları, Bitanesi daha fazla üzülmesin, kendini avutsun
diye, Okuldaki O uzun boylu oğlanı bulup aralarını yapmışlardı. Yani Avni’nin
Bitanesi’nin birlikte çıktığı birisi olmuştu.
Avni bunu duymuş ama Kızın ona hiçbir şey söylemeyip gizlemesine içerlemiş gene
kendi kabuğuna çekilmişti. --- Avni hata! Sen hele bir git kıza sor... Duyul tular unutma 3. derece
inanç.
Bu ne demek oluyordu? Bir kadın nasıl olurda hislerini zevkleri ile değişebiliyordu.?
Bunu daha çook soracaksın sen bekle daha Oğlum bunlara neden kadın demişler sanı yorsun bak
açıklayayım.
Köreltirler erkeklerin gözlerini
Aldatırlar hep seni.
Dırdırları hiç eksik olmaz.
Işlerine gelmezse seni beni.
Ne dediğini değil, yaparlar sadece kendi istediklerini.
Đlk harflere bak .... Anladın mı Avanak Avni şimdi??
Ay ile Konuşan Adam
Kampta artık Avni için günler geçmiyor. O başkasının kollarında ve Avni gene yalnız
olarak ortada kalakalmıştı.
Avni’nin kötü durumda olduğunu gören, Avni’nin Arkadaşları,ı Avni’nin üzüntüsüne
dayanamayıp, birazda kafasına çelip <<Avni şayet istese her kızı alabilir>> ayakları
ile seferberlik ilan etmişler, Avni ye artık aşkını unutması gerektiğine inandırıp,
cesaretlendirip kampta çok olan güzel kızlardan birine çıkma teklif etmesini
söylemişler. Bir nevi dişe diş. Göze göz davranması gerektiğine de inandırmışlardı.
Artık tutun tutabilirseniz Avni’yi. Öyle bir dolduruşa geldi ki aşkolsun yani. Hem zaten
Avni haklıydı Hayattan müthiş bir tokat yemişti. Çok kötü kazıklanmıştı.
Arkadaşlarının katkıları sayesinde Avni’nin Kampın kızlarına çıkma teklifi etmesi
sağlanmıştı. -- Đyi strateji ama ha hoşuma gitti.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
25/359
Bölüm 3
Avni yola çıkmadan bir gün önce......
Avni yola çıkmadan bir gün önce kamptaki her kıza çıkma teklifinde bulundu.
Dedik ya Aptal diye ama aferim avni yaparsan böyle yapacaksın
Đnanması güç ama hepside Avni’nin bu teklifini kabul etti. Avni de hepsine, yarın nasıl
olsa gidiyorum diyerek, aman en yakın arkadaşına bile söylemeyin, sonra ayıp
olacağını anlatarak, kızların 5 ini de kafaya aldı o gün hepsiyle ayrı, ayrı bulaşarak
flört etti güldüler, eğlendiler. Ama nedense Avni çıktığı bu 5 kızında bir yerlerinde
hep Onu buluyordu.
Avni’nin içi rahattı. Nasıl olsa kızlarla bir kötülük yapmayacağını, yani ileri
gitmeyeceğini bildiği için sade temiz bir flört’ün zararı olmazdı. Aklı sıra nede olsa
yarın sabah yola çıkacaktı. Seneye Allah kerim kim kalacak, kim görecek diye
düşünüyordu. Aslında en güzel günlerinden birini yaşayarak kafasına hiç bir şey
takmadan, koklaşarak gülüşerek, eğleniyordu. Hayatı başka gözlerle görüyordu.
Hepsi başka düşüncelere sahip, kızlardı. Ama ileri gitme istekleri, Avni’yi şaşırtacak
kadar çoktu. Bir ara Avni “Acaba Bi’tanem onunla ileri gitmediğim için mi benden
soğudu” diye bile düşündü.
Ertesi sabah tam yola çıkacaklarken başka bir olay tam anlamıyla Avni’nin dünyasını
başına yıktı.
Gidemiyorlardı. Evet doğru..gidemiyorlardı. --- Aman Allahım gidemiyorlar şimdi OK'u yedin
Avni.... Arabanın şanjmanı bozulmuş 1 hafta daha kalmaları gerekiyordu. Zaten Avni
de “o küçük vosvos’un içinde ağabeyi yengesi 10 yaşında ve 2 yaşındaki yeğenleri ile
nasıl 2500 Km yol gidilirdi ki” diyordu. En iyisini araba yapmış sonunda pes etmişti.
Avni kaldı kalmasına, ama sevinçten havaya uçan 5 kızı bir hafta boyu nasıl idare etti
o da bilmiyor. Sağ olsun olayı bilen arkadaşları tam vücut tam yürek olup yardımcı
olarak Avni yi hiç bir zaman iki kızla bir araya gelmelerini ve kızların bir şeyleri fark
etmelerini engellediler yani hiç bir zaman iki kız karşı karşıya yüz yüze gelmediler.
Sadece 6. bir kız olayı mahvetti. Avni kızı kamp içindeki Diskoda tokatlamıştı --mübarek birde Ibo kesildi başımıza, gerçi bu ilk ve son olacaktı ama.Kesinlikle Avni’nin
gururu ile kimse oynayamazdı. Bu kız çok güzel olmasına rağmen Avni’nin çıkma
teklif etmediklerinden di. her ne kadarda Bu kız bankanın Genel müdürünün kızı bile
olsa. Bu şekilde Avni ye davranamazdı. Aslında Avni de çoktandır gözü olan sarı uzun
saçlı alımlı olan bu kız, Avni’nin işlerinin yoğun olduğunu ve sadece görev aşkı ile
yarım iş, bırakmayacağını bildiği halde. Avni işini bitirip henüz müziği başlamamış
diskonun ortasında, nereye oturacağını, gideceğini ince, ince hesaplayan Avni’nin
yanına gelerek. yüksek ve kinci ton bir sesle tepeden bakarcasına aşağılayıcı bir
tonla
- "Nerde kaldın?"
Bu iç gıcıklayan dominant ses aslında Avni yi nasıl gıcık ediyordu bilemezsiniz.
- "Sen olmadan diskoya başlamak yada başlatmak istemiyorlar bunu biliyorsun"
demişti bunun üzerine Avni
Ay ile Konuşan Adam
- "Benim gelmem şart değil ki siz 30 kişisiniz başlasaydınız. Hem ben seninde bildiğin
gibi baban için Ankara’ya bir telefon bağlantısı ısmarlamıştım onu bekliyordum. 25
dakika sürdü”
dediği halde, kız ona
- "Sen, pis bir işçi gibi, çalışıyorsun beni burada bekletiyorsun ama!"
demesi üzerine zaten yorgun ve üzgün olan Avni üzerindeki yüklerin verdiği bir
bilinçsizlik içinde istemeden kıza bir tokat indirmişti. Kız birden bire ne olduğunu
anlayamadı. Bu ona bayılan insanları ayıltmak için kullanılan yada yeni doğmuş
bebeği canlandırmak için atılan tokat etkisi yapmıştı.
Kız birden bire kendine geldi söylediği sözün ne kadar ağar olduğunun farkına vardı.
Avni ise çok bozulmuştu. Kız ağlayarak, yalvararak Avni’den çok özür dilediyse de,
Avni için hiç bir şey ifade etmiyordu. Ama Avni’nin içi kan ağlıyordu ne durumlara
düşmüştü Avnicik. Aynı Robotlar gibi ortalıkta dolanıyordu..
Ertesi gün bu kızın babası Avni’nin karşısına dikilmiş ve ona "Aferin delikanlı benim
yapamadığımı sen yapmışın kızım akıllanmışa benziyor Bu sabah kalktığında hiç
böbürlenmeden günaydın babacığım dedi" demişti. --- Bizim salak arada bir kahramanda
oluyormuş meğer...
Aynı günün öyleden sonrası kapıya gelen rahmetli babasının Askerlik arkadaşı ve aynı
anda babasının kuzeni olan, ama Avni’nin ismini duyup hiç görmediği bir tuğ general
kamptaki resepsiyonun kapısına gelmiş ve Bir Asker yollayarak Avni’yi dışarı çağırtıp
onu Azarlamaya başlamıştı
- "Sen Rütbeli bir subayın çocuğusun hiç utanmadındı babanın şerefini düşünmedin
mi"
diye sormuş ama buna Avni bir anlam verememişti. Babasını bu adam nerden
tanıyordu ki. Hem babasını Avni hiç üniforma ile görmemişti çünkü babası daha Avni
doğmadan Askerden ayrılmıştı. Tamam Rütbeli olmasına rütbeliydi Avni’nin babası
da, ama ancak General olacak kadar rütbesi yoktu daha o zaman bu Adam babasının
arkadaşı olamazdı olmasına da pekiyi babasını nerden tanıyordu??
Avni bunları düşüne dursun, General devam ederek
- "Senin bu yaptığına şerefsizlik denir Askeri Okul imtihanlarını Yüksek derecede
kazanabileceğin halde ukalalık edip imtihan sorularının doğrularını müspette kağıdına
asıl kağıda ise yanlış yunluş şeyler yazarak hem askeriyeyi hem de aileni nasıl küçük
düşürürsün sen"
deyip bir tokat atarak kızgın bir şekilde Avni’nin hiç unutamayacağı siyah arabaya
binip gitmişti. Avni tokadı unutmuş, düşünüyordu <<Yahu nerden çıktı şu imtihan
müspetteleri ortaya şimdi. halbuki biz Ekrem ile, imtihanı zaten kazanmak
istemiyoruz diye can sıkıntısından müspettelere cevapları yazıp sonrada çöpe
atmıştık. >> Aslında bu adamın dedikleri doğruydu ama Avni’nin tek istediği
kaçmak buralardan gitmek sevdiğini unutmaktı nasılda satmıştı ama Sevdiği...
Bi’tanesi.... Sonsuz aşkı... Avni yi. Gene hüzünlenmeye başladı. Acaba bütün
bunların bir anlamı yada olanları açıklayacak bir cevap var mıydı? Varsa Avni bunu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
27/359
öğrenecek miydi? Günün birinde Birtanesi karşısına çıkıp <<Durumlar sandığın gibi
değil di. Aslında ...>> diyerek Avni ile konuşacak mıydı? ...Yok gerçektende Birtanesi
onu hiç sevmemişti, Birtanesi o kadar sevecen ve neşe dolu bir insandı ki belki de ,
Avni’yi Birtanesi’nin bu tavırlarını, kendisini seviyor olarak algılamıştı. Aslında böyle
bir şey yoktu. Zaten Avni ona ilk günden de dememiş miydi. <<Ben sana layık
değilim >> diye. Geçerli olanda zaten buydu. Hoş Avni Birtanesi ne Bi’tanem diyor
toz kondurmuyordu. O ne yapsa haklıydı. --- Lite erkek noolcak....
Avni ve Vatos iki Arkadaş
Bu sırada Avni’nin aşağılanmasını gören bir kaç kişi ve Avni’nin kız arkadaşı’nın şaşkın
bakışları arasında sıyrılarak , kıyıya doğru, restoranın bahçesini denizden ayıran
parmaklara doğru Avni ilerledi. Avni şuh olmuş hiç bir şey duymuyor, düşünmüyor,
görmüyordu. Avni’nin yanına gelenler, ne olduğunu soranlar ve hatta Kız arkadaşının
onu durdurmaya çalışmasına rağmen, herkezin arasından geçen Avni kendini,
üzerinde elbisesi olduğu halde, denize attı. Memoli oldu birden hani filmde varya dilsiz memoli
yüzerek Yunanistan’a sevgilisinin yanına gidiyor Yahu film anlatıyoruz ama Avni’ ninkisi gerçekten o
filmdeki kıza benziyordu yani ve arkasına bakmadan yüzdü. Her şey ona çok gelmeye
başlamıştı. Eniştesi bir taraftan, annesi ablası ve ağabeyi diğer yandan, onun
geleceğini tartışıyorlar, <<Đsviçre'de okursa büyük adam olur>> fikrine karşı eniştesi
<<burada zaten başarılı bırakın burada kalsın, Hayat zorlukları ile boğuşmasın>>
fikri Ailesinin ne kadar acımasızca Avni adına, Avni’yi hiç hesaba katmadan karar
alabiliyordu.
Avni’nin çevresinde onu 1 saniye bile yalnız bırakmayan arkadaşlarından ayrılmak
düşüncesi. Avni’ye çok ağır geliyordu Avni’ye hem kalmak, öyle ya kalırsa şayet
bütün arkadaşları liseye kayıt olmuşlardı bile, ama Avni onun hiç bir okula kaydı
yoktu. Kayıtlar nerdeyse kapatılacaktı. Aslında Đsviçre’ye gitmeyecek olsa Türkiye de
kendini bir okula yazdıramazsa ne olacaktı.
Đsviçre’ye gitse orda ne yapacaktı? Đsviçre’yi tanımıyordu, aslında merak etmiyor da
değildi duyduklarına göre oralarda her şey daha serbest, ve kolaydı. Đstikbal oralarda
yerlerde duruyordu. Giderse , giderse ne yapacaktı? Ya sevdiği Birtanesi ne olacaktı?
Hiç ömründe bir daha o gözleri görebilecek miydi.
Avni aynı anda 4 mevsim yaşıyor, yanıyor ve donuyordu. Yüzüyor, yüzüyor, hem de
ağlıyordu. Ataköy'den nerdeyse Yeşilköy rıhtımı arasında ortalarda bir yerlerdeydi.
Karşıdan Yeşilköy iskelesinin Fenerleri gözükmeye başlamıştı hava kararmaya yüz
tutmuştu. (Boğulacak durdurun şunu)
Avni, kesildi. Nefes almakta zorlanıyordu. Sırt üstü yatmayı düşündü. Sırt üzerine
döndü. Fakat, o an, altında kıpırdanan dev gibi bir gölge gördü. Avni’yi bir ürperme
almıştı, korktu. Sonu gelmişti artık. Her zaman istediği oluyordu. Denizde ve ölümle
burun buruna. O anda karadan 500 600 metre uzaklaştığını fark etti. Ürktü
Altındaki gölge 3 - 5 metre aşağısında suyun içinde daireler çiziyor. Sanki Avni’ye
saldırmaya hazırlanan bir köpek balığını andırıyordu. Balığa benzeyen bu gölge çok
hızlı hareket, ediyor. Avni altında olduğunu hissettiği gölgenin ne olduğunu
göremiyordu. Bu şey Avni’ye saldırsa bile, Avni’de ne kaçacak nede savaşacak güç
vardı. Avni çok iyi bir yüzücüydü. Şu an çaresiz kalmış, panik içinde titriyor
Ay ile Konuşan Adam
ayaklarının gerildiğini kollarının tutmadığını hissediyordu . Su onu aşağıya çekmeye
başlamış. Avni’nin vücudu epey ağırlaşmıştı.
Avni hayatında ilk kez korkuyordu. Parmaklarını hissetmiyordu artık, parmakları
uyuşmuş, ayaklarını çırpıp çırpamadığını bilemiyordu. Avni’nin vücudu, pes etmiş,
Avni’yi yalnız bırakmıştı. Yada korkudan taş kesilmişti. Avni bütün ümitlerini yitirdiği
anda, arkadaşı Ömür yanında sandalla belirdi. Ömür Avni’ye kolunu uzattı.
Avni’nin delice denize doğru gittiğini ve suya atladığını gören Ömür ilk eline geçirdiği
sandala atlamış Avni’nin peşi sıra gelmiş, yol boyunca seslenmiş, fakat Avni hiç bir
şeyi duyamayacak kadar dalgın ve eşit tempo ile süratli yüzdüğünden Ömür onu nasıl
olsa yorulacak düşüncesi ile yavaş, yavaş takip etmişti. Avni bunun farkında bile
değildi. Zaten Ömür Avni’nin bu durumda ne kadar sinirli olduğunu biliyordu.
Ömür’ün Avni’ye Birtane sinden yediği kazıktan sonra ki huysuz tavırlarına nasıl
katlanabiliyor bunu bir türlü Avni anlayamıyordu vefakâr denilen arkadaş Ömür
buydu işte.... Avni Ömür’ü yerli yersiz ne kadar kırdığını şimdi anlayabiliyordu.
Avni’nin sandala çıkacak gücü kalmamıştı. Ömür onu çıkarttı o an yanlarında bir
motorlu tekne belirdi. Nerden geldiğini fark etmemişlerdi. Bizimkilerin şaşkın bakışları
altında, bu tekneden 2 dalgıç suya atladı.
Dalgıçların aradıkları şey, Avni’yi korkutan, bir köpek balığı
değil, 2.5 m kanat genişliğinde bir Vatoz balığı idi. Vatoz
balıkları insanlara saldırmazlar. Garibim zaten saldırmamıştı da.
Ona her zaman olduğu gibi yine insan denilen doğanın en
vahşi hayvanı saldırmış, bu dalgıçlar, çoluğu çocuğu baktığı
sevdiği var mı diye sormadan onu vurmuş, Hayvan zıpkına
bağlı olan misinayı yani ipi koparıp kaçmış, Avni’nin yüzdüğü
yerin altında birkaç kez kendi ekseni etrafında döndükten sonra halsiz kalıp ölmüştü.
---Tıpkı Avni gibi, iki kader arkadaşı karşı karşıya gelmiş. Avni de ipini kopardı kaçtı ya hani..Onu da
insanlar vurmadımı?.
Avni ve Ömür Dalgıçların Vatoz u sandallarına yüklemelerini seyrettiler ve kürek
çekerek sahile geri döndüler. Avni susuyordu belki de ilk kez. düşüncelerini Ömür'e
bile anlatmıyor zaten anlatamıyordu bu Ömür’ü de üzerdi.
Artık Avni Her şeye hazırdı nede olsa ölümden dönmüş ve daha mantıklı düşüne
biliyordu. Bu olaydan birkaç gün sonra ağabeyinin arabası tamirden geldi. Avni
bulduğu Arkadaşlarına tek, tek sarılarak veda etti. Bu sefer gerçekten de Đsviçre
yolunu tutacaktı.
Đstanbul'dan gitmeden önce olur ya belki son kez görürüm diyerek unutamadığı
sonsuz aşkın sahibi Birtanesi’nin evinin önünden geçti bekledi belki cama yada
bakkala falan iner görürüm diye.Ama zaten görse bile konuşmayacaktı ondan
kaçacaktı. Onu son kez görmek, görebilmek, kendini ölüme giden mahkum gibi
hisseden Avni’nin son arzusuydu. Sadece bir kere uzaktan.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
29/359
Avni sonsuz aşkının, babası, hocasını evlerinin önünde motorunu temizlerken gördü.
Hocasının motorlara olan merakı Avni’yi şaşırttı. Kendi babasını anımsadı. Avni’nin
hafızasında kendi babasının da motorunu temizlerken yanında duruşunun görüntüleri
hâla canlıydı. “Bi’tanem’ in babası demek motorda kullanıyormuş” dedi içinden,
yanına gitti. Hocası ile vedalaştı. Hocası nereye gideceğini sordu. Avni’de anlattı
hocası bu fikrin ülkenin içinde olduğu politik bunalımlar yüzünden çok akıllıca buldu.
Đsviçre'ye gidip orada okuluna devam etme fikrini benimsemiş ve hatta geçen
senelerde Avni’nin annesiyle bile bu konuyu konuşmuş olduklarını ifade etti. Bu arada
Avni kızın evde olduğunu bile öğrendi, Babasının ısrar etmesine rağmen, yukarı çıkıp
vedalaşmaya cesaret edemedi
Hocasına söz vermişti geri gelirken sadece Đsviçre'de yapılan üzerinde TCDD yazan
Demiryolu ve kara tiren olan köstekli saatten getirecekti.
Bir kaç dakika sonra avni oturduğu köşeden kalktı. ve evlerinin yolunu tuttu.
Aslında hocasının gözleri nasılda kızına benziyor diye düşündü içinden. Eve doğru
yürümeye başladığında yol köşesinde epey bir duraksadı..... Arkasına
baktı...... Aklından
- "Belli oluyor. Anlaşılan o ki; Benim ülkemi terk etmemi her kez istiyor.
Sanki anlaşmışçasına, yeminleşmişçesine, her kez aynı dilden konuşuyor.
Yok oraya gidersen okursun. Adam olursun. vs. vs. ama kimse bana ne
düşündüğümü neler hissettiğimi sormuyor."
Avni yine sessizce ağlıyordu. Kapı önünden kovulan bir köpek gibi kuyruğunu ardına
sıkıştırmış, geriye baka, baka ağlıyordu.
Gurbet'e Yolculuk....
Avni yaptığı bu son gezisinin ardından eve geldiğinde araba hazırlanmıştı.
Ciddi, ciddi yolculuk başlıyordu artık. O gece erken yatıldı. Avni uyuyamadı.
Hayatında daha hiç yapmadığı bir şeyi yaparak gece evden gizlice çıktı. Birtanesi’nin
evinin önüne gitti. Karşı apartmanın duvar dibine bir dilenci gibi çöktü. Sabaha kadar
evi gözledi. Bunu neden yaptığını anlayamıyordu. Đçgüdüsü Avni’ye bunu
emrediyordu. Avni’nin eski şansı yanında olsa şimdi Birtanesi kalkar aşağıya inerdi.
Nedense bu tür rastlantılar olmuyordu. Alt katta otursalar Avni her şeyi göze alır
camdan içeri girerdi. Avni sadece gözlerini yukarı dikti. Sabaha kadar bekledi.
Saat 5.00 gibi güneş doğarken yola çıkılacaktı. Avni’yi büyük ağabeyi Đsviçre
götürecekti. kendisi de oradan Danimarka’ya geçecekti. Avni yi de Đsviçre'deki
ablasının yanına bırakacaklardı. Yolda düşürülen bir paket gibi.
Avni o gece uyumadı. Avni eve vardığında ev halkı kalktıklarında kahvaltıdan sonra
zaten pipilikli olan ağabeyinin hışmından kurtulmak için sessiz sedasız bir kenarda
durdu. Ağabeyinin çok katı görünen bir kişiliği vardı. Yola çıkarken kimseye görünmek
istemiyordu. Hoş kimsede yoktu zaten. Avni’nin ne bir arkadaşı gelmişti nede
Birtanesi. Gerçi Ömür'le önceden vedalaşmışlardı ama Avni de ayrılığı henüz daha
yeni, yeni anlıyordu bu mahalleyi ve arkadaşlarını belki de son kez görecekti.
Sahi nereye gidiyordu Avni? Yani aslında daha önceleri de gitmişti Đsviçre ye ama
güneşi olmayan, yosun yeşili, bir yer vardı aklında Đsviçre'den kalan. ---- Bu gün sorsanız
şimdi bööğğğğ der ve ekler 'O kadar ünlü olduk ki; anlatamam biz burada her gün televizyona
çıkıyoruz. "sis altında kalan bölgelerde hava 6 derece" diye......
Ay ile Konuşan Adam
Araba yüklendi her kez arabaya bindi ve yola çıkıldı. Arkalarından sular döküldü eller
sallandı. Tam köseyi dönerlerken birden Avni bir şey gördü. Ömür ve kolundan
tuttuğu, Avni’nin Birtanesi...
Arkalarından peşleri sıra koşuyorlardı. Avni rüyamı gerçek mi demesine kalmadan
araba döndü. Avni korkusundan ağabeyine bir şey diyemeden kafasını önüne eğdi ve
bir daha yol boyu konuşmadı ..---- Daha doğrusu çenesi düşük olduğundan sadece gerektiğinde
konuşmuştur. Yani dakikada 3 kez falan
Gidilecek olan bu yol gerçektende Avni için ilk kez gittiği bir şeydi. Daha evvel babası
öldüğünde ablası annesi ile Avni’yi yanına çağırmıştı ama uçakla gitmişlerdi. Bu
nedenle gene de çok merak ediyordu nasıl gideceklerdi oralara. 3 gün 3 gece Avni’yi
de büyükten sayarsak 3 büyük 2 çocuk birde bir sürü eşya hem de Vosvos la (Volks
Wagen böcek)
Şaka, maka Türkiye bitiyordu artık. Đstanbul arkalarında kalmıştı levhalardan okuduğu
kadarı ile büyük çekmeceyi geçip Kumburgaz doğru geliyorlardı. Avni o anda gene
hatırladı. Daha geçen sene o Birtanesi burada yazlıktaydı. Avni Arkadaşlarının
arabası ile evet iyi hatırlıyordu. Siyah bir Chewrolet Nova idi bu kocaman bir
Amerikan arabası. Bu arabayı çok zengin olan arkadaşının babası Avni’nin arkadaşına
henüz yaşı 15 olmasına rağmen yaş günü hediyesi olarak almıştı.
Arkadaşı arabayı Avniye'de kullanması için verirdi. Avni de işte bu arabayla geçen
sene o kızların yazlığı olan buraya gelmiş ve birlikte o zamanlar daha henüz
çıkmadıkları halde 3 hafta boyunca her günleri beraber geçmişti. Bu ara Avni’nin
annesi zaten Đzmit'te kalıyordu. Ablaları da her gün çalışıyorlardı. Hem eniştesi ve
ablası Avni’nin kalacağı arkadaşlarını tanıyorlar bu sebepten ona birkaç hafta orda
kalması için izin vermişlerdi.
Avni’nin Birtanesi yanı başından ayrılmıyor hep Avni’nin gözlerinin içine bakıyordu.
Avni o zamanlardan biliyordu onu çok sevdiğini, ve galiba bu geçen olaylardan
sonrada artık bir tanesini zaten kolay, kolay unutamayacaktı. Aklında gene tek bir
şey vardı oda Birtanesi’nin daha sabahın körü olmasına rağmen neden ve nasıl
gelmişti. Her şeyi bir yana bırakın evden nasıl çıkmıştı. Yani anne ve bana uyurken
onları nasıl atlatmıştı. Bir yandan da <<Nasıl olsa mektup yazar öğrenirim.>>
diyerek kendini teselli ediyordu. Aslında içinden <<Đnşallah ilk mektubu o bana
yazar.>> diye düşünüyordu. Hem zaten birlikte geliştirdikleri bir
alfabe vardı bu alfabeyi bir Avni birde tek aşkı biliyordu başkada
bilen yoktu bu sayede istediklerini yazıyorlar ve mektup
başkasının eline bile geçse okuyamıyordu.
Mr. james Bond pardon my name is Bond Avni Bond.
Bir yandan yol Avniye çok uzun geliyordu. Ama çok ta çabukta geçiyordu daha öylen
olmadan Gümrüğe geldiler.
Ağabeyi hemen yol kenarında durdu Kravatını taktı arabayı düzenlemesi için
yengesine ve arabada oturan yeğenlerine talimat verdi pasaportları aldı ve polis
kulübesine doğru gitti Avni merakından arkasından baktı bu Polis Kulübesi küçük bir
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
31/359
kulübeydi içinde bir polis oturuyordu. Polis ayaklarını masanın üzerine uzatmış arkada
çalan TRT1 radyosundan gelen sanat müziğine tempo tutarak oturuyordu. Avni
Arabanın penceresinden kafasını iyice dışarı çıkartmış olayları izliyordu. Kulübede
olan polis ayakları masaya uzatmış olduğu halde, pasaportları aldı. Baktı. Sonra
panikle toparlandı. Kendine çeki düzen verdi Avni’nin ağabeyi ilgisiz dursa bile Avni
bulunduğu yerden aralık olan kapıdan olan biteni görüyordu.
Polis hemen pasaportlara bir göz attı ve buyurun beyefendi iyi yolculuklar gibi bir
şeyler söyledi sonra geri verdi.
Avni hemen yengesine gördüklerini anlattı.
Yengesi'de polis bizim kırmızı pasaportları görünce resmi bir kişi ile karşılaştığı için
korkmuştur dedi.
Aslında gayet normaldi bizim Avni şimdi daha iyi anlayabiliyordu Ağabeyinin görevinin
ne kadar önemli olduğunu.
---- Sen bekle daha Avni cim gurbetçi olunca senden alırlar hınçlarını bu memurlar sen hiç merak etme
Gurbetçi Avni’yi bulunca soyup soğana çevirmeden de bırakmazlar oh olsun sana işte.....
Sınır bölgesine girmişlerdi artık. Avni aslında Tek bir polis kulübesinden geçince
kendini Sınırdan geçti sanıyordu. Araba Avni’nin bu güne kadar gördüğü futbol sahası
gibi aydınlatılmış büyük bir park yerine doğru ilerliyordu. Burası ana bana günüydü
adeta bir sürü komik plakalı Arabalar vardı hem de Mercedes, BMW falan. Ama
arabaları kullanan tipler hiç Avni’nin hoşuna gitmemişti. Hepsi eşkıya gibiydiler pazen
baskı, etekler eşofmanlı erkekler. Saç sakal birbirine karışmış tipler. Avni yalnız olsa
korkardı bunlardan.
Türkiye'ye ne biçim kılıkta Türkler geliyordu.
Senide göreceğiz. Hele dur sen
Yengesi Avniye bunların Almanya da veya Avrupa'nın diğer ülkelerinde çalışan Türkler
olduğunu ve çoğunun binlerce kilometre yol gelerek ülkemize tatillerini yapmaya
gelen gurbetçi Türkler olduğunu söyledi.
O zaman Avniye mantıklı geldiyse de, neden bu vaziyette geldiklerini hala
anlamamıştı.
Bu arada Avni’nin ağabeyi bir iki saat sonra, öncelikli, yani devlet memuru
olduğundan dolayı biraz torpilli olarak işlemleri yaptırmış ve geri gelmişti.
Yolculuk Başlıyor....
Yolculuk tekrardan başlamıştı Avni’nin ağabeyi arabaya oturmuş çalıştırmış ve yavaş,
yavaş gerçek sınır çıkış kapısına doğru yaklaşıyorlardı.
Sınır çıkışı yapılan son kontrolde Avni’nin pasaportu için bir zorluk çıkardılar.
Hoş gerçi o zamanlar vize falan yoktu ama bu seferde yurt dışında öğrencilik belgesi
vs. gibi bir sürü takıntılar vardı.
Avni yurttan çıkmak için bu kadar sorun neden yaşanıyor diye kendi kendine sordu.
Doğrusu, banka falan soymamışlardı. Kimseyi de dolandırmadılar. Zaten yaşı daha on
beş. Düşündü durdu kendince acaba dedi bazı güçler onun gitmesini mi istemiyordu.
Zaten gitmek isteyen kim ki? Avni kendi Vatanında özgür herkesle anlaşıyor,
seviliyor, okulunda başarılıydı. Ne yapacaktı ki, oralarda. Yapa yalnız kalacaktı belki.
Hem acaba kimlerle tanışacak, kiminle görüşecekti.
Kendi kendine içinden şunu söyledi, "Hiç değilse orada göl var ve bir sürü yelken
görmüştüm kayıt olurum" orada bir kafası kızarsa açılırdı o ensiz bucaksız Zürich
gölüne. Sonra birden aklına geldi o göl boydan boya 2 saatte etrafında tur atılıyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Aslında çok küçüktü orası. Neyse dedi içinden, “Baktım ki olmadı bende 3 - 4 sene
kalır okulumu bitirip dönerim geriye”. Hem Tek aşkı onu beklerdi muhakkak.
Sonra diplomalı Avrupa görmüş biri olarak geri dönerse, hem iyi bir hayat yaşarlardı
hem de fiyakalı bir düğün yapardı aşkına. Çocukları da olurdu. Onlarda ilerde pamuk
nine ile pamuk dede olurlardı.
Herkesin sevdiği hep aranan sevilen ihtiyar olurlardı.Alırlardı torunlarını dizlerinin
üzerine anlatırlardı. sevgilerinin nasıl başladığını, gençlere. Ölümsüz aşklarını.
Bu arada araba ilerlemiş ve iki sınırın arasına gelmişlerdi şişman sarhoş görünümlü
bir polis onların sağdan giderek komik bir çukurun içinden geçmelerini işaret etti Avni
pek bu olayı yadırgamadı nede olsa 5 6 santim derinliğinde sadece lastiklerin ıslandığı
bir çukurdu bu.
Araba tam bu çukurun içinden geçerken, Avni bir an arkasına baktı arkada hafif esen
rüzgarda çalkalanan Türk bayraklarını gördü büyük bir duvar ve kapı vardı, içinden
demek ki kapı kule burası dedi
Aynı anda kara bir tiren yanlarından Türkiye istikametinde geçmekteydi. Avni’nin içi
buruldu, içinden sessizce haykıra, haykıra ağladı. Đlk kez oluyordu bu ciyak, ciyak
yaygaralar basarak, ağlamaya alışık olan Avni gene haykıra, haykıra ağlıyordu ama,
hiç bir ses çıkmıyordu ağzından. Đstese de çıkartamıyordu. Ne bir gık nede bir hece
düğümlenmişti. Kalakalmıştı öylesine
--- Đlerde artık hep böyle ağlayacak ama bunu bilmiyor salak....
Avni o anda, ağabeyi ile içinden konuştu, "Ne olur bırak beni gideyim köyüme geri
döneyim. Bak bu tirene binerim, Đstanbul da inerim" içinden ağladı ama onu duyan
hiç kimse olmadı.
Avni arabanın arka camından bakıyor. Kucağında yeğeni uyuyor. O uzun ve yürüyüş
temposuyla giden tiren yanlarından yavaş, yavaş Đstanbul’a doğru gidiyor ve gözden
kayboluyordu.
Artık emekleye, emekleye Bulgar sınırına gelinmişti, Nerdeyse Đstanbul’dan üç dört
saatte geldikleri Kapıkule’den gözle görülebilen Bulgar gümrük kapısına varmaları iki
misli zaman almıştı. Avni saatine baktığında saat 23:00 oluyordu. Aslında gurbet ile
Anavatan arasında gidip gelen bu milyonlarca insana resmen eziyet ediliyordu. Avni
Osmancık filmini anımsadı. O filmde Osmanlı, imparatorluğunun kuruluşu
anlatılıyordu. O zamanların en önemli sorunu söğütte yaşayan insanların ki sayıları üç
beş bin i geçmez, Yaylaya çıktıklarında Bizanslılara “Baç”, Bir nevi hibe, yada Mafyaya
verilen koruma paraları gibi akıl almaz bir uygulamaya tutulmalarıydı. Ve halk Osman
bey’e Türk “Baç” ödememeli ey Osman diye, diye sonunda Osmanlı imparatorluğu
kurulmuş, ve dünyaya 750 sene hakim olmuştu. Şimdi şu halimize bakın. Sadece
çalışmak için gurbete giden insanların çektiklerine, hiç akıl alıyor mu bunlar!?
Đlk sınır kontrolü yapılıyordu. O sırada Avni ağabeyinden çekindiği için yengesine
neden o çukurun içinden geç tik’lerini sordu.
yengesi de "O çukuru Bulgarlar Türkiye den ülkelerine hastalık gelmesin diye
yapmışlar" dedi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
33/359
Avni !!!???,
-"Efendim anlayamadım. Yani araba tekerleklerinden mi hastalık bulaşmasını
önlemeye çalışıyorlar, yani Türkiye’deki arabaların lastikleri hasta mıymış? Bu şakası
tabi! Hava ne oluyor yada geçen insanlar onlar temiz mi?”
Yengesi sadece
-“bekle daha neler göreceksin"
dedi.
---- oğlum Avni sen anlayamazsın bu psikolojik salgın önlemi yani insanlar üzerinde yapılan psikolojik
baskı daha çocuk nasıl anlasın... dan darandan dan, dan ,,,007
ile yönetiliyordu bende kafa buluyorum.....
O zamanlar Bulgaristan kominizim
Nitekim az sonra Bulgar polisleri Avni’leri durdurup tifo ve Titanız hastalığı için
kakalarını bir kibrit kutusuna koyup getirmelerini söyledi. Avni bu isteğe daha çok
şaşırdı
- "Hayda ne yapacağız şimdi?"
diye sordu zaten sinirli olan ağabeyi
- "Nemi yapacağız tabii ki bok yapacağız ve adamlara vereceğiz”
dedi Ağabeyinin bu lafı Avni’yi çok üzdü. Aslında biliyordu bu sadece Bulgarlara karşı
ağabeyinin tepkisi idi. Neyse iş başa ---- kıça.... düşmüştü. Durdular arabadan indiler.
O ana baba gününde, gece karanlığında, üzerlerine düşen, bu uluslararası önemli
görevlerini yapabilecek bir yer aradılar yok.
Yani var da binlerce insan kullanıyor yani anlatmaya kalkarsak ortalık kokar yani
etrafı bok götürüyor yada başka bir değişle kendin yapmana hiç gerek yok başkasının
yaptığı fazlalığı şayet üzerine basmazsan kibrit kutusuna koyup verirsin olur biter.
Tam bu arada, Avni beyaz "Çin Kes" ayakkabılarının, renk değiştirip kahverengi
kokan bir hâl almaması için uğraşırken, O emsalsiz kokuların içinde nereye yapsak
nasıl yapsak diye aranırlarken, yanlarından, geçen bir gurbetçi.
- “Ne yer arıyorsunuz birader? Alın yerden verin adamlara zaten kim kontrol ediyor
ki? Sen masaya veriyorsun, onlar arkadan çöpe atıyorlar iş zulüm yapmak, birde
tabiiyi ki kibrit kutusunu 1 levaya satmak. Başka gayeleri yok. Siz sıranızı kollayın.
Yoksa yarına çıkamazsınız"
dedi. Adamın bu sözlerine Avni’lerde güldüler. Aynen bu adamın dediği gibide
yaptılar. Bu sayede Avni’de ilk kez olarak başkasının yaptığı bok ile tanışmış oldu.
Hem de ilk kez bu kadar yakından. Aslında orda anladı ki, başkalarında da bir bok yok
insanların hepsi aynı bok. ---- Hey hey abi ya amma terbiyesizce alatmaya başladın ayıp
oluyo.... Neden onların yaptığı iyi bok mu yani?!
Araba sırasına geldiklerinde, ellerindeki tanesi yüz elli kuruşa gelen kutucukları verme
kuyruğu dahil olmak üzere, kağıt mağıt damga gibi az olmayan kuyruklardan da geç
tikten sonra, saat dört buçuk gibi Bulgar gümrüğünden geçmişlerdi. Yani bir bok,
uğruna, hiç bir bok yapmadan harcanan boktan boş bir zaman. Gümrük kapısını
geçmişlerdi geçmesine ama önlerinde gümrük alanından çıkıp Bulgaristan yoluna
girmeleri için gene bir kuyruk belirmişti.
Sebebine gelirsek. Fazla bir şey değil canım son Pasaport kontrolünde Bulgarlar
Adam başı 20 Mark para alıyorlardı Sebebi ise: Efendim nedenmiş!, Yol bastı vergisi!
Neyse bunu da geçtiler.
Ay ile Konuşan Adam
Sabah olmuştu kuyruklar bitmişti. Avni arkasına baktığında bir sürü insan ve araba
farları, ve sesler vardı. Arkalardan bir yerlerden gelen Bulgarca yayınlanan Türkçe
müzik duyuluyordu Avni biraz kulak verdi bu radyodan epey bir politik propaganda
yapılıyordu yani resmen komünist propagandası. artık Türk bayrakları da
görünmüyordu.
Avni şaşırdı nasıl oluyordu da Türkçe komünist propagandası yapabiliyorlardı bu
Bulgarlar ayıp olmuyor muydu. O seneler zaten ortalık epey karışıktı Đstanbul'da
korkudan geceleyin sokağa çıkamıyorlar, korkmadan çıksalar bile, bu sefer de sokağa
çıkma yasağı yüzünden çıkamıyorlardı.
Hep sağcı solcu kavgası vardı. Günde 20 kişi ölmezse o gün olay olmamış gibi
davranılıyordu. Gün geç meye dursun bir yerler havaya uçuyordu. Bir de burada bu
Bulgarların açıkça Türkçe olarak yaptıkları propaganda vardı.
Avni çok şaşırmış ve çok bozulmuştu. Vay hergeleler vay diye düşündü demek ki yurt
içindeki huzursuzluğu bunlar sağlıyorlardı.
”Ne olurdu sanki böyle şeyler olmasaydı da o da Đstanbul'da kalsaydı ve okusaydı”
diye düşündü.
Hem annesi neden korkuyordu ki sanki... Avni hiç bir şeye karışmıyor politikadan da
nefret ediyordu. O daha çok barıştan insanların birlikte mutlu yaşamalarından
yanaydı.
Dümdüz yolda giderlerken yine durdular ve beklemeye başladılar. Avni daha
sormadan, ağabeyi arabanın camını kapattı ve anlattı. O zamanın Bulgaristan
Komünist bir ülke idi ve yabancılar komünizmin geliştirdiği yüksek teknik bilim
dallarını çalamasınlar diye, gizli ajanlar olmasın diye, birde Bulgar halkının faşistleri
görerek ahlakları bozulmasın diye arabaları 20 arabalık konvoylar halinde
geçiriyorlarmış.
Önde karton arabalara benzeyen ve yamru yumru giden bir sari-mavi polis arabası
vardı Ha sahi birde komik yazılı “CAT” yazısı ile arkalarından takip eden siyah kişilerin
kullandığı siyah bir araba ortada da bir sürü gurbetçi arabası sanki otlamaya
götürülen sürüler gibi.
Yani aslında gurbetçi Türkler bunlar için hem ajan, hem faşist, hem hasta, hem de
ahlak bozucu nebiliyim ben işte değeri olmayan 5 sınıf bir sürü insan yığını. Yok ya
hatta insan bile değil karantina altına alınmış bir sürü fare.
Sonunda konvoy hareketlendi şehir içlerinde 30 şehir dışında 50 yada 70 gidiyorlardı.
Fakat ne kadar karanlıktı sokaklar şehirlerin içinde sokakları aydınlatılması için
kullanılan lambalar kendilerini zor aydınlatıyordu. Birde Avni’nin aklına geldi. “Bunlar
Türkiye'ye elektrik satıyordu”.
Nasıl satabildiklerini Avni şimdi anlıyordu. Evlerinde en fazla 10 mumluk lamba
kullanıyor ve ürettiklerinin genelde bol keseden harcayan Türkiye'ye pazarlıyorlardı
Artık siz düşünün bu şartlar altında 485Km kaç saatte alınır. Birde sınırdan sınıra
Durma yasağı yani ölsen duramazsın. Zaten ölmeye de hakkın yok . Aslında bu gün
bile değişmeyen ve genelde dostumuz dediğimiz ülkelerin düşüncelerince doğru ya!
<< Sadece insanlar ölür.>> Bizlerin yani gurbetçilerin ölmeye bile hakkı yok.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
35/359
Neyse zaten nerdeyse 26 saattir uyumayan Avni uyudu. Rüyasında tabiiyi ki kendini
James Bond Tek aşkını da, Bond kızı olarak Rusya'da görev peşinde olduklarını
görüyordu.
Gerçi vosvos’un içinde hele arkası o kadar büyüktü ki ne bacak uzatılıyor nede kafa
yaslanıyordu birde onun kucağına yatan 5 yaşındaki Aliş vardı zaten yaz olduğundan
dolayı hava sıcaktı. Uyandığında Bulgaristan'ın çıkış gümrüğüne gelmişlerdi.
Avni’nin ağabeyi gene aynı işlemler için gitmiş arabadakiler gene hapis duruyorlardı.
bir kaç saat sonra ağabeyi geldi ve bir yandan sinirden köpürüyor, bir taraftan da
komik bir sırıtışla gülümsüyordu.
Bulgar gümrüğünü terk ederek Yugoslavya'ya geldiler.
Yugoslav gümrüğünde, aslında sadece 1 saat bekleyerek geçtiler. Ağabeyi
Bulgaristan a, çıkışta bu güne kadar hiç duymadıkları ve hiç görmedikleri halde bir de
çevre katkı vergisi ödemişti. Bir iki saat gittikten sonra ağaçlı bir yerde durdular.
Avni’nin dikkatini konvoy olmaması çekti. Çimlerin üzerinde yarım saat aradıktan
sonra dokunulmamış bir alan bularak oturdular ve piknik yaptılar. Avni’nin ağabeyi
Yugoslavya'nın 1000Km olduğunu söyledi. Yani yarı yol ve bu ülkeninde, yarı
komünist olduğunu söyledi. Yani Rusya federasyonuna bağlı, Ruslar ne derse onu
yapıyorlardı. Fakat Bulgaristan ile bu ülkenin arasında çok fark vardı. Burada halk hiç
değilse bir parça daha özgürdü.
Yöre halkı etrafta dolanıyor yada konuşuyorlardı hem de << komşi nereye? kaset var
mı? Komşi!>> diyorlardı. Ama etraf berbattı her yer b.o.k dolu idi. Bunun tek sebebi
hiç bir yerde ne çöp nede WC vardı su zaten yoktu.
Avni de ihtiyacı geldiğinde bir kenara çekilip ıçarım ben böyle memleketin içine diyor
ve herkes gibi ihtiyacını gideriyordu.
Avni Yugoslavya içinde bir keresinde bir WC ye girmişti. Küçük ihtiyacını karşılamak
için. Büyük bir rahatlama ile ihtiyacını gidermişti. Sonra? Sonramı! hayatın gerçekleri
ile tanıştı birden. Ayağı ıslanmıştı!
---- Ee e bu kadar olacak nede olsa Avrupa'ya çıktılar ya
Evet, evet doğru görüyordu yukardan yaptığı aşağıdan hortumla gene yere akıyordu.
Allah, Allah dedi içinden ne biçim iş direk yere işese daha iyi idi yani?!!
Yolculukları defalarca kazalar sebebiyle bölünüyordu. Saatlerce duruyorlardı.
Bekleniyorlardı. Sağda solda yanmış çarpışmış arabalar Yaralılar. Cankurtaran sesleri
ile geçip gidiyordu. Yugoslavya'da bir gece uyudular ve sabah saatlerine doğru yola
Belgrat tan çıktıkları için akşam üzeri Zagreb'i geçerek Trieste- Đtalya sınırına
yönlendiler.
Avni Tuna nehrini yani Belgrat'ı görememişti ama Zagreb çok büyük bir şehirdi
Apartmanların hepsi Ataköy'ü andırıyor çok düzenli ve temiz görünüyordu. Sokakta
Bulgaristan'ın tersine işe gitmek için otobüs bekleyen bir sürü insan duruyordu. ve
hepsi uzun boylu idi.
Yol Boyu Kazalar
Yolda dikkati çeken en önemli konulardan birisi, nerdeyse her 10km de bir kaza
olması ve kaza sonucu durmalarıydı. Bu kazalara sebep olan nedenler neydi?
Tümü gurbetçi olan bu kazazedelerin tüm amaçları ya Türkiye'ye yada Almanya'ya
çabuk ulaşmak. Bu nedenle uykusuz araç kullanmak. Gereksiz yerde sürat yapmak.
Düello edercesine olur olmaz araç sollamak. Aşırı yük. Yani sizin anlayacağınız bize
Ay ile Konuşan Adam
bir şey olmaz hikayesi..
<< Benim arabam seninkini geçer......>>
<< ben en akıllı ve iyi şoförüm. abi .....>>
<< bir keresinde bi solladım abi ..... >>
<< Ben içerim ama sarhoş olmam tamam mı >>
----anadınnmı?........
Sonuç her yerde bırakılan binlerce trafik şehidi... Birde
çarpıştıkları arabalar genelde gene kendi vatanlarında
insanlar
Đtalya'ya girilmişti.
Trieste ye gelmişlerdi artık Akdeniz
üzerinden güneş yavaş, yavaş
yükseliyordu. Gerçi yükselmeseydi Avni
nerde olduklarını ve ne tarafa gittiklerini
anlayamayacaktı. Đtalya'ya geldiklerinde
Otoban denilen gidiş ve gelişi ayrı yolla ilk
defa karşılaşıyordu Avni.
Avniye enteresan gelen şey arabaların
diledikleri gibi hızlı gidebilmeleri, Yolda
sadece arabaların ve kamyon otobüs gibi taşıtların olduğuydu. Bisikletli insanlara,
yayalara, karpuzcu vs. Gibi işportacılara rastlanmıyor olmasıydı.
Başka bakışla Đstanbul'daki E5 kara yoluna benziyordu ama sadece arabalar için bom
boştu. Hatta otobüs durakları bile yoktu.
Karşılarına gelen ilk benzincide durdular. Avni dışarı çıktığında Otobanda giden
araçların ne kadar hızlı gittiklerini, bu sefer duydu içinden “bunlar E5’te böyle hızlı
gitseler, her dakika kaza olur” diye düşündü. Durdukları bu benzincide. Her şey vardı.
Evet hatta WC ve WC' lerinde el yüz yıkamak için su. Hatta normal olarak arıtma
kanalına inen boruları olan tuvaletler.
Bir sürü arabalı genç gelmiş "iyo miyo" "çinko çento" diyerek çok hızlıca
konuşuyorlardı yani bizim Karadenizlilerden bile hızlı tek kelime anlamak imkansızdı.
Ve el hareketleri sanki birbirlerini dövecek gibi idi
Avni aman inşallah almanca böyle değildir diye düşündü. ---- Avni, Đsviçre'nin almanca
konuşulan bölümüne gideceği için kendisini önemli biri gibi hissediyor....
Orda geceleyeceklerdi. Avni bu Đtalyanların hırsız olduklarını duymuştu yani çok
hırsızlık olduğunu Đtalya'da biliyordu. Arabaların kapılarını sıkıca kapattılar, Avni
içinden bu ağabeyimde amma korkak diye düşündü. ama yorgun oldukları için derin
bir uykuya daldılar.. Ertesi günü kalktığında Yani zaten iki büklüm yattığı arabanın
arka koltuğundan çeşitli çıtırtılar ile uyanıp gerildiğinde karşısında kocaman bir güneş
ona bakıyordu meraklı, meraklı nereye gitse onu izliyor gözünü çevirmiyordu
Avni’den.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
37/359
Karşılarında o kocaman otoban vızır, vızır geçen arabalar Benzincinin önünde onlar
gibi uyuklayan bir kaç arabadan başka yoktu. Neyse yola çıktılar. Đtalya'nın Avni’nin
haritadan anladığına göre üst tarafında idiler ve sanki bir çizmenin üst kenarını
yalayarak Đsviçre sınırı olan Como şehrindeki gümrükten Ordular ileri deyip
Osmanlının yapamadığını yaparak Đsviçre'ye gireceklerdi.
Yola çıktıklarında Başka bir konu Avni’nin dikkatini çekti Otobanda onlar tam tamına
100Km ile ilerlerken yanlarından vızır, vızır arabalar onları solluyorlardı. A bak Bu
Ferrari dedi yeğenine yeğeninden hiç tık yok. küçük yeğeni daha 2 yaşında olmasına
rağmen “Ferrari” deyip duruyordu ama ufaklık her geçen arabaya “Ferrari” diyordu.
Avni içinden keşke erkek yeğenlerim olsaydı da onlarla laflasaydık diye düşündü.
Milano'ya geldiklerinde Avni şaşkın ördek gibi etrafına bakıp duruyordu. buradaki
evlerinde çoğu Ataköy gibi koca, koca evler binlerce arabalar. Oradan oraya geç
meye çalışan insanlar. Tam bir metropol. Burada ağabeyi arabayı kenara çekti ve
başladılar Đsviçre yolunu aramaya.
Ay ile Konuşan Adam
Đsviçreyi Arıyoruz... ---- Daha şimdi buradaydı nereye gitti ya!....
Avni’nin ağabeyi bildiği her lisanda soruyordu. Đsviçre, Switzerland, swiss, Schweitz
ama bilen yok Herkes inek gibi bakıp
omuzlarını kaldırıyor. “Yahu yoksa
yolumu şaşırdık”, dedi ağabeyi.. Avni’yi
bir korkudur aldı. “Har halde benim
canım sıkılıyor” içinden. ”Birde yanlış
gittilerse gene 1 gün kaybedeceklerdi.
Avni Bu küçük arabanın arkasında
oturmaktan bıkmıştı artık.. Ne
bitmezmiş bu yolculuk 3 gündür aynı
arabanın içindeler. Ne yıkandılar, nede
doğru düzgün yattılar bir yatakta
Allah, Allah diye mırıldandı bizim Avnicik. Az sonra yaşlıca bir Đtalyan kadın "haa
tadeski, tadeskii kozi kozi " dedi her ne demekse onun işaret ettikleri yönde
ilerlediler ve birden sınır kapısı ve Avni’nin pullardan tanıdığı o Haçlı bayrak çıktı
karşılarına. ama gene kuyruk vardı.
Kuyruk nedense çok hızlı ilerliyordu Gümrükçüler pasaportlara bakıp geç diyorlardı
onlara sıra geldiğinde artık alışık olan Avni bizi gene oyalarlar dedi. Ama dediği gibi
olmadı onlarında pasaportuna baktılar ve geçin işareti yaptılar bizimkiler bastı gaza
ve ilerlediler gene otoban da idiler burada o kadar hızlı giden arabada yoktu zaten
kocaman levhalarda 100 ve 130 diye yazıyordu. etraf birden sakinleşmiş ve Đtalya da
o sapsarı olan otlar yeşilleşmiş aynı golf sahalarını andıran bir görüntü almıştı etraf.
Yeni yağmur yağmış gibi evler pırıl pırıldı. ve sanki hep aynı mühendis çizmiş gibi aynı
örnekti.
Avni son kez arkasına baktı ve artık her şey gerçekleşiyordu yani Deniz burada
bitiyordu aslında 5 saattir denizden uzaktılar ama sınırdan sonra alp dağlarından
denizin bir daha görünemeyeceğini Avni biliyordu içi buruldu. Ablası ya onu bir daha
Türkiye ye götürmez ise Avni Birtanesini nasıl görecekti onu düşünüyordu ve
durgunlaştı.
Dağlara tırmanılmaya başlandıkça
Ardında kalan deniz gittikçe küçülüyordu
Gerçi Avni o an 500 600 Km Uzakta
kalmış olan denizi göremiyordu ama
hissedebiliyordu.
Đçinden geç tikleri birkaç tünelden sonra
Lugano denilen küçük bir şehre geldiler.
Aman Allah’ım dedi Avni ne kadar güzel
sanki masal alemi. Sanki ufaltılmış bir
oyuncak şehir. Yüzenler yelkenler,
sokaklarda gezen bir sürü insan, Hepsi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
39/359
çok şık giyinmişler ve yerler tertemizdi.
En çok Avni buna hayret ediyordu bu şehirde biraz mola verdiler. Yemeklerini yediler,
Avni’nin öğrendiğine göre buradakilerde Đtalyanca konuşuyorlardı fakat Plakalar
değişmiş beyaz olmuş ve plakaların arkasında hep Đsviçre bayrağı vardı.
Yola çıktılar. Otobana girdiler. Benzin aldılar ve sonra dağlara doğru yöneldiler. Onlar
dağlara yaklaştıkça dağlar büyüyor ve havada bulutlanıyordu. Ardından Bir gök
gürültüsü koptu ve yağmur. Avni’nin ve yeğenlerinin ödleri koptu ne olduğunu
anlayamadılar, savaş çıktı sandılar. Avni içinden <<Tevekkeli değil Đsviçrelilerin hiç
bir savaşa katılmamaları şimdi belli oldu. Adamlar Nazilerin top atışlarını Yağmur
yağıyor gök gürlüyor sanıp oralı olmamışlardır herhalde>> fikrini buldu. Ve önce
inmeye ve saatler süren Tırmanışa başladılar dağların kenarından kıvrılarak sanki bir
yılanı andıran yolun üzerinden yukarıya doğru tırmanıyorlardı. Her yan Ormandı.
Yukarılara gelince Avni etrafta karların olduğunu fark etti. Ve evet keçiler dağların
yamaçlarında duruyorlardı.
Yukarılarda bir yerlerde Mola vermek için durdular. Bu mola yerinde ne bir Benzinci,
ne Mağaza, nede bir Bina vardı. Sadece sandalyeler ve WC yazan bir kulübe. Kulübe
ama Betondan yapılmış bir inşaat. Ağabeyine Avni yavaşça benim hacetim geldi dedi.
Ağabeyi de işte orda yazıyor ya dedi. Avni’de O andan itibaren o WC yazısının
Tuvalet olduğunu anladı. WC Yazılan bu yere gitti ama yarı yolda durakladı. Yanında
bozuk parası yoktu. Neyse bir gidip bakayım dedi. Gitti ama bu kulübede Kadınlar ve
Erkeklere özel WC vardı ama paralı değildi. Bu ilk kez oluyordu Umumi tuvalet ve
ücretsizdi. Đçeri girdi. Tertemiz bir Alafranga Tuvalet her yer pırıl, pırıl sanki dün
yapılmış. Gene hayretlere düştü bu bizim Vatanımızda olsa içine ederlerdi dedi.
--- Aşkolsun Avni zaten onun için yapılmış. Ama bizimkiler dışına da ederdi anlamında söyledi
herhalde. Yani bozarlardı demek istiyor. üff amma zor.... Yola devam edip sonunda Zürich
denilen şehre geldiler burası Avni’nin son durağı idi
Yani Avni’nin yolculuğu bitmiş oluyordu bu şekilde. Avni buraya kadar dağlardan
sonra nasıl geldiğini anlamamıştı yorgun olduğu için uyumuştu garibim.
Ay ile Konuşan Adam
Bölüm 4
Zürich
Kalabalık ve Đsviçre'nin büyük sanayi
merkezlerinden biri. Burada genelde
Dünyanın her firmasının Posta kutusu olarak
bile olsa Đmage temsilcilikleri vardır. Yani sizin
anlayacağınız çok güzel olarak
tanımlayabileceğimiz bir Avrupa şehri. Ama
Dışı Turistleri Đçi ise yaşayanları
yakar. Ama durun bu arada unuttuk bizim
Avni daha yeni geldi Zürich'e . Biraz sabırlı
olalım bakalım neler olacak....
Avni’ler Akşam üzeri saat 17.00 sularında
Ablasının Oturduğu Zürich'teki Adrese
karanlık ve dar sokaklardan geçerek
ulaştılar. Ablası onları karşıladı kendisi
özürlü olduğundan. birbirlerine karşılıklı destek olacaklardı. Esasında Avni ablasını çok
seviyordu. Bu bakımdan fazlada sıkılmayacaktı. O akşam Avni geç saatlere kadar
başından geçenleri ve yolculuğu anlattı. Yorgun olarak uyumaya gittiğinde Ağabeyi
yengesi ve yeğenleri çoktan uyumuşlardı Avni’de oturma odasındaki koltuğa kıvrılıp
uyudu
Ertesi sabah korkunç bir gürültüyle Avni uyandı saatine baktı saat 10.00 oluyordu ve
nasıl bir gürültü “Dann” “dann” “dinn” “dannn” Durmak bilmiyordu. Avni ne oluyor
diye dışarıya baktı. Her şey yolundaydı kimsecikler yoktu yol uzun ve boştu. Zaten
toplasan 6m genişlikte değildi ablasının oturduğu evin bulunduğu yol. Arka tarafa
bakan Mutfak penceresine gitti oradan baktı. Burası Avluya bakan bir pencere idi.
Dört köşe ortasında bahçe olan etrafı evlerle donatılmış bir Avlu. Karşıdan Şato
kapısını andıran bir Kapı gözüküyordu. Bu avlunun Duvarlarını çevreleyen Binalar 6
katlı idi. Yani sanki eskilerin han olarak kullandıkları bina tarzı bir yer. Dışarıda
yağmur aynı şiddeti ile yağıyordu. Sanki dibi delinmişti. Ama O gürültüler hala devam
ediyordu “Dannn” “diinnnn” “dannn” Avni bir ara camı açtı daha dikkatli dinleyince,
bunların kilise çanları olduğunu anladı. Evet gerçekten birkaç kilisenin birden çanları
çalıyordu hem de aynı anda. Tıpkı sanki Türkiye'deki ezan sesleri gibi. Avni eyvah
yandık nasıl alışacağız bakalım dedi. --- vakti gelmişken bildirelim Sonraları Avni iş
yerindeki bir Đtalyan’dan her saat başı çan çalma hikayesinin Barbaros Hayrettin Paşa
yüzünden olduğunu öğrenecek eskiden Đtalyanlar denizde bir Kalyon görseler Barba
Rossa yani kızıl sakal Barbaros geliyor diye korkularından çan çalarlarmış o günden
bu güne bu adet olmuş her saat başı çalıyormuş. Belki de bizim Avni geldi diye
korkularından da çalmış olabilirler yani!! .....
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
41/359
Ev sakinleri kalktıklarında --- Đsterlerse uyanmasınlar bu gürültü de... saat 11.00
olmuştu bu ara Avni’nin ablası da kalmış ve Avni’de evde ne bulduysa kahvaltı
hazırlamıştı. Yalnız sanki ekmek azdı.
Avni hemen büyük bir cesurlukla ben gidip alayım dedi ablasına. Fırının nerde
olduğunu sordu. Ablası da Fırın burada yok. Biz Migros tan alış veriş yapıyoruz dedi.
Avni Đstanbul da bir kaç kez önünden geçtiği Migros’u hatırladı. Daha iyi ya dedi
bende oraya giderim. Ama Ablası gene sözünü kesti. Tamam gidersinde Bugün
kapalı. Bugün pazar burada hasta haneler dışında nerdeyse her yer kapalı.
Avni şaşırdı nasıl oluyordu da millet aç gezerken dükkanlar kapanıyordu anlayamadı.
Ama aptal vaziyetine de düşmemek için hiç bir şey söylemedi.
Öyleden sonra hava birden açtı. Sanki hiç bir şey olmamışçasına. Zaten ağustos ayı
idi. Hep birlikte gezmeye gitmeye karar verdiler ve Ablası elektro arabasına oturdu.
Diğer aile mensupları yürüyerek göl kenarına doğru gittiler. Bayır aşağıya doğru
iniyorlardı. Ama Evler o kadar eskilerdi ki yepyeni parlıyorlardı. Yani aslında evlerin
sanki hepsi 100 150 yıllık binalar ve yüksek, yüksek yapıtlardı. Taştan örünmüş ve
hemen, hemen hepsinin Çatı kenarlarında. Aslanlı Heykeller dolu idi.
Fakat Avni’yi bir şeyler gene de huzursuz ediyordu. Etraf çok sessiz idi. Sanki
insanlar ortalıkta yok, o kadar kalabalığın içinde Avni bir şey söylese sanki bağırıyor
gibi ses çıkıyordu. Zaten hemen ikaz ediliyordu. Sessiz ol Avni, Doğru yürü Avni,
Dikkat çekme Avni, Yerlere çöp atma! yasak. Çimlere basma, Pis, pis sırıtma!
Bundan sonrada Avni’nin günleri böyle yasaklar içinde geçti.
Daha sonraları Ablası Avniye bir Oda verdi. Ablasının 3 Odalı çalıştığı hasta haneye ait
bir dairesi vardı. Bu dairenin 1 odası gene hasta hanede çalışsan genç bir Türk çifte
ayrılmıştı onlar 2 kişi karı koca olarak aynı yerde tek odada kalıyorlar ama mutfak ve
banyoyu ortak kullanıyorlardı. Avni, Ablası, ağabeyi yani anlayacağınız 7 kişi bir evde.
Bu da oldukça zor oluyordu.
Avni’nin ağabeyi ve ailesi Danimarka ya doğru yola koyulduklarında, Avni kendini çok
yalnız hissetti. Sadece ablası ve daha iyi tanışmadığı bu genç aile vardı. Allah’tan
onlarda Türk oldukları için hiç değilse Türkçe konuşabiliyorlardı böylelikle Avni bir az
olsun yalnızlığını unutabiliyordu .
Günler geçiyor ve Avni bu koyu gri ülkede gerçekten yaşıyordu. sonra komşularının
kardeşi çıkageldi bu sayede Avni kendine akran diyebileceğimiz yaşta birisiyle
konuşmaya başladı. Ama aklında hala O vardı. Yani Türkiye’de daha henüz sebebini
bile bilemediği bir komik sevgi ile bağlandığı, neden ayrıldıklarını bile bilemediği
Birtanesi.
Avni oturdu bir tanesine mektup yazdı ve yolladı. üzerinden 2 hafta geçmişti ki,
cevap geldi kız ona hala sevgisinden bahsediyor ve Avniye oradaki kızlar ne alemde
diye soru soruyordu. Doğruya burası Avrupa idi burada bütün kızlar kaytan bıyıklı
erkeklerin önlerine atıyorlardı kendilerini.
--- Değirmen üstü çiçek Oy gızlar naz eylemen....Kaytan bıyıklarını sürsem
nerelerine....
Avni bir tanesinin bu vaziyette yazmasına epey içerledi ama buna da bir anlam
veremedi. Buralarda bu kadar çok kız, olsa Avni göremiyordu, görse konuşamıyordu.
Haftalardır sıkıntıdan patlıyordu. Ama gene de onu ikna edici şekilde mektup yazıyor
Ay ile Konuşan Adam
ve her defasında sevgisini dile getiriyordu. Yaşadıklarından acılarından özleminden
hatta pişman olduğundan tek bir kelime yazmıyordu Birtanesi’ne.
Bir gün Avni’nin Ablası elinde bir mektupla geldi. Ablası Avniye oturum izni almış,
almanca kurslara yolluyordu. Ama gelen mektup mahalli okul idaresinden geliyor, ve
Avni’nin on sene olan ilk öğretiminin burada Đsviçre’de tamamlamasının gerektiğini
yazıyor ve okula çağırıyorlardı.
Avni Đsviçrede Okula Başlıyor . (hurra)
Đlk okula başlayacağı gün, okula giderken Avni’nin çözü aynaya ilişti. Zaten kıvırcık
olan Avni’nin saçları uzamış, aynı Bob Marley i andırıyordu. Yüzünde sayamayacağı
kadar sivilceler çıkmış. çok kötü görünüyordu. Belli etmiyordu ama bunlar Avni’nin
yurdundan ayrılmış ve yalnız olması onun geçen bu 5 6 hafta epey etkilenmiş
olduğunu, tanınmaz hale geldiğini anlatıyordu. Avni ayrıca Türkiye’de her gün
yaşadığı enerjisini de yitirmişti
Okula giderken Avni Ablasının elektro arabasının arkasından yürüyordu. Yürüyordu da
sanki onu o arabaya zincirle bağlamışlar ayaklarına da taş bağlamışlar gibi adeta
sürünüyordu. Yok hayır okula gitme korkusu değil di Avni’yi düşündüren. Gidecekti
elbette Okulun dış görünüşü, Avni’nin orta okuluna nazaran. Lüks ve Moderndi. Ama
Avni nece konuşacaktı acaba Türk var mıydı, Hangi Formayı giyecekti, Saçları nasıl
kesilecek idi. Ya kitaplar nasıldı, Keşke Đngilizce olsaydı, Avni’nin nede olsa Okulda
Đngilizce'si 9 un altına düşmüyordu. Bir kaç kelime daha öğrenir idare ederdi. Ama
inanın almanca bilmiyordu. şu “yah” “mah” “danke” “mankeden” de hiç anlamıyordu.
daha dün Migros,a gittiğinde Ekmek almak için 90 kuruş yerine 1 Frank verdiğinde
kadın bir şeyler demişti de Avni nerdeyse arkasına bakmadan kaçmıştı. Aslında kadın
sadece 10 Kuruşunuzu geri alın demişti. birde bu olayı evde anlattığında her kez
gülmüş onunla alay etmişlerdi. Sanki kendileri Almanca'yı analarının karnında
öğrendiler.
Bu düşünceler içinde dalgınca giden Avni birden fazla olarak ne işi vardı bilinmez, ha
bire ablasının arabasının tekerleğinin altına sıkışan ayaklarını kurtardıktan sonra okul
idaresine ulaştılar. Burada Avniye kareli, şekillerden oluşan şeyler ile imtihana
tuttular. Neymiş zeka testi. Neyse Avni bu testler sayesinde aptal olmadığını bir kez
daha kanıtlamış oldu. Avni’yi tepelerde bir yerde Bungertwiss denilen
--- hah öyle işte adını bile söyleyemez bizimkisi......
okula yolladılar ertesi günü saat 7.00 de Avni okula başladı
Okul gerçekten de güzeldi tepede 2 katlı bir bina , kapalı ve açık spor salonu ve hatta
küçük ama kapalı yüzme havuzu olan bir okul. Bu okulda üniforma vs. yoktu saça
başa bakanda yoktu. Adeta öğrenci geldiğinde sevinir gibiydiler. Yok hayır özel okul
değil devlet okulu idi. Sınıflar 16 kişilikti, Avni’yi herhangi bir sınıfa yerleştirdiler,
Avni’ye hey sen kimsin diye soran bile olmadı. O günkü derslerde Avni sadece dinledi
diğer çocuklar nereye gidiyorlarsa oraya gitti. Onlar eve gidince okulda kimse
kalmayınca, O günlük derslerin bittiğini anlayan Avni’de eve gitti. Ders planı bile
vermemişlerdi. Avni her gün okula gidiyor. Bazen dışarılar da kaldığı bile oluyordu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
43/359
Orada adet değişikti. Sınıfların odaları yoktu öğretmenlerin odaları vardı ve öğrenciler
odadan odaya taşınıyorlardı. Yani Matematik dersi ise matematikçinin odasına Resim
dersi ise resimcinin odasına gidiliyordu.
Avni okula gittiği iki ayını nasıl geçirdiğini anlamadı. Sanki ona 2 sene gibi geldi. Tek
hoşuna giden yer yüzme dersleri ile bir de bazen teneffüslerde öğrencilerin onunla
Đngilizce konuşmaya çalışmaları idi. Bu ara Avni okuldan sonraki zamanını Almanca
kurslarında geçiriyor. Birkaç kelime öğrenmeye çalışıyordu. Avni’nin ablası gerçekten
onu adapte etmeye çalışıyor ve kurs parasından falan kaçınmıyordu. Avni ne
yapacağını bilemiyor ve karamsarlığa kapılıyordu gelecekte ne olacaktı almanca
öğrenmezse okuyamaz. ama o kadar çabuk ta öğrenemiyordu. Aslında Avni
gerçekten de bunalımda idi. Bu kadar stres yetmezcesine, üzerine her şeyine karışan
bir sürü büyük. Yani Ablasının arkadaşları vardı.
Ablasının arkadaşları bazen çok abartıyorlardı. Mesela; Su isteseler zaten sessiz
sedasız olan Avni’ye “bardağa koyda getir!” diye ilave ediyorlardı. Yoksa Avni çenesi
düşüklüğünden bir şey anlatırken hiç ara vermediği için, hem konuşuyor hem de
mutfağa gidip geliyordu. Bu arada sürahi yi alıp gelse bile, bardakları getirmeyi
unutuyordu. Nede olsa gençlik. Ama onu da anlamamız lazım biraz. Yalnızdı bunu bir
türlü kimse anlamıyordu evet Avni Yalnızdı. Okul tatillerinde, bütün gün anlamadığı
lisandan çizgi filmler seyrediyor. Akşama kadar konuşmuyordu. Evden bile
çıkamıyordu birisi bir şeyler soracak diye korkusundan. Akşam olunca da çenesi
durmuyor doğru yanlış konuşuyordu işte.
Avni Okula Başlamıştı ve her geçen gün okulda bir şeyler öğreniyordu . Sakın
aklınızdan geçmesin, sanmayın öyle okulda öğretilen Matematik fizik ve kimya gibi bir
şeyler öğrendiğini bizim Avni’nin, gerçek hayat bilgileri. Bizim Avni hayat okulunda.
Mesela bir ülkede etnik azınlık, Yabancı olmak, Misafir işçi sınıfı, ne demektir. Bunun
gibi özellikleri öğreniyordu. Yani bunu anlatan ne kadar aşağılayıcı konu varsa
yaşıyordu. Burada yaşayanlar için yabancılar sadece sabredilen varlıklardı.
Bir gün gene böyle saf, saf okula gidiyordu Avni. Okula giderken kendi sınıfından
birkaç çocuk, onu yolda görmüş, birden Avni’yi durdurarak ona "hoyte kayn şule"
dediler. Tabiiyi ki Avni gene hiç bir şey anlamadı. ama çocuklar ha bire aynı
kelimeyi el kol hareketleri ile tekrarlıyor ve onu durdurup Avni’nin geldiği yönü
gösterip eve gitmesini istiyorlardı.
Avni ancak bu kadarını anlaya bilmişti. Ve çok sinirlendi bunlar benim okula gitmemi
istemeyen, buranın serserileri herhalde diye düşündü. Nerdeyse onlarla kavga edip
dövecekti. öyle ya Avni onlara karşı gayet saygılı davrandığı halde, onlar Avni’nin
yüzüne gözüne hareket çekip onu nerdeyse tartaklarcasına geri yollamak istiyorlardı.
Birde gülüyorlardı. Avni gayet ciddi ve korkusuz görünüp onları takmadığını
göstermek istiyordu. Hatta omuzlarından tutup Avni’yi geri çevirdiler. Avni şimdi
dövecek ti, hepsini hem de bir kerede o kadar kızdı, kızmasına ama, elleri titriyor,
biraz sinir birazda korkusundan buz kalıbı gibi donakalmış bir vaziyette duruyordu.
Hem bizim Avni onları nasıl dövsün ki, o güne kadar daha hiç gerçekten kavga
etmemişti. Sadece bir kez Ataköy'de dayak yemişti o kadar. Burnunu ortasına yediği
o çaaat sesini çıkaran yumruğu hala hissediyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Çaresiz döndü arkasına ve tuttu evin yolunu. buna rağmen gene de kendine
yediremedi. Birkaç blok geri yürüdü. Ve arkasından bakmadıklarına emin olduğu anda
hemen uyanıklık etti ve bir çöp bidonunun arkasına saklandı. Bundan sonra
çocukların ortalıktan kaybolmasını bekledi.
Zaten bu bekleyiş fazla uzun sürmedi. Çocuklar çekti gitti
-
"Şu birkaç it kopuğu nasıl olurda beni okulumdan alıkoyabilirlerrrrr.
"Kendinizi ne sanıyorsunuz siz."
"Ben adamı ne yaparım biliyor musunuz? "
"Bide bu Şule denilen hatunda kim ha! hadi söyleyin?"
"Beni nerden tanıyor?"
"Neden bu Şule denilen kişi Avni’nin okuluna gitmesini istemiyor?"
Hoop hop Avni kendine gel bağırıp durma salak gibi !! .
Avni gene kendini kaybetti içinden düşünürken bazen bağırıyor. bazen uzaklara
bakınıp düşünüyordu bizim avnicik
Ama biliyormusunuz insan dil bilmeyince tam olarak böyle oluyor işte kendi kendine
kafanızdan başkaların ne düşünebileceğini kurup sanki onlar gerçekten bunu demişler
gibi hareket edip genelde kaybeden kendisi oluyor. Birde okuma yazma bilmediğinizi
düşünün.. .
Đşte tam o sıra Avni’nin aklına Birtanesi geldi.
Avni Đstanbul da yaşarken bir gün okuldan Birtanesi ile çıkmışlar ve kızın evine doğru
yürüyorlardı. Havada kar yağıyordu kartopu oynayarak eğleniyorlardı Avni onun
yüzündeki o mutlu bakışları nasıl unutabilir ki?. Tam kızın evlerine yaklaşmışlarken,
etraflarını bir den mahalleli bir kaç delikanlı çevirip, Avni’yi tehdit etmişlerdi. Đşte o
anda Birtanesi eteklerini şort olacak şekilde bağlamış, çocukların üzerine bir panter
gibi atılarak, çocukları dövmeye kalkmıştı. Aslında olayın böyle gelişmesi Avni’yi
pasif durumda bıraktığı için üzmüştü üzmesine ama, her şeye rağmen keşke Birtanesi
burada olsaydı şimdi, yada Avni Türkiye de olsaydı, ne kadar iyi olurdu diye düşündü
ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Avniye yapılan bu olay çok ağrına gitmişti.
Avni Đsviçre’deki okula daha yeni alışıyordu birde böyle bir olay. Bir az daha vakit
geçince Avni toparlandı, saklandığı yerden yolun paralel bir sokağına geçti, hızlıca
okula doğru yürümeye başladı.
Yaşanan bu olay Avni’yi okula geç bırakmıştı. Sadece 4 dakikası kalmıştı, hem
koşuyor hem de aklına takılan şu çocukların söylediği kelimeleri ezberliyordu.
<< Hoyte kayne şule >> ,
<< Hoyte kayne şule>>
Koşa, koşa okula gelen Avni, okulun koridorlarının boş olduğunu görünce daha da
çok korktu. hemen 1. Kata çıktı. sınıfının kapısına geldi ve dura kaldı. Evet dışarıda
kimse kalmamıştı. Anlaşılan Avni geç kalmıştı. Đçeri girdiğinde kim bilir öğretmeni
neler diyecekti. Öğretmen ne derse desin Avni bir şey anlamıyordu ya, neyse gene de
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
45/359
herkesin önünde azarlanmak onu çok üzüyordu.
Bir ara tüm cesaretini topladı ve kapıyı tıklatarak içeri girdi.
Şok!!! Hem de Mega şok ---- O zamanlar mega kelimesi yoktu. Biz zamana uyduk
modernleştirdik....
O da ne içerde kimse yoktu. Avni eyvah yoksa laboratuara mı. indiler diye düşündü
Avni. Hemen zemin katına indi orada da kimse yoktu. Spor salonuna baktı. Kimse
yoktu. Eyvah yoksa bu gün pazar mı dedi içinden. Yook! daha Pazartesi idi. Hem
pazar olsa okulun kapıları kapalı olurdu. Hem sabahleyin okula gelmişti. <<Nereye
kayboldu bunlar??>> dedi.
Dışarı çıktı okulun bahçesinde dolandı ve aklına biraz aşarda kalan yüzme havuzu
geldi oraya kadar yürüdü. kimse yoktu.
Tam çıkarken karşısına Kapıcı olduğunu zannettiği bir Kişi çıktı . Avniye baktı ve o da
öbürleri gibi “hoyte kayne şule” dedi. Eh bizim Avni aptal değil ya artık anladı
galiba bugün okul yok dedi ve eve geldi.
Akşam üzeri ablası geldiğinde olanları anlattı ve ablası ona gerçektende “heute keine
schule” demenin Bu gün okul yok demek olduğunu anlattı.
O Pazartesi Çocuk Atışı denilen (Knabenschiessen) çocukların silah atış yarışması
olduğunu ve bu Zürich'e özel bayramda okulların kapalı olduğunu çocukların küçük
kalibre silahlarla atış yaptıklarını anlattı. Avni’de keşke bende katılabilseydim ben
hava tüfekleri ile çok iyi nişancılık yapabiliyorum dedi. ve Bu günüde böyle geçmiş
oldu.
Ertesi gün okula gittiğinde, Çocuklar Avniye gene bir şeyler anlattılar. Avni artık tek
tük kelimeleri seçebiliyordu. O gün sınıf hocaları Hr. Meier gelerek Avni’nin eline bir
kağıt tutuşturdu. Üzerinde Yabancı çocuklar için almanca yazıyordu. Avni bu
kelimeleri öğrenmişti artık. Merak etti ve ablasına okutturdu. Ablasının anlattığına
göre Avni’yi Çarşamba günü öyleden sonra özel bir okulda daha doğrusu başka bir
okulda 3 saatlik almanca kursuna davet ediyorlardı. Avni inşallah burada bir Türk'e
rastlarım dedi Ablası Türk varsa gene dalga geçersin almanca öğrenemezsin dedi ise
de bu Avni’nin umurunda değildi. Kendisi gibi bir Türk çocuğu ile tanışmak istiyordu
artık. Kaç hata olmuştu bir tanesinden mektup bile gelmemişti henüz. Birde bu
almanca kursu çıkmıştı Avni’nin başına.
Çarşamba günlerini ayrıca seviyordu Avni. O gün hem okul yarım gündü hem de
Matematik dersi vardı. Avni zaten gösterilen kesir ve Bilinmeyenli denklemleri daha
önce bildiğinden bu derslerden imtihanı falan yapabiliyordu. Gene o gün yazılı vardı
Belki Avni’nin öğretmeni ayıp olmasın diye Avni 'ye de Đmtihan kağıtlarını verirdi.
Bunu bilemeyeceğiz ama gene de Avni’yi bu olay bile, yani adam yerine sayılıp
Đmtihanlara katılabilme hissi, Motive ederdi. Bu sayede Avni’nin bu mecburi okul
ziyaretinin anlamı oluyordu.
Zaten kendisine karşı yapılan bu olayı Avni haksızlık olarak görüyordu neymiş Đsviçre
de okullar 9 sene imiş Türkiye de 8 sene bu sebepten dolayı Avni geri kalan 6 ayı
sadece mecburiyet olarak okulda hiç bir şey yapmasa bile devamlılık açısından okula
gelip gidecekti.
Yani düşünebiliyor musunuz? Sınıfta hiç kalmadan Ortaokulu bitiren ve okuluna
liseden devam etmesi gereken Avni, Otomatik olarak 1 sene kaybediyordu. Onun
Ay ile Konuşan Adam
yaşıtları Lise 1 i bitirirken o daha liseye bile başlamamış hatta almanca olarak lisenin
adını bile bilmiyordu.
Diğer çocuklar Avni’nin canla başla yaptığı Matematik imtihanından her seferinde
Avni’nin Pekiyi almasına şaşırırlardı.
Bu da Avniye daha çok haz verirdi, Avni’nin öğretmeni bu duruma çok şaşırırdı. Bir
keresinde ablasını okula çağırmış. Avni’nin Türkiye de çok başarılı bir öğrenci olması
gerektiğini, Buradaki durumunun çok hüzün verdiğini bu sebepten dolayı Avni’nin
içinde olduğu bu 6 aylık dönemi çok ama çok iyi değerlendirip Liseye devam etmesini
önermişti. Ablası da aslında Avni’nin okulda Orta derecede bir başarısı olduğunu
söyleyince öğretmeni buna şaşırıp demek Türkiye'de eğitim seviyesi Đsviçre'den çok
daha yüksek diye bir görüşte bulunmuştu.
Avni de içinden kendi kendine "Ne sandın aptal! biz Türkler geri zekalı mıyız sanki?"
diye böbürlendi. Aslında Avni bu konuda öğretmenine hak veriyordu. ne yapabilirdi
ki, hiç arkadaşı yoktu. Hem okulda nasıl arkadaşı olsun tek lime bile almanca
bilmiyordu. Đlk olarak almanca öğrenmeli, kendine arkadaş çevresi yapabilmeli,
sonrada okula devam etmeliydi.
Avni Almanca Derslerinde
Avni’nin öğretmeninin tavsiyeleri doğrultusunda Avni gene Okulun çatısı altında olan
yabancıları entegre etme kurumunca düzenlenen Almanca kurslarına her hafta
perşembe günleri olmak üzere başladı. Aynı anda Ablası onu özel bir okulda Almanca
derslerine kaydetmişti. Yanı sıra yeni dönemde başlayacak olan Okul idaresi
tarafından düzenlenen ve her kez için açık olan Yabancılar için almanca kurslarına
başlayacaktı, Ve bu kursta öğretmenleri Türk olduğu için Avni bir parça Türkçe de
konuşabilecek problemi olursa soracaktı. Haftasına, Perşembe günü. Avniye okuldan
öğretmeni tarafından eline bir adres verildi. Avni almanca kurslarının onun gittiği
okulda olmadığını anladı. Elindeki adresten arkadaşı yaseminin gittiği okul olduğunu
gördü. Hiç değilse yerini biliyorum diye sevindi. ve yemekten sonra yola koyuldu.
Avni almanca kursu alacağı bu okulun önüne geldiğinde, bir ara durakladı. etrafına
bakındı dışarıda kimseler yoktu. Avni içeri girdi. sınıfı buldu. kapıyı tıklattı ve sınıfa
girdi. Bu da ne sınıfta bir tek Avni büyüktü. Sınıfta birkaç ilk okul öğrencisi vardı o
kadar. Hepsi şımarık ve oyun oynuyorlardı. Đçeride Abartmasız Albert Aynstein
(Einstein) benzeyen masasının üzerinde sanki masası ile kamufle olmuş bir. Adam
oturuyordu, (yahu Avni hani adını söylemeyeyim, hanin onun babası vardıya resim
hocası oda einsteine benziyordu.....) evet zaten Avni’ nin de aklına hemen gene
Birtanesi geldi acaba şimdi ne yapıyordu? gürültü ve hareketlilikler içinde buranın bir
sınıf olduğunu yani aslında Avni’nin alıştığı öğretmen içeri geldiğinde saygı olarak
ayağa kalkılan. sessiz olunan sınıfı pek andırdığını söylemek bir yana dursun burası
daha çok sanki Futbol sahalarındaki soyunma odalarını andırıyordu. Darıma dağınık
her kez herkese bir şeyler atıyordu. Burasının ilk okul olmasına rağmen öğrencilerin
lakayt ve umursamaz olması Avni’yi epey şaşırtmıştı. Hocanın içerde olduğunu kimse
takmıyordu sanki Avni’lerin zamanında sanki sınıfın derssiz yani öğretmensiz geçtiği
zamanlardaki gibi bir şeydi. Tek fark içerde öğretmenin olması idi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
47/359
Neyse Hoca ona doğru yaklaştı isim falan soruşturdu yani tanıştılar, ama Avni’nin
Almanca öğretmeni her kelimeden sonra sınıfa dönüp Sessiz olun demekten kendini
alamıyordu öyle ya zaten gürültüde bir şey duyulmuyordu. Sonuçta Avni bu sınıfa 3
ay boyunca gidecekti gerçi ona hiç bir şey getirmiyordu, Almanca öğrenmesine
öğreniyordu ama tek kelime konuşamıyordu artık her şeyleri anlamaya başlamış
fakat, konuşamıyordu nedense
Đsviçre’de Avni’nin ilk Yılbaşısı
Bu geçen 3 Avni için çok zor geliyordu. Nasıl gelmesin ki! kendi okuluna hiç bir şey
anlamadan gidip gelmesi yetmiyormuş gibi, birde ilk okul çocukları ile aynı sınıfı
paylaştığı bu almanca kursu. Fakat bu Çarşamba günleri geldiği okulun Avni için bir
avantajı vardı. oda Bu okulda Avni’nin Arkadaşı Yaseminin de arkadaşı olan bir
Đspanyol kız vardı ki sormayın gitsin --- Hooop olum Avni buda nerden çıktı şimdi hiç
haberimiz yoktu anlat bakiiym zevkli oluyoo.... Kumral uzun düz kalçalarına kadar
uzanan saçlar, kara gözleri olan bir kız.
Gerçi konuştuklarından Avni bir şey anlamıyordu ama onun öylesine bakması başını
yana eğmesi düz uzun saçlarını boynundan dimdik ve sıkı olan göğüslerinin üzerine
getirerek, saçları ile oynaması Avni’yi mest ediyordu. Gerçi onu sadece teneffüslerde
göre biliyordu ama olsun Avniye bu yetiyordu. hem Avni’nin hala Birtanesi vardı onun
kadar kimse güzel olamazdı. Birde bu Maria arada bir Yasemine selam söylüyordu
"Yani Avni bunu öyle sanıyordu" ---Avniii Yaseminde kim ya! Çatlatma anlatacaksan
anlat...
Yasemin Ya, aslında Yasemin çok iyi bir insan bizim Avni ile çok büyük bir özellikleri
var oda aynı gün doğmuş olmaları. –-- Hadi ya!? atma!.... yok gerçektende Yasemin
Aynı sene aynı gün 17:05 te Zürich’te doğmuş bizimkisi Aynı sene aynı gün 17.35 te
Đstanbul’da doğmuş. --- Demekki yasi abla oluyor yani...... Đsviçre’de yaşayan bir
Gurbetçi ailesinin kızı gerçi Erkek Fatma da desek olur, Fakat Türkçe’si çok bozuk ne
zaman Avni ile konuşsalar Avni gülmekten katılıyordu ama gel gelelim Almanca bir
şey konuşmaya gelse bu seferde Kız Avni’nin konuşmasından katılıyordu. Avni’nin
Ablasının çok sevdiği bir arkadaşının kızı. Avni’yi bir kaç kere Diskoya götürmüştü
Orada Avni nerdeyse milletle kavga edecekti çünkü konuşulandan tek kelime
anlamıyordu ve sanki her kez Avni hakkında konuşuyormuş gibi geliyordu bizim
Avniye. Meğerse zaten Đtalyanca konuşuyorlarmış. O günden buyana Avni bir daha
diskoya falan Yaseminle gitmedi, sadece evde oturup zıbardı , Birtanesini düşündü
hayaller kurdu. Hayallerini kendi kendine yıktı. Böylesine günler geldi ve geçti.
Derken Yılbaşı geldi, Daha doğrusu , Yılbaşından 6 gün önce kutlanan ve Đsa
Peygamberin doğum günü olarak kutlanan Noel gecesi,
Bu gün bizimkiler, Tatildi. Dışarıda kar yağmış ama Đsviçre’nin o sisli ve yağmurlu
havası yoktu her yer aydınlık Havada güneş ve mis gibi temiz hava vardı ve her
zaman olduğu gibi gene Ablası ile birlikte Ablasının elektro Arabası ve Avni kendi
yaptığı kay kay’ı olmakla beraber ver elini doğru Göl kenarı. Avni göl kenarını çok
seviyordu orası sanki ona denizi ve uçsuz bucaksız özgürlüğü temsil ediyordu. gerçi
bu gölün genişliği Đstanbul boğazından geniş değildi ama olsun gene de insan
bulduğu ile yetinmeli. Akşam oldu güneş battı ve Avni’ler eve geldiler . Bu Arada
Ablası aylık alışveriş yaptığından Avni’den aşağıdaki kilere inip bir Sepet Patates
getirmesini istedi.
Ay ile Konuşan Adam
Avni denileni hemen yaptı Kilere indi kiler Evin alt katında bulunuyordu fakat
Đsviçre’de ki evlerin hepsinde hava savunma için Kalın Beton ve gene Beton
Kapılardan oluşan bir yer ve burada her kez’ in Kendine ait tahta çubuklarla ayrılmış
küçük, küçük kafesleri vardı. Burada her aile kendine ait şeyleri saklar ve gene
tahtadan olan kapılarını kilitlerdi. Avni bir keresinde bu evlerin alt katlarının neden
bu kadar kalın nerdeyse Yarım metre kalınlığında olan duvarlardan yapıldığını
sormuştu. Cevap olarak ta şayet savaş çıkarsa her kez bombardıman zamanında
buralara kaçacak ve bombardımanın bitmesini burada bekleyecekti. içerdeki küçük
odaların tahta çubuklardan olması da bunların tehlike anında sökülüp Katlı yataklar
haline gelebilmesi idi. Ne kadar enteresan bir teknoloji. Sanki Đsviçre savaş gördü. (
Öyle deme Avni senin daha bilmediğin çook şey var bir keresinde Inglizler Stutgart
(Almanya) yerine 2. dünya savaşında Đsviçrenin Schaffhausen denilen kasabasını ve
Kruezlingen şehrini yerle bir etmiş sonrada Pardon demişlerdi Yaaa! Bun dan buyana
isviçrede yapılan her evin altında Hava korunma Barınakları vardır.)
Bizim Avni düşüncelere dalmış hem de düşündüklerini canlandırdığı için yani
olabilecek her şeyi yaşadığı için birazda ürpererek patates çuvalına yaklaştı. Gene
hayal ediyordur. Aklından çıkacak bir savaşta yerde yatan bir sürü yaralı arasından
sadece kendi Aşkını yani o gözlerini bir türlü unutamadığı Birtanesini kucaklayıp bu
korunma yerine bırakıp kendisi dışarıya çıkıp uçakları sapan la falan vurup bir sürü
uçak düşürdüğünü hayal edip duruyordur gene. Zaten Avni boş zamanlarında tek
hobi si bu
Avni, bu hayallerle uğraşırken, arkasından gelen bir gürültüyle irkildi ve korkarak
arkasına döndü ve çığlığı patlattı koşarak patatesleri bir tarafa atarak yukarıya yani
eve kaçtı. Nasıl kaçmasın ki Arkasından Canavar kovalıyordu çuvalların içinde elinde
ağaç saçakları sanki iptenmiş gibi darmadağın olan saçları ile biri Avni’nin peşinden
geliyordu
Ablası Avniye ne olduğunu sordu Avni gene başladı saçmalamaya Ablası hiç bir şey
anlamadı. Avni sen sakın hayal görmeyesin dedi Tam orada Kapı çaldı. Kapıyı açtı.
Avni’nin karşısında gene o Canavar duruyordu. Canavar Avniye doğru bakarak zaten
donup kalan Avni’nin arkasındaki ablasına bir şeyler dedi Avni bu olayı hiç kıpırdaman
seyretti zaten istese de kıpırdanamıyordu ki. Sonra Avni’nin yerlere fırlattığı
patatesleri Avniye uzattı ve gitti. hüüüüp Arkadan bir kahkaha Ablası Avniye baka,
baka gülmekten kırılıyordu. Avni artık hiç bir şey anlamıyor ne olduğunu
şaşırmışçasına ortalıkta duruyordu.
Gelen Kapıcının oğlu imiş Noel babanın Yardımcısı şeklinde kıyafete girmiş. ondan
üzerinde çuvaldan elbise, ipten dağınık saçlar, Kafada gene çuvaldan kapuze, suratı
kara, kara lekelerle boyanmış çirkin mi çirkin Biri. Noel Baba ile hediye
dağıtacaklarmış. Ba... ba... bak bu işe ulan bunları gören bütün çocuklar korkar ya
dedi Avni ablasına ablasında hiç olur mu böyle şey Đsviçre de her kez bu figuru
tanıyor.----Bir bizim Avni hariç O da tanı masada olur. zaten O her hangi biri değil
ki! O bizim Avni......
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
49/359
Bu olayda her kez’in dilene takıldı ve Avni’yi alaya almak için tüm tanıdıklara bir yol
daha açılmış oldu. Artık her kez Avni’yi "hey noel baba katili" diye çağırıyorlardı.
Avni’de işte bu hareketlere çok, ama çok içerliyordu. Her kez sadece Avni ile uğraşır
olmuştu sanki başka işleri yokmuş gibi. Yok ne kadardır buradasın hala almanca
öğrenemedin! Bisiklet’i yolun ortasından sürme! Su getirirken bardağa koy da getir !
vs. diye soruyorlardı. Ama Avni’yi en çok üzen olay ise, Avni yelken kullandığından,
derslerin de ve okulunda ne kadar iyi olduğundan, Yeni yazılmış olduğu Kung fu dan,
Basketbol oynadığından çok sportmen olduğundan vs. bahsettiğinde hep ona
söylenen şey Avni sen anlatma insan öyle her yaptığını becerisini, söylememeli ancak
sorulduğu zaman söylemeli diyorlardı ve Ağzına tıkıyorlardı lafı Avni’nin. Bu alaylar
aylardır böyle sürüyordu --- Sanki soruyorlardı da Avni anlatsın.... Artık Avni öyle
alışmıştı ki ablasının arkadaşlarını görünce daha kendi kendine ona söylenilen bu
sözleri içinden tekrarlıyordu. ama kafasına da takmıyordu. O her zaman neşeli güler
yüzlü mutlu bir çocuk olmaya devam ediyordu. (yüzündeki sivilceler ve 16 yaşında
yakalandığın ülser bunun böyle olduğunu anlatmıyor ama hadi neyse Avni sen gene
tak maskeni yüzüne)
Çok konuştuğu için zaten kendiside söylenenleri ancak yalnız kaldığınca düşünüyor
ağrına gidiyor ve üzülüyordu . Ne arıyorum ben burada? nasıl çıkacağım işin içinden
diyip duruyordu. Ne zaman gene istanbul’a gideceğim....... Ben ne olacağım???
Aslında Avni açısından hiçte kolay değildi bu olaylar. etrafındaki gelişmeler, ona
sorulmadan gelişiyor yetersiz olan ve öğrenemeyeceğini bildiği Almanca’sı. Yani
orada yetişmiş olanların seviyesine, nasıl olacaktı da iki üç aylık semester bitimine
kadar yetişecek ti?, sonra tarih coğrafya ve diğer yani genellemek gerekirse
Matematik dışında bütün derslerde her kez’ e yetişerek ve hatta onları geçecekti,
çünkü geçmesi de gerekiyordu. Avniye okulda zaten müzeden bir heykel gibi
bakıyorlardı. Sadece gelip çevirip Avni’ye bakıp giden öğrencilerle doluydu etrafı.
Kompozisyon "Türklerin göçü".
Artık Đsviçre’de yaşam Avni için epey zorlaşmaya başlamıştı. Gittikçe Avni’nin işleri
zorlaşıyordu. Okulda Tarih dersinde, geçerli not alabilmesi için Tarih dersine bir
kompozisyon yazması gerekiyordu. Hem de almanca ---Almanca mı o da ne? olum
daha migros’tan ekmek alacak kadar almancan yok senin... olarak okuyacaktı. Yani
iş gene başa düşmüştü. Neyse Ablası yardıma koşacaktı, ve Avni’nin tam 2 ay vakti
vardı. Bu arada Avni’yi ablası Türkler için almanca kursuna ve aynı anda Audio
Visuelles Sprach okuluna da günde 5 saat olmak üzere gidecekti. Bu arada okulların
tatil olması Avni’ye ilaç gibi gelmişti tam 3 hafta kayak tatili olacaktı. ---- Kayakta ne
kine? Avni? Şaka, şaka...
Neyse Tatil başlamış Avni şu görsel/duyumsal denilen lisan kurslarına gidiyordu. Bu
kursun özelliği insanın ağzından söke, söke laf alıyorlar bülbül gibi Avni’yi
konuşturuyorlardı. Akşamları da Türklerin kursuna gidiyor geri kalan zamanlarında şu
Türklerin orta Asya’dan göçlerini konu alan kompozisyon için bilgi topluyordu. Ne
meydanlar us nede başkası Avni her olanağı değerlendiriyordu. Ve sonunda yazdı
bitirdi tam tamına 49 sayfa olmuştu. şimdide Almanca’ya tercüme edilmesi kalmıştı.
Tatil sonuna kadar Avni hem kompozisyonu hem de gereken resim harita ne varsa
bitirdi. Ve su gibi ezberledi almanca olarak okuduğunda her kez hayran kalıyor ve
Avni’nin başarısından dolayı seviniyorlardı.
Ay ile Konuşan Adam
Tatil bittiğinde okul başladı ve Avni okula gittiğinde kompozisyonunu sunmak zorunda
kalacaktı ve sundu da Öğretmeninin çok hoşuna gitti Avni’den sınıfa okuması istenildi
oda Hatim indirmişçesine ezbere okudu. Đçinden de hep dua etti inşallah kimse soru
sormaz diye.. öyle ya sorsalar Avni ne, sorduklarını anlayacak ne de cevap verecek
kadar almancası olacaktı. Neyse kompozisyon bitti sınıftan büyük bir alkış koptu. Her
kez şaşırmıştı öyle ya hiç almanca konuşmayan birisi almanca şakıyordu adeta. Avni
çok gururlandı gözleri yaşardı etrafına baktı. sıraları anımsadı. bu arada teneffüs zili
çalmış her kez dışarı çıkıyordu. Avni boş kalan sıraları gözleri ile aradı... evet O yoktu
yeşil gözleri ile parlak mutluluk sunan Avni’den gurur duyan O yoktu sınıfta. Avni’nin
arkadaşım dediği hiç kimse yoktu sadece Avniye yabancı olan bir sürü talebe ama
bunlar daha Avni ile samimiyet bile kurmamışlardı. Avni çöktü yere çöktü sınıfta
kimse kalmamış ama Avni’de de güç kalmamıştı artık... Bir ara kendine geldi dışarı
çıktı gene okulun tepesindeki terasına gitti orası zaten hep boştu. Tam tarasa
geldiğinde yağmur azar, azar çiseliyordu. ve gene o saksofoncu çayda çırayı
çalıyordu. burada Avni kendini koyu verdi çığlık çığlığa ağladı. Ne yapabilirdi ki geri
dönse kimi bulacak yarım bıraktığı Türkiye’de ki okula nasıl başlayacaktı.
Zil çalıp içeri girildiğinde Avni’lerin öğretmeni gene Avni’den kompozisyon istedi. Bu
sefer Đsrail hakkında. Avni kompozisyon verecek bu sayede hem Almanca’dan hem de
tarihten geçer not alacaktı. Zaten diğer derslerden o kadar problem yoktu yani sınıf
geçebilecekti bu çok güzel bir olaydı ve büyük bir şanstı. Yani okumaya devam. hem
unutmamalı Avni Remibuehl de okuyordu bu liseyi bitiren dünyanın her üniversitesine
direk katılma hakkı kazanıyordu.
Avni günlük gittiği gymnasium (lise) yanı sıra akşamları da almanca öğrenmek için
Türkler için almanca denilen 9 semester olan Almanca kursuna da katılıyordu bu
kursta hem almanca öğreniliyor hem de bir kaç Türk arkadaş tanıyordu hani krolar
var ya onlar yani. –Yok ya ne krosu hem sen ne demek istiyorsun öyle kime kıro
diyorsun salak - yok ya Avni hemen kızma gene ben sadece hani gurbetçilere
Almancı krosu denir ya onu demek istedim. - yok arkadaş seninle bozuşa çağız bak
gene. – Tamam, tamam Avni sen devam et - olur mu ya reji dedik sana güvendik
şimdi adamda konsantre falan bırakmadın nerde kalmıştım . - hıh siz kusuruna
bakmayın Avni işte kimseye toz konduramaz
Bu kursta çeşitli yaşlarda ve Türkiye’nin çeşitli yörelerinden ( hııııı sana bakıyorum
reji bozuntusu dikkat et öyle sırıtma) tam 12 kişi ve 1 öğretmen vardı Hepside kendi
aralarında çok iyilerdi. Avni’de <<bana da zaten arkadaş lazım>> dedi gençler den
bir grupla çarşamba günü saat 14.00 da yüzmeğe gitmek için anlaştılar. ama Avni
gözüne Đstanbullu bir çocuğu kestirmiş, bu tam benim kafama göre demişti.
Çarşamba günü saat 13. 30 da Avni buluşacakları yere gitti bekledi burası Zürich’in
ortasından akan nehrin yan kenarı Müze arkasındaki park girişi idi. Hava soğuktu ilk
bahar yaklaşıyordu ama yinede dondurucu ayaz kendini gösteriyordu. Avniye göre bu
buluşmada hem arkadaşları olacaktı hem de ilk kez halka açık kapalı yüzme havuzuna
gideceklerdi belki de birkaç hatunla tanışırdı Avni. --- Sen halt etmişsin Avni ilk önce
tanışta sonra konuş.....
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
51/359
saat 14:00 olmuştu o arada Şügi adında Antakyalı biri geldi. Birlikte başladılar
beklemeye, Şügi ile biraz daha konuştular, gerçi Şügi nün şivesinden bizim Avni çok
fazla anlamıyor yada yadırgıyordu ama olsun alışırdı Avni daha Đstanbul’dan başka
Türkiye’nin hiç bir yerini görmemişti. Zaten hani o kadarda ilgisini çekmiyordu
Burjuva Avni noolcak (Reji Sen sus!!!) neyse beklediler, beklediler daha beklediler
konuştular, konuştular saat 16 oldu ama hala gelen giden yoktu. Avni Şügi ye yahu
bunlar o kadar hevesliydi nerde kaldılar dedi Şügi de o meşhur omuz silkmesi ile iri
dudaklarını bükerek bilmem işareti yaptı. Avni Şügi nün bu hareketine bayılmıştı. ve
artık beklemeden birlikte gittiler. Diğer gün sonraki gün ve hala Avni kendine
gerçekten bir arkadaş bulmuştu sonunda.
Ay ile Konuşan Adam
Bölüm 5
Yaz tatili yaklaşmıştı artık.
Bizim Avni’yi de bir telaş aldı görmeyin, hem yaz tatilinde 6 hafta Avni Türkiye’ye
gidecek hem arkadaşlarını görecek hem Bir tanesini bulacak. Hem de tekrar
Đsviçre’ye geri döndüğünde Lise 2 den okula devam edecekti. Evet Avni’nin okul
idaresinden Avni ye deneme sürecini geççiğini ve sene kaybetmeden diğer
öğrencilerle beraber 2. sınıftan devam edebileceği resmen yazılı olarak bildirilmişti.
Yani Devam okumaya devam. Dışarıda kuşlar uçuşuyor ve her yer yemyeşil hava
güneşli ve Dağların zirvelerine ki karlar ta Zürich’ten görünüyordu.
Avni hemen bisikletine atladı 10 Km ileride oturan Şügi süne gitti mektubu ona da
okut tu sevindiler. hoş gerçi Şügi okumuyordu ama Avni yi tanıdığı için çok
seviniyordu. Hemen bu sefer, nehir’e yüzmeye gittiler. Nehir kenarında bir tepe vardı
oradan asfalt yoldan aşağıya kay kaylarına binerek kayıyorlar sonra kay kay’lar
kaldırıma vurup durduğunda zıplayarak kendilerini 10 15 m. ileriye atarak suya
düşüyorlardı bu onlara çok ama çok zevk veriyordu. sonra akıntıya karşı yüzerek 5
dakikada kıyıya ulaşıp suya atladıkları yerin 30 40 metre ilersinden karaya çıkıp gene
her şeyi baştan yapıyorlardı. Hem de tüm gün boyunca. Bundan neden bu kadar zevk
alırlardı bilinmez. Bir nevi akıntısı epey kuvvetli olan nehre meydan okumak, bir nevi
delilik, sanki Đstanbul da Banliyö trenlerinin açık kapılarında, sörf yapmak gibi bir şey.
Şügi ile Avni bu güzel Pazar gününü eğlenerek geçirdiler.
Aslında her şey normal görünüyordu
Avni okula gitti eve geldi. Okula gitmek artık Avni için çok
zevkli gelmeye başlamıştı arkadaşlarını selamlıyor almanca
olarak n’ber nasılsınız gibi soruyor onlarda ona güler yüzle
selamlıyorlardı. Bu kompozisyon olayı Avni için “sende
bizdensin” olayını canlandırmış Avni artık sınıf gurubuna altı ay
gibi uzun bir deneme sürecinden sonra katılmış oluyordu.
öylen yemeğinde ablası Mektupla içeri geldi bu mektup Zürich
şehir idaresi Yabancılar bürosundan geliyordu. Ablasıyla Avni
mektubu okudu ve şok! !! - Ne oldu aavni konuşşana Avvniiii
Gelen mektup şehir idaresinden di ve Avni’nin çok başarılı olduğunu ama Anne Ve
babasının Đsviçre de olmadıklarından dolayı yani bu ülkede vergi ödemediklerinden
dolayı Avni’nin devlet okullarında okumasına okul idaresi yeşil ışık yaktığı halde
devlet, izin verilmiyor ve şayet özel okula kaydı yapılmaz ise ve ya bir iş bulamaz ise
3 Ay içinde ülkeyi terk etmesi gerekiyordu. Ne olacaktı şimdi. Avni öyleden sonra
okula gidemedi akşama kadar düşündü durdu. “Ne yaparım ben şimdi? Türkiye’ye
dönsem Lise faslını kaçırdık. Ah aptal kafam, şimdi Askeri okula gitseydim hem
okuyor olacaktım hem de Bi’tanem benim yanımda olacaktı.” diye düşündü, düşündü
ama her şey için geç olmuştu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
53/359
Đşte O an Avni Bi'tanemi aramak istedi. Đçi sadece Onu istiyordu, Bi'tanesi’nin sesini
duymayalı nerdeyse bir seneden fazla olmuştu. Onu telefonla arayamazdı sözü vardı
aramamak için. Okula mektup yazması gerekiyordu ama daha 1 hafta önce yollamıştı
daha Bi'tanesi cevaplamamıştı ama bir şeyler yapmalıydı.
Avni’nin ablası bekle biraz hemen karamsar olma demişti ama gel de sen karamsar
olma... Özel okul için 20Bin Đsviçre Frangı sezonda istiyorlar. Okulu bıraksa bu sefer
tam bir gurbetçi olacak. Akşam olmasına daha 3 saat vardı oturdu kağıt kalemin
başına ve başladı Bi’tanesi ne yazmaya.
Avni bir yandan Bi'tanesi’ne mektup yazıyor bir yandan da yazarken de aklından
“olsun bende TR ye gider eniştemin yanında bir büro işi bulur çalışırım. buradan
kurtulmuş olur Bi'tanem’e daha yakın olurum” diyordu.
Hem Ömür okulu bıraktı da ne oldu adam gibi kendi parasını kazanıyor diye düşündü.
bir yandan da seviniyordu. Ama Avniye bu ülkenin yaptığını da haksızlık olarak
görüyordu.
Akşam oldu ablası geldi ve Şügi’de geldi. Akşam yemek yediler dertleştiler bu arada
ablası müdürü ile konuşmuş yarın okul bölüm sorumlusuyla konuşulacaktı. o gece
geçmek bilmedi
Ertesi sabah Ablası izin almış okula gitmişlerdi Okul müdürü hayretler içinde kalarak
Avni’nin hocası Dr. Meier ide çağırıp birkaç yere telefon ve Bern ülke okul
komisyonuna mektup dilekçe yazdılar. Ama pek umut yoktu. Avni ablasına
- “Abla boş ver ben TR ye dönerim orda nasıl olsa enişteler gözlük çerçevesi fabrikası
açtılar, orda bana bir iş bulunur”
dedi. ama Ablası vazgeçmek istemiyordu kişiliği gerekçesi ile ablası mücadele etmeye
bayılıyordu aslında hem sakat bir bakıma yardıma ihtiyacı vardı bir yandan da
tuttuğunu koparıyordu aynı anda kendini sorumluda hissediyordu aslında, çünkü
Avni’yi buralara kendisi getirmişti. Bu konuşmalar çerçevesinde eve döndüler eve
geldiklerinde
Postada Türkiye Pullu bir Mektup..... .
Avni postada Türkiye pullu bir mektup gördü çok sevindi Hemen açtı hiç sorulur mu
bu mektup Bi'tanesin den geliyordu. Aklına cebindeki kendi yazdığı mektup geldi “tüh
keşke yollasaydım” dedi içinden. Ama gene heyecanla arka odasına çekildi ve okudu
ilk satırlar şaheser di. Hal hatır Bi’tanesi’nin okulundan falan bahsediyordu. Avni
gerçektende içinden “Bu durumda bari Türkiye’ye gidip Bi'tanem’in okulunda
Hademelik yapsam, baksana beni özlediğini yazıyor. Birtanem hele ben seni nasıl
özledim bundan haberin var mı?” diye düşündü. 2 Sütün olarak yazılmış mektubun
arka tarafını çevirdi ve işte o an her şey Avni’nin başına yıkıldı. kaderden 2. darbeyi
yiyordu hem de şu kelimelerle << Đnsan kalbine söz dinletemiyor. insanın kalbi
kendini seveni değil kendinin sevdiğini istiyor, bundan da anlayacağın gibi sana
cevabım gene hayır >> Avni ne yapmıştı? yoksa bir şey mi teklif etmişti?, ne
olmuştu? Avni mektuplarında hep onu ne kadar çok sevdiğini yazıyordu ama ........
Neden? niçin? bu sorulara cevap ne zaman gelecekti? Avni artık komple çöktü. Şügi
içeri girdiğinde Avni zaten karanlık olan odasında yatağının yanında yerde
Ay ile Konuşan Adam
hıçkırıyordu. ne ablasının işe gittiğini nede Şügi’nin geldiğini gördü. sadece her şey
kararmıştı sanki karanlık bir çukura düştü Avni birden.
Avni’nin kabahati neydi onu bilmiyordu. mutlaka bir yerlerde bir
yanlışlık yapmıştı ama nerde. Yoksa ona bu mektubu birilerimi
yazdırmıştı Dip not olarak "lütfen beni bir daha ne telefonla
nede mektupla ara" yazıyordu Şügi Avni’nin elindeki mektuba
baktı, her zamanki gibi usulca dışarı çıktı........
Avni kaç saat ve kaç kere bu mektubu defalarca okudu
bilemiyor ama bir şey kesindi Bi'tanesi’ni ne mektup ne de
telefon açabilecekti ama neden? .....................
-----.valla ben den de komentar yok çocuk son darbeyi de yedi. Amma
rastlantı darbesi ha! Ne olurdu şu mektup bir kaç ay önce yada sonra gelseydi yani! Hani her şeyi bir
kenara atık bu günü nasıl unutacak...................
Avni Đsviçre’den atılıyor.
Daha doğrusu, daha Mayıs ayı . Fakat Avni’ye Đsviçre eğitim makamlarından gelen
mektup doğrusunda okuduğu okulu hemen terk etmesi isteniyor, bu sebeple Avni’nin
okula da gitmesi gerekmiyordu. Ne ablasının şahsen yazdığı, ne de ablasının çalıştığı
hasta hane’nin müdürünün, Avni’nin okuduğu okul’un müdürünün, Đsviçre eğitim
müdürlüğüne ve hatta bakanlığına yolladıkları dilekçelere olumlu cevap gelmişti. Her
gelen haber negatif, her gelen cevap aynı.
Avni posta kutusunu açtığında, ne zaman Avni adına resmi makamlardan bir mektup
geldiğini görse, Avni bir ata sözü gibi hep aynı cümleyi tekrarlıyordu. "Bundan da
anlaşılacağı gibi sana gelen cevap her zaman olduğu gibi yine hayır Avni!!!".
----Ya çocuğa büyü falan mı yaptılar, nedir bir den kısmeti kapandı.
Avni artık Türkiye’ye de gitmek istemiyordu. Türkiye de bekleyeni kalmamıştı.
Bi'tanesi onu resmen ret etmişti. Okullara başlamak içinde geç kalınmıştı. Avni yi
Türkiye’ye çeken bir kuvvette yoktu artık.
Avni’ye resmi makamlardan gelen mektuplar hali ile tüm tanıdıkları ilgilendiriyor,
Đsviçreliler dahil nerdeyse her kez, yapılanı haksızlık olarak dile getiriyordu.
Akşamlardan birinde yine Avni için düzenlenmiş olan konferansta, Avni’nin ablası ve
diğer tanıdıkların da olduğu bir görüşmede,.olumlu cevap gelse bile Avni’nin yani
işlemlere tekrardan başlanması için Türkiye’ye gidip geri gelmesi gerektiği fikri ortaya
çıkmış, Ayrıca bu konseyin aldığı başka bir karara göre olaya yani Avni konusuna
kısaca “Avni sendromu” olarak adlandırmışlardı. Aslında tabiiyi ki ortada ne sendrom
nede konferans vardı. Fakat herkes’in pür dikkat Avni’nin problemine el atmaları.
Aslında Avni’nin ablasını çok seven, ablasının arkadaşlarının yardımcı olmasını
seyreden Avni ve Şügi, kısa bir süre için bile olsa Avniye acılarını unutturuyor, Şügi
Avniye toplandı senin profesörler diyerek, dalga geçiyorlardı.
Aslında Avni daha başka ne yapabilirdi ki? Okuldan atılmış ülkeden atılmış
Anavatanından atılmış. Kariyer peşinde koşacağım derken ortada kalan 15 yaşında bir
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
55/359
çocuk. ---- Ha abi aklıma geşmişkene dedinya demin Avni kariyer peşindeydi diye. Đyi ki de
yapmamış yapsaydı Avni çalışıp karısı da yiyecekti. Yani (Karı-Yer)
hi.hi.....
Daha fazla Avni’nin Đsviçre’de kalması için hiç bir sebep yoktu. Đsviçre’ye geleli ancak
senesi dolacaktı ama başa gelen çekilir düşüncesi ile gidecekti. Gidecekti gitmesine
ama geleceksiz. Hiç bir yerde istenilmediğini bile, bile başaramamış biri olarak, hem
de elinde olmadan. Sorsalar Avni nasıl anlatacak neden beceremediğini. En önemlisi
Avni sevgisiz dönecekti geriye mağlup..... Tek aşkını da yitirmiş olarak.... Kovalanarak
kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırarak kaçan bir köpek misali ayrıldığı ülkesine
şimdi de, sürünerek dilenen, istenilmeyen bir sokak köpeği gibi dönecekti geriye.
Bi'tanesi olmadan onu bekleyen......
Avni’nin ablası Avni’ye kapı komşuları’nın ağabeyinin TIR kamyonu olduğunu ve
Pakistan’a gideceğini isterse Avni onunla Đstanbul’a kadar gidebilir ve 2 ay sonra
dönerken de yine onunla gelebilirdi. Tek sorun yolculuk yarındı. Avni için kaybedecek
bir şeyi kalmadığından dolayı ve daha çok kapalı kaldığı evin üç odasının içinde girdiği
bunalımdan kurtulmak ve ileriye dönük planlara başlayabilmek için eline geçen bu
fırsatı değerlendirmekten başka yapılacak bir şey kalmamıştı. Ya Đsviçre’de kalıp
bunalacak yada geriye gidip tekrar başlayacaktı. - Hoppala gene yolculuk..
Ertesi sabah Avni’nin daha önce hiç tanımadığı bu Mustafa ağabey almaya geldi
Mustafa ağabeyin arabası bir Mini idi. Avni içinden güldü. “ister misin Avni şimdide bu
mini ile gidelim Türkiye’ye” dedi nede olsa kocaman gelişin yani Vosvosla geldiği bu
ülkeden tabiiyi ki küçücük mini, mini dönüşü olacaktı.
Đlk olarak Basel’e geldiler gece olmuştu Tren garına TIR’ların olduğu bölgeye geldiler.
Buradan Mustafa ağabeyin Volvo marka TIR’ına bindiler. ve Almanya’ya doğru yola
çıktılar. Avni nereye gidiyoruz dediğinde TIR’ın yağ yani Yemek Margarini dolu
olduğunu onu Almanya’nın Hamburg şehrine götüreceğini, sonradan Hamburg’dan
alınacak olan inşaat malzemesini de Pakistan’a götüreceğini öğrendi.
Avni “Eh hadi hayırlısı” “vakit var boş ver” dedi içinden. Avni nasıl olsa zaten ne
Türkiye’ye dönmek nede burada kalmak istiyordu. Esasında Avni hiç bir şey
yapmakta istemiyordu. Yol boyunca acaba ölmek nasıl bir his diye düşündü durdu.
Hamburg'a geldiklerinde yemeklerini yediler. sabah saat 06.00 olmasını beklediler
saat 6.00 da fabrika kapılarını açtı içeri girdiler Kamyon boşaltıldı. Hamburg un başka
bir bölümüne gittiler oradan da inşaat demirleri yüklendi. Şimdi bunları da Avni
birilerine anlatsa kimse inanmayacak. Tam 3 Saatte sadece 3 adet tavan Trapezi
alındı. Yani koca inşaat için sadece 3 parça. Avni yine içinden “yahu bunu da Pakistan
da yapsalar ya” diyerek geçirdi. Anlaşmalar gereğince almanlar buradan götürmek
gereğindeymiş Mustafa ağabeyde “Avni sus ya! ekmeğimize mani olma” dedi. Sadece
Mustafa ağabeyin bir kez Afganistan, Pakistan ve geriye gelişi 2 ay sürüyormuş.
Benzin ve yol masrafları dışında 20.000 mark para kazanıyormuş. Avni o an acaba
bende bir TIR mı alsam diye düşündü. – o ooo hayallere bak işsiz kaldı ya sen kur babam kur.
Daha ehliyetin yok
Hamburg’dan Malzemeleri yüklenmesinden hemen sonra, yola çıktılar. Đsviçre sınırına
geldiler. Burada Kamyonu Trene yüklenmesi gerekiyordu çünkü Đsviçreliler 20 ton
dan daha ağır kamyonların kara yollarından geçmelerini istemiyorlardı. Avni ve
Mustafa ağabey, yine aynı tirendeki kabine girdiler, sabaha kadar uyudular
Ay ile Konuşan Adam
Sabahleyin Đtalya sınırına gelindi. Đtalyan sınırında iki üç saat beklemeden sonra
Đtalya’ya girildi. Henüz saat 8.00 e geliyordu ama, hiç durmaksızın Yugoslav ya
sınırına kadar gittiler. Bunun sebebine gelince; Đtalyanlar saat 16.00 dan sonra gelen
kamyonların işlemlerini yapmıyormuşlar bir de günlerden Cumartesi yani
anlayacağınız geç kalınırsa Pazartesine kadar beklenecek. Yer mi? bas Gaza neyse
saat 15.00 gibi Trieste sınırına gelindi.
Bu ara Avni’yi bir burukluk aldı. Avni bu yolları tanıyordu geçen sene bu yollarda bir
sürü ümit’le gelmişti. Gözünün önünde, kazalar, ölüler Türklere çektirilen rezillikler,
her şey o kadar canlıydı ki. Acaba bu sefer neler olacaktı. Avni 2 gün boyunca hiç
konuşmamıştı. Sadece gerektiğinde. Ne konuşacaktı ki?. Hayalleri yıkılmamışmıydı,
Avni’nin.
Avni Đsviçre’de kalacaktı. Sözüm ona Elektrik mühendisi olup ülkesine dönüp Bi'tanesi
ile evlenecekti. Ama şimdi Avni’yi isteyen bir hiç bir ülke kalmıştı. nede bir daha
Okuma şansı. Avni biliyordu kendine iş bulacak ve ilerde kendi iş yerine sahip
olacaktı. Ama en kötüsü artık onun için Bi'tanesi yoktu artık. ama yinede olsun kızın
onu istememesi onu hayat boyu kaybetti anlamına gelmiyordu ki. Avni onu beklerdi.
Artık zaman’da vardı. Hem de ölene kadar. Sonra içinden yok ya bu haksızlık olur
diye düşündü.
Şayet bir kaza falan olurda ölürse her şeye çözüm zaten gelecekti Avni için. Çünkü O
güne kadar her istediği olmuştu. Đki mektubun birden geldiği O kara güne kadar.
Ama bir şeyi daha biliyordu Avni ne kadarda güzel yazmıştı Bi'tanesi - Ya Avni kızma ama
neydi o? gerçekten çok güzel ve doğru bir sözdü
"Đnsan kalbine laf anlatamıyor insanın
kalbi onu seveni değil kendi sevdiğini istiyor!" Bu kelimeleri defalarca tekrarlıyordu
neden mi? neden olacak Bi'tanesini gördüğünde ona sarılmasın ve hatta ondan
saklansın diye çünkü Bi'tanesi onu istemiyordu. Bi'tanesini şaşırtmak veya kızdırmak
Avni’nin hiç istemediği bir şeydi. Onu sadece uzaktan görmek yetecekti. Avni için
önemli olan Bi'tanesi’nin izini bulsun. Bu yeterdi Avniye onun hayat boyu yakınlarında
olmak, yardıma ihtiyacı olduğunda koşmak tek istediği idi. Öyle ya aralarında onları
utandıracak hiç bir şey olmamıştı yani her zaman yüz yüze gelebilirler ve hiç bir şey
olmamışçasına yeniden görüşmeye başlaya bilirlerdi. Ama bu sefer Avni ona
gerçektende layık olamayacaktı çünkü okuyamıyordu artık. Ne bir mesleği nede aile
geçindirecek kadar parası olacaktı. “Bir bekle hele” dedi kendi kendine “Hele bir
Türkiye’ye varalım.” son sözleri yüksek sesle mırıldanmış olacaktı ki Mustafa ağabey
duymuş
- “Avni. Sahiden sen bütün yol boyunca bu ana kadar hiç konuşmadın, sadece
uyurken ve demin yaptığın gibi mırıldanıyorsun. Ne oldu?”
diye sordu.. Avni anlatmaya başladı Bi'tanesi dışında her şeyi anlattı ve ne yapması
gerektiğini soruyordu aslında. Mustafa ağabey sabırla dinledi sonra Avni sustu ve
Mustafa ağabey bir türkü tutturdu yanık, yanık söylemeye başladı. Avni bir ona baktı
bir kendisine sonra Mustafa ağabey
- “Biliyor musun Avni? Her insanın kaderi ve yiyeceği lokması önden belirlidir önemli
olan bunu bulabilmen. Zorluktan kaçmadan zorlukla savaşa bilmen. Bak ablan senin
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
57/359
gibi kaçsaydı ve çabalamasaydı, o sakat hali ile şimdi Türkiye’de dileniyor olurdu.”
Bu Avniye tokat gibi geldi.. Evet aslında Mustafa ağabey doğru söylüyordu ümit hiç
bir zaman bırakılmamalıydı.
Ertesi günü sabah saat 5.00 Avni uyandı Yugoslavya ortasındaydılar. Kamyonda
kimse yoktu. Bu ara Avni kamyonun şoför mahal’ine geçti orasını burasını
kurcalıyordu yani bakıyordu - Ulan Avni 40 Tonluk kamyon bırak oynama ya! başına iş alacaksın
16 Vitesi vardı acaba araba kullanır gibi mi diye düşündü.
Tam bu arada koltuğun altında bir düğme gördü. “Acaba bu ne?” diye düşündü eliyle
denedi olmadı. Bu düğme epey sert bir düğmeydi. Daha sonra kapıyı açtı kamyon
epey yüksekti üç basamakla çıkılıyordu bu sefer ayağıyla bu buttona bastı. Bastı ama
ne basış arkasından “Wooaaaowwwnnnn” diye bir ses. Ama ne ses zaten kamyonun
etrafı diğer kamyonlarla doluydu. Bu havalı korna sesi kamyonların arasından
yankıladı. Bizim Avni paldır küldür, aşağıya. Etraftaki şoförler, koşuştu ama Avni
kalkıp üzerini başını temizleyince bir de şu düğme diye gösterince Mustafa ağabey
dahil her kez kahkahalardan kırıldılar - Ulan salak gene rezil ettin bizi Reji sen sus. Zaten
Avni’nin aklı yerinde değil.
Ardından Mustafa ağabey geldi harekete geçtiler. Geçtiler ama Mustafa ağabey bu
sefer Avni’yi direksiyona oturttu. Avni’nin daha evvelden araba kullandığını ballandıra,
ballandıra anlattığını biliyordu. Şimdi Avni nasıl kullandığını ispatlaması gerekiyordu.
Avni direksiyona geçti. Đlk olarak 16 Vitesin nasıl değiştiğini öğrendi sonra boş arazide
4. Vitesi kullanarak kalktı. Tamam! Tamam! biraz sarsıldılar ama sonra durumu
düzelti, bizim Avni. Yani 17 Yaşında 25 Tonluk TIR kullanma rekoru da Avni’de idi.
Park yerinin kapısına kadar Avni kamyonu kullandı. Kapıda ise Mustafa ağabey
direksiyona geçti ve yola devam ettiler
Yola çıktıklarının beşinci günü akşamı Đstanbul’a varmışlardı. Mustafa ağabey yoluna
devam etmesi gerektiğinden dolayı Avni’yi Şirin evler kavşağında E5 üzersinde indirdi.
Avni Türkiye’nin havasını alıyordu. Eve dönmüştü artık. Annesi halen Đzmit’te olduğu
halde ve akşam karanlığı çökmesine rağmen ilk olarak minibüsle Đncirliye ve oradan,
yürüyerek Bakırköy’e gitti. Zaten Bakırköy’e giden minibüsten inerek yürümesinin tek
sebebi, Bi'tanesi’nin evinin önünden geçmek ti. Hava karanlıktı. Bi'tanesi’nin evinin
önüne geldiğinde, uzaktan evi seyretti. Seyretti gözleri dolmuştu. Haykırdı. Bağırdı.
Đsyan etti. Ama içinden. Kimsecikler duymadı. Başka yapılacak bir şey de yoktu.
Bi'tanesi’nin kapısını çalsa ne diyecekti. Babasına hocam ben geldim elinizi öpeyim mi
deseydi. Ne yapabilirdi ki. Adama saat getirecekti, daha nerede satıldığını bile
öğrenememişti. - Zaten bir şeyde yapma. Avni sen yoluna devam et. Hadi kış, kış. Gece, gece
dayak yiyecen şimdi. Zaten beş gündür aynı elbiselerle yatıp kalkmaktan yıkanmamaktan leş gibi
kokuyorsundur. Sen yürrü, anca gidersin....
Söze ne hacet Avni tabanlara kuvvet doğru deniz kenarına kayalıklara. Kayalıklara
geldiğinde, denize baktı hem de saatlerce sonra ablasının evine gitti.
Evdekilerin hepsi, gece yarısı gelen Avni’yi karşılarında görünce şaşırdılar. Avni ile
kucaklaştılar. Nerden çıktığını sordular Avni “kaçtım, esaretten” dedi gülüştüler. Yani
Avni yine gülüyordu. çünkü ülkesine geri gelmişti. Bundan daha güzel ne olabilirdi
ki.....
Ay ile Konuşan Adam
Yıl 1979.. Türkiye karışmış!
Ertesi sabah Avni erken uyandı Fakat bu ara dışarıda büyük bir patlama oldu Avni
camdan bakmak istediyse de, ablası engel oldu.
- “ne oluyor?”
diye sordu. şaşırmıştı. O sıralarda Türkiye politik olarak çok karışıktı, sağ sol
çatışmaları. Buna seyirci kalan güvenlik güçleri ve hatta güvenlik güçleri içindeki
bölünmeler ve günde, bombalama ve makineli tüfeklerle tarama sonucunda ölen
ortalama 15 - 20 kişi. Yani her yer her yerde. Ayrıca geceleri saat 21.00 dan sonra
sokağa çıkma yasağı, Yani kısaca Sıkı yönetim...
Hatta mahalleler bile bölünmüştü. Bir yandan MHP Milli Hareket Partisi. Yani
Sağcıların kontrol ettiği mahalleler. Buna karşın Dev-genç, Dev-sol gibi Solcu
guruplar. Daha neler, neler. Avni bu olayı bir türlü anlamıyordu.
Evet anlayamıyordu. Çünkü Yurtdışından görmüştü olanları. Yabancıların gözleri ile
Türkiye’ye nasıl bakıldığını haberlerden izlemişti. Yabancı insanlar Türklerin bokuna
bile karışıyorlardı. Türkleri hiç mi hiç sevmiyorlardı. Pekiyi Türkiye’dekiler? Onlar biraz
olsun birbirlerini seviyorlar mıydı ? Ne olacaktı bu gidişin sonu?
Avni hemen dışarıya çıktı. Bulabileceğini bildiği tek arkadaşı Ömür’ü aradı. Ömür
evden işine gitmişti. Annesinden Ömür’ün Zeytin burnunda Dayısının yanında
çalıştığını öğrenmişti. Atladı minibüse zeytin burnuna gitti. Yolda giderken de
düşünüyordu. Ne kadar güzeldi aslında herkesin konuştuğu dili anlamak. Bir ara
aklına Şirinevler’den Bakırköy’e okul zamanında minibüsle gelip giderken, arada bir
muavinlik yapar yol parasını bedavaya getirdiği geldi. Kendi kendine “tamam şayet iş
bulamaz isen, oğlum sende muavinlik yaparsın” dedi.
Ömürle buluştular, konuştular. Saat akşam üzeri idi dayısı Ömür’e gidebilirsin dedi.
Birlikte atölyeyi terk ettiler, yürüyerek Bakırköy’ün yolunu tuttular. Yolda hem
konuştular hem de dertleştiler. Avni Ömür’e geçen hafta aldığı olumsuz olaylardan
bahsetti.
Ömür sabır ile dinledikten sonra, Avniye O kızı artık unutması gerektiğini anlattı. ve
hatta
– "Sen deli misin oğlum bir seneden uzun bir ilişki mektupla yürür mü? Onun gibi
güzel bir kız bulmuştur birini. Hatta kaç birini. Belki de ayda bir arkadaş
değiştiriyordur"
Avni birden irkildi kendi kendine, "amma salağım ya tam bir sene ye yakın zaman
geçti" ve Ömür’e döndü
- “Ben ise Đsviçre’de, sadece okul ile ev arasında mekik dokudum. Başka.?!. Hiç, hiç!
Gerçektende hiç bir şey yapmadım. Ben salağım galiba biraz.”
dedi ve gülüştüler ---- Bunu ben sana hep söylüyorum ya Avni sen hala koca bir salaksın. Aradığın
kişi bu gün bile karşına çıksa. Sen yine her şeyi birbirine karıştırırsın ve kızı kaçırırsın...
Evet aslında Ömürle tekrar o kadar uzun süreden sonra tekrar görüşmek Avniye iyi
gelmişti. Bu ara yürüyerek Bakırköy’ün sahil kenarına gelmişlerdi. Sahil yolunu geçip
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
59/359
ADK deniz sporları kulübüne gideceklerdi. Karşıya geçtiler etraf gene ana baba
günüydü. Nede olsa saat akşamın beşi olmuştu. Karşıya geçtiler, Gelik restoranının
yanından geçecekler di ki karşılarında 12- 13 yaşlarında bir çocuk belirdi. Kalabalığın
içinde. Yani herkez’in ortasında.
- “Hey siz ikiniz!”
dedi .. Bizimkiler durakladı. Ömür’ü bir korku aldı. Ömür Avniye hiç oralı olma yürü
dedi.. Ama çocuk üsteledi.. Bu sefer sorusunu Avni’ye yönelterek.
- “Hey sen hangi takımı tutuyorsun?”
diye sordu. Avninin cevabı kesin ve tok geldi
- “Fenerbahçe?!”
dedi. Ömür yandan
- “Avni yürü.!..”
- ulan avni başına bela alacaksın adam piskopat falandır sen Ömürin dediğini yap yürü olum orası
bakırköy
- “Abi sen anlamadın hangi mahalledensin?”
- “Avni yürü! Baksana elinde silah var..”
- Avni kaç yok ol toz ol !
çocuğun elinde silah var. başına iş alacaksın....
Avni o anda gerçektende çocuğun tuttuğu tabancayı görmüştü. Bu arada Ömür’e ben
hareketlenince toz ol dedi. Bu arada ömür çocuğun dikkatini kendine çekmek için
Ömür çocuğa
- “Oğlum işine git. Bu yurt dışından daha dün geldi. Buraları tanımaz”
dedi. Dedi demesine ama çocuk hiç istifini bozmadan Avniye dönerek
- “Abi tamam o zaman. Senin de, bize yardım etmen gerekiyor cebinde ne varsa
ver” dedi.
Bu arada çocuk silahı Avni ile kendi arasında bel hizasında tutuyordu. Avni cebinde
kilerini hiç düşünmeden sadece çocuğa, yardım için gerektiğini bilse, verirdi,
vermesine ama, gün ortasında. Kalabalıkta. Her kesin içinde. Bu çocuk ne cüretle
haraç kesebiliyordu. Bu Avni’nin kafasına pek yatmamıştı. Burası yol geçen hanı
mıydı?. Burası Bakırköy ve Avni’nin çöplüğü idi.
Avni için yapılacak iki şey vardı. Ya bu düzene uyacak. Kendini güpe, gündüz
soydurtacak. Yada son 6 aydır Jacky Loo dan öğrendiğini yapacak. ---- olum salaklaşma
6 ayda öyle funku munku ile kahraman olunmaz. Ver işte ne güzel çocuğun istediğini defol hem bunlar
yalnızda değildir. poliissss polisss yok mu? ya git cek çocuk güpe gündüz..... Avni o an Ömür’ü
sol kolu ile arkasına aldı. Bu Ömür için koş anlamına geliyordu aynı anda çocuğun
Avni’nin cüzdanı’na el atmasını gözlemesi ile Ömür’ün, kaçması arasında şaşırdığı
anda Avni’de pozisyonunu almıştı. Aynı anda çocuğun elindeki tabancaya kimselerin
olmadığı, yöne doğru bir tekme ve arkasından gelen, bir döner tekme ile çocuğu yere
yıktı. Hemen ardından Avni’de, çocuğun arkadaşları gelmeden, tabanları yağladı.
Ömür’ün ardı sıra koştu. kaçtılar. Arkalarından bir kaç kez ateş açıldı. Galariya,
mevkiine geldikleri, için Galariya da, da polis ve Jandarma çok olduğundan, Avni’lerin
peşlerinden kovalayan olmadı... ---- Yaşasın polis......
Avni olayı polise şikayet etmeyi düşündü, fakat Ömür onun kolundan çekerek
galariya’nın içine doğru götürdü. Polislerin Avni ile Ömür’e pis, pis bakışları arasında
Galariya ya girdiler. Avni Ömür’e
- "Polislerde iyi ha o kadar silah sesi oldu kıllarını bile kıpırdatmadılar hem de o kadar
insanın içinde. Neler oluyor yahu’
Ay ile Konuşan Adam
- “Bak Avni Türkiye felaket değişti. Burada artık böyle şeyler normal. Polis karışmaz
çünkü; üniformalı polisler zaten korkarlar onlara da saldırılar oluyor. Biz şikayetçi
olsak bizi tutup 2. şubeye götürürlerdi. Öbürlerini bulamazlarsa, birlerini
tutuklamaları lazım. Her gün böyle birilerini tutukluyorlar. Suçlu, suçsuz doğru
kodese. Bazıları senelerce içerde kalıyor. Orada neler oluyor sen düşün. çıkanlardan
çoğu ruhsal çöküntü içinde.
Avni şaşırdı ----Bende... şaştım, bu işe daha geçen sene her şey normaldi ya ! Ulan Avni bize güllük
gülistanlık mutluluk yuvası olarak tanıtıyordun Türkiye’ni al işte gör. Allah, Allah... Bir yandan
duyduklarına bir yandan gördüklerine inanamıyordu. Gençler şehri kovboyistana
çevirmişler, soyuyor, vuruyor, kırıyorlar, bir yandan da polisler olaya seyirci kalmak
zorunda. Ha birde askerler ve özel tim ,jandarmalar var onlara laf yok. Tuttuklarını
aynen. Her gün bir Banka soyuluyor. Bir kahve taranıyor. 10 - 15 kişi ölüyor. Hatta
Ömür okul’dan da yani sınıf arkadaşlarından da, bir kaç çocuğun bıçaklanarak
öldürüldüğünü, sağ, sol terörünü babaların kendi çıkarları için mafya olarak iç
hesaplaşmalarda kullandıklarını. Haraç yani aklına gelen ne varsa şimdi Đstanbul da
var. diyerek Ömür geçen bir senenin kısa özetini Avniye yaptı.
Ertesi gün tekrar buluştuklarında, Avni ve Ömür yine galeri’ya da, kafeteryaya
oturdular. Her taraf öğrenci doluydu üniformalara bakılırsa Lise ve orta okul
öğrencileriydiler. Avni diğer arkadaşları merak ediyordu. Ömür’e
- “Ömür,yahu hiç tanıdık yok ortalıkta”
dedi.
- “Sen hâlâ onumu arıyorsun?”
diyerek sordu. Avni güldü. Kurban bayramı yaklaşıyordu.
- “Bekle yakında nasıl olsa kurban bayramı. Ben bir yolunu bulurum, durumu
öğrenirim”
dedi.
Türkiye’ye geldiğinden beri Avni ev ile eniştesinin dükkanı arasında, bir de ablasının
çalıştığı banka arasında dolanıp duruyordu. Bakırköy’de insanlar o günlerde bayram
önü alışverişi olduğu için, terör falan unutulmuş gece dışarı çıkma yasağı olduğu
halde alışverişe dalmışlardı. Avni ana yolun yanında minibüslere ve istasyona giden
yolun, başına saatlerce dinelir ve beklerdi. Hani olurda okul dönüşü belki Bi'tanesi’ne
rastlar diye. Bekledi . Bekledi. Bekledi ... - Salak hala bekliyor ister inanın ister inanmayın
şayet bir gün 74 sineması’nın köşesindeki kuruyemişçinin yanında bekleyen ve gelip geçen herkese
bakan bir iskelet görürseniz işte bu bizim Avni’dir.
Ömür’ün çalıştığı saatlerde, yukarıda anlatılan köşede bekleyen Avni’nin, aklına kendi
sınıflarından ve aslında Avni’lere, çok yakın oturan şu hani Bi'tanesi ile Avni’nin arasını
bulan iki kardeş geldi. Sahil kenarına doğru yürüdü artık bayram arifesiydi. Neye
kısmet diye yola çıkan Avni kendi oturduğu sokağa geldiğinde, duraklardı. Aslında ne
kadar güzeldi, bizim bu kız kardeşlerden gözlüklü olanı . ----Avniye göre elebaşı olan,
Avni’yi Bi'tanesi’nden ayıran cadı.... diye düşünüyordu ki Avni bir baktı işte O kız
annesiyle birlikte evlerinin kapısı önünde duruyor. Hemen yanlarına yaklaştı
selamladı. Kız Avni ile gayet kuru, bir merhabalaşma ve bir kaç aşağılayıcı ve alaylı,
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
61/359
tepeden bakıcı bakıştan sonra,
- “Ooooh, beyim, iyisiniz bakıyorum.”
dedi. Avni bu kızın Avniye neden bu şekilde davrandığını bilmediği için, zaten
soramayacağı içinde, sanki kızın bu davranışı normalmiş gibi, tepki göstermeden
davranarak konuşmasına devam etti.
Bir kızın annesinin yukarı çıkmasını fırsat bilen Avni, Her ne kadar, bu kızın Avni’ye
sanki Avni’yi ömründe ilk defa görmüş olduğu enteresan bir yaratıkmışçasına, alt
dudağını ısırmış boynunu öne doğru uzatmış, meraklı gözlerle inceleyen aynı
şempanze kafesinin önünde durulan şekilde, duruşunu görmeksizin. Bi'tanesi’nin
adını söyledi. Daha doğrusu Avni aslında Bi'tanesi’nin, ne yaptığını soracaktı ama
sormasına fırsat kalmamış sadece adını söyleye bilmişti..
Gelen cevap Avni için gene bir şok oldu ....
- “ Onumu? ooooo valla hiç görmedim.. hem zaten sen unut onu baksana senin
keyfin keyif hem buralardan kaçmadan onu çok üzdün ağlattın. nerde olduğunu da
bilmiyorum.” - yani Avni’ciğim anlayacağın sana yine biri sen salağın birisin dedi...
! Avni hiç
bir yanıt vermeden uzaklaştı. Avni’nin sınıf arkadaşı olan bu iki kardeşten küçüğü,
yani şu anda konuştuğu kişi arkasından Avniye, bağırarak
- “Avni bizi ara! Mektup yaz haberdar et! ay nooolursun lütfen....”
Bu sözler Avniye sanki <<şeytan görsün yüzünü>>, <<defol! Ne cehennemin dibine
gideceksen git!>> dermiş gibi geldi. Avni boynu eğik evin yolunu tuttu. Sonra..
Sonramı? Eve varmadan sola sapıp doğru dalgakırana.
Avni Arkadaşlarını Arıyor.
Avni uzun süre dalga kıranda oturdu. Yapacak işi gücü yoktu. “Ne yapacağım şimdi?”
diye düşündü... Zaten ne yapmalıydı? Đsviçre’den haber bekliyordu. Son başvuruların
ne olacağını, acaba oturum alabilecek mi? Alamayacak mı?. Yoksa burada mı
kalacaktı?.
Burada kalsa bu durumlarda ne yapacaktı. Türkiye’de her kez, her kez’den korkar
olmuştu. Kalsa kendine hedef olarak Bi'tanesini, öyle, ya da böyle bulacak, uzaktan
seyredecek ve hiç bir zaman ona zarar getirecek bir şey yapmayacak ve
yaptırmayacaktı. Sanki koruyucu meleği gibi hep onun yanında olacaktı. Buna kendi
kendine yemin ediyordu. Hem de yüksek sesle nede olsa hava yağışlı ve kimse
dalgakıranda yoktu o mis gibi bok kokusuna karışmış, yosun kokusu deniz ve Avni.
Tekrar etrafına bakındı kayaların arasında yüzen bir kola kutusu gözüne takıldı.
dalgalara kilitlenmiş kaya oyuğundan dışarı çıkamıyor, o ne zaman çıkmaya çalışsa
gelen dalga vuruyor. Giden dalga vuruyordu. Avni iç güdüsel bir hareketle, doğruldu
ve bu kutuyu denizden çıkarttı. Arkasındaki çöplerin üzerine koydu. sonrada
gülümsedi. Bir ara kendisini görmüştü O aslında Avni’de köşeye sıkışmış Gelen
vuruyor... Giden vuruyor ama onu kurtaracak el, tepeden gelip Avni’yi çıkartmıyordu..
Hoş Avni bu kutuyu sonra çöpe atacaktı ama... neyse.. olsun. Gelen gidenden tokat
yemekten çöpe atılmak daha iyidir. Önemli olan ise o çıkmaza girmemektir.
Avni yerinden kalktı. Çarşıya doğru yürüdü. Avni Dalgakıran ile sahil şeridini ayıran
yolun kenarına gelmişti ki, birden bir kaç iri yapılı delikanlı Avni’yi tuttukları gibi
çalıların üzerine attılar. Avni sırt üzeri düştüğü için her şeyi görebiliyordu. ve Avni’ye
Ay ile Konuşan Adam
şans eseri bir şey olmamıştı. Birden şu ufaklık hani vardı ya geçen hafta önlerini
kesen silahlı bücür karşısında belirdi. Yanındaki iri yarı olanlara “işte bu” dedi. Bunun
üzerine diğer iki ızbandut gibi kişi Avni’yi tutup havaya kaldırdılar. Biri tutup diğeri
vuracaktı anlaşılan. Ama Avni hemen etrafı tetkik etti silah bıçak vs. Yoktu. Hemen
bir iki çevik hareketle ellerinden kurtuldu karşılarına geçti ve durdu. --- Siz ona
bakmayın kalbi 420 atıyordur. Ulan Avni ben seni hiç böyle tanımazdım.....
- “Benden ne istiyorsunuz?”
dedi. Diğerleri baktılar ki Avni cesur. Şey bu çocuğu hırpalamışsın ve bizim
korumamız altındakilere kimse bir şey yapamaz. Avni hiç lafı uzatmadan. Komik bir
duruş alarak,
- “Bana bakın! Bana Saksı düşmüş mavi ateş Avni derler. Ben öyle politik molitik,
anamam tamamı?. Arada bir sigortalarım gevşer, naaaptımı da bilmem ona göre ...”
Karşısındakiler şaşırmıştı. Avni üzerini silkti. Arkasına döndü ve yolun karşısına geçti.
Trafiğinde yoğun olmasından Avni’yi kimse takip etmedi. Zaten öyle şaşırmışlardı ki
Avni’yi muhakkak deli sanmışlardı. Adamlar yolun karşı tarafından bakıp, “En iyisi
bulaşmayalım” deyip. başka yöne doğru gittiler. Avni’de bu sayede ilk politik zaferini
kazanmış oluyordu. Ama esasında epeyce korkmuştu biraz.
Avni bu olayın arkasından çarşıya doğru yürüdü. Haluk’un okulu bırakıp babasının
açtığı dükkanda çalıştığını biliyordu. Bu da çarşıdaki pasajın birindeydi ama hem
yürüyor hem de gözleri kararıyordu yani artık Avniye yaşananlar çok gelmişti artık
dalga kıranına bile doğru dürüst gidemeyecekti. Yarın bayramdı. Haluk’un dükkanına
geldiğinde haluk Avni’yi görünce, şaşırdı. Çok sevindi konuştular. oradan buradan
Đsviçre’de Avni’nin karşılaştığı problemlerden bahsettiler Görünüşe göre haluk’un
durumu iyi idi. Đstanbul’un son zamandaki durumundan belinde tabanca ile
dolaşıyordu. Ne de olsa Karadenizli. Hoş beş ederek oradan buradan konuşurlarken,
bir ara Haluk
– “Hey Avni senin birtanen var ya! O artık bildiğim kadarı ile Bakırköyde değil. Okulu
bıraktığını da duydum. Galiba çingenelerden mi ne... bir şoför’e kaçmış. Büyü müyü
falan yapmışlar. Evde yokmuş.. Avni?? hallo
Avnii olum
sananoolduuuuu.........”. Anaaa bu sefer Avni kafayı yedi
Avni kendine geldiğinde kayaların üzerinde gene dalga kıranın orada ayakta denize
doğru bakarken duruyordu. Birden sarsıldı. Nerde olduğunu ve haluk’un dükkanından
sonra nasıl buraya geldiğini bilmiyordu. Avni Arkasından
- “Hey arkadaş bir şeyin mi var? Varsa söyle halledelim. Sen bizdensin”
sesi ile irkildi.
Deminki salaklar üç beş metre Avni’nin arkasından Avni’ye sesleniyorlardı. Avni elleri
ceplerinde olduğu halde
- “yok sağ ol’un teşekkürler”
dedi. içindende hah şimdi çattık işte bir de çeteden olduk dedi. ama düşünemiyordu.
Haluğun dedikleri nasıl doğru olabilirdi. Ama uydurması içinde hiç bir sebep yoktu
doğrusu. Bir kaç dakika sonra yanına Ömür ve haluk geldi...
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
63/359
Zaten Avni’yi Đstanbul’da arayan nerde bulacağını bilir.
- “yahu birden bire nereye koşarak kaçtın her kez seni hırsız sandı. Bende ne
olduğunu şaşırdım. Oğlum ben sana duyduğuma göre dedim, gördüğüm gibi
demedim.
– “Avni kendine gel burada her kez her şeyi konuşuyor. “
Avni dayanamadı ve haykırdı.
- “NEDEN? ve O ŞĐMDĐ NERDE ???? Allah kahretsin okullar’da kapalı her gün
mahallesine de gidiyorum bu kadar olmaz yer yarıldı içine girdi.”
Bayram sabahı namaz kılındı akraba ve aile ziyaretlerinden sonra Avni kafaya
koymuştu bir kere doğru Bi'tanesi’nin evine gidecekti. Ama yolda nerdeyse ölecekti.
Eve yaklaşırken nefes alamıyor heyecandan bayılacaktı nerdeyse.. Yanında Ömür
olduğu halde evin etrafında bir kaç kez dolandılar. Bayram günü idi ve Avni’nin
hocasını ziyaret etmeleri normaldi nede olsa uzun zaman geçmişti aradan sonra
kapıya. Kapıdan yukarı kata kadar çıktılar Avni kapıyı çaldı kalbi küt, küt atıyordu. Bir
bakıma inşallah Birtanem kapıyı açmaz diye düşünüyordu. Ayakları onu öne doğru
itiyordu ama içinden Avni onunla bir daha karşılaşmaktan çok korkuyordu. Neyse
Bi'tanesi’nin annesi kapıyı açtı bayramlaştılar Avni hocasını sordu Hocası evde yoktu
annesi “bayramlaşmaya gittiler” dedi şeker ikram etti Avni ve Ömür aldılar ama içeri
davet edildikleri halde girmediler teşekkür ve selam ilettikten sonra aşağıya indiler.
- “Ömür, ya içerdeydi ise öyle ya babasıyla gitmek zorunda değil ki. Belki de
geldiğimi görmüştür.”
- “Saçmalama!”
dedi.
- “ Peki ya, Ömür şayet halukun duyduğu olay gerçekse? o zaman ne olacak
annesine soramazsın ki << şey teyze kızınız kaçırılmış doğrumu>> diye.. Ömür ne
yapacağız şimdi.. “
Evet yapılacak bir şey yoktu. gerisin geriye eve dönülecekti
----- ama Avni için küçük olan bu adım insanlık için büyük olabilirdi ! Yani!... Hani öyle olsa mesela ...
Bundan sonra Avni ne yaptıysa, ne ettiyse bir daha Bi'tanesi’nin izine rastlayamadı
gittikçe, şu büyülü müyülü hikaye kafasına yatıyor gerçek olabileceğine inanıyordu.
Avni kimi görse, kime sorsa, kimse ya Avniye kasıtlı bir şey söylemiyor ya da
gerçektende, hiç kimse bir şey bilmiyordu. Yer yarılıp Avni’nin Bi'tanesi içine girmişti.
Sormadığı ne taş ne kuş vardı - -----inanın valla soruyor bazen! Ben diyorum ya bu çocuğa yazık
oldu. Hâlâ, kıyıdaki martılarla bile konuşuyor, Martılarda zaten salak... bide uslu, uslu onu
dinliyorlar.....
Ay ile Konuşan Adam
Bölüm 6
Avni Đş Arıyor
Bu olayların üzerinden haftalar geçti Avni
birtanesinin sokağı ile dalgakırandaki
kayalar arası çok gitti geldi martılarla
konuştu. Ne bir iş nede herhangi bir okula
kaydını yaptırabiliyordu yaşı bir kaç yaş
daha büyük olsa liseyi dıştan bitirebilecekti
ama oda şu anda mümkün değildi
eniştesinin yazı hanesinde yardımcılık edip
mükellef dosyalarını ordan buraya taşıyor
vergidairesi ile mahkemeler arasında dolaşıyordu. Çevreyede iyi alışmıştı artık. ama
kader ağlarını örmüştü bir kere o birtanesinin izine rastlamamış hiç bir haberde
alamamıştı bütün eski arkadaşları sanki avnide bulaşıcı hastalık varmış gibi ondan
kaçıp duruyorlardı. Avninin salaklığı herkezi sorgu yağmuruna tutuyorda ondan
herkez bıkmıştır artık Ama Avni unutmuyor unutamıyordu Birtanesini görmeyeli tam
1.5 sene olmuş son mektuptan bu güne 2 Ay geçmişti. Sanki yer yarılıp dibine girdi.
Avni artık dayanamıyor ve gerçekler ne olursa olsun öğrenecek ve şayet kaçırma
olayı hani büyülü müyülü varsa herşeyi göze alıp gidip bulacaktı onu. Çünkü Avninin
gözünde birtanesi doktor olacaktı. ve bunu başaracağından emindi. nasıl olurdu
herşeyi yarım bıraksın. bu sebetten dolayı bir yandan duyduğuna inanmıyor, ama
birtanesinin hırçınlığı deli dolu oluşu gözünün önüne gelicade yaparmı yapar diye
düşünüyordu. Ama Avninin elini kolunu bağlayan tek şey vardı oda birtanesinin son
mektubunda yazdığı. ona saygı göstermek zorundaydı bu sanki Avniyi kilitleyen zincir
olmuş Avni son sözleri bir türlü kırıp geçemiyordu. Evet Avniyi bağlayan o şözler
olmasaydı keşke o zaman gider kapısına dayanır anlatılan yalanın doğru olmadığını
görür ve birtanesinin onu istemediğini onun ağzından duyar. içi rahat ederdi ama
birtanesi ne yazmıştı "insan kalbine söz geçiremiyor" yani nekadar istesemde boş
"Đnsanın kalbi kendini isteyeni değil kendinin istediğini seçiyor" bu kelimedende
Avninin birtanesinin başka bir sevdiği olduğu.. Buda kabul genç ve güzel kız Avniyi
bekleyecek hali yok herhalde tabiyiki başka birini bulacak .. ve "Bundan böyle bana
ne yaz nede ara" Bu da Avni için seni artık görmek istemiyorumdan daha başka bir
şey ifade etmiyordu. o zaman madem bu kadar Avniden nefret etmişti sebebi ne
olursa olsun o zaman Avniye yapacak birşey bırakmıyordu. -Olum istenilmiyorsun ve
istenilmediğin yerde işinde yok yani banasorarsan vazgeç bu sevdadan. Zaten birtanesinin
annesinde de Avni bir panik vs. gözlememişti.
Avninin günleri böyle geçerken isviçreden beklenilen haber gelmiş gene mustafa
ağabeyi ile 2 gün sonra isviçreye gidecekti. Artık Avni için başka secenek kalmamıştı
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
65/359
burada kalıp her gün birilerinden şamar yemesi artık zor geliyordu ve en zoru da
birtanesine çok yakın ama bir okadarda uzak olması. artık kararını vermişti. gidip
çalışıp maddi olarak güçlenecek özel mözel okullarda okuyup kendini geliştirecek.
Anne sinden ve Ablasından ve Ömürden vedalaşarak ve bu sefer bir daha dönmemek
üzere mustafa ağabeyinin tırına gene E-5 oto yolu üzerinden bindi. ve yol boyunca
neler yapabileceğini düşündü. ve onun için bir hayat sona eriyor sanki isviçrenin karlı
dağları arasına "Kar beyaz dır ölüm, ellerinden gülüm yine yoksun diye düşmanım her
güne diyerek gidiyordu." - ya Avni keşke şu anda çalan rahmetli tekin'in şarkısı o zamanlar
olsaymış ne kadarda uyarmış ama.... Yolda 5 gün avniye ilaç gibi gelmişti. birde Avni
ağlamayı öğrenmişti hemde kahkahalar atarak ağlamayı hüngür hüngür gülmeyi yani
ne yapsa etse güler yüzlüydü ama içi kan ağlıyordu.
Đsviçreye geldiğinde bu arada evlenmiş olan isviçredeki ablasının kocasının yani
Avninin eniştesinin çalıştığı Textil firmasında Kumaş boyamacısı olarak çalışacaktı.
herşey tamamdı. yalnız ay başını bekliyordu. gene Ablasında kalacaktı. hemen Şügiyü
buldu. onunla nerdeyse gece gündüz 2 gün geçirdiler. Şügide iş bulmuş yumurtacıda
çalışıyordu. bu ara folklor e başlamış ve kunfuyada devam ediyormuş.
Avni Şügiye türkiyede başına gelen döğüş sahnelerini görsel olarak Şügide denemeler
yaparak gösterdi. - oh buldun dağ gibi kapı gibi çocuğu vur vurabildiğin kadar. Allahtan Şügide iyi
kendini koruyabiliyor Avni ile Şügi o kadar samimi olmuşlardıki artık içtikleri ayrı
gitmiyordu. Yani hep su ve süt içerlerdi. yemeklerde tabiyiki ayrım olurdu biraz. Şügi
Çinli hocalarının Avniyi sorduğunu ve gelince hemen tekrar başlamasını istediğini
söyledi Avni durakladı düşündü. Biliyormusun Şügi simdi gidecek zaten başka okulum
yok ve gidip kungfu yu en iyi şekilde öğrenmem lazım. Şayet günün birinde
Birtanem için tekrar türkiyeye gidersem bu sefer kural mural dinlemeden onu
bulmam gerekiyor. ve ortalık benim bildiğim gibi değil birtanemin başına birşey
gelecek diye çok korkuyorum dedi.
Ve ogünden itibaren hem işe ve her gece Kungfu ya gidien Avni, Kungfu
çalışmalarına başlar başlamaz ilk günden çinli hocası Avninin yanına gelerek "Anvi"
sen bakmak yeni gruba 2 gün öğretmek 3 gün sen öğrenmek var bende olmak sen
yedek hoca. dedi zaten Jacky lo hep Avniye Anvi derdi bir türlü Avniye Avni
diyemezdi hemde aynen Anvi olarak yazardı. Ama 165 boyunda olan ve döner
tekmeyi basketbol potasına atabilen bu çinli adam hem saygıyı hemde sevgiyi hak
ediyordu. Avni bu hocasından 12 Yıl boyunca hem metafizik hemde Saolin
kungfunun inceliklerini öğrenecek hem kendini konrol altına alabilip trans olabilecek
Avniye göre telepati gücünü kontrol edebiliyordu. artık ve bu sayede hemen hemen
her gün konsantre olup birtanesini düşünüyordu. sanki onu avniyi bulmaya
zorlarcasına.. günler böyle gelip geçtiyordu
Sanat ve Kültür
Aylar geçmiş Şügi ile Avni birer motosiklet almışlardı hemde kendi çalıştıkları
paralardan gerçi 30 Kmh gidebiliyordu ama bun töff denilen motorları biraz
kurcalayıp 49 kmh ya kadar hızlandırmışlardı -hıh asi gençlik neolacak Birgün Şüginün
folklora gitmesine gıcık olduğu için onunla dalga geçerken. yok adamın biri gelmiş
onu kahvede babasıyla otururken görmüş olum gel sen biraz kültür öğren demiş
Şügide gitmiş - meeeee! kuzu kuzu geldim .... ve folklora başlamış HEY Reji sen gene
dalgamı geçiyorsun işine baksana olum sen!! - tamam tamam olur üf canım sıkıldı bu Avni
Ay ile Konuşan Adam
için tabiyiki olacak sey değildi. Folklordan nefret ederdi. hoş okulda bir kez oynamıştı
ama genede el ele kol kola öğğğ. Tabiyiki Şügi Avnini bu tavrına çok sinirleniyordu
ama ... Şügi Avniye o zaman pazar günü sende gel dedi Hem orda çok güzel mavi
gözlü bir kız var inan sana birtaneni unutturur. - Avniiiiii Avniii adam gene krize girdi ya gene
hareketsiz duruyor ulan Şügi şunun yanında birdaha ...... adını ağzına alma demedikmi tam
düzeliyordu şimdi gene uğraş dur....
Pazar günü Avni ile birlikte Şügi motobayk larına bindiler ve folklorun yapıldığı yere
geldiler. Avni içeri girdi Şügi sırasıına geçti Ankara efelerini oynuyorlardı. Ali diye bir
çocukla daha tanıştılar . Ordaki Kızlara avni bir baktı ı ıhhh değil hiçbiri birtanesini
andırmıyor bile. Öyleden sonra tiyatro çalışması vardı Avninin bu çalışma hoşuna gitti.
turlara gidilecekti Kurban adında bir oyun oynanıyordu. Sahnede düyün rolü için 1 2
kişi aranıyordu bir tek keilme söylemeleri gerekiyordu bunların yani yedeğinde yedek
oyuncusu. Avni bir ara verilen arada Kül tablasını eline aldı ve potesin üzerine cıkarak
etrafına baktı salonda tiyatroculardan kimse yoktu sadece folklorcular vardı hocalarda
yoktu avni sağ elindeki kültablasını havaya tutarak ve ona bakarak
- " OLMAK yada OLMAMAK işte bu sıgara içmeye bağlı sıgara içenler olamaz
içmeyenler olur..... ve ah hamlettttt.... beni mahvettt....>>
diyerek bağırarak, aşaıya indi. Herkez gülüşürken birden sol tarafta Derneğin başkanı
ve tiyatro yöneticisi olan ağabey belirdi ve Avniye ok sen burda kal düğün sahnesinde
oynuyorsun dedi.. Annaaaaa Avni dona kaldı o ne anlardıki tiyatrodan. sonra
otomatik man Şügi ve Alide heee. dediler ondarda Tiyatrocu olabildiler.
Nerden nereye yada neye niyet neye kısmet. Avni ablasına olanları anlattı ablası çok
sevindi nede olasa avni kendine bir çevre bulmuş belkide bu sayede yeni hayatına
alışacak ve ....bip sansür....... yı unutacaktı. - Evet. Evet ablasıda biliyor bilmiyen varmı? Avni
artık hem folklora hem tiyatroya hemde sarışın mavi gözlü kızla -- hooop avni burda
birşeyler atladın olum nerde takıldık. ya Kim bu sarışın mavi gözlü idare ediyordu ve günler
geçiyordu. Evet Artık Avninin de bir arkadaşı vardı hemde çok güzel ama bu kız
Avniyi sinir ediyordu aslında sadece onunla flört etmesi avni ile konuşurken gözlerinin
ışıldaması avniye Birtanesini çok hatırlatıyordu. Avni Türkiyeden geldi geleli. hiç bir
şeyi unuttmamasına rağmen kafasına sıkı sıkı yerleştirdiği birtanesini sanki bir şablon
gibi kullanıyor kiminle tanışsa onun kafasına bu şablonu geçiriyor tartıp inceliyordu.
Bu Sarışın kızın, Avnice tek kusuru Türkçe konuşmaması idi yani çok az türkçe
bildiklerinden hemen almancaya kayı veriyorlardı. zaten Avninin devamlı türkçe
konuşun demesine kızan sarışın 1 2 hafta sonrasında ona burama kadar geldi deyip
Avniden ayrılmıştı zaten Avnininde üzüleceği pek birşey yoktu yani kafasına takmadı
ha birde Erkek fatma vardı bu kız bir harika idi yani gerçi esmer güzellerden di ama
sanki bir erkek gibi barfixte verde taklalar atardı ve dürüsttü -- esasında bu kız Avnini
şablonuna daha çok uyuyor ama neyse.... Çok güzel bir grupları olmuştu hem folklorda
hem dışarda yüzmeye gezmeye birlikte giderlerdi. Avninin aradığı bir Arkadaş
gurubu.
Bu arada Avni Ablasının yanından çeşitli sebeplerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı
yani bir bakıma nasıl türkiyeye gidip geldiyse aynı o şekilde öylen Avniye söylendi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
67/359
Akşamleyin avni kendini tek oda bir evde buldu. -- Avni anlatmayacakmısın neden? yok
ya reji kalsın bu gibi olayları anlatmak Avniye yakışmaz Aşırı geçimsizlikde yeter yada
Enişte benimle konuşmuyor olsun anlayan anlar.
Bu arada Avni oturduğu yerden çalışma yerine motoru ile gidiyordu bu yol kışları çok
zor - 15 dereceye varan hava ve buz yazları ise şahaser bir gezi idi. Avninin çalıştığı
yer göl kenarında ve oturduğu yerden 55Km uzakta olduğu için Avni motoru ile 1½
saatte gidebiliyordu.
Avninin yaşı 18e gelmişti ehliyet yapıyordu. Hayatı dolu dolu gidiyor du Hafta arası
iş akşam Kungfu Cuma Cumartesi geceleri Disko derken keyif çattığını sanmayın
Diskoda çalışıyorlar yani Avninin folklor takımı 3 kafadar 3 de diskodan tanıdıkları.
Diskoyu Nazmi adında bir arkadaşları çalıştırıyordu. bu diskotek 16 ile 20 jaş
gurubuna hitap ediyor ve alkol yoktu. cumartesi geceleri tıklım tıklım dolu oluyordu
arada bir ajdanın vs. şarkılarınıda çalıyorlardı.
Bu diskoda bir gece Avni ateşli danslarından birini sunarken havalara uçup zıplarken
sağ bacağındaki liftleri kopardı. Hastahanelik oldu o gece ameliyat ettiler. 1 Ay alcı
taşıdı, bu ara iş yerine gidip gelmek zor oluyordu avnide bıkmıştı ama ne oraya
taşınabiliyor nede işini değiştirmesine yabancılar polisi izin veriyordu. bu aradada
Avni boyacılıktan Laborutuara terfiye etmiş kumaşları deniyor ve habire javel suyu
hazırlıyordu. hatta Avniden bir kaç yaş büyük olan şefinin formulündeki hatayı
düzeltince vay efendin nasıl olurda Avni formüllerdeki yanlışı düzeltirmiş diye
şefinden paparayı yedi ama o şefin bir üzerindeki şef avninin düzelttiği formulün
firmaya maddi kazanç sağladığını söylemiş ve onu bilgisayarla ölçüm laboruna almıştı
Avni hem bilgisayarla çalışıyor hemde keyfi keyifti
Ama birgün birden bu bilgisayar çöktü acayip acayip yazılar ardı ardına geldi makina
sanki delirmişi Avni çok korktu şef geldi baktı baktı Avninin o durumunu görünce sen
bozmuş olamassın dedi ve avniye dışarı çıkıp dolaşmasını önerdi. ama Avni öyle
korkmuştuki ona bu sözler sanki istenmiyorsun artık gibi geldi. Avni balkona çıktı
ağladı ağladı sonra eve gitti. ertesi gün aynı şey bilgisayar çalışmıyordu teknisyenler
gelmişti. tam 3 gün çalışmadı ve 3. gün Avni bilgisayar odasından çok kötü bir koku
yayıldığını şefine söyledi odaya gelipte kokuyu aradılar bilgisayarın anabölümünü öne
çekince altında ölü bir fare çıktı evet fare fare kabloları ısırmış kısa devre yaptırmıştı.
Teknisyenler kabloları değiştirince O bilgisayar denilen mahluk birden hiç bir şey
olmamış gibi normal çalışmaya başladı
Bu arada Avni ve arkadaşları Diskoda servis yaptıkları için kendilerine The Runners
ismi vermişlerdi. Kolsuz kottan oluşan yelekleri ve sırtlarındaki Runners yazısı ve
hepsi çevik adeleli delikanlılar olması ve The warios filminden de esimlenmiş olsa ki
sanki amerikan grupları gibi dolaşır olmuşlardı sokaklarda.
Aynı anda zürichte polis öğrenci çatışmaları başlamıştı bir sürü serseri eşkiya
uyuşturucu bağımlısı rockker ler şehre gelmiş her gün polislerin attığı Biber gazı ve
öğrencilerin yakıp yıkmaları sürüyordu hemde Avnilerin diskosunun dibinde ve
avninin iş yolu üzeinde yani nerde bela Avniye yerleş. Bir keresinde hatta karakola
bile götürüldüler sonra ama hemen tekrar serbest brakıldılar suçları diskonun
önünde fedai gibi beklemekti. Yani polis heryerde polis nerde suclu var onlara
dokunmazlar nerde sucsuz var yürrrü kodese hiç deişmiyor. ama Ne Avni ne ali nede
Ay ile Konuşan Adam
diğerleri o polislerin silahından çıkan lastik mermileri unutamz herhalde. boşu boşuna
her gün kapı önünde olay.
Bu runnersler olaylar bittikten sonra rahat rahat dolaşıp tüm zürichte ün yapmışlar ve
grup halinde çalıştıkları diskoyu herkeze tanıtmışlardı yani gerçektende her yerde
seviliyorlardı ihtiyarlara yardımcı oluyorlar. vs. yani asiler ne yaparsa tam tersini
yapıyorlardı. ve göl kenarında ve heryerde çoğu insan tarafından beyeniliyorlardı?
nerdenmi? beyenilmese ve güvenilmese Yelken sahipleri onlara temizleme
karşılığında neden ytlarını emanet etsinlerki.. mesela yani. he hiçbirisinin bu ğün bile
sabıkaları yok.
Avni Ehliyet alıyor
Artık Avninin türkiyeden isviçreye gelmesinin üzerinden 2 sene geçmişti Avni 18inde
delikanlı olmuş ve ehliyet hazırlığına girmişti ilk kez kendi arabasıyla olmasada kendi
kullandığı arabayla tatile türkiyeye gidecekti. Şügi ondan önce hem araba almış
hemde ehliyet almıştı. Avninin imtihan günü tamda 7 Temmuz yani tatile gidecekleri
gün. Avni ağabeyinin arabasıyla gidecek ve Şügide kendi arabasıyla gelecekti. sonra
Şügi istanbuldan antakyaya devam edecekti.
Avni havanın çok yağmurlu olmasındanmıdır nedir ehliyet imtihanını bir rastlantı
sonucunda kazandı. Ehliyeti alır almazda zaten yüklü ve hazır olan arabalarına binip
yola çıktılar. italya sınırında Avni arabayı ağabeyinden devraldı ve tam 550 kmlik yolu
kendisi kullandı ama...... gece olmuştu. yol otobandı. Avni ardı ardına 6 saat araba
kullanmaktan çok yorgundu elleri ve ayakları ağar çekim şeklinde hareket ettiriyordu
artık. bir ara Avni bir kamyonu sollarken daldı kendine geldiğinde kamyonun ön
tekerleği hizasındaydı sanki haluğun dükkanından çıkarken olan olay gibi ordada
kendisini sahilde bulmuştu bu seferde kamyonu sollarken sadece tek bir şey
görmüştü oda birtanesinin dev gibi olan yüzü... Avni hemen arabayı kenara cekti
ağabeyine devretti yanda oturdu. bu olayı kimseye anlatmadı. Belkide yorgunluktan
olabilecek bir kazayı bu hayal engellemiş avniyi durdurup arabayı ağabeyine
devretmesini sağlamıştı . kim bilir?.
Yolculuğun, Bulgaristan bölümünde türkiye sınırına 20Km kala, tırafik sıkışıklığına
yakalandılar, Bulgarlar çıkış işlemlerini zorlaştırmışlar, bizimkiler arabaların yanından
ayrılmadan, beklemek zorundalardı. Bu bekleyiş bütün gün sürdü, Sabah saat
dokuzdan akşamın beş'ine kadar ancak, 1 km yol alabildiler. Akşam üzeri saat beş
gibi trafik açıldı. Avni'nin kullandığı arabanın önünde Şüginin BMW si duruyor, yolun
darlığından dolayı hiç bir araba birbirini sollayamıyordu. Bu sırada Şügi Avnilerin
arabasında uyukluyordu. Şügi nin arabasının direksiyonunda, Şüginin kardeşi
uyukluyordu.
Yolun açılması ile birlikte Avni şügiyi uyandırdı. Şügi kalkıp arabasına gidene kadar,
yolun ön tarafı boşalmış, kimseler kalmamıştı. Bizimkilerin arkasında binlerce araba
bekliyor sabırsızlık içinde kornalara basıyorlardı. Şöförlerin hepsi Şügi'nin
ilerlememesine, bozulmuşlardı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
69/359
Şügi arabanın yanına geldiğinde, direksiyonda uyuyan kardeşini, dürtükleyerek
uyandırmaya çalıştı, ama yol boyunca korkusundan uyuyamamış olan Şüginin kardeşi
uyanmak bilmiyordu. Dürttüler, olmaddı. Salladılar. Yok uyanmıyor. Arabanın
kornasına bastılar, Olmuyor kız kalkmıyor bir türlü. Şügi nerdeyse tekmelemeye
başlayacaktı ki, birden kız kardeşi uyan dı, sorulu gözlerle etrafına baktı . Nerde
olduğunu şaşırmıştı. Amam direksiyondan genede kalkmak istemiyordu. Dakikalar
geçiyor gecen zaman sadece bir iki dakika bile olsa, bu arkalarındaki binlerce
arabadan oluşan metal çığ'ın ve onların korna seslerinin verdiği stres içinde, sanki
Şügi'nin kız kardeşinin uyanması saatler almış gibiydi.
Şügi'nin babası ile Şügi kardeşini zorlukla arka koltuğa yatırdılar. Şügi direksiyona
geçer geçmez bas tı gaza, bu geçen zaman içinde nerdeyse türkiye sınırına kadar hiç
bir yerde durmadan ilerlediler. Kapıkule sınırına geldiklerinde sadece 5 Km sıra
bekleyerek vatan'a girdiler.
Türkiyeye vardılar. Avninin ağabeyi onları Avninin türkiyedeki ablasına bıraktı
selamlaştı bir çay içti ve daha evelden uçakla gelen hanımına yani kayınvaldesine
gitti. Avnini annesi zaten o sıralarda isviçrede ablasındaydı. Şügiler o gece avninin
ablasında konakladılar Şügi ve koşarak karşılamaya gelen Ömür de bu sayede
tanıştılar. zaten anlatımlardan birbirlerini tanıyorlardı.
Ertesi gün Şügiler antakyaya doğru yola çıktılar. Avni ve Ömür 2 hafta sonrası
antakyaya otobüsle gidip Şügi ile sahil kıyısından istanbula gelecekler burdanda
isviçreye gideceklerdi.
Şügileri uğrlamanın ardında Avni yanına Ömüride alarak ziyarete gelmiş olan
ağabeyinin arabasına atladılar bu en yeni model mustang turbo bir arabaydı yani
havalı görünümü vardı. Ömürde keyiflendi ve biraz bakırköyü dolaştılar görgülüde
tavuk göğsü yediler --dondurmalımı? Evet donrurmalı sonra olan bitenleri anlattılar --eee sonra dedik! tamam anlatıyoruz patlama.. ve beklenen soru Ömüre geldi
O nasıl haber varmı. Ömür Avniye baktı baktı sonra yuh be Avni halamı? diye sordu.
Avni arkadaş aklımdan hiç bir zaman çıkmıyorki neden hala olsun. hadi yürü
gidiyoruz. Ömür olum dur nereye. nereye mi benim klasik sokak turuna onlara .
Ömür ya yapma okullar kapandı tatilde matildedir hem üniversite sınavlarıda bitti
belkide istanbulda yoktur. Ömür ne olursa olsun nerde olursa olsun bulacağım
gerekirse metafizik yolu ile ama beni görmesi için değil. sadece şu büyülü hikayenin
doğru olmadığın bilmek için sana söz şayet görürsek saklanırız.
Ömür ve Avni arabya atlayıp Avninin birtanesinin oturduğu sokağa geldiler allahtan
bu ara askeri ihltilal olmuş ve türkiye eski haline dönmüş terör merör kalmamıştı. çok
güzel bir yaz günü idi. sessiz sakin eve doğru bakarak geçerlerken soldan bir ses
Avni diye seslendi. Zaten yavaş giden Avni hemen durdu. soltarafında evin tam
karşısında kim duruyordu Mr. Einstein yani Avninin hocası Ömür yakalandık işte dedi.
Avnide arabayı kenara çekrken, olum adam hiç bir şey bilmiyor bilse bile koca 3 sene
geçti hem ben bir haber almak için ölmeye razıyım. yani isterse öldürsün razıyım
yeterki onun nerde olduğunu bileyim uzaktan bile olsa göreyim.
Avni arabadan indi hocasının elini öptü. Avni hocam sizi arıyorduk diyince hocası
gayet sevecen ve memnun burdayım ya oğlum dedi. sonra avniye işviçregidip
gitmediğini sordu. Avnide orda olduğunu anlattı hocası biliyorum anneni gördüm orda
Ay ile Konuşan Adam
okuyormuşşun dedi. Avni içinden yıkıldı gerçi annesinin öğünmek için etrafındakilere
avninin isviçrede okuduğunu söylediği doğruydu ama bu yalana şimdi avni nasıl
katılacaktı tiyatro oynamasına rağmen yalan söylemeye alışık deildi ama anne
hatırına evet okuyorum dedi. -- naaap tın olum adama söz verdin şimdi birşeyleri bitirip
diplomanı göstermen lazım sen yandın Avni uçtun bittin yapılırmı ya !!! Hocası avniye sarıldı avni
hocasının elini öptü .
Avni hocasına iki kelime arasına denk getirererk birtanesini sordu hocasıda ha onlar
tatildekler dedi evde kimse yok bende motoruma bakım yapıyorum ve güldü. Bu
gelen cevap Avni için şahaser bir cevap olmuştu gerçi nerde olduğunu hala
bilmiyordu ama o büyülü müyülü masal gerçek değildi Avni sevindi. Ve hocası
Avniden şayet bulursa isviçrede yapılan köstekli ve TC Demiryolları için özel seri
saatten bulursa getirmesini rica etti. Avni yapmaz olurmu ilk fırsatta diyerek tekrar
elini öptü arabaya binip uzaklaştılar
Arabada Avni Ömür e ya Ömür şu anda 3 şey oldu farkındamısın? Ömür yooo bence
herşey yolunda dayak yemedik dedi. Avni oğlum bir düşünsene ben ilk defa
hocamızın elini öptürdüğünü görüyorum eskiden bayramlarda bile öptürmezdi.
hemde 3 kere ben buna şaşırdım. 2 . olarak ona istemeden okuduğumu söyledim..
ee ben okumuyorum simdi nasıl mezun olacağım bir şeyler yapmam lazım hemde
seneye kadar çünki 3. olarak saat istedi hemde şeklini şemalini markasını yazarak o
zaman getirmem lazım. Ömür Evet ya doğru dedi. Avni - Pekiyi söylermisin bana ben
o nu nasıl unuturum daha evlendi mevlendi haberini almadık... Acaba birtanem
nereyi kazandı. Biliyormusun ben onu hep beyaz önlüğü içinde dolaşan bir doktor
olarak hayal ediyorum. Ömür şaşkın hadi yaaa dedi. Avni evet kollarında ölmek
için... gülüştüler. --- tabiyiki Avninin içi rahat artık birtanesi güven içinde...
O iki hafta boyunca Avni O nun istanbulda olmadığını bile bile Onu aradı durdu kendi
kendine keşke fırsat varken daha fazla sorsaydım dedi.. simdi Avni için artık geçerli
olan 3 cümle vardı: "Đnsan kalbine laf anlatamıyor ......... bundanda anlayacağın gibi
beni birdaha arama ........ oğlum bana köstekli tren arması olan saat................. Evet
okuyorum ...................." hadi 1. ve 2. ye alışmış ve hali ile kabullenmişti ya hadi 3.
dekolay bulunur ama ya 4. sü bunu nasıl yapacaktı avni en zoruda okumaktı tüm
çalışmaya başladığı zamandan bu yana tek bir kitap yada satır yazmamıştı avni ..
Ama söz vermişti bir kere ya yapacaktı yada yapmalıydı . Pekiyi bu kadar zaman
kendini nasıl hayata alıştırıp hiç araştırmamıştı bile bunu muhakkak yapmalıydı
hemde döner dönmez.
Bu arada ekremi babasının yanında çalışırken gördüler ayak üstü konuştular ekrem
hemen seninkisi dişçiliği kazamnış dedi Artık Avnini içi tamamen rahatlamıştı çünkü
birtanesini yakında beyazlar içinde görecekti
2. Hafta otobüse bindiller ve doğru Antakyaya Şüginün memleketine 16 saat otobüs
yolculuğundan sonra vardılar. Avni olanları Şügiyede anlattı oda sevindi ve 2 gün
antakyanın emsalsiz acılı mutfağını tadarak arabayla beraber istanbulun yolunu
tuttular.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
71/359
Gerçektende Adana, alanya, side, antalya, mersin bodrum, marmaris, kuşadası, ve
çanakkale üzerinden istanbul. hemde 2 haftada her yerde durdular yüzdüler ve çok
eylendiler. Ömürin ehliyeti yoktu. Avni ve Şügi değişerek kullanıyorlardı. Bir gün
geceleyin Şügi kullanıp Avni ve Ömür uyurlarken. Yol bomboş ve upuzun Şügi
yakmış BMW2002 sinin 6 Farını araba vne verdiyse gidiyor. birden acı bir firen sesi ile
uyandılar araba tam yolun ortasında duruyordu Motoru çalışır vaziyette .. ama Şügi
yoktu ortalıkta. açaba arabnın önünemi düştü derken birden açık olan şöför
kapısından otların arasında debelenen Şügiyü gördüler bir kolları bir poposu birarada
ayakları görünüyordu. Ömür Avniye olum bu tırlattı galiba dedi Avni şaşkın baka kaldı
derken Şügi elinde kocaman bir tekir tavşanla geldi. Avninin kucağına bıraktı. Tavşan
yaşıyordu. korkudan titriyordu sadece bir kaç sıyrık vardı. Şügi Arabayla tavşan
vurdum dedi güldüler. Ömür arkadan olum avcılık yap hem daha ucuz onlar sadece
tüfekle mermi atarak vuruyorlar o o o o böyle her tavşana bmw atarsan nolcak
halimiz dediler, gülüştüler Şügi yola devam etti.
O günün sabahı Side kumsallarına geldiler kumsal diyorum çünki Side tabelası
vardıda sadece etraf çöldü tek tük bina ve bir adet anfi tiyatrosu. Ömür arkadan hıı
Avni karnım acıktı olum kes şu tavşanı yiyelim bütün gece tavşanı kucağında tutan
Avni hadi be sende bu canlı dedi. Ömür neden ben sana canlı canlı yiyelim
demedimki. ilkönce kescan sonra derisini yüzcan sonra ateşte bir güzel çevirecenn
tam bu sıra Avni olmaz öyleşey diye kükredi belki sevgilisi başka tavşan vardır
üzülür.-- Ah zavallı avni gene aklı kimde? Söylediğinin saçma olduğunu avnide anladı
ama sadece 3 lü bakıştı ve Ömür senigidi seni diyerek bastılar kahkayı eh avnide
sırıtarak gülmek zorunda kaldı yani şöyle hah hah hah gibi..
Bu olayın hemen arkasından Şügi lastiklerinin genişliğine güvenerek sola deniz
kenarına doğru girtdi olur du olmazdı derken nerdeyse kumsala geldiler tam orada
hafif bir tümsek vardı Şügi bak burdan traktör geçmiş bende izleri ortalarsam
geçerim dedi ve geçemedi.... Kumlara saplandılar. aşağı yukarı sağa sola derken hallı
kilim falan arabayı 20 dakikada kumdan kurtarıp sert zemine getirdiler -- üf be formula 1
yarışına girseler ekipman olarak 1. olurlardı sonra arabaya oturup kahvaltı yerine
gideceklerdiki Ömür bağırdı Tavşan Şügi durdu nooldu diye Ömüre sordular . evet
tavşan yoktu piyasada fırsattan istifade tüymüştü. Đkisi birden Avniye tesrs ters
bakmaya başladılar. Avni valla ben yemedim dedi.. sonra gene güldüler. tavşan
gitmişti Avni içinden bırakın Birtanesine kavuşsun dedi. Diğer ikisi dışından alaylı
alaylı Avniye bakarak öldüyse mevlaya yaşıyorsa birtanesine kavuşmuştur bizim
tavşan dediler. Avni bozuldu... içinden olsun işte size yemek olacağına sevgilisine
kaçtı diye düşündü ama kötü bozuldu taaa ki Şügi kamping ocağında yaptığı çayı
getirene kadar. pes doğrusu amm sürmüş ha tam 5 dakika
Burdan kalkıp yola koyuldular tam o sırada sulama için yapılan koca bir borunun
köprü şeklindeki bölümünün krık olduğunu gördüler Şügi hemen arabayı bu yarığın
altına çekti gümbür gümbür su akıyordu hem arabayı hemde kendilerini yıkadılar
kurulandılar tam arabaya binecekler ah o ne anahtar. kontak anahtarı kırıldı. araba
çalışmaz kilit dönmez hadi iş başa kendi arabalarının kontak mekanizmasını hırsızlar
gibi kırarak çalışır durma getirip taaa isviçreve kadar bu vaziyette kullandılar. Tabi bu
arada Ömüri istanbula bıraktılar yani zaten Ömür bugün bile para verseniz gelmem
diyor.
Ay ile Konuşan Adam
Avni ve Şügi için bu benzeri olmayan bir tatil olmuştu zaten ilkkez tatil yapıyorlardı
anlata anlata bitiremediler.
Avninin Karanlık Dünyası.
Avni mecburen o karanlık olan dünyasına geri dönmüştü. Güzelim tatil bitmiş Senede
10% güneşli olan bu Alp çukuruna yada Avni için sürgün ülkesine dönmüştü.. Neden
mi bu kadar karamsar... Esasında kötü bir yer değil şayet tatil yapmak isterseniz.
tavsiye edilecek dünyanın en güzel yerlerinden biri. Ama yaşama bölgeleri
gerçektende dağlar yüzünden 70% Bulutların altında kalıyor Tatil yerleri tabiyiki çok
daha yukarlarda ve genelde aşağıda yağmur bile yağsa yukarları hep günlük
güneşlik.
Bu arada Avnide kendi problemleri ile baş başa kalmıştı. Gerçi "Ay Avni yalnız başına
yaşayamaz diyen" Yakın akrabaları 1 Seneden sonra türkiyeye geri dönmüşlerdi ama
arkalarından bıraktıkları 1000 Fr.lık telefon ücreti, 4 kişinin Hastalık sigortası
Faturaları dağ gibi olmuş, birde buna hem ehliyet hemde araba fiyatı ve Tatil
masraflarıda katılmış vaziyette, zaten tek oda olan evin ortasındaki masanın üzerinde
dağ gibi duruyorlardı. -- Zaten isviçrede hep dağlar var...
Bu da ayda sadece 950 Fr.
kazanan avni için çok zor bir dönememin başlangıcını ifade ediyordu.
Ama avninin içi rahattı artık hiç değilse birtanesinin dişçi olacağını ve büyülü müyülü
kaçırılma olayı ile alakası olmadığını biliyordu. Demekki bu senede bekar gezelim
havasına takılan Avni için, "Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek hayata pozitif bakmanın
yolları kolay olacaktı. Ablasının sayesinde ödemelere çözüm bulundu.
Telefon Avni için en en önemli ihtiyaçtı. Ayda bir Hem ablası ve ağabeyi unu arayarak
konrol etmek istiyorlardı Esasında Telefonun tek bir anlamı vardı oda telefonun
arkasındaki kişi... Avni hani olurya birtanem ararsa nasıl bulur diye düşünüyordu
--- salak Avni çiddimisin? O seni arasaydı çoktan arardı 1.... 2.si senin telefonun olduğunu bile
kimse bilmiyorki. Çaldığı zaman zaten dağınık olan odanda nasıl arıyorsun... sapıttı gene..
Avni boş kaldığı zamanlar kafayı yememek için yemek yapardı.. --- hişşt hişşt olmadı...
Resim yapardı diyeceksin be kardeşim
.... ha! tamam doğru
Danke !...
resim yapardı Babasından kalan kabiliyeti kullanırdı.
Onlarca birtanesinin resmini çizdi. Çünkü Birtanesi ona
zamanında kızlar erkeklere resim vermez demiş, bir
vesikalık resmini bile vermemişti. Avnide O nun
resimlerini kuru kalemle hafızasından aklında kaldığı
kadar, yapardı. Ama kıyaslama olanağı olmadığı için zor
olurdu ve hiç bir resim bir birine benzemezdi. Zaten
aradan iki sene geçmişti acaba Avni şimdi yolda görse
tanırmıydı? Ama artık bunun bile önemi kalmamıştı Avni,
tanısabile Birtanesi tanımayacaktı . Ne olmuştuki. Pekiyi
neden bu yabanlaşma? Avni ne yapmıştı ona.. Yani
sanki Avni Mecnun ama Leyla yok ortada... Pekiyi Avni
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
73/359
neden bu kızın üzerine bu kadar düşüyordu....
Avni'nin ona bu derecede bağlanmasının, sadece bir nedeni vardı... Avni de,
Birtanesinin günün birinde ona geri dönmesi veya mesela Avniyi sevmiş olması falan
gibi, bir beklentisi yoktu. Avni onu ölmeden önce uzaktan bile olsa bir kere
görebilmek istiyordu. Avninin hayattan tek beklentisi buydu. Onu bir kere görse
Avniyi merakından kurtaracak, kafasındaki sorulara cevap bulacak, ve içi
rahatlıyacaktı. Bu Avniye yeter ve hatta artardı. Bu gerçektende Platonik, yani
gerçekte olmadan ama varmış gibi yaşanan olmayan bir kişiye duyulan bir sevgiydi.
Sanki ruhunun eşi'ni arar gibi bir duygu. Aslında geçen zaman içinde Avni artık
Birtanesi'nin kim olduğunu bile bilmiyordu, sadece varlığını algılıyor, karanlık kuyunun
içine doğan güneş ışığına gitmek istercesine Kendi kafasında yarattığı şablonu'nu
arıyordu.
Avninin sevgisi, sadece birtanesinin güzelliğine değildi. Avni gerçektende Ona
bakmaya doyamazdı, --başka birşey söylemek bile onun güzelliğine leke sürer , Ama genede
birşeyi Avni ne istediğini çok iyi biliyordu. Gerçektende Avninin etrafında çok ama
çok daha daha güzel kızlar vardı tanıdığı. Bunlar nedense Avninin aradığı koşullara
uymazlardı. Yani Avni beyenmezdi. Esasında Avninin aradığı Birtanesinin kişiliği idi..
Sıcak kanlı. Gerekirse hırcın ama uysal. Çılgın ama duygusal. Yüzde yüz
güvenebileceği. Onunla Heryere korkusuzca gidebileceği. Dürüst.Ama Sonsuz
sevgisini Avniye hissettiren. Herşeyini Avni ile paylaşan. Gerçek dert ortağı. Problem
çözücü. Olumlu ve Yaratıcı. ---Eh Avni onu böyle tanımıştı o kaybettiklerini arıyor.. Aslında bir
bakıma da Avni kendisinin iki sene içinde kaybettiği özelliklerini arıyor.... Zaten, kader Avniye
oyununu oynamış Birtanesinin kötü yönlerini öğrenemeden, Avni'yi matrix
Birtanesinin kapsama alanından dışarı atmış, işte O an Avni için sanki zaman
mıhlanmış kalmış ve hiç ilerlemiyordu. --- Ha evet Avninin birtanesinin aslında tek bir kötü
huyu var. Bunu söylemekte fayda var... Felaket bir şekilde izini kaybettirip ortalıktan yok oluyor...
Avninin durumundan belli olmuyormu?.... Bir zamanlar Avni, Birtanesini bulabilmek için
Dedektif bile tutmayı düşünüyordu. Bulsunlar, gerektiğinde gözetsinler yardıma
ihtiyacı olduğunda avniye haber versinler diye. Ama Avni tuttuğu dedektifin
Birtanesine aşık olabileceğini düşünüp vazgeçmişti.
Avni için sevmek fiili Ne anlama gelir? --- Prof. Doc.Doc.med..... "Avnisyus" ve "Avniloji"
...
-- Bak Avni gene kendini tavana ayaklarından bağlayarak astı. Anlaşılan trans olacak! Bu ara birkaç
dakikalığına Avniden kurtulmuşken sen bana acaba gerçekte Avni sevgi üzerine ne düşünüyor bunu
açıklasana! Nede olsa sen çok daha iyi tanıyorsun onu.
Đyi diyorsun anladığım kadar, Avni Herzaman insanların karakter değerlerini,
kişilerin dış güzellik değerlerinden üstün tutar. "Sevmek" onun için 3 bölüme ayrılır.
Sevgi üzerine hiç kabul edemediği ise birbirini seven çiftleri gören 3. şahısların, bu
çiftleri ayırmak için her türlü fesatlığı yapmaları. Bundan Avni nefret eder...
- Sadece seyredilen Sevgi, Yada hayranlık.
Karşısına geçer güzelliğine hayran
olursun ve saatlerce bakarsın. Dokunamazsın kırılır.
Mesela Sandra Bullock, Meg Rayn, Bruce Willis. Dünya güzelleri, yada bir haber
programının sunucusu.
"Maşşallah Allah sahibine bağışlasın" der kalkarsın. Yani sadece bakmalık bir sevgi
bir Arabaya duyulan yada Fotoğrafa duyulan Platonik sevgi. gibi .......
Ay ile Konuşan Adam
- Kısa zaman sevgileri.
Birlikte olunduğu zaman güzel çılgınca aşk yaşanan ama
hiç bir derin his taşımayan "aramazsan, arama!" metodlu yada Aşk dediğimiz
genelde sonu hep acı biten ilişkiler. 99% bu ilişkilerin bitmesinin sebebi kıskançlık
kavga, aldatma vs.
Ha birde yeni moda internet chat mat olayı var. Bu tür hastalıklar -- "öhö. öhöö!! "
Şey. Yani! bu tür vakalar genelde birbirlerini tanımadan, istemeden, birbirini değilde
başka birilerini sevdiklerine inandıkları halde, birlikte olan, kişilerde ve hatta Kısa bir
Aşk sonucunda evlenilen sevgilerde görünür.
Mesela: Hiç bir kişiliği aktaramayan soğuk maillerle duygusuz ve sonuçta anlamsız
olarak başlayan sadece birlikte geçirilen Aşk dakikaların etkisinde kalınarak başlanılan
kalb atışlarının geçici yükseldiği aslında demeye yüreğim varmıyor ama buna da halk
arasında insanlar Sevgi diyor....
Çiçim Aylarından sonra Cehennem Hayatı başlayan ve genelde boşanmaya giden
Uzunluğu ne olursa olsun kısavadeli Sevgiler.
- Sonsuz Sevgi.
Bilmem anlatmama gerek varmı.
yada mustinin bu şarkısınımı dindelemek, isterdiniz.
"benim sevdam sabaha kadar değil. . pazara kadar değil. . sonuna kadar değil.
.. ölene kadar.. .."
Bu tür sevgilerin aslında başlangıcı bile belli değildir. çinsel ilişki bile gerekmez.
Nezaman ve nasıl başlar bilemezsiniz. bazen bir kapı açıldığında rüzgardan uçuşan bir
tutam saçla. Şayet birde sevgi karşılıklı ise onu korumak için herşeyin yapılıp sahip
çıkılması gerekir. Bu tür sevgiler kıristal özelliğinde, parlak zarif ve naziktir, ama kırıcı
değildir. Bu tür sevgiyi tadan insanlar ne yapıp yapıp sevgilerine sahip çıkmalıdırlar.
Sevgi karşılıklı ise, birde kişinin şansı var da, hayat arkadaşıyla yani evlendiği yada
evlenecek olduğu kişi ile bu duyguları yaşayabiliyorsa.
Đşte O zaman "Sonsuz Aşk'a"
ulaşılmış olur. Bu duyguların her zaman
tazelenmesi ve sıcak tutulması gerekir ve genelde dürüstlük güven ve arada bir,
getirilen bir fincan kahve yada verilen bir demet çiçek, kısaca eşe verilen
"hatırlanmak duygusu". bu tür sevgilerin yaşaması için yeterli olmaktadır. Sonuçta
birbirlerini gerçekten seven kişilerin eşlerinden beklentileri yoktur.
Dürüstlük ön plana çıktığında zaten masrafı olmayan, yapılana karşılık beklenmeyen,
Problemler çıktığında Damadın kaynanasına, Gelinin kayınvalidesine koştuğu bir ilişki.
Ve inanın bitmez... yani ölene kadar.... Bu tür sevgilerin, Avni öldükten sonrada
devam edeceğine inanıyor ama onu Allahbilir.
Düşünün birkere Bir sevdiğiniz var ne zaman olursa olsun onu tekrar gördüğünüzde,
Ona nasıl yardımcı olabilirim diye çırpınıyorsunuz. Onun derdine derman olmaya
çalışıyorsunuz. Ve hatta onun tüm hayatını ne durumda olursa olsun
kabulleniyorsunuz. Allahın onu size kavuşturduğunu düşünüyorsunuz. Sanki koruyucu
bir melek gibi, onun yaşadığı yerde aldığı nefeste yediği yemekte her şeyi ve tüm
dertleri ile onu kabulleniyorsunuz artık onun için varsınız. Beilki yanına bile
yaklaşmadan, o nun sizi görmesine izin vermeden. Avni işte sonsuz aşkı böyle
tanımlıyor.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
75/359
Benim tavsiyem sonsuz sevgizi yaşayın. Hayat çok kısa. Bir Pamuk Nine ve Dedeyi
düşünün, kendi dertlerini daha gençken aşmış iki beyaz saçlı nur yüzlü ihtiyar,,
yeşilliklerin içindeki kuluberinde oturup, etrafında onlara koşuşan küçük çocuklar
........ Yada alternatif olarak , yaşlandıktan sonrabile devam eden "allah kahretsin
seni geberisece bir geberemedin gitti!" lafları
Seçenek sizin.. Insanlar secimlerinde özgür ama sonuçlarına katlanmalıdır...."
Buna yarım kalan aşklarda dahildir. Karşılıklı başlamıştır ama. Uzaklık, ölüm yada
imkansızlık sonucu Ayrılık vardır. Bu durmda bile Sevgi hiç bir zaman ölmez dönüşe
bilir ama kaybolmaz aynı Avnide olduğu gibi.
Avni zaten bu sonsuz sevginin peşinde.. Avni aslında çok derinlerden biliyor
hissediyordu. O nun Birtanem dediği kişi aradan bu kadar sene geçtiği halde Avni'yi
bir kez bile, anmadığını, Avniyi unuttuğunu, Avni'nin onun için hiç var olmaması
gerektiğini. Fakat bu Avni için o kadarda önemli değil di Avni'nin yaşaması için onun
sevgisine ihtiyacı vardı. Aksi taktirde kendisini yalnız ama çok yalnız hissedecekti.
Avni'yi ayakta tutan tek sebep Buydu. Kötü talih Avni'ye bu duygunun nasıl
olabileceğini çok küçük yaşta birtanesi sayesinde öğrenmişti.
Avni biliyordu .... Beklemek..Sabretmek.. Beklediği her kim olursa olsun, nasıl olsa
gelecekti. Hiç olmayacak kişilerle vakit harçamaması gerekiyordu. Sonuçta Avni bu
sevgisini, kaç kişiye tattırmış ama karşılık alamamış alsa bile bu Avniyi tatmin
etmemişti. Avni hala kapı açılacak ve sonsuz aşk yaşayacağı kişi içeri gelecek diye
bekler. -- siz inanıyormusunuz? Avni beklermi ? ..... .Gerçekleri görmediği sürece bekler!..... ben
pek sanmıyorum ama .... Avni genede bekler!. bekler!. bekler!. bekler .bekler..bekler ..bekler ..bekler
... ...
Sonsuz Sevgi? Temiz ve sonsuz sevgidir bitmez. Hoş görü ile sulanır, iyi niyetle
beslenir . Nedense bu tür sevgiden hep sevilen kârlı çıkar, sonuçta seven insanlardan
sevilen insanlara kesinlikle zarar gelmez.
Sonsuz sevgi ile sevilen kişiler bunun tadını cıkartıp kıymetini bilmelidir diye
düşünüyor Avni.. ......
Ben yine de bizim avniyede bir bakımada acıyorum. Onu böyle gerçektende sonsuz
aşk ile seven kimsesi yok....Belkide hiç bir zaman olmayacak....
Sadece Avninin etrafında bir sürü sahte sevgici olacak. Ona Avninin bu duygularını ve
beklentisini bildikleri için. Villalar ve Yatlar karşılığı evlenmeler teklif edilecek..
Bazısıda Avninin düşüncelerini kendi üzerine alınacak ve Beni bu kadar seviyormusun
diyecekler.
Hatta Avninin karşısına öyle çok sevdiklerini iddia eden ve kendi arkadaşlarına "Senin
aşkın bana yetmez! yazarken Avniye gösterip "Nasıl buldun Avni?" bunu erkek
arkadaşıma yolluyorum etkileyicimi?" dedikten sonra Avninin Tepkisini anlayamayan
yani neden Avninin kusura bakma bu ilişki sanada banada ağır gelecek diyerek
ortadan kaybolmasına bir anlam veremeyen sözde Aşıklar çıkacak.
- Eski sevgililer?
Avniye göre bu tür sevgiler, süreçleri içinde Ne kadar güzel olursa
olsun şayet yaşanarak bitmiş bir aşk ise Bu sadece tek taraflı sevginin sonucudur.
Yani eşlerden biri aşırı diyeride eh işte öylesine sevmiş.. Genelde çiftlerden biri
başka birisini bulunca biter.....
Ay ile Konuşan Adam
Diğer bıtkınlıktan dürüstçe biten ilişkiler insanda, hatırlayınca sadece bir
gülümsemeyi getiren tatlı bir anı olarak kalmalı ama iz bırakmamalıdır. Neden mi?
çünki; Karşılıksız sevgi insanı kısa döngü içine atar. Bu sebepten de gelecek olan
"Sonsuz Sevginin" önünü kapanır. insan gerçek sevgiyi farkedemez. Karşında
gördüğünü farketmez. çünki bu kişiler hep neden beni bıraktı yoksa hiç sevmedimi
döngüsü içindedir..
Son olarak insanları sevgileri ile başbaşa bırakmalı onları yönlendirmemeli, Insanın
hayatında alacağı en önemli kararı kararı kendileri vermeli ve unutulmamalı Sex ile
sevgi birbirinden ayrı çalışan mekanizmalardır. Gerçek sevgide sex'in okadar önemi
yoktur.
Misal: Gerçekten sonsuz bir aşk ile birleşen eşlerden biri Belden aşağı sakat kalıyor.
Sex bitmiştir! Ya Sevgi ?? Ne dersiniz? ben sanmıyorum biteceğini -- Valla bu.. bu çok
doğru?
Ama Avniye göre biten ilişki tekrar başlamamalıdır. çünki sadece alıştım sana olayı
önplana çıkar bu durmda eşler spor yapar gibi bir ayrılır bir birleşirler. Neden Hoş
görü yoktur da ondan.
Sex ?? Bu konunun Sevgi ile uzaktan yakından hiç bir alakası yok. Sex sadece
mekanik olarak yapılabilen iç güdüsel insanlarla hayvanların ortak olduğu tek duygu
...
-- Pekiyi hani olursa., ben pek inanmıyorum ya. Birtanesinin onu arayacağını Ama varsayalımki oldu
kaderdir bilinmez... Yada avni onu bulurda diyelimki arada başka kimselerde yok Pekiyi avni onun
güvenini kazanıp kazanmadığını nerden anlayacak?
Bu çok basit. Avni birtanesinin sadece bir arkadaş Dost olarak gelmesinede rağzı
olacaktır muhakkak. Avni fazlasını beklemiyor. O nun dostluğunu, güvenini,
kazandığını Avni gene birtanesinin tek tanıdığı iki kötü huyundan anlayabileceğine
inanıyor. Bunlar dan biri iz bırakmadan ortadan kaybolmak. Diğeride Birtanesinin şu
meşhur gizli kutusu.
Esasında biliyormusun Avni de kimseye güvenemiyor. kendisine gerçektende dost
arıyor her konuyu açıkça ve çekinmeden. yanlış anlarsın anlamazsın gibi pürüzlerin
olmadığı dobra bir dostluk.
Avni Birtanesini hiç boşlamasaydı çok şey daha değişik olurdu sanırım. şimdi Avni
bunun cezasını çok ağır ödemek zorunda. ve de bunu Avni zaten kendiside biliyor
Avniyi yıpratan esas konu da bu. Ama henüz kabullenmiyor. Kabullenmeyi yaptığı
hatalardan öğrenmeyi Avni daha ilerdeki yaşamında öğrenecek.
Belkide Avni sonsuz Aşkı bambaşka birinde bulacak, ve doya doya yaşıyacak, belkide
bu alternatiflerin hiç birisine ömrü yetmeyecek, kimse yanında yokken ölüp gidecek.
Bunu Kader denilen yolun üzerindeki rayları değiştirecek noktalardaki, Avninin
alacağı kararlar göstercek. Ama şu gerçekki sevginin şekli nasıl olursa olsun
birtanesini Avni herzaman sevecektir.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
77/359
Bak Editörcüğüm. Sende anlamış olmalısınki Avni'nin 3 saplantısı var. Deniz,
yelken birde o yeşil gözler.
--- Bu üçünün bir araya geleceğine ben hiç inammıyorum -- Bana kalırsa şimdilik böyle düşünüyor
oda değişir...
. Ne bakıyorsun öyle sen demedinmi demincik yok olmadı demincak.demincuk neydi
ya .. boşver ..
Zaman herşeyi değiştirir. diye .. yani...Şey sen kesin konuştunda ondan.
demek istedim..........!? efem? ne dedin? anlamadım ama neyse......
Aslında Avni mantığına güvenmeli. boşa kürek çekmek, yanlış yerde aramak,
haybeye enerji kaybetmek yerine zihnini akıllıca kullanabilir. Bundan sonra aynı
hataları kısa döngü gibi tekrarlayıp durmaz.
-- Dur bir saniye bak Avni uyandı. Bana kalırsa bunun Adını neden Yarasa koymamışlar? Ayaklarından
hep kendini asıyorya. Yani işe yaramazın biriya ondan dedim... tamam tamam bozulma hemen.......
Küçük çekirgecik Avnicik miniminicik.
Jacky lo Avniye Anvi diye hitap eden onun çinli kungfu ustasıydı. Avniye
yanında assistanslıkta yaptırdığı için her gün yanına alır öğretirdi.
Meditasyon yaptıkları bir sıra Avninin çok sinirli ve heyecanlı olduğunu
gördü.. Anvi senin neyin var diye sordu Avnide hiç içim sıkılıyor dedi.
Jacky lo ona vucuttaki yüksek enerjiyi atabilmesi için Tai chi medodları öğretti. bu
hareketler gerçektende insanı sakinleştiriyordu. ama bu seferde avni çok çabuk trans
oluyor ve başka dünyalarda gibi kendisini hissediyordu. adeta vucudundan dışarı
çıkıyor kendi kendini izliyordu. tıpkı Metrix filminde olduğu gibi --- hişşt olum Metrix
filmi o zamanlar yoktu kendine gel ayıp oluyooo... Bu gerçek bende denedim oluyor tıpkım Metrix gibi
Jacky lo Avninin hocası ama aynı zamanda dert ortağı idi. Avni aklına takılanları Jacky
lo a anlatırdı zatten avniye dönem dönem sadece bir şey takılırdı oda birtanesi. Avni
bu konuyu Jacky lo la konuşmaya karar verdi öyle ya bitmeliydi artık bu kadarda
olmazki. Olan bitenleri Jacky lo a alattı ve tüm acıklığı ile. Avni onu adeta kovalayan
birtanesinin söylediği "insan kalbine ....... sözçüğü" ile "Beni bir daha arama"
kelimelerinin Avniyi bağladığını esasında bu sebepten birtanesini aramadığını ve hatta
birtanesinin ayrılmak isteminde haklı olduğunu. onun özgür bir kişi olarak kendi
secimini yapması gerektiğini ve ona aşırı sevgi yanında çok fazla sayğı duyduğunu. O
nu kesinlikle arayıp rahatsız edemeyeceğini ama onsuz da yaşayamayacağını
anlattı.. Jacky lo avniye
- "Anvi söylediklerin ve aldığın kararlar yerinde bu güne kadar davranışlarında da
dürüst kalmışsın. O zaman senin üzülme ve utanma zorunda olduğun bir sebep yok.
Bundan sonra Telepati ile deneyeceksin, onu her zaman yanında hissedeceksin
sadece düşünmen yeter. şayet becerirsen onun gözleri ilede dünyayı görebilirsin.
ama sana karşı sevgisi kalmadıysa bu olay gerçekleşmez. telepati telefon gibidir karşı
taraf ahizeyi kaldırırsa görüşebilirsin. Yoksa unutmalısın. ama sevdiğin kişinin kişiliğini
karakterini unutmana gerek yok zamanla onun yüzünü bile unutacaksın.."
- " ama gözleri ile o sevgi dolu gülüşlerin değil" dedi.
Aslında Jacky lo haklıydı şimdi varsayalım 10 yıl sonra yanyana gelseler birbirlerini
tanırlarmıydı acaba ikiside şişko çoluk çocuk kocalar karılar.. Avni kendi kendine yav
bende sanmıyorum tanısın. hem o beni galiba hiç sevmedi sevmiş olsa ayrılık
mektubunda dürüst çe ben seni daha fazla bekleyemem kendime kendi yolumu
çiziyorum başının çağresine bak vs. gibi daha kızgın kırıcı sözler kullanabilirdi. Başka
Ay ile Konuşan Adam
bir yada onlarca sevgilisi olduğu belli. Ama bu avninin nedense hiç umrunda değil.
normal olarak karşılıyor. ee başkaları ile ilişkiye girmiş olsa diye düşündüğündede
olabilir her insan kendi yolunu kendi çizer diyor. ve bu bir insanı sevmeye engel
değilki diyor ekliyordu -- Buna kendi kendine terapi yapma derler yan etkileri için doktorunuza
eczaneye veya brosürünü okuyunuz.. Yaa alay etme çocukla ne yapsın daha hiç bir kadınla
birlikte olmadı. Bu düşüncelere sahip olan yani Avni gibi bedene değilde kişiye ruha
önem eren 5 kişi daha getirde konuşalım. atcam bak seni rejilikten ona göre...
Aklına ne zaman birtanesi gelse tek tek yaşananları sıralar nereler dönüm noktası
nerelerde hata yaptığını düşünürdü. mesela buraya gelmesi baştan bir hata idi. O
türkiyede kalmalı ve askeri okula gitmeliydi. O zaman neler değişirdi. buradaki pozitif
noktaları topladı ve burda kalmanın avantajlarını topladı 2 ile çarptı 10 böldü
karekökünü cıkarttı. ama gerçek hep aynıydı Artık Avninin birtanesi yoktu ve birtanesi
zaten avniyi hiç sevmemişti. Ama kadınlar ya hemen sevgilerinden vaz geçebiliyorlar
yada sevmedikleri halde rol yapıyorlar .. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmeli idi. Ama
hisler olarak da bir gerçek vardı Avni birtanesinden o 6 ay içindeki sevgi dolu bakışları
annesinden bile görmemişti nedense.. --- Avni gene transa girdin bari köprünü yerde kur
sandalye üzerinde değil....
Avni her seferinde gene kendi sınırlarını zorluyordu sanki düşüp biryerini kırsa da
kurtulsaydı bu hayattan Mesela 2 sandalya alır bu iki sandalyenin aralarını yetrince
açar üzerlerine 2 yastık atar 3. sandalyeyide ortaha koyar hiç bir karşı ağırlık
olmazsızın orta sandalyenin üzerinde elleri ile dayanarak ayakları vucuduna 90 derece
olana kadar açar sonra bu sandalyelerin üzerine koyar ve ellerini bırakır. yaklaşık her
seferinde 5 dakika asılı kalır sonra ellerini yere ve kendisini hop Amuda kaldırır
böylede 5 dakika hareketsiz durur. sonrada taklı attarak yere inerdi. Şügi ise her
seferinde onun bu haline gülerdi. Şügi bu kadarını beceremesede aşırı dayanıklı ve
kuvvetli vucuda sahipti. Birlikte çalışırken Şügi duvara dayanır karnında Avniye tekme
çalıştırırdı. Abartısız var gücüyle.. Sonra ikiside ayaklarından duvara asılırlar ve kitap
okurlardı. zaten Avninin evi spor salonu gibiydi. Son olaylardan sonra zaten avni
kendisini tam olarak spora vermişti. düşüncelerini aklında tekrarladığı soruları bu
sayede azaltabiliyordu..
Gene bir gün yanlarında bu sefer Şüginünde olduğu halde ,Jacky lo ile yaptığı özel
seansta Hala kafasında konular vardı Avni Jacky lo ya ya hocam geçen de sorduğum
soruların cevaplarını benim zaten bildiğimi söylediniz. doğru hareket edip ona saygıda
gösterdiğimi söylediniz. Ama aklımdan beni nekarda çabuk unutabildi sorusunu
atamıyorum... jack lo Avniye baktı Avni onun tam karşısında seansa başlamak için
bekliyordu. Avniye bir daha baktı. kafasını eğerek baktı düzeltti gene baktı Avni
irkildi. birazda çekindi tamam tamam sormadım dedi.
- "Anvi çabuk sen bağlamak kendini ayaktan o demire dedi.
Yani Avni Barfiks demirindeki özel bileklikli kelepçelere bağlanacaktı. Avni için kolay
birşeydi bu hemen zıpladı barfiks demirini kavradı 2 kez tam eksen dönü ayaklarını
çekti kelepçelere taktı. kendini aşağı sarkıttı. Arkasındanda Jacky lo ya
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
79/359
- "Tamam Hocam" dedi.
- "Bak Anvi sen katılacak tam 1 ay sonra dan imtihanına tayvanda sen şimdi
toplamak tüm konsantrasion ve yumruklarını sıkarak kuvvet. şimdi ben sana
göstermek nasıl sen kafanı bunaltan sorulardan kurtulmak. Sen şimdi yüz kere
ayaklarına dokunmak. her dokunuşta demek senin çözümünü. "O beni sevmedi
başkasını secti. hadi başla"
- "ya hocam yapma ya... lütfen"
- "Anvi Başla!"
Avni başladı
- "1. O beni sevmedi başkasını secti"
- "2. O beni sevmedi başkasını secti" 3 4...
Jacky Lo Şügiye iki adet 3 kiloluk halkayı ayak ve kol bileklerine taktı ve duvara bağlı
olan yastığa durmadan zincirleme yumruk atmasını söyledi ve yüksek sesle 500 kere
sayacaktı. Şügi hemen başladı ve bu arada hem vuruyor hemde Jacky lo ya
soruyordu neden Avni bu hareketi yapmak zorunda. Jacky lo Anvi kafasına tam
olarak yerleştirmiş. Daha tam olarak bilmeden sanki arkadaşlık ettiği kız onu deligibi
seviyorduda sanki zorla bıraktırıldı ve günün birinde geri gelecek. Ama Bu arada
gerçekleride biliyor yani her insanın özgürce seçim yapabileceğini. ama bildiği halde
kendisinden gizliyor gerçekleri kapatıyor " Anvi 49 60 değil şimdi 50 yüksek sesle
say" Bu çalışmada vucudu yorulacağı için beynine hükmedemeyecek ve aynı şeyleri
tekrarladığı için kulaklardan gelen beyine arkaplana iyice yerleşecek" Şügi hem
vuruyor 250 pek 251 ben 253 öyle 254 olacağını 255 sanmıyorum 256 hocam 257,
258
Salonda çok güzel manzara oluşmuştu Jacky lo ortada yerde oturuyor Avniyi kontrool
ediyordu hemde bir yandan Şügiyü salononda Avninin hemde türkçe olarak
tekrarlaması gereken "O beni sevmedi başkasını secti" sesi ile Şüginün 301 302
sayıları birbirine karışıyor bazen " 401 O beni sevmedi başkasını secti 78" gibi ilginç
sesler cıkıyordu ortaya yaklasık 10 dakikada Avni 100 ü tamamladı Şügide bu arada
bitti. Jack lo 1 dk. dinnenme molasından sonra, "Anvi sen şimdi inmek yerde 2
parmak tek el snav çekmek 200, 100 soll 100 sağ. Ok çok basit avni için tek parmak
olsa sadece 20 kez yapabiliyor
- "Anvi söylemek gene "O kendi seçimini yaptı. Beni bıraktı"
Bu şekilde 35. dk çalıştılar sonra teknik döğüş ve surhatli dövüş kondisyonları. Kılıç
çiftklıç katalar değnek kataları tekrarladılar.Gidecekleri imtihanda hepsi gerekiyordu
ve her gün 2 3 saat çalışıyorlardı. Bu imtihan hersene dünyanın her köşesinden gelen
hoca adayları ile yapılıyordu ve Jacky lo nun okulunun teccil alması için
gerekiyordu.... Avni acaba benimkide tayvandamıdır? diye Şügiye sordu ve
gülümsedi. Şügide bak şimdi jacky duymasın... bu sefer sana olum 1000 baş aşaı
mekik yaptırır ben aptalım ben aptalım diye.
Şügi ile Avni bir köşeye oturdular. O sırada Jaky lo dışardaydı. Avni Şügiye dönerek
- "Ya Şügi ben kafayımı yiyorum neden aklım ve mantığım onu rahat bırak ve unut
diyor ama kalbim her yerde onu arıyor inanmazsın türkiyede iken mağzalardaki okul
üniformalı kız mankenlerdebile onu görüyorum ya... " dedi.
Ay ile Konuşan Adam
- " Valla Avni senbilirsin ama unutma ilk planda seneye yaz tatiline kadar
yapacakların var. unutma kendine söz verdin okumaya başlayıp diploma alacaktın
hani"
- "Doğru ya!... Ben gidip bi 500 Mekik yapıp bu seferde "okuycam" "okuycam"
diyeyim dedi sırıttılar." Tam bu sırada Jacky lo geldi içeri.
- "Çocukar kalkın dedi karşısına aldı ve bakın Tayvana önümüzdeki ay gitmiyorsunuz"
...??!
- "Neden?"
- "Komite bu sene almanyaya geliyor! "
- "Yok ya! bak bu olmadı işte!... tüh! be.... Jacky lo. Tek ümidim tayvana gidince
birkaç hatun bulup Avniyi iyileştirmekti" dedi.
Jack lo güldü Avni kızdı ve Odadan dışarı fırladı ......
Dışarsı soğuk ve Avninin üzerinde sadece tişort ve geleneksel ince çin pantolonu
vardı gök yüzü açık yıldızlaar görünüyordu Avni Şüginün bu tavrına içerlemiş ama
genede çok sakindi --- ee neyde olsa jacky lo haklıydıy anvi çabuk 200 mekik yok yetmez 2000
mekik ... Avni gök yüzüne baktı.. Sonra düşündü ya tüm dünya onun bu isteğine
karşı gelmeye çalışıyor ya da Avni dünyanın düzenini bozmaya çalışıyordu. Avni
birden etrafına baktı kimse yoktu. Zaten Çalışma lokalleri 9 katlı bir fabrikanın
taraskatıydı ve diğer binalardan yüksekti etrafına baktığnda sadece diğer binaların
çatıları görünüyordu. ve Şügi ile Jacky lo içerde çalışıyorlardı kimseçikler yoktu Avni
en uç köşeye kadar gitti. buradan alp Dağlarının karlı tepeleri görünüyor ve Dolunay
etrafı aydınlatıyordu avni simsiyah kıyafeti ile köşeye geldi ve parmak uçlarını
kullanarak diz bükmeden bir zıplayışta köşe demirlerini üçkene alarak üzerine çıktı -hooop lan düşeceksin ya yapma Avni ya salakmısın ....... Ve ellerini göğe açarak .
"MELEĞĐM Birtanem Yeşil gözlüm gelde kurtar beni bunların elinden.. Artık kimse
beni dinlemiyor, ve biliyorum sen duyuyorsun... Ama kim olduğumu bile
unutmuşsundur sen şurda karşımda dursan ne bağrıyo bu salak dersin"
Sonra durdu dağlardan gelen yankıyı dinledi. sonra kendi kendine
- "Oğlum birtanen karşında dursa bile sana gelmez. sana bu güne kadar bir kart bile
yazmadı. Seni unuttu. Kabullen artık. Onu bekleme.... Aslında , galiba artık gerçek
olduğundan, yada hatıralarım beni aldatmadığından bile emin değilim. Ya aklımdaki
anılar sadece seyrettiğim bir film is?... en iyisi vaz geçmek boş vermek. Zaten bitmiş
olanı gömmek. Ama şablon geçerli kalmalı...Bu günden itibaren onu birdaha
anmamalı.. "
Bu Avninin son haykırışı ve yalvarışı oldu bu . aşağı indi ve parmaklıkların dibine
bacaklarını kenetleyerek oturdu. sırtını dik tuttu gözünü tek bir noktaya vererek
düşünmeye daldı.
Đsviçreye geldiğinden beri burda bir sürü insan tanımıştı ama Avninin istanbuldaki
arkadaşlıkları karşılıksız ve beklentisiz dostluklar, karşılıklı verilen değerlerini ve
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
81/359
dürüstlük. Ve hatta hiçbirisi ona "bu kötü bir arkadaş" dedirticek kimseyi
tanıştıramamıştı. Hiç mi kötü arkadaş, kişi yok? Var ama dedikya
zaman Avni için Eylül 1977 de durdu.......
Aradığı özellikleri, Avni çoğu kişide bulamamıştı. Bulduğu kişilerde zaten yanındaydı.
Ama Đstanbuldan yani hatıralardan kimse yoktu etrafında. Mesela kimse burda ne
lodos'u tanıyordu nede haydar ustanın benzeri olmayan turşu suyunu sabahın 07.00
de içme keyfini. Ha! birdde işkembe çorbasının en güzel saat 04.00 dolaylarında
içildiğini... ama bu tatilde yaşadıklarından sonra artık Avninin aklında onu
aşalayarak bakan bir kaç kişi kalmıştı...
Avni herzaman etrafındaki insanları düşündükçe kendine bir soruyu soruyor.........
Yoksa Avni için gerçektende 1977 de zaman durmuş avni başka bir boyutamı
geçmişti yoksa herkez çok cabuk değişipte Avni aynımı kalmıştı.? belkide değişen
sadece Avniydi. Ama bir şeyi şu gecen bir kaç sene Avniye iyi öğretti. Kimseye sırrını
veremiyordu. çünki kimse dinlemiyor dinleseler bile hede! hede! he! He diyerek
geçiştiriyorlar Kişiye özel şeyler ile zaman zaman alay ediyorlardı. Hemde bunlar en
iyi dostları olsa bile.. Bundan böyle Avni hiç ama hiç kimseyle birtanesi hakkında
dertleşmeyecek. onlar açsa bile ha evet öyle diyecekti.
Avni bu düşüncelere dalmışken aradan kaç saat yada dakika geçti bilinmez Şügi geldi
avninin yanına oturdu Avni aynı anda kendi kendine mırıldanıyordu. Avni'nin ne den
bahsettiği, hatta neler düşündüğü, hissettiği Şügi için anlaması çok zor bir konuydu.
- "uzaklarda değil artık. Mutluluk en çok onun hakkı. Adı bende saklı"
- "Avni",
- "hı..? " Dalgınca
- "Ya bana bak yarın sabah nasıl olsa cumartesi çocukları toplayıp alfamareye
gidelimmi?" -- Alfamare su oyunları sentrumu.....
- "olur... ama hiç isteğim yok aslında dedi. ve ardından ekledi.
- "Aslında dur bir dakika. Gelmesem salak salak evde oturacam.. Ama gelmek
istemiyorum. Hem havada soğuk. Boşver esasında Runners ler çoktandır birlikte bir
yerlere gitmedi. Tamam oldu varım.." Dedi.
Sonra kalktılar. eve doğru yürüdüler. Ev ile Jacky lo nun çalışma yeri arası yaklaşık 5
Km idi Avni bu mesafe için araba kullanmayı sevmezdi.
-- E napsın çocuk bir yandan para biriktirecek hemde zaten arabayı çalıştırana kadar giderim diyor.
hih hih birde zaten bakırköyden alışık birtanesinin evi de Avninin oturduğu eve 5 km uzakta Avni
hergün gidip gele gele...... kih he.........
Yolda gelirken Avni Şügiye birden.
- "Artık galiba benim birini bulmam gerekiyor. yoksa yalnızlık başıma
vuracak. Gruptada tek milli olamyan ben kaldım. Yabancı biri olursa
onun da kafasını şişirene kadar, benden bıkana kadar, Birtanemi
unutur normale dönerim..... Şügi şaka bir yana, Galiba artık onu
unutuyorum. Yani hâlâ deli gibi düşünüyorum ama yüzü gözümün
önüne gelmiyor artık.. Yaptığım resimleri benzetemeyip yırtıyorum.. Sanki aramızda
geçen o kısacık zaman içinde bana görülen beni bir nevi bataklıktan kurtaran, tekrar
Ay ile Konuşan Adam
çalışma ve didinme şevketi veren bir Melek. Yani baksana o kadar aramama rağmen
kaç senedir hiç göremedim. Yok oldu bu işin içinde bir sihir var. Hem artık ben unu
görmektende korkar oldum. ama benim ayakta kalmam için birşeyler gerek bu da
sanki beklediğim ruhumun ikizi. Hala bekliyorum sanki günün birinde buluşaçagız ve
hiç ayrılmamış gibi kaldığımız yerden devam edeceğiz..ama Kimi bekliyorum sanırsam
beklediğim fiziksel olarak birtanem değil ondan ümidimi çoktan kestim ama onun gibi
biri, yani ruhumun eşi, benim duygularımı düşüncelerimi anlayacak biri. Belkide
Birtanemi şimdi görememem daha iyi . Düşünsene birde hayal kırıklığına uğrarsam ne
yaparım. Beklentilerimin aksine, Milletile oyun oynayan çıkarcı, nankör birisi ise,...."
- "Ama benim aklımdan çıkmayan başka bir şey daha var bundan 4 sene önce orta 3
te iken ilk dönemdi hatırlıyorum annemler isviçreye geldikleri için ben
gene evde yalnız kalıyordum. bir gün haluk geldi, ve kek yapmaya karar
verdik. hoş gerçi tereyağ yazıyordu biz zeytinyağı kullandık. ğiştikten
sonra belediye toplayıp kaldırım inşaatında taş olarak kullandı. Atsan
cam kırardı... Neyse biz pastaları hazırlarken bana "Avni sana birşey
soracağım bir gün birisi sana Birtanen 25 Yaşında ölecek dese ne
yaparsın???
-- yok yaaa bu çok çiddi bir konu çocuklar yapmayın ya yoksa birşeymi var ortada???
- "Nededin bundan hiç bahsetmemiştin daha ?? Doğrumu.
- "Yok ya sükrü Haluğun boğazından kaldırıp duvara yasladığımda "Yok ya hani çok
seviyorsun ya öylesine sordum" dedi
- "Banabak bu da habire birşeyler buluyor yani"
- "Evet buluyorda, mantıksal buluyor kerata. Aklıma şu kırlangıç hikayesi geldi şimdi
Keşke şimdi bir kırlangıç olup tüm ömrümü onu aramakla geçirebilsem onun
penceresine konup ona uzun uzun bakabilseydim. Jaky lo ya göre Budistler insanlar
öldükten sonra hayvan olarak dünyaya tekrar döneceklerine inanırmış Budistmi olsak
ne.. bu hayatta ben onu birdaha göreceğime inanmıyorum -- Yok daha neler Avni üşüttün
gene... Ama düşün birkere, Sevilen bir insanın değeri onu kaybedince birden bire
sonsuz oluyor. Yani ben birtanemle beraberken. hiç bir zaman kaybetmeyeceğimi
sanıyordum sanki hiç ayrılmayacaktık. Ama şimdi..... şimdi bana karşı ilgisi
olduğundan beri şüpheleniyorum.
- "Pekiyi şimdi ne yapacaksın? Herşeye boş mu vereceksin?
- "Esasında en iyisi o " Yani herşeyi bırakıp gitmek ıssız bir adaya deniz kenarına
sonsuza kadar yüzmek... yüzmek yüzmek" Ama sanırsam bunu yapamayacağım.
Demin balkondayken. .. tam bu arada Şügi atıldı.
- "Evet seyrettik şovunu cıkmış korkuluklara bağrıyordun... ben baştan kendini
atacaksın sandım, koşacaktım ama Jacky lo "DUR dedi. Avni ölümden korkmuyor
korkmadığı sürecede birşey olmaz" dedi ve seni izledik ulan bu Jacky her şeyi biliyor
ya....
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
83/359
- "Ne siz duydunuzmu? bende o kadar kontrol etmiştim etrafta kimse varmıydı diye.
Neyse.. ben sanırsam artık birtanemin aklımda kalan özelliklerinde biri gelene kadar
bekleyeceğim. Nasıl olsa birtanem olmasa bile biri gelecek günün birinde...
- " Ya Avni sanki kızlarla problemin varmış gibi davranıyorsun daha geçenlerde o
sarışın mavi gözlü kız gözünün içine bakıp seni yiyordu. sonra o hastabakıcı vardıya
... hani siz hostes sanmıştık ?? Sonra senin ufaklık Avnisiz biryere gitmiyor..
- " Bak Şügi gene bozuşmayalım, Ufaklığıma laf yok. O dünya şekeri bir kız, sanki
benim öz kardeşim. tamam ben onu çok seviyorum ama bu başka bir sevgi. "
- "Bak Şügicüm benim demek istediğim o değil ben 1 kişiyi istiyorum... kapı açılsın ve
içeri girsin ve ben işte o diyeyim. Yani şablona tam tamına uysun. ama bu arada artık
bende normalleşip kendime koyduğum sınırları kaldıracağım belki bu arada şablonu
mamlonu yok ederim. Kafayı yiyeceğim ya senelerdir uyuyamıyorum.
- " Hah afferim şimdi kızlar bayram edecek. Avni bizim brocke shield ile cıkacakmısın
seni yemeğe davet ediyorduya...
- "Bakarız! Güzel bir kız. birde brocke shielde gibi hareket etmese benden tam not
alacak."
"Hey Şügi şurada bizim diskonun arkasında birini hırpalıyorlar koşşşş"
-- Hayda şimdi noluyo durun ya bakın it kopuk olmasın..... Zaten ortalıkta esrar keşler koşturuyor ???
BlueFire
Bu arada bizim ikili yüyüre yürüye zürih in en pis mahellesi olan lagn strassenin arka
sokaklarından çalıştıkları diskonun arkasına kadar gelmişlerdi dışarda hala dolunay
vardı. Saat 11:00 geliyordu. Avni ve Şügide sırt çantaları sırtında runners ceketlerin
üzerinde Deri ceketleri olmak üsere uzaktan tam bir serseri görüntüsünde olay yerine
doğru koştular. Gerçekten de Diskonun arka loş ve karanlık olan avlusunda 8 - 10
Rocker the varios yazan bir grup Avnilerden olan kız aptu lakaplı apoyu
tartaklıyorlardı. Bunlar resmen iri yarı motorlu rock çulardı yani her türlü pisliğin
bulunduğu kişiler. Almışlar kız Apoyu Runners ceketini cıkartması için zorluyorlardı.
Anlaşılan Runners ceketleri Rocker ceketleri olduğu halde onlara göre deri ceketlerin
altına giyilmesi Rocker kurallarını bozuyordu birde ince kowboy gravatları onları
çileden çıkartmıştı..
- "hey siz! bırakın onu diye bağırdı"
- "BlueFire!" dedi -- (Avninin gruptaki lakabı)
Rocker ler şaşırmıştı ama hemen 2 kişi avniye saldırdı diğerleride Şügiye "küçük Ayı"
(çüssesi yüzünden) saldırdı.
Felaket bir kavga başladı bir ara bıçaklar cıktı ortaya. Kız Apo bu arada kendini
kurtarmış rampaya cıkmıştı 3 kişi bıcaklarla Avniyi çevirdiler Kız Apo hemen rampada
yanında bulunan süpügenin sopasını çıkarttı Bluefire dedi ve Avniye attı. Avnide bu
sopayı kullanarak çevik hareketlerle bu üç kişiyi saf dışı bıraktı işi bittiğinde Şügide 2
sini yakalarından tutup avlunun dışına sürüklüyordu.. allahtan Şüginün kuvveti
hepsinede yeterdi..-- Gene temizlik yapıyor.. (Ayıcık nolcak)
Rocker ler toparlanıp motorlarına binip gittiler Avni ve Şügi Kız Apoyuda alıp Cuma
günleri kapalı olan diskoya girdiler.. Đçerde Runnersen diğer 3 Elamanı vardı Büyük
Ay ile Konuşan Adam
Ayı, Yıldırım ve bizim Ali.... Avni kıriz masasını topladı konuştular durum
değerlendirmesi yaptılar. olay Disko alanına dahil olduğu için polise şikayetçi
olabilirlerdi. ama bu da Ortalığı kızıştırır tüm Rocker leri onların başına müsallat
ederdi. Aynı Mahallenin çetesi aslında gerçek Hels Angels lardı bunların hepsi 40 ın
zerinde defalarca hapse girip çıkmış kişiler ve 60 ın üzerinde elamanları vardı.. Avni
bunlardan birine geçenlerde motoru yolda kaldığı için yardım etmiş arabası ile
mekanları olan kafeye kadar getirmişti hemede Runners cekedi olarak ve runnerslerin
Diskoyu yöneten servis elemanları olduklarını ve hatta onlarıda birşeyler içmeye
diskoya çağırmıştı. Ama zaten gelmeyeceklerinide biliyordu adamlar içki satılmayan
16 - 20 yaş arası diskode ne yapsınlar ki zaten. O zaman yapılacak bir şey vardı bu
geceki ve hiç burda görmedikleri grubu hels angelese sikayet edeceklerdi.
Ertesi gün sabah 9.00 da buluşan Kız Apo ve Avni Ole Ole bar denilen Hels angels
in mekanına gittiler üzerlerinde Runners Yelekleri ve gravatları olduğu halde. içeri
girdiklerinde Hels Angelsten sadece 1 kişi oturuyordu. ama dünki Varios grubu da
tam 12 kişi ile oturuyordu. avni direk bunların masasına yürüdü ve "hey siz
yabancılar çete başınız kim ve burada ne arıyor ve neden arkadaşımızı tartakladınız."
diye sordu
Bu Varios grubu hiddetlendi ve ileri geri bağıra çağıra söylenmeye başladılar. Kız Apo
Bu grubun Masasının üzerine iki elini koyarak tam küfrü basacaktiki Avnini iki
omuzunada dev gibi iki el kondu. Arkasından gelenleri Avni görmemişti bile. yan
gözle bir baktı bunlar Hels Angels ti.
- "Burda ne oluyor" diye kükredi biri kalın ve tok sesi ile. hepsi sustu. "Sabahtan beri
anlattıklarınızı dinliyoruz. Karışmadık ve hatta yaptığınızı doğru bile sandık. ama
bilinki buraya geldiğin sürecede unutmayın Bu küçükler bizim himayemizde onlara ve
giyimlerine lkimse karışamaz şimdi defolun" Tüm Varios grubu kalktı ve gittiler
birdaha da Avnilere musallat olmadılar çünki gelmediler. Bu arada Runners bir kez
daha kimseyle dalaşmamanın faydalarını görmüş oldu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
85/359
Bölüm 7
Tatlı Son
Bu olayın tatlıya bağlanması tüm runnersleri
sevindirmişti öylenüzeri arabalarına binerek
Alphamare nin yolunu tuttular burda eylendiler.
Ama Avni gene neşesizdi. Ablasıyla pek
görüşemiyordu Ağabeyleride kendi hallerinde ve
uzakta oturuyordu diğerleride zaten türkiyede idi
yaşadığı hayatın serserilik olduğunuda biliyordu.
Gerçi daha kimse başını belaya sokmamıştı ama ne
zaman bela geleceğide belli değildi. Çalıştırdıkları bu
diskonun mahallinde her türlü gece yaşantısının pislikleri oluyordu. Avni "Pazartesi
olsada okulları araştırsam" diyordu.
AlpaMare ye geldiler 2 saat olan zamanlarını iyi değerlendirmek için hareketli bir
şekilde tüm kızakları denediler açık havada olan kükürtlü sıcak havuza girdiler. ve bu
ara 2 kız Avniyle Şügiye bakınıyordu ve Avninin başı ağrıyordu. kısa bir flört ten
sonra Şügiye artık kendini açacağını söz veren Avni kızları diskoya davet etti . Ve
akşam diskoyu açtıklarında kapıda bekleyen ilk müşteri onlardı. Dans mans
derken...... Avninin bir kız arkadaşı oldu. ama önden tedbirli olan Runnerslar
geçensefer yaptıkları gibi Avni milli oluyor diye bağırarak kızları kaçırmadılar. Bundan
sonra Avninin bir kız arkadaşı olmuştu Sisi. Sisi 17 yaşında ve staj yapıyordu yani
ayda 400Fr. maaş alıyor ve zaten ayrı yaşayan anne ve babasından babasının
yanında kalıyordu. Avni birkaç kere ona gitti aile ile tanıştı. Sisi Avniye geldi derken
hop Sisi avniyle aynı evde kalmaya basşladı. Bu arda Şügide birini bulmuş ortalıkta
görünmüyordu.
Büyük ayı kafasına bir Amerika tutturmuş gidiyordu. esasında Avniyide almak
istiyordu yanına ama avninin gözü şu okulu bitrip türkiyeye gitmekti.. Seneler
sonrası, günün birinde haber geldi büyük ayı gerçektende Amerikaya giderken
Ispanyada gemiden atılmış ve türkiyeye kadar otostopla gelmişlerdi ama daha sonra
türkiyede amerikada yaşayan bir kızla evlenip her şeye rağmen Amerikaya gitmişti.
Yaz tatili yaklaşıyordu Avni ve Şügi Kungfu imtehanını kazanmış Jacky Lo nun resmi
belgeli hocaları olmuşlardı. Bu ara Şügi askere gitmeye hazırlanıyordu Yaz tatilinden
sonra Şügi askere gidecek 2 ay kalıp gelecekti. Avni ise bu arada liseyi dıştan
bitirme yolunu bulmuş özel bir okulda hem okuyor hemde yarım gün bir Araba
garajında servis elemanlığı yapıyor, geceleri bir barda barmenlik yapıyordu. Bu arada
sisinin okul ve yaşam masraflarınıda ödüyordu. hafta sonlarıda bir bankanda
bilgisayar bölümünde kağıt çıktıarını düzenliyordu. Aslına bakılırsa Avni nerde para
kazanabilecekse orada çalışıp eğitimi için gerekli olan parayı toparlıyordu.
Tatil yaklaşıyor: Avni Artık çalışma temposunu arttırmış ve bu arada da Folklor ve
Tiyatro çalışmalarında da ileri düzeye gelmişti. Yaza kadar daha yapacak çok işleri
vardı. türkiyeden hiç bir haber gelmiyordu. avni ne zaman bir Yeni birilerini görse,
Birtanesini yine hatırlıyor, burulyor ama eskisi kadar içine kapanmıyordu. Avni sisinin
Ay ile Konuşan Adam
her nekadar, sadece kendi cıkarları için Avni ile beraber olduğunu bilse de, bu
Avninin pekte o kadarda umrunda değildi. Kaybedecek masraflardan başka bir şeyi
yoktu.
Evet sisi Avni ile otutuyordu Sisinin annesi uzakta babasıda zaten bir başka kadınla
yaşıyordu bu ara Tabiyiki Avni iyi geliyordu. Bekardı Evi boştu kira mira derdi yoktu.
Esasında Avni içinde iyiydi Sisi sayesinde almancasını epey düzeltmiş. Hatta isviçre
almancası konuşuyordu artık. Hem de evde yalnız değildi.. Çünkü yalnız kalmaktan
hala sıkılıyordu aslında gene düşüncelerini kontrol altına alamayacak ve sadece onu
düşünecek diye..
Lise imtihanlarını vermeye az kalmıştı. Gittiği özel lise Avniye o zamanlar işviçrede
dıştan okuma imkanı olmadığı için Frankfurt üniversitesi açık eğitim Fakultesi
Informatik bölümüne kaydını yaptırmıştı ayda 2, 3 sefer Frankfurta gitmesi
gerekiyordu
Tatilden sonra. Avni Diskoyu da bırakacatı ve Bankada JCL ögrenerek system
engeenering bölümündeçalışacaktı.
Günler hızla ilerliyor ve bu arada bizim Askere arabayla gidecek olan Şüginün arabası
bozulmuştu. Avni'nin ufaklığının kuzeni Arif Şüginün silindir jontası bozuk olan
arabasını Avni ve Ali olduğu halde tamir etmeyi üstlenmişti. Bunuda Zürichte tren
istasyonunun arkasındaki arsada yapacaklardı. Avni Şügiye bir bakıma kızıyordu
maddi durumu diğerlerinden çok daha iyi olduğu halde bu eski arabayla ta Burdur'a
3000Km lık yolu kat edip askere gidecekti. Üstelik dönüşü kış aylarına rastlayacaktı.
Hadi hayrlısı diyordu içinden ama bir de Şüginün bu yolu tek başına gideceğinden de
korkuyodu biraz. O gün arabayı yaparlerken tüm motoru açmışlardı. Ali Direksiyonda
oturuyordu. Arif motorun üst bölümünü sökmüş bu aradada Şügi Kabriotör ü
sökmüştü. Bu sökme işi gerçekleşirken, motorun silindirlerinin içine radyotörden
sular karıştı. Bu suları temizlemek için Arif , Aliye "kontağa basta silindirleri döndürüp
suları temizleyelim dedi". Denileni Ali kitap okur vaziyette kafasını kaldırmadan ön
tarafa hiç bakmadan anachtar çevirdi. vırınnn vıy vıyy vıyy vıyy .
Araba birden Alev aldı yanmaya başladı.. Şügi Kabrotörden benzin borusunu
çıkartırken pompaya giren yerinden değilde pompa çıkışından sökmüş kader bu ya
bujileride elektrik kabloları üzerinde durur vaziyette motorun üzerinde açık bırakmıştı.
ve beklenen oldu marşa basıldığında bujilere elektrik gidip bujiler çat cut ateşlemeye
başlamıştı ama önemsenmedi bir kaç devirden sonra benzin pompası benzini
motorun üzerine fışkırtmaya başlayınca olan oldu. Dev gibi alevler arabanın
öntarafında yükselmeye başladı. Ali elindeki kitabı bırakıpta marşa bamayı bırakana
kadar bütün motor yanmaya başlamıştı. Ateşin üzerine hemen üzerine su ve ceket
vs. atarak söndürdüler.. Ödleri patlamıştı. Bu olayın sonucunda zorlukla
temizledikleri, motorun içindeki silindirler bu sefer resmen su ile dolmuştu..
Çıkan ateşin ve ardından gelen söndürme tahbikâtından sonra işler biraz uzadı ama
daha fazla zarar vermeden arabayı tamir ettiler. Bu gün bizimkiler arasında bir anı
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
87/359
olarak kalmış, Nezaman araba çalıştırılması için marşa basılacaksa, aralarında bu
görevi yerine getirebilecek bir uzman arkadaşları ve tek bir isim vardı, oda Ali. Şayet
benzin ve ateşleme kapsamında uzman arıyorsanız şüphesiz Şügi. Su ve ceket atarak
söndürme uzmanımız Avni ----- zaten çocukken çalı çırpı karton atarak ateş
söndürmekte şirin evlerden tecrübesi var...
Her zamanki gibi Cumartesi Runnersler yine toplandılar göl kenarına
indiler. Elleri ile koymuşlar gibi Avniyi burdada kayacıkların yanında
buldular. Gerçi sadece üzerine oturulacak gibi tek bir kaya parçası
vardı, ama olsun Avni için burası hayallerin birleştiği yer oluyordu.
Runnerslerin buraya gelmelerinden sonra. Yelken kulübüne inip
Dragon'u sefere çıkmaya hazırladılar ardında da göle açıldılar. O
gün aralarında şimşek te vardı. şimşek genelde James Dean takılır sıgara içer ama
aslında ne kadar cool gözükmeye çalışsa da, gerçekte çok sinirli ve surhatli biriydi
ondan zaten Runners, lakabı şimşekti. Onu servis yaparken bir izlemelisiniz.
geçenlerde aynı anda 40 Bardağı bir tepside taşıma şampiyonu olmuştu. Yani
Avnilerin diskosunda. Diskoda genelde herşey alışa gelmişin dışında geçerdi.
Mesela:
Siz hiç Diskoteğe gelen 600 - 900 kişinin birbirini ismen tanıdığını gördünüzmü. Disko
Claudine de var..
Siz hiç 40 Bardağın bir tepsi üzerinde taşındığını gördünüzmü? Disko Claudine de
var..
Siz hiç (artık var) Alkolsüz içkilerin karıştırılıp koktely yapılıp "ahududu" adında
isviçrelilere verildiğini gördünüzmü. Önemini anlatayım isviçreliler bir türlü ahududu
diyemezler ve ahudu olarak söylerlerdi. bu kokteyin karışımını sadece Avni yapardı.
yani avniye özel bir içecek. Aslında içine bir parça tat versin diye Ahududu şurubu
koyardı bu şurup isviçrede olmadığı için türkiyeden getirirlerdi. Bu sebeptende sadece
Avni yapardı çünki bir sır gibi Ahududu şurubunu dolaba kilitler ve anahtarıda
kimseye vermezdi. Ama çok meşhur olmuş gecede 150 - 200 adet yaptığı oluyordu.
birde hazırlarken yaptığı şovda mühteşemdi. --- Avniye özel pist boşalır ve Avni dans
şovu başlardı. Biraz kungfu biraz folklor karışımı yaptığı dans ve elindeki Koteyl şişesi
ve üzerindeki pilot üniforması. ah ah keşke video olsada göstersek.. Taki bacağını bu
dansta kırana kadar.
. Disko Claudine de var..
Yelken
Runners'lerin her hafta sonu ödünç alarak gezdikleri bu yat aslında sakallı ve pipolu
hans adında bir kaptana aitti. gene kapalı ve yağmurlu bir gün avni yelken kulubüne
yakın olan kayalıklarında otururken. bu adamın tekneyi düzenlediğini görmüş, yanına
gitmişti. Tanışmışklar ve konuşmuşlardı. Avni türkiyeden aldığı açık deniz lisansını ve
diğer Yelken maceralarını anlatmıştı adama avninin vede hans ın Avniye kanı
ısınmıştı. Hans aslında bir pilottu swissairde çalışıyordu. ama yelkenine gelecek hiç
vakti yoktu. bu sebepten yelken hep suda kalıyor ve epey bir bakım istiyordu. Bu
tekneyi Runnersler gene yat kulubünde olan vinç ile karaya kaldırıp. yanlarında
getirdikleri. Müzik, Mangal, ve çadırla burada 1 gece kalıp. hem kamp yapmışlar
hemde 2 gün içinde 2 tonluk yatı tepeden tırnağa. kazımış, onarmış tekrar boyamış
ve suya indirmişlerdi. Hans onların bu haline hep gülümsüyordu. Buna karşılık Hans
tüm masrafları karşılamasına rağmen. Avniye kullanım hakkı vermişti. Avnide ne
zaman kaçmak su görmek istese yaz kış bu tekneyi alır zürich gölüne açılırdı. Zürich
Ay ile Konuşan Adam
gölü gitti geldi 3 saat. Geceleri ise sadece suyun hışıltısını dinlemek ve yıldızları
seyretmek için, tekne içinde kaldığı çok oluyordu..
Bu günün bir özelliği vardı. Haziran olmasına rağmen isviçre şartlarına göre hava aşırı
sıcaktı. Runnerslerden Avni dışında kimse Yelken nasıl
kullanılır bilmezlerdi. Sadece Avninin katamaranla yaptığı.
Elfreni çekme metodu herkezin hoşuna gittiği için bu hileyi
öğrenmişlerdi. Yani sert havalarda iskeleye 3 metre kala
yelkenleri elleri ile ters çevirip gelen rüzgarı Frenleme için
kullanmak ve 10 cm. kala durup ipi kaptıkları gibi iskeleye
atlamak. Bu nu Hans bile öğrenmişti. Bağzen suya
düşmeler oluyordu katılıyorlardı gülmekten.
Tekne ile Zürich gölü turu attılar sonuna kadar gittiler. geri dönüşlerinde onları süper
bir süriz belkiyorlardı. Şimşek hem sıgara içiyor hemde "cool man" ayaklarına yattığı
için ayak bağı oluyordu galiba birazda su tutuyordu ama belli etmiyordu. zaten
nereye koysan orda "coolman" takılıyordu. Tam bu sırada Hava birden değişti. 15
Dakika için limanların hepsinde kırmızı ışıklar yanmaya başladı. Bunun ne anlama
geldiğini Avni çok iyi biliyordu. Ne yapması gerektiğinide.
Tek Sorun Dragon tipi teknelerin yarış için yani 2-3 kişi için tasarımlanmış olan
teknede 6 kişilerdi ve sadece 2 kişinin zor oturabileceği küçüklükte, aslında balon
yelken vs. kullanımı için yapılmış kabina. Avni en yakın limanın nerde olduğunu
düşünürken.
- Şügi "Avni heryerde bir sürü kırmızı lambalar yanıp sönmeye başladı havada daha
saat 5 olmasına rağmen karardı bu ne anlama geliyor" diye sordu
- "Fırtına çıkacak anlamına geliyor ve tekneleri kıyıya çağırıyorlar." Bu sırada şimşek
- "Hadi gidelim ben sıkıldım"
- " Olur şimşek.... üflede gidelim o zaman.... Sen hiç etrafta rüzgar, sallanan bir
yaprak görüyormusun. yelkenler 1 saaten beri yalpa yapıyor ve kıyıya daha en
azından 1 km var."
Avninin aklına istanbuldaki ADK nın Dragonu ile Adalara gidişleri aklına geldi. O
günde bu güne benziyordu ama çok farklıydı aslında. O zaman teknede Haluk,
Hocaları Selim ağabey, Olcay ve Avni vardı. Bu günün tersine O gün hava lodosla
başladı yani "full action" Adalara kadar gittiler. gittilerde büyük ada anca
gözükmüştüki rüzgar bitti. 1 saatten fazla oldukları yerde beklediler motorlu tekneler
genmiler etraflarından gelip geçiyorlardı. ama Avnilerinkisi nerde rüzgar olacakta
gidecekler. bir ara gene Haluk patafatsızlık edip "Ya selim ağabey biz yüzerek
çekelim" diyince Selim abide emir vermiş atlayın çekin demişti. Avni ve Haluk olcay
kaztarmıştı ama zaten onun denizin ortasında yüzecek kadar cesareti yoktu. Avni ve
Haluk üzerlerinde pantolonları olduğu halde suya atlamış 2 tonluk tekneyi yüzerek
Vapur iskelesine kadar çekmişlerdi. Çokta yorulmuşlardı. Büyük Ada iskelesine
tırmandıktan sonra Suyun dibine bakıpta bir sürü camgöz denilen köpek balıklarını
görünce epey şok geçirdiler. Bunlar gerçi çöp toplayan 50cm boyunda insana
saldırmayan köpekbalıkları. ama kızıpta büyük abilerini çağırırlarsa vay halinize.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
89/359
Arkasından bir midye tavacı bulup adamın bütün midyelerini silip süpürmüşlerdi. Avni
hiç unutmuyor tam tamına 12 liralık midye yemişlerdi, tanesi 20 kuruştan siz
hesaplayın >> --- Gençler bilmez eskiden türkiyede, Lira'nın bir küçüğü daha vardı
onada kuruş derlerdi......
Bu ara Şügi Avninin gene düşünceli ve ruhsal olarak oralardan uzaklaştığını fark
edince
- "Avni. Bir saattir elimizle kürek çekiyoruz. inip yüzerek çeksekmi" dedi
Büyük Ayı suya atladı. Kız Apo arkasından, ve musti yani teknede bir tek şimşek ve
Avni kaldı. Avide şimşeği öne yolladı yüzenlere ip vermesi için. Aslında arkada kalıp
coolman lik yani kıllık yapmasın diye. Bundan sonra Şügi suya atladı. Atlar atlamaz
çıktığında elinde küçük bir çanlı balık vardı. Şügi balık sürüsünün içine atlamıştı.
- "Hey bakın Balık yakaladım"
- "eee oğlum biz sana boşuna Ayı demiyoruz... Ayılarda nehirde balıkları elleri ile
avlıyorlar"
beş On dakika geçmemiştiki. Rüzgar çıktı ama ne rüzgar...
Suya atlayanlar apar topar tekneye tırmandılar. ve üşüyorlardı Tekne devrilmek
üzere idi dalgalar patlamış gök gürlüyordu. Yani gerçektende Orkan
havası vardı. Avni paniklemiş olan arkadaşlarına güven vermeye ve onları
yönetmeye çalışıyordu nede olsa kaptan o... Bu sırada yırtılmaya yüz
tutumuş yelkenleri tekne surhatle giderken. Yarılamak gerekiyordu ilk olarak Şügi ön
(flok) yelkeni indirdi. Zorlukla topladılar büyük ayı ve diğerleri kabine girmiş kapaktan
ön yelkeni suya düşürmeden içeri çekiyorlardı. Şügi daha sonra diğerleri ile birlikte
teknenin yattığı yönün karşısına geçerek (rüzgar üstü) tekneye karşı yük verip
devrilmemesini sağlıyorlardı. Avnide büyük Yelkeni yarıya indirmiş dümeni
yönlendirerek en yakın limanı araştırıyordu. Tekne şahaser bir surhatle ilerliyordu.
yağmur yağmaya başlamış 30 metreden sonra birşey görünmüyordu. Avninin
yanında şimşek sıgara yakmaya çalışıyorudu. Avni kükredi.
- " Şimşek.... manyakmısın ya. bu havada sıgara hiç yanarmı. yürü kabine"
zaten olaydan ürkmüş olan diğerleri
- "Şimşek doğru kabine"
Avni yalnız kalmış herkez pür dikkat horizonda birşeyler görmeye çalışıyorlardı artık
limanların kırmızı ışıklarıda görünmez olmuştu. Avni suyun altındaki göremeyecekleri
kayalara çarpıp tekneye hasar gelmesinden korkuyordu. Tekne yan yatmış olduğu
halde Avni arkada yeke bölümünde ayağa kalkmış ileriyi gözlüyordu. Şügi yarım açık
olan yelkeni zor tutuyordu.
- "Ya çocuklar bizden süper Regatte yarış timi olur biz bu surhatle Amerikaya kadar
gideriz. Đlerde hürriyet heykeli göründü diye bağırdı"
Herkez güldü.. Bir bakıma Avninin kendi de korktuğu halde yaptığı bu cesaret
göstrisi diğerlerninde korkusunu almış ve sanki artık zevk almaya başlıyorlardı. Bu
vaziyette 3 saate gittikleri yolu 20 dakikada geldiler kendi limanlarını bulmuşlardı.
yanaştılar ama tekne çok surhatliydi yelkeni aksi tarafa çevirmek çok zordu.
- "Şügiye yardım edin. Büyük ayi buruna git çarpacağız.."
diye bağırdı ama allahtan surhati tam zamanında azaltmış ve büyük ayının iki bacakla
yaptığı tampon vazifesi tekneye hasar getirmemiş, fakat üzerinden bir araba
geçebilecek genişlikteki tahta iskeleyi epey sallamıştı.
-- bak bak iyiki çocuğun ayakları sıkışıp kalmadı gençlik işte..... Karaya çıktılar.
Ay ile Konuşan Adam
tekneyi toparlayıp kapattılar 4 tarafından. bağladılar. allahtan zürih gölü küçük bir
yerdi ve dalgakıran dalganın tümünü durdura biliyordu o Anda Avninin aklına gene
istanbuldaki dalga kıran geldi. Lodosta Dalgalar bakırköy dalgakıranını aşar arkaya
düşerdi. Nerde eee?
Bu maceradan sonra arabalara binişerek doğru Aavninin evine.. Yarım litrelik bira
bardaklarının içinde ilk olarak sıcak çay sonra aynı bardaklarda çorba keyfi. Bene
şansları yaver gidip ucuz kurtulmuşlardı...
Runnersler Dağılıyor Bu olayların yaşanmasından bir kaç hafta sonra runnersler son
kez buluştular. Şügi askerliğe gidecekti. Büyük Ayı Amerikaya. şimşek iş arayacaktı
(Jeames Dean takılacak), Kız Apo ne yapacağını bilmiyordu ve musti türkiyeye
dönecekti. Yani Yaz tatilinden sonra Avni gene yalnızkalacaktı. Runners ceketlerini
çıkarttılar ve bir daha giyilmemek üzerine dolaba kaldırdılar. Çok hatıraları vardı.
Gelecek cumartesi herkez dağılacaktı.
Cumartesi geldi Zürich Otobüs Garına geldiler. Büyük Ayı. Musti. Otobüslere bindiler.
Şügide hazır olan arabasına bindi arkalarından alaturka su döküldü ve gittiler. Avni bir
hafta sonra türkiyeye gidecekti. siside gelecekti. ve geldikten sonra okulunu bitirmiş
olan sisi kız arkadaşları ile ibiza ya tatile gideceklerdi.
Avni ve Sisi ilersini göremiyorlardı sisi ingiltereye falan gidip kariyer yapacaktı o
sıralarda araba tamircisi olan avni ona yetmeyecekti hatta sisinin ailesi avni türk
diyerek aşağılıyor sisiye <<Sisi iyi düşün günün birinde sen bir müdür olacaksın ve
senin kocan bir türk. ve oto tamircisi bu nasıl olur>> demişler, buda Sisinin aklına
yatmıştı. sözüm ona Sisi Avniyi çok seviyordu ama gerçekler karşısında devam
ettiremeyecekti. -- hadiii yürrrü ense traşını görelim ben Avni yerinde olsam onun
şaçını başını yolarım....
Avninin Türkiye tatili suya düşüyor
Gecen zaman içinde Sisi ve Avni Kapalı garajı ve bahçesi olan 3 oda bir eve
taşınmışlardı. daha henüz altı ay bile olmamıştı bu ev hem daha pahalı ama daha
geniş bir evdi. Avninin sisininde ders yaptığı bir odaları vardı. Bu oda oturma odası ile
sürme bir duvarla ayrılıyordu. Bahçede Şügi ile mangal yakıp Bira içerlerdi. Dışardaki
Garajda avninin mavişine ayrılmıştı. ---- Olum Mavişte kim...
Maviş çoktandır Avninin istediği ama maddi yönden bir türlü almadığı
Renault R5 A Turbo marka arabasıydı. Daha henüz araba gelmemişti
ama. Ismaranmış Banka sözleşmeleri yapılmış , sadece arabayı alıp
doğru türkiyeye yola çıkma kalmıştı. Cuma günü işlemler bitmiş ama
Plakalar için Pazartesi olmasını bekliyordu. Gerçi Avni Arabayı aldığı
garajda çalışıyor tüm isviçreye lastik dağıtıyor hem daha iyi kazanıyor hemde
hertarafı görüyordu. çalışmasıda lazımdı daha birtanesinin babasına en sonunda
bulduğu saati alacak okul taksitleri yatacak bu evin kirası ödenecek vs. vs. birde
arabanın taksitleri.. Ama arabanın farlarına baktığında sanki birtanesini görür gibi
oluyordu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
91/359
Bir Pazar günü Avni uyandığında Aynı yatakta Sisinin diğertarafında, yatan silvi'yi
gördü ---- E çüş artık buda kim...
Silvi Sisinin tersine süper bir vucuda sayip, hemde kendsini her fırsatta Avniye
çıplak göstermeye bayılan kızıl saçlı bir kızdı. Sisinin nedense en iyi okul arkadaşıydı.
Aslında, yemeye doyulmayacak manken gibi bir fıstık. Yani Avisyus un sevgi
bölümündeki 1. katagoriye giren biri.. Bir gece önce gelmiş. Avnilerde kalmış ama
oturma odasında yatmıştı.. Avni herhalde uyur gezer dedi ve gülümsedi. Banyoya
gitti. duş aldı traş oldu. Tam dişlerini fırçalarken.. Kapı açıldı üzerinde sadece silip
olduğu halde silvi banyoya girdi. "Hımm çok tatlı kokuyorsun" diye Avniden bir yanak
aldı. üzerinde olan son şeyide çıkararak duşun altına girdi. ---- Anaaaa. .... ya!
anaaa...
Avni arkasından baka kaldı. Hayatında o güne kadar gördüğü en güzel şeyleri
görmüştü.. -- Ana Avni ne duruyorsun kız sana düpe düz yüz veriyor hadi olum fırsat
bu fırsat saldır. ...
Avni Dişlerini fırçalamaya devam etti naylon perdenin arkasından Silviyi
seyrediyordu. Öyle ya Sisi ile aralarında hiç bir zaman sevgi olmamıştı, Ask
heyacanıda çoktan bitmişti. neden olamsın diye düşündü. Sonra birden yok ya dedi.
Etrafı toparladı. Silviye Havlu bıraktı kapıyı kapatıp banyodan çıktı. bu arada Sisi de
kalkmış kahvaltı hazırlıyordu. Avni Sisiye Silvinin nerden kalktığını biliyormusun dedi
Siside evet dün gece rahat yatamamış benim yanıma geldi dedi.. Avni "Şu yabancı
kızları ne kadar acayip oluyor?!" diye düşündü. "Tabiyi ya onlar daha rahat burda
kimse kızlara sarkıntılık yapıp, saldırmıyor. Kızlarda kimseleri baştan çıkartmıyor,
Aslında kuru bir çıplaklık, yani bizde kız erkek arası ilişkiler konusunda ne varsa
bunlarda tersi. Daha doğrusu insanların güvenlerini sarsacak hiç birşey olmuyorki.
Bizede gördüklerimizle yetinip, üzerine bir bardak soğuk su içmek kalıyor bu
durumda." Bu tür düşüncelerle Kahvaltı sofrasını hazırlayan Sisiye bakan Avni, tekrar
kendisi için önemli olanın ilişkilere son dakikaya kadar sağdık kalmanın önemli
olduğunu hatırladı. -Hah ha ha güleyim bari. Olum çok duyduk bunkları. Ama
kadınlar başka bir güvence bulduklarında ne kadar severlerse sevsinler hemen yeni
olanın yanına atarlar kendilerini. gel budalalık etme boşver . Seninkindede öyle
olmadımı. Sen hiç senin kadar seni seven kadın gördünmü. Hey Avni sana diyorum
olum duysana ya ben.. bak hiç oralı oluyormu.....
Yaz tatili başlamış Okul tatil olmuş, Folklor de tatile girmiş Avninin türkiyeye gitme
olayı da suya düşmüştü. Ablası 1 hafta içinde Doğum yapacak bu sebeptendolayı
Annesi türkiyeden gelecekti Avninin ablası sakat olduğu için Şimdiden doğum için
hastahaneye yatmış. gözetim altındaydı. Siside tatile gitme olayını öne almıştı. Avni
den ayrı kız arkadaşları ile Đspanya'ya tatile giidecekti. Avnide zaten Bankadaki işe
daha fazla konsantree olması gerekiyordu. Bu nedenle bu yaz tatil işi yattı ama
arabası Mavişe çok seviniyordu. şimdi onun gerçek bir arkadaşı olmuştu.. Dertleşecek
konuşacak gerçi hiç bir zaman cevap veremeyecekti ama.. --- Zaten Araba Avniye
cevap verse avni bayılır.. Bu arada Avnide gelişme var sadece Martılarla, dağlar
taşlarla değil şimdi arabalarlada konuşmaya başladı....
Kahvaltıdan sonra Avni, annesini almaya havaalanına gideceklerdi. Avni’nin annesi
olan bitenlerden habersiz, Sisi’yi çok seviyordu. Avni annem ile Sisi tek kelime bile
anlaşamıyorlar, belkide ondandır diyerek düşünürdü. Silvi de uyanıp geldikten sonra
Ay ile Konuşan Adam
kahvaltıya oturdular. Her zaman olduğu gibi Silvi tüm güzelliğini göz önüne seriyordu.
Avni’nin Hava alanına gideceğini öğrenen Silvi, Avni’nin kendisini eve bırakmasını
istedi. Uçağın gelmesine 2 Saat kala Silvi ve Avni evden çıktılar. Avni Silvi’yi Anne ve
babasıyla yaşadığı evine götürüyordu. Silvi 21 Yaşına gelmişti ama hala bir erkek
arkadaşı yoktu. Bu sebepten dolayı gidecekleri tatile seviniyordu. Avni ile Sisinin
arasının bozuk olduğunu biliyor ve Sisi’yi anlamadığını defalarca Avni’ye söylüyordu.
Silvi eve varana kadar Avni’ye kur yaptı Avni’nin saçlarını okşadı. evlerine
geldiklerinde Avni’yi dudaklarından öptü güldü ve bahçelerinin çitinin arkasından
kayboldu. Avni bu kıza ne oldu şimdi diye düşündü. Neden bu kadar mutlu. “Adam
sende” dedi içinden. “Sisi hep söylüyor ama zaten ayrılmaya niyeti yok. Durum böyle
olduğuna göre, sadık kalmaya devam.. Đçimde bir tuhaf oldu doğrusu.” --- Eeee Avni
şanslı çocuksun yani, Silvi’ yi görüpte için bir tuhaf olmasaydı ben şaşırırdım ....
Annesi Hava alanına gelmişti. Annesini alan, Avni annesiyle birlikte yeni taşınmış
olduğu henüz annesinin daha göremediği, Avni’nin evine gittiler. Nede olsa Avni’nin
annesi Avni ile Sisi’ye etrafa karşı ayıp olmasın diyerek dedikodu falan çıkar
düşüncesiyle Türkiye’de acele tarafından, bir nişan yapmıştı. Yani oğlu şunun evini ve
nişanlısını görüp oradan, Avni’nin ablasının yanına gideceklerdi. Geceleri de Avni’nin
Ağabeyinde kalacaktı. Avni’ye düşen görev ablası hasta haneden eve gelene kadar.
annesine şoförlük yapmak olacaktı. Bu aslında Avni’nin de işine geliyordu bir iki gün
sonra Sisi Tatile gidecek, Bu sayede zaten tatilde de olan Avni fazla yalnız
kalmayacaktı..
Avni genelde yalnız kalmaktan korkuyordu. Çünkü yalnız olduğu zaman hep
Birtanesi’yle yaşıyordu. Ormana gitse ağaçlarda. Yelkene gitse suda onu görüyordu.
Ne Sisi nede Silvi nede başkası Avni’yi bu düşünceden alabiliyordu. Đsviçre’ye
geldiğinden bu yana kaç sene geçmişti. Hatıralar, hayal olarak bile olsa Avni genelde
hatırlıyordu, Birtanesi’ni. Tek değişiklik yaşlanmanın verdiği olgunlukla kimselerle
dertleşemiyordu. Artık kimseye anlatamıyordu. Ama hâlen içindeydi. Çok ender Şügi
ile acaba ne yapıyordur, gibilerinden Geyik yapıyorlardı. Son zamanlarda zaten
Şügi’nin de kız arkadaşı vardı, Şügi’ Kungfu’yu da bırakmıştı. Gittikçe Avni ile
aralarındaki ortak ilgi alanları azalıyordu.
Son zamanlarda Avni Şügi’ye de bozuluyordu biraz. <<Yok Arabaya binerken
ayakkabıları çıkarın, iren kızıyor>>. <<Yok ben yelkene gelmeyeyim Iren
bekliyor.>> <<Yok oraya gitmeyelim buraya gitmeyelim, yani iren>>. Tam
anlamıyla Ligth erkek. Yani sonuçta Şügi’nin bu Đren’in den artık Avni iğrenmeye
başlamıştı.
Sisi ve birkaç kız arkadaşı Ibiza’ya tatile gitmişlerdi. Şügi de aynı hafta Askere gitti,
Folklor Tatil di. Yani Avni için gene yalnızlık dönemi başlıyordu. Avni yine kendine bir
meşgale bulmuş tatil süresince Jacky lo’nun Đsviçre’deki güvenlik timleri için açtığı
yakın düğüş kurslarında eğitmenlik yapıyordu. Bu Avni için ekstra kazanç sağlamasına
katkıda bulunuyor, bir yandan da enteresan kişilerle tanışmış oluyordu. Mesela
onların sayesinde, “Streste araba kullanma ve özel güvenlik teknikleri” kurslarına
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
93/359
gitmiş, merakından Body Gard eğitimi yapmış, Bu kurstan elde ettiği sertifikayı bir
kenara atmıştı.
Avni her katıldığı kursta ve sonunda aldığı Sertifika yada Diplomaları topluyor,diploma
diplomadır deyip öğretmenine verdiği Diploma alma, sözünü aklına getiriyordu.. Avni
öğretmenine verdiği ikinci sözü yerine getirmek için, Đsviçre’deki her Saat firmasını
yazılı veya telefonla aramış, aldığı cevap ise, sadece TCDD için yapılan bu saatlerin
serisi’nin bitmişti. Sonuçta Avni cep saatini alamamıştı. Fakat bir sonraki tatilde
öğretmeni’ne kapağında Đsviçre demir yollarının olduğu, köstekli saati götürecekti.
Avni Yine Yalnız......
Ablası doğum yapan Avni’nin bir yeğeni daha olmuştu. Annesi artık Ablasının yanında
kalıyordu. Avni Sisinin tatile gittiği 2 hafta içinde Đsviçre milli BG diplomasını ve lise
Diplomasını almış Frankfurt’taki Fakülteye kaydını yaptırmıştı. Bundan böyle semestir
başlangıcından itibaren her iki haftada bir Cumartesi günleri Frankfurt’a gidecekti.
Sisi Cumartesi tatilden geldi Avni karşılamaya gitti. Kızların Avni’ye karşı soğuk
davranmaları, Adeta Avni’den kaçmaları, Avni’ye Türkiye’deki o gözlüklü okul
arkadaşının Avni’ye karşı soğuk davranışını hatırlattı. Avni bunun altında bir iş
yattığını sezinliyordu. Trenden arabaya kadar Sisi hiç konuşmadı. Yorgun olduğunu
söyledi. Eve geldiklerinde Avni ona yakınlaşmak istedi. Nede olsa o kadar zaman
özlemişti. Fakat. Sisi Avni’ye bir şeylerin konuşulması gerektiğini anlatmıştı. Avni
zaten hazırdı. Sisi’nin Avniden ne isteyeceğini ve ne olduğunu tahmin edebiliyordu.
Konuşmalar doğrultusunda Avni’nin tahmin ettiği doğruydu. Evet Sisi tatilde bir
Almanla tanışmış onunla beraber olmuş, fakat nasıl olsa Avni ile ayrılacaklarını bildiği
için bunun böyle olması arzulamış, Sisi’ye göre onun Avni’yi unutabilmesi için
gerekiyormuş -- Vah vah vah. zavallı.... Ulan Avni şunun gözünün üzerine birtane .... Avni Sisinin
anlatmasını olgunlukla karşıladı ve dürüstlüğünden ötürü teşekkür etti. Zaten böyle
olması daha iyi idi. Avni’den sorumluluk kalkmış olacak kendini daha iyi hissedecekti.
O gün karar verdiler Yatak odalarını Ayırdılar, Avni çalışma odasında kalacaktı. Bu
arada Avni’yi teselli eden biri de vardı, Silvi.
Silvi nerdeyse her gece Avniler de kalıyordu. Nedense geceleri uyuyamadığı zaman
Sisinin yanına gitmektense Avni’nin koynuna girip yatıyordu. Avni’de huyunu
bildiğinden, ondan çok zevk almasına rağmen ona sarılıp kardeş, kardeş yatıyordu.
Bu arada Sisi Annesinin yanına taşınmaya karar verdi. Avni’nin arabasıyla arada bir
eşyalarını taşıyordu. Bazen Silvi ile Avni yalnız kalıyorlardı tatilde olup bitenleri en
ince noktasına kadar Avni Silvi’den öğrendi. Buraya kadar her şey yolunda
gözüküyordu. Hem Avni’nin canı sıkılmıyor hem de sisi evden ayrılıyordu.
Ertesi hafta Avni beyninden vurulmuşa döndü.
Cumartesi günü sisinin yeni arkadaşı Ralf Almanya’dan gelecekti Sisi de onu
karşılayıp babasının evine götürecekti. sadece 1 saatliğine araba gerekiyordu.
Avni’den Mavişi istedi. Avni verdi vermesine.... Sisi Ralf’ı alıp babasının evine
götürdükten sonra arabayı teslim etmek için Avni’ye geldikten, sonra Avni Sisi’yi son
kez babasına bıraktı. O günden beri Avni Sisi’yi bir daha da görmedi.
Avni Sisiyi bıraktıktan sonra birden aklı başına geldi.
- “Ne yapıyorum ben? ... Manyak mıyım? Yoksa.... Kadına bak ya!” dedi. Bastı gaza.
hem nereye gittiğine bakmadan gidiyordu. Kendi kendine kızıyordu.
Ay ile Konuşan Adam
– “Ulan...... Ehliyetini ben aldırdım... 3 sene boyunca tek bir kuruş harcatmadan
ben baktım.... Türkiyelere 5 yıldızlı otellere ben tatile götürdüm.... Şimdi Okulu bitti,
tam maaşla çalışmaya başladı. Avni’yi sildi attı..... Ulan ben Avanak mıyım? Yok bu da
sorulur mu hiç! ....Evet Avanağım. Hem de dünyanın en büyük budalası, Yok yere
birine takıl 10 sene hatırasını sür, ardından milletin sümüklüsüyle senelerce uğraş bir
teşekkür bile etmesin..”
Avni en çok Sisi’ye mavişi vermesine sinirleniyor bunu kendine bir türlü
yediremiyordu. Sisi’den apaçık yediği kazık, Avni’yi yine eskilere götürdü.
O sırada Teypten: << Nerden aklıma geldi kim bilir gezdim dolaştım şehri şöyle bir.
Her şey yerinde kendi halinde bir bende hüzün bir bende çile." şarkısı çalıyordu...
Avni arabanın içinde olduğu anda çıldırırcasına ve avazının çıktığı kadar... sesi kısılana
kadar BĐRTANEMMMMM diye bağırdı --- Bende gelmeyecek sandım...
Avni’nin sinirleri sonuna kadar gevşemişti. Kahkahalarla ağlıyordu. bu arada Maviş’in
benzin bitmiş, araba sendeleye, sendeleye yol kenarında durdu. Avni 4lü ikaz
lambalarını yaktı. Kaç saat araba kullandığını bilmiyordu. Yorgunluktan yanından
geçen kamyon ve arabalarının mavişi sallamasına aldırmaksızın, hava soğuk olmasına
rağmen uykuya daldı........
Sanırsam Avni’ye
gerekiyordu bu. Sinirleri epey gergin di ve kimseye belli etmiyordu. Bu durum Avniyi
çok yormuş ve bunalıma itmişti. Patlaması gerekiyordu. Şimdi de yorgunluktan
komaya girdi.
--- Şiiiittt bana bak lan... buna bişi olmasın? ....hiç böyle olmamıştı daha....
Avni’nin kendine kızdığı konu sonucu olmayan bir ilişkiyi bile, bile devam ettirmesi.
Hatta böyle bir ilişkiye başlaması Avni’ye çok dokunuyor. Avni her zamanki inancıyla,
sadece Kafasındaki şablona uyan gerçek eşini yani Avni’nin ruhunun ikizinin
gelmesini beklemeliydi, yapmadı. Bu ilişkinin de sonucunda, sadece üst yüzeyi
boyalanmış, eski binanın dış cephesi gibi, ilk yağmurda güzelim boya akıp gitmiş,
altta duran eski küflü duvar, tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştı. Avni için boyaları akmış
duvar, yani Birtanesi’ni unutmak için yapmış olduğu ilişkinin güzelliği bitmiş, Kader
Avni’ye << ... Hu hu seni unutmadık bak yine yalnızsın, yine aldatıldın... oh
olsun... daha peşindeyiz keh keh...>> demişti. Avni’nin geçmişinde yaşanılan her
şey aklına geliyor bunu da Avni’nin sinirleri kaldıramıyordu.
Avni baygın değil.. sadece çok yorgun. Bundan sonra sanırsam Avni bir daha da
sonsuz aşkı’nı bulana kadar kimseyle hayatını paylaşmayacak her şey yerinde
güzeldir, yani üstlerdeki Elma yukarda kalsın... diyecektir. Sonuçta Avni sabit bir kız
arkadaşı edinmez artık. ---- Zaten bu tempo ile giderse nereye yetişir ben bilmem...
Avni kendine geldiğinde sabah olmuştu. Çevresine baktığında şehrin ortasında 2
tekerleği kaldırımda olmak üzere duruyordu. Duruyordu da bütün gece boyunca
yanan ikaz lambaları aküyü zayıflatmıştı. Marş basmıyordu. Arabada benzinde
kalmamıştı. Etrafına baktı. ilerde benzinci vardı olmasına. Avni nerdeydi ki? saate
baktı sabah 5.30 .. Arabadan çıktı arkada duran su şişesini aldı 1 litre benzin alıp
benzinciye kadar gidecekti. Dışarısı ve çevre Avni’ye yabancı geliyordu. Hiç Zürich’e
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
95/359
benzemiyordu.. Benzinciye geldiğinde benzinci uyanıktı Almanca olarak sorduğu “ben
nerdeyim?” sorusuna Ticino- Lugano diye cevap aldı. Avni afalladı... Kendi, kendi ne
<<ya olamaz! Ben buraya nasıl geldim?>> sorusunu sordu. Zürichten Lugano 300
Km’lik bir yoldu.
Avni tüm gece araba kullanmış olmalıydı. hiç bir şey hatırlamıyordu. Benzinini aldı
teşekkür etti mavişin yanına geldi tekrar benzinciye mavişle birlikte döndü depoyu
fulladı, Ardından Zürich’e döndü.. Aklında her şey vardı. Sisi, Silvi olan bitenler. Fakat
kendisi nasıl Tesin’e kadar, gelmişti. Bunu bilmiyordu. Dönüşte kahvaltı falan
yaparak cebindeki son kuruşu da harcayarak eve geldiğinde saat 8.00 olmuştu.
Ablasına ve ağabeyine gitmek istemiyordu. boş duran yatak odasına baktı. Bu evde
kalamazdı artık. Çünkü hep enayiliği aklına gelecekti en güzeli iş yerine yakın tek oda
bir yer bulmak dedi. Oturma odasına gitti. tam bu sıra Oturma odasında koltukta
elbiseleriyle uyumakta olan Silvi’yi gördü. Kız üzerine örtü bile almadan koltukta
uyuya kalmıştı. Üzerini örttü Ona Çay yaptı. Silvi uyandı Avni’nin boynuna sarıldı.
“Nerde kaldın?” diye sordu. “Bütün gece seni bekledim. Merak ettim..” Avni ona
sokakta gezindiğini ve sakinleşme ihtiyacı olduğunu söyledi. Silvi kalktı banyoya gitti
Duş almak için soyundu duşa girdi. Avni onu seyrediyordu. Aklından geçen “Sisi beni
hiç böyle merak etmemişti, Sisi olsa çoktan biner taksiye gider faturasını da masaya
getirip koyardı” diye geçirdi. Silvi’yi duş yaparken uzun, uzun seyretti. Artık sıkılacak
çekinecek bir sebep yoktu. Sisi gitmiş Avni hür ve özgür kalmıştı.
Silvi ile Avni her ne kadar birlikte çok güzel anlar geçirseler de bu sadece yatakta
kalıyordu. Avni onun Avni’ye alışmaması için kesinlikle, Ne özel hayatına karıştırıyor,
Nede kendisi ona karışıyordu bu vaziyette 1 yıla yakın zaman birlikte oldular. Silvi
gitti, gitti tekrar geldi. Birini buluyor çıkıp gidiyor, sonra canı Avni’yi istiyor ona
geliyordu. Aralarında olmadı diyecek kadar az temas vardı ama Silvi her seferinde
“Seni özledim” diyerek geliyordu.
Avni’nin tek konuşup dertleştiği arkadaşı vardı oda ufaklık. Ufaklık 17 yaşına gelmişti.
Avni ona büyüklerin yakınları dışında hiç bir zaman Ağabey diye hitap etmesine izin
vermedi. Her ikisi de her derdini gelip birbirlerine anlatıyorlardı. Bitlikte geziyorlardı.
Avni onun mimiklerine ne zaman dikkat etse tanıdık bir simayı hatırlıyordu. Bu sayede
Avni ufaklığa karşı kardeşlikten öteye bir his duyamıyordu. Elinden geldiği kadar
ağabeylik taslayıp. Arada bir hırçın ve aksi davranışları ile ufaklıkla Avni arasında
olan dengenin sağlanmasına özen göstermişti. --- Ya bana bak bu ufaklıkta çok tatlı biri Avni
neden ufaklığı bu kadar sevdiği halde onunla çıkmayı denemiyor... Bak editörcüğüm Gayet basit
Avni’yi bir parça tanıdıysan anlarsın. Yanılgı durumunda yani şayet şablona uymazsa
ufaklığını bir daha görememekten korktuğu için.. Yani bizim Avni o kadar çok
ufaklığını kalbine gömmüş ki. günün birinde ilişkilerinin bitmesinden korkuyor ondan
yanaşmıyor. Hatta ufaklığın kuzeni bir gün Avni’ye geldiğinde ufaklığın büyütülmüş
bir sürü fotoğrafı’nı duvarda görünce bu soruyu Avni’ye sormuş Avni de aynı cevabı
vermişti. "Ufaklığı kaybetmeyi ben kaldıramam" demişti. bu Avni için gerçektende
doğru düşünce, Birtanesi’ni kaybedince ne oldu? Ardından Sisinin yaptıkları?. bunun
üzerine bir yenilgi daha mı? Avni biter...... Her şeyin olduğu gibi kalması daha
uygun..Bunu Avni böyle buluyor..
Kaza ve Hasta Hane......
Ay ile Konuşan Adam
Tatil sonu Avni gene işe başlamıştı. Sabahları lastik dağıtıyor Akşamları bankada
çalışıyordu. Haftada 1 gün cumartesileri Kung fu pazarları da Folklor ve ders çalışarak
vaktini geçiriyordu Şügi askerden dönmüştü. Kız arkadaşından fırsat buldukça. Avni
ile buluşuyorlardı. Avni tek odalı eve geçmiş. Kendini derslerine vermişti akşamları
işten gelince ders çalışıyordu Yoga falanda eskisi gibi yapamıyordu artık. Yani Aktif
hayat gittikçe pasifleşiyordu.
Şügi’nin Avni’den gittikçe uzaklaşmasından Avni ne kadar sıkılırsa sıkılsın. Avni,
Şügi, Arif ve Ali’nin Norveç e seyahate gideceklerini Biliyordu. Avni’yi ise bu
seyahate çağıran olmamıştı. Avni de gururuna yedirip <<Bende sizin ile geleyim.>>
dememişti. Zaten, Avni böyle tepeden atlama bir şey yapmış olsaydı, bu hariçten
gazel okuma gibi algılanacaktı. Bizim yolcular yoğun bir hazırlık içindeydiler zaten.
Bazen Avni onlarla birlikteyken can sıkıntısından, kimsenin pek Avni ile
ilgilenmemesinden, ayrıldığı oluyordu. Zaten Arif de Şügi’nin evinde oturuyordu.
Şügi’nin babası ve kardeşi Türkiye’ye temelli dönmüşlerdi. Şügi ile Arif iki bekar aynı
evde oturuyorlardı.
Bir akşam üzeri telefon çaldı. Telefondaki Arif idi Şügi’nin nerede olduğunu Avni’ye
soruyordu. Đki tane Đsveçli kız bulmuşlar, Şügi’de ilk önce kızları arkasından da akşam
yemek için tavuk almaya Zürich istasyonuna arabasıyla gidip gelmesi gerekiyormuş
ama 2 saat olmuş Şügi’den haber yokmuş. Avni Şügi’yi iki gündür görmediğini
söyledi. Hatta "Siz Norveç e gitmediniz mi?" diye de sordu. Aslında Avni guruptan
sebepsiz yere dışlanılmasına içerliyordu, birazda kırgındı. Arif yok daha değil bu
cumartesi gideceğiz dedi. Ama Avni Arif'in gerçektende telaşlı olduğunu hissetti.
Şimdi Avni’de meraklanmıştı Şügi’nin orada burada takılma huyu yoktu. Şügi
geldiğinde mutlaka, hiç değilse telefonu çaldırmalarını Arif den istedi. Ama Avni’yi de
bir huzursuzluk aldı. Şügi hiç bir zaman ve hiç bir kimseye verdiği saatten 5 dakika
sonra gelmemiştir. Aklından acabalar geçiyordu huzursuz bir şekilde derslerini
bitirdikten sonra yattı ama uyuyamadı.
Gece saat 2 gibi telefon çaldı. Avni açmadı. içinden “hınzırlar kızlarla işlerini bitirdiler,
ancak şimdi arıyorlar.” diye düşündü ve sırtını döndü yattı. Ama telefon durmak
bilmiyordu bu sefer telaşlandı. Telefonda Arif vardı.. Arif Avni’ye “Hemen kalk” dedi.
Avni "Şügi hâlâmı gelmedi?" diye sordu. Arif gelmedi “Çünkü kaza yapmış. ağır kaza
şu anda Zürich hastanesinde yoğun
bakımda!”.......................................................................
dit...dit......dit.....dit......dit.....dit.....dit.....dit............................................................
...................................................................................................................
Avni ne diyeceğini bilmeden fırladı giyindi. doğru hasta haneye gitti. Şügi gerçekten
de kaza yapmıştı. Avni, orda beklemekte olan Arif'i gördü bu arada Ali’de hasta
haneye gelmişti. Fakat onları içeri alamıyorlardı. Hasta hanede bulunanların, Şügi ile
Akrabalıkları yoktu. Tanıdık derecesi arkadaşlık diye, Yoğun bakım yerine
almıyorlardı. Bizimkiler sabah olup ta baş hekim gelene kadar orada beklediler.
Başhekime Şügi’nin Đsviçre’de şu anda hiç akrabası bulunmadığını sadece kendilerinin
olduğunu anlattılar. Baş hekim talimat verdi Şügi’yi görebilecek ve Şügi’nin
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
97/359
ihtiyaçlarını gidereceklerdi. Yoğun bakım odasına geldiklerinde. Şügi komada gibi
baygın yatıyordu 5 dakika ancak kalabildiler. Hasta bakıcılar odadan herkesi dışarı
çıkarttılar.
Doktor yanlarına geldi. Şügi’nin dün gece, yani Arif'in Avni’yi aradığı sıralarda. Zürich
istasyonunun hemen yanında ortalama 60 Km sür hatla karşıdan, gene aynı hızla
gelen 13 Numaralı tramvay la kafadan ve fren yapmaksızın. Çarpıştığını, Şügi’nin
başından yara aldığını, beyin kanaması geçirdiğini, Şügi’nin kendine geldiğini ama
beyin kanamasının durmadığı için, ayaklarından aldığı darbelerden dolayı sol
ayağındaki baldırının yarısının koptuğu için, Doktorların Şügi’yi kasıtlı ve kontrollü
olarak ilaçla uyuttuklarını ve bu durumun 1 ile 2 hafta, sonuçta kanamalar durana
kadar süreceğini bir çırpıda söyledi.
Doktorun anlatımlarından sonra Bizim üç’lü biri hep hasta hanede nöbet tutacaktı.
Arif çalışmadığından gündüzleri Ali ile Avni geceleri sabaha kadar, Şügi’nin yanında
kalıyorlardı. Şügi orada ölü gibi yatıyor. ve arkasından Hayat makinesi denilen aletler
<bip> <bip> <bip> diye öten bir sürü başka ölçüm aletleri. Bunların kabloları
Şügi’nin vücudunda. Sanki bakıma alınmış bir robot gibi Şügi’yi komple örtüyordu.
Şügi’nin vücudunda yüzlerce kablo vardı desek yalan olmaz
Ertesi gün Avni ve Arif . Polise başvurdu. Polisten kaza raporunu almak o kadar da
kolay değildi ama hiç değilse olayı bilen ve Avnilerin durumunu anlayan bir polis,
raporu Avni’lere okudu. Kaza saat 22 gibi Avni istasyon istikametinden kendi evine
doğru yola çıkmış. Tramvay şoförüne göre bir ok gibi hiç fren yapmadan ve
direksiyon kırmadan tramvayın üzerine gelmiş. Çarpışmadan sonra Vatmanın ne
olduğunu anlaması, şaşkınlığını yenmesi ve frene basma süresi arasında tramvay
Şügi nün arabasını altına almış, 300 m sürüklemiş. Vatmanın kendisi kazadan sonra
bunalıma girmiş. Tedavi görüyormuş. Hem Vatman da hem de Şügi’de yapılan alkol
testi olumsuz muş. Her ikisinde de alkol yokmuş. kazanın neden olduğunu arabada
yapılan mekanik incelemeler sonuçlanınca öğrenilecekmiş
Polis ten çıktıktan hemen sonra . Ali’yi de alarak hep beraber Şügi’nin arabasının
çekildiği yere gittiler. Arabayı buldular. üzerindeki örtüyü kaldırınca arabanın
bulunduğu depo alanının işçileri dahil herkes şok yaşadı. Bu arabadan canlı çıkmak
imkansızdı. Allah Şügi yi korumuş tu. Arabanın kırmızı rengi ile Şügi’nin parçalanan
şoför koltuğundaki, kanı birbirine karışmış. Arabanın ön tarafındaki motor ve diğer
kapsamlar abartısız ortadan ikiye ayrılmış ve tramvayın hala arabanın üzerinde kalan
önündeki boynuz denilen kalın demirden bağlantı noktasının kesildikten sonra geri
kalan kısmı fren gaz ve debriyaj la tek bir vücut olacak, sanki özel kaynatılmışçasına,
arabanın içine girmiş direksiyon komple koltuğa sıkışmıştı ve araba gerçektende bir
"V" görümünü almıştı. Başka bir değişle Tramvay arabanın şoför mahal’ine kadar
girmiş paramparça etmişti. Arabayı çeken kişiden duyduklarına göre tramvayında
zaten ön tekerlekleri arabanın üzerindeymiş, O kaza mahal’ine geldiğinde 4 saat
itfaiye tramvayla Şügi nün arabasını ayırtıp. Şügi’yi içinden çıkartmışlar...........
Şügi’nin arabasını da inceledikten sonra, bizimkiler hemen hasta haneye gittiler. Kaza
olalı üç gün olmuştu. Hasta haneye geldiklerinde. Daha önceden haber verdikleri
Şügi’nin babası uçakla Türkiye’den gelmişti. Şügi’nin babasının almancası yok
diyerek, Şügi’nin babası Kemal amca, hasta haneye gelirken yanına Ali öğretmeni
almıştı. Ali öğretmen Türkiye’den, Đsviçre’de yaşayan Türk çocuklarına, ders vermek
Ay ile Konuşan Adam
için yollanılan, kadrolu öğretmenlerden birisiydi. Kemal amcanın elleri kolları titriyor,
konuşmasından bir şey anlaşılmıyordu. Ali hoca doktoru karşısına almış bilgi alıyordu.
Doktor kibar ve sabırlı olarak Ali hocaya anlatıyordu.
- "Şügi’de kazadan ötürü beyin kanaması var. Şügi’yi şu an suni komaya soktuk
uyutuyoruz. 1 ile 2 hafta sonra ilacın dozunu azaltıp kontrol edeceğiz. Gerçi dünden
beri beyin kanaması da durdu. Şimdi beyninin içindeki toplanan kanların boşalmasını
bekliyoruz." Dedi
Bizim meşhur öğretmen Ali bey Şügi’nin babasına döndü ve
- "Kemal ağabey Şügi’nin beyin çalışması durmuş. Oğlun komada. Şimdilik makine ve
ilaçlarla uyutuyorlarmış 2 haftaya kadar kendine gelir mi? Gelmez mi? diye
bilinmiyormuş" değince --- Yuh be! oha!! çüş!! artık bu kadarda olmaz.... Avni Arif ve Alinin
bir anda beyinleri döndü. Kemal amcanın elleri kolları titremeye ve ayakları
çözülmeye başladı. Odadaki sağlık elemanları, Kemal beye yardım ederken.
- "Yalancı köpek öylemi tercüme edilir dedi ve Ali öğretmeni hademeler gelmeseydi
nerdeyse orda gebertecekti. Tabiatı ile Arif ve Ali’de işe karışınca hademeler araya
girdi tatlı bir dille Ali öğretmen oradan uzaklaştırdılar. Arkalarından, Arif la Ali Kemal
amcayı yatıştırıp olayın öyle olmadığını söylerken Avni hala Arkasından "Defol" diye
bağırıyordu.
Avni Arif ye döndü ve
"Arif ver bir sigara”
dedi sigarayı Alinin hayretli bakışları önünde 24 yaşında olduğu halde ilk kez yaktı ve
içti... Aslında aralarında sadece Arif sigara içerdi. Avni, şaşkınlıktan ne yapacağını
bilemeyen Kemal amcaya o kadar anlattıkları halde, Şügi’nin iyiye doğru gittiğini
söyledikleri halde, Kemal amca kime inanacağını şaşırmış saf, saf oturuşunu
görünce..
- "Bak Kemal amca. Şurası gerçek ki, Ali öğretmenin dedikleri doğru değil. Sen
belkide bize de inanamıyorsun. Kendinde almanca konuşamadığına, almanca’yı
anlamadığına göre, sana önerim, al eline telefonu ablamı ara. Biliyorsun ablam hem
tercüman hem de zaten ömrünün yarısı hasta hanede geçti onu çağır, ona sordur."
dedi bu Kemal amcanın da aklına yattı. Hemen Avni’nin ablasını telefonla aradı.
Avni’nin ablası Hastaneye geldi durumu öğrendi bir kez daha Kemal beye her şeyi
anlattı. Ancak bundan sonra Kemal amca rahatlamış ve Şügi’nin başından ayrılmaz
olmuştu.
Şügi hala hasta hanedeydi hemen, hemen her gün ziyaretçisi geliyordu. ufaklık ve
Arif , Ali ve Avni zaten her gün ordaydılar. Şükürler olsun Şügi’nin durumu gün geç
tikçe düzeliyordu. Doktorların dediği gibi 5 gün sonra suni solunum cihazını,
çıkartmışlar. Şügi’nin o dev gibi vücuduna bu görevi devretmişlerdi. Şügi’nin yüzü
artık görülüyordu. Arada bir gö kapakları da oynuyordu.
Doktorlar iki hafta sonra dedikleri gibi, Şügi’ye verilen narkozun dozunu azatmışlar.
Bunun belirtileri olarak, Şügi baygın olmasına rağmen arada bir hareket ediyor
kolunu bacağını oynatıyordu. Doktorlar her gün test yapıyorlardı. Sol kolu dışında
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
99/359
tüm organlarından pozitif cevap almışlardı. Yani görünüşte Şügi’nin organları sağlam
ve çalışıyorlardı.
Bu ara Avni, Arif ve Ali için günlük yaşam iş ve hasta hane arasında gidip gelerek
geçiyordu. Avni yakın olduğu için öyleleri de hasta haneye uğrar Kemal amcanın
isteklerine kulak verir, yerine getirirdi. Gerçek arkadaşlık bu günler için derdi Kemal
amca .
Kazanın üzerinden bir buçuk ay geçmişti. Bir pazar günü hasta haneye gittiklerinde
yatakta ölü gibi yatan, Şügi bir haftadır narkoz almamasına rağmen, hala uyuyor ve
kendisinden hiç bir belirti vermiyordu. Doktorlar “Şügi’nin bilinci yerinde mi değil mi
bilemiyoruz. Her gün test yapıyoruz ama henüz ağzından tek bir kelime alamadık”
dediler. Vücut olarak kırıkları düzelmek üzereydi. Çene kemiğindeki kırıklar nerdeyse
kaynamıştı. Tek görülen şey bacaklarında his vardı. Gıdıklanınca kendini geri
çekiyordu. ama sol koldan hala cevap yoktu. Bir de sol bacağının baldır dediğimiz
adalesi komple yoktu. Bu adalenin yarısından fazlası parçalandığı için ameliyatla
kesmişlerdi. Ama Şügi yürümesini yeniden öğrenecekti.
Doktor bunları anlatırken Birden..
Şügi "Baba" dedi. Kemal amca, hemen yanına koştu doktorlar ve odada olan herkes
den, tık çıkmıyor. Beliyorlardı. Bu Şügi’nin aylardır ilk söylediği kelime olmuştu.
Şügi’nin hafıza olayı ne durumdaydı? Odadakileri tanıyacak mıydı?. O an için herkesin
merak ettiği konuydu.
Şügi titrek bir sesle
- "Baba kaç gündür sana soruyorum. Asker arkadaşıma 10 fr. borcum vardı. Ödediniz
mi? Bir de Zürich’teki Đrfanın bana 20 Fr. borcu var onu alın asker arkadaşıma
ödeyin"
Kemal amca gözleri sevinç yaşlarıyla dolu
- "olur sen merak etme” dedi
Odadaki herkes sevinçten ne yapacağını bilemiyordu herkes hasta hanede oldukları
için içlerinden sevinç çığlıkları atıyorlardı. Tek, tek Şügi’nin yanına gittiler “Beni
tanıyor musun” diye sordular. Şügi’de sadece başını sallayarak yanıtladı. Doktor gelip
herkesi dışarı atana kadar Bu sorgulama oyunu devam etti. ---- Ben Şügi’nin yerinde
olsam işime gelmeyenlere Yoh tanımıyorum derdim kih kih.....
Bundan sonra iş doktorlara kalmıştı Şügi’ye günlük testlerini yapıyorlardı. Onları
camın arkasından seyreden Kemal amca ne diyeceğini şaşırmış durumda üzgün
bakıyordu. Avni bunu fark etti onun yanına gitti.
- "Ali, Kemal amca neyin var"
- "Şügi hafızasını kaybetmiş benimle konuşacağına ıvır zıvır geveliyor"
dedi
Ali Kemal amcanın gözleri yaşlandı kenara oturdu. Avni ve Ali ardından Arif onun
yanına geldiler.
- " Kemal amca ne diyordun bu düşündüğün doğru değil.. Şügi çok mu çok cimri’dir
bunu bilmiyor musun?"
- "Ve gerçektende o iki kişiyle parasal problemi oldu. belkide aklına gelmiştir dedi"
- "Ama bana “beni tanıyor musun?” diye sorduğumda başını sallarken adam sende
kimsin der gibilerinden ters, ters bakıyordu"
Ay ile Konuşan Adam
dedi
- "Olum Ali, 30 kişi aynı anda, tek, tek “ben kimim” diye sorarsa buna bir de en iyi
arkadaşları da katılırsa kızmıştır. Ondan öyle davranmıştır. Bekle bir iki gün geçsin.
Bana kalırsa Narkozdan hala normal konuşamıyor" diyerek duruma aydınlık getirdi.
Bu olaz Şügi içinde kolay olmamıştı. Şügi narkozun etkisiyle konuşamıyordu ama
günler öncesinden yanında neler konuşulduğunu duyuyordu. Nerde olduğunu da
biliyordu. Fakat neden hasta hanede olduğunu daha kavrayamamıştı. O gün hepsi
daha mutlu bir şekilde hastaneden ayrıldılar.
Günler sonra Şügi daha çok kendine gelmiş, ayaklanmış yani oturabiliyordu. Kazanın
olduğu günden üç ay sonra Şügi’yi bir başka hastaneye fizibilite çalışmaları için
yolladılar. Bu hasta hane şehir dışında bir yerdeydi. Şügi’nin babası, Vizesi bittiği ve
Şügi’nin daha iyi durumda olduğunu görünce içine sinerek tekrar Türkiye’ye
dönmüştü. Şügi gün geç tikçe kendine geliyordu yapılan tedaviler sonucu, artık
yürüyebiliyordu. Kendi yemeğini yiyordu. Tek başına her ne kadarda hoşuna gitmese
yıkanabiliyordu -- Tabiyiki hemşireler her gün onu yıkarsa bende olsam kendi kendime yıkanmaktan
hoşlanmazdım doğrusu.... keh..keh..keh..
Avni okuldaki derslerin yoğunluğu yüzünden
bankadaki işine daha ağırlık vermiş, şoförlük işini haftada üç güne indirmişti. Avni ne
zaman mal götürmek için tur’a çıksa Şügi’ye hasta haneye uğruyordu. Hafta sonu
onu hastaneden alıp tekerlekli sandalye ile Folklora, göl kenarına gidiyorlar. gene 4 lü
olarak eğlenebiliyorlardı. Avni gitmese Ali, Ali gitmese Arif muhakkak gidiyordu
Şügi’nin yanına... Arif da aynı Avni gibi dışarıda yani ömrü yollarda geçiyordu. Arif
Elektro montör olarak çalışıyordu.
Avni’nin bankada çalıştığı sırada Avni’yi acilen, güvenlik müdürlüğüne çağırdılar
Avni’yi çağıran resmen 1600 şubesi olan bankanın Güvenlik müdürünün kendisi idi.
Avni şaşırdı “acaba bir hatamı yaptım?” diye düşündü. “Normal bir şey olsa, acilen
hemen şimdi çağırmazlar.” Avni hemen arabaya atladı bankanın bilgisayar
bölümünden banka merkezine kadar gitti. Hem de iş arkadaşlarının kuşkulu bakışları
arasında. zaten onu yabancı diye çekemezlerdi. Selam verse duvara bakanlar çoktu.
Şügi ile telefonda konuşsa ne kadar komik bir lisan diye aşağılayanlar da vardı. Avni
günün birinde patlayacaktı ama.... Ve hatta Avni’nin güvenliğe gitmesinin gerektiğini
duyan şefi onun yanına gelerek Avni’nin sorumlu olduğu işi, bu olay aydınlanana
kadar kendisine aldığını ve Avni’nin bilgisayar girişlerini de kapattığını söyledi.
Zaten 1 senedir ne izin kağıdı zamanında gelir nede kurs başvurusu. Avni birşeylerin
döndüğünün farkında idi ama Fesatların Fesatlığının fazla süremeyeceğini de iyi
biliyordu, Allah’a havale ediyordu. Her şeye rağmen içinde de bir kuşku vardı.
Heyecanlanmış ve belkide hayatında ilk defa korkuyordu. Avni hakkında bir Fesatlık
planladılar da Avni’nin üzerine bir suç atacaklar ise diyerek Avni çok korktu. Ama
gitmese olmaz bu sefer kaçtı denilecek ve her şey daha da kötü olacaktı. Acaba
bilgisayarlar “Hack” edilmişte Avni mi sorumlu tutuluyordu? Yoksa kendi kontosundan
50 frank fazla para çekerek eksi rakama düştüğü içinmiydi bu çağrı. Zaten
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
101/359
gitmedende öğrenemezdi bunu. gidecekti --- Olum zaten yoldasın ya bir gün kendi
kendine kuruntu yapmaktan kalp krizi geçirip ölcen başımıza ...
Avni güvenliğe geldiğinde öylen vaktiydi yani Ofiste onu çağıranlardan kimse yoktu.
Avni’ye 13.30 dan sonra gelmesimni söylediler. Avni’nin kapıları açmaya yarıyan.
Kartıda hala çalışıyordu. Bu kart bankanın bilgisayar olan her bölümüne girebilmesini
sağlıyordu. demekki kötü birşey yok diye düşündü avni yemek yemek için, dışarı çıktı.
Avni bu arada zürihin merkezine kadar gelmişti. Ne yapayım diyerek düşünürken
aklına, "Şu bizim Bitanem da buralarda bir yerlerde çalışıyor bir uğrayayım" dedi --Sakın ha! avni yapma!....Ceylan adını verdikleri kişi aslında Avni'nin bir arkaşının
küçük kardeşiydi. Annesi hep kızını bu isimle çağırdığından ve gerçektende cok güzel
olasından dolayı kızın ismi böyle kalmıştı. Ceylan Avniyi görünce çok sevindi o
gökyüzü mavisi gözler yaşlandı sevinçten. hemen yemek yemeğe gittiler. Şügiden
havadan sudan konuştuktan sonra bir ara, Yemekte Ceylan Avni’ye
- "Bak Avni biliyorum. Sen Sisi’den ayrılalı uzun zaman geçti. Bu güne kadar bekledim
ama artık benimde sabrım kalmadı..."
Bu ara kız titriyordu. Avni neyin var gibisine, her zaman yaptığı gibi sevecenlikle
Ceylan’nin yanağını okşadı. Fakat kız bozulurcasına.
- "Bırak Avni konsantremi bozuyorsun”
dedi. Avni hemen elini çekti tamam oldu gibilerinden mimik yaptı ama işin sonu
nereye varacak diye de düşünüyordu. Bu kızın Avni’ye karşı olan hayranlığını herkes
biliyordu. Avni kıza
- "eee devam et o zaman.” Dedi. Kız yutkundu. Durakladı, bir şeyler düşündüğü belli
oluyordu.
- "Kaç senedir seni tanıyorum. Sende beni tanıyorsun. Ama beni bu gün öyle bir
hayal kırıklığına uğrattın ki anlatamam" Şimdi de şaşırma sırası Avni’ye gelmişti.
- "neden? seninle yemeğe çıktığım için mi. Bunu sen ne zamandır istiyordun. Yok
restoran olayında desem, restoranıda sen seçtin"
- "Hayır, Hayır değil. Sen görgülü, kibar ve saygılı bir insansın. Beni duvar yanına
oturtup kendin karşıma oturdun. Bizde bilirsin, umumi yerlerde kızlar erkeklere
sırtları dönük bir vaziyette oturtturulmaz mı?. Ben senden bu kabalığı hiç mi hiç
beklemiyordum, buna çok ama çok içerledim" dedi. Avni rüzgarın hangi yöne estiğini
fark edebiliyordu. Kısa olarak kıza
- "Özür dilerim o zaman ama, benimde bir bildiğim var. Sen devam et” dedi.
- "Bak Avni bir şey daha var. Sana kızdığım konulardan en büyüğüde bu. Sen sisi den
ayrıldıktan sonra bana geleceksin diye bekledim. Ama hiç aramadın. Birde şu ufaklıkla
çok ilgileniyorsun. Senin onunla gülüşmen beni mahvediyor. Bende karşına, benden
başka biri çıkmadan, dedim ki sana söylemenin zamanı geldi. Avni. ben seni
istiyorum. Biliyorsun kendime ait dayalı döşeli Yalova’da deniz kenarında Villa’m var.
Yelken ve denizden hoşlandığını da biliyorum. Đstediğin an önüne bir yat ta alabilirim.
Ağabeyimden yeşil gözlü ve kıvırcık saçlı birisinden hoşlandığını da öğrendim. Bende
kumral kıvırcık ve yeşil gözlüyüm. Fiziksel bir engel bulabileceğini de sanmıyorum.
Ben senin için yaratılmışım. Gel benimle evlen gidelim buradan sana iş yeri falan da
açarız. Hem zaten hiç çalışmasan da olur" --- Hadi Avni kedi olalı bir fare tututn
sonunda iyisin iyisin.....
Avni tahmin etmeyeceğiniz kadar soğukkanlı kızın karşısında oturuyordu. Bir az
durakladı. Aslında kızın dedikleri doğruydu. Bu kızı aslında Avni dış görüntüsü olarak
Ay ile Konuşan Adam
her zaman beğeniyordu. Gerçektende çok ama çok güzel biriydi. Erkeklerin
dudaklarını uçuklatacak kadar da düzgün bir vücuda sahipti. Birtane’sinin şablonuna
görüntü olarak uyuyordu. Ama..... Avni’nin aradığı hiç bir zaman Birtane’sinin kopyası
değildi. Avni için önemli olan karakter di. Avni Durakladı ve..
- "Bak güzelim dediklerin doğru. Şimdi sana ilk olarak seni neden? şu karşıda barda
oturan yakışıklı delikanlılara dönük oturttuğumu söyleyeyim. Benden çok daha
yakışıklı erkekler, ne bileyim senin için çıldıracak kişiler mevcut. Onları göresin diye.
Hem sen “ufaklığı” bu işe karıştırma o benim kardeşimden daha yakın..... Teklifine
gelince... Đlk kez ağabeyinden bana karşı duyguların olduğunu duyduğumda
şaşırmıştım. Ama zamanla geçer diye düşündüm ve mümkün olduğu kadar sen den
uzak kaldım. Gördüğüm kadarı ile fazla bir şey getirmemiş. Güzelim sen çok güzel bir
kızsın bu gerçek. Hem Türk olarak hemde isviçrelerin arasında gördüklerimin en
güzeli"
--- Birtanen. Ne oldu ondan damı güzel..... (Reji bozma! Ya! Çaktırma ama ne
yazık ki evet! Gerçekten de ondan çok daha güzel, Allah özene, bözene bir Pazar
günü yaratmış. ) Aslında Bu kızın böbürlenmesi kendini beğenmişliği, birde epey
yoğunca uydurukçuluğu olmasaydı. Avni başka bir kusur bulamazdı ve onun peşinden
koştururdu. Fakat çocukluğundan beri tanıması, her türlü huylarını bilmesi Avni’ye
kesin kez Hayır dedirtiyordu. Avni için yarattığı şablona uyan ruh önemliydi. Avni
arada bir duraklıyor ona söyleyeceklerini düşünerek söylemeye çalışıyordu.
- "Ama sana karşı bir sevgi duyamıyorum. Hem sen çok daha gençsin daha 20 yaşına
bile basmadın. Đstersen gönlünü eğlendir benimle. Yani istediğin kadar benimle ol.
Sonuç değişmeyecektir. Ben derim ki , bırak böyle kalalım senin yakınında olayım.
Ama seni utandıracak bir şey olmasın aramızda. Her zaman yüz yüze gelebilelim.
Başımızı öne eğmeden. " --- üf be lafa bak... Abi bu Avni kıza, resmen birtanesinin
Avniye söylediği, Neydi ? Hani vardı ya “insan kalbine laf atlatamıyor “ Neydi işte
öyle bişi.. O cümlenin kibarca’sını söyledi hem de bir şiir gibi.. Zavallı kız acıdım
şimdi..
Bunun üzerine Ceylan hiç düşünmeden hızlıca
- "Avni sana bu konuyu düşünmen için 6 ay fırsat veriyorum ona göre düşün taşın
yoksa beni bir daha bulamazsın. Bilmiş ol.” Dedi.
Havadan sudan konuşmaya devam ettiler. Kız Avni ile aralarında geçen konuşmayı
unutmuş gene gülüp anlatıyordu. Aradan bir kaç zaman geçti ve Bankaya gitmesi
gereken Avni kalktı. Bankanın yolunu tuttu. Yolda giderken de düşünüyordu. Avni
yine geçmişe takılmış, banka güvenliğinin onu neden çağırmış olabileceğini bile
unutmuştu. “Demek ki Birtanem de epey zorlandı bana o satırları yazarken ne kadar
zormuş bir insana "Đnsan kalbine söz geçiremiyor kendini isteyeni değil kendinin
istediğini istiyor bundan da anlayacağın gibi sana cevabım gene hayırdır
demek." Gerçi, Avni kendini tekrar zorladı hatırlamak için. Acaba ona bir şey mi teklif
etmişti de, ondan sanki soru sormuşçasına böyle bir cevap gelmişti. Avni bir türlü bu
soruya, cevap bulamıyordu. “Mutlaka ters bir şeyler yapmışımdır.” Diyerek yoluna
devam etti.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
103/359
--- Ya abi Avni yürüye dursun..... Neden bu kızı beyenmiyorki Avni görünüşe göre çok
iyi tanışıyorlar hem de güzel parası da varmış oh ne ala hiç çalışmayacak gel keyfim
gel böylesini yemede yanında yat... (Bak Reji anlatayım. Tamda üzerine bastın
ayağını kaldır. Avni sisi’den bu yana neden yalnız --- Yani sürekli çıktığı biri yok
demek istedin..... Evet çünkü o hala Hayalindekini bekliyor, Yani aklında yarattığı, bu
arada Birtane’sinin bile içine sığmadığı, şablonunun kızını. Bu en önemli neden. Đkinci
nedene gelirsek seninde dediğin gibi Avni bu Kızı iyi tanıyor. Hata aslında bu kızın
annesinde, kızım Ceylan sield oğlum bilmem ne diye, diye çocukları şişirdikçe şişirdi.
Avni’yi korkutanda kızdaki bu kibir. Sen biliyor musun kendini başkası sanan biri ile
evlenmenin ne olduğunu? Bana kalırsa en iyisini yaptı Avni ve üzmeden halletti. Hem
bak 6 ay düşünme zamanı bile aldı.. ---- Kız çok üzülür mü sence. . kim Ceylan mı?
Yok hayır.. Unutmuştur bile.. Avni zaten kızın ağabeyinden biliyor bir başkasıyla kız
sözlü gibi. Sadece gözü Avni de belkide, şansını denemiştir Kimselerin yapamadığını
yaptım diyerek öğünmek içindir. Kim bilir.. Günahını almayalım.
Bu Arada hala kendi kendine neden hep ben? diyerek soran Avni nerdeyse bankanın
önünden geçip gidecekti. Avni bankanın giriş kapısını son anda fark etti. Kapıyı kendi
kartıyla açarak personel bölümünden içeri girdi Güvenlik masası şefinin odasına gitti.
Kapıyı çaldı. Kapıyı açtı. Masasında oturan kelli-felli Müdür ayağa kalktı
- "Ohh Herrn Avni” dedi “hoş geldiniz. buyurun oturun "
Avni artık hiç bir şeye anlam veremiyordu. Adam Avni’nin karşısında ayağa kalkmıştı.
birde türkçe "merhaba" dedi Avni’de "Merhaba" dedi oturdu . Hal hatır sorduktan
sonra Müdür Avni’ye onu neden çağırdığını söyledi. Konu avni’nin hiç beklemediği
bayağı enteresan bir konuydu..
Güvenlik kendi bünyesi içinde araştırma yapmış ve aradıkları kişiye en yakın olan ve
Avni’nin Jacky Lo zamanında verdiği güvenlik dersleri kapsamında en iyi güvenlik
bilgileri olduğunu bir tavsiye üzerine bulmuşlardı.
Banka dünyaca ünlü Mari Maka adında Afrikalı bir şarkıcıyı sponsora ediyordu. Bu
kadın Đsviçre’nin 4 şehrinde konserler verecekti. Avni’den istenilen bu kadına hem
şoförlük hem de korumalık yapmasıydı, yani kadını gözetsin istiyorlardı. Bir yandan
kadının politik faaliyetleri dünyanın her yanından bilindiği gibi, Afrikadaki siyahilerin
bağımsızlığı için uğraşması, kadına binlerce düşman getirmişti. Ama kadın asla
koruma istemiyordu bir şey olursa olsun diyordu. Avni gizlilik açısından en uygun kişi
idi, çünkü Avni’yi kimse tanımıyordu. Kadın onu sadece şoför zannedecekti. --- Ah ne
güzel tıpkı Avni gibi onun damı Bitanesi onu bırakmış vah vah ....
Avni bu görevi hem soul müziğine olan merakından dolayı, Birde son zamanlarda
yaşanılanlardan sonra, Avni için hava değişikliği getireceği bilincinde Avni
gururlanarak kabul etti. Arkasından Güvenlik müdürüne kendi çalıştığı bölümde olan
biteni şefinin Avni’nin güvenlikten çağrılması üzerine yaptıklarını ve söylediklerini
anlattı ve ondan Avni’nin şefini arayıp durumu izah etmesini istedi.
Avni iş yerine döndüğünde Şefi böbürlenerek hoş geldin Avni seni kutlarım dedi ama
hala kendine yediremiyordu. Avni’de için den "Yehh. Bir sıfır dedi"
Akşamleyin Avni Şügi’ye gitti Hasta hanede Şügi gene o eski sevecenliğine kavuşmuş
tekerlekli sandalyeyi nasıl kullanabildiğini Avni’ye gösterip hünerlerini sergiliyordu.
Avni’ye de “Al bakalım Avni, oradan bir tane de sen” dedi. Onu da tekerlekli
sandalyeye oturttu başladılar birlikte oynamaya. Sanki eski zamanda olduğu gibi hani
Ay ile Konuşan Adam
her yerin buz tuttuğu sırada bisikletler ile buzlu yolun üzerinde yaptıkları bale gibi.
Gene eskisi gibi kovalamaca oynuyorlardı ama o giden bisikletinin üzerinde ters
dönüp Nasrettin hoca gibi poposuyla bisikleti kullanan Şügi yoktu. Bu Avni’yi çok
üzüyor, adeta ne zaman ayağa kalkacak diye düşünüyordu. Şügi’nin yaşadıklarından
sonra. Bu bütün olan bitenlerden sonra . Avni onu bu halde görebilmeye bile
şükrediyordu. Şügi nün sevinçi yüzüne vuruyordu. Avni “ne kadar cesur birisi. Ben
olsam galiba kaldıramaz yaygarayı basardım. Şügi’den, daha bu güne kadar bir
yakınma bile görmedim. Olana şükredip daha kötüleri var diyordu hep.”
Ertesi gün yani Cumartesi günü Arif ile Ali gelip Şügi’yi alacaklardı ve Arif'in
nişanlısıyla tanıştıracaklardı Şügi hafta sonunu onlarla geçirecekti. Gerçi. Her şey
yolundaydı ama Avni onlara katılmayacaktı. bir bakıma Şügi’de gene hasta haneden
çıkacağına seviniyordu. Çünkü Şügi’yi çıkartmak Askeriyeden asker çıkartmakla aynı
idi. Doktor raporu vs. gerekiyordu.
Zürich’teki Şügi ile Avni’nin gittikleri Folklor gurubu da krizlere girmiş. Avni’nin
ufaklıkla aralarının açılmasına sebep olan aynı kişiler, Folkloru da dağıtmışlar yani
Pazar günleri artık folklor yoktu.. Avni’nin bu hafta sonu ne kadar rahat kalacağını
gösteriyordu.. Avni bu gün başına gelenleri anlattı Şügi’de Avni için sevindi Ceylan e
bir parça acıdı ama Şügi, Avni’yi iyi tanıyordu Avni bir daha asla yürümeyeceğini
bildiği ilişkiye girmeyecekti. Girseydi zaten Şügi’nün gözünde satılmış, şerefsiz kişi
olacaktı.
Şügi “Mari Makanın keşke bende güvenliği yapsaydım” dedi. Avni Şügi’ye onu tanıyıp
tanımadığını sordu çünkü Avni Şügi’nin Soul merakını biliyordu. Şügi "Oğlum sende
tanıyorsun" dedi Avni hangisi o diye sordu Şügi "Do say do say" Evet Avni bu şarkıyı
ve ritmi çok seviyordu ve şimdi daha çok gururlandı. Zürich konserine Şügi’yi de
getirecekti. Buna söz verdi Avni aynı gece Jacky lo’ya uğraması gerekiyordu Şügi ile
öpüştüler ve Avni ayrıldı.
Şügi’den sonra Jacky lo’ya uğrayan bir parça çalışan Avni, eve geldiğinde gece epey
geç olmuştu o gece ödev falan yapmadı.. Zaten Ertesi günü cumartesi olduğundan
kursları da yoktu .. Yere oturdu bağdaş kurdu ve Ke-O-Rem trans’a geçti --- Eyvah
yinemi epeydir yapmamıştı Ne oldu yoksa her şey yeniden mi başlıyor.... Avni
konsantre olmuş onu arıyordu ona çok ihtiyacı vardı Şügi’ye artık her şeyi
anlatamıyordu. Yani Kısacası Avni’nin konuşacağı kimsesi yoktu. Gece boyu zihinsel
onu aradı içine büzülüp ağladı, ağladı. Yine sinir krizleri geçiriyordu. Hem de bu sefer
buna hiç bir sebebi yokken. Her şey yoluna girmişken. Ama Avni’nin içindeki
burukluk onu yiyip bitiriyordu. Bu gün öğlen yaşadıkları Avni’ye çok koymuştu.. Hep
Anı sorunun cevabını arıyordu. Kendi kendine verdiği sözleri gerçekleştiriyor, en az iki
sene sonra diplomasını da alacaktı ama. Yaşı 26 ya geldiği halde aklındaki O soruyu
hep tekrarlıyordu. <<Neden? Niçin?>> neden kader hep ona şamar atıyordu. Bu
konuda. Sadece yalnızlık bitmemişti. Başka her şeyi yerindeydi. Avni'nin hayallerinde
brtanesi artık yoktu. Türkiye’den haber de gelmiyordu. Her telefon çalışında yüreği
hopluyordu acaba diyerek.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
105/359
Ke-O-Rem ‘ Avni, hiç alışa gelmemiş bir vaziyette birden bıraktı. Ayağa kalktı.
Masanın yanına gitti. Sonra bir sigara, ardından bir sigara daha yaktı. Olmuyordu
eskisi gibi kendisini O na odaklayamıyordu Birtanem olayı sadece Avninin kafasında
gelişen kim olduğu bilinmeyen bir Kız'a dönüşüyordu. Bir Mitos. Evsane. Hayalmi
gerçek mi belli değil. Yatağa kıvrıldı. Uyudu.
Ertesi sabah saat 9.00 da kapı çaldı. Avni kapıyı açtığında karşısında Silvi duruyordu.
--hah yaşa silvi sen çok yaşa ... Avni uyku sersemliği ile gözünü ovuştururken Silvi
içeri daldı.
- "Seni en çok böyle seviyorum"
dedi. Avni’yi yatağa attı. Sonra kedisi Avni onu seyrederken soyundu.
Avni bu kızın en çok bu huyunu seviyordu. Sanki sabahleyin evinden işine
giden kadın akşam eve geldiğinde, nasıl rahat ederse Silvi’de Avni’ye
geldiğinde aynı rahatlıkla kendini evinde gibi hissediyordu. Avni
- "Altı aydır nerdeydin?"
diye sordu Silvi anlatırım dedi ve cumburlop Avni’nin yanına. Avni’yi
sanki hiç görmemişçesine kokluyor, adeta yiyip bitiriyordu. Avni Silvi’ye
ona bu konu ve Avni’ye karşı beslediği istek ve duygudan, içinde taşıdığı
bu aşırı istek için çok minnettardı.
Avni bir ara kalktı Anne ve ablasını aradı gelemeyeceğini bildirdi sonra devam --- eee
detay yokmu yani ... hoş anlatsa başi, “O” nun hikayesi ile Emmanuelle filmini
yapanlarla belaya girecek ya hadi neyse... Avni bu doyumsuz kadınla hayatında
yaşamadığı duyguları yaşıyordu. Ertesi sabah yani nerdeyse Silvi’nin geldiğinden 24
saat sonra uyandığında gene Silvi yatağın üzerinde o benzeri olmayan güzel ve
kusursuz vücudunu sergilercesine uyuyordu.
Avni Silvi’nin başında oturdu ona baktı. Aslında bu kızı Avni sevebilirdi. Hem de
Sisi’den çok daha fazla. Ama onun huylarına alışabilecek miydi.. Yok hayır.
Alışamazdı.
Avni kendi kendine, “Allah’tan Silvi var sapıklar gibi ihtiyaçlarımı sokakta
aramıyorum.” diye düşündü. Bu ara Silvi uyandı. Yatağın üzerinde oturdu. Avni kalem
kağıt aldı masasına oturdu başladı Silvi’yi çizmeye Bu kadın o kadar güzeldi ki
çizerken bile Avni mest oluyordu. Ama sadece libido olarak. Duygu olamayan bir
mest olma türü..
Silvi
Kız Avni’ni onun resmini yaptığını fark etti ve hiç verdiği pozu bozmadan.
- "Avni ben dün sabahın köründe nerden geldim? biliyor musun?" dedi. Avni
çizimini bırakmadan
- "anlat" dedi Silvi
- "Nişanlımı güney Amerika’ya yolladım hava alanından"
Avni zaten bu kızdan her türlü deliliği beklediği için.
- "Ya demek nişanlandın" dedi Silvi
- "Evet hem de 2 hafta sonra evleniyorum" dedi. Avni nerden esti bilinmez.
- "iyi tesadüf bende" dedi Kız Avni’nin gözünün içine o parlayan gözleri ile
bakarken. Avni ona
- "Bana bunu dün niye söylemedin?"
Ay ile Konuşan Adam
diye sordu Kız
- "Aman Avni seni bilmiyor muyum. Söyleseydim şayet beni bu kadar çıldırtma
yerine bir kahve yapar eve yollardın, Ama seninle beraber olmak bana çok büyük
zevk veriyor rizikoya giremezdim"
dedi Avni sadece baktı. Kız
- "Avni neden benimle birlikte yaşamak istemiyorsun ki? hem o zaman ben her
zaman senin için her yerde birlikte olurdum. Benim için din dil fark etmiyor türkçe
bile öğrenirdim... Senin çocuklarının annesi olmayı senin eşin olmayı çok
istiyorum"
Avni bu tepkiye iyice şaşırdı.
- Bak Silvi bu konuyu defalarca konuştuk. Her şey iyi başlıyor sonu hüsranla
bitiyor. Ben bunu artık kaldıramıyorum. Ama teklifini düşünmek bile insanın aklını
başından alıyor çünkü gerçektende seninle hayat boyu birlikte olmak dünyanın en
güzel duygusu. Ama düşün nasıl olsa, yürümeyecek, çoluk çocuk ortada kalmak
mı isterdin?"
Silvi Avni’ye doğru kollarını açarak
- “O.K Avni. Boş ver. Gel bana dedi”
ve sanki hiç bir daha bir araya gelmeyecekmişçesine defalarca seviştiler. Silvi
zaten Avni’nin ne yapacağını biliyordu, onu iyi tanıyordu. Aslında Silvi için fark
etmiyordu ama, asla Avni, Evli birisiyle yapamazdı. Yani bu gün gerçektende son
gündü.. O gece gene son kez birlikte duş aldılar. Avni Silvi’yi annesinin evine
götürdü. Bu sefer uzun, uzun ayrılık öpüşmesi yaptılar. O günden bu güne Avni
bir daha Silvi’yi görmedi. Eve döndüğünde saat 12 ye gelmişti bu iki günün
yorgunluğundan olsa gerek Avni yatağına büzüldü ağlaya, ağlaya uyudu.
-- Ulan Avni beklediğin kişi böyle çıkmassa görürüm seni Ne istiyorsun anlamadım ki
ya sabır. Sabır. sabreden derviş beklemekten gebermiş.... Olum hiç bir kadında senin
birtanen gibi karakter ve aynı anda Silvi gibi yetenek olamazzz . Hiç kime diyon! herif
döndü sırtını yattı. ---- Tüh ya, böyle diyorum ama üzüldüm bak şimdi. Abi sen
kıvrılmış ağlayarak uyudu deyince... Ama neden ağladı ki? Her şey yolunda gitmiyor
muydu. Bankadan çok süper iş aldı hem de extra ücret alacak 3 gün boyunca 5
yıldızlı otellerde kalacak. Okumak için ek para kazanacak . Şefi ile arası hiç değilse bu
bakımdan düzeldi biraz. Silvi geldi. Okul eh iyice gidiyor diyelim... Ama bu durumda
giderse daha da düzelecek.. Şügi’de daha iyi... Maddi sorunları da azalıyor yani
neden hala kendisine eziyet ediyor Bu çocuk....
(Bak Reji. Hazır Avni uyumuşken anlatayım.. Hani derler ya “Görüntü aldatır.” diye,
ya da "Dışı seni yakar.. içi beni.." denilen sözler vardır. Đşte öyle bir durum. Avni
aslında her şeyin iyiye gittiğinin farkında. Ama. Sadece geçici bir dönem için. Sen
biliyorsun . Burada Lisede yaşadığı olayların hepsini anlatmadık. Yabancı ve hatta
Türk olduğu için Avni ne zorluklar çekti. O na hatta hocaları bırak Avni okuyup ta ne
yapacaksın? 100 Tane diploman olsa bile sana kimse iş vermez diye Ne kadar. Baskı
yaptılar. Burada dışardan pek görünmüyor ama gerçektende özellikle Okuyan yabancı
kitlesine aşırı baskı var. Söylesene Đsviçre’de doğup büyümüş, daha doğrusu
okullarının tümünü burada yapmış ve Üniversiteye kadar başarmış kaç Türk var? ---
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
107/359
istatisliklere göre neyddi 0.021 Yani burada yaşayan yabancıların arasında okuya
bilen Türk çocuklarının sayısı...... Yani tam olarak ben söyleyeyim sadece mezun
olmuş 3 Kişi var.. Sen okuyabilenlerin neden bu kadar az olduğunu sanıyorsun.
Avni’ye yapıldığı gibi bir sürü problem yapıyorlar da ondan. Bunu Avni iyi biliyor. Yani
umudu Frankfurt’ta. gerçi daha yarım sömestre daha orada okuyacak ama, hiç
değilse ona Đsviçreli Avni diyorlar.... Oda bu sayede ortada kaytarıyor. Hoş Avni gerçi
sadece hocalarla görüşüyor ama önemli olan onun diplomayı alıp arkadaşlarının
yanına gittiğinde bende bir şeyler yaptım diyebilmesi.
Bankadan aldığı işe gelince:
Bu iş sadece 3 günlük oradan alacağı belkide hayatını rizikoya atacağı para sadece
1000 Fr. extra bu da Avni’nin 1 Aylık yemek parası. Ama O bankaya daimi işçi olarak
girmek istiyor. Bunu da O şefi dediğin adam zaten prensipte karşı.. yani şimdi yaptığı
tanıdığı iş değil de başka bir bölümde çalışması lazım.. Bu da diplomasına bağlı daha
en az 3 sene uğraşacak ta ki daimi olarak bankaya girebilsin. Buda Avni’ye başka bir
yük. Şügi ise tabiatı ile iyileşecek önemli olan onun sağlığı...
Şimdi gelelim Bardağı taşıran son damlaya.: -- Silvi değilmi? bunu söyleyeceğini
biliyordum
Evet. Gerçektende öyle burada detayına girmedik. Avni silvi’yi en az Sisi kadar tanıyor
yani 3 sene boyunca. Bu kız ta ilk günden beri Avni’ye çok ilgi gösteriyordu. yani Avni
leb demeden leblebiyi anlıyordu. Sisinin kibirlenipte gelmediği yerlere çoğu zaman
Silvi Avni ile birlikte gidiyordu. Hem de aralarında ilişki yokken. Yelkene çıkıyor,
sinema dese Avni ne isterse ondan hoşlanıyor. Hatta restoranda bile Aynı şeylerden
hoşlanıyorlar nerdeyse Kız Avni’nin ruhunu okuyordu -- Tıpkı Onun gibi değil mi yani
Avni’nin birtanesi gibi.... Evet tam tamına öyle. - Pekiyi Silvi yi neden kabul
etmiyor. ben bunu anlayamadım. Bunun tek bir nedeni var. Silvi’nin senelerdir
Avni’ye gösterdiği ilgi, Avni’nin Türkiyeden gelmeden önceki o son 3 4 ay içinde
gördüğü ilginin aynısı. Bakışlarını fark ettiysen aynı Avni’nin tanımladığı gibi. Bir de
kızıl şaçlı ve mavi gözlü. Yani nerdeyse Avni’nin şablonunun tüm nitelikleri bu Kızda
var.. Olmayan tek şey güven... Yani varsayalım Avni Askere gitse. Döndüğünde kızın
kucağında çocuk görmeye hazırlıklı olması lazım. Kısaca. Görüntü ve ilgi tamam ama
Niteliklerden haber yok. -- Ya abi o kadar sene Avni de iyi dayandı ha. bence Avni
koca bir Avanak... Neden öyle diyorsun fırsatları değerlendirip, zaten beğenmediği
kınadığı, buranın toplumunun insanları gibimi olsun? Avni dün ve bugün olan olayı bir
tek sebepten hoş gördü. Buralı gençlerin aldıkları terbiyeyi bildiği için. Ben çok iyi
hatırlıyorum Sisi Avni’nin yanına gelmeden önce Sisinin evinde yani Avni için Sisinin
babasının evinde Sisi ile Avni odada kalmak ne kadar zor geliyordu.. Ama bunu
başkası yapsa Affetmez kapıya koyardı..
Sonuçta Aslında her şey pozitif görünse bile Avni’de henüz bir ilerleme yok Avni bunu
sezinliyor ondan ağlıyor. Ama hep şükrettiği bir konu ki bunu işleri ne zaman
düzelmeye doğru gitse şükretmek, şükretmek çünkü her şey tam terside olabilirdi. -Ve biliyor ki gelecek günün birinde dönence şey pardon o Barış ağabeyin şarkısıydı
ne diyordum ya. Karışım kafamdı.. üf Kafam karıştı. Avni’nin durumu zor .. ee bunu
biliyoruz Neydi ya..??!. .... Ve biliyor ki gelecek bir gün Birtanesi diyecektin -Hah evet Birtanesi. Sence gelecekmi... Bilemem ama Avni onu da artık beklemiyor.
Geçen seneler Avniyi çok değiştirdi. Şablon gelişti değişti. Şimdi ki asıl soru <<Acaba
Ay ile Konuşan Adam
Birtanesi bu şablona sığacakmı?>> Avni Kafasında geliştirdiği bu şablona yüz de yüz
uyacak birini arıyor Avni. )
Mari Makanın konseri ..
Zürich’teki konserine Mari, Şügi’yi sahnenin üzerine çıkarttırmış. Şügi tüm konseri
buradan sahneden izlemiş ve çok mutlu olmuştu. Konserden sonra da onlar la birlikte
sahne arkasında olmanın zevkini çıkardı Şügi.
Avni bu üç gün boyunca bu Afrikalı grupla kalmaktan çok büyük zevk aldı. Mari Maka
nın bir de torunu vardı Avni ile aynı yaşlarda bir siyahi bir kadın. Bu kadının da sesi
Allah vergisi aynı Anneannesi kadar güzeldi. Onunda 4 Yaşlarında bir oğlu vardı. çok
şekerdi. Hepsi Anneannelerinden çekiniyorlardı Mari sadece Avni’yi görünce
gülümsüyordu. Normalinde çok Aksi bir ihtiyardı. Nede olsa ülkesinin Đngilizlere karşı
baskıdan kurtarmış birisiydi. Defalarca Mandela ile birlikte, hapis’e atılmış çıkmış.
Hayatın çemberinden geçmiş şimdide kendine öz kaprisleri ile aynı Amerikan
filmlerinde olan tombul Siyahiler gibi bir kadındı.
Buna nazaran Torunu.. Aynı Latoya Jackson tipinde fıstıkmı fıstık. Hele bir sesi vardı..
Sanki Sesi de ona benzeyen bir kadındı. Bugüne kadar tanıdıklarının içinde en çok
Zenci olmasına rağmen bu kadının Đngilizce konuştuğu, halde ses tonunu konuşma
şeklini Avni çok beyeniyordu. Tıpkı .... Kadının bir de oğluyla ilgilenişi vardı görmeyin.
Haylaz Avni’yi de peşinden çok koşturdu.. Ama bu 4 Yaşındaki bacaksız. Bir bateri
çalıyordu sanırsınız profi Baterist. Bu ufaklığı Annesi çok sahneye çıkarmak istedi.
Ama Anneanne küçük diye karşı geliyordu.. Düşünün simsiyah bir aile ama insanlık
konusunda 100 tane kendini beğenmiş Đngiliz beyazını cebinden çıkarır.
Bir gün konser öncesi Genevre de salona gelirken içinde bir kaç kişinin bulunduğu
500lük bir Mercedes peşlerine takıldı. Avni bu tür olabileceklere karşı hazırlıklı olduğu
için, surhatini arttırdı Arkadaki arabada arttırdı... Avni yavaşladı Arkadaki de. ama
hep 100 m ara bırakarak arkalarından geliyorlardı. Avni’ni aklına Güvenlik okulunda
araba sürücüleri için verilen kurslarda öğrendikleri geldi.. Isıracak köpek havlamaz..
Yani laf sataşması yada fanatiklik yapsalar yanlarına gelirler bağırır çağırırlar aynı
salon girişlerinde yaşananlar gibi.. Bunlar sadece izliyorlardı.. Yani Avni için tehlike
çanları çalıyordu Mari’ye sıkı tutunmasını söyledi. Marinin torunu şu fıstık Avni’nin
yanında oturuyordu. Altlarındaki Araba Audi A8 4.5 kuşun geçirmez bir limosindi. yani
aslında sorun yoktu.. Avni güvenlik icabı otelle Salon arasındaki tüm yollardan gitmiş
ve öğrenmişti. ilerlerinde bir kavşak vardı burası ıssız olan tek bölge idi başka yönden
geçemiyorlardı.
Gangsterler Birden süratlendiler. Avni aynı süratte gidiyordu. Takip eden araba tam
sollama amaçlı yanlarından geçerken. Avni camın açıldığını ve silah çıktığını gördü.
Arkalarındaki araba tam Mari’nin oturduğu hizaya geldiğinde yandaki arabadaki adam
silahını ateşleyeceği sırada, Avni var gücü ile frene bastı.. önlerindeki kavşağa Avni
hızlı girdiği için arkasındakiler düz gideceğini düşünüp sollamaya kalkmışlardı.
Avni’nin frene basacağını sezemediler. Avni frene bastıktan sonra sola sertçe saptı ve
gaza bastı. bu arada soğuk kanlılıkla Polise telsizle bildirdi ve gittiği istikameti de
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
109/359
bildirdi. Daha evvelden uyarılmış olan Cenevre polisi tetikteydi gangsterler dönüp
Avni’nin peşine tekrar düştüler ama Audide Audi idi . 150 Km ye çıkıştı bile henüz 1
Km gitmediler Avni Polis arabalarını gördü yolu kesmişlerdi aralarından geçti salona
doğru devam etti Aynadan görüyordu polisler adamları kıskıvrak yakaladılar.. Avni
arabanın içinde kilerine
- “Her kez iyimi?”
diye sorduğunda ufaklık dahil her kez çok sakindi heyecanlanan yoktu. Avni anladı
gene Mari’nin otoritesi anlaşılan korkuya izin yok. O gece Mari sahneye çıktı Afrikan
soul yaptı. Avni salon kapısı ile sahne arasında bekledi ama esasında epeyce
korkuyordu. Kocaman salon arkasında Sahne kapısı Avni ve salonda deli gibi
alkışlayan 1500 kişi. Birisi ayaklansa panik çıksa Avni’yi ezip geçerlerdi.. Ama o gece
hiç bir olay olmadı. Otele geri döndüklerinde Avni polise rapor verdi. Saldırganlar GAfrika özgürlük karşıtı sağcı bir gruptu.. Avni saçmalığa bak Siyahilerin yaşadığı
vatanı olan Afrika da siyahiler defol diyen beyaz bir örgüt..
Mari’nin yorgun torunu. Bu Afrodit gibi güzel kadın. ufaklık elinde olduğu halde
Avni’ye doğru lobi ye geldi. Ufaklığı uyutamamıştı saat 2 oluyordu. Kadın
yorgunluktan bitmişti ufaklığı dolaştırayım diye düşünmüştü. Lobide Avni’yi görünce
ne yapacağım uyumuyor dedi --- Hop sanki Avni çocuğun babası annesi çocuğu
babasına getiriyor.... Avni çocuğu aldı çocuk arada bir Afrikan konuşup Avni’yi
dövüyordu Avni’de aldırmadan gülünce, çünkü onunda ufak bir çocuk elinde tutmak
hoşuna gitmişti. çocukta gülüyor, sarılıyordu. Aynı annesinin o koyu yeşil gri gözüne
sahipti. Yukarıya kadının odasına çıktılar. Avni çocuka ilgilenirken kadın yorgunluktan
koltuğa oturmuş kafası düşmek üzere idi çocuğu’da boğuşarak epey yoran Avni,
odada tek olan koltuğa oturdu. Kadının yanında otururken ufaklığı kucağına aldı.
ufaklık Avni’nin kucağında uyurken kadının kafası da Avni’nin omuzu na doğru eğildi.
Avni Bu olaydan çok zevk almıştı.. ---Oh ne kadar güzel bedavadan baba olmuş aile
havasına girmiş bizim Avni.. neyse bir kaç dakika sonra çocuğun uyuduğunu görünce
kadının başını doğrulttu, çocuğu yatağına götürdü. Geri geldiğinde kadın elbisesi
olduğu halde hala uyuyordu. Avni uyandırmaya çalıştı. şansı yoktu.. Onu da
kucakladı. Kadın çokta hafif ve yumuşacık ve sıcaktı. Kadın Avni’nin boynuna sarıldı
ve Avni kadını yatağına yatırdı. Çok ta güzel bir kadındı doğrusu her Çocukla birlikte
her ikisinin de üzerini örttü. ve dışarı çıktı kapıyı kapattı.. --Ana bende düşündüm
ki....... (Sen düşün düşüneceğini bu Avni. Avni kimseniz zaafından faydalanmadı
daha) .....
Ertesi sabah kahvaltıda Mari’nin torunu ve Mari olduğu halde bücürle kahvaltı
salonuna geldi bücür doğru Avni’nin kucağına atladı. Bir şeyler dedi Avni anlamadı.
öptü ve Avni’nin kucağında oturdu. Annesi geldi ve gayet kibarca Avni’ye dün gece
için teşekkür etti. Avni’nin gözleri ışıldıyordu birden ona olaylar sanki kendisi ve O ve
onların çocukları havasına soktu..Avni “ Ne kadar güzel bir duygu olmalı dedi...
--- Eee artık vaktide geldi oğlum evde kalmışşın sen! yaş gelmis 24 e bir nışanlı adayı
bile yok.ortalarda .. Evet gerçekten de Avni kendisini bu resme yakın buluyordu.
ama roller hep aynı idi bu zenci kadında bile gülüşünden gözlerine kadar bir çok
yerini birtane’sine benziyor mu diye araştırmıştı --- Bu gidişle başını belaya sokacak..
Neden? --- Milleti bu kadar inceliyerek bakıyor da ondan... Bari şu ufaklığı
boşlamasa da... (Ufaklık sanmıyorum Avni için bir eş adayı olsun. Gerçi, Avni bunu
çok isterdi muhakkak. Ama onu uzun zamandır tanıyor ve ufaklık ta kendini şu
Ay ile Konuşan Adam
sonradan görme sosyete grubuna kaptırmıştı bile. Hani şu hafta arası fabrikada
işçilik yapanlar var ya hani folklor grubunda. sonra hafta sonları kendilerini gazeteci
vs. iş adamları gibi, havalı takım elbiseleriyle çep lerinde metelik olmazsızın çaka
satarlar. Yani gazete değil kendilerini ve arkadaşlarını satarlar. Đşte bunların
arasından Avni’nin ufaklığı kurtarması çok zor artık. Avni birde ufaklığı kaybetme
rizikosuna giremeyecek kadar çok seviyor yani aklından bile geçiremez bu yüzden
unut. Hatırla şügi yi nasıl tersledi duyarsa senide tersler şimdi. Ama haklısın bende
çok yakıştırıyorum birbirlerine..).
Bu hafta sonu Avni’nin dolu, dolu geçti Pazartesi iş yerine geldiğinde arkadaşları
Avniyi cenevrede olan olay için kutluyorlardı. Şefi bu ülkede yabancı olduğun halde.
Güvenliğin sana bu kadar güvenmeleri. çok saçma demiş geçmişti. Ardındanda
- "Senin tükçe konuşmanıda çok yadırgıyorum bu bankanın image sine hiç uymuyor
burada yabancı dil konuşmanı istemiyorum."" dedi..
Şefi Avni’ye bunu söylerken diğerleri arkadan. Hitler selamı yapıyordu yani şeflerinin
hitlerci olduğunu kast ediyorlardı. şef gitti ardından Avni arkadaşlarına bu adamın
dediklerinin doğru olup olmadığını sordu. Yani şükrü veya annesiyle iş yerinden
türkçe konuşamayacak mıydı. Arkadaşları Avni’ye aldırmamasını söylediler..
Avni hayal kırıklığına uğradı bütün gece düşündü Ertesi günü işe çıkış verip birdaha
da bankanın o bölümüne gitmedi. Bankanın Đnsan kaynakları 10 gün sonra bankanın
diğer bölümünde Avni’ye iş verdiler. Böylesi daha iyi olmuştu..
Korkunç Ölüm...
Avni’nin gene bu kısa pozitif havadan çıkmış daha doğrusu tam sevindiği zaman
felekten bir tokat daha yemişti. Yani ne zaman hayatında bir şeyler iyiye doğru gitse
gene bir şeyler oluyor hayatı kararıyordu. Avni sonuçta, her seferinde içinde kaldığı
dört duvarın arasına dönüyordu. Geceleri uyuyamaz olmuştu. Ne zaman uyusa hep
aynı rüyayı görüyordu. "Sonbahar günü ağaçların arasından. uzun dalgalı saçları ile O
karşısına çıkıyordu. "hey! Beyim. seni burada mı görecektik diyordu. Bak ben
buradayım. bir arkadaşım ziyaretime gelecek belki bir gün sende gelirsin. "
Avni korkarak uyanıyordu.. --- Bu ne demek şimdi? ya...
Avni artık hiç bir anlam veremediği kulaklarını çınlatan bu sesler, ardı ardına eko
olarak duymaktan, ürküyor. Bu rüyayı görmekten nefret ediyordu. Her uyanışında bir
daha uyuyamıyordu. Aklına acaba bir tanesine bir şey oldu onumu çağırıyor diye
düşünüyor. Türkiye’deki arkadaşlarını arıyor bilgi almak istiyordu. Bunu bir kerede
hatta denedi ama Arkadaşlarından aldığı cevap hep aynıydı " Gene mi Avni?" bir de
aklından Halukun söylediği "sana deseler ki Birtanem 25 yaşında ölecek ne
yaparsın?" Avni Birtanesi’nin kendisinden bir yaş küçük olduğunu biliyordu. Aslında
25 yaşına girmesine iki sene daha vardı... Avni kendine böyle saçmalıklar
düşünmesinden dolayı daha da sinir oluyordu... Ama düşünmeden de edemiyordu.
Ne yapardı o zaman.? Ya. Gerçekten de Birtanesi onu bu güne kadar bekliyorduysa
birde ya hala Avniyi seviyorsa ne yapardı.? Tam buluştukları anda onu kaybetmek. -Bana hayal gibi geliyor.... (Meraklanma bunu Avni de iyi biliyor.....!)
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
111/359
ilk bahar olmuş etrafındakiler yaz izinlerine hazırlanmaya başlamışlardı bile. Şügi
artık hasta haneden çıkmış..Sigortadan emekli olmuş. hatta Araba bile kullanmaya
başlamıştı. Sadece sol kolu tutmuyordu ama yürüyebiliyordu. Moralide iyi idi yani
kötü bile olsa bunu Avni’ye belli etmiyordu. Arada bir Avni lastik dağıtmak için tura
çıktığında birlikte gidiyorlardı. tüm Đsviçre’yi dolaşmışlardı. Hatta Şügi ona özel
yapılmış kendi arabasıyla Türkiye’ye tatile gitmek istiyordu. Ama Avni bu senede pek
niyetli değildi. Şügi ye bile söylemeye çekindiği rüyalarından korkuyordu. Ya
türkiyeye giderde orda kötü haber alırsa diye ödü patlıyordu. -- Doğru iyi haber
gelmez ama kötü haber nispet gibi sürhatle her zaman gelir...
Bir gün Avni lastikleri dağıtmak için 2 tur atması gerekiyordu sabahtan. Đsviçre’nin
batısına öyleden sonrada doğusuna dağıtım yapacaktı. Sabahın ilk ışıklarıyla depoya
gitti bir gün önceden doldurmuş oldukları kamyonu aldı ısınması için çalıştırdı. ama o
gün çok değişik bir gündü.. Hava sisliydi.. sanki etrafta hiç bir canlı yokmuşçasına
sessizdi. Avni rüyasını nerdeyse gündüz görmeye başlamıştı. Neyse hadi hayırlısı
dedi. tam saat 06.30 da yola koyuldu Batı tur u için 350 km gidip gelecekti. yani saat
12 ye kadar tekrar bu noktada olması gerekiyordu. Yola çıktı her yer bomboştu.
Otoyolda sadece bir kaç araba vardı. epey yol aldı. gün ağarmış sis dağılmaya
başlamıştı. Avni bir yandan radyo dan yol haberlerini dinliyor bir yandan da içindeki
karamsarlığı atmaya çalışıyordu. Rüyaları aklına geliyordu. içi sıkılıyordu. Hep ölmeyi
düşünüyordu Artık kaldıramıyordu.. Avni turunu tamamladıktan sonra. geri yoldayken
radyoda Avni’nin gideceği istikamette yani Đsviçre’nin doğusunda Zürich’e 45 km
mesafede. Askeri bir cemse ile Aynı Avni’nin kullandığı tipte bir kamyonun çarpıştığını
Askeri araçta bulunan. Patlayıcı madde ve benzinin. halen yanmakta olduklarını 3 ü
asker olan bu kamyonun şoförü dahil olmak üzere 4 kişinin hayatını kaybettikleri
haberi geldi. Avni birden Avazı çıktığı kadar bağırıp isyan etmeye başladı. "Neden ben
değil. ben böyle ölümü hakketmedim mi? Hiç bir işe yaradığımda yok..." diyerek
ortalığı çınlatıyordu. Bu kaza haberini dinleye, dinleye Depoya geldi hava günlük
güneşlik oldu. Avni yorgunluktan bitmişti. 4 saat olmuştu kaza mahalli hala geçime
kapalı idi arabalarda hala yanıyordu. bunları Radyodan dinledikçe Avni’nin içide
yanıyordu.
Depoya yanaştığında Avni yüklenmiş olan ikinci kamyonu alarak yola çıkmayı istedi
ama Depo şefi Avni’nin yanına gelerek onu bürosuna çağırdı. bir kahve içmesini
istedi. Bu arada Avni doğu turu için hazırlanmış olan kamyonun başka bir şoför
tarafından kullanarak yola çıktığını gördü. Acaba bu işten demi kovulmuştu Avni.
Depo şefi Avni’ye sen doğu turuna gidemiyorsun bu daha iyi olur Şügi geldi seni
görmek istiyor birazdan gene gelecek. Avni hiç bir şey anlamadı.. Aslında Depo Şefi
de Şügi yi severdi ama o gelecek diye hiç Avni’yi turdan alacak gözde yoktu. 5 Dakika
sonra Şügi, Ali ve ufaklık geldiler.. Avni epey şaşırdı. Bir şey olmuştu. Ufaklık
arabanın içinde hüngür, hüngür ağlıyordu. Şügi Avni’ye Arif 'u bu sabah kaybettik
dedi. Avni olduğu yerde yığıldı kaldı.
Arif daha evleneli 6 ay olmamıştı. Karısıyla çok iyi anlaşan bir insandı Şügi için
yaptıklarını Avni unutmamıştı hasta haneden Çıkınca Şügi’ye 3 ay boyunca o
bakmıştı. Avni’ye de her türlü yardımda bulunan çok iyi niyetti koca Arif Artık yoktu!
bu nasıl olurdu.
Ay ile Konuşan Adam
Avni yerde oturduğu halde
- "Nasıl oldu?" dedi.
- "Sabah saat 6. 30 da işe gitmiş Winterthur a montaja"
Avni 6.30 u duyunca şok oldu.
- "Saat 7.15 gibi aşırı sisten dahili yoldan gelen içi benzin dolu cemse, ana yola
Çıktığını fark etmeden tam sürat kusursuz giden Arif un arabasına çarpmış ve
patlamış hiç biri kurtulamamıştı" diye kıp kırmızı gözlerle anlatıyordu.
Arabaya bindiler kaza mahalline gittiler ufaklık hem kuzenini hem de ağabeyini
kaybetmenin üzüntüsünde hıçkırıyordu. Avni onun başını göğsüne yasladı sarıldı.
ufaklık bu sefer sesli ağlıyordu. o kadar ağladı ki Avni’de ve diğerlerinde
ağlayabilecek tek damla göz yaşı kalmadı.
Avni ona
- "Aslında ölen ben olmalıydım" dedi
- "keşke ilk önce doğu turundan başlasaydım"
Ufaklık kafasını kaldırdı Avni’ye baktı hiç bir şey anlamamıştı ama bu ufaklığı şaşırtmış
ve ağlaması durmuş sadece hıçkırıyordu.
Kaza yerinde hala dumanı çıkan araçlar gözüküyordu. Arif'in Karısı ağlıyordu Avni’nin
yüzüne baktı
- "sabah erkenden giderken geç kalabilirim üzülme dedi ama hiç gelmeyeceğini
söylemedi"
dedi Bu sözler hemen, hemen aynı saatlerde Allahın beni öldürseydin ben hiç bir işe
yaramıyorum diyen Avni’ye bir tokat gibi geldi sanki sen neden ölmedin ulan!
dercesine bir tokat...
Ardından gecen hafta bizim üçlü acıyı azalta bilmek için ellerinden geleni yaptılar.
Cenaze defletildi. Ama ölen geri gelmiyordu! sevilen bir insanı kaybetmek çok zordu.
Avni haftanın 3 günü bu yoldan geçiyor ve hep o kazanın izlerini görüyor yıkılıyordu.
Hep Aklına Arif'in hanımının dediği Sözler geliyor ve kendi düşünceleri geliyordu. Her
şey bir rastlantımıydı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
113/359
Bölüm 8
Çökertme Efsanesi
Arif'in ölümünden sonra Zürich’te ne tiyatro kaldı nede folklor. Bir nevi her kez kendi
yolunu tutmuş kendi haline düşmüştü. Tatil yaklaşıyordu ve Avni gene aynı
heyecanla Türkiye’ye gitmeyi hesaplıyordu. Bu sefer Yalnız gidecekti. Hem de
kimseler olmadan Sadece Avni ve Maviş. ve 2750Km yol.
Cuma günü her zaman olduğu gibi gene 2 tur yapması gerekiyordu. sabah saat 5 te
yola çıktı akşam saat 20 gibi turdan geldi. Bavulunu arabaya attı ve Đtalya
istikametine yola koyuldu. Acele etmesinin tek sebebi cumartesi kuyruğa
yakalanmadan Sınırı geçmek. O sene gemiyle Türkiye’ye ye gidecekti. ve gemi saat
14.30 da Venedigt’en hareket edecekti. Biletler Pasaportlar. ve eşyalar ve para
hazırdı. Gece nerde yorulursa orda uyuyacaktı.
Mavişte bir bakıma uyumayı Avni çok seviyordu. nedense o küçücük raketin içinde
kendisini rahat hissediyordu. Yola çıkmadan 1 ay evvel Avni Dağıtım yaptığı lastik
firmasının düzenlediği organizasyonla Almanya Hockenheim da sınavlara girmiş ve
Formul3 lisansı almıştı. Geri geldiğinde Garajda bir parçada Mavişle oynadılar. Fabrika
çıkışı 114 PS olan ve lakabı Golf Katili olan bu küçük raket Avnilerin parmağı değince
birden 190 PS e çıkmıştı. Motorun bu kadar güçten hiçte bir zorlanması
görünmüyordu. Ama arabaya bir yığın masraf yapılmış Fren sistemleri Đç kafes vs.
güvenlik için ne varsa eklenmişti. esasında arabayı Ralliye girebilecek şekilde
değiştirmişlerdi.
Avni’nin en çok hoşuna gidende Arabada ekstra geniş ralli lastikleri olmadığı için dış
görünüşünün dikkat çekmeyecek kadar sade olmasıydı. Đsviçre’de pist olmadığı için
Đtalya’nın sakin ve düz Otobanında denemek istiyordu. --- Abi başına bir iş gelmesin
ya ! tehlikeli değilmi..... Avni için tehlikenin bir anlamı yoktu artık. Yavuz işe giderken
ölmüş. Şükrü tavuk alacam derken sakat kalmış. Ne değişirdi ki... Avni’nin tek hassas
olduğu konu başka kimseye zarar vermesin önemli olan oydu.
Avni yola çıktıktan 1 saat sonra yorulmuş arabayı kenara çekip uyudu. Sabah saat
4:30 gibi uyandı durduğu park yerinde akan o buz gibi suyla kafasını gözünü
temizledi. Aklında olan tek sey. simdi gidip onu bulmaktı. --- Genemi birtanesi....
Evet bu sefer Onu Bulacaktı. Hocasına aldığı saati’de çantasına atmıştı. Tek istediği
nerdeyse kiminleyse fark etmez onu bulacaktı. Yola çıktı
Avni hiç bir problem yaşamadan Venediğe gemi limanına geldi yolda sadece 1 kere
daha durmuş ve 3.5 Saatte 6 Saatlik yolu gelmişti. Yani Maviş süperdi. Gemiye bindi.
bir sürü aile ve kızlarla beraber. Türkiye’ye Đzmir’e vardı. Đzmir, Bursa ve Đstanbul. 3
gün gemi sürmüş 1 gün Đzmir Đstanbul. sabahın köründe Đstanbul’a girmişti. Her yer
karanlıktı. Ablasının evine bakır köye gidecekti. Ama her sene olduğu gibi gene ilk
olarak Onun evinin olduğu yere gitti. çok yavaş olmak üzere evin önünden geçti
lambalar sönüktü. yoluna devam etti ve ablasının evine geldi. Her kez çok sevinmişti
Avni’yi görünce. Kahvaltı yaptılar. Kahvaltı sonrası Ablası ve eniştesi çalıştıkları için işe
gittiler.
Ay ile Konuşan Adam
Avni Hemen ardından sokağa çıktı saat daha 8:30 u gösteriyordu. günlerden
Çarşambaydı. Sokakta başladı ıslıklarını çalmaya. fiiyfiyuit. fiiyfiyuit. Anlayan
anlamıştı Ömür dışarı çıktı koşarak geldi sarıldılar. Konuştular. O sene Ömür kendi
dükkanının açmıştı ve dükkanın ismini büyük bir jest yaparak tokmakel yani Avni’nin
soyadını vermişti. ama doğru dürüst söylesinler diye Tokmak'el yazmıştı. Avni buna
çok sevindi. Gerçektende birbirlerini özlemişlerdi. Bu geçen seneler içinde tek bir satır
yazışmamalarına yada çok telefon konuşması yapmamalarına rağmen, koydukları gibi
birbirlerini buluyorlar ve bıraktıkları yerden devam ediyorlardı. Avni’de eski
arkadaşlarında bunu çok seviyordu. O gün Ömür işe gitti Avni ben biraz dolaşayım
dedi ve dolaştı.
Avni nerde dolaşır... ---Ben biliyorum Dalgakıran ADK. biraz çarşı, sonra doğru.......
Evet tam tamına öyle dediğin gibide oldu. Avni Birtanesi’ni gene bulamadı. Bu sefer
utanmadan alttaki dükkana sordu hocam nerde diye. Dükkandaki kişi Yazlığa
gittiklerini söyledi ama nereye gittiklerini bilemiyor Avşa olduğunu sanıyordu. Avni
hay aksi dedi. gene kaçmıştı. Kendi kendine <<Allah’ım tek bir ip ucu. Odamı yok
bana?>> diye söylendi. Ama bir çocuk geldi sizleri soruşturdu denmesin diye. fazlada
kurcalamak istemiyordu.
Avni çarşıya geldiğinde okul arkadaşının babasının dükkanına gitti ordan arkadaşını
buldu. Oda Avni’yi görünce çok sevindi. ITU fizik okuyor du Avni sevindi kendisinden
biraz anlattı ve Birtane’sini sordu acaba o ne yapıyordur diye... Arkadaşı bilmiyordu.
Avni ben biraz güneye inmek istiyorum 2 hafta sonra Đsviçre’ye gitmeden gelirim dedi
ayrıldı.
Daha sonra Haluk u buldu. Halukta sevindi. Yukarıdaki sahne aynen tekrarlandı. Ama
Halukta hiç bir şey bilmiyordu. Birde ekledi.. Avni ben onu şimdi şurada yolda
görsem. yada dükkanıma alışverişe gelse tanımam artık dedi. Avni bozuldu ama.
Haluk haklıydı üzerinden 8 sene geçmişti. Koca sekiz sene. Avni bir tek gününü bile
onu düşünmeden geçirmemişti.
Avni bir iki gün daha Đstanbul’da kaldı olurda geri gelirler diye her gün O sokaktan
geçti. Bir yandan da canı sıkılıyordu koca Đstanbul dön dolaş bitmez. Her kez çalıştığı
için Avni yalnız kalıyordu çoğu tanıdıkta yazlıktaydı yani Birtanesi de yazlıkta. Avni
baktı olmayacak. Ablasına ben biraz Marmaris’e gitmek istiyorum. orada Đsviçre’den
bir kaç arkadaş var onlarla görüşmek istiyorum dedi. Ablaları da makul buldular Avni
gezip görmesi lazımdı.
Avni o yaz Avşa’dan başlamak üzere Đzmir, Kuşadası, Didim, Bodrum Marmaris,
Fetiye. Sadece Avni ve maviş tüm sokakları karış, karış aradılar. Avni bulamayacağını
biliyordu ama koca 4 hafta bitmiyordu. Birazda tek başına kalmak istiyordu.
Bu seyahat zarfında bir tek yerde çok kaldı Bodrum-Bitez de bununda sebebi eskiden
beri bildiği bir şarkının gerçek efsanesi olması ve bununda Bitezde geçmesiydi. Orada
bu efsaneyi araştırdı Ona çökertmeli Halilden bahsettiler eski bir köy kahvesi vardı
oraya 2 gün takıldı denize girdi çıktı ve gene o kahveye geldi. ihtiyarları dinledi onlara
Folklor hocası olduğunu bu sebepten araştırma yaptığını anlattı --- Abi ben bu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
115/359
Çökermeli Halil evsanesini biliyorum tüh gitti bizim avnicik. Hop Avni Halil bikerem
ölüyooo bunu bilesinnn. Dannn. sonra Fertig küt..... (Reji alay etme.)
--- Öyledeme ya bu Avni şimdi alır silahı kendisini vurur. Bu köyde Avni’nin çok
hoşuna giden köylülerin konuştuğu şiveydi baylıveriyordu gayri ... Ama bir an
kendisini unuttu ve gene gülmeye başladı. Hatta onlara Birtanesini nasıl aradığını
söyledi. Yaşlılarda güldü Avni’yi alaya aldılar.. eee nede olsa Avni bakırköylü Avniy’di.
--- Çökertmeden çıktıda Avni’cim aman başı dumanlı.... (Rejiiii.). --- Tamam, tamam
anladık üff..
Avni daha çok tanımadığı yerlerde ve tanımadığı kişilerle görüştü bazen 4 yıldız
otelde bazen pansiyon’da bazen de Mavişte kaldı. En çok sevdiği yerde gene
Bodrumdaki rüzgar değirmenlerinin olduğu tepede sabahlamak oldu. hafif rüzgar
esiyordu ve o tahta Değirmenlerin çıtırdılar ve uzaktan gelen deniz'in sesi. ve sabah
güneşin doğuşu..
Sonra Đstanbul’a döndü... bu sefer gidebileceği en uzak yere gitmişti zaten bu
arayışının bir şey getirmeyeceğini de biliyordu. Buralara kadar gelip tüm şansını
kullanamamak onu daha çok karamsar yapacaktı. Elinde tüm imkanlarını kullanarak
Birtanesi’ni bir kere bile olsa uzaktan görme isteği içinde kıvranıyordu. Tek dostu
mavişti.
Umutsuz bir şekilde Aydın – Đzmir - Bursa üzerinde direk Đstanbul’a gidecekti. Yolda,
sadece karnı acıkınca duruyordu. Aklında hep çökertmeli Halil’in efsanesi vardı.
Halil’le Avni’nin önemli farkı. Halil’in sevdiği kişi Halil’i de seviyor, karşılıklı sevgi, ama
kader ayırtmıştı onları. Hem de bir kaç serserinin oyunuyla. Halil de çok çekmişti.
Avni vapura binmek için geldiği Yalova da ve vapurdan kartal' geçerken. şunları
düşünüyordu.
- "Zaten Birtanem’i görsem ne olacak? Sekiz seneden sonra boynuma sarılacak değil
her halde. Yapsa, yapsa karşıma geçer. <<Ne haber. Beni hatırladın mı? beyefendi
ben ....>>" .. Avni ne derdi << Seni hiç bir gün unutmadım ki hatırlayayım..>>.
Sonra? << A. a a. Avni aşkolsun biz o kapalı kutuyu bir daha açmayacaktık hani.....
Ben ayrıca sana cevabımı vermiştim. Đnsan kalbine laf anlatamıyor kendini isteyeni
değil kendinin istediğini arıyor beni bir daha arama ama sen hala arayıp beni rahatsız
ediyorsun, Beni bundan sonra bir daha kesinlikle rahatsız etme olur mu? >> " --Avni gene gündüz rüyası görüyorsun bırak olayların gelişmesine göre karar ver....
Avni bu korkusu yüzünden zaten Birtanesi’ni sadece görmek ve onun nasıl olduğunu
ve iyi olduğunu görmek istiyordu yani sadece bir haber buna razıydı. Avni.. Akşam
oluyordu. Kartala geldiler Boğaz köprüsü. Đncirli ve Bakırköy gene ilk önce O
sokaktan geçti. Ablasına geldi eve girdi akşam yemeği yediler ve yattı... ...
Bundan sonraki günlerini Ömürle geçirdi. Ömür’e Marmaris’in güzelliğini ve Bitez’i
anlattı. Ömür onu Đsviçre’den arkadaşlarıyla buluşmak için oraya gittiğini sanıyordu o
da sanki onlarla buluşmuş gibi anlattı. Tek bir kelime bir tanesinden bahsetmeden.
Çünkü artık utanıyordu Birtanesi’ni millete sormaya.
Đsviçre’ye gelmesine 2 gün kalmıştı Cuma sabahı geriye yola çıkacaktı. Dönüşünü Eski
yoldan yani Bulgaristan, Yugoslavya Italya üzerinden gidecekti. Yani E 5 e çıkacaktı.
Nikah masası....
Ay ile Konuşan Adam
Çarşamba günü, Avni Ömür’ü akşam işyerinden almaya gitti. Ömür arabaya
bindiğinde suratı ekşimişti. Avni Ömür’e neyi olduğunu sordu. Ömür, ıkındı, sıkıldı ve
sonunda
– “Avni arabayı kenara çek dur" dedi.. Avni durdu. Ömür
- “Yok en iyisi sen dalgakırana git”
dedi. Avni Ömür’ün bu dediği de yaptı. Ama dalgakırana gelene kadar tek kelime
konuşmadılar. Avni kötü bir şeyin olduğu sezebiliyordu.
-- yoksa neden dalgakırana gidilsin ki .. Abi yoksa birtanesi’ne bir şey mi olmuş .....
Dalga kırana geldiklerinde. Avni ve Ömür hiç konuşmadan kayalıkların en uç
noktasına kadar gelmişlerdi. Burası Avni’nin kendi kendine martılarla konuştuğu yer
di. Ömür birkaç dakika sonra elinde bir kağıt ortaya çıkarttı.
- "Avni lütfen.. bak dinle. Çok üzgünüm...
- "Ömür ağzında geveleme söyle ne söyleyeceksen. "
- "Birtanen evleniyor........... Hem de yarın.... bu kağıtta düğün salonu ve saati
yazıyor....."
Avni yere çöktü. Her şey bitmişti artık... tüm hayal ölmüştü... Ömür yanından
uzaklaştı..... Avni o dalgakıranda yalnız kaldı.
Avni aslında bir şey düşünmüyor güneşin batışını seyrediyordu. yanaklarından. göz
yaşları damlıyordu. Ama Avni’nin yüz hatları hiç değişmemişti. yani sanki denize
bakarken gözüne duman kaçmış bir adam gibi .. Hiç bir şey düşünemiyordu. sadece
bir boşluk.. derin bir karanlık. Karanlık bir kuyu açılmıştı içinde sanki. dipsiz bir kuyu
ve Avni içine düşüyordu.
Bir den Ömür’ün elini omuzun da hissetti. Ömür ona ne yapacağını sordu. Avni
sadece
- "Bilmiyorum"
dedi Ömür gel gidip basalım düğünü benim çırakların çoğu hazır.. Avni
- "Salak mısın? Olur mu öyle şey. Bak Ömür ben bu güne kadar bu
sevgim sayesinde Sevgilerin zorla elde edilemeyeceğini öğrendim.
Zaten ben hiç bir zaman Birtanem beni sevdi de demedim. Böyle bir
iddiam da hiç olmadı. Her insan kendi duygularında özgürdür. O beni
istemediğini yazılı olarak bildirdi. Ben bunu kabullenemedim. Bırak Birtanem hayatını
yaşasın ve mutlu olsun ben her zaman bunu istedim sadece onun mutlu olmasını.
Bari mutlumu O ?" Ömür
- "Duyduğuma göre evet" dedi Avni
– “kimden duydun.
- "Bizim selman dan"
- "iyi hadi gidelim yarın benim burada ki son günüm yapacak çok şeyim var.”
dedi. Fakat eve gitmediler sahildeki bir restorana gittiler ve içtiler. Ama sessiz sakin
ve tozutmadan. Nerdeyse hiç konuşmadan, arkasından Avni’nin ablasına gittiler.
Ertesi gün Avni mavişi hazırladı yıkadı temizledi. onunla konuştu. Kasetçiden birde
Nikah masasını aldı. Akşam üzeri Ablasından ve hala üzgün olan Ömürle vedalaştı
saat 20 gibi yola çıktı. Ablalarının hiç bir şeyden haberi yoktu. Onlara mutlu Avni
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
117/359
maskesi takmıştı ama içi kan ağlıyordu. Bunu sadece Ömür biliyordu. son olarak
Ömür’e ...
- "Bak Ömür bir daha Türkiye’ye gelir miyim bilmiyorum. Benim için artık hiç bir şeyin
önemi kalmadı... Hakkını helal et dedi.".
- "Sakın bir aptallık edip kendine zarar verme sakın" diye tembih etti.
- "Ha yok merak etme daha bir kaç işim var mesela şu Allah’ın cezası diplomayı
almam lazım...”
Avni yola çıktı.. Đlk olarak maviş dolu olduğu halde düğün salonunun yolunu tuttu.
salonu buldu. Kapıda duran gelin arabasını gördü. kapının önünde mavişten inmeden
bir sigara yaktı. Nikah masası şarkısını koydu.. Bitene kadar kısık bir sesle dinledi.
Dışarı çıktı. Avni’nin istediği gerçekleri görebilmek, ve sindirebilmek ti. Ama hiç bir
tanıdık göremedi sonra kapısına kadar yürüdü. etrafta sadece yabancı kişiler vardı.
daha fazla ilerleyemedi, cesareti kırıldı. Geri döndü. Mavişi okşadı. bindi ve gitti.
Avni Đsviçre’ye gelene kadar yolun nasıl geçtiğini bilmiyor. sadece ağlıyordu. günler
nasıl geçti yolda uyudu mu uyumadı mı bunu bile fark etmedi. Ama Đsviçre’ye evine
geldiğinde Cumartesi gecesi saat 23:30 du yani Cuma akşamı 20.00 dan bu yana 25
saatte 2450 Km yol gelmişti.. ---Abi bu konuyu burada anlatma polisler falan duyar ehliyetini
alırlar çocuğun.....
Avni Pazar gününü uyuyarak geçirdi Pazartesi Şügi’ye olanları anlattı. Bu Avni’nin son
kez Birtanesi hakkında konuşması oluyordu. Yinede Avni hep ve her zaman onu
arıyordu. Belki artık eskisi kadar sık değil. Bu sefer umutsuz sadece görmek için..
Ama aslında neden arıyordu ki, gerçekte Avni’nin kimseyi aramasına gerek yoktu.
Çünkü zaten aklından çıkmayan bu kişi onun beynine yerleşmişti bir kere uzaklarda
aramasına hiç gerek yoktu Aradığı zaten onun içindeydi.
Avni Foklor eğitmenliğine başlıyor
Tatil den sonra, Her şey eski düzenine girmişti. Avni iş ve Kungfu
arasında gidip geliyordu. Dersleride ağırlaşmış imtihan zamanına
sadece bir kaç ay kalmıştı. Đmtihan Projesi olarak, Avniye büyük bir
Firmanın, Çalışma prensiplerini optimalleştirme görevi verilmişti. Kendi
ürettiği bu Firmanın dağıtım işleri, depolama işlerinide kendileri yapıyordu. Avni Tüm
firmadaki işleri Analize etmesi gerekiyor Bir de, Enformasyonu Optimallaştırıp.
Patronların tek düğme ile hangi makinada hangi iş yürüyor,Hammadde stoku ne
durumda ne zaman ısmarlanmalı. Üretilen malların müşteriye teslimatı Nezaman,
Mallar nerede gibi Enformasyona ulaşmaları gerekiyordu. Bu Proje her ne kadar
kağıt üzerinde yapılsada Simultan bir program ile sınavlarda çalışır durumda sunması
gerekiyordu. Avni kendi işi yanı sıra Frankfurttaki üniversitede de haftanın 2 gününü
geçiriyor Programları üniversite Mainframe- Anabilgisayarında geliştiriyordu.
Avni tüm hızı ile çalışırken bir gün telefonu çaldı. Arayan Folklor derneğinden Mehmet
ağabeydi. Mehmet ağabey Avniden bu cumartesi günü Uster Derneğine gidip onların
folklor çalışmaları ile göz kulak olmasını, istiyordu. Her ne kadar Avni işim çok yoğun
dedi isede, ondaki folklor sevgisi, bir de ele gelen imkanlardan istifade etme isteği
karşısında duramadı. Aslında Bu yeni dernek Yeni insanlar belkide, Avni'ye değişiklik
olacak, karamsarlıktan kurtulacaktı. Davul'un sesini de özlemişti.
Ay ile Konuşan Adam
Zürihe 10 Km uzaktaki bir kasabada olan USTD Türklerin kültür ve sanat amaçlı, aynı
kasabada yaşayan türkiyeden gelmiş insanların, ayrım yapmazsızın tüm insanlara
açık olarak kurdukları bir dernekti. Eski bir okulun bir sınıfını Pazargünleri kiralamışlar.
Gene burda çalışma yapıyorlardı.
Avni' de yanında Şügi olduğu halde bu derneğe, derneğin folklor ekibinin gösterisi
olduğu bu cumartesi gittiler. Avniye verilen görev öğretmenlerinin bıraktığı bu grubu
ilk olarak o gece sahneye çıkartmak ve diğer haftalarda da bu gurubu eğitmekti..Avni
Şügiyle beraber geldiği bu eylencenin yapılacağı salonda, sahnede çalışan bir folklor
gurubu gördü. Birisi saz çalıyordu. Başlarında bir de büyük vardı. Avni bu kişiye
kendini tanıttı. Rıza bey derneğin aynı anda başkanıydı. Çok candan ve içtenlikle
Avniyi ve Şügiyi karşıladı. Bu tanışmadan sonra Avni ve Şügi ön sıralara doğru gittiler.
Gurubu seyretmeye başladılar. Folklor gurubu olarak her ne kadar az oyun
oynuyorlarsada, Gurup olarak fena değildi. Ama yaşları en fazla 14 tü yani görünüş
irtibari ile Avni'ye bu çocukların taktir ve saygısını kazanması açısından epey iş
düşecekti.
Bir iki sefer oynadıktan sonra çocuklar ara verdiler. Her zaman başı boş guruplarda
olduğu gibi kendi aralarında tartıştılar. Bir ara içlerinden en cadısı öntarafa çıktı ve hiç
Avni ve diğer kişileri farketmezsizin. Sırtı salondaki indsanlara dönük olduğu halde.
- "Nerde kaldı şu hoca denilen P.--Bip . Salak. --Bip . Şere.--Bip..... herif saat 13 te
gelecekti saat 3 ü çeyrek geçiyor ortalıkta yok "
dedi. Bu ara zaten kızın Avni 2 adım arkasındaydı. Kız farketmeden Avni yanına gitti
omuzuna tıklattı,
-- insanı böyle faka bastırırlar işte...
- "küçük hanım benimi arıyorsunuz dedi?.".
Kız kızardı bozardı ve arkasından sırasına geçti. Bunu gören diğerleride sıraya girdiler.
Ortada bi Avni ayakta birde bu folklor grubu vardı. Salon bir parça karanlıktı. Avni
anca yüzlerini seçebiliyordu. Hepsini gözleri ile tek tek tetkik etti ve
- "Merhaba ben Avni.. size göz kulak olmam için beni buraya göderdiler. Ama
anlaşılan o ki işimiz biraz zor olacak gibi"
Diyerek tanışma faslını başlattı. Gruptaki her kez ismen kendini tanıtması
gerekiyordu. Grupta Ayşe, murat, fatoş, serpil, sibel, ve mesut diye çocuklar vardı.
Rıza bey arkada baka kalmıştı. Anlaşılan oda fatoşun yaptığı cahilliğin ve sonucları
merak ediyordu.
- "Sen demek ki adın Fatoş ve görünüşe göre bu grubun en haylazına benziyorsun.
Ama bak düşüncesiz konuşmalar nelere yol açıyor, insanlar parlamadan önce 2 kere
yutkunmalılar. Söylenecek sözün nereye gideceğine bakmalılar. Sonra konuşmalılar.
Bu arada çirkin hitaplardan da kaçınırlarsa artık poblrm kalmamış demektir bunuda
unutma" dedi.
Fatoşun ablası gelerek
- "hocam cahilliğine bağışlayın, aslında bu kadar kötü biri değil. ama bu gece ilk defa
sahneye çıkacağız ve hocamız yok ondan da hepimiz bir parca sinirliyiz dedi."
Bu grubu çalıştırmanın zor olacağını arkadan Şügide işaret ediyordu. Avni güldü.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
119/359
Gurubu o gün pek fazla yormak istemiyor du ama öğrendiklerini sahnede
uygulayabilmeleri için. defalarca tekrar ettirdi..
O gece bu grubun ilk defa sahneye çıkmasını bilen Avni onları resmen gaza getirdi.
Çok başarılı olduklarını istedikleri anda herşeyi mukemmel yapabileceklerini falan
anlattı. Bir ara Şüginin yanına gelen Avni. "Yok" gibilerinden kafa işareti yaptı. Çok
zor bir guruptu, nerdeyse herkez birbiriyle kavgalı idi, her kafadan ses çıkıyordu.
oynamaktan çok konuşuyorlardı. Şügi de bencede boşa çabalıyorsun Avni bu grup
daha hazır değil dedi. Ama beklenenin tersine çok ama çok başarılı bir gösteri
sundular. Gösteri sonunda hepsi Avniye sevgi gösterisi yaptılar. Hatta Fatoş o meraklı
sevimli gözleriyle hiç konuşmadan hep Avniyi izliyordu. Avnide hah şimdi çattık diye
düşündü içinden, Bakalım hıncını ne zaman alacak... Ama ilerki tarihlerde gerçekten
de Fatoştan ne bir kötü laf nede bir ukalalık gördü. biraz haylaz biraz cadıydı ama o
kadar. Bir iki sene sonra bu kız türkiyeye liseyi okumak için gitti yaz tatilinde
geldiğinde tanınmayacak kadar kibar hep efendim buyrunla konuşan bir hanım efendi
olmuştu buda gerçek.
Avni bundan sonraki haftalar her pazar günü gideceği yeri biliyordu. Avni ufaklığın
folklor oynamısına bayılıyordu bu sebepten her defasında ufaklığın gözünün içine
bakıyordu oda çalışmalara katılsın diye. ve her fırsatta onuda yanında götürüyorrdu.
Folklor a her hafta yeni çocuklar katılıyordu. Avni için önemli olan harmoni yani uyum
içinde olmaktı. Bunu elde edbilmek için onlarla çok katı çalışma yapar 6 saatin 4
saaçalışma ile geçirseler bile en az 1 saat sessiz sinama vs. gibi grup oyunları
oynarlardı. Bu sayedede gelen çocuklar başkalarınıda getiriyorlar ve gelende zaten bir
daha gitmiyordu. Bu sayede gurup gittikçe büyüyordu.
Yaz tatili yaklaşıyordu. Avni gene haftalarını 3 bölmüş bir vaziyette yaşamına devam
ediyordu. Hafta arası hem bankada o zamanların en gözde bilgisayar bölümü olan
Internettei tasarımları ile hemde Lastik dağıtım firmasında yaptığı şöförlükle idare
edip duruyordu. Bir bakıma Birtanesinin evlenmiş olması onu her nekadarda
gerçeklerle başbaşaya bırakmış olsa bile Avninin inadı yani şu kalbe söz geçirememe
olayı onu yıldırıyordu. Tam bir inat ile kendisini çalışmaya vermişti. Artık yüzüp yüzüp
verdiği sözlerini tutma aşamasına gelmişti. Yani hedeflerinin sonuna gelmişti. Yani
Birtanesinin babasına verdiği okuyup diploma alma sözünü bu sayedede Annesinin
anlattığı Yalanı da düzeltmiş oluyordu. Hemde kendisi için düzenli bir iş ve ünvan
kazanmasıda tabiyiki cabası bu ara. FTU Informatiker. Hoş gerçi Informatik
denildiğinde o zamanlar türkiyede . Aptal Aptal bakınıyor ve sanki informasyonla
alakalı bir bilim dalı sanılıyordu. Oda Yaptığı eğitimin sadece bir bölümü olan
Analitiker/Programmer lakabını kullanıyordu. Aslında Avnininn okuduğu dalın içine.
Đşyeri idaresinden tutta Ekonomik bilimler vs. gibi bir sürü dal giriyordu. Yani şu
bilgisayar mühendisi denilen dal. Avni için tek önemi olansa Diplomanın kapsadığı her
dalda çalışabilecek olmasıydı. Ama şu anda yep yeni olan SAP ve Oracle veritabanları
üzerinde ihtisas yapıp. Internet ve Ağbağlantıları Güvenliği üzerinede çalışma olanağı
onun kendini geliştirme özlemini duyduğu en önemli Informatik Dallarının
arasındaydı. Bu vesile ilede Diplomayı alacak ve kendisine sadece kendisinin olduğu
bir hayat kuracaktı. Aklınca hiç bir kimse ile hayatını paylaştırmayacaktı..
-- Ya Abi tamamda daha geçenlerde şu dul hatunun çocuklarına baktığında içi gitmedimi....
(Reji sen gene Avninin kendini aldattığı gündüz rüyalarındanmı bahsediyorsun.?)
-- Evet O konuyu öyle geçtinki sanki hiç yaşanmamış gibi....
Ay ile Konuşan Adam
(Zaten Avni içinde yaşanılmış bir olay olarak bakmıyor. çünki çok karmaşık ve Avninin
gene hah şimdi Birtanemi buldum dediği türden bir olay bilmem Avni ne der?. O pek
değer vermiyor bu konuya... )
-- Ya nederse desin boş ver sen anlat.. Zaten konumuz Avninin hataları değilmi mesela birkişiye bu
kadar saplanmış olması hep hayal içinde yüzmesi vs. vs....
(Tamam o zaman anlatalım. Belkide yukardaki konuylada biraz ilgisi var zaten.)
Eti Senin Kemiği Benim....
Yada...Etinden Sütünden faydalanacaksın.....
Avni geçen bu zaman içinde yeni bir gurupla daha tanıştı. Bunlar 2 Erkek ve bir
kadından oluşan ve kendilerine burada yani Đsviçrede bir iş yeri kurmak için çaba
gösteren bir guruptu. Aslında içlerinden bir tek kişi bir firma kurmak istiyor, Fikir
babasıydı. Fikirleri sağlıklı ve mantıklı idi. Yalnızda yapabilirdi. fakat yalnız yapmak
yerine. 3 - 4 ortakla daha kuvvetli bir firma yani dört dörtlük her şeyi ile mükemmel
görünüş vermek isteniyordu. Kuruluş toplantılarına Avni, sadece danışman sıfatıyla
katıldı. Aslında kurucu olan arkadaş, Avniyi de gurupta mutlaka istiyordu ama Avni iç
güdüsüne inandığından dolayı, şu anda bir firma kuruluşlarına katılmanın onun için
maddi ve manevi olarak imkansız olduğunu belirtmişti. Avni'ye maddiyatın önemsiz
olduğunu defalarca söylenmiş olmasına rağmen, Avninin katılmamakla büyük bir hata
yapacağınıda düşünselerde Avni için tek bir şey geçerliydi, Avni şu son 6 Ayıda
bitirerek diplomasını alacaktı ve bunu erteleyemezdi. Elinde Avcunda ne varsa bu
hedef için kullanmalıydı.
Bu Gurupla birlikte olmak Avniyi çok mutlu ediyordu. Aslında Avni için okumuş
olmanın insan olmak tan daha fazla önemi yoktu. Okumuş yani diplomalı olmanın
her halde getirdiği bir huy olsa gerek, Neden ise daha yapmadıkları işlerle,
yaptıklarından daha fazla övünüyorlardı. Her şeyi mükemmel yaptığını iddia eden
eksiksiz, görünmeye çalışan kişilikleri vardı. Đçlerinden sadece biri okumamş ama çok
güçlü bir iş adamıydı. Bolluk içinde yüzerdi. Bu kişilerle Avni kuruluş planları üzerinde
bir kaç hafta çalıştı.
Bu gurup dakiler gene sosyeteliğin ve okumuşluğun verdiği bir huy olsa gerek, Bir
kişi dışında yani gercek iş adamı olan kişinin dışındakiler, kim arkasını dönse onun
alehinde konuşuyordu. Zavallı Avni sadece seyirci kalıyor onların bu telaşlarını
izliyordu. En gülünç olanı ise, henüz firma bile yoktu. Ama gün geçtikçe daha hiç bir
şey ellerinde yokken, Millet'in miras paylaşması içine girmesi, Avniyi çileden
çıkartmıştı.
Gerçekten de Avni yeni tanıştığı bu kişilerle bir Firmada görev yapmak ve günün
birinde Đstanbula patron olarak dönmek isterdi.
Her geçen gün Bu şahaser insanların bir parça daha iç yüzü meydana çıkıyordu.
Fakat günün birinde Avniye söylenilen bir laf Avni'yi gerçekten de çok yıktı. Bahis
konusu olan, hayatta gerçektende kendini kanıtlamış olan iş adamı için söyleniyordu.
Bütün bunlar Firma'nın aşırı miras paylaşmaları sonucunda kurulmadan
kapanmasından sonra söylenildi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
121/359
Evet Avni için O gece büyük bir şok olmuştu. Tam kafa dengi birilerini buldum
derken.. Bulduğu kişilerin sadece birbirlerinin etinden sütünden faydalanmak
istemeleri ona hayat yolunda atılan darbe lerden biriydi... Yani ikisi birlikte olup
üçüncü kişinin alehide daha sonra birisini diğer kalan kişinin alehinde söylediği laf,
Avni için örnek olabilecek Okumuş sosyeteden birilerinin Avniye söylediği şu sözler,
Avni'nin hayalini bir anda yıktı.
- "Ahh Avni.... Onun etinden sütünden faydalanacaksın gerisini işe yaramayınca
atacaksın"
- "Efendim ?!... Sanırsam ben artık işine yaramayınca benim içinde aynı şeyleri mi
söyleyeceksin?"
- "Aaaa hiç olurmu Avniçimmm sen benim hayat boyu arkadaşımsın....."
- "Kızım Bizde ona Eti Senin Kemiği benim derler... Doya doya kullan sadece senin
işine geldiği sürece anlamında değil..."
- "Öfff Avni biliyormusun sen Arkadaşlarınıda Satarsın....."
- "Kim? Ben mi?"
---- Oh olsun Avni sen hala herkezi senin düşündüğün gibi olduklarına inanmaya devam et.. Olum
senin türkiyede yaptığın dostluklar artık öldü. artık dünyanın besle kargayı oysun gözünü olayından
başka bir şey olamdığını anla salak çocuk...Abiiiya bu hikayeyi neden daha detaylı Avni anlatmak
istemiyor.?.
(Bak Rejiçiimmm, Sanırsam artık Avni her gördüğü sempatik kişilere güvenmekten
bıktı. Bu hikayenin devamı hem okuyucuyu yorar hemde Bu kişilerin yaptıklarını
anlatmaya değmez, yapılacak en iyi şey üzerine sünger çekmek. Yani anlatmaya
demez bir anı. Sonuçta bu kişiler, bugün bile Birbirlerinin Etinden Sütünden
faydalanmaya ve başkalarının sırtından yaşamaya devam ediyorlar... Hayat onlar için
içinden çıkamayacakları kısır döngüden başka birşey değil. Avni için bu olaylardan
neler öğrendi o önemli. Hem ben de senin etinden sütünden faydalanmaya
başlamadan otur sen yazı yazmana devam et...)
Avni aynı gece eve geldiğinde duvarları süsleyen 10larca birtanesinin resmine
bakarak.
- "Bak görüyormusun? Anlıyormusun beni? Neden sana bu kadar ihtiyacım
olduğunu!."
dedi sonra da kendi kendine güldü. Öyle ya olayın etkisinden kurtulamamıştı. Şayet
Avni günün birinde karar veripte hayatını bir kadınla paylaşırsa muhakkak onda
dürüstlük, güven ve sevilme yani ne durumda ve şartlarla olursa olsun Avniyi
gerçekten sevecek biri.. olacaktı.. Ama sorun Avni bunu nasıl anlayacaktı. Belkide
kısmete güvenmeli kendi şansına fırsat vermeliydi.
Kendini gene ayaklarından tavana astı.. ve beynini kapattı. vücudundan çıktı. ikinci
boyuta ulaşmak ve düşüncesinde dünyayı dolaşarak o nu aramak istiyordu. Yani
trans olarak Ke-O-Rem yapıyordu. Ama kimi arıyordu Avni artık bunuda bilemiyordu.
Aradığı kişi kadın kim di. Birtanesi??? Artık Avni onada güvenmiyordu. Birtanesi de
sonuçta her güzel okumuş bayan gibi Jetset'içine girmiş olabilirdi.
Jet Set ne kadar da uygun bir kelime. Türkçedeki anlamına çok uyuyor. SonradanGörme Jet (Hızlı) Set (ayar-konum) Eh afiyet olsun sizde buyurun...--- Hızlıca kondum...
kih kih ... Doğru ya insanlar kökten görgülü olmaya bilirdi. görgülü demek ne Demek. --Bakırköydeki Pastahane ... Đnsan'i olmak.... Đnsana değer vermek, kendi çıkarları için
başkasına zarar vermektense onunla birlikte zengin olmak..... Đnsanları sevmek....
Ay ile Konuşan Adam
Gözünü oymamak.... Yani Etinden sütünden değilde O insanın ruhunun verdiği
Pozitif enerjileri toplayabilmek.... Kimseyi düşman görmemek.
Avnisyus ne der... --Ne biliiim ben . .. Düşman insanın Enerjisini, yanlış yola
kullanmasını sağlar. Negatif enerji doludur. Onunla savaşmaktansa, Enerjini, savaşı
gerektiren konuların yok edilmesine kullan...Yok Başarırsan kendin değişmeden onlar
gibi davran.. Şayet buna gücün yeterse.....Yada kısır döngüden kurtulabileceğine
inanırsan...
-- Bişi söyliyeyim mi abi ben artık Avniden korkmuyorum. Birtanesinin Avni den önce evlenmesi, olayı
onu bu tutkudan kurtarmışa benziyor..... ve artık gerçektende birtanesinin özelliklerini başka kişilerde
aramaya başladı.. Ne diyeyim inşallah bulur... Yoksa evde kalacak yaş nerdeyse 26ya dayanıyor.
Benim merakım, sanki gün geçtikçe Avni'nin kafasında Birtanem olayı idollaşıyor, ve Avni'nin şablonu
kafasındaki Kişi bakılırsa Birtanesini bile solladı.... Şimdi bulsa onu nasıl şablona oturtabilirki? Sığmaz
kardeşim.... kih kih.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
123/359
Bölüm 9
Moskova.. ve GörEV........
--- Aklıma bişi geldi. Kadının birine sormuşlar Kocan nerde diye oda görevde demiş adamlar gitmiş..
keh keh kih.. halbukisi adam evde imiş..... yani kadın gör Ev'de demiş ya
efendim.. boş ver anlayan anladı zaten.. k
keh keh kik. kih..
ih kih...keh..
Avni bankada çalışırken, O zamanlar E-Mailler yoktu sadece çalışılan terminaller arası
kısa mesaj olanağı vardı. Yani bu sayede telefon açmaksızın haberleşebiliyorlardı. O
sabah Avni işe başlamasından henüz 15 dakika geçmemişti ki bir mesaj geldi. Bu
mesaj yine bankanın Güvenlik müdüründen geliyordu. Bu sefer şahsen geliyor ve
Avni'ciğim diyerek başlıyordu. Aynı günün öylenden sonrası 15.00 da Avni'yi
bürosunda bekliyordu.. Bu sefer Avni, sevindi. "Đnşallah geçen seferki gibi yağlı bir iş
gelir de madiyata biraz katkısı" olur diye düşündü..
Saat 14.00 te bu müdürün kapısından içeri girdi. Bu sefer masada eski, tanıdık bir
sima daha yer alıyordu. Mr. Avninin sevgili eski şefi. Avni saygıda kusur etmeksizin
onuda selamladı ve geçti oturdu. Bu seferde Avni'yi özel bir görev bekliyordu. Fakat
Ortada ne bir konser nede korunacak birisi vardı. Doğruda Avniyi, Rusyaya yani
moskovaya yollamayı hedefliyorlardı.. Moskova??! Avni epey tedirgindi, ve şaşkındı.
Çünkü Bulgaristanı tanıyordu. Hoş artık UDSSR dağılmıştı. Fakat haberlerde yönetim
boşluğundan türeyen Mafya ortalığı kasıp kavuruyordu. Haberlerden Mafyanın eski
KGB ajanları ile dolu olduğunu ve KGB metodları ile çelıştıklarını duyuyordu. Avniye
sunulan bu görevi aslında Avninin şefinin yapması gerekiyordu. Çünki artık Avni o
bölümde çalışmıyordu. Fakat Adam açık açık Avninin yeni yapılan Oracle
Databankındaki proje çalışmaları ve tasarımlarını göz önünde tutarak bir nevi Avninin
bu konuyu kendisinden çok daha iyi bildiğini açıkça ima ediyordu. --- Yok Avni inanma
adam dötünden korkuyor... seni ateşe atıyor.. gebersen bile gitti bir domuz türk daha diyecek....
Zaten Avni'nin yapması gereken görev Bir bakıma kendi geliştirdiği programın
çalıştığı bankanın Rusyadan bir banka ile ortak olmuş olmasından sonra, Avnininde
geliştirmede yoğun katkıları olduğu bu sistemin oradaki bankayada yüklemesi idi. Đş
açısından hiç bir problem yoktu. Avni kendisininde katkıları olan bu ürünü avucunun
içi gibi biliyordu.
Bu teklif Avni için görev olarak basit, ama gideceği yöre açısından çok karmaşık bir
olaydı...
Biletleri alınmış. haftaya yani Pazartesinden Cumaya kadar orada kalacak. Her şey
planlandığı gibi giderse Cuma akşamı gene Zürich'te olacaktı. Karşılığında Bonus
olarak Avni'nin hayal edemeyeceği 5 rakamlı bir sayı alacaktı. Bu da Avninin son
sömestre masrafına denk geliyordu.. Hatta artıyordu. Avni kabul etmeliydi. Zaten
finanzman olarak başka çareside yoktu. Güler yüzle kabul etti. Pazartesi sabahı
program band larını almak üzere . Anlaştılar. Pazartesi Avni erkenden gidecek. ve
bağzı güvenlik olanaklarını gözden geçirecekti. Avnilerin geliştirdiği bu program, daha
doğrusu Applikation'un bu bölümü bankanın tüm mevduat hesaplarını kontrol
edebilen. Analiz yoluyla kara para aklamasına imkan vermeyen, denenmiş bir
yazılımdı. Sadece yazılım değeri milyonları aşıyordu..Banka Systemi içinde para
oynamalarını izliyor. Normal dışı olan kayıtları kontrol ediyordu. Gereksiz para
Ay ile Konuşan Adam
aktarımları Sebepsiz konto akışlarını ortaya çıkartıyor, ve bildiriyordu. Yani
Hortumlamaya karşı bir yazılım dı.
Avni bu geceyi pek iyi geçirdi diyemeyeceğiz.
Uyumaya çalıştı uyuyamadı. Farketmez dedi kalktı. Bir sigara yaktı. Televizyona
bakmaya kalktı ama istemiyordu. Biraz meditasyon Ke-O-Rem yapayım dedi ama
düşünceleri çok dağınıktı. Ne de olsa Bern yada Cenevre değil gideceği yer Moskova
idi yani Bond filmlerinden tanıdığı karanlık komunizm kokulu, bir şehirdi Moskova,
Avni için. Bir de şu mafya olayları bankalarda dönen oyunlar. Yahu dedi ben nereye
gidiyorum. Sonra kendini firenledi. Boş ver ya beni nasıl olsa karşılayacaklar. bende
bankaya gidip programı yükledikten sonra problem yok . Nasıl olsa 4 günde programı
onların programına uygulamak kolay olacak. Fakat Avni dışından kendini ne kadar
avutursa avutsun midesinde bir kıpraşma vardı Avninin.
Baktıkı olacak gibi değil kalktı kendisine çay hazırladı. Geçti resim tahtasının önüne
aldı kalemi eline ve çizmeye başladı. Bu arada çoktandır. Resim yapmamıştı. Ellerini
bırakmış sadece parmakları kendi kendine çiziyordu. öyle düşüncelere dalmıştıki,
Çizdiği resmin ne kar Birtanesine benzediğin farkına bile varmadı.tek düşündüğü
"seni seven kalbim sana deli oluyor anlasana sana dayanamıyorum inanki sensiz
mutlu olamıyorum çabuk olalım aşkım, bilsem seni öldükten sonra bulacağım ölüm
bana düğün olurdu..." düşünceleriydi.
iki üç saat sonra kıvrıldı uyudu..
(Hııışt Ne o? Reji sesin sedan çıkmıyor)
--- Bırak be abiçim düşünüyordum. bu Rusya işinin
altında bişi yatıyor ama neyse ben sana diyorum bak kolay ve basit bir iş olsa o yumurta kafa Urs
giderdi.... hiç Urs böyle işi Avniye kaptırırmı. Bana kalırsa adamı korkutan bişiler var be Abicim..
Çocuk ne güzel gene resim çiziyordu. kaçıncı resim bu 30? 40..? (Bu resimle beraber tam 53
oldu. Çeşit çeşit boyutlarda. Gerçi benim en çok Yağlıboya yaptığı yıldırım ağacı
hoşuma gidiyor).. --- Şiişt abi o Avninin babasının resmi ya! Avni daha hiç Yağlıboya yapmadıki..
(Ha?! öylemi ... Olsun benim genede o resim hoşuma gidiyor işte.).
Ertesi sabah Avni erkenden kalktı. Nedense hep saat üç te bir kez uyanırdı. Sanırsam
gene o rüyayı görmüştü. Zaten uyumaktan korkmasının sebebide şu gördüğü
rüyalardı hep... Yine Cenevreye lastik dağıtımına gidecekti. Ama bu sefer şügide
gelecekti. Kamyonu aldı oradan Şügi'yi aldı çıktılar yola.
Bir ara Şügi Avni'ye Arabanın şoför mahalindeki lastikleri göstererek
- "Olum Avni gene doldurmuşşun esmerleri"
diye espri yaptı gülüştüler. Şügi
- "Ya Avni şurda biraz yer bıraksanda hem ben Vites kolundan rahatsız olmasam
hemde yoldan, gerçek bir esmer bulup alsak diyorum, gerçi senin aracın vites koluyla
nerdeyse akraba oluyoruz ya.. hadi neyse"
Şügi o sırada soförün yanındaki koltukla Avni'nin koltuğu arasında vites kolunu
bacaklarının arasına almış vaziyette oturuyordu. Avni Şügiye cevap olarak
- "Şügi ilk müşteride zaten bu 8 adet lastikten kurtulacağız merak etme dedi."
Şügiye Rusya olayını anlattı. Ne düşündüğünü sordu. Şügi "Aslında güzel bir seyahat
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
125/359
gibi gözüküyor ama Normal bir yolculuk olsa seni neden yollasınlar" dedi. Avni aynı
şeyi ben düşünüyorum dedi. Đlk molada Bankanın Güvenlik müdürünü aradı erstesi
günü için Randevü aldı.
O gün Şügi ile çok eylenceli bir 730 Km lik tur attılar. Akşam geldiklerinde Avni Şügiyi
ve kamyonu teslim etti kendiside Eve geldi. Eve girdiğinde dün gece yaptığı fotorafın
karşısına geçti. Kim Yapmış bunu dercesine sorgulayıcı sorularla inceledi. gözleri
yaşarmıştı. Kendi kendine bu Resmi, kimse görmemeli dedi. Yani bir nevi Birtanesinin
kimliğini ortaya koymuştu. hemde tam unuttum artık görsem tanımam dediği anda.
Onun o Dalgalı kumral şaçları ve yeşil gözleri içce burnu bembeyaz dişleri kaşları ile
burnu arasında ortaya çıkan "Y" harfine kadar herşey tıpatıp benziyordu.. Kimbilir
nerde şimdi diye düşündü. Hemde ne kadar mutludur artık. Bir nevi Avni kendini
suçlu hissediyordu. Onun resmini falan yapmak artık yakışmıyordu o başka bir insanla
hayatını birleştirmiş ve mesut olmuştu. Yani Avninin ne haddine böyle resimler
yapmak. Avni birden duvara doğru yürüdü. tam resimlere dokunacakken. Durdu
sanki son bir kez daha bakmak istercesine hepsini inceledi. Biraz daha dursunlar nasıl
olsa kimseye zararı yok dedi.
Günlerden Perşembe olmuştu. Avni Güvenlik Müdürüne gittiğinde gene herzamanki
gibi sevecen karşılanmıştı. Bankada çalıştığı diğer arkadaşlarına ise yaptıkları proje
konusuyla ilgili, araştırmaya gidiyordu. Yapacağı görevi söylemesi geçen seferden
yasaklanmıştı. Güvenlik müdürüne Avni bu işin karanlık yönlerini sordu. Güvenlik
müdürü anlatmaya başladı. gerçektende tehlikeli olabilecek bir görevdi. Banka
ortaklarından bile Mafya bağlantıları olanlar vardı. ve sadece isviçre bankasının bu
yüklenecek olan program işine geliyordu bu durumdada rusların eli kolu
bağlanıyordu. Avni ne olursa olsun programın açık halini kimselere vermemesi
gerekiyordu sadece ordaki daimi temsilciye nasıl işlediğini anlatacak diğer tüm
konuları zürichten idare edeceklerdi. Bu programın varlığından sadece üst yönetim
kurulu üyelerinden başka bilen olmayacaktı yani banka arası deyimle. Gizlilik kapsamı
1. Avninin başka bir görevi ise bunu Pentegon Security Level 5 düzeyinde instale
etmesi gerekiyordu. ---- Oda ne ki?... Yani en yüksek seviye koruma. Kısa anlatımla
bilgisayarı hava geçirmeyen bir 100m kalınlıkta bir trösöre koyup kilitleyip kilidide
kasanın içine koymak gibi birşey.. 550 dikkat edilecek noktası var. --- Üf be Avni bunları
biliyormu.... Olum Reji Avni neden okuyor sanıyordun.. Bankanında bu işine geliyor
zaten hem programı koruyacak hemde gerekirse kendini koruyacak biri. Rusyada
Avniyi bir terçüman karşılayacak. ve direk bankaya götürecekti. Avni daha o gün
programı yükleyip Progran kodlarını yok edecekti. Avni tamam dedi ama bir şartla?
programın kodlarını bu günden görmek istiyorum. yani bandlara kaydedilmeden ve
artı 2. bir teyp de istiyorum dedi. ve bürosuna geri döndü.
Bürosuna geldiğinde çiddi işler yaparken kullandığı cam kapıyı kapattı. ve eski
çalıştığı bölümdeki bilgisayara bağlandı programın tüm kodlarını başladı baştan aşağı
gözden geççirmeye gerçi enteresan olan .. çoğu bölümler Avninin eski şefinin saçma
olarak bulup kabul etmedigi yazılım kodlarından oluşuyordu yani Avninin yazdığı
bölümler çoğunlukta idi Avni başladı bu yazılımı şifrelemeye hemde sadece kendisinin
anlayabileceği şekilde. Anahtarsız olarak yani tek parça kayboldu kaybolur yedeği
yok. Zaten hoş avni başarısız olursa tüm kodlar değişecekti. ama Avni ne luzumu var
şimdiden değiştiririm dedi. Yanında getirdiği Walkman deki teybi çıkarttı içini açtı.
Systemden aldığı özel çevirimi bir Backup teybine yükledi. bu teybide açtı. her iki
Ay ile Konuşan Adam
teybin içeriğini değiştirdi. yani normal müzik teybi gibi gözükende Avninin şifrelediği
programın kodları duruyordu. müzik kasedinden yaklaşık 25 metrelik bölümüde yeni
yaptığı kasede ekledi. kapattı. Walkmene taktı ve çalıyordu. müslüm babanın açılı
köftesinden bir parça.. Avni bu şarkıyı kimsenin sonuna akadar dinlemeyeceğini
biliyordu.. Ardından orjinal bandın üzerine bilgisayarlar arasında ağ ortamında
eylence olsun diye yaptıkları Uzay gemili oyun programını yükledi bu Orjinal gibi
görünen oyun teybini Güvenlik müdürüne teslim etti. Müzik bandı olan gerçeğini ise
Walkmanına taktı ---Zaten jiletsiz olmaz.. Güvenlik Müdürüne sadece programı
şifrelediğinden bahsetti. ve bunuda Rusyaya bildirilmesini rica etti. Adam şaşırmıştı..
Avni hiç değilse kimse uzaktan tabancayla beni halledip bandı yürütemez dedi.
Güvenlik müdürü sezarnın işaretini yaparak süper bir fikir dedi.. --- Eee nede olsa
adam ajan değil ve Avni kadar bond filmi izlememiştir.
Cumartesi günü Avni erkenden kalktı günlük antramanını yaptı. Hava sıcaktı. yani 1518 derece arası. bahçe kapısını sonuna kadar açtı. Odaya döndü duvardaki bütün
kendi çizdiği Birtanesinin resimlerini itina ile aşağıa indirdi. Dolaptan Birtanesinin ona
yazdığı 3 adet mektubu da çıkattı. ---Ya Neyapacak bu ne oluyor taşınıyormuyuz. Bütün
resimleri bahçedeki boş duran çöp bidonuna doldurdu. Mektupları son kez okudu.
Biraz hüzünlendi çünkü hala bir anlam veremiyordu. yani son mektubu
anlayamıyordu bir insan nasıl böyle değişebilirdi. Demek kısmet değilmiş dedi.
Onlarıda bidonun içine attı. Etrafına baktı zarar verebileceği bir yer yoktu. Resimlerin
üzerine kolonya döktü..--aaa nekadarda duygusal bir davranış...!!?? abi bu resimleri yakacak yaaa
aaa yaktı.... çebinden Zipposunu çıkardı ve bidonu ateşe verdi.. yükselen alevlere
bakarken cebinden sıgarasını çıkarttı ve o ateşten yaktı . bu arada içinde çok büyük
bir ferahlık hissetti. Şayet Avniye bir şey olursa kimse Avni ile birtanesini bir araya
getiremeyecek, bu sayedede Avni birtanesini korumuş olacaktı. Son olarak geçen
gece yaptığı resme uzun uzun baktı. gene gözlerinden yaşlar damlıyordu. Son olarak
onuda ateşin içine bıraktı. --- Ama sanki Avni ölüme gidiyor yani resmen veda ediyor. Ya abi
avni ne düşünüyor?.... (Avni, Avni gerçekleri görmeye başlıyor artık. ve bir bakıma
kendisini geçmişinden kurtarmak istiyor yani olmayacak duaya ammin dememesini
öğreniyor.)
Yanan resimler kül olmuş yok olmuştu tam Avni son kez kontrol edeyim derken.
Karşısında o komşu yaşlı adam belirdi. Avniye resimlerin çok güzeldi her geçişimde
görüyordum yazık olmuş dedi. Ve avniye benimle çalışırmısın dedi?? -- Buda kim? Bu
kişi isviçrenin ünlü textilcisi Herr Bollag senyor du. Yani multi milyoner ve aynı anda
Avninin ev sahibi. Avniye daha eveldende Sitilist olarak işe almak istemişti. Ama avni
bu işe ısınamamıştı. Avni gülümsedi bir kahve içermisiniz diye sordu Yaşlı adam hâlâ
kovaya bakıyor ve Avniye yeteneğini kullanmıyorsun diyordu. Bir kaç ,hoş beşten
sonra adam kalktı. Avnide Jaky lo nun yanına gitti. Pazar günü Folklordaki çocuklara
bir hafta sonrası folklor olmadığını bildirdi. Onlarda Avni abi zaten okullar tatil herkez
türkiyeye gidiyor dediler. Öyle'ya Avni gidemeyecekti. Şayet her şey yolunda giderse
kazanacağı para ile hem okulun semestre sini ödeyecek hemde işlerinden birini
bırakıp daha yoğun imtihanlara hazırlanacaktı. Bu arada diplomayı alabilirse bankada
daimi işçi olarak çalışabilecekti. Yoksa Yabancılar polisi çalışma işçi sıfatlı belgesini
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
127/359
memur olarak değiştirmek istemiyordu. Zaten onlar Avniyi hep şöför , tamirci vs.
olarak görmek istiyorlardı. Yani bu ülkede çalışşın kazancının çoğunu Vergi olarak
ödesin, hiçbir politik hakkı olmasın. Sonra ya burda ölüp gitsin yada işeyaramz hale
gelince ülkesine dönsün gebersin. --- Yok ya!? Eee naparsın burası isviçre....... Hoş
geldiniz dünyanın en medeni ülkesine...............
Avni rusyaya gidiyor.
Pazartesi olmuştu. sabah yol hazırlığını yapan Avni, saat 8 gibi bankaya doğru yola
çıktı. Uçagı saat 16.00 da kalkacak ve yaklaşık 19.00 da moskovaya inecekti. Doğru.
Bankanın güvenlik müdürlüğüne giden Avni, orda öylen yemeğini yedi ve son
talimatları aldı. Moskovada Avniyi bir türk karşılayacaktı. Hava da oldukça soğuk ve
karlıydı. Avni demek burda tişörtle dolaşırken simdi birde palto taşıyacağız dedi.
Avniye verilen kimliğe göre Transport firması olan bir Türktü. Kartın üzerindeki
adreste Deniznakliyat acentası. liman mevkiii moskova yazılıydı.. Avni epey şaşırdı bu
işe çünkü Moskova deniz kenarında değildiki liman olsun. neyse dedi içinden. --Bak
abcim bendedim dimi ama bu işte biriş var diye... Saat 15 te avni Hava alanında polis
kontrolünden geçti. üzerinde takım elbise ve bond çantasının üzerinde Paltosu olan
Avni hava alanı güvenlik kontrollerini geçerek. uçağa bindi. tek sıkıldığı şey elindeki
çanta idi ve Avni için resmi kıyafetti yani aynen bir bankacı gibi gözüküyordu. Uçak
havalandı. Hava çok açıktı, almanyayı geçtiler ordan polonya hava sahasında
olduklarını pilot anons etti. Yemek geldi. Avni FirstClas uçuyordu. --- Eeee nede olsa
banka ödüyor dimi ya... Uçakta her zaman 2 sivil polisin olduğunu bilen Avni etrafına
baktı. arkasında oturan delikanlıyı süzdü. Maşşallah Sivil polisti ama kemerinden
sarkan silahın ucu gözüküyordu. Avni Tuvalete gidecekti. Çantayı aldı. Polisin yanına
gitti. eğildi "Arkadaş şu çantaya göz kulan oluver ben tuvalete gideceğim" dedi Polis
memuru çok şaşırdı. Avni gitti ve geldi. Uçağın içi iş adamlarıyla doluydu zaten
yarısından fazlası, First Clastı. Memurdan çantasını alırken adam Avniye "Avni bey
nerden anladınız" diye sordu. --Bak bak demek Avninin adınıda biliyormuş... Avni "Size
söylenilenler banada söylendi dedi. Ama silahınızın ucu gözüküyor ordan anladım"
dedi. Polis memuru mahcup oldu. Saat 18.50 de aşağı içiş için kemerleri bağlayın ikaz
lambası yandı. Uçak Alçaldı ama 5 dakika sonra gene yükseldi ve daire çizmeye
başladı. Pilot Moskovada Haziran ayı olmasına rağmen siddetli kar yağdığını ve pistin
temizlenmesini beklediklerini söyledi. Yaklaşık 1 saat havada daireler çizdikten sonra
uçak piste kondu. Bu sırada Avniyi şaşırtan uçaktaki kimsenin alkışlamaması oldu.
Öyle ya türk uçağında pilot alkışlanır Avni güldü. hoş türkiyede sinemalarda oynayan
aktörlere yuh ta çekilir ıslıkta çalınır amaneyse dedi içinden.
Avninin hep aklında bu güne kadar Rusyadan bildikleri geliyordu. Yani James Bond
filmleri. bir sürü iri yarı nataşa KGB ajanları hani olurya toplu ve kuvvetli iri yarı çirkin
kadınlar. Karanlı hava alanları. Bir sürü gözlemgi Ajanlar. Hani her gelen insanın
peşine taktıkları KGB Ajanları eski Ladaların içinde olan karanlık kişiler. Avni aslında
ürküyordu. gizli bir görev için gelmemişti ama genede bu görevi herkezin bilmesi onu
rahatsız ediyordu. Öyleya bir yandan Mafya, biryandanda mafyanın işine gelmeyecek
olan Avninin programı. Ama programın antlaşma çerçevesinde öylede böyle instale
edilmesi gerekiyordu. önemli olan program kodlarının başkasının eline geçmeden bu
Rus bankasının systemlerine instale edilmesiydi. yani şu anda Avninin yanında olan
programın en güvenilmez olan durumu idi yani eline başka birisi geçirse istediği gibi
değiştirebilmesini sağlayan açık kodda olması. --- Abi ya exe mexe yapıp kodlayamıyorlarmı
Ay ile Konuşan Adam
Bu program IBM main frame diye bilinen büyük işletimsystemine
yüklenecek. bu sebepten ne yazıkki sadece yüklenmesi gereken systemde kompile
edilebiliyor yani bu systemin kullanacağı şekilde makina lisanına ancak ve ancak bu
systemin içinde gerçekleştirilebiliyordu.
programı?...
Uçaktan inmeleri gece saat 21.00' ı bulmuştu. Avni poliskontroluna geldi. etrafına
bakındı uçaktaki insanlar sıraya geçmişti. sınırkontrol polis kulubesine gelmişti ama
önünde duranlara formular vs. epey uğraştırıyorlardı Vizeler soruluyor neden
geldikleri soruluyordu. Avni kulubedeki polisin yanına geldiğinde çok şaşırdı. Sapsarı
şaçlı uzun boylu enfes baçakyapısı olan ve mini mini eteği olan fıstıkmı fıstık bir polise
oturuyordu. Avni gerçekten bu gördüğü tablo karşısında şaşırdı. Kadın Avninin
pasaportunu aldı. çok güzel biri olduğu halde acemi olduğu belliydi. önündeki
bilgisayara 2 parmakla yazıyordu. Avninin aklına bu sarışın muhakkak ekrandaki
hataları tipex le siliyordur diye düşündü ve içinden güldü. gayri ihtiyari kadına sırıttı.
kadında ona sırıttı -- hah güldü vercek.... Kadın arkasına döndü ve birisini çağırdı. Avni
içinden acaba hatamı yaptım diye düşündü. Arkadan kapı açıldı --- O da Ne? Hah işte
şimdi Avni hapı yuttu.... Arkadan sallana sallana şu bizim Avninin james Bond filminden
tanıdığı iri yarı nataşa sallana sallana gelmeye başladı.. Avninin pasaportuna baktı
kadına birşeyler söyledi bir yerleri damgaladılar. Avninin ne yapıyorlar diye
düşünmesine, fırsat vermeden Pasaportunu geri verdiler. Avni sanırsam türk
pasaportuyla isviçreden Vize almam ilgilerini çekti diye düşündü. Kadına gene sırıttı
başı ile teşekkür etti aldı eşyalarını yürüdü. 1 - 2 metre ilerde bir kontrol noktası daha
vardı burdada başlarında kalpaklar olduğu halde erkek polisler duruyordu. Avninin
çantasını kontroll ettiler, valizine baktılar. çantasında duran koca teyble hiç
ilgilenmeden Avniye yürümesi için işaret ettiler.
Avni gümrük kontrolunden çıktıktan sonra birdaha arkasına baktı. yani o memur
kıza. "Rusya amma değişmiş dedei --- Sanki daha önce çok geldinde biliyorsun ha... hem sen
önüne bak paşın belaya girecek şimdi..... Kızda ona doğru baktı. Avni karşılayanların
beklediği salona doğru yürüdü. Onu türk olan terçüman karşılayacaktı.. Etrafına
bakındı.. Bir sürü insan toplanmıştı. Uçakların geç inmesinden dolayı epey kalabalık
olmuştu. Yüzlerce insanın arasında ve bu insanların ellerindeki levhalarda kendi adını
aradı. 10 15 dakika sonra Avni kendi bekleyenleri görememişti. Ama bankayı
gördü. daha doğrusu bankaya benzer birşek gördü. bu duvarda sadece tek bir camı
olan bir yerdi. Avni hem burdan para bozdurmak istedi hemde acil işini görmesi için
gideceği bir yer aradı. Banka işini kolay halletti. Girişte verilen bildiriye göre ülke
içinde yabancı para harçıyamıyordu. yabancı parayı sadece bankalar bozuyordu.
Bankadan sonra Avni birdaha etrafına baktı. Rusya çok enteresan bir yerdi. tam
Avnilik. Gerçektende orda o anda olan erkeklerin içinde en uzun boylu bizim Avniydi.
Entresan konu ise. Bütün o güzel kadınlar uzun boylu ama erkeklerin hepsi kısaboylu
idi. Yani genelde Rus erkekleri kısa ve göbekli bakımsız. Kadınlar ise uzunboylu
bakımlı ve zayıf .
Avninin alana inişinden 3 saat geçmişti. Ama Avniyi karşılamaya gelenlerden haber
yoktu. Kocaman salon boşalmış saat 12 ye yaklşıyordu. Avninin etrafına türkiyeden
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
129/359
alıştığı ne oldukları belirsiz bir kaç adam gelip gidiyordu. birşeyler söylüyorlardı. Avni
anlamıyor onlarda ne almanca nede ingilizce biliyorlardı. Avni arada bir polis
kulubelerine doğru bakıyordu, hani olurya belki O şarışın diye.. Ama esasında ordaki
polisleride kıl etmek hiç işine gelmiyordu. Bu ara yanına bir taksici geldi. Mr. Mr. taxi
diye seslendi. Öyleya Avni şimdi ne yapacaktı. Onu karşılamaya gelenlerden eser
yoktu. Taksiciye elindeki şu bizim terçümanın adresini uzattı. Taksiçi yes mr. dedi
avninin valizini aldı koluna girdi sanki karşılamaya gelen oymuş gibi dışarı çıkarttı.
Belli olan buradaki taxicilerde sıradışı milleti götürüyordu. yani karaborsa. Taxide
Hava alanı ile şehir arasındaki bu yol için 30$ a anlaştılar. ---Bak bak bak demekki yabancı
parada geçiyor ha?.. Avni gerçi 30$ rın o zamanlar Rusyada ne kadar para ettiğini
bilmiyordu ama verecekti birkere.
Taksiye atladıkları gibi rusca müzik eşliğinde yolda yanyan giden aksi kırılmış bu
taksiyle. Liman mevkine geldiler. Aslında Avni kendisini Limosinle karşılamalarını
bekliyordu ama esasında Avni için fazla birşeyde değişmezdi. Liman bölgesine
geldiklerinde Adresi buldular. Burası gerçektende Limandı Nerdeyse Istanbul kabataş
bölgesi kadar büyüktü. Ama Deniz yoktu hava karanlık olmasına rağmen demirli
duran kiçük tipli 3 katlı bir yolcu gemisinden başka bir gemide yoktu. Adrese
ulaştıklarında. Đlk önce Avni sonra taksi şöförü şok geçirdi. Bu adreste tabela vardı
ama büro komple boştu bu büronun çamları vs. kırılmıştı. Şimdi Avni ne yapacaktı.
Taksicide şaşırdı. Avni taksiciye Beni bir otele götür dedi. Taksici işte orda diye
işaretetti. Biraz önce Avninin gördüğü Gemiyi kastediyordu. Gemiye gittiler. Avni pek
bu işe güvenemiyordu. öyle ya tek kelime ingilizce konuşan insana rastlamamıştı. Ya
gemi hareket ederde ertesi günü başka bir şehirde uyanırsa ne olacak.. Gemiye
yaklaşınca Avninin içi rahat etti Çünkü gemi Donmuş olan ve Avninin o güne kadar
gördüğü en büyük Nehirin içinde hapis kalmıştı. ve hiçbiryere gidebilecek bir halide
yoktu.
Resepsiyona geldiğinde burdaki kişi ingilizcenin yanısıra hatta Almancada
konuşuyordu. Avni 15 dolara gecesi için anlaştı. Bu gemi aslında Volga nechrinde tur
atan fakat buzların daha çözülmediği için şu anda donmuş olan Volga nehrinin
moskova limanında demirlenmiş ve hotel görevini yapan gemi idi. genelde 3 yada
şimdi olduğu gibi 5 ay boyunca Volga nehri buzlara esir oluyor ancak yazın buzlar
çözüldüğünde tekrardan kuzeydenizinden kara denize kadar seyir ediyordu.
Avni odasına çıktığında saat biri geçmişti. Oda temiz bir kabinaydı ama çok küçüktü.
geminin güvertesine çıkıp bir sıgara yaktı o anda bembeyaz karların üzerinde bir
mercedes limosin belirdi. Avni hah işte beni buldular dedi. Tam seslenecekken
arabadan biri beyaz giyimli diğeri siyah giyimli 2 badygard çıktı ellerinde kalişnikof
makinalı tüfek vardı. Ardından çok güzel bir kadınının eşliğinde şişko bir adam çıktı.
Tam anlamıyla şikagolu gangester görüntüleri vardı.---- Avni len bunlar sana gelmemişler
zaten ı ıhh gözüm tutmadı sen bunlarla gitme .... Arkadan bir mercedes daha geldi ondanda
dört kadın daha çıktı. Avni uyandı demekki bunlar alem yapmaya gelmişler dedi
kahkahalarla gemiye bindiler. Avni on onbeş dakika daha dışarda kaldı hava eksi 15
derece olmasına rağmen gök yüzünü aydınlatan ay sayesinden nerdeyse gündüz
gibiydi. Kadınlardan biri balkondan gelip avninin yanağını okşayarak geçti ve gülerek
ortadan kayboldu.
Ay ile Konuşan Adam
Ertesi sabah zaten doğru dürüst uyuyamayan avni güneişn ilk ışıkları ile kalktı.
giyindi. Camdan baktığında ne kadar güzel bir yerde olduğunu gördü. Bu nehir tam
moskovanın ortasından geçiyordu. Havada tek tük bulutlar gözüküyor ve güneş
hertarafı parılparıl parlatıyordu . Tam anlamıyla bir doğa harikasıydı burası. etrafta
tek tük tepe
olmasına rağmen
sanki uçsuz
bucaksız denize
bakarmışçasına
dümdüz bir ovaydı kilometrelerce ilersi görünüyordu öğrendiğine göre Moskova
150Km uzunlukta bir alana yayılmıştı nereye gidersen git moskova. bu nehir sanki bir
kolya gibi moskovayı süsülüyordu.
Avni bir ara buzun üzerinde dolaşan insanlar gördü. Evet bunlar bembeyaz buz
kıraliçesi gibi gözüken nehirin üzerinde yürüyorlardı. ellerinde balıklar vardı biraz
daha ileride üçer dörder kişi bir araya gelmiş nehri delmişler balık tutuyorlardı. yani
nehir üzerinde yürünebilecek kadar donmuştu.
Avni eşyalarını toparladı dışarı çıktı dün gecedenberi yemek yememişti saat altıya
yaklaşıyordu. Gemi lobisinde kimse yoktu, kapı açıktı Avni parasını girişte
ödediği için sorun değildi çıkacaktı tam o sırada gözüne üzerinde
international yazan bir telefon ilişti. Bu gemide resepsiyonun yanında
duran bir kabineydi. Telefon talimatlarını okudu yurt dışını araması için
bşr sürü numara çevirmesi gerekiyordu. fakat ahizeyi kaldırdığında çağrı
sesi yoktu. birdaha denedi olmadı. Resepsiyondaki adam yanına geldi ve
telefonun sadece seyir halinde çalıştığını anlattı. Yani avni kullanmak
isterse bir iki ay sabretmesi gerekiyordu.
Gemiden ayrılan Avni Ana yola doğru yürümeye karar verdi dışarıda aşırı bir soğuk
vardı. burnundan çıkan hava nerdeyse buz olup yere düşecekti. Limanla Anayolun
arası yaklaşık yediyüz metrelik bir orman şeridinden geçiyordu. yerde dün yağan
karla beraker 40 cm. kadar kar vardı. Avni son olarak bu nehre baktı Paltosunu giyd
yürümeye başladı. Artık üşümüyordu. nedense bu soğuk isviçrenin o kuru yakıcı
soğuğuna benzemiyordu. Zaten kaldığı odada o kadar sıcak sayılmazdı. Avni ana yola
ulaştığında otobüs durağını gördü. tam da o sırada otobüs geldi Avni bu otobüse
binerek şehir merkezine kadar geldi.
Moskova sokaklarında Avninin dikkatini reklam tabelaları çekti nerdeyse her beş yüz
metrede bir ĐŞ Bankası ve Mutlu akulerinin reklamları vardı. --- Avni hop oğlum
türliyeyemi geldin yoksa rüyamı görüyorsun gene.... Avni içinden gülümsedi burası türkiye
olamazdı bu kadar döküntü ve giderken altı delik yol manzaralı. Otobüs türkiyede bile
olamazdı. sonra etrafına dikkatli baktı. otobüsteki herkez çok ama çok fakirdi üsteri
başları yırtıkpırtık tı ve işe gidiyorlardı. Avni aman allahım ne olmuşl bu ülkeye diye
sordu kendikendine Amerikaya kafa tutan dünyanın en güçlü ülkesi böylemi
olacaktı.. Avni fakir makir ama benim türkiyem hepsinden daha iyi ve güzel dedi..
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
131/359
Moskovaya geldiğinde büyük bir otel buldu avni. bu olete girdiğinde dışarda iken
okuyamadığı otelin ismi içerde yazıyordu International hotel of Moskw. Avni tamam
dedi bana ayrılan otel burası. resepsiona geldi ayrılan odanın işlemlerini yaptı.
eşlyalarını odada bıraktı odalarda telefon yoktu. zaten otel aksaray mevkii otellerine
benziyordu. Lobide bir az önce gördüğü gene üzerinde International yazan
telefonlara kadar geldi sıra bekledi bir sürü japon turistten sonra avniye sıra geldi ve
zürichteki güvenlik müdürünü aradı olanları anltattı nerde olduğunu söyledi. sonra
karnını doyurmak için bir yerler aradı. Otelin mutfağını pek gözü tutmadı. ama
karşısında MC Donald vardı. oraya gitti büyük bir kahve söyledi ona servis yapan
muhteşem güzel fıstığın kocaman açtığı gözleri arasında büyük küçük
tartışmalarından sonra avniye gene hayretler içinde yarım litrelik kahve geldi buna
Avnide şaşırdı. demekki kızın gözleri ondan o kadar kocaman olmuştu. avni sonradan
öğrendiki Ruslar genelde kahve içmezlermiş..--- Acaba kız neler düşündü bizim Avniyi
görünce....
Kahvaltısını eden avni otele geri döndü Odasına çıktı iki gündür giydiği takım
elbisesini çıkarttı. Henüz saat yedi oluyordu duşunu aldı sivil Avniye rahat olan
elbiselerini giydi. bol kesimli bir kot ve kazak. üzerine deri ceketini geçirdi
walkman'ını ayak bilegindeki çantaya bağladı. Pencereden baktığında . Moskovanın
ne kadar büyük bir ülke olduğunun farkına vardı. aşağıda dev gibi Krimlin kuleleri
görünüyordu. Bu şehirde hem eski rus çarlarından kalan binalar ve kültür yanı sıra
modern dediğimiz şu hapishaneyi andıran dev yapılar. ama şehir çok düzgündü. -Tabiii olum oraya belediye başkanının türkiyeden tayin etmiyorlar.. Avni bu otelin odasından
kendisini saki paristeki eyfel kulesinde gibi hissediyordu Küçük sırt çantasını aldı
çantanın içine walkman'ı koydu. Bankanın çantasını yanına aldı ve aşağıya lobiye
orda bankanın çantasını kasaya bıraktı. sırt çantasını aldığı gibi doğru dışarıya. Avni
yürüyerek krimlin e kadar geldi. geldi ama bu devasal yollarda yürümek Avniye çok
iyi gelmişti. öyle ya şehrin içinde 4 şerit gidiş dört serit gelişi olan bir sürü yol.
Krimlin meydanının nerdeyse bulamıyordu Avni duvarlarını görüyor ama içeri
girebilecek bir kapı bulamıyordu. Sabahtan beri belediye ekipleri yolları ve kaldırımları
kardan temizlemekle meşgulduler. Avniyi şaşırtan olay şehrin bu kadar fakir
olmasıydı. insanlar bu soğuğa rağmen nerdeyse oraları buraları yırtık pırtık
dolaşıyorlardı. Gerçektende görünüm içler acısıydı. Herkez fakirdi. ama zenginlerde
zengin. Avni krimlinin kapısında durakladı. Buraya 10 sene önce gelseydim sanırsam
sokakta insan bile göremezdim onun yerine sadece asker ve polis kaynardı herhalde
dedi. Birde bu koşuşturan insanları görünce. Kimbilir ne dertleri vardır. Genelde her
insanın kendine göre bir dünyası oluyor. Tek bir birey olarak kendine bile
yetişemezken şu insanların haline bak dedi. Bu sıra önünde kısa boylu ama epey yaşlı
bir adam elindeki torbayı çöp arabasına yüklemeye çalışıyordu. belliki çöp arabaları
bu bir zamanlar titretmiş olan ülkenin, TSE belgeleri taşıyordu. yani yanları açık
teneke bir araba. Avni hemen bu yaşlı adama yardım etti torbaları birlikte çöp
arabasına yüklediler. Adam öyle bir şaşkınlık içindeydiki bu soğukta kendisine birisinin
yardım etmesi sanki ona Avniyi bir melek gibi göstermiş. O şekildede avniye
bakıyordu binlerce kez teşekkür etti Avni tek bir kelime anlamadığı için başını salladı -- Hee hee aynı Cenevredeki arap radyosunundaki haberleri dinlerken ha bire Amin Amin diye duva
etmesine benzemesindiyedir herhalde.....
Avni tekrar Otele geldiğinde saat 9.30 olmuştu Terçüman Avniyi bekliyordu. nerde
kaldığını olup bitenleri vs. anlattılar. Hele adam Avninin kendi başına yaptıklarını
Ay ile Konuşan Adam
duyunca iyiden iyiye korkmaya başladı. Zaten korkak birine benziyordu her iki adımda
bir arkasına bakıyor Avniyi iyiden iyiye huzursuz ediyordu. Lobideki resepsiyondan
Bankanın çantasını aldılar. Dışarı çıktıklarında terçüman etrafa bakındı, sonra birden
Avninin kolundan tutup yer altı metrosuna indiler. belliki metro ile gideceklerdi.
tercüman sadece polisleri görünce sakinleşerek normal davranıyor sonra birden gene
eski tavırlarına bürünüyordu. Metro geldiğinde Avni terçümana nesi olduğunu sordu..
---- Ben bunu hiç tutmadım abiiiii..... Adam kısık bir sesle türkçe konuşma şıiit dedi. ---Hoppa abi ben demedimi ya bunda bir iş var diye.... Az sonra bir vagon daha değiştirdiler
sonra bir tanedaha. Avni artık ne nerede olduğunu nede nereye gittiğini biliyordu.
Adamı gözden kaçırsa oteli bile bulmaya şansı yoktu.. Son bindikleri vagon rahttı
fazla insan yoktu. Adam anlattı. Bu uzun seneler moskovada yaşayan aslında
transport işleriyle uğraşan biriydi. Moskovanın hem kominist hemde demokrat halini
biliyordu.
- "Komunistken daha rahattık, O zamanlar hiç değilse peşimizdeki KGB ajanlarını
tanıyor hatta birlikte birşeyler içebiliyorduk. Ama şimdi öyle değil rus federasyonu
dağılduktan sonra KGB de dağılmış. ordaki görevlilerin çocu çeşitli mafyalara girmiş.
Yani eski işlerine devam ediyorlardı. Bunlara bir iş verilirse kurtulmak kolay değildi.
hele Avni gibi bir çerezin" --- Hop lan sana dava aççam şimdi ne diyon lan ha ......
- " neden?" diye sordu.
- "Senin kimliğini ve şu çantanın içindekinin önemini en azından üç kuvvetli mafyaya
bildirmişler onlar seni arıyorlar. ve bankaya ulaşmadan şu elindeki çantanın alınması
gerektiğini biliyorlar" --- Ameninnnnn ben demedimmi ya ....
Metrodan dışarı çıktılar. burası devasal ama eski binaların olduğu bir bölge idi binalar
en fazla sekiz dokuz katlıydı. geniş yollar ve bir o kadar büyük bahçelerde vardı.
Terçüman Bankaya 2 blok kalldığını söyledi. Avni tercümana bu kadar da
abartmamasını sakin olmasını söyledi. Tam köşeyi döneceklerken. Yanlarında eski ve
siyah rus marka bir araba durdu. Arabadakiler dışarı fırladı bunlarda kim diye
düşünmeye fırsat vermeden Avnin kafasına cuval geçirdiler. Avni şimdi hapı yuttuk
dedi. Kullanılan metodlar bu kişilerin eğitimli ve deneyimli olduklarını gösteriyordu.
Avninin elleri bağlanmış yani resmen bertaraf olmuştu. Bu durumda Avni'nin aldığı
eğitimler sakin davranmasını ve kuzu kuzu onlarla gitmesini öneriyordu. Avnide böyle
yaptı. Avni gideceği Bankanın binasını görmüştü. Bundan sonra hızla hareket eden
arabanın sağ ve sol dönüşlerini izleyerek bankadan itibaren nereye götüreceğini
tespit etmesine kalmıstı. Fazla gitmediler bir kere sağa yaklaşık 3 dakika düz sonra
sol bir iki saniye sonra gene sağ tekrar sağ ve durulmuştu. Avniye göre yaklaşık 700800 metre gelinmişti. Avniyi tartaklayarak arabadan indirdiler. Avni büyükçe bir
kapının açılıp içeriye girildiğini hissetti. Içersi sıcak olmamakla birlikte çok soğukta
değildi. Avniyi kiloduna kadar soydular. bir tek çorapları
kalmıştı. Avniyi yüzünde torba takılı olduğu halde bir
sandalyaya bağladılar bu tahta bir sandalye idi.
Maf.... Mafya...Maf' oldu...
15.11.2006 19:30:00
.
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
133/359
Odadan çok yumuşak bahar kokulu bir parfüm yayılıyordu. Avni bu salon gibi büyük
yerde bir kadının varlığını seçebiliyordu. Adamlar Avninin kafasındaki çuvalı çıkarttılar.
Avni kapıya beş altı metre uzaklıktaki bir masanın önünde oturuyordu. Etrafına
bakmak istedi. o sırada adamlardan biri, Avninin gözlerini kara bir band ile bağladı.
Avni sadece bir spor salonu, yada ona benzeyen bir yerde olduğunu görebilmişti. Bir
de ilerde kendini barfiks demirine asmış olan bir kişi daha duruyordu. Alçak, sesziz
denilecek kadar bir müzik geliyordu Avninin kulaklarına. Avni önünde duran masaya
Avninin eşyalarını tek tek açılmış olduğunu, banka çantasının ve kendi sırt çantasının
içindekilerin konulduğunu gördü..
Salonda sadece barfiks demirinin çıkarttığı sesler ve Avninin kadın olarak algıladığı
kişinin parfümünün kokusu yayılıyordu. Avni beklemeye mahkum edilmişti. Ne
olacağını ve ne yapacağını bilemiyordu. Avniyi neyin beklediğinide bilmiyordu. Ama
Avniye yapılanın bu bekleyişin pisikolojik bir baskı olduğunu farkediyor ve Avninin şu
anda sakin ve düşüncelerini toplaması gerekiyordu. Đlk olarak Avni nereye bağlıydı.
Bir sandalyada oturuyordu ellerinden, bileklerini kesecek kadar açıtan ince naylon
iplerle bağlıydı. Bu durumda kalması ona epey acı verecekti. O zaman ne yapıp yapıp
kurtulmalydı. Fakat bu parfüm kokusu Avniyi allak bullak etmişti. Evet biliyordu. Bu
Channel 5 yada Jod du yani birtanesinin kullandığı parfümdü. Avni kıskıvrak kendi
geçmişi ve Acabaların, içinde sıkışıp kalmıştı gene.. --- Avni kendine gel O burda olsa sana
böyle davranmalarına kesinlikle izin vermez. ikinciside Bu mafyaların eline düşecek kadar düşmez
herhalde.... Avni trans olmalıyım diye karar verdi. tüm beynini etrafını, bir radar gibi
kullanmalı, kendi düşüncelerinden kurtulmalıydı.. Fakat konsantre olamıyordu.
Gözlerinin kapalı olmasını fırsat bilerek. Daha derinler inmeye çalıştı. Ama O müzik
sesi. Yani klasik bir koncerto müziği ve bu müzikteki inişler çıkışlar ona konsantre
olmasına imkan vermiyordu. Avni Korkuyordu hemde ilk defa... Birden aklına sezen
ablanın bir şarkısı geldi zaten Avni ne zaman Birtanesini düşünse bu şarkı aklından
çıkmıyordu. " şimdibana kaybolan yıllarımı verseler, şimdibana seninle bir ömür
vadetseler,şimdi bana onunla yaşarmısın deseler,
tekbir söz bile söylemeye
hakkım yok.. .. Avni bu şarkıyı mııldayarak söylemeye başladı ve sonunda amacına
ulaştı. Konsantre olabildi. Sanki gözlerindeki band açılmıştı. Evet karşısında kapı
kapının her iki yanında Avniyi buraya getiren O cani kılıklı, ikili tam anlamıyla Rus
yarması. Đki yarmanın silahlarından gelen barut kokusu. Bu ikisinin silahını hiç
tereddüt etmeden kullanabileceğini gösteriyordu Avni daha dikkatli olmalıydı. Onların
önünde üç beş metre ilerisinde Duran masa. Avni bu iki yarmanın nerde olduklarını
tesbit etmişti ama önünde yani masanın arkasında daha küçük çüsseli bir kişi daha
oturuyordu. Bununda Avninin tercümanı olduğundan Avninin şüphesi yoktu.
Günlerce yıkanmamış bu kişinin kokusunu Avninin tanımamasına imkan yoktu.
Arkasında Salon çok daha uzuyor ve salondaki çeşitli spor aletlerini Avni sezinleye
biliyordu. Ve o kişiyi. O kişi hala jimlastik yapıyor ve bale benzeri hareketler
yapıyordu. Avni için sorun olan bu kişi kimdi.
Uzun süren beklemenin sonunda Avninin karşısında birden bir karartı belirdi. Ve hala
şarkıyı mırıldanmakta olan Avninin yüzüne bir tokat. Avni tokatın gelişini hissetmiş
boş bulunmamıştı. Kendisine vuran kişinin bir kadın olduğunu parmaklarındaki
zerafetten anlamıştı... --- Olum Avni kadın seni şimdi Şeydecek sen hala dalga geçiyorsun
yaaa.... Avni kendisini sakinleştirmiş üzerindeki korkuyu atmıştı. Sadece bekliyordu.
Bu kadın Avninin karşısında duruyordu birden Avni sol ayak parmak uçlarına
Ay ile Konuşan Adam
dokunulduğunu hissetti. Kadın ayağı ile Avniyi tarıyordu. yukarı dizlerine doğru
yükseldi. Kadın santimetre santimetre Avniye, dokunuyordu Avni nefis parfüm
kokusuna karışmış olan ter kokusunu hissediyordu. Kadın avninin bacak arasına
kadar ayağıyla yükseldi sonra sağ ayagına doğru indi. Avni şimdi hapı yuttuk dedi. Ve
Avninin baldırlarından aşağı züzüldü çorabına kadar geldi. ve tabiyiki çorabında olan
2. kaseti buldu. --- Eyvah gitti Bankanın programı.. Kadın rusça birşeyler bağırdı. Bu
ses odada çınladı. Avninin içi rahat etmişti çünki bu Birtanesi değildi. -- Ulan Avni
oydular seni diyorum sen hala ne düşünüzon ya sapık avni... Adamlar koşarak geldiler kaseti
alıp masanın üzerine koydular.
Kadın Aynı hassaslıkla küçük daireler çizerek bu sefer Avninin midesine kadar geldi.
Avninin midesine kuvvetlice bastırdı. Avni hiç kendisini koruyarak karşılık vermedi
sanki yumuşak bir vucuda sahipmiş gibi cani acıdığını belli etti. Kadın devam ederek
Ayak parmakları ile zaten cıplak olan Avninin göğüs uçlarına kadar geldi ve ayak
parmakları ile Avninin meme uçlarını cimçikledi. Bu Avniye gerçektende acı vermişti.
Kadının parmaklarındaki picak kadar keskin tırnaklar Avninin göğsünü parcalamıştı
daha doğrusu Kesmişti. Kadının ayağı Avninin boynunu sonra cenesine dudaklarını
ve burdunu açıta, açıta çıkmış Avninin Burnunu iki parmağına alarak. sıkıyordu. Avni
bu tür işkenceye hiç hazırlıklı değildi. Sadece işkence değil bu tür fanteziyi silvi de
bile yaşamamıştı Avni ile. Kadın gene ayakları ile hamle yapıp Avninin gözlerini
bağlayan bandı açtı.
Avni neyle karşı karşıya geldiği O anda anladı. Karşısında şahaser bir kadın
duruyordu. Uzun boylu sportmen yapılı. ve şahaser uzun bacakları olan bir kadındı
bu. Kadın Avniyi bıraktı arkasına döndü. Avni üzerinde sadece daracık bir tyte ve
beyaz dar tişörtü olan bu kadının tüm vucudunu ve uzun sarı
saçlarını mas mavi gözlerine vucudunun ne kadar da uyum
sağladığını görüyordu. <<Hay allahım sen neler yaratıyorsun,
Bunu görünce insan şükür namazı kılmak istiyor>> diye
düşündü, ve gene pis pis sırıttı. Başka şartlarda neler
olabileceğini düşündü. Ama şu anda her nekadar istemesede bu
fıstıktan nasıl kurtulacağını düşünmesi gerekiyordu.
Kadın masanın başında Avninin eşyalarını izliyordu. Kadın
terçüman sayesinde. avniye sorular soruyordu. Bankanın
çantasının şifresini istedi. Avni sustu. Susması üzerine bu sefer
At kırbacı ile kadın Avninin göğsüne göğsünü kesecek kadar
şiddetle vurdu Avninin gözleri yaşaracak kadar canı acımıştı.
Yarmalardan biri gelmiş Avninin saçlarına asılmış kafasını oraya
buraya sallıyordu. Avniden ses yok. Kadın Avnide buldukları kasedi Walk man e taktı.
Ve Müslüm babanın şahaser sesi karşısında şaşırdı. sanki kulağını akrep ısırırmış
çasına kulaklıkları fırlattı Walkmanı yere attı. O anda Walkman kırılmış kaset sağlam
olarak dışarı Avni'nin önünde duran masanın altına düşmüştü.
Kadın Yarmaların yardımı ile Avniyi epey hırpaladı. Kadın sıgara içiyor elindeki
sıgarayıda Avninin kolunda söndürü yordu. Avni Bankanın çantasının kodunu söyledi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
135/359
--- Ya yapma Avni ya gitti şimdi bütün porogram ... Kadının Yarmalarla birlikte çantayı açtı ve
içindeki kaseti yarmanın tekine verdi ve kopyalamalarını söyleyerek Adamları yolladı.
Avniden hiç bir dayanma görmeyen kadınla tercüman ve Avni salonda kalmıştı. Kadın
adeta masanın üzerine oturmuş ve ayakları ile Avniyi gene kurcalamaya başlamıştı.
Bir kaç dakika geçtikten sonra, biraz kendine gelen Avni kafasını kaldırdı. Kadın o
şahaser bacaklarını Avninin yanağına uzatarak okşamaya çalıştı. Tam işte bu an avni
Ayağını bu fıstığın baçağına doladı. Kadının diz kapaklarının arkasından parmakları ile
ittirip, Avniden bu kadar çevik ve bacaklarını esnek olarak kullanmasını beklemeyen
kadının boşluğundan faydalanarak onu yere yıktı. Yere düşen kadın Kafasını masaya
çarptı ve bayıldı. Tercüman şaşırmıştı bağırmaya başladı sandalyeye bağlı olan Avni
bağlı olduğu sandalye ile sırtını masaya dönerek, masanın üzerinden sandalye ile
birlikte takla atarken, sandalyayı bu adamın suratına, ordanda masaya vurarak kırdı.
Allerinide kurtarmıştı. Her ikisininde bayıldığını gören Avni giyindi sırt çantasını taktı
hala yerde olan kaseti çantasına attı. Baygın olan kadın kendine geldi, Avni kadının
yanına eğildi. yanağını eliyle okşadı "an other day, baby". dedi Kadın şaşkın ama
hayranlıklar içinde Avniye bakarken, Avni tıpkı bir maymun gibi. Tavandan sarkan ipin
sayesinde, zaten birinci katta olan bu salonun camından bahçeye yani özgürlüğe
atladı. Kadın Avninin arkadından koş sada yakalayamayacağını biliyordu. Zaten çanta
ve bankanın bandını aldıkları için Avniyi kovalamalarının gereyi olmadığınıda
biliyordu. Bunu Avnide biliyordu. Geldiği yolları takip ettiği için Avni gerçektende
yaklaşık bir kilometre uzaklıkta olan bankayı buldu
Avni bankaya geldiğinde kapıdaki güvenlikçiler onu durdurdular. ama Arkadan zaten
beklenmekte olduğunu bilen isviçreli yetkili avniyi aldı. Avninin güvenlikte olduğunu
anlatarak bir odaya aldı kahve ve yiğecek ikram etti. Avninin kasetler onların elinde
demesi üzerine Adam telefonla isviçreyi aramak istedi. Avni durdurdu..
- "Şu anda Rus mafyası hayatında göremeyeceği bir bilgisayar ag ortamı oyun
programını eline gecirdi. Bırakın oynasınlar. onlar durumu anlayana kadar ben işimi
bitiririm"
dedi. Đsviçreli memur şaşırdı.
- "pekiyi program nerde? "
diyerek sordu Avni Müslüm babanın kasetini çıkardı.
- "Burada"
dedi. isviçreli güldü.
- "Avni bana anlatılanlardan çok daha şahasersin" dedi.
Akşam oluyordu. ama bir daha mafya ile başının belaya girmemesini isteyen Avni. Bu
geceyi çalışasak geçirdi. programı yükledi kendi yaptığı şifreyi çözdü. Zaten şifrenin
ana anahtarı "birtanem nerdesin" idi. Avni bu kelimeyi program kodlarının arasına
hemde her satırına sanki bir virus gibi yazmıştı. hemde kendi oluşturduğu alfabenin
kodları ile yani karşılığı çok komik olan ascii denilen bilgisayar kodlarıyla. yani kendisi
bile çıplak gözle ayrd edemiyordu. ama gerçektende uğraşmasına değmişti.
Avni işini bitirmiş Bankanın kafeteryasında emsalsiz güzel bayanların arasında
kahvaltısını etmiş. onların meraklı bakışları ve gülüşleri içinde ordan ayrılıp oteline
gelmişti. Artık taksiye biniyor taksiden iniyordu. Ona terçümanın oynadığı bu oyuna
bir daha düşmeyeceğini biliyordu. Yanağı hala açıyordu. Otel odasına geldiğinde,
Aynada yüzündeki moraltıları gördü. Kapısını kilitledi yatağa girdi uyudu.
Ay ile Konuşan Adam
--- üfff bende bittim ya Abii ne biçim şeyler oluyor burda insan kimseye güvenemeyecekmi. ..
..
Avni kendine geldiğinde akşam oluyordu. Odasının buzdolabından yiyecek bir şeyler
buldu dışarı çıkmak istemiyordu. Odasından Moskovanın yarısı gözüküyordu. Avni
gerekli çimnastiklerini yaptı. Lambaları kapattı. Bağdaş kurdu ve --- Ay genemi Ke-O-Rem
transı... Gözlerini kapattı. Avninin aklına bu kadın onun birtanesini getirmişti.
- "Birtanem sendin bana güvence veren, yaşamanın anlamı olan, benim bu duruma
gelmemde en büyük rolü oynayan. Senin doğrultunda senden aldığım, seni bir gün
bulabilme inancı, beni hep başarılı biri olamaya zorladı. Nerdesin şimdi?.. kiminlesin?.
Hiç değilse sen güvence altındasın. keşke seni bir kere olsa görebilsem. Emin olsam,
iyi olduğundan. Ama seni tanıyorum bana gene sadece merhaba diyecek ama
kendinden hiç birşey bahsetmeyeceksin!. Neden bu kadar kapalı kutusun? Neden
her zaman beni meraktan çatlatmayı bu kadar başara biliyorsun?. Neden şu anda
seninle konuşamıyorum? Neden Acılarını, korkularını, düşüncelerini benimle
baylaşmıyosun? Hayatta olan her zorluğa o zorluk kadar bir kolaylık olduğunu sana
gösteremiyorum.. Neden? Neden?"
Bir ara sessizlik ve düşünce boşluğundan sonra Avni kendine geldi. Bu düşünce
boşluğuna halen üzerinden atamadığı kaçırılma olayı yatıyordu. Kendini savunmasız
süt dökmüş kedi gibi hissediyordu. Düşüncelerinin ve duygularının boş olduğunu
biliyordu.
- " Ya! kimsin sen? Neden ben sana hala bu kadar bağlı ve geçmişte yaşıyorum?
Neden hala o ağlamaklı, olduğun <<Güzel bir kadınla konuşmayacakmısın?>>
diyerek sorduğun rüyayı görüyorum? Ben neden hala yaşıyorum? Hoş artık
yaşamasam daha iyi hayallerim ve hedeflerim sevdiğim insanlar tek tek kayboluyor.
Artık, çevrem sadece ve sadece benden istifade etmek isteyen insanlarla dolu.
Bundan sonra sadece kendim için çalışmak zorunda kalacağım. Ama seni hiç ve hiç
birzaman untumayacağım.. Nerde olursan ol kiminle olursan ol Benim için sadece bir
şeyin önemi var.. O gülümsemeni hiç bir zaman kaybetme! Yani sana yanında ben
yokken ağlamak yasak!!.... Gülmek sevinmek mutlu olmak, kimle ve nerde olursan
ol, tüm iyiliklerin seninle olması, Sana verebileceğim tek emirdir... Gittikçe
hafızamdan siliniyorsun seni gözlerimin önüne getiremiyorum. Acaba Sen bunu
gerçektende hak ettinmi diyerek kendime soruyorum. Ama Aradığımda sen değilsin
galiba, Sen benim ilk tanıdığım ilk defa güzel duygular ile yalan bile olsa sevildiğimi
hissettiğim kişi sin. Bu duyguları bulana kadar aramam devam edecek. Biliyorum
seninle hiç bir zaman olmayacak. Ama muhakkak birisi çıkacak karşıma bütün
duygularımı verebileceğim, Sadık güvenilir, sırtını dayanabileceğim, Biri muhakkak
çıkacak karşıma birgün....."
Avni gerçektende bunun böyle olmasını istiyordu. Onu olurda bir gün görürse mutlu
ve başarılı birisi olarak görmek istiyor onun dostluğunu kazanmak istiyordu. Avni
Birtanesini görmeliydi onun başarısından ve mutluluğundan, gurur duymali idi.Bunu
ister Birtanesi bilsin isterse bilmesin. Bunun Avni için hiç bir önemi yoktu artık.
Birtanesinin evlendiğini duyduğu günden beri ondan hiç bir beklentiside kalmamıştı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
137/359
Sadece onun dostluğunu tekrar kazanabilmek yetecekti. Belkide ona karşı ne suç
işlediğini anlayacakt. Ama O gün geldiğinde bunu ona nasıl inandıracaktı.
- "Adam sende.... "dedi Avni içinden.
- "Gene saçmalıyorum Nasıl olsa O gün hiç gelmeyecek...... Zaten benim bu kadar
yakınıp yıkılmam da saçma, Şayet gerçekten isteseydim Annemi 5 sene önce yollar
istetirdim. ister evet cevabı gelsin isterse gelmesin.. Ama ben bunu yapamadım ne
için, bir yerlere gelip birşeyleri başarmak için, ben sevgiye inandım. Boşa çıktı,
Sevenler bekleyeceğine demekki bizi seven hiç olmamış. Herşey O kadar boş
ki..........!"
Avni mırıldanarak " Elbet birgün kavuşacağız.. .. Bu böyle yarım kalmayacak...
Đkimizinde saçları ak.... .... Avni Sırtını döndü ve yattı.
-- Abi be Avni artık bence mantıklı düşünmeye başladı.. iyi ha bak bu hoşuma gitti...Ya Abi be çıksın şu
kız avninin karşısına çok merak ediyorum ne olacak .. Ne dersin acaba o Avniyi bu kadar
önemsemişmidir aceba? .....
.
Avni o geceyi moskovayı otel odasından seyrederek geçirdi. gecenin bir sahatinde
uyandı, dışarıya baktı. Gene uyudu ertesi günü test sonuçlarını almak için bankaya
gidecekti. Sabah erkenden, kalkan Avni odada kendini ısındırdı. Dün gece ki ruhsal
boşalımdan sonra Avni kendini daha iyi ve güçlü hissediyordu. Dün akşam uzun
zamandır yapmadığı Ke- O-Rem olarak Birtanesine ulaşması ve onun ile konuşması,
Ona gene kendine güvenmesini sağlamıştı. Duş yaptı giyindi. Arkasından Mac
Donaldda bu sefer küçük bardak kahve alarak kahvaltısını etti. Taksiye bindi bankaya
geldi. Taksiden inmeden evelsi gün geçirdiği olayın yaşanıldığı mevkiye gitti. Yollarda
hala kar vardı. Taksiden burda indi Mafyanın onu getirdiği salona kadar geldi binayı
dışardan inceledi. Burası Rusyanın meşhur Tiyatrolarından birydi Roma yapıtına
benzeyen dev girişi olan bir Salondu. kapıya kadar geldi kapıyı açtı kenarda tahta bir
kulübenin içinde, yaşlı bir kadın oturuyordu. Avniye bir şeyler söyledi. Avni anlamadı.
tuvalet aradıpını söyledi kadın bir şeyler söylendi, Avniye bir yerleri gösterdi. Avni
kadının yanından süzülerek içeri girdi...
Tuvalet bahanesiyle boş olan binaya giren Avni, sahneye ordanda arkada bulunan
soyunma odaları bölümüne geçti. Bu kocaman binanın ortasına kadar gelmişti, sahne
arkası sahneden daha büyük etrafta kostümler ve makyaj kutuları duruyordu. Bütün
binayı ayıran bir duvar vardı bu duvarun ortalarına kadar bir demir merdiven
yükseliyor ve ordada tahta bir kapı vardı. Avni merakından buraya çıktı --- Ya abi Avni
ne arıyor Neyin Peşinde bu salak yine .... Kapı kapalı ama arkadan kısık bir sesle gene O
evelsi günki müzik geliyordu. Avni dikkatlice bu kapıyı açtı. Burası sahne ışık ve ses
konrol merkezi odasıydı. Avni o kadar tiyatro oynamasına rağmen bu kadar kapsamlı
ve iyi donanımlı sahne görmemişti. Avni epey heycanlandı. kendisini sakinleştirmesi
gerekiyordu. Çünkü bu sefer Avni tanımadığı bir mekana girerek kendi başını belaya
sokuyordu. Bu odada etrafına bakındı sadece Reji idare araçlarından başka bir şey
yoktu. Ama müzik sesi genede geliyordu. Sahne elektrik ve ses masaının arkasında
duvarda duran 20x30 büyüklüğünde yani küçük bir tahta pencere gözüne ilişti.
Buraya giti pencereyi açtı. Evet burası Avninin bir gün önce getirildiği yer idi. Yani
arka salona açılıyordu. burası da sahne gibi çok büyük bir studyo idi. Aşağıda hala tek
masa ve masada duran type den gelen müzik sesi ve arkada barfiks demirinde ısınma
hareketleri yapan O kadın duruyordu. Kadın gerçektende çok güzel ve çevikti.
Görünüşe bakılırsa çok ta iyi bir şekildde uzak doğu dövüş sanatını biliyordu. Avni
Ay ile Konuşan Adam
<<keşke bu kadınla bir daha döğüşsemde bu sefere hilesiz olaraktan neyi ne kadar
iyi bildiğini öğrensem>> dedi. Kadını uzun uzun izledi. gerçektende çok güzel bir
kadındı. Neyse Avni son kez bu kadını rahatlıkla izleyebilmiş ve kendisinin
gerçektende artık Mafya tehlikesinde olmadığına inandırmıştı. Avninin tüydüğü cam
gene açıktı. Odada sadece bu kadın vardı.
Avni arkasından gelen ayak sesleri duydu. Kapıya gittiğinde nöbetçilik yapan kadınla
bir üniformalı görevli anlaşılan o ki Avniyi arıyorlardı. Avni loş olan odanın kenarına
kendini sakladı. güvenlik ve kadın odaya baktılar. açık olan küçük camı kapadılar. o
sıra kablolarrın arasında duran Avniyi görmeden çıktılar. Avni hemen sessizce onları
takip etti onlar sahnenin solundan Avnide sağından koşarak gitti. Öntarafa geldiği
sırada sanki tuvaletten çıkıyormuş gibi pantolonunu bağlayarak dışarı çıktı güvenlik
ve kadının şaşkın bakışları altında "Tank you" dedi. Onlara soru sormaya fırsat
bırakmadan . Cıktı gitti. Bu sırada Avni salonda bir gül bulmuştu. Hemen binanın
yanından dolaşarak bu gülü camdan O kadının çalıştığı yere attı. kadının cama doğru
gelmesini beklemeden Avni o binadan ayrıldı.
Avninin uçağının kalmasına 6 saat kalmıştı. Hemen Avni bankaya geldi yolda gelirken
<<inşallah bir aksilik yokturda artık şu ülkeden giderim>> diye düşündü. Bankaya
geldiğinde tüm testler yapılmış programın kontrolü ve idaresi isviçreden üstlenilmiş
ve Avninin bir kaç menü noktasını rusca yapmaktan başka görevi kalmamıştı. Hemen
bunlarıda yaptı. Bankadakilerden vedalaştı gülümseyerek yanağında mor leke
olmasına rağmen. Bir taksi çevirdi ilk önce kısa bir şehir turu. ordanda hava alanına
doğru yola çıktı. Avninin tek üzüldüğü nokta fotoğraf makinasının olmamasıydı.
Hava alanına geldiğinde daha 1 Saat beklemesi gerekiyordu bekleme odasında
bekliyordu. Uçak açıldı Avni gene kontrol noktalarından Avniyi karşılayan O Manken
gibi güzel görevli mini etekli hosteslerin arasından uçak bekleme bölümüne geldi.
Bulunduğu yerden Yolcu geçirme bölümü sadece bir camla ayrılıyordu. Avni bu
camın önüne oturdu. karşısında Ucaklar gözüküyordu. uçak geldi kapılar açıldı
yolcular çıktı Avniler uçağa alınmaya başladı. Tam Avni son bilet kontrol noktasına
geldi biletini verdi görevli hostes bileti aldı tetkik ettikten sonra geri verdi. Tam Avni
uçağa binecekti bu hostes Avniye dışarı bakmasını söyledi. Yolcu geçirme bölümünde
yani camın arkasında beyaz kürlerin içinde O kadın duruyordu. elindeki Avninin gülü
vardı kadın bu gülü biraz yukarı kaldırdı selamlar gibi Avniye gösterdi ve o güzel
dudaklarına götürdü öptü . cam duvarın üzerinden içeri attı. Avni güle doğru yürüdü.
Diz çöktü. kadının Kürk mantosunun önü açılmış emsalsiz uzun ve ince bacakları
gözüküyordu. Yerden gülü aldı kalktı. ilk defa göz göze geliyorlardı. Avniyi arkadan
hostes çağırdı Avni tekrar bu kadına baktı ve. gene "another day Baby" dedi. kadının
üzgün ama sade masum bakışları ardından uçağa bindi. Avni yine soğuk ama güneşli
bir ülkeyi daha bırakan Avni, onun kara bulutlu hapishanesine geri dönüyordu..........
Avni isviçreye döndükten sonra, ertesi gün güvenlik şefine rapor verdi. olanları
eksiksiz anlattı. Güvenlik müdürü. Bu kadının kim olduğunu bilmiyordu, yada kimin
adına çalıştığını. Ama araştıracaktı. Gerçi Avniyi daha değişik konular enterese
ediyordu ama, tabiyiki bunu güvenlik müdürüne söyleyemezdi herhalde -- Ya abi Avniye
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
139/359
neoldu böyle birincisi Avni sarışından hoşlanmaz. Eeee birtanesine benzemeyenide sevmez.... noluyo
ya bu çocuğa..... (Avni büyüyor reji büyüyor. Her geçen gün istesede istemesede Avniyi
değiştiriyor. Bunu anca kendiside yeni yeni anlayacak. Elbet birgün insanlar 7sinde ne
ise 70 şinde de o dur diyen Avni Belirli şertlar altında insanların nasıl değiştiğini
anlayacak.)
Avni gene Eski yaşamına dönmüştü. Đş yerinde eski günlük yaşam geri gelmişti. Gene
Bankadaki işyerinde fikirlerini uygulamakta sadece yabancı olduğu için gene fikirleri
kabul edilmiyordu. Kendi kendine bozuluyordu. Yahu ben ne yapsam bana tepeden
aşaıya bakıyorlar. Firmada yaptığı işte tek diplomalı olan Avni olmasına rağmen
ondan bütün işleri kıyırıyorlar. ve hatta Ona bağzı gelişmeleri bildirmiyorlardı. Hatta
bir keresinde Şeker bayramı için tatil verdiği halde, şefi bu haksızlık olur bizim
bayramlarımızda sen çalışmıyorsun demiş ama Genel sözleşme gereği kabul etmek
zorunda kalmıştı. Bir keresindede Oturum statusunu değiştirip Bankaya direk eleman
olarak girmesini sağlayan müsadeyi alması için gereeken bonservisi, şefi 4 ay
boyunca zula etmiş Avninin müsadeyi almasıda 6 Ay ertelenmişti. Avni hep gene bu
soruyu soruyordu kendisine. Ya dillerini konuşuyorum, dinlerine bile geçsek . ulan
şeyimi uzatamamki. Ne yapmak lazım bu adamlara yaranmak için diyordu acaba
şöför olarak kalsammı, hiç değilse rahatım diyordu. Ama yapamazdı öyle kolaykolay
vazgeçmek yoktu. Avni savaşa devam edecekti. Hem bu banka olayı enteresanttı. bir
yandan 5 rakamlı premiye alıyor öbür taraftan , ufacık iş için kavga ediyordu.
Tatil bitmiş herkez geri gelmişti. Pazar günü folklor vardı bu arada Avni şügi ile
hemen hemen her gün buluşuyordu. Gene göl kenarına gidiyorlardı. Folklora, Artık
herşey eskisine gönmüş geçen bir iki haftanın içinde artık Rusyanın bile heyecanı ve
anlamı kalmamıştı.... Şüği Avniye bir ara Avninin balkonunda otururken, ve hafif
hafif demlenirlerken, Şüği
- "Ya... Avni kaç zamandır yakınmıyorsun yani Birtanenden hiç bahsedmiyorsun artık"
dedi. Avni,
- "Biliyormusun Şügi o benim hayatımı gene kurtardı, Düşünsene bir kere ben O
mafya kadını ona benzetmeseydim. Paniğe kapılsaydım. Yanlış yerde yanlış hareket
yapsaydım. Yemin ederim anında O iki Yarma anında mıhlarlardı. Beni sadece olaya
basit bir oyun gibi bakmam, dikkatimi başka yöne vermem kurtardı. Hoş biliyormusun
ölmek yada ölmemek benim için pek fark yok. Arada Ha, binlerce kişi arasında
yalnızsın Ha.. bir mezarın içinde yalnızsın. Ne değişirki, Hem ben zaten O kişi yani
aklımda bu ğüne kadar geliştirdiğim şablonun artık Birtanem olduğuna inanmıyorum.
Nasıl inanayım ki? Onu hiç tanımıyorum. Demek istediğim benim beklediğim kız daki
özelliklerin Birtanemde olmasının imkânı yok.. " -----E eee Birtanem olayı Bittimi şimdi...
(Evet Avni Büyüdü, Şimdi Oda Farkında artık. Zaman Avni için takıldığı yerden
kurtuldu tekrar akmaya başlıyor...)
Şüği iyi bir arkadaştı ama bu gibi konularda susmayı tercih ederdi. Avninin ne kadar
deli olduğunuda biliyordu. O na akıl vermek Avniyi kudurtmak olurdu zaten... Şüği
- " Olsun be Avni, Ben sana hep söyledim Birtanen seni hiç sevmedi diye ama
anlatamadım. Hem bak bende yalnızım artık beni de kimse bu durumda beyenmez."
dedi. Birbirlerine baktılar ve kahkahayı bastılar. Doğruya sadece birbirleri vardı.
Pazar günü Avni folklor geldiğinde çok şaşırdığı bir olayla karşılaştı. eskiden 8 kişinin
olmadığı bu Folklor grubu birden 41 kişi olmuştu, duyan gelmiş kaydolmuştu. Avni
yanında Şügi olduğu halde Davulunu alıp gene çalışmalara gidiyordu. Bir nebu Grupta
Ay ile Konuşan Adam
kandini iyi hissediyor onu önemseyen bir çevre bulduğuna inanıyordu. Dernekteki
hem büyükler hemde küçükler Avni ile ilgileniyorlardı hatta Aileler Avni gel seni baş
göz edelim diye takılıyorlardı her seferinde Avninin cevabı hazırdı "
" Yani Avni
doğru kişiyi bulana kadar yalnız kalacaktı. Hani Olurda birgün??! Genede zaten Avni
son zamanlarda kimseleri beyenemiyordu. Tek hoşuna giden kişi ufaklıktı ama onada
bambaşka duygular beslemişti. Bir evlilik söz konusu olamazdı...
Diplomalı Avni.. Verilen Söz Yapılır....
Bu Arada Avni Rusya seferinden kazandığı premiye ile hem Okulun son dönem
masraflarını ödemiş imtihan günü için Frankfurtta kendisine beş Yıldız bir Otelde yer
ayırtmış. Ufak tefek borçlerını ödemiş, imtihanı kendisinin bile beklemedigi güzel bir
derecede kazanmış, Diplomasını almıştı O artık Yüksek okul diplomalı Informatik
mühendisi idi.. Bu sayede seneler önce verdiği sözü yerine getirmişti. içi rahattı. Artık
istediği yerde istediği işi yapabilirdi.
Aylar geçmiş, Folklor yolunda gidiyor ekip 3 Ayrı yöreyi oynayabilecek duruma
gelmişti. Çalışmalar Avniye zevk veriyordu. Avni kendi folklor hayatında bile bu kadar
erkek ve kızın çok olduğu grup çalıştırmamıştı nedense isviçrede yaşayan gurbetçi
aileler çok ilginçti kız çocuklarını kültürel faliyetlere yazdırırlar ama erkeklere gelince
yok onlar özgür... kızlar folklora tiyatroya erkekler diskoya esrar batağına. onlara
birşey olmaz çünkü erkek çocuklar doğuştan özgürdürler. özgür dürlerde ya
hapislerde, akıl hastanelerinde yatan esrar keşlere ne demeli. ha bir tek şunu
diyebiliriz Onlar özgürlerdi......
Avni diplomasını aldıktan ve işyerindeki bonservis sıkıntıları gibi konuları geçtikten
sonra, Tam gün olarak bankada çalışmaya başlamış, o sıralar isviçrede yeni başlamış
olan dünyaca ünlü bir kredi kartı offisinde görev almıştı. Bu kart firması Avninin halen
çalıştığı bankaya aitti. bu seferde Avni firma içinde ki diğer firmaya gidiyordu. Bu
seferki görevi yeni kurulan bu bölümün tüm bilgisayar işlemlerini koordine etmek ve
olan programları ihtiyaç doğrultusunda değiştirmekti. Birde görseniz takım elbiselerini
giyiyor gravatı takıp bürosundaki yazıhanesine girdiğinde sekreteri hemen o günlük
planları önüne seriyor ve neler yapacaklarına karar veriyorlardı -- aha.. demek sekreteri
de var hııııı anlayalım yani .... Avninin sekreteri elli yaşlarının üzerinde dört dil birden
konuşan evli ve 2 çocuk sahibi tonton bir kadındı. Avni herşeyi ile bu kadına
güvenebiliyordu. Avni bu görevede gene vitamin T (tanıdık) sayesinde ulaşmıştı. Yani
Güvenlik müdürü ve Informatik genel müdürü bir gün Avniyi çağırıp bu işi ona
vermişler Ekipman kurması içinde bütçe vermişlerdi. Avni bu bölümde işe
başladığında 2 hafta Bilgisayar konsollarını yerleşmesini beklemişti. Bürosunun
camından zürih vadisi görünüyor. öndeki camdan bölmede sekreteri oturuyordu. 2 ay
gibi kısa bir dönemde bu kredi kartları bölümüne tam 250 genç işçi alındı Call Center
denilen bölümdeki genç kızların her biri manken gibiydi. o bölümün müdürü sapığın
biri idi sarışın ve mavi gözlü olmayanın zaten şansı yoktu. Gene bu bölümde 30 40
kişinin üzerinde kadınlı erkekli eş çinseller çalışıyordu, buda daha hoş ve Avniyi
herzaman güldüren harmonik bir hava veriyordu. öyle ya hele birde Firma içi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
141/359
paparazi ler yok muydu? aynı türkiye gibi herkez herkezin arkasından konuşur kimin
kiminle olduğu bilinmezdi. Avni her bölüme girip çıkarak o bölümlerin ihtiyaçlarını
parogram yazılımı ile uğraşan, Avninin eskiden çalıştığı bölüme tasarı olarak sunması
ve onun söz hakkının eski bölüm şefi yani urs tan daha fazla olması Avniye çok iyi
geliyor ve güvenini sağlıyordu.
Avni Diplomayı aldıktan sonra ard,ı ardı gelen pozitif değişiklikler ve maddi sıkıntısının
kalmaması. ve zaten Kungfuyu da boşlaması onu nedense birden pilot olmaya
zorladı. Avni sivil havacılık pilotluk kurslarını almaya başladı nede olsa eski hayal
mesleği idi.
Avni Uçuyor..
Avni Sivil havacılık kurslarında pek sorun görmüyordu 25 saatlik teoriden sonra pratik
uçuş yapabilirdi. Naviatik ve Telsiz kurslarını zorlanmadan geçti nede olsa Yelkenden
bu her iki konuyuda biliyordu. Aradaki tek fark gök yüzündeki satların sanal
olmasıydı, yani olmayan yolların üzerinde gitmek. Avni ilk olarak tek motorlular için
12 saatlik Simulator kursu aldı. Sonra helikopter pilotu olmak istiyordu. Avninin
hayallerini süsleyen aslında başka birşey daha vardı oda pilotluk lisansını alacak,
tabiyiki çok çok parası olacak. O geçen yaz gittiği Bodrumun Bitez kasabasında
dağdan toprak alacak ev yapacak ve helikopteri teknesi vee... ... orda yaşayacak --Vee . . . si ne oluyo? ... O mu yoksa?... Yok aartık Avninin o yönde bir beklentisi yok
aslında o da bilmiyor . . . nın ne yada kim olacağını beşlkide bir köpek olabilir ha Reji
ne dersin şöyle sarı tüylü bir Avköpeği...-- ya ben diyorum bunun sonu kötü diye baksana
Adam taktı bir kere çökertmeli Halile.
Evet Avni artık sadece bu hayalin peşindeydi. Öyle ya yapılacak, ulaşılacak başka bir
hedef te yoktu piyasada. Yalnız kaldığında. Evine döndüğünde dört duvar,
yaşadıklarını kimseye anlatamaz hoş anlatsade kimse inanmaz. Şüği bile Avni ona
birşeyler anlattığında Şüği daha dertli olduğundan O başlar anlatmaya. Avni ne
yapacağını ve nereye gideceğini artık kestiremiyordu. Bu işin sonu nereye varacaktı
aklında Mitoslaşmış, hayal dünyası kahramanı, olmayyan bir sevgili. Ona duyulan
gereksizce bir aşk . Hayattan bir sürü beklenti, beklenti. Sonu nereye varacaktı?. Avni
gene kendini milyonların içinte yapa yalnız hissediyordu. yeni başladığı iş her nekadar
enteresan olsada biliyorduki çok yakında aktivetiseni yitirecek manotonlaşaçak yani
tüm programlar yerine oturunca gene Avniye yeni bir, Hedef aramak kalacaktı. Şu
uçma kursları onu son sıralarda tek tatmin eden olay oluyordu. Geçmiş geri gelmiyor
Avninin kendini çok hissettiği türkiyesi yoktu orda Avni kendini ispatlaması bile
gerekmiyordu diğerleri gibi sıradan birisiydi. Yada olacaktı. Dünyada doğru olan ne
vardı çüssesine ve kuvvetine güvenemiyordu çünkü Şügi ona örnekti Dev gibi adam
ne hale gelmişti. Ya Arkadaşı kızılderili şimdi yoktu. ufaklık. Oda gününbirinde birini
sevip çekip gidecekti. Avni şu andaki durumundan bir türlü memnun olmuyordu.
Aradabir birtanesinede bozuluyordu. öyleya O hiç Avniyi bir kez olsun anmamış
kendine hayat kurmuş mutluluk ve huzur içinde kimbillir nerde yaşıyordu.. Avni için
tek kalan şey uçmak oluyordu. Bu epey pahalı bir uğraşıydı. Lisansı aldıktan sonra
Avni biliyorduki devam edemeyecekti çünki 2 jet motorlu ve devamı için Amerikaya
gitmesi gerekiyordu Californiada iki üç ayda Jet motorlu uçaklara lisans yapabilrdi.
Aslındada yapmalıydı Bu Avninin yeni hedefiydi. Avni ayağa kalktı cam kenarına geldi
evde Lamba yanmıyor kasette sadece Baarışmançonun kol düğmeleri çalıyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Ay ile konuşan Adam
Avni dışarı baktı baktı cama vuran damlalar sanki onun yüzünde patlıyordu. Gök
gürültüsü ve şimşek sanki Avninin başında çarpıyor ve işte şarkının o sözleri
geldiğinde "Akşam olunca gelir kol düğmelerimin birleşme saati" Avni bastı yaygarayı.
gene kahkahalarla ağlıyor hüngür hüngür gülüyordu. -- ?! nasıl oluyo bu ya
anlamadım?? .... öhö...
Nedense hayat onu tatmin etmiyor hep sanki birşeyler eksik gibi düşünüyordu. Daha
fazla yapmalı mutluluğu bulmalıydı. Dışarı çıktı bahçe duvarında oturdu onun
ağlaması yağan yağmurun damlalarına karıştı hava ılıktı üşümüyordu. Bir kaç dakika
sonra yağmur dindi. esen rüzgar Bulutları dağıttı. Avni Ayı gördü.. Bağırdı "SÖYLE
ONA BUNLARI.HER KĐMSE NERDEYSE ÇIKIP GELSĐN...."
O gün avni çok yorgundu. Artık Kunfu yok Avniye arada bir para kazandıran özel
görevlerde yoktu. Öyle ya Jaky lo para canlısı birisiydi bir sürü Anvi ler yetiştirmişti.
Zaten Şükrü gelmedikten sonra Avni gitse ne olacaktıki. Eski tadı yoktu. Arada bir
salona gidip Jaky lo nun onu öğmesini dinlemesi ve Jasmin i o güzel kıvrak
hareketleri ile sseyretmekten başka bir şey aklına gelmiyordu. Birden gene Avninin
aklına geldi -- Kim ?! O mu... Yok! değil bu başka . Geçen yaz Avni türkiyede Eniştesinin
dükkanındayken olan olay...
Avni Bakırköydeki Eniştesinin dükkanına gittiğinde orda çalışan çok ama çok güzel bir
kız vardı Adı Arzuydu bu kızın. Avni bu kızın bakışlarını ve arada bir boyun büküşüne
yüzündeki mimiklere --- Eee kime benzer acaba ..... hayrandı.
Mesela bir keresinde Avni kendisinden çok küçük olan bu kızı bir maza önünde
durarak , orda sergide duran kazak karşısında, hayranlıkla kazağa sevgi dolu
bakışlarını, kazağı üzerinde denerken gösterdiği mutluluğu ve alamamanın verdiği
üzüntüyü görmüştü.
Mesela bu kız konuşmuyor hiç birşey anlatmıyordu, sadece mimikleri onun hislerini
ele veriyordu. Avni bu kazağı ona hediye olark aldı, eniştesinin dükkanda olmadığı bir
an kıza verdi. Sadece O kızın mutluluğunu görmek için. Kız gerçekten mutlu oldu Avni
kızın bir şey söylemesine ve teşekkür etmenin zorluğuna fırsat vermeden. "Hadi giyin
ve git sevdiğin kişi seni bekliyor dedi. Kız daha çok sevindi Avninin eniştesinden
çekindiği halde, Avni "Ben idare ederim" demesi üzerine, kazağını giyip sevdiği
insanın yanına gitti . Avni ondaki mutluluğu izleyebiliyor hissediyordu. Kendi kendine
işte ben bu mutluluğu tatmak istiyorum dedi. Ama sonra kızın babasının telefonle
kızını aramasıı işleri bozmuş. Avninin eniştesinin kızın babasına depoya yolladım
şimdi gelir demesiyle, ortalık düzelmişti. Bunun üzerine Avni Eniştesinden bir sürü
Azar ve nasiyat işitmişti.
Avni kızı neden yollamıştıki, Babası patronu olarak Avninin eniştesine emanet etmişti
vs. vs. diye Avninin eniştesi birşey olursa sorumlu tutulabilirdi. Gerçekten de aslında
Avni Eniştesine söyleyebilirdi, kızın arkadaşı ile köşede buluşacaklarını ve 15 dakika
içinde geri geleceğini. Hem Avninin eniştesi O kadar kötü birisi değildi, anlayışlı biri
idi. Ama genede Kız geri gelince Avninin eniştesinden epey Azar işitti.. Sabırla
nasihatları dinledi hiç bozuntuya vermedi, sadece başını öne eydi. Çünkü gururlu idi --
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
143/359
Azarlama faslından sonra, kapının dışında duran
Avniye doğru gelen kız. Sadece "Neden?" diye bakışlarla Avninin yüzüne bakarken
tıpkı Avninin o iki gururunun kırıldığı olayda olduğu gibi. yüz hatlarını bozmadan
yanaklarından 2 damla yaş damlamıştı....
Evet bu konudada Avni hatalı ve Avni iki seveni 10 dakika bir araya getirdi içinde
suçluydu.
Uzun zamanlardan sonra geçen hafta bu iki sevgilinin birbirleri ile Evlendikleri haberi
Avniye ılaşınca, onların sonunda mutlu olduklarını bilmek, bir parçada olsun Avni
suçunu affettirmiş oluyordu. Ama onun gördüğü bu mutluluk ve sevinç tablosu ona
milyonlarca paradan çok çok daha fazlasını veriyordu.
Tıpkı.... he he bu sefer ben dedim işte....
Evet Avni bu mutluluğu bundan sonra ancak artık göklerde arayacaktı. O da
arayabildiği, yani maddi gücü yettiği kadar. Belki günün birinde........olur
ya.....Karşısına gerçektende seveceği çıkacaktı. Avni artık kendince geliştirdiği
Birtanesi şablonuna inanmıyordu. Zaten bundan sonrada inanmak ve beklemek
Avniye birşey getirmeyecekti.
Avni Artık geceleri daha rahat uyuyor ve geleceğe dahaçok umutla bakıyordu.
Gerçektende belki kendisine hedef aldığı hiç birşeyi yerine getirememiş, verdiği
sözlerin hepsini tutamamıştı ama, istediklerini sonunda öyle yada böyle yerine
getirmişti. Uçabilmek duygusu Avniyi çok değiştirdi....
Ay ile Konuşan Adam
Bölüm 10
Hayatta Açılan 2. Kapı.....
Pazar günü gene folklor vardı Avni erkenden kalkıp Şüğiyi evinden aldı sonra birlikte
folklora gittiler. Avni 41 kişiye ulaşan gurupla başedebilmek için, onlara aynı Jacky Lo
taktiği uyguluyor onları mafediyordu.. Sanki hepsi askeri kampta eğitim görüyordu.
Ama ancak 3e böldüğü bu gurupla başa çıkabilirdi. Arada bir ufaklıkta geliyor. Bir
gurubu üstleniyordu. Avni kısa zamanda nerdeyse öğrencilerinin hepsiyle çok iyi bir
dostluk bağı kurmayı başardı. Hatta Hedefsiz hayat olmayacağını bildiği için yönetim
kurulunun dur ne yapıyorsun demelerine rağmen, gelecek dönemde haziran ayında
yapılacak italyanların düzenlediği uluslar arası folklor yarışmasına bile grubu
kaydettirmişti. Önlerinde 7 ay vardı ve Avni biliyordu. en az 12 kişilik süper bir
gurubu sahneye çıkartabileceğini..buna hem kendini hemde gurubu inandırmştı. Hem
yalnızda değildi türkiyeden şefer ağabey gelecekti şeref ağabey profosyenel bir
folklorcu hem davulu ile hem zırnasıyla dört dörtlük biriydi...
Haftalar haftaları kovalıyordu. gene pazar günü bizim ikili folklora gelmişti. Avni O
son Ayla konuştuğu günden beri ---Aylamı oda kim bu kızdan hiç söz etmediniz ? ..... (Olum
reji gene saçmaladın AY ile konuştuğu gece dedik hani yağmurluyduya gene bu gün
gibi... Yukarda yazıyor gitte oku..... Neyse nerde kaldık.. hah...) O gece den beri
Birtanesini artık istese bile düşünemiyor son sözünü söylemişti. Ama Bu pazar
başkaydı....
Gene dışarda yağmur yağıyor hava gündüz olduğu halde
etraftaki dağların ışığı kesmesinden dolayı karanlıktı. Folklor
çalıştıkları yer eski bir okulun sınıfı idi. yaklaşık bir basketbol
sahası kadar geniş olsada en fazla iki buçuk metre
yükseklikteydi. içerde lamba yanıyordu. Avni nezaman bu sınıfa
girse biraz duraklar ve kendi okul zamanlarını hatırlardı. Bu
sınıfın kocaman tahta kapısı vardı. Avni herzaman olduğu gibi
çocukların analarını ağlatıyor onlara konduksiyon ve jimlastik yaptırıp ısıtıyordu. --- Abi
be soba yada radyötörler bozukmu orda ısınsın garibanlar..... elli dakikalık çalışmadan sonra
hepsini sıraya sokmuş bu seferde çift sağ çift sol ve birkiüç denilen halkoyunlarımızın
temel figürlerini yaptırıyordu ama gözleri hep o kapıda idi Avni gene O kapının
açılmasını bekliyor bir yandan da davula tempo vuruyordu.
Đşte ne olduysa O an oldu birden kapı aralandı. içeri dalgalı kumral saçlı bir kız
kafasını soktu etrafa baktı. Avni reflekssel olarak etrafına bakındı Dernek başkanı
yanında duruyordu. Habire Avniyi baş göz etmek isteyen Rıza ağabeye
- "ĐŞTE BEN BUNUNLA EVLENECEĞĐM"
dedi, --- Amaninnn Avni kafayı bu sefer sıyırttı .... allahtan adam anlamadı. Avni birdaha
kapıya baktı kimse yoktu.. Avni birdaha baktı evet kimse yoktu.. Avni kendinden
şüphelenmeye başladı. Kalbi ayarı bozulmuş dörtnala giden bir at gibi çarpıyordu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
145/359
Artık tempo mempo, davul, mavul her şey birbirine karışmış Avni şaşırmış. Acaba
rüyamı derken birden avni "PAUSE"
diye bağırdı. --- o da ne ?? ... Tenefüs......--- Haaaa ! bende kötü bişi dedi sandım .....
Çocuklar bir bir ortalıktan kayboldu hepsi bir köşeye sığındı canları çıkmıştı. Avni
elinde Davul olduğu halde Şüginin yanına gitti.
- "Şügi gördünmü"
- "Neyi??"
- "Oğlum kapıdan gireni"
- "Yoook kapıdan valla kimse girmedi şimdi çocuklar dışarı çıktılar"
- "Ya ben kafayımı yedim. daha şimdi upuzun kumral dalgalı saçlı, zayıf ceylangibi
bir kız gördüm"
- "Oğlum artık sen bir doktora görünsen iyi edersin gerçektende
manyaklaşmayabaşşşşşşşş" " Orda işte masanın yanında Lan Avni nasılda gördün"
Evet Avnide gördü rüya değildi gerçektende O gelmişti. demekki Avni arkasına
bakınırken O kenardan usulca arkatarafa gitmişti. Avni bir daha baktı ne kadar da
güzel ve gülümser bir kızdı... Avni muhakkak tanışmak zorundaydı. Yanlarına doğru
gitti, biraz önlerinde Rıza ağabey duruyordu. onunla konuştu. Kızı dikizledi, süzdü
yanlarına gitti ama konuşabilecek durumda değildi adeta elleri ayaklar titriyordu.
biliyordu bu O idi yani Avninin hayallerinde tanımadan beklediği kişi. Bu sırada Kızın
ablası.
- "Hocam...Size kardeşimi tanıştırayım"
dedi. Avni gözlerini O kızdan ayırmadan
- "Hoca değil ben sadece eğitmenim"
dedi dedi ama gözlerini ayıramıyordu. Kız Avninin karşısına geçmiş O kadar masum
ve gülen gözlerle Avniye bakıyorduki Yemede yanında yat. yada Biblo olarak cam
dolaba koy seyretmeye doyamazsın. Yada dünyanın sonu nezaman? Neden insanların
3 bacağı yok. Yeşillenen buzlu yumurtaların bağırsaklarındaki güneş pembe olumu.?
Yoksa vatan ormanlarındaki balıklar güle oynaya şarkımı söylüyorlar? Ben neden
benim b b ben kimin sen miyim ben --- Abi.. Abi.... durdurya şunu rezil olacak..... (Yok
bunlar sadece Avninin aklından geçenler Bu kıza gerçektende aşık oluyor ama garibin
bu duyguları unuttuğu için beyni darma dağın.)
Kızın ablası tanıştırdı yada tekrarladı belkide Yapmıştır ---- Neyi? .... ha (Ha Kim
Nerde?) --- Abi Avniyi anladım da sana nooluyor... (Pıssst.. hiişt hiişt)
- "Kardeşim Semi"
Avni uçuyordu adeta
- "Semi... Semi?.. Tuhaf... "
Ablası
- "Semiha"
Avni memnun olduğunu söyledi. Aldı Semihayı karşısına o kadar ahret soruları sordu
ki , Kız nerdeyse sorulardan boğuluyordu.. Avni onunda folklora başlamasını
istiyordu. Bu kızın dalgalı saçları omuzlarına kadar iniyor küçük kahverengi gözler,
incecik bel uzun boy, Avninin başı dönüyordu. Avni içinden "Allahım bu kızın bana
ufakta olsa bir kusurunu göster bu kadar kusursuz güzellik yaratıpta benim önünme
neden çıkartıyorsun" dedi. Semiha aslında Jazz balesine gitmek istiyordu ama babası
çok katı birisi olduğundan izin yoktu anca bu sene gidebilecekti. Avni neler yapmadıki
Ay ile Konuşan Adam
kızı ikna etmek için, nerdeyse yerlerde sürünüp taklı atacaktı Zaten onu gördüğünden
beri bir iki metre havalarda uçuyordu.
O gün Avni folklor çalışmasından öyle bir zevk aldıki inanılmaz. Tabiyiki çocukların
canları çıktı hoş hazırlık geliyorlar ve iki üç adet eşortman yanlarında yedek
getiriyorlardı. Çalışma süresince Avni sadece Semihayı izledi izledi herşeyini ezberledi.
A dan Z ye süzdü. aklı sıra ona birşey belli etmiyordu. Çalışma sonunda Semi Avniye,
"Folklora katılma fikrini düşüneyim haftaya bildiririm" dedi vedalaştılar ama bizimkinin
gözü kızla birlikte gitti. Avni kendi kendine "Ya hatuna bak gözlerinin içi ışıldıyor Ama
çok güzelde gözleri var hani... Hemde düşüneyim diyor Ya insanı çıldırtır bu
kadınlar.."
Hemen ardından Rıza abeye kim olduğunu sordu.. Rıza ağabey Ustere yeni
taşındıklarını 3 kız kardeş olduklarını birinin evli diğerinin yani folklora gelenin nışanlı
olduğunu bunun da en küçükleri olduğunu anlattı ve Aydınlıydılar..... --- He? ..Aydın
Aydın durbakayım.. Aklıma bişi geldi
dumanlı....
Bodrum. Bitez ?! çökertmeden çıktı da halilim aman başı
....
Avni ile Şügi geriye dönerlerken Avni şükrüye hep aynı soruyu soruyordu
- "Acaba haftaya gelecekmi? Şügi söyle gelecekmi???"
Şügi de ona
- "Aşıksın sen aşıksın arkadaş
"
diye şarkı söylüyordu. Arabanın içi çarşamba pazarına dönmüş kimse kimseyi
anlamıyordu. yani ne Şügi Avniyi nede Avni Şügiyi dinliyebiliyordu.. Şügi Avninin
içinde bulunduğu an'ı çok beyenmiş kafa buluyordu....Öyle ya Avni nerdeyse iki
senedir yalnızdı. Arada bi Silvi geliyordu ama onuda zaten Şügi bilmiyordu...Zaten
oda artık ortalıktan kaybolmuştu...
Avni akşam üstü eve geldiğinde gördüklerine inanamıyordu. Yani ikinci kez kapı
açılacak ve Avninin beklediği kişi karşısına cıkacak, yok ya olmaz böyle birşey
diyordu. Diyorduda genede aklından gitmiyordu bu Semi.. isme bak ya sanki Sämeli
(Đsviçrelilerin küçük ekmeklerine verdikleri ad..... Tamamda Şimdi Avni koca haftayı nasıl
geçirecekti. baktıkı olmuyor, O sıralar kız kardeşi ile yaşayan şüğinin evine gitti. Şügi
ile konuştu yaşananların gerçek olup olmadığından emin olmak istiyordu. Bu Kız
gerçektende dış görünüşü sıcaklığı ve sempatik görünüşü birde O Edalı süzüşüyle
tam tamına Avninin beklentisinde ve hatta çok daha ilerisinde bir Kızdı. Sanki Kafkas
ekiplerinin ekip başını oynayan kızlar varya işte öyle Sanki küçük bir ceylan orman
kenarında insandan ürküp kaçan...
Avni Şügiden ayrılıp Ablasına Akşam yemeğine ordanda Ağabeyine gitti. Annesiyle
konuştu. Olanları anlattı ama Kadın gerçektende Avninin ne dediğinden birşey
anlayamadı Herzamanki gibi gene hızlı konuşuyor, kelimeler makinalı tüfekten
çıkarcasına geliyordu. Neyse çoktandır Avniyi bu kadar neşeli görmemişlerdi. Gece
olunca Avni Eve gelmeden, doğru göl kenarına gitti Martılarını buldu olanları birde
onlara anlattı, sonra kendi kendine güldü. --- Nasıl gülmesin martıların aptal aptal Bu ne
anlatıyor diye Avniye baktıklarını bir gözünüzün önüne getirin..
Salak çocuk noolcak.....
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
147/359
Avni geceleyin eve geldi ve çoktandır. Yapmadığı hatta özlem duyduğu birşeyi yaptı...
Yattı ve uyudu hemde uyanmadan sabaha kadar içi huzurluydu artık. Demek
düşünceleri bir hayal ürünü değil gerçekti. Yani sabredince herşey oluyordu. Aklına
tek takılan acaba Avni haklımıydı. Birtanesini bu kızla değişebilecekmiydi. Yoksa bu
Semi birtanesinden dahadamı iyi cıkacaktı.....
Avni bu haftanın nasıl geçtiğini bile anlayamadan gene cumartesi oldu Avni
türkiyeden gelecek folklor hocasını karşılamaya gidecek onu otobüsten alacaktı.
Dernek gerçekten gelişmeleri görmüş ve Avninin yardımına Şeref ağabeyi getirmiş
altı ay kalıp Türkiyeye geri dönecekti... Bir yandan Avnide merak ediyordu. Hem
şeref ağabeyin Avnide kalmasıa bir avantajdı Avni için.....
Folklor ve Kupalar...
Cumartesi günü Avni saat 9.00 sıralarında şeref ağabeyi aldı sonra, Şügiyi aldılar orda
kahvaltı edildi. Şeref ağbayle eve geldiler. Avni şimdi 2. Kez mutluydu. Hem Davulcu
hem Zurnacı hende yeni oyunlar herşey büyük gösteri için hazır gözüküyordu. --Tabiyiki unutmamaımız lazım birde Semi var.... Yani 4/4 lük bir yaşam. Hatta Avni bu hafta
içinde gene türk olan bir bilgisayarcıylada tanışmışlar ve bu adamın firma kurma
fikirlerinide benimsemişti. O gece Şeref ağabey yorgun olduğu için erken uyundu.
Tabiyiki uyuyacak yarın Pazar dimi vay uyanık Avni vay..... Ertei günü Avni saat
altıda uyandı O gün çok güzel bir gündü güneşliydi hava dışarda sanki lodos
esmişçesine mis gibi Denizsuyu kokusu vardı. Avni hemen duşunu aldı giyindi. Gene
teknik çalışmalarına başladı fit olması gerekiyordu. Avni için problem değildi yaklaşık
bir saat kendi kendine bahçede çalıştı. Sonra mutfağa gitti Meyva suyu içine bir adet
yumurta şeker karıştırdı iyice çalkaladı ve içti. Bu sıra Şeref ağabey kalkmış mutfakta
şarkı söyleyen Avniyi izliyordu. Çayları demlediler kahvaltı beyaz peynir zeytin vs.
hazırlandı. Şüginin gelmesiyle birlikte Kahvaltı ettiler. Masayı topladılar. Hep birlikte
mavişe bindiler .. Doğru folklora...
Folklora on beş dakika evvel gelmişlerdi. Avni hemen eşyaları salona taşıdı Şügi ile
Şeref ağabey sanki asker arkadaşı gibi samimi olmuşlardı. Gülüp eyleniyorlardı
dışarda. Avni onlara biraz bozuk attı hadisenize diye. Tabiyiki Avninin tek merakı
Semi Gelecekmiydi. Yoksa ablasıyla haber yollayıp yok sağolmu diyecekti. Bu ara Şügi
sıgaram bittsin geliyorum dedi. Avni ?!! Evet Avni tam bir haftadır sıgara içmemişti
Hayret nasıl olduda unutmuştu -- Tabi aklında Semiden başka biri olmazsa tabiyiki unutursun...
Dur yakma ya! Negüzel hazır unutmuşken bırakmanın en güzel zamanı...
Hemen Şüginin yanına gitti daha 10 Dakika vardı başlamaya. Ver birtane diyerek
sıgara istedi ve içmeye başladı. Hala Kafasında bir soru Vardı ya Semi gelmezse ne
yapacaktı. Bekleyecek sabredecekmi yoksa nu arayacakmıydı. Bunu hala kendiside
bilmiyor aslında bir azda korkuyordu.
Daha sonra Parkyerini terk ederek Okula girdiler. Bu park yeri Aslında okulun
Avlusuydu. geniş elli altmış arabalık bir yerdi. Maviş en önde tam kapının karşısında
duruyordu. Folklor çocuklarınında çok ilgisini çekiyordu. ama Avni kullanırken Maviş
hala dışgörüntüsü Fabrika çıkışlı olan içinde canavar yatan bir mahluktu. Avni içeri
girmeden evvel bir kez daha döndü ve mavişe baktı. Sanki ne yapayım dermiş gibi?
Nede olsa şu anda Avninin derdinden tek anlayan Maviş vardı. Onunla konuşurdu her
fırsatta. Birtanesini ona anlatırdı hep, Şimdide Semiyi anlatmış sanki ondan Evet Avni
Ay ile Konuşan Adam
doğru kişi buna bende inanıyorum tastiği almışçasına son korkusunda gene Mavişe
bakıp medet umuyor onun göz kırpmasını bekliyordu. Sonra Avnide içeri girdi.
Folklorcular Alışığın tersine her zaman Vaktinde gelirler sanki geç kalanlar
cezalanacakmış gibi birbirleri ile erken gelme yarışı yaparlardı. ---- Đsterlerse geç kalsınlar
Avninin ne yapacağını çok iyi biliyorlar. Başlama saati geldiğinde Avni bütün ekibi karşısına
aldı. Onlarla silifke çalışıyordu. Çocuklar bu ağabeyin ismi Şeref türkiyeden sadece
bizim için geldi ve bizimle çalışacak. Sizden istediğim çalışmalara tam kadro olarak
gelmeniz ve her saniyeyi değerlendirmeniz.. Biliyorsunuz biz burda Vatandan
kilometrelerce uzakta ve sadece bulduumuzla yetiniyoruz. Bu açıdan saygılı olalım
diyerek izledi. Avni aslında hepsinin önünde çok sakin ve soğuk kanlı davranmasına
karşılık içi kaynıyordu. Çünkü Semi yoktu. Ablası vardı ama O yoktu. Avninin tüm
morali bozuldu. Geriye döndü Şügiye baktı.
Şügi omuz kaldırdı bilmiyorum diye.. Avni çocuklara ısınma hareketlerini yaptırmak
üzere Ekip başını çağırdı onlar ısına dursun, Avni Şüginin yanına gitti..
- "Yok"
diyebildi sadece. sonra camın kenarına gitti Mavişe baktı. nerdeyse gene haykıracaktı.
Ama neden yani ne hakla haykırabilirdiki kızı zorla getiremezdiya. Ara verildiğinde
ablasına sorarım dedi. O anda Mavişin yanında O nu gürdü. Semi gelmiş aşağıda idi,
hemde mavişin yanında Arabanın önüne geçmiş mavişi okşuyordu adeta, orasına
burasına bakınıp duruyordu. Avni Şügiyi çağırdı. Şügi bizim Maviş galiba damat
olacak dedi. Şügi aşağıya bakarken o döndü guruba gitti. ve
- "Arkadaşlar lütfen tüm bildiklerimizi, Şeref ağabeye gösterelim"
dedi. Çocuklar tüm oyunu tekrarlamaya başladılar Avni doğru cama.. Aşağıda kimse
yoktu. Bu kız yani Semi bir görülüp bir yok oluyordu. Avni şügiye
- "Şimdi nereye kayboldu?"
diye sordu Şügi gene herzamanki gibi bilmiyorum diye omuzunu kaldırdı. Avni
- "Ulan Şügi birkerede bilsen ya"
diyerek onu azarladı. Aradan bir kaç dakika geçti bizim yabani fıstık gene o Tahta
kapıdan içeri süzülerek girdi yanda duran masanın üzerine oturdu. Gene üzerinde o
daracık eşoftmanı andıran pantolon ve hırka vardı. saçları dağınık. güler yüzleri ile
etrafına bakınıyordu. Bu arada şeref ağabey gurubu almış onlarla nerdeyse böylemi
oynanır diye alay edip yapamadıkları figurların doğrularını gösteriyordu. Odada bir
sürü gürültü davul sesi teybin sesine karışmış Şeref ağabeyin bagırmaları ve "hoh
deee" komutları birbirine karışıyordu. Avni ise sadece bir kişiyi görüyordu yani
Semiyi.
Avni Salonda Sanki kimse yokmuş gibi onun yanına gitti. Semi masanın üzerine
oturmuş ayaklarını sallıyor. etrafa gülücükler saçıyordu. Avnide yanına oturdu Semi
şöyle bir kafasını çevirip ona baktı. Baktı ama Bu bakış Avniye Blendax şampuan
reklamlarında saçları uçan kızlar gibi geldi. Semi Avninin gözlerinin içine bakarak
- "Merhaba"
dedi. Anlaşılan Bu yeni oyun Seminin hoşuna gidiyordu.. Avni
- "Merhaba hoş geldin"
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
149/359
diye yanıtladı. Semi gene önüne dündü Çalışan gurubu izlemeye başladı. Avni o anda
birsürü şey soracaktı. ama dudakları düğümlenmiş tek kelime çıkartamıyordu
ağzından. kalbi çarpıyor, düğümleniyordu. Bir ara Semi Avniyi Edalı Edalı süzdü. Avni
başı yere eğik süt dökmüş kedi gibi baktı. Bir ara Semi
- "Tamam karar verdim folklora geliyorum"
dedi, hiç beklemediği bu cevaba şaşıran Avni
- "Efendim"
diyerek cevaplandırdı. Avni Bir şey anlamamıştıki Seminin güzelliği ve sempatikliği
karşısında donmuştu gene trans olmuş taaa gerilere kadar uçmuş geri gelmişti. Semi
tekrarladı.
- "Folklora diyorum .. bende geliyorum"
Avni şapşallığını üzerinden atarak
- "Bak buna çok sevindim diyerek Karşılık verdi. Aradan sonra Semide çalışmalara
başladı. Başladı ama Grupta iki adet yakışıklı delikanlı vardı Semi boyu gereği onların
yanına geçmeliydi. Bu iki delikanlı çok iyi çocuklardı. Ama Seminin onlara bakarak
gülümsemesi Avniyi çileden çıkarıyordu yani. Ama ne belli edebilirdi onu deliler gibi
kıskandığını nede bir şey söyleye bilirdi. ---- Eyvaaah Avni kıskanmasınıda öğreniyor yandık..
Bu çocuk daha kimseyi kıskanmadıya bu güne kadar....
Folklor bittikten sonra şeref ağabeyi dernek lokaline götürdüler bunu fırsat bilen Avni
Semiyi kenara çekti. Biraz konuştu kim olduğunu ne yaptığını nerde okuduğunu
öğrendi. Henüz Semi daha 18 yaşına yeni girmiş Ehliyet alacaktı. Zürihte bir yerde
çalışıyordu. Avni bunu fırsat bulup kendisininde Zürihte çalıştığını ilk fırsatta bir öylen
yemeğine çıkmak istediğini söyledi. Ama Avni tabiyiki gene kesin konuşmadığından
dolayı hani bir gün gideriz anlamında birşey oldu Ablası çağıran Semi tam kapıdan
çıkacakken arkasını döndü
- "Olur"
dedi bir gülücük attı ve gitti ... Sadece "Olur". Avniyi bu "Olur" kelimesi altüst etti
Şügi yanına geldi. Avni şügiye
- "Ona yemek için buluşalımmı dedim bana "Olur" dedi Şügi..... Sadece Olur dedi ne
biçim Kız bu ya. .. " dedi Şügi
- "!? "
Avni kendi kendine düşünürken Şügi
- "Olum seni de anlamakta zor ne kadar güzel işte sana olur demiş daha ne
istiyorsun?"
- "Đyide bu Olur ne anlama geliyor. Yani "Evet olur" dese. neyse yada "iyi olur" ,
"tamam". Yani anlamsız bir olur"
- "Bak Avni tepelerim seni şimdi" dedi Avni güldü dışarı çıktılar.
Avninin önünde gene koca bir hafta Vardı. Salı akşamı bu adını duyduğu bilgisayarcı
adamın yanına gidecekti. Đşten cıktı ve oraya gitti. Bu ateşli ateşli firma kurmak
isteyen ama iyi bir firmanın Ekipmanının da kuvvetli olmasına inandığını söyleyen
planlarını açık ve dürüstçe ortaya koyan kişi Avniye epey sempatik gelmişti.
Anlattıkları hiçte kötü değildi. yaklaşık on onbeş kişi ortaklı Firma kurulacak, firmanın
hisseleri olacak ve Avninin çok işine gittiği için taktığı lakab Sarı çizmeli memed ağa
hisselerin yüzde ellibir ini kendisine alacaktı. Avni geldiğinde Kurulma çalışmaları
başlamıştıbile. Toplantıya gelenlerin çoğu bilgisayar kullanmasını bile bilmeyen,
Ay ile Konuşan Adam
vatanlarìndan uzak yaban ellerde para kazanıp kendilerini ve de türkiyedeki ailelerinin
geleceğini güvene almak için, alın teri ile çalışan bir gurup gurbetçiydi.
Gurbetçi diyorumda kim anlar hallerinden. Onlar vatanlarında yaz tatillerinde
soyulmak üzere beklenen, Onlar çalıştıkları ülkelerde bir yabancı denilerek hor
görülen,insalar sanki sürgündeler. Onlar ki; kendilerine her türlü uzak gördükleri
töreler ve adetlerle karşı karşıya kalmış, bir çözüm yolu arayan, dışgörünüşleri süper
güçlü, fakat içlerini sorarsanız acınacak kişiler. Yani bizler gurbetçiler.!
Đsviçre gibi bir yerde oldukları halde etraflarındaki, güzellikler arsında, Kendi
dertlerine çözümü aramanın çalışarak, didinerek elde etmekte olduğunu düşünen,
gurbetçi vatandaşlar, Đsviçrenin Dübendorf köyündeler.
Bu köyde geleceklerini bağladıkları bir mesleği öğrenmek amacı içerisinde bir
bilgisayar okulunda toplanmışlar, geleceklerine ışık tutacak olan bu mesleği
öğreniyorlardı.
Bilgisayar deyip geçmemeli. Artık baksanıza küçücük köylerde bile mevcut.
Đsviçreliler hatta ineklerini bile bu elektronik makinalar ile sağıyorlar. Hem bu meslek
türkiyedede geçerli. Unutulmamalı !! Yani gelecek veren gerçek bir eylem kahvelerde
oturacaklarına, kendini eğiten insanlar bence hep öğülmeli ve destek olunmalı.
Bu gurubun gittiği okulda böyle. gelecek vaadeden öylesine bir bilgisayar okulu.
Genede biz sıradan bir okul dersek belkide haksızlık ederiz. Çünki; Sarı çizmeli
Memed ağa darılır! Onun ağzından dinlersek şayet der ki: <<Bu okulda benim
yaptığım eğitim Đsviçrededa bir tane. Bağzı kişilerde kurslar veriyorlar, ama onlar
milleti soymak için sadece kurs olarak birkaç şey anlatıp öğrencilerine bilgisayar
satarak fazla para kazanmak niyetindeler.>> der.
Kim bu Sarı Memed ?
diyeceksiniz. Anlatayım:
Sarı çizmeli Memed ağa, öyle hergün eşine rastlanılan birkişi değil. Bildiğiniz Sarı
çizmeli Memed ağalarına, yönelik yöntem uysa bile tam olarak da aynı değil. Mesela
bizim Sarı çizmeli memed ağanın traktörü yok... Mercedesi var. Ama Prensipte aynı.
Handi Sarı Memed ağa lar derler ya <<Enayiler olmasa bizler aç kalırız..>>
diye. Bu Sarı Memed da aynı öyle. Bu Kişi sağolsun Kültürel açıdan da Avniyi çok
etkiledi. Mesela Avni şimdi Silifke yöremizin ünlü şarkısı kekliği daha iyi anlıyor..
Hani şarkıda geçer ya..
<<Aslı, yok. Yaylasında bin beşyüz koyunum var benim.
--- ha !.. öyle bir tarla olmadığına göre koyunlarda yok.. iyi adam yalan söylememiş hiçdeğilse......
Her kez kesesinden... Yesin içsin! Saltanatım var benim>>
---- Bu da iyi ya... Ben davet edeyim siz cepten ödeyin... Ben tututm bu şarkıyı.
..
Yani sizin anlayacağınız, herkezin hayranlıkla baktığı, Đsviçredede kendisine bir isim
yapmış olan, hani bildiğimiz politikacıların konuşmalarını andıran, kuvvetli iknâ
gücüne sahip, her önüne gelene Tavuk ve Kartal hikayesini anlatan bir kişi. Bizim
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
151/359
sarı . -- Anlamayanlar için birde benden .. Hani şu kümeste yetişmiş kartal varya kendini tavuk
sanan ve yem yiyip gıdak gıdak diyen, ha işte onu gelmiş birgün bir zengin adam almış uçurmuş
Kartalda yüce ve göklerin hakimi bir kuş olduğunu anlamış... işte O hikaye.....
Memed'in böyle bir kişi olmasındaki, en büyük etken kendisinin nerdeyse Đsviçredede
doğduğunu iddia edebileceğimiz, yaşta buraya gelmiş olması. Tüm eğitimini Đsviçrede
yapmış, yüksek eğitimini de bilgisayar bölümünde bitirdiğini söyleyen bir kişi.
--- Yani bunu O söylüyor. Ortada daha diploma falan yok ... Şııııt Abi ya kim bu gerçektende ya ....
Melek falanmı yoksa..
. Yani birden bire öyle çiddi çiddi anlatmaya başladında ondan
sordum....Tamam tamam kızma sustum işte..
..
Gelelim bizim gurbetçi vatandaşlara;
Günlerden bir gün Akşam olmuş gece karanlığı çökmek üzere, Saat 20.00, Bizimkiler
yaklaşık 12 kişi, bilgisayar dersi görüyorlar. Derken öğretmenleri Memed tenefüste
aralarından bir kaçını yanına çağırarak dersten sonra beklemelerini tavsiye ediyor.
Avni O anda aynı odada gelişmeleri izliyordu. Memed ona daha önce düşüncelerini
anlatmıştı. O gün ders bittikten sonra kalan birkaç kişi Memed'in gelmesini
bekliyorlardı. Uzun bir bekleyişten sonra toplanan kişilere Memed bey , Bir şirket
kurmak istediğini anlattı. Herkez bir den şaşırdı. Memed tüm iyi niyetiyle bu şirketi
kurmak istiyorsa onlara ne! diye düşündüler.
Fakat Memed bey topladığı kişilerinde bu şirkete ortak olmalarını teklif edince, bir den
herkez de bir şeref bir gurur meydana gelmiş ve olup olamayacağını düşünüyorlardı.
Öyle ya gurbetçilikten patronluğa kim istemezki. Sabırla dinlediler ve öğretmenleri
Memed beyin konuşması bittikten sonra bir sonraki haftaya düşüncelerini ve
cevaplarını bildirmek üzere ayrıldılar.
Avni eve geldiğinde; Bu şirket’i kurma fikri aklına epeyce yatmıştı. Ablasının da fikrini
almak istedi. Ablası pek istekli ve taraftar olmamasına rağmen, “Dikkatli ol! bakalım
zaman neler gösterecek” diyerek onayladı. Ama tembih etmeyi de unutmadı. Đşin
rizikosu da vardı bütün birikenler uçabilirdi. Yani hazır Avni Semi yi de bulmuşken,
Evlilik planları yapmaya başlamışken, Firma kurma hele, hele ortak olarak birisi ile
çalışma, ablasına pek mantıklı gelmiyordu. Avni ise ablasını yatıştırmak için
- “Abla daha semi 19 Yaşında. Henüz benim ondan hoşlandığımı bile bilmiyor. Daha
annem gelecek, Görecek beğenecek vs. vs. Yani senin anlayacağın uzun iş. O zaman
kadar firma olayı belli olur..”
dedi.
Ama yinede Avni'yi bir düşünce sarmıştı. Ne olacaktı şimdi? Firma kurmak için
Avni'nin hiç bir girişimi, deneyimi bu güne kadar olmamıştı. Becere bilirler miydi?
Ama Sarı ağa, << Bizler bu işi yaparız hiç korkmayın>> dememiş miydi? Yaparlardı
da......
Pazar günü folklor vardı. Semi de Folklora gelecekti. Semi bunu açıkça söylemişti.
Avni Pazar sabahı Şeref ağabeyi de alarak doğru folklora gitti. Folklora bu sefer Semi
de erkenden gelmiş kavun içi eşofmanlarını giymişti. Avni çanla başla bir bakıma hey
millet buraların efendisi benim dermişçesine, ortada üçe bölüme ayırttığı gurubu
çalıştırıyordu. Şeref ağabeyde Davul ile tempo tutuyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Ara verildiğinde Avni Seminin yanına gitti. Avni’nin onu çok özlediği her halinden
belliydi. Semi de Avni’ye daha samimi davranıyordu. Konuşurken Avni’nin gözünün
içine bakıyor gülücükler ile hayran, hayran kendisine karşı gösterilen bu ilgiye bir
bakıma teşekkür ediyordu.
Bu haftanın diğer haftalardan tek değişikliği. Semi ile beraber tam tamına 5 erkek
daha folklora başlamıştı sanki Semi’yi duyan folklora geliyordu. Aslındada öyleydi ama
bu folklor. insan ne niyetle gelirse gelsin. ilk halaydan sonra kardeş olunuyor. Semi
sevecen bakışları ve gülüşleri ile tüm çocukların başını döndürüyordu bu da Avni’yi
aslında çileden çıkartıyordu. Avni yinede kimseye çaktırmamaya çalışıyordu.
Bu Folklorda Pazar günü sıkı bir çalışma vardı. Bir ara Şeref ağabey alıyor yeni
figürler ve oyunlar gösteriyordu. Şeref ağabey işe başladığında Avni de öğrencilerin
arasına katılıyor ve öğreniyordu.
Yarışmaya 2 ayları kalmıştı. Gurup yerine oturmuş 4 x 8 yani 32 kişi sahneye
çıkabilecek duruma gelmişlerdi. Bu arada her fırsatta gösterilere de gidiyorlardı.
Gurubun sahne tecrübesine ihtiyacı vardı. Semi 2 çalışmada sahneye hazır duruma
gelmiş ve ilk gösterisine çıkmıştı.
Seminin çıktığı ilk gösteride en gülünç olan olay ise Gurup ilk olarak Silifke
oynayacaktı. ikinci oyun olarak ta Adıyaman. Şeref ağabey Adıyaman’ı Zurna ile
çalacaktı ve ekip başı olan arkadaş zurna sesinden adeta korkmuş, bütün sinirleri
gevşemiş ağlamaya başlamış ve sahneye çıkmak istemediğini belirtmişti. Đkna yolu
ile, yinede onun ekip başlığı altında sahneye çıkıldı.
--- Öyle ya, bu güne kadar hep saz ile çalıştılar. Bu zurnada nerden çıktı böyle birden...
Sıra yarışmada oynanacak oyunu karoğrafi etmeye gelmişti, Avni her oyuncunun
düşüncesini tek, tek alarak onları da yapılacak yarışmaya konsantre olmalarını
istiyordu --- Yani ruhsal terör çocuklara da kazanılmazsa suçluluk duygusu verecek...hıh ...
Ellerinde olan yarışmaya katılım tutanaklarında Jüri üyelerinin salonda dolaştıkları
yani baştan kimin jüri üyesi olduğu belli olmayacağı yazıyordu. Sonuç olarak görülen
oydu ki. Đtalyanların hazırladığı, Đsviçre de yaşayan yabancılar Amatör folklor şöleni
adlı yarışmada, epey bir profesyonel, yönetim kurulu kadrosu mevcuttu. Elbiselerden,
oynanan oyunlardan ve hatta grubun genel durumundan dahi not verilecekti. Bu
notlama soyunma odasından, ödül merasimine kadar olan zaman demekti. Yani
taşkınlık olmayacaktı. ---- Bu da bizim millet için çok zor bir şey aslında.... Yarışma
kurallarının okunduğu bu çalışma gün’ün de Şeref ağabey uster derneği yönetim
kuruluna
- “bu günden itibaren çocuklara mümkün olduğu kadar çok sahne gösterisi alın”
dedi. Çünkü Gurubun sahne tecrübesi o kadar fazla değildi. Avni bile henüz üç, dört
ayda bir araya gelerek oluşan gurubun ne kadar çabuk geliştiğine inanamıyordu.
Sanki hepsi doğuştan kabiliyetliydi. Bir grubun, toplulukların, bu kadar çabuk
kaynaşmasında en büyük etken ailelerin birbirleri ile anlaşabilmeleri ve hep beraber
çalışmalara aktif katılmalarıydı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
153/359
Her gün bir aile, verilen molalara börek, poğaça vs. getiriyor. Molalarda bir şenlik
havasında geçiyordu. Guruba katılanların en küçüğü on altı en büyüğü yirmi
yaşındaydı.
Hafta araları Avni, Memed’in yanına gidiyor onun sınıfında, Memed beyin teşvikiyle
Avni, öğretmenlik yapıyor ve bu arada kurulacak olan şirketin hazırlıklarına
çalışılıyordu. Avni Memed bey’e sonsuz güven meye başlamıştı. Hatta bazen onu
adeta sadece kendisi için yollanan, işçi olarak başkasının yanında çalışma acısından
kurtaran, iyilik meleği gözü ile bakıyordu.
Daha önceden kararlandığı gibi salı günü Memed bey’in şirketinde ortak olabilecek
aday kişiler toplandılar. Toplantıda daha Avni’nin tanımadığı diğer insanlar ile
yaklaşık 20 kişi bulunuyordu. Avni dışında öğrencilerden oluşan bir gurup vardı.
Toplantıda esen hava süper gözüküyordu. Herkes’in içi neşe ile doluydu. Memed bey
girdiğinde herkes sabırsızca bekliyordu. Memed bey, neler yapabilecekleri konusunda
teklifler getirirken bu teklifler tartışılıp, Avni ve diğer ortak adaylarından da fikirler
geliyordu.
Meselâ Abuzittin ağabey bilgisayar destekli sürücü, ehliyet imtihanını hazırlanmasını
önerdi.
Daha sonraları Đsviçre de yaşayan Türk işçilerin temel ihtiyacı olan Almanca kursları
ve yurt dışındaki gurbetçi çocuklarının başlıca derdi olan okuldaki derslerin eğitimi ve
birçok başka fikirler sunuldu. Ve hatta bu fikirlerin arasında Đsviçreliler için Türkiye de
tatilli bilgisayar dersleri bile vardı. Öyle ya Memed ağa bazı kuruluşların ispanya da
böyle kurslar düzenlediğini ve tıklım ,tıklım dolu olduğunu söylüyordu. Memed ağa
söylediğine göre doğrudur! -- Hemde ne demessin olum Avni bi araştırın ya şu adamı aslı varmı
benim midem buandı böööö....
..
Aynı gün konuşmaların hemen arkasından görev taksimleri yapıldı Mesela St.Gallen
bölgesi 2 kardeş olan arkadaşlara verildi. Programcılık Hüsamettin arkadaşa, Luzern
bölgesi de şabana verildi ve böylelikle hayalde Memed ağanın şirketi hemencecik
kuruldu. Hemen haftasına da faaliyete geçti.
Bu firmanın ortakları için ise, o günden sonra büyük bir çalışma başladı. Her akşam
geç vakitlere değin çalışıyorlardı. Broşür yazımları ve hatta Đsviçre’de ki Türklerin
adres kayıtları yapmak için tüm Đsviçre Telefon kitaplarının toplanması. Yazıları türkçe
harflerle yazan bilgisayarları olmadığı için almanca yazıyor sonra tipex’le
Türkçeleştiriyorlardı. Bu hazırlıklar yapılırken, M O W denilen bilgisayar okulunun
bilgisayar salonunu kullanıyorlardı. Bu M O W denilen firma hakkında bildikleri tek
konu Memed bey’in bu okula ortak olduğu ve geçmişinden aldığı tecrübelere,
dayanarak hareket ettiği idi. Nede olsa O Avni'leri bu işlere sokmuştu. Ne yapacağını
iyi bilirdi ve anlıyordu Yani Memed bilinçli olarak hepsini yönetiyordu. Ama nedense
Bu MOW’un bürosunu bile kullanamıyorlar her şeyi sınıftaki bilgisayar masalarında
zorlanarak yapıyorlardı. Toplantı yapmak için bir masa bile yoktu...
Şirketin ismi....
Çalışmalar sürdükçe Yeni şirketin ismi de ortaya çıktı. Bilgisayar Eğitim Merkezi yani
kısaca << B E M >>
Ay ile Konuşan Adam
BEM adında gazetelere ilan verildi, BEM adında öğrenci kayıtlarına başladı. Dersler
Yaz tatilinden sonra başlayacaktı. Ve yaz tatilinde de Türkiye de bir yerde hep
birlikte buluşacaklar, adeta çalışma kampı yapılacak, bu hafta içinde kimlerin kimlerle
uyuştuğu, anlaştığı ortaya çıkacak ve ona göre işler devam ettirilecekti. Yani kısaca
Amerikan sitili bir firma kuruluyordu.
Firmayı kurabilmek için gereken en önemli konu, yani ortakların ortaklığının onaylana
bilmesi için, para yatırmaya gelmişti. Avni’ye kalsa hemen yatıracaktı çünkü geçen
zaman içinde Memed'i çok iyi tanıdığını zannediyordu. Memed 190 siyah Mercede’si
ile caka satıyor etrafta dolaşıyor, Çalıştığı firmaya milyonlarca Frank ciro yapıyor,
sadece primleri ile maaşının, ayda yirmi bin frangı, geçtiğini savunuyordu. --- Ay’da mı
çalışıyormuş?...
Avni o zamanlar yaptığı, özel işlerden aldığı kazancın yanı sıra ayda sadece üç bin
frank para kazanabiliyordu. Bununda bin dört yüz frangı zaten kiraya gidiyordu.
Birde okul masraflarını koyarsanız, yani sisi’nin de Avni ile yaşadığı yıllardaki sıkıntıları
daha iyi ortaya çıkar. Başka değişle Ayda Avni’den nerdeyse 6 misli kazanan bir
adamın Avni gibi birine ne zararı olabilirdi ki bu gerçektende iyilik yapıp birlikte daha
çok başarı elde edilebileceğini savunan bir kişi idi. ---- Avni araştırdınmı ????
Toplantılar devam ederken bir gün Memed
- "Arkadaşlar Đsviçre de bir AŞ şirket kurabilmemiz için en az 50'000.-- Fr. ihtiyacımız
var"
dedi ve sözlerine şöyle devam etti
- " Bu miktarı düşündüm ki herkes 10'000 Fr. civarında yatırması lazım. Bu parayı
haftaya kadar istiyorum. Para benim banka hesabıma yatırılacak. Şayet hepiniz
yatırdığı taktirde bu altmış bin frank olacak bende bana düşen 70 bin frangı
yatıracağım bu sayede keş 130 bin franklık sermayeli iki adet firma kurabileceğiz.
Piyasaları göz önünde tutarsak firmaların biri sadece eğitimle diğeri bilgisayar satışı
ile uğraşarak her iki alanda hizmet verecek."
Bu söyleş hepsi tarafından alkışlanarak kabul edildi.
Avni? ya Avni! Parası var mı? Yoksa bu fırsatı kaçıracak mı? Çünkü Avni gençliğinde
gerek sisi yada gerek çalıştığı işlerden ve eğitime harcadığı paralar yüzünden,
kenarda fazla parası yoktu. Birde buna Avni’nin evlenme doğrultusunda yaptığı
planları da ekleyerek düşünürsek. Avni de kalacak olan para sıfır a sıfır.
Avni hemen ablasına koştu. Ablasından borç alacaktı teminat olarak ta Avni’nin
bankada yatan okul için olan parasını gösterecekti. Avni kendi parasını yıllık yatırdığı
için bozduramıyordu. Yaklaşık üç gün ablasını iknâ için uğraştı. Ancak çarşamba günü
ablasının bankaya kefil olmasından sonra aldığı kredi miktarını Parayı Sarı çizmeli
Memed ağaya verebildi. Kendi çalıştığı bankayı devreye sokmak istemiyordu. Korkusu
şayet Avni’nin firma kurma fikri yayılırsa onu hemen işten atarlardı.
Çarşamba günü Avni arkadaşı Dinçer ile buluşup Memed ile buluşulacak olan Banka
ya gittiler. Bankanın önüne geldiklerinde Memed henüz ancak gelmişti. Vakit öylen
üstü olduğu için Memed onları hemen köşedeki Restoran’a yemeğe davet etti.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
155/359
Yemekte şirketin geleceğini hayal ettiler. Memed’in ikna gücü o kadar çoktu ki, Her
ikisi de Memed’in anlattıklarını olmuş bitmiş gibi görüyorlardı.
Avni'nin arkadaşı Dinçer daha 19' una basmamış genç yakışıklı dinamik bir
delikanlıydı. Avni’nin folklor gurubunda oynuyordu. Memed i sadece tiyatro
derneğinden tanıyor, fakat onun okuluna gitmiyordu. Avni ile aralarındaki yaş farkının
o kadar fazla olmadığı için iyi Avni’nin çok sevdiği bir delikanlıydı, aralarında ki en
güzel özellik çoğu zaman konuşmadan bile anlaşabiliyorlardı. Dinçer bu şirkete
kendisi bir iş kurmak istediği ve babası da varı ve yoku ile yardımcı olduğu için
girmişti. Avni’ye de güveni sonsuzdu.
Avni ve Dinçer Paraları Memed’in banka hesabına yatırdıktan sonra, Memed
- "Çocuklar paraları sizlerin yatırdığına dahil not düşürüyorum"
dedi. biraz heyecanlı gözüküyordu. Bizimkilerin Para yattığına bankadan verilen
makbuz’u istemelerine fırsat vermeden
- " Yalnız bu Para ödeneğine dahil olan makbuzları şirket kuruluşu için bende kalması
gerekiyor"
dedi. Onlarda "herhalde doğrudur" düşüncesiyle kabullendiler. Bu arada sadece
Abuzittin ağabey parasını elden Memed’e getirmişti.
Ertesi hafta yapılan toplantıda, Parasını yatıran sadece 6 kişi vardı. Sarı ağanın
sözlerine göre - "Bunlar hem para yatırmadılar hem de bizim işlerimiz için sağda
solda kötü konuşuyorlar. Bir keresinde Basel dan gelen hocaya firmanın asıl ortakları
ve sahipleri biziz demişler zaten böyle durumlarda milletin ne düşündüğü hemen
ortaya çıkıyor" ---- muş....
Paralar yatırılmış Memed’in dediğine göre Firmanın gerçek ve daimi ortakları belli
olmuştu. O hafta yapılan toplantının başlıca konularını Didim de birlikte yapılacak
tatil ve şirketin nasıl kurulacağı konuşuldu. Avni toplantıda Memed bey’e utanarak
şirketin nasıl kurulacağını sordu.
Şirketi kim kuruyor?
M O W' Sarı çizmeli Memed ağanın söylediğine göre, yardımcı olacaktı. Bu firmanın
muhasebecisi, bir haftaya kadar, A.G. firmalara gerekli olan, iş statü ve kuruluş
planlarını Memed bey’in şirketi yani BEM için hazırlayacaklar ve vereceklerdi. Öyle ya
yemeyenin malını yerler misali, çünkü Avni ve diğer beş ortağın Đsviçre’de ne bir
firma kurmuşlukları vardı, nede bir iş düzenledikleri.
Đçlerinden sadece bir kişi bu işlerden anlıyor oda Memed. Ve bu gurubun ona
güvenleri sonsuzdu. O ne derse yapıyorlar, neyi uygun bulursa izliyorlardı. Zaten bir
soru sorduklarında tersleniyorlardı. Onlar Memed’e bir A G kurulsun diyerek Para
yatırmışlardı. Fakat halen A G kurulmadığına göre daha henüz ortak değillerdi.
Memed beyin ortaklarının tek korkusu Memed beye karşı gelenleri Memed bey alın
paranızı çekin gidin diye tersleyerek ortaklıktan soyutlaya bilmesi idi. Adamın parası
var ne isterse yapar. Kim isterdi ki böyle parlak geleceği olan bir kuruluşta olmasın.
Zaten Memed kurulacak A G de en az %51' hisse hakkı istiyordu. Yani dediği dedik,
kestiği kestik bir patrondu..
Tatilden önce Đsviçre de yaklaşık 2000 adrese mektup yollanması planlandı ve
yollandı gelişme tanıtıldı ve böylelikle BEM Đsviçre de yaşayan Türklere hem Gazete
Ay ile Konuşan Adam
kanalı hem de direk mektup yolu ile Memed beyin kurduğu bir firma olarak, tanıtılmış
oldu.
Yaz gelmiş haziran olmuştu, Avni bir yandan BEM in bürosunda der kitapları
hazırlığında bir yandan da broşür basımlarıyla ve kendi iş yerindeki projesi ile
uğraşırken bu arada Folklorda ki çalışmaları da götürüyordu.
Gösteriye gittikleri bir gece dönüşünde, Avni Semi'yi Evine kadar götürmüş bu sayede
Arabada baş başa yalnız kalmışlardı. Bu Avni ve Semi için ilk birbirlerine duydukları
hislerin saklanamaz olduğu bir zamandı. saatlerce evin kapısının önünde kuytu bir
yerde konuştular. Fakat Avni bir türlü cesaretini toplayıp Semi’ye teklif yapamıyordu.
Zaten Semi ile konuşurken başı dönüyordu. Semi de Avni’ye bakarken gözlerini
Avni’den hiç ayırtmadan dikkatle dinliyordu sanki Avni’nin ağzından çıkacak sözleri
ezberlercesine.
Tanıştıklarından bu yana tam dört ay geçmişti. Avni bu ara Semi yüzünden
kıskançlıktan delirmişti. ama her seferinde daha çok genç, hali ile kendi dünyasında
özgürce yaşamalı diye düşünmeye zorlayıp duygularının bastırmıştı. Ama bu akşam
bu akşam teklif edecekti.
Avni bir ara durdu... sessizlik oldu. belki beş dakika konuşmadılar her ikisi de önlerine
bakıyorlardı.
- "Şey Semi !"
- "Evet Avni dinliyorum"
Seminin her zaman bu tavrı Avni’yi deli ediyordu. Avni içinden “üff zaten biliyorsun
beni bu kadar neden zorluyordun” dedi ama ancak Semi’ye
- "Pazartesi öylen üzeri buluşalım mı "
diyebildi,
- "Tabiiyi ki olur memnuniyetle"
diyerek bu teklifi yanıtladı. Ardından iyi geceler dilediler uzun, uzun bakışarak Semi
arabadan indi Evin kapısına kadar gitti orda durdu Ona hala bakan Avni’ye bakıyordu
sonra el sallayarak Evin ana giriş kapısından kayboldu.
Pazar günü çalışmada Semi ile Avni nerdeyse hep beraber dolaşıyorlardı. Nerden
buluyorlarsa saatlerce konuşabiliyorlardı. Çalışma bittiğinde Semi Avni’ye
- “Yarın görüşmek üzere”
dedi ve Ablasıyla birlikte gözden kayboldu. Şügi de ardından Avni’ye
- " oooo beyim haberimiz yok neler olmuş anlat bakalım"
dedi, darılmış olarak. Avni son zamanlardaki yoğunluğundan ve Birtanesi’ni çok
anlatmaktan çektiği problemler ve aynı nedenle herkezin aptalca bulduğu Avni’nin
sevgisinden dolayı gerçekten, geçen bu kadar zaman süresince Şügi’ye fazla bir şey
anlatamamıştı. Göl kenarında bir kahveye oturdular dondurma yiyerek konuştular.
Gerçi Şügi şu Memed’i pek tutmuyordu ama Bilgisayardan, ve Bilgisayar piyasasından
anlamadığı için Avni onun şüphelerini. eritebiliyordu. --- Hem zaten parayı da kaptırdı şimdi
caysa nooolcak yani...
Semi ile ilk buluşma
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
157/359
Pazartesi günü Avni tam sat 11:45 te Seminin çalıştığı yere varmış. onu beklerken
sigara üzerine sigara içiyordu. Semi’yi uzun binanın köşesinden döndüğünü görünce
hemen sigarasını attı ağzına bir sakız aldı. Bir parçada parfüm süründü. Uzaktan
saçlarının uzunluğundan dolayı sanki boynunu eğerek gelen Semi’yi izliyordu. Semi
Podest’te yürüyen mankenlerin edasında Avni’ye doğru ilerliyordu. Attığı her adımda
üzerindeki ince Max’i elbise rüzgardan bacaklarına yapışıyordu. Avni keşke fotoğraf
makinesi olsa dedi... ---- Ya ! Olum... Alsana bi tane şu foto makinelarından.. Rusyada da aynı
şeyi dedin durdun...
Semi ile Avni daha sonra yakınlarda olan restorana gittiler yemek yediler yemekten
sonra Avni birden Semi’ye.
- "Semi biliyor musun seni, çok ama çok seviyorum.... Benimle evlenir misin? “
diye sordu --- Çüş lan çüş öylemi sorulur ne yapıyorsun kız daha ondokuzun da
Avni .... Avni
Bu soruyu sorarken hiç düşünmeden aklına geldiği gibi sormuştu. Semi susmuş
Avni’ye hayretler içinde bakıyordu.
- "Şey ben daha on dokuzumdayım bu teklif için erken ama senden bende çok
hoşlanıyorum. Seninle çıkabiliriz"
diyerek Avni’nin sorusunu yanıtladı. Avni bu laf ile tam poposunun üzerine oturmuş
oldu -- Oh olsun işte adam şap diye seninle evlenmek istiyorum dermi lan
Salatalığın türkçesi
olan Avni.... "Kadın dediğin Đstanbul gibi olmalı Fetih'i zor Fatihi tek olmalı".Ha ne dedim ben. Đyi
oturdu yerine bu laf......
Bu arada Garson gelmiş hesabı Avni ödemiş Semi ile gene Arabaya binmişlerdi. Semi
Arabada Avni’ye
- "Biliyor musun ben ilk defa bir erkekle, yani seninle çıkıyorum, ve beni ilk kez sen
yemeğe götürdün."
dedi Avni şaşırdı. Semi gerçektende o kadar oldun ve bilinçliymiş gibi
davranabiliyordu ki ister kelimelerle ister hareketlerle. Bu kelimeler Avni’ye şok etkisi
bırakmıştı yani Avni gene ön yargılarının kurbanı olmuştu..
Semi Arabadan inerken Avni ona..
- "O kadar güzelsin ki şu anda seni öpmek istiyorum" dedi
- "O zaman neden bunu yapmıyorsun" dedi Avni Semi’yi öptü. Bu öpücük çok kısa
ama Avni’nin unutamayacağı tesirde bir öpücük oldu, yumuşak ama etkili. Artık Semi
ile Avni resmen çıkıyorlardı. Bu günden sonra her gün hem öğlenleri, hem de
akşamları iş çıkışı Avni Semi’yi alıp istasyona bazı zamanlarda evine bırakarak, birlikte
oluyorlardı. Aralarında Seminin isteği üzerine, bir antlaşma yapmışlar kapalı
kutularından kimselere bahsetmeyeceklerdi çünkü, Semi gerçekten de babasından
çok korkuyordu.
Önlerindeki pazar Yarışma vardı. yarışmadan sonra tatile girilecekti yani folklor
çalışmalarına yaklaşık iki ay ara verilecekti bu sırada Avni Annesini Seminin anneleri
ile tanıştırmış. Avni kendi annesine de olan biteni anlatmış. Bu kızı gerçektende
istediğini söylemişti Avni’nin Annesi nede olsa eski Osmanlı gelini olarak Semi’yi iki
saat boyu çalışmada tepeden aşağıya süzmüş
- "Fena değil.. Biraz çok zayıf ama, çok şirin ve kibar beğendim"
demişti. Artık Avni emindi gerçektende istediği kişiyi bulmuş ve onun da Avni’ye olan
sevgisini her an hissedebiliyor ve kesin olarak ta Semi ile evlenmek istiyordu.
Şimdi artık iş büyüklere kalmıştı.
Ay ile Konuşan Adam
Avni o akşam evine geldiğinde yalnızdı. Kimseyi de aramadı telefonla bile konuşmadı.
Şu anda bu yalnızlığa ihtiyacı vardı. Doğru tavanda duran özel kelepçelere
Ayaklarından bağlanarak dinç ve dinamik olan vücudunu aşağıya doğru astı.
Sakinleşmesi gerekiyor ve olayları süzgeçten geçirmesi gerekiyordu. Kafasının içi bu
gün olanlardan dolayı çınlıyor adeta beyni kaynıyordu. Avni kendini baş aşağı
asmışken aklına birden Birtanesi geldi. Avni aslında gerçektende senelerden sonra
tekrar mutlu ve çoktandır yaşamadığı hisleri tekrar tadıyordu.. Yani Avni Đsviçre’ye
geldiğinden beri kendi kültürünü hatta dilini unutmaya başlamıştı. Burada
Türkalamanca dedikleri bir lisan konuşuyorlardı. Yani yarı türkçe yarı almanca. Yada
başka bir değişle her ikisi de tam değil. Hem Avni Türkiye de okusaydı. Hiç değilse
edebiyat tarih genel kültür gibi derslerde görecekti şimdi birisi Avni’ye Namık kemal
yada Yahya Beyatlı veya Yunus Emre dese Avni boş, boş bakacak acaba bunlar
neden bahsediyor diyecek belkide Kıral’ın çıplak olduğunu gördüğü halde Aptal
olmasın diye kralım elbisen çok iyi görünüyor diyecekti...Yani atacaktı ve tabiiyeti ile
bilmediği konularda konuşursa kendini rezil edecekti.
Avni Bir kaç mekik hareketinden sonra kendini bağladığı kelepçelerden kurtarıp indi.
Müzik setinin yanına gitti, Barış ağabeyin plağını pikaba koydu. <<Gelir kol
düğmelerimin buluştuğu an>> şarkısı ile . Saat çok erken olmasına rağmen ışıkları
söndürdü. Sigarasını ve kül tablasını aldı köşede duran yastığın üzerine bağdaş
kurdu ve oturdu. Evet Birtanesi’ni galiba artık özlemiyordu. Avni emindi ondan çok
daha iyi bir insanla tanıştığını biliyordu ve aradan çok az bir zaman geçtiği halde,
Avni Semi’deki yani ona karşı olan Elektriklenmeyi sanki kendi aralarında yani Avni
ile Semi arasında olan elektriklenmeyi bu Yaşadığı günü, aralarında gizli bir kablo
bağlantısı varda, tüm bilmek istedikleri aktarılmış gibi hissediyordu. --- Abi ne diyorsun
sen ya ben bişi anlamadım .... Avni’nin anlatmak istediği, Yıldırım aşkı... Esasında bu iki
kız yani Avni’nin Birtanesi ve Semi hiç mi hiç birbirine benzemiyordu. Avni’yi çeken
Semi’ye bu kadar tutulmasının sebebi olan bir benzerlik değildi. Daha çok Avni bu
kadar zaman içinde hiç unutamadığı Birtanesi’nin olabileceği tüm değerleri ve
nitelikleri kafasında bir araya getirmiş kendine bir şablon yapmış ve bu Şablona da en
iyi de Semi uymuştu. Zaten Avni Birtanesi’ni Avni’nin yaptığı bu şablona uyup
uymayacağından artık emin bile değildi. Bu arada Avni’nin şablonunu zorlayan O
kadar çok kişi olmuştu ki Avni de kendine eş olarak aramada kullandığı şablon
gittikçe katılaşmış zorlaşmıştı. Sanki Pamuk prensesin sihirli camdan ayakkabısı gibi..
Avni emindi Semi gerçektende onun aradığı kişi idi.
Bu günden sonra Avni ile Semi büyük bir aşk yaşamaya başladılar. Avni avazı çıktığı
kadar haykırmak herkese Semi ile olan karşılıklı duygularını anlatmak istiyordu. Ama
buna Semi’den izin yoktu. Semi babasından çok çekiniyor ve Avni ile olan ilişkilerinin
gizli kalmasını istiyordu. Yani Kimseye çıt yok. hatta Şügi’ye bile yani yapabildiği
kadarıyla.
Zaten Avni ne kadarda istese, eskilerden beri kızlarla yaşadığı ilişkileri kimselere
anlatmaz, anlatamazdı Buna da iki sebep vardı . -- Ya abi ben gene şüpheleniyorum bu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
159/359
bizim Avni gene kazık yemesin kadın kısmına güven olmaz sanki bu gizliliğin altında başka birşeyler
yatıyormuş gibime geliyo ama neyse görcez gayri .......
Birincisi: Đlişki çok iyi gider ama çeşitli sebeplerden dolayı ayrılınsa her ikisi açısından
konuşulan konular kötü sonuç verebilirdi ve Avni kesinlikle onun anlattıklarından
başkalarının zarar görmesini istemezdi.
Đkincisi ise Avnilerin bir Erkek arkadaşı vardı O bir Türk kızı ile neler, nerelerde e nasıl
yaptığını, kızın nasıl olduğunu her seferinde ballandıra, ballandıra anlatır, Şügi ile Avni
sanki olayı yaşarlardı. Bir gün bu çocuk O her yerde anlattığı kızla evlendi. Bu seferde
Avni ile Şügi o kızı ne zaman görseler Arkadaşlarının anlattıkları akıllarına gelir kızı
nerdeyse çıplak görürlerdi önlerinde. Bu sebepten dolayı da Şügi ile Avni bu
arkadaşları ile aralarına sınır koymuş fazla görüşmemeye itina gösteriyorlardı. Çünkü
bu kız çok güzel ve çekici idi buna birde arkadaşlarının anlattıklarını eklersek her şey
filim gibi ortaya çıkıyordu. ... Bu da bizim ikiliye çok geliyordu... Bu sebep örnek
alınılırsa ilişkiler yaşanmalı ama anlatılmamalı.
Salı günü Avni BEM toplantı için gitti. Firma çalışmaları hakkında Memed Avni ve
diğer ortaklarına uzun, uzun demeçler verdi. Yapılacak tatil hakkında olan gelişmeleri
ballandırdı, abarttı anlattı. Hatta Memed bey’in diğer ortakları yani M.O.W. den
Đsviçreliler de tatile gelecek, helikopterle karşılanıp, Bursa’daki Memed e ait olan
mermer fabrikalarının alanları üzerinde gezilerek, Bir nevi Memed bey’in sahip olduğu
arazi, Dallas dizisinde olduğu gibi Đsviçrelilere BEM kapitali gibi gösterilip göz
boyanacaktı. Bu gezileri yaparlarken Memed beyin Dinçer olacaktı. --- Ohhh ohh gezin
bakalım Bursa’da nerede kalacaklar ...... Geceleri de Bursa’da damına helikopterle inile
bilinen lüks bir otelde kalacaklar ve hatta bir kaç bayan ve bol dansözlü Đsviçrelileri
ağırlanacak geceler hazırlanacaktı. --- Ben demedim mi? şu memedi hiç gözüm tutmadı
doğrusu ya hayırlısı Allah’tan ..... Memed bunların firmanın Đsviçre piyasasına girebilmesi
için şart görüyordu... Yani birkaç Đsviçrelinin gözünü boyayarak ne kadar güçlü
olduklarını göstermek gibi.. Anlattığına göre Memed bey’in ümidi bu firmanın
Referans olarak gösterilmesiydi.
Yarışma Günü
Cumartesi olduğunda sabahtan Avni hemen kalktı Bu gün öyleden sonra yarışma
vardı hemen kahvaltıdan sonra yola çıktı uster gitti. dernekte buluşacaklardı. Bu
aralar başka bir arkadaşta kalan Şeref ağabeyde oraya direk gelecekti. Grup hazırdı
otuz iki Kişi artı iki yedek ile yarışmaya katılacaklardı. Oyuncularında katılımı ile
ortaya çok güzel bir karografi çıkartmışlar, iki kere beş dakika olan bu yarışmada,
folklorumuzun dört yöresinden üç er oyun sergileyeceklerdi.
Zaman ile çalıştıklarından her şey profesyonelce hazırlanmıştı. sadece gösteri
kalmıştı.
Usterden yola çıkıldığında Avni semi ile Şeref ağabey için Avni’nin getirmeyi unuttuğu
zurna uçlarını almak için ilk önce Avni’ye uğrayacaklar oradan yarışma salonuna
gideceklerdi. Avni’nin evine geldiklerinde Kapıda Semi durakladı içeri girmek istemedi.
Semi bekar bir kişinin evine yalnız olarak girmek istemiyordu bu halinden belli idi.
Ama Semi susamıştı, Avni Semi’ye ayakkabılarını çıkartmadan mutfağa gidip suyunu
içmesini söyledi. Semi Avni’ye bakınca. Avni ona
- "Ben daha Zurna uçlarını arayacağım lütfen.. Hem bu ev bundan sonra senin
evin... istediğin zaman denetlenmeye açık ".
Ay ile Konuşan Adam
dedi Semi güldü. Avni’nin neyi kastettiğini biliyordu yani Avni açık, açık “bekarım ama
çapkınlığım yok, istediğin an bana baskın yapabilirsin” diyordu. Semi içeri girmek için
hamle yaptı. ama Durdu. Hazırlandı sağ ayağını kaldırdı kapı eşiğinden içeri girerken
- "Bismillahirrahmanirrahim"
dedi Sonra utandı Avni’ye baktı
- “Daha ilk kez bir erkeğin evine giriyorum”
dedi.. Avni Seminin bu hareketine bayıldı dura kaldı. Aklına çok uzaklardan bir şey
geldi Avni’nin Đstanbul dan tanıdığı bir kız evden çıkarken bir keresinde besmele
çekmek uğursuzluk getirdi diye besmele çekmezdi.. Avni gayet memnun güldü.. Avni
zurna uçlarını buldu Semi suyunu içmişti tam çıkarlarken Avni durdu Semi’yi kendine
çekti ve öptü uzun öpüşmenin ardından. Avni Semi’ye
- "Đnşallah benim evime gelişin son değil ömür boyu olur"
dedi. Semi’den bundan sonra Avni’nin sık, sık duyacağı O meşhur cevaplardan biri
geldi..
- "Kısmet...." -- Aferim ya tuttum bak bu kızı....
Avni ile Semi Yarışma salonuna geldiklerinde gurup soyunma yukarıya odasına çıkmış
giyinmeye başlamışlardı. Çocukların hemen, hemen hepsi panik içindeydi. Her şey
her yerde ve bir kaos ortamı vardı. Avni ilk olarak takımı 32 kişi oyuncu, 5 müzik, ve
3 Teknik görevli olarak karşısına aldı.
- "Herkes beni dinlesin!... Susun lütfen..." --- ooo her kez kendi telaşında kim takar Avni’yi
- "SUSUNNNN DEDIMMMM "
Herkesin aynı anda birden sesi kısıldı, kimseden çıt çıkmıyordu. ---Avni de iyi yani bi
bağırdımı taaa on kilometreden duyulur tıpkı yelkende Selim ağabeyden öğrendikleri gibi.... Sonunda
herkesi susturabilen Avni. O meşhur ve dağları deviren konuşmasını yaptı. Çocukların
hemen, hemen hepsi moralsiz ve rezil olacaklarından emindi. Avni de bu olayın böyle
olmadığını ve diğer grupların onlardan, iyi olmadıklarını anlattı. Bu doğruydu
gerçektende Türk halk oyunları hem figür zenginliklerinden dolayı hem de
Kostümlerdeki renk ve işlemelerin çok çeşitlikleri zaten kendi başına yarışmada iyi
puan almak için yeterliydi. Avni zamanki gibi sadece dereceye girmenin yeterli
olduğundan emindi. Yani aslında Avni için kazanmak değil katılmak önemliydi. Ama
Bir bakıma guruptakilere de moral vermek gerekiyordu. Avni gruptakiler bu sebepten
dolayı ne kadar iyi olduklarını buradan dışarı çıktıklarında herkese her yerde
centilmenlik, ve saygı gösterecekler yani hal ve hareket puanlarını alacaklardı çünkü
onlar, salondaki diğer gruplardan çok daha disiplinlilerdi. Avni Grubun hepsine nasıl
davranmalarının gerektiğini ve panik anında bile sakin serinkanlı olmalarını öğretmiş
ve uygulamalı tatbikatlarını yapmıştı.
Sahneye altıncı grup olarak çıkacaklardı. Soyunma odasından tekrar teori olarak tüm
kaografiyi ele aldılar. Soyunma odasından ses çıkmıyordu, sanki içerde yazılı yapılan
bir okul sınıfını andırıyordu. Sahneye çıkmadan yaklaşık yarım saat önce herkes gene
taktik, gereği salona indiler kendilerine ayrılmış olan masada diğer yarışmacıların
gösterilerini seyrettiler. Sıra onlara geldiğinde, sessizce sahne arkasına gittiler
yerlerini aldılar, müzikçiler yerine geçti Avni hâlen gurubun başındaydı Herkes sıraya
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
161/359
geçmiş ve heyecan doruktaydı. Avni Guruptaki herkese tekrar cesaret verdi, Semi
ona çok anlamlı ve korkulu gözlerle bakıyordu. Avni onun yanağından okşadı. elinden
gelse herkesin içinde öpecekti. Avni kendi kendine sırıttı. Ama bir gerçek vardı Avni
çok mutluydu. gerçektende çoktandır bu kadar mutlu olduğunu hatırlamıyordu.
Gurup sahneye çıktı. Müzik zurna saz ve akordeon’dan oluşuyor ayrıca bir davul ve
koltuk davulu da mevcuttu. Müzik salonda nerdeyse yankılıyordu. Kronometre
Hakemi başlama işaretini gösteren Gonga vurduktan sonra Gösteri başladı. Takım ilk
olarak on altı kişi olarak sahneye çıktığında herkes den alkış kopmuştu diğer gruplar
ortalama on iki kişiydiler, daha sonra diğer on altılı grup gelince salondan, şaheser bir
alkış koptu. Grup şaheser ,oyunları ise süperdi. Sekizer kişilik karografi ile düzenleniş
olan oyunlardaki sekizer kişilik gruplar sanki tek bir vücut gibi hareketlerini
sergiliyorlardı. Gurup yerden kalkmış sanki havada yüzüyordu. Tamamını beş
dakikada oynamaları gereken bütün oyunları bitirdiklerinde, aynı anda hem bitlis
yöresinden hem de Gaziantep yöresinden en göze hoş gelen hareketli oyunları
oynamışlardı. Yarışmayı tam olarak dört dakika elli beş saniyede bitirdiler. Bu Avni
için Zaman hakeminin de tam not vereceğinin bir işareti idi. Yarışmalarda selamlama
olmadığı için grup dışarı çıktı ve doğruca soyunma odasına gittiler. Hepsi kan ter
içinde kalmış ve hatta aralarında tartışmalar bile başlamıştı. Yani sadece kendi
bildikleri hataları ona buna veriştirerek kendilerini eleştiriyorlardı. Avni girince herkes
sustu. Avni memnundu olan ufak tefek hatalar göze batmamıştı, ama yarışmanın
ikinci bölümü vardı.
Verilen aradan sonra yarışmanın ikinci bölümünde de problem olmadan hazırladıkları
oyunu sergilediler, salondakiler sanki büyülenmişçesine, Bizim grubu alkışlıyorlardı ve
sahneden nerdeyse inmelerine izin vermemişlerdi yinede Jüri daha toplanmamış ve
notlama verilmemişti. Notlama başladığında Đtalyan grubu ile Đspanyol gurubu baş
başa gidiyorlardı. ama daha bizimkilerin notlaması daha açıklanmamıştı. Avni
sabırsızca ayakta dolaşıyordu, Bir ara elinin tutulduğunu hissetti. Evet Avni bir elini o
kadar kalabalığın içinde oldukları halde Seminin sol omuz’una koymuş Semi’de onun
elini tutmuştu. Salonda yaklaşık , bin kişi vardı Herkes nefeslerini tutmuş sonuçları
bekliyordu. Hatta yan masadaki Portekizliler Avnilere işaretle siz kazandınız diye
işaret ediyorlardı sanki bütün herkes Avni’nin grubunun birinci olduklarını biliyordu,
bir tek buna Avni inanamıyordu. Yani olanların hepsine, Bir yandan Semi ile çıkıyor
Seminin sevgisini hissediyor bir yandan, her etrafındaki herkes onları kutluyordu. Jüri
üçüncü olan ardından ikinci olan gurupları açıkladı her tarafta neşe vardı. Tüm
masalar bizim Türklerin masasına bakıp siz siniz diye işaretler yapıyorlardı. ve
Arkadan Birinci açıklandı... --- Kim yaw merakettim hadi söylesene.. Avni’nin gurubuydu
birinci olan.
Birden Avni kucaklara alındı havada taşınarak sahneye götürülüyordu. Şügi bile tek
eli ile masalara vuruyordu. Semi ve diğer kızlar sevinç gözyaşları akıtıyor ama Avni’de
gene o eski bildiğimiz burukluk başlamıştı. Avni sevinemiyordu sanki sevinirse bu
mutluluk ondan alınacak gibiydi. Sahnede Birincilik kupası Avni’ye verildi Avni’de Ekip
başına verdi. Ekip salonda Davul zurna eşliğinde tur atmaya bildiğimiz halayı
oynamaya ve diğer ülkelerden olan kişileri dansa kaldırmaya başladı Bu olaydan
Komitede memnundu Sahnede bir Avni birde birkaç sahne teknisyeni kalmış aşağıda
seyircilerin orda olanları seyrediyorlardı. Birden Avni’nin gözüne Kapı ilişti arada bir
açılıp kapanıyordu bu kapı. Avni’nin içi buruldu. Evet Avni ilk kez bir başarı elde
Ay ile Konuşan Adam
etmiyordu. Daha bir kaç ay önce diplomasını Almanya da en iyi puan olan Bir ile
kazanmasından sonra çıkartıldığı poteste diplomasını aldığında da aynı şey olmuştu.
O gene yalnızdı. yani Binlerce kişinin içinde hep Avni yalnızdı Yani yanında O yoktu --Genemi ben bıktım ya....
Ama şu anda Avni’nin önündeki manzara Avni’yi çok mesut ediyor ama bu insanların
neşesine Avni katılamıyordu sebebini kendide bilmiyordu. --- Abi Kapıya nooldu... Evet
kapı.. Avni’nin istediği aslında O kapının açılıp içeri bir tek kişinin girmesi ve Avni ona
gururla "Bak ben her şeye sadık kaldım Başarım senin sayende" deme isteği idi. Ama
Kapı Avni için hiç açılmadı. gelenler hep yabancı kişilerdi. Daha sonra gurup Avni’yide
yanlarına aldı birlikte halay çektiler. O gece yemekler yenildi kendi aralarında
kutladılar dernek lokalinde de gene şenlik oldu. Sonuçta Semi de Babasıyla evlerinin
yolunu tuttu. ve Avni gene yalnız kaldı. Bir bakıma kimsesi yoktu. Ama çevresinde
insanlar kaynıyordu. Avni Semi’yi çok mu çok seviyordu ama Seminin onu ne
derecede sevdiğini bile bilmiyordu. Daha henüz bu başarıdan dolayı O bile Avni’ye
sarılmamış sadece uzaktan her şey için teşekkür edebilmişti. -- Tabi ya kız etraftan
çekiniyor dedikodu yaparlar diye... Şügi’de arabasına binip gitmişti Park yerinde bir tek
Avni kalmıştı. Arkasını döndü Mavişin yanına geldi ona bir göz attı sol tamponunu
okşadı hadi yürü küheylan gidelim gayri dedi. Arabaya atladığı gibi evin yolunu tuttu.
Semi Nereye ??......
Avni eve geldiğinde saat gece on bir olmuştu. Avni Bahçe kapısını açtı, Dışarıda gene
Ay tam büyüklüğü ile duruyordu. Bahçedeki masanın önünde duran sandalyeyi
çevirdi. Ata biner gibi üzerine oturdu. Gece olmuş herkes evlerine çekilmiş, ama Avni
yine yalnızdı. Uzun, uzun ay’a baktı. aklından “acaba gerçektende Ay mesajları
taşıyor mudur?” diye düşündü, kendi kendine sırıttı daha sonra kahkaha atarak
güldü. Kalktı buzdolabında içinde sadece bir iki yudum kalmış olan Rakıyı aldı. Kendi
istediği şekilde az su fakat çok buz koyarak bir bardağa hazırladı. --- Dur Avni ne
yapıyorsun Abi ya bu çocuk Rakı içmezdi ne oldu ya... Avni’nin içi bu gece çok rahattı. Kül
tablasını da önüne aldı bir sigara yaktı. Arkasından da bir yudum rakı. Ay'da sanki
Birtanesi’nin resmini aradı. Ama artık Birtanesi’nin yüzünü göremiyordu. Gene güldü.
Ay’a bakarak, ve onu anımsayarak her zamanki gibi ona seslendi.
- "Sağ ol dostum. Sağ ol. Allah’a çok şükür her şey yolunda gitti. Yarışmayı kazandık.
Semi ile halen beraberiz. Dostum biliyor musun? Sana teşekkür ediyorum hem de
çok. Senin sayende, sana olan inancım la bu günlere geldim. Sende her zaman,
yanımda olmadığın halde senden aldığım enerji ile bana yardımcı oldun. Seni
görmeyeli seneler geçti. Demek ki sen hâlâ çok mesutsun. Bana sanki Semi’yi sen
verdin. Hani hatırlıyor musun geçenlerde seninle konuştuğumda demiştim ya. Hadi
artık gel! diye. Senin yerine kader Semi’yi çıkarttı karşıma. Ve ben onu şimdi senden
de çok sevdiğime inanıyorum. Hem nasıl sevmem ki. Onda sakin bir sessizliğin yanı
sıra süper zeka ve mantık ta var. Hele o bakışları, gözlerindeki pırıltı. Ne yapayım
dostum haksız mıyım. Yoksa böyle yalnız kalmaya devam mı etmeliyim sence? Ne
dersin?. "
dedi. Avni Bu sözleri yüksek sesle mırıldanıyordu. Kendi kendine güldü. Rakıdan bir
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
163/359
yudum daha aldı. sigarasını yaktı ve devam etti.
- "Biliyor musun dostum, Seni çok sevdim çünkü, sen bana daha çocukken, her
zaman doğru seçimi yapmamda, kendime güvenimin artmasında, yardımcı oldun.
Şimdi de Semi yi sevmek istiyorum. Ama ondan korkmadan, yalnız kalma terk edilme
korkusu olmadan, gözleri kapalı sonsuza kadar, sürecek bir güvence içinde. Beni
anlayacağını umuyorum Dostum.”
Bir ara etraf sessizliğe büründü, Bahçeden gelen hışırtı dikkatini dağıtmıştı. Gece ay’ın
aydınlığında, tek bir esintisi olmayan, mis gibi ıhlamur kokusunda ve sessizdi. Avni
gözleri ile bahçedeki hışırtının sebebini aradı. Avni’nin nerdeyse ayaklarının dibinde
bir yavru kirpi duruyor, Bahçede duran naylon torbanın içinde bir şeyler arıyordu.
Avni kendisine meze olarak hazırladığı havuçlardan bir tanesini, küçük parçalara
bölerek, yavru kirpinin önüne naylonun içine bıraktı. Kirpi Avni’yi fark etmiş,
Dikenlerini kabartmıştı, fakat anlaşılan karnı çok açtı kaçmadı sadece Avni’nin
hareketlerini izledi, Avni masadaki durumunu tekrardan almasıyla birlikte, havucu
bulup kemirmeye başladı. Anlaşılan Kirpi de yalnızdı. Yakınlarında bir canlının olması
onuda rahatsız etmemişti. Avni’de tanrı misafiri diyerek adeta bu küçük kirpi ile masa
ziyafeti yapıyordu. Avni kendi kendine yaptığı söyleşisine devam etti. Aslında Bu
konuları yani Avni’nin herkesten sakladığı sırları birisiyle konuşmaya ihtiyacı vardı.
- “Seninle beraber olsaydım, dostum biliyor musun?. Hani ta o zamanlarda, yani hiç
ayrılmasaydık. Sen beni yine bırakıp gidecektin. Seninle beraber olsaydım lisede, beni
sen hiç göremeyecek tin belki. Ama ben hep orada olacaktım. Hatta senin gittiğin
üniversite, senin bitirdiğin bölümden seninle aynı yıl mezun olsam. Yinede sen beni
görmeyecektin dostum. Ben sana sadece uzaktan, uzun, uzun bakıp. Senin
mutluluğunu yine sensiz yaşayacak senin için sevinecektim. Ama sen bunu hiç
öğrenemeyecektin. Mezuniyet balosunda senin yanında otursam sen beni
tanımayacaktın. Görmeyecektin ve bilmeyecektin. Ben seni sana zarar vermek için
sevmedim dostum. Sadece bu gerçekleri düşünerek seni sevdim gerçekleri bilerek.
Biliyorum ki sen hiç bir zaman bana dönmeyeceksin. Belkide istesen de
dönemeyeceksin. Gün gelip karşılaşırsak eğer, Ben senin ne yaptığını nasıl yaşadığını
bilmek için çırpınacağım sanki can çekişen bir kuş gibi. Meraktan. Ama sen. işte sen,
Sorularıma bile cevap vermeyeceksin. Çünkü ben senin hiç bir zaman aklında
olmayacağım. Belkide benim ne kadar aptal, yılışkan ve yapışkan olabileceğimin
korkusuyla seviyesiz olduğumu düşünüp, ben sana nasılsın?, nasıl yaşıyorsun? eşin
çoluk çocuk nasıl? diye sorduğumda bir cevap bile vermeye tenezzül
etmeyeceksin......Haksız mıyım? ....... Galiba, her halde, ben bir yerlerde yanlış
yapıyorum. Galiba ben insanları anlayamıyorum. Ben her ne kadar insanlara
yanaşmaya kalksan insanlar, benden hep kaçıyorlar. Bir hatamı bulabilsem var ya.....
Mesela evvelsi gün iş yerinde o çoktandır hazırladığım data bank projesi planını
toplantıda sunduğumda, Roger denilen hergele, Planın içeriğine bakmazsızın, hata
olmayacağını bildiğinden, sadece gıcıklık olsun diye <<Çizgiler 2 nokta kalınlıkta.
Aslında 1 nokta olmalıydı>> diyerek planı eleştirmeye kalkmıştı. Sonunda kendi
kendini işten anlamadığını ortaya çıkartarak, mahcup oldu. Beni yoran işte bu. Ve
bunun gibi şeyler, benim neşemi kaçıran. Kendime güvenimi yitirmemi sağlayan. Yani
ne bileyim işte böyle bir şey. Sonuçta sende yoksun...... Artık gelmeyeceğini de
biliyorum..... Sıkıldım hayattan...... Artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı geldi....."
Avni kalktı yatağına gitti ve yattı.
Ay ile Konuşan Adam
Pazartesi olduğunda Avni Semi ile buluştu. Semi’nin Zürich’te çalışması hem Avni’nin
hem de Seminin işine yarıyordu. Avni Semi'yi çok beğeniyor ve gerçektende
sevebileceğine inanıyordu. Ama bir şeyler eksikti. Semi ona çok iyi davranıyor çok
sevecen bakıyordu. her sarılışında sanki bir daha birbirlerinden hiç ayrılmayacak gibi
adeta yapışıyordu. Ama Avni bir şeylerin eksik olduğunu biliyordu. Semi belkide
Avni’yi çok seviyordu bu gerçekti ama.. --- Abi geveleyip durma Ne? aması..maması buldun
fıstık gibi kızı götürsene salak Avni.... Avni’ye aslında Seminin bu kadar kendinden emin
olması tuhaf geliyordu. Yani Evlilik sözü geçse Semi hemen <<Kısmet>> diyor
Avni’nin hevesini kursağında bırakıyordu. Gelecekle alakalı bir şey sorsa Semi hep
<<Bilmem.>> <<Kısmet...>> <<Bakarız.. >> gibi sözlerle geçiştiriyor Avni’ye hiç
bir seçenek hakkı bırakmıyordu. Avni’de her seferinde <<Kısmete..>> verip
,verdiriyordu.. her şeye rağmen yaşadıkları gerçek Aşk ve sevgi dolu ve her
dakikaları mutluluk doluydu.
Esasında Avni’yi korkutan da buydu.. Avni aynı olayı ikinci kez yaşamaktan çok
korkuyordu. Birtanesi ile ilk başlardan her şey yolunda gidiyordu. Günün birinde
Birtanesi ona tepeden inme bir mektupla <<Đnsan Kalbine laf
dinletemiyor ........ >> dememiş miydi? Ya şimdide bu doya
doya Aşk ve kana kana hissettiği sevgi dolu Semi’si bir gün
gelirde Avni’ye <<Insan kalbine laf....> derse Avni ne yapar
dı?
Avni bunları düşüne dursun bir ara Semi Avni’ye bakarak
- "Avni sen nerdesin Allah’ını seversen?. on dakikadır
konuşmuyorsun?"
dedi Avni kendine geldi.
- “Düşünüyordum dedi seninle o kadar mutluyum ki gün gelir bıkarsın diye çok
korkuyorum”
Bunun üzerine Semi.. güler yüzle Avni’ye bakarken
- "Avni ayrılmamız için hiç bir neden yok. Bu tür düşünceleri ben hiç kafama
takmıyorum. Lütfen sende takma olurmu?!"
Diyerek yanıtladı. Avni’ye bu kelimeleri bu güne değin, daha kimse söylememişti.
Avni aslında çıkarcılardan <<Sen benim ömür boyu arkadaşım ve dostumsun!>>
laflarını çok duymuştu ama sonuçta, gidenler çıkarları bitince Avni’yi bırakanlar, hep
onlar olmuştu. Avni Semi’ye baktı Semi arabanın içinde oturmuş, dışarıda duran
Avni’ye bakıyordu. Çok şirin ve hep gülümserdi. Bu kadar ilgilenilmeye ve sevilmeye,
Avni hiç mi hiç alışık değildi. Semi Avni’ye
- "Biliyor musun Avni? Biz galiba tatilden sonra tekrar Turgau'ya taşınacağız”
dedi. Avni ye bu tepeden düşme daha evvelinden hiç bahsedilmemiş olan laflar şok
etkisi yarattı. Avni şaşırdı. Bu kelimeleri söylerken Semi o kadar emin ve sakin ve
hatta gülümseyerek bakıyordu ki. Avni nasıl bir tepki göstermesinin gerektiğini
anlayamadı. Sadece Avni
- “Yani artık görüşemeyecek miyiz?.”
diye sorabildi. Semi.
- “Yok. Avni ben problem görmüyorum, biz her zaman görüşebiliriz. zaten folkloru da
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
165/359
bırakmak istemiyorum. Ama senin bizim oralara gelmeni de istemiyorum. Çünkü,
Babamı bilmiyorsun. Çok kötü şeyler olur. Şayet ilişkimiz ve birbirimize olan
sevgimiz ortaya çıkarsa ki, böyle bir şey asla çıkmamalı. Babam bizim görüşmemize
ne yaparsan yap izin vermez. Daha Az görüşeceğiz ve ben seni özleyeceğim. Çünkü
her seni göremediğim gün benim için karanlık ve yağmurlu bir gün gibi geliyor... Seni
galiba çok seviyorum..."
Diye yanıtladı Avni çok şaşırmıştı Semi o kadar sakin konuşuyordu ki sanki Semi için
hiç bir şey değişmiyordu. Avni
- "Ama bu çok kötü bir şey, demin sana söylediğim de işte buydu. Aslında her şey o
kadar kolay gelişti ki inanılacak gibi değil..”
Semi Gene hiç güler yüzünü bozmadan Avni’ye
- "Telefon var ya Avni"
dedi. Hemen arkasından konuyu değiştirerek
- “Dün yarışma ne kadar güzel geçti. Her şey anlattığın gibi oldu. Sen sanki her şeyi
önden seziyorsun. Bunu nasıl yapıyorsun? Sana hayranım bu konuda"
Avni bir an içinden <<Evet ne yazık ki öyle dedi ben her şeyi önden seziyorum ve
hissediyorum ama sadece iki kişi hakkında. Bir sen birde O. Aslında seninde
düşüncelerin de onun gibi. Senin için her şey kolay, ama beni kimse düşünmüyor.
Ben hep, Ne zaman sonsuz sevgi desem başıma hep aynı olay geliyor. Sonunda
yalnız kalan hep ben. Hep ben! Neden? Neden?>> diyebildi. Avni bu düşüncelerini
haykırmak istiyordu, ama Avni’nin dudakları mühürlenmiş konuşamıyordu. Sadece
Semi’yi sanki O an ayrılacaklarmışçasına öptü, öptü gene öptü... Sadece
- "Semi biliyor musun? Bu aşkın bitmesinden korkuyorum. Senin etrafında O kadar
genç ve yakışıklı delikanlılar var ki, Birde gözden ırak gönülden arak sözü var.. Ne
desem ki? Beni gün gelir unutursun...Hani söz nişan falanda yok"
Bu arada Avni üzgün, başını öne eğmişti. Đstasyona tiren yanaşmış neredeyse
kalkmak üzereydi. Semi onun başını yaramaz bir çocuğu okşar gibi okşadı. Semi güler
yüzle Avni’ye el sallayarak trene bindi ve gitti. Avni istasyonda dakikalarca bekledi.
Semi’nin arkasından baka kaldı.
O Akşam Avni eve geldiğinde, aklından her türlü düşünce geçiyordu. Barış
Manço’nun slow şarkılarından oluşan kaset’ini teybe taktı. Lambaları kapattı.. Odanın
boş duran köşesine gitti bağdaş kurarak oturdu. Ellerini ayaklarının koğuştuğu yerde,
kilitledi. Sırtını düzeltti gözlerini kapattı..
Ne kadar olmuştu Birtanesi’ni görmeyeli bunu hesapladı. --- Adam gene trans oldu tabi
hesap makinesi gibi maşşallah... Avni’nin Birtanesi’ni görmeyeli tam tamına , yani
Birtanesi’ni son gördüğü Ataköy plajından bu güne. (3510 gün 5 saat yada 780 hafta
2 gün 5 saat) yada (114 ay 2 hafta 2 gün 5 saat) geçmişti. Başka bir değişle (9 sene
6 ay 15 gün 5 saat) Avni O günü hiç unutmamıştı. Sanki O zaman yaşananlar, bu
gün gibi aklındaydı Avni’nin. Bu gün Avni için zaman sanki O son günde kaldığı
yerden devam edermiş gibi geliyor. Sanki geçen bu kadar zaman içinde Avni yoktu.
Yani yaşanan olaylar olmamış Avni adeta kendi hayatında misafir olarak dışardan
izlemişti. Đlk defa olanlardan sanki o gün gibi etkileniyordu. terk edilmek.......
Avni Birtanesi’ni en son gördüğü Ataköy plajını tekrar düşündü. Orada neler olmuştu.
Avni Birtanesi’ne Đsviçre’ye gideceğini ve bir sene boyunca görüşemeyeceklerini
anlatmış ama... Sonuçta Birtanesi’ni Avni orada bırakmış atlamış teknesine çekip
gitmişti. Yani Aslında Avni Aşkı için mücadele etmemiş daha başlamadan yenilmişti.
Ay ile Konuşan Adam
Tek sevdiği Birtanesi’ni Orada Avni yalnız başına bırakmıştı. Ne düşündüğünü
Birtanesi’nin hislerini bilmeden. Yapa yalnız sokakta bırakmış daha sonra geçen bir
hafta içinde Birtanesi’nin evine kadar gittiği halde korkusundan onu görmek için
yukarı çıkmamıştı. Yani Avni korkakça ve haince Birtanesi’nden kaçmıştı. --Yok Ya?? Bak
bunu bu yönünü, hiç düşünmemiştim.
?
Avni’nin bu güne kadar çektiği işkenceler zaten bunun yüzünden değil miydi?. Yani
vicdan azabı. Avni neden Birtanesi’nden ayrıldıktan sonra Onu ne kadar çok sevdiğini
anlamıştı ki. Tamam Sevgisini defalarca haykırmıştı ama Birtanesi Avni’yi duyacak
mıydı hiç?. Duysa bile oralı olacak mıydı? Neden oralı olsun ki. Sonuçta hainliği Avni
yapıp sevgisi için mücadele etmemiş Birtanesi’ni terk etmişti.
Avni bilemiyordu. Acaba Birtanesi onu daha sonraları da sevmeye devam etmiş
belkide Avni için açı çekmişti. Avni bunları nerden bilecekti. Avni Đsviçre’ye geldiğinde
Birtanesi’nden sadece 3 adet Mektup gelmişti. Belkide Birtanesi bu üç Mektupla
Avni’den hıncını almış defteri kapatmıştı. Bunun Avni farkına bile varmamıştı. Avni
kendi kendine <<Acaba bu sorularıma bir gün cevap gelecek mi?>> diye düşündü.
Gerçek olan bir şey varsa O da, Avni bu sefer kararlıydı O zaman yaptığı hatayı bu
gün yapmayacaktı, -Aferim lan! Hatalardan öğrenince böyle tam öğreneceksin işte.... .
Gerçi O zamanlar daha on altısında bir gençti ve neyi ne zaman yapması gerekir pek
haberi yoktu. Aslında Belkide kıvırcık kumral saçlı, yeşil gözlü, Hırçın ve muzur
bakışları olan Avni’nin Birtanesi, Ne zaman Avni gözünü kapatsa bu sebepten yıllarca
karşısında duruyordu. Avni bu sefer yapması gereken konuyu çok iyi biliyordu. Bu
sefer şayet semi ile benzeri bir olay yaşarsa Teknesinden aşağı inecek.. <<Hey sen
bak ben artık buradayım işte tam karşındayım. Hiç bir yerlere de gitmiyorum. Ya
şimdi tut elimden yada söz etme özlemekten. çok karışığım zaten tamam mı
anlayabildin mi diyecekti.
--- Ben anlamadım ne dedi bu ya ... Ha tamam Avni hala Ataköy’de.. fantezi’ye bak olummm...
Daha sonraki günlerde de Avni ile Semi hep buluştular, Yine de mutluydular ta ki tatil
zamanı gelip Herkes, Avni ve Anne’si de dahil olmak üzere tatile gitmeye başlayana
kadar.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
167/359
Bölüm 11
Gemi..?..
Cuma akşamı Avni Annesini ablasından aldı.
Sabahleyin erkenden yola çıkacaklardı.
Şügide kazadan sonra ilk kez araba ile
Türkiyeye gidecekti. Sol kolu tekrar
çalışmaya başlamış, tam randımanlı
olmasada, Şügi koluna sahip çıkabiliyordu.
Đyileşme süreci hızla ilerliyordu. Bu seferki
yolları Đtalyanın Venedik kentine oradanda
Denizcilik işletmesi Gemisi ile doğru Đzmir'e.
Avni'nin aklında Semi vardı. Onlar ertesi gün erkenden yola cıkacaklar, fakat Semiler
kara yolundan gideceklerdi. Gerçi Semi dahil herkezin ehliyetleri vardı ama, Avni
genede Yoldan korkuyordu bir iki gün içinde yugoslavya hattından 2 milyona yakın
araba geçecekti. Tüm gurbetçiler türkiyeye tatile gideceklerdi. Ve Semi o kadar
aslanın içinde yalnız kalmış bir kedi.. Avni Semiyi kaybetmekten çok korkuyordu,
fakat Avni'nin anneside Şügide O yollara dayanamazdı. Yani Avni mecburen Semisiz
gidecekti.
Geceleyin Semi Annesi ve babası uyuduktan sonra Avniyi aradı. uzun uzun
konuştular. Özlem giderdiler. Gerçi daha aynı günün öylen saatlerinde birliktelerdi
ama, önlerinde koca bir ay vardı görüşemeyecekleri. Avni için Aydına gitme olanağıda
yoktu. Avni kendi kafasına göre "fırsat bulursa genede gidip uzaktan izlerim" diyerek
düşünüyordu.
Sabah olunca erkenden, saat 5 te kalktılar. Avni yatmadan önce mavişe annesinin ve
kendisinin bavullarını koymuştu. Geceden hazırlanmış olan Mavişe bindiler. Şügiyi
almak için Avni ve annesi yola çıktı. Şügi hazır bekliyordu. Onuda konvoya katarak
doğru italya....
Epey bir yol aldılar, saat dokuz civarında mola verdiler. Đsviçreden çıkmaya az
kalmıştı. Akşam varacakları Venedik limanına halen beş altı saat yolları vardı. Çay
poğça vs. gibi yanlarında getirdikleri yiyecekleri. Alpdağlarının üzerindeki manzarası
daha doğrusu uçurumu bol bir park yerinde aşağıya bakarak yediler. Yaklaşık 2350
m deniz seviyesinden yukarda bulunuyorlardı. Bu çevrede evler yoktu ama, çam
ağaçlarının misgibi kokusunu alıyorlardı. Etrafları, belli olduğu kadarıyla onlar gibi ilk
molalarını yapan, italyaya tatile giden turistlerle doluydu. Verdikleri bu mola da Şüği
ve Avni gene kunfu'dan adeleleri gevşetmek için, bildikleri bir kaç exersizi yaptılar.
daha sonra yola çıktılar. Avninin annesi Hanedanlıktan kalan, görüntüsü kafasındaki
şapka ve omuzlarına atılı olan pelerinle sanki bahçesinde gezen bir baroniçeyi
andırıyordu. Hava serindi nede olsa dağbaşındaydılar.
Đtalya'ya indiklerinde isviçrede dağların arasında kilitli kalmış sis ve bulutlar, artık
geride kalmış çok sıcak bir hava vardı. Avniler bir sonraki mola için durdukları,
Benzinciden hiç durmadan hemen ayrılıp
devam etmek zorunda kaldılar. Girdikleri
her mola yerinde gölgeler diğer gurbetçi
Ay ile Konuşan Adam
italyan yugoslaw yolcularla dolmuş, Kafalarını sokabilecekleri bir gölge bile
kalmamıştı. Hava sıcaklığı 38 dereceyi geçiyordu. Avniler iki araba olarak gölgelik
park yeri arama uğruna nerdeyse yolun yarısına gelmişlerdi. Ancak bir ormanın içinde
olan piknik yerinde yarım saat kadar kalıp yollarına devam ettiler. Akşam üzeri saat
dört gibi Venedik limanına gelmişlerdi. Gümrük işlemlerini halledip Venediği gezmeye
başladılar. Sular altındaki bu batık kentin bir efsaneye göre trabzon yöresinden
osmanlıdan önce göç eden kişilerce ilk temel taşlarının atıldığı söyleniyordu.
Venedigte büyük katediralın önünde piza yediler tekrar gemiye döndüler. Akşam saat
tam dokuzda gemiye binmişler ve türkiyeye doğru yola çıkmışlardı. Gemide Akşam
yemeği servisi başlamıştı ama Avni ve Şügi güverteye çıkıp Venediği seyretmeyi
tercih ettiler. Avninin Annesi Restoranda kalmış hanım efendiliğini sergiliyor
garsonların hızmet etmelerinden zevk alıyordu. Kendine yine kendi yaşlarında bir
arkadaş bile bulmuştu. Avni ile Şügi kaptan köşkünün üzerindeki tarasa çıkmışlar
oradan etrafa bakınıyorlardı. Güvertede çok az insan vardı. Uzak yoldan gelenler
kabinlerine çekilmişler dinleniyorlardı. Şügi Avniye
- "Söyle bakalım Avni. O kadar kaptanlık taslıyorsun. Sen bu gemiyi
kullanabilirmisin?" dedi Avni
- "Kullanmasına ben kullanırım ama, buna Gemi neder? sonra acaba Gemi gidermi
onu bilemem!"
dedi Gülüştüler.
Avni dalgındı. Yine türkiyeye gidiyordu. Aslında cok seviniyordu. Ama kafasında
Semini dedikleri, Yani taşınırlarsa ne olacağını bilmemek ile Avni'nin içinde olan
bitmeksizin, Türkiyeye gidince Birtanesini arama isteği, Avninin beynini kemiriyordu.
Avni Sadece hayatta bu iki kızdan birini istiyordu. Ya biri yada diğeri. Belkide sonuç
eskisi gibi olacak, yani her zamanki gibi, Avni her ikisinide kaybedecekti. Geçen bu
kadar sene içinde sevgilerini kaybetmeye Avni okadar alışıktı ki aslında, şu anda, bu
düşünceler bile onun umrunda değildi. O en çok sevdiği. hani ölürsem ya denizde
öleyim kimse nerde olduğumu bulamasın yada havada diye düşünürdü ya işte gene
bu düşüncelerle kendini oyalayıp Gök yüzündeki Ay'a denizde pırıltıyan yıldızlara
bakıp zevkini çıkarıyorlardı. Avni yavaş yavaş ilerleyen geminin öntarafına
parmaklıklara dayalı olarak duruyor Şügi'de sırtını parmaklıklara vermiş geminin
arkatarafına bakıyordu. Belki yarım saat hiç konuşmadılar. gemi açık denize açılmış
arkalarında kalan Venedik limanının Fenerleri gittikçe küçülüyordu Avni halen
öntaraftaki uçsuz bucaksız gözüken denizin derinliklerine bakıyordu.
Şügi birden Avninin kolunu dürttü. Osırada Kaptan köşkü'nün üzerindeki
Parmaklıklarda aşağısını dikizleyen yani alttakiler, kaptanlar ne yapıyor diye aşağı
sarkmış olan Avni, nerdeyse düşecekti.
- "Avni"
Avniden gelen cevap klasik
- "Hııı"
- "Olum Avni bana söylesene. Melekler sarışın dalgalı saçlı inçe uzun boylu
gülümseyerek bakan beyaz giyimlimidirler ve adamın karşısına beklenilmedik anda
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
169/359
çıkanlarmıdır."
Avni hiç istifini bozmadan ve ardına bakmadan
- "Saçmalıyorsun gene Şügi bırak ya.... bende burda zaten deniz kızlarını
seyrediyordum rahatsız etme."
- "Olum söylesene ya!"
- "Nebileyim ya ben hiç görmedim ki"
- "Yani sen hani arada bir Ke-O-Rem yaparak vücudundan çıkıp ortalıkta dolanıyon
ya belki biliyon diye sordum"
Avni halen önündeki deryaya bakarak, deinlerde midye çıkartırcasına, kendi
dünyasına dalmışken.
- "Yok ya Şügi dalga geçme nerden bileyim. Zaten birini yakalasam bırakırmıyım hiç"
Avni bu sefer çok derinlerden iç çekerek cevapladımıştı. Aslında Şügi'nin neden
bahsettiğini dinlemek bile Avni'nin işine gelmiyordu. Bu Avni'ye ne zaman Türkiye
yoluna çıksa oluyor, ümit ve karamsarlık arasında gidip geliyordu.
- "Olum Avni o zaman... Şu anda karşımızda duran ve bize bakan, süper güzellikte bir
fıstık. şııışşt Avni dönsene ya! Arkana bak sana bir kere! Amma kayıtsız adamsın ha!"
Avni bu lafı duyunca arkasına döndü. Gördükleri Şüginin anlattığı kadar vardı.
Bulundukları bu balkona çıkılan merdivenin başında, Arkasından Bacanın ışıkları
olduğu için yüzü görünmeyen, ışıkların içinde kaldığından dolayı,hayali ancak kart
postallardaki melek resimlerini andıran, allah vergisi güzel vücüdu ile. sarışın, dalgalı
saçlı, uzun ve ince vucutlu, beyaz önden düğmeli ince bir elbisesi olan, yaklaşık 20 21 yaşlarında adeta bir melek duruyordu. Bizimkilere doğru bakıyordu. Kız Şügi ile
Avninin konuşmalarını duymuş, masum masum ama haylazca gülümsüyordu. Sanki
<< yakaladım sizi>> der gibi bir hali vardı.
Kız yıllardır tanışıyorlarmış gibi, bizimkilerin yanına geldi. Hey beyler ateşiniz varmı
diye sordu. --- Hey beyler dikkat ! ...Avni alnını eliyle tutup.
- "Yooo.. Ben gayet iyiyim, en fazla otuzaltı buçuk falandır. Sanırsam Bizim bu
Şügi'nin ateşi şimdi muhakkak yükselmiştir."
Bir şeylere inanamazcasına sırıtarak, sanki gördüğü rüyaamış gibi, soğuklukla arkasını
döndü denize baktı. Bu lafın üzerine kız kahkaha attı. Şügi Avni'ye bozuldu. Şügi
Avni'ye kızgın, bakarken, Çakmağını kıza uzattı.
Geminin gittikçe sürhatlenmesinden dolayı bulundukları kaptan köşkü köprüsünde,
yani geminin en ön ve en yüksek tepesi olan bu köprüde, rüzgar epey kuvvetli
esiyordu. Kız sıgarayı yakmak için çok uğraştı. Şügide her zamanki gentlemenliğini
kullanarak kıza yardım etmeye uğraşıyordu. Kızla Şügi kafa kafaya vermiş rüzgardan
korunarak sıgarayı yakmak için siper olmuşlardı. Kız bir ara kafasını kaldırdı. Aynı
zamanda yüzüne doğru gelerek rahatsız eden beline kadar uzun, dalgalı, sap sarı
saçlarını sol eli ile toplayıp omuzuna attı. Boynunu bükerek, olmuyor gibilerinden
Avniyi süzdü. Avni onlara doğru geri döndüğünde, Sanki birbirini yemeye çalışan iki
sevgili gibi öylesine yere sinerek durduklarını görünce gülümsedi. Yanlarına yaklaştı.
Bu arada gemi hızlanmış rüzgar dahada şiddetli esiyordu.
- "Siz bu vaziyette sigaramı yakmaya çalışıyorsunuz? Bu pozisyonda yaksanız,
yaksanız ancak . Elbiseleri yakarsınız. Elinizi gözünüzü yakarsınız, birbirinize abayı
yakarsınız bence. Ama sıgarayı yakmanız çok zor!"
diyerek cebinden Zipo'sunu çıkarttı, uzattı ve ekledi.
- "Ak akçe kara gün içindir."
Ay ile Konuşan Adam
dedi Kız Zipo ile sıgarasını yaktı. Avniye bir bakış attı Tepeden tırnağa süzdü, Avni ile
hiç konuşmuyordu. Sadece <<Hey sende kimsi?>> soruları gözlerinden okunuyordu.
Anlaşılan Avni gibi aksi birisi ile kız bu güne değin hiç tanışmamıştı.
- "Teşekkür ederim dedi"
Şügi de
- " Eh bende birtane yakayım"
Dedi, ve sigarasını yaktı. Şügi ile Kız muhabbeti koyulaştırdılar. Yerde oturup,
kendilerini korkuluğun arkasına rüzgardan güvene almışlardı. Birbirlerini rüzgarın
çıkarttığı uğultular yüzünden çok zor duyuyorlardı. Çifte kumrular gibi konuşuyorlardı.
Avni artık geminin önünden denize bakamıyordu. Bizimkilere adeta duymaları için
bağırarak,
- "Gelin arka tarafa gidelim orası daha sakindir."
dedi. Yangın merdivenini andıran merdivenden indiler Avni ve Şügi önden inmişleri.
Kızın elbisesi, merdivenlerden yukarı doğru gelen bu sert rüzgara dayanacak gibi
görünmüyordu. Rüzgar kıza bütün hayinliğini yapıyor, yerlere kadar olan uzun eteği
sanki bir tül parçası gibi havalandırıyordu. Etraflarında kimse yoktu. Bu sırada Avni ve
Şügi kızın aşağıya inmesine aval, aval bakarken, Kız aşağı inmenin çarelerini arıyordu.
Kendine gelen Avni Şügi'yi dürttü.
- "Gel biz kenera çekilelim de kız aşağıya rahatça insin. Baksana epey zorlanıyor.
Nede olsa daha ilkkez karşılaşıyoruz. Yanımızda rahat hareket edecek kadar
güvencesi yoktur."
dedi
- "Şügi eh neyapalım öyle olsun bakalım!.... Yani..aslında bakamayalım."
dedi. Avni ve Şügi yan güverteye doğru ilerlediler Kız da sakince aşağı indi. Đndi
inmesine ama inerken maxi eteği rüzgarın hışmına uğramış havalanmış çok uzun ve
güzel olan bacakları, içindeki tanga giysisi tüm güzelliği ile herşeye rağmen bizimkiler
tarafından görünmüştü. ----- eh o kadarda olsun artık. Bu kadar görüntü centilmenliği
bozmaz... .. Bu durum aynı anda Bizimkilerin ikisininde utanmalarına ve kızarmalarına
sebep oldu. Bakmalarının ayıp olduğunu biliyorlardı. Ama, 8. dünya harikasını da
görmemezlikten gelmek imkansızdı.
Arka güverteye gittiklerinde Kız Şügiyle ahpaplığı arttırmış, kahkalarla sohbet
ediyorlardı. Onlardan bir kaç metre uzakta olan Avni, onları uzaktan seyrediyor ve bir
yandan da onların bu sevecen halleri hoşuna gidiyordu. Öyle ya Şüginin kazadan
sonra senelerdir bir kızla bu şekilde konuştuğu olmamıştı.
Avni geminin kıç tarafından, Venedigten yola çıktıklarından bu yana onları takip, hep
gemi ile gelen, dolun Ay'ın sudaki yansısına dalmış, Aklında o nu arıyordu. Avni için
tuhaf olan şey, bu sefer Birtanesi'nin hayalini bile göremiyordu, Simdi daha çok
Seminin gülümseryüzünü görmeye çalışıyordu. "Acaba ne olacak?" diye düşünüp
duruyordu. <<Acaba Semi ile devam edecekler mi?>> Yoksa <<Semi'de Avni'ye
oyununu oynayacak. çekip gidecek miydi?>>
Saat epey ilerlemiş gece yarısını geçmişti. Avni gökyüzüne yükselmiş olan Aya baktı,
Gülümsedi. nasıl olmuştu da, Avni bu güne kadar şu gökyüzünde olan dünyada
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
171/359
insanların varlığından bile haberi olmayan, hatta kendi enerjisi olmadığı halde,
güneşin enerjisini, ışıklarını kullanarak anca kendini belli eden, gerçekte yalancı, dış
görüntüsünün herkezi mennun ettiği, fakat iç dünyasını kimsenin bilmediği şu parlak
kum ve kaya yığını olan Ay'dan bile umut aramıştı. Bütün bunlar şimdi aklına geliyor
adeta yaptığından utanıyordu. Utanmasına utansın fakat Avni'nin bu huyu aynı suç
üzeri yakalanan hırsızlara benziyordu. <<Valla çok pişmanım abi... Bir daha tövbe
yapmam>> Ne zaman serbest kalsalar. Ardından bir vukuat daha.. Yani Ne kadar
pişman olursan ol Aynı tas Aynı hamam... Avni'nin yaşadıkları böyle bir şey. hep aynı
beklenti...
Avni hala sohbet eden bizimkilere döndü, Yatmaya gittiğini söyledi. ve ardından
kabineye gitti. Kabine geldiğinde Avninin annesi yatmış çoktan uyumuştu. . Avni
Şüginin yatağını indirdi. kendiside yukardaki ranzaya tırmandı. Geminin motorlarının
yaptığı titreşim. ve gürültü arasında uykuya daldı.
Avni derin uyku süresinde birden uyandı. Terliyordu. sanki yanında birisi belirmişti.
Bu beliren kişi Avninin anımsamasına göre siyah saçlı çok güzel ve sempatik bir
kadındı.. Avni onun kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. işte bu sıra kadın <<Hey
yakışıklı çocuk... Benim gibi güzel bir kadınla konuşmayacakmısın>> dedi... Avni
kendine geldiğinde, etrafında kimse yoktu. Evet rüya görmüştü. Şügi'ye baktı Şügi
halen yoktu.. yatağı boştu... Avni. <<Kim bu kadın? >> diye kendini sorguladı.
Gördüğü rüyadan çok etkilenmişti. Avni huzursuzluk içinde beş altı kere sağına ve
soluna döndükten sonra uyudu. Uyurken hep sayıklıyordu. <<Kimsin sen?>>
Avni sabah olurken güneş doğarken kalktı. Avni kabin'den çıkarken Annesi ve Şügi
halen yorgun, mışıl, mışıl uyuyorlardı. Avni Şügi'ye bakarak gülümsedi. "Kimbilir dün
gece kızla daha neler konuştular?" diye düşündü. Yüzünü yıkadı. Avni geminin en
yukarsındaki bacaların arasında ki, güverteye çıktı. Üzerinde eşortman vardı. Sabahın
ilk aydınlığı belli oluyordu. Henüz daha güneş görülmüyordu. Avni hazırlandı tai chi
denilen figurları yaparak günün ağırmasını, karşıladı. Tai Chi uzak çin yörelerinde bu
gün bile toplu halde yapılan. Vücut için gerekli her tür hareketi içeriğinde toparlayan.
Yavaş yapılan bir dizi hareketler dizisi. Bu hareketler uzaktan bakanlara sanki, yavaş
çekim bale görüntüsünü veriyordu.
Avninin geminin tepesinde bu tür çalışma yapması. Gemi güvertesini
temizleyen, bir kaç gemi personelinin de dikkatini çekmiş uzaktan, hem
güverteyi temizliyor hemde Avniyi izliyorlardı. Avni yavaş yavaş başladığı
figürleri gittikçe hızlandırmış adeta son sürhat tam güç, neyaptığı gözle
takip edilemeyecek kadar hızlandırmıştı. Jaky Lo, görse her halde Avniden
gurur duyardı. Avni yaptığı hareketleri gene yavaşlattı. Avninin bir ara
yanında belirlenen gölde dikkatini çekti. Şügi gelmiş ona eşlik ediyordu. Avni ile
Şüginin hareketleri sanki Synkron yüzücülerin yaptığı baleye benziyordu. Şügi tam
randımanla kullanamadığı kolunu kemerine bağlamış, nerdeyse her hareketi Avni ile
birlikte yapabiliyordu. Tek kolla yapamayacağı hareketleride değişik başka
hareketlerle tamamlıyor, sonra Avni ile aynı hareketlerle devam ediyorlardı. Bu arada
güneş oldukça yükselmişti. Bu arada Şügi ile Avni kırk kırk beş dakika, çalışmışlardı
birbirlerini selamlayarak sabah antramını tamamladılar. Şügi Günaydın dedi. Bu
arada Bizim ikiliyi seyreden geminin kadrosu alkışlamaya başlamıştı. On on beş
matroz bizimkilerin şovunu izlemişti anlaşılan.
Ay ile Konuşan Adam
Ardından kahvaltı yaptılar, kahvaltıdan sonra saat dokuz civarı dünkü kız yine
karşılarında belirdi. Avni Şügi ile bu kızın kim olduğunu, dün daha neler olduğunu hiç
konuşmamışlardı. Yanlarında Avninin annesi olduğu halde kız gelip Avnilerin
masasına oturdu. Saygı ile selamladıktan sonra sohbete katıldı. Avninin annesi
kalender bir kişi idi. Kıza kızım senin annen baban nerde diye sordu. Kız annesinin ve
babasının olmadığını kendisinin evlatlık olarak, alman bir ailenin yanında olduğunu
söyledi. Daha sonra Şügi ile Kız kayboldu.
Avnide annesiyle kaldı dertleştiler biraz Semi'den konuştular. Avni'nin annesi,
Semi'nin ailesini çok beyenmiş, Semi'yi gelini olarak görmek istediğini Avniye söz
arası söyleyince Avni
- "Ama anne Semi daha yeni on dokuz yaşına basacak. ve şu anda evlenmek
istemiyor. Sanırsam şansım yok." Dedi. Annesi Avniye
- " Oğlum bu kaderde yazılıdır. Zaten sen istesende istemesende, kiminle ve nasıl
evleneceğin bellidir. Kısmetse olur. Ben sadece benim gelinim olmasını
söylememdeki amacım. şu gelen kız gibi birine takılmayasın diye idi."
Avni sadece annesine baktı. Tekrar baktı sonra yanağına kocaman bir öpücük
kondurdu. Aslında Đşte O Kelime Semi'in de hep kullandığı kelimeyi Avni annesinden
de duyuyordu "KADER" Avni kendi, kendine mırıldanarak. <<Aslında doğru kadere
karşı değil, ama onunla aynı doğrultuda ilerlemek ve biraz da yardımcı olmak lazım
galiba. >>
- "Anne Semi'ye kadar ben çok kızla tanıştım, ben de daha Semi'den yani ondan
iyisini göremedim. Gerçi bu kız da göründüğü kadar serseri mayın değil. Ama benim
için söz konusu olamaz."
Gemide öylen yemekleri akşam yemeği daha sonra yapılan eğlence ardından atılan
bir kaç göbek vs. gibi şeyler ile arda kalan boş zamanlarını da kitap okuyarak geçiren
avni, O gün akşama kadar pek Şügi'yi görememişti. Ancak geç saatlerde Diskoda
yapılan eğlenceye bizim çifte kumrular gelmişti. Gece yarısı olmuş Disko kapanacaktı
Avni, Annesinin de yatması üzerine, Avni zaten meşgul olan Şügi'ye sadece "ben
yukardayım" işareti yaparak, Güverteye çıkmıştı.
Geminin disko bölümünde bol bol göbek atan Avni terlemişti. Bu sebepten dolayı
geminin arka tarafına yani bacanın arkasına doğru gitti. Burası hem rüzgarsız hem
daha sakindi. tek kötü tarafı dalgaların cıkardığı ses buradan bacaların ugultusundan
duyulmuyordu. Diskodaki gürültülü gece eylencesinden dışarı cıkmak Avniye çok iyi
gelmişti. Gerçi müzik eşliğinde, Avni biraz da olsa kendi sorunlarını unutmuştu. Sonra
sahne alan izmir'li folklor gurubunu seyretmekte, avniye çok güzel hisler getirmişti.
Fakat bu sefer de Semi'si Avni'nin aklına takılmıştı.
Avni Güvertenin en son ucunda duruyor, Sıgarasını içerken geminin bacasının
üzerindeki yıldızların bacadan çıkan dumandan kaçışlarını seyrediyordu. ---Abi
saçmaladın ya Yıldızlar nerde duman nerde... cık. cık. cık.... Tabiyiki yıldızlar geminin
dumanından kaçmıyordu. Geminin dumanı Avni ile yıldızların arasında olduğu için. Bu
Avniye böyle görünüyordu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
173/359
Daha sonra Avni geriye Geminin arkada bıraktığı su izine gözlerini çevirdi. ve gene
beklediği olayı gördü. Suyun üzerinde birtanesinin gülümseyen yüzünü. Kafasını
kaldırdığında da Seminin yüzü karanlık havada Avniye gülümsüyordu. Avni bu
görüntüler altında yere çömeldi çin usulü bağdaş kurdu. ellerini bacaklarının
düğümlendiği yerde birleştirdi. ve konsantre olarak Ke-O-Rem'e geçti. --- Abi ne oluyor
gene anlamadım sanki Avni için herşey güzel gidiyorgibi nerden çıktı bu trans şimdi ya... banane ya
oynamıyom işte.bıktım valla ya bu kadar olur..
Avni semiyi çok sevdiğini hissedebiliyordu. Ama hala Birtanesinden kurtulmuş ta
değildi. Birtanesini unutmak Avniye imkansız gibi geliyordu. Nede olsa onunla yıllardır
herşeyini paylaşıyor, konuşuyordu. Gerçi bu
olay size her ne kadar saçma gelirse gelsin.
Bu yabancı ülkede Avninin
yaşayabilmesindeki tek amaç. Avninin
Birtanesi'ni sanki onun her zaman yanında
olan bir Dost bir eş yani birlikte yaşıyormuş
gibi yanlızlığını paylaşmasıydı. Başka
değişle Avninin onu yaşatmasıydı. Etrafında
bu güne kadar gerçektende çıkarcı olmayan
ve Avninin her derdini anlatabileceği bir
kimsesi yoktu. Avninin Ailesi bir bakıma kendi halinde kendi dertleri ile
uğraşmaktaydı. Hatta birde çoğu zaman Avni onlara destek olmak zorundaydı. Abla
Ağabeylerinin arasında bir sürü problem yaşanır, Avni her seferinde hakemcilik
oynardı. Aslında Avninin sorunu varmı yokmu kimsenin pek umrunda değildi. Öyle ya
<<Avni şahaser bir işte çalışıyor Ot gibi para kazanıyor>>, <<kendi işini kendi
yapıyor?>>, <<Kazandıklarını nereye harcıyor?>> Onları ilgilendiren sadece bu tür
sorulardı. Ama kimse <<Avni sen o kadar okula gidiyorsun. çok çalışıyorsun okul
masraflarını nasıl karşılıyorsun, daha hasta bile olduğunu duymadık nasılsın?>> Diye
sormazlardı. Bu tür konular ne zaman Avni Abla veya Ağabeyine gitse yaşanırdı.
Birde Avniyi evlendirme çabaları yok muydu bu çok daha harika bir eylemdi Avni için.
Đşte bu tür konular geçince, Aklındakileri kimseye dinlettirememenin acısını duyan
Avni kendini yalnız hisseder. Nedenlere cevap aramaya başlar. Đşte O zamnda,
sorunlarını genelinde tek dostu Birtanesiyle paylaşır. Onun Resmni çizerek hayal
kurarak vakit geçirirdi.
Semi Avninin dünyasına, çok değişikbir duygu ve yep yeni bir, his olarak girmişti.
Aslında Semi ile Avninin birtanesi hiç mi hiç birbirlerine benzemiyorlardı. Semi daha
sessiz, genelde olumlu, sade ve zarif bir kızdı. Buna karşın Avninin hatırladığı kadar,
Birtanesi deli dolu tasasız ama bilinçli biri idi. Sadece gizli, kapalı kutu olayı her
ikisindede vardı. Birtanesi Avnide bir sürü açık soru bırakarak ortadan kaybolmuş,
Semi ise gülümseyerek Avniye "Biz uzağa taşınıyoruz seninle artık sık
görüsemeyeceğiz belki folklordan folklora" demişti hemde gülümseyerek. Yani Avni
bunun bir ayrılma olup olmadığını anlayamamıştı henüz.
Avni Tekrar konsantresini birtanesine verdi.
- "Ah Birtanem, ne kadar oldu biliyormusun seni görmeyeli? şu hırçın ama sakin
denizin dalgaları bana senin koyu kumral dalgalı, saçlarını hatırlatıyor nereye baksam
sen varsın. gözlerinin yeşili bana suyu hatırlatıyor. Đçine dalıp kaybolmak istiyorum.
Sanırsam seni en son gördüğüm yerin Plaj olmasıda beni ne zaman denize gelsem,
Ay ile Konuşan Adam
seni düşünmeye zorlayıp aynı hisleri yaşatıyor. Nerdesin simdi? Şu an karşımda olsan
sena sadece parmaklarımla dokunsam saçlarını okşayabilsem, kaşların kirpiklerin O
kadar güzelki, hele O burnun yokmu. burnunu okşamak dudaklarını, sevmek isterdim
saatlerce seninle uğraşmak isterdim şimdi.
- "Her şeyden çok daha fazla özlediğim bir şey daha varsa seninle konuşmak.
Bilmiyorum hatırlamıyorum biz hiç seninle saatlerce konuştukmu? Yada sadece seni
dinlemek. Biliyormusun sesini ne kadar çok özledim ki. Hele ellerini tutmayı. hatta O
kızgın kuduz kedi gibi o güzel gözlerini kısarak sevgi dolu bakışlarını. Ne diyeyim
herşeyini özledim senin. Seni ne zaman göreceğim acaba? hayatında bana bir dakika
müsade verecekmisin? Sana doya doya bakmama?. Biliyormusun artık sadece seni
değil Semiyide çok seviyorum. O da bana aynı senin gibi bakıyor, Bilmiyorum Semiye
O nu ne kadar çok sevdiğimi ben Semi'ye gösterbiliyormuyum? Sana belli edebilmiş
miydim. Sen biliyor muydun? Yoksa korkumdan yine içime kapanık soğuk bir
insanmıydım? Şimdi öyleyim. Neden mi? Çünki artık Semi'den de en az senden
korktuğum gibi korkuyorum. O da senin gibi, her şey çok güzelken, en güzel anda
bırakıp gidebilir diye. Ben gene yalnız kalıp senin başına dert olacağım diye. Semi de
aslında her şeyi ile o kadar sevecen ki nasıl anlatsam sanki Bir film seyredermiş gibi.
Bir nevi bir şeytan kadar kışkırtıcı aynı anda bir Melek kadar sakin, sessiz, sevecen.
Đkiniz yan yana olsaydınız, kim bilir ne kadar da iyi anlaşırdınız. Siz anlaşırda
sonradan benim kıçıma tekmeyi basardınız herhalde. Đnşallah bir gün gerçektende
böyle olur. Seni kaybettim, inşallah onu kaybetmem."
- "Senden bir tek istediğim var Birtanem bu güne kadar olduğu gibi, beni gene sen
koru, Semi şayet yanlış birisi ise beni ona aşık ettirme. Gerçi şu andaki
düşüncelerimin şaçmalıktan başka bir şey olmadığını, ve senin seninle bu güne kadar
konuştuklarımdan haberin olmadığını biliyorum ama. Đyi ki sen varsın bari hiç olmasa
aklımdan hayalimden birisi ile konuşabiliyorum. Sen sanki burda yanımdaymış gibi
seninle dertleşmeye alıştım. Bilirsin sen yokkende senden ben memnunum. Biliyorum
sen mutlusun. Keyfin yerinde aslında eşini kıskanmam gerekir. Adam eve geldiğinde
karşısında hep sen varsın. Ama inan bu görüntüyü düşünmek bile beni mesut ediyor.
Zaten bu sebepten dolayı kader bizi hiç bir zaman birleştirmeyecek. Yani Ben her
sene yine Türkiye'ye seni bulmak umuduyla gideceğim. Şimdi olduğu gibi. Ne zaman
öyle değildi ki? Anlaşılan şu ki, ben bu sene de seni bulamayacağım. Bir de buna
Semi'yi kaybetmek korkusunuda eklersek....." -- Abi ya! bende neden Avni semiden
korkuyormuş, ona hiç güvenmiyormuş gibi bir his var içimde anlamadım...
Avni biraz üzgün biraz kırgın olarak ayağa kalktı. Karşısından Avninin bu halini
seyreden biri olsa onun için muhakkak <<Zavallı garip kendi kendine konuşuyor
derlerdi>>. Avni geminin demir parmaklıklara yaslanarak denizi yararak giden
geminin arkada bıraktığı su izini seyrediyordu. Avni gerçektende artık hislerini kontrol
etmekte zorlanıyordu. Çok zor anlar yaşıyor Semi ile yaptığı son konuşumadan sonra
Semiye de güvenemiyordu. Avninin aklında olan <<Belkide Seminin de bir sevdiği
vardır.>> Yani Turgaua döndüğünde gene onunla birlikte olacak ve sadece bir kaç ay
süren flörtü Avniyi unutacaktı. Belkide bu sebepten dolayı Avniyle görüşmek
istemiyordu. Yani Avni zürichte diğeri orda. Neden kadınlar hep güvence isterler
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
175/359
yalnız kalamazlar.. Yada Nebileyim ben işte." -- Olum Avni şimdi saçmaladın işte ortada fol
yok yumurta yok gene sen havalara girdin... Bırak bu tasalanmayı artık. Bekle gör. Zaman herşeyi
gösterecek. Sabırlı ol ...
Avni kendi düşüncelerindeyken Şügi belirdi. Avni toparlandı.
- "Avni gene onu düşünüyorsun değilmi? Pekiyi Avni ne olacak? diyelimki Semi ile
herşey yoluna giriyor evlilik gözüküyor, Bir den Birtanen karşına çıktı, Bekar hiç
evlenmemiş, bir de O da senin gibi seni beklemiş yıllarca, O zaman ne olacak?"
- "Şügi ne olmasını bekliyorsunki, Sen söylediklerinin gerçek olabileceğine kendin
inanıyormusun? Ben sadece Birtanemi sadece kafamda yaşatıyorum. Onun bundan
haberi bile yok. Zaten hoş haberi olsa bile ne değişirki? Acaba şu geçen on yıl
içinde, bir kez bile olsa beni düşünmüş, aklına gelmişmiyimdir. Sanırsam şimdi bu
sefer türkiye gittiğimde O'nu görsem, karşısına dikilsem, tahmin ederimki bana
muhakkak şöyle derdi. <<Sizi bir yerden gözüm ısırıyor siz kimsiniz>> diye bana
sorardı. ben de ona <<ben Avniyim >> derdim... Birtanem uzun uzun düşünürdü
<<Avni?>>... <<Avni?>>,, << hangi Avni çıkaramadım >> der. Bende <<Çok
eskiden kapıcının yanında çalışırdı, pek tanıyabileceğinizi sanmıyorum size iyi günler
bayan>> derdim sonrada çekip giderdim. Gözyaşlarımı ve beni unuttuğu için
kırıldığımı görmesin diye. Çünkü unutulmak bana koyuyor. Ama benim istediğim
olmuş olur O nu bir kez bile olsa görmüş olurdum. Bu da beni hayat boyu mennun
ederdi. Ne diyeyim insan sevdiklerini hep mutlu görmek istiyor işte. Benimse bundan
bile haberim yok . işte böyle bir senaryo Şügi."
- "Nayır Necla Nolamaz Naşkımız Nöyle Nitmemeli nüngür"
Avni uzun uzun Şügiye soru dolu bakar... --- Aynen bende
- "Avni sen biliyormusun, aslında bana daha neden bu kadar Birtanene bağlandığını
anlatmadın. Tamam çok güzel biriydi belki ama sen ondan sonra bir sürü insanla yani
kızlarla birlikte oldun Bu kızın ne özelliği var. Bildiğim kadarı ile aranızda sexuel
ilişkide olmadı. Nasıl bu kadar bağlanabiliyorsun O na. Yani sonuçta nasıl olsa normal
kadının biri değilmi?
- "Bak Şügi, Ben onu tanıdığımda etrafımda Arkadaş diyebileceğim kimse yada
aslında Arkadaşlarla kıyaslanmaz, aslında bir sürü arkadaşım vardı. Ama gerçektende
ölümüne güvenilecek tek bir insan, yada her konuyu açık açık konuşabileceğin, yani
aslında yanında kendini çok rahat hissedebileceğin biri olması. yani sadece O. Nasıl
anlatsam, O zamanlar fazla derdimizde yoktu. Hoş gerçi olsa bile ona anlatmaz yani
onu sıkmazdım. Amam o nunla birlikte olmak bana kendi derdimi unuttururdu. Tek
sorun şu bizim savcının kızları ile birlikteyken bana yüz vermezdi. Senin anlayacağın
Gizli kutusunu onların yanında açmak istemezdi. Ama onlar yokken. O ışıl ışıl parlayan
ben Yeşil diyorum ama tarif edemem, allah O na her türlü pastel dediğimiz renkleri
gözüne sanki kendi elleri ile yerleştirmiş sonra açık yeşil rengin, tonu ile donatmış.
Yok Şügi olmuyor O gözler başka kimsede olmadığı gibi tarifi bile yapılmıyor.
Biliyormusun bende bir resmi bile yok. Birde Bana bakarken gözlerinin içi büyük bir
özlemle parlıyordu. Tepeden aşağı hadi çocuk yürü gidelim demesi ile. benim Adımı
ardı ardına tekrarlayarak gülmesi. Her yaklaşışında ellerini sımsıkı tutarken derin
nefes alışı. Yani sanki biz birlikteyken tek bir ruh tuk. fazla konuşmamıza bile gerek
yoktu sadece beyin dalgaları ile anlaşıyorduk. --- Đlginç yunuslar gibi... Birde kıvır kıvır
saçları yokmu.
- "Birtanemi sana daha nasıl anlatsam? Senin anlayacağın beni O na bağlayan.
Sevgisini gösterbilmesi, bana sahip cıkabilmesi, kararlı olması, kişiliğinin bütün ve
Ay ile Konuşan Adam
özgür olması. ve birazda hayatta ilk kişi olması, yani beni seven ve sevgisini açıkça
gösterebilen birisi. Başka özellikleri, demin seninde bahsettiğin daha yapmamış
olduğumuz özellikleri. Nasıl olduğunu bilsemde bilmesemde bence o kadar önemi
yok. Anlaya bildinmi?.
- "Son bir kelime daha eklemem gerekirse. Şügi'ciğim <<Onunla iken sadece bana
ihtiyacı olduğu için yanımda olan biri değildi o. Herşey birlikte yapılırdı. Hemde
sadece düşünerek. Konuşmadan kendiliğindn, iki insanın ancak böyle beyin dalgaları
aynı atabilir. Aynı şeyleri aynı anda düşünebilir."
- "Ben her sene türkiyeye giderken aynı beklentiyi yaşıyorum ve her sene o nu
görmek istiyorum ama Kader bizi karşılaştırmıyor. Bundan dolayı yolculukta hep Asabi
ve sessiz oluyorum. Esasında Birtanem istese! var ya Şügi. bana inan. O beni
dünyanın diğer ucunda bile olsa gelir bulur. Onda Bu nitelik var. Kafasına takarsa
yapar , yapar yapmasına da beni kafasına takan yok..
Bu andan itibaren ne Şügi nede Avni tek kelime bile konuşamadı. Avni gene sessizce
denize dönerek ufka bakıyor içindede hüngür hüngür ağlıyordu..,
- "Şügi şu an aklımı kurcalayan başka bir şey var. Birtanemi görmekten daha çok On
dan artık vazgeçtim, yaşanılan duygular sadece bir alışkanlık.. Semiyi kaybetmemem
gerekiyor onu bir şekilde ikna etmek Seminin beni sevdiğinden emin olarak, kendime
bağlamam gerekiyor. Bunlar şu an benim için çok daha önemli. Biliyormusun sanki
her şey baştan tekrarlanıyor. Yaşananlar tekrarlanıyor. Birden karşıma gerçekten
sevebileceğim bir kişi çıkıyor. Herşey yolunda gidiyor. Sonra herşey allak bullak
oluyor."
Sarışın Çingene
- "Ne olduki Avni"
- "Doğru ya sana anlatmaya fırsat olmadı. Tatilden sonra Semiler gene geriye yani
Turgaua taşınacaklarmış. Bu sebepten dolayı benimle bir anlamda çıkmak istemiyor.
Yani aslında çıkıyoruz ama, bana Semiye gitmek yasak, Babasından ve dedikodudan
korkuyormuş. Yani bana kalırsa bu olayda Bitti artık. Tatil sonu en fazla bir kaç hafta
idare eder sonra geçer karşıma <<Kusura bakma Avni insan kalbine laf anlatamıyor
kendini seveni değil kendi sevdiğini istiyor >> der Nede olsa alıştık artık. Allahım
Pekiyi ne zaman benim sevdiğim kişi bu lafları başkasına benim yararıma söyleyecek.
- "O'lum Avni şimdi saçmaladın işte ortada fol yok yumurta yok gene sen havalara
girdin... Bırak bu tasalanmayı Biraz sabret, bekle gör zaman herşeyi belli edecektir
Kadere bir parça sans ver..". -- Eee Şügi demin aynı şeyi ben dedim olum... Bu benim repliğim
allah allah... . Avni deminde dediğim gibi.. Nayır Necla Nolamaz Nanan Evdemi..?
- "Şügi alay etme gördüğüm kadarıyla keyfin keyif. Sen zaten beni ne zaman ciddiye
aldın ki? Sahi yenge hanım nerde?"
- "Ha O mu çok şeker bir kız biliyormusun aynen senin Birtanen gibi insanı gözleri ile
yiyor, Hoş onun gözleri gerçi kahverengi ama neyse. Mersindenmiş"
- "Sarışın çingene desene"
- "Dalga geçme Avni ayıp oluyo bozuşuruz bak. O çok iyi bir insan bana herşeyini
anlattı. Babasının ölümünden sonra başından geçenleri, daha küçükken çok kez
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
177/359
etrafındaki patronları tarafından kullandığını. Almanyada Sevdiği bir çocuğun
olduğunu. Ama aşiretli mi? maşiretliymiş mi? ne.. Bu da onların birleşmesine engel
oluyormuş, Esasında bekaretini kaybetmiş olmasından dolayı hiç bir zaman Aşiret
kabul etmeyeceği için evlenemeyeceklerini de Anlattı. Sanırsam bu yaşadığı olaylar
onu bu kadar çılgın olmaya zorluyor. Anladığım kadarı ile gözüne kestirdiği herkese
sahip olmak istiyor. Bana bütün gün hep seni sordu. Neden bu kadar soğuk
olduğunu. Bende Aslında Avni bu kadar ters tepki vermez ve bu kadar sessiz
duramaz sanırsam Avni komple bağlı hem gözleri hem de kalbi dedim, sonra iki ruh
arasında gidip geliyo dedim. O da bana farketmez şeyide bağlı değilya dedi. Ne
demek istedi anlamadım. Ne yi kasdetsi acaba gerçekten de?. Neyse Zaten kullandığı
kelimeler ve kimlerle neyi nerde, nasıl yaptığını anlatması beni çileden çıkartıyor
süper fantezili biri. Hele bir Muz nasıl yenir teorisi var aklın hayalin durur. Acaba
gerçektende uyguluyormudur dersin?"
- "Orospu desene.. Kaç para istiyormuş?"
- "Avni neden böyle ters tepki gösterdiğini anlamıyorum. Seni hiç anlıyamıyorum. Bu
yüzden de söylediğin söze kızmıyorum. Ama bana kalırsa bu kız çok iyi niyetli, açık
sözlü ve hep iyi niyetliliği yüzünden bu hale gelmiş bana anlattıklarını sana anlatsa
demin kullandığın o kelimeyi kullanmazdın herhalde. Hem bana samimiyetten sanki
bir ağabeyi gibi anlatıyor."
diğerek Şügi tüm aralarında geçen konuşmanın detayını anlattı.
- "Bak Şügi Bu tür kızlar gerçektende zor durumdalar. Anlattığına göre zorlukta
yaşamaya alışmışlar. Onlar bu sebepten kendilerine zor insan ararlar. Senin ve benim
gibi erkekler onlar için çok kolay geleceğinden ilişkileri çok kısa sürer. Bıkarlar.
Denerler denerler imtihan ederler sonunda beklenti sahibi olunca hadi eyvallah
derler, o da şansın varsa.. "
- "Anlamadım ne gibi." --- Bende anlamadım amma şifreli konuşuyorsunuz ya açık konuşun
biraz...
- "Bak Şügi bana gücenme ben senin sende onun yalancısısın. Biliyorum içinden O nu
kurtarmak, O na güvence olmak istiyorsun. Benim anlatmak istediğim ise ; Bir insan
bu kadar çabuk, hiç tanımadığı insana bu kadar çok sey anlatabiliyorsa ve bu kişi
birde karşı çinsten birisi ise. Ve anlatan bu kişi profesyonel yani hayat kadını değilse.
Đşte O zaman anlattıkları doğru demektir. Şimdi senin bana anlattığın her şeyi
toplarsak. Bakarsın ki bu kız küçük yaşta yaşadığı olayladan, çirkin yani ifal
edilmesinden ve senelerce Aynı kişi tarafından metresi gibi kullanılması sonrası, ki
ben sadece karşı tarafın başlattığına değil bir olay olması için her iki tarafında istekli
olmasının gerektiğine inanıyorum ve o nunda başta istekli olduğunu varsayıyorum. Bu
kız zor ve gizli ilişkilere alışmış demektir. "
- "Diyorsunki O olaydan sonraki ilişkileri de benzeri zorluklardaymış. Defalarca
aldatılmış, O aldatmış. Đçinde bulunduğu şu andaki ilişkisinde de aynı problemler yi
yaşıyor. Yani Arkadaşı kıskanç biri, Ona hakaret ediyor bağırıyor çağırıyor suçsuz yere
azarlıyor. Hiç bir zaman güvenmediğini belli ediyor. Peki Şügicim bana söylermisin Bu
kız O adamla neden hala beraber?. Belkide dayakta yiyordur.
Bunlara hep sebep olan şey babanın olmaması. Bu kız bana kalırsa ilişkilerinde Baba
arıyor. Kendine bağıran çağıran O na dur diyecek bir baba. Yada ağabey. Bu
sebepten dolayı sana yaklaşıyor. Diğer anlattıklarının hepsini unutabilirsin bana
kalırsa çoğu fantezi. Đstersen dene ama O na yaklaştığın anda senden uzaklaşacaktır.
Bencesen şu anda onun tarafından imtihandan geçiyorsun...."
Ay ile Konuşan Adam
- " . . . " --- Bendende aynen
- " Bak geldi işte "
Kızın yukarı gelmesiyle birlikte bu seferde Avni ile de ilgilenmeye başladı. Kız
gerçekten çok açık sözlü her şeyi konuşabilen. Ama felaket bir şekilde sınır koymasını
da bilen biriydi. Yani koklatır ama vermez denilen cinsten biri. Çok güzel olması,
saçlarının sarısı. Avniye Dağdaki papatyaları hatırlattı, Hani gelen geçen arı hep bal
alırım umuduyla konar koklar, sonra çekip gider ve günün birinde gelir bir inek hart
diye kökünden koparttığı gibi uzun uzun geviş getirerek çiğner ya... işte öyle birşey..
Avni içinden, gerçektende çok sevimli ve sevilecek bir kız başından ne geçtiyse
geçsin, herşeyi unutturabilecek bir kişiliği vardı. Güvenilir birimi bilmem ama Allah
şansını açık ve iyi etsinde günün birinde gelip bir inek kopartmasın onun yerine bir
eczacı alıp ilaç yapsın diye düşündü.
Bu ara Avni yine denize bakıyor, Şügi ile kız kendi aralarında kikirdiyorlardı saat
oldukça ilerlemişti.
Şügi hâlen suya bakmakta olan Avniye hitaben
- "Biz gidiyoruz sen en iyisi burda Yanlız kalarak yanlızlığından kurtul"
dedi Kızın şaşkın bakışları altında uzaklaşıp gittiler. O gece Avni uzun uzun Suyu
seyretti Birtanesi ve Semi arasında gidip geldi. Gerçektende aslında sadece gülerken
gözlerindeki ışıltıdan başka hiç benzer yerleri yoktu. Ha! tabi unutmamalı birde kapalı
kutu olmaları her ikiside gerçek düşüncelerini açıklamıyorlar buda Avniyi çileden
çıkartıyordu. Herkezi çözmüş ama ne Semiyi nede Birtanesini henüz daha
çözememişti. Acaba birgün gelipte Avni sorularına çözüm bulabilecekmiydi. Belki
Semi ile? Avni suya bakıp gene Aynı soruyu sordu kendisine, Semi beni seviyormu.
Peki ama Birtanesi onu gerçekten sevmişmiydi acaba. Peki o zaman Semi neden
Avniyi sevsinki. Sevgi.. Avni için bambaşka bir kavram. Avni sonsuz Sevginin peşinde.
sabırlı beklemede. tıpkı şimdi olduğu gibi bu bekleyiş içinde yalnız yapayalnız.
Ertesi gün olduğunda önlerinde tam tamına 24 saat yol kalmıştı. yani türkiyeye
varmak için Gemi Ege sularına girmiş, deniz dalgalanmaya başlamıştı. Avni gene
gündoğmadan kalkmış bu sefer Şügi gelmeden exersizerini tamamlamış kahvaltı
vaktine kadar gün doğuşunu ardından esen rüzgarı Geminin yalpalamasını
seyretmişti. Gemi Havanın açık olduğu halde dalgaların etkisinden sallanıyor, Geminin
burnundan vuran dalgalar Gemi ortalarına kadar geliyordu. Avni kahvaltı için annesini
ve Şügiyi kaldırmıştı. Kahvaltıya başladıklarında masanın üzerinde sabit olmayan ne
varsa bir o yana bir bu yana gidiyordu. Kahvaltıyı yaptıkları bu yemek salonu.
Geminin tam ortasında bulunuyor ve Gemi her Dalganın içine girdiğinde önden gelen
su lar bu restoranın camına vuruyordu. Kahvaltı salonu boştu. Anlaşılan O ki
gemidekilerin çoğunu deniz tutmuştu. Avni annesi ve Şügi dalgalara ve sallanan
teknelere alışıktı. Onlar hiç sakinliklerini bozmadan kahvaltılarını yaptılar. Avninin
annesi "Avni daha çocukken diye başladı Avninin ve Annesinin kadıköy sirkeci Vapur
hattında yakalandıkları dalgaya. Evet Avnide sanki bu günmüş gibi hatırlıyordu. Ama
O vapurun sallanışı bam başkaydı. sanki sandal gibi bir sağa bir sola yatıyordu
karşıya geçtiklerine herkez dua etmişti. Şu anda bindikleri Gemi istanbuldaki
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
179/359
Vapurlardan çok daha büyüktü. Bu sefer Avniye göre pek fazla Dalga yoktu. Sonra
hep beraber gülüştüler.
Bu sırada şu sarışın kız gıkıp geldi masaya oturdu herkeze günaydın demesiyle
"Böööööö" diye nerdeyse çıkarma eylemi yapmaya başladı Avni hemen Şügiye. Şügi
bu durumda ne yapılacağını biliyorsun dedi Şügi Hay Hay Sir dedi kızı aldığı gibi
doğru geminin burnuna götürdü. ordan denizin derinliklerine bakmaya başladılar. hoş
gerçi ikiside ıslanıyordu ama, sonuçta 20 dakika sonra Kızın miğde bulantıları geçmiş
hatta Gemi tutmaz olmuştu. Şüginin kızı Geminin girdiği dalgalara adapte olmasını
öğretmesi de görmeye değer bir şölendi. Kıza Geminin burnunda kollarını açtırmış,
ileri bakarak rüzgarı ve geminin dalgaya dalış ve çıkışını gemi ile birlikte hissetmesini,
ögretiyordu. Avni ile anneside onları seyrediyordu. Bu sırada olayı fark eden
garsonlardan biri Avniye doğru gelerek
- "Abi dışardaki ağbi kızla ne yapıyor"
dedi. Avni ilk önce buna şaşırdı yani Garsonun bilmemesine. Avni Garsona
- "Deniz tutmasın diye idman yapıyor yani dalgalara kızın vucudunun uyum
sağlayarak, beyninin dalgalarla bütünleşerek sanki toprak üzerinde yürümek ne kadar
kolaysa dalgalı havada gemide yürümeninde kolay olduğunu kıza öğretiyor. Ama
bunu aslında sizin bilmeniz gerekmiyormu?"
diye garson a sordu. Garsonun verdiği cevap bir denizci için çok enterasan dı. Garson
konyalıydı ve gemide çalışmaya başlayana kadar denizi sadece boğaz köprüsünden
geçerken görmüştü. Ondan yani denizi bilmediği için daha hiç dalga tutmamış midesi
bulanmamıştı.
Nerdeyse öylen oluyordu Dalgaların azalmasını fırsat bilen Avninin annesi gemide
tanıştıkları bayanlarla arkataraftaki kafeteryaya gitmiş Avni de ön tarafta artık sakince
denizi seyreden Şügi ile kızın yanına gitmişti. Kız ve Şügi dalgalardan gelen sulardan
sırılsıklam olmuşlardı. Kızın üzerinde ilk gecede gördükleri ince beyaz elbise vardı.
Sırılsıklam olan elbised Kızın vucuduna yapışmıştı. küçük ama dip diri olan göğüsleri
nerdeyse çıplakmışçasına gözüküyordu. Avni bu görüntüyü uzun zaman
unutamayacaktı. Hoş Şügide işin farkındaydı. Avni'nin bu bakışı kızı da rahatsız etti.
Kız üzerini değiştirmek için kabineye gitmek istediğini söyledi. Şügi ile beraber
gittiler. Avni gene yalnız kaldı. Avni de geminin arka tarafındaki havuzun bulunduğu
kafeteryaya gitti Geminin arkatarafında bulunan bu kafeteryada 3m X 5m ve 2m
derinliği olan bir havuz vardı. Bu havuz yarıya kadar dolar içinde çoluk çocuk
yüzerlerdi, Avni köşeye oturdu kitabını aldı okumaya başladı. Bu sırada diğer
gurbetçilerle konuşarak gününü geçirdi Ne Şügiden nede Kızdan haber vardı.
Akşam oluyordu. Avni arkada diğer gurbetçilerle Tavla oynayarak vaktini geçirdi bir
ara annesinin yanına gitti Akşam yemeğine kadar onunla kaldı.Akşam yemeğinden
önce Şügi geldi onları heryerde aradığını söyledi kabinin anahtarını aldı kabine indi.
Arkasından Avnide gitti. üzerlerini değiştirip akşam yameğine hazırlandılar. Avni ve
Şügi o gün olanlardan tek bir kelime bile etmediler.
Yemekten sonra gene klasik olarak disko ardından Gemi arkasındaki büfede çay
içmeye gittiler. Bundan bir kaç dakika sonra Bizim Kız çıka geldi, anlaşılana göre epey
uyumuştu gözleri mahmur du. Avni ile sohpet ettiler Şügi ile daha soğuk olarak
konuştular. yaklaşık bir saat sonra Kız biz yarın erken kalkıp çok uzak yola gimemiz
gerekecek bu sebepten ben yatmaya gidiyorum dedi karşılıklı çüsleştikten sonra gitti -
Ay ile Konuşan Adam
-- Ayıp ya Abi ne biçim yazıyorsun yok yani çüüüş bari.. (Reji çüşleştiler derken Almanyada
insanlar birbirinden ayrılırken kullandıkları Laf. yani eyvallah gibi bişey. yani
"Tschüss" )
Çaylar kahveler içildikten sonra herkes tek tek büfeyi terkedip hayırlı yolculuklar
dileyip odalarına çekilmeye başlamışlardı. Avni gene Geminin Kıç tarafına geçip ufka
bakıyordu. Bu sırada Şügide gayet sakin ve o havalı havalı tavırları ile birileriyle
konuşuyordu. Avni Şügiyi izlemeye koyuldu. içinden <<Ulan hınzır rüştü gene ne
cevizler kırmışındır kimbilir>> dedi. Ama Avni Şüginin bu halinden çok hoşlanıyordu.
Yani hiç birşey umrunda değil tasası yoktu hele hele Avni gibi saplantıları yoktu.
Ufuğa doğru bakarak Elindeki sigarasını içen Avni şu içinde bulunduğu dakikaların
keyfini çıkarmaya ve düşüncelerine takılmıştı --- Ah ulan Avni bir Şügi kadar olamadın bak O
ne güzel bulduğunu götüre biliyor sen Olmayan aşklarla olacağı kesin olmayan aşkların arasında boğuş
olum sen bu özgür günlerini çoook arayacaksın daha..
Aradan çok geçmeden Şügi Avninin yanına geldi oda ufku seyretmeye başladı. ama
hiç konuşmadan. Konuşmadan belki on yirmi dakika geçti. Avni en sonunda Şügiye
- "Anlat bakalım bu gün nasıl geçti?" diye sordu.
- "Anlamadım"
- "Olum anlamayacak ne var öyleden sonra ortalıkta yoktunuz hatunla nasıl geçti
diyorum" Hoş her ikiside kızlarla yaşadıklarını kimseye anlatmazlardı ama bakalım ne
olacak.
- "Anlamadım dedimya"
- "Neyi yani günün nasıl geçtiğinimi anlamadın"
- "Avni onu anladım anlamasına. Çok çabuk geçti ama şu kızı anlayamadım gitti."
- "Sen böyle diyorsan enteresan bir şeyler oldu demek benim tahmininmin dışında"
- "Sen zaten hep tek bir şeyi düşünüyorsun. Sen yapmıyorsun diye herkes yapıyor
sanıyorsun... Oldu ozaman anlatayım da dinle"
Şügi Avniye döndü başladı anlatmaya. Şügi kızla beraber gerçektende üzerlerini
değiştirmek için kabinelere gitmişler, Şügi kendi kabinelerinde üzerini değişip kızın
kabinesine geldiğinde kız <<kapı açık gir>> demiş Şügi girmiş, Kabinada Kız Şüginin
önünde soyunmuş duşa girmişti. Kapısı açık olduğu halde hem duş yapmış hemde
Şügi ile konuşmuş. Daha sonra Duştan çıkıp havlusunu beline sarmış gögüsleri
meydanda olduğu halde uzun saçlarını kurutmuştu. Şügi ile kızın arasında açık saçık
akıllıca aptalca hertürlü konulardan konuşulmuşlar. Bir ara Kız Şügiye artık
dayanamıyorum bana erkek lazım demiş. işte tam bu sıra ne olduysa olmuştu Şügi bu
sözleri kendi üzerine alınmış kıza <<Ben varım ya!>> demiş. Kız şüginin bu sözlerine
tepki göstermediği halde, Şügide <<Biliyormusun seni böyle görünce içim kıpırdıyor
seni çok çekici buluyorum>> demiş Kızda buna karşılık Şüginin gözlerinin içine
bakarak. << Ama bana başka birinin bu söyleri söylemesini isterdim. Aslında O kişiyi
böyle etkilemek isterdim>> demiş. Şügi'yi ulu orta ortada bırakmıştı. Aslında
günlerce aç kalan birinin önünde, karşısına oturup, <<bak bende senin istediğin var
Nanikk>> diyerek en güzel yemekleri altın bir tepsinin içinde haylazca yemesi gibi bir
şey..
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
181/359
Bir kaç dakika sessizlikten sonra Şügi ona <<Avni'denmi bahsediyorsun?>> deyince
kız ona <<Avni? evet gerçekten entresan bir erkek. Kim bilir nasıl sevişiyordur. Ha
biliyormusun ben birini istediğimde onu düşünerek kendime yardımcı olurum. Sonra
O kişiye karşı isteğim misteğim kalmaz, Avniyi böyle hallettim.>> deyip gülmüş,
ardından da <<Yok, yok, şaka daha Avni'yi tanımıyorum bile. Ben almanyadakinden
bahsediyorum demiş. Sonra Ya Şügi sende beni arada bir aynı amaçla düşünsene>>
demişti Şügide bunu anlamamıştı. Yani bu kızın ne istediğini.
- "Yani Avni anlamadığım şey bu kız benden birşey beklemiyorduysa neden bu kadar
açık ve saçık ve içten davrandı?"
- "Sana güvendiğinden. Seni herhangi bir erkek olarak görmediğinden. Yada senin bir
Dost olduğunu kabullenip bu arada erkek olduğunu unuttuğundan."
- "Peki o zaman bir az önce neden bu kadar soğuk davrandı demin adresini bile
vermedi."
- "Dedimya sana karşı olan güveni yıkıldı kız seni daha ilk günden beri test edip
durdu. Haraketlerinden konuşmandan sana tam not verdi ve sana o kadar güvendiki.
senden zarar gelmeyeceğini bildiğinden sana karşı bu kadar açık davranabildi ama.
işte o an bütün dünyası başına yıkıldı.
- "Yapma ya demekki gerçektende iyi düşünceli ve uslu bir kızmış"
- "Evet bana kalırsa epeyde sadık birisi baksana seni 2 gün hiç yalnız bırakmadı.
Sanki on senelik evliler gibi hep beraberdiniz."
- "Ya Avni o zaman ben hata yaptım. Yani peki ne yapsam da nasıl özür dilesem."
- "Şügi özür dilemeyi bırak! unut. Bir şey getirmez. Özürünü ispatlaman için zaman
yetmez. Ben sana daha başından dedim Bu kıza iki tokat birde saçlarından yolacan ki
sen ne itersen yapsın ne dersen sana sen haklısın desin. Bu alışmış bir kere
horlanmaya zorlanmaya. Yani <<Đtersen sevilir. Seversen itilirsin>> olayı. Senin gibi
nazik bir erkeğin karşısında. içindeki doğruları çıkartırlar ama sonra ne yapacaklarını
bilmezler. Aslında aradıklarının güvenilir ve onlara saygı sevgi göstermesi gereken bir
olması gerektiğini görmezler, Dost oldukları erkeklerinde sonuçta bir erkek olduklarını
unuturlar. Bu problemi kendisi çözmeli yazık kim bilir kaç kişiden daha kazık yiğecek
ve daha kimlerin altına girecek ta ki kendi kişiliğini ön plana cıkartmasını <<hey
millet ben de özgür bir insanım>> demesini öğrenene kadar.. Ya Ben bu hikayeyi
Biryerden hatılıyorum Kimdi O aynı karakterde olan biri daha vardı Adı neydi onun .
Bak gördünmü Şügi unutmuşum. Zaman akışına bırak, ben eminim ki sen o
istemeden zaten bir şey yapmazdın. Bu konuda sana güvenmesinde haklı. Ama
Yapmadığını saygı ile karşılayacak kadar daha olgun olduğunu sanmıyorum. "
Şügi Avniye döndü
- " Banabak Avni sen herkezi anlıyorsunda şu senin iki hatunu bir türlü çıkartamadın.
Onları da ben sana anlatayım. Onlarda sana Kovalarsan kaçar kaçarsan kovalanırsın
politikası takılıyor haberin yok."
- "Evet Şügi Semi için dediklerinde haklısın ama Birtanemi ben çıkartamadım galiba
onları bu sebepten bu kadar çok seviyorum. Yani ben öyle sanıyorum. Birtanemden
kopmaktan korkuyorum. Aynı andada Semiyi kaybedeceğim diye Sevmekten
korkuyorum. O kadar çok isterdimki şimdi gemiden inerken hiç değilse ikisinden biri
limanda Beni beklese yani beni bunu anlıya biliyormusun tek istediğim ikisinden
birinin beni sevmesi. Ama biz gene yalnız başımıza arabaya binip gideceğiz. Ha? Yani
beni kimsenin sevmeyeceğine ben alışmışım önemli olan sevmesini sevmek değil mi?
Sen nedersin?"
Ay ile Konuşan Adam
- "Birde kafama takılan Gemiye bindiğimizden beri sen çok değiştin her fırsatta beni
azarlıyorsun sonra dönüp tek kelime bile etmeden saatlerce denize bakıyorsun. Sana
neler oluyor. Gözlerimle görmesem inanmayacağım..
- "Bu güne kadar bende bilmiyordum ama her sene böyle, ne zaman Gemiye binip
rota türkiyeye dönerse, Aklımdaki düşünceler sanki atlas Okyonusunda yaşanan
kasırgalargibi allak bullak oluyor. Ama Bu sefer daha iyi anlıyorum. Đçimde hala
türkiyeye gidince Birtanemi bulma hissi var. Bu sonsuz bir beklenti adeta. ve her
seferinde her sene yıllardır. Bende bıktım artık. Bu sene birde Semi olayı var
sanırsam beni çok zor bir dönem bekliyor."
Şügi Avniye bozulmuştu son olarak sertçe Avni'ye
- "Bana kalırsa sen kendi kendine, boşu boşuna, dert ediniyorsun her ikisinin de seni
düşündüğü yok"
dedi Şügi biraz kızgın olarak ordan ayrıldı ve gitti.
Avni yalnızdı Şüginin dedikleri O na çok koymuştu. gözlerinden yaşlar gelmeye
başladı gene hüngür hünhür sessizce ağlıyordu. sanki uzun süre kapalı kalan
musluklar açılmış depo boşalıyordu. Ufukta sadece Ayın suda ışıması vardı başkada
bir şey yoktu herzaman sevgilerinin bu manzarada resmini gören Avni şimdi hiç
birşey göremiyordu. --- Abi bu sefer Şügi ayıp etti ya.. Hoş gerçi bu gerçekleri Avnide biliyor ama
gene de çocuğa çok koydu. hoş Avni senelerdir bu gerçeklerle yaşıyorya neyse.....
Ertesi sabah Gemi erken saatlerde Đzmir limanına geldi. Gemideki yolcular hep bir
ağızdan Memleketim şarkısını söylüyorlardı. Her ne kadar Havasına suyuna derken
Avni Đzmir limanının Koyu kahverengi suyuna bakarak gülsede havaya hepsi çok
cabuk girmişlerdi. Gerçektende Melike demir ağın bu şarkısının önemi yurt dışında
yaşayanlar için çok önem taşıyordu. Bir ara Avninin yanına yaklaşan yaşlı bir adam
Avniye, "Şu karşıki yamacı görüyormusun" diye sordu.
- "Evet " diyerek yanıtladı.
- "Orda yukarda oturmak için bir Bank görüyormusun? yanında askerler nöbet
tutuyorlarmı?"
- "Hayır sadece iki kişi oturmuş başka birisi yok" dedi içinden de çattık gene dedi.
- "Orası askeriyeye aittir, ben emekli olmadan evvel oranın Garnizon komutanıydım."
Avninin ilgisi arttı yanına Şügi de yaklaştı.
Emekli olmama çok az kalmıştı. Garnizonun önünden geçen o yol Garnizon sınırlarını
belirleyen çitlerin dışında sivillerin dolaştığı, Askerlerin tanıdıklarının gelince
dolaştıkları bir yol. Dedimki Garnizon cevresine bir iyiliğim dokunsun. Çağırdım emir
er'imi ve ordaki bütün Bankların tamir edilip boyanmasını Emrettim. ve Boyaları
kuruyana kadar başında Askerlerin nöbet tutarak kimseyi oturtturmamalarını
söyledim. Emir er'im baş üzerine dedi ve gitti. Sonra emekli oldum. Çocuklarımı
ziyarete almanyaya gittim Garnizona da iki üç sene uğramadım. Seneler sonra Đzmire
geldiğimde bir ziyaret edeyim dedim. Đçeri girmeden de O yamacı dolaştı. Ordan
Körfezin manzarası çok tatlı olur. tam banklara yaklaştığımda iki Silahlı Asker orada
devriye geziyorlardı, biraz soluklanıp manzarayı seyretmek için Bank'ın birine
oturdum. Daha bacak bacak üzerine atmadan Askerler koşarak geldi bana kalkmamı
buyurdular ve orda oturmanın yasak olduğunu söylediler. Bizde kalktık. Belkide yeni
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
183/359
komutan her sene tamir ve bakım yaptırıyordur diye düşündüm. Daha sonra
Garnizona girdim Alay komutanının bürosuna çıktım. Birkaç hoş geldin beş gittin
derken. Aklıma takılan Şu gezi yolundaki Banklarda yaşadığım olayı anlattım.
Komutan bana Emir defterinde kayıtlı olduğunu ve 24 saat boyunca Askerlerin
devriye gezzerek orda nöbettuttuklarını anlattı. Đşte O zaman farkettim. Askerde
Komutanların apğzından çıkan Emir dir bu da Emir defterine yazılır, Her gelen
komutan kendine göre emirlere bakar. Yeniler Yada kaldırır. Neyse Komutan getirin
şu emir defterini dedim. Emir veren komutanın kendim olduğunu görünce çok
güldüm. Bunun üzerine şaşıran komutan. Neden güldünüz paşam dedi. Olayın yani
neden nöbet tutulmasının gerektiğini anlayınca O da başladı gülmeye. Benim O
zamanki Emir Er'im Boya kuruyana kadar yazmayı unutmuş. O günden bu güne
kimseyi oturtmamışlar. Sizlerin anlayacağı çocuklar. Halka iyilik yapalım derken
kötülüğümüz dokundu kimbilir kaç kişi bana küfür etmişti. Sonra komutan Emri
değiştirdi nöbetler kaldırıldı. Buda benim için Đzmir garnizonundan kalan en güzel
hatıram oldu. Ama artık uzaktan secemiyorum ne zaman bu limana gelsek aklıma
gelip gülüyorum."
Avni ve Şügide çok güldüler.. Eee nede olsa askerlik Şügide başladı kendi
askerliğinde yani 2 ay içinde yaptıklarını anlatmaya... Bu arada Gemi limana yanaştı
arabalar tek tek gümrükten geçti Bizimkiler arbalarına bindikleri gibi doğru istanbulun
yolunu tuttular.
Istanbula vardıklarında Avnin ablasına ordanda annesinin evine geçtiler saat çok geç
olduğu için hemen yattılar. Sabahleyin pazartesi olduğu için Şügi ve Avni Avninin
eniştesinin gözlükçü dükkanına gitmek için yola çıktılar. Şirinevlerde bakırköy Ataköy
üzerinden yaklaşık on dakika sürüyordu, Ama Avni herzamanki gibi gene incirli
kavşağını seçmekte hiçte o kadar zorlanmadı. Açık ve tenha yol dururken trafik
sıkışıklığının içinegireceklerdi. Aslında Avninin amacı hep aynı idi Birtanesinin evinin
önünden geçmek. Bu sefer korkusuda yoktu. aslında hiçtte umrunda değildi.
karşılaşsalar merhabalaşır havadan sudan konuşurdu. Ama herzamanki gibi gene
evin krem rengi düz kumaştan olan perdeleri çekili idi. Şügi Avniye.
- "Burasımı"
diye sordu. Avnide evet ile yanıtlayınca bir kaç dakika soltarafta durdular,
- "Şügi anlaşılan epeydir evde kimse yok. baksana camdaki çiçekler solmuş."
Đyice bakınca yazın sıcağının olmasına rağmen hava 28derece iken camların hepsi
tamtamına kapalıydı. Ev terkedilmişe benziyordu. Aslında altı katlı olan binanın en üst
katıydı ama genede tüm bina boş görünüyordu. Avni arabadan indi binanın yanındaki
giriş kapısına kadar gitti zillere baktı. enteresan olan altıncı katın zili boştu. Avni
arabaya geri döndü. Eve sonbir kez daha baktı. Bindi. Motoru çalıştırdı. Şügiye
dönerek.
- "Aslında bu benim son şansımdı. Yani en son bu tatilimde onu görebilirsem iyi
yoksa inşallah olurda Semi ile evlenirsem bir daha buralara gelme imkanım yok. "
- "Aman Avni sanki Semi ile evlenmişsin gibi takılıyorsun. daha üç dört sene bekarsın
anam acelen ne. daha beni evlendireceksin ya. Yoksa hepiniz evli bir ben bekar beni
iki gün sonra evden atarsınız."
Avni düşündü aslında Şügi haklıydı çevrelerinde tek bekar onlar kalmıştı. Avni nerden
takmıştı kafasına evliliği. Ama Semiyi kaçırmak istemiyordu. Ama Semi Evlenmek
istemiyordu. Ortalık karmakarışık olmuştu. Gaza basıp dükkana gittiler.
Ay ile Konuşan Adam
Dükkana geldiklerinde Ömer Avnileri bekliyordu. sarılıp kucaklaştılar. daha sonra
ömer Avni ile Şügiyi alıp kendi dükkanına götürmek için ayağa kalktıklarında.
Eniştesinin yeni elemanı güleryüzlü bir kız içeri girdi onlarla selamlaştı. ve bizimkiler
ömerin dükkanına doğru yola çıktılar. Sadece Şüginin aklı geride kalmış ya biraz daha
otursaydık vs. gibi kelimeler zırvalıyordu. Genede bizim üçlü ilk olarak ömürün
atolyesine ordanda , küçük şehir turuna çıktılar Sarayburnunda çay ve simit yediler.
Taksime ve eyübe gittiler Avni Eyüpte yatan Avninin dedelerinin kabiristanlarını
Şügiye gösterdi. Akşama doğru Ömür bizimkilerini, alıp Kuruçeşmeye götürdü. Bu
arada Memo da onlara katıldı dört kişi olmuşlardı artık. O gece içtiler şarkılar türküler
söylediler. Bir ara söz dönüp dolaştı gene Avninin Birtanesine geldi Avni için gene bir
haber yoktu. Avni istanbuldaki arkadaşlarına Semiyi anlşattı hepsi çok sevindiler, Avni
Semiyi anlatırken gözleri ışıldıyordu. Memo ve Ömür birlikte Sen aşıksın arkadaş
şarkıları söylüyorlar Avni ile kafa buluyorlardı. Gecenin geç saatlerinde Avnilere
gittiler uyudular.
Bakırköy ......
Ertesi gün Avni gene Şügiyi alarak klasik yoldan Bakırköye gitti. Şügi bir türlü anlam
veremiyordu. daha dün gelmişlerdi bu evin sokağına ve kimse yoktu neden Avni
gene hep bu yolu seçiyordu . Avni Şügiyide alarak doğru dalgakırana gitti. --- Galiba
artık Avni yaşlanıyor baksanıza istanbula gider gitmez dalga kırana gitmedi.... Dalga kırana
gelene kadar pek fazla birşey konuşmadılar Avni gene düşüncelere dalmıştı. Dalga
kıranın çevresinde büzük bir inşaat vardı her yeri hatta suyun içini bile kazıyorlardı
ADK kaldırılmış yerini yani o küçük koyu bir sürü balıkçı teknelerinin durduğu doğa
harikası yeri --- Hoş gerçi hep lağımdolan bir koy, kokuyordu ama neyse Avni unutmuşa benziyor
.... Bir sürü inşaat makinaları kapatmış denize moloz ve kaya dökerek
dolduruyorlardı. Avninin levhalardan okuduğuna göre büyük bir Otel ve Yat limanı
yapılacakmış, yani yakında Avninin kayalıkları yok olacaktı. Dalga kırandaki kayaların
en ucuna giderek Avninin boş boş denize baktığını görünce Şügi dayanamadı Avninin
neden hala Birtanesinin sokağından geçtiğini sordu.
- "Bak Şügi bunu neden hala yaptığımı bende bilmiyorum . Belki bir umut, Beklenti.
Özlem. Belkide kendi kendimi cezalandırıyorum. Biliyormusun isviçreye gideceğim son
gün burdaydım O evde idi Babası yukarı cıkmamı istedi, ama ben korkumdan
yapamadım. Çok istediğim halde onu son kez göremedim. Acaba bunu O biliyormu.
Yada benim hakkımda neler hissediyor?, işte ben galiba bunun cevabını arıyorum.
Yada kendi kendime eziyet ediyorum. Anladığım kadarı ile bir şeyleri arıyorum ama
bende çıkartamadım neyi aradığımı. Seneler oldu. ama bak Semi olduğu halde bile
kendimi O ndan halen kurtaramıyorum ."
Đlerdeki inşaatı gösterek " Şu kayalıkların sonunu görüyormusun? Bunlar özgürce ve
tüm güçleri ile asırlarca bakırköyü dalgalardan ve tabiatın zor şartlarından korudular.
Biz insanlar asırlarca onların güvencesinde sahillerde yaşadık. Kayalar eridiler ama
son taneciklerine kadar görevlerini pes etmeden yaptılar. Bak sonunda ne oluyor.
Geliyor bir insan oğlu kendi çıkarları ve sadece parasal kazanç için onların üzerlerini
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
185/359
kapatıp otel vs. yapıyorlar bir de bunun adına çevre güzelliği diyorlar. Şügi
anlıyormusun. Ben kendi dururmuma bakarsam kendimi bu Kayalıktan farklı
hissetmiyorum. Allah bana bir görev vermiş bir kader vermiş. Sonuçta bu gidişatın bir
hayrı olmasa elbetteki ben Birtanemi hemencecik unutabilirdim. unutamadığıma göre
bu basit bir sevgiden çok daha öte birşey. Birtaneme karşı olan sevgim beni
inanmalısın birçok beladan kurtardı. Ama bütün bu unutulmazlığın sebebini beni
neden bu kadar etkilediğini, bana ne olduğunu bende anlıyamadım. Bana zararı
olmadığı sürece böyle devam. "
- "Aslında haklısın. ama genede bana sanki kendine dizgin yada kendi kendine engel
oluyormuşun gibi geliyor bana, herşeyi oluruna bırak. Kendine şans ver hiç değilse
Semiye bir şans ver. Olum sen çıldırıcan benide deli etcen bu gidişte bakırköyden
ayrılamayacaz."
- "Şügi bilmiyormuşsun gibi davranma Semi beni gerçektende ister gibi yapıyor. Ama!
o halde neden benden uzaklaşmaya çalışıyor? gidecekleri köy ile bizim evin arası
35km yarım saat değil. Bana bir nevi yasak getiriyor oraya girmemem için. Bunu
Birtanemde yapmıştı bana okula ve eve mektup yazma diyerek o son olmuştu bu
güne değin bu sebepten hiç bir haber alamadım ondan. Sence Semiye nasıl
inanmalıyım. Belkide bir oyuna düşüyorumdur gene.
Bana tuhaf gelen bir şey de eskiden, biliyorsun diğerlerinde ne zaman kalben
bağlanmaya başlasam Birtanemi rüyanda görüyordum ve bana daha değil mesajı
veriyordu. Semi ile tanıştığımdan beri o da artık yok. Đstermisin. Birtanem ölmüş
olsun."
- "Ağzını hayıra aç. her nekadar tanımasamda tabiyiki istemem O na birşey olmasını
ben O nu senden daha çok merak ediyorum. Hadi gel arayalım istanbulu adım adım
arayalım belki bir izine rastlarız. Hem beni tanımaz rahat rahat nerde olduğunu
öğrenebilirim Avni hadi hemen başlayalım aramaya."
- "Şügi boş ver Şügi Istanbul 12 Milyon oldu, belkide babası emekli olmuştur. bir
yerlere gitmişlerdir. Önemli olan bu işi benim kalbimde bitirmek.
- "Sen bilirsin. Avni hadi ya dükkana gidelim ordakini görmek istiyorum gene"
- "Kimi şu dün gördüğümüz eniştemin yanındaki kızımı?" Sonra Avni güldü.. "Olan
Şügi az değilsin ha!"
- "Neden ben senin gibi ayağıma gelen kısmeti tepecek enayi miyim?" Bunun
üzerine Avni gene güldü. havadan sudan hatta Avnilerin eski oturdukları evin
önünden geçerek eskilerden anlatarak dükkana gittiler.
Avni ile Şügi dükkana geldiğinde Tezgahtar kız daha gelmemişti. Avninin Eniştesi
Şügiyi alarak dışarı laborutuara kadar gittiler. Arkalarından Nur geldi yani tezgahtar
kızın adı Nur'du ---- Ha bende gökten Nur geldi sanmıştım... Onunla Ömür daha önceden
tanıştığı için Avniden Şügiden bahsetmiş kız onları nerdeyse tanıryordu. Havadan
sudan bahsederken Avninin aklına şeytanca bir fikir geldi..
- "Nur hadi gel seni bizim ayıcıkla evlendirelim" Dedi bunun üzerine birden sessizlik
oldu. Ama sonra hem Ömür hem Avninin Eniştesinin arkadaşı çok olumlu bir fikir vs.
neden olmasın diyerek kızın aklını başından almaya başladılar. Avni Bakırköyü
dolaşmak hemde bir kaç şey almak için dışarı cıktı. Arkasından daha neler konuşuldu
bilmiyordu. Dolaşırken gene kılasik yollardan gitti arkadaşlarını aradı Ekremin
babasını buldu Ekrem evlenmiş tatile çıkmıştı. Haluktan eser yoktu kayıplara
karışmıştı başkada kimsecikler yoktu ortada. Yani haberde yoktu...
Ay ile Konuşan Adam
Eve geldiklerinde Avni annesini alarak Ablasının evine gitti. Orda hem Ömür hem
Memo hemde yiğenleri toplanmış bir yandan yemek yiyorlar bir yandan da Ömürle
Memo şarkı söylüyor. gülüp eyleniyorlardı. Avninin Eniştesinde bu sahne nerdeyse
her gece tekrarlanıyordu. Ömür le memo nerdeyse her gece gelip yiyip içiyorlardı.
Diğer gecelerde Avni ile Şügiyide alıp istanbulda suyun kirliliğinden dolayı denize
girmek yasaklandığından Restorana döndürülen Ataköy Plajına gidiyorlardı. Ordaki
müzik gurubunu tanıyorlar ve hatta şarkıcıya Numara ile şarkı siparişi veriyorlardı.
içip içip sarhoş olmadan şarkılar söyleyerek eve geliyorlardı. Bir ara Avni Ataköy
plajının Eski soyunma odalarının üzerine kurulmuş olan bu restoranın
parmaklıklarından aşağı kumsala baktı. daldı Şüginin dürtmesi ile kendine geldi. Diğer
iki arkadaşına artık Birtanesinden bahsetmiyordu. nede olsa Ömürle Memo hatta
Avninin Eniştesi ve ablası dahil herkez yeni yengeyi duymuştu. Ah Şügi bir de
çenesini tutabilse diye düşündü. işte bu sıra Şügiye nerde olduklarını anlattı. Burası
Avninin Birtanesini gördüğü en son yer di Avninin beyninde hayaller gerçekleşiyor ve
O son günü defalarca yaşıyordu O akşam. Olayı bilen ve Avni ile Şüginin ciddileştiğini
fark eden Ömür. Hemen bir Şarkı ısmarladı. 42 Numara. "Avni ve Şügi buda ne" diye
sodu Ömür bekle gör dedi. Ve ardından ikinci bahar çalmaya başladı. Ömür Avniye
dönerek.
- "Bırak Avni şimdi sen ikinci baharı yaşıyorsun"
dedi. Doğru ya Birtane devri kapanmış şimdi Semi çağı başlamıştı. Hep birlikte şarkıyı
söylediler. ama Ömür le Memo şarkının sözlerini değiştirmişlerdi. <<Đkinci bahar
yaşıyor ömrüm , gel benim yarim oluver şimdi, seni gül gibi öpe koklaya gönlümden
kalbimden sakınır Semi'm, şimdiki aklımla severim şimdi.>> Avninn de hoşuna gitti,
yüksek sesle söylemeye başladılar bunun ardından Sevda şarkısı gene Semi olarak
değiştirildi. Hemde Şarkıcıda duymuş o da aynı bizimkiler gibi söylüyorlardı. Memo
cesaretli ve sert bir kişi idi. o da Şügi gibi Antakyalıydı. konular açıldı Avniyi
sorguladılar, olayları öğrendiler birde ardından dolduruşa getirdiler, daha istanbula
geleli 2 gün olmamıştı hep beraber doğru Aydına Semiyi aramaya gideceklerdi.
Tabiyiki bu arama olayı gene hesapta kalacak Aydına kimse gitmeyecekti.
Bizimkiler içce, eğlene dursun Avni birden oturduğu yerden kalktı saat on ikiyi
geçmiş Restoran boşalmıştı sadece müzikçiler ve bizim dörtlü kendi aralarında
eyleniyorlardı. Onların gitmelerini bekleyen Garsonlarda başlarında bekliyorlardı Ömür
bir meyva tabahı daha ısmarladı. Müzik durmuştu. Avni alkollü olduğu halde bir
zıplayışta korkuluğun üzerine sıçradı. Ömür ve Memo korktular. ---Ya noldu gene Avniye
estilermi ne olum Avni dur yapma orası bakırköy atarlarsa içeri birdaha çıkamazsın bak benden
söylemesi.... Hava sıcak, hafif meltem esintisi vardı. Gök yüzünde Dolun Ay prıldıyor
Ayın sudaki yansıması denize vurup, hemen altlarında bulunan plajın, Kumlarını
aydınlatıyordu. Korkuluktan kumlara kadar 4.5m bir yükseklik vardı. Avninin cıktığı
demir korkulukların tutulacak yeri metal ve yuvarlak bir borudan oluşuyordu. Avni
açık Gri takım elbisesinin önünü açmış ceketi rüzgardan hafifçe dalgalanıyor ama Avni
taş kesilmiş hiç kıpırdamıyordu. Ömür ve Memo yerlerinden kalktılar
- "Avni dur! Ne yapıyorsun? "
Avninin hareketsiz olarak korkulukların üzerinde duruşundan şaşkınlığa dönen
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
187/359
garsonlar, koşarak Avniye doğru geldiler.
- "Aman. Dur! ağbi Neyapıyorsun?"
dediler. Bu sıra Şügi kalktı ve hepsine hitaben. Beyler sakin olun ve yerinize gidin
Avni ne yaptığını biliyor dedi. Bunun üzerine istemeyeistemeye Ömür ve Memo yerine
oturdu. Avni hala korkulukta hareketsiz duruyor. ve bekliyordu. Ömür ve Memonun
sessiz bakışlarının altında. Avni kollarını yukarı kaldırdı. Parmak uçlarının üzerinde
havaya kalktı. Sanki uykudan kalkmış birinin esneme yada Yüksek atlayıcı birinin suya
atlamadn önce aldığı pozisyonu aldı. ve Gene zıpladı, kendini kumların üzerine bıraktı.
havada bir parande atarak Plajdaki kumların üserine ayaklarını bir panter gibi, çevik
ve bir kedi gibi yumuşak olarak kullanarak, gayet sakince bir iniş yaptı. Bunun
arkaından Ömür Memo ve garsonlar parmaklığa koştular. Bu arada ancak 40 saniye
geçmişti. Avni doğruldu. yürüyerek bir kaç adım attı. yere gene çin şekli bağdaş
kurarak oturdu. Memo ve Ömür bu olaya hiç bir anlam veremediler. Ömür Şügiye
dönerek
- "Şügi, Avni bunu nezamandır yapıyor? Bu marifetlerini bilmiyordum."
Memo arkasından
- "Birde Avni sarhoş değilmiydi ya! "
Şügi bu olanların üzerine kendisini açıklama yapmak zorunda hissetti.
- "Arkadaşlar Avni bu!. bazen damda gezer bazen 9. katta Balkon demirlerine zıplar,
nerden bileceksin? başka daha neler yapar. Ama anladığım kadarı ile bazı konular
onu gerçekten de üzüyor. genelde trans olmak için şu anda kullandığı oturuşu
kullanır"
Şügi Avni ile Çinlilerin Metalojisi üzerine Jaky lo dan aldıkları kursları , Kungfu
eğitimini, Ke- O - Rem ve Avninin bunların yanı sıra yaptığı diğer Securty görevlerini
Ömür ile Memoya ve tabiyiki etraflarını doldumuş olan diğer restoran çalışanlarına
anlattı. Bu oturuşta Avninin ruhunu vücudundan dışarı çıkarıp etrafta dolaştığını,
problemlerini çözmeye çalıştığını, Bu sayede her zaman ki gibi yine sadece Onunla
konuştuğunu uzun uzun anlattı. Ömür ve Memo sadece vaybe diyebildiler. Ömür
hatta ekleme yaptı. - "Ya aslında bizim Avni eskiden hep dayak yerdi."
deyince, hepsi birlikte gülüştüler. aradan On dakika gibi bir zaman geçti.
Şügi Hızını alamamış Avninin KE-O-REMtrans olaylarını anlatıyordu. Yok avni bu
durmda Bardak kırarmış vs. vs. Herkez pür dikkat Şügiyi dinliyorlardı. herkez kafasını
masaya eymiş pür dikkat, Şügiye bakıyorlardı Bu ara Merdivenlerden uslu uslu çıkıp
gelmiş olan Avniyi kimse görmedi. Avni Şüginin ensesine doğru yanaştı Kartal pençesi
denilen parmak tutuşuyla Şüginin ensesine yapıştı. Cani acıyan Şügi
- "Evet beyler ne diyordum bazen Avni ruhunu vucudundan çıkararır etrafta dolaşır.
Ama gelipte benim ensemi yakalaması olayı daha yeni. Bunu bilmiyordum"
Demesiyle herkez Avninin geldiğini farktettiler, ve bastılar kahkahayı. Şügi
- "Avni bırak canım acıyor."
diye bağırmaya başladı. Avni
- "Başka daha neler yapıyormuşum anlat bakayım"
dedi. Şügiyi bıraktı. sonra hepsi gene güldüler. Avni
- "Kusura bakmayın bağzen , Aşırı enerji yükleniyorum o zaman aklıma eseni
yapmam gerekiyor".
dedi. Memo da
Ay ile Konuşan Adam
- "Olum biz bize öyle bizde de aşırı enerji olduğunda bir kaç hatun bulup işi idare
ediyoruz"
diye ekledi. Yine hep birlikte gülüştüler.
O gecenin masraflarını Ömür üslendi ödemeyi yaptılar gene güle eylene evin yolunu
tuttular. Ertesi sabahı Cumartesi idi. Avninin annesi Avniye "Bu akşam eniştenler
bekliyor dedi. Seninle şu Firma hakkında konuşacakmış." Avni "Evet gerçektende bu
konu hiç geçmedi. dedi. Kahvaltıdan sonra Şügi ile Avni Sarayburnu, Topkapı sarayı,
çengelköy. yapıp bakır köye geldiler. Akşam üzeri olmuştu. Şügi dükkanda hem Nurla
flört ederek, dükkanın kapanmasını beklerken, Avni gene Bakırköy çarşısında,
Đstasyondan sahile kadar olan yolu bir aşağı bir yukarı giderek gene kendi nostalji
gezisini gerçekleştirdi. Akşam Eniştesinin Dükkanı kapatmasıyla birlikte, Eniştelerinin
evine gittiler.
Bütün gün Avni ile konuşmaya fırsat bulamayan Avninin eniştesi. Avni bugün Sarı
mehmet denilen biri aradı bana gelecek olan isviçreli ortaklar için bir Otel ayırmamı
ve Otelin brifing salonu, yüzme havuzu, Ege sahilinde olması gerektiğini, senin
herşeyi bildiğini söyledi ve yani iki gün sonra Đzmire geleceğini söyledi" Kim bu adam
bana çok kibirli burnu büyük birisi gibi geldi." dedi Avni Aslında Sarı Memetin iyi biri
olduğunu kurulacak olan şirketin müdürü ve en yüksek pay ortağı olduğunu. Bu
brifing olayının da Ortaklararasındaki anlayışı tazeleyeck nitelikte olduğundan bahsetti
Avninin eniştesi burnunu büktü. "I ıhh benim gözüm tutmadı dedi. Ama Avninin israrı
üzerine istenileni yapacak bir arkadaşı üzerinden Aydın Didim'de bir otel ayırtacaktı.
Herkez eşleri ile gelecekleri için 15 kişilik bir kadro Didime gitmek için ayarlanılılacak
Avni Sarı mehmeti arayacak o da diğerlerini organize edecek ve üç gün sonra bu
Otelde buluşulanacaktı. Avninin Eniştesi bizde geliyoruz zaten bir arsa işim vardı dedi.
Ertesi sabahına otel reserve edildi Sarı mehmet arandı. yol hazırlıklarına başlandı.
Şügi Đstanbulda Avninin annesiyle kalacak sonra Avninin annesinide alıp bir hafta
sonra o da Didime gidecekti. yani Avni Sarı memetle yaklaşık 3 gün süren bir
brifinge katılmış olacaktı. Hoş zaten Avni ortaklık payını ödemişti.
Avninin eniştesinin kafasına bu firma işi, fikir olarak yatmıştı ama, Sarı mehmetin
tekliflerini ve paraları makbuz vermeden alması hoşuna gitmemişti. Avni her
nekadarda yatırılan paraların makbuzları. Firma kurmak için gerekiyor
dediysede.Eniştesi
- "Dünyanın neresinde olursa olsun Paralar yeni açılacak olan firmanın kontosuna
yatar Bu banka paraların tamlığına dair bir belge veriri ve bu belge ile Firma gereken
makamlarda kurulur"
dedi. Esasında Avni Eniştesinin ne demek istediğini biliyordu ama nede olsa Sarı
mehmet kaçmamıştı daha... Eniştesi
- "Avni benim hoşuma gitmedi dedi.. Ama bekle gör."
Bu konuşmalardan sonra Ömür Memo Şügi , Eniştesi, Annesi yani hepsi sadece
firmadan konuşur olmuşlar, diğer konular unutulmuştu. Buda Avniyi üzüyordu. Ama
Tatile gelmeden önce çalıştığı bankada yaşadıkları bölümlerin değişmesi ve
yenilenmesindeki Dayısı kuvvetli olan kazanır anlayışlı şef değişiklikleri, Avninin ne
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
189/359
yaparsa yapsın bu bankada sadece küçük bir şef olarak kalacağına işaret oluyor,
Avnide gün geçtikçe kendini daha çok BEM de görüyordu. Bu yaşadıklarınıda
Eniştesine anlattı. Eniştesi gün görmüş insandı.
- "Avni bak sen orda yabancısın. Adamlar kendilerinden başkasını istemezler, Gel beni
dinle, sen elindeki ile yetin çalıştığın işten çıkma. Bekle bakalım BEM de nasıl
gelişmeler olacak ona göre bir kaç sene sonra çıkarsın."
Ama Avni yinede içinden çalıştığı bankaya çıkışı yazmıştı bile. Bu işyerinde her türlü
haksızlık dönüyordu. Artık Avni hep onun gösterdiği başarılardan ve verdiği
desteklerden başkalarının karlı çıkmasını kaldıramıyordu. Bu nedenle BEM in
yürümesinin yani Avninin <<Tavuk gibi otlarken Kartal olduğunu anlayıp kanatlanıp
uçmasının>> gerektiğini daha çok istiyordu. Bu Avniye gelecek içinde çok faydalı
olacak kendi geliştirdiği securty, kozeptin BEM üzerinden satışa sunarak
patentleyebilir. Bu sayedede Doktorasını tamamlaya bilecekti. Hem Semi ile olurda
Evlenirse, çok daha rahat ederlerdi.
Didim.... BEM Kuruluyor....
Pazar sabahı erkenden yola cıktılar, Avni daha hiç didim denilen yere gitmemişti.
Ablasının ehliyeti vardı. Avni her iki yeğenini yanına aldı Ablasıyla Enişteside kendi
arabalarıyla arkadan geleceklerdi. Avninin ablası ilkkez kendi kullandığı arabayla uzun
yola cıkacaktı. 60 km ile azami 80km yi geçmiyordu. Sakince ve türkiyenin şehirler
arasında hiç ceza ödemeden Đstanbul-Đzmir-Aydın ve
didim yolunu kat ederek yeni bir recora imza attılar.
Didime vardıklarında saat gece bir olmuştu otele
yerleştiler. Ertesi günü diğer misafirler gelecekti.
Avni kendi kendine Keşke hazır geçmişken Aydınada
uğrasaydık dedi içinden nede olsa Semi orda idi.
ama kimbilir Aydının neresinde.? Ama Avninin içi
gene huzurluydu çünki Semi ile aynı havayı
soluyordu.
Sabah Avni erkenden kalktı. saat altı gibi kaldıkları otelin en üst katındaki restoran
vazifesinide gören tarasa çıktı. Ekserzizlerini yapmaya başladı. sabah çalışmasını
tamamladıktan sonra etrafını inceledi. Kaldıkları Otel dokuz katlı. Avninin bulunduğu
bu taras Otelin en üst katında komple çatışından oluşan bir yerdi. Avni işte O an
Didimin ne kadar güzel bir yer olduğunu anladı. Etrafında tek tük bodur Ege ağaçları
ile dolu. Harabelerden deniz kenarına kadar dümdüz inen geniş bir yol bu yolun
etrafında gözüken tek tük oteller ve ikişer katlı, Villararı olan düz bir köy dü didim,
Didim aslında dünyaca ünlü Diydma Apollon Tapınağı ve Meduza cadısının bir
zamanlar yaşadığı efsanesi olan bir bölgemizdi. Ama nedense insan oğlu buralara
çarpıklaşmış inşaat sektörünü yaparken ağaçlandırmayı unutmuş nerdeyse bir tek
ağaç bile yoktu.
Herkez kalktıktan ve kahvaltı yapıldıktan sonra Avni ablası ve eniştesi, çocuklar otelin
havuzunda oynadıkları halde, Altınkum denilen sahile yürüyerek indiler. Burdan
Emlakcıyı buldular. Eniştesinin bakmak istediği Arsalara gittiler. Arsalar Apollon
harabelerinin altında denize 900m uzaklıkta bir tepenin yamacındaydı. Burdan zor da
olsa ilerde deniz olduğu belli oluyordu. Eniştesi ve Emlakcı Avninin ablasını alarak iş
Ay ile Konuşan Adam
konuşmaları için büroya gitmesini fırsat bilen Avni hemen müsade isteyerek. Otele
yiğenlerine gitti. Biri kız biri erkek olan yiğenlerini aldığı gibi doğru denize. Avni
yiğenleri ile deniz kenarında oynaştı yüzdü. Su O kadar temiz ve berraktıki insanın
sanki içmesi geliyordu. dalga falanda yoktu. Sanki sonsuz bucaksız bir havuzdu.
Hatta kız yeğeni bir ara "Dayı burası havuzdanda güzel dedi." Avnininde hoşuna gitti.
Burda yaşamak lazım dedi. suyun tadını öylen sıcağına kadar çıkardılar, sonra otele
yürüdüler. Öylen yemeğini yediler. Bundan sonra Avni Eniştesi ile birlikte Otelin
kafeteryasında hem gelenleri karşılamak içinhemde erkek erkeğe sohbet etmek için
çay kahve içerek beklemeye başladılar. Beklenen BEM elemanları da teker teker
geliyor ve odalarına yerleşiyordu. sadece Sarı Mehmet bey ortalarda yoktu daha. Hoş
Bursadan Didim en az 7 saatlik yoldu. Ama ortalıkta gelen giden yoktu.
Akşam saat 18 sıralarında Sarı mehmetler geldi. Yanında karısı ve çocuğuda vardı.
Arabadan inmesiyle birlikte, burası ne biçim yer toszu tuzlu, kırmızı halı vs. gibi
birrsürü bahanelerle, memnun olmadığını belirten bir sürü hareketlerde bulunarak ve
böbürlenerek içeri girdi. O sırada Mehmet i beklemekte olan tüm BEM ortakları
şaşırarak bakmasına aldırmayan Mehmet bey iyigünler dedi ve odasının anahtarını
aldığı gibi yukarı çıktı, Bu arada Avniye beni rezil ettin gibi bakmayıda ihmal etmedi.
O yukarı çıktıktan sonra diğer ortaklar Avninin etrafına toplanarak ne oldu
gibilerinden, sorular sormaya başladılar. Avni, Beyler ne olduğunu bende bilmiyorum
anlaşılan ya yol onu çok yormuşa benziyor yada belkide bizim sabrımızı tepkimnizi
ölciyor bir bekleyelim bakalım ne olacak. diyerek diğer ortakları yatıştırdı. Sarı
mehmetin katılmadığı Akşam yemeği şölenininden sonra müzik eşliğinde eylenen
BEM in diğer Mehmet in aşağıya inmesinden umutlarını keseren ortakları odalarına
kaybolup yatmaya çekildiler. BEM'in ortaklarının buluştuğu ilk gün böyle geçmiş oldu.
Sabah dah saat 8.00 olmamıştıki Sarı mehmet hepsini kaldırtmış, Otelın çatı katındaki
Tarasına ortak bir kahvaltı masası donattırmış, orda tüm BEM in ortaklarını toplamıştı.
Ama ortalıkta daha kendisi yoktu. Gelen ortaklar eşleri ve çocukları yanlarında olduğu
halde, kahvaltıya başlamaya korkuyorlardı,. Öyle ya Mehmedin ne yapacağı belli
olmazdı, Onların beklememesini fırsatbilip tekrar azarlayabilirdi. --- Anlaşılan bu Sarı
mehmetle işleri var bunların ulan adam delimi ne. isviçrede hiç böyle değildi türkiyenin havasımı çarptı
nedir. ..... Olum Avni ben eniştene hak veriyorum atın şu herifi yanınızdan..... Yarım saat sonra
Mehmet yanlarına geldi. Aşırı sıcak bir yaz ayı ve tatil yöresinde bir otelde olmalarına
rağmen. Sarı Mehmet takım elbiseli ve gravatlıydı. Sarı mehmet içeri geldikten sonra
etrafına baktı. Buyrun kahvaltınızı yapın! dedi. Masada ilk başlarda bir sessizlik oldu,
sonra herkez ordan burdan konuşarak, havayı yumuşattılar. Hatta Sarı mehmette
onlarla gülmeye başlamıştı. Kahvaltıdan sonra bir ara Mehmet bardağa vurarak
herkezin dikkatini çekti.
- "Şimdi bayanlar aşağıya insinler ! tatillerine ve isterlerse dolaşmalarına devam
etsinler. Çocukları denize götürsünler. Biz Beyler ile firmanın geleceğini
planlayacağız"
dedi. Ayağa kalktı. Garsonların şaşkın bakışları arasında. Bayanların tek tek sofrayı
terk etmelerini bekledi. Hatta aptullrahman ağabeyin eşi hala oturuyordu. Sarı
Mehmet kaş göz işaretleri ile kocasını ihtar etti ve sonunda onunda karısı kahvaltı
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
191/359
mekanını terketti. Hemen koşuşan garsonlar masayı toparladılar. arkadan gazoz ve
su servisi yapıldı. Şimdi bulundukları yer artık açık hava toplantı salonuna benziyordu.
Sarı Mehmet tüm bu etkinlikleri ayakta izlemiş ve şaşkın şaşkın bakınan ortaklarına
dönerek onları tek tek süzmeye başladı. ve sonra
- "Beyler ben karar verdim bu iş böyle yürümeyecek, biz BEM firmasını
kuramayacağız. Baksanıza birbirimize saygımız yok, ben sizin müdürünüz olarak, bir
iş konuşmasına gitsem bana yeteri kadar saygı gösterebileceğiniz bile mechul. Ben
çekiliyorum"
-- O ha! ... Sarı mehmedin, BEM firmasının Ortaklar arasındaki ilk kez düzenlediği
toplantısında yaptığı konuşmalar bunlardı.
BEM Ortaklarının hepsi şok oldular, öy le ya , burda yani didimde toplanan ortaklar
ortalama 10bin ile 20Bin işviçre Frangı para yatırmışlar, bir umutla işlerini, bırakanlar
bile olmuştu. Sarı mehmedin söyledikleri. Avniyi de çok üzmüştü. Nasıl üzülmesin ki,
Avni çalıştığı bankada, ne yaparsa yapsın karier yapamayacaktı. Hem Türk hemde
müslüman dı. Bir nevi hayallerini gerçekleştirmek için BEM e ve BEM içinde Sarı
Mehmete ihtiyacı vardı. Diğer ortaklarında, düşündükleride benzeri ve en önemlisi
daha iki ay önce BEM'e yatırdıkları paralardı. Avni ilk soruyu sorarak Teyfik Fikret
ayaklanmasını başlattı.
- "Mehmet, O kadar öğrenci kaydettik. Onlar ne olacak?"
- "O ne demek Avni sen benimle ne biçim konuşuyorsun sende kimsin? ben size
dedimya aramızda hiç saygı yok diye. Bana Mehmet bey diye hitab etmelisin!. Sorunu
bir kez daha tekrarlarmısın" --- O Ha! hatta Çüşşş.... Avni bunun Mehmedin
stetejilerinden biri olduğunu anladı.
- "Sayın Mehmet Budaklı bey. Onca kaydettiğimiz öğrenciler ne olacaktırlardır
Efendim ? "
- "Tamam bu sefer kabul ediyorum, her ne kadar türkçe kelimelerinde hatalarda olsa,
soruyu kabul ettim? --- ee Cevap yok mu ?
Avni artık soru sormaktan vaz geçti anlaşılan Şu idiki Sarı Mehmed sorulan sorulara
cevap vermeyecekti. Diğer ortaklarda buna benzer kritik sorular sordular. ama
cevaplar hep avniye verilenler gibi saçma oyalayacı, anlamsız ve geri sorularla
doluydu. Bir ara Sarı mehmet. toplantının yapıldığı tarastan. <<Artık ben sizden
bıktım, ne soru sorabiliyorsunuz. Nede verilen yanıtları anlıyorsunuz siz ne kadar
aptalsınız dedi. çekti gitti. Geride kalanlar oldukça şaşındı. Ne olup bittiğini
anlıyamıyorlardı. ve kimseninde Ortaklıktan ayrılmaya niyetli değillerdi. Sadece Avni
hala olanların bir streteji olduğuna inanıyor ve diğerlerini etkilemeye çalışıyordu.
Sonunda şayet Sarı mehmet bir daha gelirse on suz Firmayı yönetemeyeceklerini
söyleyip. biraz da Sarı Avniyi pofpoflayacaklardı. Avninin tahminine göre Sarı
Mehmedin ulaşmak istediği noktada buydu.
<<Evet arkadaşlar kararınız nedir.?>> Bu sözlerle birden içeri Sarı mehmet geldi.
Sarı Mehmedin toplantıdan çıkmasından yarım saat geçmiş, bizim ortaklar şöyle böyle
diyerek tezler üretiyorlardı. Aslında ortada soru yoktu. Hep birlikte << Sensiz olmaz
sen yoksan bizde yokuz>> sözlerini söylediler . Sarı mehmet tekrarlamalarını. sonra
birdaha Sonra Birdaha. ve sonra bu sözler sloganlaştı. <<Sen BEM hep beraber.>>
böyle belki yüksek sesle beş on dakika bağrıştılar. Sonra Sarı Mehmet hepsini
susturarak <<Arkadaşlar, ilk sınavı kazandınız. Bu gerekliydi kimlerin ciddi ve
kimlerin gayri ciddi olduklarını, Bilmem gerekiyordu. Hepinizde gönülden hazır
Ay ile Konuşan Adam
olduğunuza göre çalışmalarımızı sürdüre biliriz dedi. Yani sonuçta Avni haklı çıkmıştı
bu olanlar sadece Sarı mehmedin bir taktiğinden başka sey değildi.
Bu konuşmalardan sonra BEM resmen kurulmuş oluyordu. Kış ayına kadar. BEM
Şirketleşecek ve Şirketleşene kadarda Öğrenci kayıtları ve banka hesaplarında BEM
AŞ kuruluş aşaması diye bir yazı ile belirtilecekti. Bunun yanı sıra, içlerinde
türkçesinin en kuvvetli olduğuna inandığı Avni ve Birsen, i Yapacakları bilgisayar
eğitimlerindeki kitapları türkçeleştirmek ile görevlendirmişti. va Avninin işinden çıkıp
BEM de çalışması için hep birlikte karar alınmıştı. Avni Bankada kazandığı maaşı
alacak ve BEM in ilk daimi işçisi olacaktı. Sarı mehmet ve diğerleri Firma yoluna
girene kadar sadece verdikleri kurslardan maaş alacaklar. ve Sene sonu ortaklık payı
alacaklardı. Bu olay Avni için her ne kadar riskli bir iş olsada kabullenmeyi istiyordu.
BEM in ortakları arasındaki toplantıların geri kalan kısmında. Sadece firmanın
hedefleri ilk altı ay ve ilk beş yıl içinde olması gerekenler tartışıldı. konuşuldu. Sarı
Mehmed tekrar eskisi gibiydi gravatını çıkartmış yani show bitmiş normal haline
dönmüştü. Birlikte yüzdüler yediler içtiler eylendiler.
BEM in toplantıları, bitmiş ortakların çoğu tek tek Didim'i terketmişler. Avni Ablası ve
eniştesiyle annesinin gelmesini bekliyordu. Ortakların gittiklrerinin ertesi günü. Avni
Ablası ve eniştesiyle birlikte eniştesinin kooperatif olarak seçtiği arsaya gittiler, etrafa
baktılar, Belediyeden ölçüm ekiplerinin gelmesini, onların çalışmalarını izlediler.
Akşam olunca Eniştesi yorulmuş erken yatmıştı. Avni ablasını alarak kaldıkları otelin
gene çatı katına çıktılar. Orda birşeyler içerek konuştular. Avni ablasına Semiyi
anlattı. Son gelişmelerin hepsini. Đsviçrede yaşananları. Đşviçredeki ablası ve Ağabeyi
arasındaki problemlerden konuştular. Bir parça Avni kendi dünyasından kopup
Ailesinin dünyasına girmiş oldu. Aslında Avninin ailesindede kopukluklar vardı. En
azından ailece çalışamıyorlardı. Avninin Eniştesinin geliştirdiği Koorparatif projesi
olumlu geçerse hiç değilse Aile bir araya gelecek gene kuvvetlenecekti. Avninin
gerçektende gene eskisi gibi kuvvetli bir aileye ihtiyacı vardı. Eskiden yani bundan on
sene önce ne kadar güzeldi. Herkez birbirine bağlı, bir arada yaşarlardı. Sonra ne
olmuştu Avni isviçreye gelmiş. Ağabeyi evlenmiş Ablaları evlenmiş. Aile arasındaki
dialog genelde Monolog a dönüşmüş, her kez kendi çapında düşünür ve beklenti
sahibi olmuştu. Bu da Avniyi aileden uzaklaştırmıştı. Kırgınlıkların çoğu sebebine Avni
bir anlam veremezdi. bu sebeptende kendisini olaylardan hep soyutlar, o herkezle iyi
geçinmeye çalışırdı. Bu durumda da hep arada kalır çok zorlanırdı. Avninin
türkiyedeki ablasıda Avniye hak veriyor ve kendi durumununda aynı olduğunu
savunuyordu. Abla kardeş O gece uzun uzun konuştular, Sonra Avninin ablasıda
uyumaya indi. Avni Tarasta yalnız kaldı. Karşısında ilerdeki köşede sadece ingiliz bir
turist kalmıştı. Bu turistide çok sarhoş olduğundan dolayı, garsonlar odasına inmesi
için ikna etmeye çalışıyordu. Avni Bu görüntüler bir anlam veremiyordu. Đnsan hiç
bukadar güzel bir yerde. Bu güzelliklerin içinde önününü göremeyecek kadar sarhoş
olabiliyordu. bu çok saçma geliyordu.
Avni bulunduğu bu tarastan tüm Didim'i izleye biliyordu. Evlerin ışıkları parıldıyor.
ilerdeki denizin görünümü Didim Altınkumun gece denizle birleşimi, gerçektende
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
193/359
büyüleyici bir görünümdeydi. Avni sandalyesini bu tarsın korkuluklarına dayamış,
sandalyaye ters oturmuş ellerini korkuluğun üzerinde bağlamış çenesini dayamış
vaziyette manzarayı izliyordu. Görüntü ne kadar güzeldi. Neden insanlar olayları dert
edinip, bu güzellikleri görmezlerdi. Dünya kocaman ve insanın görmekle ömrünün
biteceği kadar çok güzelliklerle donatılmıştı. Acaba Semi ne yapıyor diye düşündü.
ama cevap vermedi yorum artık yapmıyordu. Ertesi günü Annesi Şügi ile birlikte
Memo ve Ömür olduğu halde Didime geleceklerdi. yola çıkmışlardı. Avni inşallah
sağlıklı bir şekilde gelirler diye düşünüyordu. türkiyede gece yolculuk çok zordu
otobanlar yok ve geceleyin nedense yolculuk eden kamyonlar ve traktörlerin işikları
olmuyordu. 80km hızla giderken insanın karşısına bierden kara bir gölge gibi
çıkıyorlardı. Çoğu insanın hayat ışığıda bu sayede sönüyor bir çok aile karanlıklara
gömülüyorlardı. sebebi birkaç kuruş olan bir tek lamba Traktorlerin motorlarım
kamyonların arkasına takılacak olan... Yada bir yansıtıcı...
Avni ışıklara bakmaya devam ediyordu. saat epey geç olmuştu. Annesi Didime
gelince Aydına gideceklerdi. Belkide yarın artık yatmalıydı. Avni sonzamnlardaki
değişikliğin onun üzerinde yarattığı etkileri, bir ara düşündü. Artık eskisi kadar trans
olamıyordu hemde istese bile. O kadar çok şey aynı anda yaşanıyorduki. Avni kendini
konsantre edemiyordu bir türlü. Hatta kendisini zorlasa bile Birtanesini de
düşünemiyordu. Ne olmuştu Birtanesi onu bu sefer yapa yalnız bırakmıştı. Semi
geldiğinden beri, ikl önce bir hayal sonra silik bir hatıra. Gerçi birtanesinin çok
üzerinde birisini bulmuştu. Semiyi gerçektende çok seviyordu. Avni için Semiye
duyduğu aşk hem uzun sürmüş ve Avniye göre halada sürmekteydi. Şu anda Avninin
tek bir sorusu kalmıştı Avniler yarın Aydına yani Semilere gittiklerinde acaba soğukmu
yoksa sıcakmı karşılanacaktı. Yani Semi Avniye nasıl davranacaktı.? Avni kalktı
odasına indi ve yatağına yattı.
Sabahın ilk ışıkları ile Avni uyandı. Sokakta ve kumsalda kimseler görünmüyordu.
Mayosunu üzerine giyindi kumsala indi. Kumsalda uyuyan birkaç kişiden başka kimse
yoktu. Avni suya doğru yürüdü bu sahil sığı su ancak diz boyu idi. Ortalık yengeç
kaynıyordu. Sanki kumun içi Avninin her adımında kaynıyordu. Balıklar yengeçler ve
bürsürü, Karanlıkta görünmeyen mahlukat vardı. Avni dizboyu olan suya atladı ve
yüzmeye başladı on onbeş dakika sonra mola verdiğinde kendini Didim ile Bodrum
yarım adasının arasında olan bu körfezin nerdeyse ortasında buldu. Sırt üstü suya
yattı. gök yüzüne baktı. Yıldızlar halen parlıyordu. Yüzü üzerine döndü. Suyun
uzerinde yüzükoyun yatıyordu.Güneşin ufuktan
doğuşunu seyretti. Bir yandan güneş doğuyordu
ama genede yıldızlar gözüküyordu. Gök yüzünde
havada büyük ayının hemen yanında duran ve
Avninin benim dediği iki yıldızı aradı buldu hala
oralardaydılar. Zaten Avni nezaman ve nereden,
yıldızlı havalarda gök yüzüne baksa bu yıldızları bulurdu. Birisi büyük ondan iki
santimetre kadar uzağında bir sönüp bir parlayan topu iğne başı kadar büyük olan
diğeri. Bunlarda tıpkı Avni ve birtanesi gibi birbirinden uzak ama hep birlikte
dururlardı. Ufak , yani küçük yıldız hep diğerine göz kırpardı. hadi beni bul dermiş
gibi. Avni "Nasıl olsa günün birinde ona o nu nekadar çok sevdiğimi söyleyeceğim."
Diye düşündü..
Avninin arkasında Didimim sahil lambaları ve evlerin ışıkları gittikçe küçülüyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Karşısında çok ufakta olsa Bodrum yarım adasındaki evlerin ışıkları gözüküyordu. Avni
bir ara acaba Bodruma kadar yüzsemmi diye düşündü. arasındaki uzaklık her halde
iki üç saat falan sürerdi, -- Avni amma yaptınlan Motorlarla 4 saat sürüyor..... Sonra kendi
kendine güldü. Hadi Avni kendi kendine "Hala iyisin çünki sen bir delisin" dedi. Geriye
doğru yüzmeye başladı. Avni karaya çıktığında güneş tam olarak doğmuş saat altı
bucuk olmuştu. Avni kumsalda geleneksel idmanlarını yaptı. sonra havlusunu ve diğer
eşyalarını alarak otelin yolunu tuttu.
Avni otele vardığında Şüginin arabasını gördü Avninin mavişinin yanına park etmişti.
Kahvaltı salonunda da diğerlerini buldu. Đstabuldan gelenleri Avninin ablası ve
eniştesi karşılamış Ablasının çocuklarıda Anne annelerinin kucağında hasret
geçiriyorlardı. Avnide onları selamladı annesi ile kucaklaştı. hoş beş derken gene söz
BEM den açıldı Avni Eniştesine işten çıkmasının artık şart olduğunu söyledi. öyleya
maaşını tam olarak alacaktı. Eniştesi bu olaya sıcak bakmıyordu. Yani yeni kurulaca
bir firmada sabit eleman olarak çalışmanın rizikolarından bahsediyordu Avninin
anneside Eniştesinin Avniyi kıskandığı için böyle düşündüğünü savunuyordu. gene
millet birbirine girmiş Şügi Ablası Ömür ve memo hep bir taraf olmuşlar birlikte
Avninin geleceğini tartışıyorlardı. Avni baktıki olmayacak. Eniştesine hiç değilse bir
kaç ay dener olmaz ise başka bir iş ararım dedi öyle ya gelir gider ve öğrençi kontrolü
Avnide olacaktı firmanın yürüyüp yürüyemediğini böylelikle görecek ve önden tedbir
alabileceklerdi. Sonra kahvaltının konusu döndü dolaştı birden Semiye geldi. Avninin
annesi ertesi günü için Seminin annesi ile sözleşmişlerdi bile. Yani ertesi gün Aydına
gidileceki. Bu arada Semi Ömür ve Memo Avninin Eniştesi ile Didimde kalarak Arsanın
parsellenmesi ve tapu dağılımları gibi işleri halledeceklerdi. Bu gün Avniye her
nekadar uzun geldiysede. Diğerleri için çok kısa oldu çünki hepsi gidip uyudular. Avni,
akşam üzeri Ömür ve Memoyu alarak halen uyuyan Şügiyi uyandırmaksızın Sahil
kenarına indi. Orda eski üç arkadaş birbirleri ile sohbet ettiler. sonra gene sahil
kenarında otururlarken Avninin Ablası Eniştesi, Annesi ve Şügide onlara katıldı. Tam
çay servisi yapılmıştıki Şügi birden bire
- "Hey avni sana bir süprizim var"
dedi . Tam bu sırada küçük ve yumuşak iki el Avninin gözlerini kapattı. Ama
konuşmuyordu. Şügi Avniye tahmin et dedi. Avni gözlerini kapatan elin bir kıza ait
olduğunu biliyordu ama bu Semi olamazdı. Aklından diğer folklordaki kızları düşündü.
Başladı bir kaç isim saymaya. tam bu anda onun gözlerini kapayan kişi eğildi ve
avniyi kulagına yakın bir şekilde üfledi. Avninin kulaklarından ürperdiğini bilen çok
sayıda kimse yoktu, sadece Avniyi çok iyi tanıyanlar bilebilirdi, birde birkaç, Avninin
bu sebeten dolayı tokatladığı Berber. Avni pes etti. Bilemeyeceğim dedi. Gözlerini
kapatan kız Avninin önüne geçti.
- "Duydum ki Avni beye kız bakılacakmış. Dedimki bensiz olamaz"
Avni çok şaşırmıştı. Bu Ufaklıktan başkası değildi. Avni
- "Sen nerden çıktın?" diye sordu. bir den arkasında Ufaklığın annesini farketti buyur
ettiler. Ufaklığın annesi aslında sen burda ne arıyorsun biz burdan yıllar önce ev aldık
biz buralıyız siz nerden çıktınız dedi. Gülüştüler. çok güzel bir rastlantı olmuştu bu.
Daha önce hiç tanımadığı didim birden bire Avninin sevdği insanlarla dolup taşıyordu.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
195/359
Avni Ufaklığı epeydir görmemişti onun parlayan keskin bakışlı küçük gözlerini doya
doya inceledi. Hele o burnu ve herzaman gülümseyen o ince dudakları yokmu, Birde
tatlı dilli. Konuşmasını dinlemeye doyamazsınız. Ufaklık Avniyi gerçektende her
seferinde etkiliyordu ama nedense aralarında bir türlü kıvılcımlar parlamamış yani
ilişkileri kardeşlikten öteye gidememişti. Böyleside çok iyi olmuştu aslında onlar
gerçektende ömürleri sonuna kadar dost olarak kalacaklardı. Hoşça vakit geçirdikten
sonra Otele geri döndüler.
Didimde bir kaç gün kaldıktan sonra Şügininde israrı üzerine tekrar Đstanbul'a geri
dönüldü. Avni Semiye gidememiş, gitmeyi bırak etrafındakiler şu BEM meselesi
yüzünden Semiyibile unutmuşlardı. Zaten neden unutmasınlarki kimi Avninin Aşkları
ilgilendirirki.
Helikopter ve Bursa......
MOV firmasının kurucu sahipleri Sarı Memedin benim dediği Arsaların ve Mermer
fabrikasının üzerinde gezdirilecek, Sarı memed'in amcam dediği Çakmaktaş
Holdinginin sahibiyle tanıştıracak, Bursada Karısı kızı bol eylenceli en az 5 Yıldız
otelde ağırlanacaklar, ve tekrar Helikopterle Atatürk Havalimanına getirilerek
Đsviçreye postalanacaklar. Bu Arada BEM in kuruluşundan ve yapılan ortaklıklardan
söz edilmeyecek. -- Üf be amma Zenginlik ha!.... Avnilerin Đstanbula dönmelerinin ikinci
günü Sarı Memed Telefonla Avniye bu talimatları veriyordu. Avniye düşen görev
onları Atatürk havalimanından bir limousinle karşılayıp. Bursa ya gidecek olan
Helikoptere götürmesiydi. Avni Ödemeleri sordu Öyleya Avnide çok para yoktu
yanında Sarı çizmelinin istedikleride epey pahallıydı. Sarı Memed Avninin bu sorusuna
<<Amma Paracısın sen kartınla ödeme yap isviçreye gelince BEM kasasından
alırsın>> cevabını verdi. Avni Memed e Yahu bu adamların BEM ile ne alakası var
diye sormaya cesaret edemeden Sarı memed Telefonu kapattı. Neyse Kuş oldum
uçarım misali Avni tekrar Bursaya gidecekti. Sarı memedin anlattıklarının doğru olup
olmadığınıda bu sayede gözleri ile görecekti. Đsviçrelilerin gelmesine 32 saatten az bir
zaman vardı. Telefonu kapatan Avni hemen Havalimanına gitti araştırdı istenilen
Limousini ve helikopteri ayarladı. Sarı Memedin planlama gücü gerçektende
kusursuzdu. Verilen tarih ve saatte MOV un sahipleri isviçreliler geldi. Avni onları
hava alanından karşıladı yaklaşık 1.5 Km uzaklıktaki helikopter pistine gittiler ordan
Helikoptere binerek Bursaya uçtular.
Bursada, Sarı Memed onları karşıladı, Baştan Avninin gelmesine bozuldu, ama
sonradan iyi oldu sen burda otelde bekler organizeleri hazırlarsın dedi. O gece sadece
barda oturan, yemekten sonra odalarına çekilip yatan isviçreliler ertesi gün kalktıktan
sonra Avni ile kahvaltı yaptılar daha sonra, Sarı memed geldi ve onları Otelin
üzerinde hazır duran Helikoptere bindirdi, amcasının yani tek varisi olduğunu
söylediği Mermer firmasına doğru gittiler. Avni onların gidişini seyretti. Aklından
Kafasına takılan neden Sarı Memed bu üçlüyle yaptığı konuşmalara Avniyi
katmıyordu. Tüm masrafları BEM ödediğine göre Avninin bilmesi gerekmiyormuydu.
Avni Đsviçrelileri uğurladıktan sonra, Ani bir kararla taksiye atladığı gibi Otobüs
durağına ordanda istanbula gitti.
Istanbulda Memed, Avni Ömür ve Şügi bir hafta daha birlikte oldular. Akşamları kah
Avninin ablasının evinde kah Ataköydeki restoranda vakit geçirdiler. Avni Ömür'e
Istanbulun güzelliklerini. Boğazda Kalamıştaki restoranda Midye tava. Sarıyerde Balık
Ay ile Konuşan Adam
ziyafeti çektirdikten sonra. Tekrar izmir üzerinden gemi ile isviçreye döndüler. Avninin
annesi her sene olduğu gibi kışa kadar istanbulda kalıp kışın isviçreye gelecekti. Avni
Sarı Memedten isviçeye dönene kadar hiç bir haber almadı. Gerçi onu tek enterese
eden şey BEM kurulacakmı yoksa Sarı Memed şu MOW denilen firmadakilerlemi iş
yapacaktı.
Hayatın Cilveleri ....
Đsviçreye döndükten sonra Avni Pazartesi işe başladı, Daha bir saat geçmemiştiki,
Banka informatik bölümü müdürü. Bütün şefleri toplantıya çağırdı. Avninin küçük bir
grubu olduğu halde. Oda toplantıya katılması gerekiyordu. Đş Artık kabak tadı
vermeye başlamıştı. Avni ile bu müdür arasında sadece tek bir şef vardı. Yapılan
toplantıda Firmanın tekrardan Reorganize edileceği ortaya çıktı. Avni tüm grubu ile
birlikte. Tekrar eski şefinin altına gitmek durumundaydı. Hani şu rusya olayına kadar
Avniye çeşitli problemler çıkaran Şefi. Bu durum Avni için pek o kadar sevindirici bir
haber değildi. Ama Aslında farketmiyordu Avni nede olsa işten ayrılacak ve BEM de
çalışacaktı Sarı Memed öyle dememişmiydi.
--- Olum boş ver ya ben bu Sarı Memede
gibi bişi .. Avni iyi düşün olummm...
Güvenmiyorum sanki Yaz tahtaya alırsın hesabı haftaya
Salı akşamı her hafta olduğu gibi BEM ortakları kursların verildiği MOW lokalinde
buluştular. Tatilde alınan kararlar uygulamaya konulmuş ve Sarı Memed Tatilde MOW
yetkililerine neden Zengince karşıladıklarını anlattı yeni kurulacak firmanın MOW
firmasına rakip olabileceği ama sadece türklere yönelik çalıştığından dolayı, aslında
kardeş firma olarak çalışacaklarını bu sebepten Sarı Memed Amcasının Fabrika ve
arsalarını benim diye göstermiş, onlara anlatmış bu sebepten dolayıda doğrucu olarak
bildiği Avninin yanında gelmemesini istemişti. Bu nedenlede Avninin hemen işten
çıkıp Öğrenci kayıtları ve ödeme kontrolları, artı Ders kitaplarının yazılımı için BEM de
başlamasını istiyordu. Sarı Memed türkiyede BEM'in kafalıklı mektup kağıtlarını vizite
kağıtlarını daha bir çok dokumanı bastırmıştı. Hemen O akşam işteki
Reorganizasyonu pek benimsemeyen Avni Bankaya çıkışını Yeni kurulacak olan.
Firmanın başlıklı kağıdı ile yazıp ertesi günü iadeli tahütlü olarak bankaya
postalayacaktı. Avninin 3 Ay çıkışı vardı. Bu süre içinde Avni Bankadaki işini başkasına
devredecek eğiticek ve Reorganizasyonda ona kalan bölümü gerçekleştirmiş olacaktı.
Yani genede Avni ona düşen görevi yerine getirmiş olacaktı. Böylede yaptı. Çıkışını
ertesi günü postaladı.
Avninin çıkış dilekçesi, dönmüş dolaşmış Avninin sekreterine kadar gelmişti. Kadın
Avniyi kenarı çekip.
- "Avni bey çok büyük bir riziko alıyorsunuz. iyi düşünün"
dedi. Aslında doğruy du. Daha BEM Şirketleşmemiş Sarı memedin kendi adı altında
sanki büyükbir firma gibi ğözüküyordu. Ama Gerçek şu idi ki daha henüz BEM A.G.
diye birşey yoktu. Avni
- "Olsun baktımki olmuyor. Bu da yeni öğrenci kayıtlarının sayısına bakar, bende
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
197/359
kendime başka iş ararım"
diye düşündü.
Daha sonraki günler Avni bölüm müdürünün huzuruna çıkmak durumunda kaldı, ikna
edilmeye çalıştı ama Avni geleceğini BEM de görüyordu. Sonunda Müdür Avniye
destek olacağını belirtti. Ama genede Avniye elindeki fırsatları iyi değerlendirmesini
ve ortakları hakkında ön araştırma yapmasının gerektiğini düşündüğünü nasihat etti.
Orta yaşın üzerinde olan bu Bey'in nasihatlarına Avni kulak vermeliydi, ama Avninin
aklından hiç bir ortağına karşı güvensizlik gibi bir sorun geçmiyordu hepsi iyi kişilerdi.
Hem birde ortaya çıkarsa bu nedemek olurdu çok büyük ayıp etmiş olurdu Avni
ortaklarına karşı. Değilmi? --- ııı ıh değil..... Çok saf'sın Avni .
..
Banka Müdürü şayet olurda bankanın işleri çıkarsa Avniyi gene eskisi gibi. Saatle
Consalter olarak görevler verebileceğini ifade etti. Bu Avni için güzel bir fırsattı hiç
değilse aç kalmayacaktı. ve hatta Limitsiz olan kredi kartıbile aynı şartlarda Avnide
kalacaktı. Bu Konuşma Avniyi gerçektende rahatlattı. Şimdi sıra dört elle BEM'e
sarılmakta kalıyordu.
Aslında Avninin gerçektende kaybedecek birşeyi yoktu, Ne Evli nede çoluk çocuk
sahibiydi, Nede bir kız arkadaşı vardı. Semi'de 23 yaşından evel kendine
yaklaştırmıyordu. --- Eh allahtan bir O akıllı... . Eee sorun yok tabiyiki Avni işten
çıkabilirdi. Hem Sarı çizmeli --Hop Reji daha deemeeycan o'lum bekle herkez anlayacak
şimdi.... Hep BEM in 800.000 Chf. lik süper bir firma olacağını senede 1 ile 2 milyon
Frank ciro yapacağından emin olduğunu anlatmıyormuydu. O zaman sorun yok
demekti. Hadi Avni sen yaparsın sıva kolları.
BEM hemen O hafta faliete geçti. Herkez dört kolla çalışıyordu. Gaetelerde her hafta
3 gün çeyrek sayfa ilanlar çıkıyor kayıtlar yapılıyordu. Gelen öğrenci kayıtları 150
kişiyi geçmiş isviçrenin dört bir yanında kurs lokalleri organize edilmiş. Bilgisayar
kursları başlamıştı. Avni işten geldikten sonra Derlerin olmadığı zamanlarda Kurs
kitaplarını hazırlıyordu. Kurs kitapları, dosya şeklinde düzeldiği için her hafta
öğrencilere dağıtılıyordu. Şayet öğrencilerden biri <<Hop hocam bu kitapların gerisi
nerde? >> diye sorsa hemen sarı Mehmed <<Bunları biz kasitli her hafta veriyoruz ki
içinizden şeyleriniz ileri şeylere gelesin gelmesin. Şeylerde herkez öğretilen
konulara şey olsun!!>> --- üf anam Ne Türkçe be!... . diyerek sıvazlıyordu. Genelde
öğrencilere karşı Memedin forsu çok büyüktü herkez onu hayranlıkla izler adeta
taparlardı. Avniyi sıkan tek şey Memedin genelde Avniyi yalnız bırakması BEM
Firmasının henüz kurulmuş olmamasına rağmen. Ne bir doğru dürüst Kurs odaları
nede Yıllık eğitim planı falan olmamasıydı. Sanki Kapalı çarşıdaki baharatçılara
benziyordu yaptıkları çalışmalar. Yani hiç mi hiç Profesyonellik yoktu. Ama genede
Avni nede olsa Memed büyük adam koskoca simens fabrikasında müdürlük yapıyor.
Herhalde böyle basit işlere vakti yok baksananıza adam ayda 20.000 Cfr kazanıyor. -- Neden ? Sarı çizmeli Aydamı Çalışıyormuş?.. .. Diyerek kendini avutuyordu. Bu durum
BEM in diğer ortaklarınında hoşlarına gitmesede, çoğunun zaten Memed'in eski
öğrencileri olması ve tam olarak konulardan anlamamaları, sonuçta her işin Avniye
yüklenmesini normal karşılıyorlarmış. Ama iş ders kitaplarının dışına çıktığında herkez
aslanlar gibi çalışıyorar Kurs veriyorlar, Bilgisayarları götürüp getiriyorlar ve Kurs
lokallerini hazırlıyorlar, en önemlisi öğrencileri topluyorlardı. Bu sayede Avni öğrenci
Ay ile Konuşan Adam
işleri ile uğraşmadan. Kurs planlaması ve kitapların hazırlanması konularında yoğun
olarak çalışabiliyordu.
Avni gene pazar günleri folklor çalışmalarına gidiyordu. Orda hiç değilse Semi ile
buluşuyorar ve pazar günleri her fırsat bulduklarında birlikte geçiriyorlardı. Gene
böyle bir günde Avni Semi yi alarak, Kasım ayı olmasına rağmen havaların bir cilve
yapıp çok güzel olmasından da faydalanarak Zürich gölüne sandal gezisine götürdü.
Zürich gölünün üzerinde mutluluktan yüzen iki sevigili gibi gülerek eylenerek
günlerini geçirdiler. Geçen bu zaman zarfında Semi'ler thurgau'a taşınmış Semi
genede her hafta Folklora geliyordu Avni artık birisi tarafından Sevilmenin zevki
içinde yepyeni duygularla yaşıyordu. Folklorda birçok gencin Semide gözü vardı bunu
Avni biliyordu , zürich gölünden Seminin trene bineceği istasyona gelene kadar Avni
sadece kafasını kurcalayan bu konuyu düsündü istasyona gelmişlerdi. Akşam oluyor
Hava kararmaya başlamıştı. Đstasyonda tireni beklemek için durduklarında, Avni
Semiye
- "Güzelim ilişkimizi artık hafiften bizim guruptaki çocuklara açıklasak diyorum ne
dersin?">
diyerek Seminin fikrini sordu.
- "Bunu kesinlikle yapamayız Avni imkanı yok hem babam..... Birde ben sana bu gün
birşey daha söylemek istiyorum. Ben şey.... yani seninle ilişkimize ara versek
diyorum. Biliyorum buna hiç bir sebep yok ama çok korkuyorum Babamın kulağına
giderse çok kötü olacak ve ben seni bir daha hiç mi hiç göremeyeceğim.."
---- HA'DĐ BE!!! . .. Avni şaşırmıştı. Semiye bunun folklordaki diğer çocuklardan
Semiye açık açık yakara yalvara ve Semiyi ne kadar çok sevdiğini söyleyen çocuğun
sebep olup olmadığını sordu.
- "Biliyorsun Sende vardın konuştuğumuz gibi bana geldi teklif etti ve ben böyle bir
niyetimin olmadığını bildirdim ve olay bitti. Bir dahada hiç rahatsız etmedi. Problem O
değil ben istemiyorum. Folklorada gelmek istemiyorum hiç değilse bir süre"
- "Ama ben .. ben .. ne olduğumu anlayamadım. Sen bana benimle olan ilişkini
bitirmek istediğini söylüyorsun. Ve buna hiç mi hiç sebep yokken. Ama aslında ben
seninle evlenmeyi düşünüyorum.. "
- "Avni o kısmete kalmış bir şey kaderde varsa olur. Ben bende işte bundan
korkuyorum. Hem biliyorsun yarın Zürichteki işimin son günü öbürsü gün thurgau da
yeni bir işe başlayacağım. yani artık zürichle hiç bir bağlantım kalmayacak. Hiç
görüşemeyeceğiz"
- "Gerçektende Hiç mi?"
- "Evet hiç ben senin Oraya gelmeni oralarda görünmeni istemiyorum."
Arkasından elveda diyerek uzun uzun Avniyi öptü.. Arabadan indi trene binip el
sallayarak gitti.
Bu semi'nin son sözleri olmuştu.
Avni şoktaydı, hareketsiz bir vaziyette orda kala kaldı. dakikalar sonra motoru
çalıştırıp evin yolunu tutu. Evde Şügi ile Gene folklordan Muşti diye bir arkadaşı
bekliyordu. Avninin suratı bembeyazdı. Tek bir sey söylemeden mutfağa girdi çay
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
199/359
suyunu koydu. Buzdolabını açtı. Rakı şisesini çıkarttı. bir duble rakıyı bardağa koydu,
gene sakinlikle şişeyi buz dolabına Dondurucudanda Buz taneciklerini bardağa.
bardağı eline alarak. Camın önündeki sandalyesine oturu. Şügi ve Muşti onu
izliyorlardı. Tek bir kelime bile ağızlarından çıkmıyordu. Sadece Avninin bu
davranışına anlam veremiyorlardı. Gerçi Avnide anlam veremiyordu.
- "Avni ne oldu şeytan görmüşşün gibi bir halin var."
- "Hiç sadece Semiden ayrıldık galiba"
Rakısından yudumladı. Şügi ve Muşti aynı anda
- "Ayrıldınızmı??"
- "Banada Rakı lazım şimdi"
diyerek mutfağa gitti. Muşti de Aklısıra Avniyi Avutmaya çalışıyordu.
- "Bak Avni, aslında senin yaptığın haksızlık, sen nasıl folklordaki O çocuğa Seminin
seninle çıktığını söylemedin onunla alay ettin."
- "Ben Onunla dalga geçmedim Semiye söz vermiştim Semiye kalsa hatta sizin bile
haberiniz olmamalıydı."
- "Bana Seminin iş Telefon numarasını ver yarın arayıp buluşmak istiyorum nede olsa
son günü"
Avni ve Şügi Muştinin bu teklifine şaşırdılar ---- aynen bende yine öyle ... Napacakmışki?...
- "Ne yapacaksın?"
- "Semininde böyle davranması normal ne de olsa Kızları bir sürü erkek ister ve kız
bunlardan hangsini istediğine kendisi karar verir"
Avniye Muştinin söylediği bu sözler mantıklı gelmişti. Nede olsa Belkide Semi Avniye
söylemiyordu ama gerçektende asıl gönlü başka birisinde olabilirdi. Hem Muşti
Seminin yarın iş yerindeki son günü olduğunu nerden biliyordu? Avni 2. şokunu
yaşıyordu. içinden yoksa Muşti ve Semi?? diye düşündü. Ama böyle düşünse bile
gerçekleri değiştirmeyecektiki. Semiyi zorla alacak halide yoktu. Demekki hayat ona
Sevgi ve Aşk konusunda ikinci darbeyide vuruyordu. O zaman Muştinin semi ile
buluşması bir şeyi değiştirmeyecekti.
Bu tatsız konuşmalardan sonra Muşti gitti. Şügi olaylardan hiç bir şey anlamamış
seminin neden böyle davrandığını anlayamamış. ama ençok her ikisinide şaşırtan.
Seminin nasıl olupta bir saniyede değişebildiği olmuştu. Avni Rakısını Yudumlarken ne
Muştiyi kapıya kadar geçirmiş nede oturduğu yerden kalkmıştı. Sadece oturup rakısını
sessizce yudumluyor ve camdan dışarı bakıyordu. Dışarda yine yağmur yağmaya
başlamıştı. Avni Şügiye
- "Şügi galiba kadınlar gerçektende isviçrenin havasına benziyor. Baksana iki saat
önce günlük güneşlik olan hava şimdi buz gibi. ve yağmur yağıyor. Aynı Birtanem
gibi. O da hiç sebep yokken birden bire değişmişti. Siside aynen. ve şimdi Semi...
Nedense hemen değişiyorlar. Ben kendimde hata aramaya çalışıyorum ama nafile.
Hepsi beni çok sevdiklerini söylüyorlar ama birden bire sanki şeytan görmüşçesine
benden uzaklaşıyorlar. Ben nerde hata yapıyorum?"
- "Sanırsam sen çok fazla çiddi ilişkiye girmek istiyorsun. Ama onlar bu tür ilişkiye
hazır değiller. Sen onları kusursuz bir melek gibi görüyor onların aynı erkekler gibi
günlerini gün edip hayatlarını yaşamayı isteyeceklerini unutuyorsun. Bana sorarsan
problem burda. Hem Semi daha 19'unda. Ama ben şu Muşti puştunu anlayamadım
sanki bana önden planlanmış gibi bir olay geliyor,"
- "Bende bunu diyorum ya. Semi küçük. muhakkak yaşamak istediği birşeyler vardır.
Her nekadar bana ilk defa benimle böyle bir arkadaşlık ilişkisine girdiğini söylesede
Ay ile Konuşan Adam
ona inanacak kadar tanımıyorum birde şu son haftalarda olanlar benimde aklımı
karıştırdı."
- "Sahi Avni Muşti kimden bahsetti sen neden haksızlık etmişşin. Bana birisi gelecek
ve diyecekki ulan senin sevgiline bende sulanacaam ben ona bakacam ha yazık ulan
Avni sana valla Yazık"
Avni anlamsız anlamsız Şügiye baktı anlaşılan Avni epey kafayı bulmuştu. Ama içtiği
rakının etkisinden çok şu geçen birkaç saat içinde olanlar onu yıpratmıştı. Daha dört
saat önce Semi ile ne kadar mutlu ve sonsuza kadar hiç ayrılmayacaklarını sanıyordu.
şimdi ise olay sanki bağışıklı döğüşe dönmüş. Sanki Avniye karşı yapılan kasitli bir
oyun olmuştu. Avni ne yapmalıydı. Mantıklı olarak düşündüğünde Semi daha çok
gençti. Ona saygı göstermeliydi. Muştinin anlattıklarından gerçektende Şügiye hak
veriyordu. Hiç bir olay tek başına böyle gerçekleşmezdi. Yani Muştinin hareketlerinde
Seminin parmağının işin içinde olması olanağı büyük gözüküyordu. Hem kadınlar
kadar kolay seni seviyorum diyebilen mahluk varmıydı dünyada. Belkide gerçektende
Semi hayatını yaşamak istiyor Avni onun için sadece bir oyun. Yada Gerçekten
doğruları söylüyor, Ortalığı karıştıran Muşti. Pekiyi ama Muşti Avniden ne istiyor
nesini kıskanıyor yada sebep ne.? Sadece Folklordaki Semiye aşık olan çocuğun
intikamınımı almak istiyor. Avni ne yapabilirdiki bu konuda. Bu olayları uzun uzun
Şügi ile konuştular. Şügi tam olarak diğer çocukla olayların nasıl geçtiğini sordu. Bu
çocuk Semiye felaket şekilde aşık olmuş ama Avni Semiye kapalı kutularından
kimseye bahsetmeyeceğine dahir söz verdiği için ona birşey söylememiş sadece
bildiğim kadarı ile Seminin çıktığı birisi var demekle yetinmişti. Yanlarında bulunan
Muşti de olayı duymuş ve bu çocukla çok samimi olduğu için sonrada Avniye <<Sen
Seminin arkadaşının kim olduğunu söyleyemiyorsan bırak bunu semi yapsın>> demiş
Avni Bu çocukla Seminin buluşmasını sağlamış ve Semiyide önden uyarmıştı. Olay
böyle ceyreyan etmiş Muşti de Semi ile çıkanın Avni olduğunu anlamış ona bu
sebepten garez olmuştu.
12
Bölüm 12
Şimdi, "O" ASKER.....
Bu günden sonra Avni Semiyi görmez olmuştu. Onun
yokluğuna katlanamıyor, Folklor ona artık zevk
vermiyordu. Muşti her hafta sonu Avni ile buluşuyor
Semi ile nasıl çıktıklarını anlatıyordu. Bunları duyan
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
201/359
Avni her seferinde küplere biniyor hırçınlaşıyordu. Avninin işten çıkmasına 2 Ay vardı.
BEM in dönem kurslarının başlamasınada 2 Ay vardı. Avni artık herşeyi karamsar
görüyor adeta hıncını Şügiden ve ufaklıktan alıuyordu. Ağabeyleri ve ablasıda artık
Avniyi anlamaz olmuşlardı. Avni çok değişmiş tek kelime konuşmuyordu. Eskisi gibi
ekserzizde yapamıyordu. Đş yerinde konsantre olmasıda imkansızdı. Bunu
işyerindekilerde sezinlediler ama Avninin değişikliği kabullenenmemesine yordular.
Avni Şügiye anlatsa dinlenilmiyor adeta Alay edildiğini hissediyordu. Birde Muştinin
gelip Semilerin çok güzel biryerde oturduklarını Muştinin onlara her hafta sonu
gittiklerini Seminin babasıyla Rakımasasına oturup içtiklerini, falan anlatıyordu. Avni
karar verdi şu anda yapabileceği tek şey Kalan tatilini kullanıp.
Askere gitmekti. Hemen ertesi günü Konsolosluktaki tanıdıkları sayesinde olmazı
başardı Asker alma bürosu ile irtinbata geçti Avniyi kısa dönem yurtdışı bedelli
bölüğüne Asker olarak kaydettiler. Avni uçağa bindiği gibi doğru Istanbul ordan
Otobüsle Burdur. ve 2. Günü Artık Avni askerdi. Avninin kararından Asker elbisesi
giymesinin arasdsından tam 2 Hafta geçmişti. Bedelli askerlik ücretini Avni peşin
olarak Merkez bankasına şahsen yatırmış bu vesile ile bankadaki tüm parasını
tüketmiş oluyordu. 12Bin Fr. Askerlik ve 10Fr. BEM Avninin tek sahip olduğu kapital
sadece maviş ve Pilotluk kursları için ayırdığı para kalmıştı. Ama Avni artık Pilot
olamak istiyormuydu? bu Avniyi şu anda hiç düşündürmeyen bir problemdi.
Şügi Avniyi geçirdiğinde Ona askerlik hakkında bir kaç tip verdi. Avni Askeriyenin
girişinde Teslim olak için yapılan kayıtlardaki sırada ki yaklaşık 2500 kişi vardı.
Şüginin dediklerinin bir çek liste olarak kontrol etti Aylardan Eylül olmasına rağmen
Burdur çok sıcaktı. Burdura gelirken Avni fazla birşey görememşti Burdurun bir gölü
olduğunu biliyordu sadece O kadar. Đlk olarak Şüginin tavsiyesinde olduğu gibi Kim
olduğunu, Adnını soyadını, Adresini bir kağıda yazdı. Birde Askerlikten sonra ne
yapacağını. Sahi? Avni ne yapacaktı. Askerlikten sonra 1 hafta Bodruma gidecek
oraya zaten çalışmayan yani tatil sorunu yaşamayan Şügi gelecekti. Bunları Avni not
aldı. Şügiye göre Askerlik ne kadar kısa olursa olsun. Mantığın bittiği bir yerdi Şayet
Avni rahat etmek ve buram buram kaçtığı problemlerden kurtulmak istiyorsa Askerde
beynini kapatacak ve sadece denileni yapacaktı. Ye derlerse yiyecek kalk derlerse
kalkacaktı.
Altı
saat bekleyişten sonra Avni sivil elbiselerini teslim etmiş boyuna en az iki
beden büyük ama yeni olan, Resmi elbiseleri giymiş. Dağılım yapmak için kayıt
odasına gitmişlerdi. Avninin mangasında 32 Gurbetçi bulunuyordu bunların çoğu
Almanyadan, 2 kişi amerikadan bir Ingiltereden 1 kişide Avusturalyadan geliyordu.
Avninin şansına, tanıdığı kimse yoktu. Şansına diyoruz çünkü Avni , gerçekten de
beynini kapatım bambaşka bir dünyada yaşamak istiyordu, isviçrenin adını bile
duymak istemiyordu. Belkide burada yani artık türkiyede kalmalıydı. Ne kaybederdi
ki...
Başlarında gene Şügi gibi, hataylı bir çavuş vardı. oda kısa dönem çavuşlardandı Yani
aslında Öğretmenlik yüksek okulunu bitirmiş ama Evlilik hazırlıkları yaptığı için Yedek
subaylık yerine 6 aylık kısadönem askerlik yapıyordu. Kayıt bürosuna gitmeden önce
Çavuş meslekleri sordu. Avniye sakın ha mesleğini söyleme. Biz el ense yan yatarken
Ay ile Konuşan Adam
seni sabah akşam çalıştırırlar dedi. Avnide Kayıtta, Đlk okul mezunu olduğunu söyledi
lastikçi olduğunu söyledi. Aralarında Tip olarak Sarı memedi andıran ingiltereden
gelen torpilli bir çocuk vardı. O da diğer amerikadan gelenler gibi bilgisayar
mühendisiydi ama genede mesleğini ön planda tutmaktan zevk alıyordu.
Dağıtımlar ve yatakhaneler belli olduktan sonra Avni Bedelli gurbetçiler için olan bu
kısa dönem Askerlik hayatına başlamış oldu. Askerlik herkezin bildiği gibi, günlerin
kışlada geçtiği bir esir hayatıydı. Avni daha ilk günden askerlik pisikolojisini
benimsemiş gel dediklerinde geliyor git dediklerinde gidiyordu. Avni askerde kendi
mangasında olan 32 kişi içinde en cok Avusturalyalı memedle anlaşıyordu.
Mangalarında almanyadan gelenlerin çoğunun okuma yazması yoktu. Askeri eğitimi
en fazla bir hafta yemin törenine kadar gördüler. Sağa dön, sola dön, Kol uzat, ileri
bak. merasim yürüyüşü, derken Yemin töreni ve hafta sonları Antalyaya yapılan
geziler Seminerler, seminerler, seminerler, Gece dersleri bir kerede Müziksel gösteri.
Burdurdaki organizator süperdi. yaklaşık 15 frank giriş ücreti alındığı halde gelen
sanatçılar 4. Sınıf bar sanatçılarıydı. yani müzik olsun Asker zaten enayi medodu kısa
dönem bedelli eğitimde bile geçerliydi. Askerliği her şeye rağmen çiddiye alan Avni
bedelli askere karşı yapılan bu davranışlardan rahatsız oluyordu. Burası Askerlikten
çok toplama kamplarına benziyordu. Yemekler 5. Sınıf restoranlarda olmayan
makinelerle eldeğmeden hazırlanıyor. Haftada bir gün çamaşırlar değişiyor. Hatta
komutanlar askerler selam vereceğizdiye kafa kol kırmasınlardiye askerlerden uzak
dolaşıyorlardı. Avni bile Arkadaşı hüseyinin tanıdığı olan yarbayın yanına çıkmasa ne
yüzbaşı ne Albay selamlayacaktı. Zaten çavuşları selamlamıyorlardı. Yüzbaşı sadece
Đçtimalara geliyordu. Tek gördükleri üst çavuşlardı. Ama Son hafta yapılan Atış
çalışmalarında herşey değişti.
Silahlar Tahtakale, 1921 yapımı tahta ve ağırdı. Hiç birinin göz ayarı
yapılmamış ve nasıl atılır eğitimi alınmamıştı. Avninin tek avantajı
bankadaki görevinden dolayı aldığı Securty eğitimleriydi. Ama Avni
silahı sevmezdi. Sıra Avniye geldiğinde hakkında çok kötü bilgiler
duyduğu, bu silahtan fazlasıyla çekiniyordu. Öyleya kulağı kopanlar,
kolu çıkanlar, bir sürü hikaye. Avni silahı hedefe doğru doğrulttu
hakkı olan 3 merminin ilkini. saladı. Memi hedefin tam ortasındaki kare hizasında ama
3 santimetre altını bulmuştu. Avni hemen hedefin 2 cm üderine nısan aldı tekiğe
dokundu. bu seferde yaklaşık 1 cm altına mermi vurdu. Avni bu olayın sebebini
biliyordu göz ayarları yapılmamıştı. Avni tam 3. mermiyi yollayacaktıki birden Dikkat!
diye emir geldi. Avni silahı emniyete aldı ayağa Kalktı ve selam durdu. Hemen 2 adım
arkasına Dönem genelkurmay başkanı gelmiş Atışları izliyordu. Komutandan Devam
edin emri geldi Avni ve diğer askerler tekrar silahına sarıldı. Avni bu sefer Hedefin
ortasındaki karenin 3cm üzerine nişan aldı ve salladı. Tam karenin ortasından
vurmuştu. Aslında silah Avninin korktuğu kadar kötü değildi sadece eskiydi o kadar.
Zaten yapılan 25m atış için bu silah yeterliydi. Eh bizim diğer gurbetçileride
düşünürsek. Yere atanlar silahın kabzasıyla top oynayanlar. Yani aslında Bedellilere
mustahak bir silahtı. Atışlardan sonra Hedeflerdeki atış kağıtları toplandı Baş çavuşa
götürüldü. Genel kurmay başkanınında orda olması, Birden alay a ciddi bir Askeri
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
203/359
eğitim alanına çevirmiş herkez saf duruşta, konuşma yok, Her adım sadece emirlerle
atılıyordu. Atış kağıtlarının sonucunda Almanyadan gelen bir gurbetçi birinci olmuş
sertifikasını almış ama Avni derecelendirmeye bile girememişti. Avninin bulunduğu
Mangaya rahat ve arkasından istirahat emri geldi. Bu andan itibaren ikinci emre
kadar hekez serbestti. Genelkurmay başkanı Alay komutanıyla birlikte araçlarına binip
gitmişlerdi. Avni diğerleri gibi, fırından her seferinde 10000 adet birlikte deldikleri
için yumuşak lastik gibi olan ama tadı damakta kalan Simitle, normal sudan biraz
daha koyuca olan adına çay dedikleri çaylarını plastik kutularda içiyordu. Birden
Başçavuş deli ibrahim dedikleri komutanı köşeden dönerken gördü. Her zaman
olduğu gibi o da çay almaya değil Avniye doğru geliyordu.
Başçavuş Avninin karşısında kükredi.. "Er Avni Demirkol !" Avni elindekileri bıraktı
hemen safduruşa geçti.
- "Emret komutanım"
- "Doğru Alay komutanının odasına marş, marş. orda bekleniyorsun.!"
Avni alddığı bu emre şaşırmıştı ama Neden diye askerde sorma hakkı yoktu. denileni
yapacaktı. Komutanı tekrar selamlardı topuk üzerinde gerisin geriye dönerek koşar
adım karargah binasına doğru gitti. Yanında Avustruralyalı mehmetde koşuyordu.
Yolda koşarken mehmet arkasına baktı Başçavuş görünmüyordu mehmet yorulmuştu.
- "Avni yavaş ol" dedi.
Avni yavaladı hızlı ama seri adımlarla yürümeye başladı. Baş çavuş geldiğinde zaten
mehmet yanındaydı.
- "Avni neden seni oraya çağırdılar. biliyormusun?"
Avnide çalışma yeri ile karargah arasında olan bu 5Km lik yolu koşmaktan yorulmuştu
kenara oturdular.
- "Bilmiyorum sanırsam atışla ilgili bir şeydir. Biz geçen hafta hüseyinle
Alaykomutanının odasına çıkmıştık tanışmak maksadıyla, Biliyorsun hüseyinin
ağabeyide alay komutanı. Orda benim ne iş yaptığımı sormuştu bende onu bankada
securty eğitmenliği, ve bilgisayar Genel securty çözümleri ürettiğimi söylemiştim
istermisin birde Askeriyeden bana iş çıksın?"
- "Ne yaparsın kalırmısın burda."
- "Hiç düşünmeden evet karnım doyduktan sonra. Birde biliyorsun anlatmıştım son
dönem yaşadıklarım pek iç açıcı değil. Bizim firmanında gidişatı bana biraz
askeriyedeki, Konser organizasyonlarını hatırlatıyor. Ben kalırım Mehmet. Kalırım
Hem belkide kısmetim açılır O nu görürüm mehmet anlıyormusun Birtanemi"
Konuşmalardan sonra kalktılar gene koştular. Mehmette Avni ile geliyordu. Bir
sonraki içtimaya nerden bakılsa en az 3 saat vardı ve askerler boş tu.
Alaykomutanlığına geldiklerinde. soluklandılar Avni Komutanın odasının kapısını çaldı
içeri girdi. Safduruş, selam ve tekmir getirdikten sonra Emret komutanım çaktı"
Dışardan Mehmet Avninin hareketlerini izliyordu. Avni aynı Amerikan filmlerindeki
subaylara benziyordu. Mehmet korkuyordu. öyle ya Türk ordusunun en yüksek
rütbeli subayının karşısında duruyorlardı.
"Rahat"
Albay emri verdikten sonra Mehmetti de içeri çağırarak kapıyı kapatmasını emretti.
Mehmet içeri girdi O da çok ciddi vaziyette tekmil, selamlama olaylarını yaptı "Rahat"
Ay ile Konuşan Adam
Emri aldı.
- "Çocuklar şu andan itibaren asker değil sizlerle sivil olarak konuşacağız. Generaliniz
ve biz biliyoruz sizler sadece bir ay içinde Bizleri ziyaret edip gidiyorsunuz. Ama
sizlere hiç değilse selamlamayı öğretebilmişiz. ne mutlu bu bize. Diğer Bedelli
askerler geldiklerinde" genelde hemserin ne istedin diye selamlarlar. Avni senin
atışlarını ve ciddiyetini gören generalimiz seni tanımak istemiş. Ben Generalime bana
geçenlerde anlattıklarını ilettim."
- "Sağol komutanım" Çekti. Subaylar gülümsedi.
- "Avni oğlum şu andan itibaren sivil saygı yeter. Anlat bakayım nerde nasıl
yaşıyorsun. ve askeri eğitmini nerden aldın.? "
Avniye sandalyeye oturması önerildi mehmette yanında oturuyordu. Avni kısaca
isviçrede yaptığı işlerden aldığı mesleki ve Kungfu eğitimlerinden bahsetti. Mehmette
kendisinden bahsetti. Bu sefer tavşan kanı demli çaylarını içtiler. Bu arada Avni
esasında hayal kırıklığına uğradığını daha ciddi bir askeri eğitimle karılaşacaklarını
umduklarını dile getirdi. Mehmette tastikledi.Komutanlar Normal askeri eğitimi
eskiden ilk bedelli dönem başlangıçlarında uyguladıklarını fakat yaş ortalaması
genelde büyük olduğu için kalb krizi vs. gibi problemlerden dolayı vaz geçildiğini
anlattılar. Yaklaşık bir saatlik görüşmeden sonra izin aldılar ve Komutanların
yanlarından ayrıldılar. Anlaşılan şuyduki olurda komutanlar yurtdışına çıkarlarsa Avni
ve mehmeti bulacaklardı. Bu da aslında Avninin türkiyede temelli kalma hayallerini
suya atmış oluyordu. Aslında ne kadar iyi olurdu.
Avni ile Kangru Mehmet tekrar kavuşların, bulunduğu bölüme doğru gittiler.
Kavuşlarına vardıkları anda Çavuşları onları durdurdu. Ah be çocuklar ne yaptınız. Hiç
insan generalin karşısında Normal askeri eğitimden bahsedermi valla Yaktılar şimdi
sizi. Hadi gidinde görün anyayı konyayı. Siz ikinizide özel eğitim birliğine tabi ettiler,
Bunlar Normal asker bölüğü. Birazda fanatik komanda birliği oluyor kendileri. Bakalım
şimdi ne yapacaksınız. Son kalan haftanızı orda geçireceksiniz. Vah zavallılar vah!!"
dedi. Bunun üzerine Mehmetle Avninin yüzü güldü ama diğer mangadaki 30 kişi alay
etmeye başladılar. Anlaşılan oy du ki alay komutanı emir vermiş Mehmetle Avni
normal askeri birlikte Bir hafta eğitim göreceklerdi.
Yemek ve içtimadan sonra Özel tabur dan bir çavuş ve Başçavuş Jeep le gelerek Avni
ve Mehmeti götürdüler. Avni ve mehmet yeni bölüklerine geldiklerinde aslında fazla
uzaklaşmış sayılmıyorlardı sadece üç kilometre ilerde idiler. Ama Şartlar daha ağırdı.
öyle saat 12 ye kadar televizyon bakma zırt pırt seminar, üç dört saat serbest kalmak
bunlar hayaldi. Saat sekizde yatılıyordu. Avni ve mehmet çevik ve dayanıklı oldukları
için katıldıkları takıma hemen ayak uydurdular. Silahları tanımasını ve kullanmasını,
temizleme, gibi konuları öğrendiler. Sabahları saat beşte kalkarak idmana ordan
kahvaltı, on beş dakika aradan sonra dayanıklılık eğitimi, doğa özellikleri, Hedef
belirleme, istikbarat. gibi dersler alıyorlar. Tellerin üzerinden duvarlardan atlıyorlardı.
-- Tam Avninin istediği eğitim işte... Hadi Avni gene yırttın valla
Tam bir komanda eğitimi alarak, Avni ve Mehmet Askerliklerinin son haftasını
bitirdiler. Veda töreni zaten kısa dönem olan askerliklerinin son günü yapılacaktı.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
205/359
Avni ve Mehmet gösteri merasimi alanına eski Mangalarında katıldılar. Bakleme
sırasında herkez nasıl geçtiğini sordu bizimkiler anlattılar. Mehmetin en çok hoşuna
giden gece Kamuflajlı nöbetleri idi ballandıra ballandıra anlattı. Bir ara Avniye bakarak
hertarafım kopuyor dedi. Avni bunun üzerine güldü. Alay komutanı Avni ve Mehmeti
alayın önüne çağırdı. Her ikiside çakı gibi komanda eğitimi almış asker olarak,
Katıldıkları Komando birliğinin bereleri ile birlikte Alayın önünde Komutanı
selamladılar. Alay başarı madalyalarını alarak yerlerine döndüler.
Gariptir askerde neden se her ay 2 gün izin vardır. Bizim bedellilerdede öyle.
Bedellilerin hepsi iki gün önce askeriyeden ayrılacaklar ama iki gün daha asker
sayıldıkları için taşkınlık yapmamaları özenlikle tembih edildi. Aksi taktirde akerlikleri
yanar ve tekrar 28 gün askerlik yapabilirlerdi. Bu nasihatları aldıktan sonra Askeri
Marş ve bando eşliğinde sivillerini teslim alan Askerler. Teker teker Alaydan ayrılmaya
başladı.
Avni Mehmetle birlikte Marmarise gidecekler orda Reco ve Şügi ile gelecek olan
Ömürle buluşacaklar, Bir hafta kalacaklar, daha sonra birlikte. Istanbula dönecekler
ordan da herkez ayrılacak Anzak Mehmet Kangurularının yanına yani Avusturalyaya
gidecek bizimkilerde Đsviçreye döneceklerdi. Anzak Mehmet ve Avni Otobüse
atladıkları gibi doğru Marmarise gittiler. Ömür onlara Marmariste otel ayarlayacaktı.
Zaten sezon sonu ve pek turist yoktu. Yolda giderken Mehmet Avniye etrafın ne
kadar değişik geldiğini söyledi. Öyle ya nerdeyse bir ay içinde Askeriye ye o kadar
alışmışlardı ki dışarsı tuhaf geliyordu. Hatta öylen yemeklerini bile kendileri almaları
gerekiyordu. Akşam üzeri Marmarise vardılar. Ömür ve Şügiyi buldular Ayrılan otele
yerleştiler. Yemek yiyip konuştular ve O akşam tek konuşma konusu vardı oda
Askerlik. Avninin Aklına ne birtanesi geliyordu nede Semi Avni sadece askerde
olanları anlatıyor ve herkez kendi başından geçen komik anılarını anlatıyordu.
Gülüyorlardı.
Marmariste Güneş Başka Doğar.....
Marmarise geldiklerinin ikinci günü. Alışkanlıktan dolayı sabahın ilk ışıklarıyla kalkan
Avni doğru deniz kenarına koştu. Arkasından son 30 günde ona alışmış olan sadık
dostu Mehmette yetişti geldi. Marmarisin kumsalını
koşmaya başladılar. Yaklaşık 2 saat süren koşularından
sonra Avni geleneksel Mehmetse Askerden aldığı beden
eğitimi eksersizleri ile kendilerini dinç tutmaya başladılar.
Tam kaldıkları otelin sokağına geleceklerdiki birden
etrafta yakın olan bankanın zil sesleri ve ilerden gelen
siren sesleri duyulmaya başladı Avniler olay yerine
yaklaşık 500m uzaktaydılar. Avni mehmete hadi gel gidip bakalım dedi o Yöne doğru
yürümeye başladılar.
Birden etraftan silah ve makineli tüfek sesleri duyulmaya başladı Avni ve Mehmet
duvarın dibine yaslanarak olayları izlemeye başladı. Anlaşılan O ki ilerde bir banka
soyuluyordu daha saat sabahın sekiziydi Marmarisin sokakları boştu. Birden bir
çocuğun ağlaması duyuldu, bir arabanın kapıları kapandı silah ateşleri altında içleri
ürperten lastik seni önlerinden geçen mercedes marka araba. ve arkalarından
Jeeplerle kovalayan Jandarma ekipleri. Görüntü Holywood u hiç aratmıyordu. Az
sonra bir gürültüyle araçların durduğu anlaşıldı. Avni Mehmete hadi yürü gidip
Ay ile Konuşan Adam
bakalım dedi. Mehmet boşver ya bize ne Jandarma orda. hem zaten ateş etmelerde
kesildi. Avni mehmete OK ben gidiyorum dedi ilerden Jandarma komutanının
Megafonla "teslim ol" çağrısı duyuluyordu. Avni ve Mehmet olay yerine geldiklerinde
gözlerine inanamadılar. Marmarisin ortasındaki bu geniş ana yolun sonundaki
kavşağın hemen karşısında bir Villa vardı vardı ama ne villa. 3 katlı yüksek duvarlı
bahçeli video kameraları sanki Dogabert Duck un Para Deposu.
Abartmasız süper korunma teçizatları ile donatılmış Yem yeşil sarmaşıkların kapladığı
3 metre yüksek duvarların içinde giriş kapısından bakıldığında sadece beyaz ön
cephesi büyük giriş kapısı. kocaman camları olan bir bina. Çatısı dört köşeli sanki çin
tapınaklarını andırıyordu.
Banka soyguncuları. Bu Villayı çevreleyen duvarların anayol girişinde olan demir
parmaklıklı ana kapısını Mercedesle Parçalayıp girmişler ve aynı anda Mercedesi
kapıya yan şekle getirip adeta sıkıştırıp bırakmışlardı bu sayede Avluya girişi ve
candarmaların bir harekat düzenlemesini engellemişlerdi. Mercedes kaldırılmadan
hiç kimse içeri giremezdi. Ortalama üç metre olan yüksek duvarlarda anlaşıldığına
göre Elektrikli koruma tessisatları vardı. Yani Duvara merdiven dayayarak yıldırım
harekatıda rehineleri tehlikeye atmadan imkansızdı. Bu binanın arkası Dik yamaçlı
dağa yaslanmış duruyor ama o sırp kayalıktan aşağıya sarkmak içinde, Aşırı eğitimli
timler gerekiyordu. Bu tür timlerde zaten Marmariste yoktu. Ayrıca Binanın 50m
üzerinden geçen yüksek gerilim elektrik hattı da herhangi bir şekilde helekopter ile
inmeye imkan vermiyordu. --- Abi anladımda nasıl girecekler binaya. Jandarmaları
ne gibi tehlikeler bekleyecek Yazık ya gariban askerlere onlarda vatan evladı değermi
ya? .
...
Avniler Jandarmanın yanına yaklaştılar. önlerine çıkan asker onları durdurup binaya
yaklaşmamasını istedi. Asker onları geri yolladı ve
- "Yassah"
Bunun üzerine Avni tehsir belgesi ile iki günlük izin belgesini gösterip kendisininde
Asker olduğunu anlatınca Asker konuşmaya başladı. Ortalık gittikçe
kalabalıklaşıyordu. Banka soyguncularının girdikleri bina Ingiliz dış işlerine ait ve
Diplomatların konakladığı binaydı ama şu an boştu içerde bir bekçi olması
gerekiyordu. Bina kale gibi korunuyor ve Banka soyguncularının, ellerinde küçük bir
rus kız turist ve bu kızın Dedesi vardı. Çocuk yaklaşık 5 yaşlarında idi, Banka
soyguncuları, kaçışları sırasında bu ikisini hemen bankanın yanında duran bakkalın
kapısında ufak kızın annesini beklerken kaçırmıştı.
Bir kaç dakika sonra ortalık ana baba gününe döndü. Jandarma bandaj şeritleri ile
alanı kapattı. Artık binanın yaklaşık bir kilometre çapı ablukaya alınmış kimseleri ne
içeri nede dışarı bırakıyorlardı. Avnilerin tam arkasındaki köşede bir restoran vardı
Şügi ile Ömürde oraya gelmişti. Bizimkiler restorana oturup bakınıyorlardı. Avni ve
Anzak mehmet onların yanlarına gittiler ve gördüklerini, bildiklerini birbirlerine
anlattılar. Avni ile Şügi olayı başka bir gözle inceliyordu. Bir kaç dakika düşündükten
sonra
- "Avni galiba bu iş tam BlueFire ye göre, Blufire elinden öper. yani"
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
207/359
-- tam bende aynı şeyi düşünüyordum. Hadi olum Avni göster kendini... Diyerek bir
jest yaptı. Ömür ve Anzak Mehmet şaşırdılar.
- "Avni şaçmalama biz biliyorsun halen askeriz başımıza bir iş gelirse askerlik yanar."
- "Hay Aklınla bin yaşa Mehmet bende Operasyona nasıl katılacağım diye
düşünüyordum. Olum biz askeriz bunlar Jandarma jani onlarda asker. Tamam Şügi
sen Bluefire ın elbiselerini bir zahmet getir. Ben komutanla konuşmaya gidiyorum."
dedi. Anzak mehmetle Ömür şaşkın şakın bakınıyorlardı.
- "Bu mavi ateş yani Bluefirede kim?"
diyerek sordu.
- "Bana kalırsa bizimkiler gene bir plan yapıyorlar bunlar böyle işte arkadaş dış
görünüşlerine aldırma ikiside deli"..
diyerek yanıtladı Anzak mehmetin heyecandan huzursuz olduğu belli idi. Ömür Şügi
ile Mehmette Avni ile harekatı yöneten komutana doğru yürüdüler. Komutan elinde
megafonla içerdekilerle irtibat kurmaya çalışıyordu.
Avni Jandarma komutanına yaklaştı, sivil olduğu için yarı askeri selamla selamladı.
Kim olduğunu. Harekata katılabileceğini, özel eğitim aldığını anlattı. ilk baştan
komutan Avniyi kovdurmaya çalıştı tam Er ler gelip Avniyi yakapaça atacakları an .
Avni "Yarbay hulisibeye telefon açın" dedi. Komutan durakladı. Bu yarbay Bölge
garnizon komutanıydı. Avniyi tekrar çağırdı. çocuk oyunu olmadığını anlattı. Komutan
yüzbaşıydı. nerdeyse Avni ile yaşıt, ve yeni tayin olduğu mavi, çekingen ama cesur
gözlerinden okunuyordu.
- "Komutanım arayın. Emir alın dedi." O anda iki mavi göz çakıştı. Avni sivil, askeri
rütbesi olmayan bir vatandaştı. Ama öyle bir bakışı vardıki Yüzbaşı karşısında sanki
general gibi duran bu kişiye güvenmekten başka birşey yapamazdı. Telefona sarıldı
ve yarbayla konuştu. Durum raporu verdi takviye çağrıldı. Uzun bir süre başüstüne
komutanım başüstüne komutanım. Sağol komutanım.. dedikten sonra. Avniye döndü.
- "Avni görev senin. Özel tim gelene kadar tam yetki sende"
Avni ile komutan yakınlardaki bir binanın çatısına çıktılar. Bu çatıdan Banka
soyguncularının girdiği bina görülebiliyordu. Hemen oraya keskin nişancılar
yerleştirildi. Avni sadece Eve konsantre olmuş bakıyordu. Komutanın elinde dürbün
inceliyordu. Bu sıra Şügi ve Ömürde çatıya gelmişlerdi. Bulundukları yer. Düz çatı ve
üzerinde bacaları olan, bu sayede siper olanağı sağlayan bir yerdi. Komutan dürbünle
baktığı binada altkatta 2 silahlı ve üst katta1 kişi olduklarını söyledi. Ama rehineleri
görememişti. Avni ve şükrü 3 kişi altta 2 kişi üstte alttakilerde makinalı silah
yukardakinlerde. sadece tabanca var fakat cephaneleri arabanın yanında almaya
vakit bulamamışlar. para torbalarıda arabanın avluya dönük olan kapısında yerlere
saçılı olarak duruyor. <<Çok yazık! Çok... değermiydi!>> dedi. Avni rehinelerde sol
yandaki tuvalete kilitlenmiş. işimiz kolay olacak dedi. Bu analizi komutan
beklemiyordu. inanmayarak tekrar dürbünle baktı. ha evet diyerek tastikledi. Ama
gerçektende bizimkilerin çıplak gözle yaptıkları analize şaşırmıştı. Bu ara Avni Şügiye
aferim ödevini iyi yapmışşın dedi. Gülüştüler. Aslında bu teknikleri bambaşka amaç
için Kungfudan öğrenmişlerdi. Şimdi bulundukları durum için kullanacaklarını
bilmiyorlardı. Yani insanın bir ortama bakarken üçüncü gözlerini açabilme yeteneğidi
bu. Aslında gayet basit bir kaç dikkat edilecek yönleri olan yöntemi kullanıyorlardı.
Ay ile Konuşan Adam
Yapılan plan şuydu: Avni kamufle olarak
güpe gündüz gansterlerin içinde olduğu
binanın üzerlerinden geçen elektrik
kablolarından kayarak binanın üzerine
sıçrayacaktı. Komutan dahil hepsi bu fikre
sıcak bakmıyor ve korkuyorlardı. Elektrikleri
kesseler bile çok riskliydi Kablolar 50m
yukardan geçiyor ve oradan atlamak bile
tehlikeli idi.
üzerini değişmiş Kungfu patiklerini bağlayan
Avni kara Ninjalara benzemişti. Komutana
baktı. Artık Avninin, sadece gözleri gözüküyordu. Kafasında siyah balıkçı beresi.
üzerinde ince ama boğazlı kollarına kadar kapalı bir kazak. Altında gene siyak kunfu
şalvarı, ayaklarında özel ayakkabılı avniyi gören komutan adeta donup kalmıştı.
Yaptığı kamuflajdan dolayı pırılpırıl parlayan masmavi gözleri ile Avni dikdik komutana
baktığında. Onun bu halinden gurur duyan Şügi. Zor işleri genelde ben yaparım. Ama
Blue Fire sadece imkansız olanı yapar dedi. Ömür ile Mehmet bir kaç adımdan
olanları izliyorlardı. Bizimkilerin tek Avantajı bulundukları yerin çatının kuytusuna
düşmesi sayesinde binanın içinde olan gangesterlerin görmesi imkansızdı. hiç bir cam
onların olduğu tarafa bakmıyordu. Avni ile Şügi gene birlikte çatının uç bölüme kadar
gittiler.
"Avni korkuyormusun?"
diyerek Şügi Avninin kulağına fısıldadı.
- "Evet"
- "Ya biz ne halt ediyoruz söylesene, böyle birşey başımıza hiç gelmedi."
- "Biliyorum ilk defa"
- "Đstersen vazgeç."
- "Đmkansız içerde Beş yaşında bir çocuk var. şayet Jandarma silahlı harekata
geçerse, sende biliyorsun çocuğun ve dedesinin hiç sansı yok" Ben zaten onları
sadece çatıya çıkartabilirsem yeter. kimseyle mücadeleye girmeden yapmak
istiyorum. Ben dışarı çıkınca ne yaparlarsa yapsınlar. Beni korkutan tellerden kaymak
falan değil rehinelerin içinde bulundukları odanın önünde birisinin olması ve sıcak
döğüşe girmek zorunda kalmam. Birde binanın içini tanımıyorum.
Tam o sırada bir asker yanlarına geldi elinde askeri bir sandık taşıyordu. Arkasından
da yüzbaşı geldi. Bu sandığın içi elektronik çihazlarla doluydu.
Komutan sandığın içinden amerikan FBI ların kullandığı gibi, boğazdan sel alan
kulaktan veren telsiz cihazlarından birini Avniye verdi diğerlerinide kendisine ve emir
erlerine dağıttı. Hiç değilse Avni her an temas içinde kalabilecekti. Askerin elinde
birde binanın planları duruyordu. Avni bu planları inceledi. Tek kötü olan rehinelerin
olduğunu tahmin ettikleri yerin hemen karşısında düz altkata inen bir merdiven vardı.
Yani gizlenecek birşey yok gibiydi. Bu kutunun içinden Avni birde iki adet birbirine
çapraz bağlı makara çıkarttı. "Ismarlasam bulamam dedi" Bu makaralar sayesinde
aşağıya kayacaktı. 100m kadar birde halat bulundu geldi. Avni kablolara bir daha
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
209/359
baktı. Yüksek elektrik gerilim hatları tam binanın üzerinde olmak üzere kavis çizerek
binanın arkasındaki dağa yükseliyordu. Bu makaralarla Avni anlaşılan ilk kezde binya
atlayamayacaktı. Đlk yapacağı atlamayı 150m yukardan yapacak kullanması gereken
ipin kablolara bağlandığı yerden aşağıya 50m metre olması Avniyi sanki JampingJam
japarmış gibi aşağıya atacak sonrada Kabloların kavislerinde ilerleyecek makaraların
surhatleneceğinden, kendini bırakırsa taş gibi çatıya düşebilir kendine bir şeyolmasa
bile gangesterler sesleri duyup alarma geçebilirdi. Avni ancak salıncakta sallanırgibi
hızını ileri geri yaparak yavaşlayacak ve sonra binaya atlayacaktı.
Harekat emri bekleniyordu.
Avni yaptığı planı yüzbaşıya anlattı Yüzbaşı karargahı aramış Muğladan özel tim yola
çıkmıştı. bütün bu hazırlıklar sadece yarım saat içinde olmuş Avni hazırdı. Yüzbaşının
telefonu çaldığında saar 0915'i gösteriyordu. Telefonda yarbay vardı ve Avni ile
konuşmak istiyordu. Avni telefonu aldı. Planını izah etti ve Avni sadece rehineleri
korumaya alacak gerisini özel tim halledecekti. Yarbayında Avninin planı hoşuna gitti.
--- Tabiyiya yarbay oh karargahında Avninin yapacağı akrobasiden haberi yok adama
teller 50 m. ama Avninin tırmanacağı yer 150m desen dudakları uçuklar...
Avni arkalarında kalan yüksek gerilim hattı direklerine geldiğinde saat 0930 olmuştu.
Avni telsizini kontrol etti. Direğe tırmanmaya başladı. Yüzbaşıdan tamam elektrikler
kesildi. emri geldiğinde Gangesterlerin saklandığı binadan Jenerator sesi gelmeye
başladı. Bu Avninin işini kolaylaştıracak gürültü olmayacaktı. Anlaşıldığına göre
Jeneratör binanın çatısında duruyordu. Avni elektrik direğinin tepesinde elindeki
makaralı mekanizmayı hazırlamış bir kartal gibi ayakta bekliyordu. Avninin çıktığı
direkten bütün marmaris gözüküyordu. Marmaris in iç denizi etrafındaki dağlar koy
ve liman limanda duran yüzlerce yelkenli yat. aslında şimdi bu yatların üzerinde
olmalıydılar. Avni arkasından gelen ince siren seslerini duydu. Dağlardan inen polis
araçlarının sesleri geliyordu. Anlaşılana göre özel tim gelmişti. Avninin kulağındaki
hoperlörden Yüzbaşının sesi duyuldu. Avniye Harekat emri geldi. Yapılan plana göre
şatafatlı Özel timlerin gelişi binanın içindeki gangsterlerin dikkatini çekecek ve bu
arada Rehinler korumasız kalacak ve avni işini halledecekti.
Avni son kez konsantre oldu. Durduğu yer, direğin kabloları taşıyan koluydu ve
yaklaşık 50cm genişliğinde olduğundan bu direğin üzerinde yükseklik korkusu
olmayan herkez durabilirdi. Havada hiç rüzgar yoktu. Herşey optimal gözüküyordu.
Avni konsantre oldu. kendisini bekleyen ve daha önce hiç yapmadığı bu olaya
hazırladı. zihinsel birkaç kez planladığı inişi gerçekleştirerek korkusunu ve heyecanını
yatıştırdı. Elindeki ipi yaklaşık 50 m. uzunlukta olmak üzere ayarladı. Bu sayede
çatıya en yakın noktaya ulaşacaktı. Yelkenden bildiği gemici düğümüyle bağladı. Tek
yönlü çekildiğinde çözülmeyen bu düğüm diğer ipten çekildiğinde çözülüyordu bu
sayedede Avni dama atlamış olacaktı. Ordudan aldığı özel kuşaklarla sanki
paraşütçülerin kullandığı kemerin Beline taşıycı halatı bağladı. çözmek için gereken
ipide diğer eline aldı. Sanki etrafta hiç bir ses yoktu kuşlar bile uçmuyordu. Avni son
kez kendi kendine "Oğlum kaybedecek hiç birşeyin yok. sana bir şey olursa ağlayanın
bile yok boş ver takma kafana dedi. ve kendini 150metreden boşluğa bıraktı.
Ay ile Konuşan Adam
Sanki suya atlayan bir yüzücü gibi havada kollarını açarak bir kaç saniye uçtu. sadece
yüzüne çarpan rüzgarı hissediyordu. Hoşunada gitti. acaba her zaman yapsammı diye
düşündü sırıttı. Yüksek sesle bu hoşuma gitti bir daha bir daha diyerek yerdekilere
moral vererek herşeyin yolunda olduğunu anlatmak istedi. Đpin Elektrik kablolarını
germeye başlayana kadar bir kuş gibi uçtu. Kablolar Avninin mekanızmasını kavramış
büyük bir yaylanma ile Avniyi tuttu. Avni havada bir süperman gibi uçmaya başladı.
tahmin ettiği gibi çok sürhatle binaya yaklaştı. üzerinden geçti kabloların eğiminden
dolayı yamaca doğru tırmandı. nerdeyse Kayalara çarpıyordu. Avninin ağırlığı Avniyi
tekrar gerisin geriye aşağıya çekti. Biraz sarsıntılı bir manevra olmuştu bu Avni için
ama geri dönüşü tahmin ettiği gibi yavaştı. Binadan 20 metre kadar ileriye gitmiş
durmuştu. Tam bu sırada özel timler şahşatalı haraketlerle kapıya ve bahçe duvarına
tırmandılar. Hepsi siyah giyinmiş Komandolardı. Bir tek onların gözlükleri daha şıktı.
Avni nerdeyse kıskandı. Mikrofondan komutana Komutanım bende onların
gözlüklerinden istiyorum dedi. Komutanın ne şaka nede gülmeye isteği vardı. hiç
cevap gelmemişti. Avni özel timin konuşmalarınıda duyabiliyordu. Özel tim komutanı .
Avniye durumu rapor etmesini söyledi. Avni Bir kaç kez ileri geri sallandıktan sonra.
Tam binanın üzerinde durdu Avninin asıldığı yerden Çatıya 3 yada 2 metre vardı.
elindeki diğer halatı çözerek kendini çatının üzerine bıraktı. Bir kedi gibi çevikçe
çatıya kondu. üzerindeki kemeri çıkarttı. Đpin on onbeş metresini halka haline getirdi,
kesti, boynuna taktı. Çatının üzerinde küçük bir havalandırma penceresi vardı oraya
sesizce yaklaştı. Pencere yarı açıktı. Pencereyi açtı. Burası tahmin ettiği gibi.
Jeneratör odasıydı. içerde kimse yoktu içeri girdi. Đlk ve en tehlikeli etap bitmişti. Avni
telsiz ile yüzbaşıya binaya girdiğini bildirdi. Jenerator odasının kapısına yürüdü.
Jenerator yaklaşık on dakika çalışıyor 5 dakika duruyor sonra gene çalışıyordu. Avni
saatine baktı ve jeneratörün durmasını bekledi. Şayet çalışırken kapıyı açarsa alt
kattakiler jeneratörün sesini duyabilir ve içeri birisi girdiğini anlarlardı. Durumu
bildirdi. Dışarsdaki özel tim komutanı megafonla soygunculara çağrı yaptı. Bu sırada
Jeneratör durmuştu. Avni kapıyı açtı dışarı çıktı kapıyı kapattı. Kapı gürültüye karşı
filitreli kapanınca jeneröterin sesi bir sinek vızıltısı kadar az geliyordu. Binanın içi
ingilz binaları gibi tasarlanmış, Avninin bulunduğu yerdeki koridor bir kaç metre sonra
altkata bakan balnona dönüşüyor. ve alt salon burdan görülebiliniyordu. Fakat şu
anda birisi yukarı gelse yada odalardan birinden çıksa Avninin şansı yoktu. Durumu
dışarı rapor etti. Koridor ucuna geldi. Duvara yaslandı sesizce durdu. Karşı koridora
geçmesi gerekiyordu. ama tek engel geçmesi gereken bölüm yaklaşık 5 metre
uzunluğunda bir balkondu. Alttakiler yukarı baktıkları anda Avniyi görebileceklerdi.
Dışardan Teslimolun çağrıları geliyordu. Đçerdekiler Dışardakilere bağırıp
- "Bizi sağ olarak alamazsınız. Bizi bırakın yoksa bizi ancak rehinelerle birlikte ölü
olarak elegeçirirsiniz"
Avni nefesini tuttu. içinden <<salaklar>> dedi. Evet çünki Avni rehinelere
ulaştığında, dışarıya Rehineler tamam dediği anda dışardaki özel timler öyle yada
böyle içeri dalacak ve anlaşılan kan dökülecek zaten hazırlıksız olan banka
soyguncuları fermuarlı torbalarla dışarıya çıkarılacak, bir sürü gazeteciler vs. sonra
sonra bir kaç gün sonra herşey unutulacak. Değermi hiç. Bu arada Avni karşı tarafa
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
211/359
geçmek için kendini hazırladı. O sırada dışardan ve içerden karşılıklı atışmalar
geçiyordu. Bu sırada
"Hey Komutan baskın yaparsanız herşeyi havaya uçururuz >>
diyerek Gangesterlerin şefinin bağırması duyuldu. Avni bunu duyunca şaşırdı. Karşı
tarafa adeta bir fantom gibi geçti. Altkatta olanları gözleyince, Adeta şok geçirdi.
Altkatta yaklaşık 4 kişi vardı ve tepeden tırnağa bellerine dinamit bağlamışlar.
Demirden olan demir kapının arkasınada açıldığı şekilde patlamak üzerine dinamitler
yerleşmişlerdi. Avni dışarıya rapor verdi. Bombaların gerçek olduğunu söyledi.
Komutanlara Gangsterleri oyalamalarının gerekeceğini Avni'nin talimatını
beklemelerinin gerektiğini söyledi. Đş Avniye düşmüştü. Avni silahlara karşı
deneyimliydi ama Bombalar, daha hayatında bombaları sadece televizyondan
görmüştü. Avniye açil bir plan gerekiyordu. Hemen arkasında kalan odada Rehineler
duyuluyordu 5. Yaşındaki çocuk <<Mamuşka, Mamuşka>> diyerek bağırıyordu
ihtiyar adamdan ses yoktu. Avni içerde başka biri olup olmadığını bilemiyordu.
Kapının yanına gitti ve dinledi. Đçerden sadece çocuğun sesi geliyordu. Altkattakiler
birbirlerine bombaları yerleştirmekle uğraşıyordu. Avni rizikoyu göze alarak kapının
kilidini açtı ayakları ile iterek araladı. Burası banyo idi. Banka soyguncuları küçücük
çocuğu bile bağlamışlardı. Dedesi kuvetin içinde bağlı olarak yatan yaklaşık 60
yaşlarında kır saçlı bir adamdı. Avni içeri süzüldü. Arkasından kapıyı kapattı. Kız
Avniyi görünce birden birşeyler söyledi ama rusça olduğu için Avni anlamadı.
Dedesinin ağzıda bağlıydı. görünüşe göre ufakkız ağız bandajınından kurtulmuş
ondan bağırabiliyordu. Avni Banyonun camına baktı. cam kücüktü. sadece cocuk
sığabilir ama dedeyi ordan çıkartmak imkansızdı. Avni çocuğu cözdü. cözmesiyle o
sapsarı masmavi gözleri olan ufaklık Avninin boynuna sıçradı delilergibi öpmeye
başladı. Avni bu kadar sıcakkanlılık beklemiyordu. Çocuğun suratı Avninin
kamuflajından simsiyah olmuştu. Bu arada aşağıdan sesler geldi. Avni sadece
- "Çık git yukarı bak kız neden artık bağırmıyor"
kelimesini duyabilmişti. Hemen Dedesinin ellerini çözmeden, Ufaklığı onun kucağına
yani küvetin içine yatırdı sesesiz olmasını işaret etti. Artık herşey çok çabuk
gelişiyordu. Dışardan komutan Avniye kulakklıktan Durum nedir diye soruyordu. Avni
sadece hem çocuğa hemde komutana <<şşşıııt>> diyebildi.
Bu arada Kapı tekmelenerek açıldı. Aynı anda Avni kapının arkasına duvara yaslandı.
Gangesterlerden biri içeri daldı. Avni onu ustaca kolundan ve boynundan tutarak
hareketsiz bıraktı. gene Jack lo dan öğrendiği bouyun altındaki noktaları kulanarak
adamı adeta felç haline geltirdi. Bu durum uzun sürmeyecekti. Hemen ustalıkla
adamın dinamit dolu yeleğini çözdü fitilleri dinamit cubuklarından çıkartıp kenarı attı.
Adamı bağladı. ağzınıda kapattı Adam kendine gelmiş ama ne olduğunu şaşırmıştı.
Ufaklık küvetten çıkıp dedesini çözmeye çalışıyordu. Keretada korkudan eser yoktu.
Epey cesurdu. Dede Avniye tank you dedi. Avni dedeye ingilizce bilip bilmediğini
sordu. Dede ingilizce biliyordu. Avni durumu Boynundaki mikrofon sayesinde hem
dışardaki timlere hemde dedeya anlattı. dışarı çıkamıyorlardı en geç bir kaç dakika
içinde diğer gangsterler arkadaşlarını aramaya geleceklerdi. Avni dedeye ufaklığı alıp
her ihtimale karşı küvetin içinde beklemesini söyledi Dedeve torunu küvete yattılar.
Ufaklık dedenin sakalıyla oynamaya başlayıp. bağladıkları. Soyguncuya dil
çıkartıyordu. Avni <<Bak sen demek internasyonal dili öğrendin>> dedi Kız Avniye
bakıp gülümsedi sonra her iki gözü ile gözkırptı. ---- bak sen şu yaramaza birde flört
Ay ile Konuşan Adam
ediyor ha.. .. Avni yakaladıkları soyguncuya yaklaştı. Adam korkuyordu.
- " Bak arkadaş Arkadaşlarınıda yakalamam gerekecek. Bu durumda en fazla 10 yıl
yer çıkarsınız. bana kalırsa ölmeye değecek kadar bir parada çalamadınız. Birde sizin
başkan biraz uçuk bir tip. Bana yardımcı ol onların bir delilik yapmasına izin verme"
dedi. Bu arada özel timden Avniye takviye geldiğini bildirdiler. Gelen özel timcilerde
Aynı Avni gibi damdan helikopterle tellerin üzerinden indiler. Avniye tamam teması
verildi. Avni durumu gelenlere anlattı Jenerator odasından gireceklerdi. Fakat Avniyi
korkutan elebaşı olan kişinin gercekten paranojik bir yapısı olmasıydı. Avni koridora
çıktı. Özel timden iki kişi gelmişti. Özel tim balkonun sağında Avni solundaydı. Alt
katta 3 kişi vardı.
Ne olduysa işte o zaman oldu. Birden bir silah sesi duyulmuş özel timden bir kişi
omuzundan vurulmuştu. Artık herşey çok hızlı geçiyor Evin içi Makinalı tüfek sesleri
ile kaynıyordu. Özel timden diğer asker ve yaralı olan karşı ateşe başladığında ortalık
Avninin hiç alışık olmadığı cehennem alanına dönmüştü. Avni hemen alttakiler le
polislerin çatışmasından faydalanıp aşağıya zıpladı. Bir koltuğun arkasına siper aldı.
Avninin alt kata inmesiyle ortalıktan kaybolması o kadar çabuk olmuştuki.
Gangesterler birisinin aşağıya indiğini hissetmişler ama farkına varmamışlardı.
Yukardaki timlere dışardakilerde katıldı. etrafta sadece kurşunlar uçuşuyordu. Avni
saklandığı koltuğun arkasında nerdeyse hareketsiz kalmıştı. bu sırada yukardan
Avniye doğru bir tabanca atıldı. Avni silahı aldı. Saklanan soyguncuları Avni çok iyi
görebiliyordu. Aralarında en fazla 4 metre vardı. Avni nişan aldı. Her üçünüde
kafalarından vurabilirdi ama öldürmek istemiyordu. Bundan sonra herşey otomatik
olarak gelişti düşünmeye vakit yok sadece içgüdüsel hareketler vardı. çatışmaya
başlanıldığından 15 saniye ancak geçmişti. Avni mikrofonundan <<Ateş kes>>
<<Ateş kes>> diye bağırdı. Ateşin kesilmesi ile avninin silahını ateşleyerek
önündeki kolduğun yaylarından faydalanarak havada uçarak soygunculara doğru
ilerlemesi bir oldu. Kendilerini demir kapı ile önlerindeki ağır mermer masayı siper
ederek duran Soyguncular hem ateşin kesilmesi ve beklemedikleri köşeden Avninin
onlara doğru gelmesinden şaşırdıkları iki saniye Avniye yetmiş ve Avni hepsini
ellereinden vurabilmişti. Soyguncuların acıyla ellerini tutmaya çalıştıkları anda Avni
havadayken bıçağını cıkardı. bir çığlık atarak arkalarından geçerken, soyguncuların
bellerine bağladıkları, Avninindaha önce yukarda bağlı duran soyguncunun üzerindeki
dinamit lokumların da gördüğünden dolayı, gangesterlerinde üzerlerine bağladıkları
kayışları kesti. Bu sırada her üç soyguncuda sırtlarından bıcak darbesi almış oldular.
Onlar acı ile inlerken yere takla atarak inen avni ayağa kalktı ve gene yıldırım hızını
andıran refleksle dinamit çubuklarını tekmeleyerek uzaklaştırdı. Bu arada yukardaki
polis aşağıya inmiş soyguncuları silahı ile hepsine <<teslim ol>> çağrısı yaparken
silahlarını almış, Avnı anda diğer Özel tim mensupları camlardan iplerle içeri
dalmışlardı.. Avni kapıyıdaki dinamit lokumları fitillerini çıkartarak tesirsiz hale getirdi
ve kapıyı açtı. Đçerdeki Timlerin ardı ardına << Temiz>> çağrılarından sonra
dışardaki Jandarma ve polislerde içeri hucum ettiler. içerdeki gangesterlerin hepsini
kıs kıvrak yakaladılar.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
213/359
Avni ortalığın yatışması ile birlikte yukarıya çıktı. Banyonun içine daldı. Bu sefer
gördüğü manzara üzücüydü. Çocuk dedesinin kucağında korkudan ağlıyor. dedesi
korkudan konuşamıyordu. Bunların hepsi iyi de bağladıkları soyguncuda şok olmuş
korkudan tir tir titriyordu. Avni
- "Herşey bitti artık serbestsiniz, kurtulduk.
dedi Bu kelimeyi avni türkçe söylediği halde ufaklık. hemen dedesini bırakıp Avninin
kucağına zıpladı. Habire birşeyler anlatıyordu. çok tatlıydı. silah seslerini
çanlandırıyordu. Ama Avni çocuğun rusça söylediği kelimelerden sadece << dav.
dav. dıjıv. dıjıv. >> ları anlayabiliyordu. Avni ufaklığa yine türkçe olarak.
- "Sen çok polisiye roman okumuşun, ufaklık..."
dedi, başını okşadı ve sırıttı. Çocuk bu sefer yine Avniyi öpmeye başladı. Avni
dedeye doğru gitti onu küvetten çıkardı, alt kata indiler. Altkattaki özel tim
mevsupları kucağında çocuk olduğu halde Avniyi kutluyor omuzunu sıvazlıyorlardı.
Özel timcilerin hepsi maskesini çıkartmıştı sadece Avninin kamuflajı boya olduğu için
kızın öperek temizlediği yerlerin dışında duruyordu. Her ne kadar olursada oldun Özel
timciler için Avni gizli bir kutu olarak kalacaktı. Buda Avni için çok iyi bir durumdu.
Dışarı Avluya ordanda anakapıya yürüdüklerinde polisler yerlere saçılmış olan paraları
ve diğer delil olabilecek ünsürleri topluyorlardı ve kapıdaki yarı tahrip olmuş çalıntı
olduğu belli olan Mercedes kenarı çekilmişti. Avni kapıdan çıktığı anda Gazetecilerin
flaşlkarı patlamaya başladı Avni hemen yüzünü sıvazlayarak Kamuflajının
kapanmasını sağladı. artık gözlerinden başka bir yeri gözükmüyordu. Özel tim
komutanı ve Jandarma komutanı Avniyi gazetecilerden kurtararak kenarı,
gazetecilere kapalı alana götürdüler. Çiplerle çevrilmiş ve karahgah haline getirilmiş
bu alanda Avniyi süprizler bekliyordu. Burdurdan Albay şahsen gelmişti. Ama en
güzeli özel tim komutanı olan Binbaşı, Avninin kuzeni bülent ağabeydi. Gerçi Bülent
avniden yaşça büyük ve Avniyi isviçreye gittiğinden beri görmemişti ama Albaydan
herşeyi öğreneceğini Avni biliyordu. Halen kucağında sapsarı saçlı masmavi gözlü
yüzü Avninin kamuflajından kapkara olmuş kız durujordu. Bu yavrucak olsa olsa on
beş kilo ya vardı ya yoktu Avniye kuş gibi geliyordu. Avni çocuğa alışmış nerdeyse
onun kucağında olduğunu unutmuştu. Tam Avni hey bülent ağabey naber diyecekti
birden Binbaşının arkasından Bir kadın öne çıktı.
Kız cocuğu <<Mamuşka.. Mamuşka>> diye çırpınmaya başladı. Nerdeyse yere
düşecekti. Çocuğun annesi olan kadın koyu Sarı, dalgalı uzun boylu çok zarif ve ince
vucutlu bir bayandı. Sadece bu sefer üzerinde beyaz kürk ile çamyarması iki adamı
yoktu. Bu tesadüf karşısında Avni ne yapacağını şaşırdı. Acaba kaçsammı diye
düşündü. Onu Moskovada en son gördüğünden bu yana 3 yada 4 sene geçmişti.
Belkide beş sene yani Avninin kucağında tuttuğu kız kadar. Avni şaşırdı. Kadın
koşarak kızına geldi Avni kızı annesine uzattı. Avni nerdeyse "How are you Lena?"
diyecekti. fakat diyemeden Binbaşı ve jandarma komutanı Avninin çocuğu vermesiyle
birlikte. Avniyi alıp Albaya götürdüler. Avni Albaya Raporunu olayların nasıl geçtiğini
sırasıyla ama kısaca anlattı. Rahat emrini aldı. Bu sıra Şügi, mehmet ve ömürde oraya
geldiler Avniyi kutladılar. Komutanlar kendi aralarında konuşa dursun. Bizim dörtlü
Avniye neyin nasıl olduğunu soruyorlardı.
- "Şıııt bir saniye sakin olun olayları anlatmaktan daha önemli birşey var şimdi" .
dedi diğerlerin şaşkın bakışları altında devam etti
- "Şügi Rusyayı hatırlıyormusun ? "
Bu sefer Ömür ve Mehmet şaşırdı.
Ay ile Konuşan Adam
- "Evet Avni şu senin Sarışın mafya fıstığı"
Tam bu surada Kadın kucağında olan çocuğun anlattıklarını dinlemiş. O şahaser
vucutlu kadın, insanın içini kıpırkıpır yapan endamıyla bizimkilere doğru yürüyordu.
onunla birliktede Bülent binbaşı.
- "Hah işte o arkanda duruyor bizim ufaklığın yani çocuğun annesi"
dedi ve başını tanınmaması için diğer yana çevirdi.
- "Thank you sir. you keep my child"
dedi --- Ne dedi? Nededi? ... çocuğumu koruduğunuz için teşekkür etti. Đşte bu
sırada kadınla Avninin gözleri bakıştı. uzun uzun birbirlerine kilitlendiler. Avninin
yüzünde hâlâ kamufle boyaları vardı ama gözleri meydandaydı. Aynı anda Bület
binbaşı Avniye
- "Bunlar bizden sana!"
dedi ve Avninin arsızlık ederek istediği özel Timin gözlüğü ile Bordo bereyi Avniye
uzattı. Avni gözlüklerini takarken
- "Avni ?!"
dedi.. Avni sırıttı kadına baktı.
- "on other day baybe"
Dedi Kadın şaşkınlıktan ne olduğunu anlayamadan, birden gazeteciler kadının
etrafını çevirdi. Kadın Bir yandan kucağındaki çocuğun Avniye öpücükler
göndermesini seyrederek, Biryandan gazetecilerin soruları ile uğraşma esnasında
gözleri Avniyi arıyordu. Bu sırada Avni Komutanlara doğru gitti vedalaştı teşekkür etti.
Bülent Binbaşıya Amcama selamlar görüşürüz dedi, Şügi ve diğer arkadaşlarının
kolları arasında arkataraftan kimselere görünmeden kayboldular.
Avniler otele geldiklerinde hemen Avni kimselere görünmeden odaya çıktı Duşa girdi
kamuflajını yıkadı. Akan soğuk suyun altında dakikalarca kaldı. olanları Avnininde
kafası almıyordu. nerdeyse bir düş gibi geliyordu avniye. Ama en enteresanı. Hem
kuzenini yıllar sonra görmesi. Hemde Lena'nın türkiyeye gelip isviçreli zannettiği Avni
ile göz göze gelmesi olacak iş değildi. Avni duşun içinde küçük kızın şekerliğinin cana
yakınlığının nerden geldiğini düşündü. sırıttı. Duştan sonra Avni giyindi. saat öyleni
geçmişti. Avni halen kahvaltı bile etmemişti karnı acıkmıştı. altkata restorana indi.
Avni restorana geldiğinde Bordobereli Binbaşı ve albayında orda olduğunu ve Şügi ile
konuştuklarını gördü. Eh tabiyi artık kamuflaj yoktu ve sivildi. Bülent Binbaşı ile
sarıldılar, Yarbay olum Avni Asker ailesinden geldiğini neden anlatmadın. Avni
komutanlarına Avninin kimliğinin açıklanmadığı için teşekkür etti. Rus kadının kim
olduğunu anlattı. Herkez şaşırdı. Arkadan,
- " Ulan Avni, varya, zaten rusya hikayene inanmıyordum bugün olanları görmesen
ve kadın sana "Avni" demese, burda olanlarada inanmazdım" dedi. Avninin sırtına Sol
eliyle bir şaklattı. Komutanlardan aldığı bilgi doğrultusunda Rus kadın Rusyada bir
inşaat şirketinde görevli olarak çalışıyordu. Bilgisayar bölümü müdürü idi. Anlaşılana
göre bankadan atılmıştı. Babası ile birlikte Türkiyeye tatile gelmişlerdi. Ama kadın evli
değildi. ---- Eeee çocuk kimden??? ... Avni aklından, Şügi ağzından "yoksa??"
- "Hadibe olamaz biz sadece kavga ettik"
dedi. --- Ha evet doğruya sadece tekme tokattan çocuk olmaz .... Kadın türkpolisinin
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
215/359
çalışmasından çok memnun kalmış ve Avniye bir hediye yollamıştı. Albay hediye
paketini Avniye verdi. Herkezin meraklı bakışları altında Avni paketi açtı. Đçinden. Bir
gül ve Kadının çocuğu ile olan resmi vardı. Üzerindede bir yazı. "On other day, luky
Boy - Lena... //Printf(Yakala beni); " diye bilgisayar kodları ile Avninin rusyadaki
mafyaya hediye ettiği bilgisayar oyununun ilk satırları yazıyordu. Avni kahkaha attı.
- "Eh öyle olsun. Akıllı kadın demek programın şifresini çözebilmiş. Ammada ağrına
gitmiştir ha. Onlar Para aktarımlarını kontrol eden program diye beklerken.
Karşılarında Oyun buldular. Hemde köşe kapmaca....." dedi Masadaki herkez
gülmeye başladılar. Albay Anzak mehmete garnizonda ki hitamından dolayı
- "Eh artık askere gelmeye deymiştir. ha mehmet efendi"
dedi Gülüştüler..
- "Komutanım aslında bu kadın boş kadın değil. Şayet olay anında o da dışarda
olsaydı çocuğu kaptırmadığı gibi, Banka soyguncularınıda yakalardı. bizde rahatça
kahvaltımızı yapardık" diyerek Moskovada yaşadıklarını kısaca komutanlara anlattı.
Ardından.
- "Biliyormusunuz komutanım ondada benim Birtanemin özellikleri var"
Bunun arkasından önde Ömür ve Şügi olamak üzere <<GENE MĐ BĐRTANEN>>
Restoranın duvarlarında yankılandı. Komutanlar şaşırmış Avni
- "Tamam tamam sustum"
diyerek bir kez daha birtanesini sineye çekti. Ama hoş olan Artık Birtanesini
hatırlamak Avniye sadece tatlı bir gülümsemeyi getiriyordu Eskisi kadar acı
çekmiyordu. Çünkü Avnide artık anlamıştı. Birtanesinin kendisinin Avninin yaptığı
şablona uymayacağınıç...
Bunun üzerine dayanamayan Ömür.
- "Avni haklısın. Bu kadının Endamlı ve alımlı sana doğru yürüyüşünden benimde
aklıma O geldi"
dedi ve hep birlikte << HÜNGÜRRRR>> diyerek bağırdılar ve güldüler. Avni
aldırmadı sadece sırıttı. yutkundu. Semi de yoktu. Kimden bahsedebilirdiki.
<<Neyse>> dedi <<boşver>> içinden.
Bundan sonra Bizim dörtlü. çok eylendikleri gündüzleri mevsim itibarı ile serin
olmasına rahmen denizde yüzerek balık tutarak. geceleri barlarda eylenerek
geçirdikleri 3 gün daha marmariste kaldılar. Ömürün marmaris çok hoşuna gitmiş ben
buraya yerleşeceğim diyip duruyordu. Ardından Şüginin arabasıyla istanbula
döndüler. Şügi anlaşılana göre Nur u kafasına takmış işleri ilerletmiş ve iki üç aylığına
türkiyeye gelmişti. Yolda Ömür senin şu şügi yokmu bizi bezdirdi sorma gitsin Senin
Ablanlarda kalıyor eniştenle ablana isteyin şu kızı deyip duruyor dedi güldüler.
13
Bölüm 13
Sarı Mehmed Emrediyor.....
Ay ile Konuşan Adam
Istanbula geldiklerinde Avni ablasına gitti. Eniştesi dükkanı kapatıp geldiğinde Şügi
ömürle birlikte dışardaydı. Eniştesi ile masa sohbetlerinden ordan burdan askerlikten
konuşurlarken. Birden Eniştesi. <<Ya Avni senin şu Sarı memed varya O aradı acilen
geri aramanı söyledi Đzmirde bir işmi ne varmış. Şunu bir ara!>> dedi. Avni Sarı
memedi nerdeyse unutmuştu. Son bir ay içinde o kadar şey geçmiştiki nasıl
unutmasın. Hem Avni kendini artık buralı yani türkiyede yaşayan biri gibi görüyordu.
Avni Telefonla Sarı Mehmedi aradığı anda, Şarkılar söyleyerek Şügi ve ömür içeri
girdiler. Onlarda masaya oturdular. sohbete katıldılar.
Evde gene şenlik vardı. Sarı Memedle yaptığı telefon konuşmasından Avninin morali
bozulmuştu. Bunu farkeden diğerleri şarkı söylemeği bıraktılar herkez pür dikkat
Avniyi dinliyordu. Avni konuşulanları kısaca anlattı.
- Sarı Mehmed benim izmire gidip Đzmir belediye başkanı ve Đzmir fuar müdürü ile
konuşmamı istiyor önümüzdeki nisan ayında yapılacak Bilgisayar Fuarına BEM de
katılacakmış. Bende ona daha yeni marmaristen geldiğimi ve Pazartesi iş başı
yapmam gerektiğini söyledim. O işverenle konuşmuş geri kalan 1 haftalık çalışmam
gereken zamanı bana banka hediye etmiş dönünce sadece bonservis ve diğer
işlemler için Bankaya gidecekmişim."
Herkez ne kadar güzel bir olay neden moralin bozulduki. diyerek sordular.
- "Neden bozulmasın ya? daha BEM Đsviçrede eğitim faliyetine geçmedi birde
Türkiyedemi başlayacak. Hem kayıt için gereken 6bin doları benim ödememi söyledi
bende para ne gezer dedim. Sen bul ben buraya gelince veririm diyor." ---Bak
seennnn!! Olum Avni bu sarı çizmeliyi benim gözüm tutmadı...
Avninin ablası
- "Sorun değil biz buluruz. çocukların eğitim masraflarını ödemeye daha 1 ay var sen
ordan yollarsın>>
dedi. Enişteside tastikledi. Ömür bile yardımcı olacağını söyledi. Firmada dönen
biteni, Avninin kuşkularını sadece Anzak mehmet biliyordu. Diğerleri kusursuz çalışan
bir isviçre firmasının Türkiyede başarılı olacağını savunuyordu. Neyse sonuçta Ablası
eniştesi ve diğerleri Avni bir hafta daha kalacağı için sevindiler. Bu arada
- "Avni aklımdayken söyleyeyim Seninki sana selam söyledi Semi... Ben senin
evindeyken Seni telefonla aradı. Avni nerde epeydir görmüyorum dedi. Çok iyi kız ya,
Ha... birde Muşti Puştu. Hapise girmiş kokainden."
Avni şaşırmıştı.
- "Bunu nerden öğrendin?. Hem Semi ne durumdaymış kız üzülmüştür."
--- Hıh.. Sana yaptıklarından sonra birde ah Zavallı yani Ah Zavallı kız deseydin be
Avni.....
- "Yoook sanmıyorum Muştiyi Semi hiç görmüyormuşki. Ben kasitli ve bilerek sordum.
Sadece 2 kere görüşmüşler. Avni şimdi Asker deyince ne zaman gelecek dedi. Bende
bilmiyorum dedim. Ya öylemi? dedi. Muşti Puştinin hapise girdiğinide muşti'nin diğer
kız arkadaşından öğrendim."
Masadakilerin hepsi Şügi'ye yiyecek gibi bakmaya başladılar. Avni için bu haberin ne
demek olduğunu biliyorlardı.
- "Şügi. Sen ne dediğinin farkındamısın. Yani ben aylarca bir yalanın peşindenmi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
217/359
gittim. Semiye neler yaptım biliyormusun. Manalı sözlerle hep azarladım onu. O da
garibim ne dediğimi anlamadan hep suratıma baktı "Hıh... umrumda mı.." değil
deyip durdu. Neyse bir dönelim ben işin gerçeği nasıl öğrenirim. Hoş gerçi artık
folklorada gelmiyor. Duyduğuma göre Winterthurda gidecekmiş.. Her halde bu
seferde oradaki hocayı kafasına takmıştır.."
- "Hah.. hah.... ha. sen öyle san nanik
pişşık. Olum o gene Ustere başladı bile
babası her pazar 35Km yolu getirip götürecekmiş."
- "Efendim. Şimdi ben boşu boşunamı kendimi, nasıl olsa umut yok diye ölüm
tehlikelerine attım unuturum diye askerlik yaptım. Ulan Şügi haberleri alır almaz
iletseydin ya nerdeyse Marmariste geberiyorduk. Mezarımızada Ot yoluna gitti niyazi
yazacaklardı."
Bu sözler üzerine Şügi O meşhur
hareketini yaptı herkez gülmeye
başladılar şarkılar gene söylenmeye başladı. Bir bakıma Avninin içi rahat etmiş ve
Semiyi gene özlemeye başlamış kalbinde gömdüğü derin çukurdan çıkartmak
istiyordu. Ama genede birşeyler Avniye dikkat! diyordu. Avni Eskisi kadar artık
Semiden emin değildi. Ama çok sevinmişti bu duyduklarına.
Ertesi günü cuma günü idi. Avni Bakırköye inip çarşıdan Elbise alması gerekiyordu.
Yanında hiç takım elbisesi yoktu ve Belediye başkanının karşısına Đsviçreli bir firmanın
elemanı olarak kotla çıkamazdı. Gene her zamanki gibi Avni bu sefer Anzak Mehmeti
alarak bakırköye gitti. Hava serindi istanbulda Ekim ayında genelde rüzgarlı olurdu.
Ceketlerini giydiler Dalgakırana. Birtanesinin evinin önünden geçtiler. Ama bu sefer
hiç komentarsız ve Avni tek kelime bile etmeden. Sadece klasik alışkanlık olduğundan
ve yol daha tenha olduğundan dolayı Avni bu yolu seçmişti. Her ne kadar gözü O hiç
açık göremediği perdelere takılsabile. Hem zaten birtanesi kimbilir nerdeydi. Belki
hocamı görür bir kaç laflarız düşüncesiyle hem ynından ayırmadığı köstekli saati
verme bahanesiyle. Aslında Avni sadece kapıyı çalıp verebilirdi. ama bunu hala
yapamıyordu.
Avninin 3 Hedefinden birtaneside hocasına bu saati vermekti. Ama O kadar üzerinden
yıllar geçmişti. Hocasının yüzüne nasıl bakardı. Birde karşısına O çıkarsa ne
yapabilirdi. Kendinde O nu görmeye cesaret bulamıyordu. Keşke Marmaristeki
cesareti olsaydı. Neden hayattehlikesi altında korkusu yoktuda alt tarafı Sevdiği
birisini görecekti neden bu kadar korkuyordu bunu anlayamıyordu. Aslında korkusu O
nun aciz birdurumda olması. Yada belkide kocasıyla mutlu görmek. yada... ? Belkide
Semiye bir şans daha vermek istiyordu. Avni nerden bilecektiki?. Görmeden
sormadan. Ama genede cesareti yoktu sadece düşündü. ve Yollarına devam etti
Anzak Mehmet hiçbirşeyin farkına varmamıştı.
Çarşıya gittiklerinde Avniye takım elbise aldılar. Bizim kangru mehmet kangru adasına
gitmek için alışveriş yaptı. Mehmet pazar günü Avustralyaya geriye uçacaktı. Avnide
pazartesi izmire ucacaktı yani bir tek bugün ve yarın istanbulda kalacaklardı. Avni.
Takım elbisesini üzerine ayarlattı bir gömlek ayakkabı ve gravat aldı. nerden bakılsa
Avniye göre havadan gene boşu boşuna 500. -- işviçre frangı Sadece Sarımemedin
isteği için harcanmış oluyordu aslında Avninin bu 8. Takım elbisesi olmuş oluyordu.
Ama nesi varsa isviçrede idi. Acaba Sarı mehmed beni neden yolluyor diye düşündü.
Bu gibi işleri aslında Sarı Mehmed başkasına bırakmazdı. Hemde işin içinde koskoca
şehir belediye başkanı varken, birde şu ödenecek 6 bin dolar olayıda Avniye komik
geldi öyle ya Avni askerden gelmişti. Parası olmadığınıda söylemişti ne luzumu vardı
Ay ile Konuşan Adam
şimdi Avni ablasından borç alacaktı halbuki BEM in kasası dolu olması lazımdı. Avni
askere gelmeden önce yaklaşık 100 öğrenci kayıdını yaptırmış ve okul ücretlerini
yatırmışlardı.
Alışverişlerini yaptılar daha sonra Avni takım elbiselerini almak için tekrar butiqe gitti.
Orda takımlarını giyindi. saat 14:00 a yaklaşıyordu. Avninin ablasına Bankaya
gidecekleridi. Butikten sonra çantacıdan birtanede pilot çantası aldılar. Bankaya
ulaştıklarında Avni sanki Büyük bir iş adamına bürünmüş dimdik duruşuyla da epey
alımlı görünüyordu. Banka da bekleyen korumayıda bankada çalışan diğer
elimanlarıda tanıyordu. Herzamanki gibi emin adımlarla bankaya girdi, Ablasının Ofisi
2. katta idi, seri adımlarda, çocukluğundan beri alışık olduğu şekilde ikişer ikişer
merdiven basamaklarını geçerek yukarı çıktı. Avniyi görüpte bakan memureleri
selamladı. Zaten hepsini tanıyordu. Nede olsa cocukluğunda çoğu okul dönüşlerinde
uğrar eve lazım olacakların listesini alır eve giderdi. Bir bakıma bu banka binası
Avniye kendi evi gibi geliyordu. Nede olasa hayatının yarısı Bakırköyde Merkez
Ortaokulu ile çarşı ve kayalıklar arasında geçmişti.
Avniler ablasının bürosunun olduğu kata geldiklerinde gene hızlı hızlı yürüyerek,
Avnini ablasının bürosuna girdiler. Bu arada Avni kibarca gene herkezi selamlıyordu.
Fakat ilginç olan Avniler nerden geçseler, Memur ve menmureler de bir hareketlenme
görülüyordu. Ayağakalkanlar, masalarındaki dosyaları eline alanlar. Avni aldırış
etmedi nede olsa genç fıstıkların dışında daha yaşlıları Avniyi çocukluğundan beri
tanıyordu. Avni Ablasının Bürosuna geldiğinde içerde birkişi daha vardı. Çamdan olan
büronun kapısında 2. Müdür ve Avninin ablasının ismi yazılıydı. Avni mehmete
Levhayı gösterdi. Bak bu benim ablam dedi. Ablası Mehmet ile Avniyi gördü içeri
çağırdı. Đçerdeki kişi huzursuzlandı. önünü ilkledi saygı ile Avniyi ve Anzak Mehmeti
selamladı. Mehmet ingilizce olarak Avniye.
- "Avni. Bu ne hürmet yahu sanki müdür geldi."
dedi. Ablası içerdeki bey'e rahat olmasını ve Avninin kardeşi olduğunu söyledi adam
ha öylemi dedi. Ablası Avniyi tepeden tırnağa süzdü.
- "Valla Avni seni çoktandır böyle resmi ve yakışıklı kıyafette görmemiştim. Ah
nekadarda yakışmış, kardeşime."
dedi sarıldı. Sonra
- "Ha sahi gel benimle. Bizim müdürün bilgisayarlar için sana bir sorusu var"
diyerek Avniyi tuttuğu gibi peşinden nerdeyse sürükledi. 2. katta çalışan memurelerin
hepsi birden önlüklerini giymiş. Nerdeyse denetlenmeye hazır asker gibi bekliyorlardı.
Avninin ablası durumu farketti.
- "Ne oluyor size?.... Kardeşim Avni askerden geldi. "
Birden memurlarda bir rahatlama sesi geldi. içlerinden biri .
- "Müdüre hanım biz de şu bahsedilen, geleceği bildirilen yıldırım müfettiş sandık
ödümüz koptu"
dedi Avni sadece sırıttı
Altkata Müdürün odasına girdiklerinde aynı huzursuzluk orda vardı. Birde mini etekli
memure müdürbeyle epey samimi duruyorlardı. Müdür Avniyi görünce birden
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
219/359
ayağakalktı önünü ilikledi. Mini mini memure arka odaya tüydü. Avninin ablası hemen
duruma müdahale etti.
- "Kardeşim Avni. Hani görmek istemiştiniz"
dedi Bunun üzerine müdür dışarı seslenirken.
- "Herkez rahatlasın müdüre hanımın kardeşiymiş"
diyerek seslendi. Artık Avni kendini tutamadı Mehmetle bakıştılar gülmeye başladılar.
Buna müdürde gülümseyerek karşılık verdi. Gerçektende anlatılan genç ve dinamik
bir müfettişin olduğu ve bugün yarın şubeyi denetlemeye geleceğinin
konuşulduğunu, Eh Avnide millete tanıdık geldiği için herkezin onları müfettiş
sandığını, Alt kattaki koruma memuru, alarm verdiğini, bu sebepten dolayı ufak bir
panik yaşandığını, anlattı. Eh nede olsa hepsi memurdu. Gelecekleri müfetişlere
emanetti. Avni masum masum alçak sesle
- "Çok hoşuma gitti. Bana göre de bir müfettişlik falan yokmu?"
diyince bu sefer müdür ve ablası kahkahayı bastılar.
Banka müdürünün yeni alınan Unix/Oracel sistemleri hakkında bilgi almak istediği için
arka odada duran IBM A400 bilgisayarlarını denetlediler. Müdür verilen paranın fazla
olduğundan korkuyordu. Avni sistemi iyi buldu. Ama kısa zaman içinde sadece dıştan
görebiliyordu. hoş progları denetlemeye kalksa haftalarını alırdı. ama sözleşmeli firma
iyi ve temiz iş yaptığı belli oluyordu. Đstanbul koşullarına uygun yapılmıştı kilima ve
elektrik kesintilerine karşı güç kaynakları bile vardı. En önemlisi yeni modeldi. Avni
mehmete aslında türkiyeye yerleşip bu ve benzeri sistemleri teknik yardım firması
açsak çok daha iyi olacak dedi. Müdür ve sistemden sorumlu operatöre problem
çıkarsa Avniyi arayabileceklerini söyledi. Bir iki fincan çay içtiler ve bankadan
ayrıldılar.
Avniler o gece Kangru mehmete istanbulu gezdirdiler. Gece geç saatlerde eve
geldiler. Ertesi gün Son alışverişlerini yaptılar. Pazar günü çekmeceye gittiler. denize
baktılar. Istanbulun Lodosuyla Mehmeti tanıştırdılar. Akşamına Ataköydeki bankanın
dinlenme tesislerinde akşam yemeği yediler. Avni mehmet ve Şügiye, isviçreye
gelmeden önce orada geçirdiği, maceraları anlattı. Ömür Vatos balığının büyüklüğünü
anlatmaya doyamadı. ve Pazartesi günü. Sabahtan kalktılar, Anzak mehmeti
Kangrular ülkesi Avusturalyaya yolcu ettiler. Arkasından bir saat sonra Avni izmire
gidecek ve akşam 9.00 uçağı ile dönecekti. Hava alanında Mehmeti uğurladıktan
sonra. Ömür Şügi ve Avninin eniştesi. Restoranda Avninin uçağını beklemeye
başladılar.
Avni eniştesine, Aslında izmir olayının kafasına yatmadığını anlattı. öyleya BEM daha
küçük bir firma idi. daha Avninin maaşının ödenip ödenemeyeceği belli değildi. Birde
Fuar olayı. altından nasıl çıkacaklardı. Eğitim kitaplarını isviçredeki Millieğitim destekli
SIZ (Đsviçre Đnformatik Sertifikası) doğrultusunda Dr. Lichti denilen kişi ile
hazırlıyorlar türkçeleştiriyorlardı. Bu sayede isviçredeki öğrençiler mill komitenin
yaptığı imtihanla diploma alıp geçerli bir mesleğe sahip olabiliyorlardı. Ama bu olay
Türkiyede nasıl gerçekleşecekti. Millieğitime nasıl kabullendireceklerdi. Hem Avninin
bildiği kadarı ile türkiyede kurs açmak için üniversite diploması gerekiyordu. Buda
sadece Avnide vardı. Birde Avni otobüsle ordada bir otelde kalsa çok ucuza gelecekti.
Neydi bu uçakla gitmek vs. şahşavatası anlıyamıyordu. Hem ne gerği vardı.
Eniştesi Avniyi teselli etti doğrusuda buydu. Avni gelişebilecek olaylara baştan karşı
gelmemeliydi. Bir açıdan Kötümser olamak yerine iyimser olarak geleceye şans
Ay ile Konuşan Adam
vermeliydi. Geleceğin neler getireceğini kimse bilemezdi. Belkide sarı Mehmetin
hesapları doğru çıkar. Çok iyi çalışan, örnek. iyi bir eğitim kuruluşu kurallar ve hepsi
türkiyeye dönerlerdi. Zaten Avninin mezuniyet diploması okul açmak için yeterliydi.
Bu açıdan Avni ondan istenileni yapmalı ve kendilerini büyük ve çalışan bir şirket gibi
satmalıydı.
Nil !?.....
Uçağa binilmesi için çağrı yapıldığında Avni kalktı vedalaştı. Gerçi akşama tekrar
istanbula geri dönecekti ama ne olur, ne olmaz diye düşündü. Bekleme odasına
geldiğinde saat 10.05 olmuştu. Izmir seferi yapılacak uçak 10:30 da kalkacaktı. Avni
köşede olan bekleme koltuklarına oturdu. Oturduğu yerin sol tarafında duvar
sağtarafında geniş bir koridor koridorun sonunda ise Alana bakan dev camlar vardı.
Avninin oturduğu yerden nerdeyse bekleme salonunun tümü gözüküyordu. Avni
koltuğuna anca oturmuştuki Mikrofondan geçikme nedeniyle Đzmir uçağının 30 dakika
rötar yapacağı bildirildi. Bu sırada Avni önünde duran camdan dışarı bakan, süper
güzellikte bir bayan gördü. üzerinde daracık bir kot vardı. Görüntü nerden bakılsa
hava alanını seyretmekten çok daha iyi idi. Kadın geçikme haberini duyunca
huzursuzlandı kendi kendine söylendi. Epey sinirli tavırları vardı. Avni "Kim bilir kime
gidecekti zavallı geç kaldı çok üzülmüştür" diye düşündü. Daha düşüncesini
bitirmeden. Kadın omuzlarını silkti döndü güneş gözlüğünün altından Avniye baktı.
Gökyüzü mavisi şahaser gözleri vardı. Đşte bu sırada Avni gayri ihtiyari sırıttı. Ama
tekrar önüne döndü. oralı olmadı.
Kadın hiç istifini bozmadan podyumda şov yapan mankenler gibi geldi Avninin
Karşısında ki koltuğa oturdu. Gerçi her yer boştu ama şimdi bu kadınla Avni nerdeyse
dizdize oturuyordu. Kibarlığı elden bırakmayan Avni bacaklarını duvartarafına çevirdi
ve bacak bacak üzerine attı. Bu sayede kadının önü açılmış ama çantasıda nerdeyse
Avniye değecek kadar yakınlaşmıştı. Havaların serin olmasına rağmen kolunda
ceketini tutuyor ve üzerinde işlemeli bir dekolte buluzü bulunuyordu. Öyle hiçte
çekingenliği falanda yoktu ve oturduğu yere bile sahiplenip geniş geniş
oturabiliyordu. Yani yırtık birisiydi. Anlaşılana göre ya çok zengin yada manken vs.
idi. Avni dikkatlice baktığında, karşısında oturan bu kadının VJ denilen televizyonda
sabah programı minimini etekleri ile sunan, aslında avninin çok hoşuna giden,
sipikerdi.<Ah çok kırıldım... patladım... sıkıldım.. ayol..>. modunda dişi bir varlık.
Kız hemen Avninin karşısına oturur oturmaz dizlerinin arasındaki çantasından
birşeyler almak için eğildi. atkuyruğu gibi bağlı olan saçlarını başı çantasına doğru
eğikken çözdü çantadan birşeyler çıkarttı. Avninin gözü ister istemez kadının
dekoltesine kaydı. Çok uyumlu bir görüntü vardı yani tepeden tırnağa on puan
verilebilinirdi. Kız gene aynı kendinden emin hareketlerle başını sürhatle kaldırdı.
Kadının saçları nerdeyse Avninin yüzünde kırbaç gibi patlıyordu. Avni hayranlıkla
kadını seyrediyordu. Kız gözlerini dikmiş Avniye bakıyor süzüyordu. Avnide gayet
sakin sıgarasını içiyor, salondaki kalkış tabelasını inceliyordu. yani aklısıra bayanı
dikizlemiyor rahat bırakıyordu. Bir ara göz göze geldiler. ----- eee sonra anlat hadi ya
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
221/359
heyecanlı oluyor... Avni birileri ile her seferinde gözgöze gelince neler olduğunu
hatırladı.
Avni ayağa kalktı. O sırada halen yayılma hareketlerini sürdüren, kadının üzerinden
atlamak için pardon diyerek müsade aldı. Kız şaşırmış
- "A.a.a. Đnanamıyorum. Siz türkmüsünüz?"
Kızın bu şımarık davranışına avni sadece sırıtarak baktı. Koridora doğru önündeki bu
şahaser engeli aşmak için giriştiği atılım!ı başarı ile gerçekleştirip, öbür tarafa
geçtikten sonra Avni bir ara durakladı..
- "Bilmem, ama Pardon bildiğim kadarıyla fransızca bir kelime belkide fransızımdır."
cevabını verdi. Karşısında erkeklerin gevşemesine alışık olan bizim ünlü, Avninin bu
cevabına içerlemiş, başını <<hıh>> diyerek sağa duvara doğru burnu büyükçe
çevirmişti. Avninin aklına isviçredeki şu "Brocke shilds" olayı geldi. Tekrar sırıttı.
Derin bir nefes aldı. ve kıza
- "Ben kendime kahve alacağım sizde bir şey istermisiniz?"
diyerek sordu. Kız bu sefer Avniyi tepeden tırnağa süzdü. Oturduğu halde tepeden
bakarak.
- "Ben bir kola alayım."
dedi. Avni kızın süper kusursuz vücüdünu da düşünerek
- "Diyet kola ??" diye sordu.
Kız bu sefer kedi yavrusu misali usulca << ıhıı.>> diyerek başını salladı. --- Aferin len
... Avni Kahvesini ve kola.. yani diyet kolasını ve bir adet
Avni tavladın kızı.
çoktandır okumadığı GırGır dergisini aldı. Geriye geldi ve oturdu. Kıza kolayı uzattı.
GırGır dergisini açtı ve okumaya başladı. Karşısındaki kız Avninin beklemediği, hiç
alışık olmadığı şekilde davranmasına biraz içerlemiş olacakki; çok şaşırmış ve jestik
hataları, ardı ardına sıralıyordu. Yani hata üzerine hata yapıyordu. Kolayı açamıyor
tırnaklarını nerdeyse kırıyor. <<Off tırnağım>> diyordu. Bir ara çantasıdan
telefonunu çıkartırken düşürdü. Başka bir değişle, Avninin ona karşı kayıtsız kalması
kızın kendine güvenini yitirtmiş olaylara hakim olamıyordu. Avninin bu soğuk
davranışı ve arada bir kıza bakarak sırıtışı kızı çileden çıkartıyordu. Kız adeta avniyi
süzüyor hatta Avninin elinde yüzük olup olmadığını bile inceliyordu. Avnide durumun
farkında, habire Saklandığı GırGırın arkasından sırıtıyordu. Hatta Avni Kızın
hareketlerinden, bu beceriksiz tavırlarından zevk aldığını, arada bir bakarak jestik
mimiklerle belli ediyordu.
Kız karşısında üflüyor püflüyordu. Avni'nin bilgisi doğrultusunda, zaten
programlarında da bu kız öyleydi konuşmazsa patlayacak biri. Kız artık dayanamadı.
- "Okuduğunuz dergi çok enteresant galiba, böyle içine dalıp sırıttığınıza göre."
dedi. Avni
- "Yok aslında o kadar da enteresan değil Zaten gazete değil mizah dergisi. Ama
epeydir okumamıştım. Bilirsiniz Biz fransızlar pek türkçe bilmek yok okumak."
dedi. Kız Avninin cevabına epey kızmıştı. Đçinden bu adam kendini ne sanıyor? dediği
mimiklerinden anlaşılıyordu. Hatta kızın hain, hain bakmasının altında yatanıda Avni
nerdeyse görüyordu hemde trans olmadan. Avniye göre aslında kız bu mimikleri ile,
ayağa kalkıyor çıyak cıyak <<Hey. Sen. adam... Benim kim olduğumu
Ay ile Konuşan Adam
biliyormusun?>> diyor. Birde hain, hain bakışlarından da, <<Ben sana gösteririm
ulan.>> diyordu.
Avni havayı yumuşatmak bir bakımada kızın daha fazla üzerine gitmemek için. tam
kızın haince baktığı bir sırada. elindeki GırGır'ı aniden indirdi. katladı. kenera koydu.
Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve karşısında bu seferde korku ile duran kız'a
- "Biliyor musunuz? TV deki programlarınızı fırsat buldukça izliyorum. Çok iyi ve
başarılısınız. Buna birde güzelliğinizide katarsak. Hayranlıkla izlediğim programlardan
birisi de sizinkisi."
dedi. Bunun üzerine zaten bakışlarından dolayı suç üstü yakalanan kız. Avninin
sevecen ve samini gülümsemesine daha fazla dayanamadı ve başladılar konuşmaya.
Bu meşhur kızın çenesi en az Avni kadar düşüktü. Hatta televizyondaki
programlarında bile, sesi kısılana kadar konuşuyordu. ama gerçektende çok mimikli
sevecen bir yüzü vardı. Tam avninin istediği gibi al karşına oturt kurulmuş makina
gibi. Hayatboyu konuşşun. Hatta Camaken bir dolapta saklanmaya değer bir güzellik.
Avni ile Kız Uçak izmire gelene kadar konuştular. Bu arada Avni kızın bilet farkınıda
ödeyip, Avni ile birlikte, birinci sınıfta oturmasını sağlamıştı. Nil çok tatlı bir kızdı.
Çalıştığı TV kanalı bir yere yollarsa, 1. sınıf uçuyordu. Diğer durumlarda, şimdi olduğu
gibi mesela özel amaçla annelerinin yanına, giderlerse uçak biletlerini kendisi ödemek
zorundaydı. Avniyi de en çok bu şaşırttı. Her zaman Medyanın takip ettiği görsel
meşhur bir kişi. gayet sade bir vatandaş gibi ortalıkta dolaşıyordu. Bu arada kız
sadeleşmiş. Bekleme salonundaki meşhurluk maskesini atmış 23 yaşında gayet
normal açık sözlü bir vatandaş oluvermişti. Kız anlattı. Eğer TV kanal'ı onu bir yere
yollarsa şahşafatalı. Medya takipleri, kasitli olarak medya tarafından düzenleniyordu.
Yani Paparazi sadece planlanmış olarak peşlerine takılıyordu. ve dur denildiğinde
duruyorlardı. Avni
- "Demek ki senin bu gün özel ziyaret amaçlı uçağa binmenden dolayı ben ne epey
şanslıyım, desene?"
dediğinde . Kız Avninin yanında oturuyor ve başını avninin omuzuna yaslayıp kendine
rahat bir pozisyon arıyordu. Kız Avniye başını amuzundan kaldırmadan
- "Sana neden bu kadar çabuk ısındım yaaa!?... Ha... istersen telefon edeyim inişte
Paparazilerin hepsi karşılasınlar << Dikkat dikkat Nil ilk defa bir erkekle göründü >>
başlığı ile karşılasınlar"
Buna Avni dahil, yanlarında oturan, epeydir onları dinledikleri belli olan diğer yolcular
da gülerek yanıt verdiler. Eh bu durum karşısında avnide biraz utandı tabiyiki.
Đzmire vardıklarında meşhur kızımız kafasındaki kırmızı eşarplı şapkasını giyerek
kamufle oldu. dışarı çıktıklarında Kız taksi çağırdı. Aynı sırada Đzmir Belediyesinden bir
makam Arabası geldi.. <<Avni bey?>> diyerek şöför seslendi. Kız kendisini hala
beklemekte olan taksiye binerken durakladı Avniye baktı göz göze geldiler, Kız Avniye
- "Bu akşam görüşüyoruz?! mu ?"
diye sordu. Esasında bu hem soru hemde emirdi. Avni bu sefer kendi kendine
yutkundu.
- "Tamam, uygun. Saat kaçta?"
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
223/359
dedi. Nil Avniye doğru geldi hırçın bir tavırla
- "Saat dokuzdan sonra alabilirsin beni Avni bey!"
dedi ve bir kağıt uzattı. Döndü taksisine bindi ve gitti Taksi alandan uzaklaşırken, Kız
sanki küçük bir çocuk gibi el sallıyordu. Avni Resmi arabanın kapısını açmış Kızın
arkasından bakıyordu. Sonra oda arabanın arka koltuğuna oturdu. Yolda şöför Kızın
adını söyleyerek, Avninin Kız ile nereden tanıştıklarını sordu. Avni <<Ha biz mi?
Uçakta tanıştık. Anlaşılan hatun herkeze iş veriyor>>. diyemezdiya . Şöföre.
- "Biz Nil hanımla orta okulu beraber okuduk. Babası öğretmenim olur. Bu akşam
onları ziyaret etmem gerekiyor dedi."
Şöför beklemediği bir cevapla karşılaştığı için şaşırmıştı. Genelde herkez olmayan
şeyleri abartarak kendilerini ön plana çıkartırlar , geyik muhabbetine katılırlardı. Bizim
Avni ise başkasının gururunu ve şerefini korumak için doğruyu söylememişti. Olurya
Paparaziye bu seferde Avni yüzünden yem olursa Avni üzülürdü.
Belediyeye geldiklerinde saat 15.00 olmuştu. Avniyi Sarı mehmedin ballandıra
ballandıra anlattığı gibi Đzmir büyük şehir belediye başkanı değil, sadece fuar
müdürü bekliyordu. Ve gerçekte ise Belediye başkanın haberi bile yoktu. Avni olayı
anlamıştı yani Sarı memedin neden şahsen gelmediğini anlamıştı. demek problem
buydu. Şayet belediye başkanı Bekleseydi Avni tıpış tıpış isviçreye Sarı Mehmed
izmire gidecekti. Đçinden şu Mehmed amma çok havaya girmesine bayılıyor. diye
düşünüyordu. Ama şirket bahasına katlanmalıydı nede olsa Sarı Mehmed Genel
müdür ünvanını bütün ortaklardan almıştı. Đyi olanda Avniyi eğitim müdürü tayin
etmişti. daha doğrusu izmirdekiler öyle olduğunu anlatmıştı. Bu fuar müdürü Avninin
günleri nasıl geçiyor diye sorsa Avni yanmıştı. <<Eh işte ortalığı süpürmek sıraları
temizlemek kitap yapmak kahve getirmek arada bir ders vermek>> diyemezdi.
Mecburen oda müdür rolüne soyundu oyuna katıldı. Demek ki iş hayatı ve patronluk.
Yalan ve politikadan ibaret olan bir olaydı.
Avni ile fuar müdürünün görüşmesi uzun sürmedi. Fuar müdürü fuarın yapılacağı
yerin planını ve şayet kabul ederlerse fuar yakınındaki bir lokali BEM e kurs lokali
olarak verileceğini anlattı Fuar planlarını ve katılma ücreti olan 8Bin doları aldı. sonra
bir memuru ile birlikte Fuar salonunu gezmesi için Avniyi yolladı. Avni ve memur fuar
salonuna baktılar. çok büyük bir fuar alanıydı. Sarı mehmet 4 bölümden oluşan
komple bir alanı BEM için kiralamıştı. Ve Yapmadıkları daha doğrusu daha
başlayamadıkları eğitimleri ve yapmayı planladıkları olayları öyle anlatmıştıki. Avni ile
gelen memur nerdeyse Avniye bir Holding patronu gibi davranıyordu. Hoş gerçi
Avnide öyle gözüküyordu. Saat beş gibi Avni Fuardan ayrıldı.
Kordon boyunda yürüdü. Uçakta birlikte geldikleri kızı düşündü. Nil çok sevecen
biriydi. Aralarında hiç birşey olmasa bile hoşça vakit geçire bilirdi. Aslında Avninin
buna çok ihtiyacı vardı. Ufaklığın kanadaya gittmesinden beri nerdeyse kimse Avni'ye
karşı bu kadar sevecen konuşmamıştı. Acaba ona gitmelimiydi. Hem şu an için hâlen
bekardı. Yani hiç bir açıdan problem yoktu. Aslında kızın görüntüsünü ne zaman
aklına getirse içinden gülmek geliyordu. Düşünülecek olursa Avni çoktandır hiç bir
kadını hatta böyle süper bir kızı bu kadar etkileyememişti. Normalinde Avni pısırık
kalır kızların her zaman beklediği erkeklerin sıfatına girerdi. Yani peşlerinden kuyruk
gibi koşan deli divane olan dili 5 karış dışarda bir tip. Ama bu sefer Avni kendisinden
çok emindi. Hatta olayların gelişmesi çok garip olmuştu. Avni izimir Kordondaki deniz
kenarındaki bank'a oturdu. Denize baktı. Martılar uçuyordu. Aklına bir şarkı geldi "Bu
Ay ile Konuşan Adam
gece saat 10 da buluşalım kordonda ..." Şarkıyı mırıldanarak, söyledi. Bir sıgara yaktı.
Kendi kendinede. <<Neden olmasın>> dedi. <<Ben daha bekarım, baksana
Semi'nin ne yapacağı belli değil. Birtanem ortalıkta yok. Ufaklık kanadada. Ulan ben
salak mıyım neden duruyorum burda>> dedi. Kalktı kendine bir otel buldu. Fuara ve
kordona yakın 5 yıldızlı bir otel. Otele yerleşti. <<Anasını satayım fuardakilere
yaranmak için takım elbise alıp buraya uçakla birinci sınıf gelmek zorunda kalan ben.
bir de pansiyondamı kalacam>> dedi. Nasıl olsa Paralar benden çıkıyor. --- Ye
kürküm ye . Sarı çizmeli mehmet haftaya öder hesabı misali ohhhbe ... <<Boşver
Avni gönlünce yaşa>> dedi. ---- Aferin lan Avni adam oluyorsun..... Avni istanbulu
aradı ertesi gün saat 11de istanbulda olacağını bildirdi THY ye telefon açıp bileti
erteletti. Avni otelden BMW marka bir araba kiraladı.
Akşam saat dokuzda anlaştıkları gibi bizim şu meşhur Nil hanımı evinden aldı. Sonra
izmiri dolaştılar............................................................
Avni ertesi gün kalktı, hazırlandı hava alanına gitti uçağa bindi ve istanbula uçtu.
Uçakta uçarken, çantasından GırGır'ı çıkarttı okudu aslında GırGır'ı okumak için eline
aldığında bir gün önceki olaylar aklına geliyor ve gülümsüyordu. Her şey o kadar
güzel geçmiştiki. Ismarlasan bile böyle olmaz.
--- eee abi ne yaptın ya?! Bas bayağı konudan konuya atladın ya.... Anlatsana şunu
doğru dürüst. Neden sustun gene...
Bittide ondan
--- Abi olurmu ya Kızla neler yaptılar nereye gittiler...
Bilmem Avni bunu bana bile anlatmadı..
---- Abi başlaycam şimdi senin yazarlığına ha!... ıçtı işin içine.en heyecanlı yerinde
kestin attın.......
Bak sana bir fıkra anlatayım ---Bırak ya! ben fıkra mıkra istemiyorum Avni o gece
neler yaptı onu anlat.....
Adamın biri gemi ile seyahat ederken birden Gemi batmış... --- Yok ya ... Adam
yüzerek kendini yakında olan Issız adaya zor atmış. Palmiyelerle süslü ısız bucaksız
kumsalı olan bir adaymış bu. Adam hem mutlu hemde gördüğü manzara karşısında
etrafına bakınırken, birde bakmış kendine doğru koşarak sarışın bir kadın geliyor. --- Hadibe!!. şansa bak .. Kadın güzelmi güzel üzerideki elbiseler paramparça
nerdeyse yarıçıplak bir vaziette adama yaklaşmış. Adam bir bakmış kadın bizim şu
Claudia hani manken olanı -- Yok artık bu kadarıda olmaz... Gel zaman git zaman
anlamışlarki onları kurtaracak kimse yok. Zaten o güne kadar aralarında çok uslu,
uslu zaman geçirdiklerindende dolayı, dayanamamışlar. Başlamışlar sevişmeye. bir
gün bir hafta bir ay. devamlı birlikte olmuşlar. Ne olduysa birden bire adamda sıkıntı
belirtileri başlamış. Claudiaya yaklaşmaz olmuş. Đsteksiz davranmaya başlamış.
Claudia hala istekli ama adam ha bire başım ağrıyor migrenim tuttu gibi bahanelerle
claudiyayı başından savıyormuş. Adam gittikçe claudiadan soğuyormuş. Claudia
adama sevgilim neyin var? diye sormuş. Ne olur anlat bana. Sen iste yeterki istediğin
fanteziyi yapalım. Đstersen ip atlayalım demiş --- Oha!!! .... Adam yok claudiacım ben
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
225/359
seni hala istiyor ve seviyorum ama birşeyler eksik demiş. Claudia anlat hayatım
hemen giderelim demiş. Adam düşünmüş taşınmış nasıl söylesem ki? demiş Sonra
birden tamam buldum demiş Arkada yaptıkları kulübeye gidip ceketini getirmiş.
Claudia Bu ceketi al saçındanda kendine bıyık yap akşam saat beşte kumsala gel
demiş. Claudia şaşırmış. --- Çüşşşş sapıttı... "Yaw bu adam acaba sapıkmı
erkeklerlemi ilişkiye giriyor diye düşünmüş".
Ama adamı o kadar çok seviyormuş o kadar çok seviyormuşki. kıramamış istediğini
yapmış . Ceketi giymiş. saçlarından bıyık yapmış geçmiş kumsalda hazır duran ve
sandalya ya ve masa görevi yapan kutulardan sandalya olanının üzerine oturup
beklemeye başlamış. Claudia otururken Arkasında Adam gelmiş. Claudianın
omuszuna bir tokat patlaşmış. <<Ulan Haydar biliyonmu bir aydır kimi yatağa
atıyorum >> demiş ......
--- ??!!! Bunun Avni ile ne alakası var anlamadım ? ? Sen hiç Avninin tanıştığı
hatta samimi olduğu kişilerle nerede ne yaptığını, nereye gittiğini anlattığını
duydunmu. Ben şahsen Avninin, diğer erkekler gibi öğünme meraklısı olduğuna daha
hiç rastlamadım? Avninin Şayet fıkradaki gibi bir kişiliği olsa anlatırdı hemde sadece
bunu değil kaçtanesini. Bu sebepten bak ben merak ediyormuyum sende etme. hem
yakışık almaz ayıptır.. şimdi anladınmı... --- Heeee... hıııı... Yok anlamadım. Ben
....... Đşte benim sana anlatmak istediğimde bu zaten ....
olsaydım anlatırdım..
Sen O değilsin O bizim Avni... Avni anlatmazzz...
Aslında Avninin aklına daha geçen sene başından geçen bir olay geldi. Aynı Avni'nin
bu gün yaşadıklarına benziyordu. Kendi kendine <<Neden?>> diye sordu. <<Neden
hep aynı olaylar?>>. Đlk önce çok şirin sevecen hayatboyu birlikte yaşanılacak bir
ömür için uygun kişiler ama, hep ama, sonra gene bir sürü amalar mamalar sonuçta
<<Yok hayır olmaz>> lar.
Geçen senede Avni çok ama çok sevdiği birisini evine götürmüştü. Ağustos ayı idi,
Nedense o gün hava 21 Dereceden 12 Dereceye düşmüştü. Herkes titriyordu
soğuktan, Avni o çok sevdiği ve hoşuna giden, aslında çok istediği kızı hava
alanından alıp evine götürmüştü, ev ile hava alanı arası. bir buçuk saatlik yoldu saat
epey geç olmuştu, Avni orda kalacaktı. Kızın evinde başka kimse yoktu anne ve
babası halen tatildelerdi. Avni ile o yanlızdılar. aslında her ikiside birbirinden çok
hoşlanıyorlardı. Yemek yediler, Sonra birlikte diz dize televizyon seyrettiler, uzun
uzun konuştular. gülüştüler gözleri sanki kilitlenmişçesine hiç ayrılmadı. gece çok
soğuktu. evin içinde ceketsiz oturulmayacak şekilde soğuktu. Avni çok heyecanlıydı.
onu küçük bir kedi gibi kollarının arasına almıştı. iç içe sımsıkı sanki gece otlaklarda
dolaşan koyunlar gibi oturuyorlardı. Sonra uyuma vakti geldi. herkez kendi odasına
çekildi. Kız ona <<Başka bir arzun varmı Avni?>> diye sordu. Avninin esasında neyi
istediğini çok iyi biliyordu, belkide o da kaçınılmaz ve son kez olan bu fırsattan en iyi
şekilde yararlanmak istiyordu. Avni <<Hayır teşekkürler>> ---- Salakkkkkk... dedi,
kız gitti bir daha geldi bahtaniye getirdi, gene sordu <<Başka birşeye ihtiyacın
varmı, bir şey istiyormusun>> diye. Avni gene mecburen <<Hayır teşekküler>>
dedi. -- sap salak!... Kız gitti. Avni o gece huzursuzluktan uyuyamadı. aslında ne
istediğini biliyordu. Onu kollarının arasına alarak huzur içinde uyumak belki biraz
saçlarını okşamak. Onun sıcaklığını hissetmek.. Ama bu o kadar kolay değildi.
Sadece bir kerelik olabilecek bir ilişkiyede Avni onunla giremezdi. Onu zedeleyebilir
aklına bir sürü acaba? lar bırakabilir kendisine bağlıyabilirdi. Buda olmazdı.
Ay ile Konuşan Adam
Olmamalıydıda. Çünkü, sonları yoktu. Kız iki ay sonra Budapeşteye gidecek oradaki
sözlüsüyle evlenecek ve orda kalacaktı. Yani imkanları yoktu. Avnide zaten bu gidişatı
bozmaya niyeti yoktu. Sisi ile yaşananları unutmamıştı. olmayacak bir duaya amin
diyemezdi. Ama ertesi sabah Kahvaltıdan sonra Avni geri dönmek için yola
koyulmaya hazırlandığında Avni kıza << Sana bir kez sarılabilirmiyim diye sordu. Kız
<<Madem çok istiyorsun sarıl o zaman>> dedi. Avni kıza sanki birdaha
ayrılmayacaklarmış gibi sarıldı boynunu saçlarını kokladı. Ama doyamadı, kızda
halinden çok memnun gözüküyor sarıldıkça saılıyordu. Avni nekadar çok istenildiğinin
farkındaydı. bir gece bir gece daha kalabilirdi hatta kızın, anne ve babasının tatilden
gelesiye kadar onunla olabilirdi. Bu kızın ağzından çıkacak tek bir kelimeye bakardı.
Avni Kal!... Aralarında geçenleri kimse bilmezdi. Avni için bu bir sır olarak kalırdı. ---- Ya abi madem bu kadar istiyorlardı neden birlikte evlenmiyorlar.... Evlenemezler
dedikya kız macar, Macarlar için türkler sadece oldukları yerlerde iyiler. Ama genelde
tüm diğer Arap topluluklarında dahil olduğu, türk olayan her insanın türkler
hakkındaki düşüncelerinde olduğu gibi düşünürler bu sözü Avni kimlerden
duymadıki.. <<< En iyi Türk. ölü olandır >>> Yani Evlendirmezler..... Sonu
olmayan ilişkiyede Avni girmez. Eh zaten biliyorsun Avni fırsatçıda değil.. Sonuç hep
aynı.... .
Aslında Avninin kendi kendine sorduğu, hatta kendine kızdığı konuda bu.... Neden?
Neden? diye sormasınında sebebide bu, eline geçen fırsatları neden kullanamıyor. Bu
durumlarda Avni kime yada kimlere sadık kalmaya çalışıyor. belkide kendi kendine..
Bu soruları Avni hep ama hep tekrar yaşıyor ve sorguluyor. Yani Dünyada
yaşananlar aynı insanlar sadece bir kez değil defalarca aynı imtihanlardan geçiyorlar.
buda sanki avni için çözülmemiş bir konunun tekrarı. --- Bence yıllarca kendi kendine
hep Neden diye soracağına yapmalıydı be abi..
Ya abi ?! o zaman Avni bunu
neden beyenmedi kız hem türk hemde nekadar tanınmış biri.
Gayet basit. Avni için bir kız ile yani bizim izmirli ile bir ilişkiye, girerse bu ciddi ileriye
dönük bir ilişki olmalı. Buda Kıza karier kaybettirir. hiç kimse Evli bir manken yada
medyada tanınmış birini istemez. Avninin gerçi o gece neler yaptığı bilinmez ama.
Aralarında çiddibir ilişkinin olmasına daha kız hazır değil O halen meşhur olmanın
verdiği sarhoşluk içinde. Avni, kızın herzaman rastlayamayacağı bir tip. Ne paraya
nede şöhrete ihtiyacı var. bu sebeple Avni kıza enteresan geliyor. Eh bunuda Avni
biliyor. Avni için onu tanıması ona yeterli.... Hem baksana gene pişmiş kelle gibi
sırıtıyor. Bak hostesler Avninin yanında oturan Bayram Meralden çok Avni ile
ilgileniyorlar. Buda şu anda Avninin saçtığı Pozitif enerjiden dolayı. Adam meşhur
politikaçının yanında ama diğer kişilerin ilgi odağı. Sanki yurtdışında yaşayan tek
bilgisayar uzmanı Avni. Bulunmayan hint kumaşı. Hoş gerçi ülkede uzman kalmadı
ya.O da başka bir konu...
Avni istanbula geldiğinde öylen olmuştu. Doğru taksiyle Bakırköye Eniştesinin
dükkanına gitti. Her zamanki gibi Şügi'de ordaydı. Nurla sohpet ediyorlardı. Avni
Eniştesi ile birlikte yakınlarda olan pastahaneye gidip Firmaları BEM hakkında
konuştular. Avni Đzmirde olanları anlattı. Yani Sarı Mehmedin anlattıkları ile olanlar
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
227/359
birbirini tutmuyordu. Yapılacak olan Fuar ortadoğunun en büyük bilgisayar fuarı
olacaktı. BEM de buradan en şahşafatlı yeri kiralamıştı. Orda ne sergileyeceklerdi
bunu Avni bilemiyordu. Ama Eniştesi halen Mehmedin anlattıklarına inanmıyordu ama
fikri benimsemiş Avniden, olayları sadece iş çerçevesinde bakmasını altında gerçek
aramamasını. Đş dünyasının genelinde Görsel bilanslar vs. reler döndüğünü, Herkezin
az vergi ödeme yarışında oldukları halde milyarlarca lira kazandıklarını anlattı.
Akşamına gene bizim dörtlü arkadaşlar toplanmışlardı. Şügiyi alıp dışarı çıktılar. Şügi
kafayı Nur a gerçektende takmış evlenmek. Đstiyordu. bu sebeptende daha Türkiyede
kalıp kışı burda geçirecekti. Hoş Ömür ve Mehmet onu yalnız bırakmıyorlardı, Ama
Şügi Avninin ablasında kalacaktı. Gerçi rahatsız olacaklardı ama Avninin hem ablası
hemde Eniştesi Şügi senin gibi bizimde oğlumuz diyordu. Avni 2 gün daha kalıp
Đsviçreye doğru yola cıktı.
Dersler Başlıyor .....
Perşembe gecesi olmuş tu Avni'nin,
isviçredeki evine gelmesi, hava herzamanki
gibi yağmurlu, ve soğuktu. hissetmişti
Halbuki daha bir kaç saat önce
Đstanbuldaydı ve terliyordu. Burası Avninin
yaşadığı yerdi. Đlk kez isviçreye geldiğinden
bu yana on beş sene geçmişti. Alışmalıydı.
Alışmak çok zor geliyordu aslında. Ne
zaman vatana gitse şenlik, neşe, dolu günler geçiriyordu. Avni Hava alanının önünde
sıralanmış olan taxilerden birine atladığı gibi evine gitti. Avni Kapının önüne
geldiğinde, kapının önünde durakladı. Posta kutusu ağzına kadar dolmuş taşmıştı.
Kapıyı açıp içeri girdi koridorun kenarına bavulunu bıraktı. Giriş katında oturuyordu.
Kapı açık olduğu halde dışarı, postakutusunun yanına gitti mektup ve gazete ile
dünya kadar el ilanından oluşan postaları aldı. oturma odasına girerken elleri dolu
olduğu için ağağıyla kapıyı iterek kapattı. Oturma odasına geldiğinde, askere gittiği
günden beri, masanın üzerindeki kül tablası bile olduğu gibi duruyordu. Uzun süredir
havalandırılmamış olan evin içi kötü kkuyordu. Avni o kadar acil evden çıkmıştıki çöpü
bile atmamıştı. Dolapta kapalı olarak duran çöp te kendini salmış içindekiler iyice
erimiş, kokmaya başlamıştı. Allahtan havanın soğuk olması ve şüginin mutfak camının
pervazını açık bırakması sayesinde kurtlanma veya çürüme olmamıştı. Gerçi içi boştu
ama bir elma koçanı kalmış mosmor olmuştu. <<Şügi şu çöpü atsaydın keşke>>
diyerek mırıldandı Avni. Çamların, kapıların kısaca açılacak ne varsa Avni hepsini açtı.
Çöpün ağzını bağladı. Kışlık çeketini giydi, dışarı çıktı. Hava kararmış sadece dışarda
laternelerden gelen inçe bir ışık vardı. Havadan kar taneleri dökülmeye başlıyordu.
Đsviçrenin havası gene Avniye hoş geldin diyordu. Kar gittikçe şiddetini arttırdı. Bu
ülkede kar yağdığı zaman nedense çok güzel olurdu hava en az 10 derece daha
ısınırdı, etraf sesizleşiyor ve bu beyaz örtü, hertarafı kaplıyordu. Caddelerin ışıkları ve
evlerden gelen ışıklar bu beyaz örtünün üzerinde yansıdığı için Hertaraf
aydınlanıyordu. Şayet birde Ay varsa o zaman nerdeyse gündüz gibi heryer
gözüküyordu. Avni çöpe gidip gelene kadar her taraf bem beyaz olmuştu bile.
Avni eve geldi Evin içinindeki kötü koku gittikçe azalmış normal hale gelmişti. Avni
bütün odaların camlarını kapattı. Sadece Oturma odasındaki Balkon kapısı açık kaldı.
Ay ile Konuşan Adam
Aslında Ablasını ve ağabeyini telefonla aramak istedi. Saat akşam sekize geliyordu,
Avni çok yorgundu. Ben en iyisi yarın hem işyerine son kez giderim ordan dönüştede
ablamlara sonrada akşamada ağabeyimlere uğrarım diye düşündü. Sandalyesini
aldığı gibi balkon penceresinin önüne oturup dışarı seyretmeye başladı. Bir saat kadar
sonrada yattı. Ev ona bomboş geliyordu. ---- kadeşim gelmesine gerek yok zaten
boş....
Her şey ölü gibidi. Avni yalnızdı. geçen bir ay ne kadarda güzeldi. Hergün birşeyler
yaşamıştı başından geçen olayları tekrar tekrar düşündü. Fakat askerlik ve sonrası
anıları bitince iiçine gene karanlık basıyordu. Aslında geçen şu bir ay içinde o en çok
Semiyi düşünmüştü. Hatta kendiside şaşırdı ne kadar az istanbulda kalmış ve
birtanesini aramak için hiç bir şey yapmamıştı. Ama Her gece karanlık bastığında
Semiyi düşünüyordu. Kimbilir Avnisiz nasıl memnundu. Neyse nasıl olsa Pazar olacak
ben folklora gideceğim onu göreceğim dedi. Şayet Şüginin dedikleri doğruysa Semi
pazar günü folklorda olacaktı. Avni onun koşarak boynuna sarılmak, seminin ona seni
çok özledim demesini bekliyordu. Acaba olacakmıydı...
Avni cuma sabahı kalktığında saat daha yedi olmamıştı. Radyoyu açtı isviçredeki
haberleri dinledi. Radyodan bir frank olan Benzine 20rappen zam geliyordu yani
benzinin litresi 1.20 oluyrdu. Avni bunlar valla salak dedi benzine 20 kuruş zam
yapılırsa hayat 20% pahalaştı demek. efendim neymiş havayı kirleten araba
sürücüleri, cezalandırılacakmış. Bu isviçrenin halkı ne kadar da aptal yarın gidin bakın
ekmek kaç frank olacak. Ama neyse daha yeni geldik kızmaya başlamayalım. hadi
avni kalk daha çok iş var yapılacak dedi. Perdeyi açtı. Dışarsı bembeyaz olmuştu.
Havada düne nazaran bir parça daha sıcaktı. Avni duşunu aldı giyindi. kahvaltısını
etti. Postakutusunu boşalttı. Her zamanki gibi sadece Ödeme kağıtları vardı. hemde
onlarca birikmişti. Masanın üzerine bıraktı. Ceketini giydi eldivenini aldı. doğru Garajın
kapısına gitti. Garaj kapısını açtı. Tek Arabalık Box şeklinde olan Garajın kapısı yukarı
kalkıyordu, Avni kapıyı kaldırdığında Mavişin O hep güler yüzlü , sevecen bakışıyla
karşılaştı. Đçine bindi Marşa bastı. marş bir bastı iki bastı sonra tık yok. Avni tamam
maviş biliyorum havalar çok soğuk ama yapacak çok iş var sen bana lazımsın dedi.
bir kaç kez gaz pedalını pompaladı. marşa bir daha bastı. Akü zayıflamıştı. ama. iki
çevirişten sonra motor çalışmaya başladı. Avni <<Hurra Maviş hiç değilse sen beni
seviyorsun..>> dedi.
Avni arbanın direksiyonuna oturdu. arbanın içi çok soğuktu. Aslında daha dün
istanbulda, yazlık ceketle dolaşıyordu. ama burada hava 5 derecenin altına düşmüş,
yani buzdolaplarının içindekisoğukluk kadar soğuktu. Hava gene koyu gri renge
brünmüş, ama oturduğu yerden dışarıya baktığında ilerde bölüm bölüm bulutların
arasından göneş ışıldıyordu. Avni Mavişin direksiyonunda dışarı bakarken Kendi
kendine <<Kaldır başını Avni dışarı bak ilerlerde biryerlerde Güneş var. Hersey
korktuğun kadar karanlık olamaz>> dedi. Avni cebinden Eldivenlerini çıkarttı giydi,
vitesi bir'e taktı, tam debriyajı kaldıracaktı. Durdu. <<Hay allah Mavişte daha Yazlık
lastikler var!>>. Đş başa düşmüştü bir kere. Motoru kapattı, Arabadan indi. Garajın
arka köşesinde duran mavişin kışlık lastiklerini ortaya çıkarttı. Hava epey soğuktu.
Dışarda karların kaplamadığı tek köşe kalmamıştı. Lastiklerin garajda değişmesi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
229/359
gerekiyordu. Arkalardan bir yerlerde durması gereken krikoyu aradı. Bir yığın ıvır
zıvırın arkasındaki dolaptan buldu. Mavişi kaldırdı. Arka lastikleri, sonra ön lastikleri
değiştirdi. Bu işlerden sonra eve dönüp ellerini yıkamak zorundaydı. Eve gitti.
Banyoya girdi. Çamaşır makinası sabununu aldı ellerini yıkadı. Gerçektende ellerdeki
yağ lekelerini omo dan başka şey çıkaramazdı. --- Hop ab reklam yapma ya oraya
Beep falan koy adamlar reklam parası ödemiyorlar.... Ama iyi iş ha bende
deneyeyim...Sana Beyazında beyazı var fıkrasını anlatayımmı?? --- ??!
Ellerini yıkarken Avni, birden Aynada kendini gördü yüzünde gene o izmir
dönüşündeki ifade vardı. sırıtıyor. Kendi kendine gülümsüyordu. Bu mutluluğun
sebebini Avnide anlamıyordu. ama Huzurluydu. Askere gitmiş üzerindeki büyük
yükten kurtulmuş. Hiç beklemediği bir sürü olay yaşamıştı. Şimdi ise gene karanlık
dünyasına geri dönmüştü. ama sırıtıyordu. Cebindeki paralar suyunu çekmiş, Son üç
gününü Birinci sınıf yaşamaktan kredi kartına epey yüklenmişti. ama genede
huzurluydu. Sanki gizliden gizliden. Yıllarca beklediği birşey olmuş, yada olacaktı.
Avni Aynadaki kendi memnun haline baktı... baktı... <<Bu güne kadar yıkılmadın
ayakta kaldın seni kim yıkacakmış şaşarım>> dedi. ---- Avni büyük söyleme olum
nolur ne olmaz.....
Avni gene garaja geldi, Mavişin marşına bastı. tek kontakta maviş çalıştı vitese taktı
dışarı çıktı. Garaj kapısını kapattı ve doğru bankanın insan kaynakları bölümüne gitti.
Đsviçre gibi bir ülkede kar'ın ilk yağdığı gün yollarda, her zaman problem oluyordu.
Kar temizleme araçları gelip yolları temizleyene kadar. trafik birbirine karışıyordu.
Avni zorlukla bankaya ulaştı, PArk yerleri karla kapanmıştı bu sebepten her hangi bir
yer buldu arabayı park etti. Girişe gitti. Receptiondan görüşmesi gereken kişi ile
irtibata geçti. on onbeş dakika beklemeden sonra içeri girdi.
Avni bankadan çıktığında biraz sinirliydi. Avninin duydukları, Sarı mehmetin
dediklerine pek uymuyordu. Tatilini bir hafta uzatıldığından Bankanın haberi yoktu.
Neyse bir kaç dakika sonra herşey ortaya çıkacak, Sarı mehmetin kime bildirdiğini
öğrenecekti. Allahtan bankanın insan kaynaklarından çok fazla problem çıkmamıştı.
Hem Avninin hemde Bankanın istekleri doğrultusunda, cözüm bulunmuştu. Avni bir
hafta daha çalışacak yaptığı projeyi, diğer konuları kendisinden sonra gelene
devredecekti. Buna karşılık Maaşını tam alacak, ve Banka tamam diyene kadar.
çağrıldığı zaman bankanın emrine hazır olacaktı. Zaten bunun başka türlü
olamayacağını Avnide biliyordu. Bankada çalışıyorsanız çalıştığınız bölümün ağırlığına
göre, Çıkış verdiğiniz anda ya hemen işi bırakmanız gerekiyor, yada yasalara göre
banka sizden işten çıktıktan sonrada faydalanabiliyor. Bu da Avni için sorun değildi
Avni zaten artık BEM'de yani kendi firmasında çalışacaktı.
Akşam üzerine doğru Avni, BEM'in bürosuna geldi içerde kimse yoktu. Kapıyı
anahtarıyla açtı içeri girdi. Kahve makinasını çalıştırdı. Son öğrenci kayıt durumlarına
baktı, Daha ancak kayıt dosyalarını elinden bırakmıştıki, içeri güle oynaya Sarı
mehmetle Dinçer geldi, Selamlaştılar Dinçer Avniye sarıldı kucaklaştı Sarı mehmet
uzaktan seyrediyordu. Sarı mehmet Avniye izmirdeki durumu sordu. Avni anlattı,
Fuar için kayıt yapılmıştı mayıs ayında BEM Fuara katılacaktı. Sarı mehmet sevindi.
Avni Ödemelerin faturalarını çıkarttı masaya koydu. Sarı mehmetede bu gün
işyerinden hesabını kestirdiğini, Fazla yaptığı bir hafta tatilin bankanın haberi
olmadığı için, problem çıkarttığını anlattı. Sarı Avni biraz çekimser evet olabilirdiye
Ay ile Konuşan Adam
cevapladı. Avni ters ters baktı.
- "Kusuruma bakma Mehmet bizde verilen söz tutulur söylenilen şey yapılır,
olamayacak ise vaadedilmez"
- "Sen needemeek istiiyorsun Avni benn ben zamaan tutmadım dediğmi?"
- "Burda anlatmamı istermisin yoksa Dinçer gittikten sonramı anlatayım? Dur! Neden
olmasın iki misal aklımda daha birinci olarak istanbuldayken bana telefonda Benim
işyerimi aradığını monika ile görüştüğünü, izin aldığını, ve benim izmire gitmemin
gerektiğini anlattın. ikinçi olarak Đzmirde Belediye başkanının beklediğinden
bahsettin, yani davetli olduğunu ve senin yerine benim gitmemin gerektiğini yoksa
ayıp olacağını bahsettin. Đzmire gittiğimde sadece siyah resmi hizmetete mahsusu bir
renault12 bekliyordu ve Fuarlar müdürüde bana
- "Bize yaptığınız müracaat üzerine diyerek konuşmaya başladı>>.
Belediye başkanının ne senden nede BEM den haberi var. üçüncü olarak 7 Bin Doları
bana peşin olarak ödettin. Acaba yönetim kurulu kararı varmı? Daha devam
edeyimmi?
Sarı mehmet Avninin bu çıkışında anlaşılan hazırlıklı değildi. Birkaç dakika sustuktan
sonra. Avninin Faturalarını Dinçer'e göstererek <<Şunları muhasebeye koyun ay
sonu Avniye ödeme yaparsınız..>> dedi. Bunu duyan Avni daha çok kızdı. ama belli
etmedi. Daha sonra Sarı mehmet gayet sakin ve uysal tavrı ile masaya oturdu.
- "Ya Avni valla çok üzüldüm. Bana gelen haberde gerçektende Belediye başkanımız
sizi bekliyor, lütfen bu fuara katılmanız gerekiyor türkiyenin yeni teknolojiye ihtiyacı
var dediler Bende bu sebepten seni direk yolladım. Monika ile gerçektende
konuştum. Đstersen sor ama sanırsam kasitli yaptılar bir kaç hafta daha çalış diye
ama sorun yok onlara çalıştığın saatler için fatura yazarız"dedi --- Avni sakın inanma
bu bildiğimiz sarı çizmeli mehmet ağa taktiğinden başka birşey değil. Seni
aldatıyor. üzerine gelse haksız olduğunu Dinçerde anlayacak ondan korkuyor ....
inanma sakın ..... Nedense Sarı Avninin bu tavırları Avniyide sakinleştirdi. --- oooo
ne diyoz adam duymuyorki.... artık hava tartışma havasınsdan çıkmış normal
konuşma havasına girmişti. Sarı çizmeli konuyu değiştirdi fuarda neler
yapabileceklerini anlattı. Đzmir fuarının içinde BEM e okul binası teshis edilecek
onlarda burda uyguladıkları türkçe bilgisayar eğitimini Türkiyede uygulayacaklardı.
hatta adanada bile şube açma olanakları vardı. Fuara çok büyük Hardware yani
bilgisayarla alakalı ne gibi araç ve gereç varsa en yenilerini götürecekler, türkiyeye
bomba gibi bir giriş yapmış olacaklardı.
Akşam saat sekiz gibi BEM in diğer ortaklarıda büro olarak kullandıkları BÖM den
kiraladıkları bilgisayar sınıfında buluştular. O gece kurs yoktu. Sarı çizmeli gene eski
acımasız patron havasını almış Avniden fuar olaylarını anlatmasını istiyordu. Avni
izmirde fuarlar müdürü ile yaptıkları görüşmeyi ve fuar binasını ayrıntıları ile anlattı,
tek anlatmadığı fazladan yaşadıklarıydı bu da kimseyi zaten alakadar etmiyordu. Sarı
Mehmet abarta abarta Fuarın onlara neler getirebileceğini, firmanın parası varken
katılınması gerektiğini inandıra inandıra anlatıyordu. Bu sırada
- "Yalnız ufak bir pürüz var. Fuara katılabilmemiz için yatırılmış olan paranın yanı sıra
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
231/359
aranan bir şey daha var. o da teccilli bir Firma olmamız. ama altı aydan fazla zaman
geçtiği halde ve 130kişinin üzerinde, Kursparasını ödemiş öğrencimiz olduğu, benim
firmanın daimi işçisi olarak çalıştığım halde, Henüz firmayı kurmuş değiliz. en geç 2
ay içinde firmayı kurmamız gerekiyor" dedi.
Avninin yaptığı bu hatırlatma Sarı mehmetin kursağına yapışmış gibi Sarı Mehmet
yutkundu. Diğer ortaklar arasında konuşmalar ve mırıldanmalar başladı. Kimsenin
firmayı terketme vs. gibi niyeti yoktu ama Avninin söyledikleride doğruydu. Ortakların
toplam 70Bin isviçre frangını peşin yatırmış olmaları ayrıca yapılan Kayıtlardan gelen
ödemelerin toplam fiyatları yarım milyon isviçre frangını geçiyordu. Buna karşılık,
BEM in sadece kurs yerleri için verdiği ayda toplam 2500Frank ile Avniye maaş
olarak verilecek 4Bin frank masraf vardı. Her geçen gün öğrenci kaydı artıyordu artık
Sarı Mehmet kendi payını ödemeli ve firmayı kurmalıydı. Yoksa fuara
katılamayacaklardı.
Sarı Mehmet kendini ortakları tarafından köşeye sıkıştırılmış hissetti. Gene
kekelemeye başladı, ama bu sefer çabuk toparladı.
- "Arkadaşlar söylediklerinizin hepsi doğru, ama bilindiği gibi 3 firma kuracağız şimdi
artık yeterli paramız var ben ise sizlerin ödediği paraların toplamını getireceğim, bu
işlemler için hemen pazartesi günü muhasebeciye gidip, başvuralarıl işlemlere
başlanılsın. Gene biliyorsunuzki Parke ve diğer sektorlerede girip holding yapacağız.
Bu güne kadar beklememiz bundan dı ama şimdi artık beklememize gerek kalmadı
Firmaları hemen bu Pazartesi kuralı."
Sarı mehmetin bu konuşması memnuniyet ile karşılandı ve hepsi pozitif olarak gene
herzamanki gibi 4 kolla işe koyuldular önlerindeki haftanın dersplanları kurs defterleri
hazırlandı. çoğaltıldı dosyalandı. Nede olsa önlerindeki pazartesi firma resmen
kurulacaktı.
Avni gevce yarısını biraz geçtiketen sonra evine gelmişti. Evin içi sessizlikten
çınlyordu. insanın hayatında ne kadar çabuk herşey değişiveriyor diye düşündü.
Odanın ortasında duran masaya geldi. Masanın üzerindeki postalar, giriş kapısının
yanındaki bavul hala duruyordu. Toplamaya ne vakti vardı nede isteği. Nasıl olsa
yarın cumartesiydi. Ertesi günü kalktığında halletmeye karar verdi. Yorgundu, zaten
bundan böyle işe giderken nerde kaldın? geçkaldın! diye soranlar olmayacaktı. Nede
olsa Avni artı kendi patronu ve kendi firmasında çalışıyordu. Yatağa yattı, hava soğuk
olduğu halde camı araladı, gece lambasını yaktı. Duvarlarda Avninin yapıp astığı
birtanesinin resimlerinin izleri belli oluyordu. Resimler senelerdir duvarda asılı kalmış,
sıgara dumanından beyaz duvar sarılaşmış, resimlerin altı beyaz kalmıştı. Avni çok
yorgundu ama uyuyamıyordu. gözlerini yatak odasının camsız duvarlarının keşiştiği
köşeye çevirdi, orda tuvet'in içinde askere gitmeden yapmaya başlamış olduğu
Semi'nin resmi duruyordu.
Avni yorgunluktan nerdeyse bayılmak üzere idi, Beyni aşırı gürültülü diskodan dışarı
çıkmışcasına uğulduyordu, ama uyuyamıyordu. Birden yorgunluktan vucudunun
titrediğini hissetti, kalktı camı kapattı. Sonra sandalyeyi ters çevirerek sanki resim
yapacakmış gibi, üzerinde Seminin yarım resmi olan tuvetin karşısına oturdu. Birden
Aklında bu güne kadar başından geçenler sıralanmaya başladı. Sanki ölüm döşeğinde
olan insanlar gibi. Türkiyeden nasıl çocuk yaşta gelmişti. Birtanesi, Birtanesinden
ayrılışı, sisi, iş yerleri, Ordaki şefler, avniyi tutan yada ayağını kaydırmaya çalışan
Ay ile Konuşan Adam
kişiler, Rusya, Askerlik, Askerlikten sonra Marmariste yaşadıkları, Rusyada birkez
görmüş olduğu kişiyi marmariste tekrar görmesi, Sarı mehmet ve BEM olayları.
Semi.. Semi . evet en önemlisi Semi idi. Avni nitekim Seminin Avniye karşı
yaptıklarından sonra Askere gitmemişmiydi? Semi onu nasıl bırakıpta Muştiyle
çıkmıştı. Hemde hiç haber vermeden. Aslında Semi doğruları söyleseydi ne olurdu.
Avniye Avni ben muşti ile çıkmak istiyorum diyebilirdi. Bunu Avni daha rahat
kabullenebilirdi. Ama Semi ne yapıyordu. Aynı Birtanesi gibi. Kapalı kutu.
Kapalı Kutu......
Kapalı kutular.. Demekki Avninin yaşadıkları raslantı değildi. Kader gerçekten önden
çizilmiş ve insanların karşılarına birden fazla kendilerini düzeltebilmeleri için fırsat
veriyordu. Bir bakıma Avni aynı olayı tekrar çözmek zorunda kalıyordu ama, artık
eskisi kadar üzülmüyordu. Askere giderken hissettiği, artık ölmem lazım bu hayatın
tadı tuzu kaçtı düşünceleri yoktu. Seminin resminden bile kaçmıyor. Karşısında dimdik
durabiliyordu. Hemde içinde hiç bir kıpırdaşma olmaksızın. Peki şimdi ne yapmalıydı.
Kimden fikir almalı kiminle konuşmalıydı.
Semi genelleme yapılırsa Avniye ne yapmıştı. Bir Analiz programcı olan Avni bunu
oturup araştırmalıydı. Sonuçta Avni Semiyi Muşti nin ellerine bırakmamışmıydı.
Aslında Semiye güvendiği için olmuştu bunlar onun 20 yaşında gencecik ve tecrübesiz
biri olduğunu unutarak. Şimdi yapılacak olan Birtanesi ile olan olayları Semi ile
yaşadıklarıyla kıyaslamalı. Hatalarını öğrenmeli ve ona göre karar vermeliydi. Ya
Seminin peşini bırakmayacak, sabredecek, bekleyecek. Yada Semi artık Avniye acı
vermezken unutacaktı. Semi daha 20sine ancak varmıştı. Birtanesi 16sında yoktu.
Seminin başkasıyla ilişkisi olduğunu, ilişkisi olduğu kişiden direk duymuş, Birtanesinin
ilişkilerini yada Avni varken başkalarıyla çıktığını Avni sadece varsayılarla yada ondan
bundan duyarak öğrenmişti. O halde, Olaya sakince yabancı gözle bakıldığında
Avninin sevdiği her iki kişide haklıydı. Avni Birtanesini gerçektende çok sevmiş onu
aklında 15 seneden daha uzun bir süre için yaşatmış sevgisini bir gün bile olsa
unutmamıştı. Semi daha çok yeni tanıdığı bir kişiydi, sıkı bir çocukluk hayatı geçirmiş
hayat tecrübesi hiç olmayan bir kız. Peki Avni için herşey bitmişmiydi. Şügi, Türkiyede
iken semi aradı, muştiden birşey söylemedi ne zaman geleceğini sordu
dememişmiydi. Semi folklorada gelecekti. Muştinin nerde olduğunu bilen yoktu. Bu
durumda Avniye kalan tek şey sabırla beklemekten başka birşey olamazdı. Avninin
yapabileceği tek şey <<Geleceğe ve kadere şans vermekti>> Hem izmirde
yaşananlar....
Avni Đzmirde yaşadıklarını aklından geçirdi, gideni yollamak geleceğe güvenmek ne
kadar güzel birşeydi. Bu fikirleri Avni izmirde kapmıştı. Đzmirde geçen bir gece ve
yarım bir gün... --- Hah şimdi işte be abim oluyo bak avni anlatmaya başladı.....
Avni bizim tatlı sunucu kızı akşam almış, izmirin kordon boyunu gezmişler, Bir yerde
oturup bira içmişler, konuşmuşlar konuşmuşlar. daha sonra kordon boyu yürürlerken
birden salldallardaki balıkçıları görüp, nerden akıllarına geldiyse, balık tutmaya
başlamışlar, Yaşlı bir balıkçının sandalına binerek, Lüfer ışığı altında ---- Sevişmişler
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
233/359
he. he. ... Hayır! lüfer balığı tutmuşlar. Daha fazlası bizi ilgilendirmez. -- .....
Sonra sabahın ilk ışıkları ile birlikte kızı evine götürmüş. Hatta kız uyuduktan sonra
onun uyumasını uzun uzun seyretmiş, Kızın yüzü ile o küçücük tatlımı tatlı burnunun
üzerinde dokunmadan parmakları ile sanki resmini çizermiş gibi gezmiş, sonra birden
ceketini almış çıkmış gitmişti.
Avni genede bu kızın beyin gücü ve zekasını, kusursuz fiziksel güzelliği, Avninin
gözünün içine bakışları, başını Avninin omuzuna yaslaması Avniyi çok etkilemişti.
Nede olsa okumuş kişiler bambaşka oluyorlardı.
Kimbilir şimdi birtanesi nerdeydi. Şayet O da okumuş ise zaten Avninin artık şansı
yoktu. Aslında avniye yapacak fazla bir olanakta kalmıyordu. Avnide sevgi ve
duygusal yönden kendini bütünliyebilmesi için elinde kalan tek koz. Semiyi, daha
doğrusu seminin neler yaptığını inceleyecek, olup biteni tartacak ve elinden geldiği
kadar sabrederek bekleyecek. Avni kararlıydı Birtanesine karşı yaptığı hatayı Semide
yapmayacaktı.
Baktıki olmuyor. Unutmasınıda öğrenecek Hayatına yalnız olarak devam edecekti.
Nede olsa Đzmirdeki ve onun gibi daha tanışacak çok insan vardı Avni için... O zaman
uygulanacak tek yöntem. Sabretmek.... sabretmek.... sabretmekti...
Cumartesi günü Avni kahvaltı için ablasına gitti. Ablasıyla uzun uzun dertleştiler,
Askerlikten BEM den ve bir sürü ailevik konulardan konuştular. Ablasından sonra Avni
alışverişe gitti Ev tam takır kuru bakırdı. Ekmek bile yoktu. Akşam olduğunda da Avni
ağabeylerine gitti. Onlarlada uzun uzun konuştular olan bitenleri anlattılar. Akşam
yemeğinden sonra Avni eve döndü.
Avni evi toparlamaya başladı. ödemeler yapılacak masanın üzeri toparlanacaktı. Avni
Bankadan son maaşını almış, ama biriken faturalara yetmiyordu. Mecburen gene
bankadaki tassarruf hesabına başvuracaktı. Aslında Avninin içinde bulunduğu ortam
Avninin gittikçe canını sıkıyor. Kurulu düzeni olmasa türkiyeye kaçmak istiyordu.
Pazar günü saat 9.00 da usterde olmak üzere Avni folklora gitti, aslında gidip
bakacaktı Avninin aniden askere gitmesinden sonra bir öğrencisi folkloru çalıştırmakla
görevlendirilmişti. Avninin asıl istediği Semiyi görmekti. Yolda aşırı kar yağışı
yüzünden zorlukla ve yavaş ilerliyebiliyordu. Hertaraf bembeyaz olmuş ağaçlar ve
evler kar'a bürünmüştü. Pazar sabahı olmasına rağmen, yollar genede kalabalıktı.
Avninin önünde 17 Kmlik bir yol vardı. Aslında bu yolu son 10 senedir, gidip
geliyordu. ama Bu sefer değişik duygularla gidiyordu. Çocukları görecekti. Avni folklor
gurubunu çok özlemişti. Aslında Semiyide çok özlemişti. Artık Avni ile birlikte olmasa
bile, semiyi görmek ona yeterliydi. Nede olsa Avninin kaderi böyle yazılmıştı. Avni
sevdiklerini sadece uzaktan görebiliyor, bağzende hiç göremiyordu.
Avni folklor yerine vardığında saat 9.30 olmuş gurup çalışmaya başlamıştı bile.
Avninin içeri girdiğini görünce halkoyunları dansçıları arasında kıpırdaşmalar oldu ama
Avniyi tanıdıkları için ve oyunu bırakırlarsa azarlanacaklarını bidikleri için ara verilene
kadar sabrettiler. Oyunlara Ara verildiğinde hepsi çığlıık çığlığa Avni abi gelmiş
diyerek Avninin etrafını çevirdiler, Avniye binlerce soru sormaya başladılar. Avni
gülmekten gözleri yaşarıyor ama grubu bir türlü yatıştıramıyordu. Onlarada
askerliğinden kurdukları firmadan havadan sudan anlattı. Aslında Avni herpsini o
kadar özlemiştiki teker teker boyunlarına sarılmak bile az geliyordu avni için. Ama
Semi yoktu..
Ay ile Konuşan Adam
Çocular teker teker Avninin yanından ayrılınca bu seferde gurubu çalıştırmakla görevli
olan arkadaşı Avninin yanına geldi bir sürü rapor verdi çalışmaların gidişatından
bahsetti. Görünüşte herşey normal gidiyordu. geçen iki ay içinde guruptan birtek
semi ayrılmıştı diğerleri ordaydı. Dernek başkanı Semininde geleceğini, sanki Avniyi
ilgilendiren tek sorunun bu olduğunu anlamışçasına Avniye anlattı. Ama bu gün
gelememişlerdi, Seminin babası telefon açmış, yoğun kar yağışı sebebiyle
gelemediklerini bildirmişti. Avni dernekten soyutlandığını beklerken, görünüşte herkez
Avninin halen devam edeceğinden emin gözüküyordu. Aranın bitmesinden hemen
sonra. Gurubu çalıştıran arkadaşta sırasına geçti meydan Avniye kalmıştı yine. Avni
ortaya geçti guruba baktı. Herkez tam görünüyordu. Her seferinde olduğu gibi
yoklama defterine göz attı, Seminin ismi hala yazılı duruyor ve Ayrıldığını
söylediğinden bu yana sadece 4 hafta gelmemişti. Avni o gün kendisini işine
veremiyor beyninde binlerce soru taşıyordu. Bu sebepten grubun öğrendiği bütün
programları tekrarlamalarını istedi. Çocuklar ilk oyun programı dahil olmak üzere
hepsini oynadılar. Bu 32 kişilik gösteri gurubu bulunan 40 kişilik kadro nerdeyse 70
in üzerinde 5 yörenin oyununu oynaya biliyordu. Avninin en çok zevk aldığıda her
oyunun ismini herkezin bilmesi idi.
Avni folklor bitişinde, yöneticilerle dernek salonunda yaptıkları sohpetten sonra Evinin
yolunu tuttu. Eve geldiğinde gene 4 duvar onu bekliyordu. Camları açtı, evi
havalandırdı, Teybe içinde ayrılık şarkıları dolu bir kaset attı. Geleceğe dönük planlar
yapmaya başladı.
BEM Şirketleşiyor.......
Pazartesi günü BEM kuruluşuna başlanacaktı, Sarı mehmed öyle demişti. ertesi gün
saat 9.00 da Sarı mehmedin muhasebecesine ordanda Notere gidilecekti.
Her zamanki gibi dakik olmayı benimsemiş olan Sarı mehmed saat 9.00 yerine 10.00
da BEM'in bürosuna teşrif etti. Birlikte kahvelerini içtiler ve arkasından Mehmed in
muhasebecisine gittiler, Muhasebeciye Avni girmeden Muhasebecinin binasının
yanındaki kafede beklediler Avni ile Dinçer Mehmed'in bu tür gizli kapaklı işlerine akıl
erdiremiyordu ama genede her halde nekadar parası olduğunu bizden gizliyordur.
Hani olurya gözümüz kalır Hey mehmed sende para var olum kursana şu şirketi deriz
diyerek aralarında konuştular ama aslında çok beklemişlerdi firmayı kurmak için.
Akulun faliyete geçeli nerdeyse 6 ay olmuştu. Yaptıkları ilanlar öğrenci kayıtları
aslında olmayan bir firma için yapılmıştı. Allahtan bu gün resmi kayıtlara başlanacak
hiç değilse kuruluş durumunda olan bir firmada olacaklardı. Hem Avninin maaşı nasıl
ödenecekti, hem elden maaş alsa Vergisi, sigortası gibi durumlar için BEM'in resmen
kayıtlı bir firma olması gerekiyordu.
Biraz moralsiz görünsede Mehmed muasebeciden çıktı. Bizimkilere muhasebeciye çok
bozulduğunu, hala Bilancoyu çıkartmadığını, anlattı. Anlaşılan Mehmedin derdi BEM'i
kurmaktan çok gene geç kalıp 20Bin frangın üzerinde gelir vergisi ödemekti. Dinçer
Avniye' "şiiit duydunmu Avni ağabey bu 12x20000 demek ya Mehmed epey iyi para
kazanıyormuş" dedi. Notere gittiler, Noterde şirket kurmak için başvuru formunu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
235/359
aldılar. Sonra tekrar büroya döndüler. Avni ile Dinçer bu işten pek birşey anlamadı.
Aslında içlerinden bir kişide bu formları almak için Notere gidebilirdi. Neden hep
birlikte gitmek zorunda kalmışlardıki.
Büroya döndüklerinde Mehmed bir çeşit hararetli telefon konuşması yaptı. içlerinde
tek cep telefonu olan zaten Mehmed'ti, Öyleden sonra benim bankaya uğramam
lazıım dedi ve gitti. Anlaşılan işler ertesi güne kalacaktı. Akşam diğer ortaklar da geldi
Avni durumu onlarada aktardı. Ama o gece Mehmed bir daha gelmedi.
Notere gittiklerinin üzerinden 2 hafta geçmişti, Mehmed her seferinde, Şirketin adı
başka bir şirket olarak kayıtlı biz OBEM yapalım, ben daha fazla araştırayım,
muhasebecim daha bilançoları bitiremedi. gibi bir sürü sebeplerler Firmanın kuruluşu
hep erteleniyordu. Avninin yaş gününede çok az kalmıştı.
Firma kuruluş çalışmalarının başlamasından bu yana bir ay geçmişti, artık ortaklar
arasında sabırsızlık başlıyordu. Bir gece, kursa Mehmed' yanında bir isviçreli ile geldi.
"Arkadaşlar benim finans danışmanım diyerek tanıttı. Bu bey kursları inceleyecek ve
bize firma kurmaız için gereken 5bin isviçre frangını ödemeksizin firmamızı kuracak.
dedi. Öğrencilerin arasında Avni ve diğer ortaklar sustular bir şey sormadılar ama
akıllarından geçen soru hepsindede aynı olacakki Danışman ve öğrenciler gittikten
sonra, Mehmed'e
"Mehmed bizim neden finanz danışmanına ihtiyacımız var bırak verelim 5bin Frangı
herhangi bir muhasebiciye kurduralım firmayı>> dediler . Bunun üzerine Sarı
mehmed sert bir dille <<Siz anlamazsınız, bu işler böyle yürür. Hem biz 3 firma
kuracağız 50 şer Bin Fr. limitli, Eğitim firması ile Hardware Satış firması, birde BEM
Holding kuracağız. Benim payımıda sermaye olarak kullanacağız. Biliyorsunuz bizim
firmanın ismini bir hotel zinciri almış biz ancak holdingleşirsek ilerde onlarıda satın
alabiliriz. sonra biliyorsunuz Türkiyeden gelen teklifide değerlendirip Đzmir Fuarında
bir eğitim firması daha açacağız, onuda bu Holding içine alıp, sizlerin her Evden
arabaya kadar tüm ihtiyaçlarını Holdingin kasasından harcayıp, vergiden kurtulacağız.
Bu finans danışmanıda bizim hangi şartlarla Borsaya katılabileceğimizi araştırmak
şartıyla geldi. Borsaya girdiğimizde hisse senetlerinden de 2 misli kazanç elde etmiş
olacağız. >> ---- Bak sen bizim sarı çizmeli mehmed nelerde biliyormuş .oğlum buna
dikkat edin !!!... Bu konuşmanın üzerine Ne Avniden nede diğerlerinden hiç bir tepki
gelmedi. öyle ya Mehmed gene herşeyleri ayarlamış BEM i güvene alıyordu. Hem
zaten ne diyebilirlerdiki, hiç birinin Borsadan anladığı falan da yoktu.
Sarı mehmedin uzun çabalarına rağmen bir türlü firma kurulamıyordu, ilk firmayı
kuracağız dediklerinden bu yana 2 ay geçmiş öğrencilerden baskı ve Đzmirdeki fuar
danda BEM'in katılması için, teklif üzerine teklif geliyor, önçalışmalara başlanmış BEM
i bekliyorlardı. Bizim BEM yöneticileri buna karşılık, Hep birlikte karar alarak BEM
Firmalaşanakadar 4 ortaklı, adi firma şeklinde karar verdiler, Bu firmanın kuruluşu,
kollektif ortaklık şeklinde olacaktı. Notere gidildi formular bu sefer noterin huzurunda
dolduruldu. Yalnız tek bir sorun vardı. O da kollektiffirma gereği içlerinden bir kişi
firmanın ismini kendi soyadı ile taşıması gerekiyordu. Birkişinin soyadını taşıması
demek, ilk ortak ve diğer ortaklardan öncelikli olmasını gerektiriyordu. Herkez için
durum açıktı
Sarı Mehmed firmaya adını vermeliydi, Nede olsa genel başkan oydu. Tam isim
yazılması gerçekleşecekken Sarı mehmet Noterden izin istedi, ortaklarını geriye çekti.
Ay ile Konuşan Adam
- "Arkadaşlar, Biliyorsunuz firmaya benim adımı vermek mecburiyetinde değiliz. Hem
zaten bu isimde geçici bir süre kalacak, Hem benim şirketimle karıştırılmasını
istemem, Benim önerim hepimizin aynı koşullarla ortak olduğu bu şirketin adını bu
gün doğum günü olan Avnini soyadını yapalım Ne dersiniz.?" Avni bu teklif
karşısında şaşırmış, diğer ortakların hepsi memnuniyetle karşılamıştı. Avni sesini
çıkartmadı, kendisi için gurur verici bir teklif olduğuu söyledi. Hem sadece bir kaç
aylık olduğundan ötürü, sorunda değildi. Zaten muhasebesinide Avni yapacaktı, kabul
etti Form imzalandı ve BEM AG (A.Ş.) yerine BEM - A. Demirkol ve ortakları olarak
kuruldu. --- Vay be! Adamın günahını aldık ... O kadarda kötü değilmiş yani.. Bu
burun büyüklüğü altında sen git Firmanın adını Avninin adı yap.. Bravo doğrusu....
Firma Kurulmuş ve herşey yoluna girmiş gözüküyordu görünüşe göre Sarı Mehmed,
AG olarak firmayı değiştirebilmek için epey çaba harcıyordu, Finanz durumlarını
inceleyen isviçreli bankacı zaat nerdeyse BEM in bütün sınıflarını denetlemişti. Adam
Gelirlistesini gider listesini kontrol etmişti. O güne kadar herkezin gözünden kaçan
tek bir nokta vardı oda Yatırdıkları Para. Zaten bu o kadarda önemli değildi zaten
çünki Ortaklık paylarını. Sarı Mehmedin kontasına (Kurulacak olan BEM firması
ortaklık payı notu ile yatırmışlar hemde notu almanca bilmeyen ortaklarda
anlayabilsinler diye türkçe yazmışlardı. ve yatırdıkları gün aldıkları parayı
yatırdıklarına dahir olan makbuzu işlemler için Mehmed e vermişlerdi... --- ?!
Sonuçta Yatırdıkları 120Bin frank Sarı mehmedin kontasında kilitli hesap olarak
duruyordu. Yani sadece firma kurulursa firmanın kasasına devredilecek kurulmaz ise
ortakların tümünün ortak olarak çözecekleri hesap olarak bankadaydı. Yani daha
doğrusu bunun böyle olduğunu Sarı Mehmed anlatılıyordu. Bu sebepten ötürü Arada
bir Avninin maaşı aksıyor ve bağzı firmanın ödemeleri gecikiyordu. Kapitaldan
faydalanamadıkları için iş döner sermayeye yani öğrencilerin ödemelerine kalmıştı.
Öğrencilerde ödemelerini aksatıyorlar Avni üzüle sıkıla hatırlatıyordu. Bazen 1000
Franga muhtaç oluyorlar, ve avni maaşını alamıyordu.
Đzmir Fuarı......
BEM in faliyete geçmesinden ve şirketleşmesinden 6 ay geçmişti ilk bahar başlamıştı
Mayıs ayında izmire gidilecekti. Đzmir için hazırlık yapıyorlardı. Çeşitli firmalara baş
vurulmuş, Teknolojinin son ürünlerinden, örnekler alınmış vaktin en büyük bilgisayar
kuruluşundan ilk olarak fuarda tanıtım amaçlı ve sonra BEM bu arada Kiralanan kendi
binasına taşınınca orada kullanılmak üzere 21 bilgisayar alınmıştı. Fiyatlarda yüzde 50
liye varan indirim yapılmış. Aynı bilgisayarlardanda Đzmir Fuar şubesi açıldığında orda
kullanılmak üzere 40 adet bilgisayar siparişi verilmiş, bunlara karşılık karşılığında
Senet verilmişti. senet 3 ay vadeli olup, planlanan ve yapılan hesaplara göre, Fuar
sonunda ödenecekti. --- Uff uf uf işler epey yoğunluğa ve yürürlüğe girdi desene !
.....
Fuara katılım planı şöyle yapılmıştı. Đzmire gidiş dönüş Gemi ile olacak, gümrük ve
diğer işlemler ile Fuarda çalışacak Mehmed'in organize ettiği Hostesler, bunların
eğitimleri. ve yapılacak otel konaklama vesair organizasyonu Mehmed bizzat fuardan
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
237/359
önce kiralanan minübüsle izmire 2 hafta öncesi giderek, halledecek diğer ortaklarda
fuar zamanı Đzmire uçakla, yanlarında götürecekleri isviçreli firmanın satış/Teknik
elemanı ile Eğitim planını yapan Dr. lercher ile gideceklerdi. Bütün bu harcamalar
için ortalama 30Bin Fr. kadar daha nakit paraya ihtiyaç vardı.
Kriz masası toplandı. Fuar'a gidilmesine bir hafta kalmıştı. Dr. Lercher kimdi. --- hah
bende tam bunu soracaktım..... BEM Đsviçrede Đsviçre sanaii odalarınca tanınan,
Bilgisayar eğitim- programını SIZ adı altında almanca olarak türklere, hem isviçrede
hemde Đzmirde açılacak olan okullarında Sunacaklardı. Bu eğitim için gereken, bütün
broşür ve yardımcı kitapcıklar hazırlanacak Okula gelen öğrenciler, 1 ile 2 yıl içinde,
almanca ingilizce ve iki senelik bilgisayar eğitimiyle Bilgisayar uzmanı olacaklar,
Türkiyede senede bir kez yapılacak olan imtihanlara isviçreden, imtihan komisyonu
gelerek yapacaktı. Đzmir Fuarında tam anlamıyla SIZ ve BEM tanıtılacaktı bu sebepten
Dr. Lercher, gelerek seminar verecek, Sarı Mehmedin anlattığına göre izmir
belediyesinden otobüslerle okullardaki çocuklar fuara getirilecek Dr. Lercherin
seminarlarını izleyeceklerdi.
Bütün bu hazırlıkların yanı sıra, gösterişli mankenler fuar süresince çalıştırılacak, işe
başlamadan önce, gelebilecek her türlü sorulara cevap verebilecekleri şekilde Sarı
Mehmed tarafından eğitileceklerdi. Bu da 3- 5 kadar kız 1 hafta boyunca işie
alınacaktı. Buda ortalama 50Fr. günlük üçretle ayrıyetten beşbin isviçre frangı
yapıyordu. Ama görünüşe göre para kalmamıştı. Her ne kadar BEM borca girmiş olsa
bile Sarı mehmed, reservedeki paraları açmıyor hatta karısı sorduğunda <<Hayır o
paralar şirket kurmak için kullanılacak..>> diyordu. Geriye bir tek şey kalmıştı.
Fuardan çekilmek.
Fuardan çekilme fikri Avniden gelmişti. Herkezi bir kaç dakika donduran bir
çözümdü. Sarı mehmed kükredi.
- "O ne demek O? ! Biz nasıl çekiliriz irtibatımız ne olacak, her türlü hazırlığı yaptık.
bütün herkeze rezil oluruz. Belediye başkanı bile bize Bizim fuara katılmamızı izmire
getireceği yenilikler açısından, seçim kurtarıcı gözü ile bakıyor. Kesinlikle katılamayız.
Çeşitli firmalardan 300Bin frangın üzerinde malzeme topladık. hepsi bunları Türkiyede
pazarlamamız, için bize verildi. Bu malzemelerin kendilerini satsak bile, şu anda eksik
olan paranın 3 mislini kazanır hemde Avninin bu güne kadar alamadığı maaşıda
öderiz. Bize acilen kredi lazım!" Mehmed Avniye baktı. Dinçer'e baktı, Alptuğ a
baktı. "Kim kredi alabilir? sadece 50Bin frank. --- Oooo Sarı çizmeli mehmed ağa
başladı gene olum o zamanlar en yüksek maaş 5Bin frank....
Avni kendisinin maaşı olmadığını hatırlattı öyle ya BEM den 5 aydır maaşını
alamıyordu. Dinçer <<babanla görüşmem lazım ama zor>> dedi.
- "Mehmed neden bu kadar panikliyorsunki? sen bu paraayı bulamazmısın, hani şu
isviçreli firma vardıya hani bize kuruluşta yardım edeceklerdi senin ortakların, hani
Bursayı helikopterle gezdirmiştik. Birde Sahi Amcan bize koltuk çıkamazmı? Yada sen
hala çalışıyorsun krediyi alabilirsin. Hepimizden çok daha iyi pozisyondasın. sana
hemen kredi verebilirler"
Dedi. Avni soruları gerçektende tüm saflığı ile sormuştu. Mehmed, bir ara bocaladı.
Bu tür imkanları, şimdiden kullanmanın firmanın imajıni bozabileceğini söyledi. Sonra
bir ara Alptuğ ile yanyana geldiler bir şeyler konuştular. Ertesi gün buluşacaklardı.
Kredi çekilecekti Alptuğ krediyi kendi adına alacaktı.
Ay ile Konuşan Adam
Bunuda duyan Avni artık Sarı mehmedin dediklerinede güvenemiyordu. Şayet
Mehmedin her dediği doğru olsa, Sarı mehmed neden bu kadar, sorulan sorulara
cevaplamada zorlanıyordu?. Sarı mehmed gittikten sonra sadece Dinçer ve Alptuğ
kalmışlardı birlikte konuştular. Avni ve Dinçer Alptuğa çekilen paranın firmanın Yeni
hesabına yatırılmasını. Aksi taktirde birşey olursa Alptuğun geri talep etme şansının
olamayacağını anlattılar. Yatırdıkları paralar öyle yada böyle nedenlerden halen BEM
in resmi banka hesabına nakil edilmemişti. hem isviçrede sabit konto vs. yoktu. bu
nedenle Alptug mutlaka BEM in resmi kontasına Parayı yatırıp sonra kasadan tekrar
almalıydı. ve Memede resmi şekilde verilmeliydi.
Cuma olmuştu. Mehmed son sistem Elektronik aygıtmlarla dolu minübüsle italya ve
gemi ile izmire gidecekti. Öylen üzeri konuşulduğu gibi Mehmed ile Alptuğ bankaya
kredi den gelen parayı almaya gittiler. Dinçer Alptuğu tekrar tembihledi. Avni ile
dinçer minübüsü yüklediler. Akşam üzeri, Mehmed ve Alptuğ geldiler. Minübüsün
önünde fotoğraf çekildiler. ilerde Firma büyüdüğünde on sene önce böyleydik diyerek
bakacakları, firmanın duvarlarına asacakları fotoğrafları olacaktı.
Birlikte Sarı Mehmedi uğurlamak ve son talimatları Sarı Mehmedten almak için büroya
cıktılar. Dinçer ve Alptuğ dışında diğer ortaklardan kimse yoktu Mehmed biraz
heyecanlı gözüküyordu. Hemen toplantıyı yapıp yola çıkmak istiyordu.
Bir ara
- "Mehmed ağabey. Hayrullah ağabeylerle diğer iki kardeşler artık gelmiyorlarmı?"
diye sordu.
- "Arkadaşlar O iki kardeş dedikleriniz bizi yüz üstü bırakarak ayrıldılar paralarınıda
geri aldılar." Bizimkiler şaşırmıştı. Hep bir ağızdan
- "Nezaman ayrıldılar? Bizim neden haberimiz yok?"
diye sordular .
- "Çocuklar bizim onlara ihtiyacımız yok hem onlara kar payı vermezsek bizler daha
karlı çıkarız. Bana Pazartesi gelerek ayrılma taleplerini dile getirdiler. Türkiyede iş
yapacaklarmış. Hemde bize rakip okul açacaklarmış. Bizde tartıştık. Salı günü
paylarını geri ödedim, Faiyleri ile birlikte. Bizimle alakaları kalmadı. "
- "Bize ne zaman söylemeyi düşünüyordun?" diye sordu. Avni bozulmuştu.
- "Moralinizi bozmak istemedim. Fuar önü iyi olmaz diye düşündüm. Sonra
söyleyecektim. Hem herşeyi size sormak ta zorunda değilim nede olsa ben genel
müdürüm. Şimdi bunları bırakalım ben sizlere talimat vereceğim. Avni. Sen bana 8
bin frank daha vereceksin bu ödemeler için gerekir. Sonra perşembe günü sizler
uçakla izmire geleceksiniz. Beni Fuarda bulun. Simdi ben yola cıkıyorum sizlere iyi
haftalar."
- Avni "Tamam ama Memed, acelen ne? Gitmeden önce fuara götürülen Malların
listesini sigorta için, Bilet ve Alptuğun çektiği kredi ödemelerinin makbuzlarını
muhasebe için alabilirmiyiz?"
diye sordu. Mehmed sinirli bir vaziyette
- "Tamam tamam ama cabuk olun yoksa gemiyi kacıracağım" Dedi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
239/359
Masa başına tekrar oturulmuştu. Bu sefer Mehmed daha sinirli ve yapılan, listede
ortaya cıkan eksikliklere çeşitli bahaneler uyduruyordu. Mesela Dev ekran ve kafa göz
denilen üçboyutlu göstergeç listede yoktu. Her ne kadarda mehmed israrla Listeye
alınmasına gümrüksel olaylardan dolayı, satıldığı taktirde gümrük işlemlerinde
zorluklarla karşılaşacaklarını ifade etsede. Bizimkiler bağzı olayların tuhaf
gelişmesinden birde her biri 40 Bin frank olan aletlerin sorumluluğuna Sigortasız
giremeyeceklerini anlatarak, türkiyeye gidecek her aleti sigorta listesine aldılar.
Sıra Alptuğun çektiği krediye gelmişti. Mehmed ve Alptuğun anlattıkları ne Avninin
nede Dinçerin aklına yatmıştı. Mehmed ile Alptuğ krediyi almışlardı. sonra anlatıkları
gibi daha kolay olur diye BEM in zürıchteki şubesi yerine. Hava alanındaki Banka
şubesine gitmişlerdi. Fkat havaalanında acı gerçekle kariılaşmışlardı. Şayet anlaştıkları
gibi Parayı yatıracak olurlarsa ancak Pazartesi çekebileceklerdi. Buda Mehmedin işine
gelmiyordu. Mehmed Cuma gecesi yani bu gece yola cıkmak zorundaydı. Yoksa
Minübüsle Cumartesi gecesi yola cıkacak olan Gemiye yetişmesi olanaksızdı.
Mehmedde kendi banka şubesine geç kaldığından dolayı Alptuğun aldığı krediden
fuar sonunda Mehmedin isviçreye gelir gelmez ödeme şartıyla 20 bin frang alıyor.
Bütün bunlar resmiyet kazansındiye Bankadan aldıkları, faturaların üzerine yazıp çizip
BEM in hesabına geçirilmek üzere Masaya koydular. --- Yaztahtaya birdaha tuk
hesabı kitabı Sarı cizmeli mehmetağa bir gün öder hesabı.. daradimmm ... Ben
diyordum zaten bu işin sonu kötü kardeşler.....
Avni şaşırmıştı. Dinçerde Aklına yatmadığını söyledi, aslında anlatılanların hepsi
makuldu ama BEM in banka hesabına geçmemiş olan paraları muhasebede nasıl
göstereceklerdi. Avni firmanın kuruluşunda her işlemin BEM hesabına işlenmesini şart
koşuştu. Bu durumun daha Muhasebetik senenin başında olması yani muhasebenin
bakkal hesabı gibi tutulmasına aslında hiçbiri taraftar değildi ama olaylar öyle
gelişmiştiki yapılacak birşeyde yoktu artık. Alptuğun da kendi verdiği kredinin
kendilerinin arasında olduğunu diğer paraların firmaya verilmiş kredi olarak
işlenmesini kabul etmesi üzerine. Herşeyi tekrar kaleme alarak hallettiler. hep birlikte
imzaladılar. Mehmedde firmadan yanında harcirat olarak götüreceği 20bin frang ile
kendine özel aldığı 8binfrangı makbuz karşılığında almış oldu. Bu arada Avniye
bozulduğundan Avninin işleri gereksizyere karıştırdığını iddia ederek o zamanlar
isviçre dışında çekmeyen cep telefonunu Dinçere bırakarak telefon gelirse açmasını
talep ederek sinirli olarak yola cıktı.
Büroda Avni Dincer ve Alptuğ yalnız kalmıştı. Durumun karışıklığı hepsini yormuştu.
Ama nasıl olsa kimsenin Mehmedin geri gelmemesi yada yanındaki malları satması
gibi problemi yoktu. Akıllarına takılan. BEM in resmi olarak kuruluşundan bu yana
daha henüz Mehmed in banka hesabında olan öğrencilerin yatırdığı ödenekler
gelmemişti. Sadece son kaydolanların bunlarda sadece 6 kişi idi onların ödemeleri
direk olarak banka hesabına yatmıştı. Bu meblada en fazla 2 haftalık masraflara
yeterdi. Ama bizimkiler bundada sorun görmediler. nede olsa Mehmed ödemeyen
öğrencilerin listesini getirmişti nerden bakılsa toplam 180 öğrencisi olan BEM in daha
en azından 120 öğrenciden alacağı vardı. Pazartesi ödemesini yapmamış öğrencilerin
listesini çıkartacaklar ve ödemeleri talep edeceklerdi. Hep birlikte muhasebeye
oturdular.
Asıl şok Pazartesi günü yaşandı. Payartesi sınıfında ödemesini 3 ay geçtiği halde
yapmamış olan 6 öğrenci vardı. Kurs sonunda, Avni bu öğrencileri yanına çağırdı ve
Ay ile Konuşan Adam
ödemelerini nezaman yapacaklarını sordu. Fakat aldığı cevap karşısında şaşırdı. özür
dilemek zorunda kaldı. Sorduğu her kez ödemesini Mehmedin Hesabına 2 ay
öncesinden yatırmışlardı. Durumu Dinçer ve Alptuğda duymuştu. Öğrenciler karşı
rezil olmuşlar ama kontrollerden kaçmıştır herhalde bahanesini uzdurmuşlardı. Şaşkın
şaşkın otururlarken saat 22.00 olmasına rağmen Kapı açılmış içeri Mehmedin hanımı
gelmişti. Mehmed ona pazartesi şirkete uğrayıp Avniden 5 evin harciratları için beşbin
isviçre frangı almasını söylemişti. Kadın kirazı ve diğer ödemeleri yapacaktı. Bizimkiler
gene şaşkındı. Kasada 6Bin frang vardı oda o gün ödemesini yapan iki öğrenci
sayesindeydi. Kadın zordurumdaydı. BEM de zordurumdaydı. BEM in kursbinasının
Aylık kirası altı bin franktı. Ama genede kendi aralarında aldıkları karar doğrultusunda
Mehmedin karısına beşbinfrang ödeme yaptılar.
Kadın gittikten sonra nasıl olsa Mehmed gelince mecburen şirketi büyütmek için
ayrılan ortakların ödemelerini ve Mehmedin kontosuna yatırılan öğrenci ödemelerini
BEM in kontosuna yatıracaktı.. Sorun kalmıyordu hatta Firma kara geciyor Avni
maaşını alıyor. BEM in borçlarıda ödenmiş oluyordu. O zaman yapılacak tek şey
<<eller cebe beyler.>>
O hafta talihsizlikler birbirini kovaladı. Her akşam aynı sorunla karşılaşmışlardı.
Mehmedden aldıkları listeden sadece 5 kişi ödemelerini yapmamış. Onlarada BEM in
ödeme kağıtları verilmişti. Diğerlerindende ödeme makbuzlarının kopyasını almışlardı.
Gerçektende ödenen ödemelerin hepsi Mehmedin kontosuna yapılmıştı. Hatta BEM
Kurulduktan sonra bile Mehmed kendi ödeme kağıtlarını öğrencilere dağıtmıştı.
Burdada aslında sorun yoktu önemli olan öğrencilerin hepsi ödemişti bir tek BEM
kendi kirasını ödeyememişti. Bunuda hallettiler. Sadece ve sadece kendileri için
yapılmış olan bu çok gösterişli binanın BEM e ayit olan katı için ev sahibi iç donanım
Duvarlar halılar vs. için yüzbin isviçre frangının üzerinde. masraf yapmıştı. Ama Aidatı
gecikmeli ödeme bildirisine karşı çıkmamıştı. Ama genede alışkanlık olmamalıydı.
Sonuçta BEM in borcu 70Bin frag gözüküyordu. Alacaklı oldukları sadece sekizbin
frank. Geri kalan Bu halen açık olan bir soru bilinen tek şey öyrencilerin ödemiş
oldukları mebla ve bizim ortakların daha doğrusu geri kalan ortakların ödemiş
oldukları mebla ile Mehmedin harcirat olarak götürdüğü mebla. Bizimkilerin tek
dayanakları Mehmed mehmed gelirse herşey düzelecekti. o Zaman sorun yoktu. Şu
anda halletmeleri gereken. Fuar için gitmeleri gereken izmirdeki kendi harcayacakları
giderler ve Dr. Lecherin biletleri ve harceratı. Yani asıl acil giderler cepten ödenecekti.
Gerçi Dincer ve Alptug çalışıyorlardı ama Avninin Maaşı yoktu sadece BEM de çalışıyor
ve zaten Maaşını bu durum karşılığında alamıyordu.
Fuar Başlıyor
Çarşamba, günü bizim üçlü ucağa atladıkları gibi izmire gittiler. Đzmirden Fuara
ordanda Otele gittiler. Perşembe sabahı fuar başlıyordu. Bölge televizyonları ve TRT
de çekim yapacaklardı. Bizimkiler bu çok büyük fuar salonunda, kendi bölümlerini
buldular. Allahtan Mehmed ve minübüs ordaydı. Hemen işe koyuldular bilgisayarları
yerleştirdiler. Fuarda küçük çapta Avninin yaptığı programla öğrenciler arasında bilgi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
241/359
yarışması yapılacaktı ve birinci olan öğrenciyede dev bir swatch saat armağan
edilecekti. işler gece saat 23 e kadar sürdü. Bu arada Mehmedle fazla konuşamadılar.
ama hepsi Mehmedten olan bitenler için cevap bekliyorlardı. Gece otele geldiklerinde
bizimkilere 3 yıldız business klas otelde yer ayırtılmış, Mehmed ise bir ev tuttuğunu
orda kalacağını daha ucuz olduğunu söylemişti. Esasında en uygunuda buydu Dinçer
neden hep birlikte senin evinde kalmıyoruz dediğinde, yalnız olmadığını söyledi.
Ertesi sabah fuarda çalışacak gösterişli güzel mankenler gelecek, Fuar akışı için son
durum konuşulacaktı. Bizimkilerin hepsi Lacivert takım elbiselerini giymişlerdi. Zaten
Mehmedin talimatındada bu vardı. Bu arada Mehmedden şirket hakkında toplantı
taleb etmelerine karşın Mehmed işi olduğunu gitmesi gerektiğini söyledi. Birde aynı
örnek hepimiz bir firmanın elemanları gibi olalım, yarın bunları takın diyerek 3 adet
mavi gravat yatağın üzerine attı kapıyı kapattı ve gitti. Mehmed gittikten sonra
bizimkiler neye uğradığını anlamamışlardı. Mehmed 9.5 milyona her bakkalda satılan,
ortaokul cocuklarının ve belediye otobüs şöförlerinin kullandıkları lacivert renkte
yünlü, üçr gravattı yatağın üzerine atıp gitmişti. Avni hem kızarak hemde gülerek
<<Çocuklar allahtan lastikli değil normal bağlanacak şekil>> diyebildi mecburlardı
madem herkez aynı şeyi takacaksa takılacaktı.
Fuarın ilk gününde Avni ve Dinçer büyük bir heyecanla kalktılar. Đlk olarak berberde
traş oldular takım elbiselerini giydiler Dinçer ile Avninin Takım elbiseleride takım
elbiseydi hani! Đnce saf yün kumaştan ve 350Milyona alınmıştı. Lacivert ve ince
çizgiliydi. Bunların üzerine renk olarak uyan, ipek açık mavi ve koyu mavi arasında
desenli gravatları vardı . genede bir örnek olsun diye, ucuz gravatlarını taktılar. Ama
Alptuğda Aynı kalitede takım elbisenin Lacivert ile kırmızıya yakın bir rengi vardı. Avni
ve Dincer takıldılar. Eyvah Mehmed kızacak diye çünkü Mehmet hepimiz lacivert
takım giyiceğiz demişti.
Fuarın kapıları Belediye reisinin gelmesi ile açılmıştı. Fakat enteresant olan, herkez
sadece Mehmed ile ilgileniyordu. BEM'in diğer üç ortağını kafasına takan yoktu. BEM
Standına ilgi büyüktü. Fakat bu ilgi, Mankenlerden dolayı değildi. Kızların hiç birisi
aslında manken falan da değil üniversite öğrencisiydi ama her ne kadar normal
görünüşte olsalarda, süper akıllı ve sevecen davranışları ile standa gelenleri
bağlıyorlar ilgileniyorlardı hatta olmayan okulun olmayan kurslarına Mehmedin emri
ile kayıtlar yapıyorlardı. Avninin yarışma programı çok ilgi çekmiş haftalarca
hazırladıkları, Sorular biter diye korktukları. Yarışma sorular yeterli gelmişti. Stand
dolup taşıyordu.
Fakat ne olduysa öylen vakti oldu küçük bir mola verdikleri anda Mehmed.
Kıyafetinden dolayı Alptuğu felaket bir şekilde herkezin önünde azarladı. Buna Avni
ve Dincer çok bozuldular Mehmedbbey kendisi Açık gri maviye yakın renkte pırılpırıl
bir takım elbiseyle ipek gravatıyla karşılarında duruyordu. Bizimkilerde şöför kıyafeti
ile orda duruyordu. Bu yetmiyormuş gibi birde Mehmed ortakları ile değilde sanki
işçileri ile konuşuyordu. Dincer Mehmed abisini kenarı çekti. Akşam saat sekizde
otelde olmasını söyledi. O ğün başladığı gibi ortaklar arasında soğuk bir havada sona
erdi. Fuardaki kızlar bile olanlara bir anlam verememişler olsalar gerek Bizim üçlüyü
isviçreden gelen elemanlar sandıkları için olsa gerek, Biz haftalığımızı kimden alacağız
diye soruyorlardı. Allahtan buna cevap hazırdı. Harceratlar Mehmeddeydi. --- Yaz
tahtaya hesabı...dan tam. t.......
Ay ile Konuşan Adam
Akşam Fuar bitişinde hemen fuar girişine yakın olan otel odalarına gittiler.
Otelodasında mini bir toplantı yaptılar. Mehmed gene atıp tutmaya başladı. Nerdeyse
Alptuğ yerin dibine girecekti. gravatının rengine kadar karışıyordu. Bu seferde Avni
sinirlendi. Yaş olarak Mehmed ile bir yaş araları vardı ve ağabey demesine gerek
yoktu. Đlk olarak mehmedin neden patron rolüne büründüğünü sordular. soru cevap
savaşının arasında son muhasebe durumu ortaya döküldü nerdeyse her şeye
Mehmedin cevabı hazırdı. Patronculuk oynamasının sebebi ise türkiyede işler böyle
yürüdüğünü bizimkilerin önemsememeleri gerektiğini anlattı. Bizimkilerde
önemsemediler nede olsa muhasebeye göre Artık yüzde elliden fazla hissezi ben
alacağım diyen mehmedin şu anda yüzde yüzelli borcu vardı. Ama sadece
muhasebede Mehmed isviçreye geldiğinde nasıl olsa herşey düzelecekti.
Fuarın ikinci gününde bizimkiler kendi gravatlarını takarak gittiler artık sen şöyle ben
böyle giyineceksin olayı kalmamıştı. Fuar daha kalabalık ama organizeli geciyordu
sözü edilen belediye başkanı BEM standına uğramadan önlerinden geçmişti. Yani olay
Mehmedin abartısından başka birşey değildi bu arada Dr. Lechner gelmiş seminarını
altı kişi karşısında vermişti. Yani oda kendi çapında Otobüsdolu öğrenci getireceklerini
söylediler gelmedi dedikten sonra, Neden kendisini herkezin Doktor olarak
çağırdıklarını sordu. Ama o kadar ciddi ve masum sorduki, --- Yoksa değilmiymiş...
Dincer
- "Siz doktor değilmisiniz yani bilgisayar doktoru? akademisyen? Yani vizite kartınızda
Dr. Math. M Lechner Yazıyorda "
diye şaşırarak sordu allahtan konuşmalar almanca yapılıyordu.
- "Yok doktor değilim olduğumuda idda etmedim. Benim vizitekartımda yazan DR. nin
anlamı Direktor yani müdür. Math da benim akademisyen ünvanım yani
matematikçi.."
Bunun üzerine bizimkiler epey saşırdılar adama Kahve ikram ettiler. sohbet ettiler
meydana gelen yanlışanlaşmalardan dolayı özürdilediler.
BEM'in standının tam ortasında yer alan bu masada Lercher ile konuşurlarken,
kalabalık olan Fuarın içinde bir den sarışın kıvırcık saçlı bir kadın havalı, havalı, onun
arkasından koşuşturan gayeteciler olduğu halde, aldırmadan, hızlı, hızlı standa doğru
geliyordu. Dincer birden
- "Avni ağabey bak kim geliyor dedi ve bu?! bu ! Bu bizim şu meşhur sunucu Nil
değilmi?"
dedi. Avnide farketmişti evet oydu izmirli güzel. Ama Dinçerin gelen bu meşhur
şahsın Avni ile tanıştığın dan ve zaten direk ona geldiğinden haberi yoktu. Kız
Avninin karşısında durdu gazeteciler ve kameralar da arkasından gelmişlerdi. Avninin
yanına geldi.
- "Kurslarınız hakkında bilgi almak istiyorum"
dedi. Avni hemen durumun farkına vardı. Kız tanıştıklarını gazetecilere belli etmek
istemiyordu. Hemen Avni kızı standın iç bölümüde yer alan bilgisayarların olduğu yere
götürdü. Dincer ise baktıki gayetecilerle başa çıkamayacak Alptuğun yardımı ile
gazetecilere BEM projeleri hakkında bilgilendirmeye bu sayedede bir parça meşgul
etmeye başladılar. Bu sayede Avni ile kız gene yalnız kalabilmişlerdi bu sıradada BEM
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
243/359
standında çalışanlar kızın gözünün içine bakıyorlardı. Zaten kız BEM'i daha
öncesinden Avninin anlatımlarından biliyordu. Avni yarışma programını gösterdi
yarışmaya bizim izmirli fıstıkta katıldı. Onun sayesinde BEM birden Medyanın ilgi
noktası olmuştu. Kızın etrafını, gazeteciler sarmıştı. bizim izmirli fıstıkta, Gazetecilere
- "a a a çok oluyorsunuz ama bakın burda çocuklar bilgi yarışması yapıyorlar birazda
onlarla ilgilenin"
dedi. Gazeteciler gerçektende sanki patronlarından emir almışçasına Yarışmayı
çektiler, katılımcı cocuklarla reportaj yaptılar, Dinçerle reportaj yaptılar. Hareketli
gecen bir kaç dakikanın ardından Kız usulca Avninin kulağına
- "Bu akşam aynı saate aynı yerde, tamamı?"
dedi. Avninin evet misali başını sallaması üzerine kız gene geldiği surhatle arkasında
gazeteciler olduğu halde kalktı gitti. Kız ile Avni arasında olan konuşmayı sadece
Dinçer farketmişti. Avniye seni gidi diyerek kafa sallıyordu. Bunun üzerine, Avnide
almanca olarak bu meşhur kızın Avninin daha evelden tanıdığı bir kişi olduğunu
anlattı.
Avni O akşam gene geçen seferki gibi kızı aldı. Kordon boyu yürüdüler. Kolkola
olmalarına rağmen konuşutular kız kendisini Avninin yanında gerçektende çok mesut
hissediyordu. Nede olsa Avni dert ortağı olmuştu. Belkide Avni onun gerçek özel
hayatını, düşüncelerini anlayan, kararlarını paylaşabileceği biri olmuştu. hatta Avni
isviçrede olduğu halde ona telefon açar ve yapacağı iş hakkında bilgilendirir veya fikir
sorardı. Kız gene tüm saflığı ile Avniye açılıyor hatta erkek arkadaşını anlatıyordu.
Kızın aslında belli oluyorduki paylaşacak kimsesi yok hatta erkek arkadaşına bile Avni
kadar güvenemiyordu aslında Avnininde buna ihtiyacı vardı gerçektende ne olursa
olsun değişmeyecek bir arkadaş, dost.
- "Nil neden Standa geldin ki? bir de bütün gazetecileri peşine takarak?"
bunun üzerine kız
- "Aslında artık hiç umurumda değil, biliyor musun ?. Öyle ya Seni ben kimden
saklıyorum saklasam, saklasam diğer fıstıklardan saklarmam gerek. Dedim ki <<ulan
siz benim peşimi bırakmıyorsunuz bari işe yarayın tanıtın şu BEM i>> daha fuarın
kapısına taksi ile gelmiştim ki peşime takıldılar oh olsun birazda çalışsınlar dimi
ama?."
Kızın Avniyi saklamasına gerek yoktu. Avninin şöhret peşinde olmadığını biliyor. Hem
zaten Avni bekar dedikodusu olmaz. Açıkçası kız ileri düşünüyordu yani anlaşılan Avni
ile ciddi bir ilişkiye girebilirdi.
- "Sen delisin yani en az benim kadar delisin." dedi.
- "Biliyorum, Bunu senden öğrendim ya unuttunmu? bu nu sen acaba biliyormusun?"
diyerek masum, masum, ama muzurca Avninin yüzüne o şirin gülüşü ve pırıl pırıl
parlayan gözleri ile baktı. Avni sadece bu kızın bakışlarında gerçek sevilmenin ne
olduğunu hissede biliyordu. Her ne kadarda gözler ve saçlar benzemese bu bakışlar
Avninin seneler önce yaşadığı hisleri canlandırıyordu. Ama genede başlamaması
gereken bir sevgiydi bu şayet başlarsa sonu çok acı bitecekti. Avni türkiyeye
dönemeyecek, Kız karierinden vazgeçemeyecekti o zaman sonunda problem olacak
bir ilişkiye başlamanın, anlamı yoktu. Avni kızın yanağına kocaman bir öpücük
kondurdu kız döndü Avniye sarıldı. --- Tamam abi.. sen ne dersen de... oldu bu iş
bitti. Avniyi sattık.... he. he..
Ay ile Konuşan Adam
Birden karşılarından Dinçer ile Alptuğ isviçreden gelen tanıtımcılarla birlikte, stand
elamanlarıda yanlarında olduğu halde onlara doğru geliyorlardı. Avni utandı ama kız
artık kaçmıyor hatta, sıkı sıkı Avninin koluna girmiş, gene tatlı tatlı gülümsüyor,
avniye halâ muzurca bakıyordu. Aslında gelenleri baştan gazeteci zannederek
korkmuşlardı. Dinçer Restoran reservasyonu yapıldığını hep beraber yemeye
gieceklerini anlattı.
Pazar günü fuarın son günüydü böylelikle Mehmed acil bir karar verip herkeze izmirin
en lüks deniz üzerindeki restoranında yer ayırtmıştı. Oraya gidiyorlardı. hava serindi.
Avninin misafirinin üzerinde kot ve zarafetini gösteren beyaz tişört, sportif kapşollu
bir ceket, başında işe Lacivert NY yazılı Newyork Yankees Basebal takımının basebal
şapkası vardı. Nil bir ara Avniye.
- "üzerimi değiştirmeliyim"
dedi. Avni buna daha çok şaşırdı.
- "Sen hani gazetecilere reklam olmaktan korkuyordun>> diye sordu. Kız guruba
doğru dönerek
- "Sizler O kadar güzel bir gurupsunuzki sizlerle reklam olmak bana kıvanç verir."
dedi. Bunun üzerine Avni
- "Meraklanma gayetecileri zaten yaklaştırmayız. Bir yolunu buluruz biz."
dedikten sonra, Dinçere dönerek. almanca olarak
- "Hangi parayla gidiyoruz?" diyerek sordu.
- "Memed abi ayarlamış, herşey yolunda. Yani anlayacağın Firma ödüyor.. --Olmayan para ile....
Bizim Gurup yürüyerek neşe içinde yanlarında gelen italyanın türkçe öğrenmek ve
standdaki kızlarla flört etmek için gösterdiği çabalara gülerek izmirin ortasındaki
denizin üzerindeki Gazinoya yaklaştılar. Zaten ortalıkta Mehmedin anlattığı gibi başka
deniz üzerinde olan Restoran yoktu. Yakın olduğunu ve yürüyerek gitmelerinide o
istemiştir. O da ne?. Ellerindeki adres orası değil. Bizim sarışın fıstık hemen adrese
baktı.
- "Ben burayı biliyorum körfezin ilersinde çeşme yolu üzerinde bir otelin restoranı
burası"
dedi. Dinçer şaşırdı. Avni aldırmadı.
- "Gerçektende orası hoş bir yer. boş yere yapılan müzik gürültüsü olmayan bir yer.
Ama en az birkaç kilometre bakın levhası burdan gözüküyor"
dedi Bunun üzerine 3 adet taksi cevrip, binerek gittiler. Restorana geldiklerinde
burası gerçektende bir otelin altkatındabulunan deniz kenarında yani daha doğrusu,
denizle restoranın arasında yaklaşık 500m çift şeritli iki yönü ayrı otoyol olan bir Otel
yni parmak uçlarınıza basarsanız ilerde deniz olduğunu hissedebilirsiniz. Avni ile
Dinçer bakıştılar Avni sırıttı. Dinçer kızmıştı. Đçeri girdiler. Đçeri girerlerkende bizim
sunucu kafasına kapşolunu geçirdi. --- eee nede olsa alışkanlık... Girişte Avni, şef
garsonu çağırdı Şeften rahat etmek istediklerini, tek bir gazeteciye ve flaşlara
tahammüllerinin olmadığını gayet ciddibir şekilde --- Babalar
gibi yani ... görmek
istemediklerini anlattı. Şefin eline on milyon bahşiş bıraktı.
Avni biliyordu bu tür yerlerde paparazilerin adamları olur, gelen ünlüyü paparazilere
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
245/359
bildirenlere beş milyon lira komisyon verirlerdi. Avni genede içeri girer girmez etrafı
incelemiş ve kaçış noktalarını belirlemişti. Şayet böyle bir durum olursa hazırlardı.
Aynı konuları Dinçerinde düşündüğünü biliyordu zaten genelde hiç konuşmasalarda
aynı doğrultuda düşünürlerdi.
Kendilerine ayrılmış olan masada, sarışın fıstık, Avni ile masanın arka köşesinde
oturmuşlardı. Gurubun gene neşesi yerinde, gülüşerek italyanın yaptığı cambazlıklara
kahkahalar atarak eyleniyorlardı. Bu sırada sayın patron Mehmed içeri geldi. Fakat,
herkezin onu merhaba Mehmed dedikten sonra gene italya dönedükleri için, kimsenin
onunla ilgilenmeyeceğini farkeden Mehmed italyanın ön planda olmasını kendine
yedirememiş ve yeterli oteriteyi sağlayamamıştı. Herkez Frankonun nasıl türkçe
yemek sıparişi yaptığını izliyor, gülüşüyorlardı. Bunu Mehmed kabul edemezdi kendi
kendine homurdandı. Ama ordakilerin hiç birisi kasitli yapmıyordu. Franco O kadar
türkçe konuşacağım diye çabalıyorduki; haliyle dikkatler ona çevrilmişti. Aslında
Mehmed bizim bekarların gülüşmelerindende rahatsız olmuştu. Hem bu nedemek
oluyordu. Kocaman genel müdür içeri giriyor kimsenin umrunda değil.
Yemek servisi yapıldığı anda bardağa kaşığı ile vurarak, Mehmed dikkatleri üzerine
çekip patronluk konuşmasını yaptı.
Konuşması sırasında o günün süprizi yani gazetecileri BEM standartına nasıl
getirdiğini, anlatıyordu Bu Sadece Mehmedin yaptığı ön çalışmalar sayesinde olmuştu
ve çok pahalıya patlamıştı. Bu tür fuarlarda devamlı meşhurbirilerinin organize
edilmesi gerektiğini, bu şekildeki organizelerin aşırı bir performans gerektiğini,
anlatıyordu. Aynı anda sunucumuzun<<Kim bendenmi bahsediyor? Ne oluyoruz? >>
gibilerinden karşısındakilere işaret etti. Sonra, bizim sunucu O sevecen ve muzur
bakışları ile yüzünü Mehmede cevirdi.
- "alo Memedbey huuu hu .."
dedi. Sarı Mehmed beyde ona kim halo dediğinin farkına bile varmadan.
<<Merhaba>> diyerek yanıtladı ardından, konuşmasına devam etti. Aslında işin
doğrusunu bilenler, yani bizim meşhur sunucunun neden oraya geldiğini bilenler,
Dinçer ve Alptugta dahil olmak üzere kıkırdamaya kasıklarını tutmaya başladılar. --yuh pes valla ... Bu kadar da olmaz yani. ...., Herkez gülmemek için kendini zor
tutuyordu. Dinçer hemen yerinden kalkıp durumu Mehmede izah etti ve o bayanın
demin kendisine merhaba diyen kişi olduğunu ve oraya neden geldiğini anlattı.
Bunun üzerine herzamanki gibi pişkinliğini sürdürmesini iyi bilen Patron Mehmed ani
bir dönüş yaparak. Aslında oraya kimi getireceklerini baştan belirtilmediğini ilave etti
yani organizatörler organize yapmışlardı önemli olan bunu düşünmek ve planlamaktı.
teşekkür etti konuşmasını bitirdi.
Bu sefer kız Avniye <<Herzaman bu böylemidir>> demesiyle masada bulunanların
hepsi kahkaha atarak güldüler. Bu seferde baltayı taşa vurmuş olan Mehmed
gülüşmelerin nedenini anlamadı. Aslında gülmelerinin nedeni Sunucumuz sadece
avni için geldiğini karşısındaki kızlarara hararetli bir şekilde işaretle anlatmış, sonra
sımsıkı Avninin koluna sarılmış kahkaha atmaya başlamıştı. Kız O kadar güzel
gülüyorduki masadaki herkez kendini tutamıyorlardı.Olanlardan sonra Mehmed işi
olduğunun anlatarak izmirin tanınmış bir holding grubunun yönetim kadrosuyla
yemekli toplantısı olduğunu bahane ederek restorandan yemek yemeden, ayrıldı.
Mehmed gittikten sonra herkez neşe ile yemeklerini bitirdiler Avni sarışını evine
götürdü. Uzun süre konuştular kendisinden semiden bahsetti gene yanyana
Ay ile Konuşan Adam
oturdular, Avni kızın hayatını hiç değilse şimdilik, değiştiremeyeceğini anlamıştı. Uzun
konusmadan sonra bunu kızda anlamıştı. Ne olursa olsun hayat boyu dost kalma
sözü verdiler, kızın gene uyumasını bekleyen Avni, onun uyurken aldığı mesut masum
çocuk havasını bozmadan üzerini örttü uzun uzun seyretti aşıkmı oluyorum yoksa?
diyerek düşündü, kalktı otele Dinçerlerin yanına geldi. Vedalaşmalarına gerek zaten
yoktu onlar dosttu ve gerçek dostar hiç bir zaman ayrılmazlardı. Avni yatarken saate
baktığında saat sabahın dördü olmuştu. Ha bu arada tabiyiki restorandaki masraları
Dincerden çıkmıştı. Yani BEM kasasından.. --- Sorun değil sarı cizmeli öder hesabı...
Pazar günü fuarın son günüdü. Saat on sularıydı standda çalışan kızlar, ve geceleyin
rakıyı çok kaçıran franco gelmişti. Standı organize ettiler Sarı Mehmed ortalıkta
görünmüyordu. Fuardaki diğer firmalar ile bizim BEM in mehmed dışındaki diğer
ortakları çok ısınmışlardı. herkez herkeze saygı ve sevgide kusur etmiyordu. Hatta
BEM Standının önündeki masalarda bir araya gelmişlerdi. Bir ara gene dayanamayan
izmirli fıstık bu sefer kapşolu ile kamufle olmuş bir şeklde geldi. oturdular. Hep
beraber konuştular. Kız Avni diyor başka birşey demiyordu. ama çok sevecendi. Avni
çalışırken bile onunla ilgileniyor. Merdivenleri tutup bilgisayarları taşıyordu. Bir ara
Dinçer Avni abi bak aşk insanı ne hallere getiriyor diye almanca takıldı Alptuğ güldü.
Avni dadece çıktığı merdivenin üzerinden muzurca aşağıya bakarak sırıttı. Aslında
kız Avnininde çok hoşuna gidiyordu ama onunlada hayat boyu dost kalmak bir iki gün
sürecek aşktan çok daha iyi olduğunu biliyordu. <<Çabuk başlayan aşklar tadına
varana kadar. daha sonra en çabuk unutulanlardır>>. diyerek Dinçere gene almanca
olarak yanıt verdi. Yani Avni bu sefer kendini kaptırmamaya niyetliydi hem Semi
vardı.O ana kadar kim olursa olsun genede Seminin eline su dökemezdi. Avnide umut
vermek niyetinde değildi.
Kızımız bütün olanlardan habersiz merdiveni tutuyordu. ne oluyor gibisine Avniye
baktı. Avni aşağıya inerken bizi birbirimize çok yakıştırıyorlar dedi. Kız utandı. Avni
kızın karşısına geçti çenesini tuttu yüzünü yukarı kaldırdı. Kız bu sefer gerçektende
utanmış gözleri dolmuştu. Avni Nil'in yanağını tutarak
- "Senden seni gerçekten de sevdiğimi bilmeni isterim, Ama ilerde ayrılacağımızı bile
bile lütfen... Ben seni her zaman görmek her ne zaman bana ihtiyacın olduğunda
yanında olmak isterim. Bunu sende biliyorsun" dedi.
Kız bunun üzerine o güzel mavi gözlerindeki sulanmayı parmakları ile sildi
<<Bende>> dedi sonra neşesi gene yerine geldi.
Dinçer arka standda memleketlilerini bulmuş onlarla çay içiyordu. daha henüz
salonun kapıları açılmamıştı. Dinçer birden Avni abi diyerek Avniye doğru geldi.
Alptuğuda çağırarak arkaya doğru yürüdüler bizim fıstık standdaki kızlarla italyanla
kalmıştı.
- "Avni abi neler oluyor ya Memed ağabey burdaki herkeze BEM in sadece kendi
firması olduğunu bizlerle sözleşme ve antlaşma yapılamayacağını bizlerin BEMin
isviçredeki kadrosunda çalışşan türkler olduğumuzu, geri kalan 15 kişinin isviçreli
olduğunu anlatmış kafayı yiyeceğim ya adamlar Mehmedbey size nekadar maaş
ödüyorsa verelim gel sen bizim yanımızda çalış diyorlar."
Bu olaya hem Avni hemde Alptuğ içerlediler. Bu nedemek oluyordu Mehmed kendini
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
247/359
ne sanıyor neden bu kadar havalarda uçuyordu. Bu konuya hemen açıklama
getirmeliydiler. Bu konuşmları yanlarına gelen sunucu kızımızda duymuştu.
Bizimkilerin seslerinin kesildiği bir sırada. Avninin kolunun altına girerek. Şimdi ne
yapacaksınız ben bu gidişatı iyi görmüyorum diyerek korkusunu dile getirdi. Avni
kısaca BEM in durumunun ne halde olduğunu anlattı. BEM Ortakları, karar vermişti.
Mehmed kenara çekilip sorgulanacaktı ve Mehmedin olayları düzeltmesi istenilecekti.
Patron mehmed sonunda geldi. Bizimkiler onu uzaktan izliyorlardı. duvarın yanında 4
kişi ayakta durarak Mehmedin kızları azarlamasını seyrediyorlardı Mehmed gene
patronluk taslıyor ona buna bağırıp çağırıyordu. Kızlardan biri ağlayarak Avniye doğru
geldi artık katlanamayacağını söyledi masanın üzerinde neden kahve taslarının halen
durduğunu göstererek azarlamıştı. Kahve tasları, Avnilerindi ve daha halen
doluydular. Kızın koşarak gittiğini Mehmed görmüş arkasındanda bizimkileri farketmiş
onlara aralarında 30 metre mesafe olduğu halde orda ne yapıyorsunuz çabuk buraya
gelin demişti. Dinçer Mehmed Abi bir saniye gelirmisin diyerek yanıtladı. Mehmet
onlara doğru yürümeye başladı. Kızlar Standa doğru gittiler bizimkiler 4 kişi başbaşa
kalmışlardı.
- "Bu ne rezillik standın başında kimse yok siz burda dalganızı geçiyorsunuz. Kızlar
laçkalaşmış. şıllıklar gibi onunla bununla flört kahve taslarını bile kaldırmamışlar."
deyince Avni dayanamadı.
- " Đşte şimdi tam burada dur!"
Avninin ciddiyetini, diğerlerininde korkuyla bakmak yerine kızgınca Memede
baktıklarını gören Mehmed işin ciddi olduğunu anladı.
- "Onlar bizim kahve taslarımız. ve gördüğün gibi hâlâ dolular"
sözleri ile Dinçer çıkışınca arkasından Alptuğ
- "Kızlar şıllık değil aynı dünki gibi gayet işlerinde ciddi kişiler, ayrıca köle değil
insanlar."
diyerek ekledi bundan sonra son söz Avniye kalmıştı.
- "Hatırlatırım bizlerde senin ortakların isviçredeki işçilerin değiliz."
Herzamanki tavırları ile havalarda uçuşan sarı Mehmed, hemen alttan alma taktikleri
ile ne olduğunu neden Mehmede bu kadar sert çıkıştıklarını Mehmedin gece gündüz
harıl harıl çalıştığını, bütünbunları BEM'in geleceği için yaptığını anlattı.
- "Mehmed ağabey BEM in geleceğide pek parlak değil geldiğimizden beri öyle Patron
havalarına girdin ki firma ne alemde diye sormadın bile. Ödemediklerini iddia ettiğin
öğrencilerin hepsi ödeme makbuzlarını getirdiler aylar önce ödemelerini senin
hesabına yapmışlar. Hem buraya gelirken yanında tonla para getirdin. Fuar
yönetiminin cıkarttığı hesap sadece 2500 Frang. diğer harcamalar nereye gitti.
Binlerce frag tutar dediğin, şimdide şıllıklar diyerek hitap ettiğin kızlara sadece 15
milyon günde vermeyi vaad etmişin. yani 15 Frang. Onların maaşını 50 Franktan
ödersen çok iyi yaparsın."
Bu tür tepkilere alışık olmayan Mehmet şaşkındı fakat arkasından Alptuğ da lafa
katılarak
- Alptuğ "Bir de bizden bankana uğrayamadığını söyleyerek kendi ev masrafların için
aldığın 8 bin franktan sonra yenge geldi beş bin franklık kira vs. faturalarını
ödememizi söyledi. Kadına sadece 100 frank bırakıp gitmişşin."
- Avni "Kısacası kasada bu ayki kirayı ödeyemediğimiz ve gelmek için kendi
masraflarımızı, sözüm ona Doktor Lercherin yol paralarınıda, kendimiz ödediğimz
Ay ile Konuşan Adam
halde sadece 150.00 frank para var"..
- Memed "Ödemesini yapmayan öğrenciler?"
- Avni "Sadece dokuzbin beşyz frank alacağımız var"
- Dinçer "Bunları bir kenara bırak. bizi basit işçilerin olarak burdaki firmalara
tanıtmana ve gravatlara ne demeli"
- Memed "Arkadaşlar biliyorsunuz parasal problemimiz yok ben gelince para aktarımı
yaparım sorun biter benim hesabımın bakiyesine çoktandır bakmadım gidince
hallederiz. ama sizin yaptıklarınız çok daha kötü. Burda benim itibarımı rezil ettiniz.
bana saygı gösterip restoranda ayağa kalkmak yerine. gülüp dalga geçtiniz"
- Dinçer "Ben onu bunu anlamam bu akşam fuar bitiminde yapılacak olan partide
herkeze bizim kim olduğumuzu anlatacaksın . isviçreye geldiğinde muhasebe
yapılacak o kadar."
bu konuşmalardan sonra Mehmed hayli bozuk bir şekilde dışarıya bizimkilerde
Standın başına döndüler.
Nil halen sinirli olan Avninin yanına geldi. Başını omuzuna koydu. Tavana baktı. Bir
ara döndü
- Nil "Şimdi ne olacak? Bili yormusun ben böyle tatsızlıkları hiç sevmiyorum.. "
- Avni " Ne olsun isviçreye gelince hesap verecek sonra duruma bakacağız, Belkide
bir daha ki görüşmemizde başını belaya sokmuş yada gırtlağına kadar borçlu fakir bir
Avni göreceksin." dedi.
- Nil "Daha iyiya benim için bir şey değişmiyor Avni her zaman aynı Avni kalacak
ister fakir ister zengin"
Diyerek Avninin yanağına öpücüğü yapıştırdı. Bu sefer, etrafında duran insanlara
aldırmadan, çünkü oradakilerin yamukluk yapmayacağını biliyordu. Avninin gene
gözleri doldu tek bir damla düştü. Đçi sızlıyordu.
Esasında Avninin hiç istemediği birşey vardı o da kızın bu tür problemlerle,
yüklenmesiydi. Onun şirin yüzünün bir an bile olsun çatmasına katlanamıyordu.
Olayları yaşamış olan birisine açıklık getirmemekte imkansızdı. Bu arada Fuar açılmış
insanlar gene standlara dolmuştu o gün yarışmaların son günüydü ve birinci olan
kişiye de, Panoda asılı duran dev Swatch saat verilecekti. Yarışmalara katılmış olan
herkez ordaydı. aldıkları puanları eşit olanlar için son bir bilgi yarışmasıdaha
yapılacaktı. Bu sefer zaman daha kısıtlıydı. Yarışma hazırlıkları yapmaya başladılar.
Bizim güzel sunucuyu gören çocuklar onun başına toplanıyor o da sanki masal
anlatan bir nine gidibi onlara yarışma hakkında bilgi veriyor çocuklar onu dinliyordu.
Bütün bu olaylar olurken en güzel olan etrafta tek bir gazetecinin olmamasıydı. Avni
bir ara yanında Dinçer olduğu halde, Stand şefliği yapan elemana. sunucumuzun bu
bilgileri nerden aldığını sordu. Eleman <<Valla bilmiyorum Avni bey, bayan çok zeki
bir kez anlattık. Program dahil her konuyu biliyor.>> Avni gene gülümsedi aslında
Avniye tam hayat arkadaşı olacak biri idi. Avni rizikoya girmeliymiydi hem onu
hemde kendisini yakacağını bilebile. --- Bence girsin abi hayat kısa... Bilgi
yarışmalarına başlanıldığında gene patronluk havalarında Sarı Mehmed geldi.
Yarışmalar yapıldı finale kalanlar yarıştı birinciliği. Harry Potter e benzeyen 12 yaşında
bir genç kazandı. Dinçer tam Saati asılı olduğu yerden indiriyorduki, Mehmed geldi
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
249/359
saat orda kalsın, Akşam Fuar bitişinde gelip alırsın dedi çocuk hayalkırıklığına uğramış
bir şekilde gitti. ---- annnaaaa bu çocuğa saati bile vermez şimdi......
Akşam üzeri Avni sunucumuzu uğrlamak üzere dışarı çıktığında Dinçerden hava
alanına kadar gideceğini ama kapanıştan önce döneceğini bildirdi. Avni bunu
yapmalıydı. çünkü kız bütün gün Avniler için çalışmıştı. O orda diye BEM standı dolup
taşmıştı hemde hiç karşılık beklemeden. Avnide zaten bundan dolayı gururduymuş
kıza tam not vermişti. arada bir dostluğun beraberliğin ne kadar önemli olduğunu
bilen insanlara rastlamak Avniyi mutlu ediyordu. Gerçektende para herşey demek
değildi. Nede olsa milyonlarca para diyen Mehmedin yapamadığını sadece insanlık
gösterdikleri için kadrodaki herkez başarabilmişti. Avni birde o akşam Şüginin
istanbuldan geleceğini ertesi günüde Şügi ile gemi yoluyla isviçreye gideceklerini
tekrar Dinçere hatırlattı. ilgilenmesini istedi. Hoş birşey demesine gerek yoktu, Bunu
Dinçer zaten biliyordu ama saygıdan dolayı söylemek zorundaydı. Kız gözleri yaşlı bir
vaziyette mutluluğunu dile getirerek BEM Standında çalışan herkezle vedalaştı herkez
duygusallaşmıştı. Hatta ziyaretçilerin çoğu aslında istemeden aralarından ayrılan
sunucumuzun durumundan etkilenişti. çocuklar abla bir imza diyerek etrafını
kuşatmışlardı.
Kalabalıktan kurtulup kendilerini dışarıya atan bizim ikili Fuarın kapısına Şüğinin
yanaştığını gördüler. Kızın uçağının kalkmasına yarım saat vardı. Avni Şügiye
merhaba hoş geldin anahtarı ver diyerek Şüğinin şaşkın kızın olayı komik bulduğu için
gülümsiyen bakışları arasında arabaya atlayıp gittiler. olaydan hiç bir şey anlamayan
Şügi sora sora Standın yerini buldu gitti en güzel köşeye kuruldu Dinçerle Alptuğun
anlattıklarını dinledi. Bunun böyle olacağını bilen Avni kızı yetiştirmek için gayet seri
ama hızlı olmayan kullanım tarzıyla adeta izmirin trafiğini delerek kızı tam vaktinde
hava alanına getirdi. Kız çantasını alarak koşarak dışarı cıktı. Burası iç hatlar bölümü
yani Avni ile kızın ilk kez Ayrıldıkları yerdi. Ama o gün akşamı buluşmak üzere
ayrılmışlardı şimdi ise nezaman görüşecekleri belli değildi. Uçağa biniş çağrı anonsu
yapılıyordu. Kız Avninin boynuna sarıldı nefes almazcasına öptü. sonra
- "Görüşürüz Avni, hepiniz çok süperdiniz. Sizlerden ben hayatı öğrendim."
Arkasını döndü kapıya doğru yavaş yavaş bir iki adım attı Avni adeta dona kalmış onu
seyrediyordu. Kız birden arkasını döndü..
- "Unutma seni seven bir kişi daha var..."
dedi ve hava alanının giriş kapısından kayboldu. Gercektende bu kız Avniyi seviyordu.
Hareketleri durup dururken gelip sarılması. Avni'nin yanında iken Dünyada başka hiç
insan yok ta onlar yanlızmışcasına sadece onunla ilgilenmesi. Her zaman
gülümseyerek Avni'nin gözlerine bakması.....
Bu kızın son sözleri Avninin aklından silinmiyordu. Avnı olayı ikinci kez yaşıyordu. Aynı
duygular. ve gene isviçreye gitmesi gerektiği için Ayrılık.
Avni kendini artık daha fazla tutamıyordu. arabaya oturdu. gaza bastı. hava alanı
çıkışındaki son polis kontrolünden kontrolden sonra. Avazı cıktığı kadar bağırarak
ağlıyordu. ---- Hayda şimdi neden ağlıyor bu salak fıstık gibi kızı kaçırdı işte...
Aslında Avninin gerçekten aradığı kız bu kız olabilirdi. Sevgi açısından Semiye karşı
olan hislerini, Semiyi düşündükçe duyduğunu derin sızıyı ve bu tür hislerin başlangıcı
olan birtanesini unutamamıştı. Şimdi gene yalnız kalacağını biliyordu. Kenarda
biriktirmiş olduğu para güneşte kalan yağ gibi akıp gidiyordu. Birde bunlar
Ay ile Konuşan Adam
yetmiyormuşçasına BEMdeki gelişmeler Aslında Avninin bütün bu hislerin aynı anda
yaşaması adeta bir patlamaya dönüşmesiydi bu.
Sen anlamazsın --- Efem...
Avni fuara geldiğinde Fuar kapanmış içerdekiler veda partisine başlamış bir aradan da
standlarını topluyorlardı. Fuar idaresince verilen meşrubat ve şabpanyaları
patlatıyorlardı. Avni içeri geldi Şüginin yanına oturdu çalan müzik arasında sohpet
ettiler Avninin Şügiye birşey anlatmasına gerek kalmadan Dinçer ve Altuğ herşeyi
anlatmıştı zaten. Dinçer habire Sarı Mehmedin yanına gidip bir şeyler konuşuyor Sarı
mehmedde ters ters bakıyordu. sonra Mehmed birden ortaya çıkıp arkadaşlar diyerek
herkezi susturdu ve BEMin ortaklarını tanıttı ayriyetten türkiye şubesinin kurulduğunu
ayrıca faliyete geçeceğini anlattı. Sarı mehmedin anlattıklarına bir tek kendi ortakları
inanmamıştı. Veda kokteylinden sonra BEMçiler eşyaları listeleri kontrol ederk
minübüse yüklediler. Sarı mehmet çarşamba yola cıkacak, ama gümrük gerekçesiyle
minübüs gümrüğe bu gece teslim edilmesi gerekiyordu. Bu da aslına bakarsanız bizim
ortakları memnuneden haber olmuştu.
Pazar gecesini izmirdeki otellerinde geçirdiler. sabahleyin kahvaltıya bekledikleri halde
sarı Mehmed gelmedi. Avni ve Şüginin gemisi saat 15. te hareket edecekti. Avni ile
Şügi diğer arkadaşlarını hava limanına götürdüler isviçreye yolcu ettiler. daha sonra
limana geldiler yemek yediler konuştular, Şügi geçen üç ay içinde istanbulda neler
yaptığını Nur u istemeye gittiklerini söz yaptklarını anlattı. Ömür ve mehmetle ne
kadar hoş ve güzel vakit geçirdiklerini anlattı. Gemi saatinde gemiye bindiler gemi
nerdeyse boştu ilk bahar ayları olduğu için, fazla yolcu yoktu. Gemi yavaş yavaş
izmirden ayrılırken Şüği ile Avni geminin arka tarafındaki balkondan izmirden
uzaklaşmalarını seyrediyorlardı. Gene geriye dönüş başlamış Avni için bir rüya daha
bitmişti. Avninin ağzını gene pıçak açmıyordu. Şügi artık alışıktı. Avninin yanına
sokuldu sıgara ikram etti. Avni sıgarayı yakerken,
- Şügi "Avni peki şimdi neyi düşünüyorsun gene Birtanenimi, Semiyimi, yoksa şu ufak
şirin yaratığımı?"
- Avni "Hah. bak işte Şügi Yaratık sözünde haklısın, O tanıdığım hiç bir kimseye
benzemiyor. Hani derlerya cinler insanlarla birlikte yaşarlar. Ama Cin olduklarını
kimse bilmez diye. Đşte bu Cin gibi bir kız. Ne zaman moralim bozulsa yanımda
bitiveriyor. Hani çiny dizisinde olduğu gibi. En Olumsuz ve hayalerimin çöktüğü anda
birden geliyor.
Bizi.... tamam tamam kabul. beni neşelendiriyor. Sonra gidiyor.
Ben ona karşı ne verdim en fazla mutlu olduğunu hissettiği bir kaç dakika. Sonra ?
Bakma ayrılırken çok cesur ve sevecen gözüküyordu. Sanki O işine gidiyor ve
döndüğünde ben burda olacakmışım gibi. Bunun tek sebebi ise beni üzmemek.
Kimbilir kendisi şimdi ne durumda. Kimbilir ne zaman bir daha görüşürüz. Birde
benim ona karşı avantajım televizyonu açtığımda ben onu hep göreceğim. Ne yazıkki
onun haberi olmadan, Hemde herkezin gördüğünden bambaşka bir gözle, kimselerin
bilmediklerini bilerek. Ve sanırsam severek bakacağım bir kişi daha oldu. Ama
nedense sanki kardeşim gibi. Herşeye rağmen Semi ağır basıyor Semi aklımdan hiç
çıkmıyor."
- "Birşey daha var Şüği. Ben şu an onu düşünüyordum. Al işte sana koca milyonluk
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
251/359
şehir. Đzmir. Daha iki hafta öncesine kadar Bu şehrin içinde hiç durmadan geçer
giderdik. Ne bizim için anlamı vardı. Nede Şehrin bizden haberi. Bildiğimiz tek şey,
Geminin geldiği ve gittiği yer. Bu güne kadar içinde birkaç gün kalmayı
düşünmediğimiz bir şehir. Ama şimdi bu şehrin nerdeyse herşeyini biliyorum.
Sakladığı sırlarınıda. Sonra şu an bulunduğumuz noktaya bakıyorum. Arta kalan
çöken büyük bir Umut, ve bir hatıra daha. Sonunda gene kalbime atılan bir çeltik.
Şimdi bu hislerle gidiyorum. Nereye gidiyorum aslında hiç bir yere mechula bir
yolculuk işte. Özlüyorum Şügi... Bir yelken turu bile yapamadan gene gidiyoruz işte.
Ufukta izmirin ışıkları nasılda küçülüyor, bizden uzaklaşıyor... "
- Şügi "Gene şair gibi konuşuyorsun ama çok güzel, hem isviçrede seni Semi
beklemiyormu?"
- "Bütün problemde burda, bana inan Şügi. Şimdi gidiyoruz. Beni tek beklemeyen
şey, varsa oda muhakkak Semidir. Bir tek onun beni beklemediğini biliyorum kim
bilir şu anda muştisiyle nasıl mesuttur."
- "Olum dedikya Semi seni sordu Muştiden birşey bahsetmedi. Hem muşti içerde..."
- "Bu bizim bildiğimiz. Olayların böyle olduğunu, gözlerinle gördünmü? yada sana
bunu Semimi söyledi..
.. Evet Şügi yani biz mechule gidiyoruz. Semi yok,
Birtanemin yaşadığını bile henüz bilmiyorum. Ayağıma gelen en iyi kısmetide varacağı
noktayı bildiğim ve korktuğum için geri teptim.
BEM'in gidişatı mechul nereye gider ne olur belli değil. Mehmedin Firmaya firmayı
kurtaracak paranın üç misli borcu var ama acaba dediği gibi paralar bankadamı artık
onada güvenmiyorum. Üç aydır maaş alamadığım gibi birde çepten masraf yapıp
fuara katıldık. Çeptede kalmadı. Yani ben gelecek ay ne yapacağımı, kirayı bile nasıl
ödeyeceğimi bilmiyorum. Allah bana kuvvet versin insanlar herşeylerini kaybederlerse
kolaylıkla katil olurlarmış. Aslında şurdan denize atlayıp yüzmek, istiyorum." Avni
gene doluydu.
- "Ya abi! pekiyi onu yani izmirliyi neden teptinki. Madem bu kadar Semi'den
umutsuzsun."
- "Birincisi çok uzak. Đkinciside, çok uzak. Üçüncüsü onun daha özgürlüğe ihtiyacı var.
Kariyerini ve okulunu bitirmesi lazım. Onu alıp isviçreye götürüp hayatınımı zehirmi
edeyim? yoksa ben buraya gelip yerleşip işsiz güçsüz onun başına dertmi olayım. Ne
yapayım sadece öylesine bir ilişki için ise çok iyi bir insan. En önemlisi sevgiyi ve
sevmesini, bunların hepsini göstermesini bilen bir kişi. Nasıl yaparım onun hayatını
nasıl karartabilirim. Bırak sevgisini kazanmışken, tadını çıkarayım, doya doya birileri
beni seviyor diyeyim. Belki sanal, manal olacak ama insanların birbirlerini sevmesi
çok güzel bir şey böyle kalsın. Đlerde geriye dönüp baktığımda gülümseyecek güzel
bir anı olsun. Yoksa yaşamanın ne anlamı var. Dünya, sadece kaygan karanlık
yumuşak bir çukur olmamalı girip çıktığımız. "
- "Avni gel bir bira içelim sonra akşam güneşinde gene tepeye cıkar meditasyon
yaparız"
Dedi Avni gülümsedi
- "Biliyormusun meditasyon yapmayalı kaç ay oldu. Galiba ben günlük stresten,
kendimi unutmuşum. Gidelim anasını satayım" dedi.
Avni bir bakıma kendi dertleri ile son günlerde Nur sayesinde sevinçten havaya
uçmak üzere olan Şüginin neşesini kaçırmak istemiyordu. Nede olsa Şügi mutluydu
ve Mutlu olmaya Avniden daha çok ihtiyacı vardı. Her ikiside nerdeyse kimsesiz
Ay ile Konuşan Adam
denilecek kadar yalnız büyümüşler ve bu güne kadar birbirlerine destek olmuşşardı.
En iyi ve en kötü günleri birlikte yaşamışlardı. Başka ne isterlerdiki. Şügi hep
demezmiydi birisi ona Nasılsın? diyerek sorduğunda. <<Nicelereinden çok çok daha
iyiyim>> Haklıydı. gerçektende şükür etmeleri gerekiyordu. hemde çok sonuçta
<<Nicelerinden çok çok daha iyi durumdaydılar.>> hiç değilse yalan dolan iş
yapmıyorlardı. alınları Ak'tı. Zorlukların üstesinden gelmesini bilirlerdi muhakkak.
önemli olan baş öne eğilmesin.
14
Bölüm 14
Sarı Çizmeli Mehmet ağa...........
Geçirdikleri uzun yolculuktan
sonra Şügi, Avninin evinde
gecelemişti. Her zaman olduğu
gibi türkiyenin güzelliklerini
insanların arasındaki, Neşe
sevinç, kader, üzüntü ama
umutla parlayan yüzlerden uzak.
Soğuk, havası gibi kendileride
soğuk insanların arasına
gelmişlerdi. Sabahları kalkacaklar
komşuları günaydın bile
demeden kaçıp gidecek. Sadece selam demekle yetenecekleri kocaman bir ülkeydi
işte burası. Komşularından birisi kalb kırizi geçirse kimsenin haberi olmaz. ancak
günlerden sonra <<Evden kötü kokular geliyor pis insanlar>>, diyerek Polise şikayet
edilir, Polis gelip baktığında ise zavallı komşuyu ölü olarak bulur. Böyle garip
insanların olduğu bir ülkeydi burası. Sanki yeteri kadar kural yokmuşcasına birde
kendi kuralları vardı. Geceleri saat 21'den sonra gürültü, yasak herkez parmak
ucunda yürümeli. Çamaşır vs. sadece akşam 19a kadar yıkanır. Cumartesi saat 16
dan sonra taşınma, gürültü veya parti vs. yasak. Düşünün bir kere. Bizimkiler bir
araya gelince neler oluyor diye.. Đşte bu kadar kültür farkı olan bir yer isviçre. Türk
insanının insanlık açısından neye ihtiyacı varsa burda ayıp yada yasak. Mesela iki
erkeğin uzun süreler geçtikten sonra bir araya geldiklerinde kucaklaşmaları gibi şeyler
burda tabu.. Böyle olaylar isviçreliler tarafından normal olmayan insan ilişkilerine
girmekte. Hatta Sakın yanlışlık yapıpta yaşlı komşunuzun alışveriş paketlerini
taşımayı talep etmeyin. Polis bile çağırabilir korkusundan. Gerçi birazda haklılar
insanlık görmemişlerki, onlar için <<Acaba altında Ne yatıyor?>> sorusu hayat
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
253/359
konusu olmuş. Hatta Polis saati denilen ülkedeki tüm restoranların kapandığı gece
saat 22.00 bile Herkezin tanıdığı makinalarını hemen hemen türkiyedeki her textil
firmasının kullandığı Sulzer'ın italyan veya türk işçiler geceleri restoran ve barlarda
içip içip sarhoş olduklarını ve ertesi gün randıman veremekiklerini öne sürerek kanun
teklifinden sonra isviçrede uygulatmaya geçirmiş. Avni, günlerini nasıl geçireceğini
bilemiyordu artık. BEM e gidip muhasebe ile uğraşacak, Problemlerle boğuşacak. Bir
yandan öğrencilerden gelen sorular. Biryandan ödenmesi gereken kira. BEM den iş
bekleyen Firmalar. Her ne kadarda yorgunluk atmak için evde kalayım dediysede
yapamıyordu. Pazar olmasına rağmen BEM'in bürosuna gitmeliydi. Avni gene
uyuyamıyordu. Erkenden kalktı. Bir parça kültürfizik çalışayım dedi. olmuyordu. Trans
olayım. Yok oda olmuyor. "En güzeli kahvaltı hazırlayayım" diyerek sabahın sekizi
olmamıştı oturdu kahvaltı hazırlamaya. Aslında Şügi olmasa onuda yapmayacaktı ama
genede. Yaşamak için BEM'in dertlerine çözüm aramaktan başka önemli konularda
vardı.
Şügi, kahvaltıdan sonra, evine gitti Avni de Telefonla, Dinçer ve Alptuğu aradıktan
sonra BEM'in eğitim merkezine gitti. Büroya geldiğinde Avni, Dinçer ve Alptuğ gelene
kadar. BEM için özel olarak Mehmetin diretmesiyle yapılan, bu bilgisayar eğitim
merkezinin, Nerden nereye geldiğini bu zamana kadar olan kısa yaşantısını ve
geleceğini düşündü.
Dış çephesi roma yapıtlarını andıran beyaz binanın girişlerinde de ikişer sütun
bulunuyor, Dış kapı açıldığında karşınıza yukarı çıkan merdivenlerin altında duran
çıplak çocuk heykelinin elinde tuttuğu balığın ağzından su akan, bir havuz . Giriş
katında olan, soltarafta gene BEM Elektronikğe ait olacak şekilde tasarlanmış, satış
ofisleri. Girişin sol tarafa döndüğünüzde Eğitim bölümü.
Eğitim bölümüne girdiğiğizde karşınıza kafeteria olarak tasarlanmış, altıgen şeklindeki
salon çıkıyor, bu salon ancak dört adet yuvarlak masa alacak kadar büyüktü. Eğitim
bölümünde bulunan bu salonun solunda kalan Dinçerin bürosuyla Avninin reseption
olarak kullandığı, büronun arasında duran duvarda Beyaz basit bir dolap bu dolabın
üzerinde bir Kafe makinası, yanında duran bardaklar. Resepsion ile, Mehmet beyin
bürosuyla arasında olan duvarda, Avninin Sisinin afrikalı üvey babasından satın aldığı,
Afrika motifli siyah kumaş üzerine rengarenk işlenmiş, Avcı, afrikalı zenci kadınların
ve çeşit çeşit kuşların bulunduğu yağlı boya tablo. Sağ tarafta 2 adet Bilgisayar
donanımlı sınıf. Son olarakta altıgenimizin giriş kapısının tam karşısında bulunan ikinci
çıkış kapısı görünüyordu. Her odaya ayrı telefon numarası ve telefon çekilmişti .
Herşey çok güzel planlanmıştı.
Aslında Firmanın gelirleri ile hesaplandığında Bu eğitim merkezini son sistem
bilgisayarlarla ve gerçek eğitim yada her okula ağit olan sıra bilgisayar masası, duvar
yansıtıcısı ile iki sınıf odasınıda donatacak kadar gelir mevcuttu. Kaba hesaplamaya
göre binanın 1 senelik kisası ve BEM Elektronik dahil, her iki firmayıda tepeden
tırnağa donatıyor, ve hatta Avni Dincer ve diğer öğretmen arkadaşlarda, maaşlarını
alıyor, hatta gelecek dönem kayıtlar için verilen gazete ilanlarına bile yetiyordu. Bu
sadece isviçrede yaşayan türklerden eldeedilecek kazanç. Planlanan gündüzleri
isviçreli firmalara almanca kurs vermek, kurs lokallerini kiralamak, Bilgisayar satmak,
Firmayı yüzde yüz faliyete geçirmek. Yani Sarı mehmet kar payı olarak yeterinden
fazla kazanç elde edebiliyordu.
Ay ile Konuşan Adam
Şimdi.... Şimdi... Đçler acısı bir eğitim merkezi. Kurs odaları var. Masalar var,
sandalyeler var. bilgisayarlar için her türlü kablo düzeni ve kablolar hazır. En
önemlisi her akşamı dolduracak kadar öğrenci kaydı var ve eğitimler başka
firmalardan kiralanan eğitim sınıflarında halen devam ediyor. Ama Bilgisayarlar yok.
Tahta yok. Yansıtıcı yok. Koridorda her şey çok gösterişli. ama kahve yok. BEM
Elektronik bölümü her an bilgisayar satışı yapabilir. ama içi bomboş. dört duvar
sadece bir kaç oraya buraya atılmış karton kutu.
Pekiyi bütün bunlara sebep ne? Avni bu soruları yerde oturduğu halde kendi kendine
soracakken içeri Alptuğ ve Dinçer geldi. Selamlarştılar kucaklaştılar. hep birlikte
sınıfların kapısından içeri girmeden baktılar. <<Dinçer Bilgisayarlar halen gelmedi.
Yarın telefonla sormak lazım.>> dedi. Avni <<Evet gayet boş gözüküyor>> diyerek
ekledi. havadan sudan konuştuktan sonra. Avninin masasının üzerinde duran
postaları. Birlikte açmaya başladılar. yapılacak iç çoktu. Nede olsa bir haftadır büroda
kimse yoktu. Gelen mektuplarda neler yoktu ki. Yeni dönem kurslara kayıt olmak
isteyenler. Yıllık eğitim planı ve broşürü isteyen dernekler. Bir kaç Fatura. Bu arada
Dinçer Bilgisayarları ısmarladıklar firmadan gelen mektubu okuyordu.
- Dinçer "Avni ağabey baksana bir problem daha çıkıyor. Adamlar okul için
ısmarladığım bilgisayarları ya peşin fiyatla, yada fuara yolladıkları bilgisayarlar ile
diğer tecizatın tesliminden sonra üç taksitin ilkinin ödemesi koşuluyla yollayacaklarını
bildirmişler"
- Avni "Đyi ya işte nasıl olsa Mehmet yarın gelecek minübüsün de geri teslim edilmeşi
yerekiyor onlarada malzemelerini bırakıp bilgisayarları alırız. Problem nerde"
- Dinçer "Tamamda benim bildiğim kadarı ile okul bilgisayarlarını 30 gün vadeli olarak
fatura karşılığı aldık. Türkiyeye giden mallarında zaten sigortası var, bana gelen mu
mektup normal gelmedi işin içinde bir bit yeniği var gibime geliyor."
- Avni "Neyse bunları yarın yada salı günü Mehmet geldiğinde konuşuruz nasıl olsa
AŞ meselesi kalmadı bankadaki paraların çözülüp işleme girmesi gerekiyor. Yani bu
hafta Firma kurulmalı. Şayet firmayı kurarsak, kurduğumuz gün bütün faturaları
ödeyip faliyete geçmemiz lazım. Mehmetin hesabına yatan öğrencilerin
ödeneklerinide düşünürsek. Durum o kadar da kötü değil. Tamam biliyorum başından
beri firmanın bütün gelirleri firmaya yatmalıydı ama bu konuda bizlerde pek fazla
üzerinde durmadık. Zaten bu gün muhasebe durumunu çözemeyeceğiz. Kayıtlarda
neyin nekadar olduğu belli. Gelin biz en iyisi bu gün bir senelik eğitim planıyla beş
senelik bütçe planı yapalım."
Üçü bir arada yıllık eğitim planı ve beş senelik bütçe planını yapmaya koyuldular.
yaptıkları işin taslağını hazırlayacaklar Mehmetin gelmesiyle birlikte. Firmayı kurup
Mehmetin getirdiği finanz danışmanına sunacaklar ve gerekirse banka kredisi
alacaklardı. Bu işten en çok Alptuğ seviniyordu. Mehmet geri geldiğinde ona borç
olarak verdiği yirmibin frangı alacak firmaya yatırılan diğer yirmibin frang ise kar payı
olarak işlenecek, bu sayede onunda kar payı artacaktı. Bu durumda hepsi eşit olmuş
olacaklardı. ve artık şayet Mehmette yüzde ellinin fazlasını getirirse o zaman gene
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
255/359
patron olmaya hak kazanacaktı. Gerçi Memedin patronluk havalarına girmesi pek hoş
olmuyordu, genede umutları zamanla bu konulardada eşitlik sağlanacağındaydı.
Yapılan Eğitim planına göre haftanın üç gecesi kendi lokallerinde, cumartesi ve pazar
günleri, diğer derneklerin lokallerinde kurslar verilecek bu sayede her dördüde
isviçrenin ayrı ayrı köşesinde eğitime katılarak çalışmış olacaklardı. Hafta arasında
olan kurslarlada Avni ilgilenecekti. Halen Alptuğ , Dinçer ve Memed başka firmalarda
çalışmaktaydılar. Gene yapılan bu plana göre en az altı ay sonra ilk kez öğrencilerinin
devletçe tanınan sertifikalarını alabilmeleri için yapılan sınavlara hazırlayabilecekler.
Bundan sonra Hr. Lercherin sorumlu olduğu SIZ imtihanları çercevesinde altı aylık
dönemler olarak öğrenci kayıtlarına başlayacaklardı. Avni kursları almanca olarak
gündüzleri isviçrelilere. boş kalan günlerdede bilgisayar sınıflarını özel firmalara
kiralanması için girişimlerde bulunacak, BEM in her dakikasından faydalanacakları, bir
Firma haline getireceklerdi.
Hesaplar ve planlarla geçirdikleri bu pazar günü akşamı, Memedin geldiği gün tekrar
bir araya gelmek üzere ayrıldılar. Avni ablasına ordan da Ağabeyine gitti. ballandıra
ballandır fuarı' türkiyedeki şanslarını onlara anlattı. Ablasında istanbuldaki
eniştesinide arayarak bilgilendirdi. Akşam yemeğinden sonra evine döndü. Folklordaki
durumu sormak için dernek başkanını telefonla aradı. Folklor grubu halen Avni
abilerini bekliyordu. Pazara gitmek için söz verdi. Memed Pazargünleride avusturya
sınırına yakınlarında olan köydeki türk derneğinede kurs veriyordu ama bu Avniyi
etkilemiyordu nede olsa Pazarları Avninin folkloru ve tek boş günüydü bunuda herkez
biliyordu Avni için folklorün nekadar önemli olduğunu. Avni düne nazaran daha
huzurlu bir şekilde yatmaya hazırlanıyordu. Bir ara telefon defterini kurcaladı.
<<Acaba semiyi arasammı>> diye düşündü. Ama ne gereyi varki. <<Neden beni
aradın?>> diye bir soru ile karşılaşırsa ne cevap verecekti.
Avninin hayatı herzamanki gibi erken kalkma ile geç yatma arasında BEM e gidip
gelerek geçecek olan bir hafta olarak başlamıştı. Avni BEM in ofisine geldiğinde,
gelen giden telefonlar, mektuplar, ve hazırlanan kurs kitapları arasında yoğun bir
pazartesi olarak başlamıştı. Cumartesi ve Pazarkurslarının yapıldığı derneklerden
gelen sikayetleri not alan Avni, her yeni duyduğu kelime karşısında dona kalıyordu.
bir sürü şikayetler geliyordu. Aslında, Dernek eğitimleri Memedin eski firması
zamanında başladığı için, pek BEMi alakadar etmiyordu. Ama Avni mexburen herşeyi
not alıp Memede iletmesi gerekiyordu. Bütün pazartesi Memedten bir haber çıkmadı.
Salı günüde Memedten haber yoktu. Salı akşamı Dinçer büoya uğrayarak Memedten
haber varmı diye sordu. Ayrıca Dinçer Alptuğla birlikte çarşamba günü toplanmaları
gerektiğini söyledi. çarşamba günüde Memedten haber çıkmadı.
Çarşamba akşamı BEM'çiler toplandı.
Memed gene yoktu. bu sayede ilk soru yanıtlanmış oldu. Çarşamba akşamları, BEM
ortakları rutin olarak toplanırlardı. akşam saat 19.00 gibi telefon çaldı. <<Halo ben
BEM türkiye şubesinden sekreter Banu, sizi Memed beyle bağlıyorum.>> Dinçer,
Alptuğ ve Avni şaşırmışlardı. Avni telefonun hoperlörünü açtığı için hepsi duymuştu
bu telefondaki sesin. <<BEM'in türkiye şubesinden Banu>> dediğini. -- Hoş geldin..
Bayram namazına... Buda kim abi ya birde Banu çıktı başımıza.....
Ay ile Konuşan Adam
En sonunda bey telefonda. Memed telefonda gayet iyi bir ses tonuyla bilgilendirici
bir sesle..
- Memed "Đyi akşamlar çocuklar ben Memed. Gemiyi kaçırdığım için ancak haftaya
gelebileceğim bilgilendireyim dedim. Ayrıca, yarın Obisten 40 Adet bilgisayar alınacak
ve gümrüğe teslim edilecek. Biz onları burdan gümrükten alacağız. Hepsini sattım
hemde yüze 60 bir kâr la"
- Dinçer "Memed ağabey Obis bize peşin olmaksızın yada sende olan fuarda
kullandığımız malları geri iade etmeksizin mal vermiyor."
- Memed "Bak Dinçer çiğim sorun değil O zaman okuldakileri tekrar paketleyin
yollayın. Gelince okula yenilerini alırız."
- Avni "Hangi bilgisayarları eski sharp'larımı?"
- Memed "hayır Yenilerini. Obisten alınanları"
- Dinçer "Memed ağabey dedimya Obis bize peşin olmaksızın malzeme vermiyor diye"
- Memed "Sebebini anlamadım neden ama, o zaman Dinçer benim masamda
Hamiline yazılı bir Senet var. 90 gün vadeli onu doldurun ve verin o zaman yollarlar.
Bende kısmetse cumartesi günü yola çıkıyorum gelince diğer konuları hallederiz.
- Avni " Tamam oldu o zaman biz seni yarın ararız telefon numarasını
bırakabilirmisin."
- Memed "Tamam yazın 0256 655 25 52, Burası BEM in türkiye şubesi. Ben alel acele
firma kurmak zorunda kaldım siparişler epey yoğun bu sebepten dolayıda zaten
gemiyi kaçırdım. Keşke araba ve malzemeler benim adıma kayıtlı olmasalardı gemiye
koyardım siz italyadan alırdınız."
- Avni " Eh o zaman hayırlı olsun başka ne diyelim, yalnız unutmadan. Derneklerden
kurslar alehine şikayetler var Lichtensteine 3 haftadır gidilmiyormuş."
- Memed "Ha avni doğru bir zahmet Lichten steinla Basel i de sen bir kaç hafta idare
edebilirmisin? Nerde kaldıklarını kendileri biliyor. Dernek lerin adreslerinide gene
çekmecemden bulabilirsin."
- Avni "Tamam ozaman sen sağlacakla gelde yeni kurs planlamasına göre ayarlarız. "
Memed Telefonu kapatmıştı. Bizimkiler dakikalarca konuşmadılar. Akıllarından
Nerden çıktı bu firma diye geçiriyorlardı.
- Dinçer "Arkadaşlar ben gene anlayamıyorum. Obis bana bu gün aradığımda, BEM in
hiç bir şekilde problemi olmadığını, sadece ortaklarından biri ile finasproblemleri
olduğunu. Bu sebepten dolayı en fazla yüzbin Frank fatura yapabileceklerini. daha
fazlasını peşin olarak almalarının gerektiğini söyledi. onlara merkezden gelen talimat
böyleymiş."
- Alptuğ "Nedemek oluyor bu biz topu topu 20Bin franklık bilgisayar sparişi yaptık. O
zaman limitimiz daha var."
- Dinçer " Bizim bilgilerimiz doğrultusunda evet, Ama Memed 40 bilgisayar ve diğer
bir sürü bilgisayar malzemesi ısmarlamış. Bunlar Avusturya üzerinden direk türkiyeye
yollanacakmış. Ve en önemli konu tüm sparişler BEM Elektronik adına yapılmış
Memed ağabeyin talimatıyla."
- Avni "Durun biraz... Yani BEM'in okulunun nerdeyse 100Bin Fr. borcu var. Birde
100Bin frank bilgisayar sparişi. en önemlisi bütün bu sparişlerden bizlerden kimin
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
257/359
haberi var? yoksa sizlere söyledide bana mı söylemediniz? Kimin haberi var bütün
bunlardan. Ben derimki. Memed isviçreye gelmeli, oturup bir güzel hesaplar
yapılmalı. Firmaya olan borcunu artı bizlerin yatırdığı sözüm ona kilitli hesapta duran
paralar firmaya yani BEM e aktarılmalı son iki ayda sizlerden aldığı ve derneklere olan
şahsi borçları ödemeli, ondan sonra senet menet ne yapacaksa yapsın. Kime ne
satacaksa satsın. Bütün bu olan bitenleri tekrardan gözden gecirmeliz.
- Dinçer "Ben Avni ye katılıyorum sen nedersin Alptuğ "
- Alptuğ " Evet en doğrusuda bu olur zaten benide zor durumda bıraktı söz verdiği
gibi bana olan borcunu gecen hafta ödemeliydi, Bu gidişle bankalarla başımız belaya
girecek."
Sarı Memed'in Đsviçreye Dönmeli......
Herşeye rağmen Perşembe günü Dinçer izin alarak, Avni ile birlikte Obise gittiler,
yanlarında Senetide götürdüler. Aslında bir gün öncesi konuşulduğu gibi sadece peşin
para karşılığında verilecek olan mallar, ve şube yönetmeninin bizimkiler güvenme
doğrultusunda olan iyimserliği doğrultusunda değişti ve Obis BEM e ait olan nerden
geldiği bilinmeyen Senedi kabul etti. Fakat şube şefide aman çocuklar dikkat edin 90
günde ödenmeli yoksa isviçre yasalarına göre yedi sene hapis cezası var. demeyide
ihmal etmedi. Sarı Memed Senede BEM Elektronik yazarak ve kaşde kullandığı için
ikinci imza gerekiyordu. BEM Elektroniğin idare amiri Dinçer olduğundan o da imza
atmak zorunda kaldı. 40 Bilgisayarı orada kontrol ettiler ve spariş Avusturyaya
yollanıldı Daha ertesi gün istanbul gümrüğüne teslim edilecekti. Memed beyin
talimatına göre uçakla transport edilecekti. Ellerindeki senet alınan malın sadece
yarısını karşılıyordu. Dinçer ve Avni dün Memedle yaptıkları telefon görüşmesinide
anımsayarak. Malların gümrükten para ödenmesi karşılığında alınması üzerine talimat
verdiler. Ismarladığı malların hepsini, sattığını söyledimiş ve kaporo aldığınıda
belirtmişti. sorun olmamalıydı.
Cumartesi günü Avni Dinçerle birlikte Basel'e Bilgisayar kursları için gittiler. Burası Bir
Mescid lokaliydi. Kurs arasında ezan okundu, hep birlikte namaza oturdular. ikindi
namazından sonra kurs devam etti. Aslında Ne Avni nede Dinçer böyle bir
uygulamaya alışık değildiler. Hatta hoşlarına bile gitti, öyle ya isviçrenin her yerinde
mescid yoktu hem senelerdir isviçrede hiç ezan sesi duymamışlardı.. Kurstan sonra
yöneticilerle bir araya geldiklerinde. Hemen hemen yöneticilerden hepsi Memedin
uygulamalarına ve methodlarına karşıydılar, BEM in eğitim planlarını kendileri için
daha uygun olduğunu, bir seneden fazla Memedbeyde kurs yaptıklarını ama
Çalıştıkları yerlerde Memedbeyin verdiği sertifikaları tanınmadığını anlattılar, tam
dışarı çıkacaklarken, geçlerden birisi yanlarına geldi, Başkanın çağırdığını söyledi. Avni
ve Dinçer Mescid başkanının bürosuna gittiler. Başkan enteresan bir kişiydi, sürekli
dişlerini sıkarak konuşan başını sağa sola doğru tik sel hareketlerle oynatan tam
tamına 2. şube memurlarını andıran bir kişiydi. sonradan öğrendiklerine göre bu
mescid sağ tarafın aşırı tutuculuğunu yapan bir mesciddi. Başkan Memed beye
iletilmesine yönelik ama genede ithar ve tehtid dolu mesajlar veriyordu. Anlaşılan
Memed sözleşmeye uymamış, Kurs aidatlarını peşin istediği halde üç aydır kurs
lokalinin kirasını vermemişti. Başkan bizimkilerini gözünün tuttuğunu ama Memedle
yapılan işlerde daha akıllıca davranmaları gerektiğini de ekledi. Dönüş yoluna
Ay ile Konuşan Adam
çıktıklarında Avni ve Dinçer aslında çok büyük bir çıkmazın içinde olduklarını
seziyorlar ama çıkış yolunuda henüz bulabilmiş değillerdi. Neyapabileceklerini konuşa
konuşa geldiler. Bir ara Dinçer,
- "Avni ağabey kurs defterlerini gördünmü bunlar bizim kitaplar yani BEM'in senin
yazdığın. Memed bunları kendi özel kurslarında nezamandır kullanıyorki. Hem
bunların ödemeleri Memedin kontosuna gidiyor sakın ha kira borcunu falan
üstlenmeyelim"
..... Akşam Avni eve geldiğinde başı ağrıyordu.
Pazar günü Avni Lichtensteina gidecekti ordada Memedin katılmadığı bu sefer BEM'in
kursları vardı bir hafta daha erteleyemezlerdi. Fakat söz vermişti folklorada gidecekti.
Sabah saat 09.00 da folklorda olacak saat 13.00 da ise lichtensteina yani 160Kmlik
yol yapacaktı. Avni içinden <<Dayan Maviş >> dedi.
Avni folklora geldiğinde çocuların hepsi neşeliydi Avniyi gene görebilmişler ve onunla
çalışabilecekleri için. Ve Semide gelmişti. evet gerçektende Semide ordaydı. Semi bir
ara Avninin yanına geldi. Merhabalaştılar. Avni onu tekrar görmekten mutlu olduğunu
söyledi. Semide <<Bende>> diyerek tastikledi. Bir ara, mola verdiklerinde Seminin
babasıylada Avni konuştu. Bilgisayar kurslarından falan bahsetti. Türkiyedeki fuardan
anlattı. Folklorü bu sebeplerden dolayı bir parça boşladığını kabul etti. Seminin
babasıda futbol derneğinin başkanıydı. Onlarda bilgisayar kursu planlıyorlardı. Bunu
BEM üstlenmeliydi. Avni görüşelim dedi. Bu akşam Lichten stein dönüşünde Avni
Seminin babasının derneğine gidebilirdi nede olsa aynı yolun üzerindeydi. Tam Bu
sırada Semi Avni kurslara bende gelmek istiyorum dedi. Seminin babasıda toplantı
olduğu için o gün erken gitmek zorundaydı ve Semi trenle geri dönecekti. Avni
cesaretini toplayarak Sert tavırları olan aslında Avninin çekindiği Seminin babasına
<<Đsterseniz Semi folklor çıkışında benimle Lichtenstein a gelsin. Kurs 13.00 de
başlayacal 16.00 da bitecek. ordan sizin oraya gelmemiz sanırsam 17.30 olur. Bu
teklife Semi sevinçli hareketlerle, Babası ise tamam makul saat 18.00 dede ben
yönetim kurulunu toplarım dedi.
Semi ile Avninin görüşemedikleri nerdeyse koca bir sene olmuştu.
Folklor sonrası Mavişe binerek Lichtensteina gittiler. Yolda sadece Avni BEM den ve
Problemlerinden anlattı. Kendi haklarında tek bir söz etmediler. Kurs bitiminde
Bodensee tarafında göle manzaralı bir yerde mola vererek birşeyler yediler. Gene
Avni ağzını açıp tek laf yapmadı aslında Muştiyi sormak istiyordu. Semide tek bir söz
etmedi. çok rahat görünüyor. Gölü seyrederlerken. hatta Avninin koluna giriyor,
başını omuzuna dayıyordu. Akşam üzeri Avni Seminin babasının lokaline gittiğinde
yönetim kuruluna BEM eğitimini anlattı. Diploma şartların sürecini, fiyatlarını.
Başlama günü için dernek araaştırma yapacak ve BEM e bildirecekti.
Seminin babası Avniyi akşam yemeğine evine davet etti. Avni yolu bilmediği için Semi
ile önden eve gittiler. Semi gene çok sevecen ve gülümser yüzüyle Avniyi dinliyordu.
Avni Semiyi daha henüz hiç kızgın yada sinirli görmemişti. Đçeri girdiklerinde Seminin
yeni evlenmiş olan ablası ve enişteside ordaydı. Avniyle tanıştılar. Seminin Eniştesi
türkiyede öğretmen yüksek okulunu bitirmiş, türkiyenin çeşitli yörelerinde
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
259/359
öğretmenlik yaptıktan sonra evlenmiş buralara kadar gelmiş, saygı değer bir kişiydi.
Aslında mizah anlayışıda Avninin mizah anlayışına uyuyordu kanları hemen ısını verdi.
Avni O gece kendini gerçektende kendi evinde gibi rahat ve huzurlu hissetti. Aslında
başka türlü hissetmesinede gerek yoktu. Gerçektende Sevdiği kızın eviydi burası.
Seminin ailesiyle sonuçta 2 yıldır tanışıyorlardı. Avninin yabancılık çekmesini
gerektiren birşey yoktu ortada. Hoş gerçi Folklor eğitmeni olarak ama sonuçta
yabancı değildi. Akşam yemeği hazırlandı Seminin babasını beklediler. Avni kendi
kendine Acaba Muşti çıkıp gelirmi diye düşündü. Ama aslında Efe görünümlü bir
vuruşta dağları yıkacak olan bu adamın böyle bir şeye nasıl müsade edeceğinide pek
anlayamıyordu. Avni için bu akşam, isviçrede yaşadığı süreç içinde nerdeyse ilk
denilebilecek huzurlu bir aile ortamında yemek yemesi oluyordu. Semi Masanın
mutfağa yakın tarafında oturuyor, ne lazımsa koşup getiriyor, ve her seferinde
Avniye, o sempatik gülümsemesiyle bakıyordu.
Seminin babasının gelmesiyle ardından Seminin annesinin <<Nerde Kaldın?>>
sorulu bakışlarından sonra sofraya oturuldu. Yemek arasında Avni gene gülümsüyor,
konuşuyor, anlatıyordu ama kendisininde farkettiği bir konuyu Seminin Ablası daha
evel farketti.
- Avni sen çok değişmişsin! Bilmem ama sanki şimdi çok daha ciddi ve düşüncelisin
ne oldu?>> diye sordu. Bu sorunun üzerine masaya bir sessizlik çöktü. Avni uzun
süre durakladı. ağzındaki lokmayı bitirdi. Peçeteyle dudaklarını sildi. Yutkundu. --- Abi
şimdi nerden başlayacak anlatmaya? semidenmi? izmirli fıstıktanmı, BEM'den mi?
işsiz kaldığından daha doğrusu maaşsızlıktanmı? Belkide birtanesinden?...
- "Aslında sanırsam bende büyük bir değişiklik yok. Bizim firmanın gidiş hattı pek
belli değil. Örneğin ortaklarımızdan biri, işler çeviriyor haberimiz olmuyor, Türkiyeye
gittik geldik bir sürü problemler vs. çıktı karşımıza. Anlayacağınız kafam bir sürü
cevap bulunması gereken soru ile yüklü sanırsam bundan dolayı bir parça sakin
görünüyorum."
Avni tam kafamda çözülmesi gereken bir sürü sor var derken, Semi ile göz göze
geldiler, Semi gayri ihtiyari gülümsedi ve başını öne eğdi. Sanki Semi olan bitenden
kendisininde bir parça suçlu olduğunu hissetmişti. Hem nasıl hissetmesinki Avni
Semiye öyle bir bakış bakmıştıki altında sanki koca bir hayat hikayesinin getirdiği
sorular yatıyordu. Hoş Seminin ablası aptal değilya oda bağzı olayları sezebiliyordu
Semi ile Avninin arasında esen elektrik dalgalarını .. --- Abi aralarında oturuyordur da
ondan hani derlerya kapı arasında durma ceyran çarpar diye.....
Bu ara anlatılanları dinleyen Seminin babası, Avniye
- "Bak Avni ben sadece seni tanırım. Biz bugün yönetim kurulundada aynı konuyu
konuştuk. BEM senin adına kurulu bir firma. Yani ilavesinde, senin soyadın yazılı. Bu
da bize ve diğer öğrenci ve müşterilere karşı seni sorumlu tutar. BEM vs. zamanla
unutulur senin ismin kalır. Bu sebeple ortaklarını çok iyi tanı ve faka basma. Firmanın
verilen sözleri senden sorulur, firma adına kim söz vermiş olursa olsun sorumlu olan
sensin."
Avni kısaca
- "Evet biliyorum beni yoranda aslında bu!"
diyebildi konunun daha fazla büyümesini istemiyordu, aslında. Kim bilir belki Avni
ilerde bu ailenin içine girecekti. Avninin ne kadar aptalca davrandığını bilmeleri işine
gelmiyordu. Seminin babası devam etti.
Ay ile Konuşan Adam
- "Bak avni ben başkalarını tanımam ama izmir esnafının belirli özellikleri vardır.
mesela dükkanlarına girince muhakkak birşey almalısın. yada elini verirsin, seni
yutarlar. Yada daha içerdeyken senin kim olduğunu unuttururlar. Yani izmirde iş
yapmak her kişinin harcı değildir"
- "Desenize boşuna gavur izmir dememişler"
bu lafın üzerine hepsi gülüştü. Aslında işin mizahı buydu ama Maasadakilerin hepsi
çok iyi biliyorduki Đzmir harika bir şehir. Nede olsa hepsi oraya yakın yaşıyorlar. ayrıca
insanları türkiye geneline nazaran daha iyimser daha cana yakın. daha ileri görüşlü.
Ama bir kere esnafları yüzünden adları çıkmış bu lafın anlamıda eskiden izmirde
yapılan ticaretin çoğu rum yada Musevi vatandaşlarla yapılırmış o zamanlarda ağzı
yananlar bu lakabı takmışlar izmire.
Yemek faslından sonra çav kahve ve pastalar yenildi saatin ilerlemesiyle birlikte Avni
kalktı. Eve doğru yola cıktı kapıda herkezle vedalaştı semi ilede vedalaştı. Semiye
- "Belki pazarları artık folklora bir süre gelemeyeceğim bu sebepten dolayı sık
görüşemeyeceğiz bizim Sarı Memedin ne zaman geleceğine bağlı bu gün gördün ne
kadar yorucu oluyor, kendine iyi bak!"
diyebilmişti, Kapıdan cıktıktan sonra binanın soltarafına doğru gitmesi gerekiyordu
araba binanın solundaki park yerindeydi. Gece karanlıktı. Ay vardı ama bulut
tarafından kapanmıştı her ne kadar parçalı bulutlu olsa bile genede etraf karanlıktı.
Avni tam sol duvardan dönerek evin arka cephesine gelmiştiki birden Arkadan tahta
bir kapı açıldı. Gelen semiydi, Birlikte arabaya doğru gittiler Semi çok heyecanlı ve
kıpır kıpır görünüyordu. Avni içinden kendi kendine <<Đstermisim simdi muşti buna
evlenme teklifi etmiş olsun bunu anlatmak için bu kadar heyecanklı olsun>> diye
düşündü. Arabaya kadar geldiler Avni Mavişin kapısını açtı içine oturdu Semi gene
heyecanlı heyecanlı yukarı evlerinin penceresine doğru baktı. Tam Avni iyi geceler
diyecekken Semi birden eğildi Avninin dudaklarına tek bir öpücük dokundurdu,
yanagını okşadı
- "Kendine iyi bak bana daha lazımsın!"
dedi, Avni şaşırdı sadece
- "Sende bana"
diyebildi arabayı çalıştırdı gaza bastı. Avni köşeyi dönerken Semi hala arkasından
heyecanla el sallıyordu. Avni gök yüzünde bir den bulutların dağılıp Ay ışığının ortaya
çıktığını hissetti. Semilerin oturduğu yer gerçekten çok geniş bir Vadiyi kapsıyordu ve
ilerdeki dağlar isviçrenin sessizliğinde sanki Ay ışığının dağlardan gelen yankılarını
Avni işitir gibi oluyordu.
Tırmanışlar ve Đnişler...
Avninin önünde zürihe giden otoban çıkabilmesi için, Semilerin oturduğu vadiyi
otobandan ayıran virajlı dağlık yol vardı. Bu yolun en güzel yanı Maviş ile virajları
tırmanmak olacaktı. Aslında bu tırmanış ve inişler Avninin bir bakıma hayatını
anlatıyordu. Gök yüzünde Ay tam olarak pırıldıyor bir kaç yıldız gene Avniye
gülümsüyordu. Avni çok surhatli olarak sanki kaçargibi virajları tırmanmaya başladı
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
261/359
camı bir parça aralıktı. Dışarda Mavişin lastiklerinin virajlardaki cıvıldısı
duyuluyoryordu. Avni nerdeyse tepeye varmıştı. Yamacı aşabilmesi için Avninin
önünde tek bir Viraj kalmıştı. Bu virajdan sonra Semilerin Vadisinden ayrılmış
olacaktı. Birden son virajın soltarafında, 300m ilerde Avninin gözüne, uçurum
tarafındaki bir park alanı belirdi.
Avni ani bir hareketle bu park yerinde durdu. Maviş asfalttan toprak zemine
girmesiyle Avninin aniden direksiyonu kıvırıp elfrenine asılmasından epey zorlanmış
nerdeyse Avni içinde olduğu halde uçurumdan uçarak, bu vesile ilede Avninin bütün
sorunlarına çözüm getirecekti.
Ama olmadı yamacın yanında durdu. Avni inmek için kapıyı açtığında olanların
farkında bile değildi. Mavişin hışımla girdiği toprak zeminde yönü değişmiş araba 180
derece dönmüş burnu geldikleri yöne bakıyordu. Avninin buda pek umrunda değildi.
Aslında Avninin yanında başka birisi oturuyor olsa zaten arabadan inerken uçuruma
düşerdi. Mavişin sol yanı ile uçurumu ayıran parmaklıklar arasında sadece beş yada
on santimetre vardı.
Avni <<Şansa bak istesem böyle park edemem!>> dedi ve sırıttı. Avni için sadece
"şu an" yani içinde yaşadığı zaman süreci önemliydi.
Karşısında sadece parça parça havada yüzüşen bulutlar, uzaktaki dağların zirveleri
bir kaç pırıldıyan yıldız ve Ay gözüküyordu. Avninin bulunduğu yerin yüksekliği ve
uzakta alçakta olan ay Avniye sanki Ayın seviyesinde havada uçuyor hissi veriyordu.
Avni Yamacın yanına gelipte aşağıya baktığında Semilerin Vadisinden 700 ile 800
metre yüksekte olduğunu farketti. Çok uzaklardan Seminin köyünü ve hatta onların
evini görebiliyordu. Bulunduğu yerin yakınlarında yolun dağ tarafından, çan sesleri
geliyordu. Gece yarısı dışarda uyuklayan isviçrenin mutlu Lila inekleri. Avninin mavişle
yaptığı manevradan pek hoşlanmamışlar, anlaşılan huzursuz olmuşlardıki hepsi
ayaklanmış, simdide yatacak başka yer arıyorlardı. --- Bana sorarsan inekler artık Lila
değil korkudan mosmor olmuşlardır. he. he.he... Etrafta tek bir bina yada ev
yoktu. Sadece ineklerin tellerle çevrili otlağı, yol ve mavişin motorundan gelen
genleşen Metalin çıkarttığı çıt çıt çıt sesler uzaktan öten uhu kuşlarının uhultusu. Yani
aslında inekler ve Avni.
Avni bulunduğu yerin ne kadar güzel olduğunu düşündü.
Ayın pırıltısı arasında avni kendi yıldızını aradı. ve buldu. Aslında Avni hem aya hemde
yıldızlara küskündü. Onlara O kadar yalvarmış o kadar yalvarmıştıki birtanesine haber
götürsünler diye bu güne kadar bir şey olmamış. Bunun tersine Belkide onlar Semiyi
getirmişlerdi. Aslında Avni kendi kendine gene alay ediyordu. Biliyorduki insan
allahtan bir şeyi tüm kalbiyle isterse olur. Önemli olan istenilenin başkalarına kötülük
yada sadece kendine özel bir istek olmasın. Nede olsa allaha inanmak herşeyden
önce gelir.
Avni uçurum tarafında duran Mavişin tavanına sağ ayağını kaldırdı. Arabanın üzerine
koydu. elleri ile ayak bileğini tuttu Başını dizine koyarak bacağının üzerine yattı. Bu
pozisyonda Avni kendisini yalnız hissetmiyordu. Masada geçen konuşmaları
kafasından geçirdi. Avni esasında Seminin babasının anlattıklarını biliyordu. Firma
başlarından geçen bir sürü kurulum problemlerinden sonra dört ortak olarak
kurulmuştu ama, Avninin soyadı hep ön plandaydı. aynı Obisin seneti kabul
etmesindeki sebepte Avninin adı firmanın ilavesi olmasydı. Avni artık yavaş yavaş
Ay ile Konuşan Adam
idrak ediyordu. şimdi daha iyi anlıyordu neden Sarı Memed Avninin yaşgününü
bahane ederek onun isminin firmaya verilmiş olabileceğini. Öyle ya ben hep patronun
diyen bir insanın kurulacak firmaya başkasının ismini verdirmesi. Şimdi Avniye bu
hareket ve Firmanın AŞ olamaması çok komik geliyordu. Pekiyi şimdi ne olacak. Şayet
firma kötü giderde bir sürü borç harç ve en kötüsü öğrenciler onlara dolandırıcı gözü
ile bakarlarsa ne olacak. Avni nasıl ve hangi yüzle Semiyi babasından isteyebilecekti.
Başka bir değişle ne olursa olsun Kursiyerlerin kurslarının bitirilmesi ilk etapta
yapılması gereken işti. Diğer kazanç yolları kapansa bile, nitekim Sarı Memedin
türkiyede ne amaçla firma kurduğu bile belli değildi. Hem türkiyedeki firmanın başına
kim geçecekti. Kim yönetecekti Avni görünüşe göre eğitimle ilgilenen tek insandı. Sarı
Memed ha bire yeni olanak aramak peşindeydi Dinçer daha çok Satışla ilgileniyor
Alptuğ ise teknikle. Aslında bizim dört kişininde iş dağılımları optimaldı. Birde Sarı
Memed arada bir problem yapmasa ne kadar güzel olacaktı. Đsviçreye geleceği ilk
gün onunla oturup konuşulması gerekiyor maddi problemlerin acilen çözülmesi
gerekiyordu. Aslında Keşke yeni eğitim binasına daha geçmeselerdi. Eski kiraladıkları
yerde kalsalardı aylık 600fr. lık kirayı cepten karşılayabilir ve başka masraf
yapmaksızın, kursları bitirebilirlerdi. Nerden de Sarı Memedin planlarına uyup ayda
6500Fr. olan bu binanın külfetine girmişlerdi. Gerçi çıkış verseler 3 ay içinde
kurtulurlardı, ama esasında kurtulmakta isteyen yoktu.
Uçurumun alt kesimlerinden gelen bir pırıltı, avniyi bir an olsun düşüncelerinden
böldü. Semilerin evinin oradan bir araba çıkıyordu, anlaşılan Ablaları evine gidiyordu.
Avni Semiyi düşündü onun O gülümseyen heyecanlı yüzünü görür gibi oldu. Acaba
burda herzaman bekleyip muşti Semi ilişkisini gözetlesemmi diye düşündü. Sonra
<<Saçma>> diyerek düşüncesini bozdu. Öyle ya şimdi Semi olayı bu sefer Avni
yüzünden bozulacaktı. Firma vs. bir sürü problemlerden dolayı Semiye soğuk
davranmak zorundaydı. Belki bu karar sonuöçta Semininde nikahını uzaktan
seyretmek zorunda bırakacaktı Avniyi, genede böyle yapmalıydı. Prensiplerine aykırı
geliyordu. Başına bir sürü problem açmış elindeki avcundaki birikimlerini BEM için
harcamış cebinde sadece on frank parası olan bir insandı. benzin bitse alamayacaktı.
genede savaşmayı bırakmamalıydı. Pazartesi günü okurken çalıştığı Taxi firmasına
gidecek gene taxi kullanacaktı. Bir yerlerden para kazanması gerekiyordu. Başka
yapacak iş yoktu. Hemde Sarı Memed gelipte BEM'nAvniye olan maaş borçlerını
ödese bile ileri görüşlü olup ek kazanç yapmalıydı Avni.
Kendi Kendine düşüncelere takılıp kalmış olan Avni birden sağ bacağında bir
uyuşukluk ve üşüdüğünü hissetti saate baktığında nerdeyse 45 dakikadır bu
pozisyonda düşüncelere dalmıştı. Parmak uçlarını hissedemiyordu. Doğruldu yavaşça
ayağını aşağı aldı. Ayağı gerçekten uyuşmuştu. Ayağının üzerine basamayan Avni
yere çöktü oturdu. şimdi sanki yürümesini yeni öğrenen bebekler gibi ayaklarını iki
tarafa açmış popsunun üzerine yerde oturuyordu.
Avni bir kaç dakika sonrası kendine geldi. Arabaya bindi, çıktığı Virajlı dağın otoban
tarafından aşağıya indi eve geldiğinde saat on ikiyi geçmişti. Bu arada düşünceleri
kafasında geçen bir sürü <<Acaba?>> soruları Avniye neyi nasıl düşündüğünü
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
263/359
unutturmuş. Kafasında esen fırtınalardan hiç bir sonuç çıkartamaz olmuştu. Aslında
Seminin ona bakışları onu öpmesi bile Avniye <<Geridön mesajı>> vermiyordu.
Daha doğrusu Avni bunu algılayacak durumda değildi. ---- Ya Abi Avni bütün bu
sorunların altından nasıl kalkacak? tüh tamda Semi ile herşey yolunda gidiyormuş gibi
gözükürken? Valla zavallı çocuk.. .
Pazartesi , ve salı günü Alptuğ Avni ve Dinçer firmanın muhasebesini yapmakla
geçirdiler.
ne yaparlarsa yapsınlar, son satın aldıkları bilgisayarları geri verip okul için sıpariş
edilen bilgisayarlarıda geri verseler ortalıkta en azından yüzellibin Frank açık
gözüküyordu. Bu hesabın içinde sadece kurs döneminin sonuna kadar yapılan
masraflar vardı. Öğrencilerin hepsi borçlarını ödemiş ve bizim BEM'cilerin
öğrencilerine Kursları bitirip diploma verme borçları kalmıştı. Bu kurslar bitecekti ve
bitmeliydi, Bu nedenle Sarı Memed gelir gelmez, Bankadaki BEM için açılan Depo
hesabını kapatmalı, kendi borçlarınıda ödeyerek Firmaya Para aktarmalıydı. Durum
bunu gösteriyordu.
Çarşamba günü Avni erkenden büroya geldi. Bir kaç öğrencinin kızgın telefonlarına
cevap verdi. Öğrenciler kızgındı çünki, Sarı Memed onlara derse başlarken yanında
götürmesi gereken Kurs Kitaplarını götürmemişti. Kimseyede haber vermemişti. Avni
dosyaları Perşembe günü posta ile yollayacağına söz verdi. Dosyaların kopyalanması
gerekiyordu. Bunlarıda ancak Hr. Lercher'in ofisinde yapabiliyordu. Hem daha ucuzdu
hemde zaten antlaşmalarına göre Lercher'in kopyalanan Dosyaların sayısını bilmesi
gerekiyordu. Yeni eğitim dosyaları Đsviçre alanında her nekadar türkçe olarak
hazırlanmış olsalarda O'nun lisansı altında dağıtılabiliyordu. Yani Lercher'in Kaşesi
gerekiyordu. Avni mumuneleri alarak 12 Adet dosya hazırlamak için Lercherin
bürosuna geldiğinde, Lerherin sekreterliğini yapan Kızı Avniye beklemesini söyledi.
Avni beklerken. Lercher gelerek Avniden Lisans ücretlerini Peşin ödemesini istedi.
Avni şaşırdı. Böyle bir antlaşma yoktu. Lercher Gelişen olaylardan sonra başka türlü
olamayacağını bildirdi. Avni Kısaca düşündü. Kasada Para yoktu. Avnidede para
yoktu. O zaman iş Kredi kartına kalmıştı. Siz hazırlayın ben bankaya kadar gidiyorum
dedi. Ve çıktı.
Kredi kartının Limitini zorlamak Avninin işine hiç gelmiyordu. Nede olsa bir kaç Aydır
kredi kartları ile yaşıyordu. Ama kasadada Para yoktu. Avni <<Neyse nasıl olsa Bu
gün Memed geliyor>> dedi. Karttan gereken parayı alarak Lerchere ödeme yapma
koşulu ile Kurs dosyalarını aldı. BEM Eğim merkezine geldi. Dosyaları paketledi
adresledi. BEM'in posta kutusunu boşalttı. Posta kutusunda olan Sarı ihbar kağıdını
da alarak postahaneye gitti. Postahaneye vardığında uzun süre kuyrukta beklemek
zorunda kaldı. Ardından Sıra Avniye geldiğinde. Postahanenin elemanının Uster
derneğinin yiğeni olduğunu farketti. Bu kızda çok tatlıydı çok sevecen bakışları vardı.
Avni paketleri uzalttı kız kontrol ederek aldı. Arkasından ihbar kağıdını aldı ve Avniye
bir zarf uzattı. Zarfın içinde...
10 gün içinde ödenmezse iflas makamlarına başvurulacağına dahir yazılmış ve içinde
iki ayında meblası olan Kira makbuzu vardı. Ev sahibi hiçbir şey söylemeden BEM i
ihbar etmişti. Avni aslında şimdi şokun altına girdi. Simdi ne yapacaklardı. Neyse
Avninin aklına <<Nasıl olsa bu akşam Sarı Mehmet burda>> diye düşünce geçti. --Ya Gelmeyse ??.... Đşte şimdi poku yediniz..... << Ya Gelmezse? Ne yaparız biz? >> -
Ay ile Konuşan Adam
-- Onun ben senden önce söyledim bikerem...... Öyleden sonra Avni hep bu
düşüncelerle ve hesaplarla akşamı adeta yor etti Akşam üzeri Dinçer ve Alptuğ
geldiler. Memedi sordular daha yoktu.
Avni bu gün başından geçenleri anlattı hepsini bir ciddiyet aldı. Ne yapacaklardı saat
21'i geçmiş ne Memedin kendisi gelmiş nede telefon gelmişti. Tam acaba türkiyeyi
arasakmı diye düşündükleri anda... Kapı açıldı.
Sarı Memed içeri girdi.
- Memed " Đyi akşamlar millet. Geç kaldım ama ancak geldim." Bizimkiler Nerde
kaldın demeden Memed devam etti.
- Memed "Acelem var hemen gelin arabayı kontrol edin bana her şeyin geldiğine
dahir yazılı makbuz verin hemen yola cıkacağım.
- Avni "Bir dakka geç bir otur şuraya biraz soluklan"
- Dinçer " Evet daha muhasebeye bakmadık."
- Alptuğ " Memed bana olan borcunu getirdinmi? "
Sarı mehmet şaşırmıştı.
- "Ne hesabı yapacaksınız bilmiyorum ama hadi yapın"
dedi. Bunun üzerine masanın etrafına oturdular. Muhasebeyi izmir masraflarını
herşeyi masaya döktüler, Memed ondan hesap sorulmasına bozuluyordu ama
içlerinde oldukları durumlardan dolayıda genelde gerçekleri kabulleniyordu. Tüm
izmir fuarının masrafları hesaba dökülmüş, Her nedense BEM'in türkiye şubesinin,
nasıl ve neden kurulduğuna ve nekadar masrafı olduğuna dahir, ne bir makbuz nede
bir çizelge hesaplara Memed tarafından sunulmuştu. Bu bizim BEMcilere her nekadar
kafalarında soru işareti bıraktıysada Memedden izmir şubesi için tek bir soru
sorulmamıştı. Zaten Memedin izmir fuarı için yaptığı harcamalarda faturasını
gösteremediği on üçbin frang açık vardı. Bu para her nedense 2 Hafta içinde uçmuş
gitmiş olan BEM in kasasına ayit para idi. Diğer öğrenci hesaplarınıda yani
alacaklarını da eklediklerinde Sarı Memedin o güne kadar olan borcu yüz yirmi bin
frangı geçmiş oluyordu. --- Yokya! Ay! inanmıyorum ......
Sarı Memed'e eksik olan türkiye harciratının farkını Elden makbuz yaparak
imzalattılar. Memed Alptuğ ile ertesi günü buluşup parasını ödeyeceğine söz verdi.
Ayrıca gereken parayıda Yarın kendi Banka hesabından BEM in hesabına aktaracaktı.
Sarı Memed kesinlikle depo olarak kullanılan parayı çözmeye taraftar değildi. Çünkü,
bu paralar Şirketleşmek için gerekiyordu. Sarı Memed bankadadki hesabı çözmek
yerine, Đzmirli Sağ holding'ile işleri ilerletim onların Bilgisayar satış noktalarında Obis
satmayı planlıyor şayet bunu gerçekleştirdiği anda, Bankadaki paralarla hemen BEM
Holding kurulmasını planlıyordu. Bankadaki paraları çözmek yerine, Sarı Memed
arabasını feda edip satar ama Depo parasını bozdurmazdı. Zaten Arabasına yüksel
bedel ödeyecek olan birini bulmuş ve Ertesi gün tekrar gemiye yetişebilmek için yola
çıkması gerekiyordu yani arabayı götürüp satacaktı. Paralar depo da kaldıkça. daha
fazla değeri artıyordu bu da firmalar kurulduktan sonra alacakları, kontokorent için
önemliydi.
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
265/359
Ertesi gün Akşamı, Alptuğ geldiğinde Sarı Memedi bulamamış, BEM'in kontosunada
sadece 9bin beşyüz frank yatmıştı. Sarı Mehmette hanımından öğrendiklerine göre.
Memed arabasıyla türkiyeye gitmiş ve hanımınada para lazım olursa BEM e
uğramasını tembih etmiş ne zaman geleceğini de bildirmemişti.
Yapılacak tek bir şey vardı Memedi kontrol etmek ve içlerinde bulundukları ay için
kira ve telefon masrafları için gereken parayı cepten ödeyeceklerdi. Bu da Avninin
gene para alamayacağına işaretti. Avninin kendi evinin kirasını ödemesi için paraya
ihtiyacı vardı. Gelişmeler doğrultusunda Avni ya işsizlik kurumuna başvuracak yada
Taxicilik yapacaktı. Cuma günü bu doğrultuda harakete geçti. Olanbitenleri
öğrencilere, hissettirmeme kararı aldılar.
Bir yandan Memede güvenemiyorlar, bir taraftanda ya doğruysa diye düşünüyorlardı.
Đçlerinde bulundukları durum belkide gerçekten geçiciydi. Belki bir iki aya kalmaz her
şey düzelirdi. Bu kararların alındığında Dinçer ve Alptuğ Türkiyeye malzemeleri
götürmek için kiraladıkları arabayı ve içindeki malzemeleri tek tek aldıkları yerlere
teslim ettiler. AVIS firmasından 5bin franga yakın bir Fatura ile geri geldiler.
Avni işsizlik kurumuna başvurmaya gittiğinde onu yeni problemler bekliyordu. Avnini
15 seneden fazla çalıştığı ve işsizlik sigortası ödediği halde, bu sigortadan
faydalanamıyordu. Çünki firma sahiplerinin böyle bir imkanı yoktu. Yani Sarı Memedin
Avniye attığı kişisel kazıklardan biri de buydu. Sözüm ona Avniye Jest japıp Yaş günü
dolayısı ile Firmanın isminin yanına Avninin soyadını yazdırmasıydı. Şimdi
gerçektende Avni Firmanın Statusel sahibi gözüküyordu Yani BEM Demirkol ve
ortakları. Bunu Avni nasıl farkedememişti. Đşsizlik kurumundan Avninin aldığı bu
cevap karşısındada yapılacak birşey yoktu.
Avni Đşsizlik kurumundan çıktıktan sonra, eskiden çalıştığı Bankaya gitti. Bankadaki
insankaynaklarına haftafa iki üç gün çalışabilmesi için müraccat etti. Ama hiç şans
yoktu bankalar eleman almayı durdurmuşlardı. Bahaneleride körfez savaşı. Burdanda
olumsuz cevap alan Avni eskiden çalıştığı taxi firmasına gitti. Orda işini ayarladı ve
Geceleri taxicilik yapacaktı. işe gece on ikiden sonra başlayacağı için bu BEM deki
işleri aksatmayacaktı. Avni sabah eve gelip on ikiye kadar uyuyacak sonra BEM e
gidecek gece kurslar bittikten sonra tekrar Taxiye giderek disko önlerinde ve
istasyonlarda müşteri kovalayacaktı. En güzel olan ise avni için günlük yeğmiye ile
calışacaktı ve ödemelerini yapabilecekti.
Avninin tekrar işe başladığından bu yana üç hafta geçmişti
Đşler yorucu oluyordu. Halen Mercedesini alıp türkiyeye gitmiş olan Sarı Memedten
haber yoktu. Avniyi üzen olay türkiyedeki şirketin sekreteri Avniyi arayıp Sarı Memed
beyin Telefon masraflarını ve kira vs. büro giderlerini BEM den istemesini talep
etmesini söylediğini ve çıkan tutarın Fax ile BEM e yollayacağını söylemesi Avniyi
bitirmişti adeta. Bu adam Ne yapıyordu? Avni Kıza türkiye ile BEM in hiç bir alakası
olmadığını Sarı Memedin türkiyedeki Firmayı kendi hesabına özel kurduğunu bu
nedenle sorumluluk üstlenemeyeceğini anlatsada Avni genede yıpranmıştı. Bu
Telefondaki kız ve bir kaç elemanda Sarı Memede güvenmiş ve onun yanında Aylardır
çalışmışlardı. Belkide maaşlarını bile alamamışlardı. Avni Kıza Bizim kasamız da da
sadece bir kaç yüz frank kaldı. Bizde çok zor durumdayız, kelimelerini söylerken
nerdeyse ağlayacaktı.
Ay ile Konuşan Adam
Avni eve geldiğinde çok yorgundu ceketini kenera attı biraz sinirli biraz üzgün ve
düşünceli olarak çayını demledi. Mutfakta kuru ekmek kalmıştı bunu çayına batıra
batıra yerken aklından. Nasıl olupta bu durumlara düştüğünü düşündü. Evet yani
nasıl uyumuşlardı Sarı Memedin anlattıklarına nasıl olupta inanmışlardı. Holdingler
kuruluyor Firmalar açılıyordu. Hatta şu anda türkiyede 20Milyona kurulmuş 2 Milyarlık
şirketleri bile vardı. Ama hepsi bir balon, öyle bir balonki şişirilmiş, şişirilmiş,
patlamaya hazır. Son durumlara göre Anlaşılan o ki Sarı Memedin bir kuruş parası
yok. Bir de buna ek olarak Avnilerin yatırdığı 100Bin frank ile ilk yılda edinilen 250Bin
frankın üzerindeki öğrencilerin ödemelerinden elde edilen gelirde yok. Pekiyi ama ya
Giderleri nasıl ödemişlerdi bu güne kadar. Avni düşündü. Tabiyiki hiç hesaplarını
yapmadıkları Çepten ödenekler. Ya bunlarıda toplarsak.
Avni yemek masasından kalktı Gömleğini gravatını çıkarttı, Köşesine gitti. Bağdaş
kurdu ellerini diz kapaklarının üzerine koydu. ---- Abi ya Avni nezamandır yapmamıştı
bunu yani "Keorim" bizim trans dediğimiz olay, Bunu hep Birtanesini düşünürken
yapıyordu, bu sefer neden yapıyor acaba? .... Avni "ke-o-rem" vaziyetini alınca kalp
atışlarını kontrol edebiliyor nerdeyse kalbini durduracak kazar yavaşlatıyor, Ve kan
basıncı adeta vücüduna değil sadece beynine geliyordu. Bu sayede'de kafasını
kurcalayan konuları yada Birtanesini aradığı zamanlar onunla irtibate gecebilecegini
sanıyordu Yani aslında sanki Avni Keorim olduğu zaman kaderini değiştirebiliyordu.
Avni Ke-O-rem vaziyetinde dururken ilk defa aklında ne Birtanesi nede Semi olarak
Ke-o-rim oluyordu. Avninin tek düşüncesi "içinde bulundukları durumdan nasıl
kurtulacaklar?" dı. Đlk olarak aklından Hayatta ne kadar önemli konular varmış!
demek. Bu güne kadar ben hiç bir problem yaşamamışım. Ama bunada çok şükür. Bu
günlere kadar rezil olmadan gelebildik. Bundan sonrada allah kerim inancımızı
yetirmeyelim bu yeter! diye düşündü. Sonra en önemlisi okulun kirasını ne yapmaları
gerekiyordu. Bu konuda ne Avninin nede diğer ortakların tecrübesi vardı. Öyle ya
tecrübeleri olsa bu duruma gelirlermiydi. Ama Artık Avni emindi. Türkiyeden gelen
telefon artık BEM olayına son damgayı vurmuştu. Avni çözüm düşüncelerine, gelişen
olayları tarafsız olarak inceleyip, analize edip, bakması, sonucu en uygun olarak
değerlendirmeleri gerekiyordu. BEM için yapılacak aslında iki olanak vardı. Ya
kapatılacak, yada finanzman bulunacak ve devam edilecekti. Firmanın devam
etmesinin getirileri ve kapatılmasının dez avantajlarını araştırmaları gerekiyordu.
Kapatılınca olacakları Avni kestiremiyordu. Şu ana kadar elindeki iki dez avantaj
Kurslara devam eden öğrencilerin kurslarını bitirmek ve kira dahil kalan borçlardan
kurtulmak, ama bunu dürüst ve ödeme yoluyla yapmaları gerekiyordu. Bunun
araştırmasını yapmalılardı.. Avni kalktı yatağına gitti saat 5.00 olmuştu bir kaç saat
uyuyup BEM e gitmesi gerekiyordu..
Avni BEM, in bürosuna geldiğinde , saat 1400 olmuştu. Dincer ve Alptuğu telefonla
arayarak akşamına gelmelerini istedi. Akşam Dinçerle Alptuğ gelince Durum
konuşması yapıldı. Avni' Dincerden Avukat ve Muhasebeci ayarlamasını, ve firmanın
bütün durumlarının danışmanlara sorulmasını. Bilirkişilerin ne fikir vereceğini
öğrenmesini rica etti Alptuğ da Sarı Memedin Finanz danışmanı dediği kişiyi bulacak
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
267/359
ve nasıl devam etmemizi soracaktı. Tam bu sırada çekmecede duran Sarı Memedin
telefonu çaldı, Bizimkiler birbirine baktılar. Dinçer Telefonu buldu açtı. Konuştu.
sonra.
- Dinçer "Avni abi burda Memed abinin bankasından arıyorlar Mercedesin Leasing
lerinin 6 aydır ödenmediğini, söylüyor ne diyeyim?"
- Avni " Yanlışlık olmasın Arabayı Memed peşin almamışmıydı, sanırsam bu Memedin
ısmarladığı, 500SLC spor mercedes olmasın?"
- Dinçer "Avni abi yok 190 Mercedes için."
Ama Dinçer telefonda Arabanın Memed ile türkiyeye gittiğini söylemişti bile.
Telefonu gelip kapattığında bizimkilerin bir den kafalarından aşağıya kaynar su ve
soğuk su dökülmüş gibi olmuşları. Büroda kimse konuş muyordu bir sessizlik
çökmüştü. Öyle ya Memed 500SLC mercedes ısmarladığından falan bahsediyordu.
Hatta şimdiki arabasıyla fazla Km de yapmak istemiyordu satılırken değeri daha artsın
diye. Dinçer telefondaki kişinin, Arabaya çalıntı muamelsi yapmaları gerektiğini,
söylemişti. Birde masanın üzerinde bir kaç açılmış mektup duruyordu. Mektupların
biri Ev sahibinden, diğeri Obisten gelmişti. birde türkiyedeki sözüm ona BEM
temsilciliğinden gelen Fax.. Yani hepsi hesap yüklü mektuplardı. Alptuğ ve Dincer bu
mektupları okudular. Artık durum sonuca ulaşıyordu. yani BEM iflas edecekti hemde
Ev sahibinin verdiği 10 gün içinde.
BEM iflasın eşiğinde
Acılı haberlerin peş peşe gelmesinden bir gün sonra hiç vakit geçirmeden. Dincer ile
Avni Ev sahibi ile konuşmaya gittiler Alptuğda iş yerinden izin alarak olabilecek
varsayım doğrultusunda Sarı Memedin Finans danışmanına gitti. Akşam üzeri
buluştuklarında ise durumlar bir gün öncesinden daha kötüydü.
Ev sahibi sadece ödenmemiş iki ayın değil yapılan sözleşme doğrultusunda maximum
6 Senenin kirasını talepedebiliyordu. Elindeki sözleşmeyi fest edebilmek için ise 50Bin
işviçre frangı hava parası talep ediyordu. Kira konusunda yapabilecekleri birşey
yoktu. Obis ise Senedin bitmesine 15 gün kala, Hapis tehtiti ediyordu. Ya yollanılan
bilgisayarlar geri getirilecek yada, borç ödenecekti ama öylede yada böyle, okul için
gereken yeni bilgisayarları unutmaları gerekiyordu. Yani Kursları zaten kendi
mekanlarında yapamayacaklar, Hatta çoğu kiralanan yere BEM in veya Sarı Memedin
borcu olduğu için kiralayamayacaklardı. Acıkta yaklaşık 40 öğrencinin, eğitimi vardı.
Bunların kalan 3 Aylık eğitimleri cepten karşılanacaktı.
Aldıkları karar doğrultusunda hemen harekete geçtiler. Hemen türkiyeye yani Sarı
Memede telefon açıldı. Herzamanki gibi kendisi yoktu veya sekreter orda olmadığını
söyletiyordu. Avni ne olursa olsun artık diyerek. 2. Müdürü istedi. Henüz hiç
görmedikleri. 2. Müdür ünvanını taşıyankişi ile uzun uzun konuştular. Kirli çamaşırlar
ortaya döküldü. Alınan bildi daha kötüydü. Sarı mehmet onlarında başını belaya
sokmuş, Borçlandırmış arabasını satacağım diye tuturmuş, illede Gümrükteki malları
almak için diretmişti. Şu an da ise söylentilere göre söke taraflarında birilerinin
yanındaydı. Ayrıca Havasından geçilmiyor isviçreden desteğimiz var hikayeleri
anlatıyor. Kimsede soramadığı için, her telde cambaz oynatıyordu.
BEM in ikinci müdürü, Aslında aynı koşullardaki Sarı Memedin türkiyede ki ortağı,
olayları duyunca epey üzüldü BEM Her nekadar Avninin Sarı Memedi rencide
etmemesine caba harcadıysada, izmirdeki kişiler aptal değillerdi ve Sarı Memedin
Ay ile Konuşan Adam
yalanlarını anlamışlardı. Avni ile kooerperasyon içinde Gümrükteki malların geri
çekilebileceğine dahir talimatı yazacak ve gümrüğe verecekti. Çünki kimsenin Sarı
Mehmetin 7 sene hapise girmesi işine gelmiyordu. Nede olsa herkes Memed'in çok
miktarda borcu vardı.
Bir gün sonrası gerçektende Malların Obise iadesi için gereken talimat türkiyeden
geldi. Avni eniştesi sayesinde Yüklü bir Depo ücreti ödenerek Malları Obise doğru geri
yollanmasını organize etti. Dincer ve Alptuğ Banka olaylarını ve hesap durumlarını
incelemişlerdi. Gerçi Mallar gümrükten geri geliyor, ve Obis aynı üçretten geri
alıyordu ama öğrenciler ve kira konusu vardı. Dinçer ve Avni biryerlerden borç alıp
açıktan Hava parasını ödeyeceklerdi. Fakat BEM i kurtarmak imkansızdı. Alptuğun
gittiği Finanz danışmanı, aslında gerçekten bankada çalışan Finans danısmanıydı ama
BEM den haberi bile yoktu. O sadece Sarı Memedin kendi firmasından olan Borçları
nasıl kurtarırım diyerek peşine takılan bir banka müfettişiydi yani Sarı Memed, Kendi
firmasındanda öğrenemedikleri kadar yüklü bir mebla ile firmaya borçluydu.
Bölüm 15
Sarı Mehmedin bir kuruş parası yok
Sonuç olarak meydana şu çıkıyordu:
Ortalıkta ne Sarı Mehmed'in depo olarak bankaya, şirketi kurmak için yatırdığını
para, nede her zaman kendisini göstermek istediği kadar zenginlik yada kendisine ait
her hangi bir miktarda para vardı.
Sadece borç... Sarı Memed borcu olduğu alacaklı bankaya. BEM Firmasını kendi
firması gibi gösterip, yaptığı kazançlarla borçlarını ödeyeceğini söz vermiş. Bankayı
buna inandırmış BEM ortaklarının şirketi kurmak için yatırdıkları, ortaklık paylarını da,
kendi şahsi borçlarını ödemek için kullanmış.
BEM'in bir kuruş kapitali kalmamış ve kasa bakiyesi kocaman bir "0" ı gösterir
olmuştu. ------Yaz tahtaya bir daha....... bir gün alırsın hesabı......... Sarı çizmeli
mehmet ağa..... gün olur öder hesabı ... Haydaaaaa.... Ben biliyordum böyle
olacağını zaten.....
Ayrıca Sarı Mehmed yeni Mercedes ısmarlanmadığı gibi, hâlen kullanmakta olduğu
ve Türkiye de okutmak istediği mercedesin sadece bir kaç ay taksiti yatırmıştı.
Demek ki bankadan borç alması ve kendi istekleri doğrultusunda kullandığı.
Ortaklarının ortaklık bedellerini de geriye ödemesi olanaksızdı.
Bütün bu olan bitenler sonucunda, şimdi yapılması gereken ve en zor konu ise,
bütün bunların öğrencilere aktarımıydı. Zaten öğrencilerde gelişen olayları
sezinlemişler, huzursuz olmuşlardı. Dinçer geçti ellerinde kalan, ve Avniye ait olduğu
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
269/359
için el konulmayan son bilgisayarının başına, her öğrenciye şahsen yazılmış "olağan
üstü davet mektubu" hazırladı .
Bu mektupla öğrenciler toplantıya davet edilip durum görüşülecekti ve "Zararın
neresinden dönülürse kâr" anlamında konu izah edilecekti, onlarla birlikte çözüm
aranacaktı. Bu böyle olmalıydı. Bütün bu aksiliklerin üzerine birde öğrencilerin
arasında oluşacak dedikodularla uğraşamazlardı. Birde adlarını dolandırıcıya
çıkartamazlardı.
Tanıdıkları, uzman ve deneyimli kişilere danıştıklarında aldıkları cevap genelde hep
aynı oluyordu. Her kes kalıplaşmış gibi tek şey söylüyordu. <<Ya döner sermaye için
gereken, eksik mevduat bulunmalı ya da, Zararın neresinden dönülürse kâr
anlamında, iflas edilmeli>>.
Akşam üzeri Avni Şügi ile buluşup, birlikte göl kenarına gideceklerdi. Gerekirse Avni,
Kiradan kurtulabilmek için istenilen miktarı Şügi'den borç olarak alacak, daha sonra
ödeyecekti. Avni aynı teklifi abla ve ağabeyine de götürecekti.
Dinçer'de babasına konuyu açacak ve mecburen konuşacaktı. Aslında Dinçer
beceriksiz yakıştırmasını duymamak için babasıyla konuşmak istemiyordu. Başka bir
anlamda olaylar sülale boyunca artacak, büyüyecek, işe karışanlar daha çok
olacaktı . Ama elden başka bir şey gelmezdi. Firmaya acilen para gerekiyordu. Başka
türlü BEM in sonuca bağlamak imkansızdı.
Dinçer ve Alptuğ üzgün olarak toplantıdan ayrıldılar. Sarı Memed'ten hâlâ haber
yoktu. saat 16.00 olmuştu, Avni tam büronun kapısını kapatıp çıkacakken, bir den
telefon çaldı. Avni koştu telefonu aldı. Beklentisinin tersine telefondaki Sarı Mehmed
değil eski çalıştığı bankadaki Güvenlik müdürü idi. Avni'ye yeni bir iş teklifi yapıyordu.
Avni'nin banka adına Avustralya ya iki ya da üç haftalığına gitmesi gerekiyordu. En
güzel olan haber de Avni'nin bu işten alacağı Ödenekler eski çizelge doğrultusunda
yapılacaktı. Yani Avni'ye şu anda borçlarını ödemesi için gereken para miktarı çıkmış
oluyordu. Bir gün sonrası bankada buluşmak üzere sözleştiler.
Avni Şügi'ye geldiğinde eskisi gibi gülümsüyordu, Şügi'nin meraklı, meraklı "Anlat
Avni ne oldu?" sorularının yanı sıra göl kenarına geldiler. Şügi Avni'nin
gülümsemesinin altında ne olduğunu soruyordu. Öyle ya BEM in battığını biliyordu
ama Avni'yi bu kadar keyifli bulacağını tahmin edemiyordu.
- "Olum Firman batıyor sen gene pis pis aynı neydi adı .Tom Cruese gibi sırıtıyorsun.
Nedir anlamadım. Olum sen tamamen sıyırdın artık. Yok, yok , Kafayı yedin galiba ",
- "Yok daha henüz yemedim sonraya saklıyorum, kafa boşu boşuna öyle yenmez
ilerde Limon sıkarak yiyeceğim....
- Şügi Bavullarını hazırla Avustralya
ya gidiyoruz!"
Avustralya mı? o da Nereden
Çıktı?
- "Ha...tabii ya.... Aptal değilim ya
anladım! Borçlar ödenemeyecek
kadar çok... Pılı pırtıyı toplayıp
kaçıyoruz.. . Peki olum Türkiye
Ay ile Konuşan Adam
ye neden gitmiyoruz ki? ... Dur bir dakika ..Düşünelim... Sarı Mehmet orada da
başını belaya soktu. Şimdi sizi Mafya Polis falan, tefeciler arıyor....
Tabii ya neden
daha önceden düşünemedim..ne aptalım ben..
- " Valla... Şügi müthişsin, Bende bile bu kadar fantezi yok. Aslında dur bakayım
öylede yapabiliriz, Hem Namımızda yükselir <Ulan adamlara bak bir sürü insana
gelecek vaat ederek okula tıkıp paralarını alıp ortalıktan tüydüler> .... falann derler
idare edip gideriz işte.....belki ilerde Politikacı bile oluruz." dedi ve güldü --- Salak
neden gülüyorjki daha geçenlerde öyle olmadımı yani.. Şu milletti fabrika Kuracam
diye uyutan dolandırıcıyı gerçektende Millet vekili yaptılar, Neydi o Düzbasan... Yan
basan... neyse aklıma gelmiyor..
Avni bürodan çıkmadan Şügi ile yaptığı telefon konuşmasından bu ana kadar olan
gelişmeleri Şügi ye anlattı. Şügi derin bir nefes aldı. Sonra <<Tamam ulan anca
beraber kanca beraber geliyorum>> dedi. Sadece iş bir gün sonrasına Avni'nin
bankaya gidip talimatları almasına kalıyordu. Gizli bir iş ise Şügi gelemezdi. Ama
Avni'de zaten yaşlanmış eskisi gibi O Bluefire günlerinden eser kalmamıştı. Avni'nin
ruhu yorgundu. Tüm bu yaşananlardan sonra Seminin yüzüne bakacak güveni
kendisinde bulamıyordu. Öyle ya nede olsa Seminin babasının dedikleri bir bir ortaya
çıkıyordu. Adam <<Oğlum dikkat edin daha siz farkına bile varmadan sizi
dolandırırlar diyordu.
Deli Mahmut ağabeyde ha bire Sarı Mehmed'i kastedip. Bana bakın bu adamı hiç
gözüm tutmadı. Bunun için öyle aile içine falan sokulmayacak tiplerden diyorlar>>
diyordu. Acaba bu lafın altında ne yatıyordu kim bilir. Neden aile arasına memed
sokulamazdı ki. Bu lafı namus suçu işleyenler için kullanılmıyor muydu. Gerçi Deli
Mahmut ağabeyin çevresi çok kalabalıktı. Yani "kuş gribi" patlasa CNN den önce
haberi olurdu.
---Amma yaptın Reji ya.. Ha!. O na "kuş uçsa haberi olur" derler ve bu bir değim dir.
Senin dediğin yeni bir grip salgını. Hah pardon anlatılan zamanda daha Grip mirip
Aids vesayre daha moda değildi. Yada Vardıda Medya bilmiyordu. Deli Mahmut belki
bilir. ... Şügi ile Avni O gece göl kenarındaki, eskiden Runnerslerle gittikleri yere
gittiler. Bu sefer orda beş altı kişilik geç grubu oturuyordu. Enteresan olan, bu
gençlerde Türklerdi ve yanlarında kız arkadaşlarda vardı.
Çocuklar bizimkilerinin Türk olduğundan habersiz kendi aralarında yüksek sesle
konuşuyorlardı. Şügi ile Avni yakınlarında bir yerdeki taşın üzerine oturarak onları
dinlediler. Aralarında geçen konu gene kadın erkek konularıydı. Yok erkekler şöyle
kadınlar böyle vs.vs biraz sonra konuştukları esas konu ortaya çıktı. çocuklardan biri
diğerlerine 30 yaşındaki, erkeklerin artık ihtiyarlamış olduklarını kendilerine flört bile
bulamayacaklarını anlatıyorlardı. Anlatan çocukta 26 yaşındaydı. Anlaşılana göre
kendisinden çok daha küçük yaşta olan bir kız arkadaşı vardı. Ayrılmayı
düşünüyorlardı. Kız Đsviçreli idi. Bu sırada Şügi Avni'yi dürttü fısıldayarak.
- "Bak seninle Sisinin durumu"
- "Şıişşşt. sus biraz"
15.11.2006 19:30:00
Copy rigth 2006- Mertol Gürzel
271/359
Çocuk, kız arkadaşına şimdiden ayrılmalarını tavsiye etmiş sebebi de kızın okulu
bittikten sonra ayrılırlarsa Erkek kendisine bir daha eş bulamazmış. Kızda bu durumu
gerçekten benimsemiş. Başka bir eve çıkmış. Bu konuya yirmi yaşlarında bir kızın
yüksek ve hararetli konuşması son noktayı vurdu ve.... Aynı anda Avnide bir tokat
yemiş oldu. --- Ne oldu Reji kız Avniyi nerden tanıyormuş ki.?..... Olum anlam olarak
fiziksel tokat değil... --- Ha anladım abi. şey virjuel yok virtuel... Abi ya bu virtuel
entellektuelle akrabamı?
- Kız " Benim için zaten otuzundan yaşlıları ile evlenmek olanaksız yani seninki doğru
söylemiş Kim ister ki mesela 35 yaşında bir erkekle evlensin düşünsene senin yaşın
25 adamın yaşı 35, sen 40 olunca tam hayatı