geleceğe dönüş

Yorumlar

Transkript

geleceğe dönüş
TNT HOLDİNG BV 2008 SAYI: 41 - Haziran 2011
TNT Ekspres’in armağanıdır. Para ile satılmaz.
GELECEĞE
DÖNÜŞ...
İçindekiler
12
14
Editörden
Erdenay Gül [email protected]
Alışveriş internete taşınıyor
İŞ DÜNYASI
TNT Ekspres Türkiye Pazarlama Koordinatörü
Rekabet tutkunu şampiyon
SERKAN YAZICI İLE RÖPORTAJ
18
30
Yarına dair bir sayı…
Geleceğe Dönüş
KAPAK
Akdeniz'in verimli toprakları, Adana
KENT KÜLTÜRÜ
34
Mekanik ve insanın doğayla mücadelesi: Ralli
SPOR
Yepyeni bir mevsimi özel dosya konuları ve birbirinden değerli ğu ve dünya üçüncülüğüyle hemen herkesin imrenerek baktığı
isimlerle gerçekleştirilen röportajlarla zenginleştirilmiş, yepyeni Yazıcı ile “sure we can” röportajlarının bir yenisini gerçekleşbir sayıyla karşılıyoruz.
tirdik. Madem röportajı bir ralli efsanesiyle gerçekleştirdik; spor
sayfalarımızda da motor sporlarını işlemeliyiz dedik ve hem ülke
Gelecek… Bu ay dosya konumuzu yarınlara ayırdık! Belki gelecek içerisinde hem de yurt dışında neler olup bittiğini araştırdık.
üzerine yapılan tahminler birebir olarak gerçeğe dönüşmeyecek;
ancak şüphe yok ki, çoğu şey bugünden farklı olacak! Teknoloji Gelecek hakkında araştırmalar yaparken e-ticaret ve gelişimi dikgelişecek, nüfus artacak, yaşam alanları değişecek! Bu düşünce- katimizi çekti. Gördük ki, gelecekte büyük bir gelişime gebe olan
lerden yola çıkarak sizler için detaylı bir ‘yarın’ analizi yaptık.
bu sektör artık çağın en önemli alışveriş noktalarından bir tanesi
olacak. Peki, riskleri yok mu? Avantajları neler? Her geçen gün
Hayatımız belki daha da kolaylaşacak! Kim bilir evden çıkmadan müşterileri artan bu sektörü sizler için masaya yatırdık.
tüm işlerimizi sonlandırabileceğiz. Kilometrelerce uzaktaki dostlarımızla istediğimiz an çok büyük kolaylıklarla konuşma şansına Özel konularımız dışında her zaman olduğu gibi kültür-sanat aksahip olacağız. Dosya konumuzda buna benzer sayısız teknolo- tiviteleri, TNT dünyasından haberler ve kitap-DVD tanıtımlarımızjik kolaylık okuyacaksınız. Ancak bu dünyaya bir de ters açıdan la tamamladığımız dergimizi keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.
bakmak gerekiyor diye düşündük! Fütürizm Derneği’nin Başkanı
Ufuk Tarhan ile yarının güzelliklerini ve sorunlarını konuştuk…
İyi okumalar
Otomobil sporlarını takip edenler için yaşayan bir efsanedir Serkan Yazıcı. Başarılarla dolu kariyerinde dört Türkiye Şampiyonlu-
36
Erdenay Gül
TNT Ekspres Türkiye Pazarlama Koordinatörü
İstanbul caz'a hazır...
KÜLTÜR SANAT
Sayı: 41 - TNT VIEW İmtiyaz Sahibi: Turgut Yıldız • Sorumlu Müdür: Müzeyyen Dilek Özgür • Yayın Kurulu: Erdenay Gül, Selin Karakaş, Aslı Subarlas, Şener Aslıbay • Yapım: Medyaevi İletişim • Editör: Murat Uludağ •
Baskı: APA Uniprint Tel: 0212 798 28 40 Fax: 0212 798 20 63 • Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Haziran 2011 • İmtiyaz Sahibi, Sorumlu Müdür ve Yönetim Yeri Adresi: İnkılap Mah. Siteyolu Sok. No:21
Ümraniye / İstanbul Tel: 0216 633 80 00 Fax: 0216 630 25 10 • 3 ayda bir yayınlanır. • Yayının türü: Dergi, Yerel, Süreli • The TNT name & logo are trademarks & TNT Holding B.V.
03
TNT’den haberler
yon yayan ilk taşımacılık firması olmayı
hedefliyor. Ayrıca, Temiz Araç Projesi
kapsamında araçların neden olduğu gaz
emisyonlarının azaltılarak, çevreci araçlar ve doğru sürüş tekniği ile birlikte çevreye daha az zarar verilmesini amaçlıyor.
TNT Ekspres’in küresel ısınmayla mücadele kapsamında gerçekleştirdiği yöntemler arasında Sürücü Ödüllendirme
Sistemi de yer alıyor. Kilometre, yakıt
ve CO2 emisyon salınımı gibi kriterlerin
yer aldığı sistemde müşteri şikayetleri ve
trafik kazaları ile alınan puanlar değerlendirilerek sürücülere ödüller veriliyor.
Kitap Toplama Kampanyası sosyal medyada
11 yıldan bu yana büyüyerek devam eden Kitap Toplama Kampanyası,
sosyal paylaşım ağının en popüler sitesi olan Facebook’ta...
T
ürkiye’nin en uzun soluklu sosyal sorumluluk
projelerinden biri olan ve 11'inci yılını geride
bırakan “TNT Ekspres Bilgi ve Kültür Taşıyor” kampanyası artık facebook sayfasında da destekçileri ile buluşuyor. Kitaba ihtiyacı olan ve Türkiye’nin
dört bir köşesindeki çocuklara kitap gönderilmesini
amaçlayan kampanyanın sosyal paylaşım sitesi facebook üzerinden de devam ediyor. TNT Ekspres
Türkiye’nin sosyal iletişim ağında da yürüttüğü iletişim çalışmasında katılımcılara bir hediyesi vardı.
http://www.facebook.com/tntexpressturkiye uzantısında yer alan ‘Kitap Toplama Kampanyası’ etkinliğine 25 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında profilindeki
arkadaşlarını konuk olarak davet eden ve etkinliğin
duvarına “Konuk davet ettim” şeklinde not bırakan
ilk 25 kişi Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara kitap götüren
TIR'ların maketlerini kazandı. TNT Ekspres’in sosyal çalışmalarını duyurmak için kullanılacak olan Facebook hesabı, destekçilerinin TNT
ailesindeki gelişmeleri yakından takip edebileceği bir mecra olacak.
04
Kitap Toplama Kampanyası hakkında
TNT Ekspres, kampanya paralelinde 11 yılda,
31 bin 668 kurum ve bireysel bağışçının desteği ile toplanan 4 milyon 350 bin kitap 2020
ihtiyaç sahibi okula ulaştırdı. Bu yıl 12’ncisi
düzenlenen kampanyada geçtiğimiz dönem
bağışlanan 497 bin 527 kitap, Türkiye genelinde 157 okula, 11 TNT Ekspres TIR'ı ile
ulaştı.
TNT ulaştırma ağının yanı sıra çocuklara kitapların gönderilmesi adına gerçekleştirdiği
operasyonlarda 500 çalışan kampanyaya
destek verdi.
“Nasıl destek verebilirim” diyenler
Kampanyaya destek vermek için 444 0 868 no’lu telefonu
aramak yetiyor. TNT Ekspres Türkiye kuryeleri kitap bağışlamak isteyenlerin kitaplarını kapılarından ücretsiz olarak
teslim alıyor. Bu kitaplar daha sonra TNT Ekspres Türkiye
gönüllü çalışanları tarafından tasnif ediliyor. Büyük bir
titizlikle hazırlanan kitaplar, gidecekleri bölgelere göre
okulların öncelik ve ihtiyaçlarına göre ayrılıyor.
34 plakalı elektrikli araçlar ilk kez
TNT ile yola çıkıyor
Karbondioksit salınımını azaltarak küresel ısınmayla mücadeleye
hız kesmeden devam eden TNT Ekspres’ten yine bir ilk! Daha önce
Türkiye’de hibrit araç kullanımını başlatan ilk şirket olma özelliğini
taşıyan TNT Ekspres Türkiye, şimdi de Türkiye’deki ilk ticari Türk plakalı
elektrikli araçlar için düğmeye bastı…
T
NT Ekspres, Türkiye’de bir ilke daha imza atarak Türk ticari plakalı elektrikli otomobillerin
Türkiye’deki ilk kullanıcısı olmak için gün sayıyor. Elektrikli araçların siparişleri veren TNT Ekspres, üç yıl içinde tüm dünyada 3 bin elektrikli araç almayı ve globalde 150 milyon Euro yatırım
yapmayı hedefliyor. Araç filosunu, siparişi verilen çevre dostu elektrikli araçlar ile güçlendirecek
olan TNT, bir yandan çevreye karşı olan duyarlılığını gösterirken diğer yandan tüm kurumlara da
örnek olmayı sürdürüyor. Dünyadaki çevre kirliliği ile mücadeleye ortak olan TNT Ekspres, kullanılmayan donanımları kapatarak enerji tasarrufu sağlanmasını, atıkları doğru şekilde imha ederek
kirliliğin azaltılmasını, geri dönüşümlü malzeme kullanılmasını, ekonomik sürüş tekniklerinin benimsenmesini ve suların korunması sağlayarak çevrenin korunmasına katkıda bulunuyor.
Küresel ısınmayla savaş devam ediyor
Ulaşım sektöründe hizmet veren global bir dev olarak küresel ısınmayla mücadeleye öncelik veren TNT Ekspres, bu doğrultuda bir takım uygulamalarla da öncü olmaya devam ediyor. 2020
yılına kadar CO2 (karbondioksit) değerlerini yüzde 45 azaltmayı düşünen TNT, dünyanın sıfır emis05
Çevre mücadelesi hız kesmiyor
ISO 14001 Çevre Yönetim Standardı
sertifikasını alarak çevreye verdiği önemi de belgeleyen TNT Ekspres Türkiye,
araçların çevreye verebileceği zararı minimuma indirmek için düşük sülfürlü
ve kurşunsuz yakıt kullanıyor, araçların
periyodik bakımlarını düzenli yaptırarak
kayıt altına alıyor. Şirket içinde kağıt,
plastik ve cam atıkları tüm Türkiye ofislerinde topluyor ve geri dönüşüme kazandırılıyor. Kullanılmış piller de çevreye
zarar vermemesi için toplatarak, Taşınabilir Pil Üreticileri Derneği’ne veriliyor.
1 saatlik uçuş için 1 ağaç
Tüm bu çalışmaların yanı sıra
TNT, iş uçuşlarını dengelemek için
ağaç dikmeye devam ediyor. TNT
Ekspres Türkiye, “Karbon Ayakizi
Sürdürülebilirlik Raporları” kapsamında Gebze ve Kınalı’daki TNT
ormanında yer alan 1550 ağaca ek
olarak 2009 yılında Konya Karapınar Ormanı’na 500, 2010 yılında
Şanlıurfa’ya ise 571 ağaç daha dikti.
Ödül töreninden bir
gün önce İstanbul’a
gelen öğrenciler, tarihi
mekanları gezdi, hiç
görmedikleri yerleri
keşfetme şansı yakaladı...
Turgut Yıldız
öğrencisi Özlem İkbal “Ünzileler Olmasın”
öyküsü ile birinci olurken, Tokat - Evyaba İlköğretim Okulu öğrencisi Amine Köklü “Gül
Bahçesi” öyküsü ile ikinci, Mardin-Eskin
Köyü İlköğretim Okulu’ndan Ahmet Karadeniz ise “Bastım Bastım Gölgene Bastım”
öyküsü ile üçüncü oldu.
TNT Ekspres Türkiye Genel Müdürü
Gelecek nesillere yaşanabilir bir
yarın için...
Dünya hızla değişiyor. Dünyanın kaynaklarının
azalması veya bilinçsizce kullanımı devam
ediyor. Mevcut ekonomi, iş modelleri, teknoloji ve yönetim sistemlerini terk etmediğimiz
sürece gelecek nesile yaşanabilir bir dünya
bırakmamız mümkün olmayabilir. Bu açıdan
herkesin yaratacağı katkı ve iyileştirmeler adına atılan ufak adımların değeri bizler için oldukça önemli... TNT olarak tüm tehlikeleri göz
önüne alarak belirlediğimiz felsefemizle çok
daha etkin olduğumuzu ve başarılı sonuçlara
imza attığımızı söyleyebilirim.
Hizmet kalitemizi artıyor, geleceğe değer
yaratacak her gelişim için yatırım yapıyoruz;
varsa iş süreçlerimizdeki yanlışları görüp iyileştirmek için yeniden düzenliyoruz, yaptığımız
faaliyetlerde dünyaya zararı en aza indirmek
için her türlü fırsatı değerlendiriyoruz. Bütün
bu çabalar iş sonuçlarımıza yansıyor... Kalite
ve sürdürülebilir kalkınma kriterleri bizim işimizin bir parçası.
Yaptığımız tüm işlerde kendimize ve dünyamıza saygımızı korumalıyız, karşılığını mutlaka
alırız. Müşterlerimizin memnuniyeti için yaptıklarımız bize nasıl pozitif dönüyorsa, doğaya
karşı yaptıklarımız da negatif veya pozitif
olarak dönecektir. Doğa, değerini bildiğimiz
sürece, bize tüm nimetlerini sunar, aksi halde
bizi en temel yaşam şartlarından bile mahrum
edecektir. Biz müşterilerimizi de , doğayı da
aynı hassassiyetle değerlendiriyoruz. Gelecek
hepimizin ellerinde şekillenecek bunu unutmadan adım atmaya ve karar almaya devam
etmeliyiz.
00
İklim Platformu hız kesmiyor
Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye ile Türk Sanayicileri ve İşadamları
Derneği (TÜSİAD) tarafından kurulan, iklim değişikliğiyle mücadele ve
Türkiye’de düşük karbon ekonomisine geçiş yolunda iş dünyasına destek
sağlamayı amaçlayan ‘İklim Platformu – İklim Değişikliği Liderler Grubu’
çalışmalarına ARALIKSIZ DEVAM EDİYOR.
İ
klim değişikliği, tüm dünyada etkisini hızla gösterirken, birçok ülkeyi etkileyen küresel ekonomik krizle beraber, kalkınmayı da ciddi anlamda
tehdit ediyor. İklim değişikliği ve ekonomik krizin
çözümündeki başarı ise düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinin hızına ve iklim değişikliği ile
mücadele için atılan doğru adımlara bağlı. TNT
Ekspres de güzel bir yarın için platforma üye şirketlerden biri. İklim değişikliğiyle mücadele için yıl boyunca devam eden uygulamalardan biri olan zirve,
16 şirket yöneticisini biraraya getirdi. Platform
uzun süreden bu yana
güzel yarınları için çalışmalarına ara vermeden
devam ediyor.
06
Gönüllü girişimlerin hayata
geçirilmesi hedefleniyor
İklim Platformu – İklim Değişikliği Liderler
Grubu, 2012 sonrasında yürürlüğe girmesi
beklenen yeni uluslararası iklim anlaşması
sürecine paralel olarak, Türkiye’de yeni bir
ekonomi modelinin şekillenmesinde, başta
kamu olmak üzere tüm paydaşlarla işbirliği ortamının geliştirilmesi ve yasal düzenlemeler ve gönüllü
girişimlerin hayata
geçirilmesi yönünde
katkı vermeyi hedefliyor. Minik yazarlar ödüllerine kavuştu
TNT Ekspres Türkiye ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zeytinburnu
Şubesi’nin işbirliği ile gerçekleştirilen “İşte Benim Öyküm” yarışmasının
kazananlar belli oldu. Bu yıl 5’inci kez yapılan yarışmada birinciler Ankara,
Şanlıurfa ve Kırklareli’nden çıktı…
T
NT Ekspres Türkiye ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte bu yıl beşincisi
gerçekleştirilen “İşte Benim Öyküm” isimli
öykü yarışmasında kazanan öğrenciler belli oldu.
İki kategori ve jüri özel ödülü
TNT Ekspres Türkiye Genel Müdürü Turgut Yıldız, ÇYDD Zeytinburnu Şubesi Başkanı Sema Murat,
Psikolog İrem Akduman, Çocuk
Kitapları Yazarı Gülsevin Kıral, Sabancı Üniversitesi Yazma Becerileri
Merkezi’nde yaratıcı yazma hocası
ve yazar Gülayşe Koçak’ın jüri üyeliğini yaptığı “İşte Benim Öyküm”
öykü yarışması 7-10 ve 11-14 yaş
grupları olmak üzere iki ayrı kategoride yapılıyor.
İlk klasmanda ödül Ankara’ya gitti
İlköğretim öğrencileri yarışma kapsamında okudukları bir kitaptan esinlenerek kendi öykülerini yazdıkları yarışmada bu yıl 7-10 yaş grubunda
Ankara-Faik Hızıroğlu İlköğretim Okulu’ndan Şeval
Çelik “Ispanak Yemeği” öyküsü ile birinci oldu.
Aynı grupta Urfa - GAP İlköğretim Okulu öğrencisi Emel Aslan “Deniz Tutkusu” öyküsü ile
ikinci, Tokat - Yeşilırmak İlköğretim Okulu öğrencisi Burcu
Aday ise üçüncü oldu.
Diğer yaş grubunda ödül
Şanlıurfa’da
11-14 yaş grubunda ise UrfaSuruç Yatılı İlköğretim Okulu
07
Jüri özel ödülleri Ankara ve
Kırklareli’ne verildi
7-10 yaş grubunda Ankara-Faik Hızıroğlu
İlköğretim Okulu’ndan Betül Eda Çağırtekin, 11-14 yaş grubunda ise Kırklareli Nadirli
MFO İlköğretim Okulu öğrencisi Ronahi Baran Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.
TNT Ekspres Türkiye tarafından ödüllendirilen tüm öğrencilere lise bitimine kadar eğitim bursu, birinci olan öğrencilerin okullarına
da bilgisayar verildi.
Birbirinden değerli eserler
12 yıldır TNT ile öğrencilere
ulaşıyor
TNMTNT Ekspres Türkiye’nin beş
yıldan bu yana gerçekleştirdiği
‘İşte Benim Öyküm’ projesi 12 yıldır
devam eden ‘TNT Ekspres Bilgi ve
Kültür Taşıyor’ programının bir parçası… Uzun yıllardır henüz kitapla
tanışmayan öğrencilere birbirinden
değerli eserleri ulaştıran TNT, gönderilen kitapların okunmasını teşvik
etmek ve öğrencilere yazma becerisi kazandırmak amacıyla gerçekleştirdiği ‘İşte Benim Öyküm’ çalışmasına büyük önem veriyor.
TNT’den haberler
TNT’den haberler
tüm
dünyadaki
TNT
ÇALIŞANlARI
24 saatlik
zaman
dilimi içinde
bir gün
boyunca
yürüyor.
TNT, sekiz yıldan bu yana açlık için yürüyor
Bİr öğün İçİn 20 cent
Dünyanın en büyük yardım kuruluşu olan WFP, her yıl
dünyanın en yoksul en az 80 ülkesinde 56 milyon aç çocuk
ile birlikte yaklaşık 90 milyon insanın beslenme ihtiyacını
karşılıyor. Açlık çeken okul çağındaki bir çocuğun sağlıklı
beslenmesi bir öğün için sadece 20 cent yeterli…
TNT’nin Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ile başlattığı küresel açlıkla savaşmayı
amaçlayan “Walk The World-Dünyayı Yürüyelim” projesinin Türkiye ayağı, 350 TNT ÇALIŞANI Ve
ailesinin katılımıyla 29 Mayıs’ta sekizinci kez gerçekleşti.
yürüyüşe
350 TNt
Çalışanı
ve ailesi
katıldı.
T
NT’nin 2004 yılından bu yana gerçekleştirdiği “Dünyayı
Yürüyelim” projesi, 29 Mayıs tarihinde Caddebostan Sahili ve Suadiye arasındaki 3 kilometrelik parkurda, 350 TNT
çalışanı ve ailesinin katılımıyla gerçekleşti.
Bu yıl 60 ülkede düzenlenen ve 140 bin kişinin katılımıyla
hayat bulan yürüyüşün diğer bir özelliğiyse tüm dünyadaki TNT
çalışanlarının 24 saatlik zaman dilimi içinde bir gün boyunca
yürüyor olması.
Açılış yürüyüşü dünyada günün ilk başladığı ve bittiği yer olan
Auckland-Yeni Zelanda’da olurken, diğer ülkelerde de kendi yerel saatleri ile saat 10:00’da başlayarak devam ediyor ve her yıl
yaklaşık 15 bin çocuğun bir yıllık yiyecek ihtiyacının karşılanması
amaçlanıyor. Dünyanın en büyük yardım kuruluşu olan WFP, her
yıl 56 milyon çocuğun beslenmesine katkıda bulunuyor.
08
09
iş Dünyası
A
lışverişin tarihçesi eski çağlara dayanıyor. İnsanlığın buluşlarının ardından ihtiyaçları doğrultusunda bunları takas etmesi, alışverişin ilk adımı olarak gösteriliyor. Zamanla genişleyen ihtiyaçlara paralel olarak gelişen tüm sektörlerse
bugünkü alışveriş sisteminin ilk halkası olarak kabul ediliyor. 20’inci yüzyılın sonları alışveriş alışkanlığının değişiminde bir mihenk taşı özelliği taşıyor. Zira internet kullanımının
yaygınlaşması ve bankacılık sistemlerinin gelişimiyle ortaya çıkan e-ticaretin ilk adımları
90’lı yılların sonuna 2000’li yılların giriş dönemine denk geliyor.
Amerika’da başladı
İlk olarak Amerika’da başlayan online alışveriş, kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. Bu
hızlı yayılmanın en önemli noktasıysa markaların pazarlama stratejileri. İnternet kullanımının yaşamın her alanına dahil olmasıyla birlikte web tabanlarına satış programlarını
entegre eden büyük ölçekli şirketler e-ticaretin bugüne gelmesinde elbette en büyük
pay sahipleri…
E-ticaret hadisesinin günümüzdeki modelini kazanmasıysa girişimci şirketlerin bu alan-
Alışverİş
İnternete taşınıyor
Bankacılık sistemi, kredi kartları, internet güvenlik sistemleri, özel
donanımlı internet siteleri ve markaların satış pazarlama taktikleri…
Bu saydıklarımızı bir araya getiren konu, değişen alışveriş sistemi.
Artık internet kullanıcısı alışveriş yapmak için dışarı çıkmıyor, her
ihtiyacını internetten karşılıyor. Üstelik çok büyük indirimlerle…
Kısacası devir değişiyor! Neden mi? Çünkü analistlere göre beş yıl
sonra e-ticaret kullanımı beş katına kadar çıkacak! Devir değişmeden
neler olup bittiğini sizler için araştırdık…
10
neredeyse aynı düzeyde (2008 verilerine göre).
Diğer bir deyişle; her yeni internet kullanıcısı aynı zamanda potansiyel bir e-ticaret müşterisi. İnternetten
alışverişi en çok Asyalılar kullanıyor. Online alışverişin en çok yapıldığı ülke Güney Kore. Güney Kore’yi
Japonya ve Çin izliyor.
Bu ülkelerin arkasından da İngiltere, ABD, Almanya
geliyor. Şüphesiz, verilerin ortaya çıkardığı en ilginç
sonuç, e-ticareti dünyaya sunan ABD’nin elektronik
perakende pazarında tüm bu ülkelerin ardından beşinci sırada yer alıyor olması...
Türkiye e-ticaretin gelişim evresinde
Rotayı ülkemize çevirecek olursak; Türkiye, e-ticaret
alanında henüz ‘gelişme’ aşamasında… Asya’da
Online alışverişin bu denli yaygın hale
gelmesi tahmin edileceği üzere internet
kullanıcılarının artışıyla doğru orantılı.
Öyle ki, internet kullanıcılarının
artış yüzdeleriyle e-ticaret üyelerinin
sayısındaki artış yüzdesi neredeyse
aynı düzeyde…
daki geleceği fark etmesiyle başladı. Yine Amerika’da açılan açık artırma ve online
alışveriş siteleri kısa sürede yayıldı. Kimi ülkeler Amerika’daki mevcut örnekleri kopyalayarak e-ticaret sistemine dahil oldu kimileriyse benzer yazılımlar geliştirerek... Ancak
temel olarak mantığı ve alt yapı sistemlerinin ana mantığı güvenlik ve basitlik üzerine
kuruldu.
Siz de potansiyel müşterilerden bir tanesisiniz
E-ticaretin bu denli yaygın hale gelmesi elbette internet kullanımıyla doğru orantılı.
Öyle ki, internet kullanıcılarının artış yüzdeleriyle e-ticaret üyelerinin saysındaki yüzde
11
elektronik alışveriş yüzde 11’lere kadar ulaşırken ülkemizde henüz yüzde 2. Ancak analistlere göre bu
rakam kısa süre içerisinde kendini üçe katlayacak.
Bu veriyi de internet kullanıcılarının alışveriş oranlarına dayandırıyorlar.
Öyle ki; internet kullanan bireylerin yüzde 85’i henüz internet üzerinden hiçbir mal veya hizmet satın
almamış durumda. Türkiye ve yabancı iştirakçilerin
en büyük hedefi de zaten bu kitle. Yüzde 85’lik bir
Düğünde giymek istediğin
ayakkabıyı bulamadın mı?
Kendin tasarlamaya ne dersin?
Shoes of Prey, istediği ayakkabıyı bulamayan bayanlara birkaç tık ile hayalindeki ayakkabıyı tasarlayıp, ısmarlama imkanı
sunuyor. Kullanıcılar, firmanın web sitesi
üzerinden online olarak ayakkabının süslemesi, rengi, deri cinsi, kumaşı gibi materyalleri, topuk tipi ve yüksekliği özelliklerini
kullanarak neredeyse sonsuz kombinasyon
oluşturup tasarım yaratabiliyorlar. Üstelik
bir ay içerisinde de teslim almak mümkün.
potansiyelin önemli bir bölümü müşteri olarak kazanmaya çalışıyorlar. Kullanıcıların büyük bir çoğunluğu, alışveriş için zaman bulamayan, çalışan çiftler.
Bebek bekleyen veya yeni anneler ile hasta veya engelli vatandaşlar da sadık müşteriler arasına giriyor.
Ülkemizde 10 yaş ve üzerinde sadece altı alışveriş
sitesi var.
Bunlardan Hepsiburada 1998, idefix 1999, sahibinden.com 2000, gittigidiyor ise 2001’de kuruldu. Bu
nedenle alanlarında ilkler. Unutmadan; ülkemizde
yüzde 85’lik potansiyel müşteriyi kazanmak isteyen
tam 24 bin 541 sanal işyeri bulunuyor.
Uçak bileti ve sigorta işlemleri
Tüm sanal pos işlemlerini dikkate alan BKM’ye göre
E-ticaretin önündeki engeller
E-ticaret sisteminin önündeki en büyük engel; kart
bilgilerinin ifşa ediliyor olması. Zira kullanıcıların zihninde halen kart dolandırıcılığı korkusu yer alıyor.
Her ne kadar günümüzde Chip&PIN ve SSL-VPN
gibi üst düzey şifreleme ve koruma programları yer
alıyor olsa da potansiyel müşterilerin henüz bu korkuyu yenemedikleri ortada.
Kullanıcıları frenleyen diğer bir etken de kişisel bilgi paylaşımı. Zira bir siteden alışveriş yapmak için
ad soyad şöyle dursun; doğum tarihi, ikametgah,
çalışılan iş kolu ve şirket isimleri gibi sayısız detay
isteniyor. Kart şifrelerini vermek istemeyen belli bir
kısmı henüz bu bilgilerin paylaşımı konusunda dahi
çekimser durumda!
Türkiye, e-ticaret
alanında henüz ‘gelişme’
aşamasında… Asya’da
elektronik alışveriş yüzde
11’lere kadar ulaşırken
ülkemizde henüz yüzde 2.
2003’te 262 milyon lira olan e-ticaret pazarının
büyüklüğü, 2009’da 40 katına çıkarak 10.2 milyar
TL'ye yükseldi. 2010’un ilk 10 ayında ise pazarın cirosu 12.5 milyar TL oldu.
Türkiye'deki e-ticaret hacminin 2011 yılının sonunda ise 15 milyar TL'lik bir büyüklüğe ulaşacağı
tahmin ediliyor. Bu gelişimin temelindeyse özellikle
uçak bileti satın almaları ve online sigorta işlemleri
yatıyor.
Buradan yola çıkarak aslında e-ticaret sisteminin bir
soru işareti daha doğurduğunu gözlemleyebiliriz.
Bu soru işareti de iade ve değişim konularındaki
yavaşlık! Henüz tüketiciler bu konuda da ikna edilememiş durumda…
En önemli yükseliş trendi e-ticarette
Elbette bu engeller bir bir yıkılacak. Zira kapak konumuzda da bahsettiğimiz gibi teknoloji bizi farklı
bir noktaya sürüklüyor! Yakında yemek yediğimiz
masayı görüntülü bir telefon olarak da kullanabileceğiz. Veya mutfak alışkanlıklarımı büyük oranda
değişecek.
Bu kadar değişim arasında elbette alışveriş alışkanlıkları da erozyona uğrayacak. Artık alışverişi mağaza ya da AVM'lerde yapmak insanlık için bir vakit
kaybına dönüşecek.
Kim bilir eskiden zevk aldığınız alışveriş seansları ar-
Bunları biliyor muydunuz?
Türkiye’de online alışverişin perakende pazarındaki payı yüzde 2.
Kullanıcıların büyük bir çoğunluğu, alışveriş
için zaman bulamayan çalışan çiftler. Bebek bekleyen veya yeni anneler ile evden
çıkmak istemeyen hasta ve engelli kişiler de
sadık müşteriler arasına giriyor.
10 yaş ve üzerinde sadece altı alışveriş sitesi var. Bunlardan Hepsiburada 1998, idefix
1999, sahibinden.com 2000, gittigidiyor
ise 2001’de kuruldu. Bu nedenle alanlarında ilkler.
Bugün Türkiye’de bankalara kayıtlı 24 bin
541 sanal işyeri bulunuyor.
İnternet kullanan bireylerin yüzde 85’inin
İnternet üzerinden hiç mal veya hizmet satın almamıştır.
Günümüzde Chip&PIN ve SSL-VPN gibi üst
düzey şifreleme ve koruma programları
yer alıyor olsa da potansiyel online
alışveriş müşterilerinin kart bilgilerinin
çalınması korkusunu yenemedikleri
âşikar…
Karşımda yetkili yoksa alışveriş de yok
Online alışveriş için kağıt üzerindeki temel sıkıntılardan bir tanesi de aslında Türk insanının karakteristik
özelliğiyle alakalı…
Zira Türk insanı bir sıkıntı yaşadığında karşısında bir
yetkili görmek istiyor. İkinci tercih de elbette müşteri
hizmetleri servisi. Ancak sitelerin bir çoğunun henüz
müşteri hizmetleri alanı yok! Bu da doğabilecek sıkıntıların sadece e-posta yoluyla giderilebileceği so-
nucunu çıkarıyor ki, ülkemizde bu yolu tercih eden
neredeyse yok denecek kadar az (genel internet
kullanıcısının sadece yüzde 0.44’lük dilimi)!
Son ve belki de en kritik olan konuysa ürün satın
almak isteyen kitlenin mağazada, birebir inceleme
ve deneme isteği…
Halen birçok insan için beden ölçülerinden ziyade
ürünün üzerine nasıl duracağının denenmesi, onları mağazalara yönlendiren en temel noktalardan.
tık canınızı sıkan işlerden bir tanesi haline gelecek!
Araştırmaların ortaya koyduğu sonuç; “Elektronik
perakendecilik trendinin hızlı bir biçimde yükseleceği” şeklinde…
Kısa sürede gerçekleşmesi beklenen büyüme oranı
yüzde 60. Çok değil 2014’teyse internet kullanıcı
sayısının 44 milyona, online alışveriş yapanların sayısınınsa 22 milyona çıkacağı öngörülüyor.
Bu öngörünün çıkış noktasıysa ‘teknoloji çağı’nda
dünyaya gelen kitlenin alım gücünün yükselmesi…
İyisiyle kötüsüyle e-ticaret, ihtiyaçlarımızı karşıladığımız alışverişler için ilk adresimiz olmaya çok yakın.
Bugün için bunu söylemek ne kadar gerçekçi bilinmez ancak bilinen şu ki e-ticaret dünyanın en hızlı
büyüyen sektörlerinden bir tanesi… Bu veriye bir de
kendi alışkanlıklarımızın değişimini eklersek sanırız
bu yargıya varmamız için geçerli bir neden…
Aktüel Röportaj
çok büyük haksızlık olur. İçindeki öğrenme arzusu ve
kendini geliştirme hırsıyla, daha kariyerinin başında
Dünya Ralli Şampiyonası’nda yarışmış ünlü pilotlarla
yakın ilişkiler kuran Yazıcı, onlardan bir şeyler öğrenebilmek için adeta kapılarında yatar...
Gerçek bir rekabet tutkunu olan Yazıcı, iş hayatında
da aynı yaklaşımı sergiliyor. Onu sadece kolay yola
kaçmamak ve yapılmamışı yapmak heyecanlandırabiliyor. Yaklaşık dört yıldır üstünde çalıştığı Mavi Cin
projesiyle Bursa’ya hatta Türkiye’ye yepyeni bir alışveriş merkezi konsepti kazandıran Yazıcı ile motors-
Rekabet tutkunu şampiyon
Dört kez ralli şampiyonu olmuş, ülkemizi dünyada temsil etmiş bir sporcu;
farklı sektörlerde birçok ilke imza atmış bir işadamı... Serkan Yazıcı; zoru
başarmayı, yapılmamışı yapmayı kendine ilke edinmiş gerçek bir rekabet
tutkunu. Başarı hikâyesini kendi ağzından dinliyoruz...
O
tomobil sporlarını takip edenler için yaşayan bir efsanedir Serkan Yazıcı. Başarılarla dolu kariyerinde dört kez Türkiye Ralli Şampiyonluğu’na uzanmasını ya da 2000 yılında Dünya Ralli Şampiyonası FIA Teams Cup’ta elde ettiği üçüncülüğü bir kenara koyun. Hiç yarış kazanmamış ya
da şampiyonluğa ulaşmamış olsaydı bile hayranlarının gözünde bugün yine aynı noktada olurdu. Bunun
nedeni çok açık: Spektaküler sürüş stiliyle onu izlemek bambaşka bir zevk... Girmediği yarışlarda seyirci
sayısının düştüğü bile rivayet edilir. Hatta 2006 ve 2007 yıllarında spordan uzaklaştığında, motorsporlarına
geri dönmesi için fanatikleri tarafından kampanyalar bile başlatılmıştır. Hayranlarını kırmayarak parkurlara döndüğü 2008 yılında bir kez daha şampiyon olan Yazıcı’nın kendine özgü sürüş stilinde belki de en
büyük pay doğduğu kentte saklı. Bursalı olan Serkan Yazıcı, tıpkı benzer koşullarda yetişen Finli pilotlar
gibi karla kaplı, virajlı Uludağ yollarında kayan otomobili kontrol etme konusunda uzmanlaştı. Ehliyetini alır almaz, 1989 yılında girdiği ilk yarışta (Mudanya Tırmanma) birinci olarak doğal yeteneğini tüm
motorsporları camiasına gösteren Yazıcı’nın başarılı kariyerini sadece doğal yeteneğe indirgemek aslında
14
hallettikten sonra sıra otomobil bulmaya gelmişti. Dedemi zorla ikna ederek onun Murat 131
Doğan’ıyla Mudanya Tırmanma yarışında ilk startımı aldım. İlk yarışta elde ettiğim birincilikle, bu
işi yapabileceğimi hem kendime hem de yakın
çevreme ispat etmiş oldum. Kariyerimin ilk yıllarında daha çok tırmanma ve rallikros yarışlarında
mücadele ettim. 1991 yılında Ali Deveci’den satın aldığım Opel Manta ile birçok yarışa girdim.
Profesyonelce hazırlanmış bu otomobille kendimi camiaya tanıtmayı başardığımı düşünüyorum.
Daha sonra belli dönemlerde ara vererek 1996
yılına kadar geldik. O yıl Türkiye Tırmanma Şampiyonası Kategori 3 birinciliğini elde ederek ilk
resmi şampiyonluğumu kazandım.
Tırmanmanmadan sonra sıra rallilerdeydi...
Motorsporları ile çok erken tanışsam da rallilere ciddi anlamda katılımım biraz geç oldu.
Serkan Yazıcı’nın
önemli başarıları
• 1996 Türkiye Tırmanma
Şampiyonası Kategori 3 Birinciliği
• 2000 WRC FIA Team Cup 3.'lüğü
• 2000 Türkiye Ralli Şampiyonluğu
• 2001 Türkiye Ralli Şampiyonluğu
• 2003 ERC Hebros Rallisi Genel
Klasman Birinciliği
• 2004 Türkiye Ralli Şampiyonluğu
• 2008 Türkiye Ralli Şampiyonluğu
Team Taksi projesi, özellikle motorsporları tutkunları ve basınla bütünleştiğimiz
bir organizasyon oldu. O sezon sonunda yarış severler arasında “Gönüllerin
Şampiyonu” gibi bir söylem oluştu ki, bu bizim için üçüncü bir şampiyonluktan çok
daha değerliydi....
porları ve iş hayatında gerçekleştirdiği ilkler üstüne
bir söyleşi yaptık...
Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?
Motorsporları tutkusu nasıl başladı?
1971’de Bursa’da doğdum. Çoğu erkek çocuk gibi
otomobillere ciddi bir ilgim vardı. Yıllar geçtikçe giderek büyüyen bu ilgi beni otomobil sporlarına yöneltti.
Murat Kaçar gibi o dönemin ünlü Bursalı pilotları da
hevesimi artırıyordu. Spora başlamak için ehliyetimi
alana kadar adeta gün saydım. Ehliyet problemini
1997 yılında Opel’den gelen teklifle Türkiye
Ralli Şampiyonası’nda mücadele etmeye başladım. 1999 yılında da İngiltere’de Peugeot 106
Challenge’a katıldım.
2000 yılında kendinizi bir anda zirvede buldunuz. Team Atakan döneminden bahsedebilir misiniz?
O dönemde Türkiye’nin en iyi takımı Team
Atakan’dı. Gerek İskender Atakan’ın yarıştığı
zaman gerekse de Volkan Işık’la birlikte hem
15
TNT ve ralli sporunun
hedefleri aslında çok
iyi örtüşüyor. Dağıtım
sektöründe de rallide de
bir noktadan bir noktaya
güvenilir ve hızlı şekilde
ulaşmak en önemli
unsurdur.
Serkan Yazıcı’nın
yarıştığı otomobiller
• Murat 131 Doğan
• Lancia Delta HF Turbo
• Ford Sierra Cosworth
• Renault 11 Turbo
• Lancia Delta HF Integrale
• Peugeot 106 GTI
Türkiye Ralli Şampiyonası’nı kovaladık.
yarışırken hayatınızı ortaya
koyarak bir şeyler başarmaya
çalışıyorsunuz ama insanların
motorsporlarına bakış
açısı hâlâ fazla sığ. 2005 ve
2006’da değil yarışmak hiçbir
motorsporları aktivitesini
seyretmeye bile gitmedim, TV’den
dahi izlemedim...
... Fakat o dönemde
camiada bir grup “Serkan
Yazıcı geri dönsün” gibi
bir kampanya başlattı ki,
içlerinde basın mensupları
da vardı. O zaman anladım
ki, ben bu spora kırgın
olsam da aslında bir şeyler
başarmışım.
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Eklemek istedikleriniz?
Röportaj için ben teşekkür ederim. TNT ve rallinin hedefleri aslında çok iyi örtüşüyor. Dağıtım sektöründe de bir noktadan bir noktaya
güvenilir ve hızlı şekilde ulaşmak en önemli
unsurdur. Ralli pilotları olarak bizim yaptığımız
da aynen bu: Güvenlik ön planda olmak üzere
iki nokta arasını en hızlı şekilde kat etmek...
• Opel Astra GSI
• Toyota Corolla WRC
• Mitsubishi Lancer EVO V
• Mitsubishi Lancer EVO VI
• Ford Focus WRC
• Hyundai Accent WRC
• Mitsubishi Lancer EVO IX
• Fiat Grande Punto S2000
• Peugeot 207 S2000
Biraz da iş hayatınızdan
bahsedebilir misiniz?
yurtiçinde hem de yurtdışında birçok başarıya imza
atmışlardı. Her pilot gibi benim de hedefim Team
Atakan’da yarışmaktı. Bu isteğimi de defalarca İskender Atakan’la paylaşmıştım. 2000 yılında Volkan
Işık’ın takımdan ayrılmasıyla bana sürpriz bir teklif
geldi ve kariyerimde adeta dönüm noktası oldu. O
zamana kadar sadece yedi rallide start almama rağmen Dünya Ralli Şampiyonası’nda dönemin en gözde otomobili Toyota Corolla WRC’yi kullanacaktım.
Bu genç bir pilot için rüya gibi bir olaydı. Erkan Bodur
gibi deneyimli ve başarılı bir co-pilot sağ koltuğuma
oturtulmuş, geçmişi başarılarla dolu deneyimli bir
ekibin tüm imkânları da benim için seferber edilmişti. Dünya Ralli Şampiyonası için çok tecrübesiz olsam
da bana güvenenleri mahcup etmediğimi düşünüyorum. 33 puan toplayarak WRC FIA Teams Cup’ta
üçüncü olmayı başardık. Tabii o yıl sadece dünyada
değil Türkiye’de de şampiyona kovaladık. Keyifli bir
sezondan sonra ilk Türkiye Ralli Şampiyonluğumu
2000’de kazandım. Team Atakan, 2001’de Teams
Cup’da yarışmama kararı aldı ve sadece Türkiye Ralli
Şampiyonası’nda mücadele ettik. O yıl da şampiyon
olmayı başardık.
sponsorluk desteği bulunabildiği takdirde, sürücülük yeteneklerini geliştiren, taksi şoförlerinden
dünya çapında pilot yaratılmasının amaçlandığı
bir organizasyondu. Uluslararası motorsporları
platformunda büyük başarıya imza atabilecek bir
Türk takımı yaratmayı amaçladık. Tüm şoförlerin
bir araya geldiği bir platformla motorsporlarının
Türkiye’de gelişimi için de çalışmalar yapmayı hedefliyorduk. Fakat Türkiye’de sponsorluk henüz
gelişmemiş bir hadise. Projemiz dünya çapında
bir ilk olsa da gereken desteği maalesef göremedik. Sportif anlamdaysa başarılı bir sezon geçirdik ama son yarışlarda yaşadığımız şansızlıklarla
şampiyonluğu elde edemedik. Beklentilerimizi
gerçekleştiremedik ama Team Taksi projesi, özellikle motorsporları tutkunları ve basınla bütünleştiğimiz bir organizasyon oldu. O sezon sonunda
yarış severler arasında “Gönüllerin Şampiyonu”
gibi bir söylem oluştu ki, bu bizim için üçüncü bir
şampiyonluktan çok daha değerliydi.
2002’de bir ilki gerçekleştirerek Team Taksi’yi
kurdunuz...
Team Atakan’dan ayrıldıktan sonra kendi takımımı
kurmak istedim ama bu sadece yarışan bir takım olmayacaktı. Belli bir hedefe doğru ilerlemeliydi, sosyal bir mesajı da bulunmalıydı. Team Taksi, yeterli
Ve Ford dönemi...
2003 yılında Ford Rallye Sport Turkey’den bir
teklif aldım. Focus WRC ile yarışma teklifine hayır demek oldukça zordu. O yıl şansız bir sezon
geçirdik ve şampiyon olamadık ama ertesi sezon
3'üncü şampiyonluğumu Ford ile elde ettim.
16
Hyundai transferiniz nasıl gerçekleşti?
Hyundai Assan Motorsports, 2005 yılında parkurlara oldukça iddialı bir giriş yapmayı hedefliyordu. Bu nedenle geniş bir takım kurdular. Benim
haricimde Ali Deveci ve Ömer Tolon gibi önemli
pilotlar da takımda yer alıyordu. Hyundai Accent
WRC ile şansız bir sezon açılışı yaptık. Mekanik
problemlere ilk yarışlardan sonuç alamasak da
Yeşil Bursa Rallisi birinciliği ile moralimiz yerine
geldi. Sezonun ikinci yarısında rekabete dâhil olduk ve son yarış olan Kocaeli Rallisi’ne şampiyonluk şansımızı sürdürerek başladık. Fakat yarışta
yaşanan talihsiz bir kaza ile takım olarak mücadeleden çekilme kararı aldık ve dördüncü şampiyonluğumuzu bir başka sezona bıraktık.
2006 ve 2007'de neden yarışmadınız?
Benim hedefim hep yurtdışında yarışmak, Türk
bayrağını dünyada dalgalandırmak oldu. Fakat
bu ciddi bir bütçe gerektiriyordu. Ford takımındayken, Dünya Ralli Şampiyonası’na dâhil 2004
Rally of Turkey’de genel klasman dokuzuncusu
olmayı başardık. 2005 sezonu için Ford WRC takımından önemli bir teklif geldi. Eğer 1 milyon
dolar gibi bir bütçe katkısı yapabilirsek, Dünya
Ralli Şampiyonası’nda Ford pilotu olarak yarışacaktım. Sponsor desteği bulunamadığı için
bu önemli fırsatı kaçırmak bende bir kırgınlık
yarattı. Birçok uluslararası markamız olmasına
rağmen bu kadar önemli bir organizasyonda
bir Türk pilot yarıştırmak için bütçe bulamıyor
olmak çok üzücüydü. Daha sonra transfer olduğum Hyundai takımı da 2005 sezonu sonunda kapanınca motorsporlarından uzaklaştım.
Çünkü yarışırken hayatınızı ortaya koyarak bir
şeyler başarmaya çalışıyorsunuz ama insanların
motorsporlarına bakış açısı hâlâ fazla sığ. 2005
ve 2006’da değil yarışmak hiçbir motorsporları
aktivitesini seyretmeye bile gitmedim, TV’den
dahi izlemedim. Fakat o dönemde camiada
bir grup “Serkan Yazıcı geri dönsün” gibi bir
kampanya başlattı. O zaman anladım ki, ben
bu spora kırgın olmaya hakkım yok.
Hayranlarınıza tekrar merhaba dediniz...
2008 yılında Volkan Işık’ın önderliğinde Lassa
Rally Team ile tekrar parkurlara geri döndüm.
İki yıl uzak kalmış olsam da başarılı bir sezon
geçirdik ve dördüncü şampiyonluğum Lassa
ile birlikte geldi. Bu projede beni heyecanlandıran, aynı zamanda yarış lastiği de geliştiriyor olmamızdı ki, bu da Türkiye’de bir ilkti.
2009’da yine aynı takımla sadece İtalya Ralli
Şampiyonası’nda yarıştık. 2010’da Atlasjet ve
Ströer’in sponsorluklarıyla yeni bir oluşuma
imza attık ve Fiat Grande Punto Super 2000’le
17
Yaklaşık dört yıldır Bursa’da bambaşka konseptte tasarlanan bir alışveriş merkezi projesiyle uğraşıyoruz. Mayıs ayı sonunda da açılışımızı yaptık. Buradaki yüzlerce mağazada
gıdadan giyime, zücaciyeden nalburiyeye
kadar bin bir çeşidi içinde bulunduran ve
Türkiye’de ilk olan bir konsept oluşturduk.
AVM konforundaki rahatlığı ve tüketici yanlısı cazip fiyatlarıyla gelenlerin mutlu zaman
geçirmesini ve hesaplı alışveriş yapmasını
hedefliyoruz. Çocuklarımıza çok önem veriyoruz. Her pazar günü ilk gelen bin çocuğa
sürpriz hediyeler vereceğiz ve bu projeyi
Bursa’dan sonra diğer büyük illerimize de
yaymayı hedefliyoruz. Mavi Cin, 29 ayrı çarşıda 300’ün üzerinde mağazasıyla hizmete
girdi ve müşteriler için 3,2 kilometre yürüme
mesafesi bulunuyor. Bu arsa bize dedelerimizin mirası, burayı değerlendirmek istedik
ve 20 milyon TL yatırımla modern bir pazar
haline getirdik. Mavi Cin, konsept olarak
sosyete pazarı sayılmayacağı gibi bir outlet
mağaza da değil. Tamamen farklı bir konseptte üretici ile tüketiciyi buluşturmayı hedefliyoruz. Amacımız bu yatırımdan kâr elde
etmek değil. Mavi Cin ile insanlara diledikleri gibi alışveriş yapma, üreticiye de iş alanı ve
istihdam olanağı sağlamak en önemli hedefimiz. Tek amacımız orijinal olmak. Örneğin,
tüketici et aldığı kasapta, o eti kesip ızgara
yapabilecek ya da manavdan meyve-sebze
alırken taze sıkılmış domates suyu da içebilecek.
Kapak
GELECEĞE DÖNÜŞ...
Bulaşık makinesinin düğmelerine bile dokunmaya korkan büyükannenizle dalga
geçenlerden misiniz? Daha babanız bile bilgisayar kullanmayı öğrenemedi değil
mi? Günümüz teknolojisi ve hayat tarzına uyumunuz konusunda kendinizle çok
övünmeyin, hepimizi gelecekte büyük sürprizler bekliyor...
S
abah kahvaltısı niyetine ağzınıza bir hap attınız, nanotek elbiselerinizi giydiniz, tamamen elektrikle çalışan otomobilinize binip, eko-kentte yer alan ofisinize doğru
yol almaya başladınız. Robotik Sorunlar Avukatı olarak görev yaptığınız iş yerinizde, asistanınız robotla birlikte hologram TV aracılığıyla online bir toplantıya katıldıktan
sonra yüzey bilgisayarınıza dalıp gittiniz... Muhtemelen yakın gelecekte böyle bir hayat
yaşıyor olacağız. Yemek alışkanlıklarından mesleklere kadar yakın gelecekte bizleri neler
beklediğini araştırdık.
Yapay etler geliyor
Geleceği öğrenmek birçoğumuzun hayalidir. Daha sonra ne olacağı, bizleri nelerin beklediği ile ilgili merak hep vardır ve olacaktır. Peki, gelecekte bizi nasıl bir yaşamın beklediğinin dışında, hayatımızı devam ettirmemize yarayan yemekler nasıl olacak? İnsan ömrü ne
kadar uzayacak? Ütopik bir yaklaşım ama belki de 2050 yılında artık trafik problemi kalmayacak. Hava trafiğinin daha yaygın kullanıma geçeceği bu süreçte neler mi yenilecek?
Tabii ki moleküler gastronomi ürünleri ile besleneceğiz. Neden mi? Hızla artan nüfus için
et sıkıntısı ciddi boyuta ulaşacak. Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre 2050 yılında 10
milyara ulaşacak olan dünya nüfusu için büyükbaş hayvan yetiştirmek gittikçe zorlaşacak.
Bunun yerine yapay olarak yetiştirilmiş sentetik etler yemek zorunda kalacağız.
Biyoloji, nanoteknoloji ve moleküler gastronomi alanındaki gelişmeler sayesinde etler yapay olarak üretilecek. Gelecekte moleküler işleyişin bütün aşamalarını çözümleyen bilim
adamları, hammaddeleri et tadında birtakım “şeylere” dönüştürmeyi başaracak.
Biri fizikçi diğeri kimyacı olan iki bilim adamı, Nicholas Kurti ve Herve This, 1988 yılında bir
araya gelerek bu konudaki en önemli araştırmalara imzalarını atmışlardır. Moleküler gastronominin babalarından biri sayılan Herve This moleküler gastronomiyi “gıdaların pişirilmesi sırasında oluşan fizikokimyasal değişimleri ve gıdayı oluşturan bileşenlerinin neden
olduğu duyusal algılamayı açıklayan interdisipliner bir bilim dalıdır” diye anlatır.
Herve This doktora tezini Moleküler ve Fiziksel Gastronomi üzerine yapmaya karar verdiğinde beş temel hedeften yola çıktıklarını belirtmekte ve bunları şöyle sıralamaktadır:
1. Yiyecekler ve yemek pişirme sırasında meydana gelen değişimler hakkındaki
şehir efsanelerinin doğruluğunun araştırılması.
2. Var olan yemek reçetelerinin gıdaların kimyasal, fiziksel özellikleri ve yeni bilgiler doğrultusunda incelenip modellenmesi.
3. Yemek pişirmeye yeni yöntem ve teknikler eklenmesi.
4. Hedeflerden elde edilen verileri kullanarak yeni yemek reçeteleri oluşturulması.
18
19
5. Yiyecekleri cazip kılan özellikleri kullanarak
gıda biliminin öneminin vurgulaması
Bu hedeflerden ilk ikisi bilime dayalı olup diğerlerinde elde edilen verilerin uygulanması
esastır.
Kısacası bilimsel ve teknolojik açıdan bakıldığında
moleküler gastronominin ruhunda esas olarak yiyecekler hakkında bilinmeyen gerçekleri bulup
açıklamak ve bu bilimsel gerçeklerin pratikte fonkiyonel ve uygulanabilir hale getirilmesine vesile
olmak yatmaktadır.
Ancak bu bilim dalının mutfağa bir yenilik veya
akım getirmek gibi bir hedefi yoktur. Bilim adamları tarafından açıklanan bu gerçekler günümüzde
yaratıcı şefler tarafından mutfakta büyük bir başarı
ile kullanılmaktadır.
Böylece bilimsel veriler ve yaratıcı şefler birlikteliği
sonucunda büyük gıda endüstrileri için üretilen birçok veri ve teknoloji mutfaklara girmiştir.
Bilim, sanat ve yaratıcılık bir araya geldiğinde biz
tüketicilerin keyifle, bazen de hayret ve hayranlıkla
tükettiğimiz çoğu alışılmışın çok dışında yepyeni
yemek türleri ortaya çıkmıştır.
Moleküler gastronominin uygulanması birtakım
özel gıda katkı maddeleri ve teknoloji gerektirdiğinden evimizin mutfağında uygulaması şimdilik
zordur. Sağlık açısından bir tehdit oluşturmaması
için kullanılan bütün gıda katkı maddelerinin gıda
kodeksinin ve yasaların ön gördüğü şekil ve miktarlarda kullanılması zorunluluğu vardır.
Mutfak uygulamaları açısından bakıldığında da,
Kapak
Moleküler
gastronominin
uygulanması
birtakım özel gıda
katkı maddeleri
ve teknoloji
gerektirdiğinden
evimizin mutfağında
uygulaması şimdilik
zordur...
kullanılan gıda katkı maddelerinin değişik reçetelerde en iyi sonuç veren miktarları (yasalar çerçevesini aşmamak kaydı ile) şefler tarafından denemeyanılmalar sonucunda belirlenmiştir.
Miligramına kadar doğru miktarlarda kullanmak,
yiyeceklerde oluşan fizikokimyasal değişimler
ve dolaylı olarak da yemek kalitesi üzerinde çok
önemli olduğundan tartım ve hesaplamalar çok
hassas yapılmalıdır.
Moleküler gastronominin mutfağa uygulanması
ile yaratılan en popüler formlardan biri en yaygın
şekilde “havyar” olarak adlandırılan aslında bir jelin içine hapsedilerek küreselleştirilen sıvılardır. Bu
teknikte sıvı veya sıvıya yakın püre haline getirilmiş
yiyecek sodyum aljinatla karıştırılır, bir şırınga veya
bir kaşıkla içinde kalsiyum klorür olan suya yavaşça bırakılır. Kalsiyum klorürlü suya bırakılan sıvının
yüzeyi yavaşça sertleşip jöle kıvamını alırken, sıvının
geri kalanını bir küre gibi içine hapseder. Yenilirken
dışı jöle kıvamında olduğundan öncelikle yumuşak
ve kaygan bir his bırakır ağızda ısırıldığında ise jöle
küreciği patlar ve içindeki sıvı ağza yayılır.
Bu kürecikleri hemen her yiyecekle hazırlamak
mümkündür. Sodaların içine değişik tatlardaki
meyvelerin sularından hazırlanarak atılmış kürecikler özellikle oldukça popülerdir.
Bir başka uygulama ile artık soğuk yemeğe alışkın
olduğumuz jöleleri soframızda formu hiç bozulmamış olarak sıcak sıcak da bulabiliyoruz. Bunun
için özel kıvam artırıcılar kullanılıyor. Sadece kıvam
artırıcı kullanarak hazırlanan parmesan spagettileri, sıcak sunulan meyve şeritleri veya küpleri, et
yemekleri ile sunulan sıcak sebze jöleleri en yaygın
bilinenleridir.
Köpük formundaki soslar ve içecekler moleküler
gastronomi temellerini mutfaklarında uygulayan
şeflerin en gözde ve şık tekniklerinin başında gelmektedir.
Şeftali suyu, süt, şeker, vanilyayı iyice karıştırıp,
içine lesitin ekleyip mikserle iyice çırpıp nefis bir
köpük haline getirip sunmak örneklerden sadece
bir tanesidir. Moleküler gastronomi, gıda bilimi
ve yaratıcı şeflerin hayatımıza kattığı yeniliklerden
birisi de karnabahar ve kakao, çikolata ve kırmızı
toz biber, ikilileri gibi birbirine tamamen aykırı gibi
görünen yiyecekleri bir araya getirerek oluşturulan
yepyeni tatlardır.
Ekolojik kentlerde yaşam
Dünya üzerindeki şehirler artık temiz enerji üretmek ve çevre kirliliğini azaltmak için büyük hedefler belirliyorlar. Ancak, yeni ekolojik şehirler inşa
etmekten başka şansları kalmayabilir. Birleşmiş
Milletler verileri, dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirlerde yaşadığını gösteriyor. Gelecek 30
yıl içinde sadece Asya ve Afrika’daki şehirlerin nüfusu ikiye katlanacak. Bu da 2 milyara yakın insan
için yeni evlere ihtiyaç olduğu anlamına geliyor.
Ekolojik şehirler inşa etme fikri aslında çok da uzağımızda değil. Çin’de ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde
bu tarz eko-kentlerin inşasına çoktan başlandı.
Abu Dabi’den 17 km uzaklıktaki Masdar şehrinin
inşası 2008 yılında başladı. Şanghay yakınlarındaki
Dongtan kentinin ise yarım milyon kişiye ev sahip20
liği yapması planlanıyor.
Çin’de Şanghay’ın hemen dışında kendine yeten
bir eko-kent inşa ediliyor. 2010’da ilk bölümü biten ve Yangzi Nehri’nin ağzında bulunan Chongming Adası üzerinde inşa edilen kent, enerji ve su
konusunda kendine yeterken, sıfır karbon üretecek. Dongtan’da 2040 yılında yarım milyon kişinin
yaşayacağı öngörülüyor. Çin geleneksel tasarımı ile
yüksek teknolojili yeşil tasarım melezi olacak olan
kentte, tarımsal atıklar ve rüzgâr türbinlerinden
enerji üretilecek. Atıkların çoğu dönüştürülecek.
Kentin içinde benzin ya da dizel yakıtlı araçlara izin
verilmeyecek. Sadece elektrikli araçların gireceği
kentte ulaşımı, güneş enerjili su taksileri ve hidrojenle çalışan otobüsler sağlayacak.
Dünyanın en zengin petrol ülkelerinden Birleşik
Arap Emirlikleri, yenilenebilir enerji ile çalışan ilk
“sıfır-karbon” şehrini Abu Dabi çölünde kuruyor.
Toplam 7 kilometre karelik bir alan kapsayacak
eko-kentin inşasına 2008’de başlandı. Ticaret merkezleri ve küçük sanayi işletmelerine de ev sahipliği
yapacak şehir 2015 yılında tamamlanacak.
Otomobil yerine raylı sistem kullanılacak şehrin
enerji ihtiyacının yüzde 82’si güneş enerjisiyle,
yüzde 17’si yiyecek artıklarını yakarak enerjiye dönüştüren bir sistem sayesinde, yüzde 1’i de rüzgâr
türbinleriyle karşılanacak. Şehirdeki binaların ısıtma ve soğutma sistemleri de, normalden 10 kat
daha az enerjiyle çalışacak.ABD’nin önde gelen
eğitim kurumlarından Massachusetts Teknoloji
Moleküler gastronomi nedir?
Moleküler gastronomi yaygın inancın tam
tersine ne yemek akımı, ne yemek pişirme
tekniği, ne de bilimsel olarak yemek pişirmektir. Yemeğin her pişme aşaması kimyasal bir deney reaksiyonu gibidir. Moleküler
gastronomi yemeğin pişmesi sırasında, başından sonuna kadar her aşamada oluşan
fiziksel ve kimyasal değişimlerin arkasındaki bilimsel gerçeklerin anlaşılması olarak
tanımlanabilir. Bütün bunların anlaşılabilmesi için de gıdaların kendilerini oluşturan
bileşenlerine kadar fizikokimyasal yapılarının bilimsel olarak çok iyi analiz edilmesi
gerekir.
“Hızla artan nüfus için et sıkıntısı ciddi
boyuta ulaşacak. Birleşmiş Milletler’in
tahminlerine göre 2050 yılında 10
milyara ulaşacak olan dünya nüfusu
için büyükbaş hayvan yetiştirmek
gittikçe zorlaşacak.”
Enstitüsü’nün (MIT) katkılarıyla geliştirilen “Masdar
İnsiyatifi” adlı proje 22 milyar dolara mal olacak.
Şehirde en yakın yerel taşıma araçlarının uzaklığı
en fazla 200 metre olacak şekilde tasarlanıyor.
Masdar’ın ana caddelerinden çoğu, temiz enerji
kullanan ve Abu Dabi’ye bağlantısı olan tren yolları
çevresinde bir araya toplanacak. Benzinli araçların
girmesinin yasak olduğu kentte oturan halk, temiz
enerji kullanan özel araç veya toplu taşıma sistemleriyle şehirde dolaşacak. Özel hızlı taşıma sistemi,
yaya yolunun altındaki raylar boyunca uzanan algılayıcıları takip ederek günde 150 bin sefer yapabilen 2 bin 500 şoförsüz elektrikli taşıttan oluşacak.
“Gelecek 30 yıl içinde sadece
Asya ve Afrika’daki şehirlerin
nüfusu ikiye katlanacak. Bu
da 2 milyara yakın insan için
yeni evlere ihtiyaç olduğu
anlamına geliyor.”
Her araçta altıdan fazla kişi seyahat edebilecek.
Deniz suyu arıtma sistemi günde 8 bin metreküp
su sağlayacak ve Masdar’da kullanılacak suyun
yüzde 60’ı geri dönüştürülecek. Caddelere temiz
hava ve çöl rüzgârı verecek ağaçlar şehrin çevresine stratejik olarak yerleştirilecek.
Masdar’da zemin seviyesi yerden 5,5 metre yüksekte olacak. Diğer ulaşım araçları yer altından
giderken, caddeler, yol üstünde uzayan bir köprü
üzerinden geçen yol üzerinde planlanacak. Yollarda trafik olmayacak ve yollar boru döşemek için
asla kazılmayacak. Çöp kutusuna çöp atıldığında
vakum borusu onu merkezi bir bölgeye süpürecek ve burada ayrıştırılan çöpler geri kazanılacak.
Makine mühendisliği mi, çok sıradan
Birçoğumuz doktor, avukat ya da mühendis olmayı hayal ettik. Dershanelerde dirsek çürüttük,
milyonlarca rakiple birlikte sınavlara girdik. Üniversite kapısından girmeyi başaranlar yıllarca okudu; yetinmeyenler master yaptı, doktora verdi...
Bu kadar uğraş sonunda diplomasını alanları kötü
bir sürpriz bekliyor. Yakın gelecekte demode bir
mesleğiniz olabilir. Belki de sanal karmaşa uzmanlığını seçmeliydiniz...
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyon-u’nun
(TİSK) hazırladığı dosyada, yakın gelecekte ortaya
çıkacak ya da cazibesi artacak mesleklere ilişkin
öngörüler değerlendiriliyor.
“Bireysel portföy yöneticiliği” geleceğin mesleklerine yönelik değerlendirmelerde öne çıkıyor. Bilgisayar başında geçirilen uzun ve sağlıksız saatlerin beraberinde getirdiği hastalıklardaki hızlı artış,
tıbbi hizmetler alanındaki mesleklere de ihtiyacı
21
artıracak.
Öne çıkan mesleklerden biri de “aktüerlik.” Aktüerlik, finansal riskleri değerlendirebilen, çözümler
öneren, her çözümün uzun dönemdeki sonuçlarını
irdeleyebilen, sigorta riskleri ile primlerini istatistik
ve olasılık hesaplamaları yoluyla tespit eden ve geleceğe yönelik stratejik değerlendirmeler yapan bir
iş kolu olarak tanımlanıyor.
Gelecekte cazibesi artacak meslekler arasında biyokimyager, biyofizikçi, satış yöneticisi, salgın hastalıklar uzmanı, bilgisayar sistem analisti, temsilci ve
yönetici, pazarlama yöneticisi, üretici, aktör, bilişim
hukuku alanında avukat, reklam müdürü, yönetim
analisti, ikinci eğitim yöneticisi, finans yöneticisi, pilot, jeolog, piyasa araştırma analisti ve hisse satış
temsilcisi bulunuyor.
Şimdiye kadar bahsettiğimiz mesleklere çok da yabancı değiliz. Fakat gelecekte ihtiyaç duyulacak sıra
dışı meslekler de dikkati çekiyor. Buna göre, “insan yedek parçası üretimi” olarak da nitelendirilen
“vücut parçası imalatçılığı”nın popüler mesleklerden biri haline gelmesi öngörülüyor. Bu işi seçen
kişi, hücre ve gen teknolojisindeki ilerlemelerden
faydalanarak hasarlı, hastalıklı ve hatta eskimiş organların yerine yenilerini üretecek.
Geleceğin gözde meslekleri arasında beynin kapasitesini artırmaya yönelik çalışacak “hafıza artırma
cerrahları” ile ay ve yakın gezegenlerdeki hayatı yaşanılır kılacak “uzay mimarları” bulunuyor.
Geleceğin meslekleri arasında, Facebook ve Twitter gibi sitelerde daha “ilginç” ve “çekici” görünmeyi sağlayacak “kişisel markacı”, her şeyin ters
gitmesine karşılık kişileri bilgisayar bağımlılığından
kurtarmakla yükümlü “sosyal ağ çalışanı” ve elekt-
Kapak
ronik hayatları organize edecek “sanal karmaşa
uzmanlığı” bulunuyor.
Çok uzak olmayan bir gelecekte uzay pilotları,
uzay rehberleri ve uzay mimarlarının hayatımıza
girmesi öngörülüyor. Küresel ısınmanın sonuçlarını
tersine çevirebilecek iklim değiştirme uzmanları da
gelecekte “iyi kazanacak” mesleklerden.
Bütün bunların yanında, hafıza genişletme operasyonları, sanal hukuk ve nano ilaç sektörünün
cazibesinin artmasına kesin gözüyle bakılıyor. Geleceğin işlerinin tümü “eğlenceli” ya da “temiz”
olmayacak. Hastalıkların yayılmasını engelleyen
“karantina uzmanları” ya da siber suçlulara karşı
savaşacak “atık veri temizleyicileri” ile tanışmamız
an meselesi.
Benzine veda etmeye hazırlanın
Geleceğin otomobilleri küçük boyutlu ve çevreci
olacak. Günümüzde hem içten yanmalı motora
hem de elektrikli güç ünitesine sahip olan hibridler
ön plana çıksa da asıl gelecek tamamen elektrikli
olan otomobillerde. Deloitte’un bu yıl yayınladığı
rapora göre 2020 yılında global otomobil satışlarının üçte biri elektrikli araçlardan oluşacak. Re-
İşte yakın gelecekte bizleri bekleyen teknolojik yenilikler
“Yapılan araştırmalar, 2020
yılında global otomobil
satışlarının üçte birinin
elektrikli araçlardan
oluşacağını gösteriyor.”
nault, elektrikli otomobiller konusunda öne çıkan
markalardan biri. Sadece bir değil, dört modelle
birden elektrikli otomobil ürün gamı oluşturmaya hazırlanan Renault, Fluence Z.E (sıfır emisyon)
modelini Türkiye’de üreteceğini açıkladı. Oyak
Renault Otomobil Fabrikaları, böylelikle Renault
grubunun elektrik motorlu otomobil üretim hedefinin gerçekleştirilmesinde öncü bir rol üstlenecek.
2010’un son aylarında ön seri üretimleri başarıyla
başlayan elektrik motorlu Fluence’ın seri üretimi
ise gün sayıyor. Böylelikle hem Türk otomotiv sanayisinde bir ilke imza atılacak hem de dünya sanayisinin devrimsel nitelikteki değişiminde, öncüler
arasında Türkiye de yer alacak. Renault gibi diğer
birçok büyük otomotiv üreticisi de elektrikli ve hibrid modeller tasarlıyor.
Elektrikli araçlar konusunda çalışan bir diğer üretici de Volvo. Elektrikli Volvo C30, şehir elektriği veren bir prize bağlanarak şarj edilebilen bir
lityum-iyon yapıda akü ile çalışıyor. Tamamen
boşalmış bir akü ise sekiz saatlik sürede tamamen şarj edilebiliyor. Azami hızı saatte 130 kilometre olan otomobil, sıfırdan 100 km/s hıza
10.5 saniyede ulaşıyor. 2012 yılında satışına
başlanacak olan V60 Plug-in Hybrid ise üç
farklı otomobil türünün en iyi özelliklerini, tek
bir göz alıcı sports wagon otomobilde bir araya getiriyor. Bu özellikler arasında, sürücünün
sadece elektrikle 50 kilometreye varan menzile
ulaşabilmesi de bulunuyor.
Teknolojinin son durağı var mı
Her yenilikte “Tamam artık bundan daha ilerisi
olamaz” diye düşünüyoruz ama mühendisler ve
bilim adamları aklımızın sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Günümüzde bir teknoloji bombardımanı altında yaşasak da muhtemelen birçok
yenilikle daha tanışmadık bile...
Gelecekte önem kazanacak mesleklerden bazıları
Robotik Sorunlar Avukatlığı:
Üretim ve hizmet alanlarında satın
alınan robotların kullanımında karşılaşılan sorunların çözümünde, robotları üreten, satan, kullanan kişi ya
da kurumların hak ve sorumlulukları
alanında çalışan sektörel uzman avukatlar olacak.
Yapay Zeka Pazarlamacılığı:
İnsan düşünce sisteminin elektronik
cihazlara aktarılması sonucu ortaya
çıkacak ürünlerin satıcılarına denilecek. Örnek bir pazarlamacı sunumu,
“Bakın bu küçük aleti uyurken odanıza koyarsanız, siz uyanırken vücut
ısınızın değişiminden, beyin dalga-
larınızdan bunu anlayıp, ışıklarınızı
açacak, sevdiğiniz müziği başlatacak,
oda sıcaklığını sizin istediğiniz düzeye
getirecek sistemleri çalıştıracak” şeklinde olacak.
Beş Duyu Reklam Tasarımcılığı:
Yapay zeka ile koku almak, dokunuş,
hissetmek gibi duygular uzaklara iletilebilecek. Beş duyuyla hissedilebilecek
teknoloji ile sunulan reklam spotlarının tasarımcılığı en popüler, yaratıcılık
gerektiren alanlardan olacak.
Duygu Tasarımcılığı:
Genetik ve nano teknolojilerin gelişmesi ile yapılacak işe, yaşanılacak duruma uygun duyguların belirlenmesi
22
ve gerekli kimyasal drog reçetelerinin,
yapay zeka, sanal ortam uygulamalarının kurgulanması mümkün olacak.
Bunu, ihtiyaca göre duygu tasarımcıları yapacak.
Gen Terapistliği:
Bozuk genlerin tespiti ve düzeltilmesi
ile ilgilenen, hatta gen haritasına göre
ileride bozulacak genleri önceden
tespit edip, önlem alacak programları
geliştirenlere “gen terapistleri” denilecek.
Genetik Ekonomi:
Genetik teknolojiyle ilintili her şey,
tıpkı bugünün dijital devrim zenginleri gibi genetik zenginleri, iş alanları
oluşacak.
Bu tür sınırsız ürünün satış piyasasının
yönetilmesi, yepyeni bir ekonomik
yapı ve boyut yaratacak. Tüm güç
dengeleri genetik teknoloji ve ürünlerine sahip kişi, kurum, toplumlar lehine değişecek.
Bilgi Madenciliği:
Sınırsız bilgi üretme, yayma kapasitesi nedeniyle insanların, “neyi bilmek,
neyi bilmemek gerekli, gerekli olmayanlar nasıl elenecek, asıl ve öncelikli
olanlara nasıl erişeceğim” sorularına
yanıt vermeye yarayacak sistemlerle
uğraşanlara “bilgi madencileri” denilecek.
Hologram TV
Yüzey bilgisayarları ve yeni nesil arayüzler
İlk önce plazma televizyonlar geldi, LCD, LED ve
3 boyutlu derken hologram TV’lerle tanışacağız.
Bugüne kadar bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz bu teknoloji yakın gelecekte oldukça yaygınlaşacak. Öncelikle reklamcılık alanında kullanılması öngörülen hologramlar gelişen tekniklerle
birlikte perakende kullanıcıların da hizmetine
sunulacak. 2018 ve 2022 Dünya Kupası’na aday
olduğunu açıklayan Japonya’nın FIFA’ya sunduğu
teklif paketinde maçların üç boyutlu teknoloji ile
yayınlanması da var. Bu konsept projeye göre 200
adet HD kamera ile kaydedilecek olan maçlar,
diğer ülke statlarında üç boyutlu olarak izlenebilecek.
Yüzey bilgisayarları 30 inçlik dokunmatik ekrandan oluşan yeni bir bilgisayar türü. Microsoft’un
öncülük ettiği bu teknoloji sayesinde birden fazla
kişi aynı anda bilgisayarı kullanabiliyor. Ayrıca harici aygıtları dokunmatik ekranın üzerine koyarak
kablosuz dosya paylaşımı yapmak ve sanal klavye
kullanmak da mümkün. İlk etapta ofis, restoran,
otel gibi ticari mekanlarda yaygınlaştırılması planlanan yüzey bilgisayarları, maliyetlerin düşmesiyle
son tüketicilerin de hizmetine sunulacak.Yüzey
bilgisayarlarının bir adım üstü ise özel eldivenlerle
yönetilen yeni nesil arayüzlü bilgisayarlar olacak.
Robotlar
Günümüzde robotlar endüstriyel amaçlarla fabrikalarda belirli komutları yerine getirmek üzere
kullanılıyor. Bu teknolojiyi günlük hayatta da kullanabilmek için yapılan çalışmalar ise hızla devam
ediyor. Honda’nın geliştirdiği yeni nesil insansı robot serisi Asimo; mevcut teknoloji yardımıyla hareketli nesneleri, jestleri, mimikleri, çevreyi, sesleri
ve yüzleri tanıyabiliyor. Japon Robot Derneği’nin
(JARA) yayımladığı rapora göre 2020 yılında ev
ve ofislerde kullanabileceğimiz birçok robot çeşidi
ortaya çıkacak.Bu rapora göre robotlar insanlara
hem günlük işlerinde, hem de birçok bilimsel deneyde yardım edebilecekler.
Elektronik kâğıt
Kâğıt gibi esnek ve yeniden kullanılabilir özelliklere sahip olan elektronik kâğıtlara yüklenen veriler
elektrik akımının yardımıyla okunabilir görüntü
haline dönüşüyor. Elektronik kâğıt uygulamalarının yardımıyla elektronik teknolojisi bugün bildiğimizden çok farklı bir hale dönüşecek. Gelişmiş
elektronik kâğıt teknolojisi iç mimaride, reklamcılıkta, evlerde, yazılı basında ve ofislerde çok farklı
uygulamaların kullanılmasına imkân verecek.
Vücut biosensörleri
Dijital kredi kartı
Yeni nesil dijital kartlar yardımıyla artık daha
güvenli alışverişler yapabileceğiz. Üstün güvenlik
sağlayacak olan bu kartların bir PIN numarası
olacak ve her alışveriş için özel şifre üretecek. Alışverişin tamamlanması için her iki numaranın da
doğru girilmesi gerekecek. Böylelikle internet üzerinden gerçekleşen kredi kartı sahtekârlıklarının
da önüne geçilmiş olacak.
Semantik Web-Web 3.0
Nanotek elbiseler
Web 2.0 uygulamalarının yardımıyla internetteki
bilginin miktarı son yıllarda muazzam bir şekilde
arttı. Artık sınırsız bilgiye ulaşmak mümkün. Geliştirilmekte olan semantik web yani Web 3.0 uygulamaları yardımıyla internet üzerindeki bilgiler
ve bunların birbirleri ile ilişkileri daha düzenli bir
şekilde indekslenebilecek.
Nanoteknoloji yardımıyla elbiselerimizin çok
farklı özellikleri olacak. Bu teknoloji yardımıyla
bakterilere karşı antibiyotik salgılayan, hareket
enerjisinden elektrik üretip cep telefonlarını şarj
eden, ıslanmayan, yanmayan, kurşun geçirmeyen,
vücudu belirli bir sıcaklıkta tutan ve kendi kendini
temizleyen elbiseler kullanabileceğiz.
Biosensör teknolojisi günümüzde güvenlik ve
gıda alanında kullanılıyor. Biosensörler yardımıyla
kimyasal saldırıları veya gıdalardaki salmonella
virüslerini tespit etmek mümkün. Bilim adamlarının bundan sonraki hedefi ise vücudumuza
yerleştirilebilecek biosensörler üretmek. Bu biosensörler sayesinde kan kimyasını analiz etmek
ve vücudumuzda olan biteni gözlemlemek kolaylaşacak. Böylelikle gözle görülmeyen hastalıklar
çok daha kısa sürede tespit edilebilecek ve anında
müdahale edilecek.
Kapak Röportajı
F
ütüristler Derneği’nin Başkanlığı’nı yürüten Ufuk Tarhan ile
geleceği masaya yatırdık. Temel amacı, sosyal ve iş yaşamının gelecekte nasıl şekilleneceğine dair uzgörülerde bulunmak üzere ‘multidisipliner’ çalışmalar yapmak olan derneğin başkanı olan Tarhan, yarın neler olacağını, aslında yarını güzel kılacak
konuların neler olduğunu anlattı bizim için. Tüm insanlık, güzel
yarınlar için…
Bize kendinizden bahseder misiniz?
ODTÜ ekonomi bölümü mezunuyum, ancak hiçbir zaman doğrudan mesleğimle ilgili bir işte çalışmadım. İlk işim özel bir firmada
stok ve satış analistliğiydi. Kendimi bu gibi işlere ait hissetmediğimden istifa edip biraz da kendimi dinlemek amacıyla cam üstüne
resim yapıp, satmaya başladım.
O sıralarda tesadüf de olsa bir teknoloji şirketinde çalışmaya başladım ve yeni bir sektörle tanıştım. Bilişim sektöründe çalışmak heyecan veriyordu ve bu firmadaki çalışmalarımla 2002 yılında sektörün en başarılı iş kadını ödülünü alıncaya de üst düzey yöneticilik
yaptım.
Kısacası insan her şeye, iyiye de
kötüye de muktedir olduğunu ilk
kez bu yüzyılda ve bu denli yüksek
seviyede hissediyor, anlıyor. Bu
yüzyıl; insanın insan olmayı ve
yaşam-paylaşım düzeneklerini bir kez
daha tanımladığı bir süreç...
Aynı zamanda da Fütüristler Derneği’nin kuruluşundan bu
yana yönetim kurulundayım. Son iki yıldır da başkanlığını yürütüyorum. Şirketim M-GEN; fütüristik, uzgörülü, sürdürülebilir,
stratejik ş tasarımları ve uygulamalarıyla uğraşıyor. Biz buna bir
anlamda ‘İş Avatarlığı’ diyoruz.
Özellikle dijital, mobil iş stratejileri, bu alanda yeniden yapılan-
“Gelecek güzel gelecek”
Fütüristler Derneği’nin kuruluşundan bu yana yönetim kurulunda olan ufuk tarhan,
Toplumsal, sosyolojik, politik, çevresel ve teknolojik değişimlerin bunca hızlı ve keskin
oluşmasıyla, geleneklerde değişim yaşamamamızın olanaksız olduğunu söylüyor...
Sonrasında telekom, mobil iletişim, ilaç ve tarım-hayvancılık gibi
çeşitli sektörlerde lider firmaların yönetimini üstlenme fırsatı yakaladım. Hayalimdeki çoğu projeyi firmaların bünyesinde hayata
geçirdim.
2006’nın benim için ‘doğru zaman’ olduğuna karar verdim ve kendi şirketim M-GEN Gelecek Planlama Merkezini kurdum. M-GEN
Mobile, Millenium Generation’ın kısaltması… Mobil-Milenyum
Gençlik de diyebiliriz aslında. 1995’ten bu yana ‘World Future Society’ üyesiyim.
24
ma, iç-dış eğitimler, sosyal medya, dijital içerik, yayın, CRM uygulamaları üzerinde yoğunlaşıyoruz.
Aynı zamanda Tablet Seminerler’in yaratıcısı ve partneriyiz. Radikal, buluşçu, atak yaptıran projelere imza atıyoruz. Üst düzey
yöneticilere ve bireylere ‘İş Antrenörlüğü’ de hizmetlerimiz arasında. Temmuz’da World Future Society’de ikinci kez konuşma
yapacağım.
Bir dipnot da vermek istiyorum; Türkiye’nin ilk ve halen tek fütürist kadın konuşmacısı olmaktan büyük onur duyuyorum.
Fütüristler Derneği’nin geçmişi, bugünü ve yarını hakkında bilgi verir misiniz? Temelde
ne yapmayı amaçlıyorsunuz? İnsanları bu çatı altında buluşturan neden nedir?
Derneğimiz, 2005 yılında Alphan Manas tarafından kuruldu. Derneğin ismini etkin biçimde,
2008’de Türkiye’de ilk kez yapılan Fütüristler Zirvesi ile duyurduk. 2009’da başkan olmamdan sonra pek çok proje geliştirerek, yapılanmasını şekillendirdik. Her biri önemli markalar
haline dönüşen etkinlik ve iletişim araçlarını gerçekleştirdik. 2009’da dünyanın ikinci Fütürist
Manifesto’sunu yayınladık.
Fütürizm Okulu, Future Talks, Futurist Shuffle, Tekno-Kadın, TUBİSAD Fütürizm Düşünce Grubu,
Genç Fütüristler Grubu, Üniversite, Lise ve Şirketlerde Fütürizm Kulüpleri, Liselerarası Fütürist Se-
25
Kapak Röportajı
naryo Yarışması, The FUTURIST dergisi yayını (ki sadece Türkiye’de kendi dilinde yayınlanıyor), Ankara
Şubesi gibi faaliyetleri ve yayınları ile ‘fütürizm’ kavramının ‘olumlu gelecek tasarımı’ ile özdeşleşmesini
sağladık. Ayrıca son derece güncel, pek çok bilginin,
vidonun olduğu bir de web sitesi hazırladık.
Temel amacımız; Sosyal ve iş yaşamının gelecekte
nasıl şekilleneceğine dair uzgörülerde bulunmak
üzere ‘multidisipliner’ çalışmalar yapmaktır. Fütüristler Derneği, sosyal ve pozitif bilimler açısından
tüm disiplinlerin ve teknolojinin insanlığı ne kadar
ve nasıl etkileyeceği, nelerin değişeceği ve dönüşeceğiyle ilgili görüşleri paylaşmak; iş yaşamı ve sosyal
hayatı iyileştirmeye yönelik yöntemler geliştirmek
üzere faaliyetlerde bulunmaktadır.
Güzel ve iyi sonuçları konuşmak belki de en
kolayı. Bu nedenle sizden önce olumsuz olan
şeyleri öğrenmek istiyoruz. Yarın bizleri bekleyen tehlikeler nelerdir?
İçinde bulunduğumuz Siber Çağ, Nano ve Genetik
alanlardaki teknolojik buluşlarla şekillenecek. Genetik, canlıların formülünü çözüyor. Nano ölçeklerdeki
akıllı çipler her şeyi yeniden programlamayı ve her
yeri-her şeyi akıllı materyal haline getirmeyi mümkün kılıyor. Tüm bunlar insanı bile yeniden yaratabi-
Güzel geleceğe dair
“Terk edeceğimiz en büyük alışkanlık
‘dışımızdaki faktörlerden medet ummak
ya da onları sorumlu tutmak’ olacak. Ailem engelledi, olanaklarımız kısıtlıydı, iş
yok gibi mazeretlere sığınmamayı öğrenecek, ‘self servis’ (kendi kendine) yaşama doğru ilerleyeceğiz. Herkes, önce
kendinden mesul olduğunu ve önce
kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini kabullenecek...”
Kırmızı biberin eskisi kadar lezzetli olup olmayacağını
soruyorsunuz; Eğer her birey aklını başına almazsa kırmızı biber
mahrumiyeti devede kulak kalacak...
Aslında mesele gelecekte
değil bizde! Düşünce ve
eylem tembelliğinde. Niyet ve
hareket olmayınca,
gelecek de olmaz!”
lecek, yeniden programlanabilecekmişiz gibi olağan
dışı kabiliyetleri hayal etmemize neden oluyor.
Hal böyle olunca daha iyi bir gelecek, daha insanca
yaşam için kullanılabilecek her türlü teknoloji ve bilgi, tam tersi için de kullanılabilir hale geliyor. Sağlık
için düşündüğümüz her şey öldürücü, sakatlayıcı
yok edici olarak da kullanılabilir, iyi insanlar yerine
canavarlar da yaratılabilir gibi düşünceler endişe doğuruyor.
Kısacası insan her şeye, iyiye de kötüye de muktedir
olduğunu ilk kez bu yüzyılda ve bu denli yüksek seviyede hissediyor, anlıyor. Bu yüzyıl; insanın insan olmayı ve yaşam-paylaşım düzeneklerini bir kez daha
tanımladığı bir süreç. O yüzden felsefi çalışmalar,
düşünce faaliyetleri özellikle gelecek on yılda çok
önem kazanacak. Zaten kazanmalı da…
İnsanoğlu ‘yarın’ hangi alışkanlıklarından vazgeçecek sizce? Örneğin günümüzde Ataerkil
bir toplum olarak yaşamımızı sürdürüyoruz.
Şüphesiz yaşam dinamikleri değişecek. Bu geleneklere kadar sıçrayabilir mi? Toplumsal olarak bir ‘değişim’ yaşama ihtimalimiz var mı?
Toplumsal, sosyolojik, politik, çevresel ve teknolojik
değişimlerin bunca hızlı ve keskin oluşmasıyla, geleneklerde değişim yaşamamamız imkansız! En büyük
değişimi ise insan kendisi ve gelecekle ilgili algıda,
farkındalıkta yaşayacak. Bugüne kadar insanlar dış
etkilerin, kıtlık-darlık ve bunların üstesinden gelmeye çalışmak gibi çabalar silsilesinin sarmalında iken
26
şimdi dışına çıkacak. Kendine dışarıdan bakmayı öğrenecek. İnsan kendini yeniden keşfedecek. Birey ve
çevresi yeni anlamlar kazanacak, geliştirecek.
Terk edeceğimiz en büyük alışkanlık ‘dışımızdaki
faktörlerden medet ummak ya da onları sorumlu
tutmak’ olacak. Ailem engelledi, olanaklarımız kısıtlıydı, iş yok gibi mazeretlere sığınmamayı öğrenecek, ‘self servis’ (kendi kendine) yaşama doğru ilerleyeceğiz. Herkes, önce kendinden mesul olduğunu
ve önce kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini
kabullenecek...
Toplum olarak günü yaşamayı, yarını düşünmemeyi daha çok seviyoruz. Bu nedenle de gelecek biraz karanlık gibi gözüküyor. Bu bakış
açısını değiştirmek için nasıl bir yol izlenmeli?
Bu yol haritası çizilirken sizce halkı etkileyecek
ve yönlendirecek olan zümre nedir (Siyasi sesleniş, tanınan yüzler, toplumsal eylem...)?
Kalıplaşmış, ezbere söylemler ve şablonlarla otomatik viteste gidiyoruz. Sanki gelecek bir yerlerde oluşmuş, bizi bekleyen bir şeymiş gibi ön kabuller geliştiriyoruz. Birileri bize kariyer, gelecek planı yapabilir,
fırsatları önümüze serebilir ve öyle olursa daha iyi
bir geleceğimiz olur sanıyoruz. Daha doğrusu öyle
zannetmeyi seviyoruz. Tam tersi durumlarla karşılaştığımızdaysa yapamadıklarımızı aynı cevaplarla karşılıyoruz. ‘Ama sırtımı sıvazlayan, elimi tutan yok ki /
yoktu ki!’, ‘Ama ben nereden bileyim gelecekte ne
olacağını? Ya beklenmedik bir şey olur, tüm emeklerim boşa giderse!’
Aslında mesele gelecekte değil bizde! Düşünce ve
eylem tembelliğinde. Niyet ve hareket olmayınca,
gelecek de olmaz! Bakış açısını değiştirmek için yukarıdaki paragrafları okumak gerekiyor. Okuyup,
düşünmek… Fikri düzeyde değişiklik yaşamalıyız.
Olanları ve olabilecekleri, sindirmeliyiz. Sonra da
‘Geleceği nasıl istiyoruz?’ belirlemeliyiz. Akıl, bilgi,
teknoloji ve duygularla çok çalışılarak, eyleme geçmeliyiz. Bunları yaparken de kullanılacak en önemli
araç fütürizmdir. Fütürist bakış açısını, yaklaşımı iyi
anlamak ve kullanmaktır.
Gelecek öyle bir olgu ki yediğimiz besinden,
içtiğimiz sıvılardan bile mahrum kalabiliriz. Bu
global bir gerçek aslında… Sözün özü ‘yenilenebilir yaşam’ minvalinde neler söyleyebilirsiniz? Örneğin; Bugün Türk toplumunun çok
sevdiği kırmızı biber belki de yarın eski lezzetinde olmayacak. Riskler ve değişecek olan
alışkanlıkları nelerdir?
Sorunuzda bile aynı şartlanmışlık var. “Gelecek öyle
bir olgu ki...” diye başlıyorsunuz! Sanki gelecek etken, biz edilgenmişiz gibi. Gelecek bize bir şey yapabilecek oluşmuş bir durum, aslında bir şey değil,
olamaz! Onu yaptıklarımız ya da yapmadıklarımızla
an be an biz oluşturuyoruz. O kendi başına bize bir
şey yapamaz! Önce bunu kabullenmek lazım...
Dünya nüfusu 7 milyar olmak üzere. Bunca kalabalık ve şimdiye kadar da kaynaklarını pek iyi kullanamamış insanlığın bundan sonra daha akıllı şeyler
yapmaması halinde her şeyden mahrum kalacağı,
hatta dünyayı yok edebileceği tahmin etmesi zor bir
senaryo değil. Eğer aklımızı, her birimiz, tek tek, başımıza almazsak aslında kırmızı biber mahrumiyeti
devede kulak kalacak...
Akıllı ve iyi insanlar olmayı başarabilirsek de özlem
duyduğumuz her şeyi üretebiliriz... Buna aslında
muktediriz. Giderek da daha çok muktedir oluyoruz...
Sizce yarını güzel kılan şeyler nelerdir? Yarının
güzel tarafları da vardır şüphesiz?..
Sizinle yine farklı bakıyoruz. Yarının aslında çoğu
tarafı güzel. Başta kendimizi ve sonra da tüm koşul ve kaynaklarımızı iyi yönetemezsek kötü tarafları
da olabilir. Yarını en güzel kılacak şey, içimi sevinçle
dolduran şey; her şeyi yapabilir olduğumuzu hissetmek, fark etmek ve bunu sınırsızca paylaşmak.
Özgürlük...
Çalışmak... Ne bileyim insan olmak, insanca yaşama
çabası harika!
Eklemek istedikleriniz…
Dış faktörlerden, kaderden, devletten, ana-babadan,
okuldan, eğitimden, paradan kısacacı dışarıdan medet ummayı bırakmalıyız. Şunlar, bunlar olsa öyle
bir oynarım ki... Ama ne yazık ki yok! Tembellikten
sıyrılıp, düşünmeli ve çalışmalıyız. Tekrar ediyorum,
tüm bunlar için en önemli öğreti; fütürizm... Aranılan her sorunun yanıtı bu aracı kullanarak içimizde
bulunabilir...
27
"Önce kendimizden
başlayacağız"
Toplumsal, sosyolojik, politik, çevresel ve teknolojik değişimlerin bunca
hızlı ve keskin oluşmasıyla, geleneklerde değişim yaşamamamız olanaksız! En büyük değişimi ise insan
kendisi ve gelecekle ilgili algıda, farkındalıkta yaşayacak. Bugüne kadar
insanlar dış etkilerin, kıtlık-darlık ve
bunların üstesinden gelmeye çalışmak gibi çabalar silsilesinin sarmalında iken şimdi dışına çıkacak. Kendine
dışarıdan bakmayı öğrenecek. İnsan
kendini yeniden keşfedecek. Birey ve
çevresi yeni anlamlar kazanacak, geliştirecek.
Kent Kültürü
Tarihin izi halen üzerinde
Her köşesinde tarihten bir esintiyle karşılaşılan Adana; Taşköprüsü, Anavarzası, Ulu
Camisi, Varda Köprüsü'nün yanında, hanları ve hamamları ile de binlerce yıllık tarihi
yansıtan bir şehir.
Yeşilini Çukurova’dan, mavisini Akdeniz’den, hakisini Toroslar’dan, beyazını pamuktan, sarısını batmayan güneşinden, turuncusunu portakalından alan; ilmek ilmek
dokunmuş bir kilim misali ahenkli bir bayram yeri gibidir de aslında. Tabii ki yediden
yetmişe herkesin orada yaşamaktan keyif aldığı bir yer...
Mutfağı, verimli toprakları, tarihi ve güzel insanlarıyla
ADANA
Dizi ve filmlerin bir numaralı adresi
Bugün dizi ve filmlerin çoğuna ev sahipliği yapan Adana, hem Türkiye’nin hem de
Akdeniz bölgesinin en önemli şehirlerinin başında geliyor.
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasında verimli sulak arazide kurulu Adana’nın
geçmişi tarihi ve coğrafi konumu sayesinde M.Ö. 6000 yıllarına uzanmaktadır. Öyle
ki Adana, Antik Kilikya Bölgesi’nin en önemli şehirlerinden birisidir.
Hititler’den Osmanlı’ya, gelmiş geçmiş birçok medeniyetlerin beşiğidir. Adını Yunan
mitolojisine göre Gök tanrısı Uranus’un oğlu Adanus’dan almıştır.
Adana, tarih boyunca Araplar, Selçuklular, Ramazanoğulları ve Osmanlılar gibi birçok uygarlığa ev sahipliği yapmasıyla da büyük önem taşıyor.
Mutfağına bir giren bir daha çıkamaz
Adana dendiğinde akla Şalgam suyu, kebap ve Taşköprü’sü gelir. Bu köprü,
Seyhan Nehri üzerinde, Adana kent merkezinde, Adana (Seyhan) ve Karşıyaka (Yüreğir) yakalarını birleştiren bir köprüdür. Adana’nın simgesi olarak kabul edilen köprü, bir Roma dönemi eseridir. Taşköprü’nün Roma İmparatoru
Hadrian tarafından yaptırıldığı ve Roma İmparatoru Justinianus zamanında
Seyhan Nehri üzerinde,
Adana kent merkezinde,
Seyhan ile Yüreğir’i
birleştiren Taş köprü,
dünyanın en eski köprüsü
unvanına sahip…
Bugün dizi ve filmlerin çoğuna ev sahipliği yapan Adana, hem Türkiye’nin
hem de Akdeniz bölgesinin en önemli şehirlerinin başında geliyor. Bin bir
lezzete barındıran mutfağı, geçmişten bugüne sakladığı tarihi yerleri, yılda
iki hatta üç kez ürün veren verimli toprakları... ancak tüm bunlar bir yana;
sıcak, samimi, mert ve güzel insanlarıyla Adana’yı sizler için gezdik…
B
ambaşka bir şehirdir Adana; içine girmeden, dışına çıkmadan kıymeti bilinmez. Zengin tarihi ve benzersiz kültürel yapısıyla Türkiye’nin en önemli kentleri arasında yer alan Adana, Çukurova’nın göbeğinde, Toroslar’ın eteğinde,
Seyhan’ı kucaklar...
Kültürel özellikleri kadar kebabı, şalgamı, pamuğu ve turunçgilleriyle herkesin merakını cezbeden Adana, yurdun nadide kentlerinden bir tanesi.
Kozmopolit bir yaşama doğru yelken açan Adana, bugün üç milyona yaklaşan nüfusuyla Türkiye’nin dördüncü büyük kenti… Dört bir yandan göç almaya devam eden
Adana, bu özelliğini büyük ölçüde iş olanaklarına borçlu. Unutmadan belirtmek gerekir ki, göç alma nedenleri arasına insanının sıcaklığını da büyük bir önem taşıyor.
28
Adana, çoğunluğu Güneydoğu illerinden olmak üzere, 1970’li yılların ilk yarısından itibaren yoğun bir göç akını ile karşı karşıya kaldı. Özellikle, pamuk
ekimiyle beraber yöreye başlayan mevsimlik işçi göçleri, ekonomik yaşamdaki
değişme paralel olarak sosyal yaşama da zaman içinde kendini göstermeye
başladı.
Adana’ya göçle gelenlerin büyük çoğunluğunu Güneydoğu Anadolu
Bölgesi’nden gelen mevsimlik işçiler oluşturuyor. Uçsuz bucaksız pamuk tarlalarında hayatlarını kazanmaya gelen ve geçici barakalarda hayatlarını sürdüren pamuk işçilerinin, ardından bölgeye yerleşmeye başlaması kentin hızlı
nüfusun artışının en büyük kaynağı olarak dikkat çekiyor.
Güney Doğu Anadolu’nun sıcak gelişmelere gebe olması da göçü tetikleyen
etkenlerden bir tanesi…
Buralara uğramadan dönmeyin
Adana’nın geçmişiyle ilgili bilgileri okudunuz! Hepsine gitmeniz
belki de mümkün olmayacaktır. Ancak o coğrafyaya girip de geri
döndüğünüzde pişman olmamanız için bazı özel yerleri yeniden
keşfetmenizi, gezip görmenizi öneriyoruz. Kent merkezindeki Bölge Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Atatürk Evi, Ulu Cami, Bebekli
Kilise, Taş köprü ve Tepebağ eski Adana evleri görülmeye değer
mekanlardan bazıları. Ayrıca merkez dışındaki Anavarza, Şar ve
Misis ören yerleri Akyatan ve Ağyatan Kuş Cennetleri de kültürel
bir gezide görülmesi gereken olmazsa olmaz noktalardır.
29
şık, şakıldaklı çorba, süllüm, bayram kömbesi, etli
kömbe, bulgur unu turşusu, tahinle biberle yapılan çeşitli salatalar ve lahana… Aslında listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Zira topraklarından
mıdır suyundan mıdır bilinmez ancak bilinen bir
gerçek Adana mutfağının çeşitliliği ve lezzetiyle
ün yaptığıdır.
Beyaz altın olarak da bilinen pamuk, yurda Adana’dan
dağılıyor. Türkiye’nin pamuk ambarı olan Adana,
ayrıca kavunu, karpuzu, şeker kamışı ve yer fıstığıyla
da ün yapmış durumda…
ciddi şekilde onarıldığı aktarılmaktadır. Seyhan Nehri üzerinde bulunan, aslen 21 gözlü olan köprü, Seyhan Nehri’nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak halen mistik görüntüsünü koruyor. Bir yıl süreyle restore edilen Taşköprü, dünyanın en eski köprüsü unvanını taşıyor.
Taş köprü haricinde Atatürk Evi ve müzeleri yolu Adana’ya düşenlerin en çok uğradıkların yerlerin başında
geliyor. Ayrıca, Ulu Cami, Sabancı Merkez Cami, Bebekli Kilise, Taş köprü ve Tepebağ eski Adana evleri
diğer tarihi ve turistik yerler arasında bulunuyor.
Bunun yanı sıra, Anavarza, Şar ve Misis Ören yerleri gezi planında mutlaka yer almalı. Kentin tarihi çarşılarını gezerken Karatepe kilimlerinden almayı da kesinlikle unutmamak gerekli. Doğayla içiçe olmak isteyenlerin en çok ziyaret ettikleri yerlerinde başında ise Akyatan ve Ağyatan Kuş Cennetleri’ni ve Aladağları
geliyor.
Adana’ya yolu düşenler bu lezzetleri unutamayacak
Adana mutfağının bu kadar zengin olmasının nedeni çeşitli kültürlerin etkisinde kalmasıdır.
Adana yemeklerinin en büyük özelliği un, bulgur, et ve çeşitli baharatların kullanılmasıdır.
Aynı zamanda süt, yoğurt, peynir ve çökelek de bol miktarda kullanılmaktadır. Damaklarda
unutulmayacak tatlar bırakan Adana mutfağından muhakkak tadılması gereken lezzetleri
sizler için derledik; Cartlak Kebabı, İçli Köfte, Çiğ Köfte, Analı Kızlı, Humus, Bartefit, Sıkma,
Şırdan, Mumbar, Etli kömbe, Dul avrat çorbası, Yüksük çorbası…
Şişmanlamak isteyen Adana’ya
Çoğuna göre etin tadı Adana’da bir başkadır. Adana mutfağı birçok yerel lezzetiyle misafirlerine müthiş
bir ziyafet sunar. Adanalılar en çok tercik ettikleri lezzetlerin başında bulgur ve etten yapılma acılı, baharatlı ve yağlı yemekler gelmektedir. Özellikle bulgur ve un Çukurovalıların mutfağında önemli bir yere
sahiptir. Ve hemen hemen her evde bir et kütüğü ile tokmağı, asma kırmızı biberler, çeşit çeşit baharatlar,
lezzetleri bütünlemek için el altında bulunur. Akdeniz’in mistik kenti Adana’nın mutfağına kısacası göz
atacak olursak; Adana Kebabı ülke çapında herkesin ortak lezzetidir. Adana’nın yanında ‘Tike kebabı’ da
herkesin tatması gereken bir lezzettir. Çiğ köfte, içli köfte, patatesli içli köfte, sarımsaklı köfte, sini köftesi,
analı kızlı, ekşili köfte, vartabit, mercimekli ıspanak başı, sıkma, mercimekli köfte, kısır, toga çorbası, tır-
30
Adana Kebabı’nı sevmeyen
var mıdır bilinmez ancak
kent mutfağında seçmekte
zorlanacağınız sayısız tür
lezzetlerden bir tanesi
muhakkak damağınıza
hoş ve unutamayacağınız
bir tat bırakacaktır.
Herkese iş var
Adana sanayisinin profili büyük ölçekli tekstil firmaları, makine alet ve yedek parça endüstrisi, yağ
ve tütün işleme tesisleri ile çimento ve makine fabrikalarından oluşuyor. Adana’da ticari faaliyetlerin
büyük çoğunluğunun Ceyhan, Kozan, İmamoğlu
ve merkez ilçelerde yoğunlaştığı görülüyor.
Ticaretin önemli bir bölümünü sanayi, tarım ve
hayvancılık ürünlerini oluşturuyor. Adana’nın
asıl ün yapan özelliğiyse istihdamıdır. Öyle ki
Adana’da yaşayıp da işsiz kalmak hayli güçtür.
Mutfağından tarlalarına, sanayisinden turizm mekanlarına kısacası şehrin A’dan Z’ye her köşesinde
yapılabilecek bir iş bulabilirsiniz.
Tarlalar demişken; Adana Türkiye’nin en gelişmiş
tarım bölgesidir ve modern tarım ağaçlarının en
çok kullanıldığı bölgedir.
Kent merkezi ve sanayi bölgeleri dışında kentin yarısına yakın bir bölümü tarıma elverişlidir.
Adana’nın bereketli ovalarından; sulama, gübreleme, ıslah edilmiş tohum ve ilaçlama gibi çeşitli
yöntemlerle senede bir kaç defa ürün alınabiliyor.
Bu da kent ekonomisinin kalkınmasında önemli
bir pay anlamına geliyor. 250 bin tona yaklaşan
saf pamuk ile Türkiye’nin pamuk üretiminin dörtte biri Adana’dan karşılanıyor. Beyaz altın pamuğun yanında verimli topraklar ülkeye sayısız ürün
kazandırıyor. Tahıl, susam, kavun, karpuz, turfanda, sebze, arpa, yulaf, baklagiller, şeker kamışı,
üzüm, incir, tütün, pirinç, yer fıstığı ve turunçgiller
Adana’nın verimli topraklarında yetişiyor, yurdun
dört bir yanına ulaşıyor.
31
Adana’da TNT EkspreS
Adana gerek ekonomisi gerekse
bulunduğu lokasyonla önemli
bir nokta. TNT Ekspres’in yoğun
bölgelerinden bir tanesi olan
Adana’da bakalım neler taşınıyor?
Suudi Arabistan Kralı, TNT’nin
taşıdığı dondurma ve tatlıları
yiyor,
Japonlar Türk mantarı yiyor ve
mantarlar TNT ile Adana’dan
temin ediliyor,
İtalya’daki araştırma laboratuarı
taş ve kaya örneklerini Çukurova
Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nden
alıyor, aradaki ulaşımı TNT sağlıyor,
İncirlik Hava Üssü’ndeki Amerikalı askerlerin evcil hayvanları
TNT tarafından güvenli bir şekilde seyahat ediyor,
Kayısı diyarı Malatya’nın ihracat
yapan şirketleri ürün gönderilerinde TNT’yi tercih ediyor,
Otomobillerinde Temsa marka
cam kullanan global markalar
bu ürünleri Adana’dan alıyor,
TNT de sorunsuz biçimde bu
maddeleri taşıyor,
Dünyanın birçok ülkesinde
kullanılan petşişeşerin kalıpları
Adana’da hazırlanıypr, TNT bu
kalıpları yurtdışına götürüyor.
Kısacası Suudi Arabistan Kralı ve
Japonlar TNT ile giden yiyeceklerle besleniyor, askerlerin evcil
hayvanları TNT sayesinde yalnızlığa terk edilmiyor ve ihracat
yapan firmaların yardımına TNT
koşuyor…
Müşteri Röportajı
Müşteri Röportajı
bir tanesisiniz… Hem projeyi hem de BIL’in
bu projedeki rolünü öğrenebilir miyiz?
Dünyada günlük petrol üretimi ortalama 83
milyon varil civarında. Bu üretimin yüzde 1,2’si
de BTC’den geçiyor. Diğer taraftan hem komşu
Azerbaycan için hem de TPAO için önemli bir
kaynak. Aslında BTC’nin önemine şu şekilde dikkat çekebiliriz; BTC olmasaydı her gün boğazlardan 1 milyon varil taşıyan gemiler geçecekti. Bu
hat böyle bir kargaşanın önüne geçiyor… Ayrıca
BTC, dünyadaki en uzun boru hattı ve taşımacılık
projelerinden bir tanesi olarak öne çıkıyor. Keza
bu hat ‘21. Yüzyılın Mühendislik Harikası’ apoletine sahip.
Hızlı, güvenilir, kaliteli; TNT Ekspres
BTC Petrol Boru Hattı… ‘Asrın Projesi,’ ‘21. Yüzyılın Mühendislik Harikası’ gibi apoletlerin
sahibi bu kusursuz operasyonun önemli parçalarından bir tanesi olan BOTAŞ InternatIonal
LImIted’DA (DOCUMENT CONTROL CENTER) DCC SUPERVISOR ÜNVANIYLA GÖREV YAPAN Emre Öğütcen ile
hem TNT Ekspres ile olan iş ortaklığını hem de BTC petrol boru hattını konuştuk.
G
eçmişi 1991 yılına dayanan Bakü – Tiflis – Ceyhan petrol boru hattı projesi olarak bilinen BTC Boru Hattı Türkiye Bölümü’ne atanmış işletmeyani kısaca BTC, Azerbaycan petrol ve doğalgazını Gürcistan üze- cisidir. Botaş International Limited Şirketi uluslararası projelerle ilgili olarak
rinden Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına taşımayı amaçlayan bir boru arz kaynağı ülkelerle ilişkilerini daha etkin ve verimli hale getirmek, petrol
hattı projesi... Tam manasıyla 2006 yılında faaliyete geçen bu hattın Tür- ve doğal gaz projeleri konusunda söz sahibi ülkelerin ve çok uluslu şirketlerin faaliyetlerine en iyi şekilde katılabilmek amacı
kiye Bölümü’nde sorumluluk BOTAŞ International
ile 3 Temmuz 1996 tarihinde BOTAŞ tarafından kuLimited’ın sırtında. Başladığı günden bugüne sorunrulmuştur. 2001 yılında da BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan)
suz bir operasyon olmayı başaran BIL, lojistik hizmet“Dünyada günlük
Ham Petrol Boru Hattı’nı işletmekle görevlendirilmişlerinde TNT Ekspres ile iş birliği içerisinde... “TNT Ekspetrol üretimi
tir. 2006 yılındaysa Ceyhan Terminalinden tankerlepres bizim gibi düşünüyor. Yeri geldiğinde de bizim
ortalama 83 milyon
re ham petrol yüklemeye başlamış, bugüne dek de
yerimize düşünüyor” diyen Öğütcen’den TNT Ekspres
varil civarında. Bu
1573 tanker ile 1milyar 224 milyon varil ham petrol
ve petrol boru hattıyla ilgili detayları öğrendik.
üretimin yüzde 1,2’si
sevkiyatına imza atmıştır.
Bize kurumdan ve faaliyet alanlarından bahsede BTC Petrol Boru
O halde BTC projesinin Türkiye ve dünyadaki
der misiniz?
Hattı’ndan geçiyor.”
önemini öğrenebileceğimiz sayılı mercilerden
BOTAŞ International Limited (BIL), kamuoyunda asrın
32
BIL’ın böylesine kapsamlı bir projedeki rolü
‘Bakü Tiflis Ceyhan’ ham petrol boru hattının
Türkiye kısmının işletmecisi… Bu operasyon 50
MTA(1.000.000 bpd) ham petrolün, 1076 kilometresi Türkiye’de bulunan Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’den geçen boru hattı vasıtası ile
Azerbaycan’dan Türkiye’ye güvenli ve verimli bir
şekilde taşınmasını amaçlıyor.
Hem döküman gönderilerinde hem de ithalatlarınızda TNT ile çalışıyorsunuz… TNT’yi
ortak bir paydada görmenizin sebebi nedir?
TNT, hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyeti dışında müşterilerini anlayabilen bir şirket. Öyle ki
sektörün dinamiğini biliyor, herkesin odak noktasını biliyor ve organizasyon yapısını bu verilere
göre düzenliyor. Bize karşı da bu özelliğini hissettiren ve tüm ihtiyaçlarımıza cevap veren bir
firma olduğu için TNT ile başarılı bir iş ortaklığı
sürdürüyoruz. Bunların yanında hızıyla da diğer
firmalardan öne çıkıyor. TNT ile istediğimiz tarihlerde istediğimiz şartlarda çalışmalarımızı sonlandırabiliyoruz. Dolayısıyla iş süreçlerinde herhangi
bir kuşkumuz ve soru işaretimiz olmuyor. Sanırım bu söylediklerimizi güven kelimesi karşılıyor.
BOTAŞ International Limited DCC Supervisor Emre Öğütcen
“TNT Ekspres, ihtiyaçlarımıza
anında cevap veren bir firma.
Hem hızlı, hem güvenilir,
hem de kaliteli… Kısacası,
bir firmayla çalışmak için
aradığınız tüm özellikler
TNT’de mevcut…”
TNT Ekspres’i tanımlayacak olsanız hangi
ifadeleri kullanırdınız?
TNT, kesinlikle bir lojistik firmasının ötesinde!
Öyle ki bizim gibi hatta bazen bizim yerimize de
düşünüyor. Bizim istediğimiz, tercih edeceğimiz
çözümleri daha dile getirmeden sunuyor, her
operasyonumuzu sorunsuz çözüme ulaştırıyor.
Bu nedenle TNT’yi bir lojistik firması olarak değil
bir iş ortağı olarak görüyoruz.
“TNT bizim gibi
düşünen bir firma”
TNT Ekspres’in size sunduğu çözümlerden
bahseder misiniz?
Bizi diğer firmalardan ayıran bazı noktalar olduğunu düşünüyorum. Zira Botaş International Limited, lojistik firmalarının standart hızından daha
fazlasını isteyen bir kurum. TNT Ekspres de bizim
bu farklılığımızı isteklerimiz doğrultusunda gerçekleştirmeyi başarıyor. Zaman kavramı dışında
firmamızın tüm dökümanlarının maddi değerlerleri de hayli yüksek… Açıkçası zamanla yarışan
bu değerli gönderilerimizi TNT Ekspres’ten başka
birilerine emanet etmek istemiyoruz.
33
TNT sadece bir çözüm ortağı
değil! Bizim gibi davranan ve
organizasyonunu bize paralel olarak
gerçekleştiren bir firma... Bizler
tüm sahalarımızda çevre, sağlık ve
güvenlik konularında en üst seviyede
operasyonel olarak eğitim almış ve
bunu uygulamayı amaç edinmiş
bir topluluğuz. Aynı hassasiyeti
TNT’de de görebiliyoruz. Paralel
düşüncelerimizin TNT için de bir
ilke olarak kabul edilmesi sanırım
başarılarla dolu iş sürecimizin en net
örneği…
Spor
Spor
Gerçek test ortamı
Peki, ralli neden yapılır? Tamamen doğal koşullarda ve trafiğe açık yollarda yapılan ralliler, üreticiler için gerçek bir
test ortamıdır. Normal şartlarda çok uzun süreler gerektiren dayanıklılık deneyleri için ralliler bulunmaz bir ortamdır. Otomobilin bütün mekanik aksamı ciddi şekilde zorlanır. Üstelik ralli otomobilleri sadece asfalt üstünde değil;
toprakta, çamurda, kar üstünde, kısacası en zorlu şartlarda
kullanıldığından, elde edilen tüm veriler, seri olarak üretilen yol otomobillerine de aktarılır.
Markalar için motorsporları ya da konumuzun özü olan
rallinin bir başka önemli boyutu da ciddi bir pazarlama aktivitesi olmasıdır.
bir dakika erken ya da geç girilse ceza yenmesi
kaçınılmazdır. Bir ralli onlarca özel etaptan oluşabilir. Yarış sonunda özel etaplar toplamı en düşük olan yarışmacı birinci olarak ilan edilir. Ralli
otomobilleri motor hacimleri ve çekiş sistemleri
gibi verilerle sınıflandırılır. Her rallide bir genel
klasman birincisi olsa da grup ve sınıflarda da
ciddi rekabetler olur.
Sebastien Loeb efsanesi
Ralli sporunun zirvesi WRC (World Rally
Championship) olarak adlandırılan Dünya Ralli Şampiyonası’dır. Citroen ve Ford gibi fab-
Mekanik ve insanın doğayla
mücadelesi: Ralli
Ralliyi otomobil sporlarının diğer branşlarından ayıran en önemli unsur, mekanik
ve insanın bir arada doğayı alt etme çabasıdır. Karlı, çamurlu, toprak ya da asfalt
yollarda en hızlı olabilmek için çabalayan pilotlar; otomobillerin dayanıklılığını
sorgularken, doğal bir test platformu da oluştururlar...
R
alli nedir? Daha doğrusu motorsporları sizin için ne ifade ediyor? Asfalt bir pistte dönüp duran ya da
toprak bir parkurda otomobilini parçalayan zengin bir zümre mi aklınıza geliyor? Otomobil sporları
ile ilgilenmeyenlerin ya da itici bulanların ilk algısı budur. Aslında birçok kişi için spor bile değildir.
Öyle ya, bir aktivitenin spor olarak algılanması için deli gibi koşmak, zıplamak, bir ağırlığı belli bir mesafeye
kaldırmak, kısacası efor sarf etmek gereklidir.
Spor mu değil mi?
Kimse düşünmez ya da bilmez ki, ralli ya da pist pilotları her yarışta 3-4 kg kaybeder. Bir rallide 10 bin tane
viraj olduğunu hayal edin, bu binlerce viraja gelirken 2-3 kez vites düşürdüğünüzü, virajdan çıktıktan sonra da
yine 2-3 kez vites büyüttüğünüzü gözünüzün önüne getirin. Her viraj için ortalama beş kez vites değiştirseniz,
50 bin kez vites değiştirmiş olursunuz. Bir ralli pilotunun yarış esnasında ayaklarını izlerseniz, dans ettiğini
düşünürsünüz. Bu sırada otomobilin içindeki sıcaklık 50-60 derece civarındadır. Ralli otomobillerinde klima olmaz, güvenlik gereği camları açamazsınız, üstelik ağırlıktan kazanmak için hiçbir yalıtım malzemesi de yoktur.
Tabii en önemlisi de ralli pilotları direksiyonu otobanda gider gibi sabit bir şekilde tutamazlar. Otomobil sürekli
kayma halindedir ve direksiyonu, saliseler içinde tam sağ pozisyondan ve tam sola getirmek zorunda kalabilirler. Pilotları yoran bir diğer unsur da ralli otomobillerinin süspansiyonudur. Virajlarda en iyi tutunma için çok
sert olan süspansiyon sistemleri, darbe emiş anlamında sıradan otomobillerden çok uzaktır. Tüm bu etkenleri
bir araya getirirsek, ralli spor değildir diyenlerin bir kez daha düşünmeleri gerektiği ortaya çıkıyor. Ralli pilotları
gerçek bir sporcudur ve hepsi kondisyonlarını üst seviyede tutmak için diğer sporlarla da ilgilenirler.
34
Pilot ve co-pilot uyumu
Rallinin kabaca tarifi, belirlenmiş bir parkurda zamana karşı
yarışmak olarak özetlenebilir. Diğer motorsporları branşlarının aksine sürücü otomobilde yalnız değildir. Co-pilot
olarak tabir edilen yardımcı sürücü, yarış öncesi keşif sırasında alınan notları pilota okur. Bu notlar, o kadar detaylıdır ki, tecrübeli bir ralli pilotu, neredeyse gözü kapalı dahi
olsa bu notlardan aldığı bilgilerle otomobili kullanabilir.
Ağaçların arasında, toprak bir yolda, altıncı viteste 170180 km/s hızla ilerlerken, co-pilot’tan gelen “tepe arkası
tam gaz” komutuna uymak durumunda olan pilot, eğer
anlık bir tereddüt yaşarsa ciddi zaman kaybeder.
Rallilerin sonuca yansıyan kısmı, zamana karşı yarışılan
özel etaplar gibi görünse de bir ralli sadece özel etaplardan oluşmaz. Bu etapları birbirine bağlayan ve normal trafik koşullarında geçilen normal etaplar da vardır. Pilot ve
co-pilot, normal etapları da belirlenen zaman sınırı içinde
geçmek durumundadır. Zaman kontrol noktasına sadece
TÜRKİYE'DE resmi olarak
DÜzenlenen ilk yarış olan
1968 trakya rallisi'ni
34 ka 501 plakalı meşhur
anadol'uyla renç koçibey
kazandı.
rika takımlarının mücadele ettiği Dünya Ralli
Şampiyonası’nda, 2004'ten beri şampiyon değişmiyor. Citroen pilotu Sebastien Loeb, 2010’da
yedinci Dünya Ralli Şampiyonluğu titrini elde etmeyi başardı. 2011 yılına da aynı parolayla giren
Fransız, ilk yedi yarışta üç birincilikle şampiyonanın
yine zirvesinde yer alıyor. Dünya Ralli Şampiyonası, adından da anlaşıldığı üzere dünyanın birçok
ülkesinde düzenlenen dev bir organizasyondur.
Türk izleyiciler, 2003’den itibaren şampiyonaya
dâhil olan Rally of Turkey ile birlikte dünyanın en
hızlı pilotlarını ülkemizde de izleme fırsatı buldu.
35
Türkiye’de RALLİ
Türkiye’de ilk resmi ralli 1968 yılında düzenlendi. Meşhur Anadol’uyla Trakya Rallisi’ni kazanan Renç Koçibey ve arkadaşları, bir anlamda
bu sporun Türkiye’deki kurucuları olarak görülebilir. Renç Koçibey, Aytaç Kot, Faruk Süren,
Ali Sipahi, Engin Serozan, Ayhan Tokyay, Demir
Bükey ve Levent Pekün gibi isimler, Türkiye’de
otomobil sporlarının ilk yıldızları olarak ön plana
çıktılar. O yıllarda ralliye olan ilginin büyüklüğü;
üç büyük yerli üretici Renault, Tofaş ve Otosan’ı
da fabrika takımı olarak sporun içine çekti. İlk
önce sadece yerli otomobillere açık olan Günaydın Rallisi, sporun ilerlemesi ve geniş kitlelere tanıtılmasında büyük rol oynadı. Renault, 12
modeliyle Günaydın Rallisi’nin ilk dört yılında
zafere ulaşarak ciddi bir başarı elde etti. Ralli sporu ülkemizde geliştikçe önce Günaydın
Rallisi uluslararası oldu sonra da Türk pilotların araç parkı modernleşti. İlk nesil pilotlardan
sonra yıldızlaşan Ali Bacıoğlu, Emre Yerlici, İskender Atakan ve Serdar Bostancı gibi isimler,
sporu bir adım daha götürdü. Ali Bacıoğlu’nun
o dönemde kırdığı beş kez Türkiye Ralli Şampiyonluğu rekoru günümüzde de geçilememiştir.
Türk ralli sporunun üçüncü nesil yıldız pilotları arasında Nejat Avcı, Adnan Sarıhan ve hâlâ
yarışan Volkan Işık, Serkan Yazıcı, Ercan Kazaz
gibi isimleri verebiliriz. Bu isimler sporu çok
daha ileri, uluslararası bir boyuta taşıdı. Renault
pilotu Nejat Avcı, 1997 yılında sınıfında Avrupa
birincisi olurken, Volkan Işık da 1999 FIA Teams
Cup ikincisi, 2007 Avrupa Ralli Şampiyonası
ikincisi gibi önemli başarılara imza attı. Volkan
Işık, 1999 yılında Dünya Ralli Şampiyonası’na
dâhil Çin Rallisi’nde altıncı olarak Dünya Ralli
Şampiyonası’nda puan alan ilk ve tek Türk pilot
olma başarısını da gösterdi.
Her sporda hatta her alanda olduğu gibi
Türkiye’de ralli sporu şu anda bir değişim içinde. Gençleşme hareketi olarak adlandırabileceğimiz bu yeni akımla birlikte dördüncü nesil
pilotlar da ön plana çıkmaya başladı. 2009 ve
2010 Türkiye Ralli Şampiyonu Yağız Avcı, (Nejat
Avcı’nın oğlu) yeni nesil pilotlar arasında en fazla öne çıkan isimlerden biri.
Kültür Sanat
İstanbul Caz’a hazır
İki yakayı bir araya getiren sergi
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 18’incisi düzenlenen İstanbul Caz Festivali,
The Marmara Esma Sultan’da düzenlenen törenle başladı. Her zaman olduğu gibi bu yıl
da birbirinden önemli isimler ağırlayacak İstanbul, 40’ın üzerinde konser, 25 farklı mekan,
300’ü aşkın sanatçıya ev sahipliği yapacak…
Türkiye ve Yunanistan İstanbullular’ı tarihi tanımaya davet ediyor. Anadolu’daki
buluntular, Atina ve Türkiye’deki müzelerden seçilen eşsiz koleksiyonlarla birlikte iki
ülkenin ortak tarihi ilk kez tek çatı altında buluşuyor, ziyaretçiler geçmişe dair kısa bir
yolculuğa çıkıyor.
İ
stanbullular’ın uzun süreden bu yana beklediği 18’inci İstanbul Caz Festivali, 40’ın
üzerinde konser, 300’ü aşkın yerli ve yabancı
sanatçıyla yine İstanbul’un kalbini cazla dolduracak. İstanbul Caz Festivali konserleri bu
yıl Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, Arkeoloji Müzesi, Aya İrini Müzesi, İstanbul Modern,
İstinyePark, Salon ve The Marmara Esma Sultan gibi klasikleşmiş mekânların yanı sıra ilk
defa bir konser mekânı olarak kullanılacak
olan Tersane Sahnesi ve santralistanbul Kıyı
Amfi’de gerçekleşecek. Tünel Şenliği’ndeki
mekânlar da dâhil olmak üzere toplam 25
farklı etkinlik mekânı ile festival şehrin farklı
noktalarına yayılacak.
Festivalde emeği geçenlere plaket verildi
Heyecanla beklenen açılış geçtiğimiz günlerde
gerçekleştirildi. Açılış Töreni’nde İstanbul Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Bülent
Eczacıbaşı, festivalin hayat bulmasında başrol
oynayan kurum ve kuruluşlara teşekkür plaketleri takdim etti. Plaket töreninin ardından
18’inci İstanbul Caz Festivali’nin “Yaşamboyu Başarı Ödülü”, 50 yılı aşkın müzik kariyeri
boyunca, Anadolu’nun sesleri ve müziğini,
caz ve güncel müzikler ile birleştiren yenilikçi çalışma ve albümleri ile ismini duyuran,
dünyanın çeşitli yerlerindeki önemli festival ve
mekânlarında konserler veren ve Türkiye’den
de pek çok müzisyeni keşfedip uluslararası
sahneye taşıyan usta sanatçı Okay Temiz’e
verildi. Okay Temiz’e ödülünü İKSV Yönetim
Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı takdim etti.
Geç kalmış sayılmazsınız
Törenin ardından, festivalin açılış gecesi iki
bölümden oluşan açılış konseriyle devam
etti. Gecenin ilk bölümünde zamana yenik
düşmeyen caz standartlarını kendine özgü
yorumuyla seslendiren Simavi, ikinci bölümündeyse Türkiye caz sahnesinin önemli bir
ustası Emin Fındıkoğlu’nun, vokalde Meltem
Ünal, kontrbasta Derya Davulcu ve davulda
Monika Bulanda’dan oluşan topluluğu, gitarda Hakan Behlil’in katılımıyla sahnedeydi.
Son hız devam eden festivalin büyüleyici atmosferlerinden birine şahitlik etmek için halen hatırı sayılır bir vaktiniz var! Festival 19
Temmuz’a dek farklı farklı mekanlarda yer
alırken, tınısıyla kulaklarınıza eşsiz bir dokunuşta bulunarak sizi modern cazın etkisi altına alacak...
Kimler yok ki?
Bu yıl festivalde kimler yok ki? 40’ın üzerinde konser, 25 farklı mekan, 300’ü aşkın sanatçı 18. İstanbul Caz Festivali’nde İstanbullularla buluşuyor. İşte festivalde yer alacak
bazı isimler; Marcus Miller, Herbie Hancock, Diane Reeves, Randy Crawford, Joe Sample,
Natalie Cole, Javier Limon, Paul Simon, Joss Stone, Jamie Cullum, Michel Camilo, Richard
Bona, Raul Midon, Amadou & Mariam, Mısırlı Ahmet, Zakir Hussain, Niladri Kumar, İlhan
Erşahin, Medeski, Martin & Wood, Matt Bianco ve Patrick Wolf…
36
S
abancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Ege’nin ortak tarihine ilişkin çok değerli bir sergiye ev sahipliği yapıyor.
Karşıdan Karşıya - MÖ Üçüncü Bin’de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu isimli sergi, Türkiye Müzelerinin yanı sıra Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı Müzesi’nden
gelen eserlerden oluşuyor.
İki ülke arasında ilk işbirliği
Sergide; uygarlığın adımlarının atıldığı Anadolu ve hemen yakınında bulunan Kiklad takımadaları arasındaki ilişkiler inceleniyor, benzeşen, ancak bölgesel özelliklerini koruyan iki kültürün
öyküsü dile getiriliyor. İki ülke müzeleri arasındaki ilk işbirliğinden doğan sergi, 23 Mayıs - 28 Ağustos 2011 tarihleri arasında
İstanbullular’ın beğenisine sunuluyor.
Yunanistan ve Türkiye müzelerinden eşsiz eserler
Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı
Müzesi gibi dev koleksiyonlara sahip müzelerden ödünç alınan
eserler, bu sanatın kaynağını oluşturan Anadolu’daki buluntular
ve Türkiye’deki 15 müzeden seçilen koleksiyonlarla birlikte ilk
kez sergileniyor. Ege’nin tarihte olduğu gibi yeniden bir barış
denizi haline gelmesi mesajını da içeren sergi, toplam 340 eseri kapsıyor. Sergi, Anadolu ve Yunanistan’daki medeniyetlerin
MÖ Üçüncü Bin’e uzanan etkileşimini anlatarak, kültürlerarası
diyaloğa katkıda bulunmak amacıyla düzenleniyor. Ege’nin iki
yakasındaki 5 bin yıllık ticari ve kültürel ilişkinin gözler önüne serildiği sergide, Erken Tunç Çağı’na ait Kiklad sanatından örneklerin yanı sıra; heykelcik, seramik ve bronz aletlerin de aralarında
bulunduğu pek çok buluntu yer alıyor.
Geçmişten günümüze tekneler
Aslına uygun inşa edilmiş 14 metrelik bir Kiklad teknesi modeli, serginin
en dikkat çekici parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Sergiye dahil edilen modelle, uzun yıllar Ege Denizi’nin iki yakasını buluşturan tek ulaşım
aracı olan teknelerin, iki kültürün etkileşimi üzerindeki etkisi ve önemi
vurgulanıyor. Üretiminde hiçbir yapıştırıcı ve çivi kullanılmayan tekneler,
halatlarla birbirine bağlanan tahtaların suya girince şişerek kenetlenmesi
mantığından hareketle, aslına uygun olarak inşa ediliyor.
37
DVD / Kitap
Amerikan
Gangsteri
American
Gangster
Çakallarla
Dans
Turist
The Tourist
Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Denzel Washington,
Russel Crowe
Yönetmen: Murat Şeker
Oyuncular: Şevket Çoruh, İlker Ayrık,
Murat Akkoyunlu, Timur Acar
Yönetmen: Florian Henckel,
Von Donnersmarck
Oyuncular: Johnny Depp, Angelina Jolie,
Oscar ödüllü oyuncular Denzel Washington
ve Russell Crowe, Ridley’in Scott’ın yönettiği güçlü bir hikayede bir araya getirem
Amerikan Gangster, Amerika sokaklarını
ve dönen yasadışı olayları konu ediniyor.
Acımasız sokak taktikleri ve gururlu kişiliğiyle Frank Lucas (Denzel Washington)
Harlem’in uyuşturucu dünyasına hükmeden
yeraltı örgütünün başına geçiyor. Toplum
dışına itilmiş polis Richie Roberts (Russell
Crowe) ise Lucas’ın milyonlarca dolarlık
suç imparatorluğunu çökertme görevini
üstleniyor. Bir tarafta sıfırdan Amerika’nın
tanınan zenginleri arasına girmiş bir kaçakçı
diğer taraftaysa idealist gözü pek bir polis!
Bu iki güçlü adam karşı karşıya getiren
olaylar zinciri müthiş aksiyon sahneleriyle
Amerika’nın son dönemdeki en iyi polisliye
filmlerinden bir tanesi olarak gösteriliyor.
Dört masum arkadaş… Aslında sadece yeşil
sahada masum olan dört arkadaş. Onları
biraz daha gerçek göstermek gerekirse;
dönen oyunları bilmedikleri için masum. Bir
tanesi dinine sıkı sıkıya bağlı bir otomobil
tamircisi. Diğeri özel bir şirketin muhasebecisi. Bir tanesi babadan kalma fırını işleten
madde bağımlısı. Sonuncusuysa çapkın bir
bakkal… Bu dört zıt karakteri bir arada tutansa yeşil saha. Hemen her maçın favorisi
olan bu adamlar dönen oyunlardan habersizken her maçı kazanıyordu. Bu nedenle
de oldukça güvenilir bir takımdı. Ancak her
biri farklı yerlerden işin içinde olmadık bir
hesabın olduğunu anladı. İşte bu andan
itibaren geriye dönemezlerdi. Hiçbir şeyden
haberleri yokken her maç kazandıkları sahaya bu kez binbir türlü oyunun bir parçası
olarak çıktılar.
The Tourist, Amerikan turist Frank’in
(Johnny Depp) kırılan bir kalbi onarmak
için İtalya’ya gitmesiyle başlıyor. Elise
(Angelina Jolie) ise sıradan bir kadın olarak
önceden planladığı bir şekilde Frank’in
yoluna çıkıyor. Venedik’in nefes kesen
fonuna karşın, Frank romantizmin peşine
düşer; ama yakında kendini bulur, Elise ve
o entrika ve tehlikenin fırtınasına yakalanır. Venedik’te tatilini sürdüren Amerikalı
Frank, nefes kesici bir güzelliğe ve aynı
zamanda da gizemli bir sırra sahip olan
Elise’i tanıdıktan sonra bir türlü bu etkiden
kurtulamaz. Aralarındaki romantik oyunlar
bir süre sonra tehlikeli yalanlarla örülü
karmaşık bir ağa dönüşür. Ve bu ağ bir
süre sonra Interpol’ün, İtalyan polisinin ve
Rus kiralık katillerinin peşlerine düşmesine
neden olur.
38
Suç
Ferdinand von
Schirach
Karatay Diyeti
Canan Efendigil
Karatay
Aklından
Bir Sayı Tut
John Verdon
NTV Yayınları, 2011
200 Sayfa
Fiyat: 15 TL
Hayykitap
160 Sayfa
12 TL
Koridor Yayınları
480 Sayfa
Fiyat: 20 TL
Kimi zaman gazetelerde yer alan bazı
haberler inanmak gelmez içinizden.
Bir insanın nasıl böyle bir suç işlediğini
sorgularsınız! Yazar Ferdinand von
Schirach, 1964 Münih doğumlu, 1994
yılından bu yana da Berlin’de avukatlık yapıyor. Müvekkilleri arasında
Politbüro üyesi ve Almanya Federal
Haber Alma Servisi ajanı da var, büyük
işadamları, ünlüler, sıradan insanlar,
Türk göçmenler ve yeraltı dünyasının
mensupları da... Bir savunma avukatı
olan von Schirach, sıradan insanlar
için akıl almaz, onun içinse olağan denebilecek olayları okuyucuya anlatıyor.
von Schirach, yasalarla yolu kesişen
suçsuzları savunduğu gibi, ağır suçluları da savunuyor. Ve işte burada, o
insanların hikayelerini paylaşıyor. Öyle
ki hikayeler arasında; tanınan iyi kalpli
bir doktorun kırk yıllık karısını baltayla
katletmesi de var genç bir kadının
kardeşini çok sevdiği için öldürmesi
de… Kısacası olaylar kadar itiraflar ve
savunmalar da dikkat çekiyor.
Ülkemizdeki en büyük sağlık sorunlarından biri aşırı şişmanlık ve obezite.
Peki, çoğu ciddi hastalıkların temelindeki sorun olan obezite ve diğer hastalıkların hiçbirinin genetik olmadığını ve
önlenebilir hastalıklar olduğunu biliyor
muydunuz? Tüm bu hastalıklardan
korunmanın, sağlıklı bir şekilde zayıflayarak, daima zayıf, dinç, enerjik ve
mutlu yaşamın aslında ilkokuldaki ABC
harflerini çözmek kadar kolay… Prof.
Dr. M. Canan Efendigil Karatay, mesleğe 50 yılını vermiş değerli bir hekim.
Dört farklı kıtada hekimlik yapan Karatay, gezip gördüğü farklı farklı ülkelerin
beslenme alışkanlıklarını gözlemledi.
Sonuçta Türk insanı için ‘en uygun’,
‘en iyi sonuç’ veren diyeti geliştirdi. Bu
diyete de kendi adını verdi. Türkiye’de
birçok alanda ilklere imza atarak binlerce hastanın hayatını kurtarmış Prof.
Karatay’ın Hayykitap’tan yayınlanan
Karatay Diyeti kitabı, işte bu 50 yılın
kazandırdığı bilimsel deneyimin bir
sonucu.
Sıra dışı bir roman arıyorsanız Verdon’ın
yeni kitabı tam da aradığınız bir seçenek olacak. Öyle ki bir mektupla başlayan Verdon’ın romanında kimi zaman
mektup sahibi kimi zamansa mektubu
yazan adamın karakterine bürünüyorsunuz. Betimlemeleri ve akıcı üslubuyla
dikkat çeken kitap şöyle başlıyor; “Bir
adam, posta kutusuna bırakılmış imzasız bir mektup alıyor. Mektupta şöyle
yazıyor: “Aklından herhangi bir sayı tut.
1 ila 1000 arasında herhangi bir sayı.”
Adam öylesine 658 sayısını tutar. Not
şöyle seyrediyor: “Sırlarını nasıl bildiğimi
göreceksin... Küçük zarfı aç! -Aldıklarını geri vereceksin. Vermiş olduklarını
aldığın zaman. Biliyorum ne düşündüğünü, ne zaman uyuduğunu, nereye
gittiğini, nereye gideceğini. Seninle bir
randevumuz var, Bay 658.-” Sıradanlıklara meydan okuyan, anında başınızı
döndürecek ve ilgi çekici karakterlerinin
kalp atışlarını tüm gerçekliğiyle
hissedeceğiniz bir kitap
39

Benzer belgeler

Hayatta kalite arayanlar bu kentlere aşık olur!

Hayatta kalite arayanlar bu kentlere aşık olur! NT Ekspres, Türkiye’de bir ilke daha imza atarak Türk ticari plakalı elektrikli otomobillerin Türkiye’deki ilk kullanıcısı olmak için gün sayıyor. Elektrikli araçların siparişleri veren TNT Ekspres...

Detaylı