Jacob Stevens - New Left Review

Yorumlar

Transkript

Jacob Stevens - New Left Review
SOMAT‹K Z‹H‹N*
Jacob Stevens
gh
Steven Rose
The 21st-Century Brain: Explaining, Mending and Manipulating the Mind
Jonathan Cape: Londra, 2005, 344 s.
‹nsan akl›n›n do¤as› üzerine tart›flmalar, bilim ile toplum teorisinin kesiflti¤i bölgelerde s›k s›k s›n›r savafllar›na dönüflür. Akl›n
varl›¤›na tutarl› bir materyalist aç›klama getirme çabas›, her ça¤da
yeni bafltan tan›mlanm›flt›r: Hume’un ampirizmi Berkeley’in idealizmini reddetmifl, Nietzsche’nin soykütü¤ü Kant’›n numenal** tinine
*) NLR (II) 33, May›s-Haziran 2005.
**) Noumenal, noumenon’dan: Kant’a göre dünyay›/nesneleri yaln›zca bize göründü¤ü
flekliyle, yani fenomen(ler) olarak alg›lar ve kavrayabiliriz. Dünyay› ya da bir fleyi, kendi
fleyli¤i (ding an sich) içinde veya kendi oldu¤u flekliyle, yani bir numen olarak ise kavrayamay›z. (ç.n.)
297
karfl› ç›km›fl, Marx ise Hegel’i tepetaklak etmifltir. Yirminci yüzy›l,
psikanaliz teorisiyle varoluflçulu¤un, do¤a bilimlerinde kaydedilen
ilerlemelerle kâh mücadele ederek, kâh iflbirli¤i yaparak yükselifline tan›k oldu. Son yirmi-otuz y›l içindeyse, önce bir bilgiifllem makinesi olarak karfl›m›za ç›kan beyin imgesi, yerini birbirine örülü
DNA’lardan oluflan sarmallara, genifl sinirsel a¤lara ve hormonlar›n,
sinir ileticilerinin ve al›c›lar›n biyokimyasal dans›na b›rakt›. ‹nsan›n asli güdülerinin maddesel temelini ortaya ç›kard›¤›n› iddia
edenlerin gitgide artan gürültüsü, medyan›n da fazlas›yla dikkatini
çekti: Mendel ve Darwin’den Dawkins ve Pinker’a uzanan evrimsel
hikâye, bize akl›n yeni materyalist aç›klamas›n›n popüler bir uyarlamas›n› sunuyor. ‹nsano¤lunu, en uygun olan›n hayatta kald›¤›
sonsuz mücadelenin bileyledi¤i bir canl› olarak karfl›m›za ç›karan
‘bu hayat görüflü’, pekâlâ ‘bir asalet bar›nd›r›yor’ olabilir, ama bu,
y›rt›c› hayvanlar› atlatmak, avlanmak ya da çiftleflmek için kendine
efl bulmaktan çok daha büyük becerilere sahip olan beyin gibi güçlü bir organ›n geliflimini aç›klamaya yetmiyor. Steven Rose, iflte bu
sorunun boyutunu kendisinin nas›l kavrad›¤›n› ifade edebilmek
için Emily Dickinson’dan uyarlamalar (‘zihin, beyinden daha büyüktür’) ve Augustine’in ‹tiraflar’›ndan al›nt›lar (‘gökyüzü, toprak
ve denizler ondad›r... Onun derin ve saymakla bitmeyecek s›rlar›,
insanda korku uyand›r›r’) yap›yor.
Bafll›ca araflt›rma konusu belle¤in maddesel temeli olan Rose, bir
nörobilimci. Babas›, Londra’n›n East End bölgesinden Yahudi bir
(siyasal) eylemci olan Rose, efli, feminist sosyolog Hilary Rose’la
1960’ta bir New Left Review toplant›s›nda tan›flt›. ‹flgal politikas›yla
iflbirli¤i içinde olduklar› için iki ‹srail üniversitesine uygulanan -ve
yak›nlarda gazete bafll›klar›na da yans›yan, gereksizce uzat›lm›fl ateflli bir tart›flma sonucu vazgeçilen- k›sa süreli akademik boykotu bafllatanlar aras›nda Rose çifti de vard›. Rose, bir k›sm› efli Hilary’yle
birlikte olmak üzere, 1980’lerde yay›mlanan Against Biological Determinism (Biyolojik Determinizme Karfl›) ve Not In Our Genes (Bizim Genlerimizle De¤il) ve bu yüzy›l›n hemen bafl›nda okurla buluflan Alas Poor Darwin (Maalesef Dostum Darwin) ve The New Brain
Sciences (Beynin Yeni Bilimleri) gibi, birçok makale derlemesinin
editörlü¤ünü yapt›. Beyin bilimlerinin ulaflm›fl oldu¤u aflamaya iliflkin kendi bak›fl›n›n özetini 1976’da The Conscious Brain’le (Bilinçli
Beyin) sergilerken, 1990’larda The Making of Memory (Belle¤in Olu298
flumu) ve Lifelines adl› çal›flmalar›nda belle¤e dair kendi yorumunu
ortaya koydu ve biyolojik determinizme evrimci bir alternatif önerdi. Rose’un entelektüel kariyerinin ikinci bölümünün ard›ndaki itici güç, biyolojik determinizmden sosyobiyoloji ve evrimsel psikolojiye dek bütün neo-Darwinci ak›mlara karfl› ç›kmakt›. Bilinçli Beyin’de yapt›¤› gibi, The 21st Century Brain’de (21. Yüzy›l›n Beyni) de
nörobilim disiplininin tamam›n› gözden geçiren Rose, burada, evrimsel psikolojiye yöneltti¤i elefltiriyi, beyin kimyas› alan›ndaki
araflt›rmalar› ve bu araflt›rmalar›n ilaç sanayiindeki uygulamalar›n›
da kapsayacak flekilde gelifltiriyor.
Evrimsel psikolojinin h›zl› baflar›s›n›n sebepleri üzerinde fazla
durmaya gerek yok: Bu baflar›n›n ard›nda teorinin, dünyaca ünlü
araflt›rma kurumlar›nda görevli dinamik ve reklamsever sözcüleri,
bütün disiplinlere hitap eden zarif ve anlafl›l›r sadeli¤i ve en önemlisi, günümüze damgas›n› vuran neo-liberalizmin siyasal ve ekonomik dogmas›yla t›pat›p uyumlu görüntüsü yat›yor. Elbette kamuoyuna yans›yan kayda de¤er itirazlar da oldu: Bunlar aras›nda Richard Dawkins’in Stephen Jay Gould’la New York Review of Books’ta
yapt›¤› tart›flmalar› ve yine Dawkins’in girdi¤i dini polemikleri, Jerry
Fodor ve Stephen Pinker’›n London Review of Books sayfalar›nda yer
alan karfl›l›kl› yaz›lar›n› ve bir k›sm› Rose’lar›n yönetiminde yay›nlanan, farkl› disiplinlerden bilim adamlar›n›n elefltirilerinden oluflan
birçok kitap ve makaleyi sayabiliriz. Yine de 1990’l› y›llar boyunca,
gazete ve dergiler Bat›l› toplumlar›, insan evriminin Pleistosen Ça¤›’ndaki safhas›na odaklanan araflt›rmalardan yola ç›kt›¤› için sözümona bilimsel bir temele dayanan, toplumsal aç›klamalar ve siyasal
önerilerle beslemeyi sürdürdüler.
T›pk› ondan önce gelen sosyobiyoloji gibi, evrimsel psikolojinin
de alt›n ça¤›n›n sona erdi¤i apaç›k. Hilary Rose’un Maalesef Dostum
Darwin’de belirtti¤i üzere, her fleyi aç›klamaya yeltenen bir teori hiçbir ifle yaramaz: Toplum ve kültürlerin geliflimi, bir kal›t›m mücadelesine indirgenemez. Teorinin, birbirini onaylayan varsay›m kümelerinden oluflan -ve evrimsel uyarlanman›n basitlefltirilmifl bir fleklini Afrika savanalar›ndaki kabile hayat›na dair bir anlat› ve insan akl›n›n de¤iflken do¤as› üzerine baz› notlarla birlefltiren- özü, k›sa sürede gazete bafll›klar›nda özetlenemeyecek ve siyasal hedeflere hizmet edemeyecek ölçüde belirsizleflti. Art›k gerici unsurlar geçmiflten
kalma önyarg›lar› meflrulaflt›rmak için The Bell Curve (Çan E¤risi)
299
ve The Natural History of Rape’ten (Tecavüzün Do¤al Tarihi) al›nt›lar yaparken, solcular iflbirli¤i ve paylafl›ma yönelik davran›fllara dayal› uyum sa¤lama biçimlerinin kan›tlar›n› ar›yor; hatta Peter Singer
‘Darwinci Sol’’dan bahsediyordu. Akademik cephede, Gould’un
-ömrü boyunca sürdürdü¤ü çal›flmalar›n sistematik bir özeti olan
Structure of Evolutionary Theory’sinin (Evrim Teorisinin Yap›s›) yay›mlanmas›, Dawkins’in neo-Darwincili¤inin ba¤lam›na oturtulmas›na büyük bir katk› yapt›. Özellikle Rose’lar ve Fodor taraf›ndan
Pinker ve Daniel Dennet’e yöneltilen istikrarl› elefltiri de, Pinker’›n
The Way the Mind Works’teki (Zihin Nas›l Çal›fl›r?) modeli üzerindeki kuflkular›n artmas›na yol açt›.
‹lk bak›flta zeitgeist (ça¤›n ruhu), insano¤lunun do¤as›n›n de¤iflmezli¤i üzerindeki uzlafl›mdan, insan do¤as›n›n esnekli¤ini kutlayan
büyük bir coflkuya kaym›fl görünebilir: DNA, biyokimya ve nörobilim alanlar›ndaki bilgimizin günümüzde ulaflt›¤› nokta, zihnimizi tedavi edip yönlendirebilece¤imiz, hatta gelifltirebilece¤imiz bir gelece¤i müjdeliyor. 21. Yüzy›l›n Beyni’nin hedeflerinden biri de, görünürdeki bu de¤iflimin alt›nda yatan baz› devaml›l›klar› göstermek. Savunucular›na bak›lacak olursa, yeni bilimsel ustal›k, toplumlar›n uyum
sa¤layamam›fl olanlara yard›mc› olmas›na katk›da bulunarak -kolektif olarak ya da teker teker- insanlar›n, evrimsel de¤iflim yolunda birdirbir oynar gibi ileriye do¤ru ani s›çramalar yapmas›n› sa¤layacak.
‹nsan Genomu Projesi’nin tamamlanmas› ve beynin yap›s› ve kimyas›yla ilgili di¤er keflifler, yepyeni verimli çal›flma alanlar›n›n habercisi. Rose’un da gösterdi¤i gibi, birçok ilac›n, zihnin nas›l çal›flt›¤›na
dair flu aralar gözde olan modeller uyar›nca ‘yeniden amaçland›r›lmas›’, gitgide daha s›k teflhis edilen baz› rahats›zl›klarda yaz›lan reçetelerin yeni markalarla dolmas›n› sa¤lad›. Her on okul çocu¤undan birinin Ritalin kulland›¤› ABD’de, çocuklara verilen psikotrop ilaçlar,
bu yeni markalar›n en s›k görüldü¤ü türlerden biri. Baflka hiçbir toplumda bu kadar fazla say›da çocuk, zihni do¤rudan etkileyen maddelerle beslenmiyor. Rose’un bu ilaçlar›n kullan›m ve sak›ncalar›yla ilgili elefltirisi, bu teflhis ve reçetelerin üzerine dayand›¤› zihin modellerini ele alan analizinin do¤al bir sonucu. Bu teorilerle, yerlerini ald›klar› önceki evrimsel psikoloji teorileri aras›ndaki benzerlik, bundan daha genel, daha gündelik bir alanda da geçerli: Toplumsal tabakalar›n belirlenmesinde kullan›lacak araç kutusunda art›k genetik ve
kimyasal yönlendirme de bulunan hayat›n, ekonomik ve kal›t›msal
300
baflar›n›n hedeflendi¤i mücadeleci bir rekabet olarak tan›m›nda. Rose’un kitab› bunun yerine, nörobilimsel araflt›rmalar›n geliflimci ve
dinamik bir temele oturtulmas›n› öneriyor. Yerini ald›¤› teori kadar
indirgeyici olmayan bu yaklafl›m -örne¤in, kamusal ilkelerin ya da sanayi mevzuat›n›n temelini olufltursa- teflhis ve ilaç yaz›m›nda daha
tedbirli olmay› gerektiriyor. Rose ayn› zamanda, burada ortaya koydu¤u ve öteki kadar determinist olmayan zihin modelinde, insan›n
öznelli¤ine daha genifl bir hareket alan› tan›nd›¤›n› savunuyor: Toplumlar›n esnekli¤i, zihnin esnekli¤inden geliyor.
21. Yüzy›l›n Beyni’nin on iki bölümünün ilk dördü, insan beyninin evrimi ve geliflimine, sonraki üç bölümüyse insan do¤as›na ve
zihne odaklan›yor. Kitab›n son k›sm›ndaysa nörobilim alan›nda at›labilecek ad›mlar ve bu ad›mlar›n ilaç sanayiine nas›l yans›yabilece¤i inceleniyor. Bilinçli bir flekilde evrimsel psikoloji gelene¤ini karfl›s›na alan Rose’un evrim anlay›fl›, geliflimci bir sistem teorisi çerçevesinde, bir autopoesis* biçiminde karfl›m›za ç›k›yor: “Organizmalar
bir ay›klanma iflleminin pasif ürünleri de¤ildir; kelimenin tam anlam›yla, kendi çevrelerini yarat›rlar.” Bu da söz konusu anlay›fl›, örne¤in Richard Dawkins’in The Selfish Gene’de (Bencil Gen) sundu¤u
teori ve benzerleriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda, fazlas›yla ön plana ç›kar›yor. Rose’a göre gen, do¤al ay›klanman›n anahtar birimi de¤il; o da
Gould gibi, bu birimin organizman›n bütünü oldu¤u kan›s›nda.
Genlerin içinde hareket ettikleri ortam›n geliflme sürecinde organizma taraf›ndan muhafaza edilmesi gibi, do¤al ay›klanmada da organizmalar›n kendi içlerinde ve birbirleriyle iflbirli¤i yapmas› tercih
ediliyor. Rose hormonlar›n kendi aralar›ndaki etkileflimine dikkat
çekerek, bizi, akl› insan›n evrimsel ‘baflar›lar›’n›n doru¤u olarak tan›mlayan ve beyne hak etti¤inden daha fazla önem atfeden komutakontrol modellerine karfl› uyar›yor. Rose, kal›t›m/ö¤retim ve gen/ortam gibi ikilemlerin (nature versus nurture) birer mit oldu¤unu savunuyor: Geliflim sürecindeki cenin “daima, hem yüzde 100 DNA’n›n
ürünü, hem de yüzde 100 o DNA’n›n çevresinin ürünüdür”.
Evrimsel psikolojinin temel sav›, insan›n bafll›ca evrensel özelliklerinin (ya da evrim geçirmifl di¤er türlerden farkl›l›klar›n›n) bun*) Yunanca auto, ‘kendi’ ve poiesi’, ‘yaratma’, ‘oluflturma’dan geliyor. fiilili biyologlar
Fransisco Varela ve Humberto Maturana’n›n 1970’lerde, biyolojik hücre örne¤inden yola ç›karak, bir bütün oluflturan ve sürekli kendini yenileyen (de¤ifltiren ve yok eden) a¤lardan oluflan sistemlere verdikleri ad. (ç.n.)
301
dan 600,000 y›l öncesinden 100,000 y›l öncesine kadar süren Pleistosen döneminin ‘evrimsel uyarlanma ortam›’nda ortaya ç›kt›¤› yönündedir. Teoriye göre, Afrika’daki ani iklim de¤ifliklikleri hayatta
kalmay› fazlas›yla zorlaflt›rarak, bu durumun üstesinden gelmek için
gerekli akli becerilerin ay›klanmas›na yol açt›. Steven Pinker, zihnimizin ‘mimarisi’nin, hücrelere bölünüp ço¤al›rken kendilerinden
önceki birey ve yak›n akrabalar›n genlerine olabildi¤ince sad›k kalmay› hedefleten, bir ay›klay›c› uyarlanma oluflturdu¤unu savunuyor. Oysa bu model, ne gen ne de beyin düzeyinde gerçekte var olan
biyolojik yap›lara ba¤l› kal›yor –kavramsal motifler beynin belli k›s›mlar›na ait de¤iller. Evrimsel psikoloji, davran›flsal genetik ya da
genetik determinizmden fark›n›, gen dizileriyle evrim geçirmifl davran›fllar› birebir efllefltiremeyece¤imizi savunarak koruyor. Bunun
yerine, herkesin genotipinde* kay›tl› bulunan genetik mekanizmalar›n yaratt›¤› zihnimizin mimarisinin, ‘ortalama flartlarda’ baz› davran›fl kal›plar›n›n oluflumuna ön ayak oldu¤u iddia ediliyor. Baflkalar›n›n ç›karlar›n› da gözetmemize neden olan niteliklerimizin evrimi,
ya benzer genlerin ‘akraba seçimi’ ya da (iktisadi oyun teorisinin göze göz difle difl stratejisinden türetilmifl) ‘karfl›l›kl› fedakârl›k’la aç›klan›yor. Bu sözde materyalist aç›klama, Rose’un da belirtti¤i gibi, bir
yanda avc›-toplay›c›lar›n yaflama flekliyle ilgili kurgusal anlat›lara,
di¤er yanda günümüz insan›n›n özelliklerini araflt›ran, istatisti¤e dayal› ve geçerlili¤i tart›fl›l›r çal›flmalardan ‘tersine ç›kar›m’ yöntemiyle elde edilmifl ifllevsel zihin teorilerine dayan›yor.
Görsel alg›, belki de beynin en çok incelenmifl ifllevi oldu¤u gibi,
uzun bir süredir zihni ele alan felsefi tart›flmalar› sürükleyen bir iz
olarak da karfl›m›za ç›k›yor. Ayn› zamanda, evrimsel psikoloji ve bu
doktrinin tercih etti¤i modüler zihin teorileri için de en verimli sahay› oluflturuyor: Pefl pefle gerçekleflen evrimsel uyarlanmalar, ilk
bak›flta bu karmafl›k sistemin kendine özgü ve görece özerk do¤as›n›n en iyi aç›klamas› gibi görünüyor. Beynin biçim, renk, hareket ve
yön ay›rt etmemizi sa¤layan bölgeleri belirlendi; bu bölgelerde bir
hasar meydana gelmesi ya da bu k›s›mlardan birinin al›nmas›, alg›n›n bu unsurlar›n› farkl› biçimlerde etkiliyor. (Bu bölgelerin haritas›n›n ç›kar›lmas› büyük ölçüde Japonlar›n, 1904’teki Rus-Japon Savafl› s›ras›nda Ruslar›n yüksek ilk h›zl› kurflunlar›yla yaralananlar
*) Bir canl›n›n genetik yap›s›. (ç.n.)
302
üzerinde yapt›klar› çal›flmalarla gerçekleflmiflti.) Jerry Fodor’un, Pinker’›n Zihin Nas›l Çal›fl›r’›n› elefltirdi¤i 1998 tarihli London Review of
Books makalesinde de belirtti¤i gibi, bu bölgeler duyusal verileri alg›sal alanda birlefltirmeden önce ifllemeye bafll›yor: Görsel yan›lsamalar›n, gerçek olmad›klar›n›n bilincinde olmam›za ra¤men sürmesi de zaten bundan kaynaklan›yor.
Rose’un bu modülleri bir ba¤lama oturtma çabas›n›n üç kulvar›
var: Geliflimci esnekli¤in alt›n› çizmek; kavraman›n bu unsurlar›n›n
görsel alanda nas›l birlefltirildiklerini ve di¤er duyusal verilerle nas›l bir ba¤l›lafl›m içinde olduklar›n› aç›klamak; alg› ve bilince dair
aç›klamalara belle¤in iflleyiflini de dahil etmek. Rose, beynin alg›n›n
unsurlar›n› bir araya getirifl yöntemlerinin, geliflimin erken safhas›nda içinde bulunulan ortam›n kendine özgü koflullar›na göre flekillendi¤ini ortaya koyuyor. Bir çocu¤un köyde ya da flehirde büyümesi, duyusal alg›da farkl›l›klara yol aç›yor. Bu yetenek, ay›klanmay› kolaylaflt›r›yor ama bu duruma modüler demek do¤ru de¤il: Bir
ortama mahsus devaml›l›klar›n erkenden tespit edilmesi, bir an önce sinaptik ba¤›nt›ya flekil verip en uygun alg›sal çerçeveyi oluflturarak, hayatta kalmay› kolaylaflt›r›yor. Rose’un beynin ifllevine getirdi¤i biyokimyasal aç›klama da yine bu organ›n dinamik yap›s›n›n
alt›n› çiziyor: Nöronlar›n say›s› ömrün büyük k›sm›nda sabit kalsa
da, biçimleri sürekli de¤ifliyor. “Nöronlar aras›ndaki ba¤›nt›n›n ya
da herhangi bir sinaps›n bugünkü durumu, geçmiflinin bir sonucu
oldu¤u gibi gelece¤ini de flekillendiriyor...[beynin] görünürdeki
dura¤anl›¤›, asl›nda sabit bir mimarinin de¤il, bir ifllemin istikrarl›l›¤›n›n dura¤anl›¤›d›r.” Rose, nöron faaliyetlerinin nüfus dinami¤inin de üstünde duruyor: Ço¤u, birbirleriyle zay›f bir etkileflim içinde bulunan nöronlar yar› özerk bir yap›ya sahipler, topluca harekete geçmeleri, en iyi kaos teorisi çerçevesinde anlafl›lan ‘sabit durumlar’ meydana getiriyor.
Rose’un sundu¤u model, bir dizi psikiyatrik vakan›n teflhis ve tedavisinde günümüzde hâkim olan ak›mlar› incelemek için bir temel
oluflturmakta. Rose, Kraepelin ve Bleuler’in 20. yüzy›l›n bafl›nda
oluflturdu¤u ak›l rahats›zl›klar› tipolojisinden bafllayarak, s›n›fland›rma konusundaki belli bafll› dönüflüm ve sapmalar› s›ral›yor. Bugün nüfusun yüzde 1 ile 2’sine, flizofreni ya da iki kutuplu (bipolar)
mizaç bozuklu¤u (manik depresyon) teflhisi konmufl durumda; genifl bir ‘kiflilik bozukluklar›’ dizisi de, bir di¤er yüzde 5’i etkiliyor. Bu
303
vakalar›n tedavisinde lobotomi ve lökotomilerin* yerini psikotropik
ilaçlar›n imalat›, yani 50 milyar dolarl›k bir küresel endüstri ald›. ‹lk
kitlesel dozaj 1970’te, kimi hâlâ bu ilac›n ba¤›ml›s› olan 12 milyon
‹ngilize reçeteyle verilen barbitüratlarla geldi. Bunu önce yaln›z flizofrenlere verilen, ama piyasaya ç›kt›ktan on y›l sonra tüm dünyada
50 milyon hastan›n kulland›¤› klorpromazinler takip etti: Bu ilac›n
yan etkileri Parkinson hastal›¤›n›n belirtilerine benziyor. Bir sonraki büyük ad›m, Valium gibi benzodiazepinlerle at›ld›; art›k ola¤anlaflan bir uygulamayla, daha ne yapt›¤› tam olarak anlafl›lmadan, ilaç
büyük bir s›kl›kla hastalara verilmeye baflland›. (Bu ilaç bir tür sinir
ileticisini etkiliyor). Önce 1972’de Prozac ad›yla, daha sonra Seroxat
(‹ngiltere) ve Paxil (ABD) isimleriyle piyasaya sürülen selektif serotonin geri al›m inhibitörleri, k›sa sürede antidepresan pazar›n› silip
süpürdüler. Hastalar›n yaln›zca üçte biri durumlar›nda bir iyileflme
bildirirken, ilac›n baz› hastalarda ortaya ç›kan, kimi cinayet ve intiharla sonuçlanan yan etkileriyse bir dizi önemli davan›n konusu oldu. Rose, biyokimyasal ba¤l›lafl›mdan nedenselli¤e s›çrayanlar› elefltiriyor: “Nörobilimciler beynin metabolizmas› ve sinir iletimi için
önemli bir molekül keflfeder etmez, flizofren veya bunal›m geçiren
bireylerde bu maddenin anormal düzeyde salg›land›¤›na dair bir
araflt›rma ortaya ç›k›veriyor.” Hemen ard›ndan da, yeni ya da zaten
piyasada bulunan bir ilac›n, bu biyokimyasal ifllemi etkiledi¤i anlafl›l›yor. ‹fl, sonunda, psikolojik vakan›n teflhisinin ilac›n etkilerine
dayanarak gerçeklefltirilmesine dek var›yor.
ABD, bafl e¤mez çocuklar›n denetiminde kullan›lan ilaçlar›n gelifltirilmesine öncülük etti. Amerikan Psikiyatri Kurumu’nun teflhis kriterlerini 1968’de standartlaflt›rd›¤› ‘hiperkinetik çocukluk reaksiyonu’, daha sonra s›ras›yla Minimal Beyin Hasar›, (hiçbir hasar bulunamay›nca) Minimal Beyin ‹fllev Bozuklu¤u, Dikkat Eksikli¤i Bozuklu¤u ve son olarak Dikkat Eksikli¤i/Hiperaktivite Bozuklu¤u
(DEHB)** ad›n› ald›. Rose burada da, teflhis kriterinin ba¤›nt›sall›¤›n›n üzerinde duruyor: Çocuklara dikkatsiz ya da hiperaktif teflhisinin
*) ‘Ruhsal’ bozukluklar›n beyin cerrahisiyle tedavi edilebilece¤ini savunan paradigma
çerçevesinde geliflmifl ve 20. yüzy›l›n sonlar›na dek Avrupa ve Amerika’da, özellikle kad›nlara yayg›n biçimde uygulanan ameliyatlar. Lobotomi, genellikle ön lobun bir k›sm›n›n al›nmas› ya da parçalanmas›, lökotomiyse beyindeki k›lcal damar ve sinirlerin kesilmesi anlam›na geliyor. (ç.n.)
*) S›ras›yla, Minimal Brain Damage, Minimal Brain Dysfunction, Attention Deficit Disorder
ve Attention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD). (ç.n.)
304
konulmas›, di¤erlerinin ‘normal’ davran›fllar›yla karfl›laflt›r›larak gerçeklefliyor. Rose’un metodolojik bak›mdan hatal› oldu¤unu iddia etti¤i bilimsel görüfl bu hastal›¤›n dopamin sinir iletimindeki bir bozuklukla ilgili, büyük ihtimalle kal›t›msal bir rahats›zl›k oldu¤unu
savunuyor. Tavsiye edilen tedavi metilfenidat, yani piyasadaki ad›yla
Ritalin kullan›m›: Zor çocuklara (ve gitgide daha s›k olarak gençlere
ve yetiflkinlere de) verilen bu amfetamin türevinin, ruh haliyle dikkat
toplama üzerinde olumlu etkileri var. Bugün ABD’de yaklafl›k 8 milyon kifli reçeteyle bu ilac› kullan›yor; bir hayli geride olan ‹ngiltere’de
ayn› rakamlar henüz yüz binlerde geziniyor ama h›zla yükseliyor. Financial Times bile insafa gelerek, ABD’de bu ilaçlar›n kullan›m›n›n
ani yükseliflinin, s›n›flardaki ortalama ö¤renci say›s›n›n artmas› ve
okul bütçelerinin daralmas›yla ayn› süreçte gerçekleflti¤ini yazd›.
‹laç, gerçekten çocuklar›n ço¤unun s›n›f içinde daha sakin olmas›n›
sa¤l›yor, ancak bu sonuç davran›fl bozukluklar›n›n sebepleri üzerinde durulmadan elde ediliyor. Rose’un da belirtti¤i gibi gidiflat, bir dizi toplumsal meselenin özellefltirilip kimyasal bask›yla has›r alt› edilmesi, yani: ‘toplumu uyarlamak yerine akl› uyarlamak yönünde’.
Rose, ilerde nörobilimin muhalif birey ya da gruplar›n belirlenip
zaptedilmesini sa¤layabilece¤i ve mutlulu¤un ilaçlarla sa¤land›¤›
Brave New World’ün* imkânlar›n› da gözden geçiriyor. Beyin görüntülemesindeki son geliflmelerin, özellikle de fMRI** tekni¤inin
duygusal ve zihinsel ifllemleri ‘okuyarak’ bireyin gelecekteki davran›fllar›n›n tahmin edilmesini sa¤layaca¤›n› uman büyük flirketler ve
devletler, bu araflt›rmalara büyük yat›r›mlar yap›yorlar. Elbette Rose, bu konuda flüpheci: Beynin esnekli¤i ve karmafl›kl›¤› bu alandaki çal›flmalar› gitgide daha dolambaçl› hale gelen istatistiki ba¤›nt›lara mahkûm ediyor; bu da insan davran›fllar›n›n sebepleri hakk›nda bize pek bir fley söylemiyor. Ayn› sorunlar, nörogenetik için de
geçerli. Bu araflt›rmalar için ayr›lan devasa bütçelere ra¤men, belli
gen ya da gen dizileriyle cinsel tercih ya da fliddete baflvurmak gibi
davran›flsal fenotipler*** aras›nda güvenilir bir ba¤l›lafl›m buluna*) Aldous Huxley’nin 1932 tarihli roman›. (ç.n.)
**) Functional magnetic resonance imaging: ‹fllevsel manyetik rezonans görüntüleme tekni¤i; farkl› duyusal veriler karfl›s›nda beynin hangi k›s›mlar›n›n (beyindeki kan dolafl›m›
ve sinir iletiminin izlenmesiyle) tepki verdi¤ini ölçerek beynin ifllevsel haritas›n› ç›karmay› amaçlayan tart›flmal› teknik. (ç.n.)
***) Phenotype, bir grup ya da bireyin genotipinin çevreyle iliflkisi sonucu ortaya ç›kan,
gözlemlenebilir özellikleri. (ç.n.)
305
mad›; bu da, beklendi¤i üzere, (baflka fleye) indirgenemeyecek geliflimsel ve toplumsal etkenlerin iflareti. Genetik hastal›klara karfl›
koymak (ya da belli bir özelli¤i gelifltirmek) için insan embriyonunun yap›s›yla oynaman›n (bütün bu ifllemlerin hesaplanamazl›¤›ndan kaynaklanan) bilimsel güçlü¤ünün ötesinde, baz› genlerin yap›s›n›n de¤ifltirilmesinin, bu genlerin bireyin gelifliminde önemli
rolü olan di¤er genlerle etkileflimi sonucu ortaya ç›kacak beklenmedik durumlar var. Ayn› fley farmakogenetik, yani bir ilac›n bireysel bir genetik profile uygun olarak gelifltirilmesi için de geçerli.
Karmafl›k psikolojik vakalar›n, bir yandan birçok genin birbiriyle
farkl› biçimlerde kaynaflarak bir araya gelmesi, bir yandan da çevreyle iliflkinin, geliflim sürecine etkisiyle gerçekleflti¤ini iddia eden
Rose’a göre, bu yeni tedavi yöntemlerinin aniden iyi sonuçlar vermeye bafllamas› çok düflük bir ihtimal.
Rose gelecekle ilgili tart›flmalar›n›, ‘nöroetik’ konusunu ele alarak
noktal›yor. Biyoteknoloji alan›n›n h›zla büyümesi ve bu alanda faaliyet gösteren flirketlerin say›s›n›n katlanarak artmas›, baz› seçmenlerin vicdanlar›n›n rahatlayabilmesi için kimi özel, kimi kamusal bütçelerle desteklenen çok say›da etik komitenin ortaya ç›kmas›na yol
açt›. Bu komitelerde, evrimsel süreçlerden etik kodlar ç›karman›n
uygulanabilir olup olmad›¤›ndan, adli davalarda nörobilimsel kan›tlar kullan›m›n›n cezai ehliyete etkisine dek birçok soru tart›fl›ld›.
Rose bu alandaki demokratik eksikli¤e dikkat çekiyor: Hükümetler,
(örne¤in, insan kök hücrelerinin kullan›m› ya da GO -geneti¤iyle
oynanm›fl- ürünlerin gelifltirilmesinde oldu¤u gibi) ifllerine gelmedi¤i zaman uzman panelleri ya da kamuoyunu yok saymaktan çekinmediler. Bat› toplumunun daha zengin olan üçte ikisinin bir k›sm›n›n bu yeni tedavi ve ilaçlardan faydalanabilece¤ini kabul eden Rose, imtiyazlar›n korunmas›nda eski yöntemlerin yeni yöntemlerden
daha etkili olmay› sürdürece¤ini savunuyor: yani, belle¤i gelifltirici
ilaçlar de¤il, özel okullar. Rose genetik ve nörobilimsel ilerlemelerin, yasal hak ve sorumluluk anlay›fl›m›za, yetiflme ortam›yla ilgili
geçmiflte yap›lan araflt›rmalardan daha fazla etkisi olaca¤›n› düflünmüyor. Ona göre, herhangi bir belirleyici etken bulunma ihtimali
yok; toplumumuz ‘günahlar›yla sevaplar›yla adli yarg› sisteminin
ampirik sa¤duyusu’na güvenmeyi sürdürecek. Rose’a göre geliflimin
evrimsel, geliflimci ve tarihi niteliklerini bar›nd›ran bir materyalizm,
“davran›fllar›m›zdan sorumlu oldu¤umuz gerçe¤ini ... ve yaflad›¤›306
m›z dünyay› tekrar tekrar bafltan yaratmam›z› sa¤layan irademizi”
de muhafaza etmeli.
Maalesef Dostum Darwin’de Hilary Rose, “neo-liberalizmin, hâkimiyet alan›n› geniflleterek yeniden güçlenmesinin, yeni bir ‘biyoloji
eflittir kader’ dalgas› için en uygun ekolojik yuvay› sa¤lad›¤›”n› iddia
ediyor. Steven Rose 21. Yüzy›l›n Beyni’nde, bu paradigman›n baz› ilkelerinin Bat› toplumunun her katman›ndan genifl kesimlerce nas›l
benimsendi¤ini gösteriyor: Kronikleflmifl toplumsal sorunlara çare
arayan hükümetler, sorumluluklar› alt›ndaki çocuklar› kontrol edemeyen çaresiz ana-babalarla okullar ve markalaflt›r›lm›fl çözümlerden kâr etmek için kurulan ilaç imalat flirketleri, ilk akla gelenler.
‘‹fllev bozukluklar›’n› düzeltmek için beynin unsurlar›n›n ay›klanarak yap›lar›n›n de¤ifltirilebilece¤i fikri, elbette büyük ölçüde, genlerle fenotipler aras›nda güvenilir bir ba¤l›lafl›m bulundu¤unu savunan
neo-Darwinci iddiaya dayan›r: Akl›n bu modüler tan›m›na göre,
beynin farkl› parçalar› farkl› davran›flsal güdüleri ve yetenekleri bar›nd›r›yor. Bu teori, bu modüllerin iflleyifl biçimlerinin, onlar› harekete geçiren ya da bast›ran biyokimyasal sinyallere müdahale ederek
de¤ifltirilebilece¤ini savunuyor. Pinker ‘akla dair düzinelerce s›rr›n,
art›k yaln›zca basit sorulara dönüfltü¤ü’nü yazm›flt›. Önce uyum sa¤lamaya yönelik davran›fllara dayal› hipotezler oluflturabilmek için
tersine ç›kar›mla elde edilen bu ‘sorular,’ flimdiyse, zaten psikotropik ilaçlar›n etkilerinden elde edilen istatistiklere dayal› verilerle teorilefltirilmifl olan rahats›zl›klar›n, biyokimyasal sebeplerinin tespiti
için ilaç sanayii flirketlerinin hizmetine kofluluyor.
Rose’un beynin geliflim ve ifllevine getirdi¤i tutkulu, tart›flmac› ve
ampirik verilerle dolu aç›klama, evrimsel psikolojiye karfl› duruflunu, yirmi y›ll›k bir araflt›rma ve tart›flma sürecinde bileylenmifl olman›n kendine güveniyle ifade ediyor. ‹nsan beyni ve akl›n›n karmafl›kl›¤›yla toplumsal geliflmenin ve dilin kamusal do¤as›n› ortaya
koyan bulgular›, onu genetik, biyokimya ve nörobilim alanlar›ndaki
araflt›rmalar› günümüzde sürükleyen ak›mlar karfl›s›nda kuflkucu ve
karamsar olmaya, hatta en zoraki savlara karfl› (memnuniyetle karfl›lad›¤›m›z) küçümseyici bir tav›r almaya itiyor. Ancak Rose’un -nörobilimin akl› aç›klama ve beyni tamir etme ve yönlendirme iddias›na karfl›- savundu¤u s›n›rlar, birçok farkl› teorik ve ampirik sava dayanarak çizilebilir. Afla¤›da, Rose’un yaklafl›m›ndaki baz› kar›fl›kl›klar› ortaya koymak ve bu yaklafl›m› de¤ifltirip gelifltirebilmenin yol307
lar›n› önermek istiyorum. Baz› yerlerde bu, Rose’un yok sayd›¤› ya
da bir kenara atmakta aceleci davrand›¤› baz› görüfllerin daha olumlu de¤erlendirilmesi demek oluyor.
Felsefi düalizmin daha ‘elle tutulur’ ampirik bir yaklafl›ma yenilmesi, ak›l ve beyinle ilgili bilimsel yaz›larda s›k s›k de¤inilen bir
noktad›r. Rose’un aç›klamas›, öncelikle ‘Kartezyen homunculus’*
(görüfllerini paylaflmad›¤› Dennet’in terimi) kavram›n› hedef al›yor: Yani, beyinde duyusal verileri al›p emirler veren merkezi bir
idari bölge oldu¤u varsay›m›n›. Bu, sorunu homunculus’un nas›l çal›flt›¤› flekline çevirmekten ileri gitmiyor. Rose’a göre, Cromwell
döneminde beynin daha gerçe¤e uygun bir kesitinin elde edilmesi
materyalist bir aç›klaman›n kap›s›n› açt›, ancak homunculus fikrinin reddi, “nörobilim tarihinde henüz yeni kendini gösteriyor”.
Rose “homunculus’un... benlik anlay›fl›m›z› oluflturan ve dilin gündelik kullan›m›nda karfl›m›za ç›kan ‘ben’ haliyle varl›¤›n› sürdürdü¤ü”nü öne sürüyor; bu tabii ki tart›fl›l›r bir durum. Birinci tekil
flah›s zamirinin günlük kullan›m›, ille içeride bir homunculus’un,
ya da herhangi bir benlik kavram›n›n varl›¤›na inan›lmas› m› demektir? Rose bu tart›flmaya “Spinoza’n›n determinizminin her fleye ra¤men akl› beyinden ayr› tutan ve onun bir tür paralel evrende iflledi¤ini savunan bir görüflü korudu¤u”nu ve bu yaklafl›m›n
“iki yüzy›l boyunca hemen hemen hiçbir felsefeci taraf›ndan sorgulanmad›¤›”n› öne sürerek devam ediyor. Bu iddia, “Hume ve
Locke gibi on sekizinci yüzy›l rasyonalistlerinin zihnin anlafl›lamazl›¤›”n› ortaya koymalar›yla destekleniyor. Hume ve Locke’un
rasyonalist düflünürler olarak s›n›fland›r›lmalar›na kulak t›kay›p,
Kant’›n numenon’uyla Hegel’in Geist’›n›n (herhalde) tuhaf paralel
dünyalarda gezindi¤ini varsayarsak, Marx ve Nietzsche, bu genellemenin kronolojik sonunu oluflturuyor olmal›. Burada Colin
McGinn’in temsil etti¤i ‘modern felsefeciler’in hemen hepsinin nörobilimin, her ne kadar ilgi çekici bir alan olsa da, ‘qualia** ya da
bilinç gibi felsefenin daha geleneksel meseleleri’nin üstesinden gelemeyece¤ini düflündü¤ü görüntüsü çiziliyor.
*) Homo-minis’ten, küçük adam. Cenine, daha yumurtadaki haliyle tüm uzuvlar› oluflmufl bir bedenin mikroskopik bir kopyas› oldu¤una dair eski inan›fla göre verilen isim.
(ç.n.)
**) (Lat.) ne tür, duyusal deneyimde alg›lanan fleyin niteli¤i, örne¤in rengin k›rm›z›l›¤›.
(ç.n.)
308
Ömrünü tamamlayan homunculus’un yerine Rose, “beynin,
farkl› k›s›mlar›n›n özelleflmifl ifllevlerinin uyum içinde bütüne katk›da bulundu¤u, klasik bir anarflist komünü gibi hareket etti¤i”
fikrini tercih ediyor. Rose, nörobilimin alan›n›n s›n›rlar›n› çizmek
ve felsefi önemini vurgulamak amac›yla, bir çeflit ak›l/beyin kimlik
teorisi ortaya koyuyor: “Ö¤renim ve bellek, beynin diliyle zihnin
dilinin paralel olarak tek bir blo¤a ifllendi¤i ve ikisi aras›ndaki tercüme kurallar›n› deflifre etmemizi sa¤layabilecek bir Reflit Tafl›*
oluflturabilir.” Örne¤in, k›rm›z› görmek, “beyin dilinde belli bir
nöron toplulu¤unun faaliyeti ad›n› verdi¤imiz fleye, zihin diliyle
verdi¤imiz isim oluyor”. Rose, bir düflünce deneyi olarak, dene¤in
k›rm›z› bir otobüsü alg›lad›¤› s›rada beyninde meydana gelen tüm
faaliyetleri kaydedebilecek, her fleyi gören bir ‘serebroskop’** tasarl›yor: “Bu gözlemci söz konusu faaliyetlerin tamam›n›n, benim
otobüsü gördü¤üm, vs. s›rada gerçekleflen zihinsel ifllemlerin, beyin dilinde ifade edilifli oldu¤unu söyleme hakk›na sahiptir.” Öyleyse yeniden soral›m; sorun nerede?
Görünen her fleyi tasvir edip tercüme kurallar›n› da belirleyebilirsek, bir sorun olmayabilir. Ancak Rose’un kendi ampirik çal›flmas› bu tabloyu karmafl›klaflt›r›yor: Bütün verileri ortaya koyup bunlar› tekrar zihin diline tercüme edebilir miyiz? Rose’un cevab› flöyledir: “Hay›r. Herhangi bir nöronun atefllenme kal›b›n›n yorumlanabilmesi, o nöronun tarihçesinin bilinmesine ba¤l›d›r.” Geliflim sürecindeki esneklik, ayn› ›fl›k dalgalar›na farkl› beyinlerde baflka nöronlar›n tepki vermesi anlam›na gelebilir. Daha da önemlisi, bu esnekli¤in bireysel yaflamöykülerinin çeflitlemeleriyle birleflmesi, “Do¤umdan bugüne sonsuz say›da nöronun tarihinin, k›rm›z› bir otobüsün bana do¤ru geldi¤i deneyimini ifade ediyor olmas›” anlam›na
gelebilir. Rose bunun, teklif etti¤i Reflit Tafl›’n› nas›l etkileyece¤ini
ele alm›yor, ama bu etkinin büyük olaca¤› aç›k: E¤er zihinsel kavramlar sonsuz bir de¤iflkenlikle olufluyorsa, ‘beyin dili ile zihin dili’
aras›nda sabit tercüme kurallar›n›n varl›¤›ndan nas›l söz edilebilir?
Rose daha sonra, serebroskopun bir önermenin de¤erlendirilmesi
sürecinin aflamalar›n› belirlemede kullan›l›p kullan›lamayaca¤›n›
tart›fl›rken, daha tedbirli bir görüfl dile getiriyor: “‹fl, söz konusu zi*) Rosetta Stone, 19. yüzy›l bafllar›nda Nil Deltas›’n›n bat›s›nda, Reflit’te bulunan ve M›s›r hiyerogliflerinin deflifre edilmesine ön ayak olan tafl. (ç.n.)
**) (Lat.) cerebrum -beyin- ve -scopium- bakma; beyin gözlemcisi. (ç.n.)
309
hinsel ifllemleri mümkün k›lan beyin bölgelerini belirlemeye gelince,
serebroskobun gözlem gücü yetersiz kal›r.” Rose’un, evrimsel psikolojiye karfl› gelifltirdi¤i indirgeme karfl›t› yaklafl›m› destekleyen geliflimsel esneklik anlay›fl›n›n, nörobilimin zihinsel faaliyetlerle ilgili
bulgular›n›n istatistiki ba¤›nt›lardan öteye gitmemesine getirdi¤i
aç›klamaya zarar verme ihtimali var. Rose, bir yandan Reflit Tafl›’n›
elinde tutmak, öte yandan bu tür kimlik teorilerine özgü indirgeyici sonuçlar› bir kenara atmak istiyor, ancak bunu baflaram›yor.
Çeflitli ya da de¤iflken gerçeklefltirmeyle ilgili felsefi tezi Hilary
Putnam ve Jerry Fodor’a borçluyuz: ‹fllevsel ya da yönelimsel terimlerle tan›mlanabilen benzer ruhsal durumlar›n birçok farkl› maddesel tezahürü olabilir. Rose ifllevselcili¤in baz› türlerine, özellikle de
Pavlov’un ö¤rencilerinden biri olan Anohin’in çal›flmalar›na yak›nl›k
duydu¤unun ipuçlar›n› veriyor. Anohin, tavflanlar üzerinde yapt›¤›
deneyler s›ras›nda, baz› nöronlar›n atefllenme kal›plar›n›n, belli bir
hedefe yönelik faaliyetlerle çak›flt›¤›n› gözlemledi. Rose’a göre buradaki ‘önemli nokta’ flu: “Sistemler beyinde soyut bir varl›k sürdürmüyorlar; onlar› oluflturan, eylemlerimizin ta kendisi, ve onlar da
t›pk› bu eylemler gibi gelip geçici ve dinamikler.” Zihin ve beyin dili söz konusu oldu¤unda, çeflitli gerçeklefltirme fikirlerinin sa¤lam
bir indirgeme karfl›tl›¤›n›n temelini oluflturdu¤u fleklinde bir görüfl
birli¤i var. Ancak materyalist bir çerçeveden bak›nca, biraz daha
aç›klama gerekiyor: E¤er bunu maddesel ba¤›nt›lar›ndan yola ç›karak yapm›yorsak, -ister fenomenlerden, ister alg›dan, ya da farkl› ifllem veya durumlardan bahsedelim- bu zihinsel kavramlar› hangi
kritere göre birlefltiriyoruz? ‹fllevselcilik, bu soruyu cevaplaman›n
bir yolu olabilir, ancak Rose’un kimlik teorisinin hatal› bir uyarlamas›na ba¤l›l›¤›, onu bu yola girmekten al›koyuyor. Bunun sebebi,
ifllevsel zihin teorileriyle zihnin gelifliminin evrimsel aç›klamalar›
aras›ndaki geleneksel uyum olabilir. Zihinsel faaliyetlerin, organizman›n bütününün faaliyeti içinde oynad›klar› role gönderme yap›larak tan›mlanmalar›, de¤iflik koflullardaki tezahürlerine karfl›n, benzer mekanizmalar›n bir ya da daha fazla türün evrimi s›ras›nda nas›l
ay›klanm›fl olabilece¤ini anlamam›z› sa¤lar.
Örne¤in, a¤r›y› hissetme biçimlerinin farkl› flartlarda farkl› flekillerde gerçekleflti¤i öne sürülebilir: Bu durumda, do¤urdu¤u bütün
tepkileri de içeren bir a¤r› mekanizmas› gelifltirmek, ay›klanmada
üstünlük sa¤layacakt›r. A¤r› tepkisinin alt›nda yatan fiziksel siste310
min temel unsurlar›, türden türe farkl›l›klar gösterse de, ifllevsel terimlerle tasvir edilerek evrimsel sürecin bir parças› olarak aç›klanabilir. Duyusal ve motor sistemlerin di¤er unsurlar› da ayn› kapsamda incelenebilir. ‹ndirgemecili¤in farkl› flekilleri var: Bu görüfl, bu
psikolojik sistemlerin belli bedensel durumlara indirgenmesine karfl› koyuyor ve zamanla gerçekleflen evrimsel de¤iflim yoluyla, bu sistemlerin geliflimine materyalist bir aç›klama getiriyor. Bu bizi, insan›n duygusal davran›fllar› veya dil ö¤renimiyle ilgili, Dawkins ya da
Pinker’›nkine benzer evrimsel aç›klamalara do¤ru mu sürükleyecektir? Rose’un ampirik araflt›rmalar› ve savlar›ndan baz›lar›yla hiç yoksa ters düflmeyen sebeplerden dolay›, benim buna cevab›m ‘hay›r’d›r.
Beynin esnekli¤inin, çeliflki yaratan bir niteli¤e dönüflmesine gerek
yok. Görsel korteksin (bedensel) unsurlar› geliflimsel sürecin (az
çok kestirilebilir) yasalar›na göre belirlenebilir; öte yandan, herhangi bir bireyin dile yatk›nl›¤› ve davran›flsal veya duygusal profili son
derece esnek, dolay›s›yla belli toplumsal ortamlara fazlas›yla duyarl› olabilir. Arnette Karmiloff-Smith Maalesef Dostum Darwin’de buna
benzer bir görüfl ortaya koyarak, insan evriminin, sürekli uyarlanmay› sa¤layabilen ve say›lar› gitgide artan birçok ö¤renme mekanizmas›n› ortaya ç›kard›¤›n› savunuyor. “Evrim, insano¤lunun hayatta
kalmas›na en büyük katk›y›, bir yandan karmafl›kl›¤›n ç›tas›n› sürekli yükseltip, di¤er yandan üst düzey zihinsel ifllevlerin sabit kal›plar halinde özelleflmelerini engelleyerek yapt›.”
Ancak bu durum yine bir aç›klama gerektiriyor. Dawkins evrimsel psikolojinin, karmafl›k ve uyarlanmaya yönelik gibi görünen davran›fllar›n nas›l ortaya ç›kt›¤› sorusuna materyalist bir cevap verdi¤ini öne sürmüfltü. Chomsky’nin evrensel dilbilgisi teorisi, k›smen
‘uyar›n›n sefaleti’ diye tarif etti¤i fleye verilen bir tepki olarak anlafl›labilir: Az say›da kelime ve bunlar› bir araya getirme yollar›n›n kavranmas›, bir dizi kapsaml› sözdizimi kural›n›n ö¤renimiyle sonuçlan›yordu. Pinker’›n dil ö¤renimi modülü her iki stratejiyi birlefltirerek, birbirine benzer, evrensel sözdizimsel yap›lar›n varl›¤›na evrimsel bir aç›klama getiriyor. Jerry Fodor da ‘do¤ufltanc›’ ad›n› verdi¤i
görüfle, benzer sebeplerden dolay› kat›l›yor: “Dilbilimsel yap›lar›n
geneti¤e ba¤l› oldu¤unu savunan do¤ufltanc› aç›klamalar›n bir alternatifi olmas› pekâlâ mümkün, ancak henüz bu alternatifi gören olmad›.” ‹nsan duygular›n›n karmafl›kl›¤›n›n, materyalist ve indirgeme karfl›t› görüflleri, benzer bir aç›klama yükümlülü¤üyle karfl› kar311
fl›ya b›rakt›¤› öne sürülebilir. Rose’un bu konuda Antonio Damasio’ya güveniyor olmas› ifli kolaylaflt›rm›yor, çünkü Damasio da ifllevsel oldu¤u iddia edilen duygularla ilgili sorulara evrimsel psikolojinin verdi¤i cevaplara mahkûm. Ayn› flekilde, flempanzeninkinden daha geliflmifl bir zihnin -ve benzer inanç ve arzulara sahip baflkalar›yla iliflki içindeki bir benlik- teorisinin ortaya ç›k›fl›n› aç›klaman›n zorlu¤u da, özellikle otizmi inceleyen araflt›rmalar ›fl›¤›nda,
daha kapsaml› bir çerçevede ele al›nmal›yd›.
Rose’un karmafl›k zihinsel durumlar›n ve dilin geliflimine getirece¤i aç›klaman›n toplumsal faaliyetlere dayal› olaca¤›, 21. Yüzy›l›n
Beyni’nde aç›kça görülüyor. O, dilin avc› toplay›c› toplumlardaki iflbölümü, araç kullan›m› ve toplumsal hayattan sonra geldi¤i, aflamal› ve geliflimci bir modeli tercih ediyor. Dil ve imgesel ifade, ayn› aile ya da grubun üyelerinin birbirini anlamalar›n›n en etkili yolu
olarak, kültür ve toplumsal organizasyonla ayn› anda ve eflit ölçüde
gelifliyor. Fodor’un bütün söylediklerine karfl›n, bu teoriyi kabul
edilmez k›lan bir fley yok; ancak daha ikna edici olmas› için, semantik anlam ve sözdizimsel kurallar›n taklit, tekrar, oyun, etkileflim ve
toplumsal rollerin benimsenmesi yoluyla ö¤reniminin en az›ndan
ana hatlar›yla ortaya konmas› gerekti¤i de kesin. Rose’un bunu tek
bafl›na yapmas›na gerek yok, ancak evrimsel psikolojinin (aç›klay›c›) projesini reddettikten sonra, rakiplerini karfl› karfl›ya b›rakt›¤›
sorular›n çerçevesini de aç›kça ortaya koymas› gerekiyor. Beynin
esnekli¤ini vurgulayan bu dinamik modeli ikna edici k›lan ampirik
kan›tlarla dolu olmas›, Rose’un kitab›n›n en önemli silah›: Böylece,
evrimsel psikoloji ve ilaç sanayii flirketlerinin öncelik verdi¤i araflt›rmalar› yönlendiren iddialara kuflkuyla yaklaflmas› da desteklenmifl oluyor. Ancak teorik aç›dan, zihinsel ifllemlerin de¤iflken gerçekleflmesi tezinin üstünde daha fazla durmas›, Rose’un Reflit Tafl›’n› bir kenara b›rakarak, zihne dair farkl› materyalist aç›klamalar› keflfetmesini sa¤layacak gibi görünüyor.
Hilary Rose’un neo-liberalizmin yükseliflinin, (‘biyoloji eflittir kader’in 1980 ve 1990’lara uyarlanm›fl biçimi olan’) evrimsel psikolojinin balay› için en uygun arka plan› oluflturdu¤u yönündeki tespiti,
toplumsal sorunlara kimyasal çözümler sa¤layan ilaç sanayii flirketlerinin nas›l böylesine büyüdü¤ünü de aç›klayabilir. Bu vahfli rekabet ortam›, neo-Darwinizmin ortaya koydu¤u, difl ve pençelerinden
kan damlayan do¤a kurgusuyla gayet uyumlu; üstelik flimdi ayn› or312
tam, bu çark›n difllerine oturmayanlar› uyuflturmak ve insano¤lunun yeteneklerini gelifltirmek peflinde olan büyük flirketler için hem
mali saik, hem de etik arkaplan oluflturuyor. Sol’un, evrimsel ve biyolojik benzetmelerin günümüzde insan davran›fllar›na da uyarlanmas› karfl›s›ndaki kuflkuculu¤u kimseyi flafl›rtmamal›: kat› bir neoDarwinizmin insan kültürünün belirleyici bir etkenine dönüflmesi,
ekonomik ve toplumsal konular çerçevesinde, paray› veren düdü¤ü
çalar zihniyetini meflru k›lmak için tasarlanm›fl gibi görünüyor.
Stephen Jay Gould, Dawkins’in memlerinden* bahsederken, “e¤er
kültürel de¤iflimi ille bir biyolojik benzetmeyle aç›klamak istiyorsak,
evrim yerine enfeksiyon kavram›n› kullanma”y› önermiflti. Elbette,
biyolojik benzetmelerin nesnel bir tespiti ifade etmeyen betimlemelerden ibaret oldu¤u öne sürülebilir: Virüslerin bir organizmadan di¤erine nas›l geçti¤ini incelemek, bize toplumsal de¤iflimin sebepleri
hakk›nda ne ö¤retebilir ki? Ancak bütün bu (yaln›z enfeksiyon de¤il, Gould’un tekrarlanma** ve kesintili dengesi*** ve Rose’un da
onaylad›¤› geliflimci ve dinamik sistem teorisi gibi) benzetmeler, en
az›ndan günümüze damgas›n› vuran ‘biyokimya eflittir kader’ dalgas›n› bir ba¤lama oturtmaya yar›yor. Beynin evrimsel geliflimini, biyolojik s›n›rlamalarla uyarlanmac› olanaklar›n diyalekti¤i ve bu diyalekti¤in içerdi¤i tesadüfi dönüflümleri ve ay›klanmac› bask›y› inceleyerek infla etmeliyiz; insan do¤as› ve ekonomik geliflmenin ilk aflamalar› hakk›ndaki bilgilerimiz de, elbette bu temele dayanmal›. Mesele, bundan daha fazlas›na heves etmemekte.
Materyalist bir bak›fl aç›s›n›n, insan›n do¤as›n›n biyolojik temellerini inceleme çabalar›n› memnuniyetle karfl›lamas› gerekti¤ine
flüphe yok, ancak farkl› kulvarlara ait aç›klamalar› birbirleriyle kar›flt›rmamak gerek. E¤er akl›n ifllevleri hem (görsel korteks gibi)
ay›klanmayla biçimlenmifl ve fazlas›yla programl›, hem de (dil bece*) Memes, mimeme’den –taklit edilen fley; Richard Dawkins Bencil Gen’de birinin akl›ndan bir di¤erininkine aktar›labilecek her bilgiye ‘mem’ ad›n› verir. Davran›fl, duygu ve
düflünceleri bar›nd›ran memler, bu memleri bar›nd›ran dinler, flark›lar, konuflma kal›plar›, vs. yoluyla insandan insana aktar›l›r. Dawkins’e göre kültürel evrim, memlerin, t›pk› bedendeki genler gibi, önceki bilgileri bir nesilden di¤erine tafl›mas›yla mümkün olur.
Buna göre kültürel evrim, memetik biliminin konusudur. (ç.n.)
**) Ex-(ad)aptation’dan, exaption; bir biyolojik ifllevin yap›s› ya da bir özelli¤inin, evrim
sonucu ay›klanmas›na yol açan flartlarda yerine getirdi¤inden farkl› bir ifllev kazanmas›.
(ç.n.)
***) Punctuated equilibrum; fosillerin jeolojik aç›dan k›sa süreler içerisinde birçok yeni
türün ortaya ç›kt›¤›n› göstermesinden yola ç›karak, k›sa sürede büyük evrimsel dönüflümler yafland›¤›n› savunan teori. (ç.n.)
313
rileri gibi) büyük oranda sonradan ö¤renilip son derece de esnek
olabiliyorsa, toplumsal konular› ele al›rken indirgeyici bir yaklafl›m
benimseyenlere, insan do¤as› ve zihnine yönelik bilimsel araflt›rmalara s›rt çevirmeden karfl› koymak da mümkün olmal›. Gould’un da
belirtti¤i gibi, beynin konuflma gibi daha karmafl›k ifllevleri, beynin
(duyusal alg› ya da motor denetimin geliflmesi gibi) asl›nda tamamen farkl› evrimsel sebeplerle büyümesinin yan etkisi olarak tesadüfen ortaya ç›km›fl olabilir. O zaman yeryüzündeki diller -ya da
ekonomik, toplumsal veya kültürel oluflumlar- aras›ndaki yap›sal
benzerliklere getirilecek her aç›klama, hem geliflme sürecini, hem de
bu geliflme sürecinin içinde gerçekleflti¤i toplum ve çevrenin bu sürece etkilerini hesaba katmak zorunda kalacakt›r. Rose’un biyolojik
ve nörobilimsel araflt›rmalar›n›n alan›n›n çerçevesinin, kimlik teorisinin zay›f felsefi temelleri üzerine kurulmufl olmas›, bu araflt›rmalar›n baflka alanlar› da etkileyebilecek bulgular›n›n önünü t›k›yor;
farkl› aç›klama ve anlat›m biçimleriyse, birbirlerini ayd›nlat›p gelifltirebilecekleri biçimde ele al›nacaklar›na, hem yanl›fl tan›mlanm›fl,
hem de geleneksel biçimde s›n›fland›r›lm›fl. Beyni, zihni ve toplumlar› ele alan teorileri daha faydal› olacaklar› biçimde bir araya getirmek, farkl› alanlara ait yöntem ve benzetmelerin birbirini ayd›nlatt›¤›, disiplinler aras› bir çal›flma gerektiriyor. Farkl› görüfllerin, insan
do¤as›na dair kasvetli bir karamsarl›ktan yeni ak›m ve tedavilerle ilgili hiperaktif bir heyecana dek uzand›¤› ve temel konular›n hemen
hiçbirinde bir uzlaflma sa¤lanamayan bugünkü tart›flmalara bak›l›rsa, bu proje henüz ergenlik döneminde. Bu ba¤lamda Rose’un, bugün Ritalin’le gerçeklefltirilen toplumsal deneye -yani, toplumun
ekonomik olarak marjinalize edilmifl kesimleriyle fazlas›yla örtüflen
psikolojik bir alt-s›n›f› ilaçla yat›flt›rmaya- siyasal ve bilimsel olarak
karfl› ç›kmas› desteklenmeli. 21. Yüzy›l›n Beyni, özellikle de e¤itim
ve medya kurumlar›n›n ilaç sanayiin kâr aray›fllar›na kay›ts›zca teslim olduklar› düflünülünce, bu alanda ihtiyaç duyulan bir müdahaleyi gerçeklefltiriyor.
(Türkçesi: Batu Boran)
314

Benzer belgeler

Skinner ile Tolman Kuramlarının Karşılaştırılması ve Bu

Skinner ile Tolman Kuramlarının Karşılaştırılması ve Bu baflar›n›n hedeflendi¤i mücadeleci bir rekabet olarak tan›m›nda. Rose’un kitab› bunun yerine, nörobilimsel araflt›rmalar›n geliflimci ve dinamik bir temele oturtulmas›n› öneriyor. Yerini ald›¤› te...

Detaylı