Nazım Hikmet`in sözleri kitapları ve hayatı

Yorumlar

Transkript

Nazım Hikmet`in sözleri kitapları ve hayatı
9
saray
Sayı:113
28 Şubat 2014
Nazım Hikmet’in sözleri
kitapları ve hayatı
Saray-Magazin
Nazım Hikmet kimdir? En meşhur Nazım Hikmet sözleri nelerdir?
Nazım Hikmet’in kitapları hangileri? Nazım Hikmetin hayat hikayesini biliyor musunuz?
Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu.
İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913’te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i
Sultani’nde ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için
yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebi’ne gitmesine karar verildi.
25 Eylül 1915’te Heybeliada Bahriye Mektebine girdi, 1918’de 26
kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde
zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli
ve ahlaki tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda
dönemin okul gemisi Hamidiye Gemisine Güverte Stajyer Subayı
olarak atandı. 17 Mayıs 1921’de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi.
Nâzım Hikmet, 1920’de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele’ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu’ya geçti,
Bolu’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal
bilimler ve iktisat okudu. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk
yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924’te Moskova’da
yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi.
O yıl Türkiye ‘ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı,
ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl
hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye’ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına
çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve
öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’ne giden Nâzım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar
Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından,
büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)’nın
memleketi olan Polonya’nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği
bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Ailesi
Babası Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu
yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım’dır. Celile
Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır.
Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa’nın
kızıdır.
Hasan Enver Paşa, Polonya’dan 1848 Ayaklanmaları sırasında
Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca
Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki’nin (Lehçe: Konstanty Borzecki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu’nda subay olarak görev yapmış ve
Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan “Les Turcs anciens et modernes” (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım’ın
annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa’nın
yani Ludwig Karl Friedrich Detroit’in kızı olan Leyla Hanım’dır.
Celile Hanım’ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat’ın
annesidir.
Babası Hikmet Bey, Selanik’te, Hariciye Nezareti’nde (Dışişleri
Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve
Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik’in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım’ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep’e, Nazım’ın dedesinin
yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar.
Başarısız olunca İstanbul’a gelirler. Hikmet Bey’in İstanbul’daki iş
kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye’ye atanır.
Yaşar Kemal İstanbul’da sürgünde
Saray-Magazin
Yenikapı’daki Yaşar Kemal heykeli metro inşaatının ortasında kaldı. Heykelin hikâyesini Atilla
Birkiye Radikal için yazdı.
Yenikapı’daki görüntü, Yaşar Kemal heykelinin
öteki malzemeler gibi bir arsaya ya da bir inşaat
alanına ‘atılmış’ olduğu izlenimini veriyor. Görüntü böyleyse de öyküsü böyle değil ama geçmişi
bilmeyenler ya da o kadar geride kaldı ki unutanlar “Aaaa birinin heykelini de buraya atmışlar ama
ne alaka” diyebilir; oradan her gün geçen binlerce
kişi böyle düşünebilir. Kaidesinin fark edilmesi de
atılmış olmasını pek ihtimal dışı bırakmıyor, en
azından çevredeki görüntü itibariyli. Öte yandan
heykelin kime ait olduğunu çıkartanların şaşkınlığı, kuşkusuz çok daha büyük olacaktır. Dünya romancısı, bir şeyler yazıyor, elinde kalemi,
defteri-kâğıtları. Heykelin kompozisyonu böyle;
kaidesi de bir parça kırılmış, etrafta büyük kablolar, arkada kocaman bir vinç, el arabası hemen
önünde, birazcık ileride çimento kamyonu. Tabii
ki çimento kamyonu her zaman orada durmuyor,
fotoğrafçının şansı diyelim. Son zamanlarda da
arkasında kocaman kara bir su deposu belirdi, yanılmıyorsam bir-iki haftadır duruyor. Bir yerlerden
getirip koymuşlar.
Hollywood filmleri vardır, küçük bir kentin dışında
geçer olay, çoğunlukla macera filmleridir bu, itiş
kakış, kavga kovalamaca birbirini izler. Böylesine
bir mekânı anımsatıyor, şu an inşaat alanı olan
Yenikapı’daki eski park. Zaten inşaat alanı Yedikule’ye kadar da uzanıyor. O eski parkta da yirmi
yıl önce dikilen dünya romancısı Yaşar Kemal’in
heykeli duruyor! O günleri gayet iyi anımsıyorum,
hatta maketini bile görmüşlüğüm var! Öte yandan görüntü –heykel dolayısıyla tabii– muhalif bir
Tarkovski filmini de çağrıştırıyor doğrusu.Gelelim
heykelin öyküsüne... Yıllar önce Kültür Bakanlığı,
yaşayanlar da aralarında olmak üzere, yazarlarımızın (değerlerimizin) heykelini yaptırıp, parklara-alanlara koymuştu. Fikri Sağlar dönemiydi.
İstanbul AKM’de Yaşar Kemal için bir gece yapılıyordu. Belleğimde kaldığı kadarıyla 1993’ün bahar
ayları olmalı. Türkiye Yazarlar Sendikası düzenliyordu. Bir ucundan yardım ediyordum, Yaşar ağbi
rica etmişti. Onun ricasını geri çevirmek olmazdı,
yurtdışına gideceğim bir toplantıya bu yüzden
gidememiştim; Yaşar Kemal olunca akan sular
durmalı, durmalı da onun heykeli bugün durduğu
yerde durmamalı, neyse...
Soruyu bil kitabı kazan
Saray-Magazin
Hediye Kitap Günleri” devam ediyor. Bu yarışma
ile 20 şanslı hurriyet.com.tr okuyucusu bizden,
Can Gürses’in “En Güzel Günlerini Demek Bensiz
Yaşadın”ı kazanacak. Üstelik Gürses imzalı..
Türkiye’nin en önemli yayınevlerinden Doğan
Kitap ile yaptığımız işbirliği sonucu hurriyet.com.tr
okurları kitap kazanma şansı yakalıyor. Her hafta
birbirinden değerli yazarların, satış rekoru kıran
kitaplarından birini kazanmak için tek yapmanız
gereken sizlere sorduğumuz soruya doğu yanıt
vermek olacak.
\“En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”ı
kazanmak için tek yapmanız gereken sorduğumuz soruya doğru yanıt vermeniz. Doğru cevaplayanlar arasında 1’inci, 10’uncu, 50’nci, 100’üncü,
200’üncü, 250’nci, 300’üncü, 400’üncü, 450’nci,
500’üncü, 600’üncü, 650’nci, 700’üncü, 800’üncü,
850’nci, 900’üncü, 950’nci, 1000’inci, 1500’üncü,
2000’inci, olan okuyucular bizden Can Gürses’in
kitabını kazanacak.
“En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın” için
ödüllü soru:
Yazar Can Gürses Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini hangi üniversitede
yapmıştır?
a) The University of Edinburgh
b) Boğaziçi Üniversitesi
c) The University of Kent
d) University of Notre Dame
CEVABI GÖNDER
En güzel günlerini demek bensiz yaşadın,13 kişilik
bir aile yemeğinin romanı. 12 Eylül’den sonra
yurtdışına gidip tam 27 yılın ardından İstanbul’a
dönen Koza, geniş ailenin tüm bireylerinin bir
masa etrafında buluşmasına neden olur. Ailenin
temel direği sayılabilecek babaanne Edibe Hanım’ın Gümüşsuyu’ndaki, anılarla dolu evinde bir
araya gelen Deryadil ailesinin üç kuşağıdır romanın kahramanları. Onları hem kendi ağızlarından,
hem akrabalarının, hem de evdeki kimi eşyaların,
hatta duvarların ya da yemeklerin anlatımından
tanırız. Ailenin, bir tür bilinçakışı tekniğiyle aktarılan gerçekliği, zaman zaman gerçeküstü anlatımla da bütünleşir. Toplumdaki yerleri itibariyle
aynı kulvarda yer alan ve birbirine benzeyen aile
üyelerinin iç dünyaları aslında çok farklıdır. Tek
bir günde, Hrant Dink’in ölümünün bir gün öncesinde geçen “En Güzel Günlerini Demek Bensiz
Yaşadın”, Can Gürses’in ilk romanı. Ama genç bir
ustayı müjdeliyor.
Kitaptan
“Bunu duyan herkes benimle alay edebilir. Çocuklarını tanımıyor diyebilir. Anneler çocuklarıyla
tanışmazlar zaten. Anneler çocuklarını severler.”
“Bu sofrada herkes konuşmaktan başka şey anlıyor: Babam, mutlak doğrunun beyanını; annem,
onaylamayı; abim, yaranmayı; kız kardeşim, uyum
göstermeyi; Yılmaz Amcam, sosyal yaratık oluşun
zorunluluğunu; Semih; gösteriş yapmayı; Semih’in
sevgilisi, taklit etmeyi; Hicaz Amcamın arkadaşı,
kadın olmayı; Hicaz Amcam, insan olmayı; Koza
Halam, herhalde paylaşmayı; güzel kuzenim Haziran, mahrem ihtiyacı; babaannem, sevmeyi; ben,
sevilmeyi. Babaannemin yumuşacık gözleri baktı
bana. Hemen gözlerimi kaçırdım. Yanıma sığamayan babam sıkıntılı. Aklından muhakkak gitmek
geçiyor. Tabii, buranın hükümdarlığını edemiyor.
Bu evin eşitleyiciliği ona dar geliyor. Alışageldiği
hiyerarşisini aranıyor. Bulamadıkça az önceki gibi
kaba sözcüklere sarılıyor.
saray
Sayı:113
28 Şubat 2014
Dinleyiverin Gari’ye sansür mü var?
Saray
Moğollar’dan “Dinleyiverin Gari”yi
çalan bir dış yapımcının programına son verildiği ve 5 Şubat
gününden bu yana grubun hiçbir
şarkısının çalınmadığı iddiası,
“Polis Radyosu’nda Moğollar’a
sansür mü uygulanıyor?” sorusunu gündeme getirdi.
EMNİYET Genel Müdürlüğü’ne
bağlı Polis Radyosu’ndaki ilginç
sansür iddiası, radyoda dört yıldır
haftalık program yapan Ali Yılmaz’ın 2 ŞubatPazar günü Moğollar’ın “Dinleyiverin Gari” şarkısını
çalmasıyla gündeme geldi. Bundan iki gün sonra bir köşe yazarı,
“Paralel Şarkı” başlıklı yazısında
yayını dinlediğini ve bu şarkının
çalınmasını “manidar” bulduğunu belirtti. İddiaya göre yazının
yayınlandığı gün Polis Radyosu yöneticileri, radyoda çalışan
polis memurlarıyla birlikte tüm
dış yapımcılara “Bundan sonra
Moğollar’ın hiçbir şarkısını çalmayacaksınız” talimatı verdi. Olaydan sonra iki kez daha program
yapan Ali Yılmaz’ın da radyoyla
ilişiğinin kesildiği ve herhangi bir
gerekçe sunulmadan programının
sonlandırıldığı öne sürüldü. Polis
Radyosu, 80’li yıllarda TRT’nin
sansürlediği sanatçıların şarkılarını
çalmıştı.
Şarkının paraleli olmaz
Cahit Berkay, iddianın ardından şu
açıklamayı yaptı: “Bu politikacılar
ve yandaşları gençlerden, şarkılar-
dan, sanattan ve mizahtan neden
korkuyor? Bunlar iktidarlar için
tehdit değil, toplum için zenginliktir.
‘Dinleyiverin Gari’yi 1993’te yaptım, 1994’te yayınlanan albümümüzde yer aldı. O şarkıyı bestelediğimde doğan çocuklar şimdi
üniversiteyi bitirecekler, dolayısıyla
çeşitli radyolarda binlerce kez
çalınmış bir şarkı. Hatta internette
dolaşan videolarda gördük ki bazı
düğünlerin vazgeçilmezi olmuş
durumda. Böylesine geniş kitlelere
yayılmış bir şarkı, ‘paralel şarkı’
ilanedilmiş. Eğer gerçekse en az
üzücü olduğu kadar da düşündürücü. Şarkının paraleli diki olmaz,
şarkı sadece şarkıdır. Derdini
mizah yollu anlatan bu şarkının 20
yıldır güncelliğini koruması bana
memnuniyet değil, endişe veriyor.
Çünkü ülkemizdeki politikacıların hiç değişmediğini gösteriyor.
Moğollar’ın tüm şarkılarının Polis
Radyosu’nda yasaklandığı da
söyleniyor. 1967 yılının sonlarında
kurulan bir grubuz ve çok şeyler
gördük, yaşadık. Şarkılarımız yasaklansa da, bangır bangır çalınsa
da biz bildiğimiz gibi müzik yapmaya ve müziğimizi paylaşmaya her
koşulda.
Semaver Kumpanya’da Mart’ta ne var ne yok?
Saray
2002 yılında Işıl Kasapoğlu tarafından kurulan Semaver Kumpanya, Mart ayında seyircilere
yeni oyunu “VERİLER”i sunuyor!
19 Mart’ta Çevre Tiyatrosunda
prömiyeri gerçekleşecek oyun,
bir İsrailli ve bir Filistinli polis
memurunun, bir cinayeti çözmek
için bir araya gelişini anlatıyor.
Daha önce faili meçhul kalarak
kapanmış bir cinayet dosyası,
Amerika ve İsrailarasında yaşanan diplomatik ilişkiler sonucunda, iki memurun karşısına tekrar
çıkar ve Yossi ile Halit işbirliği
yapmak zorunda kalırlar. Kanadalı yazar Arthur Milner’ın 1997
yılında ülkesinde yayınlanan
toplu oyunlarının arasında yer
alan “Veriler”(Facts), 2012 yılında Arapça’ya çevrilerek West
Bank ve İsrail’de oynamış. 2013
yılında ise Finborough Theatre
tarafından Londra’da sahnelenmiş.
Philip Arditti’nin Türkçe’ye çevirdiği bu üç kişilik oyun, iki düşman ülkenin polis memurunun
bir cinayetin yanı sıra, savaşı,
barışı, düşmanlığı, dinleri ve önyargıları sorgulamasını anlatıyor.
“Veriler”de Yossi ve Halit sadece
faili meçhul bir cinayeti değil,
gerek politik, gerekse bireysel
açıdan, fanatizmin yarattığı
öldürücü etkileri de aydınlatmaya
çalışıyorlar.
Serkan Keskin ve Volkan Sarıöz’ün yönettiği, Hakan Atalay,
Mustafa Kırantepe ve Serkan
Tınmaz’ın oynadığı “VERİLER”de 16 yaş sınırlaması var. Oyunun süresi 90 dakika.
“VERİLER” 19 Mart Cuma günü
prömiyer yaptıktan sonra, Mart
ayı boyunca Çevre Tiyatrosunda sahnelenecek. 19,20,21,22
Mart’ta Çevre Tiyatrosunda, 25
Mart’ta, Bursa Uğur MumcuSahnesinde, 27 Mart, Dünya Tiyatrolar gününde ücretsiz olarak
Çevre Tiyatrosunda ve 28 ve 29
Mart’ta yine Çevre Tiyatrosunda
seyirciyle buluşacak.
Semaver Kumpanya, yeni
oyunun yanı sıra, Mart ayında
repertuarındaki diğer oyunları
sunmaya ve konuk tiyatroları
ağırlamaya devam edecek.
BİR İNFAZIN PORTRESİ
İngiliz yazar Howard Barker’ın
“Bir İnfazın Portresi” adlı oyunu, Zeynep Su Kasapoğlu’nun
rejisiyle 28 Şubat Cuma ve 1
Mart Cumartesi tarihlerinde saat
20.30da Çevre Tiyatrosunda
sahnelenecek. Oyun ayrıca zamanda 5 Mart Çarşamba akşamı
saat 20:00’de Koç Üniversite-
si’nde sahnelenecek. Kalabalık
kadrosuyla geçtiğimiz sezon
seyircilerin büyük beğenisini kazanan “Bir İnfazın Portresi”, 16.
Yüzyılda İnebahtı Savaşı sonrası
Venedik’te geçiyor. Ülkenin en
önde gelen ressamı Galactia’ya,
devletin kazandığı zaferi ölümsüzleştirmek için bir tablo siparişi
verilir. Galactia’nın gerek kadın
olması, gerek yakın çevresi ve
ülke koşulları, ressamın üzerinde ağır bir baskı oluşturur.
Ressamla Venedik Cumhuriyeti
arasındaki mücadelenin sonucu,
en az savaşın kendisi kadar ağır
olacaktır.
TEHLİKELİ OYUNLAR
Oğuz Atay’ın, “Tutunamayanlar”ı
bitirdikten kısa bir süre sonra
yazdığı “Tehlikeli Oyunlar” romanı, Seyyar Sahne tarafından
sekiz aylık yoğun bir çalışma
sürecinin ardından ilk kez 2009
Mayıs’ında seyirci karşısına
çıkarılmıştı. O tarihten beri
seyircisinin gösterdiği ilgi dolayısıyla düzenli olarak oynayan
oyun, Çevre Tiyatrosunda. Celal
Mordeniz’in tasarlayıp yönettiği,
Oğuz Arıcı’nın reji danışmanı
olduğu oyunda, Erdem Şenocak tek kişilik bir performans
sergiliyor. “Tehlikeli Oyunlar” 14
Mart Cuma saat 20:30’da Çevre
Tiyatrosunda
10
Muhterem Nur ‘Bunlar ölü
soyucusu’ dedi, yapımcıdan cevap geldi!.
30 yıllık hayat arkadaşı Müslüm Gürses’i geçtiğimiz sene kaybeden Muhterem Nur, ‘Baba Şarkılar’ adlı albümü piyasaya çıkaran Medeni Uçar’a
yönelik şu sözleri dile getirmişti:
BUNLAR ÖLÜ SOYUCUSU
‘Benden Bu Kadar’ albümü Müslüm Gürses’in
okuduğu şarkılardan oluşan gerçek bir Gürses
albümüdür. Daha önceden Müslüm Gürses’in
okuduğu şarkıları sanatçılara okutup “Sadece
bir tane albüm yapacağız” dedikleri halde ikinciyi
yapmaya çalışanların albümünü almayın. Bana
imzalatılan tek bir muvafakatname ile daha kaç
tane Gürses albümü çıkaracaklar? Eflatun Müzik’in sahibi Medeni Uçar, benden sadece bir
albüm için izin aldı. Çıkacak olan ‘Baba Şarkılar
2’ albümü ile benim hiçbir alakam yok.
Utanmasalar Müslüm Gürses’in kemiklerini mezardan çıkartıp, birleştirip başka bir albüm için
imza alacaklar. Bunlar ölü soyucular... Müslüm
Gürses’in adını daha fazla kullanmadan onu
mezarında rahat bıraksınlar. Bu mezar soyucularının Müslüm Gürses’e birazcık sevgi ve saygıları varsa kocamın adını kullanmasınlar. Müslüm
hayranları, onların çıkardığı albümü almasınlar.’
Muhterem Nur’un bu açıklamalarına Medeni
Uçar’ın avukatından cevap geldi.
İŞTE O AÇIKLAMA:
Yapımcılığını müvekkilimin üstlendiği, Merhum
Müslüm Gürses’e ait 69 şarkının çeşitli sanatçılar
tarafından seslendirileceği albümle ilgili olarak
Muhterem Hanım’ la 02.05.2013 tarihinde ve Noter huzurunda süresiz sözleşme imzalanmıştır.
Son zamanlarda yazılı-görsel medyada müvekkilim Medeni Uçar hakkında gerçek ile ilgisi olmayan, iftiralarla dolu , saygın bir yapımcı olan
müvekkilimi kamuoyu önünde küçük düşürücü,
şeref ve haysiyetini ihlal edici, yıpratıcı ve saygınlığını zedeleyici nitelikte beyanlarda bulunulmaktadır.
Bu beyanların en dikkat çekici olanı ‘’ İkinci albüm için Muhterem Hanım’dan izin alınmadığı,
sadece bir albüm için izin alındığı, bu albümle
de Sayın Muhterem Hanım’ın uzaktan yakından
alakasının olmadığı, ilk albüm için 50 bin lira
karşılığında yapımcıya izin verildiği’’ şeklindeki
beyandır.
Öncelikle belirtmek isteriz ki Sayın Muhterem
Hanım’ın inkar ettiği sözleşme; sözleşme şartlarının taraflara okunması ve tarafların onayının
alınması ile Noter huzurunda imzalanmış bir
sözleşmedir.
Bu nedenle sözleşmenin maddelerinden haberdar olmamak mümkün değildir.
Merhum Müslüm Gürses’ e ait 69 adet eserin
yapımcılığını müvekkilim bu sözleşme ile, süre,sayı ve yer sınırı olmaksızın devralmış olup, tüm
yapımlarında yukarıda belirtilen 69 adet eseri
süresiz olarak kullanabilecektir.
Yine 02.05.2013 tarihli sözleşmede Sayın Muhterem Hanım’ın da ikrar ettiği üzere, müvekkilim, sözleşme ile kararlaştırılan tüm bedeli Sayın
Muhterem Hanım’a ödemiştir.
Dolayısıyla Sayın Muhterem Hanım’ın çıkmış
veya çıkabilecek albümlere ilişkin herhangi bir
ücret talep etmesi mümkün değildir.
Müvekkilim Medeni Uçar hakkında yazılı ve görsel medyada yer alan asılsız haberlere itibar
edilmemesini diler, bu beyanlarla ilgili suç duyurusunda bulunma, maddi ve manevi tazminat
davası açma haklarımızı saklı tuttuğumuzu ayrıca belirtmek isteriz.
11
Saray
Sergey Viktoroviç Lavrov (Rusça:
Серге́ й Ви́ кторович Лавро́ в; d. 21
Mart 1950, Moskova), Rus siyasetçi.
Mart 2004’ten beri Dışişleri Bakanlığı
görevini sürdürmektedir.
Babası Tiflis doğumlu bir Ermenidir.
Rusça, İngilizce, Fransızca ve Singalaca dillerini bilmektedir . Singalaca
dilini Sri Lanka’da öğrenmiştir.
1972 yılında Moskova SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler
Enstitüsü’nden mezun oldu. 1972
yılında SSCB’nin Sri Lanka büyükelçiliğinde göreve başladı. 1976-1981
yılları arası SSCB Dışişleri Bakanlığı
Uluslararası organizasyonlar dairesinde görev aldı. 1981-1988 yılları
arası SSCB BM daimi temsilciliği 1.
sekreteri olarak görev yaptı. 19881990 yılları arasında SSCB Dışişleri
Bakanlığı Uluslararası ekonomik
ilişkiler dairesi başkan yardımcılığı
görevini yürüttü. 1990-1992 yılları
arasında Rusya Dışişleri Bakanlığı
Küresel problemler ve uluslararası
teşkilatlar dairesi başkanlığı görevini
yürüttü. 1992-1994 yılları arasında
Rusya Dışişleri Bakan yardımcılığı
görevini yürüttü. 1994-2004 yılalrı
arası Rusya nın BM’de daimi temsilcisi olarak görev yaptı. Son olarak
2004 yılında Rusya Dışişleri Bakanlığı
görevine atandı.
12 Eylül 2008 tarihinde Güney Osetya
Savaşı sırasında, mevkiidaşı İngiliz
Dışişleri Bakanı David Miliband ile
yaptığı bir telefon görüşmesinde Who
are you to fucking lecture me! (Sen
kimsin ki bana bu ... konuda ders
veriyorsun) şeklinde konuştuğu iddia
edilmektedir.
3 Aralık 2012 tarihinde Türkiye’de,
Vladimir Putin ile birlikte diplomatik
ziyaret için geldiği Çırağan Oteli’nde
merdivenlerden yuvarlanarak bilek
Sayı:113
28 Şubat 2014
Usta diplomat Sergey Lavrov
kemiğini kırdı. Saat 18:00 sularında
(GMT+ 2 İstanbul) Taksim Eğitim ve
Araştırma Merkezine getirildi, Yarım
saat süren operasyonun ardından
hastaneden ayrıldı.
Putin’in yönetimindeki Rusya’nın dış
siyasetine damgasını vuran Lavrov ile
masaya oturup da kişiliği ve diplomasi yeteneğinden etkilenmeyen bir
devlet adamı ya da bürokrat olmadığı
söyleniyor.
Hiç değişmeyen iki temel hedefi vardır: Rusya’yı yüceltmeye ve Amerika’yı küçük düşürmeye yarayacak her
fırsatta veto kartını kullanmak.”
ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM)
Büyükelçisi John Negroponte, Güvenlik Konseyi’nde uzun yıllar mesai
yaptığı Sergey Lavrov’u bu sözlerle
tanımlıyor.
Dünyanın her yerinde, ama özellikle
Orta Doğu’da her türlü Amerikan /
Batı müdahalesinin önünü kesmenin
Rusya için önceliği düşünüldüğünde
bu sözler şaşırtıcı değil. Meslektaşları
konuşuyor.
1981’de kariyerinin büyük bölümünü
geçireceği New York’a, Sovyetler
Birliği’nin BM Temsilciliği’ne danışman
olarak atandı. Merkezde aldığı görevlerin ardından, 1994’te New York’a BM
Daimi Temsilcisi olarak döndü. 2004’te
Dışişleri Bakanı olana kadar bu görevi
yürüttü. Ödünsüz bir müzakereci
olarak “Bay Hayır” lakabını da burada
aldı.
BM koridorlarındaki Lavrov
Ancak BM koridorlarının alıştığı Rus
diplomatlarından da değildi Lavrov.
Son derece asık suratlı başladığı bir
toplantıda zekice esprilerle herkesi
kahkaya boğan, İtalyan takım elbiseleri bir kez daha baktıran, “odayı dolduran” bir karakterdi. Şiire ve resme
meraklıydı. Sıkıcı toplantılar sırasında
“çiziktirdikleri” meslektaşları tarafından
toplanıp saklanırdı.
Şarap, viski ve votkanın iyisine meraklıydı. İçmeye öğleden önce başladığı
kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Sigara
tiryakiliği ise herkesin malumuydu.
2003’te BM binasında sigara yasaklandığında, yasağı takmayıp içmeye
devam etmiş, soranlara da “Bu bina
Kofi Annan’ın malı değil” demişti.
Spora, en başta da raftinge meraklıydı. Büyük bir diplomatik kriz bile patlak
verse, yılda bir rafting tatilinden ödün
vermezdi.
Dışişleri yılları
Bill Clinton’ın sözcüsü James Rubin’in
“Dünyada bugün en zeki diplomat”
dediği Sergey Lavrov 2004’te Putin tarafından Dışişleri Bakanlığı’na getirildi.
Sovyetler sonrası bu görevde en uzun
süre kalan isim oldu. Artık sadece
BM’deki Amerikalı diplomatların değil
Amerikan dışişleri bakanlarının da
korkulu rüyasıydı.
2005-2009 arası George W. Bush’un
dışişleri bakanlığını yapan Condoleezza Rice ile aralarında gerginlik eksik
da Lavrov’un söz konusu dış politika
önceliğini iliklerine kadar hissettiği
görüşünde. Ancak bunun ABD’yi dizginlemekten ibaret “negatif” bir politika
olmadığını, asıl meselenin Rusya’nın
yüceltilmesi olduğunu vurguluyorlar.
Negroponte’nin sözleriyle, “Amerika
karşıtı olmak bir strateji değil, taktik
Lavrov için”. Yakınlarda Foreign Policy
dergisine konuşan üst düzey bir Amerikalı diplomat da “Lavrov’un dini, Rus
devletidir” diyor.
“Bay Hayır”
Rusya lideri Vladimir Putin gibi Sovyet
döneminde yetişmiş, o dönemin damgasını vurduğu bir siyasetçi Sergey
Lavrov. Stalin’in ölümünden üç yıl
önce, 1950’de Moskova’da doğmuş.
Babası Ermeni, annesi Gürcistan’daki
Rus azınlıktan.
Tüm üst düzey Rus diplomatlar gibi
Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet
Enstitüsü mezunu. İlk görev yeri olan
Sri Lanka’ya atanmadan önce öğrendiği Sinhala dilini akıcı bir şekilde
saray
olmadı.
2013’te Lavrov’u Foreign Policy dergisine şu sözlerle tanımladı Rice:
“Tüm Ruslar gibi o da saygı görmek
istiyor. Dolayısıyla sürekli (BM Güvenlik Konseyi’nde) veto kullanmanın
yollarını arıyor. Ancak maalesef Rusya, elindeki bu gücü olumlu bir şekilde
kullanamıyor şu anda.”
Rice’ın halefi Hillary Clinton ile de
farklı olmadı. Ortak basın toplantılarındaki esprilerle sıcak başlayan ilişkiyi
donma noktasına getiren Suriye oldu.
Lavrov’un Rusya’sı kararlıydı: Suriye’ye BM onaylı Batı müdahalesine
izin verilmeyecekti.
Suriye’ye Rus formülü
Ancak Lavrov liderliğindeki Rus
diplomasisi, John Kerry’nin dışişleri
bakanlığında bir sürpriz yaptı. Veto ile
yetinmedi, soruna çözüm önerdi ve bu
kabul gördü.
Amerika Birleşik Devletleri’nin
Suriye’ye müdahale fikrine en çok
yaklaştığı günlerdi. 21 Ağustos’ta
Şam yakınlarında bir kasabada kimyasal silah kullanılmış, rejimi sorumlu tutan Washington kırmızı çizginin
aşıldığını duyurmuştu. Obama Suriye’nin kimyasal silah kapasitesini
yok edecek bir saldırının ipuçlarını
veriyordu.
Çözümü Rusya önerdi. 2014 ortasına kadar kimyasal silahların bir
kısmının Suriye’den çıkarılmasını,
bir kısmının da imhasını öngören
plan konusunda, Lavrov Kerry’i kısa
sürede ikna etti. Obama askeri seçeneği askıya aldığını duyurdu.
Kimyasal silah krizi Rusya’nın planı
ile çözülmüş olsa da, Suriye’de
akan kanın durması ve bunu takip
edecek siyasi çözüm hâlâ uzak.
Sergey Lavrov’un 10 yılı deviren
dışişleri bakanlığındaki karnesini de
Suriye belirleyecek gibi görünüyor/
Masonluk
Zanyar Kerim
Masonluk, kökleri her ne kadar
16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın
başlarına kadar dayanıyor olsa
da, 24 Haziran 1717 tarihinde
Londra’da bir araya gelen dört
locanın girişimiyle Londra Büyük
Locası’nın kurulması ile başlar.
Masonlara göre masonluk akılcılık, bilimsellik ve insanlığın oluşumundan bu yana ortaya çıkarak,
insanlığın gelişimine ve bilgi
birikimlerine katkıda bulunmuş
bir kültür ve fikir üst yapı kurumudur. Ezoterik ve sadece üyelerine
açık olan örgüttür. Dünyanın
birçok ülkesinde 5 milyon üyesi
ile değişik biçimlerde mevcuttur.
Sadece İngiltere, İskoçya ve
İrlanda’da 480.000; Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2 milyonu
aşkın üyesi bulunmaktadır.
Tarihi
Masonluğun ilk dönemlerdeki gelişimi biraz tartışmalı bir konudur
ve tahminlere dayanmaktadır.
İskoçya’da ilk Mason localarının
16. yüzyıl başlarında var olduğunu söyleyebilmek için kanıtlar
bulunmaktadır. ve İngiltere’de 17.
yüzyılın ortalarında var olduklarına dair kesin kaynaklar mevcuttur.Masonik Elyazması isimli şiir
yaklaşık 1390 yılına tarihlenmiştir
ve en eski masonik belge olarak
bilinmektedir.
İlk Büyük Loca(İngilizce:Grand
Lodge of England), Londra’nın
daha önceden faal olan dört locası akşam yemeği için bir araya
geldiği 24 Haziran 1717 tarihinde
kurulmuştu. Bu yapı, çoğu İngiliz
Localarının katıldığı bir düzenleyici organa dönüştü. Ancak
birkaç loca, yeni yapının bazı
modernleştirmeleri tasvip etmesi
ve Üçüncü Derece’nin oluşturul-
ması gibi bazı kararlar almasına
gücenerek 17 Temmuz 1717 tarihinde “İngiltere’nin Kadim Büyük
Locası (Antient Grand Lodge of
England-GLE)” isimli rakip büyük
locayı kurdular. İki rakip Büyük
Loca, 25 Kasım 1813 tarihinde
“İngiltere’nin Birleşik Büyük Locası (İngilizce: United Grand Lodge
of England-UGLE)” adı altında
birleşinceye kadar “Modernler”
(GLE) ve “Gelenekçiler(İngilizce:Atiens-Ancients)” diye anılan
iki loca üstünlük için birbirlerine
hasım oldular.
İrlanda ve İskoçya’nın Büyük Locası 1725 ve 1736 yıllarında peş
peşe kuruldu. Masonluk 1730’lu
yıllarda Gelenekçiler ve Modernler tarafından Kuzey Amerika’daki İngiliz Kolonilerine ihraç edildi.
Ayrıca, İrlanda ve İskoçya Büyük
Locaları pek çok bölgesel büyük
localar altında organize olan
kardeş localar kurdu. Amerikan
Devrimi’nden sonra eyaletlerde
bağımsız ABD Büyük Locaları
oluştu.
Felsefesi
Masonlar arasında ortak bir felsefi tutum ve insanlık ülküsünden
söz etmek mümkündür. Masonlara göre masonluk, bütün insanlar
için ortak koşulan insanlık ülküsü
noktasında insanlar arasında
sevgi, saygı, tolerans, hak eşitliği, evrensel kardeşlik ve bilimsel
gelişmenin gerekliliğini kabul
eder. Yine masonlara göre masonluk, “Bütün insanlar arasında,
sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin
kurulmasını hedefleyen ve çalışmalarını hakikatin araştırılması
yolunda yoğunlaştırmış bir fikir
üst yapı kurumudur.”.Masonlara
göre, bir masonun amacı her bakımdan gelişmiş, ideal bir insan
olmaktır. Bu doğrultuda masonik
felsefe, daha iyi bir birey olmaya
odaklanmıştır. Öyle ki masonlukta, kötü bir bireyi iyi bir birey
haline getirme uğraşı söz konusu
değildir. Nitekim masonlara göre,
masonluk bir tekâmül sürecidir.
Masonlar kendi aralarında kardeşliklerini ve bağlılıklarını dile
getirmek amaçlı, birbirlerine karşı
birader ya da kardeş olarak hitap
ederler. Bununla beraber yine
kendi aralarında mesaj niteliği
taşıyan birtakım mottolar da
kullanırlar. Bu mottolardan biri
olan: “Audi, vide, tace” yani dinle,
gör ve ketum ol anlamına gelen
Latince motto, masonların genel
yaşam biçimlerini şekillendiren
tavrı özetlemektedir. Masonlar
arasında; dinlemek, görmek
yolunda bir adım olarak kabul
edilmekte ve bu eylem neticesinde kişi yaşam üzerine düşünüp
gerçeği kendi içinde aramaya
başlamasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Masonlar arasında
sık kullanılan bir diğer motto
olan V.i.t.r.i.o.l. de ise yine aynı
şekilde insanın içine bâtın bir
yolculuğa çıkıp, kendi ve evren
üzerine derin bir düşünceye sevk
edilmesi gerektiği anlatılmaktadır.
Masonlar benzer bir düşünce
sevkini, aralarına yeni katılan
adayı bir gün boyunca sadece
bir mumun yandığı ve bir kitap ile
kuru kafanın bulunduğu karanlık
bir odada ölüm ve yaşam üzerine
düşündürmek amacıyla yalnız
bıraktıkları mason adayına karşı
gerçekleştirirler. Masonlukta genel olarak tanrıya Evrenin Ulu Mimarı denmesi, evrenin sistematik
ve nizami bir şekilde ilerlediğini
belirtmeyi amaçlar.Ancak Skoç
riti masonlarının aksine Fransız
riti’nden olan Özgür Masonlar
bir tanrı arayışını ve dogmatik
gördükleri birtakım görüşleri
kabul etmez ve sadece bilimselliğin ışığında yaşadıklarını ifade
ederler. Masonlar aralarında sıkça kullandıkları ışık sözcüğü ise
farkındalığa vesile olan aydınlığın asıl kaynağı olarak ele alınır.
Sonuç olarak masonlar, masonluğu dogmatiklikten uzak, akıl ve
bilimin öncülüğünde belli erdem
değerleri ile ideal insana giden
tekâmül yolu ve de yetkinleşme
sanatı olarak tanımlamaktadırlar.
İlk Büyük Loca’nın Kuruluşu
24 Haziran 1717’de İngiltere’de
4 Loca bir araya gelerek, ilk
Büyük Loca’yı, İngiltere Büyük
Locası’nı kurdular. Kısa zaman
içinde İngiltere’deki diğer Locaların da katılması ile genişlemiş
ve 1723 yılında Büyük Loca,
geleneksel ve kadim yasalarını
derleme görevini Protestan bir
Rahip olan James Anderson’a
vererek ilk yazılı anayasasını
oluşturdu ve Masonluğun, ara
vermeden sürdürülecek olan,
yazılı tarihi ve ilk yazılı yasaları böylece resmen başlamış
oldu. Anderson Anayasası
(veya Anderson Yasaları veya
Nizamnamesi) adı verilen bu
kuralların ana hatlarına, bugün
halen dünya düzenli Masonluğunca riayet edilmektedir. Her
ne kadar Anderson Anayasası
kısa süreli bir anlaşmazlığa
yol açmış ve York Locası’nın
önderliğinde bir grup İngiltere
Büyük Locası’ndan ayrılarak
ayrı bir Büyük Loca kurmuş
olsa da, ancak 1813 yılında bu
iki Büyük Loca tekrar bir araya
gelerek, bugün varlığını halen
sürdüren ve düzenli Masonluğun ilk Büyük Locası olarak
kabul edilen İngiltere Birleşik
Büyük Locası’nı oluşturmuşlardır. Geleneksel olarak,
günümüzde de sürdürüldüğü
şekliyle, İngiltere Birleşik Büyük
Locası Büyük Üstatları kraliyet
ailesi ile soylu dük veya lordlar
arasından seçilir.
saray
12
Sayı:113
28 Şubat 2014
103. Türkmen Basın Günü kutlandı
Türkmence günlük bir gazete talep edildi
Saray-Erbil
103. Türkmen Basın Günü
Türkmenevi Salonu’nda düzenlenen törenle kutlandı. 24
Şubat 2014 günü düzenlenen tören bir serginin açılışı
ile başladı.
Türkmen Kültür ve Sanat
Genel Müdürlüğü ve Türkmen Edebiyatçı ve Yazarlar
Birliği’nin işbirliğiyle düzenlenen törende konuşmalar
yapıldı.
Gazeteci Nazım Saiğ, 103.
Türkmen Basın Günü’nü
kutlamaktan duyduğu sevinci
dile getirdi. Saray’a konuşan
Saiğ, Türkmen yayınlarından
örnekler sergilemenin içlerinde güzel bir hatıra bırakacağını söyledi.
Ancak diğer milletlere kıyasla az miktarda gazete ve
dergileri bulunduğunu dile
getiren gazeteci, Türkmen
yayın sayısının arttırılması,
sanat ve kültüre önem verilmesini talep etti. Türkmence
günlük bir gazete de talep
eden Saiğ, sadece 15 günlük
Saray ve aylık Erbil ve Hilal
gazetelerine sahip olduklarını
kaydetti.
Saiğ “Bizim kadar kültürlü bir
millet yoktur” dedi.
Türkmen partilerinden gazete
çıkarmayı talep eden Saiğ,
“Vaktiyle Irak Türkmen Cephesi 4 gruptan oluşuyordu.
ITC bünyesinde faaliyet gösteren 4 parti gazetelerini ITC
matbaasında karşılıksız bastırıyordu. Ancak bu partiler
bugün iyi paralar alsalar da
gazete çıkarmıyorlar” dedi.
Türkmen Reform Radyosu
Türkmen Erbil Radyosu Müdürü Leys Haffaf:
İleride bir uydu kanalı kuracağız
Saray-Erbil
Erbil Türkmenleri bir uydu kanalı kurmayı
planlıyorlar. İki ay önce yayına giren Türkmen
Erbil Radyosu Müdürü Leys Haffaf, radyodan
sonra ileride bir uydu kanalı kuracaklarını
söyledi. Türkmen Erbil Radyosu Müdürü Leys
Haffaf, radyodan sonra ileride bir uydu kanalı
kuracaklarını söyledi. Saray’a demeç veren
Haffaf, Türkmen Erbil Radyosu’nun yayına
başladıktan sonra büyük bir dinleyici kitlesine
ulaşmayı başardığını kaydetti. 98.2 frekansı
üzerinde yayın yapan Türkmen Erbil Radyosu’nun yeni programlarıyla halkın beğenisini
kazandığını dile getiren Haffaf, “Kültürümüze
hizmet için ileride bir uydu kanalı kurmayı
planlıyoruz” diye konuştu.
Erbil Türkmen Müzik Grubu kuruldu
Saray-Erbil
Erbil Türkmen Müzik Grubu
kuruldu. Türkmen Kültür ve
Sanat Müdürlüğü bünyesinde kurulan grupta 13 müzisyen yer alıyor. Grup Başkanı müzisyen Nihat Cevat,
grubun geçmişinin doksanlı
yıllara dayandığını söyledi.
Uzun bir kopukluktan sonra
grubu tekrar kurduklarını
ifade eden Cevat, Türkmen
Kültür ve Sanat Müdürlüğü’nün grup için bölge
Kültür Bakanlığı’ndan izin
çıkarmaya çalıştığını kaydetti. Kültür Bakanlığı’nın
tüm faaliyetlerine katıldıklarını belirtti.
grup başkanı Cevat, Mart ve
Kürdistan Sonbaharı festiva- Nevruz etkinliklerine katılline katıldıklarını dile getiren
mak için hazırlıklarını sürdürdüğünü söyledi.
Müdürü Riyaz Demirci, 103.
Türkmen Basın Günü’nün
kendileri açısından kutsal bir
gün olduğunu söyledi.
Bu günün anlamına uygun
olarak bir sergi ve bir de
seminer düzenlendiğine
dikkat çeken Demirci, tarafsız
gazete görmek istediklerini
kaydetti.
Törene katılan Türkmen
yetkililerine teşekkür eden
Demirci, hükümetten tekrar
çıkması için 3 aylık Barış
Dergisi’ne yeterli finansman
sağlamasını istedi.
“Bu kadar çok Kürt gazete
ve dergi devam ederken bir
tek Barış Dergisi’nin parası
kesildi” diyen Demirci, iyi ve
güçlü olarak nitelediği Saray
Gazetesi’nin günlük olarak
çıkmasını istedi. Saray’a özel
bir finansman temin edilirse o
zaman tüm partilerin faaliyetlerine yer verir” diye konuştu.
Tanınmış yazar Hüsam Molla Davut Türkmenlerin birlik olmasını istedi. Saray’a
konuşan Davut Türkmen
medyasını zayıf olarak niteledi. Profesyonel bir medya
istediklerini ifade eden yazar
Davut, “Türkmen gazete ve
dergilerin çoğu okul gazetelerinden farkı yoktur. Dizayn
ve diğer teknik ayrıntılar çok
zayıftır” dedi.
Türkmen Akkoyunlu Temel
İlkokulun’dan teşekkür
Türkmen Akkoyunlu Temel İlkokulun’dan
Saray’a gönderilen yazıda okula 2 adet klima ve bir adet diz bilgisayar alan Avukat
Sefin Yasin’e teşekkür edildi.
Türkmen Akkoyunlu Temel İlkokulu Müdürü
Halit Rüstem Süleyman’ın imzasını taşıyan
yazıda okul öğretmenleri ve çalışanları adına Avukat Sefin Yasin’e teşekkür edilerek
Türkmen eğitim sürecinin geliştirilmesi için
emsallerinin çoğalması temenni edildi.
Türkmen Eğitimi Genel
Müdürlüğü’nden izah
112 sayılı, 15 Şubat 2014 tarihli gazetenizde “Servis aracı olmaması nedeniyle 300
Türkmen öğrenci okul değiştirdi” başlıklı haberin doğru olup olmadığını araştırmak için
19 Şubat 2014 günü müfettişlerimizi görevlendirerek okullardan bu konuda istatistikler
talep etmiştik. Elde ettiğimiz verilere göre;
ancak 52 Türkmen öğrencinin okul değiştirdiği görülmüştür. Bu öğrencilerden 26’sının
servis aracı olmamasından okul değiştirdiği
kalanlar ise farklı sebeplerle okulu terk ettiği
anlaşılmıştır. Elimizdeki verileri siz ve vatandaşlarla paylaşmayı ister, saygılarımızı
sunarız.
Danışman
Fahrettin Bahaaddin Kadir
Türkmen Eğitimi Genel Müdürü Vekaleten
13
saray
Sayı:113
28 Şubat 2014
Basın özgürlüğünde Irak Afganistan’ın gerisinde
Saray
Paris merkezli Uluslararası
Sınır Tanımayan Gazeteciler
Örgütü (RSF), 2014 Dünya
Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Irak 180
ülke arasında 153’üncü sırada.
Irak Afganistan’ın gerisinde.
Savaşın devam ettiği Suriye
177, Türkmenistan 178, dünyanın en kapalı ülkesi olan Kuzey
Kore 179 Eritre ise 180 sırada
geliyor.
Finlandiya özgürlük cenneti
Dört yıl üst üste birinci sırada
gelen Finlandiya’nın basın mensuplarına en uygun çalışma
şartları temin ettiğinin ifade edildiği raporda bu ülkeyi Hollanda
ve Norveç takip ediyor.
ABD 13 sıra geriledi
Raporda ABD gibi demokratik
ülkelerde de basın özgürlüğünün artan bir tehditle karşı
karşıya olduğu belirtildi. Paris
merkezli kuruluş, ulusal güvenlik nedenleriyle yapılan
dinlemelerin “dünya çapında
bir tehdit” oluşturduğuna dikkat
çekildi.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan Edward Snowden
vakası, Wikileaks’e bilgi sızdıran Bradley Manning’i mahkum
etmesi ve Associated Press
ajansının telefon kayıtlarının ele
geçirilmesi gibi olaylar ülkenin
13 sıra birden gerilemesine
neden oldu. Bu, ‘şimdiye kadar
görülen en hızlı düşüş’ olarak
kayıtlara geçerken ABD 46’ıncı
sıraya yerleşti.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ LİSTESİ
1.Finlandiya
2. Hollanda
3. Norveç
4. Lüksemburg
5. Andorra
6. Lihtenştayn
7. Danimarka
8. İzlanda
9. Yeni Zelanda
10.İsveç
128.Afganistan
132.Endonezya
133.Tunus
134.Umman
135.Zimbabve
136.Fas
137.Libya
138.Filistin
139.Çad
140.Hindistan
141.Ürdün
142.Burundi
143.Etiyopya
144.Kamboçya
145.Myanmar
146.Bangladeş
147.Malezya
148.Rusya
149.Filipinler
150.Singapur
151.Meksika
152.Kongo
153.Irak
154.Türkiye
155.Gambiya
156.Svaziland
157.Belarus
158.Pakistan
159.Mısır
160.Azerbaycan
161.kazakistan
162.Ruanda
163.Bahreyn
164.Suudi Arabistan
165.Sri Lanka
166.Özbekistan
167.Yemen
168.Ekvator Ginesi
169.Cibuti
170. Küba
171. Laos
172. Sudan
173.İran
174.Vietnam
175.Çin
176.Somali
177.Suriye
178.Türkmenistan
179.Kuzey Kore
180.Eritre
Bölge yetkilileri yerel medyaya konuşmuyor
Saray-Erbil
Bölge gazetecileri haber toplamak ve yetkililerle röportaj
yapabilmek için birçok zorluk
çekiyorlar. Bu gazeteciler, bölge yetkililerinin yerel gazetelere değil, yabancı muhabirlere
demeç ve röportaj vermesinden de şikâyetçi.
Kürdistan Bölgesi Dış İlişkiler
Daire Sorumlusu Felah Mustafa, yabancı muhabirlerin Kürt
yetkililerden demeç almak ve
röportaj yapabilmek için email ve telefon yoluyla randevu
aldıklarına dikkat çekti.
Başında bulunduğu dairenin
haberlerini iç medyayla paylaşmakta kusuru olmadığını
savunan Felah Mustafa, bu
konuda elinden geleni yaptığını
söyledi.
Dairenin Türkiye masası sorumlusu Dr. Abdusselam Reşit,
dış medyaya açılmalarının,
dairelerinin misyonuyla örtüştüğünü söyledi. Öncelikli görevlerinin başında dış ülkelerle ilişki
kurmak olduğunu savunan
Reşit, yerel medyanın üzerine düşen rolü layıkıyla yerine
getirmesinin kendilerini sevindireceğini kaydetti. Kürt yetkili
Reşit, yerel medyanın bölgeyi
dünyaya tanıtmasının öneminin
altını çizdi. Yabancı muhabirlerin bölge yetkililerine kolay
ulaşabildikleri yönündeki sorumuzu yanıtlayan Reşit, “Bizimle
temas kuran kimseyi reddetmedik. Özellikle yerel medyayla
görüşebildiklerini söyledi. Ancak
yerel muhabirlerin yetkililere
can alıcı sorular soramadığını
savunan Ranyayi, yetkililerin
kurmak suretiyle bölge yetkililerine ulaşabildiklerini söyledi.
Gazetecilik çalışması hakkında
bölgede uygun mekanizmalara
çok iyi ilişkiler kurmak istiyoruz”
diye konuştu.
Bölge Başkanlığı Enformasyon
Sorumlusu Osman Ranyayi,
muhabirlerin toplantı ve seminerler sırasında yetkililerle
kapısının tüm muhabirlere açık
olduğunu kaydetti.
Yerel muhabirlerin bilgiye ulaşma şansının düşük olduğuna
dikkat çeken Kürt yetkili, yabancı muhabirlerin şahsi ilişkiler
sahip olmadıklarını itiraf eden
Ranyayi, bu konuda ilgili makamlar ve gazeteciler sendikasına büyük görevler düştüğünü
söyledi. Ranyayi, “ Muhabirlerin bilgiye ulaşabilmesi için
ilgili makamlar ve gazeteciler
sendikası üzerine büyük görevler düşüyor. Gazeteci ve muhabirlerimizin eğitimden geçmesi
kaçınılmazdır” diye konuştu.
Konuyla ilgili gazetemize konuşan üst düzey bir Kürt yetkili,
birçok yetkilinin şöhret olabilmek için yabancı medyaya
konuştuklarını söyledi. KDP
yönetimi yetkilisi, dış medyanın
öneminin yerel medyadan daha
çok olduğuna dikkat çekti. Türk,
Arap ve Batı medyasına verilen
demeçlerin fazla yankı uyandırdığını ifade eden yetkili, iç
medyadaki söylemin dış medyadakinden farklı olması gerektiğini söyledi.
Dış medyada kendi meseleleri
için daha fazla propaganda yapabileceklerini savunan yetkili,
iç medyaya verilen demeçlerin
yönlendirici olması gerektiğini
ifade etti. Dış medyaya verilen
demeçlerin kısa, öz ve bilimsel
olmasının öneminin altını çizen
Kürt yetkili, yerel medyanın dış
medyadan farklı olduğunu kaydetti. Elektrik ve konut sorunlarının içe dönük bir mesele olduğunu ve bunları dış medyayla
paylaşmanın önemli olmadığını
dile getiren KDP’li yetkili, dış
ülkelerle olan karşılıklı ilişkilerin
dış medyada haber yapılması
gerektiğini söyledi.
14
Hükümetin memur sayısını azaltma planı başarısız oldu
saray
Sayı:113
28 Şubat 2014
Saray-Erbil
Kürdistan bölge hükümetinin kamuda memur sayısını azaltma planı başarısız
oldu. Ekonomi uzmanlarına göre; bölgede kamuda
1 milyon 300 bin memur
çalışıyor. Maliye Bakanlığı
sözcüsü ayda memurlara
toplam 840 milyar dinar
maaş ödendiğini söyledi. Bu
da hükümete büyük bir yük
oluyor.
Kürdistan Bölge Hükümeti
Maliye Bakanlığı Sözcüsü
Diler Tarık, hükümetin genel harcamaları azaltmaya
çalıştığını döyledi. Tarık
önlem olarak bakanların,
parlamenterlerin, başbakan
ve yardımcısının maaşlarını
azaltabileceğini kaydetti. Ancak kamuda memur
sayısını azaltma konusunda
henüz bir karar alınmadığını
ifade eden Tarık: “Memur
atamaları yasayla yapıldığı
gibi azaltılması da yasayla
olmalıdır” dedi.
Daha önce hükümet kamu
memurlarını özel sektöre
kaydırmak istiyordu. Bunların 5 yıl boyunca %80
maaşlarını ödeyerek özel
sektöre geçmelerini teşvik
ediyordu. Ancak çoz az
sayıda memur özel sektöre
gitmeyi kabul etti.
Saray bölge hükümetinin
kamuda memur sayısını
hükümetin eğitim kursları
açmak suretiyle memurların verimliliğini arttırabileceğini kaydetti.
Tahır şöyle konuştu: “Me-
Özel sektörde çalışanların
sayısı 200 bini
geçmezken bu
sayı kamuda 1
milyon 300 bini
buluyor
azaltma planı hakkında hükümet sözcüsü Sefin Dizayi
ile temasa geçmek istedi.
Ancak Dizayi gazeteye konuşmak istemedi.
Ekonomi uzmanları kamuda
memur sayısının azaltılması
konusunda farklı önerilerde
bulundular.
Ekonomi hocası Hoşmand
Refik, iki idareliliğin memur
sayısını arttırdığını söyledi. Saray’a konuşan Refik,
buna karşı önlem alınmasını
istedi. Önlem olarak hükümetin memurları özel sektöre kaydırması gerektiğini
savunan ekonomi hocası
hükümetten, zayıf olarak
nitelediği özel sektöre
önem vermesini ve bu konuda özel bir yasa çıkarmasını istedi.
Özel sektörde çalışanların sayısının 200 bini geçmediğine dikkat çeken
Refik, ancak kamuda çalışanların 1 milyon 300 bin
memur olduğunu belirtti.
Hükümeti küçük ölçekli
projelere önem vermeye
çağıran Refik, “Böylece
hem bütçe üzerindeki yük
azaltılır hem de memurla-
rın verimi arttırılır” dedi.
Kamu memurlarının
özel sektörde çalışmak
istememelerini Saray’a
değerlendiren ekonomi
uzmanı, “Memurlar özel
sektöre güvenmiyorlar.
Bu sektördekiler kendilerine yakın olanlara iş
imkanı sağlıyorlar” diye
konuştu.
Goran Hareketi Ekonomik Araştırmalar Masası
üyesi Ahmet Tahır, hükümetin memurları işten
çıkaramayacağını söyledi. Saray’a konuşan Tahır
sela Maliye Bakanlığı’nın
yaklaşık 30 bin memuru
var. Bu sayı çok fazla.
Hükümet bunların verimliliğini arttırmak için eğitim
kursları açarak başka
yerlerde çalıştırabilir”.
Çoğu memurların ilkokul
ve lise mezunu oldukları
için fazla faydalı olamayacaklarını dile getiren
Tahır: “Bunların yeniden
eğitime tabi tutulmaları
gerekir. Örneğin hükümet
özel sektörle ortaklaşa
bazı projeler yapabilir.
Şöyle ki özel sektör hükümetin tamamlayıcısı olacak” diye konuştu.
Genel iddia 15 partinin aldığı hazine yardımlarını sorguya aldı
Saray-Erbil
Genel iddia, içişleri bakanlığına gönderdiği
yazıda bölgede faaliyet gösteren 15 parti
hakkında bilgi talep etti. Bu partilere karşı
yasal işlem başlatmaya hazırlanan genel
iddia bu kararına, bu partilerin yüklü paralar
almalarına rağmen seçimlere katılmamalarını gerekçe olarak gösterdi. Söz konusu
15 parti yılda toplam 28 milyar 556 milyon
dinar alıyor.
Awane Gazetesi 18 Şubat 2014 tarihli sayısında 15 partinin aldığı hazine yardımını
gündemine aldı.
Gazete genel iddianın yazısına yer verdi.
Yazıda şunlara yer veriliyor: “Parlamentoyu
kazanmayan, hiçbir faaliyetleri olmayan ve
seçimlere katılmayan küçük partilerin tek
hedefi para elde etmektir. Bunların yıllık
olarak aldığı toplam para tutarı 28 milyar
556 milyon dinar olarak tahmin ediliyor”.
Bir hukukçu hiçbir faaliyetleri olmayan partilerin halka yük olmamasını istedi. Saray’a
konuşan hukukçu Şuan Sabır, kamu malını
korumak genel iddianın başta gelen görevi
olduğunu söyledi. Sabır partilerin büyük paralar alarak millete yük olmamalarını istedi.
Genel iddianın kararını reddeden bu partiler “genel iddia bu partilerin faaliyetlerini
zamanında incelemeliydi” dedi.
Türkmen Liberaller Cemiyeti Başkanı Sami
Şebek, Irak seçimlerine iki kez katıldıklarını
söyledi. Siyasi faaliyet yürüttüklerini ifade
eden Şebek, yolsuzlukla mücadele kurumu
başkan yardımcılığını ve Dr. Roj Nuri Şaveys’in danışmanlığını yaptığını kaydetti.
Genel iddianın bilgilerinin yanlış olduğunu
savunan Türkmen yetkili Şebek, “bizim
kendi ofisimiz var. Para alıyoruz doğru,
ancak Kürdistan parlamento seçimlerine
katılacak maddi gücümüz yoktu. Genel
iddia nedense seçime katılmayan birçok
partiyi unutuyor” dedi.
Şebek’e göre genel iddia ortalığı karıştırmak istiyor. Çok cüzi bir yardım aldıklarını
ifade eden Şebek karara tepkisini gösterdi.
Türkmen Kardeşlik Ocağı yönetim üyesi
Aydın Arslan, edebiyatçı ve sanatçılar için
toplam 25 kitap bastırdıklarını söyledi.
Saray’a konuşan Arslan “genel iddia faaliyetlerimizi yerinde görmek için bizi ziyaret
etmeliydi. Seçime katılan üyelerimiz Şerdil
Tahsin ve Yavuz Arslan parlamentoyu
kazandılar. Seçime ittifak yaparak katılıyoruz. TKO Türkmenler için milli bir ekoldür”
dedi.
Genel iddianın listesine aldığı partiler ve
aldıkları para miktarı şöyle:
1-Kürdistan Demokratik Muhafazakarlar
Partisi (45 milyon dinar)
2- Kürdistan Demokrasi Yanlısı Hareketi
(25 milyon dinar)
3- Kürdistan Demokratik Kurtuluş Hareketi
(25 milyon dinar)
4- Kürdistan Barış Yanlısı Hareketi
(12 milyon dinar)
5- Kürdistan İstiklal İş Partisi
(21 milyon dinar)
6- Kürdistan İleri Partisi
(18 milyon dinar)
7- Kürdistan Ulusal Partisi
(20 milyon dinar)
8-Türkmen Kardeşlik Ocağı
(30 milyon dinar)
9-Türkmen Kültür Cemiyeti
(16 milyon dinar)
10-Türkmen Liberaller Cemiyeti
(10 milyon dinar)
11-Türkmen Kardeşlik Partisi
(5 milyon dinar)
12-Türkmen Milliyetçi Kurtuluş Partisi
(1 milyon dinar)
13-Kürdistan Kurtuluş Partisi
(20 milyon dinar)
14-Irak Komünist Partisi
(75 milyon dinar)
15-Kürdistan Demokratik Halk Hareketi
(30 milyon dinar)
15
saray
Sayı:113
28 Şubat 2014
Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı:
Sanayi ve Ticaret Bakanı Türkiye ile bölge arasındaki
ilişkilerin gelişmesine son derece katkıda bulunmuştur
Sarayl-Röp
Erbil’e ziyarette bulunan Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi
Faruk Kaymakçı gazetemize
özel olarak verdiği demeçte
olumlu açıklamalarda bulundu. Türkiye olarak Irak’ın her
köşesini kucaklamaya çalıştıklarını ifade eden Türk diplomat “Türkmen kardeşlerimiz Irakla Türkiye arasında
bir köprü rol oynuyor” dedi.
Bağdat’la Erbil arasındaki
enerji sorununa da temas
eden Kaymakçı “Bağdat’la
Erbil aralarındaki sorunu
konuşarak çözmelerini arzu
ediyoruz” diye konuştu. Kaymakçı’nın demeci şöyle:
“Ben Bağdat’ın Türkiye
büyükelçisiyim, 5 aydır Bağdat’ta görev yapıyorum.
Daha önce Basra’da konsolos olarak 3 yıl görev yaptım.
Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti Irak’ın her köşesini
kucaklamaya çalışmaktadır.
Her kesimini kucaklamaya
çalışmaktadır. Türkiye Irak’ın
dört bir köşesinde diplomatik misyonu olan ülkelerden
bir tanesidir. Hem Basra’da
hem Musul’da hem Erbil’de
hem Bağdat’ta misyonu olan
tek ülke aslında. Dolayısıyla
Irak bizim için özel bir ülke,
önemli bir ülke, bizim yakın
komşumuz, tarihi ilişkilerimiz var. Bizim tüm kesimleri
kucaklamakla birlikte soydaşımız olan Türkmenlerin
de Irak’ın özellikle Musul’da
Kerkük’te ve Irak Kürt böl-
gesinde olması bizim için
önemli bir araç. Türkmen
kardeşlerimiz Irakla Türkiye
arasında bir köprü rol oynuyor. Dolayısıyla biz bundan
dolayı çok memnunuz. Irak
Kürt bölgesinde bir bakanın
Türkmen olması, Sanayi ve
Ticaret Bakanı Türkiye ile
ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine son derece
katkıda bulunmuş. Irak Kürt
bölgesi bize çok yakın. Bu
bölgeyle her alanda işbirliğini
geliştirmek istiyoruz. Irakla
ticaret hacmimiz 12 milyar
doları geçti, ihracatımızın
çok büyük bir bölümü Irak
Kürt bölgesi üzerinden Irak’a
yapılıyor. Irak’a yapılan ihracatın %70’i Irak Kürt bölgesi
üzerinden Irak’a geliyor. Bir
kısmı Irak Kürt bölgesinde
kalıyor bir kısmı da Irak diğer
vilayetlerine gönderiliyor.
Dolayısıyla Irak Kürt bölgesi Irak-Türkiye arasında bir
anlamda bir köprü noktasında. Aynı zamanda Irak
Kürt bölgesinde Türk şirket
sayısı 1300’ü aşmış durumda. Bu bölgede uygulanan
serbest ekonomik politikalar
yatırımcılara verilen teşvikler
ve işadamlarına gösterilen
kolaylıklar Süleymaniye’nin
Erbil’in Duhok’un kalkınmasına ve buradaki ekonomik
canlılığın daha yüksek olmasına katkıda bulunuyor.
Tabi Irak’ın güneyinde de
görev yaptım. Meysan, Hille,
Mütenna, Kerbela, Necef ve
Bağdat’ı gezdim. Buralarda
da çok önemli potansiyeller
var. Ama söylediğim gibi
bu bölgede firmalara sağlanan teşvikler ve gösterilen
kolaylıklar özellikle bu üç
vilayetin özellikle Süleymaniye’nin Erbil’in Duhok’un hızlı
bir şekilde kalkınmasına
katkıda bulunuyor. Türkiye
olarak Irakla ilişkilerimizi
sadece ticaretle ve ekonomi
ile sınırlı görmüyoruz, enerji
alanında da işbirliği yapmaya çok önem veriyoruz.
Türkiye’nin enerji ihtiyacı
çok büyük. Türkiye yılda 70
milyar dolar enerji ithalatı
için fatura ödüyor. Dolayısıyla biz Irakla enerji işbirliğimizi arttırmak istiyoruz.
Hem Kürt bölgesinden hem
Irak’ın başka bölgelerinden
Kerkük’ten Musul’dan Meysan’dan Irak’ın petrol ürettiği
her yerden Türkiye’ye daha
fazla petrol gelmesini arzu
ediyoruz. Aynı zamanda Irak
doğal gazını geliştirdiği zaman bu ülkeden bu ürünü
de ithal etmeyi arzu ediyoruz. Türkiye Irak için önemli
bir ülke. Irak enerjisini hem
Türkiye’ye hem batı pazarına
gönderecek bir konumda.
Irak’ta enerji önemli bir konu.
Bu konuda Bağdat’la Erbil
arasında bazı anlaşmazlıklar
olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin samimi arzusu Bağdat’la Erbil bu meseleyi kendi
aralarında konuşarak, kendi
aralarında çözmeleri ve hem
Kürt bölgesinin hem Irak’ın
tamamının hem Türkiye’nin
yararına olacak bir formülü
bulmaları. Umarız bu formülü
bulurlar, biz Türkiye olarak
böyle bir çözümden yanayız. Umarız bu sorun fazla
sürmez ve en kısa zamanda
bir çözüm bulunur. Söylediğim gibi ben Irak’ın değişik
vilayetlerine nezaket ziyaretlerinde bulundum, bu defada Kürt bölgesine geldim.
Bugün Erbil’deyim ve çok
yararlı temaslarda bulundum.
IKB Başkanı sayın Mesut
Barzani ile Başbakan Neçirvan Barzani ile temaslarımız
oldu, yararlı görüşmeler
yaptık. Ekonomik ve ticari
konuları gözden geçirdik.
Firmalarımızın bazı sıkıntılar
vardı, bunları nasıl aşabiliriz, ticareti nasıl arttırabiliriz,
bunları ele aldık. Bu arada
bu bölgedeki tüm siyasi aktörlerle de bir araya gelmek
istiyoruz. Bugün bazı siyasi
partileri de gördük. Keza
yarın Süleymaniye’de farklı
siyasi aktörleriyle de görüşeceğiz. Duhok’a da gitmeyi
arzu ediyoruz. Sınırımıza
bakmak istiyoruz, Habur-Halil İbrahim sınır kapısında
neler yapılabilir, başka bir
takım etkinlikler olabilir mi,
bunlara bakmak istiyoruz.
Irak ve Türkiye iki komşu
ülke. Irak’ın güvenliği, Irak’ın
istikrarı ve kalkınması bizim
önceliğimiz ve bizim arzumuz. Bu niyetle çalışmaya
devam edeceğiz”.
Türkmen parlamenter Muhammet İlhanlı Saray’a konuştu:
Türkmen davasında 20 yıldır bir arpa boyu yol alınmadı
Röp-Saray
Milletvekili ve Türkmen Değişim
ve Yenileme Fraksiyonu Başkanı
Muhammet Sadettin İlhanlı Saray’a verdiği özel röportajda, “hükümetin muhatabı parlamenterlerdir” dedi. Türkmen adını istismar
ederek resmi kurumlarda kendi
yakınlarını yerleştirmeye çalışan
hiçbir Türkmen yetkiliye müsaade
etmeyeceklerini ifade eden İlhanlı
“Türkmen davasında 20 yıldır bir
arpa boyu yol alınmadı. Biz şimdi
sıfırdan başlıyoruz” diye konuştu.
Saray: Diğer Türkmen
listeleriyle bazı
çalışmalarınız olmuştu.
Burada birlikte hareket
ettiğinize şahit olduk.
Bu tüm listelerin tek ses
olduğu anlamına geliyor
mu?
M.İlhanlı: Faaliyetlerimizi dört listenin adına yapıyoruz. Bu aslında
3 listenin fikri idi. Diğer listenin de
bundan haberi var. Listeler olarak
aramızda hiçbir ihtilaf bulunmuyor.
Parlamentoda toplantılar başlamadan önce, bundan 20 yıl öncesinin
ve hala çözüm bekleyen bir takım
Türkmen sorununu çözüme kavuşturmak istiyoruz.
Mesela siyasi toplantılarda KDP ve
KYB ile çok şey konuşuluyor, ancak hükümet tarafından uygulanmıyor. Bunları hayata geçirebilecek
yetkili bakanlarla görüşüyoruz.
Saray: Partiler aileleşiyor.
Böyle bir durumla
karşılaşıyoruz. Bazıları
Türkmen adını istismar
ederek resmi kurumlarda
kendi yakınlarını
yerleştirmek peşindeler.
Bunu siz kabul ediyor
musunuz ?
M.İlhanlı: Bu çok tehlikeli bir durum
olup kabul edilemez. Türkmen davası diye bir şey var. Bunu gerçek
Türkmen temsilcileri yönetmelidir. Dolayısıyla Türkmen tarafları
olarak bunu kabul etmemeliyiz.
Partilerin içtüzüğüne dönülerek milletin çıkarlarına uygun çalışmalar
yapılmalıdır.
Seçimi kazanan KDP ilişkiler bürosu ile görüşerek Türkmenler olarak
kendi bakanımızı kendi genel
müdürlerimizi ve kendi danışman-
larımızı kendimiz seçmeliyiz mesajını verdik. KDP tarafı bu yöndeki
görüşümüzü memnuniyetle karşılayarak bizimle hemfikir olduğunu
beyan etti.
Saray: Bölge hükümeti
kabinede Türkmenlere
yer verilmesi konusunda
sizi muhatap alıyor. Siz
bu yerlere parti yetkilileri
yakınlarının gelmesine onay
verecek misiniz?
M.İlhanlı: Kesinlikle onay vermeyiz.
Kimsenin kıyak yapılarak veya şu
ve bu yetkilinin yakını olduğu için
bu yerlere gelmesini istemiyoruz.
Biz uygun yerlere uygun insanlar
istiyoruz. Bu başka Türkmen listelerinden de olabilir. Yeterki kamu
menfaati sağlansın.
Biz istiyoruz ki; bu dönemde Türkmenlerin tüm sorunları bitsin, talepleri yerine getirilsin. Biz Türkmen
davasına sıfırdan başlıyoruz. Mesela Türkmen okullarında karşılaşılan sorunlar bitsin istiyoruz, birkaç
camiide hutbe Türkmence okunsun istiyoruz, mahallelere meşhur
simalarımızın isimleri verilsin istiyoruz, Arap Mahallesi’nin asıl adı
Yeni Mahalle adı iade edilsin.
Türkmenlere kabinede yer vermek
ve diğer tüm sorun ve talepler ko-
nusunda hükümetin tek muhatabı biz Türkmen milletvekilleriyiz.
Buna biz kendi aramızda karar
verdik.
Saray: Türkmen parti ve
tarafları milli meselelerde
kayıtsız kalıyorlar. Sizce
Erbil’de Türkmen davası
diye bir şey var mı?
M.İlhanlı: 1995’ten bugüne kadar
Türkmen davasında bir arpa
boyu yol alınmadı. Bugünün
kazanımları ise 1993 yılının kazanımlarıdır. Biz bugün sıfırdan
başlıyoruz. Davamızı sahiplenen
Türkmen parlamenterler ve partilerimiz talep ve sorunlarımızı
dile getirmek için artık harekete
geçmelidirler. Aksi takdirde halkın tepkisini alırlar. Çünkü parlamentoda temsil edilen partiler
halk için çalışırken diğerlerinin
sadece para alması kabul edilemez. Bunu ne Türkmen halkı
kabul eder ne de KDP ve KYB.
Şimdi işler ters dönüyor. Örneğin
Kürt kurtuluş hareketinde millet
hakları partiler yoluyla sağlanırken, Türkmen partiler hakları millete değil kendilerine ve
yakınlarına istiyorlar. Dolayısıyla
bizim çalışma stilimiz yanlıştır ve
düzeltilmesi gerekir.
Sayı:113
28 Şubat 2014
İlhanlı: Türkmen yetkilileri
yakınlarının resmi kurumlarda
atanmasına müsaade etmeyiz
15
Bölgede kamuda 1 miyondan fazla
memur çalışıyor
14
Masonluk nedir ve ne zaman
kuruldu?
... s11
Genel iddia 5 Türkmen ve 9 Kürt
partisinin hazineden aldıkları
yardımı sorguya aldı
14
103. Türkmen Basın Günü
törenlerle kutlandı
12
Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Türkmen
milletvekilleri ile toplandı
Saray-Özel
Türkiye’nin Bağdat
Büyükelçisi Faruk
Kaymakçı ve
Türkiye’nin Erbil
Başkonsolosu Mehmet
Akif İnan 25.2.2014
günü Türkmen
milletvekilleri ile
toplandılar.
Saray’a özel bir demeç
veren Kaymakçı, Irak’ın
Türkiye için özel ve
önemli bir komşu ülkesi
olduğunu söyledi.
Irakla tarihi ilişkilerinin
bulunduğuna dikkat
çeken Türk diplomat,
“Türkmen kardeşlerimiz
Irakla Türkiye arasında
bir köprü rol oynuyor.
Dolayısıyla biz
bundan dolayı çok
memnunuz” dedi.
“Irak Kürt bölgesinde
bir bakanın Türkmen
olması, Sanayi ve
Ticaret Bakanı Türkiye
ile ticari ve ekonomik
ilişkilerin gelişmesine
son derece katkıda
bulunmuş” diyen
Kaymakçı “Türkiye’nin
enerji ihtiyacı çok
büyük. Türkiye yılda
70 milyar dolar enerji
ithalatı için fatura
ödüyor. Dolayısıyla
biz Irakla enerji
işbirliğimizi arttırmak
istiyoruz” diye
konuştu.
Enfal kurbanı aileler için tören düzenledi
Saray-Erbil
Enfal operasyonu
yıldönümü nedeniyle bir
tören düzenlendi. Kürdistan
Avukatlar Sendikası Erbi
Şubesi ve Enfal Örgütü’nün
ortaklaşa düzenledikleri
törende Avukat Sefin Yasin
bir kısım Enfal kurbanı
ailelerine hediye ve
madalyalar verdi.
22 Şubat 2014 günü
düzenlenen törene resmi
ve parti yetkilileri hazır
bulundu. Kürdistan Enfal
Kurbanları Örgütü Başkanı
Zaman Abde, törene ön
ayak olan Avukat Sefin
Yasin’e teşekkür etti.
Abde yaptığı konuşmada
Enfal kurbanı ailelerinin
taleplerini en yakın
zamanda yerine getirmesini
istedi.

Benzer belgeler

İbo 2.5 Yıl Sonra İlk Kez Şarkı Söyledi İntihara

İbo 2.5 Yıl Sonra İlk Kez Şarkı Söyledi İntihara hiyerarşisini aranıyor. Bulamadıkça az önceki gibi kaba sözcüklere sarılıyor.

Detaylı

Adnan Şenses`e veda! Emrah`a Twitter şoku

Adnan Şenses`e veda! Emrah`a Twitter şoku Semaver Kumpanya, yeni oyunun yanı sıra, Mart ayında repertuarındaki diğer oyunları sunmaya ve konuk tiyatroları ağırlamaya devam edecek. BİR İNFAZIN PORTRESİ İngiliz yazar Howard Barker’ın “Bir İn...

Detaylı

gazeteni okumak için buraya tıklayın

gazeteni okumak için buraya tıklayın devletin kazandığı zaferi ölümsüzleştirmek için bir tablo siparişi verilir. Galactia’nın gerek kadın olması, gerek yakın çevresi ve ülke koşulları, ressamın üzerinde ağır bir baskı oluşturur. Ressa...

Detaylı